Facebook Pixel Code

Üsküdar Üniversitesi, Disleksiyi Anlamak Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı



Kişinin normal veya üstün zeka düzeyinde olmasına rağmen okuma, yazma ve dil becerilerinde problem yaşamasına sebep olan özel öğrenme bozukluğu olarak tanımlanan disleksi, Üsküdar Üniversitesi'nde düzenlenen çok önemli bir sempozyumda ele alındı. 

Üsküdar Üniversitesi ve Disleksi ve Öğrenme Güçlüğü Derneği'nin birlikte organize ettiği "Disleksiyi Anlamak Sempozyumu" Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda düzenlendi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot'un öncülüğünde gerçekleştirilen sempozyumda kamuoyu tarafından çok bilinmeyen disleksi kavramını A'dan Z'ye ele alındı.

Disleksi konusunda farkındalık yok

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Disleksi Öğrenme Güçlüğü Derneği DÖGD Başkanı Atıf Tokar; Disleksi nedir? Disleksili çocuk nasıl tanılanır? Ailelerin yapmaları gereken düzenlemeler nelerdir? sorularının cevaplarını içeren bir sunum yaptı.

Tokar; "Öğretmenler disleksi konusunda yeterli bilgiyi sahip değil, farkındalık yok. Disleksi hastaları için rehabilitasyon merkezleri verimsiz ve yetersiz olduğu için sadece disleksi hastalarının gidebilceği bir rehabilitasyon merkezi açtık. Eğitim çalışmaları ve etkinlik  yapıyoruz ve çocukları gözlemliyoruz. Çoğu ülkede disleksili çocuklarıma destek yok ama ABD, İsrail, İran bu çocukların peşinden koşuyor çünkü bu çocuklar sonuç odaklı ve proje grubu olarak kabul ediliyor.” dedi.

Disleksi yönetiminde dil ve konuşma terapistinin yeri, rolü ve önemi başlıklı sunumuyla sempozyumun ikinci konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM) Müdürü Prof. Dr. Ahmet Konrot  disleksinin tanımını okuma bozukluğu olarak açıkladı ve göz görür, beyin okur, dedi. İçinde bulunduğumuz dünyayı “nesneler, olaylar, ilişkiler” olarak üçe ayıran Konrot, iletişimi etkileşimden ayıran en belirgin özelliğinin iletişimde kasıt olduğunu söyledi.

Dili sözel ve sözel olmayan dil diye ikiye ayıran Prof. Dr. Ahmet Konrot, sözel olan dili dar seçenekli uzlaşmaya dayanan simgesel sistem olduğunu, sözel olmayan dilin ise geniş seçenekli uzlaşmaya dayanan simgelerin sembolleştiği sistem olarak tanımladı.

Terapist, dislekside ekibin en önemli üyesidir

Uzun bir süre disleksi hastalığı için, sözcük bozukluğu terimi kullanılmıştır diyen Konrot; "Disleksinin ayırıcı özellikleri vardır. Çözümleme, sözcük okuma, harfleme, fonolojik alanda aksaklıklar sıralanabilir. Dil ve konuşma terapistinin disleksi yönetiminde ekibin ayrılmaz ve temel üyesidir." dedi.

Ankara İl Milli Eğitim Şube Müdürü ve DÖGD Yönetim Kurulu Başkanı Yardımcısı Müberra Oğuz da konuşmasında disleksi sorunu yaşayan çocukların kaynaştırma eğitimine değindi. Oğuz, kaynaştırma tanısı olan her  çocuk için destek eğitim odasının okullarda zorunlu olduğunu sınıf öğretmenlerine belli destekler sağlanması ile problemlerin en büyüğünün üstesinden gelinebileceğini vurguladı.

DÖGD Yönetim Kurulu Üyesi ve Avukat Burcu Akar Muratoğlu, okul hayatındaki haklara ve anayasaya değinerek; “Eğitim hakkı hiçbir şekilde hiç kimsenin engellenemez. Bu devletin ödevidir, bunu devlette yerine getirmezse cezalandırılır. Bununla disleksi sorunu olan çocuklara ayrımcılık uygulanamaz, bu kanunen suçtur.” dedi.

Sempozyumda son olarak söz alan Türkiye Disleksi Meclis Başkanı DÖGD İstanbul İl Temsilcisi Suna Cörüt Varol, dernek hakkında bilgiler verdi, derneğin faaliyetlerin hakkında katılımcılara sunum yaptı.

Sempozyumun sonunda katılımcılara teşekkür çiçekleri takdim edildi.

 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)