V. Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu Gerçekleştirildi!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi  Disleksi Kulübü ve Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlenen “V. Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım” sempozyumu düzenlendi. Etkinliğe, alanında uzman pek çok  konuşmacı katıldı. 

Birçok farklı üniversiteden, çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katıldığı sempozyumun moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Kulüp Başkanı Berkay Karpuz ve Ergoterapide Pozitif Uyum Kulüp Başkanı Şevval Ateş üstlendi.

Açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Disleksi Kulübü Yönetim Kurulu Üyelerinden Kulüp Başkanı Serra Korkmaz, Kulüp Başkan Yardımcıları Sertaç Geren ve Erva Nur Kurt yaptı.

“Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu geleneksel hale geldi”

Disleksi Kulübü olarak açıldıkları günden bu yana birbirinden güzel etkinlikler yaptıklarını dile getiren kulüp üyeleri; “Kulüp açıldığından bu yana birbirinden güzel etkinlikler yaptık. Okulumuzda atölye açtık ve bu atölyede çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Sonrasında atölyemize disleksi tanılı misafirlerimizi davet ederek birtakım çalışmalar yaptık. Sizlerin katılımıyla yüz yüze gerçekleştirdiğimiz sempozyumlarda merdivenleri bile doldurup taşıran, online olarak gerçekleştirdiklerimizde yoğun ilgi gören Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumlarının 5’incisini bugün sizlerle birlikte hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz.” dedi.

“Öğrenme güçlüğü bir çeşit beceri eksikliğidir”

"Özel Öğrenme Güçlüğünde Sosyal Duygusal Beceriler" başlığında konuşan, ilk oturumun başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar; “Sosyal bilgi işleme, problem çözme, mizahı anlama, yüz ifadelerini ve karmaşık duyguları anlama, sosyal ipuçları, sosyal biliş ve sosyal becerilerdeki yetersizliklerdir. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların aile arasında daha az yakınlık ile daha fazla iletişim sorunu olduğunu da bildirmektedir. Daha düşük sosyal zekâ becerileri vardır.” dedi.

“Ergoterapi Özel Eğitimciler için olmazsa olmaz disiplindir”

“Öğrenme Güçlüğü ve Ergoterapiye Genel Bakış” konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Sertan Talas; “ DSM-5’e göre özgül öğrenme bozukluğu, diğer akademik öğrenmeler için temel oluşturan, okuma, yazma ve aritmetik gibi özel akademik becerilerin öğrenilmesi ve kullanılmasına ket vuran nörogelişimsel bir bozukluktur. Kendine bakım boyutunda çocukların diğer özel gereksinim gruplarına göre daha az desteğe ihtiyaç duyabilir. Üretkenlik ve boş zaman etkinlikleri bağlamında ise ergoterapistlere büyük görev düşmektedir.” ifadelerini kullandı.

“Her çocuk özel ve biriciktir”

Özel öğrenmede tanılama hakkında fikirlerini dile getiren Çocuk Gelişimci Elif İpek Tutuş; “Özel öğrenme kalıtımsal, doğum öncesi veya doğum sonrası nedenlerden olabilir. İlk tıbbi teşhisi Amerikan Psikiyatri Derneği koymuştur. Bu alanda en önemli tedavi ve değerlendirme yöntemi eğitimdir. Eğitimde akran öğretimi, iş birlikçi öğretim kullanılmaktadır. Akademik alanda dikkat, algı, hafıza, dil/okuma, uzamsal etkilenen etmenlerdendir.” şeklinde konuştu.

“Bilgiyi işleme kuramı iki temel öge üzerinde durmaktadır”

“Özel Öğrenme Güçlüğünde Bilgiyi İşlemleme Süreçleri” konusundan bahseden Erg. Özge Özgenç Gür; “Birincisi duyusal kayıt, kısa süreli bellek/ çalışan bellek ve uzun süreli bellektir. İkincisi ise bilişsel süreçleri içerir. Bunlar içsel zihinsel eylemlerdir ve bilginin bir yapıdan diğerine geçişini sağlar. Duyusal kayıda gelen bilgilerin bir kısmı atılır, bir kısmı kısa süreli bellekte algılanır. Bilgi bazı süreç yardımı ile uzun süreli belleğe geçer. Bilgiye gereksinim olduğunda uzun süreli bellekten geri getirilir.” dedi.

“Bu çeşitliliğin içinde zorluklar kadar pek çok hediye de var”

ICF Yönetici ve Lider Koçu MBA, PCC, ACPC Berna Pınar Tunç “Özel Olmak Neden Bu Kadar Güç?” başlıklı konuşmasında, “Disleksinin yaşattığı zorlukları biliyoruz. Ama bildiğimiz bütün bilgilerin içinde en iyi şey disleksi bir engel değil, disleksi bir çeşitlilik ve bu çeşitliliğin içinde zorluklar kadar pek çok hediye de var.” ifadelerini kullandı.

“Çocuklar eğitim dilinden dolayı bazı yetersizliklere sahip olabiliyor”

Özel öğrenme güçlüğünü, dil ve konuşma terapisi perspektifinden ele alan Dkt. Muhammed Selman Babar; “Özgül öğrenme güçlüğü ne değildir? Edinilmiş değildir. Özgül öğrenme güçlüğü nörogelişimseldir. Bizim bunu edinilmiş bir zekâ bozukluğu olarak değerlendirip bu bakış açısıyla bakmamamız gerekiyor. Zekâ bozukluğunu gösteren bir bozukluk değildir. Geçici bir durum değildir hayat boyu devam eden bir durumdur. Eğitim dilindeki yetersizliklerden kaynaklanmamaktadır. Örneğin biz Türkçe eğitimi alıyoruz fakat yurtdışına çıktığımızda İngilizce eğitimi alıyoruz. Çocuklar böyle durumda eğitim dilinden dolayı bazı yetersizliklere sahip olabiliyor. Bizim bunu özgül öğrenme güçlüğüne bağlamamamız gerekiyor.” dedi.

“Ergoterapistler, öğrenme sorunu yaşayan bireylerin günlük yaşamda daha bağımsız olabilmelerini hedefler“

“Özel Öğrenme Güçlüğünde Ergoterapi Ve Duyu Bütünleme Yaklaşımları” konusunu ele alan Erg. Melike Şahan; “Öğrenme sorunu yaşayan bir çocuğa özel öğrenme güçlüğü tanısının koyulabilmesinin ilk şartı çocuğun zekâsının normal veya normalin üzerinde olmasıdır. Disleksi tanısı alan bireylerin frontal bölgeleri disleksi olmayan bireylere göre çok daha yoğun aktivasyon gösterirken, oksipital ve parietal bölgeleri çok daha az aktivasyon göstermektedir. Frontal bölgenin aktivasyonunun yoğun olması bu çocukların hayal kurma becerilerinin çok daha güçlü olduğunu gösterir. Oksipital ve parietal bölgenin aktivasyonunun az olması bu çocukların okuma, yazma gibi akademik becerilerde sorun yaşayabileceklerini gösterir. Disleksi tanısı olan bireylerin sol parietotemporal bölgelerinde gri ve beyaz madde yoğunluğunun da çok daha az olduğu tespit edilmiştir. Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların ve yetişkinlerin tedavisinde ergoterapi ve duyu bütünleme müdahaleleri kullanılabilir.” şeklinde konuştu.

“ İyi bir rehberlik yapıldığında iyi başarılara imza atabiliyorlar

“Özgül Öğrenme Güçlüğünde Aile Tutumunun Çocuk Üzerine Etkisi” konusunda değinen Dr. Öğr. Üyesi Ulviye Akın; “Disleksiyle baş edebilmek ailelerimiz için ilk başlarda hiç kolay olmayabilir. Çünkü disleksiyi anlamakta ya da kabullenmekte ailemiz zorlanmış olabilir. Klinik gözlemimde babalar kabullenmekte biraz daha zorlanıyor. Anneler çok daha çabuk baş edebiliyorlar. Disleksinin dikenli yollarını aşıp gül bahçesine ulaşmak zaman alıyor ya da almış olabiliyor. Ama şunu hep ailelerimize söylüyorum, çok sayıda uluslararası okulları kazanan çok sayıda başarılı danışmanları gördükten sonra şunu fark ettim; evet, başladığımızda ne yapılacağını bilmiyor aileler çok zorlanıyor. Ama onlara iyi bir rehberlik yapıldığında gerçekten de iyi başarılara imza atabiliyorlar.” dedi

“Çocukların iç motivasyonu çok önemli’’

“Özgül Öğrenme Güçlüğündeki Beceri Kayıplarına Yaklaşımlar” konusunu ele alan İsa Kör; “Öğrenme güçlüğünde çocuklarda genel anlamda fazla özgüven, ama sosyal anlamda özgüven eksikliği görüyoruz. Aileler bazen çocuklarının üstün zekâlı olduklarını düşündükleri için tanı koymadan bu terimi kullanabiliyorlar. Bunun hem artı hem de eksi yönleri var.” dedi. Kör, ailelerin bu tarz yaygın gelişimsel bozuklukların ne olduklarından detaylı bir şekilde bilgilendirilmesinin çok önemli olduğunu belirterek; “Aileyi bilgilendiriyoruz, ama çocukların onlara bu isim takılmasını çok hoş görmüyorum, özellikle görüşmelerimde çocukların yapmasını istediğim birçok aktivitede ben bunu yapabilirim diyerek katılım sağlamadıklarını görüyorum. Çocukların ayrıca iç motivasyonu çok önemli. Çocukların ve ailelerin tanı koyulmadan yaşadıkları herhangi bir zorlukla karşı karşıya geldiklerinde “Evet ben de disleksi olacağım” şeklinde önyargılı konuşarak çocukların birçoğunun yeterli seviyede gayret göstermiyor.” ifadelerini kullandı.

“Amerika’dan Bursa’ya kapsamlı bir sempozyum oluyor’’          

Üçüncü oturum başkanı Bülent Madi “Ergoterapistin Eğitiminde Hareket Sanat Müzik” konusunu ele alan bir sunum gerçekleştirdi. Madi; “Ergoterapi bizim aramıza biraz geç katıldı, ama özellikle Üsküdar Üniversitesi bünyesinde nörobilimde yapılan çalışmalar için ayrıca tebrik etmek istiyorum.” dedi ve bebeklerin vücut ve beyin gelişiminin anne karnındayken üçüncü haftadan başladığını, zamanla gelişim tamamlandıkça karmaşık sistemlerin ortaya çıktığını ve buna adaptasyonun sağlandığını belirtti.

“Sevdikleri işi yapmaları odaklanmalarını arttırıyor”

“DEHB, Öğrenme Güçlüğü ve Güncel Gelişmeler” konusuna değinen Ece Türün, çocuklara sevdikleri işi yaptırmanın odaklanmayı arttırdığını, bir işin zorla yapılmasının dikkat problemlerine yol açtığını ve dolayısıyla fren sistemlerinde birtakım problemler yaşanabileceğini vurguladı. DEHB tanılı çocukların duygularını çok yoğun yaşadıklarını ve bu yüzden öfke nöbetleri geçirebildiklerini söyledi. DEHB ve Özgül Öğrenme Güçlüğü görülen çocuklara uygulanacak yaklaşımlarda olumlu yönlere bakılması gerektiğini belirtti.

“Kanıta dayalılık ilkesinin benimsenmesi önemli’’

“Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Müzik Terapi” konusunu ele alan sayın Kadir Akpınar, müzik terapide söz konusu terapi işin içine giriyor ise yapılan çalışmaların bilimsel olması gerektiğini ve kanıta dayalılık ilkesinin benimsenmesini söyledi. Akpınar, otizm spektrumu olan çocuklarda ritim temelli aktif müzik terapi çalışmalarında taklit becerisi, eş zamanlı uyum, sosyal iletişim, algısal motor beceri, davranışsal beceriler, dinleme, dinlediğini uygulama gibi becerilerin geliştiğinin kanıtlandığını bir araştırma örneği de gösterdi.

“Çocuğun günlük yaşamdaki optimum becerilerin bellek ve organizasyon ile ilişkilidir’’

“Dislekside Ergoterapi Müdahalelerinin Etkinliği ve Önemi” konusunu ele alan Berfin Demirci, pediatri alanında edindiği klinik deneyimlerden birisi olan disleksili çocuklarda, kuvvetli yönlerinden bahsetti. Her bireyin kendi içerisinde çok özel olduğunu, dolayısıyla uygulanacak müdahalelerin kişi odaklı olması gerektiğini vurguladı. Ergoterapide kişinin aktiviteye katılım için ilgi alanlarını belirlemenin uygulanacak müdahalede daha etkili sonuçlar doğuracağını söyledi. Çocuğun günlük yaşamdaki optimum becerilerinin bellek ve organizasyon ile ilişkili olduğunu belirtti. Günlük yaşamdaki bağımsızlığın aynı zamanda akademik becerilere de nasıl yansıdığını açıkladı.

“Disleksinin okuma, çözümleme ve anlamlama boyutları var"

DSM V’te (Ruhsal BozukluklarınTanısal ve Sayımsal El Kitabı V) nörogelişimsel bir bozukluk olarak tanımlanan öğrenme güçlükleri genel olarak üç tür şeklinde ele alındığından ve bunlardan ilki okuma güçlüğü olarak adlandırılan disleksidir, şeklindeki tanımı ile sunumuna giriş yapan Sevilay Tunç; “Disleksinin okuma; çözümleme ve anlamlama boyutları var.” Diyerek disleksili çocukların okul dönemi özelliklerini anlatırken örneklerle destekleyen konuşmacımız bu gözlemlerin akademik hayatta etkilerinden bahsederek önemine dikkat çekti.


“Disleksi yönetiminde nöroplastisite temelli inter(trans)disipliner uygulamalar daha etkili olabilir”

“Bağlantısal Beyin Ağ Organizasyonu Çerçevesinde Disleksi Nedir?” konusunu ele alan Prof. Dr. Şükrü Torun; “İnsan beyni standart değildir. Beynimiz, sinir sisteminin tüm birimleri ile iletişim içindedir. Bütün olarak çalışan iç içe girmiş, büyük ölçekli bir fonksiyonel networkler organizasyonudur. Kortikal düzeyde akıcı okuma becerisinin edinim sürecinde görsel işlemcilerden bazıları bir dil-görme işlemleri ara yüzüne dönüşür. Tipik okuyucu ile disleksili okuyucunun sol inferior girus, sol frontal girus alanlarında çakışma görülürken frontal, parietal ve oksipital bölgelerde ayrışma görülür. Dislekside nörokreatif müzik terapi yaklaşımının ana hedefleri; ritmik işitsel-görsel-motor entegrasyon, ritmik grafem-fonem eşleme, hızlı sözcük tanıma-hızlı isimlendirme, prozodidir. Paralel hedefleri ise; hece vurgusu-ritmik/müzikal geçiş becerileri, ritim-hareket-ses entegrasyonu, kreatif sembolik ses-hareket kodlama, emosyonel kreativite, Öz-farkındalık, özgüven, sosyal katılım/ etkileşim, motivasyondur.” dedi.

“Okul yaşantısında öğrencilere kazandırılması gereken temel becerilerden biri de sosyal becerilerdir”

“Öğrenme Güçlüklerinde Akran Zorbalığı Ve Çocukluk Çağı Depresyonu” konusunu ele alan Uzm. Psk. Aynur Sayım; “Öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer personellerin kendilerini fiziksel, psikolojik ve sosyal bakımdan özgür hissetmelerine okul güvenliği denir. Okulda öğrenme için uygun bir ortam yaratılmalıdır. Okulun içindeki zorbalık okula geliş gidiş sırasındaki zorbalıktan çok daha sık olmaktadır. Okuldaki oyun bahçeleri zorbalığın gerçekleştiği en tipik yerdir. Toplumdaki tüm bireylerin sahip olmaları gerekli olan temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları kazandırmakla sorumlu olan okul yaşantısında öğrencilere kazandırılması gereken temel becerilerden biri de sosyal becerilerdir. Sosyal beceriler bireyin başkaları ile iyi ilişkiler kurmasında, toplumsal kurallara uymasında, başkalarına yardım etmesinde, haklarını kullanabilmesinde sosyal becerilerin önemi büyüktür. Stres altında bulunan çocuklar, kayıp yaşayan çocuklar veya dikkat, öğrenme, davranış veya anksiyete bozukluğu olan çocukların depresyona yakalanma riski daha fazladır. Tedavide psikoterapi, psikiyatri, aile ve okul işbirliği çok önemlidir.” dedi.

“Laterralizasyonun iyi gelişmemesi disleksi gibi sorunlara neden olabilmektedir”

“Disleksili Çocuklar İçin Duyusal Stratejiler” konusunu ele alan Erg. Sedanur Yılmaz; “Disleksili çocuklarda bilişsel becerilerde problemler, görsel işitsel algı ve işlemleme problemleri, motor koordinasyon, denge problemleri sıklıkla rapor edilen problemler arasında görülür. Duyu bütünlemesine dayalı olan yaklaşımlar disleksiye sahip çocuklarda uygulanan programlardan birisidir. Birçok bilim insanı vestibüler uyarım eksikliğini öğrenme problemleriyle ilişkilendirmektedir. Vestibüler, proprioseptif, taktil, işitme sistemlerinin görme üzerinde çok güçlü etkileri vardır. İşitsel sinir sistemi çalışmaya başlayan ilk sistemimizdir. Temel işitme alanı ne duyduğunu bilmeden duymaktadır. İşitsel algı çevreden gelen duyusal uyaranlarla kulaklarımıza ulaşan bilgileri alma ve yorumlama kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Proprioseptif duyu vücudun pozisyonunu ve hareketleri hakkındaki gerekli bilgiyi beyne ileten sistemdir. Aktiviteler sırasında oluşturulan doğru vücut postürü aktiviteye kolay odaklanmayı sağlamaktadır.” şeklinde konuştu.

“Çocuklar normal veya yüksek zeka seviyelerine sahip oldukları halde yine de öğrenemeyebilirler”

Çoc. Gel. Psk. Güler Hemidova; “Tam olarak tedavisi olmayan diskalkuli etkili öğrenme stratejileri ve veli desteğiyle en az seviyeye indirilebilmektedir. Diskalkuli tanısı alan bireyler rakamlar, basit işlemler, problemler ve problemlerle ilgili sezgileri kullanmada ve anlamada güçlük çekerler. Çok basit anlamda disleksiye anlama, dilsel bilgi üretiminde ya da tepkide bulunmadaki işlev bozukluğu dersek diskakuliyi de niceliksel ve mekânsal bilgi üretiminde, anlama ya da tepkide bulunmadaki işlev bozukluğu olarak tanımlayabiliriz. Diskalkulik öğrenciler para, zaman, yön gibi nicelikleri kullanmada zorlandıkları için günlük yaşamda sıkıntı çekmektedir. Diskalkuli tanısı koyulan bir öğrenciyi sınıfa dâhil edebilmemizi sağlayacak pratik yöntemler ve öğretim tasarımları mevcuttur. Bunlar okuma becerilerini geliştiren stratejiler, matematiksel problem çözme becerilerini geliştiren stratejiler ve genel öğretim tasarımlarından oluşmaktadır.” dedi.

“Asosyonel alanlar sayesinde bilişsel faaliyetlerimizi yapabildiğimiz ana cevaplar oluşur” 

“Beyinde İşitsel Öğrenme Süreci” konusunu ele alan Nörobilim Uzm. Erg. Muammer Aydoğdu; “Ses iç kulağa ulaştığında, beyne gönderilen bir sinyale dönüştürülür. Bu, işitme siniri aracılığıyla, beynin işitme merkezi, işitme korteksine gönderilen nöral koddur. İşitme sesin dış, orta ve iç kulak içerisinden taşınarak sinirsel sisteme aktarılarak anlamlı bir sürece geçmesidir. Bu sayede beynimiz işittiklerimizi yorumlayabilir. Kulağımızın her bir bölümü sesin aktarılmasında temel rol oynar. İşitme korteksine gelen bilgiler limbik sistemde oksipital lobla periatal lobla iletişim halindedir. Periatal lob sesin alanı hakkında, nerden geldiği hakkında uzaysal bilgiyi verir. Oksipital lobdan sesle ilgili görsel bilgiyle bağlantı kurmamızı sağlayan bilgiler alınır. Limbik sistemden işitsel-duygusal yanıtlar alınır. Bunların bütünsel olarak çalıştığı yerler beynimizin işitme alanıyla da yakın olan bölgelerinden asosyonel alanlardır. Bu asosyonel alanlar sayesinde bilişsel faaliyetlerimizi yapabildiğimiz ana cevaplar oluşur. Bunlar bizim okuma sistemimizi, öğrenme sürecimizi etkileyen ana faktörlerden biridir. İşitsel algı çevreden gelen duyusal uyaranlarla kulaklarımıza ulaşan bilgileri alma ve yorumlama kabiliyeti olarak tanımlanabilir.” diye konuştu.

“Sanal gerçeklik uygulamalarını özel öğrenme güçlüğünde de görmek mümkün”

Özel öğrenme güçlüğü ile sanal dünyayı birleştiren ergoterapi yaklaşımlarını ele alan Erg. Menekşe Yüksel; “Sanal dünyalar bize gerçeklikte yapamayacağımız birçok imkânı sunar. Kişi için tehlikeli olan veya ekonomik olarak yapılamayacak müdahaleleri, direkt geri dönüşler alabileceğimiz ve gerçekliği aratmayacak deneyimlerle sunabiliyoruz. Ayrıca kişinin problemi her ne ise o probleme yönelik, hedeflediğimiz noktaya yönelik sanal dünyalar yaratmamız da artık çok kolay.” şeklinde konuştu.

“Özel öğrenme güçlüğünde multidisipliner çalışma ortamı çok değerlidir’’

“Dislekside Güncel Veriler” konusunu ele alan Atıf Tokar; “Sanal dünyaya yatkın, konuşmak yerine emojileri seven, dokunmayı sevmeyen, bedensel farkındalık zayıflığı görülen, yüz okuma becerisi gelişmemiş, karışık zemin algılama zorluklarına sahip, cep telefonu kullanımı dışında ince motor becerileri zayıf bir alfa nesil geliyor. Yeni kuşağın tanınması doğru müdahale için önemlidir. Disleksili çocuklarda çalışırken hassasiyet noktaları vardır. Sosyalleşme ciddi bir sorun olmaktır. 3. sınıftan sonra ülkemizde müfredat soyut bilgiye geçmektedir ve bu dönem önemlidir. Disleksili çocuklar okuldan kopma noktasına gelirken psikolojik bozulma başlayabilir. Özel öğrenme güçlüğünde ergoterapistlerin önemli bir rol üstlendiği multidisipliner çalışma ortamı çok değerlidir.” ifadelerinde bulundu.

"Çocuklarının durumunu kabul etmeyen velilere destek olmak gerek"

“Erken Çocukluk Dönemde Özgül Öğrenme Güçlüğüne Dair Gözlemler ve Eğitime Başlangıç” konusunu ele alan Çoc. Gel. Melisa Akköse Kaya; “Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile özgül öğrenme güçlüğünün bir arada görüldüğü vakalar ile fazlaca karşılaşmaktayız. Okul öncesi kurumda çalışan eğitmenlere yönelik araştırma ve çalışmalarımda dikkat çeken bir belirti olarak özgül öğrenme güçlüğünden şüphelenilen çocuklarda kavram ve algılama becerisinde yetersizliklerin ortaya çıktığını gördüm. Bunların yanı sıra bu çocuklarda kaygı ve başarısızlık korkuları görülmektedir. Velilerin çocukları hakkındaki gözlemlerini endişe ile de olsa eğitmenlerle çoğunlukla paylaştıklarını biliyoruz. Ancak kabullenmeyip paylaşmaktan çekinen bir grup da var. Bu gruba destek olmak da müdahale programının ayrılmaz bir parçasıdır.” dedi.

“Zihin haritalarını uygulayıcılar için çok değerli bir araçtır”

 “Dislekside Zihin Haritaları” konusunu ele alan Erg. Veysel Özkök; “Prof. Dr. Roger Sperry’nin Nobel Ödülü aldığı Corpus Callosum ile ilgili çalışması ve Tony’ın çalışmalarıyla bilim dünyasına kattığı zihin haritaları uygulayıcıları için çok değerli bir araçtır. Zihin haritaları bir düşünme aracıdır. Zihin haritalarının kalıcı, eğlenceli ve özgün bir öğrenme avantajı sunmaktadır aynı zamanda hafızayı geliştirmektedir. Lineer yöntemin aksine sağ ve sol hemisferi işin içine katarak yaratıcı düşünmeye katkı sağlar. Zihin haritalarının disleksili bireylerde kavramayı kolaylaştırır, fikirleri kaybetmemeyi sağlar, bilgileri küçük parçalara bölerek kolay anlaşılır hale getirir.” İfadelerini kullandı.

“Özgül öğrenme güçlüğü dünya ortalamasında 10 çocuktan birinde görülmektedir”

“Yaşam Boyu Özgül Öğrenme Güçlüğü” konusunu ele alan Gülten Yörük; “Özgül öğrenme güçlüğü dünya ortalamasında 10 çocuktan birinde görülmektedir. Bu ciddi bir orandır. Ancak Türkiye’de farkındalığın arttırılması gerekmektedir. Özel eğitim paydasının büyük bir kısmının özgül öğrenme güçlüğü görülen bireylerdir. Ergoterapistlerin özgül öğrenme güçlüğe sunabileceği katkılar oldukça fazladır. Dislekside geleneksel eğitim üzerinden bir değerlendirme yapıldığında birçok çocuğun yetersiz sonuç alacaktır, modern ve bireysel farklılıklara dayalı eğitim sistemi daha etkili bir sistem ve değerlendirme yolu olacaktır. Disleksi adeta zekayı gizleyen bir perdedir. Yetişkinlerde de disleksi görülebilir, bu noktada erken farkındalık önemlidir.” dedi.

“Sanatla terapi, insanın kendini görebileceği en estetik aynadır”

“Özel Öğrenme Güçlüğünde Pozitif Terapi” konusunu ele alan Şevval Ateş; “Sözel ifadelerin zorluğuna karşı olarak sanat terapisi müdahale programında farklı bir yol sunar. Problemi doğrudan konuşmak yerine sanat ile istenildiği kadar ve istenildiği şekilde ifade etmek mümkündür. Sanat terapisi dislekside beyin yarım küreleri arasındaki dengenin sağlanmasına yardımcı olabilir. Sanat terapisi, bireysel farkındalığı etkiler ve müdahale sürecine de yardımcı olur. Sanatla terapi, insanın kendini görebileceği en estetik aynadır.” dedi.

Sempozyum, Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın teşekkür belgeleri takdimi ve kapanış konuşmalarıyla sona erdi.

 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)