Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çanakkale Ruhu sözlerle değil duygularla öğretilmeli”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan MÜSİAD’ın düzenlediği “Hafızalarda Çanakkale” sergisine katıldı. Burada yaptığı konuşmada Tarhan Çanakkale Ruhunun sözlerle değil duygularla öğretilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Eğitim ve Kültür Komisyonu tarafından Çanakkale Zaferinin 100. yılı anısına MÜSİAD Genel Merkezinde ‘Hafızlarda Çanakkale Sergisi’, ‘Bir Ulusun Yeniden Doğuş Destanıdır ÇANAKKALE’ isimli Film Gösterimi ve Yazar ‘İsmail Bilgin’ Söyleşisi gerçekleştirdi. MÜSİAD Genel Merkezde, gerçekleştirilen sergide ziyaretçilere buğday çorbası, üzüm hoşafı ve arpa ekmeği ikram edildi.

Programa MÜSİAD Genel Başkan Vekili Ali Rıza Arslan, MÜSİAD Eğitim ve Kültür Komisyon Başkanı Dr. Halim Aydın, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Yazar İsmail Bilgin ve MÜSİAD üyeleri katıldı.

Programda yaptığı konuşmada Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan önemli Çanakkale Ruhuna ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

 ‘Çanakkale Savaşı Milli Bilinci Ortaya Çıkarıyor’

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 100. yılında Hafızalarda Çanakkale programında yaptığı konuşmada, Çanakkale savaşının Türk tarihinde değil insanlık tarihinde de müstesna bir konu olduğunu ve bunu da en iyi anlatanın Mehmet Akif olduğunu belirtti. Yakın zamana kadar Çanakkale’ye gereken değer verilmediğini hatırlatan Tarhan, ”Bazı liselerde ve Askeri liselerde zorunlu olduğu için törenler düzenleniyordu. Ne zamanki Japonlar atom bombası atılan şehirlerine torunlarını götürmeye başladı; bakın dedelerinize bunları yaptılar. Çalışın bu medeniyet bayrağını ileri taşıyın demeye başladılar bizde 15 yıl sonra uyanmaya başladık. Çocuklarımıza milli ülküleri anlatabileceğimiz, milli bilinci ortaya çıkarabileceğimiz ne var dediğimizde Çanakkale ön plana çıktı” dedi.

Savaş psikolojisinde yüksek değerler öğretildiğini söyleyen Tarhan, “O değerlere inanmıyorsa bir kimse savaşamaz. Sadece kendi çıkarını düşünen birisi somut zekâsıyla hareket edebilir. Bu kişiler için gelecek kaygısı yoktur; hayat sadece yemek içmek üremekten ibarettir hayvanlar gibi. Soyut zekâsı olanlar kişilerse sadece bugünü değil yarını da düşünerek hareket eder. Birde yüksek zekâ var kişiye öğretilmesi gereken bu zekâdaysa kişi yaşadığı toplum için riske girmeyi göze alıyor, gerekiyorsa kendini feda edecek. Yüksek zekâya sahip insanlar toplumda ne kadar çoğalır ve bunun eğitimini alırsa kriz durumlarında çok büyük işler yaparlar” diye konuştu.

‘Çanakkale Ruhu Sözlerle Değil Duygularla Öğretilmesi Gerekir’

Çanakkale’deki şehitlikte bulunan mezar taşlarına bakıldığında bütün Osmanlı coğrafyasından insanların görüldüğünü bildiren Tarhan, “Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez, Boşnak milliyet duygusu kurmadan Çanakkale’de şehit olmuşlar. Çanakkale ruhu budur, bunun öğretilmesi gerekir. Çanakkale ruhu sözlerle değil duygularla öğretilmesi gerekir. Genç nüfusa bunu aktarabilmek çok önemlidir. Çanakkale’yle alakalı haftanın olması bununla ilgili hafızalarda iz bırakacak çalışmaların yapılabilmesi çok önemlidir. MÜSİAD’ın bu konuda öne ayak olmasını çok önemsiyorum bunun burada kalmaması gerekiyor. Kiminin himmeti gayreti kendisi içinde o insan bencildir, kiminin himmeti gayreti çabası milleti içinse o kişi küçük bir millettir’ diyor Bediüzzaman hazretleri. Çanakkale de şehit olanların hepsi küçük bir millettir, orada o ruh ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

‘Cumhuriyetin Din Adamlarına Çok Büyük Borcu Var’

Çanakkale savaşının, istiklal savaşına yansıyan boyutu olduğunu değinen Nevzat Tarhan, sözlerine Şu şeklide devam etti:

“ 19 Ocak 1915 Ocak ayında Paris konferansında, İzmir, Aydın Nazilli, Denizli’yi İtilaf Devletleri Yunanistan’a verme kararı alıyorlar. O dönem Anadolu’da bunu haber alınca bir milli mukavemet başlıyor. Mukavemet için bir plan yapılıyor, deniliyor ki İstanbul işgal altında olduğu için onların verdiği fetva geçerli değildir. Anadolu’da müftüler toplanıyor bunlardan bir tanesi Denizli’li Ahmet Hulusi efendidir. Ahmet Hulusi Efendi harp okullarında Psikolojik savaşta milli mukavemeti sağlama olgusu olarak anlatılır. 37 bölgedeki müftüyü topluyor ve sivil mukavemeti başlatmak gerektiğini söylüyor. Cemal Kutay’ın ‘Kurtuluş Savaşının Manevi Mimarları’ diye kitabı var oradan da okunabilir, Diyanetin 2 ciltlik kitabı var oradan da okunabilir. Cumhuriyetin din adamlarına çok büyük bir borcu var biz bilmiyoruz, onlar mütevazı oldukları için her şeyi Allah’tan bekledikleri için hiç bir şeyi söylememişler. O dönem kapı kapı dolanıp halkla konuşmuşlar, günümüzde buna moral ve motivasyon subaylığı deniliyor. O görevi o dönemde alay müftüleri ve tabur imamları yapmış. Denizli’de Ahmet Hulusi de işgalden önce sancaklar kurulmuştur ve sancak Başkanlığı yapmıştır. İşgal başlamadan önceki cuma namazı sonrası demiştir ki; işgal başlamıştır cihat artık bize farzdır. Şu anda biz cihat yapmazsak bu ihanetle eş değerdir. Silahımız yok olanlar bunu İzmir'e doğru çevirelim, silahı olmayanlarda eline 3 tane taş alsın onları İzmir’e doğru atsın. İşte bu tam bir psikolojik harp örneğidir. Bu olay Anadolu’da müthiş bir milli mukavemetin başlamasına neden oluyor. Anadolu’da silah yok yiyecek - içecek yok buna rağmen Anadolu halkının Yunana dur diyebilmesi büyük bir moral ve motivasyon subaylığı başarısı örneğidir. Bunun üzerine iyide bir liderlik kadrosu kurulduğu için istiklal savaşı bu şekilde kazanılabilmiş. Biz zor zamanlarda büyük işler yapabilmiş bir milletiz tarihte bunun örneklerini görebilmişiz. Sonuçta Ankara’daki liderin elinde sihirli bir değnek yok ki, bu başarı tüm toplumun başarısıdır. Başarısızlık varsa bu komutanın başarısızlığıdır, genel kural böyledir. Alay müftülerini ve alay imamlarını buradan hayırla anmak gerekir. Savaşta bu kişiler komutandan sonra ikinci kişilerdir.”

MÜSİAD tarafından düzenlenen Çanakkale Haftası etkinlikleri kapsamında, Çanakkale Zaferiyle alakalı yazdığı kitaplarıyla ön plana çıkan yazar İsmail Bilgin Çanakkale Savaşı’nın bilinmeyenleri üzerine bir söyleyişi gerçekleştirdi.

Programın sonunda programa katılanlara günün anlam ve önemine dair sertifika verildi.