“Çağımızın Buhranı Terör” Sempozyumu Prof. Dr. Mehmet Görmez’in katılımıyla gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi, Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) tarafından “Çağımızın Buhranı Terör” konulu panel düzenlendi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan, canlı bombaların ruh haline dikkat çekerek “Ezilmişlik ve aşağılanmışlık duyguları kin, nefret, düşmanlık duyguları ile karışırsa kişi otohipnoza girer ve en ufak bir kıvılcımla hem kendini hem de hedef grubu orgazmik bir hisle öldürebilir” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) tarafından “Çağımızın Buhranı Terör” konulu panel düzenlendi. PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı İslam ve Prof. Dr. Mithat Baydur koordinatörlüğünde gerçekleştirilen “Barış ve Huzur Tasavvurumuz” programında terör konuşuldu.

Üsküdar Üniversitesi Altunizade Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin ilk konuşmasını Doç. Dr. Merve Kavakçı yaptı. Açılış konuşmaları ise Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından yapıldı.

Panelin özellikle dünyayı tehdit eden terörle mücadele açısından ufuk açıcı, ilham verici fikirler ve bilgiler ortaya çıkaracağını belirten Prof.Dr. Tarhan, bu paneli planlarken üç gerekçeden yola çıktıklarını anlattı. Tarhan, “İlki, dünya üçüncü dünya savaşına gidiyordu ve yöntemi asimetrik bir savaş oluyordu ve bu savaş medeniyetler savaşı olarak planlanmıştı. Bu savaşın yöntemleri, metodolojisi, kullanılan silahlarının farklı olmasına rağmen hedefleri aynıydı. İkincisi bu savaşın kaynağı karanlık, belirsiz, insafsız, zalimce ve acımasızcaydı ve yöntemleri çok kirliydi. Üçüncüsü ise Müslüman toplumlar bu savaşın öznesi değillerdi ancak nesnesi olarak kullanılıyorlardı. Bu gerekçelerle hazırlık yaptık, toplumsal algılamaları konuşmalıydık.

Çünkü psikolojik savaşta temel unsur algı yönetimidir. İnsan nasıl karar veriyor sorusuna psikoloji bilimi ‘İnsan önyargı ve algılarını akla uygunlaştırıp sonra gerçeklik inancını oluşturarak karar verir’ diyor. Son bilimsel veriler insan beyninin akıl organı değil, inanç organı olduğunu gösteriyor. Neyi düşünüyorsak değil, neye inanıyorsak oyuz. Asimetrik savaşta algılarımızla oynanırken inançlarımıza müdahale ediliyor. Bizim bunu anlamamız ve dünyaya anlatmamız gerekiyor. Bunun için neye inandırılmak istendiğimizi bilmek kritik bakış olmalı” dedi.

İslam öğretisini anlatacak kanaat önderlerine ihtiyacımız var

Prof. Dr. Tarhan, terörü besleyen kavramlardan birinin de teröristlerin terör kurbanları arasından çıkması olduğunu söyledi. Tarhan, şunları söyledi:

“İspanya’da BSK terörü üzerinde yapılan çalışmalar melez ve ötekileştirilmiş grupların kolayca idealize edilerek kurşun asker haline getirildiklerini gösteriyordu. Belçika ve Fransa doğumlu Müslüman kimlikli binlerce gencin canlı bomba olarak Avrupa’da tespit edildiği basına yansıdı. Şiddetin hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak kullanılmasını onaylamayan İslam öğretisini onlara anlatacak kanaat önderlerine ihtiyacımız var.

Canlı bombanın ruh hali terörü besler

Aile cinayetlerini görüyoruz, akıl hastası olmayan bu kişiler nasıl böyle vahşice eylem yapıyorlar. Olgular incelendiğinde kişilerin yaşam sebebi olarak gördükleri ‘onur veya kutsalları” zedelenmişse tereddüt etmeden eş, çocuk ve kendisini öldürebiliyor. Aynı kural canlı bombada da geçerlidir. Ezilmişlik ve aşağılanmışlık duyguları kin, nefret, düşmanlık duyguları ile karışırsa kişi otohipnoza girer ve en ufak bir kıvılcımla hem kendini hem de hedef grubu orgazmik bir hisle öldürebilir. Çünkü onuru ve kutsalı öyle istiyor. Bu duygularla aşağılanmış bir şekilde yaşamaktansa kahraman olarak ölmem daha değerlidir’ diye düşünüyor.”

Terörü onaylayan kültür medeniyetsiz bir kültürdür

Terörü en çok besleyen şeyin toplumda meşruiyet bulması olduğunu belirten Prof.Dr. Tarhan, 11 Eylül 2001 trajedisi olduğunda bazı Ortadoğu ülkelerinde sevinç çığlıkları yükseldiğini hatırlatarak “Bu ne İslami, ne insani ne de ahlakiydi. Ama Mezopotamya kültürünün bu zaafı İslamiyet’e mal edildi. İçlerinden zalime karşı Gandi çıkaramayan Ortadoğu topluluğu savruldu, sığınmacı oldu. Terörü onaylayan kültür medeniyetsiz bir kültürdür ve semavi değildir. Bunu anlatmalıyız” dedi.

Terörü kullanışlı olan ve kullanışlı olmayan diye ikiye ayırıp işine gelen teröriste çadır kurdurtan zihinlerin bugün maalesef Birleşmiş Milletler’de hâkim olduğunu belirten Tarhan, “BM Başkanı o makamı pasifize ederek insanlığa en büyük kötülüğü yapıyor. Terörle mücadelede samimiyet eksikliği var. Bu vebal hepimizin. BM Dünya Parlamentosu gibi reforme edilmeli ve adil küresel yasalar çıkarmalı” dedi.

Prof.Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye’yi ve dünyayı tehdit eden terörle mücadelede dünyanın ele ele vererek önlemler alması gerektiğine dikkat çekerek iletişim çağının avantajlarından faydalanarak özel ve iyi niyetli BM düzeyinde güvenlik diplomasi geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Tarhan, teröre karşı İslam ülkelerinin askeri işbirliğine girmesinin de tarihi bir adım olduğunu belirterek terör teorisyenlerini en çok korkutan bir girişim olduğunu söyledi.

Ölümler arasında ayrım yapmak insanlığa yakışmaz!

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ise başta Ankara ve İstanbul’da olmak üzere Brüksel’de yaşanan terör olayları nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu belirterek yaşanan bu olayların sadece insanları katletmekle kalmayıp bütün insanlığı hedef alan bir kötülük olduğunu söyledi. Görmez, şunları söyledi:

“Kuran-ı ilkelerden yola çıkarak masum bir insanın yok edilmesi tüm insanlığın yok edilmesine eşdeğerdir. Bir insanın ölümü bütün insanlığın ölümüdür. Böyle bir kitabın bunu açık bir şekilde ifade eden bir kitabın müminleriyiz. Ölümler arasında ayrım yapmak insanlığa yakışmaz. Katliamlar arasında ayrım yapmak insani değildir. Şiddet ve terörün seküler temellere dayanmasıyla sözde dini temellere dayanması arasında fark gözetmek doğru değildir. Terörün insandan insana toplumdan topluma devletten topluma olması arasında fark yoktur. Vahşete dayalı ölümlerin Şam’da Bağdat’ta olmasıyla Paris’te Brüksel’de olması açısından fark yoktur. Dünya bütün bu ölümlere şiddetin hepsine mezhep ve coğrafya ayrımı yapmaksızın aynı tepkiyi vermiyorsa işte o zaman insanlık tümüyle ölüme mahkûmdur.”

Yaşanan hadiselerde İslam dininin itham altında kaldığına dikkat çeken Prof.Dr. Görmez şu değerlendirmelerde bulundu:

Cihat kavramını sulandırmak İslam ve Kuran’a yapılan en büyük haksızlıktır!

"İslam medeniyetinde, insana bakışımız, insanın değeri, insanın onuru ve insanın dokunulmazlığı meselesinin bütün eğitim sistemimizde yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Yeryüzündeki bütün kötülükleri, iyilikle ortadan kaldırmayı bize öğreten yüce kitabın, metodundan ayrılmamak için öncelikle insanın dokunulmazlığı meselesinin yeniden ele alınması gerekiyor. İslam dininin savaşı dahi, bir ahlak ve hukuk temeline oturttuğunu hepimiz bilmeliyiz ve bunu bütün insanlığa göstermeliyiz. Cihat kavramını sulandırmak Kuran'a ve İslam'a yapılabilecek en büyük haksızlıklardan ve yanlışlıklardan birisidir. Cihadı bir katliam olarak, ahlak ve hukuk tanımayan bir savaşın adı olarak belirlemeye kalkışmak, İslam'a yapılabilecek en büyük kötülüklerden bir tanesidir.

Dinimizin bireysel olarak yasak kıldığı intihar saldırılarına istişhad adının verilmesi, şehit olma arzusu olarak tavsif edilmesi ve bunun için bizatihi yüce kitaptan ve Hazreti Peygamberin hadislerinden mesnet aramaya kalkışılması, İslam medeniyetine ve İslam fıkıh mirasına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Her şeyden önce bir insanın sadece kendisini katletmesi dahi haramken, masum nice insanları beraberinde katletme çabası içine girmesinin, İslam dininde mesnedinin aranması dahi beyhudedir. " diye konuştu.

Din kisvesine bürünmüş cinayet şebekeleri

Din kisvesine bürünmüş cinayet şebekelerinin, yıkılmış hayalleri istismar ettiğini belirten Görmez, "Sevgili Peygamberimizin hayatından bugün birilerinin intihar bombacılığına meşruiyet kazandırmaya kalkışması, intihar saldırıları altında katliamlar yapmaya kalkışmayı mubah telakki etmesi, hiçbir şekilde izah edilemez. Bütün bu işgallerin gölgesinde yaralı bilinçlerin, pozitivist ve materyalist bir yöntemle dini, bir ideolojiye indirgediğini de görmeliyiz. Bir taraftan harici terörü doğuran küresel sebepler üzerinde yoğunlaşarak İslam coğrafyasını küresel güçlerin çatışma alanı olmaktan çıkarmak için yoğun bir çaba içerisinde olmamız gerekiyor." dedi.

Müslüman olduğunu iddia edenler cihat ismini katlediyor

İki ayrı oturumdan oluşan panelde İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran “İslam’da Cihat Uygulamaları” başlıklı konuşma yaptı. Yaran, “Terörün İslam’da yeri yoktur. Cihat adıyla öldürülen masum insanların günahı yoktur. Müslüman kötülüklerin ortadan kalkması ve dünyayı iyileştirmek için çalışır.” dedi. İslam’da cihat kavramının “Bir şey uğruna çaba sarf etmek” olduğunu belirten Yaran, “Cihat uğruna Müslüman mal ve canını feda eder. Bir savaşın cihat olabilmesi için Müslümanların dinlerini yaşamasının engellenmesi canlarının mallarının ve ırzlarının tehlikede olması gerekir. En faziletli cihat zalim otorite karşısında adaleti getirmektir. Müslüman olduğunu iddia edenler cihat ismini katlediyor” dedi.

21. Yüzyıl’da Emperyalizm ve Postkolonyal Direniş başlıklı panelin başkanlığını Doç. Dr. Merve Kavakçı yaparken Prof. Dr. Nazife Gürdoğan, Doç. Dr. Niyazi Beki ve Dr. Neslihan Çevik panelist olarak konuşma yaptı.

“Müslüman Gençlerin Radikalleşme Süreci ve Sosyolojik Savaş” başlıklı ikinci oturumun başkanlığını ise Üsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mithat Baydur yaptı.

Emekli hâkim Yusuf Çağlayan, gazeteci yazar Nevzat Çiçek ve araştırmacı yazar Mustafa Armağan panelist olarak yer aldı.