Danışmanlık Eğitimi ve Orpheus Çalıştayı yapıldı



Lisansüstü eğitim, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü tarafından düzenlenen “Danışmanlık Eğitimi ve Orpheus Çalıştayı” nda konuşuldu. Yüksek lisans ve doktora eğitimine dair önemli ayrıntıların ele alındığı çalıştayda eğitimin kalitesi de konuşuldu.
Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonundaki program İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından Üsküdar Üniversitesi kurumsal filminin seyredilmesiyle başladı.

Programın açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür ve Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilgün Sarp gerçekleştirdi. Orpheus ve danışmanlık konusunda konuşan Sarp "Aktivasyon çalışmaları noktasında Orpheus çok bilinen bir ortam değil. Bunu tanımalıyız." Diyerek YÖK yönetmeliğine göre danışmanın rolü ne ve YÖK bizden ne istiyor? Sorularına yanıt verdi.
"Supervisor ve adviser karışıyor. Aslında supervisor kontrol eden, adviser danışılan kişi demektir. " ifadelerini kullandı.



Sarp: “Doktora hadi doktoram olsun diye yapılabilecek bir şey değil!”
 
Prof. Dr. Nilgün Sarp, "YÖK der ki öğrencinin danışmanıyla beraber belirlediği tez konusunda en geç ikinci yarıyıl sonuna kadar enstitüye önermesi gerekir. Ben bu belirtilen süreleri önemsiyorum. Doktora çok zahmetli bir süreç. Hadi doktoram olsun diye yapılacak bir şey değil. Doktorasını bitiren kişi hemen tez danışmanı olamıyor. Tez çok önemli bir süreç. Tezler hem bizim hem de sizin şerefiniz. Ömür boyu omzunuzda taşıyacağınız bir şey. Tezi çalışırken danışman olarak bilmiyorsanız siz de öğrenirsiniz. Tez hem danışmanı hem öğrenciyi geliştirir. Öğrencilerin ufkunu, önlerini açacak, onlarla tartışacak danışmanlar olması gerek. Ayrıca açık, destekleyen, kolay ulaşılabilen, etik, rehberlik eden, fikir ve görüş veren danışmanlar olmalı. Danışmanın eksik dediği yerleri de öğrenci çalışarak kapatacak. YÖK danışmanlarına önerim, konu tespiti, danışman tespiti, zamanında yönlendirme konularında erken davranılmalı.” dedi.

Özdemir: “Tez hocaları tren raylarını ayarlar, öğrenciler gider”
 
Açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü Başkanı İbrahim Özdemir “Alman meslektaşım bir gün beni otelime bırakırken anlatmıştı. ‘Bak! Hegel’de burada okudu’ diyerek bana bir bina göstermişti. Hegel 1788’de Tübingen’e geldiğinde sadece profesör çocukları profesör olabiliyordu. O gece bir kitaba baktım, Hegel 19.yy’da Almanya’ya devrim niteliğinde yenilikler gerçekleştiren iki kişiyle aynı odada kalmış. Ayrıcalıkların kalkmasıyla Hegel bugün ki Hegel olmuş.” Diyerek konuşmasına başladı. Ardından şunları ekledi “Tez hocaları tren raylarını ayarlar, belirler ama yolu bizim gitmemiz lazım. Ben ilahiyattan felsefeye giden ilk öğrenciyim. Bana niye? diye sordular. 5 yıldır öğrendiklerimin sağlamasını yapmaya geldim dedim.” dedi.



Hatalı eğitimle %90 olan yaratıcılığımız ’la düşüyor!

Danışmanın öneminde dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Neden danışman önemli? Arda topa nasıl vuracağını bilmiyor mu? Biliyor ama direktör olmadan olmuyor. Orkestrada da bu böyle. Akademisyenlik çok zor ama çok keyifli. Diyojen felsefenin, bilimin, insanın zaaflarını tanıyıp kurtulmanın ne kadar önemli olduğunu İskender’e gölge etme başka ihsan istemem diyerek gösteriyor. Çok az kişi İskender’in büyüklüğünün Aristoteles’ten geldiğini bilir. %98 olan yaratıcılığımız hatalı eğitim metoduyla ’lara düşüyor. Bizi kalıplara koyuyorlar. Benim tezim 11 yıl sürdü. İyi danışman hem dost, hem arkadaş, hem çocuklarınızın teyzesi, amcası olabiliyor. İyi danışman, çocuklarınızın da iyiliğini düşünüyor. İlim esastır. Zengin olmanın yolları vardır. Ama ilim adamı olmak istiyorsan o yolları bırakmalısınız. Bilimin bize verdiği şeyleri görmek gerek. Bir toplantıda dedim ki; çevre benim için sadece akademik iş değil. Ben ilk defa kurt gördüğümde son kez gördüğümü bilemezdim. O yüzden çevre ahlaki bir sorun. Bu toplantıdan sonra Birleşmiş Milletler bana danışmanlık teklif etti. Orada da 2 yıl çalıştım.”

İyi öğrenci iyi hoca karşılıklı öğrenir

Yaratıcılığınıza kulak verin diyen Özdemir; “Felsefenin asıl adı bilim aşkı, bilim sevgisidir çok bilme sevdası değil. Hakikati öğrenme aşkı. İyi öğrenci, iyi hoca karşılıklı birbirine öğretiyor. Bilim bazen devrimlerle gelişir. Kurulu düzenin dışına çıkmak, paradigmanın dışına çıkabilme. Özgünlüğümüzü koruyalım. Aristoteles’e diyorlar hocan Platon’la çok farklı düşünüyorsun. Aristo diyor hocamı severim ama hakikati daha çok severim. Ne kadar okuyan, yaratıcı fikirli olursanız olun hocanıza ihtiyacınız olacak. Ben hocalarımın eseriyim. Yumurta olup çürüyebilirsiniz, düzgün kuluçkaya yatıp bir şahin de olabilirsiniz.”

Özdemir’in ardından Koç Üniversitesi ve Orpheus Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Orer konuşma yaptı.



Her zaman iyi araştırıcılar iyi danışman olmayabilir

“Doktoranın özü, araştırma yoluyla eğitimdir diyor Eurodoc belki de en iyi tanım budur. İki çıktımız var bir ayakta eğitim diğeri ayakta araştırma var. Bizim eğitimimiz şey gibi ne yetiştirdiğimizi bilmiyorsak bizim için her yetişen ürün oluyor. Orpheus doktora konusunda Avrupa’dan da dışarı taşmış bir platform. Çok heterojen bir ortam. Karar verme süreçlerimiz var herkes iyi doktora yapabilecek öğrenciyi seçiyor. Tez bilime orijinal katkı yapabilme, bağımsız araştırma yapabilme, başka ürünleri eleştirel gözle değerlendirebilme. Tezin sahibinin öğrenci olması çok önemli. Her zaman iyi araştırıcılar en iyi danışman olmayabilir.”

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Başkanı Tayfun Uzbay sunum yaptı.

“Bilimin en önemli özelliklerinden birisi bilgi edinmemizi sağlaması. Hiç bilgisiz yaşayabilir miyiz? İnsan aslında deneme yanılma yoluyla da görür. Bilim doğru düşünme, sistematik olarak bilgi edinme sürecidir. Dinle bilimi bir araya getirerek tartışmak boş yere polemikler oluşturur. İkisi bambaşka şeyler. Bilimsel düşünmek analitik düşünmek demektir. Analitik düşünce çerçevesinde yaklaşımlar sayesinde insanın yaşam kalitesi artmıştır.” diyerek konuşmasına başlayan Uzbay şöyle devam etti:



İdeal bilim insanı nasıl olmalı?

“Bilimsel araştırma sürecinde hipotezi oluşturursunuz, verilerinizi sınarsınız, verilerinizi yorumlarsınız. Sonunda toparlayarak bilimsel bilgiyi elde edersiniz. Bilimsel bilgi olabilmesi içinse tarafsız olmalı, doğru ölçme-değerlendirme, kanıtlanabilir, olması gerekenle değil olanla uğraşması gerekiyor. Ve evrensellik ilkesine uymalıdır. Bilimsel bilginin yayılması yani paylaşılması gerekiyor. Bilimsel indekslere giren en geçerli olan, herkesin uzlaştığı SC en verimli veri tabanı. Buna kaliteli bilimsel yayın diyoruz. Bilimsel bilgi teknolojiye dönüşmelidir. En etkili kullanılış biçimi bu keşifle, buluşla, patentlerle oluyor. Bilimsel bilgiyi teknolojiye dönüştürmek için; SC dergisinde yayınlanabilir kapasitede olmalı. Nitelikli olması gerekir. Etik kurallar çerçevesinde üretilmiş olması gerekir. Ülkelerin aldıkları patent sayıları teknolojiyi ekonomiye yansıtma ve bilimsel bilgiyi ekonomik gelişmede kullanmanın en önemli göstergesidir. Peki ideal bilim insanı nasıl olmalı? Gelişmiş ülkede bunun elbette ki standardı vardır. Tarafsızlık, özeleştiri, özgüven, ilkeli davranma, etik davranmak, işine adanma, sovenist olmamak, idealizm.”

Uzbay: “Etikten yoksun bilim sahtedir!”

Uzbay konuşmasında etik değerlere dikkat çekerek; “Marie Curie’nin iki nobeli var. Radyum bir elementtir, herkesin malıdır. Nasıl bir kişiye ait olabilir demiş. Bizim de böyle düşünmemiz gerekiyor. Etik bilimi tamlığa ulaştıran şeydir. %1 nonetik olduğunuz anda etik olamazsınız. Bazı ahlaki kurallar bölgeden bölgeye değişir ama etik tüm dünyayı kapsar. Etikten yoksun bilim ve hukuk sahtedir. –mış gibidir. Çağdaş ve sağlıklı toplum kaliteli yaşamın temelini etik oluşturur. Bilim ve hukuka dayanır. Gelenek, görenek değişir. Etik ve bilim evrenseldir.” İfadelerini kullandı.



Son konuşmacı İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Orpheus Etiket Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Gül Akdoğan’dı. Lisanüstü eğitimin en yararlı en özen isteyen süreçlerindendir diyen Akdoğan şöyle devam etti “1982’de ki YÖK yasası lisansütü eğitimin yapılanması çerçevesinde oluşturdu ve de bu suretle artık Phd eğitim kontrol altına alınmaya başlandı. Daha önce çok serbest, dağınık denetimi olmayan, ilkeleri olmayan bir eğitimdi burada da 82’den buyana Türkiye baya bir yol aldı.Tam gün süren çalıştay, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Haber-Fotoğraf: Beyza Bıyıkoğlu


 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)