Dijital kültür Üsküdar İletişim’de her yönüyle irdelendi


Bu yıl beşincisi 26-27 Nisan tarihlerinde gerçekleşen “dijital kültür” temalı Uluslararası İletişim Günleri etkinliği sona erdi. Bilimsel etkinlikte medya teorisyenlerinden Prof. Henry Jenkins, Gent Üniversitesi’nden Dr. Jan dev Vos ile Türkiye’nin iletişim alanında önemli isimleri sunumlar gerçekleştirdi. 



Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanlığın ürettiği en büyük cihaz internet” 

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İletişim Günleri etkinliğinin açılışında yaptığı konuşmada insanlığın ürettiği en büyük cihazın internet olduğunu söyledi. “Egemen olmak isteyen kimse bilgiye hükmetmek zorunda. 5-10 sene sonra bu bilişim devrimiyle beraber her şey değişecek, zaten şu anda da tek kültür düzeni başlamış bulunmak. Yakın zamanda birçok kültür yok olacak, yerel kültürümüze sahip çıkmakla mükellefiz. Yerel olmadan evrensel olamayız” diyen Prof. Tarhan, dijital devrimin sosyal ilişkileri de etkilediğini belirtti: “Dijitalleşme birçok kolaylık getirdi ama birçok dezavantajı da beraberinde getirdi. Otistik insanlar çoğaldı. Otizmin artmasının en büyük sebeplerinden birisi de sosyal ilişki biçiminin değişmesi. Sosyal ilişki biçiminde duygusal aktarımlar vardı, göz teması vardı. Karşılıklı konuşma vardı. Şimdi sanal gerçeklik nedeniyle göz teması olmuyor. İnsan kendi kimliğini saklayarak farklı kimliklerde var olabiliyor. Çok rahat yalan söyleyebiliyor. Gerçekliğin sınırları değişti.” Tarhan, “Dijitalleşmeye karşı koymak yerine onu doğru kullanmayı öğrenirsek yani patron olabilirsek korkmayalım. Sanayi devriminde figüran olduk, dijital devrimde de figüran olmak istemiyorsak muhakkak dijital gücü en iyi şekilde kullanmamız gerekiyor” dedi.



Prof. Dr. Nazife Güngör: “Dijital teknoloji insan beyninin uzantısıdır”

İletişim Günleri etkinliğinin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, günümüzde yaşadığımız dijital devrimin ikinci teknoloji devrimi olarak adlandırıldığını ifade etti. Güngör, “Dijital devrim, sanayi devriminden farklı olarak kültürün, toplumların, insanların en ayrıntılarına, toplumların en kılcal damarlarına kadar sirayet eden bir yenilik oldu. Birinci sanayi devrimi daha makro düzeydeydi, ama dijital teknoloji çok daha mikro etkiler yaptı. Çünkü birincisi insanların bedenlerinin uzantısıydı, makro düzeydeki yapıları etkiledi, fakat dijitalleşme insanların beyninin uzantısı oldu. Mikro düzeydeki pek çok yapıyı, süreci ve ilişkiyi etkiliyor. Gerçek anlamda kültürel değişim oluyor” dedi.



Prof. Dr. Haluk Şahin: “Teknolojiler toplumsal yapıyı değiştiriyor”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, gazeteci ve yazar Prof. Dr. Haluk Şahin, etkinlikte yaptığı konuşmada, uzun yıllar medya uygulayıcısı, bir gazeteci, bir televizyoncu olarak çalıştığını, hem de akademik kariyerini sürdürdüğünü ifade etti. Konuşmasında dijital teknolojinin medya alanına girişini ve yaptığı etkileri izleyebilme fırsatını bulduğunu söyleyen Şahin, “Bizim ürettiğimiz teknolojiler, bir toplumsal yapı içine girdikleri zaman onu çeşitli şekillerde değiştiriyorlar” dedi.  Konuşmasında medya ve demokrasi ilişkisine de değinen Prof. Haluk Şahin, “Demokrasilerin sağlıklı ve sürekli bilgiye ihtiyacı devam ediyor. Başka türlü olabilmesi mümkün değil, ama dijital kültür ortamında bu nasıl olacak sorusu dev bir soru olarak karşımızda duruyor. Sizlerin bu soruyu çözeceğine inanmak istiyorum” dedi.



Dr. Jan De Vos: “İnternet bir psikolog değildir”

İletişim Günleri’nin konuk konuşmacısı, Gent Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Jan de Vos, internet ve psikoloji ilişkisini irdeleyen bir konuşma yaptı. Dijitalleşmenin beynimizi ve psikolojimizi nasıl şekillendirdiği veya değiştirdiğine bakmak yerine, modellerin dijitalleşmeyi nasıl şekillendirdiğine eleştirel olarak bakmalıyız diyen Jan De Vos,  son yıllarda internet kullanımında daha sosyal ve daha az anonim olmaya doğru bariz bir yönelme görüldüğünü, anonim takma adlar, elektronik posta adresleri veya avatarlarla kurulan iletişimin gitgide çevrim dışı sosyal hayatı yansıtan bağlara ve gerçek kimliklere dayanan çevrim içi sosyal ağlarla yer değiştirmekte olduğunu ifade etti. Jan De Vos konuşmasında internet ve psikoloji ilişkisine de değindi. “İnternet bir psikolog gibi değildir. İnternet bir psikolog gibi yapılanmıştır. Yani bizim derin psikolojik arzularımızı, bizim psikolojimizi açıklayamaz ama bizim psikolojimizi şekillendirmek, biçimlendirmek ve yönlendirmek için yapılandırılmıştır” dedi.



Prof. Dr. Peyami Çelikcan : “Çocukların bu dijital evrende hapsolması benim esas endişemdir”

Dijital Kültür başlıklı oturumun moderatörlüğünü yapan İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan, bir karikatür yarışması’nda ödül alan iki karikatür göstererek, “Bizim saatlerce konuşacaklarımızı bu iki kare anlatıyor. Karikatürde sanal olan ile gerçek olan yer değiştirmiştir. Dijitalleşmeyle ve robotlarla yaşamaya alışacakmışız gibi görünüyor. Çocukların bu dijital evrende hapsolması benim esas endişemdir. Bu durum vazgeçilmeyecek bir alışkanlık haline gelecek gibi hissediyorum. Sadece çocuklar değil, yetişkinler de tehdit altında” dedi.

Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu: “Makineler insan dilini, düşüncesini taklit edebilir ama düşünemez”

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, dijital kültür oturumunda yaptığı konuşmada Facebook’un robotlarının birbirleriyle nasıl müzakere ettiği üzerinde durdu. Nalçaoğlu, “İş çığırından çıktı ve robotlar kendi dillerini üretti. Kamusal bir hal aldı. Belki de bu robotlara bakarak insanların sanat yaklaşımını anlayabilir miyiz gibi ya da insanlığın dili nasıl keşfettiğine dair ipuçlarını alabiliriz gibi sorular, yorumlar aldım. Yapay zekâ öyle bir noktaya geldi ki, 15 bin kişilik bir konferansın ilk elemelerini robotlar yapabiliyor. Bir de araştırmaların ışığında daha basit, genel işlerle uğraşan robotların bir felakete sürükleyebileceği konusunda herkes hemfikirdir. Makineler insan dilini, düşüncesini taklit edebilir ama düşünemez” dedi.

Ozan Onat: “Telefonla video çekiyor, televizyonla internete giriyoruz” 

CNN TÜRK Program Müdürü Ozan Onat, oturumda yaptığı konuşmaya bir anısını anlatarak başladı: “2007’de CNN’in Atlanta’daki merkezinde 3-4 haftalık eğitim için gittim. Yöneticilerle bir araya gelip soru cevap seansı yaptık. Sıra bana geldiğinde karşımdaki kişiye, ‘Sizce internet televizyonu bitirecek mi’ diye bir soru yönelttim. Yapımcı, ‘ben öyle düşünmüyorum, bence televizyon hep televizyon olarak kalacaktır’ dedi. Ben o zaman da öyle düşünmüyordum şimdi de düşünmüyorum. Çünkü aynı yıl Steve Jobs İphone telefonu çıkardı.” Youtube’da yüklenen ilk videoyu göstererek konuşmasına devam eden Onat, “Bu videodaki kişi youtube’un kurucularından Jawed Karim. Bu video hiçbir şey anlatmayıp çok şey anlatmaktadır. Artık herkes sosyal mecrada içerik üretici durumunda. Eskiye baktığımızda telefonlarımız vardı, telefonla konuşurduk, televizyonlar vardı, televizyon izerdik, fotoğraf makinelerimiz vardı, fotoğraf çekerdik, walkmanle müzik dinleyip, oyun konsollarımızla oyun oynardık. Şimdi öyle bir zamana geldik ki, telefonla video çekiyor, izliyor, televizyonlarımızla internete giriyoruz” dedi.


Prof. Dr. Aslı Tunç: “İnternette ölümsüzlüğü arıyoruz”

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aslı Tunç, bir yüzü sağa bir yüzü sola bakan ikiyüzlü Roma tanrısı Janus’tan söz ederek başladığı konuşmasında internetin gelişim süreci ve üzerine sürdürülen tartışmalara değindi. Günümüzde toplumsal protesto hareketlerinin sosyal medyada örgütlendiğine dikkat çeken Tunç, aynı zamanda slacktivizm (tembel aktivizmi) eleştirilerinin de söz konusu olduğunu belirtti. Konuşmasında, “sosyal medyanın gerçek bir kamusal alan olma şansı vardı” diyen Tunç, zamanla big data kavramının ortaya çıktığını, Facebook, Twitter, Snapchat gibi şirketlerin yapay zekaya büyük yatırımlar yaptıklarını, Cambridge Analytica skandalını unutmamak gerektiğini hatırlattı. Aslı Tunç, “bugün bulut sistemine kaptırılmış bir insanlık var ve biz bugün bundan 2500 yıl öncesinin Gılgamış Destanı’ndaki gibi belki de hala ölümsüzlüğü aramaktayız” dedi.

Defne Andaç: “Türk insanı okumayı sevmiyor”

Dijital kültür oturumunun son konuşmasını yapan Uzman TV Kurucusu ve Genel Müdürü Defne Andaç, Uzman TV’yi 2007’de kurduklarını ifade ederek başladığı konuşmasında, “Amacımız, okumayı sevmediğimiz için bilgi veren videolar çekmekti, çünkü Türk insanı okumayı sevmez” dedi. Bugüne kadar 11 yıl içinde 65 bin video çektiklerini ifade eden Andaç, “En büyük sorun, güvenilir bilgiye ulaşma sorunudur. Büyük manipülasyonun olduğu Google’da aramakla esas bilgiye ulaşamayız. Sahte haberler, troller yüzünden doğru bilgiye çok zor ulaşıyoruz” dedi. Konuşmasında dijital mecraların yaşadığı gelir sorununa da değinen Andaç, “Türkiye’de 2017’de 2.2 milyar liralık harcama yapıldı ve yüzde 85’i google ve youtube gibi kurumlara gitti” dedi.



Lisansüstü öğrencileri çalışmalarını sundu

İletişim Günleri etkinliğinde bu yıl ilk kez yüksek lisans öğrencileri de çalışmalarını sundu. Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Medya ve Kültürel Çalışmalar yüksek lisans programından Havvanur Özdemir “Nesnelerin İnterneti”, İlkin Altınok ”İnternet Gazeteciliği”, Emir Ünlüer “Analogtan Dijitale Fotoğrafçılık”, Alihan İspiroğlu “Çevrimiçi Televizyon Platformları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirirken; Yeni Medya ve Gazetecilik yüksek lisans programından Özlem Önder “Dijital Emek”, Gizem Ülke “Dijital Okuryazarlık” ve Tufan Ali Yağmur ile Hakan Koluman da “ Yeni Medya Okuryazarlığı” konulu konuşmalar yaptılar.

Prof. Henry Jenkins: “Herkesin kendi hikâyesini aktarabildiği bir medya alanı söz konusu” 

5. Uluslararası İletişim Günleri’nin ikinci gününe videolu sunumuyla katılan Güney Kalifornia Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Henry Jenkins,“Merhaba Türkiye’deki arkadaşlarım” diyerek başladığı konuşmasında yakınsamalı kültür üzerinde durdu. Jenkins, ”Kesinlikle bir geçiş dönemindeyiz, geleneksel medya sisteminin ölmekte ve yeni medya sisteminin doğmakta olduğu, izleyici kültürünün yerini katılımcı kültürün aldığı, hikaye anlatıcılığı mekanizmasını kontrol eden az medya kuruluşunun olduğu bir toplumdan, ortalama bir yurttaşın medya teknolojilerini kullanarak kendi hikayelerini aktarabildiği daha karmaşık bir medya alanlarına dönüşmüştür” dedi. Toplumun medyanın kontrolünü kendi eline almaya başladığını söyleyen Jenkins, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hayatımıza girdiği gibi medyayı kontrol altına alıyoruz ve bu da yakınsama kültürünün esasıdır. Yakınsama kültürü her bir hikayenin, sesin, markanın, imgenin, ilişkinin çok sayıda medya kanalının karşısında tamamlandığı bir dünyadır.”
 
Doç. Dr. Zeynep Özarslan: “Yaratıcı kültür endüstrilerinin ekonomideki rolü artıyor”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünde yapılan dijital gazetecilik başlıklı oturumda konuşan Nişantaşı Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Özarslan, dijital kültür endüstrisi kavramı üzerinde durdu. Türkiye’de dijital kültür üzerine çok çalışma olmasına karşın dijital kültür endüstrisini irdeleyen bir tez olmadığını aktaran Özarslan, UNESCO raporlarında yaratıcı kültür endüstrisi kavramının kullanıldığını hatırlattı. “Artık ülkeler kültürü, sürdürülebilir ekonomik planlarına dahil etmektedirler. Yaratıcı kültür endüstrilerinin ekonomideki rolü artmaktadır” diyen Özarslan Türkiye’nin de yaratıcı kültür endüstrilerine daha fazla önem vermesi gerektiğini ifade etti.

Öğr. Gör. Orhan Şener: “Gazeteciler kitlelere ulaşmak için hibrit formatlar kullanmak durumunda”
 
Nişantaşı ve Kültür Üniversitelerinde yeni medya dersleri veren Öğr. Gör. Orhan Şener, yeni medya haberciliğinde içerik trendleri konulu bir konuşma yaptı. Yeni medyanın özelliklerini sıralayan Şener, “sosyal medya bize şimdiciliği, şu anda ne yaptığımızı sorarak sağlıyor. Uçuculuğun anlamı ise artık içeriğin sadece şu anla ilgili olmasıdır. Örneğin Snapchatte mesaj gider ve yok olur. İlgi ekonomisi kavramı şudur. Biz bu mecralara para ödemiyoruz. Mecralar bizim ilgimizi satarak reklam alıyorlar. İnternet ilk başta yazılır ve okunurdu. Zamanla görsellik önem kazandı ve artık içeriği, metni görselle anlatabiliyoruz. Yani internet başlangıçta okunan bir mecrayken şimdi izlenen bir mecra haline geldi. Son olarak da post-truth kavramı var” dedi. “Yeni medyanın enformasyonel kaosu içerisinde gazeteci kitlelere nasıl ulaşacak” diye soran Orhan Şener, kitlelere hangi mecradalarsa, o mecranın özüne uygun, gerektiğinde hibrit formatlar kullanarak ulaşılabileceğini örneklerle aktardı.

Arş. Gör. Dr. Bilge Narin: “Niteliğin hız için feda edildiği bir gazetecilik çağında yaşıyoruz”
 
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Arş. Gör. Dr. Bilge Narin de dijital gazetecilik oturumunda yaptığı konuşmada bak-geç gazeteciliğini anlattı: “Bak- geç gazeteciliğine yapılan eleştiriler, hiper hız ve hiper anındalık, hiper kişileştirilmiş haber, metin ve görselin bozulan dengesi, yer kısıtının dönüşü ve de bağımlılık ve dikkat dağınıklığıdır” diyen Narin, bu gazetecilik anlayışının fırsatları da içerdiğini belirtti. “Her yerden erişme, kişiselleştirme, anında haberdar olma, hız ve ekran koruyuculuğu.” İnternet gazeteciliğindeki hız baskısının daha da artacağını, niteliğin hız için feda edilmeye devam edeceğini belirten Bilge Narin, bak-geç gazeteciliğinde baskın olanın görsellik olduğunu ifade etti. Narin, “Akıllı telefonlara günde en az 100 kere bakıyoruz. Bu sayı ilerde 300-500’ü bulacaktır. Az miktarda bilgi içeren, sık haber akışı kullanıcıları rahatsız edip dikkati dağıtmaktadır. Sonuç olarak, bak-geç gazeteciliği, okurlar için yeni bir enformasyon kaynağı, gazeteciler içinse yeni bir çalışma alanıdır” diyerek sözlerini tamamladı.
 


Dr. Öğr. Üyesi Nurhan Kavaklı: “Yalan haber, kasıtlı olarak üretilmiş ve yanlış olduğu kanıtlanabilir haberdir”
 
Dijital gazetecilik oturumunda son konuşmayı yapan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Dr. Nurhan Kavaklı konuşmasına yalan haberi tanımlayarak başladı. “Yalan haber, kasıtlı olarak üretilmiş ve yanlış olduğu kanıtlanabilir haberdir” diyen Kavaklı yalan haberlerin sosyal medyada daha fazla olmasına ilişkin şunları söyledi: “Haber doğrulama mekanizmalarının devredışı kalması, haberin kolay manipülasyona uğraması, algoritmaların tartışılan rolü sosyal medyayı yalan haberlerin mecrası haline getirdi.” Yalan haberle mücadelenin bu tür içeriklerin kaldırılması, medya okuryazarlığının teşviki, algoritmaların yalansavar sekilde geliştirilmesi, internet haber doğrulama sitelerinin artması ve güçlendirilmesi şeklinde gerçekleşebileceğini ifade eden Nurhan Kavaklı, bu tür önlemlerin sansüre de zemin hazırlayabileceğini, ayrıca bu kadar fazla datanın içinde yalan haberi tespit etmenin güçlüğünü vurguladı. Konuşmasında Türkiye’deki doğrulama sitelerine de değinen Kavaklı yaşanan sorunları sıraladı.
 
Doç. Dr. Burak Özçetin: “Popülizm bir siyasal iletişim tarzıdır”
 
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nilüfer Timisi’nin moderatörlüğünde gerçekleşen “dijital çağ ve geleceğin medyası” başlıklı beşinci oturumda konuşan  Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Burak Özçetin, yeni medyanın popülist siyasetle ilişkisini irdeledi. “Popülizm kelimesi herkesin dilinde, siyaseti anlamak adına kullanılan bir kelime haline geldi. Çağımızın siyasetini ve popülizm kelimesini anlamanın yolu bir yandan popülist aktörlerle medya arasındaki ilişkiyi anlamaktan geçiyor. Bir başka deyişle günümüzün populist hareketlerini medyayı ayrıntılı bir şekilde ele almadan, kavramadan anlamak pek de mümkün değil. Popülizmi hem siyaset bazlı bir ideoloji hem de siyasal bir iletişim tarzı olarak ele almalıyız. Seçkincilik karşıtı, dışlayıcılık, kriz ilanı, basit ve doğrudan bir dil kullanımı, lidere bağımlılık gibi unsurlar popülizmi anlamıza yarıyor. Popülizm ve medya gibi karmaşık bir ilişkiyi anlamak için hem siyasal iletişimin bugününe hem de popülist aktörlerin medyayı kullanış biçimine bakmamız gerekmektedir.”

Doç. Dr. Ertan Kardeş: “Dijital çağda savaşlar da değişti” 
 
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ertan Kardeş, oturumda yaptığı konuşmada dijital çağda savaşların da yeni biçimler aldığını,
tarihe bakıldığında savaştan bağımsız bir barışın olmadığının görüldüğünü ifade etti. Savaşlarda kullanılan dronlara da değinen Kardeş, “dronlar her şeyi görerek, kategorileştirerek, parazitini  yok etmeye çalışır”dedi.

Dr. Öğretim Üyesi Tacettin Ertuğrul: “Dijital çağı anlamak için Heidegger’den yararlanabiliriz”

İstanbul Esenyurt Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Tacettin Ertuğrul, Heidegger felsefesinden hareketle dijital çağı nasıl anlayabileceğimizi örneklerle anlattı. Dijital teknolojiyi anlayabilmek için Heidegger’in gestell kavramından yararlanabileceğimizi belirten Ertuğrul, teknolojinin başlı başına bir amaç olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.
 
Ege Ellidokuzoğlu: “Sinemanın sinema salonunda izlenmesini isterim”
 
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Dr. Can Diker’in moderatörlüğünde bir söyleşi gerçekleştiren görüntü yönetmeni Ege Ellidokuzoğlu, TRT’ye sınavla girdiğini ve mesleğe kamera asistanlığı ile başladığını ifade etti. Ellidokuzoğlu, daha sonra Ankara’dan İstanbul’a göç ettiğini ve görüntü yönetmenliği yaptığını belirtti. Konuşmasında sinemanın dönüşümüne de değinen Ellidokuzoğlu, sinemanın evde değil sinema salonunda izlenmesi gerektiğini ifade etti.



Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı: “Eski iletişim modellerini yeni platformlarda yaşıyoruz” 
 
İletişim Günleri etkinliğinin genel bir değerlendirmesini yapan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı, “Oturumlarda sanal gerçeklik, yakınsamalı kültür, kasiyersiz supermarket, internet gazeteciliği gibi konulardan bahsedildi. Bugünkü yeni medyanın da eskidiğine değinildi. Açıkçası benim hoşuma giden turbo gazeteciliği oldu. Ben daha çok tarihten yola çıkıp, tarihsel empatiden bahsedeceğim. Tarihsel empati, daha önceki olayları anlamak gibi yorumlanabilir. İlk medya eleştirmeni Platon’dur. Retorik kullanan sofistleri manipülasyonla suçluyor. Yalan haber de yine o dönemdeki gibi eleştiri alan bir alan. Bazı çok eski şeyleri yeni platformlarda yeniden yaşıyor olabilir miyiz diye sorabiliriz” dedi. Sanal kimlik ve avatar meselesine de değinen Odabaşı, “Eskiden isimsiz broşürler vardı. Matbaa ortaya çıktıktan sonra, sansürden kaçabilmek için matbaalar yanlış adres yazarlardı. 1500 senesine gelindiğinde, ‘Öyle çok kitap var ki başlıklarını okumaya zaman yetmez’ denirmiş. Bu da bugünkü bilgi bombardımanı eleştirisine denk bir eleştiridir” dedi.

İletişim Günleri etkinliği Akbank Kısa Film Festivali ödüllü filmler gösterimiyle sona erdi.

           
 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)