Dünya Kadınlar Günü Vesilesiyle Sâmiha Ayverdi’yi anma programı düzenlendi…

DOI : https://doi.org/10.32739/uha.id.44573

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) ve Kerim Vakfı iş birliği ile “Sâmiha Ayverdi ve Bugüne Aksedenler” programı düzenlendi. Program kapsamında iki panel gerçekleştirildi. Programda tasavvuf edebiyatının, tasavvuf düşüncesi ve kültürünün çeşitliliğine ve zenginliğine vurgu yapıldı. Sâmiha Ayverdi’nin yaşadığı dönemde ve şimdi de eserleriyle pek çok insana dokunduğuna dikkat çekildi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Kerim Vakfı Kurucusu Cemalnur Sargut; “Sâmiha Ayverdi bize tasavvufun sonsuz bir kaynak olduğunu öğretti.” dedi. 

Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen program, eş zamanlı olarak Üsküdar Üniversitesi Televizyonu ve YouTube kanalından canlı yayınlandı.

Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) Başkanı Emine Bağlı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Kerim Vakfı Kurucusu Cemalnur Sargut gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Emine Yeniterzi: “Sâmiha Ayverdi’yi çok daha yakından tanıma imkânımız olacak”

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı, Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi programın açılışında yaptığı konuşmada; “Bugünkü toplantımızın iki ayrı güzelliği var. Bu ülkenin ufuklarında gerçekten bir yıldız gibi son derece müstesna bir yere sahip olan mütefekkir, mutasavvıf, eğitimci, gönül eğitimcisi, müthiş bir yazar, çok müstesna bir İstanbul hanımefendisi olan Sâmiha Ayverdi’yi sizlerle çok daha yakından tanıma imkânımız olacak. Bu imkânı bizlere sunanlar bu enstitünün yetiştirdiği yüksek lisans tezlerini tamamlamış olan öğrencilerimiz olacak. Tez konularımız birçok şahsa dokunmuş, onların hayatlarını, eserlerini, düşüncelerini konu edinmiş. Enstitüde 10. Asırda İbn Meserre’yle başlayan, 11.yy da Ebû’l Hasan el-Harakani, 12.yy Necmeddîn-i Kübrâ, Azîz-i Nesefî, 13.yy Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, 14.yy Âşık Paşa, 15. yy Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rûmî, Cemal-i Halvetî, Kemâl-i Ümmî, Yazıcıoğlu Mehmed, Ahmed-i Bîcân, Ni’metullâh-ı Velî bunlardan bazıları... Bugüne kadar yapılan tezlerde 12 yüzyılı ayrı ayrı içerecek şekilde, yaklaşık 1200 yıllık bir tarihi kapsayan Anadolu irfanımızın da eserleri incelendi. Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Mârifetnâme’si, divanlar, Muhammediye, Envârü’l-âşıkîn, Müzekki’n-Nüfûs, Hüsn-ü Aşk incelenen eserler arasında, bu konular hakkında tezler yapılmış. Bizim tasavvuf kültürü ve edebiyatımızın, Türk düşüncesinin, Türk kültürünün çok büyük bir çeşitliliği ve zenginliği var.” İfadelerini kullandı. 

Enstitünün güçlü yönleri öğrenci profilinin farklılığı diyen Yeniterzi, “Meslekî hedeflerine ulaşmış, başarılı öğrenciler çoğunlukta. Akademik çalışma tecrübesine sahip öğrencilerimiz var, akademisyenler. Profesyoneller ve akademisyenler kendi alanlarının bakış açısını taşıyarak konuya derinlik, zenginlik ve boyut kazandırıyorlar. Örneğin İskeçe Müftüsü olan bir öğrencimizle Batı Trakya’da Mevlid Geleneğini yerinde çalışma imkânı bulduk, Kosova’da tasavvuf kültürünü inceledik. Bir iktisatçı öğrencimiz, Âşık Paşa’nın Garîb-Nâmesinde Rızık Kavramı’nı çalıştı ki bu eserin bir iktisatçı tarafından çalışılması disiplinler arası çalışmaların yöntemlerini ortaya çıkarır. Bu çalışmaları ‘İş ve çalışma ahlâkı’ çalışma grubu altında topluyoruz. Bu kapsamda yapılan yine bazı tezler ‘İş Dünyasında Mânevî Değerlerin etkisi: Uzak Doğu Üretim sistemleri Örneği”, “İş Güvenliği Kültürünün Oluşturulmasında Tasavvuf İlminin Pozitif Katkısı’, ‘İş Yerinde İletişim ve Çatışma Yönetimi: İslâmî bir Perspektif’ , ‘Türk İş Dünyasındaki Değerler Sisteminin Anadolu İrfanı Işığında Yeniden Tesisi’, ‘Yeni Liderlik Yaklaşımlarının Tasavvuf Öğretisiyle Mukayesesi’. Enstitüdeki hocalarımızın danışmanlık vasfıyla bu tezlerde çok büyük emekleri var. Sınırlı bir akademik kadro ile bu çalışmaları yapma imkânı veren Rabbimize sonsuz şükürlerimi arz ediyorum." dedi.

Emine Bağlı: “Vatan, millet, memleket sevdalısı imanlı bir hanımefendi…”

Yeniterzi’nin ardından Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) Başkanı Emine Bağlı açılış konuşmaları için kürsüye geldi. Bağlı; “Özellikle 27 Mayıs 1960 ihtilâli sonrası memlekette birtakım ideolojik cereyanlar gençlerimiz arasında, üniversiteliler arasında kol gezmeye başladı. Ben de o sırada üniversite talebesiyim. O kadar yakından anlıyor ve görüyoruz ki manipüle ediliyorlar, kullanılıyorlar ve bunu da çok faydalı işler yaptıklarını, Türkiye için iyi bir şey yaptıklarını düşünerek yapıyorlar. O gençler samimi ama onları kullananlar maalesef art niyetli. Üzerimizde oyunlar oynanıyor ve buna fevkalâde üzülen büyüklerimiz var. Gençlik nereye gidiyor ne olacak halimiz ne yapmamız lâzım diyerek durumu Sâmiha annemize arz ediyorlar. Çok üzüntü duyuyor. Vatan, millet, memleket sevdalısı imanlı bir hanımefendi. Bizim bir şeyler yapmamız lâzım diyor. ‘Ah, vah’ demekle bu iş olmaz, teşkilâtlanın, bilgilenin, o kadar bilgilenin ki evlâtlarınıza yardımcı olun, işin aslını öğrenin diyor.” 1966 yılında kendisi tarafından kurulan Türk Kadınları Kültür Derneği gibi birçok önemli yapıyı tesisi eden Sâmiha Ayverdi’nin yaşadığı dönemde yüzlerce insanı doğrudan etkilediğini, güzel ahlâklı insan yetiştirmek için yazdığı eserleriyle tesirinin hâlâ devam ettiğini vurguladı.

Cemalnur Sargut: “Kur’ân-ı Kerim’i ahlâk ve hal halinde biz Sâmiha Ayverdi’de gördük…”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Kerim Vakfı Kurucusu Cemalnur Sargut, “En zor şey insanın hocasını anlatması. Gerçekten o tecelliyi gördüğü, o tecelliyi yaşadığı bir öğretmen, bir insan-ı kâmili anlatmak kolay değil. Emin Işık hocanın deyimiyle ‘yaşayan Kur’ân-ı Kerim’. Kur’ân-ı Kerim’i ahlâk ve hal halinde biz Sâmiha anneden gördük. Hocamız çok büyük bir öğretmendi. Haliyle öğretmendi. Yokluğuyla, yokluğunun içindeki varlığıyla öğretmendi. Daima, ‘Bu dünyada zerrece itibarım varsa sendendir.’ dediği hocası Kenan Rifâî Hazretlerinin elindeki kalem gibiydi. Onu yazdı, onu söyledi, onu anlattı, kendisi yoktu. Bize bir vizyon çizdi ve o çizgide yaşayan bir öğretmendi. Tasavvuf sonsuz bir ilim. Bütün ilimler sonlanır, ilahiyat bile derecelendirilir ama tasavvuf sonsuzdur. İşte bize bunu öğretti. Her ilme vākıf olmak lâzımdır ki tasavvuf daha güzel anlatılabilsin. Artık tasavvuf iş hayatında ahlâkı, ekonomide nasıl çalışmamız gerektiğini öğretiyor. Artık tasavvuf, psikolojide psikiyatride Mevlânâ’nın felsefesini öğretiyor. Tasavvuf bir yaşam biçimidir, nasıl yaşamamız gerektiğini öğretir.” şeklinde konuştu. 

Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi. Panellerde Enstitüde Sâmiha Ayverdi hakkında yapılan beş yüksek lisans tezinden hazırlanmış tebliğler sunuldu. 

Panelin ilk oturumunun başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar gerçekleştirdi. Sâmiha Ayverdi’nin Hancı isimli eserinden bir parçayı paylaştı. 

“Bilirsin, daha kendimi mânâ âleminin emekleyen bir çocuğu bulmaya başlarken, dilimin döndüğü, gücümün yettiği kadar seninle bu cihan ortasında aracılık etmeyi, önüne geçilmez bir heyecanla yaşar oldum. Çok defa susayım, artık susayım… bir daha hiç ağzımı açmayayım… dediğim de oldu. Ama çeşmenin suyunu elinin ayasıyla tıkamak gafletinde bulunan çocuk, bu karşı koyuşa isyan eden sularla nasıl tepeden tırnağa ıslanırsa, ben de ne zaman kendi kendimi susturmak istediysem o söz geçmez coşkunluğun sitemi tufanına uğradım. 

Devletlim! Âfâk içinde, mâverâ içinde neyim ben? Ezelden ebede savrulan zaman harmanı içinde, bir burçak… Kâh ekilen, kâh biçilen, kâh yeşerip kâh dişlenen bir dâne… 

Bu dâne, evvelce seni bilmeye özenir, bileceğini sanırdı. Zamanlar geçtikçe hiçbir şey bilmeyeceğini, bu dünyaya, sade hayran olmak için gelindiğini öğrendi. 

Bilmenin âlâ derecesi bilmemek, ilmin gâyeti de ilimsizlikmiş. Buna, biz iman etmeyiz de kim eder? Söyle, kim eder?” 

Panelde; Enstitünün “İslâm Medeniyeti, Düşüncesi, Tarihi ve Edebiyatı” doktora programı öğrencilerinden Şehvar Tükek, “Sâmiha Ayverdi’de İkinci Doğum ve Mânevî Diriliş” başlıklı sunumunda, “Sâmiha Ayverdi madde ile mânânın âhengi içinde evlâtlarını yetiştiren bir mürebbî, her konuda bilgisini cömertçe evlatlarına sunan ve onları faydalandırmak isteyen bir anadır. Evlâtlarını nefsin esaretinden, madde ile bağından, dert ve sıkıntılardan âzâde, hür bir hayat için eğitmiştir. O yetiştirdiği evlâtlarının beşeriyet bağlarından kurtulup hür bir âleme doğmalarını sağlamıştır. Herkes, her şart dâhilinde, etrâfına da kendine de faydalı olabilir. Her ne iş tutmak niyetinde ve kābiliyetinde iseniz o işe tam ve en sahih bir gayretle sarılınız… demeyiniz ki, ne olacak, dünyâ işidir bu… nasılsa bir şeyler yaparız. Her ne iş yapacaksanız en iyisi olunuz. Allah’a şükür sâde dil ile olmaz; âzâ ve cevârihin de bir şükrü vardır; o da bize vermiş olduğu kuvvet ve kudreti en iyi şekilde kullanmak ve mânevî haysiyetimize dil uzattırmamaktır, diyen Ayverdi kendisine tâbî olan tüm evlâtlarının, talebelerinin şahsiyetlerini yeni baştan inşa ederken Hz. İsa’ın ‘iki kere doğmayan melekûta giremez’ sözündeki mânevî doğumla onları melekût âlemine sokmuştur.” dedi.

Deniz Yağlı “Sâmiha Ayverdi’nin İnsan ve Şeytan Romanı: İnsanın Tekâmülünde Şeytan’ın Rolü” başlıklı sunumunda, “Sâmiha Ayverdi’nin İnsan ve Şeytan romanında, Allah’tan uzak olan her varlık Şeytan’dır, dendiğini belirtti. Sâmiha Ayverdi düşüncesinde şeytan, iyiyle kötüyü ayırmak için bir ayna olarak nitelendirilir. Güzeli güzel, çirkini çirken gösteren bu aynanın, güzeli çirkin, çirkini de güzel yapma gücü yoktur. Eğer şeytan yaratılmamış olsaydı isyan ve küfür ortaya çıkmayacak ve böylelikle Allah’a kulluk ve itâatten söz etmek de mümkün olmayacaktı. Bu açıdan bakıldığında şeytan, insanın tekâmülü için gerekli bir varlıktır ve ilâhî sistemin güçlü bir aktörüdür. Kötülüğü yaratan değil, sadece kötülüğe ayna tutandır. Her ne kadar fiillerimize izin veren Allah olsa da kula yakışan her zaman edebi muhafaza etmek ve aczini bilmektir.” diyerek Ayverdi’nin romanındaki düşünceleri değerlendirdi. 

Serkan İçtem, Sâmiha Ayverdi ve Cemîl İnsan başlıklı sunumunda, “Cemîl insan gördüğü tüm güzelliklerde kaynağı, sebebi, Yaratıcı’yı arar. Kokusu, rengi, ihtişâmı ile başa vuracak kadar buram buram tüten bu güzellikleri acep kim şahlandırıyor sorusu, kendi içinde cevabını da barındırır.  Sâmiha Ayverdi bu durumu büyük nehirlerin ince ve mütevâzı kollara ayrışmasına yâhut insanların sun’î vâsıtalar, kanallarla onu tarlaya kadar çekip götürmesine benzetir.  Tüm bu ince kanallar nihâyetinde büyük nehre bağlanır, mesele bu ince kolu nehrin kendisi sanmamakta, takip ederek kaynağa ulaşabilmektedir.” ifadelerine yer verdi.

Panelin ikinci oturumunun başkanlığını ise İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeyneb Çağlıyan İçener yaptı. İçener, Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde “ilim, irfan ve hikmet” üçlüsünün izinden giden çalışmalar yapıldığını yakından takip ettiğini belirtti. 

İkinci oturumda Filiz Kavaklı, ‘Sâmiha Ayverdi’nin Yaratıcı Hürriyeti’, Elif Titrek ‘İ‘lâ-yı Kelimetullah Prensibi: Unutulanı Hatırlamak, Kaybedileni Aramak’ adlı sunumlarını gerçekleştirdiler. 

Filiz Kavaklı, “Sâmiha Ayverdi’nin hürriyet algısı ilâhî referanslı ve tasavvufî karakterlidir. Nefsanî esaretlerin yanı sıra iyilik, sevap ve cennet isteği gibi nûranî perdelenmelerin de ancak İlâhî Aşk’ın yardımıyla aşılabileceğine inanır. Bu açıdan hürriyeti, İlâhî Aşk’ın rehberliğinde gerçekleşecek ahlâkî yetkinleşmede bulur. Hür olma hâlini insan olmakla, esaret hâlini ise şeytanla özdeşleştirir. Hür insanda benliğin çirkin sayılan bütün yönleri terk edilmiştir. Hür insan, diğergâm ve cömert olmak gibi çok kıymetli ahlâkî özelliklerle bezenerek Allah’ın sıfatlarını kendisinde tahakkuk ettirebilmiştir. Bu nedenle hür insan, insan türünün en mükemmel, en üstün, en kâmil örneğidir. Ayverdi’nin “yaratıcı hürriyeti”nin hem şahsiyeti hem de medeniyeti inşa ettiği, yani kişinin kendi şahsiyetini yaratırken aynı zamanda medeniyeti de yarattığı söylenebilir.” ifadelerini kullandı.

Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü “İslâm Medeniyeti, Düşüncesi, Tarihi ve Edebiyatı” doktora programı öğrencilerinden Elif Titrek ise “i‘lâ-yı kelimetullah prensibinin geçmiş, şimdi ve gelecek eksenindeki seyrini incelemek niyetiyle Türk İslâm medeniyetinde, i‘lâ-yı kelimetullah gayesinin yerini görüp anlamak istedik. Tasavvufî çerçevede ele alındığında, i‘lâ-yı kelimetullah şevkinin tevhîd ve edep kavramlarıyla bağlantısını tespit ettik. Sâmiha Ayverdi’nin eserlerinde i‘lâ-yı kelimetullah mefhumunun, tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmesinin manevî değerler ve erdemler açısından şahsiyet ve medeniyet kavramları arasındaki ilişkiyi belirlemede aydınlatıcı bir rol alabildiğini düşünmekteyiz. Bu konuda yapılacak araştırmaların, yirmi birinci yüzyıl insanının i‘lâ-yı kelimetullah prensibiyle yaşamasının nasıl gerçekleşebileceği sorusunu gündeme getirerek tefekküre vesile olacağını ümit ederiz.” dedi.

Elif Titrek, Sâmiha Ayverdi’nin, İslâm âlemini i‘lâ-yı kelimetullah gayesine dâvet ederek başladığı Kölelikten Efendiliğe isimli risâlesini yine bir dâvetle bitirir ve şöyle der: 

“Hepinizi, hepimizi tek anlayış, tek âhenk, tek gaye etrafında birleşmeye çağırıyorum. Gene hepinizi, hepimizi, dalı budağı eflâke uzanmış bir tevhit ağacının altına çağırıyorum. Allah’ın bütün yaratılmışlara eşsiz ihsanı olan Kur’ân ahlâkına çağırıyorum. Hakikate çağırıyorum. Hakk’ın Resûlü’ne çağırıyorum. Hakk’ın birliğine çağırıyorum. Sizi Allah’a, Allah’ın rızâsını kazanmaya çağırıyorum” (Ayverdi, 2009: 108).
Kendilerinin bu çağrısıyla biz inşallah bâ’sü-bâde’l-mevte şahid olur, i‘lâ-yı kelimetullah düstûrunun unuttuğumuzu hatırlayış ve kaybettiklerimizi arayışımızda dünyadaki bütün canlara sirayetini dileriz.”

Sûzidil Mevlevî Âyîni konseri yapıldı

Sunumlar sonrası soruların cevaplandırılmasının ardından, İstanbul Türk Ocağı Ömürlü Mûsikî Topluluğu Elif Ömürlü Uyar yönetiminde Zekâi Dede’nin Sûzidil Mevlevî Âyîni konseri gerçekleştirildi.
Konser, davetlilerce ilgiyle seyredildi. 

 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)