Aday Üsküdar | Dünyayı Değiştirmeye Var mısın? uskudar.edu.tr/aday

Sağlık Bilimleri Fakültesi - Haberler

19 EKI 2021

Yeni akademik yıl oryantasyon programları devam ediyor…

Prof. Dr. Şefik Dursun: “İyi bir Üsküdar Üniversitesi mezunu olarak hayata atılacaksınız”Yeni eğitim yılında Üsküdar Üniversitesine yeni başlayan öğrencilere nasihatler veren Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun; “Üsküdar Üniversitesi 12.yılını bitirdi ve şimdi 25 bine yakın öğrencisi olan oldukça kalabalık bir aile haline geldi. Sayın Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın vizyonuyla sağlık alanında da çok gelişmiş bir üniversite. Biz Üsküdar Üniversitesi olarak sizlere her alanda istediği eğitimi vermeye hazırız. Üsküdar Üniversitesinin fiziki imkânlarından ziyade hocalarımızın sizlere verecekleri önemli. Bu oryantasyon programının Fİ-JİTAL diye görüyorsunuz. Ben daha kolay anlaşılabilsin diye açıklayayım; akşam bir dersim vardı zoom diye bir programımız var. Dersleri çevrimiçi oradan anlatıyoruz. Yani bizleri yüz yüze olmayan eğitimde öğrencilerimiz oradan dinliyor. İlk dersim dün akşamdı ve çok rağbet vardı sevindim. Çocuklar siz derse rağbet ederseniz önce hocalarınız mutlu olur. İstanbul’a yeni gelenleriniz için söylüyorum, İstanbul gezilecek yer tabii ki gezeceksiniz. Ama unutmayın sizin birinci göreviniz Üsküdar Üniversitesinden iyi bir öğrenci olarak ayrılmak. Burası size istediğinizi verecek göreceksiniz. İyi bir Üsküdar Üniversitesi mezunu olarak hayata atılacaksınız. Zaman çok hızlı geçiyor. İşlerimiz çok olacak, uygulamalarımız çok olacak bir bakacaksınız ki 4 yıl olmuş.” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Mesut Karahan: “Üniversite Kültürü dersi ile sizin sosyalleşmenizi istiyoruz”Üniversitede sosyalleşmenin ve projeler yapmanın önemine değinen Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu müdürü Doç. Dr. Mesut Karahan; “Benim çok değer verdiğim bir şey var. TÜBİTAK öğrenci projeleri. Normalde bu proje hakkı sadece fakültelere verilmişti bu sene ilk kez meslek yüksekokullarına da verildi. Ara dönemde bir TÜBİTAK projesi nasıl yazılır konusunda bir günlük eğitim vermek istiyoruz. Alanınızda veya farklı bir alanda hocalarınızla görüşerek projeler yazmanızı istiyoruz. Tabii ki eğitim-öğretimde başarılı olmanız da çok önemli. Ama bunun sonucunda diploma alacaksınız. Biz sizin sosyalleşmenizi de istiyoruz. Kulüplere üye olun, aktif olun. Alanında uzman kişiler; hocaları, iş adamlarını davet edelim. Bakın geçen sene 86 tane seminer yaptık. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarihinde bir rekor kırıldı. Kendi seminerlerimiz oluyor, hepsini sizlere açtık. Ayrıca 1.sınıf olduğunuz için SKS Direktörlüğü bir seçim yapacak; sınıf temsilcileriniz belirlenecek. İşte dersin hocasıyla, program başkanıyla, danışmanınızla iletişiminizi hep onlar sağlayacak. Sizler dilek ve temennilerinizi sınıf temsilcilerinize, onlar program başkanlarına onlarda müdüriyete iletecek. Böylelikle, daha rahat iletişim halinde olacağız.” dedi.

18 EKI 2021

Şiddet ve ihmale maruz kalan çocuğun suça eğilimi artıyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, suça sürüklenen çocuklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Suç ve çocuk kelimelerinin aynı cümlede yer almasının bile çocuk haklarının ihlal edilme ihtimali olduğunu belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Bu çocukların neden suça sürüklendiğinin araştırılması ve onları zorlayan şartları ortadan kaldırması için gerekli önlemlerin alınması şarttır.” dedi.Geçen yıl 117 bin çocuk suça sürüklendiGeçtiğimiz yıl ülkemizde ortalama yarım milyona yakın çocuğun güvenlik birimleri ile tanıştığını belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Bu rakam geçen yıla oranla daha düşük olmakla birlikte yine de hatırı sayılır bir sayı. Kolluk kuvvetlerine gelen çocuklar, daha çok mağdur olarak geliyorlar. 4’te biri kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği yani suça sürüklendiği için, daha az bir kısmı fiili işlediği iddiası ile küçük bir kısmının ise bilgisine baş vurma amacı ile veya buluntu çocuklar olarak güvenlik birimlerine geliyorlar. Bu grup içinde 117 bin çocuk suça sürüklenen çocuk olarak tanımlanıyor. Çocukların yaşları büyüdükçe oransal olarak sayıları da artmakla birlikte, her 10 çocuktan ikisinin 11 yaş altı olduğu da raporlarda yer alıyor. Yine istatistiklere göre, oğlan çocukları kızlara göre daha fazla suça sürükleniyorlar.” diye konuştu.Çocuğun gelişiminde aile ve çevreyle etkileşim çok önemliÇocukların gelişimlerinin, doğuştan getirdikleri genetik özelliklerinin yanı sıra çevreden aldıkları uyarınların etkisinde şekillendiğini kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Son yıllarda giderek daha da önem kazanan nörolojik beyin gelişim çalışmaları, çocukların beyin gelişiminin mimarisini çocuğun çevreden aldığı uyaranların ve ona verdiği tepkilerin oluşturduğunu kanıtlamıştır. Diğer bir deyişle, çocuğun duyularının, duygularının (ki bunun içinde duyguların kontrolü ve tanınması da vardır) dil gelişiminin, öğrenme becerilerinin kazanılmasında çocuğun doğduğu andan itibaren, başta anne-babası veya diğer önemli yetişkinlerle etkileşimlerinin önemli olduğu artık bilinmektedir.” diye konuştu.Yoğun ihmal ve istismar ömür boyu süren etkiler bırakıyorÇocukluğun ilk yıllarının bu nedenle en kritik yıllar olarak karşımıza çıktığını ifade eden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Birçok sosyal-duygusal gelişimsel sorunların yine bu dönemdeki olumsuz etkiler sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Bilhassa, toksik stres yani yoğun ihmal ve istismarın uzun süre devam etmesi şeklinde tanımlanan durumun, çocukluk döneminin ilk yıllarında beyinde geri-dönülmez sinirsel izler bıraktığı ve bu etkilerin yaşam boyu devam ettiği bilinmektedir.” dedi.Suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayeleri birbirine benziyorSuça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayelerinin birbirine benzer olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Çoğunluğu yaşamlarının ilk yıllarından itibaren yoğun ve sürekli şiddete maruz kalmış (aile içi şiddet, ihmal, istismar, yoksulluk..) çocuklardır. Şiddet, şiddeti ve mağdur olmayı, mağdurluk ise suça sürüklenmeyi tetiklemektedir.” dedi.Çocukların suça sürüklenmesinde çevresel etkilerden çok genetik etkilere daha fazla sorumluluk atfeden araştırmalar da bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Genetik etki, akıl hastalığı ve suç davranışı eğilimi, çeşitli anti-sosyal davranış türleri ve bu tür davranışları destekleyebilecek dürtüsellik dahil olmak üzere ebeveynlerden gelen kalıtsal faktörlerle ilişkili olduğu da bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir. Ancak bu etkilerin çocukların maruz kaldığı çevresel risklerin genetik risk faktörlerinin etkisini arttırdığı da bildirilmiştir.” dedi.Ebeveynler, bakım verenler ve akran gruplarının rolü büyükGenelde iki önemli çevresel faktörün çocuğun suça sürüklenmesinde rol oynadığını kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Birincisi çocukluğun ilk yıllarında ebeveynler/bakım verenler, ikincisi ise daha sonraki yıllarda akran gruplarıdır. Genellikle akran grupları birbirine benzer olumsuz deneyimler geçirmiş çocukların birbirini bulması ile oluşmakta ve böylece olumsuz davranişlar karşılıklı kabul görüp, pekiştirilelerek benimsenmektedir.”dedi.100 çocuktan 70’i travmatik olaylar yaşamışÇevresel faktörlerden bir diğerinin ise çocukluk travmaları olduğunu belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Dünyadaki her 100 çocuktan 70’inin  fiziksel istismar, cinsel istismar gibi travmatize edici olay yaşadığı çeşitli raporlarda dile getirilmiştir. Çocuklukta bu ve benzeri olaylara maruz kalma, gelişimsel gecikmeler, madde kullanımı ve intihar dahil olmak üzere bir dizi olumsuz duygusal, gelişimsel, davranışsal ve akademik sonuçları beraberinde getirdiği gibi, psikiyatrik bozuklukların temelini oluşturmaktadır.” diye konuştu.Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Travma sonrası stres bozukluğunun yaygın bir semptomu olan aşırı uyarılma, saldırgan davranış gibi kolayca tetiklenen ve aşırı öfke içeren davranış kalıpları çocukların suça sürüklenmesine katkıda bulunabilir. Travmatik stresin bir sonucu olarak kişinin kendisinin veya başkalarının duygularını tanımadaki eksiklikleri gibi duygu işlemenin değişmesi, başkalarında düşmanca niyet görme gibi değişen bilişsel süreçler ve insanlara bağlanmada zorluk gibi değişen kişilerarası süreçler de çocuğun suça sürüklenmesini etkileyen süreçler içine dahil edilmektedir.” dedi.Cezalandırmak yerine; suç öncesi alanda iyileştirme yapılmalıdırSuça sürüklenen çocukların içinde bulundukları durumlar göz önüne alındığında, yasalar yoluyla çocuğun toplumsal ve psikolojik tehlikelere karşı korunması için tedbirler alınması gerektiğini kaydeden belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, şunları söyledi:“Gerektiğinde, eğer ailenin ihmal ve istismarı söz konusu ise çocuğun aileden de korunması gerekir. Çocuğun gelişiminin sürekliliğinin desteklenmesi ve olumsuz deneyimlerin etkilerinin azaltılması için önleyici, koruyucu ve onarıcı kurumların olması gerekir. Diğer taraftan, adalet sistemi, bilhassa Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) çerçevesinde çocuğun haklarını korumakla yükümlüdür. Çocukları cezalandırmak yerine; suç öncesi alanda onları iyileştirmek önemli bir ilke olmalıdır. Yine ÇKK çerçevesinde çocuğu suça götüren süreci engellemek, önleyici tedbirler alarak çocuğun suça sürüklenmesinin önüne geçmek önemlidir.Koruyucu ve destekleyici tedbirler alınmalıdırÇKK temel olarak; çocukların cezalandırılması yerine denetim altına alınmalarını, ailelerinden koparılmadan aile ortamlarında korunmalarını ve cezalandırılmaya en son çare olarak başvurulması hususlarını kabul etmektedir. Çocuğun suç işleyerek adli makamlarla karşılaşmasından sonra, çocuğun dış ve iç dünyası ile ilgili olan bağlarının yeniden onarılması ve çocuğun toplumsallaştırılmasına yönelik çalışmalara daha çok yer verilmelidir. Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun korunması ve desteklenmesi amaçlarını taşımaktadır.”Aileler bu konuda neler yapabilir?“Çocuğun gelişim sürecinin başladığı ilk sosyal çevre olarak aile ortamının iyiliği çocuğun gelişiminde önemli etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Çocuğun dünyaya açılan ilk kapısı olan aile ortamında olumsuz yaşam olaylarına, şiddet, ihmal ve istismara maruz bırakılan çocukların suça eğilimi artmaktadır. Bu nedenle, aileler çocukları ile daha iyi etkileşim ve iletişim içinde olmalı, onları olası risklerden korumalıdır.”dedi.Çocuklar suçlu doğmazlarAilelerin, bilhassa yoksulluğun, sınırlı ekonomik şartların olumsuz etkilerinden korunabilmeleri, çocukları için daha uygun ev ortamları hazırlayabilmeleri desteğe ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Ailelere, bilhassa risk grubunda olanlara, ebeveynlik danışmanlıkları verilmesi, psiko-sosyal ve finansal destek sağlanması şarttır. Bu çerçevede toplum merkezlerinin düzenli aralıklarla yapacakları taramalar ile aileye yönelik risk faktörlerini önceden farkedip önlem alması gerekir. Unutmayalım, çocuklar suçlu doğmazlar veya ortada bir neden yokken suça sürüklenmezler. Devletin, yerel yönetimlerin ve ailelerin, ‘kendine güvenen, mutlu ve öğrenmeye açık çocuklar yetiştirmek’ birinci görevleri olmalıdır. Ancak bu şekilde çocuklarımızın güvenliklerini sağlayabilir  onların iyi vatandaşlar olmalarına yardımcı olabiliriz.” dedi.

07 EKI 2021

6 Ekim Dünya Serebral Palsi Günü Semineri

“Serebral Palsi’li bireylerin farkındayız ve onların yanındayız”Serebral Palsi ve Ergoterapi Kulübünün tanıtımını ele aldığı sunumunu yapan kulüp başkanı Sevilay TUNÇ: “Ben Üsküdar Üniversitesi 3. Sınıf öğrencisİ ve Serebral Palsi ve Ergoterapi Kulüp başkanı Sevilay Tunç. Kulübümüz, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi ailesine 2020-2021 yılında katılmıştır. Etkin bir şekilde faaliyet göstermekte olan bölümümüze Serebral Palsi alanında da çok özel bir bakış açısı kazandırmak ve bu alandaki faaliyetlerimizle başta okulumuz Ergoterapist adaylarına, Serebral Palsi’li bireylerin ailelerine ve toplumumuza farkındalık katabilmek adına çalışmalar düzenlemekteyiz. Serebral Palsi alanında tedaviye dâhil olacak uzmanların, bu bireylerin ailelerinin ve CP’li bireylerin içinde yaşadığı toplumun bilinçlenmesini odak olarak görmekteyiz. Vizyonumuz; Başta serebral palsi olmak üzere çeşitli engellere ve hastalıklara sahip bireylerin kapasitelerinin mümkün olan en üst düzeyiyle hayata katılımlarını arttırmak ve bu konu hakkında toplumu bilinçlendirmek üzerine çalışmaktır. Kulübümüz kurulduğu günden bu yana bölümümüzün diğer kulüpleriyle birlikte birçok etkinliği düzenlemiştir. Tüm bu etkinlikleri ve özel günleri kulübümüzün sosyal medya hesabından takip edebilirsiniz.” dedi.  Kulüp başkan yardımcısı Yağmur Erol sözü devraldıktan sonra “Serebral Palsi, gelişmekte olan beyinde (anne karnındayken, doğumda ya da doğduktan sonra iki yaşından önce) oluşan bir zedelenme nedeniyle, çocuğun duruş ve hareketlerde güçlük çekmesi halidir. Zedelenmenin beynin hangi bölgesinde ve ne kadar yaygın olduğuna bağlı olarak serebral palsi'nin belirtileri değişir. Örneğin bazı hastalarda sadece hafif topallama, diğer bazılarında ise tekerlekli sandalye kullanma gereksinimi bulunabilir. Oluşmuş beyin hasarını geriye döndürmek mümkün değildir, fakat serebral palsi'li çocuk modern tıbbi ve destek tedavileriyle pek çok becerisini ilerletebilir. Tedavinin en önemli unsuru ailenin ve çocuğun ilgisi, uyumudur. Dünya Cerebral Palsy Günü, CP topluluğu için sosyal bir harekettir. Bu farkındalık gününün vizyonu, CP’li her bireyin diğer herkes gibi aynı hak ve fırsatlara sahip olmasını sağlamaktır.” dedi.“Bebeklerin ilk görevinin kendini regüle etmeyi öğrenmektir.”Seminerimize “Serevral Palisili Çocuklarda Regülasyon” konulu sunumuyla katılarak konuşmasında çeşitli literatür araştırmalarına ve değerli bilgilerine yer veren Erg. Furkan CANGİ  “Regülasyonu ‘Değişime tepki olarak ayarlanabilme yeteneğini ifade eder. Bu nedenle, öz denetim değişime içsel (bireysel / öz) bir yanıttır.’ olarak anlatılabilir.  . Regülasyon; fizyolojik, duyusal, duygusal, bilişsel ve davranışsal olmak üzere 5 kategoriye ayrılarak incelenebilir. Serebral Palsi'li çocuklar fizyolojik regülasyonda risk altındadırlar. Ayrıca duyusal regülasyon büyük bir önem taşır. Bebeklerin ilk görevi kendini regüle etmeyi öğrenmek ve dünyaya ilgi duymaktır. Bebekler keşfettikleri çevre üzerinden kendilerini regüle ederek gelişir. Bebeklerde ağlamadan gülmeye ani geçişleri regülasyon problemi örneği olarak verilebilir. Davranışsal regülasyon diğer regülasyon çeşitlerini de arça parça içinde barındırır.” İfadelerini kullandı.“Yardımcı ekipmanların kullanımı Serebral Palsi'li bireylerde uygundur ancak bunlara mümkün olduğunca bağımlı olmamak gerekir.”“Serebral Palsi Tanılı Çocuklarda Vaka Örnekleriyle Günlük Yaşama Katılım Aktiviteleri Nasıl Olmalı?” başlığında konuşan Erg. İremnur SOYLU; “Serebral palsi, ‘İnsan vücudundaki kasların hareketlerini, tonusunu veya vücudun duruşunu etkileyen bir grup fiziksel engel durumudur’ diyebiliriz. Ergoterapinin amaçları performansı kuvvetlendirmek ve arttırmak, adaptasyon ve üretkenlik için gerekli olan beceri ve fonksiyonların öğrenilmesini kolaylaştırmak, patolojiyi azaltmak veya düzeltmek ve sağlıklı olma durumunu teşvik etmek, sürdürmek için bireyin seçilmiş aktivitelerine katılımını yönetmek olarak sıralanabilir. Serebral Palsi'li bireylerde uygulanabilecek aktivite örnekleri oldukça çeşitli olabilecek şekilde üretilebilir ve uygulanabilir. Serebral Palsi’li bireylerin kullanımına uygun olarak tasarlanmış çatal ile yemek yeme aktiviteleri de bu örneklerden biridir. Bu aktivitelerin çocuklar ve aileleri üzerindeki etkisi çok büyüktür. Çocukların gelişimini ve günlük hayata katılımını sağlarken ailelere de çocukları ile etkileşim imkânı sunar. Yardımcı ekipmanların önemi elbette büyüktür ve farklı kullanımlar için çeşitlendirilmiştir. Bu noktada biz ergoterapistler doğru ekipmanı önermeye özen göstermeliyiz. Yardımcı ekipmanların kullanımı Serebral Palsi'li bireylerde uygundur ancak bunlara mümkün olduğunca bağımlı olmamak gerekir. Serebral Palsi'li bireylerde ayrıca ciddi solunum sorunları olabilmektedir. Oral hassasiyet durumunda uygulanabilecek müdahale çeşitleri oldukça büyük önem taşır.  Dünya çapında 18 milyar Serebral Palsi'li birey vardır ve Serebral Palsi adına göstermemiz gereken farkındalık çok önemlidir.”“Serebral Palsi’li bireylerin aileleri süreç hakkında bilgilendirilmeli ve planlanma aşamalarına da dâhil edilmelidir.”“Serebral Palsinin Aile İle Etkileşimi Ve Ergoterapistin Katkısı” konusuna değinen Erg. İsa KÖR; “Ergoterapistler Serebral Palsi'li çocukların aileleriyle etkileşim halinde olmalıdır. Serebral Palsi’li bireylerin aileleri süreç hakkında bilgilendirilmeli ve planlanma aşamalarına da dâhil edilmelidir. Aileler ile yapılan çalışmalar hem aile içi motivasyonu hem Serebral Palsi’li çocuğun memnuniyetini hem de çocuk ile aile arasındaki etkileşimi arttırmada büyük önem taşır. Serebral Palsi'li bireyler günlük yaşam aktivitelerinde rol almalıdır. Kapasitelerine uygun olarak belirlenecek aktiviteler ile hayatın içine dâhil edeceğimiz Serebral Palsi’li bireyler zamanla bu çeşitli günlük yaşam aktiviteleriyle mevcut kapasitelerini ve psikolojilerini de iyileştirebilirler. Ailelere de gerekli eğitimlerin verilmesi kilit noktalardandır. Çünkü eğitimin ardından gelecek olan motivasyonun etkisi daha kalıcı ve güçlü olabilmektedir. Ailelere umut verilmesi yanlış olmamakla birlikte bu umutların gerçeğe uygun olması yıpratıcı süreçleri önlemek adına dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Aktivite seçimleri de kapasiteye uygun olmalıdır. Ergoterapistlerin yaklaşımının çok önemlidir. Serebral Palsi'li bireylerin ailelerinin yorgunluğuna çözümünün mutlaka iş bölümü (anne-baba arasında) sağlaması gerekir. Babaların annelere kıyasla daha geri planda kaldığını görüyorum genellikle. Bu durumdaki denge kurulmalı ve bu denge adına ergoterapistler hem araştırmalar yapmalı hem de uygulamalar üretmelidir. İş bölümünün sağlanması gerekir. Farkındalığımız çok önemini ve değerlidir. Ben geliştirilmesi gerektiğini de inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

18 EYL 2021

Dil Beyinde Özel Bir Yapılanmayı Gerektiriyor

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Malatya / Darende- Irmaklı Ortaokulu web sitesinde yayınlanan yazısında dil şebekesinin beyinde bulunduğu yerin insanlarda farklılık gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Konuşma, anlama, isimlendirme, yazma ve okuma işlevlerine genel olarak dil işlevleri adını veriyoruz. Dil işlevlerinin beyinle olan özel ilişkileri 1860’lardan başlayarak teker teker çözülmüş ve sonunda bu işlevlerin kendi aralarında da bağlı olmak üzere beyinde özel bir yapılanmayı gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Bu yapılanmaya beyindeki dil şebekesi diyoruz. Bu tarihlerden itibaren otopsi çalışmalarının sağladığı verilerle önce konuşma sonra anlama ve sonrasında da okuma ve yazma işlevlerinin beyindeki alt yapıları ortaya konulmuştur.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ’ın T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Malatya / Darende- Irmaklı Ortaokulu web sitesinde yayınlanan yazısı aşağıdaki gibidir:Canlı türleri içinde dilin en zengin ve çeşitli biçimde ortaya çıktığı tür olan insanlarda, dilin tek organı beyindir. Dil ile beyin arasında nasıl bir ilişki var? Dil şebekesi nedir, insan beyninin neresinde bulunur? Sağ ya da sol elini kullanan kişilerin dil şebekesinin konumu ile arasında bir bağlantı var mı? Birden çok dil bilen kişinin beyni ile tek dil bilenin beyni arasında fark söz konusu mu?Evrimsel, gelişimsel, biyolojik, sosyal ve kültürel bir iletişim aracı olan dil, en zengin ve çeşitli haliyle canlı türleri arasında insanda anlam buluyor. Sadece sese değil aynı zamanda grafik sembollere de dayanıyor. Dilin gelişimsel olduğunu ifade eden Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, doğumdan sonra ortaya çıkan dilin yaşam boyu gelişme gösterdiğini söyledi. Dilin biyolojik bir temele sahip olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Tanrıdağ, dilin tek organının beyin olduğunu sözlerine ekledi. Sosyal iletişimin en önemli aracı olan dilin bu özelliğiyle her türlü sosyal ilişkinin içine girmesine ve gerektiğinde savaşların bile yerini almasına yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Tanrıdağ, dilden edebiyat gibi yazılı ve sözlü bir iletişim aracı doğduğundan kültürel olduğunu da kaydetti. Dil işlevlerinin beyinle olan ilişkisinin ortaya çıkarıldığı tarihi sürece dikkat çeken Tanrıdağ, ikili arasındaki bu özel ilişkinin 1860’lı yıllardan başlayarak çözüldüğünü söyledi. Tanrıdağ tarihi sürece ve gelişmelere ilişkin şunları dile getirdi.Dil Beyinde Özel Bir Yapılanmayı Gerektiriyor“Konuşma, anlama, isimlendirme, yazma ve okuma işlevlerine genel olarak dil işlevleri adını veriyoruz. Dil işlevlerinin beyinle olan özel ilişkileri 1860’lardan başlayarak teker teker çözülmüş ve sonunda bu işlevlerin kendi aralarında da bağlı olmak üzere beyinde özel bir yapılanmayı gerektirdiği ortaya çıkmıştır. Bu yapılanmaya beyindeki dil şebekesi diyoruz. Bu tarihlerden itibaren otopsi çalışmalarının sağladığı verilerle önce konuşma sonra anlama ve sonrasında da okuma ve yazma işlevlerinin beyindeki alt yapıları ortaya konulmuştur.” Tanrıdağ dil şebekesinin beyinde bulunduğu yerin insanlarda farklılık gösterdiğine dikkat çekti.Sizin Şebekeniz Nerede?“İnsanlarda beyindeki dil şebekesinin en önemli özelliği; bu şebekenin insanların büyük bir bölümünde sol beyin yarısı içinde bulunmasıdır. Konuşma, anlama, okuma ve yazmayla ilgili harekete geçirici merkezler birbirleriyle bağlı biçimde bu yarının içindedir. Sonraki yıllar içinde yapılan araştırmalar beyinde var olan dil şebekesinin tarafıyla insanların baskın olarak hangi ellerini kullandıkları konusunun yakından ilişkili olduğu göstermiştir. Şöyle ki; sağ ellerini sol ellerine göre daha becerikli kullananların hemen hemen tamamında beyindeki dil şebekesi sol tarafta olmakta, sol ellerini sağ ellerine oranla daha becerikli kullananların ise yaklaşık üçte ikisinde bu durum sürerken geriye kalanlarda bu şebekenin beynin sağ tarafında yer aldığı anlaşılmıştır. Bunun nedenleri tartışmalıdır.” Dilin beyindeki gelişiminin nasıl olduğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, insanların dil için hazır bir beyin mekanizmasıyla doğduğunu söyledi.Dil İçin Hazır Beyin Mekanizmasıyla Doğuyoruz“İnsanlar doğuştan dil için hazır bir beyin mekanizmasıyla doğarlar. Bu mekanizma daha bebek anne karnındayken 3-6 aylıkken ortaya çıkmaya başlar. Doğumdan sonra çocuğun konuşmasına kadar geçen süre bu konuşma mekanizmasını harekete geçirmek için gerekli belleğin gelişimiyle ilgilidir. Eğer başka bir nedenle bellek yeteri kadar dış dünyaya ait materyal toplayamazsa çocuk konuşmayı öğrenemez.”Erken Konuşan Bebek Güçlü Belleğe Sahip“Çocuğun erken dönemde ya da beklendiğinden daha erken konuşması belleğinin güçlü olduğunu gösterir. Dolayısıyla konuşma zekâyla ilintilidir. Çocukların birden fazla dil öğrenmelerinin etkileri tartışmalıdır. Zekâ ve bellek kapasiteleri yüksek olan çocuklarda bu daha çabuk ve problemsiz olduğu halde çok dilliliğin bazı çocuklarda kekemeliğe yol açabildiği ileri sürülmüştür.” Birden çok dil bilmenin beyin üzerindeki etkisine ilişkin de bilgi veren Tanrıdağ, farklı dillerin beyinde farklı alanlarla ilintili olmadığını kaydetti. Bugüne kadar bu konuda yapılan araştırmaların öğrenilen farklı dillerin beyinde aynı dil şebekesi tarafından temsil edildiğini gösterdiğini vurgulayan Tanrıdağ, öğrenilen her yeni dil için farklı beyin alanı değil benzeri alan kullanıldığını söyledi.Farklı Diller Beyinde Aynı Alanı Kullanıyor“Öğrenilen her yeni dil için farklı bir beyin alanı değil benzeri bir alan kullanılmaktadır. Farklı dillerin aynı beyin alanları içinde temsil edilmesi farklı zamanlarda arşivlenen dosyaların aynı kütüphanede saklanmasına benzetilmektedir. İnsan belleğinin özelliğinden dolayı önce öğrenilen dil her zaman daha fazla hatırlanan dil olmaktadır. Bu dilin kullanılmaya devam edilmesi dil belleğini daha da sağlamlaştırmaktadır. Nitekim bu yüzden konuşma problemi yaşayan çok dilli insanlarda bu dil bozukluklarından düzelme birbirleriyle ilintili olmaktadır. Bu konuda yaşanan gelişmeler Pitres Kanunları olarak bilinir. Buna göre bir insanda çoklu dil bozukluğu oluştuğunda; düzelme önce ana dilden ve çok kullanılan dilden başlar. Eğer ana dil aynı zamanda çok kullanılan dilse bu düzelme daha da belirgindir. Bunun dışında, eğer bilinen diller aynı dil ailesine mensuplarsa örneğin bu diller Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca ise bunların düzelmeleri birbirine yakın olur. Ancak bilinen diller örneğin Türkçe, İngilizce ve Japoncaysa bunların düzelmelerinde ana dil ve kullanım özellikleri daha fazla devreye girer.”

03 EYL 2021

Üsküdar’da renkli ve coşkulu diploma heyecanı!

Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştirildi.Küçük Üsküdarlılar ilgi odağı olduPandemi nedeniyle seyreltilmiş olarak düzenlenen ve üç gün boyunca devam eden mezuniyet töreninde mezunlar heyecanlı ve coşkulu anlar yaşadı. Tören ilginç ve renkli anlara da sahne oldu. Bazı mezun öğrenciler, bebekleri ve çocukları kucaklarında diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle de hocaların ve katılımcıların ilgi odağı oldu.Minik kızıyla diplomasını aldıİkinci gün düzenlenen törenlerde de Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu Diş Protez programından mezun olan Ebru Yiğit Akgül de minik kızıyla diplomasını aldı. Çiçeği burnunda mezun Akgül, minik kızıyla diploma sevinci yaşadı. Bazı mezunlar da törene sevimli dostları ile katıldı.Kendi törenleri için çalıştılarİletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü 2019-2020 Akademik Yılı mezunlarından Şahan Şengül ve Rüveyda Gönülalçak hem mezun oldular hem de mezuniyet töreni organizasyonunda görev aldılar. Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Birimi’nde çalışan Şahan Şengül, diplomasını almak için sahneye çıkarken yüzleri gülümseten bir pankart taşıdı.Pankartta son dönemde sosyal medya platformlarında gündem olan bir akıma ait olan bir ifade yer aldı. Pankartta “Sizce ben mezun olduğum üniversitede işe girip, kendi mezuniyet törenimi düzenlemiş miyimdir?” yazarken, Rüveyda Gönülalçak ise diplomasını almak için sahneye çıkana kadar ve diplomasını aldıktan sonra da Üsküdar Üniversitesinin kurumsal sosyal medya hesaplarını yönetmeye devam etti.Şengül ve Gönülalçak öğrencilik dönemlerinde Kurumsal İletişim Direktörlüğünde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladılar, gösterdikleri üstün gayret ve performansı beğenilince mezun olduktan sonra Kurumsal İletişim Direktörlüğünde profesyonel iş hayatına adım attılar.İSG mezunları baretleriyle diploma aldıSağlık Hizmetleri Yüksekokulu İş Sağlığı ve Güvenliği mezunları da kırmızı baretleri ile diplomalarını aldı.Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlandı.İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi mezunlarına diplomaları takdim edildi. İkinci günde Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirildi. Mezuniyet Töreninin üçüncü gününde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunları diplomalarını aldı. 

02 EYL 2021

Üsküdar’da Görkemli Mezuniyet Coşkusu

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En büyük proje kendinizsiniz”Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştiriliyor.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın önderliğinde Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Üsküdar Üniversitesi Senato Üyeleri öğrencileri selamlayarak törendeki yerlerini aldı. Mezuniyet törenine Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan, Kurucu Mütevelli Heyet Üyesi Mustafa Ataş, Yönetim Üst Kurulu Üyesi ve İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın yanı sıra çok sayıda aile de katıldı.Dereceye giren mezunlara plaket ve hediyeleri takdim edildiTörende dereceye giren lisans ve ön lisans mezunlarına diploma, plaket ve hediyeleri Fırat Tarhan, Mustafa Ataş, Furkan Tarhan, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Prof. Dr. Muhsin Konuk,  tarafından takdim edildi. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, 7. Dönem Üniversite Birincisi Psikoloji mezunu Serap Akbulut, 8. Dönem Üniversite Birincileri Kimya - Biyoloji Mühendisliği İngilizce mezunu Sara Yassine, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü mezunu Feyza Remziye Tuncer’e plaket ve hediyelerini takdim etti. Rektör Yardımcısı, Mezuniyet Organizasyonu Koordinatörü Prof. Dr. Sevil Atasoy ise ön lisans birincileri Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Mezunu Rabiye Demir, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri Mezunu Mine Taban, Anestezi Mezunu Fatma Tengiz, Sosyal Hizmetler Mezunu Banu Gündoğdu’ya plaket ve hediyelerini verdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, doktora mezunlarına cübbelerini giydirdiTörende enstitü mezunlarını temsilen Sağlık Yönetimi Doktora Programı Mezunu Arzu Bulut ve Psikoloji Doktora Mezunu Hüseyin Koç’a cübbeleri Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından giydirildi. İlk günkü açılış töreninde okul birincileri kütüğe plaket çakarken; sancak devir teslim töreni de gerçekleşti. İlk günkü öğleden önceki tören Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından mezuniyet andının okutulması ve keplerin havaya atılmasıyla sona erdi.Tebrik mesajları gönderildiTörene katılamayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Sarınay, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ataç’ın gönderdiği mesajlar okundu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mezunlarımız hayatlarının önemli dönemlerinden birini yaşıyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuşmasında pandemi gölgesinde gerçekleştirilen törende önlemler aldıklarını belirterek çifte mezuniyet sevinci ve mutluluğunu bir arada yaşadıklarını söyledi. Tarhan, mezunların hayatlarındaki en önemli dönemlerden birini yaşadıklarını da ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sağlık ve teknolojiyi birleştiren tema oluşturduk”Üsküdar Üniversitesi’nin 10 yıllık geçmişi, 25 yıllık sağlık alanında geçmişi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Davranış bilimleri ve sağlık, nörobilim ve mühendislik konusunda AR-GE odağı oluşturduk. 2011’de kurulduğumuzda sağlık ve teknolojiyi birlikte kurmak gibi bir tema oluşturduk. Geleceğin bilimi bu yöndeydi. Mümkün olduğunca gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bilgisayar yazılım, endüstri, biyomühenslik gibi mühendislik alanlarıyla beraber multidisipliner çalışma yönündeydi. Bunun ne kadar isabetli olduğu 2018’de Davos’taki toplantıda yapay zeka konusu vurgulandı. Eylem planımızın isabetli olduğunu zaman bize gösterdi. 2013’te İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde bilim ve fikir festivali yaptık. Halen festivalimize devam ediyoruz. Bu alanda da öncü olduk. Bizden sonra benzer birçok festival düzenlenmeye başlandı. Bunun proje fikrini de bizim çıkardığımızı söylemem gerekiyor. Bu konuda mütevazı olamayacağım.” dedi.Üsküdar Üniversitesi olarak 23 bin mezun verdiklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geçen yılki mezunlarla beraber bu törende toplam 13 bin 763 öğrencinin mezun olduğunu belirterek “Yeni akademik yılda yaklaşık 4 bin yeni öğrencimiz aramıza katılacak. Onlara da huzurunuzda teşekkür ediyorum, her birini tebrik ediyorum. Onlara da inşallah güzel bir eğitim verme sorumluluğumuzu hissettiğimizi belirtmek istiyorum.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çevik üniversite kavramını hayata geçirdik”Pandemi sürecinde değişen koşullara Üsküdar Üniversitesi olarak iki hafta gibi çok kısa bir sürede uyum sağladıklarını belirten Tarhan, “Hocalarımızla iş birliği yaptık. Altyapımızı hemen güçlendirerek çevik üniversite kavramını hayata geçirmiş olduk. Senkron, canlı dersleri aynı anda yapabildik. Video göndererek ders vermek değil, bire bir canlı dersleri hocalarımız evde oldukları zaman bile online çevrimiçi derslere katıldılar. Eğitimlerimizi aksatmadan yapmaya çalıştık. Bu sene yüz yüze eğitime başlıyoruz. Bunun  müjdesini vermek isterim. Dersler %60 yüz yüze % 40 online olarak seyreltilmiş şekilde olacak.”dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitimin yüz yüze olması şart”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu olarak Fi-jitalleşme Manifestosu yayınladıklarını belirterek “Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inandık. Öğretim teorik olabilir fakat eğitimin yüz yüze olması şart. Eğitimin yüz yüze olması için muhakkak uygulamasının yapılabilmesi gerekiyor. Bunu da en iyi şekilde yapmaya çalıştık.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diş Hekimliği Fakültesi’nin 2021-2022 Akademik Yılında eğitime başlayacağını, aynı zamanda Tıp Fakültesi İngilizce bölümünün de açıldığını söyledi.30 Ağustos Zafer Bayramı kahramanlarını andıİki gün önce kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı’na da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bugün burada toplanabiliyorsak burada üniversiteyi bitirip tören yapabiliyorsak emin olun 30 Ağustos zaferini kazanan, o günlerde çile çeken kahramanlara çok şey borçluyuz. Onlara minnet ve şükran borçluyuz. O zamanki silahlı kuvvetlerimizin komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına çok şey boçluyuz.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, zaferin kazanılmasında ve Kurtuluş savaşının kazanılmasında katkıları bulunan Fahrettin Paşa ve Denizli Müftüsü Nusret Efendi gibi gizli kahramanların da minnet ve şükranla anılması gerektiğini kaydetti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İş birliği kurma becerisi edinin”Genç mezunlara 21. yüzyıl becerilerini edinmelerini tavsiye eden Tarhan, üniversite olarak bu becerileri hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi. Tarhan, “Hayat mücadeledir diyen eski versiyon bilginin yerine hayat iş birliği ve uyumdur bilgisi, 21. Yüzyıl becerisi. İyi iş birliği yapabilen uyum sağlayabilen başarılı oluyor, güçlü oluyor. Başkasını ezen başarılı olmuyor. Bunun için sihirli kelime iş birliği. Kim iyi iş birliği yaparsa o kişi fark oluşturabiliyor. Biz bunu pozitif psikoji ve iletişim becerileri olarak 2013 yılında ders olarak koyduk. 2015 yılında Harvard’ın ders olarak koyduğunu gördük 2018’de Yale, 2019’da Bristol üniversitesi ders olarak koydu. Pozitif psikoloji 21. Yüzyıl değeri. İş birliği kurabilmek meslek hayatında da özel hayatta da önemli. Hayatın yaşam boyu öğrenme olduğunu da hep vurguluyoruz.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İlk projeniz kendiniz olmalı”Proje kültürünün önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine proje kültürünü öğretmeyi hedeflediklerini belirterek “İlk projeniz kendiniz olmalı. En büyük proje kendinizsiniz. Kendinizi yeniden inşa etmek, yapılandırmak çok önemli. Projede ne vardır? Mantıksal bir hedef vardır ve yol haritası çizilir. Buna göre her şey planlanır ve mantıkal çerçevede gider. Hayat da bir projedir. Mutlaka iyi bir projeniz olsun. Son olarak muhakkak hayatta hedef piramidiniz olsun. Burada soyut hedefler olmalı. Hayatınızın sonunda nasıl anılmak istiyorsunuz, bunları unutmamanız lazım.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz”İlk gün düzenlenen İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninin açılış konuşmasını yapan İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, üniversiteyi dereceyle bitiren öğrencilerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz. Bu çok önemli.  Her yere izimizi bırakacağız.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Varanlar sadece yürüyenlerdir”İnsanın ulaştığı en uzak noktanın ay olduğunu, dünyayla ay arasındaki mesafenin 360 bin kilometre olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıboğan, “Bir insan yaklaşık 70 yıllık ömrü içerisinde her gün 20 bin adım atması halinde aya yürüyerek varabiliyor yani yukarı doğru gittiğimizde aya gidebiliyoruz. Dünyanın en derin yeri ise Mariana Çukuru. O da 11 bin kilometre. Sadece iki yılda 20 bin adım atarak oraya da ulaşabiliyoruz. Bunu neden anlattım? İki tane şey için. Yürüyerek ulaşabileceğimiz yerin sonu yok. Her yürüyenin varması kesin değil ama  varanlar sadece yürüyenler. Onun için yürümeye devam edeceğiz. Burası bir bitiş değil, başlangıç. Bundan sonra daha uzun ve daha sebatkar ve azimli bir biçimde yürümeye devam etmeniz gerekiyor. İki, nereye doğru yürüyeceğinize siz karar vereceksiniz. Ya göğe doğru yürürsünüz ya çukurun dibine doğru yürürsünüz. Bu sizin hayatta neyi hedeflediğinizi gösteren bir şeydir. Üstelik çok emin olun çukura doğru yürümek çok daha kolay sadece iki yılınızı alıyor. Yükseğe doğru yürümek çok daha zor, çok emek vermeniz gerekiyor. Ama sonunda gideceğiniz yer sizin hedeflediğiniz yer. Çukuru mu gökyüzünü mü hedefleyeceksiniz, buna siz karar vereceksiniz. Size son tavsiyem: Sadece hedefleyin. Limanınızı iyi hedefleyin ve insan kendisinden ne inşa ediyorsa ondan ibarettir derler. Hepiniz kendi kendinizin heykeltraşınız.” diye konuştu.Prof. Dr. Şefik Dursun: “En iyisi olmak için gayret gösterin”Mezuniyet törenlerinin öğleden sonraki bölümü Sağlık Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninde konuşma yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun da pandemi gibi zor bir dönemde mezun olan öğrencileri ve ailelerini tebrik etti. Prof. Dr. Şefik Dursun, “Öğrencilerimize elimizden geldiği kadar bildiklerimizi aktardık. Yapabildiğimiz kadar uygulamalarımızı yaptırdık. Çok değerli evlatlarım buradan mezun olurken her şeyi biliyor değilsiniz. Biz bildiğimiz kadarını size öğrettik. Ancak hayatta çok daha farklı olaylarla karşılaşacaksınız. Bu durumda yeni tecrübeler edineceksiniz. Herkes işini iyi yapmalı. En iyisi olmak için gayret gösterin.” tavsiyesinde bulundu.Mezunlar üç günlük törenlerle uğurlanıyorGeçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle yapılamayan 7. Dönem Mezuniyet Töreni ile bu yıl mezunlarını kapsayan 8. Dönem Mezuniyet Töreni bir arada pandemi önlemleri alınarak gerçekleştiriliyor. İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi törenleri yapıldı. Mezunlara diplomaları takdim edildi. İkinci gün Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirilecek. Mezuniyet Töreni üçüncü günde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunlarının diploma takdimleri ile sona erecek.En küçük ÜsküdarlıBüyük bir coşkuyla gerçekleşen mezuniyet töreninde bazı mezun öğrenciler bebekleriyle diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle hocaların ilgi odağı oldu. Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlanıyor.  

27 AĞU 2021

Dördüncü doz aşı muamması

 Prof. Dr Mehmet Baltalı bianet.org sitesinde yayınlanan yazısında, "Dördüncü doz aşısını olmuş bir sağlık çalışanıyım. Tıp doktoru ve öğretim üyesiyim. Mesleğimde salt bilimsel verilere göre hareket etmeye çalıştım. Ancak dördüncü doz aşı olmamın nedeni yeterli bilimsel verilerin olması değil, aksine olmaması gerektiğini." dile getirdi. Prof. Dr. Mehmet Baltalı’nın bianet.org sitesinde yayınlanan yazısı aşağıdaki gibidir:16 Ağustos 2021 sabahı sağlık çalışanlarına dördüncü doz aşının uygulanacağı bildirildi. Bunun üzerine sosyal medyada ciddi eleştiriler başladı. "Biz Sinovac aşısını boşuna mı olduk?" tweetleri atıldı.Enfeksiyon hastalıkları uzmanı hocalar gibi Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) de önceliğin tüm Türkiye’yi aşılamak olduğu, yüksek riskli bireylere yapılacak dördüncü doz aşının gerekli olmadığını belirttiler.Türk Tabipleri Birliği (TTB) eski başkanı dördüncü doz aşı uygulamasının bir skandal olduğu, bu kararla Türkiye’nin dünyaya rezil olduğunu söyledi (1,2). Aynı gün öğlen saatlerinde ise Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamadan vazgeçtiği öğrenildi. Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca da öğlen saatlerinde yazdığı tweette "Özel seyahat için talep edilmesi dışında ek bir aşı gerekliliği yoktur" cümlesini kullandı.Sonrasında da Türk Tabipleri Birliği dördüncü doz uygulamasının öncelikli olmadığına dair bir basın bildirisi yayınladı (3). Herkesin kafası karıştı. İki doz Sinovac  sonrası bir doz BioNtech olanlara dördüncü doz BioNtech uygulamasının gerçekten gerekip gerekmediği sorusu kafaları karıştırmış oldu.16 Ağustos 2021 sabahı çalıştığım hastaneye gider gitmez dördüncü doz aşısını olmuş bir sağlık çalışanıyım. Tıp doktoru ve öğretim üyesiyim. İnsanların politik yorumlara ve çıkarımlara değil, doğru bilimsel verilere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Mesleğimde salt bilimsel verilere göre hareket etmeye çalıştım. Ancak dördüncü doz aşı olmamın nedeni yeterli bilimsel verilerin olması değil, aksine olmaması.SinovacSinovac’tan başlayalım. Grip aşısına benzer yöntemlerle üretilmiş inaktif bir COVID-19 aşısı. Türkiye, Şili, Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelerde uygulanıyor. Faz 3 çalışması yok, etkinliği var ancak insanlara virüs bulaşmasını, hastaneye yatışları ve ölümleri ne ölçüde önlediği belli değil. Bunun sebebi de Türkiye, Brezilya ve Endonezya gibi ülkelerde yapılan çalışmaların çok farklı sonuçlar ortaya çıkarması. Bu nedenle de Avrupa Tıp Ajansı (EMA) tarafından önerilmiyor ve birçok Avrupa ülkesi girişte bu nedenle Sinovac aşısını değil, kabul gördükleri diğer aşılardan iki doz istiyor. Etkisi olduğu birçok ülkede gözlemlenmiş. Bazılarının "Boşuna mı Sinovac aşısı olduk?" şeklindeki yakınmaları gerçekten haksız ve mesnetsiz. Türkiye’de de hastane çalışanları ve yaşlılar başta olmak üzere birçok riskli insanın yaşamı Sinovac sayesinde kurtulduğunu beraber yaşadık.Sinovac aşısının COVID-19 virüsünün Delta varyantına olan etkisi çok bilinmiyor. Bununla ilgili sadece Tayland’da yapılmış bir çalışma var. Bu da Sinovac aşısının oluşturduğu antikorların Delta varyantına fazla etki etmediğini bildiriyor (4). Başka bir faz1/2 çalışmasında da Sinovac aşısının oluşturduğu antikor düzeylerinin aşı uygulandıktan 6 ay sonra eşik değerlerinin altına indiği ve Sinovac aşısı olan yaşlı bireylerde üçüncü doz aşı uygulanmasının gerektiği de gösterilmiş (5).BioNtechBioNtech aşısı ise bir m-RNA aşısı. İnsanları COVID-19 virüsünün bulaşmasından ilk etapta yüzde 90’ın üzerinde koruduğu faz 3 çalışması ile kanıtlanmış. ABD’de kullanımına tam onay verilen tek aşı; İsrail halkının en az yüzde 60’ı iki doz BioNtech aşısı olmuş. Ancak aşının Delta varyantına karşı koruyucu etkisinin daha az olduğu, aşının etkisinin ise ilk uygulanışından 6-8 ay sonra anlamlı olarak azaldığı  bildirilmiş. Buna paralel olarak da Delta varyantının çoğalması ile ABD, İngiltere ve İsrail gibi iki doz aşının yaşayanların çoğuna uygulandığı ülkelerde vakalar ve hastane yatışlarında ciddi olarak artış görülüyor.Bu durum aşıların ek üçüncü doz uygulanmasına başlanmasına yol açtı. Bunun temelinde bilimsel yayınlarda aşıların üçüncü doz uygulamalarının antikor düzeylerini ciddi oranda arttırdığına yönelik çalışmalar var. İki doz Sinovac aşısı olanlarda üçüncü doz Sinovac sonrası virüse karşı antikor yanıtının ciddi olarak arttığı gösterilmiş (5). Bunun en önemli nedeni ilk iki doz aşı ile oluşan hafıza hücrelerinin aktive olması olarak gösteriliyor. İki doz BioNtech aşısı olanlara üçüncü doz aşı uygulamasının sonuçları da buna bağlı olarak yüz güldürücü. İsrail’de üçüncü doz BioNtech aşısı olanlarda aşısızlara göre, COVID-19 vakaları, hastaneye yatışlar ve ölümlerde anlamlı olanlarda azalma görülüyor (6).Bilimsel ve gerçek dünya verileri, şu ana kadar BioNtech aşısı ile; iki doz aşı olmuş bireylerin, aynı tür faz 3 çalışmaları yapılmış aşının üçüncü dozunu olmalarına yönelik. Vücutta ilk antikoru oluşturmakta tek bir aşının iki doz uygulanması yerine Astra Zeneca ve BioNtech gibi farklı iki aşı 15-28 gün arayla peşpeşe uygulaması benzer şekilde etkili (heterolog aşılama) (7). Ek üçüncü doz ile ilgili net bir bilimsel yayın yok.Delta varyantı etkisiBuna rağmen Türkiye gibi iki doz etkinliği bilinmeyen Sinovac aşısı olan ülkelere, durumun aciliyeti göz önüne alındığında, etkinliği bilinmemesine rağmen, üçüncü doz olarak BioNtech veya Moderna gibi etkinliği kanıtlanmış bir aşının uygulanması öneriliyor (8). KLİMİK ve TTB’nin de aynı doğrultudaki önerileri doğrultusunda bizde iki doz Sinovac olmuş yüksek riskli bireyler haklı olarak ilk iki aşıdan altı ay sonra üçüncü doz aşılarında çoklukla Sinovac aşısını değil, BioNtech aşısını tercih ediyorlar.Tüm bu yayınlar ve çıkarımlar Delta varyantı hesaba katmadan yapılmış. Başka bir deyişle iki doz Sinovac aşısı olmuş bireylerde aşıdan 6 ay sonra yapılmış tek doz BioNtech aşı, yeterince antikor oluştursa dahi Delta varyantına etki edecek mi, yoksa BioNtech aşısını hiç Sinovac aşısı olmamış gibi sıfırdan 2 doz mu uygulamak gerekiyor, gerçekten bilinmiyor. Bu çerçevede KLİMİK, TTB ve bu doğrultuda Sağlık Bakanı’nın dördüncü doz aşı için yazdığı "ek bir aşı gerekliliği yoktur" sözleri bir çıkarım, ancak net bir bilimsel dayanağı yok.Türkiye’de bilime, bilimsel çalışmalara gereken önem verilmiyor ve bunlardan doğru çıkarımlar zamanında yapılmıyor. Aşılanmaya geç başlanması, ilk yapılan aşı tercihinde faz 3 çalışması yapılmamış bir aşıya öncelik verilmesi, buna bağlı olarak aşı tedarikinde yaşanan problemler, pandemi ile ilgili rakamların, sonradan itiraf edildiği gibi, düşük gösterilmesi, bilimsel verilerden uzak olmanın örnekleri.İsrailİsrail, 8 milyon nüfusu ile tüm dünyaya örnek olacak bir aşı kampanyası yaptı, etkinliği kanıtlanmış, faz 3 çalışması yapılmış BioNtec aşısının toplumun yüzde 60’ına uyguladı, Delta varyantının vaka sayısını arttırmasının görülmesi ile de bilimsel verilerin ışığında üçüncü doz aşıya başladı. Şimdi de bunun semeresini alıyor. İsrail’den çıkan bilimsel yayınlar ise tüm dünyanın takip ettiği örnek aldığı durumda. Burada üzücü olan ise 80 küsur milyon nüfuslu, yüzlerce tıp fakültesi, eğitim ve araştırma hastanesi olan, hele de Sağlık Bakanlığı’nın tüm verilere hakim olduğu Türkiye’nin, ötekilerden vazgeçtim, en basitinden milyonlarca kişi iki doz Sinovac, bir doz BioNtech aşısı yaptırmış iken, bunun yeterli olup olmadığına dair doğru şeffaf bir bilimsel yayın çıkaramamış olması ve insanları açmazda bırakması.Karar kişininÖnümüz sonbahar. İnsanlar kapalı ortama geçecekler, okullar açılacak, toplu taşıma araçları tıka basa dolu olacak. Delta varyantının etkisi ile hastalığın ciddi oranda yayılması yüksek olasılık. Ben, COVID-19 hastalarıyla temasta olan yüksek riskli bir birey olarak bu tür bir bilinmezliğin olduğu bir ortamda vücudun ayrı ikinci aşının ikinci dozuna reaksiyonunun daha fazla olabileceğinin bilmeme rağmen, ilk üç aşıda herhangi bir yan etki görmemiş biri olarak, dördüncü doz aşı olmayı seçtim. İnsanlara tavsiye eder misin deseler Sağlık Bakanı’nın sözlerini değiştirerek yanıt veririm: "Dördüncü aşının gerekli veya gereksiz olduğuna dair bir kanıt yok". Karar herkesin kendi takdiri.Yazı Linki:Kaynak: bianet

20 AĞU 2021

Dünyanın en tercih edilen mesleklerinden biri…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM)  Müdürü Prof. Dr. Ahmet Konrot, dil ve konuşma terapisi eğitimi ve bu eğitimin önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.İletişim ile ilgili bozuklukların yaşam boyu önlenmesi için çalışıyorlar…Prof. Dr. Ahmet Konrot, dil ve konuşma terapistinin insan iletişimi - dil (lisan) - konuşma ile ilgilendiğini söyledi. Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Nedenlerine bakmaksızın çocuklarda, ergenlerde, yetişkinlerde ve yaşlılarda tüm ses, konuşma, yutma fonksiyonları ve dil (lisan) bozukluklarını tedavi eder. Dil ve konuşma terapisti, insan iletişimi ile ilgili bozuklukların yaşam boyu önlenmesi, ayırıcı tanısı, değerlendirmesi, tedavisi ve bilimsel incelemesinden sorumlu bir meslek erbabıdır.” dedi.En çok tercih edilen mesleklerden biriDil ve Konuşma Terapisi mesleğine ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Dil ve Konuşma Terapisi mesleği, biyomedikal bilimler (anatomi, fizyoloji, nöroloji, çocuk hastalıkları, psikiyatri, kulak burun boğaz, genetik, fizik tedavi ve rehabilitasyon, odyoloji vb), klinik dilbilim (fonetik, akustik, fonoloji, psikodilbilim, nörodilbilim), psikoloji, kognitif nöropsikoloji ve özel eğitim bilimleri ile birbirini bütünleyen disiplinlerarası ve çoklu-disiplinli bağımsız bir bilim alanı olarak yasal zeminde de tanımlanmış bir sağlık meslek mensubudur. Dil ve Konuşma Terapistliği, bugün dünyada en çok tercih edilen ve en rekabetçi mesleklerden biridir.” diye konuştu.Lisans programlarının geçmişi çok yeniÜlkemizde Dil ve Konuşma Terapisti yetiştirmeye yönelik lisans programlarının henüz çok yeni bir geçmişe sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “İlk lisans programı 2012-2013 öğretim yılında başlamıştır. Üsküdar Üniversitesi de bu alandaki lisans, yüksek lisans ve doktora eğitim programlarını 2014 yılında başlatarak alana nitelikli eleman yetiştirmede önemli bir konumdadır.” dedi.Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim-öğretim zorunlu ve uygulamalı klinik çalışmalar ile sürdürülmekte, bunun yanı sıra öğrenciye seçimlik ders fırsatları da sunarak, bölgenin ve ülkenin ihtiyacını karşılayacak nitelikli ve donanımlı diplomalı personel ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunmaktadır.” diye konuştu.Lisans öğrencileri araştırmalarıyla bilimsel katkı sunuyorDil ve Konuşma Terapisi lisans öğrencilerinin, bölüm öğretim elemanları ve doktora öğrencilerinin danışmanlığında ÜSESKOM’da ve diğer kurumlarda dil ve konuşma bozuklukları ve terapisi alanında bilimsel araştırmalar da gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da lisans son sınıf öğrencileri araştırma sonuçlarını sundu. Düzenlenen sempozyumda bu yıl 76 bildiri sunuldu. Söz konusu bildirilerin bilimsel dergilerde makale halinde yayına dönüştürülmesi çalışmaları sürdürülmektedir.” dedi.ÜSESKOM, Ümraniye Sağlık Bilimleri Yerleşkesine taşındıÇok disiplinli bir anlayışla müfredatta yer alan kuramsal bilgilerin uygulamaya dönüştürülmesi, mesleğimizin olmazsa olmaz koşuludur diyen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu da büyük ölçüde usta-çırak ilişkisini de gerektirmektedir. 2013 yılında ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarında yer alan uygulama dersleri için gerekli akademik desteği sağlamak amacıyla kurulmuş olan Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM), bundan böyle Üsküdar Üniversitesi Ümraniye Sağlık Bilimleri Yerleşkesindeki yerinde çalışmalarını sürdürecek.” dedi.Uygulama imkanları sunuluyorProf. Dr. Ahmet Konrot, üniversitelerinin Dil ve Konuşma Terapisi eğitiminde öğrencilerine önemli imkanlar sunduğunu belirterek şunları söyledi:“Her geçen gün fiziki alt yapı olanaklarını geliştirmenin yanı sıra, öğrencilerin uygulamalı eğitimlerine destek veren NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ile NP Feneryolu Tıp Merkezlerindeki Dil ve Konuşma Terapisi birimlerinin hizmet olanaklarını da genişletiyor. NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’ne iki, NP Feneryolu Tıp Merkezi’ne de bir yeni dil ve konuşma terapisti istihdamıyla çevreye yönelik DKT hizmetlerinin yanı sıra öğrencilerimizin uygulama ve gözlen olanakları da artmış oldu. Üniversite adaylarımız istihdam alanları geniş bir meslek sahibi olmak istiyorlarsa, onları ülkemizde yeni gelişmekte olan keyifli ve pek çok yönden kişiyi tatmin eden bir meslek olan dil ve konuşma terapisi eğitimi almak üzere sağlık alanında özellikli çalışmalarıyla öncülük eden ve öğrenci odaklı bir anlayışla nitelikli mezunlar yetiştirme çabasında olan Üsküdar Üniversitesi’ne bekliyoruz.”

20 AĞU 2021

Nüfusun yaşlanması perfüzyonist ihtiyacını artıracak!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zehra Akgün, Türkiye’de az bilinen perfüzyonist mesleği hakkında değerlendirmelerde bulundu.2011 yılındaki kanun ile meslek tanımı yapıldıPerfüzyonistliğin çok bilinen bir meslek olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zehra Akgün, “26 Nisan 2011 yılında resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6225 sayılı kanun ile perfüzyonist mesleğinin tanımının yapıldı. Kanunun çıkmasına karşın zorunlu kılınan nitelikte eğitimi almış mezun perfüzyonistlerin olmamasının bu bölümün öncelikle açılmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Kanun ile perfüzyonistlerin kalp akciğer makinesini kullanarak beden dışı kan dolaşımını yöneten meslek mensupları oldukları belirtildi. Bu program mekanik kalp destek cihazlarının yönetiminde, yapay kalp teknolojilerinde, kalp-akciğer nakil ünitelerinde,  organ korumasının yapılacağı her tür cerrahide, izole organ kemoterapisinde görev alabilecek seviyede teorik ve pratik donanıma sahip insan gücünün yetişmesini sağlayacaktır.” dedi.Yapıcı ve yaratıcı bireylerin yetişmesi amaçlanıyorPerfüzyon lisans eğitimi ile yapıcı, yaratıcı, eleştirici düşünme yeteneğine sahip, edindiği bilgi ve becerileri klinik uygulamalarda kullanabilen, bilim ve teknoloji arasındaki ilişkiyi kurabilen bireyler yetiştirmenin amaçlandığını ifade eden Akgün, “Perfüzyon öğrenimi, öğrencilerin yapacakları çalışmalarla bilgiye kendilerinin ulaşmalarını, edindikleri bilgileri analiz edebilmeleri, bu bilgilerden yaratıcı yönlerini geliştirerek, yararlanabilmelerini ve doğru kararlar verebilmelerini sağlamalı. Bu kapsamda, perfüzyonla ilgili bilgilerin seviyesi ve yeterlilik düzeyinin son derece önemli olduğundan bahsedebiliriz.” diye konuştu.Önümüzdeki yıllarda perfüzyonist ihtiyacı artacaktırDr. Öğr. Üyesi Zehra Akgün, dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıklarının geldiğini hatırlatarak sözlerine şöyle devam etti:“Dünyada yılda 17 milyon, Avrupa Birliği’nde yılda 2 milyon, Türkiye’de ise 200 bin dolayında kişi kalp ve damar hastalıklarına bağlı nedenlerden kaynaklı hayatını kaybediyor. Türkiye’de genç nüfus yapısına karşın ölümlerin yüksek oranda görülmesi, önümüzdeki yıllarda nüfusun yaşlanması ile birlikte daha yüksek boyutlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de 65 yaş üzerindeki nüfus yaklaşık yüzde 5 kadarken önümüzdeki 10-15 yılda bunun iki katına çıkacağı, buna paralel olarak kalp ve damar hastalıklardan kaynaklı ölümlerin 2020 yılına doğru 400 bin dolayına yükseleceği öngörülüyor. Dolayısıyla bu alanda çalışan donanımlı sağlık personeline ihtiyaç artacaktır.” Kamuda ve özel sağlık kuruluşlarında çalışabiliyorlarPerfüzyon Bölümü lisans mezunlarının kalp ve damar cerrahisi bulunan kamu hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, eğitim araştırma hastanelerinde, özel sağlık kuruluşlarında ve medikal sektörde görev yapabildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Zehra Akgün, “Yaşam boyu öğrenmeye açık, pozitif yaklaşım göstererek takım arkadaşlarıyla uyum içinde çalışacak, problem çözme yeteneğine sahip, iletişim becerisi yüksek, sorunlara akılcı çözümler üretebilecek, mesleki yayınları ve teknolojiyi takip ederek bilimsel gelişimini canlı tutacak, uzun süre kapalı ortamda ve yoğun bakımda çalışabilecek, nöbet sistemine uyum sağlayacak, gerektiğinde kısa ve uzun mesafe transport işlemleri için seyahat edebilecek, etik kurallara saygılı ve hasta haklarına duyarlılık gösterecek adaylar bu bölümü tercih edebilir.” diye konuştu.Perfüzyon Bölümü bilim insanlarının yetişmesinde rol alacakÜsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü Lisans Programı’nın Türkiye’de bu alanda ihtiyaç duyulan perfüzyon uygulamalarının geliştirilmesinde rol alacağını ifade eden Akgün, “Güncel teknolojik gelişmeleri takip edecek ve alanında yetişecek insan gücü ile özellikle cerrahi alanda görev alan hekimlere ameliyat esnasında alanına teorik ve pratik olarak hakim personeller yetiştirilecek. Ülkemizde söz konusu alanda eğitimde mevcut problemlerin çözümü için akademik seviyede yapılacak araştırmalara da ihtiyaç duyuluyor. Bu program, alanda ihtiyaç duyulan bilim insanlarının yetiştirilmesinde önemli bir rol üstlenecektir.” dedi.

19 AĞU 2021

Hem işitme hem denge sistemlerini inceliyor…

Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, odyoloji bölümü ve eğitimine ilişkin değerlendirmede bulundu.Odyoloji hem işitme hem denge sistemlerini incelerOdyo (audio) kelimesinin ses ya da işitme, işitilebilir ses gibi anlamlara geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, fakat odyolojiyi bu kadar küçük bir tanım içerisine sığdırmanın doğru olmadığını belirterek “Çünkü işitmemizi sağlayan kulaklarımız, aynı zamanda bizim dengeden sorumlu organlarımız. Dolayısıyla odyoloji hem işitme hem denge sistemlerini inceleyen; sıkıntı ya da problemleri tespit eden ve uygun rehabilitasyonları inceleyen bir bilim dalıdır. Odyoloji bilimini uygulayan veya bu bölümde bir şeyler üreten meslek mensuplarına ise odyolog denmektedir.” dedi.Odyologların hasta profili çok geniştirOdyologların çok geniş popülasyon ve yaş aralığında hasta profiline sahip olduğundan sorumluluklarının fazla olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, “Yeni doğan, 24 / 48 saatlik bebeklerden, yaşla birlikte işitme ve denge kaybının artmasına bağlı olarak her yaştan birey, odyologların ilgilendiği hasta profilinde yer almaktadır. İşitsel bilgilerden yoksun kalan bir bebeğin konuşma üretimi de olmayacağından erken dönemde işitme kaybının tespiti, cihazlandırılması ve uygun rehabilitasyon programı ile yaşıtlarıyla aynı veya onlara yakın düzeyde gelişim gösteren bireyler olarak topluma kazandırılmasında odyologların rolü büyüktür. Ayrıca denge problemleri, yaşam kalitesini önemli derecede düşüren problemler olduğundan yine bu bireylerin hayatlarına da uygun müdahalelerle dokunanlar odyologlardır.” diye konuştu.Empati becerisi gerekiyorOdyoloji bölümünün sağlıkla ilgili bir alan olması nedeniyle ağır bir ders programı olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, “Odyoloji bölümü, bu ağırlığın altından kalkabilecek öğrenciler tercih etmelidir. Söz konusu insan olduğundan, manevi karşılığı yüksektir ancak bunun için üst düzey empati, sabır ve vicdan sahibi olmak gerekir. Bir odyolog diğer tüm sağlık çalışanları gibi, karşısındaki yerine kendini koyabilmeli; hastanın tüm şikâyetlerini eksiksiz dinleme sabrına sahip olabilmeli ve umut satmak yerine kişinin hayatına dokunabilmelidir.” diye konuştu.İstihdam ve iş olanakları açısından seçenekler sunuyorOdyolojinin Türkiye’de önü açık olan bir bilim olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, “Mezunlarımız devlet ve özel sektörde odyolog olarak çalışabiliyor. Devlete atanabiliyorlar, özel sektörde de hem işitme cihazı firmalarında, biyonik kulak dediğimiz daha üst düzey işitme cihazı firmalarında veya işitme engelli bireylerin işitsel rehabilitasyonlarını yürütüldüğü özel eğitim kurumlarında görev yapabiliyorlar. Aynı zamanda, kulaklık teknolojisinin gelişmesiyle veya işitme engelli bireylerin sayısının artışına bağlı olarak ilerleyen dönemlerde odyolojinin istihdamının da artacağını düşünüyoruz. İşitme kayıplı bireyler ya da daha erken yaşta işitme kaybına sahip olan bireyler ortaya çıktıkça odyologlara duyulan ihtiyaç da artacaktır. Aynı zamanda değişen ve gelişen tıpla ömrün uzaması, daha fazla yaşlı ve daha fazla işitme kaybı demek.” diye konuştu.Endüstri ve sanayide çalışma alanları artacakOdyoloji alanında gelecekte endüstri ve sanayide talebin artacağının öngörüldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, bu alandaki istihdam olanaklarına ilişkin de şunları söyledi:“Bu sektörler gürültünün yoğun olduğu alanlar olduğundan, iş yeri hekimleri gibi odyologların da bu alanda istihdam edileceği öngörüsündeyiz. Ayrıca okul öncesi ve okul çağında işitme kaybına uğrayan ve fark edilmeyen çok sayıda çocuk var. Dolayısı ile yeni doğan taramalarına ek olarak çocukların rutin işitme taramalarını yapma ve ileri tetkikler için yönlendirme veya işitsel rehabilitasyon uygulaması gibi görevlerle devlet ve özel okullar da odyologların çalışabileceği alanların arasında gösterilebilir. Tabi bir de işitme cihazı bayileri gibi kendilerine özel iş yerleri açıp işitme cihazı uygulama merkezlerini işletebiliyorlar.İşin bir de akademik boyutu var. Artık çok sayıda üniversitede odyoloji bölümü var. Bu kadar odyoloji bölümüne kıyasla alanda çok az doktora mezunu var. Bu nedenle de akademik kariyerde mezunlar için cezbedici olabilir.”Odyoloji zevkli bir meslek alanıdırDr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, odyoloji bölümünün eğitim süreci ve profesyonel yükümlülüğü çok ağır olmasına rağmen kendi içinde çeşitli çalışma alanları olan güzel, zevkli bir meslek alanı olduğunu söyledi. Ceylan, “Sadece maddi getirisi ile değil, layığı ile bu mesleği icra edebilme özelliklerinin varlığından emin olunduktan sonra tercih edilmesi gereken bir alandır.” diye konuştu.

19 AĞU 2021

Üniversite eğitimi sayesinde profesyonel ebeler yetişiyor…

Ebeler hangi özelliklere sahip olmalı?Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete, ebelik mesleğinin günümüz şartlarındaki öneminden, bölümde okumanın avantajlarından ve iş olanaklarından bahsetti.Ebelik sağlık meslekleri arasında ilk sıralardaEbeliğin üreme sağlığı ile ilgilenen çok eski mesleklerden biri olduğuna değinen Prof. Dr. Güler Cimete, “Bu nedenle, doğurgan yaştaki kadınlar başta olmak üzere, eşlerin, çocukların, aile ve toplumun ebelik mesleğinin temel hizmet kitlesini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ebelerin ana hizmet alanlarını özellikle gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçte anne, baba, bebek ve çocuk sağlığı hizmetleri ile aile planlaması hizmetleri oluşturuyor. Hizmet kitlesi bu derece fazla olduğu için ülkemizde sayısal olarak ilk sıralarda yer alan sağlık meslekleri arasında yer alıyor ve hem kamu kurumlarında hem de özel pek çok sağlık kuruluşlarında görev alabiliyorlar.” dedi.Toplum sağlığına ciddi katkı sağlıyorlarÜlkemizde ebelik eğitiminin üniversite düzeyine çıkarılması sayesinde profesyonel ebelerin yetiştirilmesine, sundukları hizmet içeriğinin genişlemesine ve kalitesinin artmasına ciddi katkı sağlandığını vurgulayan Cimete, “Ebelik insana bütüncü bakış açısı ile yaklaşım gösteren bir meslektir. Bu nedenle gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde kadınlara ve ailelerine yalnızca fiziksel yönden değil, duygusal, sosyal, spiritüel yönden de destekleyici bakım sunarlar. Ebelerin özellikle aile planlaması, gebelik dönemi, doğum süreci, lohusalık dönemi ve yenidoğan-bebek-çocuk bakımına yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetleri çok kapsamlıdır ve toplum sağlığına da ciddi katkılar sağlar.” ifadelerini kullandı. Ebeler insana değer vermeli, kriz çözebilmeliEbelik mesleğinin merkezinde insanın olduğu bir bilim dalı olduğunu belirten Prof. Dr. Güler Cimete, “Ebelik bölümünde okumak isteyen bir adayın sağlıkla ilişkili konulara ilgi duyması, insanlarla iletişimden hoşlanması yararlı olacaktır. Ebelik eğitimi süresince öğrencilerde özellikle insana değer verme, etkili iletişim kurabilme, kritik düşünebilme, problem çözebilme, multidisipliner ekip içinde çalışabilme, empati yapabilme, kriz çözebilme, ilgili ve duyarlı olma, eşitlikçi, adaletli olabilme gibi özellikler geliştiriliyor.” dedi.Yüksek lisans ve doktora ebelere avantaj sağlıyor Ebelerin genellikle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere, gebelere, doğum yapan ve yapmış kadınlara, bebek-çocuk sahibi olmuş ebeveynlere hizmet verdikleri için ağırlıklı olarak sağlıklı ve mutlu bir nüfus ile çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Güler Cimete sözlerine şöyle devam etti:“Bir bebeğin anne karnından itibaren gelişimini izleyen, doğumunu gören, yeni canlıya ilk dokunan, bakımını gerçekleştiren bir sağlık personeli olarak ebeler, iş doyumu yönünden sağlık disiplinleri içinde en avantajlı grubu oluşturuyor. Ülkemizde son yıllarda pek çok üniversite kapsamında açılan Yüksek Lisans ve Doktora programları ile uzman ve doktoralı ebeler yetişiyor. Bu sayede hem sağlık kuruluşlarında uzman ya da doktoralı ebe olarak çalışabiliyor hem de üniversitelerin Ebelik Bölümlerinde akademisyen olarak görev yapabiliyorlar. Ülkemizde uzman ve doktoralı ebe sayısı çok az olduğu için bu tür lisansüstü eğitim yapmış ebelerin çalışma ortamlarında çok değerli olduklarını söyleyebiliriz. Fakat ebelik mesleği geleneksel olarak kadın mesleği olarak görülüyor ve erkeklerin bu bölümü tercih etmeleri pek çok üniversitede kısıtlanıyor. Oysa ebelik mesleği de cinsiyet ayrımının yapılmaması gereken mesleklerdendir.”İşte ebelerin çalışma alanları…Ebelerin gebe eğitimi ve izlemleri, doğuma hazırlık ve bebek bakımı eğitimleri, doğuma yardım etme, doğum sonrası anne ve yenidoğanın bakımı, anne ve babalık rollerine uyumun desteklenmesi, 0-6 yaş çocukların bağışıklanması, büyüme-gelişmelerinin izlenmesi, sorunların erken tanılanıp çözümlenmesi ve aile planlaması hizmetlerini sağladığını kaydeden Cimete, “Bu sayede kamu ve özel hastanelerin gebe izlem polikliniklerinde, riskli gebe, doğum ve doğum sonrası bakım, jinekoloji ve sağlıklı yenidoğan kliniklerinde, infertilite birimlerinde, aile planlaması merkezlerinde, Aile Sağlığı Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri’nde, sağlık sigortası şirketlerinde ebe olarak çalışabiliyorlar. Aynı zamanda üniversitelerin Sağlık Yüksek Okulu ve Sağlık Bilimleri Fakülteleri’nin Ebelik Bölümlerinde akademisyen olarak görev yapma imkanına sahip oluyorlar. Ayrıca ebeler, serbest çalışma ve kabin açma hakkına sahip ender meslekler arasında yer alıyor. Serbest ebe olarak çalışan ebeler, gebe eğitim ve izlemleri yapma, doğuma eşlik edip doğum sonrası dönemde anne-bebek-aile bakımını sürdürebiliyorlar.” dedi. Simulatif maketlerle laboratuvar eğitimi alıyorlarÜsküdar Üniversitesi Ebelik Bölümü’nde öğrencilerin teorik bilgilerin yanında laboratuvarlarda simülatif maketler ile yoğun bir eğitim aldıklarını ifade eden Prof. Dr. Güler Cimete, “İkinci sınıftan itibaren başlayan klinik eğitimlerinde öğrenciler, olabildiğince çok vaka görebilecekleri kamu hastanelerinde klinik uygulamaya çıkıyorlar. Son sınıf öğrencilerine intörlük programı ile teorik derslerin pekiştirildiği yoğun bir klinik uygulama olanağı sunuluyor. Böylece öğrencilerin profesyonel birer ebe olarak çalışma yaşamına atılmaları sağlanıyor. Ayrıca hem Erasmus hem de mavi diploma olanağı ile yurt dışı eğitim deneyimi yaşamak ya da gelecekte yurt dışında görev yapmak isteyen öğrencilere imkan sağlanmış oluyor.” diye konuştu.

18 AĞU 2021

Opr. Dr. Uçar Çallı: “Üsküdar Üniversitesi İSG işinin Oxford’u”

Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan: “Üsküdar İş Sağlığı ve Güvenliğinde Türkiye’nin en iyisi”Açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan yaptı. Uçan: “Bu toplantılarımızın 40’ncsını gerçekleştiriyoruz. 40 hakikaten büyük bir sayı. Türkiye’de genelde 40’a pek ulaşamıyoruz. Biz her ay bir tane yaparak üç yılı geçmişiz. Uçar hocam sağ olsun en başından beri çok büyük destek veriyor. Bizim üniversite İSG konusunda iki yıllıkta da dört yıllıkta da çok iddialı konuşuyorum, Türkiye’nin en iyisi diyorum. Laboratuvarlarımız olsun, yüksekte çalışma, yangın eğitim sahalarımız olsun iyi bir durumdayız.” dedi.“Üsküdar Üniversitesi bu işin Oxford’u”Konuşmasına Dr. Rüştü Uçan’ın söylemlerine katıldığını belirterek başlayan Opr. Dr. Uçar Çallı, “Rüştü hocamız bu konuda iyiyiz dedi bu kelimeye çok katılmıyorum çünkü bence Üsküdar Üniversitesi bu konuda çok iyi. Ben Üsküdar Üniversitesine bu işin Oxford’u diyorum. Gerçekten eğitim-öğretim konusunda çok istekli davranan, gençlere yol açan bir ekip. Bu kadar güzel bir ekip nasıl bir araya geldi hayretler içindeyim.” ifadelerini kullandı.İş yeri hekimliği deneyimlerini paylaşan Opr. Dr. Çallı: “Şimdi iş yeri hekimliği ile iş güvenliği şöyledir; iç içe geçmiştir. Almış olduğum uluslararası eğitimlerde hangi işte hangi hastalığın gelişeceğini çok iyi biliyorlar ve öğretiyorlar çünkü. Sahada yabancılarla çalışıyordum, içerisinde İspanyol’u var, İtalyan’ı var, Korelisi var, Japon’u var bizim çocuklara böyle çok kötü davranıyorlar, bizim çocuklar da bir atraksiyon yapamıyorlar adamlar o kadar dolular ki, bu adamlar nasıl bu kadar bilgililer? O zaman iş sağlığı ve güvenliği de öğrenelim dedim.” ifadelerini kullandı.“Senaryo bazlı eğitim inanılmaz bir tecrübe kazandırıyor.”Opr. Dr. Çallı: “SBLİSG, senaryo bazlı eğitim sizlere inanılmaz bir tecrübe kazandırıyor. Altını çiziyorum bilgi değil, tecrübe kazandırıyor. Senaryo bazlı eğitimde ben günde yaklaşık 7-8 tane senaryo yazmaya başladım, her seferinde daha güzele gitmeye başladı. Artık o kadar ilerledik ki gerçek bir olayı ele alıyoruz, üzerine senaryo yazıyoruz. Dünya literatürünü de araştırdıktan sonra yeni çıkan ekipmanlar buluyoruz. Biz SBLİSG olarak önce 5-6 çeşit modelleme yaptık arkadaşlarla beraber. Mesela bu modellerden ergo sağlığını bir arkadaşım çok beğendi. Başka bir arkadaşım olay yeri incelemeyi beğendi. Bu modellerimizden biraz bahsetmek istiyorum. Ergo sağlıktan bir örnek vereyim; hidroelektrik santraller var, bunlar suyu topluyorlar. Daha sonra parça parça veriyorlar. Derenin akışı biraz etkilendiği için mesela metil cıvanın çok yüksek olduğu bulunmuş dünyada. Bu metil cıva bizim topraktan yediğimiz sebzelere geçiyor. Oradaki çalışanlar etkileniyor. Mesela burada metil cıva ergo sağlığına giriyor.” diye açıkladı.Etkinliğin ilerleyen dakikalarında ise Opr. Dr. Çallı, iş ekipmanlarından örneklerle konuşmasına devam etti.

16 AĞU 2021

Sağlık eğitiminin önemi pandemide daha çok anlaşıldı…

 Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Biyofizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Sağlık Bilimleri Fakültelerindeki bölümlerin öneminden ve istihdam olanaklarından bahsetti.“Pandemide sağlık eğitimlerinin değeri anlaşıldı”Sağlık alanında verilen eğitimlerin ve sağlık alanında yetiştirilen öğrenciler tarafından halka sunulan hizmetin pandemi döneminde daha net görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Şefik Dursun, “Üniversitemizde çocuk gelişimi, beslenme ve diyetetik, fizyoterapi, dil ve konuşma terapisi gibi önemli bölümler bulunuyor. Bunların her biri uygulamalı olduğu için insanlarla diyalog kuran öğrenciler yetişiyor. Yetişmeleri sırasında öğrenciler teorik derslerden sonra öğrendiklerini alanda uygulama imkânı buluyor. Kariyer merkezinde uygulamalı derslerin işletmelerde mesleki eğitimini yapmak üzere organize oluyorlar. Biz bunu pandemiye rağmen elimizden geldiği kadar gerçekleştirmeye çalıştık.” dedi.“Sağlıklı yüz yüze eğitim için aşı önemli”Aday öğrencilerin intibaklarını ve oryantasyonlarını sağlayacak bir hazırlık yaptıklarını belirten Prof. Dr. Şefik Dursun, “Şu anda pandemi olduğu için görülüyor ki bu ortamda üniversite çalışanları ve öğretim elemanlarının aşı olması hususu son derece önemli. Öğrencilerin de aşı olmaları halinde daha sağlıklı ve daha huzurlu bir ortam sağlayabiliriz. Böylece kesintisiz olarak yüz yüze eğitimi devam ettirebiliriz. Gerek Sağlık Bakanlığı’nın gerekse diğer yetkililerin ifade ettiği gibi yüz yüze eğitim olmazsa olmazdır. Bu nokta da öğrencilerin de aşı olmasını gerektirecek bir durumdur. Bir başkasını veya ailelerini, koruyacaklar, arkadaşlarını ve kendilerini de koruyacaklar.” ifadelerini kullandı.“Hemşirelik uygulamalı eğitim olmadan öğrenilemez”İnsanlık tarihinin sonuna kadar sağlığın son derece önemli olacağını vurgulayan Prof. Dr. Şefik Dursun, “Dolayısıyla öğrenciler sağlıkla ilgili bölümlerden mezun olduktan sonra alanda iş bulmak için zorluk çekmezler. Örneğin hemşirelik, Sağlık Bakanlığı politikalarında olduğu gibi üniversitemizde ayrı bir fakülte olacak kadar önemli bir yere sahip. Pandemi nedeniyle uygulamalı eğitimlerde sıkıntılar yaşandı fakat telafi etmeye çalıştık. Hemşirelik mesleğini uygulamalı eğitim olmadan öğrenmek mümkün değil.” dedi.“Uygulamalı eğitimler uzaktan verilmemeli!”Prof. Dr. Şefik Dursun, çocuk gelişimi ve iş sağlığı güvenliği ile ilgili açık öğretim üniversitelerinde eğitim verildiğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti:“Çocuğu görüp psikolojisi ile ilgilenmek ve onun toplumla sosyal ilişkilerini takip edebilmek bir çocuk gelişimcisinin bizzat yaşayarak edinmesi gereken bir süreç. Öğrencilere bu özellikler açık öğretimde verilmeye çalışılıyor. Bu yanlış bir uygulama. Bu konuda uygulamalı eğitimin sağlık alanında çok önemli olduğunu düşünüyoruz. İş sağlığı güvenliğini de aynı şekilde düşünmek gerekiyor. Yangını görmeyen iş sağlığı güvenliği uzmanı oluyor. İş sağlığı güvenliği artık Türkiye’nin önemli bir sorunu haline geldi. Türkiye’de üniversitelerin kontrolünü Yükseköğretim Kurulu yapabilse daha iyi olur. Örneğin Sağlık Bilimleri Fakültesi YÖK tarafından denetleniyor.”“İyi bir eğitimle iş bulma sıkıntısı yaşamayacaklardır”Sağlık Bilimleri Fakültelerinde birçok bölümün yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Şefik Dursun, “Mezun olduktan sonra iş bulamamak gibi bir endişe var ama lisansı bitirmiş sağlık bilimleri fakültesi öğrencisine Türkiye’de ihtiyaç duyuluyor. İyi bir eğitim aldıktan sonra bir ebe, çocuk gelişimci, hemşire ve fizyoterapist iş bulma sıkıntısı yaşamayacaktır.” dedi.

15 AĞU 2021

Sağlık alanının en eski mesleği için gerekli kriterler…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, tercih döneminde adaylara yönelik hemşirelik bölümünün sağladığı kariyer fırsatları ve çalışma alanları ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.Hemşirelik sağlık alanının en eski mesleğiHemşireliğin sağlık alanının en eski, en temel ve sayıca en fazla olan mesleği olduğunu belirten Prof. Dr. Selma Doğan, “Hemşireler doğum öncesinden başlayarak ölüme kadar geçen sürede insanın olduğu her ortamda bireylerin, toplumun sağlığını koruma, hastalık durumunda iyileştirme ve hastalıkla birlikte yaşamada bireylerin rehabilite edilmesi alanlarının tümünde görev alıyorlar.” dedi.Hemşirelik bölümü birçok alanda istihdam olanağı sunuyorHemşirelik bölümü mezunlarının sağlık alanında koruyuculuk, tedavi edicilik ve rehabilitasyondan oluşan her üç alanında çalışabildiklerini ifade eden Prof. Dr. Selma Doğan, “Aile sağlığı merkezleri, anne çocuk sağlığı merkezleri, iş sağlığı ve okul alanları, huzurevleri, hastaneler, klinikler, ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, özel tedavi birimleri, poliklinikler, tarama merkezleri, bakım rehabilitasyon ve evde bakım merkezleri hemşirelik bölümünün çalışma alanları arasında yer alıyor. Hemşirelik bölümünden mezun olan öğrenciler, bu alanlarda klinik hemşire, eğitici, yönetici ve özel dal hemşiresi olarak çalışabileceği gibi hastanenin kalite geliştirme, araştırma, eğitim departmanlarında da görev alabiliyorlar.” diye konuştu.Lisansüstü eğitimle uzmanlaşma mümkünProf. Dr. Selma Doğan, hemşireliğin çeşitli uzmanlık alanları olan bir meslek olması ile birlikte hemşirelikte uzmanlaşmanın lisansüstü eğitim programları ile mümkün olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:“Uzmanlık için iç hastalıkları, cerrahi hastalıları, psikiyatri, halk sağlığı, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği, onkoloji, hemşirelik eğitimi ve yönetimi gibi lisansüstü eğitim programları tercih edilebilir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikasyon programları ile yoğun bakım hemşireliği, psikiyatri hemşireliği, diyaliz hemşireliği, kemoterapi hemşireliği, diyabet hemşireliği, acil bakım hemşireliği, ameliyathane hemşireliği, enfeksiyon kontrol hemşireliği, nutirsyon hemşireliği, palyatif bakım hemşireliği, stoma ve yara bakım hemşireliği gibi belirli alanlarda branş imkanı bulabiliyorlar.”Empati yetenekleri gelişmiş olmalıHemşireliğin geniş insan grupları ile sürekli, yoğun bilgi birikimi ve duyarlılıkla yapılması gereken bir meslek olduğunu vurgulayan Doğan, “Aynı zamanda sağlık bakım ortamları değişken ve hızlı karar vermeyi gerektiren, karmaşık sorunları olan bireylerin tedavi ve bakımını üstlenmeyi gerektiren ortamlardır. Bu nedenle hemşirelik adayları sürekli öğrenmeye açık ve çok yönlü olmalı. Ayrıca entelektüel olarak eleştirel düşünme, hızlı ve doğru karar verme ve problem çözme becerilerine sahip olmalıdırlar. İletişim, empati yeteneğinin gelişmiş olması ve grupla çalışmaya yatkınlık da hemşire olabilmenin gereklikleri arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.

14 AĞU 2021

Neden Üsküdar? Neden Ergoterapi?

Sevda Asqarova açılış konuşmasında Ergoterapi bölümünü tercih eden adayları iş hayatında üniversitemizi ve bölümü başarılı bir şekilde temsil eden mezunlara birlikte ’’Neden Üsküdar, Neden Ergoterapi ’’, ‘’ Ergoterapi’nin İş İmkânları ve Geleceği ’’, ’’ Ergoterapist Bakış Açısıyla Ergoterapi Bölümü ’’, ‘’Geçmişten Geleceğe Türkiye'de Ergoterapi ‘’ gibi konularla adayları bilgilendirdi.Erg. ve Kl. Psk. Cahit Burak Çebi: “Üsküdar Üniversitesi pozitif psikoloji alanında öncü bir üniversitedir”“Ben Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümünü okurken aynı zamanda birinci sınıfın sonunda okulumuzun çap olanakları sayesinde psikoloji bölümüne de başladım aynı anda hem ergoterapi hem de psikoloji bölümünden mezun oldum. Ardından yine Üsküdar Üniversitesinde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı tamamladım. Şuanda da Np Feneryolu Tıp merkezinde ergoterapist olarak çalışıyorum. Üsküdar üniversitesinin konum olarak çok merkezi bir yerde olması ve şehir üniversitesi olması biz öğrenciler için bir avantaj. Okulumuz öğrencilere kaliteli kurumlarda ve birbirinden farklı alanlarda staj imkânları sağlıyor. Ergoterapi ise anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştiren kişi merkezli bir sağlık mesleğidir. Temel amacı ise bireylerin günlük yaşamda bağımsız olabilmelerini sağlamaktır. Üsküdar Üniversitesi pozitif psikoloji alanında öncü bir üniversite olduğu için bölüm derslerimiz arasında pozitif psikoloji dersimiz de yer alıyordu. Ben de şuan mesleğimi icra ederken pozitif psikolojiden yararlanıyorum. Güçlü akademik kadroya sahip Üsküdar üniversitesi ailesinin içinde yer almaktan gurur duyuyorum ve bu aileye dâhil olacak, mesleğini severek yapacak tüm aday arkadaşları aramıza bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.Erg. Hazal Pural: “Ergoterapi’nin temel amacı, kişilerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağlamaktır.”“Ergoterapi, anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştiren kişi merkezli bir sağlık mesleğidir.  Ergoterapi’nin temel amacı, kişilerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağlamaktır.  Ergoterapistler; pediatrik rehabilitasyon, psikiyatrik rehabilitasyon, el rehabilitasyonu, mesleki rehabilitasyon, toplum temelli rehabilitasyon, onkolojik rehabilitasyon, kognitif rehabilitasyon, geriatrik rehabilitasyon, nörolojik rehabilitasyon, askeri rehabilitasyon gibi alanlarda çalışabilmektedirler. Askeri rehabilitasyon, bireyin aile ve toplum ile yeniden bütünleşmesini sağlayarak, fonksiyonlarını optimal düzeyde sürdürmesini sağlar. Askeri rehabilitasyon, askerliği esnasında yaralanan ya da bedensel yeteneklerin bir kısmını kaybetmiş gazilerin hayata yeniden uyum sağlamaları, yaşam kalitelerini yükseltmeleri, aileleri ve toplumla bir bütün içerisinde yaşamalarını sağlayan gerekli olan tüm evreleri, tüm çabaları kapsayan genel bir kavramdır. Ergoterapi, askeri rehabilitasyon ile gazilerin kendi kendilerine yeterli hale gelebilmeleri için günlük yaşam aktivitelerinde, tüm transferlerinde bağımsızlığı amaçlar.” dedi.Erg. Amine Kalkan: “Ergoterapi mesleğinin en önemli perspektifi bireye bütüncül olarak bakabilmesidir.”“Bir bireye bütüncül bakabilmek ergoterapi mesleğinin biricik olmasını sağlayan perspektifidir. Ben de mesleğin bütüncül bakabilme hedefinden dolayı ergoterapiyi tercih ettim. Pediaitri, ergoterapi mesleğinde ivme kazanmış alanlardandır. Ben çocuklarla çalışmaktan keyif aldığım için ve çocuklarda daha kısa sürede daha iyi bir gelişim kaydedebildiğimiz için pediatri alanında çalışmayı tercih ettim. Bizler mezun olduktan sonra üzerimizde Üsküdar üniversitesi kimliğimizi taşıyoruz. Bu kimlikte bizlere meslek hayatımızda güzel ve farklı kapılar açıyor.” ifadelerini kullandı.Erg. Esra Pekel: “Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümünde bir aile gibiyiz”“Ergoterapi mesleği içerisinde birçok alana sahip ama hepsi bir bütün halindedir. Ben ise öğrencilik hayatımda en çok istediğim el rehabilitasyonu alanında çalışıyorum. Benim çalıştığım şehirde bir fabrika yer alıyor. Ve özellikle bu fabrikada bir sürü iş kazaları oluyor. Bizler ergoterapist olarak bu kişilerin bağımsızlığı için çalışıyoruz ve kişilerin mutlu olacağı şeyler üzerine yöneliyoruz. Bizler Üsküdar üniversitesi ergoterapi bölümünde bir aile gibiyiz. Hem üst dönemlerimiz ile hem alt dönemlerimizle irtibat halindeyiz. Okulumuz, bizlere birbirinden farklı alanlarda ve kaliteli kurumlarda Staj olanakları sunuyor. İyi ki Üsküdar Üniversitesi ergoterapi bölümünde okudum.“ ifadelerini kullandı.Erg. Ali Rıza Anteplioğlu: “Üsküdar Üniversitesi, öğrencileri birden fazla burs olanakları ile destekliyor”“Ben Üsküdar üniversitesinde Ergoterapi bölümünü tam burslu olarak okudum. Ve okul hayatımda hiçbir şekilde bursumda bir kesinti olmadı. Aksine okulumuzda çalışma bursu veya yemek bursu gibi ekstra burslar mevcuttur. Ben devlet hastanesinde toplum ruh sağlığı merkezinde çalışıyorum. Psikiyatrik hastalar her toplum ve her ülkede görülebilen, hastalık bulgusu ve seyri kişiye göre değişebilen hastalıklardır. Hastalık nedeniyle ortaya çıkan problemlerin fazlalığı ve karmaşıklığı, çeşitli profesyonellerin interdisipliner çalışmasını gerektirir. Psikiyatrist, psikolog, ergoterapist, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı ve aile interdisipliner ekibin üyelerindendir. Sosyal zaman aktiviteleri; ergoterapinin en önemli komponentlerinden biridir ve sosyal iyilik halinin en önemli destekleyicilerindendir. Danışanlarımla medikal tedaviye ek olarak kendini iyi hissetmesi, özgüveninin artması, sosyal becerilerinin artması ve hastalığın etkilerinin sürekli düşünülmemesi için serbest zaman aktiviteleri çok kritiktir." dedi.Erg. İsa Kör: “Üsküdar Üniversitesi gerçekleştirdiğim her sosyal sorumluluk projesinde beni destekledi”“Ben özel olarak evde rehabilitasyon hizmeti veriyorum. Okulumuzda yer alan çalışma bursları sayesinde okulun tercih tanıtım günlerinde çalışarak aday öğrenci ve ailelerine bölümler ve üniversite hakkında bilgiler verebilirsiniz. Üniversitemizde bir aile ortamı mevcuttur. Üsküdar Üniversitesinden mezun olduktan sonra bir aidiyet duygusu hissediyorsunuz. Biz bölüm olarak 27 Ekim ergoterapi günü başta olmak üzere tüm yıl boyunca bir sürü etkinlikler düzenliyoruz. Bu etkinlikler sayesinde bölümümüzde yer alan her sınıftan arkadaşımızla tanışma fırsatı edinebiliyoruz. Ben öğrencilik hayatımda birden fazla sosyal sorumluluk projesi yaptım ve okulumuzda her zaman beni bu konuda destekledi. Ergoterapist olarak güney amerikaya gittim ve orada bir sürü gönüllü çalışmalara katıldım. Orada birden fazla ergoterapist ile tanışma fırsatı edindim.  Yurtdışındaki ergoterapistler ile benzer işler yaptığımızı gözlemledim." dedi.Erg. Esra Alan: “Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümündeki aile ortamı benim için çok kıymetli”“Hacettepe Üniversitesi ergoterapi bölümünden mezun olduktan sonra Üsküdar Üniversitesi ergoterapi bölümünde yüksek lisans eğitimime başladım.  Ve Üsküdar Üniversitesinde gerçekten bir aile ortamının olduğunu gördüm ve bu aile ortamı benim için çok kıymetli. Ben devlet hastanesinde psikiyatrik rehabilitasyon alanında çalışıyorum. psikiyatrik rehabilitasyonda biz ergoterapistler; özellikle sosyal ve mesleki işlevsellikte problem yaşayan, öz bakımını düzenli bir şekilde yerine getiremeyen, motivasyon seviyesi düşük, hayatına yeni bir yol çizmekte zorluk yaşayan hastalarla çalışmaktayız. Amacımız ise hastaları destekleyerek daha aktif olmalarını, mevcut sorunlarına dair içgörü kazanmalarını ve bağımsız bir şekilde hayatlarını idame ettirmelerini sağlamaktır. Madde kullanım bozuklukları, bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığını, aile, toplum ve iş uyumunu bozan genetik ve nörobiyolojik temeli olan ciddi bir hastalıktır. Madde kullanım bozukluğunun rehabilitasyonunda; bilişsel ve davranışçı yönelimli grup terapileri, bireysel görüşmeler, grup aktiviteleri, okuma saati ve spor aktivitelerini kullanabiliriz." dedi.Erg. Kadriye Yağmurcu: “Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümünden mezun olduktan sonra bir aidiyet duygusu hissediyorsunuz”“Alman lisesinden mezun olduktan sonra Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümünü kazandım. Literatür İngilizce olduğu için bir sene İngilizce hazırlık okumak istedim. Aynı zamanda ben bir dansçıydım. Prof. Dr. Sevda ASQAROVA hocamızın özgeçmişinde müzik terapiyi görünce bende dans terapi ile ergoterapiyi birleştirebileceğimi düşündüm. Okulumuzun dans kulübüne üye oldum.  Ergoterapi alanında dans ile çalışmamın temeli Prof. Dr. Sevda ASQAROVA hocama dayanıyor. Ben şu anda psikiyatri, pediatri ve geriatride dansı kullanıyorum. Üsküdar üniversitesi ergoterapi bölümünün birden fazla kulüpleri bulunmaktadır. Sizler de bu kulüplere katılarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Okulumuzun bizleri farklı alanlarda ve kaliteli kurumlarda staj olanaklarıyla desteklemesi de benim için çok kıymetli." dedi.Erg. Ve Nör. Muammer Aydoğdu: “Üsküdar Üniversitesinin öğrenciye verdiği değer çok yüksek”“Üsküdar Üniversitesi bir aile ortamı gibidir. Ben Üsküdar Üniversitesinde Ergoterapi bölümünü tam burslu okudum. Ve öğrencilik hayatım boyunca hiçbir şekilde bir burs kesintisi olmadı ve asla hiçbir hocamız bilerek dersten bırakmadı. Üsküdar Üniversitesinin öğrenciye verdiği değer çok yüksek. Rektör hocamızla ve rektör yardımcısı hocalarımızla bile konuşma olanağınız var. Okulumuzun çözüm merkezi bulunmaktadır. Buraya tüm sorun ve sıkıntılarınızı ileterek çözüm yoluna erişebiliyorsunuz. Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi alanında en eski üniversitelerden birisidir ve mezun sayısı çok fazladır. Ergoterapinin Türkiyede ki konumu iyi bir seviyeye geldi. Bunu yurtdışından çok fazla sayıda hasta aldığım için gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum. Ergoterapi, bireyleri fiziksel, sosyal, psikolojik açıdan bir bütün olarak ele alır. Ergoterapistler; rehabilitasyon merkezlerinde, hastanelerde, okullarda, fizik tedavi merkezlerinde çalışabilirler. Ergoterapi şuanda Türkiyede tohum değil fidan halindedir ve yavaş yavaş dallanarak ilerlemektedir.”  dedi.Prof. Dr. Sevda Asqarova: ‘’Biz ilklerin üniversitesiyiz’’Programa katılanlara teşekkür eden Prof. Dr. Sevda ASQAROVA, “Mezunlarımızın da söylediği gibi Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümü olarak bizler bir aile gibiyiz. Mezun olduktan sonra dahi tüm öğrencilerim ile irtibat halindeyim. İlk devlet Hastanesi'ne atanan ergoterapi öğrencisi bizim okulumuzdan oldu. İlk beyin Hastanesi'nde çalışan ergoterapist bizim okulumuzdan oldu. Dans terapi ile ergoterapiyi birleştiren mezunlarımız var. Biz ilklerin üniversitesiyiz. Farklı okulların ergoterapi lisans bölümünden mezun olduktan sonra bizim okulumuzda ergoterapi yüksek lisansına devam eden öğrencilerimiz var. Staj öğrencilerimin hepsi benim için çok değerlidir ve tüm mezunlarımız şu anda çok güzel yerlerde çalışıyorlar. Okurken de çok kaliteli ve farklı alanlarda stajlarını gerçekleştirdiler. Bizi tercih edecek tüm aday öğrencilerimizi heyecanla bekliyoruz.

09 AĞU 2021

Türkiye’nin adli bilimcileri, Üsküdar’da yetişiyor

Rakipsiz yetişiyorlar…Üsküdar Üniversitesi, Prof. Dr. Sevil Atasoy öncülüğünde, Türkiye'nin adli bilimcilerini yetiştiriyor. Mühendislik ve Doğa Bilimler Fakültesi Adli Bilimler Bölümü’nde teorik ve uygulama açısından kapsamlı 4 yıllık lisans eğitimi veriliyor.Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Bu alanda rakipleri yok”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, bu alanda rakipsiz olduklarını belirterek ilk adli bilimcileri yetiştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.Üsküdar Üniversitesi'nin Adli Bilimler Bölümü’nün bu yaz ilk mezunlarını verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, bölümün ilk öğrencilerinin, rakipsiz ‘Türkiye’nin ilk adli bilimcileri’ unvanıyla 2020-2021 eğitim-öğretim yılında mezun olduklarını belirterek bundan mutluluk duyduklarını kaydetti.Adalet hizmetlerinin yükselmesine katkıda bulunacaklar… “Mezunlarımızın bir bölümü KPSS sınavına girdi, bir bölümü Adli Bilimler, Ceza Adaleti ya da Biyogüvenlik yüksek lisansı yapmak üzere Üniversitemizin Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü’ne başvurdu” diyen Prof. Dr. Sevil Atasoy,  “Öğrencilerimizin arasından doktora ile kariyerlerine yine çatımız altında devam edecek olanlar çıkacak, böylelikle Adli Bilimler lisansına sahip doçentler, profesörler yetişerek ülkemiz adalet hizmetlerinin daha da yükselmesine katkıda bulunacak. Bazı öğrencilerimiz kendi aralarında birleşerek şirket kuracak, gerek iddia gerekse savunma taraflarına belge incelemeden ses ve görüntü analizine varan geniş bir şemsiyede bilirkişilik hizmeti verecek. Yine üniversitemizde açılan bilirkişilik temel eğitimini alarak adliyelerimizin bilirkişi listelerine kaydolacaklar.” ifadelerini kullandı. Dünyanın tek akredite organı FEPAC’a başvuruluyorDers içerikleri bilim alanına yönelik biçimde ve uluslararası standartlarda şekillendirilmiş olan Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Bölümü, Türkiye’de de bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi özel ya da resmi kriminal laboratuvarlarda görev yapacak, bilimsel araştırmalar yürütecek, yeni yöntem ve gereçler geliştirecek, bunları uygulamaya geçirecek mezunlar vermeyi hedefliyor. Bu yıl, dünyanın adli bilimler eğitimi alanındaki tek akreditasyon organı FEPAC’a başvuruyor.Terör, insan kaçakçılığı, siber suçlarla mücadele edecekler…Başta terör, insan kaçakçılığı, çocuk istismarı, siber suçlar, yasa dışı uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, rüşvet ve sahtecilik gelmek üzere her türlü suçun önlenmesi ve aydınlatılmasının başarısı, adli bilimler alanında çalışan nitelikli insan gücünün varlığına, uluslararası standart ve kalitede olay yeri incelemesine, ayrıca olay yerinden, mağdur, şüpheli ve tanık üzerinden toplanan delillerin çağdaş bilgi ve teknolojilerle analizine doğrudan bağlıdır. Bu niteliklere sahip mezunlar, büyük veri analizinde yapay zeka ve makine öğrenmesi uygulamaları ile donatılarak  suçların önlenmesi ve aydınlatılmasında vazgeçilmez bir iş gücü oluşturacak.Dışa bağımlılıktan kurtaracak…Öte yandan sınırların kaldırıldığı, suçlu ve suçun sınır tanımadığı günümüzde, teknolojik gelişmeler yasa dışı güçler tarafından da yakından izlendiğinden adli bilimler alanında çalışacak profesyonellerin, gelişmiş ülkelerden sadece bilgi ve teknoloji transferi ile yetinmeyip, ülkemizi dışa bağımlılıktan kurtaracak, patent almaya yönelik yeni araç-gereç, yöntem ve teknolojiler geliştirecek şekilde eğitiliyor.Adli Bilimler alanında lisans eğitimi sayesinde disiplinler arası düşünmesini bilen, güçlü ve güvenilir bilimsel temele sahip, sağlam bir laboratuvar deneyimi bulunan kişiler yetiştirilerek bilirkişilik hizmetleri çağın ilerisine taşınıyor.

05 AĞU 2021

Tercih maratonu uzadı…

“Hayat Tercihtir” yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Cumartesi ve Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde, Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu programda, alanında uzman akademisyenler misafir ediliyor.Tercihler boyunca hafta sonu ekranlarda…Çekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programında  7 Ağustos 2021 Cumartesi gününün konukları, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve  Rektör Yardımcısı, Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Koçak olacak. Arıboğan ve Koçak, Üsküdarlı olmak, İTBF bölümleri, Tıp eğitimi, geleceğin meslekleri, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara önerilerde bulunacak.8 Ağustos Pazar, fi-jital üniversite konuşulacakProgramın 8 Ağustos 2021 Pazar günkü bölümünde ise Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ile Rektör Yardımcısı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk adaylarla buluşacak. Prof. Dr Mehmet Zelka ve Prof. Dr. Muhsin Konuk, fi-jital eğitim, Üsküdar’da öğrenci olmak, AR-GE çalışmaları, üniversitelerde proje kültürü, sosyal, kültürel etkinlikler, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda bilgiler verecek.Tahsin Aksu danışmanlığı, Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen program tercih döneminde her cumartesi-Pazar 12:05’te TV100 ekranlarında.

05 AĞU 2021

Kariyer Testi ile mesleğinizi seçin

1 milyon kişi, Kariyer Testi ile mesleğini bulduÜsküdar Üniversitesi, YKS’nin en önemli aşamalarından biri olan tercih döneminde adaylara önemli bir hizmet sunuyor. Üniversite tarafından 2015’ten bu yana uygulanan Kariyer Testi, meslek seçiminde kararsız olan adaylar için önemli bir yol gösterici oluyor.Yaklaşık 1 milyon kişiye kılavuz olduKariyer Testi sayesinde adaylar ilgi, yetenek ve kişilik özelliklerine uygun meslekleri görme şansına sahip olabiliyor. Bugüne kadar kariyer testini yaklaşık 1 milyon aday çözerek kariyerine yön verdi.Kariyer Testi, başarılı olunabilecek alanları belirliyorBu test ile kararsız olanlar kendi yetenek ve ilgileri doğrultusunda başarılı olabileceği alanları belirleyebilirken, mesleğiyle ilgili karar vermiş olanlar da o mesleğin kendine ne kadar uygun olup olmadığını test etmiş oluyor.Kariyer Testi nedir?Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş: “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği ‘hoşlanırım’ ya da ‘hoşlanmam’ yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. ‘Gerçekçi’, ‘Araştırıcı’, ‘Artistik’, ‘Sosyal’, ‘Girişimci’ ve ‘Geleneksel’ olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testinde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.” dedi.Tercih danışmanları yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Tercih uzmanları yardımcı oluyorAdaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabiliyor. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabiliyor.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.Kariyer testine aşağıdaki linkten ulaşılabiliyor:https://uskudar.edu.tr/tr/kariyer-testi

30 TEM 2021

Tercih Buluşmaları Üsküdar’da başladı

Davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi,  bir sınav maratonunu geride bırakan, tercih aşamasına gelen öğrenci adayları ve ailelerine kapılarını açtı. Üsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.YÖK sanal fuarında adaylarla buluşuyoruzÜsküdar Üniversitesi öte yandan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarının yer aldığı en kapsamlı sanal fuar niteliği taşıyan Study in Turkey YÖK Sanal Fuarı 2021’de de yer alıyor. "Üniversiteni Keşfet YÖK Sanal Fuarı 2021" adıyla düzenlenecek olan fuar, dört gün boyunca 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Dev Kız Kulesi bu kez EKET Fuarı’ndaÜsküdar Üniversitesi, adayları bu yıl EKET Fuarı’nda da yalnız bırakmıyor. Üniversite ve bölüm tercihlerinde adaya kılavuz olan bu fuarda Üsküdar’ın uzman kadrosu adaylarla bir araya gelecek. Hem akademisyenler hem de tercih danışmanları 3 gün boyunca fuara katılacak adaylara bölüm ve programlar hakkında bilgi verecek. Adaylar yüz yüze tercih danışmanlarıyla bir araya gelme fırsatı yakalayacak. Adaylar bu yıl da fuar alanına taşınan dev Kız Kulesi’nin etrafında buluşacak.Hayat Tercihtir fuar alanında adaylarla buluşuyorFuar kapsamında Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş ve Şaban Özdemir “Hayat Tercihtir” buluşmaları ile İstanbul Kongre Merkezi fuar alanında aday öğrencilerle bir araya gelecek. Tözeniş ve Özdemir, adayların merak ettiği tüm soruları yüz yüze cevaplayacak.“Hayat Tercihtir” hafta sonu TV100 ekranlarındaTercih dönemi boyunca her cumartesi ve pazar günü TV 100 ekranlarından yayınlanan, sunuculuğunu gazeteci Şaban Özdemir’in yaptığı, Eğitim Uzmanı Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu “Hayat Tercihtir” programı, adaylara meslek ve üniversite seçimi konusunda kılavuzluk yapıyor. Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen programda üniversite adaylarına tercih dönemiyle ilgili bilgi veriyor.“Üsküdar’a Gelirken”  ÜÜ TV’deAdaylara destek ÜÜ TV’den de sürdürülüyor. Ali Çakmak moderatörlüğünde hafta içi her gün ÜÜ TV’den canlı gerçekleştirilen programlarda bölüm, program ve üniversitenin sunduğu olanaklar akademisyen ve uzman isimlerin katılımıyla anlatılıyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.“Kariyer Testi” ile mesleğini belirleÜsküdar Üniversitesi, seçeceği meslek konusunda kararsız kalan adaylara kariyer testi imkânı da sunuyor. “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli” olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği “hoşlanırım” ya da “hoşlanmam” yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. “Gerçekçi”, “Araştırıcı”, “Artistik”, “Sosyal”, “Girişimci” ve “Geleneksel” olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testi’nde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.Kariyer Testi, seçeceği meslekle ilgili karar vermekte zorlanan adaylara ilgi duydukları alan konusunda yardımcı olmayı amaçlıyor.Tercih uzmanlarıyla tercih…Adaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabilecek. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabilecek.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.

16 TEM 2021

Adaylara yol gösterecek “Hayat Tercihtir” TV100’de başlıyor

Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşacak. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşecek programda Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, alanında uzman akademisyenleri ağırlayacak.İlk program 18 Temmuz Pazar yayınlanacakÇekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programı, 18 Temmuz 2021 Pazar günü saat 12:05’te ilk bölümüyle TV 100’de yayınlanacak.Her bölümde iki uzman akademisyenin ağırlanacağı programın ilk konukları, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Ensititüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur olacak.Prof. Dr. Sevil Atasoy, adli bilimlerde kariyer planlamayı anlatacakUzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, programın ilk yarısında Prof. Dr. Sevil Atasoy ile Üsküdar Üniversitesi fırsatları ve adli bilimlerde kariyer planlama, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktalarını ele alacak.Prof. Dr. Haydar Sur, tıp eğitimiyle ilgili bilgi verecekProgramın diğer yarısında ise Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, Prof. Dr. Haydar Sur ile Üsküdar’da tıp eğitimi, tıp fakültesi fırsatları, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara bilgi verecek.Tercih dönemi boyunca adaylara tercihlere dair püf noklarınının anlatılacağı programın sonraki bölümlerinde Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Mehmet Zelka da paylaşımlarda bulunacak.

24 HAZ 2021

Bebeğiniz kelime yerine işaret dili kullanıyorsa dikkat

0-3 yaş arasında bebeğinizi ekrandan uzak tutunBebeklerde dil gelişiminin önemine işaret eden uzmanlar, bebeklerin özellikle 12-18 ayda ortalama 5-20 kelime bilmeleri gerektiğini ve basit iki kelimelik cümleler kurması beklendiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, “Eğer kelimeleri kullanmak yerine işaret dilini kullanıyorsa, sizin isteklerinize tepki vermiyorsa, birtakım sesleri çıkarmıyorsa bir uzmanla görüşmek gerekmektedir.” uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, 0-12 ay arasında dil gelişimi için mutlaka bebeklerle konuşmak gerektiğini, cevap vermese bile kelimeleri tekrar etmenin önemli olduğunu vurguluyor. Ebeveynlere, 0-3 yaş arası ekrandan uzak tutulması tavsiyesinde de bulunuyor. Bebekler yüz ifadesi ve sesle iletişim kurabiliyorKişiler arası iletişimin sağlanmasının en önemli yolunun sözel dil kullanımı olduğunu kaydeden Öğretim Görevlisi Merve Yüksel, “Fakat bebekler, doğdukları andan itibaren konuşamasalar bile yüz ifadeleri, ağlamalar ve seslerle iletişim kurarlar ve aslında bu iletişimin temel amacı ihtiyaçları duyurmaktır. Çocuklar ise kelimelerle kendini ifade etmeye başlar ve aynı zamanda özerkliklerinin de farkına varmış olurlar. Kelimeler, kavramlar ve en nihayetinde sözlü dilin ortaya çıkışı çocuğun bilişsel gelişimi ile paralel olarak gelişir ve birbirinden bağımsız değildir.” dedi.Bebeklik ve erken çocukluk dönemi önemliDilin gelişebilmesi için düşüncenin oluşmaya başlamış olması gerektiğini ifade eden Yüksel, “Aslında düşünce gelişimi, dil tarafından belirlenir de denebilir. Dil sayesinde düşünce gelişir ve yine dil sayesinde aktarılmış olur ve bu süreç de çocuğun çevresine, en nihayetinde de topluma uyumunu sağlamış olur. Bu, pek tabii çocuğun içinde bulunduğu kültürün ana dili ile gerçekleşir. Özellikle bebeklik ve erken çocukluk dönemi, dilin kazanılmasında önemlidir ve herhangi bir nedenle dil gelişiminde geri kalınması topluma uyumu ve tüm yaşamı etkileyebilecek nitelikte olabilmektedir.” diye konuştu.Her bebek dil yeteneği ile doğarHer bebeğin eğer fiziksel olarak önemli bir problemi yoksa dil yeteneği ile doğduğunu belirten Öğretim Görevlisi Merve Yüksel, “Yaşamın ilk yılı dil öncesi dönem, okul öncesi yıllar ise temel dil yeteneklerinin kazanıldığı dönem olarak tanımlanır. Dil öncesi dönemde bebek, konuşmasa bile sesleri duyabilir. Hatta doğumdan sonraki birkaç gün içinde sesler arasından annelerinin sesini ayırt edebilirler. İsteklerini çeşitli sesler çıkararak ve ağlayarak bildirir. Genel olarak 6. Aydan itibaren “ba-ba”, “de-de” gibi çeşitli heceleri çıkarmaya başlar. 12. Aya doğru ise ilk kelimeler çıkmaya başlar.” dedi.Dil gelişiminin evreleri nasıl olmalı?Öğretim Görevlisi Merve Yüksel, dil gelişim dönemlerini şöyle sıraladı:1-2 Ay:  İnsan sesine ve özellikle annenin sesine tepki verir. Herhangi bir ihtiyaç ya da problem olduğunda bunu ağlayarak belirtir. Değişik sesleri ayırt etmeye başlar.İlk 4 Ay:  Farklı sesleri ayırt edebilir.4-8 Ay: Seslere karşı tepki verir. Konuşmalara hırıltı ile cevap verir. Farklı ses tonlarını algılar ve taklit etmeye başlar.İlk 9 Ay: Ağlar, gülümser, ünlü sesleri çıkarır. Elini uzatır; verme, işaret etme, gösterme hareketleri yapar.9-12 Ay: Yetişkinlere benzer ses tonu çıkarmaya başlar. 12 aylıkta 5-10 kelimelik bir hafıza oluşur. Fakat ilerleyen ilk 6 ayda iki katına çıkar.1-2 Yaş: Bir iki sözcüklü kelimeler kurar. Olumsuz cümleler ve soru cümleleri oluşturur.2-3 Yaş: Kelime dağarcığının hızla arttığı dönemdir. 3-4 kelimelik cümleler kurar ve 2 yaşında yaklaşık 250 kelime haznesine sahiptir. 3. yaşta ise 1000 kelimeye kadar çıkabilir.3-5 Yaş: Sorulara cevap verebilir. Konuları değiştirebilir. Kendi kendine soru-cevap diyalogları oluşturur. Kendi kendine konuşabilir. “Neden”, “Niçin” soruları sorabilir.5-6 Yaş: Dili akıcı bir şekilde konuşabilir. “Çünkü”, “Ama”, “Sadece” gibi bağlaçlar kullanarak cümleler kurabilir. Duygu ve düşünceleri aktarabilir.Dil gelişimi bazı faktörlerden etkilenebilirGenel olarak bu evrelerin sırayla ortaya çıkmakla birlikte ortaya çıkış zamanları farklılık gösterebildiğini kaydeden Yüksel, “Tüm bebekler, öğrenmeye öncelikle dildeki sesleri öğrenmekle başlarlar ve her yaştaki insanda olduğu gibi anladıkları kelime sayısı kullanılan kelime sayısından fazladır. Çocuğun ilk kelimeleri arasında isimler başta gelir. Ardından fiiller, sıfatlar ve edatlar gelir. Çocukların öğrenebildiği ve ifade edebildiği dilsel özelliklerdeki bu sıralama genelde değişmezken, gelişimin hızı; fizyolojik ve genetik özellikler, bilişsel gelişim, sosyal çevre ve etkileşim, aile-çocuk arasındaki sözel iletişim düzeyi, sosyoekonomik ve sosyokültürel özelliklerden etkilenebilmektedir.” dedi.Bu belirtiler sorun habercisi olabilirBiyolojik faktörlere bağlı olarak duyma sorunu, görme sorunu, yarık dudak-damak benzeri sorunları olan çocukların konuşmalarında sorun çıkabileceğini ve gecikmeye neden olabileceğini kaydeden Merve Yüksel, “Ayrıca zihinsel gerilik, serebral palsi, otizm, yaygın gelişimsel bozukluk gibi durumlar da dil gelişiminde problemlere neden olabilir. Normal gelişimsel süreç içerisinde her ay ve yaşta kullanması gereken kelime sayısı, kurması gereken cümle yapıları gibi beklentiler vardır. Bu beklentileri gerçekleştirmiyorsa, söylenenleri duymuyormuş ve anlamamış gibi görünüyor, uygun tepki vermiyorsa tüm bu bulguları birlikte değerlendirerek bazı tedbirler alınması gerekir.” uyarısında bulundu.Yüksel, “Özellikle 12-18 ayda ortalama 5-20 kelime bilmeleri gerekir ve basit 2 kelimelik cümleler kurması beklenir. Eğer kelimeleri kullanmak yerine işaret dilini kullanıyorsa, sizin isteklerinize tepki vermiyorsa, birtakım sesleri çıkarmıyorsa bir uzmanla görüşmek gerekmektedir.” diye konuştu.Bebeğinizle mutlaka konuşunDil gelişimini etkileyen en önemli faktörlerin başında çocuğun sosyal çevresinin geldiğini kaydeden Merve Yüksel, “0-12 ay arasında dil gelişimi için mutlaka bebeklerle konuşmak gerekir. Cevap vermese bile kelimeleri tekrar etmek önemlidir. ‘Suyu döktüm’, ‘Kapıyı açtım’ gibi bazı yapılan işler konuşularak anlatılabilir. İsmini söylediğinizde bakmasını sağlamak, kullandığı kelime ve heceleri ‘Su içmek istiyorsun’ vb. şeklinde desteklemek, “ce-ee” ve “fış fış kayıkçı” gibi oyunlar oynamak dil gelişimini olumlu etkileyecektir.” dedi.0-3 yaş arasında kesinlikle ekran seyrettirilmemeliDil gelişiminde uyaran eksikliğini azaltmanın en iyi yolunun, bolca konuşmak ve televizyon, tablet gibi aletlerden kesinlikle uzak tutmak olduğunu vurgulayan Merve Yüksel, önerilerini şöyle sıraladı:0-3 yaş arasında hiçbir şekilde televizyon/ekran seyrettirilmemesi önerilmektedir. Çünkü televizyonun karşısında bir iletişim sisteminin içine değil, ondan yanıt beklenmeyen pasif bir sistemin içine dahil olmaktadır. Bu yüzden birebir bakım vereni ve çevresindeki erişkinlerle olan ilişkileri çocuğun dil gelişimini zenginleştirir.12-36 aylarda ise resimli kitapları birlikte incelemek, ‘Ben yaptım’, ‘Sen yaptın’ gibi zamirleri kullanmak, yaşıtları arasında bulunmasını sağlamak gerekir. Kız çocuklarının daha erken, erkek çocuklarının daha geç konuşabileceği ile ilgili bir inanış vardır. Bu da erkek çocuklarda konuşma gecikmelerinin fark edilmesini ve erken müdahale edilmesini engellemektedir. 3 yaşından itibaren kreşe gitmek de dil gelişiminin zenginleşmesini sağlayan en önemli etmenlerden bir tanesidir. Orada akran ve yetişkinlerle kuracağı sosyal ilişkiler bunu desteklemektedir. Başka bir dikkat edilmesi gereken nokta ise anne baba ve yetişkinlerin çocukla konuşurken “bebeksi” bir dilde iletişim kurmamaya çalışmalarıdır.Öğretim Görevlisi Merve Yüksel, ebeveynlerin dil gelişim evrelerinin özelliklerini, çocukların konuşmalarını geciktirecek etmenleri bilmelerinin ve bunlara dikkat etmelerinin önemli olduğunu belirterek “Bu sayede bir problem olduğunda fark edilebilmekte ve müdahale edilebilmektedir. Çok daha ileri boyuttaki konuşma gecikmelerinde öncelikle bir çocuk psikiyatristine başvurulması gerekmektedir.  İhtiyaca göre dil-konuşma terapistleri ya da psikolog ve özel eğitim uzmanlarına yönlendirilebilmektedir.” diye konuştu. 

08 HAZ 2021

Duyu Bütünlemede Müzik Terapi Etkinliğinin Üçüncüsü Gerçekleştirildi

Duyu Bütünlemede Müzik Terapi Etkinliğinin Üçüncüsü GerçekleştirildiÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı ve Müzik Terapi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MÜTEM ) Müdürü Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde, “Duyu Bütünlemede Müzik Terapi” etkinliği düzenlendi. Yoğun katılımın sağlandığı etkinlikte “Müzik Terapinin” tedavilerdeki önemi ve yeri anlatıldı.Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Kulüp Başkanı Melike Şahan’ın moderatörlüğünü üstlendiği programda, “Duyu Bütünlemede Müzik Terapi” başlığı uzman isimler; Müzik Terapisti Funda Ceylan, Uzm. Dr. Şerafettin Özdoğan, Çocuk Gelişim Uzmanı Melisa Akköse Kaya, Ergoterapist İbrahim Erarslan, Stajyer Ergoterapist Dilara Güler tarafından ele alındı.“İnsanlar dinledikleri müziğin yardımıyla kendilerini keşfetmenin yollarını bulur” Açılış konuşmasını gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi ve Duyu Bütünleme Kulüp başkanı Melike Şahan, “Ergoterapi ve duyu bütünleme kulübü olarak Müzik Terapi Uygulama ve Araştırma merkezi (MÜTEM) ile çok sıkı bir şekilde çalışmalarımızı yürütmekteyiz ve beraber etkinlikler düzenlemekteyiz. Sizlere kısaca duyu bütünleme ve müzik ilişkisinden bahsetmek istiyorum. Müzik, özel gereksinimli bireylere tutum ve davranış kazandırmada çok etkilidir. Müzik etkinlikleri ile meşgul olmak özel gereksinimli çocukların stres düzeylerini azaltır, onların güzel vakit geçirmelerini sağlayarak oluşabilecek olumsuz davranışların ortaya çıkmasını engeller. Öz saygılarının ve motivasyonlarının artmasına yardımcı olarak çocukların eğlenmesini, ruhen ve bedenen dinlenmelerini sağlar. Müzik etkinlikleri sayesinde özel gereksinimli çocukların dikkat becerileri, el kol koordinasyon becerileri, işitsel algıları ve dili kullanma becerileri artar. Ayrıca bu tür etkinlikler, özel gereksinimli çocukların sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerinin gelişmesine de katkı sağlamaktadır.” şeklinde konuştu.“Müzik; işitme engellilerin eğitimlerinde ve rehabilitasyonunda kullanılan etkili yöntemlerdendir”“İşitme Engelli Bireylerde Müzik Eğitimi ve Müzik Terapi” konusunda değinen Müzik Terapisti Funda Ceyhan, “İşitme engelli çocuklar için erken teşhis, erken cihazlandırma ve erken eğitim çok önemlidir. Erken teşhis konulmamış bir çocuk zaten erken cihazlandırma ve erken eğitim olanaklarından yararlanamayacaktır. Müziğin işitme engelli bireylerin zihinsel gelişimlerini desteklediği, sözel açıklama becerilerini geliştirdiğini, dil gelişimlerini arttırdığını, dinleme becerilerini gerçekleştirdiğini, özgüven gelişimlerini, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklediğini, dikkat ve özgüven sorunlarını arttırmıştır. İşitme engelli bireylerin hangi iletişim biçimini kullandığını bilmek ve bu iletişimi kullanıyor olmak önemlidir.” dedi.“Müzik, beyinde birçok merkezi etkilemektedir.”Müzik Terapi kasları gevşetir mi? konusuna değinen Uzm. Dr. Şerafettin Özdoğan, “Beyindeki sinir hücreleri bol tekrar ve konsantrasyon içeren öğrenme süreci ile yeni bağlantılar kurabilir. Egzersizler sırasında ritim ve müzikten yararlanmak hem motivasyonu arttırır hem de çoğu doğal hareket ritmik olduğundan iyileşmeyi uyarabilir. Müzik, beyin hasarı sonrası konuşamayan afazi hastalarında konuşma terapisinin parçası olarak sıklıkla kullanılır. Tedavi amaçlı şarkı söyleme ve melodik tonlama terapisi başarılı sonuçlar vermektedir. Ayrıca müzik dinleme müdahalelerinin hipertoniden muzdarip nötolojik bozukluğu olan hastalarda kas gerginliğini azaltmada ekili bir araçtır.” şeklinde konuştu.“Müzik, çocukların ruhsal yapısını rahatlatıp stres düzeylerini azaltır”“Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Müziğin Gelişimine Etkisi” konusuna değinen Çocuk Gelişim Uzmanı Melisa Akköse Kaya, “Müzik insanların duygu ve düşüncelerini aktardığı bir iletişim şeklidir. Çocuğun bebeklikten başlayarak düzenli uyku öncesinde rahatlatıcı rolü bulunmaktadır. Dil gelişimini destekleyerek çocuğun olumlu davranışlarını destekler. Otizmde beyinde uzak bağlantılar arasında problemler olduğundan müzik bu bağlantıların kurulmasına yardımcı olmaktadır. Otizmde müziğe verilen yanıtın konuşmadan daha aktif bir şekilde verildiği gözlenmektedir. Müzik, otizmde motivasyonu artırarak toplumsal etkileşimi geliştirme potansiyeline sahiptir. Otizmde yaşam kalitesini artıran müzik, otistik belirtilerin şiddetinde anlamlı derecede azalma görülmesine olanak sağlar.” dedi.“Homonculus terapistlere çok önemli bir yol gösteren yapıdır”“Duyusal Problemlerde Müziğin Önemi ve Rolü, İletişime Açılan Kapı” konusuna değinen Ergoterapist İbrahim Erarslan, “Müzik terapi uygulamalarına başlamadan önce aynı ergoterapide olduğu gibi danışanın kültürel, akli ve bedeni özelliklerini öğrenmek, yatkınlıklarını tespit etmek ve ardından bu analizlere göre belirlenecek, kişiye özgü müdahale planı oluşturmak gerekir. Müzik; psikiyatri, pediatri, onkoloji yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır. Bu alanlardaki uygulamaların amacı zihinsel, duygusal, algısal, fiziksel, sosyal alanlardaki bilgi ve becerilerin kazandırılmasına ve işlevsel davranışların geliştirilmesine yardımcı olmaktır. Müzik terapi metotları temel olarak aktif müzik terapi ve pasif müzik terapi olmak üzere iki başlık altında toplanabilir. Çocuğun tedavi olduğunun farkına varmadan müziğin haz ve eğlencesine kendisini kaptırmasını terapist olarak sağlayabilirsek hem motivasyonu arttırmış oluruz hem de sosyal iletişim becerilerini geliştirmiş oluruz.” şeklinde konuştu.“Söz konusu beyin hasarı olan kişilerde müzik terapi müdahaleleri öz-benlik duygusunu entegre eder.”Stajyer Ergotrapist Dilara Güler; etkinliğimizde duygusal uyumu kolaylaştırmak için müzik terapi müdahaleleri ve önemi hakkında paylaşımda bulundu. Güler, “Travmatik beyin hasarı geçiren kişilerde olay, hasta veya aile tarafından beklenilen bir durum değildir. Yeni sürecin var olan durumuna alışmaya çalışmak, akut olaya karşı olan duygusal krizleri beraberinde getirir. Nörolojik hasar sonrası görülen ilk izlenim, hastadan gelen ‘şok’ yanıtıdır. Duygusal krizlerle birlikte görülen anosognozi, nörolojik rehabilitasyon sürecine olan uyumu düşürür. Müzik terapi müdahaleleri uyum sorunlarını ele alarak hastaya güvenli ve desteklenmiş bir ortam sağlayarak duygularını daha doğru ve olumlu bir şekilde yönetebilme içgüdüsü sunar.” dedi.

01 HAZ 2021

Umudun, Cesaretin ve Sevincin Tanığı Hemşireler…

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Selma Doğan’ın yaptığı etkinlikte açılış konuşmalarını Prof. Dr. Mehmet Zelka ve Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı.Prof. Dr. Dursun: “Hemşireler hastaya en yakın olan kişiler”Prof. Dr. Şefik Dursun, hemşirelik mesleğinin kutsal bir değer taşıdığına vurgu yaparak; “Eğitim alanında bizlere de çok şey düşüyor. Çocuklarımıza bu değerler altında eğitimler veriyoruz. Sağlık alanında değerli bir meslekte görev yapan hemşireler, hastaya en yakın olan kişilerdir.” dedi.Prof. Dr. Zelka: “Sağlığın olmadığı yerde refah, ekonomi, eğitim yer alamaz”Prof. Dr. Mehmet Zelka; “Covid-19 tüm dünyayı etkisi altına aldı. Sağlık yapısını çok ciddi manada etkiledi. Sağlığın olmadığı yerde refah, ekonomi, eğitim yer alamaz. Ne kadar kıymetli olduğunu bu süreçte daha iyi anlıyoruz. Pandemi sürecinde tüm sağlık çalışanlarının katkıları çok önemli olmuştur.” dedi.Prof. Dr. Doğan: “Hemşireler, sağlık sisteminin bir omurgası”Hemşirelerin sağlık alanındaki yeri ve önemine değinen Prof. Dr. Selma Doğan; “Hemşireler bu alanın en önemli üyeleridir. Kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir noktadalar. Ülkemizde de sayı olarak en fazla olan gruptur. Sağlığı koruma ve geliştirme alanlarında dünyada da çok önemli görev üstleniyorlar. Yaşlanan dünyada, önemli görevlerde yer alıyorlar, hastalara en yakın mesafede çalışan grup oldular. Hastalara müdahale gücü ve etkileme gücü en yüksek olan meslek grubudur. İnsanın olduğu her yerde görev alan kişiler hemşirelerdir. Pandemi döneminde de özellikle hemşirelerin yerinin önemi daha iyi anlaşıldı ve görünür hale geldi. Yıllardır bu görünürlüğün mücadelesini verdik. Çünkü hemşireler, sağlık sisteminin bir omurgasıdır.” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Uysal: “Tüm beceri ve deneyimleri ortaya koymak çok önemli”Doç. Dr. Nurcan Uysal; “Tüm dünya Covıd-19 pandemisine hazırlıksız yakalandı ve bu mücadelede hemşireler en ön saflarda yer aldı. Onlar için zorlu bir mücadeleydi ve hala öyledir. Tüm beceri ve deneyimleri ortaya koymak çok önemlidir. 17 hemşire ile bir araştırma çalışması yaptık. Mart 2019’dan bu yana yaşanan pandemi bir krize neden oldu, mevcut denge bozuldu. Salgın hastalıkların hepsinde mücadele eden hemşirelerdir. Tüm korku, endişe ve belirsizlik durumlarını yaşayan hemşireler için pandemi zor bir süreçtir.” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Babaoğlu: “Pandemi de psikolojik tepkiler ortaya çıktı”Dr. Öğretim Üyesi Elçin Babaoğlu, Covid-19 pandemisinin hemşirelerin ruh sağlığına etkilerinden bahsetti. Babaoğlu; “Pandemi sırasında ortaya çıkan psikolojik tepkiler aşırı korkudan kayıtsızlığa ve kaderciliğe kadar giden bir çeşitlilik gösteriyor. Sars salgını üzerine yapılan araştırmalar oldu ve böyle pandemilerin psikolojik etkilerinin kısa süreli olmadığı, şiddetli ve kalıcı ruhsal sorunlara yol açabileceğini göstermiştir. Duygu-durum bozuklukları, kaygı bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu sağlık çalışanlarında gözlemlenen psikolojik tepkiler ve durumlardır. Hemşireler diğer sağlık personellerine göre daha fazla etkileniyor. Kişileri etkileyen, olayların kendisi değil, bu olaylara geliştirdikleri bakış açısıdır. Pandemi de psikolojik tepkiler ortaya çıktı.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Doğan: “İnsanlar mutlu değil”Psikolojik iyi oluş ve pozitif psikolojiye değinen Prof. Dr. Tayfun Doğan; “Pozitif psikoloji olumluya odaklanır. Sıradan bir insanın güçlü yanlarını ve erdemlerini incelemekten başka bir şey değildir. Yaşamın anlamı ve amaçları çok önemlidir. Anlamlılık duygusu ve anlamlı kılan düşüncelere sahip olma gibi. Mutluluğun önemi de büyüktür. Bir tercihte olabilir. Mutlu insanlar daha uzun yaşar, daha sağlıklıdır. Enerjik ve üreticidir. Daha sayacağım birçok şey var. Mutlu insanlardan zarar gelmediğini görebiliyoruz. Ama pandemi sürecinde insanlar çok öfkeli maalesef. Ruhsal anlamda bozukluklar oldu. İnsanlar mutlu değil.” İfadelerini kaydetti.

01 HAZ 2021

Perfüzyon Günleri Etkinliği’nin İlki Gerçekleştirildi

“Üsküdar Üniversitesi bir ilke imza attı”Programın açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı. Dursun: “Üsküdar Üniversitesi bir ilke imza atmış oldu. Ali hoca Üsküdar Üniversitesine geldiğimden beri hedeflediği perfüzyon eğitimini ve lisansüstü programlarının kurulması isteği oldu. Azmedince oluyor. Şu anda pandemiye rağmen lisans programı çok güzel gidiyor. İmkânlarımızı öğrencilerimize en iyi şekilde sunuyoruz. Ali ve İsmail hocalarımız boş durmuyorlar çevrelerinde oluşmuş imkânları öğrencilerimize yetişmeleri için sunuyorlar. Bu bizim için çok önemli bir destek.” dedi.4’üncü sınıf öğrencileri mezuniyet projelerini sundu!Toplamda üç oturumdan oluşan etkinliğin ilk oturumunda Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü son sınıf öğrencileri Aleyna Zeycan Köse, Ebru Nur Kabakbaş ve Miray Satıcı “Antegrat Selektif Serebral Perfüzyon”, İrem Kısa, Ali Furkan ve Gülnur Demir “Kanülasyon Yöntemleri ve Kanül Seçimi” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi. Yusuf Altundal, Ayhan Demirelli, Aylin Akova ve Ekrem Almalıoğlu “Kardiyopleji Solüsyonları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirirken, Dilara Aybi, Elif Eğribük, Aybüke Özkan ve Sevgi yapalak “Kardiyopleji Yöntemleri” başlıklı sunumlarını programın 2. oturumunda gerçekleştirdi.Etkinliğin son oturumunda ise Emre can Demiray, Muhammet Murat Tosun, Muhammet Sait Ödemiş ve Sümeyra Türkmen “Modifiye Ultrafiltrasyon”, Zehra İnce, Meryem Özer, Beren Açıkel ve Şükran Meydan “Hemodilüsyon”, Neslihan Erzurum, Sema Nur Taştan, Dilara Ayaz ve Zeynep İrten de “Kan Koruma Yöntemleri” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.

31 MAY 2021

Covid-19’da Fizyoterapist Olmak Etkinliği Gerçekleştirildi

Etkinliğin moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci’nin yaptı.Uzm. Fzt. Güven: “Çocukları iyi hissettirecek düzenlemeler yapılmalı”Uzm. Fzt. Nilay Güven, “Yaptığınız her işte olduğu gibi mesleğinizi sevmeniz gerekiyor. Bu işte çocukları sevmek önemli çünkü seanslar sürecinde bir dakika bile susmadan ağlayan, hasta ve çok ağır hastalığı olan çocuklar ile iletişim kuruyoruz. Bu noktada tabii ki sabır olacak. Sevmek ve ilgi alanınızı iyi belirlemiş olmanız gerekiyor. Bu süreçte çok tecrübe ediniyoruz. Yürüyemeyen çocukları yürütebilmek çok değerli ve buna tanık olmak paha biçilemez. Edindiğim tecrübeler ışığında geçmişe yönelik kendime bir anekdot verecek olursam her çocuğun algı seviyesinde ve süresinde anlık hızlı çözümler üretilebilmeli, pediatri seansında çocuğun mutlu olabileceği, onu iyi hissettirecek düzenlemeler yapılmalı.” dedi.Uzm. Fzt. Akkurt: “Staj yapmak fizyoterapist için çok önemli bir unsur”Akademik personel olarak çalışan fizyoterapistlerin Covid-19 sürecinde yaşadığı sorunları aktaran Uzm. Fzt. Ferit Akkurt; “Fizyoterapist olmanın muazzam bir güzelliği bulunuyor. Covid-19 döneminde öğrencilerimiz bu güzellikten mahrum kaldı. Staj yapmak fizyoterapist için çok önemli bir unsur. En azından hastaya dokunmak, hasta ortamını hissetmeniz gerek. Covid-19 nedeniyle online eğitime geçtiğimiz ilk zamanda videolar üzerinden ders işliyorduk ancak öğrencilerim de hastaya dokunma, yüz yüze etkileşim halinde olmayı çok istiyorlardı. Öğrenciler staj yapma imkânı bulamadı. İşe başlama döneminde en önemli unsurlardan biri özgeçmişte staj yapılan yerlerin bulunması. Bu alan pandemi nedeniyle maalesef boş kalacak. Etkileşimimiz bu dönemde çok az ama birbirimize her alanda ne olursa olsun desteklemeliyiz ve referans olmalıyız.” şeklinde konuştu.Uzm. Fzt. Kamiloğlu: “Telerehabilitasyona geçiş ile beraber internet kullanımı azaldı”Geriatrik Fizyoterapistler ve Covid-19'da yaşadıkları sıkıntıları aktaran Uzm. Fzt. Dilara Kamiloğlu: “Covid-19 ile birlikte yaşlılarımızın internet kullanımı 2015'te %5,6 iken 2020 yılında bu oran %7’lere çıktı. Biz de yeni bir strateji yarattık. Ne yapabiliriz diye düşündük ve telerehabilitasyona geçtik. Telerehabilitasyona geçiş ile beraber yaşlılarımızın internet kullanımı biraz daha azaldı. Bu noktada ailelerden yardım istedik. Mart-Haziran arası telerehabilite ile sürdü. Hazirandan sonra evlere gitmeye başladık. Çünkü çoğu klinik kapalıydı. Yaşlılar bizden doğru bilgi beklediler ve fonksiyon kayıplarını en aza indirmeye çabaladık. Çalışırken en önem verdiğim nokta mutlaka yaşlılarımıza biz bu işi yalnızca sizin için yapıyoruz mesajı vermekti. Meslektaşlarıma vereceğim en önemli tavsiye psiko-sosyal yaklaşım, hastaya nasıl yaklaşılması gerektiği ve ağrının nasıl yönetmemesi gerektiği hakkında bilgilenmeleri.” Dedi.Uzm. Fzt. Gülegül: “Hastamızın sağlığı için her şeyi göze alıyoruz”Uzm. Fzt. Fatih Gülegül, evde çalışan fizyoterapistlerin Covid-19 döneminde yaşadıkları tecrübeleri aktardı. Gülegül; “Evde fizik tedavi sürecinde hastanın yaşama alanını bire bir gördüğümüz için tedavi konusunda fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Evin içinde hasta için risk barındıran eşyalara karşı önlem alabiliyoruz. Hasta evde kendini tedavi esnasında daha rahat hisseder. Özellikle ağır hastalar için kliniğe hastaneye gitmek biraz daha zor oluyor. Bu nedenle evde bakım çok daha sağlıklı. Uzmanlar hastalarına birebir daha fazla zaman ayırıyor ve verimli tedaviler gerçekleşiyor, hastalarla iletişim çok daha rahat oluyor. Dezavantajları ise hastaların fazla rahatlamaları sonucu tedaviler aksayabiliyor. Hasta evde tek olunca sürekli kendime umutsuz hissedebiliyor. Bu tür sonuçlar da hastanelere yönlendiriyoruz. Eğer sonuç alamazsak biz birebir ilgileniyoruz. Hastamızın sağlığı için her şeyi göze alıyoruz.” Diye konuştu.Uzm. Fzt. Kocabey: “Yakın temasta çalıştığımız için riskimiz çok yüksek”Uzm. Fzt. Burcu Kocabey, pandemi sürecinde de yaşadığı deneyimlerden bahsederek; “Hastalar bu süreçte kalabalık alanlarda, hastaneler, klinikler gibi ortamlarda bulunmak, risk altında kalmak istemediler. Çekinceleri vardı ve daha bireysel çalışan fizyoterapi merkezlerine, sağlık yaşam merkezlerine başvurdular. Bu durum bağımsız çalışan fizyoterapistlerin lehine bir durum oldu. Tabi ki erken dönemde birçok kapanma da yaşadık ve hizmet veremedik. Fakat dediğim gibi pandemi sürecinde evde çalışan fizyoterapistler için de bir avantaj oldu diyebiliriz. Bağımsız çalışmak, hastanelerin öngörülemeyen durumları nedeniyle avantajlı oldu. Bulunduğunuz ortamı ve kliniğinizi siz belirleyebilir, kuralları siz koyabilirsiniz. Tabii ki hastayı, ekipmanları siz seçip en uygun ekipmanları kullanabilme avantajına sahipsiniz. Hasta ile yakın temasta çalışıyoruz ve hem hastayı hem de kendimizi bu süreçte salgından korumayı bilmeliyiz. Yakın temasta çalıştığımız için riskimiz çok yüksek.” dedi.

20 MAY 2021

V. Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu Gerçekleştirildi!

Birçok farklı üniversiteden, çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katıldığı sempozyumun moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Kulüp Başkanı Berkay Karpuz ve Ergoterapide Pozitif Uyum Kulüp Başkanı Şevval Ateş üstlendi.Açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Disleksi Kulübü Yönetim Kurulu Üyelerinden Kulüp Başkanı Serra Korkmaz, Kulüp Başkan Yardımcıları Sertaç Geren ve Erva Nur Kurt yaptı.“Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu geleneksel hale geldi”Disleksi Kulübü olarak açıldıkları günden bu yana birbirinden güzel etkinlikler yaptıklarını dile getiren kulüp üyeleri; “Kulüp açıldığından bu yana birbirinden güzel etkinlikler yaptık. Okulumuzda atölye açtık ve bu atölyede çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Sonrasında atölyemize disleksi tanılı misafirlerimizi davet ederek birtakım çalışmalar yaptık. Sizlerin katılımıyla yüz yüze gerçekleştirdiğimiz sempozyumlarda merdivenleri bile doldurup taşıran, online olarak gerçekleştirdiklerimizde yoğun ilgi gören Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumlarının 5’incisini bugün sizlerle birlikte hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz.” dedi.“Öğrenme güçlüğü bir çeşit beceri eksikliğidir”"Özel Öğrenme Güçlüğünde Sosyal Duygusal Beceriler" başlığında konuşan, ilk oturumun başkanı Prof. Dr. Aylin İlden Koçkar; “Sosyal bilgi işleme, problem çözme, mizahı anlama, yüz ifadelerini ve karmaşık duyguları anlama, sosyal ipuçları, sosyal biliş ve sosyal becerilerdeki yetersizliklerdir. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların aile arasında daha az yakınlık ile daha fazla iletişim sorunu olduğunu da bildirmektedir. Daha düşük sosyal zekâ becerileri vardır.” dedi.“Ergoterapi Özel Eğitimciler için olmazsa olmaz disiplindir”“Öğrenme Güçlüğü ve Ergoterapiye Genel Bakış” konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Sertan Talas; “ DSM-5’e göre özgül öğrenme bozukluğu, diğer akademik öğrenmeler için temel oluşturan, okuma, yazma ve aritmetik gibi özel akademik becerilerin öğrenilmesi ve kullanılmasına ket vuran nörogelişimsel bir bozukluktur. Kendine bakım boyutunda çocukların diğer özel gereksinim gruplarına göre daha az desteğe ihtiyaç duyabilir. Üretkenlik ve boş zaman etkinlikleri bağlamında ise ergoterapistlere büyük görev düşmektedir.” ifadelerini kullandı.“Her çocuk özel ve biriciktir”Özel öğrenmede tanılama hakkında fikirlerini dile getiren Çocuk Gelişimci Elif İpek Tutuş; “Özel öğrenme kalıtımsal, doğum öncesi veya doğum sonrası nedenlerden olabilir. İlk tıbbi teşhisi Amerikan Psikiyatri Derneği koymuştur. Bu alanda en önemli tedavi ve değerlendirme yöntemi eğitimdir. Eğitimde akran öğretimi, iş birlikçi öğretim kullanılmaktadır. Akademik alanda dikkat, algı, hafıza, dil/okuma, uzamsal etkilenen etmenlerdendir.” şeklinde konuştu.“Bilgiyi işleme kuramı iki temel öge üzerinde durmaktadır”“Özel Öğrenme Güçlüğünde Bilgiyi İşlemleme Süreçleri” konusundan bahseden Erg. Özge Özgenç Gür; “Birincisi duyusal kayıt, kısa süreli bellek/ çalışan bellek ve uzun süreli bellektir. İkincisi ise bilişsel süreçleri içerir. Bunlar içsel zihinsel eylemlerdir ve bilginin bir yapıdan diğerine geçişini sağlar. Duyusal kayıda gelen bilgilerin bir kısmı atılır, bir kısmı kısa süreli bellekte algılanır. Bilgi bazı süreç yardımı ile uzun süreli belleğe geçer. Bilgiye gereksinim olduğunda uzun süreli bellekten geri getirilir.” dedi.“Bu çeşitliliğin içinde zorluklar kadar pek çok hediye de var”ICF Yönetici ve Lider Koçu MBA, PCC, ACPC Berna Pınar Tunç “Özel Olmak Neden Bu Kadar Güç?” başlıklı konuşmasında, “Disleksinin yaşattığı zorlukları biliyoruz. Ama bildiğimiz bütün bilgilerin içinde en iyi şey disleksi bir engel değil, disleksi bir çeşitlilik ve bu çeşitliliğin içinde zorluklar kadar pek çok hediye de var.” ifadelerini kullandı.“Çocuklar eğitim dilinden dolayı bazı yetersizliklere sahip olabiliyor”Özel öğrenme güçlüğünü, dil ve konuşma terapisi perspektifinden ele alan Dkt. Muhammed Selman Babar; “Özgül öğrenme güçlüğü ne değildir? Edinilmiş değildir. Özgül öğrenme güçlüğü nörogelişimseldir. Bizim bunu edinilmiş bir zekâ bozukluğu olarak değerlendirip bu bakış açısıyla bakmamamız gerekiyor. Zekâ bozukluğunu gösteren bir bozukluk değildir. Geçici bir durum değildir hayat boyu devam eden bir durumdur. Eğitim dilindeki yetersizliklerden kaynaklanmamaktadır. Örneğin biz Türkçe eğitimi alıyoruz fakat yurtdışına çıktığımızda İngilizce eğitimi alıyoruz. Çocuklar böyle durumda eğitim dilinden dolayı bazı yetersizliklere sahip olabiliyor. Bizim bunu özgül öğrenme güçlüğüne bağlamamamız gerekiyor.” dedi.“Ergoterapistler, öğrenme sorunu yaşayan bireylerin günlük yaşamda daha bağımsız olabilmelerini hedefler““Özel Öğrenme Güçlüğünde Ergoterapi Ve Duyu Bütünleme Yaklaşımları” konusunu ele alan Erg. Melike Şahan; “Öğrenme sorunu yaşayan bir çocuğa özel öğrenme güçlüğü tanısının koyulabilmesinin ilk şartı çocuğun zekâsının normal veya normalin üzerinde olmasıdır. Disleksi tanısı alan bireylerin frontal bölgeleri disleksi olmayan bireylere göre çok daha yoğun aktivasyon gösterirken, oksipital ve parietal bölgeleri çok daha az aktivasyon göstermektedir. Frontal bölgenin aktivasyonunun yoğun olması bu çocukların hayal kurma becerilerinin çok daha güçlü olduğunu gösterir. Oksipital ve parietal bölgenin aktivasyonunun az olması bu çocukların okuma, yazma gibi akademik becerilerde sorun yaşayabileceklerini gösterir. Disleksi tanısı olan bireylerin sol parietotemporal bölgelerinde gri ve beyaz madde yoğunluğunun da çok daha az olduğu tespit edilmiştir. Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların ve yetişkinlerin tedavisinde ergoterapi ve duyu bütünleme müdahaleleri kullanılabilir.” şeklinde konuştu.“ İyi bir rehberlik yapıldığında iyi başarılara imza atabiliyorlar”“Özgül Öğrenme Güçlüğünde Aile Tutumunun Çocuk Üzerine Etkisi” konusunda değinen Dr. Öğr. Üyesi Ulviye Akın; “Disleksiyle baş edebilmek ailelerimiz için ilk başlarda hiç kolay olmayabilir. Çünkü disleksiyi anlamakta ya da kabullenmekte ailemiz zorlanmış olabilir. Klinik gözlemimde babalar kabullenmekte biraz daha zorlanıyor. Anneler çok daha çabuk baş edebiliyorlar. Disleksinin dikenli yollarını aşıp gül bahçesine ulaşmak zaman alıyor ya da almış olabiliyor. Ama şunu hep ailelerimize söylüyorum, çok sayıda uluslararası okulları kazanan çok sayıda başarılı danışmanları gördükten sonra şunu fark ettim; evet, başladığımızda ne yapılacağını bilmiyor aileler çok zorlanıyor. Ama onlara iyi bir rehberlik yapıldığında gerçekten de iyi başarılara imza atabiliyorlar.” dedi“Çocukların iç motivasyonu çok önemli’’“Özgül Öğrenme Güçlüğündeki Beceri Kayıplarına Yaklaşımlar” konusunu ele alan İsa Kör; “Öğrenme güçlüğünde çocuklarda genel anlamda fazla özgüven, ama sosyal anlamda özgüven eksikliği görüyoruz. Aileler bazen çocuklarının üstün zekâlı olduklarını düşündükleri için tanı koymadan bu terimi kullanabiliyorlar. Bunun hem artı hem de eksi yönleri var.” dedi. Kör, ailelerin bu tarz yaygın gelişimsel bozuklukların ne olduklarından detaylı bir şekilde bilgilendirilmesinin çok önemli olduğunu belirterek; “Aileyi bilgilendiriyoruz, ama çocukların onlara bu isim takılmasını çok hoş görmüyorum, özellikle görüşmelerimde çocukların yapmasını istediğim birçok aktivitede ben bunu yapabilirim diyerek katılım sağlamadıklarını görüyorum. Çocukların ayrıca iç motivasyonu çok önemli. Çocukların ve ailelerin tanı koyulmadan yaşadıkları herhangi bir zorlukla karşı karşıya geldiklerinde “Evet ben de disleksi olacağım” şeklinde önyargılı konuşarak çocukların birçoğunun yeterli seviyede gayret göstermiyor.” ifadelerini kullandı.“Amerika’dan Bursa’ya kapsamlı bir sempozyum oluyor’’          Üçüncü oturum başkanı Bülent Madi “Ergoterapistin Eğitiminde Hareket Sanat Müzik” konusunu ele alan bir sunum gerçekleştirdi. Madi; “Ergoterapi bizim aramıza biraz geç katıldı, ama özellikle Üsküdar Üniversitesi bünyesinde nörobilimde yapılan çalışmalar için ayrıca tebrik etmek istiyorum.” dedi ve bebeklerin vücut ve beyin gelişiminin anne karnındayken üçüncü haftadan başladığını, zamanla gelişim tamamlandıkça karmaşık sistemlerin ortaya çıktığını ve buna adaptasyonun sağlandığını belirtti.“Sevdikleri işi yapmaları odaklanmalarını arttırıyor”“DEHB, Öğrenme Güçlüğü ve Güncel Gelişmeler” konusuna değinen Ece Türün, çocuklara sevdikleri işi yaptırmanın odaklanmayı arttırdığını, bir işin zorla yapılmasının dikkat problemlerine yol açtığını ve dolayısıyla fren sistemlerinde birtakım problemler yaşanabileceğini vurguladı. DEHB tanılı çocukların duygularını çok yoğun yaşadıklarını ve bu yüzden öfke nöbetleri geçirebildiklerini söyledi. DEHB ve Özgül Öğrenme Güçlüğü görülen çocuklara uygulanacak yaklaşımlarda olumlu yönlere bakılması gerektiğini belirtti.“Kanıta dayalılık ilkesinin benimsenmesi önemli’’“Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Müzik Terapi” konusunu ele alan sayın Kadir Akpınar, müzik terapide söz konusu terapi işin içine giriyor ise yapılan çalışmaların bilimsel olması gerektiğini ve kanıta dayalılık ilkesinin benimsenmesini söyledi. Akpınar, otizm spektrumu olan çocuklarda ritim temelli aktif müzik terapi çalışmalarında taklit becerisi, eş zamanlı uyum, sosyal iletişim, algısal motor beceri, davranışsal beceriler, dinleme, dinlediğini uygulama gibi becerilerin geliştiğinin kanıtlandığını bir araştırma örneği de gösterdi.“Çocuğun günlük yaşamdaki optimum becerilerin bellek ve organizasyon ile ilişkilidir’’“Dislekside Ergoterapi Müdahalelerinin Etkinliği ve Önemi” konusunu ele alan Berfin Demirci, pediatri alanında edindiği klinik deneyimlerden birisi olan disleksili çocuklarda, kuvvetli yönlerinden bahsetti. Her bireyin kendi içerisinde çok özel olduğunu, dolayısıyla uygulanacak müdahalelerin kişi odaklı olması gerektiğini vurguladı. Ergoterapide kişinin aktiviteye katılım için ilgi alanlarını belirlemenin uygulanacak müdahalede daha etkili sonuçlar doğuracağını söyledi. Çocuğun günlük yaşamdaki optimum becerilerinin bellek ve organizasyon ile ilişkili olduğunu belirtti. Günlük yaşamdaki bağımsızlığın aynı zamanda akademik becerilere de nasıl yansıdığını açıkladı.“Disleksinin okuma, çözümleme ve anlamlama boyutları var"DSM V’te (Ruhsal BozukluklarınTanısal ve Sayımsal El Kitabı V) nörogelişimsel bir bozukluk olarak tanımlanan öğrenme güçlükleri genel olarak üç tür şeklinde ele alındığından ve bunlardan ilki okuma güçlüğü olarak adlandırılan disleksidir, şeklindeki tanımı ile sunumuna giriş yapan Sevilay Tunç; “Disleksinin okuma; çözümleme ve anlamlama boyutları var.” Diyerek disleksili çocukların okul dönemi özelliklerini anlatırken örneklerle destekleyen konuşmacımız bu gözlemlerin akademik hayatta etkilerinden bahsederek önemine dikkat çekti.“Disleksi yönetiminde nöroplastisite temelli inter(trans)disipliner uygulamalar daha etkili olabilir”“Bağlantısal Beyin Ağ Organizasyonu Çerçevesinde Disleksi Nedir?” konusunu ele alan Prof. Dr. Şükrü Torun; “İnsan beyni standart değildir. Beynimiz, sinir sisteminin tüm birimleri ile iletişim içindedir. Bütün olarak çalışan iç içe girmiş, büyük ölçekli bir fonksiyonel networkler organizasyonudur. Kortikal düzeyde akıcı okuma becerisinin edinim sürecinde görsel işlemcilerden bazıları bir dil-görme işlemleri ara yüzüne dönüşür. Tipik okuyucu ile disleksili okuyucunun sol inferior girus, sol frontal girus alanlarında çakışma görülürken frontal, parietal ve oksipital bölgelerde ayrışma görülür. Dislekside nörokreatif müzik terapi yaklaşımının ana hedefleri; ritmik işitsel-görsel-motor entegrasyon, ritmik grafem-fonem eşleme, hızlı sözcük tanıma-hızlı isimlendirme, prozodidir. Paralel hedefleri ise; hece vurgusu-ritmik/müzikal geçiş becerileri, ritim-hareket-ses entegrasyonu, kreatif sembolik ses-hareket kodlama, emosyonel kreativite, Öz-farkındalık, özgüven, sosyal katılım/ etkileşim, motivasyondur.” dedi.“Okul yaşantısında öğrencilere kazandırılması gereken temel becerilerden biri de sosyal becerilerdir”“Öğrenme Güçlüklerinde Akran Zorbalığı Ve Çocukluk Çağı Depresyonu” konusunu ele alan Uzm. Psk. Aynur Sayım; “Öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer personellerin kendilerini fiziksel, psikolojik ve sosyal bakımdan özgür hissetmelerine okul güvenliği denir. Okulda öğrenme için uygun bir ortam yaratılmalıdır. Okulun içindeki zorbalık okula geliş gidiş sırasındaki zorbalıktan çok daha sık olmaktadır. Okuldaki oyun bahçeleri zorbalığın gerçekleştiği en tipik yerdir. Toplumdaki tüm bireylerin sahip olmaları gerekli olan temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları kazandırmakla sorumlu olan okul yaşantısında öğrencilere kazandırılması gereken temel becerilerden biri de sosyal becerilerdir. Sosyal beceriler bireyin başkaları ile iyi ilişkiler kurmasında, toplumsal kurallara uymasında, başkalarına yardım etmesinde, haklarını kullanabilmesinde sosyal becerilerin önemi büyüktür. Stres altında bulunan çocuklar, kayıp yaşayan çocuklar veya dikkat, öğrenme, davranış veya anksiyete bozukluğu olan çocukların depresyona yakalanma riski daha fazladır. Tedavide psikoterapi, psikiyatri, aile ve okul işbirliği çok önemlidir.” dedi.“Laterralizasyonun iyi gelişmemesi disleksi gibi sorunlara neden olabilmektedir”“Disleksili Çocuklar İçin Duyusal Stratejiler” konusunu ele alan Erg. Sedanur Yılmaz; “Disleksili çocuklarda bilişsel becerilerde problemler, görsel işitsel algı ve işlemleme problemleri, motor koordinasyon, denge problemleri sıklıkla rapor edilen problemler arasında görülür. Duyu bütünlemesine dayalı olan yaklaşımlar disleksiye sahip çocuklarda uygulanan programlardan birisidir. Birçok bilim insanı vestibüler uyarım eksikliğini öğrenme problemleriyle ilişkilendirmektedir. Vestibüler, proprioseptif, taktil, işitme sistemlerinin görme üzerinde çok güçlü etkileri vardır. İşitsel sinir sistemi çalışmaya başlayan ilk sistemimizdir. Temel işitme alanı ne duyduğunu bilmeden duymaktadır. İşitsel algı çevreden gelen duyusal uyaranlarla kulaklarımıza ulaşan bilgileri alma ve yorumlama kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Proprioseptif duyu vücudun pozisyonunu ve hareketleri hakkındaki gerekli bilgiyi beyne ileten sistemdir. Aktiviteler sırasında oluşturulan doğru vücut postürü aktiviteye kolay odaklanmayı sağlamaktadır.” şeklinde konuştu.“Çocuklar normal veya yüksek zeka seviyelerine sahip oldukları halde yine de öğrenemeyebilirler”Çoc. Gel. Psk. Güler Hemidova; “Tam olarak tedavisi olmayan diskalkuli etkili öğrenme stratejileri ve veli desteğiyle en az seviyeye indirilebilmektedir. Diskalkuli tanısı alan bireyler rakamlar, basit işlemler, problemler ve problemlerle ilgili sezgileri kullanmada ve anlamada güçlük çekerler. Çok basit anlamda disleksiye anlama, dilsel bilgi üretiminde ya da tepkide bulunmadaki işlev bozukluğu dersek diskakuliyi de niceliksel ve mekânsal bilgi üretiminde, anlama ya da tepkide bulunmadaki işlev bozukluğu olarak tanımlayabiliriz. Diskalkulik öğrenciler para, zaman, yön gibi nicelikleri kullanmada zorlandıkları için günlük yaşamda sıkıntı çekmektedir. Diskalkuli tanısı koyulan bir öğrenciyi sınıfa dâhil edebilmemizi sağlayacak pratik yöntemler ve öğretim tasarımları mevcuttur. Bunlar okuma becerilerini geliştiren stratejiler, matematiksel problem çözme becerilerini geliştiren stratejiler ve genel öğretim tasarımlarından oluşmaktadır.” dedi.“Asosyonel alanlar sayesinde bilişsel faaliyetlerimizi yapabildiğimiz ana cevaplar oluşur” “Beyinde İşitsel Öğrenme Süreci” konusunu ele alan Nörobilim Uzm. Erg. Muammer Aydoğdu; “Ses iç kulağa ulaştığında, beyne gönderilen bir sinyale dönüştürülür. Bu, işitme siniri aracılığıyla, beynin işitme merkezi, işitme korteksine gönderilen nöral koddur. İşitme sesin dış, orta ve iç kulak içerisinden taşınarak sinirsel sisteme aktarılarak anlamlı bir sürece geçmesidir. Bu sayede beynimiz işittiklerimizi yorumlayabilir. Kulağımızın her bir bölümü sesin aktarılmasında temel rol oynar. İşitme korteksine gelen bilgiler limbik sistemde oksipital lobla periatal lobla iletişim halindedir. Periatal lob sesin alanı hakkında, nerden geldiği hakkında uzaysal bilgiyi verir. Oksipital lobdan sesle ilgili görsel bilgiyle bağlantı kurmamızı sağlayan bilgiler alınır. Limbik sistemden işitsel-duygusal yanıtlar alınır. Bunların bütünsel olarak çalıştığı yerler beynimizin işitme alanıyla da yakın olan bölgelerinden asosyonel alanlardır. Bu asosyonel alanlar sayesinde bilişsel faaliyetlerimizi yapabildiğimiz ana cevaplar oluşur. Bunlar bizim okuma sistemimizi, öğrenme sürecimizi etkileyen ana faktörlerden biridir. İşitsel algı çevreden gelen duyusal uyaranlarla kulaklarımıza ulaşan bilgileri alma ve yorumlama kabiliyeti olarak tanımlanabilir.” diye konuştu.“Sanal gerçeklik uygulamalarını özel öğrenme güçlüğünde de görmek mümkün”Özel öğrenme güçlüğü ile sanal dünyayı birleştiren ergoterapi yaklaşımlarını ele alan Erg. Menekşe Yüksel; “Sanal dünyalar bize gerçeklikte yapamayacağımız birçok imkânı sunar. Kişi için tehlikeli olan veya ekonomik olarak yapılamayacak müdahaleleri, direkt geri dönüşler alabileceğimiz ve gerçekliği aratmayacak deneyimlerle sunabiliyoruz. Ayrıca kişinin problemi her ne ise o probleme yönelik, hedeflediğimiz noktaya yönelik sanal dünyalar yaratmamız da artık çok kolay.” şeklinde konuştu.“Özel öğrenme güçlüğünde multidisipliner çalışma ortamı çok değerlidir’’“Dislekside Güncel Veriler” konusunu ele alan Atıf Tokar; “Sanal dünyaya yatkın, konuşmak yerine emojileri seven, dokunmayı sevmeyen, bedensel farkındalık zayıflığı görülen, yüz okuma becerisi gelişmemiş, karışık zemin algılama zorluklarına sahip, cep telefonu kullanımı dışında ince motor becerileri zayıf bir alfa nesil geliyor. Yeni kuşağın tanınması doğru müdahale için önemlidir. Disleksili çocuklarda çalışırken hassasiyet noktaları vardır. Sosyalleşme ciddi bir sorun olmaktır. 3. sınıftan sonra ülkemizde müfredat soyut bilgiye geçmektedir ve bu dönem önemlidir. Disleksili çocuklar okuldan kopma noktasına gelirken psikolojik bozulma başlayabilir. Özel öğrenme güçlüğünde ergoterapistlerin önemli bir rol üstlendiği multidisipliner çalışma ortamı çok değerlidir.” ifadelerinde bulundu."Çocuklarının durumunu kabul etmeyen velilere destek olmak gerek"“Erken Çocukluk Dönemde Özgül Öğrenme Güçlüğüne Dair Gözlemler ve Eğitime Başlangıç” konusunu ele alan Çoc. Gel. Melisa Akköse Kaya; “Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile özgül öğrenme güçlüğünün bir arada görüldüğü vakalar ile fazlaca karşılaşmaktayız. Okul öncesi kurumda çalışan eğitmenlere yönelik araştırma ve çalışmalarımda dikkat çeken bir belirti olarak özgül öğrenme güçlüğünden şüphelenilen çocuklarda kavram ve algılama becerisinde yetersizliklerin ortaya çıktığını gördüm. Bunların yanı sıra bu çocuklarda kaygı ve başarısızlık korkuları görülmektedir. Velilerin çocukları hakkındaki gözlemlerini endişe ile de olsa eğitmenlerle çoğunlukla paylaştıklarını biliyoruz. Ancak kabullenmeyip paylaşmaktan çekinen bir grup da var. Bu gruba destek olmak da müdahale programının ayrılmaz bir parçasıdır.” dedi.“Zihin haritalarını uygulayıcılar için çok değerli bir araçtır” “Dislekside Zihin Haritaları” konusunu ele alan Erg. Veysel Özkök; “Prof. Dr. Roger Sperry’nin Nobel Ödülü aldığı Corpus Callosum ile ilgili çalışması ve Tony’ın çalışmalarıyla bilim dünyasına kattığı zihin haritaları uygulayıcıları için çok değerli bir araçtır. Zihin haritaları bir düşünme aracıdır. Zihin haritalarının kalıcı, eğlenceli ve özgün bir öğrenme avantajı sunmaktadır aynı zamanda hafızayı geliştirmektedir. Lineer yöntemin aksine sağ ve sol hemisferi işin içine katarak yaratıcı düşünmeye katkı sağlar. Zihin haritalarının disleksili bireylerde kavramayı kolaylaştırır, fikirleri kaybetmemeyi sağlar, bilgileri küçük parçalara bölerek kolay anlaşılır hale getirir.” İfadelerini kullandı.“Özgül öğrenme güçlüğü dünya ortalamasında 10 çocuktan birinde görülmektedir”“Yaşam Boyu Özgül Öğrenme Güçlüğü” konusunu ele alan Gülten Yörük; “Özgül öğrenme güçlüğü dünya ortalamasında 10 çocuktan birinde görülmektedir. Bu ciddi bir orandır. Ancak Türkiye’de farkındalığın arttırılması gerekmektedir. Özel eğitim paydasının büyük bir kısmının özgül öğrenme güçlüğü görülen bireylerdir. Ergoterapistlerin özgül öğrenme güçlüğe sunabileceği katkılar oldukça fazladır. Dislekside geleneksel eğitim üzerinden bir değerlendirme yapıldığında birçok çocuğun yetersiz sonuç alacaktır, modern ve bireysel farklılıklara dayalı eğitim sistemi daha etkili bir sistem ve değerlendirme yolu olacaktır. Disleksi adeta zekayı gizleyen bir perdedir. Yetişkinlerde de disleksi görülebilir, bu noktada erken farkındalık önemlidir.” dedi.“Sanatla terapi, insanın kendini görebileceği en estetik aynadır”“Özel Öğrenme Güçlüğünde Pozitif Terapi” konusunu ele alan Şevval Ateş; “Sözel ifadelerin zorluğuna karşı olarak sanat terapisi müdahale programında farklı bir yol sunar. Problemi doğrudan konuşmak yerine sanat ile istenildiği kadar ve istenildiği şekilde ifade etmek mümkündür. Sanat terapisi dislekside beyin yarım küreleri arasındaki dengenin sağlanmasına yardımcı olabilir. Sanat terapisi, bireysel farkındalığı etkiler ve müdahale sürecine de yardımcı olur. Sanatla terapi, insanın kendini görebileceği en estetik aynadır.” dedi.Sempozyum, Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın teşekkür belgeleri takdimi ve kapanış konuşmalarıyla sona erdi.

17 MAY 2021

Üsküdarlı Öğrencilerin 14 Projesi TÜBİTAK’tan Araştırma Desteği Aldı!

 TÜBİTAK 2209-A Programın amacı, üniversitelerde öğrenim görmekte olan lisans öğrencilerini, projeler yoluyla araştırma yapmaya teşvik etmek. TÜBİTAK 2209-A Programında desteklenen 14 adet lisans araştırma projesinin 8 tanesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, 6 tanesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerine ait. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden 6 adet Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, 1 adet Biyomühendislik Bölümü ve 1 adet de Adli Bilimler Bölümünden olmak üzere 8 öğrenci projesi desteklenmeye uygun görüldü.  Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında desteklenen projelerin 5 tanesi aynı zamanda TRGENMER (Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi) bünyesinde, Merkez Direktörü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan eş danışmanlığında araştırma projesi olarak devam ediyor.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Desteklenen ProjelerProje YürütücüsüProje İsmiProje DanışmanlarıÖzüm KılıçMilnesium Tardigradum Türünde Bulunan hsp70 Proteini ile Rekombinant Dondurma SolüsyonuDr. Öğr. Üyesi Cihan TaştanHasret ArazAntibiyotik Dirençli Mycobacterium Smegmatis Bakterisi için CRISPR Kullanarak Dirençsiz Hale GetirmekProf.Dr. Sevim IşıkDr.Öğr. Üyesi Cihan Taştanİlayda ÇavrarAntibiyotiğe Dirençli Escherichia Coli Bakterisini CRISPR ile Dirençsiz Hale GetirmeProf.Dr. Sevim IşıkDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanBuse BaranBuğdayın (Triticum Vulgare), Buğday Cüce Virüsü (WDV)’ne Karşı Direncini Artırmak İçin CRISPR Tabanlı Modifikasyonların UygulanmasıProf. Dr. Muhsin KonukDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanCemre Can İnciHIV Hızlı Tanı KitiDoç. Dr. Kaan YılancıoğluDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanFurkan MeriçKuarsetin- Saponin Moleküllerinin Kronik Myeloid Lösemi Hücrelerinde Antikanser Etkilerinin ve Sinyal Yolaklarinin BelirlenmesiDoç.Dr.Belkıs Atasever ArslanAfra Gülsüm DuranMuşmula (Mespilus germanica) ve Yerelması (Helianthus tuberosus) Bitkilerinin Antioksidan Aktivitelerinin, Rooibos (Aspalathus linearis) Bitkisinin Antioksidan Aktivitesi ile KarşılaştırılmasıDr.Öğr.Üyesi Tuba SevimoğluAyşe Öykü TuncayAdli Bilimlerde Lif Delili ve Adli TekstilDoç.Dr.Aylin Yalçın SarıbeyÖte yandan, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinden 2 adet Ergotizm Bölümü, 2 adet Ebelik Bölümü, 1 adet Ortez/Protez Bölümü ve 1 adet Dil ve Konuşma Terapisi Bölümünden olmak üzere toplam 6 adet öğrenci projesi desteklenmeye uygun görüldü. Sağlık Bilimleri Fakültesi Desteklenen ProjelerProje YürütücüsüProje İsmiProje DanışmanlarıMelike ŞahanErgotizmProf.Dr. Sevda Asqarova Menekşe YükselDokun DinleProf.Dr. Sevda Asqarova İlayda AltundalSağlık Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinin Şiddet Eğilimi Prof.Dr.Güler CimeteYasin TutkunKabartmalı TPE Protez EldiveniDr.Öğr.Üyesi Ayşe Nedret OkanBetül ÇetinkayaGebelerin Doğum Şekillerine İlişkin Tercihlerini Etkileyen FaktörlerDr.Öğr.Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan Ayşe Nur DuranTüp Batma Derinliği Ve Sıvı Yoğunluğu Bakımından Modifiye Edilmiş LaxVox®Egzersizlerinin Akustik, ElektroglottografikVe Nazometrik Ölçümlere EtkisiAraş.Gr.Göksu YılmazProf.Dr.Ahmet Konrot AR GE ve Yenilik Politikaları Direktörlüğü (ARGEYEP) Direktörü Halime Usta Yoğun, TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destek Programı kapsamında desteklenen proje yürütücüsü öğrencileri ve danışman akademisyenleri tebrik ettiklerini belirtti.

11 MAY 2021

Herkesin bir birinden kaçtığı dönemde onlar en yakında durdular…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Biimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, 12 Mayıs Hemşireler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Covid-19 pandemisinde hemşireliğin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Prof. Dr. Selma Doğan: “Mücadelenin en ön safında hemşireler yer alıyor”Bir yılı aşkın süredir tüm dünyayı etkisi altına alan Covid 19 pandemisinin bütün sektörleri etkilemekle birlikte en fazla sağlık hizmetlerinin yükünü arttırdığını kaydeden Prof. Dr. Selma Doğan, “Bu süreçte sağlık çalışanları büyük bir özveri ile bugüne kadar çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Covid-19 pandemisi ile mücadelede en ön safta görev alan sağlık çalışanlarının başında ise hemşireler gelmektedir. Toplumun sağlığının korunması, geliştirilmesi ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde yaşamsal bir rolü olan hemşireler, Covid-19 pandemisine karşı yürütülen savaşta ön saflarda kendileri ve yakınlarının sağlığını riske ederek, yoğun bir çalışma temposu içinde büyük bir özveri ile 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir. Hemşireler Covid-19 hastalarının bu en zor dönemlerinde, en yakın mesafede her türlü sağlık bakım gereksinimlerini karşılamak için büyük bir gayret göstermektedirler.” dedi.Prof. Dr. Sema Doğan: “2020 Yılı Dünya Hemşireler Yılı olarak ilan edildi”Prof. Dr. Selma Doğan, “Sağlık bakım ekibinin yarıdan fazlasını oluşturan hemşireler Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Hemşireler Konseyi tarafından “sağlık hizmetlerinin niteliğini arttırmada en önemli insan gücü” olarak tanımlanmış ve geçtiğimiz 2020 yılını  “Dünya Hemşireler Yılı” olarak ilan edilmiştir.” dedi.Prof. Dr. Selma Doğan: “Toplum sağlığının korunmasında ve tedavi süreçlerinde görev alıyorlar”Hemşirelerin dünya genelinde ve ülkemizde Covid-19 pandemisi ile yürütülen olağanüstü mücadelede toplumun sağlığına kavuşması için her yaştan bireyin gerek Covid -19’dan korunması gerekse Covid-19 pozitif bireylerin tedavi ve bakım süreçlerinde aktif olarak görev aldığını belirten Prof. Dr. Selma Doğan, şunları söyledi: “Hemşireler Covid-19 ile mücadelede aile sağlığı merkezleri, okullar, iş yerleri, huzurevleri gibi kurumlarda her yaş grubundan bireylere koruyucu hizmetler kapsamında, Covid 19 ve korunmaya yönelik toplum eğitimleri, sürveyans çalışmaları, aşılama, sanitasyon ve sosyal izolasyon uygulamaları, ev ziyaretleri, evde bakım hizmetleri verdikleri gibi  hastanelerde  hastalarının servis ve yoğun bakım ünitelerinde temel ve ileri düzey tedavi ve bakımlarını kesintisiz olarak yerine getirmektedirler.” Prof. Dr. Selma Doğan: “Hemşirelik mesleğinin önemi anlaşıldı”Covid-19 pandemisi ile gerek uluslararası gerekse de ulusal platformda hemşirelik mesleğinin ve hemşirelik bakımının öneminin yeniden gündeme geldiğini belirten Prof. Dr. Selma Doğan, “Diğer insanların birbirinden kaçtığı, birbirine yaklaşamadığı ve dokunamadığı pandemi günlerinde hemşireler hastaların en yakınındaki en büyük destekleyicileri olmuşlardır.” dedi.Fatma Kartaloğlu Agay: “Hemşireler önemli sorunlarla yüzleşiyor”Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Yönetici Yardımcısı Fatma Kartaloğlu Agay ise pandemi sürecinde en ön safhalarda yer alan hemşirelerin önemli sorunlarla karşı karşıya geldiklerini söyledi. “Hemşireler, halk sağlığını koruyucu, tedavi edici, eğitici, destekleyici, liderlik edici ve strateji geliştirici rollerini tüm rolleri ile multidisipliner ekibin en önemli üyelerinden biri olarak görev aldı” diyen Fatma Kartaloğlu Agay, bu süreçte acil servis hemşireliği, yoğun bakım hemşireliği, enfeksiyon kontrol hemşireliği, iş yeri hemşireliği, servis hemşireliği gibi branşlaşmış hemşirelik alanlarının öneminin anlaşıldığını kaydetti.Fatma Kartaloğlu Agay, “Pandemi sürecinde hemşireler kişisel koruyucu ekipman kullanımından izolasyon uygulamasına, el hijyeni uygulamalarından hijyen kurallarına kadar birçok önlem standardının uygulanmasında hemşireler hem rol model hem de eğitici olarak görev aldı.” diye konuştu. Agay, salgının başından itibaren virüsün mekanizmasıyla ilgili yeterli bilgi olmaması, hastalığın bilinen tedavisinin olmaması, bakımından sorumlu oldukları hastaları kaybetmeleri, hastalığı aile üyelerine ve yakınlarına bulaştırma korkusu, tüm sağlık çalışanları ile hemşirelerin de yüzleştiği en önemli sorunlar arasında yer aldığını ifade etti.Fatma Kartaloğlu Agay: “İş yoğunluğundan bunalan hemşireler stres yaşıyor”ABD Hemşireler Derneği’nin ülkedeki hemşirelerin yüzde 51'inin salgın sürecinde iş yoğunluğundan bunaldığını, ülkedeki sağlık çalışanlarının yüzde 93'ünün stres yaşadığını ve yüzde 76'sının yorgunluk ve tükenmişlik hissettiğini bildirdiğini açıkladığını söyledi.Fatma Kartaloğlu Agay: “Tükenmişlik hemşirelik alanında çok daha sık ortaya çıkıyor”Ülkemizdeki hemşirelerin de aynı kaygıları yaşadığını belirten Fatma Kartaloğlu Agay, “Hayat kurtarmanın yanında, insancıl olma, bakım verici olma, şefkatli olma gibi rollerin de verildiği hemşirelik alanında tükenmişlik çok daha sık ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Bu noktada kurumların tükenmişlik ve yetersizlik duygularını önleyici stratejiler geliştirmesi sağlık bakımının devamlılığının sağlanması ve hemşire açığının engellenmesi açsından hayatidir. Hemşirelerin ikincil travmalardan korunması, çalışma alanlarında iş yükü planlamalarının uygun yapılması, rol karmaşalarını engelleyici önlemler alınması ve iyi uygulama örneklerinin takdir görmesi hemşirelerin psikolojik olarak etkilenmesini engellemede fayda sağlayacaktır.” diye konuştu.Fatma Kartaloğlu Agay: “Hemşirelere güvenli bir çalışma ortamı sunuyoruz”Pandemi sürecinde ilk vakanın bildirimi ve riskin tespitinden itibaren hemşirelerin ilgili süreci sürdürebilmeleri adına NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nde yapılan çalışmalardan da bahseden Agay, “Çalışma alanlarının belirlenmesi, mesai saatlerinin iş yükleri boyutunda düzenlenmesi, yeterli kişisel koruyucu ekipmana ulaşım, riskli aile üyeleri bulunanlar için konaklama alanı, birimler arası rotasyon uygulamaları, düzenli geri bildirimler yaparak tüm sağlık çalışanlarımızı bulaşa yönelik koruma altına aldık. Düzenli online toplantılar ve eğitimler ile salgın yönetimine ilişkin geri bildirimlerde bulunarak. Pandemi ekiplerimiz için grup ve bireysel düzeyde Psikoterapiler düzenleyerek kaygılarının önüne geçmeye çalıştık. Salgının başlangıç evresinden itibaren Sağlık Bakanlığı’nın rehberliği doğrultusunda Üsküdar Üniversitesi ile müşterek çalışmalar yapılmış olup, laboratuvarda PCR çalışılarak yerinde ve hızlı testlerin yapılması, hemşirelere ulaşılabilirlik ve zamanın yanında güvenli bir çalışma ortamı sunmuştur.” dedi.

10 MAY 2021

Duyu Bütünleme ve Müzik Terapi Programının İkincisi Gerçekleştirildi

Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Kulüp Başkanı Melike Şahan’ın üstlendiği programda duyu bütünleme ve müzik terapi konuları uzman isimler; Müz. Hakan Sezgin, Erg. Merve Arı, Müz. Kadir Akpınar, Erg Kadriye Yağmurcu tarafından ele alındı.“Müzik duygularımızın en açık dilidir”Açılış konuşmasını gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi ve Duyu Bütünleme Kulüp Başkanı Melike Şahan; “Kulübümüzün amacı duyu bütünleme ve ergoterapi ilişkisi üzerine yoğunlaşarak hem bizlere hem de bu alanla ilgili tüm kişilere yaptığımız çeşitli etkinlikler aracılığıyla bilgi aktarmaktır. Yıl içerisinde birbirinden farklı etkinlikler gerçekleştirdik ve hız kesmeden etkinliklerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Ergoterapi ve duyu bütünleme kulübü olarak MÜTEM ile çok sıkı bir şekilde çalışmalarımızı yürütmekteyiz ve beraber etkinlikler düzenlemekteyiz. Kısaca duyu bütünleme ve müzik ilişkisinden bahsetmek istiyorum. Müzik; estetik, yaratıcı ve yapıcı düşünme kapasitelerini arttırır. Görsel dünyayı algılayabilme, nesnelerin görüntülerini zihinde oluşturabilme ve bunların farklılıklarını kavrayabilme yetisi ve uzamsal zekanın temeli için müzikle uğraşmak oldukça faydalıdır. Müzik dersleri sinirleri eğiterek beyindeki algısal gelişmeyi sağlar. Müzik terapi; duygusal bağ kurma, davranış sorunlarını azaltma, sözel ve bedensel dilin kullanımını arttırma, motor becerilerini geliştirme ve pekiştirme, bozuk motor gelişimlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. İnsanlar dinledikleri müziğin yardımıyla kendilerini keşfetmenin yollarını bulurlar.” şeklinde konuştu.“Müzik terapinin kazanımları çok fazladır”Pedagojik Müzik ve Dans Kazanımları konusuna değinen Müz. Hakan Sezgin; “Dansın parametreleri; zaman, enerji kalitesi ve mekandan oluşmaktadır. Müzik terapi insanların duygu ve düşüncelerini ritmik ya da aritmik yapılarda melodi ile ifade etme şeklinde olabilir. Bu esnada sosyal gelişim, duygusal gelişim, motor becerileri gelişimi, bilişsel gelişim, dil gelişimi, motor becerileri, koordinasyon açısından kazanım sağlanmış olunur. Kısacası terapi o anda ve orada olmakla başlar. Terapötik açıdan karşımızdaki kişiyle duygusal bağ kurduktan sonra çalışmalıyız. Kurulan güçlü ilişkiden sonra, var olan hatalar düzeltilmiş olunur.” dedi.“Anksiyeteye yol açan birçok durumda müzik terapi tamamlayıcı bir tedavidir”Müzik terapinin anksiyete üzerindeki etkisinden bahseden Erg. Merve Arı; “Müzik Terapinin altında yatan temel kuram müziğin dikkat dağıtıcı bir etkisinin olmasıdır. Ağrı ve anksiyete gibi olumsuz uyaranlardan hoş ve ümit verici şeylere yönlendirebilmektedir. Anksiyeteye hem zihinsel hem fiziksel belirtiler eşlik etmektedir. Son yapılan çalışmalarda, müzik terapi uygulanan hastaların ağrı şiddetinin azaldığı, anksiyete puanlarının uygulanmayan hastalarda daha düşük olduğu belirlenmiştir.” diye konuştu.“Müzik, demanslı hastaların geçmiş anılarıyla ilişki kurmasını sağlar”Nörorehabilitasyonda müzikle terapi konusundan bahseden Müz. Kadir Akpınar; “Dejeneratif beyin hasarları Alzheimer, Hungtington, Freidreich Ataksisi olarak ayrılır. Müzik terapi, demans hastalarının ve onlara bakım verenlerin yaşam kalitesini yükseltmeye yöneliktir. Günde 30 dakika ritim çalışmasından demans hastalarının hafızaları olumlu şekilde etkilenir. Bakım verenin de seansta bulunması faydalıdır. Çünkü bakım vereni ile kurulan ilişki pozitif yönde etkilidir. Her ikisinin de yaşam kalitesini arttırarak hastanın ajite oranını önemli bir şekilde azaltır.” ifadelerini kullandı.“Dans terapide doğaçlama hareket, beden ve zihnin katmanları yeniden işlenir”Ergoterapide müzik ve yaratıcı hareket egzersizlerinin öneminden bahseden Erg. Kadriye Yağmurcu; “Müzik terapisi, bir müzik terapistinin bir danışan veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına iletişim, diyolog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları geliştirmek ve kolaylaştırmaktır. Kas hafızası ise çocuklarda kaba bir motor beceriyi öğrenme şekli ile doğrudan bağlantılıdır. Bu hafızamızı pekiştirmeyi ve yeniden üretebilmeyi etkilemektedir.” dedi.

07 MAY 2021

Emekli Vali Yrd. Seymen: “Devletlerin en önemli görev ve hizmet alanı sosyal hizmetlerdir”

Tüm devletlerin vatandaşlarına vermek zorunda oldukları hizmetler arasında en zor olanın sosyal hizmet alanı olduğunu ifade eden Mehmet Seymen; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2.maddesi bile gençlerimizin yarın içinde yer alacakları alanın önemini tanımlamaktadır. Anayasamızda ifadesini bulan bu sosyal devlet, görev ve sorumluluklarını idare organları eliyle yerine getirir. Mülki idare; bakanlık emirlerinde sayılan korunmaya, bakıma, yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli, yaşlı ve diğer kişilere götürülmesi gereken görev ve hizmetleri yürütmek için kurulmuş teşkilattır ve bu sosyal hizmet görev ve sorumluluklarının yerine getirilmesini sağlar, gözetir ve denetler.” diye konuştu.“Çocukların koruma altına alınmasında emeğim olduğu için onur duyuyorum”Seyhan sözlerine şöyle devam etti:“5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 6.maddesi diğer kurum, kuruluşlar ve kamu görevlilerine getirdiği yükümlülüğün yanında, vali ve kaymakamlara özel olarak bildirim yükümlülüğünü getirmiştir. Emek vermiş olmaktan her zaman onur duyduğum bir diğer yükümlülük de budur. Korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ve haklarında derhal korunma tedbiri alınmasında zorunluluk görülen çocuklar, haklarında henüz mahkeme kararı alınmadan acilen sosyal hizmet kuruluşlarından birinin korunmasına alınması ihtiyacı görüldüğünde, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü marifetiyle, valinin onayını almak suretiyle mahkeme kararı alınıncaya kadar devlet koruması altına alınır. Aynı şekilde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Kanunu’nun 3. maddesi de bu kanunda sayılan tedbirlere mülki idare amiri tarafından karar verileceğini hüküm altına almıştır. Kadına yönelik aile içi şiddetin etkin olarak önlenmesi amacıyla bu tedbir yetkisi acil hallerde kolluk amirlerine de verilmiştir. Kolluk amirleri derhal kadınla ilgili bu tedbiri alır ama takip eden ilk iş günü içerisinde kaymakamlara, valilere başvurulur.”“Devletin yurttaşlarına karşı en önemli görev ve hizmet alanı sosyal hizmetlerdir”Sosyal hizmetlerin sunumunda verilen hizmetin kolaylaştırılmasında mülki idare amirlerinin rolünün önemine değinen Seymen; “Bu özellikle gençlerin bilmesi gereken bir boyut. Bana göre demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğine sahip tüm devletlerde devletin yurttaşlarına karşı yürütmekle yükümlü olduğu en önemli görev ve hizmet alanı sosyal hizmetler alanıdır. Çünkü bu hizmetlerin götürülme biçimi devletin yurttaşlarının insan haklarına duyduğu saygıyı gösterir.” dedi.“Görev mahallinizde daima devleti yanınıza almayı ihmal etmeyin”Gelecekte sosyal hizmet alanında çalışacaklara tavsiyelerde bulunan Seyman; “Görev mahallinizde daima devleti yanınıza almayı ihmal etmeyin. Yürüteceğiniz görevler, diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği ve desteği gerektiren görevler olduğu için, bu kurum ve kuruluşların size desteğini sağlayacak olan ildeki en büyük otorite vali, ilçede ise kaymakamlardır.” dedi.“Görevinizin yasal hükümlerini öğrenin”Disiplin ve soruşturma ilişkisine de değinen Seymen; “Yıllarca genç memur kardeşlerimizle, herhangi bir disiplin suçu işleme sebebiyle karşı karşıya kaldığımızda olayın farkında olmadıklarını, işlem yazılı olarak önlerine geldiğinde çok üzüldüklerini, hatta bir ceza ile sonuçlandığında kahrolduklarını, isyan ettiklerini görmüşlüğümüz oldu. Genç kardeşlerime tavsiyem, görevli olduğunuz alanı, görevinizi ve pozisyonunuzu düzenleyen yasal hükümleri öğrenin, göz ardı etmeyin. Bir devlet memuru 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun tüm hükümlerini bilmese de memur olma şartlarını düzenleyen hükmünü, devlet memurunun özlük haklarıyla ilgili hükümlerini, devlet memurlarının disipline ilişkin hükümlerini bilmeli. Çok değil toplasanız 8-10 madde eder. Bunları ara sıra da olsa şöyle bir göz gezdirip, gelecekte bir fiil sebebiyle ne ile karşılaşacaklarını bilmek durumundasınız. Bu bir disiplin ilişkisidir. Sonuçta içinde yer aldığınız, bir sınavla girdiğiniz, devletin takdir edip atadığı bir pozisyondasınız. Bundan sonra hayatınız kuralsız ve sorumsuz olarak sürecek değil ki. Bu hizmet ilişkisi sizi aynı zamanda bağlayan birtakım kurallarla sürecektir. Bu kurallara uymazsanız keyfilik olur ve birtakım suç fiilleri ortaya çıkar.” diyerek sözlerini noktaladı. 

05 MAY 2021

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun hayatına ilk dokunuşu ebe yapıyor”

Pandemi koşulları nedeniyle çevrimiçi düzenlenen 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü Sempozyumu, bu alanda eğitim gören öğrencileri uzman isimleri buluşturdu.Prof. Dr. Güler Cimete: “Ebelik en hassas gruplarla çalışan bir meslektir”Aynı zamanda sempozyum başkanı da olan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete açılış konuşmasında içinde bulunulan Anne Bebek Ruh Sağlığı Haftasında ve 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü’nde böyle bir sempozyum düzenlemekten mutluluk duyduklarını belirterek sempozyuma katılan Ebelik Derneği başkanlarına da teşekkür etti. Sempozyum konusunu sürdürülebilirlik olarak belirlediklerini belirten Prof. Dr. Güler Cimete, “Çünkü sürdürülebilir sağlık kalkınma hedeflerine ki bunların içinde sağlık hedefleri önemli bir yer tutuyor. Diğer hedefler de sağlığı direkt ya da dolaylı bir şekilde etkiliyor. Bu hedef alanlarında da ebelere düşen sorumluluklar oldukça fazla ve ebelerin yeri de gerçekleştirdikleri hizmetlerle oldukça fazla. Bu yıl Uluslararası Ebelik Örgütü tema olarak ‘Verileri İzle Ebelere Yatırım Yap’ başlığına seçmiş durumda. Özellikle gebe sağlığını koruma,  geliştirme, sağlıklı ortamlarda doğum yaptırma, lohusalık döneminde izleme, ülkemizde 0-6 yaş çocukların büyüme gelişmesinin izlenmesi, bağışıklama gibi hizmetler de ebelere verilmiştir. Dolayısıyla ebelik, en hassas gruplarla çalışan bir meslektir.” diye konuştu.Prof. Dr. Güler Cimete: “Ebeliğin, anne bebek ölümlerini önlemede %80’lere varan katkısı var”Uluslararası Ebeler Örgütü’nün toplum sağlığı hizmetlerinin en iyi şekilde verilmesi amacıyla politikalar belirlenmesini ve ebelere yatırım yapılmasını önerdiğini kaydeden Prof. Dr. Güler Cimete, “2014 yılında ortaya konulan Dünya Ebelik Durumu Raporu, ebelerin yerini ve önemini, anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında özellikle ne kadar etkili olduğunu ortaya koydu. Ebelik hizmetlerinin anne bebek ölümlerini önlemede yüzde 80'lere varan katkısı var.” dedi. Prof. Dr. Güler Cimete, “Ebe sayısının artırılması, eğitim düzeyinin yükseltilmesi, çalışma ortamı uygun koşulları sağlaması halinde 2035 yılına kadar anne ölümlerinin %41’i, yeni doğan ölümlerinin %39’u, ölü doğumların %26’sı önlenebilecek. Bu da yılda ortalama 2.2 milyon insanın ölümünün önlenmesi anlamına gelmektedir. O nedenle ebelik müdahaleleri çok önemli.” diye konuştu.Prof. Dr. Şefik Dursun: “Son 10 yılda ebelik mesleği ile ilgili sağlık politikaları büyüdü”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun ise açılış konuşmasında ebelerin bizim toplumumuzda ve diğer toplumlarda kıymetinin son derece fazla olduğunu belirterek “Son 10 yılda ebelik mesleği ile ilgili sağlık politikaları kabul edilebilir ve değer verilebilir şekilde büyütüldü, genişledi. Üsküdar Üniversitesi olarak geçtiğimiz yıl mezunlar verdik. Hemşerilik ve ebelik en çok insanla ilgilenen bölümlerdir. Diğerleri de ilgileniyor elbette ama ebelik ve hemşirelik daha farklı.” dedi. Üniversite olarak en iyisini yapmaya çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Şefik Dursun,  “Üsküdar Üniversitesi de bir ekip çalışması içerisinde çok güzel bir noktaya geldi.” dedi.Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Tüm dünyada sağlığa artan bir şekilde önem veriliyor”Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka da açılış konuşmasında günümüzde ülkelerin sağlığa artan bir şekilde önem verdiklerini belirterek bunda içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinin de etkili olduğunu kaydetti. Bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün de aldığı bir tavsiye kararı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Zelka, ülkelerin gayri safi milli hasılalarının asgari yüzde beşini sağlık sektörüne ayırmalarını tavsiye ettiğini söyledi.Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Nitelikli ebelik eğitimi için gayret gösteriyoruz”Sağlığa gittikçe artan bir şekilde önem verilmesinin sağlıkla, sağlık sistemleri ile ilgili düzenlemelere gidilmesine de yol açtığını belirten Prof. Dr. Mehmet Zelka, sağlık alanındaki eğitimlerin de önem kazandığını kaydetti. 10 yaşında genç bir üniversite olan Üsküdar Üniversitesi’nin davranış bilimleri ve sağlık alanında tematik yapıya sahip ilk üniversite olarak kurulduğunu kaydeden Prof. Dr. Zelka, “Üniversitemizde şu anda mevcut olan 6 fakültemizden bir tanesi Sağlık Bilimleri Fakültesidir. Sağlık Bilimleri Fakültesine baktığımızda, Türkiye'de en fazla bölüme sahip olan fakültelerden bir tanesidir. 13 bölümü olan bu fakültemizde, bu 13 bölümden bir tanesi de ebelik bölümü olmuştur. Bu bölümde nitelikli bir eğitimin sürdürebilmesi için bütün arkadaşlarımızla gerek yönetim olarak gerek akademik kadrolar ciddi gayretler gösteriyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sezaryenle doğan çocuğun stresi yüksek çıkıyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında ebelikle ilgili bölümü üniversite olarak ilk açanlardan biri olduklarını ve ebeliğe önem verdiklerini söyledi.Son yapılan bilimsel çalışmalarda iki tane olgunun ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Normal doğumun ne kadar önemli olduğunu gösteren iki tane bilimsel bilgi var. Normal doğan çocukla sezaryen ile doğan çocukların topuklarına doğar doğmaz birer iğne batırılıyor ve onlara stres testi yapılıyor. Beynin salgıladığı stres hormonu ACTH var. Strese karşı vücudun verdiği ilk tepkidir, savaş - kaç tepkisini başlatan hormondur. İğneyi batırdıktan sonra o hormonun hemen kandaki seviyesini ölçüyorlar. Sezaryenle doğan çocukta doğduktan sonra iğne batırıldığı zaman beyin stres hormonunu daha çok salgılıyor. Kanaldan geçerek doğan yani o doğum sürecini yaşayan çocuklarda ise beyin stres hormonunu daha az salgılıyor. Buna prenatal yani doğum öncesi psikoloji deniyor. Sadece bu alana yönelik çalışan psikologlar var. Çocuğun o kanaldan geçmek için gösterdiği mücadele onun hayattaki ve karşı doğduktan sonra karşılaşacağı strese karşı ilk deneyimi oluyor. O deneyimi sezaryenle çocuğun elinden almış oluyoruz.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun hayatına ilk dokunuşu ebe yapıyor”Doğduğu zaman çocukta ikinci tepkinin ağlamak şeklinde olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Niye ağlar çocuk? Annenin karnı çok konforlu bir alan. Hiç nefes almasına bile gerek yok, her şey hazır geliyor, sıcak ortam. Arada bir de hareketleniyor, hareketli olduğu zaman dışarıdan sevildiğini de hissediyor. Rahatça oynadığı ve hareket ettiği bir ortamdan birdenbire gün ışığına, soğuk bir alana çıkıyor. Öyle olunca çocuğun ilk tepkisi korku oluyor.  Korku olduğu zaman hemen ebeler onu yıkayıp, temizleyip anneye veriyorlar. Bir müddet sonra çocuk için güvenli alan oluşuyor. İnsan beyninde güvenli alan fiziksel değildir, güvenli alan zihinseldir. Eğer mutlu ve sıcak ortam varsa evimiz güvenli alandır. Çalıştığımız yerde sıcak bir ortam varsa güvenli alandır. Stresli bir ortam varsa güvensiz alandır, korku ve stres hormonlarına sebep olur. Çocuktaki güvenli alan ve güvenli bağlanma duygusu ile hayat yolculuğu başlıyor. Onun hayatına ilk dokunuş da ebenin o andaki dokunuşu oluyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Normal doğumda çocukta daha çok antikor görülüyor”Bu alanda yapılan ikinci araştırmanın daha çok mikrobiyolojik araştırma niteliğinde olduğunu ifade eden Tarhan, “Normal doğan çocuklarla sezaryen doğan çocukların enfeksiyon geçirme oranı ile antikorlarının oranları ölçülüyor. Sezaryen ile doğan çocuklarda annedeki birçok antikor sıfır çıkıyor. Normal kanaldan geçerek doğan çocuklarda sezaryenle doğan çocuklara göre daha çok antikor ortaya çıkıyor. Vücuttaki probiyotik ve prebiyotik dediğimiz bize lazım olan mikroplardır. Bunlar vücuttaki bağışıklık sisteminin parçasıdır. Günümüzde milyonlarca probiyotik bakteri kapsüle alınıp satılıyor. Onlar bağırsaklardaki canlı ve faydalı bakterilerdir.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mikrobiyatayı alarak doğan çocuk ilk 6 ayda daha güçlü oluyor”Normal kanaldan doğan çocuklarda, vajinal kanaldan geçerken annenin vücudundaki faydalı mikropların çocuğun ağzına ve burnuna bulaştığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuk onu alıyor ve yutuyor. İlk yuttuğu şeyler aslında annenin vajinal kanalındaki doğal mikroplu ortamda, vücut içinde bir denge içinde olan probiyotik yapıdır. Bu bilimsel çalışmada, sezaryenle doğum yapıyorsanız annenin vajinal kanalındaki sıvıyı çocuğun ağzına burnuna sürün diyorlar. Çocuk için ilk aşı orada olmuş oluyor. Birincisinde stres aşısını öğreniyor, ikincisinde doğal mikroplarla vücudu tanıştırıyorlar. Annenin bağışıklık sistemi ile çocuk ahenkli çalışa kadar yeni enfeksiyonlara karşı hemen vücuttaki doğal biyolojik vitaminleri alsın diye çalışıyorlar. K vitamini gibi vücuttaki birçok vitamini bağırsaktaki mikrobiyota üretiyor. O doğal ve faydalı mikrobiyotayı çocuk anneden alırsa ilk 6 aylık dönemde daha şanslı ve daha güçlü oluyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yakın zamanda sezaryen karşıtlığı başlayabilir” Bilimsel bilgilerin çok biriktiğini söyleyen Tarhan, “Yakın zamanda sezaryen karşıtlığının başlayacağını düşünüyorum. Sigara karşıtlığı başlamıştı. Bunu ilk başlatanlar da hekimlerdi. Sigara içenlerle içmeyenler arasında akciğer kanseri ile ilgili sebep sonuç ilişkisi o kadar çok yüksek çıkıyordu ki bunu başlattılar. Şu anda dünyada sigara ile ilgili müthiş bir bilinç oluştu. Aynı bilinç sezaryenle doğumda yok. Sezaryenle doğum ile normal doğum arasında maalesef kadın doğum uzmanları bazen sezaryeni tercih ediyor. Doğumun da tabii gecesi gündüzü, belirli bir saati yok. Gece kadın doğum uzmanı birçok ameliyat yapmış, yorulmuş, bir de takip ettiği hasta gece üçte telefon edip doğum başladı dediğinde hayatı altüst oluyor. Bakıyorlar doğum yaklaşıyor, daha kolay olduğu için sezaryen yapalım diyorlar. Zaten insanda doğum sancısı korkusu var.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Doğumların yaklaşık yüzde 50’si sezaryen olarak gerçekleşiyor”Şu anda Türkiye'de doğumların yaklaşık yüzde 50’sinin sezaryen şeklinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Bu iç biyolojik ritmimize ve biyolojik doğamıza uygun değil. Bu konularda bir tez konusu vesaire verilebilir. Mezun verdiğimiz için yüksek lisans bölümü de açabiliriz. Preklinik çalışan bir psikoloğa da tez verilebilir. Çocuk ile anne arasındaki iletişim fiziksel temasla değil emosyonel yani duygusal temasla başlıyor. Annenin ses tonu,  sözlerindeki eşik altı vurgular, ninniler çok önemli bu temasta. Bahar olduğu için bir haftada her yer çiçek açtı, yemyeşil oldu. Beynimizin kısa sürede blumming yaptığı ve içe kaçtığı iki dönem var; birinci dönem 0-3 yaş arası, ikinci dönemde ergenlik dönemidir. Orada sinaptik ateşlemeler oluyor. Ondan sonraki çevre ve insan onu buduyor. Otistiklerde budanma olmadığı için beyinleri karmakarışık oluyor. Beyindeki traktuslar, yollar karmakarışık oluyor. Duygusal ve sosyal öğrenme olmadığı için beyin gelişmiyor.”Sempozyumda dört oturum gerçekleştirildi Açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçildi. “Güncel Araştırmalarla Anne Sağlığı” başlıklı birinci oturumda Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Ayça Demir Yıldırım “Güncel Yaklaşımlar Doğrultusunda Antenatal Ebelik Bakımı”; Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan  “Araştırmalar Doğrultusunda; Doğuma Dokunan Ebeler” başlıklı sunumlarını yaptı. İlk oturumda Osmangazi Üniversitesi Ebelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fatma Deniz Sayıner ise “Postpartum Süreçte Ebelik Bakımı; Araştırmalar Ne Diyor?” başlıklı sunumu yaptı.Sempozyumun “Güncel Araştırmalarla Yenidoğan ve Çocuk Sağlığı” başlıklı ikinci oturumunda Anadolu Ebeler Derneği Başkanı, Ebe Nasibe Üzel “Yenidoğana Dokunan İlk Eller” başlıklı sunumu yaptı. Bu oturumda Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölümü Öğretim Görevlisi Günay Arslan “Sağlıklı Geleceğin Sağlıklı Çocukları İçin Ebeler” başlıklı sunumu yaptı.Sempozyumun “Anne ve Bebek Ruh Sağlığı” başlıklı üçüncü oturumunda Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Prekonsepsiyonel Dönemde Çiftlerin Ruh Sağlığının Desteklenmesinde Ebeler” başlıklı sunumuyla katkıda bulundu. Üçüncü oturumda Karadeniz Teknik Üniversitesi Doğum Kadın Hastalıkları Hemşireliği AD Doç. Dr. Songül Aktaş “Anne Ruh Sağlığının Desteklenmesinde Ebeler” başlıklı sunumunu yaparken; Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete “Çocuk Ruh Sağlığının Desteklenmesinde Ebeler” başlıklı sunumu yaptı.“Ebeliğe Yön Vermek” başlıklı üçüncü oturumda ise Selçuk Üniversitesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sema Dereli Yılmaz, “Neden Ebelik Eğitimine Odaklanılmalı?” ve Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölümü’nden Araştırma Görevlisi Ebru Sağıroğlu, “Ebelikte Uzmanlaşmak” başlıklı sunumlarını yaptı.Program, fotoğraf yarışması ödüllerinin verilmesiyle sona erdi.

05 NİS 2021

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölümü Otizme Işık Tutuyor

 Katılımın yoğun olduğu sempozyumun moderatörlüğünü Ergoterapi Kulüp Başkanı Berkay Karpuz üstlendi.“Ergoterapi ile manyetik uyarım tedavisini eş zamanlı kullanarak bir tedavi yaptık”Otizm spektrum bozukluğunda ergoterapinin öneminden bahseden Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Ergoterapi, Üsküdar Üniversitesi ile birlikte gerçek anlamda bir uyum tedavisi olarak ve bilimsel olarak daha da iyi yerlere gelmekte. Duyu bütünleme tedavisi, pandemi döneminde daha çok dikkat çekmeye başladı. Bir çocukta öğrenme testi olarak genellikle ince motor kaba motor becerileri gözlemlenirken ergoterapiyle birlikte emosyonel beceriler de gözlemlenebilmektedir. Hiç genetik olmasa bile otizm görülebiliyor. Otizm spektrum bozukluğu erken fark edilirse daha iyi başarılar elde edilir. Biz NPİSTANBUL Beyin Hastanemizde bir bilimsel araştırma projesi olarak ergoterapi ile manyetik uyarım tedavisini eş zamanlı kullanarak bir tedavi yaptık. Protokolden de çok olumlu bir sonuç aldık. Bu durum otizmin ciddi bir beyin sorunu olduğunu çok iyi gösteriyor. Beyine her zaman müdahale edilebilir. Bu bir hastalık değildir. Hasta diyerek etiketleme yapmayalım. Bu kişilerin öğrenme müdahaleleri farklıdır. Çeşitli tedavilerle uyum sağlanmasına destek olunur. Ayna nöronlar, bu çocuklarda zayıftır. Küçük yaşta öğretmek, dikkatini toplamayı başarabilmek, ortak dikkat alanı bulduğu zaman ayan nöronlar hareket etmeye başlar. Bunu geliştirmeye çalıştığımızda beyin egzersiz yapmaktadır. Bu sayede yeni yollar, yeni bağlantılar kurulur.” diye konuştu.“Çocuklarla göz teması kurmalıyız”Otizm spektrumundaki çocuklarda iletişim becerilerinden söz eden Uzm. Fzt. İmran Erkanat Toygar; “Otizm spektrum bozukluğunda, sosyal etkileşim becerilerinde yetersizlik, iletişim ve oyunda yetersizlik, takıntılar ve diğer belirtiler olarak söyleyebiliriz. Çocukların anlamadıklarını düşünerek tekrar tekrar söylemek iletişim kurmayı kapatıyor. Konuşma esnasında vücut duruşlarımızın net olması çok önemli. Vücut dilini ne kadar iyi kullanırsak, çocuk bizi o kadar iyi anlar. Onların ilgisini çekebilecek oyunlarla oynandığında bir yerden sonra iletişimi başlatmış oluyoruz.” dedi.“Ailelerin bu süreçte hayatı değişiyor”Otizmli çocuğa sahip ailelerde psikolojik sağlamlık ve ailelere yönelik ergoterapi müdahaleleri konusunu değinen Erg. Esra Alan; “Aileler bu dönemde kaygı içerisinde olurlar. Daha sonra araştırma içerisine girerler. Buradan sonra ise yaşam döngüsü başlar. Döngünün odak noktası çocuklar olur ve kendilerinden ödün verirler. Aileler, kendilerine yönelik stresle başa çıkma yöntemlerini kullanarak, o anki ruh haliyle mücadele etmeli ve durumun farkında olmalıdır.” ifadelerinde bulundu.“Otizm, beyin gelişimi ve işleyişindeki farklılıktan kaynaklanır”Otizm spektrum bozukluğu ile uyum sağlama konusundaki görüşlerini dile getiren Erg. İsa Kör; “Temporal bölgede nöral bağlantının daha az olduğunu, daha kuvvetsiz olduğunu görüyoruz. Nöronlara destek sağlayan hücrelerde (glia) çok aktiftir. Serebellum beyindeki çok fazla nörona sahip, otizmlerde ise bu yapı yarı yarıya azdır. İletişimdeki eksiklik bu bölgeden kaynaklanır. Aileler çocuğa rol yüklemeye çalışıyorlar. Aslında çocukların özgürlüğünün elinden alındığını görüyoruz. Ne kadar barışçıl bakılabilirse o kadar iyi. Toplumsal olarak farkındalığın oluşumunun sağlanması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.“Duyu bütünleme problemi, duyusal temelli motor bozukluklar olarak karşımıza çıkar”Otizmde fizyoterapi temelli değerlendirme müdahalesini ele alan Uzm. Fzt. Onur Aşkar; “Erken çocukluk yıllarında duyusal uyarılma ve motor aktivite, duyu-motor süreçleri oluşturmak için nöronları ve bağlantıları biçimlendirir. Duyu bütünleme problemi, modülasyon ayırt etme ve duyusal temelli motor bozukluklar olarak karşımıza çıkar. Denge, konuşmada ve öğrenmede zorluk, konsantrasyon güçlüğü, organize olamama gibi sorunlara yol açmaktadır.” dedi.“Her otizmli birey birbirinin aynısı değildir”Etkinlikte “Tanı mı, çocuk mu?” başlığı altında konuşan Erg. Hande Çelik; “Müdahalede önemli olan şey doğru değerlendirmedir. Değerlendirme yaparken aileden bilgi alma, çocuğu gözlemleme ve uygun ölçekler kullanmak önemlidir. Tamamen tanıya odaklanılmamalıdır. Tanıya takılmayıp, çocuğu çok iyi değerlendirmeliyiz. 0-2 yaş arası öğrenmeye açık olduğundan dolayı çok iyi müdahale etmemi gerekmektedir. Çocukta tanı varsa ve bir şey öğretilmiyorsa semptomlarında daha da artış olmaktadır.” diye konuştu.Otizmde duyusal problemlerin yeri Otizmde duyusal problemlerin yerinden bahseden Stajyer Ergoterapist İrem Doğan; “Vestibüler sistem, hareket edip etmediğimizin, başımızın pozisyonunun, hangi hızla hareket ettiğimizin bilgisini alır. Taktil duyu, derimizin yüzeysel dokunma dışında ağrı seviyesi, basınç, pürüzlü pürüzsüz, sıcak-soğukluk algısıyla ilişkilidir. Proprioseptif sistem (Derin duyu), vücudun pozisyonu ve hareketleri hakkında bilgi verir. Visual duyu, çevreden gelen bilgileri organize eder. İnteroreseptif duyu, iç organlardan gelen bilgileri ağılamayı sağlayan duyularımızdır. İşitsel duyu çevredeki sesleri anlamlandırırken, tat-koku duyusu birbirleriyle entegre bir şekilde çalışır.” dedi. “Terapi sırasında uygulanan duyusal aktivitelerin belli bir amacı vardır”Pandemi sürecinde otizmli bireylere evde ergoterapi desteği verilmesi üzerine konuşan Stajyer Ergoterapist Dilara Bartu; “Duyu işlemi zayıf olan çocuk öğrenme ve davranış süreçleri ile ilgili uygun yanıt üretmekte zorlanır. Tüm duyusal bilgiler çocuğun beyninde bir vücut resmi çizilmesini sağlar. Evde duyu bütünleme etkinliklerine sadece terapistler tarafından uygulanan bir yöntem olarak bakılmaması gerekir. Terapi sırasında uygulanan birçok duyusal aktivitenin belli bir amacı vardır.” şeklinde konuştu.“Danışanının kardeş durumu göz ardı edilmemeli”Otizm spektrum bozukluğunu genel olarak değinen ergoterapi bölümü 1. sınıf öğrencileri Emre Çetin ve Nursima Erdoğan şöyle konuştu:“Otizmli çocukların yüzde 80’inde duyusal işlem bozukluğu bulunabilmekte. Duyusal işlem bozukluğu duyularımız aracılığıyla dünyayı algılar ve bilgi edinme yeteneğimizdir. Ergoterapi tedavi programı hazırlanırken mutlaka kişinin ebeveynlerinden bilgi alınmalıdır. Aile, öğretmen ve bakıcıyla birlikte çalışılmalıdır. Tedavi programının en önemli ve unutulan noktası evdeki kardeşler olabilir, Otizmle ilgili tedavilerde kardeşlerin çok önemli bir faktör olduğu gerekli testlerle araştırılmış ve onaylanmıştır. Kardeşler bir etkinliğin (tedavinin) başlatılıp sürdürülmesinde önemli role sahiptir. Eğer varsa danışanının kardeş durumu asla göz ardı edilmemelidir. Eğer kardeşte de otizm varsa bu durum birlikte oyun oynamaya engel bir durum teşkil etmez.”

01 NİS 2021

Prof. Dr. Ülküer ÇGEDER Başkanlığında Güven Tazeledi…

Prof. Dr. Nurper Ülküer’in dernek başkanı seçildiği toplantıda Çocuk Gelişimi Bölümü Arş. Görevlisi Begüm Gamiş, Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu Mehmet Oğuzhan Körlü ve Songül Dakak’da yönetim kuruluna seçildi.“Mesleğimizin odak noktası her zaman ‘çocuğun bütüncül gelişimi’ olacaktır”Prof. Dr. Nurper Ülküer, odak noktasının çocuğun bütüncül gelişimi olduğunu vurgulayarak “Bu yeni dönemde amacımız çocuğun olduğu her yerde olmak. Mesleğimizin gereğini en yatkın ve etkin bir şekilde icra edecek meslektaşlarımızı desteklemek olacaktır. Meslektaşlarımızın özlük haklarını her platformda onlarla birlikte savunmaya devam ederken, onların çocuğa dokundukları her yerde, en iyi şekilde hizmet verebilmeleri için gerekli bilgi, beceri ve güveni onlara sağlayacak mesleki gelişim ve destek çalışmalarına bu dönem daha öncelik vereceğiz. Bunu yaparken mesleğimizin odak noktası her zaman ‘Çocuğun bütüncül gelişimi’ olacaktır.” dedi.

30 MAR 2021

Ergoterapinin olmazsa olmazı “müzik terapi”

 Moderatörlüğünü Ergoterapi Kulüp Başkanı Berkay Karpuz’un üstlendiği programda Duyu Bütünleme ve Müzik Terapi konuları ele alınarak, uzman konuşmacılar tarafından değerlendirildi. Online ortamda gerçekleşen etkinliğe Uzman Dr. Mustafa Sedat Özdemir, Ergoterapist Şevval Ateş ve Ergoterapist Zehra Akyol konuşmacı olarak katıldı.“Müzik Terapi ruhun eğitiminin yanında, ruhun arınmasını sağlar”Açılış konuşmasını gerçekleştiren, Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi ve Duyu Bütünleme Kulüp Başkanı Melike Şahan; “Müzik; estetik, yaratıcı ve yapıcı düşünme kapasitelerini arttırır. Görsel dünyayı algılayabilme, nesnelerin görüntülerini zihinde oluşturabilme ve bunların farklılıklarını kavrayabilme yetisi ve uzamsal zekanın temeli için müzikle uğraşmak oldukça faydalıdır. Müzik dersleri sinirleri eğiterek beyindeki algısal gelişmeyi sağlar. Çocuklara az da olsa müzik eğitimi vermek onların zekalarını, algılama ve öğrenme kapasitelerini artırır, bedensel ve zihinsel koordinasyon kurmalarını sağlar ve yaratıcılıklarını geliştirir. Müzik terapi; duygusal bağ kurma, davranış sorunlarını azaltma, sözel ve bedensel dilin kullanımını arttırma, motor becerilerini geliştirme ve pekiştirme, bozuk motor gelişimlerinin düzenlenmesine yardımcı olur.” şeklinde konuştu.“Toplumlar şifa için müziği seçti”Müzik terapinin tıp ve pediatride kullanımı konusuna değinen Uzm. Dr. Mustafa Sedat Özdemir; “Müziğin insanlığa etkisi binlerce yıl önce fark edilmiştir. Önceden toplumlar şifa için müziğe yer vermiştir. Osmanlı döneminde ve Anadolu'daki şifahanelerde 1850’lere kadar müzik terapi kullanılmıştır. Bu yüzden müzik terapi küllerinden doğan bir uygulamadır. Elbette müzik terapi tek başına tedavi yöntemi değildir. Alınan tedavinin destekleyicisi niteliğindedir. Madde bağımlılığı, onkoloji, sınav kaygıları, yeme bozukluğu, gibi birçok hastalıkta müzik terapi kullanılmaktadır.” dedi.Otizmli bireyin, insanlarla duygusal bağ kurabilmesine yardımcı oluyorOtizm spektrum bozukluğunda müzik terapinin rolü ve önemine değinen ergoterapist Şevval Ateş; “Otizmin kelime anlamı kendi kendine yeten demektir. Müzik terapisinin otizm için ise pek çok faydası vardır. Müzik terapi otizmli bireylerin iletişim sürecinde iyileşme sağlar, herhangi bir alanda yaratıcılığı geliştirir, okunanları anlamayı ve yazmayı kolaylaştırır.  Anksiyete durumlarında etkili bir azalma sağlar ve otizmli bireyin çevresindeki insanlarla duygusal bağ kurabilmesine yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.“Yeni doğan bebekler müzik terapiye ihtiyaç duyar” Yeni doğanda ergoterapi ve müzik terapi yaklaşımları konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan ergoterapist Zehra Akyol; “Yeni doğan terimi genellikle doğumdan yaklaşık 2 aylık olana kadar olan bebeklik sürecindeki dönemi ifade eder. Regülasyonlarla sorunu olan bebekler, uyku sorunu yaşayan bebekler, beslenme zorluğu olanlar ve emme sırasında ağzını tam kapatmayan bebekler ergoterapi değerlendirmesine ihtiyaç duyarlar. Müzik terapi bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık alanıdır. Müzik terapi, yeni doğan bebeklerin sorunlarında oldukça etkili bir yöntemdir.” şeklinde konuştu.

29 MAR 2021

Beynin Enerji Hırsızlığına Dikkat!

“Bireylerde odaklanamama problemi var”Özellikle çalıştığı yönetici ve öğrencilerde odaklanamama problemi gözlemlediğini belirten Berna Pınar Tunç; “Dikkat dağınıklığının, yaşanılan sıkıntılı günlerde özellikle artışta olduğunu görebiliriz. Bu kendimde de olan bir problem. Her insanda olduğu gibi bende de oluyor. Mesela bir projeye başlıyorum, ama projeyi tamamlamak için her zaman gösterdiğim efordan daha fazlasını göstermek zorunda kalıyorum. Var olan niyetlerle gerçekleşen bilgiler ve onları gerçekleştirmek üzereyken dikkatimizi dağıtan faktörler olabiliyor. Şu anda gelecek kaygısı var ve olup bitenleri anlamlandırmak için harcadığımız bir efor var. Deneyimlemek çok önemli. Dikkat duygularla alakalı. Bu nedenle dikkat dağıtıcıları ortadan kaldırmak çözüm. Çünkü bireylerde odaklanamama problemi gözlemliyorum.” Şeklinde konuştu.“Beynimiz kaygıyla başa çıkmak için enerji hırsızlığı yapıyor”İnsan beyninin tehditlerle başa çıkabilecek düzeyde yaratıldığını söyleyen Tunç; “Aynı kaynakları odak için de sosyal ilişkilerde de kullanıyoruz. Bu, bizim bir işi bitirmek için harcayacağımız enerjiden çalıyor. Sosyal hayatta da bir enerji harcıyoruz orada beyin yine devreye giriyor. Kilo vermek gibi düşünebiliriz. Açlık bilinci ile ne yersek depolamaya başlıyor. Onun için hiç yemek yemeyerek kilo verilmez. Her şeyden yemek gerekiyor. Algıyı kırmak ve kaygı yönetimi de böyledir. Dikkati yeterince önden hazırlarsak, istediğimiz şeylere odaklanabiliriz. ‘Ne yapıyorum?’, ‘Nasıl yapıyorum?’, ‘İçinde bulunduğun gerçek duruma dair mevcut yanıtların var mı?’ gibi sorular çok önemli. Beynimiz kaygıyla başa çıkmak için enerji hırsızlığı yapar, buna izin vermeyelim.” Dedi.“Dikkat devreleri duygularla tetiklenir”Dikkat ve odaklanmanın duygularla yakın bir ilişkisi olduğuna değinen Berna Pınar Tunç; “Örneğin, iç faktörler; ruhsal durumlar, ilgi alanları, motivasyon faktörleri, fiziksel durum ve zihniyettir. Benim sesimi daha önce duymuş olmanız bir kalabalığın içinde bana odaklanmanızı sağlar. Dikkat duygularla çok yakın çalışır. İçinde motivasyon da vardır. Sürekli dikkat söz konusu olduğunda orada haz duyguları devreye girer. Tüm bunların içinde motivasyon önemlidir. Fiziksel durum rahat değilken de birey hiçbir şeye odaklanamaz. Tüm devreler bizi ayakta tutar. Dikkat türlerinin nerde, ne zaman kullanacağına beyin karar verir. Hiç görülmeyen bir şey dikkat çeker. Renkler, zıtlıklar ve duygusal yük dış faktör olarak ya odaklar ya da dikkati dağıtır. Dikkat devreleri duygularla tetiklenir.” İfadelerini kullandı.

26 MAR 2021

“Sosyal Hizmet Uzmanı İyi Bir Gözlemci Olmalı”

“Psiko-sosyal sağlık arka planda kalmamalı”Vaka üzerinde yapılan çalışma ve görüşmelerde eksik kalındığını belirten Sağlam; “Aile Bakanlığı bizim mutfağımız olabilir, ama Türkiye’de sağlık denildiği zaman fiziksel ve biyolojik sağlığa önem veriyoruz. Tek buna yönelmek eksikliklere yol açıyor. Daha geniş çaplı bakmalıyız. Sosyal hizmet uzmanı, insanların sağlık ve iyilik hallerinin geliştirilmesinde, insanların kendilerine daha yeterli hale gelmelerinde, başkalarına bağımlı olma hallerinin önlenmesinde ve aile bağlarının güçlendirilmesinde etkinlik ve programlar yürütür. Psiko-sosyal alanlarda yapılan çalışmalar var. Psiko- sosyal sağlık arka planda kalmamalı.” Diye konuştu.“Çocukluk çağı istismarlarının uzun dönem etkilerini bilmek gerekiyor”Dinamik alanlarda eğitim ve terapilerin mutlaka bilinmesi ve uygulanması gerektiğine dikkat çeken Sağlam; “Cinsel istismar vakalarını görüyoruz. Bu vakalarla çalışmak için tanı ölçütlerini bilmek gerekiyor. İşleyişlerine hâkim olmak kesinlikle şart. Tıbbi sosyal hizmet alanında sadece yönlendirme yapılırsa uygun olmaz. Sosyal hizmetin rolleri her alanda farklı boyut gösteriyor. Klinik ağırlıklı çalışılan yerlerde de aynı şey geçerli. Sadece yönlendirme ve danışmanlık yapmak doğru değil. Psiko-sosyal ve çevresel kaynakların kullanımı ile kişinin kendini güçlendirilmesi için temel işlevsel kapasitelerde iyileşmeyi de vurgulamak önemli. Özellikle çocukluk çağı istismarların uzun dönem etkilerini bilmek gerekiyor.” Dedi.“Sosyal hizmet uzmanı iyi bir gözlemci olmalı”Sosyal hizmette iyi bir gözlem için belli özelliklerin olması gerektiğini vurgulayan Sağlam; “Bunlar için ekstra bir eğitime gerek yok, üniversitelerde eğitimleri yeterince veriliyor. İyi bir sosyal hizmet müdahalesinde bulunmak önemli. Gözlem yeteneği ilk görüşmeler için çok önemli diyebiliriz. Görüşmeden sonuçlar çıkarmak gerekiyor. Genel görünüş, davranış, yıkıcı, temas etmeye hevesli, girişken, duygu durumuna hâkim, düşünme süreçleri, konuşma, dil becerileri gibi özellikler son derece gerekli özellikler arasındadır. Bunları bütün olarak tanımlamak gerekirse bir sosyal hizmet uzmanı iyi bir gözlemci olmalıdır.” İfadelerini kullandı.

24 MAR 2021

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’ne Özel Program…

“Bilişsel hızları yaşıtlarına göre yavaş ve gecikmeli”Down Sendromlu bireylerin çektiği öğrenme güçlüklerinden ve zihinsel süreçlerinden bahseden Üsküdar Üniversitesi Disleksi ve Ergoterapi Kulübü Başkanı Serra Korkmaz; “Down Sendromlu çocuklar bilişsel gelişim, normal gelişim gösteren çocuklara göre aslında aynı sırayı izliyor. Buna rağmen bilişsel hızları yaşıtlarına göre yavaş ve gecikmeli oluyor. Bunun sonucunda öğrenme güçlüğü görülebiliyor. Bunun yanında çevreyi algılaması, koordinasyonu, dil gelişimi buna bağlı olarak iletişim-etkileşim becerileri, nörolojik olarak zihinsel süreçlerin etkilenmesi sonucu olumsuzluğa yol açar. Öğrenmeyi sağlayan ‘girdi’, ‘entegrasyon’, ‘hafıza’, ‘çıktı’ adımlarından birinde sorun yaşanır. Down sendromluların özgün bilişsel profili gelişimle, yaşam deneyimleriyle, eğitimle ve sürecin dinamik doğasının etkisiyle değişmiştir.” Dedi.“Bazı süreçler ister istemez aileyi yorabiliyor”Dezavantajlı çocuklarla multidispliner şekilde ilgilenilmesi gerektiğini vurgulayan Ergoterapist İsa Kör; “Çocuklar doğduğunda saf niyetleri olur, başkalarıyla dalga geçme dürtüleri olmaz ama birçok şeyi aileden öğrenirler. Belli bir yaştan sonra aile, çocuğu sosyalleştirmek ister ve o baskıyla çocuğun dışarıdaki sosyal ortamı değiştirmeye çalışır. Belli bir zaman sonra anne-baba olmayınca sosyal ortama giremezler. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getiren çok fazla Down sendromlu birey var. Birçok kişide farkındalık oluşturmak amacıyla ve iş yapabilirliğini gösteren kurumlar var. Fakat buradaki sorun bütün çocuklara ulaşamamamız. Bazı süreçler ister istemez aileyi yorabiliyor. Biz terapistler aileyi yönetirken, danışanlarımızla ilgilenirken 20-30 yıllık süreçlere bakmamız gerekiyor. Çünkü aile bu süreçleri yönetebilecek mi bu önemli. Bazen bu süreçleri bazı aileler yürütemiyor. Bu noktada bizim farklı ilgi alanlarını arttırarak, çocuklarda eksik gördüğümüz yerlere müdahale etmemiz gerek. Bunun son derece önemli.” İfadelerinde bulundu.“Müzik Terapi, Down sendromlu bireylerin gelişiminde büyük yer kaplıyor” Sanat Terapisinin gelişim geriliği, öğrenme bozukluğu, kişilik bozuklukları, depresyon, nörolojik bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu gibi birçok hastalık üzerinde etkisi olduğuna değinen Üsküdar Üniversitesi Ergoterapide Pozitif Uyum Kulüp Başkanı Şevval Ateş; “Ergoterapideki sanatsal aktiviteler danışanların duygu ve düşüncelerini ses, ritim, hareket, renk, form, desen ve benzeri araçlar kullanarak ifade etmesini sağlar. Tüm bu sanatsal araçlar, danışanların ifade edebilmeleri için farklı bir dil sunar. Danışanların yaptıkları işe odaklanarak rahatlamalarını sağlayarak yeteneklerini ve becerilerini keşfetmelerine, geliştirmelerine yardımcı olur, özgüvenlerinin yeniden inşasına katkıda bulunur. Down sendromlu çocuklar müzik ve çeşitli ritim algıları ile yaptıkları çalışmalarda çok mutlu olurlar. Bireyin gelişim basamaklarının tümünde geniş yer kaplayan müzik eğitimi, Down sendromlu bireylerin gelişiminde oldukça fazla yer kaplamaktadır.” Dedi.  “Ergoterapi, birçok alanda uygulanabilen planlı bir tedavi”Down sendromunda duyu bütünleme terapisinin kullanabileceği alanlar ve müdahale üzerinde duran Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi ve Duyu Bütünleme Kulüp Başkanı Melike Şahan; “Duyu bütünleme bozukluğu modülasyon problemi, duyusal diskriminasyon problemi, fiziksel motor planlama ve koordinasyon problemleri olarak gözlenmektedir. Postural fiziksel problemler, sosyal-davranışsal problemler, öğrenme problemleri alanlarında kullanılmaktadır. Ergoterapi, Down sendromlu bireylerde bebeklik ve oturma dengesi, yürüme gibi en temel aktivitelerden akademik başarı, sosyal yaşama uyum gibi hayatın birçok alanına kadar uygulanabilen planlı bir tedavidir. Bu sebeple ergoterapi merkezinde kişinin durumu takip edilmelidir.” İfadelerinde bulundu.“Ergoterapide, Down sendromlu bireylerin takibe alınması 9-12 aylık süreçte başlar”Down sendromlu bireylerde duyu bütünleme alanı ve takip süreçlerinde neler olduğuna değinen Ergoterapist Muammer Aydoğdu; “Aile, çocuk 2-3 yaş arasına geldiğinde genellikle terapilere başvurur. Ancak bu yanlıştır. Çünkü duyu sisteminin entegrasyonu beyinde 3-4 yaş civarında gerçekleşen bir reaksiyondur. O yüzden ergoterapi biliminde Down sendromlu bireylerin takibe alınmasına 9-12 aylık süreçte başlanır. Bu süreçte duyusal olarak reaksiyonlar belirginleşmeye başlar. Bu süreçte takibe almak en faydalı yollardan biridir. Bireylerin gelişimlerinin, sosyal hayatlarının takip edilmesi gerekir.” Diye konuştu.En önemli fark, manipülatif becerilerde görülüyorNormal gelişen çocuklarla Down sendromlu çocukların gelişim farklılıklarından söz eden Üsküdar Üniversitesi Serebral Palsi ve Ergoterapi Kulüp Başkanı Sevilay Tunç ise; “Motor gelişim basamaklarına ulaşım süreci açısından, Down sendromlu çocuklar ile engeli olmayan akranları arasındaki en önemli fark, manipülatif becerilerde görülmektedir. Down sendromlu bireylerde kalp rahatsızlıkları, tedavi sürecinin uzun süreç gerektirmesi ve tedavi süresince inaktif yaşam süreçleri gibi dezavantajlar, bireylerin motor gelişim basamaklarına daha geç ulaşmalarına ve akranları ile aralarında büyük oranda gelişimsel farklılıklar oluşmasına neden olur.” Dedi.Programda ayrıca, kulüp başkanlarının Tebessüm Kahvesi Proje Koordinatörü Şermin Çoban ve Kahve çalışanı Emrah’la yaptıkları röportaja da yer verildi. Tebessüm Kahvesi,  Down Sendromlu gençlerin sosyalleştikleri iş yeri hem de kişisel gelişimleri için eğitim aldıkları okul niteliği taşıyor. 

17 MAR 2021

Prof. Dr. Konrot: “Konuşma Bir Dışavurum ve Eylemdir”

Nizip Abdülkadir Sayın Rehberlik ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen konferansa katılan Konrot, “Eğitim Ortamlarında Dil ve Konuşma Bozuklukları” başlığı altında değerlendirmelerde bulundu.“İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren çevresiyle etkileşim içindedir”İletişim kurarken kişinin bilgi, duygu paylaşmak, ikna etmek gibi çok fazla amacı olabileceğini belirten Konrot; “Dil ve Konuşma Terapisinde genel alan iletişim, dil, konuşma, ses ve yutmadan oluşur. İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren çevresiyle etkileşim içindedir ve bu etkileşim onu bireye dönüştürür.” Dedi.  “Konuşma bir dışavurum ve eylemdir” Dili tanımlamanın kolay olmadığını vurgulayan Konrot; “Fakat dilin özelliklerini anlatarak tanımlama yapılabilir. Dili sözel ve sözel olmayan dil olarak ikiye ayırıyoruz. Konuşma bir dışavurum ve eylemdir.” İfadelerini kullandı.

15 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesi 56 Yeni Akademisyen Alacak!

Üsküdar Üniversitesi 2547 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri, “Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nin yürürlükteki ilgili maddeleri ile “Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ve “Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Usul ve Esasları” hükümlerine göre öğretim elemanı alımı yapacak.Üsküdar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, İletişim Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin çeşitli bölümlerinde araştırma ve öğretim görevlisi olarak görevlendirilmek üzere 56 personel alımı yapılacak.Ayrıntı için: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/6473/13-03-2021-tarihli-ogretim-elemani-kadro-ilani

12 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesinden 23 Bin Öğrencisine ZOOM Lisansı!

Önemli yatırımlar ile sağlam teknolojik altyapı oluşturan Üsküdar Üniversitesi, Pandemi sürecinde öğrencilerine uzaktan, kesintisiz eğitim olanakları sunmak üzere “Fi-Jital Üniversite” kavramını hayata geçirmişti. Bu adımla birlikte öğrenciler üniversitenin hem fiziki hem de dijital eğitiminden en efektif şekilde yararlanıyor. Birçok dijital platform üzerinden gerçekleştirilen uzaktan eğitim ders ve uygulamalarıyla Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, ALMS programı ile sanal sınıf uygulaması Perculus’a girerek senkron (canlı) şekilde online eğitim alabilirken şimdi Zoom ile iş birliğine gidildi. ALMS üzerinden Zoom’ a girerek senkron (canlı) eğitim yapılması ve yapılan derslerin kayıt ve yeniden izlenmesine yönelik entegrasyon çalışmaları ise ayrıca sürdürülüyor.İnteraktif Katılım Kolaylaştı Öğrencilerinin online derslerden daha fazla verim alabilmesi adına önemli bir adım daha atan üniversite, akademik kadroyla birlikte her bir öğrencisi için toplam 23 bin Zoom lisansı satın aldı. Öğrencilere daha kolay interaktif katılım imkânı sunan, etkileşim ve süre sınırının olmadığı STIX programı üzerinden, Yüksek Lisans derslerinin Zoom yazılımı aracılığı ile verilmesi testlerinden sonra, şimdi de alınan Zoom lisansları ile ALMS üzerinden Zoom yazılımı kullanılarak dersler yapılacak. Zoom derslerinde, tüm öğrenciler kişi sınırı olmaksızın kameralarını da açık tutabilecek. Mikrofon ile anında katılım sağlayabilecek. Böylece daha interaktif yapılacak derslerde öğrenme veriminin artması ve etkileşimin üst düzeye taşınması amaçlanıyor.Öğrenciler çok daha nitelikli eğitim alabilecek...ZOOM programından online toplantı ve konferanslardan da yararlanabilen akademisyenler ve öğrenciler aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi Bilgi Teknolojileri Direktörlüğü’nün geliştirdiği STIX programı (stix.uskudar.edu.tr) ile birbirleriyle iletişim halinde olarak bilgi, belge ve ödev paylaşımını 7/24 sağlayabiliyorlar.

08 MAR 2021

“Pandemide Kadın Olmak” Semineri Gerçekleştirildi

İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan'ın açılış konuşmasıyla başlayan seminerde Uçan, pandemi sürecinin zorluklarına değinerek, bu sürece adapte olmada herkesin zorlandığını aktardı. Bu süreçte en çok zorlananların kadınlar olduğunu söyleyen Uçan, kadınların iş güçlerinin arttığına değindi.Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan: “Kadınlar her olayda kilit noktadır”Seminerin ilk konuşmacısı olan İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan, konuşmasında pandemi sürecini ilk duyduğunda önceki gripler gibi geçici olduğunu düşündüğünü fakat süreç ilerledikçe çok daha uzun süreceğini anladığını aktardı. Kayhan; “Süreç o kadar hızlı gelişti ki ilk vakadan sonra üç ay okula gidemedik. İlk olarak virüsü tanımadığımız için korktuk. Şu an hala korkuyoruz ama artık virüsü bildiğimiz için bilinçli bir korku yaşıyoruz. Bu süreçte yaşlılar da gençlerde ayrı etkilendi. Ebeveynler olarak bizler de ruhen büyük sıkıntılar yaşadık. Bu süreçte ekonomiyi kesme gibi bir lüksümüz olmadı. Çünkü çalışanlarımız var ve geçimlerini bu şekilde sağlıyorlar. Bu sebeple pandeminin yaşandığı ve virüsün görüldüğü yerlere girmek zorunda kaldık. Çoğu işi online yapmaya çalışıyoruz ama her iş online olamıyor. Bazı sektörlerde insanlar sahadayken onlarla beraber olmanız gerekiyor. Pandemi ve iş hayatı ayrı bir senaryo, mesleki iş sağlığı ve güvenliği ayrı bir senaryo. Çoğu şirket artık iş güvenliğini ‘iyi olma halinde’ tutmaya çalışıyor. Bu süreçte pandemiyle yaşamayı öğrendik. Önümüzdeki bir yıl daha bu sürecin içerisinde olacağımızı tahmin ediyorum. Dikkatli olmak ve birbirimizi korumak zorundayız. Kadınlar her olayda kilit noktadır. Bu süreçte bize çok büyük bir rol düşüyor.” Şeklinde konuştu.Sağlık personeli İlknur Aktürk: “Sağlık çalışanlarının %70'i kadınlardan oluşuyor”Seminerin ikinci konuşmacısı Üsküdar Üniversitesi Sağlık Personeli İlknur Aktürk oldu. Hemşire olan Aktürk, pandemi ilk başladığında ilk olarak neler yapılacağını saptadıklarını aktardı. Aktürk; “Sağlıkçılar olarak daha soğukkanlı bir durum sergiledik. Sağlıkçı olarak bu süreci halka anlatmak ilk olarak zor oldu. Fakat bizim görevimiz bunu anlatmaktı ve başardığımızı düşünüyorum. Sağlık çalışanlarının %70'i kadınlardan oluşuyor. Bizlerin iş gücü bu süreçte arttı. Çünkü evlerdeydik ama aynı zamanda çalışmaya devam ettik. Bu süreçte bizi zorlayan işin psikolojik boyutu oldu. Çocuğum bu süreçte okula gidemediği için psikolojik olarak etkilendi ve online eğitime bir direnç oluşturdu. Çocuk, anne babanın işe gidip kendisinin dışarı çıkamamasını anlamlandıramadı.” Dedi.Arzu Temizalan Uçar: “Çalışan anneler pandemide dezavantajlı gruplar arasındaydı”MESKA Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Temizalan Uçar pandemi süreci başladığında ilk olarak sağlıklı bilgiye ulaşma ihtiyacı hissettiğini belirtti. Kurum olarak hemen aksiyon aldıklarını belirten Uçar; “Pandemi sürecinde personelimize bu konularda eğitimler verdik. Müşterilerimize eylem planına ilişkin raporlar gönderdik. Eğitici afişler hazırladık. Vaka yönetim rehberi oluşturarak COVİD-19’lu personelimizi takip ettik. Bu süreçte aile büyüklerimizi de bilgilendirmeye çalıştık ve ziyaretlerimizi seyrekleştirdik. Çalışan anneler için çok dezavantajlı bir durum oldu pandemi. Çünkü iş hayatlarını evlere taşıdılar ve bu sebeple belki çocuklarını ihmal etmek durumunda kaldılar.” İfadelerini kullandı. Nagihan Demir pandemide eğitim konusuna değindi Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği öğrencisi Nagihan Demir online eğitim tecrübesi hakkında bilgi verdi. Demir; “Online eğitimle yüz yüze eğitimde olduğu gibi verim alamıyoruz. Sistemsel sıkıntılar ve internet nedeniyle ders akışında kopmalar yaşanıyor. Pandemi süreci başladığından beri farkındalığın arttığını düşünüyorum.” Dedi.

08 MAR 2021

“Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” Programının 18’incisi Gerçekleştirildi

Berfin Demirci: “Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu olmasıdır”Ergoterapist Berfin Demirci, ‘Duyu bütünlemede Çevresel Düzenleme ve Kullanılan Materyallerin Önemi’ başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Demirci; “Duyu Bütünleme duyusal bilgilerin sinir sisteminde ayırt edilmesi, kayıt edilmesi demektir. Çevreden gelen uyaranların duyusal organlarımız tarafından algılanması, merkezi sinir sisteminde bu bilgilerin işlenmesidir. Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu olmasıdır. Çocuğun etkileşime ve iletişime açık olması, ortamdaki uyaranları rahatlıkla tolere edebilir halde olması olumlu tecrübeler öğrenmeyi kolaylaştırır.” Dedi.Veysel Özkök: “Mobbing Kamuda özel sektöre göre daha çok görülüyor.”Ergoterapist Veysel Özkök, Mobbing ve Ergoterapi Müdahalelerine değindi. Özkök, “Mobbing psikolojik bir şiddettir. 2000’li yılların ortasından bu yana çalışma ortamı ile ilgili en çok dikkat çeken sorunlardan biri olarak mobbing karşımıza çıkmaktadır. Kelimenin kökü olan Mob kavramı rahatsız etme, yıldırma, çevresine toplanma gibi anlamlara gelmektedir. Bu tarz davranışlara sıklıkla maruz kalmak kişinin mobbinge uğradığını gösterir. İki çeşit Mobbing vardır; birincisi Dikey Mobbing (Hiyerarşik Mobbing) en çok görülen mobbing türüdür üst sınıfın altı ezmesi. Diğeri Yatay Mobbing aynı statüdeki kişinin mobbing uygulaması. Mobbing, kamuda özel sektöre göre daha çok görülüyor.” Dedi.Abdulkadir Ulu: “İnce Motor Beceri küçük kas gruplarının hareket kabiliyetidir”Ergoterapist Abdulkadir Ulu, otizmli çocuklarda ince motor becerileri ve günlük yaşam aktiviteleri konusuna değindi. Ulu, “İnce motor beceri küçük kas gruplarının hareket kabiliyetidir. Bu beceriler çocuğun yemek yeme, yazma, bilgisayar kullanma, kitaptaki sayfaları çevirme, giyinme ve bakım gibi kişisel bakım aktivitelerini yerine getirme yeteneklerini etkileyebilir. Örneğin; İpe boncuk dizme çalışmaları, çocuklarda el göz koordinasyonu, belirli bir etkinlikte belirli süre dikkatini toplama ve örüntü oluşturma kazanımlarına yönelik çalışmalardır.” Şeklinde konuştu.İmran Toylan: “Bebeğin güvenliği, sakinliği, stresten uzak kalması en önemli unsurdur”Uzman Fizyoterapist İmran Toylan, Öğrenme Piramidi - Vücut- Akıl Bağlantısına değindi. Toylan, “Bebek hayata gözlerini açtığı an itibari ile öğrenme süreci başlar. Okul sıralarında devam eder ve hayat boyunca da devam eder. Bulunduğu çevre içindeki yaratıcı oyunlar ve aktiviteler vücut- akıl sisteminin gelişmesine yardımcı olur. Akıl- vücut sistemi akademik öğrenme için gerekli becerilerin kazanılması için gereklidir.Eğer bebek güvenli, sevgi içinde büyürse insanlar ve dış dünya ile ilişkisi o derecede güvenli, sakin bir yapıda oluşur. Kısaca bebeğin güvenliği, sakinliği, stresten uzak kalması en önemli unsurdur. Stresten uzak olması bebeğin deneyimlerini arttıracak ve öğrenme için yeterli motivasyonu sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.Zeynep Nur İpek: "Ergoterapistin rolü madde kullanımının bireyin aktivite performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir”Ergoterapist Zeynep Nur İpek, Madde Bağımlılığı ve Ergoterapi Müdahalelerine değindi. İpek, “Madde bağımlılığı vücudun işlevlerini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması ve kişi kullanmaya devam ettiği halde, zarar gördüğü halde bu maddenin kullanımını bırakamamasıdır. Psikolojik etkenler, kalıtımsal etkenler, biyolojik etkenler, sosyokültürel etkenler vs. gibi durumlar madde kullanımı ve bağımlılığı nedenleridir. Bilişsel olarak beynin karar verme, öğrenme, hafıza, uyku, duygu ve davranış üzerindeki kontrolle ilgili bölgelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ergoterapistin rolü madde kullanımının, bireyin aktivite performansı üzerindeki etkilerini ve yaşamındaki işlevsel bozukluğun boyutunu değerlendirmektir.” Şeklinde konuştu.

25 ŞUB 2021

Güvenlik Kültürü ve İnsan Faktörleri Konuşuldu

“Güvenlik iklimi net ve daha açık”Bir kültürün yerleşik olabilmesi için felsefesi olması, o felsefenin ise bir ruh yapısı olması gerektiği sözlerini kaydeden Ocaktan, güvenlik kültürü ve güvenlik iklimi kavramlarını  verdiği örneklerle açıkladı: Dr. Murat Can Ocaktan; “Güvenlik kültürünün tanımında bir organizasyonun sağlık ve güvenlik yeterliliği ile birey ve grup değerlerinin ürünüdür. Yani güvenlik kültürü bir sonuçtur. Güvenlik kültürü tanımı, 1986 Çernobil faciasından sonra kullanılan bir yaklaşımdır. Güvenlik kültürü dediğimiz, normal değerler, tutumlar görüp tanımlanabilirken, güvenlik iklimi bir içsel algıyla görülür. Güvenlik kültürü adı daha güç anlaşılır daha akla yatan nedenleri vardır, güvenlik iklimi daha nettir daha açıktır.” Diye konuştu.“Sanayi Devrimi ile birlikte korkunç toplumsal sosyal yaralar ortaya çıktı”Sanayi Devriminin toplumsal sonuçlarına değinen Ocaktan; “Sanayi Devrimleri birbirlerini takip ediyor. 1’inci Sanayi Devrimine bakarsak 18.Yy 1780’lerde klasik bir buharlı enerji kaynağı kullanılmasıyla ortaya çıkan bir dönem. Maden kömürü ve buharın kullanılması hareket gücünü ve makineleşmeyi getiriyor. Makinelerin yaygınlaşması gelişim hızında çok büyük bir artı olarak değerlendiriliyor. Tarım toplumumdan sanayi toplumuna geçişte vahşi bir çalışma ortamı var, çok uzun zaman da devam edemiyor, çünkü Birleşik Krallıkta adada sanayi devrimine yönelik adımlar hızla başlıyor. Madencilik hızla gelişiyor. Fakat kimlerin kaç saat çalıştığını, yaş sınırları gibi bir takım şeyler hakkında bilgi verilmediği için çok korkunç toplumsal sosyal yaralar ortaya çıkıyor.” İfadelerini kaydetti. 

12 ŞUB 2021

Öğrenciler pandemide uzaktan eğitim uygulamalarından memnun…

Üsküdar Üniversitesi’nde 2020-2021 güz döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 17 bin 684 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi. Çalışmaya göre aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı:Sosyal medya uygulamalarından %81 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine katılımcılardan %81 oranındaki 12 bin 365 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %78“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 800 katılımcıdan %78 oranındaki 11 bin 608 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.  Uzaktan eğitim uygulamalarında %79 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 998 katılımcıdan %79 oranındaki 12 bin 571 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.  STIX programından %87 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 16 bin 109 katılımcıdan %87 oranındaki 14 bin 42 kişi olumlu görüş bildirdi.  Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 907 katılımcıdan %73’ü (11 bin 612 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.  İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 999 kişiden %81 oranındaki 11 bin 316 kişi olumlu yanıt verdi.  Danışman hoca memnuniyeti %83“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 570 katılımcıdan %83 oranında 12 bin 151 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.  Online mecralardaki etkinlikler %70 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 913 katılımcıdan %70’i yani 9 bin 691 kişi olumlu görüş bildirdi.  Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %79“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 11 bin 702 kişiden %79 oranındaki 9 bin 258 kişi olumlu görüşlerini iletti.   Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 11 bin 296 katılımcıdan %78’i yani 8 bin 804 katılımcı olumlu yanıt verdi.  %74’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor “Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 15 bin 330 katılımcıdan %74’ü yani 11 bin 297 öğrenci, aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını ifade etti.

11 ŞUB 2021

Prof. Dr. Konrot: “İletişim, düşüncelerimizi karşımızdakinin beyninde canlandırmaya çalışmaktır”

Eğitimcilere yönelik ınstagram üzerinden gerçekleştirilen programda Konrot, dil ve konuşma terapisi alanına dair önemli değerlendirmelerde bulundu.“Bizim mesleğimiz genelde iletişim alanıyla ilgilidir”Dil ve Konuşma Terapistleri hakkında konuşan Konrot; “Biz kısaca dil ve konuşma terapisti diyoruz ama aslında sorun sadece dil konuşma ile sınırlı değil. Bizim meslek alanımız genelde iletişim alanıyla ilgili. Yani insanlar arasındaki iletişimde karşımıza çıkan sıkıntılarla uğraşan bir meslek alanıdır. İletişim dediğiniz zaman da insanın çevresiyle olan kasıtlı etkileşiminden söz ederiz. Doğduğumuz andan itibaren doğduğumuz çevreyle etkileşim içerisindeyiz. Ama çevreden de bize gelen birtakım uyaranlar var ve biz o uyaranlardan birtakım ipuçları alarak zihnimizde onları bir şekliyle ilişkilendirmeye çalışarak nasıl bir dünyaya geldiğimizi kavramaya çalışırız. Kim olduğumuzu kavramaya çalışırız.” Dedi.“Etrafımızdaki bazı varlıklar bizimle kasıtlı olarak etkileşime girmek istiyorlar”Çevreyle olan etkileşimimizden bahseden Konrot; "Bizi tanıdıkları halde bizim tanımadığımız dünyaya gelmemize sebep olan iki kişi var. Onların anne ve babamız olduğunu, etrafımızdaki kişilerin insan olduğunu, canlıları vs. keşfediyoruz. İçine doğduğumuz evrenin nasıl bir şey olduğunu keşfetmek durumundayız. Dolayısıyla doğduğumuz andan itibaren en önemli görevlerimizden, misyonlarımızdan bir tanesi de içinde olduğumuz evreni tanımaktır. Etrafımızdaki bazı varlıklar bizimle kasıtlı olarak etkileşime girmek istiyorlar. Biz kundağın içerisinde tavana bakarken bir şeyler derlerdi. Dolayısıyla kasıtlı olarak da bizimle etkileşim içerisine girmekte olan bir kısım var. Bunun da ne olduğunu kavramak durumundayız." şeklinde konuştu.“İletişim, düşüncelerimizi karşımızdakinin beyninde canlandırmaya çalışmaktır” Konuşmasında iletişim konusuna değinen Konrot; “Biz sadece içine doğduğumuz dünyayı değil, bu evrenin nasıl bir şey olduğunu, içine doğduğu dünyadaki nesneleri, varlıkları, meydana gelen hareketleri ve bunlar arasındaki ilişkiyi de temsil eden son derece soyut olan bir iletişim sisteminin de ne olduğunu ayrıştırmaya çalışmak durumundayız. Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız şey bir taraftan içinde yaşadığımız evrene, diğer taraftan da bu evrenin nasıl temsil edildiğini öğrenmeye başladığımız bir evredir. Bu süreç içerisinde fiziksel ve zihinsel gelişimimizin yanında buna paralel olarak bu kasıtlı etkileşim içerisinde bulunduğumuz sistemi kavramayla ve bunu nasıl ifade edeceğimizi de öğrenmeyle ilgili bir sürecin içerisindeyiz. Bu süreçte de karşımıza bazı problemler çıkıyor. İletişim, düşüncelerimizi karşımızdakinin beyninde canlandırmaya çalışmaktır. Ama bunu doğrudan doğruya yapamayacağım için sizlerle bir araç kullanarak düşüncelerimi ifade edebiliyorum. Bu kullandığım araç da seslerden yararlanmadır. Sesleri arka arkaya dizerek düşüncelerimizi aktarıyoruz." ifadelerini kullandı.

01 ŞUB 2021

Çocuk İçin Oyun Beslenme Kadar Önemli!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Öğretim Görevlisi Neşe Şekerci, çocuk ve oyun ilişkisinin önemine işaret ederek oyunun çocuğun gelişimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.Oyunun geçmişi çağlar öncesine dayanıyorOyunun ne olduğu konusunda eski zamanlardan beri çok değişik görüşler ileri sürüldüğünü kaydeden Şekerci, “Oyun insanoğlunun var olduğu her çağda ve her yerde varlığını eğitim ve gelişim açısından sürdürmüş önemli bir etkinliktir. Oyun ve oyuncağın geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğu, arkeologların yaptığı çalışmalarda ortaya konmuştur. Bugün bilinen pek çok oyunun eski çağlarda da bilindiğini gösteren belgeler, buluntular vardır” dedi.Oyun, baştan savmak için bir uğraş olmamalıOyunun çocuk dünyasındaki yeri tartışmasız bir kabul görse de yetişkinler tarafından oyunun çocuk gelişimindeki öneminin kimi zaman hafife alındığını belirten Şekerci, “Yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesi, oyalanması ya da başlarından savmak için bir uğraş olarak görülmektedir.  Oysa oyun, çocuk için ciddi bir iştir.  Bazı ebeveynler, oyunu sadece boş zaman etkinliği olarak değerlendirmekte ya da çocuklar açısından oldukça değerli olan bu deneyimin gücünün farkında olmamaktadır” diye konuştu.Oyun, ciddi bir ihtiyaçtırÇocuk için çok ciddi bir uğraş olan oyunun, aynı zamanda bir eğlence ve öğrenme kaynağı olduğunu belirten Neşe Şekerci, “Dünyanın her yerinde, her çağda ve her kültürde çocuklar oyun oynarlar. Oyunların biçimleri, özellikleri, oyuncakları çağdan çağa değişse de çocuğun olduğu yerde oyun ve oyuncakların olmaması mümkün değildir. Oyun çocuğun yaşantısında beslenme, nefes alıp verme kadar önemli bir ihtiyaçtır” dedi.Hangi yaştaki çocuk, nasıl oyun oynar?Öğretim Görevlisi Neşe Şekerci, çocukların yaşlarına göre oyun becerilerinin gelişimine ilişkin şu bilgileri verdi:Bebeklik döneminde; nesneleri ve çevreyi tanıma çabası içerisindedirler. Emekleme ve yürüme ile birlikte etrafta gördükleri her şeyi dokunarak, atarak, ağızlarına sokarak tanımaya çalışırlar.1-3 yaş döneminde; buldukları nesneler ile taklit oyunlarına başlarlar. Bir bardak ile su içme, telefon ile konuşma taklitleri yaparlar. Bu dönemde kendi başlarına oynarlar. Etrafta başka çocuk olsa bile onları sadece izler, iletişim kurmaya çalışmazlar. Karşılıklı oturtsanız bile herkes elindeki ile oynar ya da karşısındaki çocuğun elindeki oyuncağı ister.3-6 yaş dönemi; oyun dönemi olarak da adlandırılır. Çocuklar 3 yaşa kadar nesneler ve çevreleri ile deneyim kazanırlar ve 3 yaşından sonra oyun kurmaya başlarlar. Fakat çoğu 3 yaş çocuğu hala oyuncakları paylaşmada, iş birliği yaparak oyun oynamada problem yaşar.3-6 yaş döneminde; çocuk gün boyu soru sorar, konuşur, yorulmadan oyun oynar. Toplumsal kuralları öğrendikçe arkadaşlarıyla oyun kurmaya ve birlikte vakit geçirmeye başlar.4-5 yaş çocukları; çoğunlukla evcilik, askercilik gibi hayali oyunlar oynamayı tercih ederler, izledikleri filmlerdeki karakterleri taklit ederler. Ahşap bloklar ve legolarla çeşitli inşa oyunları oynarlar. Bazen bu oyun materyallerini oynadıkları oyunda farklı amaçlarla kullanırlar.5-6 yaş çocukları; çocuklarda birlikte oyun kurarak oynama yaklaşık 5-6 yaş civarında görülür. 5-6 yaş çocukları masa oyunlarına daha çok ilgi duyarlar. Kesme yapıştırma, resim yapma, rakamları yazma, yapbozlar ile oynamayı tercih ederler.Anne ve babalar bu uyarılara kulak verinOyun ve oyuncak konusunda ebeveynlere tavsiyede bulunan Öğretim Görevlisi Neşe Şekerci, tavsiyelerini şöyle sıraladı:• Çocuğa oyun için uygun ortamın ve yeterli malzemenin sağlanması gerekir. Bunun için evin bir köşesi, bir odası, evin bahçesi, oyun parkları kullanılabilir. Arkadaşları ile oyun oynayabileceği ortamlar sağlayabilirsiniz.• Oyun oynayan çocuğun oyunu birden bire kesilmemeli, oyununu tamamlaması için önceden bilgi verilmelidir.Oyuncakları bir kutuda toplamayın!• Oyuncakların hepsini bir kutuya doldurmak yerine, oyuncaklar özelliklerine göre gruplandırılmalıdır. Çocuğun aynı düzeni sağlaması istenmelidir.• Benzer oyuncaklardan çok fazla almak yerine, çocuğun farklı oyunlar kurabileceği çok amaçlı oyuncaklar tercih edilmelidir.Çocuk oyuncağını kendi seçmeli• Oyuncak alırken çocuğun seçmesine izin verilmelidir. Her hangi bir nedenle çocuğun seçtiği oyuncak alınamıyorsa nedeni çocuğa açıklanmalıdır.• Oyuncak alırken farklı gelişim alanlarına hitap etmesine dikkat edilmelidir.• Oyuncakların mutlaka satın alınması gerekmez, çocuğunuz ile birlikte çeşitli oyuncaklar yapabilirsiniz.Oyuncakları ara sıra saklayın• Çocuğunuzun oynadığı oyuncaklara ilgisi azaldığı zaman bir süre ortadan kaldırıp daha sonra tekrar ortaya çıkarabilirsiniz.• Çocuğunuzla oyun oynarken sadece çocuğunuz ve oynadığınız oyunla ilgilenerek oyunlar oynayınız.• Çocuğunuzla oyun oynayarak ona yaklaşma ve duygularını tanıma imkânı bulabilirsiniz. Oyun çocukla iletişim kurmanın ve çocuğu tanımanın en etkili yoludur.Çocukla oynamak bağları güçlendiriyorÖğretim görevlisi Neşe Şekerci, anne ve babaların çocukların oyunlarına dâhil olduklarında aralarındaki ilişkiyi güçlendirdiğini belirterek şunları söyledi:• Çocuklar onaylandıklarını hissetmekte,•  Çocuk ve yetişkin arasındaki bağ güçlenmekte,•  Çocukların dikkat süreleri artmakta,•  Akranlar arası etkileşim daha olumlu hale gelmektedir.

29 OCA 2021

Hikâyeler ve Masallar Beyne Bilişsel Esneklik Kazandırıyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Görevlisi Elif Konar Özkan, çocuğun gelişim dönemine uygun kitap seçiminin önemine işaret ederek değerlendirmede bulundu.Kitap, çocuğun gelişimini destekliyorÇocuk yayınlarının temel amacının, dil zevki, kitap sevgisi ve okuma alışkanlığı kazandırmak olduğunu, bunların da nitelikli çocuk kitaplarıyla kazanılacağının aşikâr olduğunu belirten Öğretim Görevlisi Elif Konar Özkan, “Çocuklar, dünyayı keşfetmeye hayret ederek başlarlar. Dolayısıyla bir yandan gözlem ve deneme yanılma yoluyla dünyaya dair keşifleri devam ederken kitaplar da çocukların bu keşif egzersizlerine yardımcı olur. Böylece deneyimleri genişler, dile karşı hassasiyeti gelişir, kelime bilgisi artar, dağarcığı zenginleşir, bakış açısı ve ufku enginleşir. Tüm gelişim alanlarıyla birlikte estetik, sanatsal gelişimi de desteklenir, pekişir. Bu bağlamda çocuk kitaplarının nitelikli ve özenle hazırlanmış, yaş ve gelişim özelliklerine, ilgi ve ihtiyaca uygun seçilmiş olması gerekmektedir” dedi.Kitap seçiminde nelere dikkat edilmelidir?Erken çocukluk dönemi söz konusu olduğunda ilk akla gelenlerin, oyuncak kitaplar ve resimli kitaplar olduğunu kaydeden Özkan, çocuğa gelişim dönemine uygun kitap seçerken dikkat edilmesi gereken noktalara işaret ederek şunları söyledi:“Banyo kitapları veya oyuncak kitaplar olarak adlandırılan kitaplar, çocukların ilk tanıştığı kitaplar arasındadır. Bu kitapların çocuğun sağlığına zararı olmayan maddelerden yapılmış olmasına dikkat edilmelidir zira hepimizin deneyimlediği gibi çocuklar kitapların tadına bakmayı da çok severler. Daha sonra mukavva kitaplar ile tanışırlar. Bu tür ürünler hem ince motor becerileri hem de çocuğun oyun ve oyuncak ilişkisiyle birlikte kitaba aşinalık kazanması açısından önemlidir.Resimli kitaplar çocuk ve yetişkin arasında iletişim kuruyorBir sonraki aşamada ise ABC kitapları adı verilen resimli kitaplar devreye girer. Resimlerin çocuğa gösterilerek hikâyenin anlatıldığı bu tür kitaplar ise hem yetişkinle çocuğun iletişim kurmasını hem de kavram ve dil gelişimi özelinde bilişsel gelişimini destekleyerek çocuğun dünyayı tanımasını sağlar.2-4 yaş arasında; birbiri ile ilişkili resim ve cümlelerden oluşan, tek olaylı, neşeli ve gerçekçi öyküler ilgi uyandırıcıdır. Bu yaşlarda çocuk sadece dinleyici de değildir artık anlatmaya da başlar. Dinlediği öyküleri resimlere bakarak tekrar tekrar anlatmayı ve kitaptaki her bir ayrıntı ile ilgili soru sormayı sever. Bu şekilde dikkatle dinlemeye, sormaya ve anlatmaya alışan çocukların çevreye uyum sağlaması da kolaylaşmış olur. Çocukların sözlü anlatım becerisinin gelişmesi ileride yazılı anlatım becerilerinin gelişmesine de yardımcı olacaktır.4-6 yaş arasında; çocuklar okunan kitapları dinlemeyi, dinlediği kitaplara dair sorular sormayı ve soruları cevaplamayı, öyküden farklı öyküler çıkarmayı öğrenir ve sever.5-6 yaş çocukları; kitaplardaki resimlerin ayrıntılarıyla ilgilidirler ve bu durum onların hayal gücü ve estetik gelişimi açısından önemlidir. Kitapların çocuklar tarafından sevilmesi, dinlenmesi ve okunması için biçim (kullanılan malzeme, boyut, ağırlık, kapak ve ciltleme, punto, mizanpaj ve resimleme) ve içerik (tema, konu, karakterler, dil ve üslup) açısından özenle, çocuğa göre ve çocuk gerçekliğine uygun hazırlanmış olması gerekir. Bu noktada çocuğu ve niteliği önemseyen, alanda bilinen yayınevlerinin kitapları tercih edilmelidir.”Kitapla tanışmak için bir alt sınır yokÇocuğun kitapla tanışması için belli bir yaş sınırı olmadığını belirten Öğretim Görevlisi Elif Konar Özkan, “Uzun zamandır çocuk gelişimi, eğitimi ve ruh sağlığı uzmanları ilk yılların ne kadar önemli olduğu konusunda hemfikir. Zengin uyaranların ve elverişli şartların çocuğun potansiyelini ortaya çıkarmasında ve tüm gelişim alanlarının desteklenmesinde önemli olduğu sürekli vurgulanır. Çocuğun çevresiyle olumlu etkileşimi, öğrenim ve öğretim faaliyetlerini kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Ayrıca çocukların doğuştan meraklı ve öğrenmeye hazır olduklarını ama öğretilmekten hoşlanmadıklarını, en iyi öğretim ve öğrenim yolunun rol model/örnek olma olduğunu da bilmekteyiz. Dolayısıyla kitaplarla tanışmak için bir alt yaş sınırı yoktur demek yanlış olmayacaktır. Kitap okumaya daha erken başlanamadıysa hiç değilse bir yaş civarı bu bağı kurulmalıdır” diye konuştu.   Kitap okumak mı hikâye anlatmak mı daha yararlı olabilir?Çocuğa kitap okumanın ve hikâye anlatmanın yerinin ayrı ve önemli olduğunu ifade eden Elif Konar Özkan, şunları söyledi:“Hikâye ve masal anlatmak ve dinlemek, farklı yolakların çalışmasını, hayal gücü kullanımını gerektirdiği ve sözcük dağarcığını geliştirdiği için küçük yaşlardan itibaren ihmal edilmemesi gereken bir faaliyettir. Hikâye ve masalların alternatif gerçeklik etkisiyle beyni ve ayna nöronları etkilediği pek çok uzman tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Hikâyeler, ‘bilgi aktarımı, normları dayatma ve aykırı değerleri kontrol etme’ açısından önemlidir. Masallar ise ahlaki değer ve gelenek aktarımını sağlamaktadır. Ayrıca vücut dili, ses, hayal gücü göstergeleri beyinde gerçek yaşantılarla ve hayali tecrübelerde aynı tepkiyle karşılanmaktadır. Dolayısıyla erken yaştan itibaren dinleme becerileri çocuğun tecrübe hanesini zenginleştirecektir.”Beyin gelişimine de katkılar sağlıyorHikâye ve masalların tedavi edici, iyileştirici, terapötik bir yönü olduğunun da bilindiğini belirten Elif Konar Özkan, “Beyin için hikâyeler/masallar, yaşamsal tehditlere karşı savunma tepkileri hazırlar; bilişsel esneklik kazandırır. Bunlar adeta insanoğlu için hayatta kalma stratejileri ve kendini koruma davranışı egzersizleridir. Tabii anlatımda da tıpkı kitap seçiminde ve okumada olduğu gibi dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Anlatımda tüm duyuları harekete geçirecek şekilde anlatmak; canlı tanımlamalar, betimlemeler ve çağrışıma açık ifadeler kullanılması etkili olacaktır. Ayna nöronların tetiklenmesi hâlinde hikâye dinleyen, anlatan gibi hikâyenin/masalın içine girer; dinleyen için anlatının etkisi temsili özdeşim kurma açısından önemlidir. Kitap okumada dil ve söyleyiş ilkelerine uygun okumaya dikkat edilmelidir. Doğru telaffuz ile dinleyeceği kitaplar çocuğun hem günlük yaşam becerilerine hem de akademik başarısına katkıda bulunacaktır” diye konuştu.“Aileler ve eğitimciler, çocuklara sık sık hikâye, masal, mesel, anekdot anlatmalı ve sesli kitap okumalıdır” diyen Elif Konar Özkan, “Çocukların yaşına, yeteneklerine, ilgilerine, ihtiyaçlarına, gelişim özeliklerine uygun kişisel kitaplık/kütüphane oluşturmak, il/ilçe halk kütüphanelerine üyelik, okuma alışkanlığı oluşturulması için iyi olacaktır. Çocukların harçlıklarının bir kısmını kitaplara, dergilere harcamak konusunda rehberlik edilmelidir. Çocukla birlikte geçirilen vaktin bir süresi okumaya ayrılmalıdır. Çocuklarla okunan kitaplar hakkında konuşulmalı, sohbet edilmelidir” dedi.Çocuğa çizgi film izletmek mi kitap okumak mı daha yararlıdır?Kitap okumanın gelişim alanları açısından daha öncelikli olduğunun altını çizen Elif Konar Özkan, şu tavsiyelerde bulundu:“Televizyon izleme ve ekranla ilişkinin sınırlandırılması özellikle erken dönemler için dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Televizyon ve ekranın her türlüsünün bakıcı gibi kullanılmaması mühimdir. Çocuklarla ilgili alanlarda çalışan pek çok uzman (psikolog, pedagog, çocuk gelişimci, psikolojik danışman vb.), özellikle erken çocukluk döneminde, çocuğun ekranın her türlüsünden uzak tutulmasını tavsiye etmektedir. Ekran, çocuğun hareket ve oyun imkânını kısıtlamakta, hayal gücünü ve dilini kullanmasına ket vurmaktadır.Çocuklara uygun deneyimleri destekleyerek, çocuğa iyi bir televizyon izleyicisi ve ekran kullanıcısı olarak model olmak gerekmektedir. Çocuğu televizyon veya ekranla tek başına bırakmak olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Çizgi film izlemede de tıpkı kitap seçiminde olduğu gibi çocuğun kişilik ve gelişim özelliklerine uygun seçimler yapmak önemlidir. Ekranın karşısında çocukla birlikte olmak ve seyredilenlere dair konuşmak, sohbet etmek, soru sormak ve çocuğun sorularına cevap vermek yerinde olacaktır. Erken çocukluk dönemlerinden itibaren çocuğa bilinçli ve eleştirebilen bir bakış açısı kazandırabilmek için model olmak şarttır. Aileler ve eğitimciler hem kendileri medya okuryazarlığı konusunda bilinçlenmeli hem de çocuklara bu konuda rehberlik etmelidir.”  Çocuğa kitabın değerini hissettirmek önemliÖğretim Görevlisi Elif Konar Özkan, çocuk yayınları konusunda öncelikle çocuğu tanımak gerektiğini belirterek “Mutlaka nitelikli çocuk edebiyatı ve çocuklara yönelik diğer yayınları seçmek; okuma, anlatma, canlandırma, kukla gibi çocuğa uygun ve etkili yöntemleri seçerek uygulamak önemlidir. Nitelikli örneklerle arşiv oluşturmak, kitabın çocuğa hediye edilebilecek değerde olduğunu hissettirmek, çocuğun gelişimini desteklemek ve çocuğun hayatını anlamlandıracak bir okuryazar olarak yetiştirilmesi açısından dikkate alınmalıdır” diye konuştu. 

28 OCA 2021

Normal ses düzeyi rahatsız ediyorsa dikkat!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Arş. Gör. Mina Gök ve Arş. Gör. Busemnaz Avşar, seslerin tahammül edilemez hale geldiği ses yüksekliği algısı bozukluğu olarak tanımlanan hiperakuzi hakkında önemli bilgiler paylaştılar.Normal sesler rahatsızlık verebiliyorHiperakuzinin odyolojik literatürde en sık kullanılan terimler arasında olduğunu belirten Odyoloji Bölümü Arş. Gör. Mina Gök, “Hiperakuzi, normalde zararsız olduğu düşünülen seslerin tahammül edilemez hale geldiği ses yüksekliği algısı bozukluğudur ve oldukça sık görülür. Sağlıklı kişilere rahatsızlık vermeyen sesler, hiperakuzili bireyler tarafından çok yüksek hatta acı verici olarak algılanabiliyor. Hiperakuzi birbirlerine benzerliği nedeniyle sıklıkla fonofobi ve mizofoni ile karıştırılıyor. Oysaki hiperakuzi işitme sistemi kaynaklı bir bozukluktur. Mizofonide kişiler yalnızca bazı özel seslere hassasiyet gösterirler. Fonofobi ise ses korkusudur ve her ikisi de duyguların düzenlendiği beyin bölgesi ile alakalı bozukluklardır” dedi.Hayat kalitesini düşürüyorHiperakuzinin yaşamın sosyal, psikolojik, akademik ve ekonomik alanlarını etkileyerek hayat kalitesini düşürebildiğine dikkat çeken Gök, “Ağır vakalarda durum eve kendini kapatmaya kadar gidebiliyor. Hiperakuzi rahatsızlığı yaşayan bireyler günlük ve normal ses şiddetindeki seslere tahammül edemezler, bazı çevresel sesler onlar için işkence haline gelir. Ayrıca hastalarda baş ağrısı, denge sorunları, koku ve ışığa duyarlılık gibi şikâyetler de görülebiliyor. Hastalara rahatsızlığa neden olan sesler sorulduğunda pes ve tiz seslerden trafik sesine kadar geniş bir bantta seslerden rahatsızlık duydukları yanıtı alınmıştır. Gürültü, rahatsızlık faktörlerinden sadece bir tanesidir. Hastalar arasında hiperakuziye bağlı zorluk yaratan sesler ve durumlar değişkenlik gösteriyor” ifadelerini kullandı. Hiperakuzi çınlama habercisi olabilirArş. Gör. Mina Gök, hiperakuzisi olan hastaların yaklaşık yüzde 90’ında çınlama şikayeti gözlendiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle hiperakuzinin çınlama habercisi olabileceği ve her iki olgunun da benzer mekanizmalardan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Kulak çınlaması ve hiperakuzi; anksiyete ve stres ile şiddetlenebiliyor. Ayrıca her iki durum için de depresyon görülme olasılığının oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Yaygın görülen bir rahatsızlık olmasına rağmen hiperakuzinin nasıl oluştuğu hakkında evrensel bir fikir birliği olmamakla birlikte yüksek gürültüye maruz kalma en yaygın neden olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, mesleki gürültü maruziyeti ve gürültüye bağlı işitme kaybı başlıca risk faktörleri olarak gösteriliyor. Araştırmalar; profesyonel müzisyenlerin, özellikle de pop/rock müzik çalan ve kendilerini uzun süreli yüksek şiddette sese maruz bırakan kişilerin hiperakuziye yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.”Risk faktörleri sorgulanıyorAyrıntılı bir hasta hikayesinin odyolojik değerlendirmenin ilk basamağı olduğunu belirten Arş. Gör. Busemnaz Avşar, “Hiperakuzi için olası risk faktörleri sorgulanırken; bir psikiyatrik hastalığın olup olmadığı, gürültüye maruz kalma ve akustik travma geçmişi gibi durumların mutlaka gözden geçirilmesi gerekiyor. Hiperakuzi tanısında kullanılan birkaç yöntem vardır. Bunlar odyologlar tarafından yapılan ses yüksekliği rahatsızlık seviyelerini ölçeklendirme teknikleridir. Desibel cinsinden ölçülen ses yüksekliği rahatsızlık seviyesi (LDL), kişinin bir sesi rahatsız edici derecede yüksek olarak algıladığı noktayı tanımlar. Hiperakuzili hastalarda bu ses seviyesi, ortalama seviyenin 100 dB HL olduğu genel popülasyona kıyasla çok daha düşüktür. İşitme kaybının etkisi olmaksızın hiperakuzi, tüm frekans bantlarını etkiler. Böylece hastaların odyometrik bulgularında LDL seviyesinin benzer şekilde tüm frekanslarda azaldığı görülür” dedi.Odyometrik testlerde dikkatli olunmalıOdyometrik testlerin azami özen gösterilerek yapılması gerektiğinin önemine dikkat çeken Avşar, “Burada dikkat edilmesi gereken nokta, odyologlar tarafından hastaya verilen ilk test tonunun özenle belirlenen bir seviyede tutulması gerektiğidir. Aksi halde, kişiyi rahatsız olacağı uyarana maruz bırakmak, yardım etmek yerine bu sıkıntıyı artırma ve durumu daha da kötüleştirme riskini taşır. Rahatsızlık eşiğini aşma olasılığı olan diğer testlerden de kaçınılmalıdır” ifadelerini kullandı.Nörolojik semptom varsa görüntüleme teknikleri kullanılmalıHiperakuzili hastalarda tek taraflı semptomlar ve odyolojik bulgular gözlendiğinde nörolojik semptomların varlığı gibi durumlarda görüntüleme tekniklerinin kullanılması gerektiğini belirten Avşar, “Görüntüleme yöntemini seçerken de hastanın durumu her zaman göz önünde bulundurulmalı. Örneğin MRI taramalarına kıyasla bilgisayarlı tomografi (BT) gibi daha sessiz yöntemlerin kullanılması gerekir” dedi. Tinnitus Yeniden Eğitim Terapisi yönteminin popülaritesi artıyorBazı iç kulak kaynaklı hiperakuzi durumları için cerrahi müdahale gerekli olabildiğini ve operasyona tetkikler sonrası Kulak, Burun, Boğaz hekimlerinin karar verdiğini belirten Arş. Gör. Busemnaz Avşar, “Hiperakuzi tedavisi hastalık nedeniyle oluşan psikolojik yükü hafifletmeyi amaçlıyor ve genelde fiziksel semptomları ortadan kaldırmayı hedefliyor” diye konuştu.Avşar, hiperakuzi tedavi yöntemlerini şöyle sıraladı:Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) en etkili yöntemlerden biridir. LDL seviyesini arttırarak normale yaklaştırdığı ve hiperakuzi şiddetini azalttığı gösterilmiştir.Tinnitus Yeniden Eğitim Terapisi (TRT) hastayı durumu hakkında bilgilendirmeyi amaçlamaktadır ve hiperakuzi için kullanımı giderek popüler hale gelmektedir.     Alternatif tedaviler de hiperakuzi için tercih edilebiliyor. Vitamin takviyeleri, akupunktur, egzersiz, yoga, meditasyon, masaj, gevşeme terapisi ve hipnoz gibi yaklaşımlar uygulanabiliyor.

27 OCA 2021

İnce: “Başka amaçlarla yapılmış binalar hastaneye çevrilemez”

“Başka amaçlarla yapılmış binalar hastaneye çevrilemez”Uzun yıllardır hastanelerde yangın güvenliği konusunda çalışmalar yapan İnce; “Hastaneler yangına karşı en riskli binalar. Özellikle hastane binalarında tasarım aşamasında yangına karşı güvenlik önlemlerinin alınması gerekiyor. Başka amaçlarla yapılmış binalar hastaneye çevrilemez. Maalesef öyle yapıldığını da görüyoruz. Otel olarak yapılmış birçok binanın hastane binası olarak kullanıldığını görüyoruz. Bir binanın hastane olabilmesi için o kadar çok nitelik gerekiyor ki daha kazma vurulmadan, tasarım aşamasında diğer mimarlarla birlikte projeye yangın uzmanı gözüyle bakılması gerekiyor. Sonradan bunları yapmak, binaları yıkıp yapmak kadar zor. O yüzden yapılan binalar daha tasarım aşamasındayken hastane binası olarak tasarlanmalı.” Dedi.“İtfaiye teşkilatlarına ulaşım ve erişim imkânları da bizler için önemli”İnce, sözlerinin devamında hastanelerin konumlarının çok önemli olduğuna dikkat çekerek; “Hastane yalıtım güvenliğini dikkate alırken aynı zamanda itfaiye teşkilatlarına ulaşım ve erişim imkânları da bizler için önemli. İtfaiye buraya kaç dakikada gelebilir? Hangi cephelerden erişebilir? En yakın itfaiye istasyonu kaç kilometre uzaklıkta? Yoğun trafikte bile ne kadar sürede ulaşabilir? Gibi bilgiler hastane yöneticilerinin ihtiyacı olan bilgilerdir. İkinci ve üçüncü en yakın itfaiye istasyonu bilgilerinin hastane ve acil durum yöneticilerinin planlarında kayıtlı olması lazım.” İfadelerini kullandı.“Yangında asıl tehlike duman ve zehirli gazdır”Yangında asıl tehlikenin duman ve zehirli gaz olduğunu belirten İnce; “Yangının maruz bırakacağı duman, zehirli gazlar, boğulma ve zehirlenmenin olduğu yangınları ele aldığımızda zarar görme ve ölümlerin büyük bir çoğunluğu yangının çıkarmış olduğu duman ve zehirli gazlardan kaynaklanıyor. Hastanelerde çalışanlar da binayı kullananlar da sağlıklı insanlardır. Ama hastanelerde aynı büyüklükteki yangının maruz bırakacağı hastaların hareket kabiliyetleri yok. O nedenle hastanelerde risk çok. Bu yüzden hastanelerde kesinlikle iç yangının çıkmaması lazım. Mevzuat ve standartların istediği önlemleri kesinlikle almak lazım.” İfadelerini kullandı.

25 OCA 2021

16’ncı “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” Programı Gerçekleştirildi

Covid-19 sürecinde Bireylerin Psikolojik duygu durum değişiklikleri ve geliştirilen aktivite programlarıKlinik psikolog İpek çalışkan Covid-19 sürecinde bireylerin psikolojik duygu durum değişiklikleri ve geliştirilen aktivite programları konusunda bilgiler verdi. Çalışkan, “salgınlar insanların var olduğundan beri dünyada kaydedilmiş. Corona ve pandemi süreci aslına bakarsanız deprem gibi sel gibi tsunami gibi nitelendirilen zorlayıcı yaşam olayları kategorisine eklenmiş. Ve bunların yetişkinler ve çocuklar üzerindeki ruhsal etkileri var. Maalesef ki bu etkiler tramvatik etkiler. Bu süreç uzun ve belirsiz bir süreç olduğu için travmatik etkileri de açıkçası zorlayıcı yaşam olaylarının sonuçları olarak ortaya çıkıyor. Fakat en çok görülen ruhsal bozukluk olarak değerlendirdiğimiz kaygı düzeyinin artması” dedi.Ergoterapi bakış açısıyla şizofreni hastalığının değerlendirme ve müdahale yöntemleriErg. Melike Şahan ergoterapi bakış açısıyla şizofreni hastalığının değerlendirme ve müdahale yöntemleri konusunda sunumunu gerçekleştirdi. Şahan “Şizofreni bir bireyin ruh halini, davranışlarına, hareketlerini, gerçeği algılayış şeklini ve düşüncelerini çarpıtarak değiştiren, ailesi ve sosyal çevresi ile ilişkilerini bozan psikotik bir hastalıktır. Şizofreninin ortaya çıkışı tek bir nedene bağlı değildir. Birden fazla sebebin bir araya gelmesi ile ortaya çıkıyor. Şizofreni beynin limbik sistemini frontal korteksini ve bazal ganglionlarını etkilemektedir. Şizofreni tanısı alan bireylerin genel beyin hacminde küçülme bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda şizofreni tanısı koyulmuş kişinin beynine çok fazla bilginin İletildiği ama kişinin bunları ayıklayamadığı ve bütünleştiremediği sonucuna varmıştır.” Şeklinde konuştu.Gelişimsel bozukluk taılı bireylerde snoezelen terapi uygulamalarının görsel sistem üzerine etkileriErg. İremnur Soylu da yaygın gelişimsel bozukluk tanıdığı bireylerde snoezelen terapi uygulamalarını görsel sistem üzerindeki etkisi değindi. Soylu “İlk olarak görsel sisteme gelen dünyayı tanımamızı sağlayan bize nesnelerin uzaklıkların yakınlıklarını mesafelerini ayarlamamızı sağlayan bilgileri görsel sistem üzerinden alırız. Ve görsel sistemi ayırt etmek için de gelişimsel olarak belirli bir kognitif işlemleme yapmamız gerekir ve uyaranları ayırt etmemiz gerekir. Dolayısıyla görsel sistem bizim için çok önemli bir hale geliyor. Görsel sistem duyusal girdi, tüm gelişimsel süreçlerin başlangıcıdır ve ilk yıldaki görmenin genel gelişim üzerindeki etkisi, işletme sürecinden daha kapsamlı ve belirgindir. İfadelerini kullandı.Pandemi sürecinde davranış problemleri olan çocukların okul yönetiminde ergoterapistin rolüErg. İsa Kör Pandemi sürecinde davranış problemleri bulunan çocukların okul yönetiminde ergoterapistin rolü konusuna değindi. Kör “Biz davranış problemlerine baktığımızda davranış problemleri göstermiş çocukların ilerde daha büyük problemlerle karşılaşacağını düşünüyoruz. 2016 yılında ABD’de yapılan bir araştırmada 6-11 yaşları arasındaki çocukların yaklaşık 2 milyon 260 bin 000’unun davranış problemlerine sahip olduğu görülüyor. Bu oran çok büyük bir oran. Bu çocukların pandemik felaketlerde hiperaktivite, davranış problemleri, genel psikolojik problemlerde bize epidemiyolojik araştımalar söylüyor ki davranış zorluklarıyla bu çocuklar yüzleştiyorlar. Burada çocukların çevresel ve aile faktörleri çocukların davranış problemlerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunuyor. Bunlar bir risk faktörü olarak görünüyor” dedi.Pandemide evden çalışma sürecinde karpal tünel sendromuKarpal tünel sendromu konusunda değerlendirmelerde bulunan Erg. Neşe Erden “Karpal tünel sendromu, el bileğinin Karpal tünelinden geçerken median sinirin sıkışmasının neden olduğu bir tuzak nöropatisidir. Tuzak nöropatisi en çok karşılaştığımız nöropatilerden ve neredeyse yüzde doksanını oluşturuyor. Karpal tünel El bileğinde bulunan ele giden tendon, sinir ve damarların geçtiği bir kanal yapısıdır. Epidemiyolojisinde mesleki riske bağlı olarak aslında daha çok karşımıza çıkıyor, daha çok 36 ve 60 yaşlarında kadınlarda yaygın olarak çıkıyor. Kadınlarda yaygın olmasının sebebi de erkeklere göre Karpal kanalın daha dar oluşundan ve hormonal sebeplerden dolayı. Özellikle el bileğini sürekli bükülü kaldığı durumlarda veya el ve el bileğini sürekli yük binen işlerde çalışanlarda daha sık görülür” İfadelerini kullandı.

22 OCA 2021

Üsküdar Üniversitesi Aday Öğrencileri Bilgilendirmeye Devam Ediyor

Meslek tanıtımları gerçekleştirildiÖğrencilerin kariyerlerine yönelik çalışmalarına devam eden Üsküdar Üniversitesi fijital üniversite anlayışıyla online meslek tanıtım buluşmaları gerçekleştiriyor. Bu kapsamda Bahçelievler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Bilyön Koleji, Zonguldak Devrek Anadolu Lisesi, ODTÜ Geliştirme Vakfı Kocaeli Okulları, Sabri çalışkan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Ümraniye Era Koleji aday öğrencilerine meslek tanıtımları gerçekleştirildi.SHMYO TanıtıldıSağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdürü Yardımcısı Öğr. Gör. Ömer Faruk Karasakal adaylara Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda yer alan programlar ile ilgili bilgilendirme yaparken, Öğr. Gör. Selen Akçay Gıda Teknolojisi, Öğr. Gör. Eyser Kılıç Boz Biyomedikal Cihaz Teknolojisini, Öğr. Gör. Müge Çolakoğlu Özer Çocuk Gelişimini, Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karaoğlu Sağlık Kurumları İşletmeciliğini anlattı.Mühendislik ve Sağlık Bilimleri Bölümleri Anlatıldı Öte yandan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Gökhan Apaydın öğrencilere Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü anlatırken, Prof. Dr. Tunç Çatal Moleküler Biyoloji ve Genetik, Dr. Öğr. Üyesi Uğur Çini Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Dr. Öğr. Üyesi Murat Anlı Endüstri Mühendisliği, Arş. Gör. Mina Gök Sağlık Bilimleri Fakültesi bölümleri, Berfin Demirci de Ergoterapi, bölümlerini anlattı.İkinci dönemde de devam edecekÜniversitenin sağladığı eğitim imkânları, mezuniyet sonrası iş olanakları hakkında öğrencilere detaylı bilgi verilen buluşmalar eğitim öğretim yılının ikinci döneminde de devam edecek.

20 OCA 2021

Prof. Dr. Konrot: “İletişim ve dil konuşmada ayırıcı tanıdır”

“İletişim ve dil konuşmada ayırıcı tanıdır”Prof. Dr. Ahmet Konrot, dil ve konuşma terapistliğinin ne olduğunu, ne ile uğraştığını anlatmasının ardından iletişim ve iletişimde oluşan sorunlara da değindi. Konrot, sözel dil, sözel olmayan dilden ve ayrıştırılmış eğitim ortamlarında sıklıkla görülen ve görülebilecek olan konuşma bozukluklarından bahsederek; “İletişim ve dil konuşmada ayırıcı tanıdır.” Dedi.Dil ve konuşma bozuklukları eğitimi, yönetim ve uzmanlık gerektiriyor!Bütünleşme bağlamında eğitim ortamlarında sıklıkla görülebilecek iletişim-dil- konuşma bozukluklarını detaylı olarak ele alan Prof. Dr. Konrot, bu alanların hepsinin dil ve konuşma bozuklukları kapsamında yönetim ve uzmanlık gerektirdiğini vurguladı. Konrot; “Dil-konuşma bozuklukları yönetimi çok yönlü ve herkesin kendi payına düşeni gerçekleştirdiği çok paydaşlı bir süreçtir.” İfadelerini kullandı.

19 OCA 2021

“Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” Programının 15’incisi Gerçekleştirildi

Erg. Didehan Eskiüçtepe: “Amacımız 65 yaş üstüne yaşamda aktif rol vermek”“Covıd-19 sürecinde 65 yaş üstü bireylerde Psikososyal destek Ergoterapi yaklaşımıyla ev temelli aktivite programı” konusunda konuşan Erg. Didehan Eskiüçtepe; “Projemde bireyler için dağıtımı hedeflenen bir örnek aktivite önerisi programı ve temsili iki saat dilimine göre aktivite programı uygulamayı hedefledim. Ergoterapistler olarak temel amacımız, aktivite adaptasyonu ve 65 yaş üstü bireylere yaşamın içerisinde aktif rol vermeyi sağlamaktır.” Şeklinde konuştu.Erg. İrem Hayta: “Karantina sürecinde ev temelli çalışmalara devam ediyoruz”Erg. İrem Hayta “Karantina sürecinde hidrosefali çocuklara Ergoterapi müdahalelerinin önemi” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Ergoterapi müdahalelerinin çocukların tüm hayatındaki süreçlerde etkili olduğuna değinen Hayta; “Bu süreçte ailelerle iletişim içinde olmamız çok önemli. Çocuğun bütün hayat mücadelesinde yönlendirmeyi bizler sağlıyoruz. Ailelere destek oluyoruz. Sosyal, okul ve ev ortamlarında sorunlar yaşanabiliyor. Aktivitelere yönlendirmek için ev düzenlemeleri önemlidir. Karantina sürecinde ev temelli çalışmalara devam ediyoruz. Gelişim basamaklarını takip ediyoruz.” Dedi.Erg. Menekşe Yüksel: “Gençleri umutsuzluk öldürüyor”Erg. Menekşe Yüksel, “Covıd-19 sürecinde artan çocuk ve gençlerdeki intiharı önlemek için Ergoterapist desteği” konusunda değerlendirmelerde bulunarak; “Artık çok küçük yaşlarda intihar vakalarını görebiliyoruz. Gelecek kavramına umutla bakamazsa birey, intihar kaçınılmaz oluyor. Çocuklar ve gençler bu noktaya gelmeden önce gelecek planlarını oturtmak adına birçok şey yapabiliriz. Son çare intihar değildir, bunu öğretmek gerekiyor.  Ekonomik sorunlar, ruh sağlığı bozuklukları, gelecek kaygısı, din, medya gibi faktörleri de sebepler arasında görebiliyoruz. İntihar ciddi bir olaydır. Gençleri umutsuzluk öldürüyor.” İfadelerini kullandı.Erg. Nihan Yurdadön :“Fleksör Tendon yaralanmalarında rehabilitasyonun amaçları var”"Covıd 19 döneminde Fleksör Tendon yaralanmaları Rehabilitasyon süreci ve müdahaleleri” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Erg. Nihan Yurdadön; “Fleksör Tendon yaralanmalarında rehabilitasyonun amacı, hastanın parmak hareketlerini arttırmak, mümkün olan en iyi fonksiyonel duruma ulaşmak, mesleki ve rekreasyonel faaliyetlerini yeniden kazanmasını sağlamak ve GYA da bağımsızlığı oluşturmaktır.” Dedi.Erg. Mehmet Küçük : “Su içi etkinliklerin yararı çok oluyor”  Erg. Mehmet Küçük: “Özel Gereksinimli çocuklarda bir müdahale yaklaşımlı su içi etkinlikler” konusunda sunumlarını gerçekleştirdi. Küçük; “Özel eğitimin bir tamamlayıcısı olarak, özel gereksinimi olan bireyler için hareket temelli etkinlikler önemlidir. Toplumsal yaşama sağlıklı bir katılım gerçekleşir. Su içi etkinliklerin yararı ve önemi çoktur.  Bireyin genel ruh halini olumlu etkiler.” İfadelerini kaydetti.

14 OCA 2021

14’üncü “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” Programı Gerçekleştirildi

Erg. Sedanur Yılmaz: “Danışanın öyküsünün alınması çok önemli”“Covid-19 sürecinde fibromiyalijisi olan geriatrik bireylerde düşmeyi önlemeye yönelik yaklaşımlar” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Erg. Sedanur Yılmaz: “İlk adım olarak danışanın öyküsünün alınması çok önemli. Ergoterapislerin ayrıntılı bir geçmiş için yeterli zaman ayırmaları gerekiyor. Biz karşımızdaki kişiye yeterli zamanı verirsek kişi kendini önemli hissetmiş oluyor, biraz daha anlaşılmış hissediyor. Ve aslında bu süreç bireylerin iyileşmesinde ilk adım olmuş oluyor. Bir sonraki adımda da ayrıntılı bilgi edinmek çok önemli. Ayrıntılı bilgi edinmek için ise mevcut şikayetleri dinleniyor, önceki düşmeler, mevcut veya daha önce kullanılan ilaçlar, görme şikayetleri, baş dönmesi, uyku sorunları, hafıza ve konsantrasyon zorlukları, aile, sosyal ve mesleki roller, önceki başarılı ve başarısız tedavi müdahaleleri mutlaka öğrenilmeli. Ergoterapi müdahalelerinde danışanın öyküsünün alınması çok önemli.” Dedi.Erg. Tayfun Zengin: “Madde bağımlılığı piskosoyal bir sorundur”Erg. Tayfun Zengin, “Madde bağımlılığı tedavisi görmüş bireylerde nüksün önlenmesinde Ergoterapi’nin rolü” konusunda değerlendirmelerde bulunarak; “Madde bağımlılarına yönelik Ergoterapi alanında Türkiye’de çok fazla çalışma yok. Ama üzerinde çalışmamız gereken bir konu. Kişinin hayatında olumsuz pek çok etkisi olmasına rağmen engelleyemediği bir istekle maddeyi kullanmaya devam etmesi bağımlılıktır. Madde bağımlılığı sadece bireyi değil bireyin çevresindeki insanları da olumsuz yönde etkileyen ve büyük zararları olan psikososyal bir sorundur. Burada özellikle aileyi ön plana çıkartmak gerekiyor. Bağımlı birey aileyi çok fazla etkiliyor. Bağımlı birey bağımlı olduğu maddeye vakit ayırdığı için öncelikle aileye yalan söylemeye başlıyor. Bu durum ilerleyen süreçte aile içi şiddete kadar varabiliyor.” Şeklinde konuştu.Erg. Kadriye Yağmurcu: “Ergoterapistlerin kişiye özel müdahaleleri günlük yaşam aktivitelerini daha anlamlı ve planlı hale getiriyor”“Pandemi döneminde fetal alkol spektrum bozukluğu riski taşıyan gebelere yönelik yaratıcı hareket ve dans içeren ergoterapi müdahaleleri” konusunda konuşan Erg. Kadriye Yağmurcu; “Fetal alkol sendromu gebelik döneminde anne adaylarını teratojen maddeler, yasadışı madde ve alkol kullanımı sonrasında bebeğin nörogelişimsel, nörobilişsel problemler yaşama riski ve bunun sonucunda ortaya çıkan gelişim gerilikleridir. Ergoterapistlerin kişiye özel müdahaleleri, uygulamanın yaratıcı hareket ve dans içerikli çalışmaların, günlük yaşam aktivitelerini daha anlamlı ve planlı hale getiriyor. Aynı zamanda bağımlı bireylerin içindeki boşluğunun hareket vasıtasıyla tamamlanması olumlu sonuçları da beraberinde sunmaktadır.” Dedi.Erg. Engin Şahin: “Beyinde dopamin eksikliği arttıkça Parkinson da ilerler”Erg. Engin Şahin “Karantina sürecinde Parkinson hastalarına Ergoterapi müdahalelerinin etkisi” konusunda sunumlarını gerçekleştirdi. Şahin; “Parkinson hastalığı ‘beyin sapı’ denilen bölgede gri cevher çekirdeklerinin hasarı sonucu dopamin salgılayan hücrelerin dejenerasyonu ve/veya kaybı nedeni ile ortaya çıkar. Fakat bu hasarın nasıl ortaya çıktığı ve hücrelerin neden tükendiği henüz bilinmemektedir. Parkinson hastalığı dopamin sentezleyen hücrelerinin hasara uğraması ile oluşur. Parkinson hastalığına yol açtığı hareket bozukluğu ilerleyici ve kroniktir. Beyinde dopamin eksikliği arttıkça hastalık da ilerler.” İfadelerini kullandı.Erg. Amine Kalkan: “Bizim temel amacımız çocukların kendi başlarına yemek yiyebilmeleri”Erg. Amine Kalkan “Pandemi döneminde çocuklarda duyusal kaynaklı beslenme ve yeme zorluklarına Ergoterapi müdahaleleri”  konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kalkan Ergoterapinin yeme, beslenme ve zaman aktivitelerine katılımındaki rolü konusuna değinerek; “Biliyorsunuz ki yemek yeme aktivitesi günlük yapılan temel bir aktivitedir. Çocukların katılımını sağlamak için yemeğin günlük hayatta önemli bir yeri var. Çocukların kendi başlarına yemek yiyebilmeleri bizim buradaki temel amacımız aslında. Bu bağımsızlığın önüne geçen duygusal, bilişsel, fiziksel problemler bizim de çalıştığımız alanlar içerisine giriyor. Ergoterapistler kişinin kendi kendine yemek yiyebilmesinin ve beslenmesinin ne kadar önemli bir günlük yaşam aktivitesi olduğunu bilirler. Beslenme çocuklar için gelişimsel yapıtaşlarından biridir. Çocuklar ile aileler için tıbbi, sosyal ve duygusal etkileri olan bir beceridir.” İfadelerini kullandı.

08 OCA 2021

Ergoterapi ile 2021’e Pozitif Uyum Etkinliği Gerçekleştirildi

Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde düzenlenen etkinlikte ergoterapide pozitif uyum ele alındı. Etkinliğin açılış konuşmasını Ergoterapi Bölümü 4.’üncü sınıf öğrencisi ve Ergoterapi Bölümü temsilcisi Berkay Karpuz yaptı. Ardından Ergoterapide Pozitif Uyum Kulübü başkanı Şevval Ateş de konuşmasını gerçekleştirdi.“Ergoterapi Bölümü öğrencileri konuşmalarını gerçekleştirdi”Etkinlikte aynı zamanda Ergoterapi Bölümü, 2’nci sınıf öğrencisi Ülkü Nur Erdem, 3’üncü sınıf öğrencisi Ayşe Metin ve 4’üncü sınıf öğrencisi Eda Gülsüm de konuşmalarını gerçekleştirerek Ergoterapi Bölümü öğrencilerine yeni yılda mutluluk, sağlık, pozitiflik ve başarı diledi.Ergoterapi mezunları Uzm. Psk. ve Erg.  Burak Çebi ve Erg. İsa Kör öğrencilere yeni yıl için bazı tavsiyelerde bulundu. Açılış konuşmalarının ardından Ergoterapi Bölümü 1. sınıf öğrencileri tarafından “Senden Daha Güzel Şarkısı” seslendirildi. Hemen arkasından 1. sınıf öğrencileri yeni yıl dileklerinde bulundu.2’nci sınıf öğrencilerinden oluşan Ergoterapide Pozitif Uyum Klubü “Emojilerle Şarkı Bulma Yarışması”, “Ergoterapi Hakkında Sorular” adlı yarışma “İşaret Dili ile Yeni Yıl Dileği”, “Neler Oluyor Hayatta Şarkısı” ve “1 Yılda Yılbaşı Etkinliklerimiz Nasıl Değişti?” adlı videolar izletildi.3’üncü sınıf öğrencilerinin hazırlamış olduğu bardaklarla şarkı gösterisi ve pozitif dileklerinin bulunduğu videoların gösterimi de sunuldu. Ergoterapi 4’üncü sınıf öğrencileri de “Yeni Yıl Dansı” gösterisi sundu. Yüksek lisans öğrencileri ve mezunların hazırlamış olduğu eğlenceli videolar seyredildi. Ve mezunların güzel dilekleri ergoterapi öğrencilerine sunuldu.Erg. İsa Kör, öğrencileri için hazırladığı şarkıyı seslendirdi. “Bir Yılda Yılbaşı Değişimi” videosu ise büyük beğeni topladı. Ödüllü bilgi yarışmasının ve emojilerle şarkı yarışmasının gerçekleştirildiği etkinlikte öğrenciler keyifli anlar yaşadı.Ergotereapi bölümü olarak bu zorlu dönemde modaretörlük yapan 4. Sınıflardan bölüm temsilcisi olan Berkay Karpuz’a yılın en iyi modaretürü ödülü verildi.Etkinlik sonunda Bölüm temsilcisi Berkay Karpuz ve Ergoterapide Pozitif Uyum Kulübü başkanı Şevval Ateş, Prof. Dr. Sevda Asqarova hocamıza ergoterapi öğrencileri adına yeni yıl dilekleriyle birlikte çiçek vererek ergoterapi öğrencilerine duygulu anlar yaşattı. Programın sonunda Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova yaptığı konuşmada; “Her birinizin benim için inci tanesisiniz” “Yeni yıl dileklerini ileten herkese teşekkür ediyorum. Çok güzel bir programdı. Şimdi işte olup programı izleyemeyenler var. Onlar da mutlaka izleyecekler ve sizin gibi gülümseyecekler. Onlara da yeni yıl dileklerimizi iletiyoruz. Gözlerinizden öpüyorum. Her biriniz benim için inci tanesisiniz. Sizler iyi ki varsınız. İyi ki benim öğrencilerimsiniz iyi ki Üsküdar Üniversitesindeyiz İyi ki Nevzat Hocamız bizlerle. Hep birlik ve beraberlik içerisinde böyle etkinlikler yapmaya devam edeceğiz.” Şeklinde konuşarak öğrencilerinin yeni yıllarını kutladı.

08 OCA 2021

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Her Yönüyle Ele Alındı

Prof. Dr. Cimete: “İklim değişikliği tüm canlıların sağlığını ve yaşamını etkiliyor” Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete, sempozyumla ilgili düşüncelerini dile getirerek, iklim değişikliği konusuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “İklim değişikliğinin Tüm canlılar üstünde çok önemli katkıları ve zararları var. Dolayısıyla bu alan belki her gün konuşsak ancak insanlarda farkındalık yaratabileceğimiz bir alan olur. İklim değişikliği tüm canlıların sağlığını ve yaşamını etkiliyor. Farkında olmamız ve duyarlı olmamız gerekiyor. Herkesin bu bilince, bu farkındalığa ulaşması ve elinden geldiğince hem kendi günlük yaşamı içinde hem daha politik güç yaratabilecek şekilde bir takım tedbirlerde alması gerekiyor.” Şeklinde konuştu.“Bizler küresel ısınmaya yön verecek son nesiliz”Sempozyumun açılış konuşması yapan sempozyum başkanı Nisa Sula; “Bugün küresel bir sorun haline gelmiş olan iklim değişikliğinin, canlı yaşamını olumsuz etkilediğini hepimiz biliyoruz. Aynı zamanda ekolojik sistemin dengesi de bu süreçte bozuluyor. İklim değişikliğinin etkisi tabi ki sadece sıcaklığa bağlı artışlara bağlı değil. Kuraklık, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı, bu sebeplerin artışı, aynı zamanda okyanus ve deniz su seviyelerinin yükselmesi, buzulların erimesi gibi etkenler sonucu bitkiler, hayvanlar ekosisteminin yanı sıra aynı zamanda insan toplulukları da ciddi oranda risk altındalar. Gelecek nesillere bir dünya bırakmak bizim elimizde. Bu gidişata yön verecek son nesil de bizleriz. Bugün harekete geçmezsek eğer her şey için geç olabilir.” İfadelerini kullandı.Sempozyumun devamında “Küresel Isınma ve Canlı Yaşamına Etkileri”, “Küresel Isınmanın İnsan Sağlığına Etkileri” ve “Küresel Isınmaya Karşı Önlemler” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi.

08 OCA 2021

Göçmenlerle Sosyal Hizmet Konuşuldu…

“Amacımız sosyolojik dengeyi sağlamak”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Abdullah Karatay moderatörlüğünde gerçekleştirilen programda mültecilere sağlanan imkânlar ele alındı.Derneğin kuruluş amacına ve faaliyetlerine yönelik paylaşımlarda bulunan Gökyıldız; “Mülteciler Derneği 8 Aralık 2014 yılında kuruldu. Amaç mültecilerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir yapı oluşturmaktı. Şu an 24 başlıkta hizmet veriyoruz ve hizmet verme sürecine yeni başlıklar ekleyerek devam ediyoruz. En son eklediğimiz başlık kariyer merkeziydi. Oluşturduğumuz yapı mültecilere hizmet verecek ve bütün kapsama ihtiyacını karşılayacak toplumsal bir yapı. Fakat amacımız sadece mülteciler değil, burada ikamet eden vatandaşların da problemlerini çözebileceğimiz, ihtiyaçlarını karşılayabileceğimiz bir yapı oluşturmak. Bu sayede sosyolojik dengeyi sağlamak.” Dedi.“Türkiye’deki mülteci sayılarında artış oldu”Türkiye’de artan mülteci sayısına dikkat çeken Gökyıldız; “Türkiye’de özellikle Suriye’deki göçmenlerin gelmesiyle birlikte mülteci sayısında çok artış oldu. Bu sayı az da olsa artmaya devam ediyor. Sonrasında gelen farklı gruplar da oldu. Özellikle Afgan gruplarının sayısı oldukça arttı. İstanbul Anadolu yakasında ise mültecilerin çoğunlukta olduğu yer Sultanbeyli.” Şeklinde konuştu.“Dil bariyerinden dolayı sorun yaşayan çocuklarımıza takviye eğitim sağlıyoruz”Dernek olarak dil bariyeri ile ilgili sorun yaşayan çocuklara destek sağladıklarını dile getiren Gökyıldız kadın konuk evleri konusuna da değinerek; “Dernek aracılığı ile herhangi bir akran zorbalığı ya da derslerinde dil bariyerinden dolayı eksiklik yaşayan çocukların hâkimiyet dereceleri geliştiriliyor. 55 tane okulun tamamında belli aralıklarla ziyaretler gerçekleştirip orada çocukların takiplerini yapıyoruz. Dil bariyerinden dolayı eksiklik yaşayan çocukları, çocuk eğitim merkezleri binasına raporlayıp o çocukların ders takviyelerini sağlıyoruz. Bu aşamada hem çocuğun kendini psikolojik olarak kötü hissetmesinin önüne geçiliyor hem de sınıfta da belli bir akış sağlanması hedefleniyor. Çalışmalarımız pandemi öncesinde böyle devam ediyordu, pandemiden sonra online’a çekmek zorunda kaldık. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik çalışmalarımız hala devam ediyor. Aynı zamanda kadın konuk evimiz var. Orada da farklı uyruklardan, savaşta eşlerini kaybetmiş, sonradan eşi vefat etmiş veya kimsesi olmayan kadınlar çocukları ile beraber gelip kalabiliyorlar. Tabi belli süreçleri var.” İfadelerini kullandı.

04 OCA 2021

Türk Gençleri Ailenin Önemini Pandemide Anladı

Üsküdar Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi tarafından Covid – 19 pandemi sürecinde aile ilişkilerinin nasıl etkilendiğini, sürecin aile içi sorunlara etkisini ölçmek üzere üniversite öğrencilerinin katılımı ile bir araştırma yapıldı. Yüzde 94’ü ailesi ile yaşayan bin 156 kişinin katıldığı araştırmada çarpıcı veriler ortaya çıktı. Sonuçlara göre katılımcıların yüzde 36’sınin Covid – 19 süreciyle birlikte aile ilişkileri olumlu yönde değişti. Gençlerin yüzde 87’si aileye çok önem verdiğini belirtti.  Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Barış ve Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Hüseyin Taylan, Türkiye genelindeki üniversitelerde öğrenim gören gençlerin katılımı ile ‘Covid – 19 Pandemi Sürecinde Türkiye’de Aile İçi Sorunlar’ araştırmasını gerçekleştirdi.Aile ilişkileri olumlu yönde değiştiAraştırmayı Türkiye genelindeki üniversitelerde öğrenim gören, çoğunluğu 18-24 yaş aralığında bin 156 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirdiklerini belirten Doç. Dr. İsmail Barış, “Ankete önlisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde katılım oldu. Yüzde 70’i kız öğrencilerden oluşan, yüzde 94’ünün ailesiyle birlikte yaşadığı öğrenci grubu olduğunu söyleyebiliriz. Covid-19 süreciyle aile ilişkilerinin olumlu yönde değiştiğini düşünenlerin oranı  yüzde 36, ‘ilişkilerimiz olumsuz yönde etkilendi’ diyenlerin oranı yüzde 12 olarak tespit edildi. Araştırmada gençlerin yüzde 87,1’inin aileye çok önem verdiği görüldü.” Dedi.Tartışmalar fiziksel müdahaleye varmadıDoç. Dr. İsmail Barış, araştırma verilerine aile içi sorunlar bağlamında yaklaştıklarında şu sonuçlarla karşılaştıklarını söyledi:“Covid-19 pandemi sürecinin ailedeki bazı sorun türlerini artırdığı, bazı sorun türlerinde ise azalma sağladığı sonucuna varılabilir. Örneğin aile içi tartışmalar ve fiziki müdahaleye varmayan kavgalar yüzde 23.4 artmışken, yüzde 13,5’inin ailesinde azalmıştır. Aile üyelerinin birbirini eleştirmesi yüzde 30 artmışken, yüzde 9’unun hanesinde azalmıştır. Katılımcıların yüzde 19,5’i ailede ev ekonomisi ile ilgili tartışma sıklığının arttığını, yüzde 6’sı azaldığını belirtirken; ev içi sorumlulukla ilgili tartışmalarda yüzde 34 artış yaşandığı görüldü. Dini ve siyasi konularda yüzde 16, alkol, sigara ve kumar gibi zararlı alışkanlıklar nedeniyle tartışmalarda ise yüzde 8 artış meydana geldi.  Akraba ve arkadaş çevresiyle ilgili tartışmalarda ise yüzde 14 artış olduğu görüldü.” Aile içi iletişim kopukluğu azaldıAraştırmanın aile içindeki iletişimle ilgili önemli sonuçlar ortaya koyduğunu ifade eden Barış, “Katılımcıların yüzde 14’ünün evinde aile içi iletişim kopukluğu azalırken, yüzde 50’si ise hiç iletişim kopukluğu yaşamadıklarını belirtti. Katılımcıların yüzde 10’u aile içi etkinliklerin ayrı yapılmasındaki oranın arttığını ifade ederken yüzde 17’si azaldığını, yüzde 37’si ise hiç etkinlik yapılmadığını dile getirdi.” Dedi.Eşler arasında sadakat yüksekDoç. Dr. İsmail Barış, araştırma sonuçları pandemi süresince eşler arasında olumsuz durumların yaşanmama oranının oldukça yüksek olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Katılımcıların yüzde 79’u eşler arasında aldatılma olayının evlerinde hiç olmadığını, yüzde 73.2’si kısıtlayacak ölçüde kıskanılma yaşanmadığını, yüzde 77,6’sı ayrılma ve boşanma ile tehdit edilme durumunun ailede görülmediğini söyledi. Katılımcıların sadece yüzde 1,8’i evlerinde fiziksel şiddetin arttığını belirtirken, yüzde 77’si fiziksel şiddetin hiç yaşanmadığını ifade etti. Hakaret, tehdit ve küfür eylemlerinde katılımcıların yüzde 5’i artış olduğunu belirtirken 61’i hiç yaşanmadığını dile getirdi.”Sonuçlar, ekonomik olarak yoksun bırakılma oranında yüzde 10 artış olduğunu gösteriyor diyen Doç. Dr. İsmail Barış, “Katılımcılardan yüzde 8’inin yanıtlarında ise alaya alınma ve küçük düşürülme eylemlerinde artış olduğu tespit edildi. İlgisizlik ve duyarsızlığın evlerinde hiç yaşanmadığını ifade edenlerin oranı da yüzde 61 olarak gerçekleşti.” Şeklinde konuştu.Doç. Dr. İsmail Barış: “Ev yaralıysa insan da yaralıdır”Her aile içi sorun türünde bazı aileler için artış, bazılarında azalış meydana geldiğini söyleyen Doç. Dr. İsmail Barış, şunları söyledi:“Ailede bir arada olmak, aile üyelerinin uzun bir vakit aynı çatı altında yaşamaları ve sokağa bile çıkmadan küçük ev odalarında bir arada olmaları özlenen bir tabloydu belki ama kapitalist hayat tarzında hiç deneyimlenmemişti. Aile dışı yaşam, birçok sorunlu evliliklerde ya da ailelerde kısmi sorunlardan kaçış alanı oluşturuyor. Birçok aile için sözel ya da duygusal şiddette artış, fiziksel şiddette ise azalış olduğunu gördük. Aldatma ya da sadakatsizlikte azalış varken araştırmadan ekonomik şiddette artış yaşandığı sonucu çıktı. Nihayet ‘aile ile bir aradalık’ deneyimlediğinde şu görüldü: ‘Ev yaralıysa insan da yaralıdır.’ Aile içinde halı altına süpürülmüş sorunlar varsa, iş yaşamında, modern hayat tarzında ötelendiyse, yüzleşmeler gerçekleştiğinde artık o sorunlar ortaya çıkmaya ve aile ilişkileri olumsuz yöne doğru yönelmeye başlar.”

30 ARA 2020

Hemşireliğin Bakım Gücü Konuşuldu…

Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Besti Üstün’ün yaptığı etkinliğin konukları Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süreyya Karagöz ve Akdeniz Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emine Kol oldu.Prof. Dr. Süreyya Karagöz: “Hemşirelik Tanımını Ezber Olmaktan Çıkartıyorum”Hemşirelikte bakımın anlamına değinen Prof. Dr. Süreyya Karagöz: “Hemşireliği anlamak için ‘İnsan nasıl sağlıklı olur?’ öncelikle bu sorunun cevabını almak gerekiyor. İnsan neden hasta olur? Bakım nedir? Bakım ile insanları sağlıklı kılmak mümkün mü? Bunu yapabiliyor muyum? Yapmıyorsam neden yapmıyorum? Diye sormak gerekiyor. Bu soruların cevabını verdiğim zaman aslında ben yaptığım işi daha iyi anlayabiliyorum. Hemşirelik tanımını ezber olmaktan çıkartıyorum.” Dedi.“Dünyayı anlamak için işe kendimizden başlamamız gerekiyor”Hemşireliği anlamanın hayatı anlamaktan geçtiğini ve hayatı anlamak için önce kendimizden başlamamız gerektiğini ifade eden Karagöz: “Anlamak ve anlam bulmak insan olmaya dair bir özelliktir. Bizler insan olmak için dünyaya gelen varlıklarız bu nedenle de hayvanlardan farklılıklarımız var. Çünkü bizler kendimizi, işlerimizi, içinde yaşadığımız dünyayı ve bu dünyada olan biten her şeyi anlamak ve anlamlandırmak istiyoruz. Çünkü hiçbirimiz anlamsız bulduğumuz bir ilişkiyi, işi, dünyayı istemiyoruz. Dolayısıyla anlamak ve anlam bulmak insan hayatında önemli bir yere sahip. Anlamaya ve anlam bulmaya çalıştığımız her şeyin birbiri ile ilişkili olduğunu görüyoruz. Örneğin, ben kendimi anlarken insanı anlıyorum. İnsanı anlarken mesleğimi anlıyorum. Aslında dünyayı anlamak için işe kendimizden başlamamız gerekiyor.” İfadelerini kullandı.Doç. Dr. Emine Kol: “Özümsenmiş bakıma geçildi”‘Hemşirelik Bakımının Görünürlüğü’ konusunda söylemlerde bulunan Doç. Dr. Emine Kol: “Bakım çok yol kat etti. 96-97’li yıllara göre çok ilerideyiz. Önce bizim bakımımız görev odaklı gibiydi. Bize çevrenin düzenlenmesi, hasta odasının temiz tutulmasından tutun her şey hekimler tarafından bize görev olarak veriliyordu. Yöneticiler tarafından da bizim güler yüzlü olmamız, kliniği çekip çevirmemiz, malzemelerde hata yapmamız gibi verilen görevlerimiz vardı. Biz de hiç düşünmeden ezber gibi bunları yapıyorduk. Fabrikada vida bükmek gibi. O zamanlar bunları hiç düşünmek gerekmiyordu birileri söylüyor sizde yapıyordunuz sorumluluk almanız gerekmiyor. Böylece yapılan hatalardan da sorumlu olmuyorsunuz. Fakat bir süre sonra özümsenmiş bakıma geçildi. Hemşireler yavaş yavaş sorgulamaya başladılar.” Şeklinde konuştu.“Hemşireliği Çocuğum Gibi Görüyorum” Doç. Dr. Emine Kol Bakımın gücünden ve imkânlarından bahsederek; “Yasa ve yönetmeliğimiz, uzmanlık alanlarımız, örgütlü yapılarımız, lobiye uygun çalışma alanlarımız ve daha birçok şey bizim gücümüz. Bugün yasa ve yönetmeliği olmayan birçok disiplin var. Bunu almak için uğraşıyorlar fakat biz bunu çok çok önce almışız. Hatta kendimize göre revize etmişiz nelerle ilgileniyoruz, hangi alanlar bizim uzmanlık alanımız bunları bile belirlemişiz. Örgütlü yapılarımız var ve bu bizim çok büyük bir gücümüz. Fakat eğer bunu kullanmayı başarabilirsek. Lobiye uygun çalışma alanlarımız var. Lobiciliği ben çok önemsiyorum. Hemşireliği sanki çocuğum gibi görüyorum ve her yerde aslında hemşirelik mesleğini övüyorum.” Dedi.

25 ARA 2020

Bu Meslekler, Belediyecilikte Rağbet Görecek…

“Belediyecilik, sosyal hizmet belediyeciliğine evrildi”Moderatörlüğünü Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Barış’ın yaptığı etkinlikte sosyal belediyecilikten ve seçimlere katkı sağlayacağını düşündüğü mesleklerden bahseden Ahmet Kurt; “Sosyal belediyecilik aslında varlık nedenidir. Son zamanlarda belediyecilik sosyal belediyeciliğe evrildi yani su, kanalizasyon ve temizlik belediyesinden bu noktaya geldik. Demokratik yapıları güçlendiren bir uygulama ve bu belediyeciliğin var olma nedenidir. Dönemimizde tahmin ediyorum sizin de belediyecilik döneminizde daha çok fiziki çalışmalara yönelmek revaçtaydı. Kürsüye çıkıp yeni oy istemeye kalkıştığınızda bunu çok fazla söyleyemezdiniz. İşte ben şu kadar aileyi barıştırdım, yoksullara paket dağıttım bunları çok anlatamazsınız. Neyi anlatabilirsiniz belediyeye şu kadar iş makinesi aldım, böyle bir bina yaptım, şu kadar asfalt döktük ama geldiğimiz noktada bugün belediyeciliğin geldiği noktada belediyecilik sosyal hizmet belediyeciliğine evrildi. Dilerim ki bundan sonra belediye başkanı adayı olmak isteyenler isimlerinin altına mimar, mühendis, avukat yazmayacaklardır. Sosyal hizmetli, psikolog, rehber öğretmen veya ona benzer unvanları yazmaları daha fazla rağbet görecek. Seçilmelerine katkı sağlayacağını ve özellikle pandemi sürecinin sonrasında bu mesleklere daha fazla ilgi olacağını düşünüyorum.” İfadelerini kullandı.“Sosyal girişimcilik, sosyal belediyeciliği doğurur”Kurt, sosyal dokunuşların çok çok önemli olduğunu belirterek; “Sosyal gelişimcilik kar etme amacı gütmez. Sosyal girişimcilik, sosyal belediyeciliği doğurur. Bunlar genellikle toplumsal barışı, huzuru ve güven ortamını sağlamaya yönelik etkinliklerdir. Benim de asıl olarak anlatmaya çalıştığım şey odur. Şu anda Tonya’da sokağa çıktığımda Ahmet Kurt sen burada barışı sağlayan adamsın diye saygı görürüm. Barışı sağlamak, huzuru sağlamak yaptığınız asfaltın bir beş yıl, on yıl sonra tamamen bozulması ve yok olmasıyla asla kıyaslanamaz. O yüzden sosyal dokunuşlar çok çok daha önemlidir. Kadına yönelik, gençlere yönelik, engellilere yönelik, yoksullara yönelik sosyal dokunuşlar, onların hayatını konforlu hale getirecek dokunuşlar, meslek edinmelerine yönelik dokunuşlar, farkındalık çalışmaları sosyal belediyeciliğin olmazsa olmazlarındandır. Dezavantajlı kesimleri korumak öncelikle yerel yönetimlerin görevidir. Sosyal adaleti, sosyal dengeyi sağlamaya yöneliktir ve sosyal refah devletini oluşturmada da büyük önem arz etmektedir. İlk basamaktır ve bununda yerel yönetimlerden başlaması esastır diye düşünürüz.” Dedi.“İyi bir ekibinizin olması gerekiyor”Başarılı bir belediyecilik için iyi bir ekibin olması gerektiğine değinen Kurt; “Başarılı bir belediyeciliğin yolu genelde kaynaktan geçiyor. Yani belediye başkanının akıllı olması çok önemlidir ama parası yoksa çok akıllı olması da işe yaramıyor. O yüzden yeterli kaynak yoksa sosyal belediyeciliği de uygulamakta zorlanırsınız. Elbette ki duyarlılıkta gereklidir. Duyarlı olmak gerekiyor. Elbette ki iyi bir ekibinizin olması gerekiyor. Ekibin ille de sosyal çalışmacılardan olması gerekir demiyorum yani böyle bir hususta var. Bazı sosyal hizmet uzmanı veya sosyal çalışmacı arkadaşlarımız sadece şunu yapıyorlar ben sosyal hizmet uzmanıyım diyerek övünmesi, kibirliliği ama ötesinde bir şey yapmıyorlar. Bir sosyal hizmet uzmanı bir şey yapmıyorsa sadece kartvizitiyle övünmesi züldür diyorum arkadaşlarıma da tavsiyem olsun. Öyle bir şey yapmayıp, okuyup kendilerini geliştirsinler. Tabi iyi bir ekip derken sadece sosyal hizmetten bahsetmiyorum. Toplum duyarlılığı taşıyan, bunu kendisine iş edinen, sancısını çeken ekibi kastediyorum. Bunların olması halinde sosyal belediyeciliğin yolunun açılmış olduğunu söyleyebiliriz. Belediyeciliğin %50’si gönül alma yani sosyal belediyeciliktir, geri kalan %50’si ise fiziki belirleyiciliktir diye düşünüyorum.” Şeklinde konuştu.

21 ARA 2020

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En Büyük Düşmanımız Umursamazlık”

 Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSEM) ile Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı, Çevre Sağlığı  Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSGÜMER) tarafından düzenlenen ‘Pandemi ve Deprem Psikolojisi Sempozyumu’nda alanında uzman isimler bir araya geldi. Sempozyum, pandemiyle mücadelede alınan önlemler kapsamında çevrimiçi olarak gerçekleştirildi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Doğal afetlere kriz yönetimi ile yaklaşım gerekir”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında kriz yönetiminde iki önemli konunun olduğunu belirterek bunlardan birinin plan ve risk analizi yapmak olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Krizden önce risk analizi ve plan yapılmalıdır”Deprem ve pandeminin doğal afetler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Biri biyolojik doğal afet, diğeri ise yer katmanları ile ilgili doğal afettir. Doğal afetlerin psikolojik boyutunu da önemsiyoruz. Psikolojik boyut olarak ele aldığımız zaman insanların doğal afetlere bir kriz yönetimi gibi yaklaşmaları gerekir. Örneğin bir fırtına da doğal afettir. Fakat fırtına her sene olduğu için fırtınaya karşı insanlar tedbir alıyorlar. Bizim depremle ve pandemi ile ilişkimiz, fırtına ile olan ilişkimiz gibi olmalı. Bu olamadığından dolayı ve böyle durumlarda ve ne zaman olacağı öngörülemediği için insanlar doğal afetlere gafil bir şekilde yakalanıyorlar. Kriz yönetiminin iki önemli kuralı var. İlki krize önceden plan yapmaktır. Krizden önce risk analizi yaptıysanız, krizle ilgili bir planınız varsa o kriz en hafif ve en az zararla aşılır. İnsanoğlu doğadaki dengeleri bozdu. Doğanın kendi kanunları var, buna uymazsanız bedelini hiç acımadan ödetiyor. Yaratılış kanunları doğada böyle bir sistem koymuş” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İş sağlığı ve güvenliği afetlerde önem kazanıyor”Türkiye’nin kuşak olarak hem deprem açısından hem de sosyal ve ekonomik hareketlilik açısından çok riskli bir coğrafyada bulunduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, önlemlerin de buna göre alınmasının gerekliliğini vurguladı. İş Sağlığı ve Güvenliği programlarının en büyük amacının bu olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bununla ilgili toplumda farkındalık oluşturmak, denetimler yapmak iş sağlığı ve güvenliği bölümünün planları arasında yer alıyor. Türkiye'de pandemi öncesine kadar iş kazalarında ciddi bir azalma vardı.  Şimdi de azalma devam ediyor. Bir yere büyük yatırımlar yapıp, tedbirler alacaksınız. O tedbirler uzun süre lazım olmasa da lazım olduğu an hayat kurtaracak. Hayat zaten bir zincir gibidir. Zincirin en kuvvetli yeri zincirin en zayıf halkasıdır. Gerilim anında oradan kırılma ve kopma olur. Bu nedenle kriz anında da en zayıf neresi ise oradan kırılma olur” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En büyük düşmanımız umursamazlık”Pandemi ve doğal afetlerde önlem almayanların ve risk grubunda bulunanların ilk etkilenenler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu nedenle toplumun ciddi bilinçlenme ihtiyacı var. Şu anda iş sağlığı güvenliği açısından en büyük düşmanımız umursamazlık. En büyük ihtiyacımız da farkındalık. Türkiye’de şu anda bir deprem olsa nasıl bir risk olduğuna dair senaryosunun yazılması lazım. Yazılmış, çalışmalar yapılmış fakat yatırım konusunda çok ciddi önemsememe, öteleme sorunu var. Türkiye bir gemi ise geminin yararı bireylerin yararından daha önemlidir. Gemiyi etkileyen kriz durumlarında sorumluluktan kaçan değil, sorumluluk alan kişilere ihtiyaç var” diye konuştu.“İş sağlığı güvenliğinin ahlak ve vicdan boyutu çok önemli” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çıkar odaklı kapital sistemlerde iş güvenliğine yatırım gerektiği için aykırı olarak değerlendiriliyor. O sistemdeki bir patron iş güvenliğine yatırım yapmak istemiyor. Böyle durumlarda farkındalık gerekiyor. Yazılı hukuk da kendimizi korumamız önemli. Ayrıca iş sağlığı güvenliğinin aylık raporları da büyük öneme sahip.  İş sağlığı güvenliği uzmanı, aylık raporu verirken kontrol yapmadan raporlar verirse vicdani sorumluluk oradan başlıyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanı koruyan hesap verebilir olmasıdır”Pandemilerde ve doğal afetlerde önlem almanın birincil boyutta bir ahlak unsuru olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkinci boyutta mesleki sorumluluk geliyor. Mesleki sorumluluk varsa fakat vicdani sorumluluk yoksa o insan hata yapabilir. İnsanı tehditten ve felaketten koruyan şey, iyi niyetli olması, vatansever ve dindar olması değildir. İnsanı koruyan hesap verebilir olmasıdır. Yasalara karşı hesap vermek kanunlarla oluyor. Topluma karşı hesap vermek, sosyal normlar ve geleneklerle oluyor. Gizli kötülüğe karşı hesap vermek vicdanla oluyor. Vicdan, insanın en kutsal iç bekçisidir, zihinsel jürisidir. Vicdan semavi öğretilerde, kutsal kitaplarda Allah’ın tezahür ettiği yer olarak görülür. Sadece fiziksel önlemler değil, insani önlemler de önemli. Bu nedenle iş güvenliği uzmanlarına psikolojik ve spritüal boyutta vicdanın önemini vurgulamış olduk” dedi.Prof. Dr. Şefik Dursun: “Pandemiyle yaşamayı öğreneceğiz”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, tüm dünyada etkili olan pandeminin hayatımızı değiştirdiğini belirterek pandemiyle mücadelede psikolojik önlem alınmasının önemine işaret etti. Pandeminin pek çok etkileriyle hayatımızı değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Şefik Dursun, “Böyle yaşamayı öğreneceğiz” dedi.Sağlıkla ilgili tematik bir üniversite olan Üsküdar Üniversitesi ve uygulama ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nin psikiyatri ve psikoloji alanında pek çok önemli çalışma gerçekleştirdiğini belirten Prof. Dr. Şefik Dursun, “Bugün pandemi ve depremlerle ilgili ortaya çıkan psikolojiyi değerlendirmek açısından İş Sağlığı Güvenliği Bölüm Başkanı Rüştü Uçan başkanlığında bir program düzenlemiş oldular. Kendilerini tebrik ediyorum. Üsküdar Üniversitesi pandemi döneminde elinden geleni yapan üniversitelerin önde gelenidir” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan: “Çok katlı binalarda pandemi süreci zor atlatılıyor”Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, açılış konuşmasında deprem ve yangın gibi doğal afetlerin ya da insan faktörünün yol açtığı olaylarda çok katlı yapıların tercih edilmesinin riskleri artırdığına dikkat çekti. Pandemi sürecinde de yüksek katlı binalarda çeşitli güvenlik sorunları ortaya çıktığını kaydeden Uçan, Avrupa ve Amerika’da tek ya da iki katlı yapıların tercih edildiğini belirterek “Biz yüksek katlı binalarda yaşayacak alan bulamazken, onlar bahçelerinde rahatlıkla pandemiyi atlatıyorlar” dedi.Yüksek katlı binalarda ortak kullanım alanlarının fazlalaştığını ve bunların dezenfeksiyon işlemlerinin alabildiğine zor olduğuna dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Aile bireylerinin yeşil alan ihtiyacı giderilemiyor. Çünkü bu kadar büyük binalarda insanlar evin içine tıkılıyorlar ve büyük bir psikolojik problemlerle karşı karşıya kalabiliyorlar” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, sonuç olarak yüksek katlı binalar yerine daha sağlıklı yapılaşmaya gidilmesi gerektiğinin altını çizdi.Deprem her yönüyle konuşuldu…Sempozyumda 1999’da Gölcük Belediye Başkanı olan Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Barış, “Depremin Öncesi ve Sonrası İnsan” başlıklı sunumunda Marmara depreminin etkilerini anlattı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı ADB Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur, “Depremlerin Epidemiyolojisi” başlıklı konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı, İLİMER Müdürü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Afet Durumunda Kriz İletişimi Yönetimi” başlıklı sunumu ile katıldı.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Dr Öğretim Üyesi Esra  Işık, “Deprem Sonrası Ruh Sağlığı ve Psikosoyal Hizmetler”; Üsküdar Üniversitesi AİLEMER Müdürü, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mert Akcanbaş, “Travmanın Şiddetini Artıran Faktörler” başlıklı konuşmaları ile katıldı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği ABD Başkanı Dr. Ayhan Özşahin ise “Afet Yardımında Minimum Standartlar: Uluslararası Sphere Projesi” başlıklı sunumunu yaptı.Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. İSG Çevre ve Güvenlik Müdürü A. Hamit Özen, “Depremlerde Kurtarmacıların Rolü” başlıklı konuşmasıyla sempozyuma katıldı.Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan ile Üsküdar Üniversitesi ÜSEM Eğitim Uzmanı Bengisu Altınten moderatörlük yaptı.

21 ARA 2020

12. Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliği Yapıldı

“Tıbbi sosyal hizmet bireyin aile ve sosyal çevresi üzerinde yoğunlaşmaktadır”Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümünden 2019 yılında mezun olan Ergoterapist Rabia Bulut tıbbi sosyal hizmet alanında değerlendirmelerde bulundu. Bulut, “Tıbbi sosyal hizmet, bireyin aile ve sosyal çevresi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu yaklaşım hastalık bağlamındadır ancak konuya sağlık açısından yaklaşılmasında yarar vardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı tanımlamada sağlık ‘fiziksel, sosyal, ruhsal yönlerden tam bir iyilik halidir’ hastalık ile sağlık birbiri ile ilişkili olup aralarındaki çizgiyi belirlemek neredeyse imkânsızdır. Tıbbi sosyal hizmet uzmanlarının ortak amaçları sağlığı korumak, yeniden düzenlemek ve çok disiplinli ekip üyeleriyle beraber çalışmaktır. İnsan sağlığını fiziksel, psikolojik, duygusal boyutlarıyla ele alır ve bütüncül bir yaklaşım sunar.” Şeklinde konuştu.“Fiziksel aktivite koronavirüs krizi sırasında önemli bir strateji olarak bildiriliyor”Üsküdar Üniversitesi 2020 Ergoterapi bölümü mezunu Ergoterapist Uğur Arslan ‘Covid-19 süresince fiziksel aktiviteye ilişkin araştırmalar ve buna yönelik ergoterapiler kapsamında değerlendirmelerde bulundu. Arslan, “Bildiğimiz üzere zorlu bir pandemi sürecinden geçiyoruz her sağlık çalışanına olduğu gibi bizlere de önemli görevler düşmekte. Fiziksel aktivite koronavirüs krizi sırasında önemli bir strateji olarak bildiriliyor. Fiziksel olarak daha aktif insanların duygu durumu, bilişsel durumları ve stresle başa çıkma yöntemlerinde daha iyi oldukları görülüyor. Bu kadar önemli bir yöntemken pandemi sürecinde fiziksel aktivitelerde bir azalma görüldü. Buda süreli fiziksel hareketsizliğin olumsuz etkilerini meydana getirdi. Önlem olarak fiziksel aktivitelere ek olarak beslenmeye dikkat etmek gerekiyor, arkadaşlarla online olarak görüşerek psikolojimizi yerinde tutmamız gerekiyor.” Dedi.“Anne babalar çocuğun terapisinde en önemli aktörlerdir”Floortime Terapisti ve Odyolog Büşra Özkan otizmli çocuklar için uygulanan ilişkiye dayalı terapi yönteminden bahsetti. Özkan “Çocuğun gelişimsel olarak nerede olduğunu anlamak tedavi programını planlamak için önemlidir. 6 tane fonksiyonel duygusal gelişim basamağına sahibiz. Çocuklar düşünsel ve duygusal olarak büyürken öğrendikleri gelişimsel kapasiteleri bu basamaktadır. Anne babalar çocuğun terapisinde en önemli aktörlerdir. Çocuğun gelişimsel eksikliklerinin tespiti için ebeveyn-çocuk ilişkisi hayati önem taşır.” Şeklinde konuştu.“Pandemi sürecinde yaşam kalitemizi nasıl arttırabiliriz?” Ergoterapist Veysel Özkök ‘evde hayat var’ formatı kapsamında yaşam kalitemizi arttırmaya yönelik ergoterapi müdahalelerine değindi. Özkök “Pandemi sürecinde yaşam kalitemizi nasıl arttırabiliriz? Bunu öncelikle güne erken başlayarak yapabiliriz. Pandemi süreci öncesinde çalışma hayatında veya okula gitme sürecinde hangi saatte uyanıyorsak tekrardan o saatte uyanmak bilişsel yapının pandemi öncesi sürecimizde oluşturmuş olduğu adaptasyon, simülasyon ve dengeleme gibi süreçleri tekrardan şema dahilinde hatırlayarak eski düzenimize geri dönmemizi sağlıyor. Beslenmede duygu durumuna etki eden stresten kaynaklanan hasarları engellemek için aminoasitlerin tüketilmesi kişinin biyolojik sağlığında ve bilişsel sağlığında ekstradan iyilik hali gösteriyor. Spor yapmakta, fiziksel olarak bizi tamamlarken hobi edinmek, doğru insanlarla etkileşim içinde bulunmak, not tutmak, ertelemeyi bırakmak ve hedefler oluşturmak da yaşam kalitemizi arttırmaya yönelik çalışmalardır.” Dedi.Çocuklarla kaliteli zaman geçirmeyi başka şeylerden fedakârlık etmek şeklinde düşünmeyin…Çocuk gelişimci Gamze Yardım, pandemi süresince çocukların aile bireyleri ile iletişimini güçlendirecek aktivite önerilerinden bahsetti. Yardım, “Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun onlarla sağlıklı sohbet etmenizin anahtarı birey olduğunu unutmamanızdır. Konuşurken onları düzeltmek, sınırlandırmak, çocuklarınız için odaklanmış ve pozitif ilginin kıymetini anlamanın yanı sıra samimiyetsiz ve şikâyet ilgisi gelişir ve onların sevgiye ihtiyacını karşılamaz. Çocuklar hakkında ne hissettiğinizi onlarla iletişiminizdeki davranışlar sayesinde anlar. Önemli olan tek şey sevginin davranışsal şekillerinin basitçe fiziksel temas, kaliteli zaman, hizmet eylemleri ve olumlu sözler olduğunu hatırlayın yeter. Paylaşılan zaman bölünmeyen ve odaklanan ilginin en güzel halidir çocuğunuz büyüdükçe onunla kaliteli zaman geçirme süreci de farklılaşacaktır. Çocuklarla kaliteli zaman geçirmeyi başka şeylerden fedakârlık etmek şeklinde düşünmeyin aksine zamanınızı birlikte paylaşıyor olmak iletişiminizdeki samimiyeti ve sorumluluk bilincinin her iki taraf içinde gelişmesine yardımcı olacaktır.”

18 ARA 2020

Tek Amaçları ‘Güven Boşluğu’ nu Doldurmak…

“Sivil toplum çalışanlarından farkımız sosyal hizmet çapında çalışmamız”Çorbada Tuzun olsun Derneği hakkında paylaşımlarda bulunan Türker; “Dernek olarak genellikle insani yardım dağıtımı yapıyorduk. 2016 yılının sonlarına doğru bu yardımların ötesine geçmemiz gerektiğine karar verdik. Bir şekilde bu yardımları genişletmemiz gerekiyordu. Daha köklü çözümler üretmeyi düşündük. Bu kapsamda çalışmalarımızı genişlettik. Dernek olarak, sahadayken temel ihtiyaçlarla evsizlerle iletişim kuruyoruz. Bu alanda genellikle sivil toplum çalışanları faaliyet gösteriyor ama bizim onlardan farkımız iletişim kurduktan sonra sosyal izleme ve sosyal hizmet çapında çalışıyoruz.” Dedi.“Evsizlerin %80’inin ailesi ve sosyal çevresi var”Evsizliğin dışardan barınma problemi olarak görüldüğünü, aslında bir barınamama problemi olduğuna dikkat çeken Türker; “Evsizlerin  %80’inin bir ailesi, sosyal çevresi var. Buna rağmen sokakta yaşayan kişiler. Sokakta yaşayan kişilerin arasında Yeşilçam oyuncularından tutun eskiden çok zengin olup travmatik bir olay yaşayıp sokağa düşen, iflas eden kişiler de var. Bu yaşam tarzını çok ağır travmatik bir olaydan dolayı benimsemiş oluyorlar. Bir başka konu da kişilerin özgürleşme hissi. Özellikle küçük çocuklar arasında o özgürlük hissi ve o heyecan için sokağa kaçanlar var. Orada aslında psikolojik sebepler var.” İfadelerini kullandı.“Her evsiz madde bağımlısı değildir, ama her evsiz bağımlıdır”Her insanın hayatında travmatik olaylar olduğunu, fakat bu olayların evsizler için biraz daha ağır olduğunu belirten Türker; “Nörolojik olarak kafanızda ciddi bir boşluk olduğunu düşün. Bu boşluğu özellikle bağımlılıkla dolduruyoruz. Her evsiz madde bağımlısı değildir, ama her evsiz bağımlıdır. Çünkü hepsi aynı şeyi paylaşıyor. Güven boşluğunu. Bizler de her gün sokağa çıkarak, onlarla iletişim kurarak toplumdan soyutlanan kişilerde o güven boşluğunu doldurmaya çalışıyoruz, topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Evsizlik küresel ve ekonomik sorunların arasından en basit bir tanesi bu yüzden çözümlere yaklaşımlar biraz daha yavaş kalıyor.” Şeklinde konuştu.

11 ARA 2020

JNBS Dergisinden Uluslararası Başarı

 Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, ülkemizde sinirbilim alanındaki bilimsel çalışmaların gelişmesine, yaygınlaşmasına ve uluslararası iş birliklerine de katkı sağlayan JNBS dergisinin, yayınladığı 200’ün üzerinde makale ile ülkemizin sinirbilim alanındaki birikimine ve vizyonuna da katkı sağladığını söyledi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Hâlihazırda 9 indeks tarafından taranan ve Wolters Kluver Yayınevi tarafından basılan JNBS dergisi, 8 aylık bir değerlendirme süreci sonrasında önemli uluslararası indekslerden olan “Index Copernicus” veri tabanlarında da indekslenme hakkı kazanmıştır. 100’ü aşkın çok boyutlu parametrik değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan dergimiz, sinirbilim alanındaki indekslenen 780 uluslararası dergi arasına 91.48'lik reyting puanı ile 30. sıradan girerek de önemli bir başlangıç yapmıştır” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, uzun zamandır indekslenme çalışmalarına devam eden derginin TRDizin ve WOS kapsamındaki indekslerde de yer almasının kısa vadeli hedefleri arasında yer aldığını kaydetti.Dergimizin tüm sayılarına ulaşmak için;https://uskudar.edu.tr/tr/sureli-yayinlar/4/jnbs-dergisi,  Index Copernicus sayfasına ulaşmak için;https://journals.indexcopernicus.com/search/details?id=66771 adresinden erişebilirsiniz.

11 ARA 2020

Şiddet, En Yakınlarımızdan Geliyor…

Program moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Abdulhakim Beki üstlendiği programda Beki, ‘‘Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve ölümler acı bir gerçek. Bakanlığımız, kadın haklarını ve çocuk haklarını göz önünde bulunduruyor ve çalışmalarına devam ediyor. Sosyal Hizmet de hak ihlallerini savunan bir meslek.’’ Dedi.“Şiddet uzaktan gelmez, en yakınlarımızdan gelir”Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusuna değinen Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli Kadın ve Çocuk Hizmetleri Sorumlu İl Müdür Yardımcısı Remziye Algın, ‘‘Bu bir seçim ve kişinin savunma mekanizmasıdır. Kadına yönelik yapılan her türlü şiddet bütün insanlığın sorumluluğu olmalı. Dünyada her üç kadından biri cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. %89 oranında şiddetle karşılaşmış bireyler hiçbir yere başvurmuyor ya korkuyor ya da sineye çekiyor. Unutmayalım şiddet uzaktan gelmez, en yakınlarımızdan gelir.’’ Dedi.“Her türlü şiddet insan hakları ihlalidir”Şiddetin bireyler üzerindeki etkilerinden bahseden Algın; ‘‘Bireyde kendini değersiz hissetme, suçluluk duygusu, utanma, yalnızlık, istismarı önemsememe, madde bağımlılığı gibi yüksek etkiler görülebiliyor. Çocuk üzerindeki etkileri de var. Aile içi şiddette çocuklar en ciddi mağdurlardır. Bunlar iletişim sorunları yaşama, okul hayatında başarısızlık, içine kapanma gibi güçlü etkiler. Her türlü şiddet insan hakları ihlalidir.’’ İfadelerini kullandı. ‘‘Şiddet önleme ve izleme merkezlerimiz var’’Tedbir Kararlarına dikkat çeken Remziye Algın; ‘‘Önleyici tedbir kararı en çok uygulanan karardır. Bakanlık dâhilinde başvurulabilecek kurumlarımız mevcut.  Şiddet önleme ve izleme merkezlerimiz var, 7/24 esası ile yürüten merkezlerdir. Bir kadın, birey bize geldiğinde önce sorunu tespit ederiz eğer farklı kurumları ilgilendiren bir sorun varsa o kurumlara yönlendiririz. Psiko-sosyal hizmet, ekonomik destek, hukuki destek, konukevine yönlendirme gibi hizmetler sunuyoruz. Alo 183 Sosyal Destek Hattı ile bir telefon kadar şiddet mağdurlarına yakınız. Kadına yönelik şiddete dur demeyi amaçlıyoruz.’’ Şeklinde konuştu.

07 ARA 2020

‘Ergoterapi ile Sınırlara Dokun ve Değiş’ Sempozyumu Gerçekleştirildi

Sempozyumun ilk oturum konukları İstanbul Üniversitesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Doç. Dr. Nalan Çapan, Eyüpsultan Belediyesi Aile Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Birim Sorumlusu Uzm. Klnk. Psk. Berat Karaahmetoğlu, Süper Palsi Projesi 1.Sorumlusu ve Yeditepe Üniversitesi Engeli Olan Öğrenci Danışma ve Koordinasyon Birimi Fzt. Benan Özkol, Süper Palsi Projesi 2.Sorumlusu ve Serebral Palsili Çocuklar Derneği (SERÇEV) Reklam ve İletişim Koordinatörü Yersu Deniz oldu.Doç. Dr. Nalan Çapan: “Serebral Palsi dünyada ve ülkemizde çocuk engelliğine sebep olabiliyor”“Pediatrik Hastalıklarda Rehabilitasyon Yaklaşımları” konusunda söylemlerde bulunan Doç. Dr. Çapan, “Pediatrik rehabilitasyon gerçekten çok önemli çünkü çocukluk çağında başlayan bir takım bedensel işlevsel bozuklukların tanınması ve interdisipliner olarak tedavi edilmesi gerçekten büyük önem taşıyor. Bu pediatrik popülasyonlar engelliliğe sebep olan birçok hastalık var. Ama bunların arasında en sık gördüğümüz ‘Serebral Palsi’ hasta grubu. Serebral Palsi birçok sistemde birtakım bozukluklara sebep olabiliyor. Hafiften ağıra kadar giden birtakım tutulumlarla seyredebiliyor. Serebral Palsi, dünyada ve ülkemizde çocuk engelliğine sebep olabiliyor. Onun için ne kadar rehabilitasyona erken başlarsak çoklu engelliliği o kadar engellemiş oluyoruz. Erken tanı kadar erken tedavi de önemli.” Dedi.Uzm. Klnk. Psk. Karaahmetoğlu: “Ne kadar kısa bir sürede kabul edebilirse o kadar faydalı”Uzm. Klnk. Psk. Berat Karaahmetoğlu, ‘Engelli Psikolojisi ve Pandemi Dönemi Engellilerde Psikososyal Durum’ başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Karaahmetoğlu; “Bazı aileler engelli bir aile üyesine karşı uyum sürecini kolay atlatabiliyor. Bazı aileler ise bu süreçte uyum konusunda büyük problemler yaşıyorlar. Bu durumda ne yapmak lazım? Öncelikle aile bu durumu ne kadar kısa bir sürede kabul edebilirse bizim için o kadar faydalı olur. Ebeveynin çocukla olumlu ilişkiler kurması aile içerisinde bozulan dengelerin kısa sürede tekrar iyi hale getirmek engelli çocuğun psikolojisi açısından önemli bir faktör.” dedi.Fzt. Benan Özkol: “Bu çocukların sosyalleşmelerini istiyoruz”Fzt. Benan Özkol, Süper Palsi Projesinin nasıl ortaya çıktığı hakkında bilgi verdi. Fzt. Özkol; “Süper Palsi benim lisans dönemimde başlattığım ve devam eden bir sosyal sorumluluk projesi. Biz iki bacaklı olarak yürütüyoruz bu projeyi. Yeditepe Üniversitesi ve SERÇEV Derneği olmak üzere. Süper Palsi projesi şu şekilde ortaya çıktı. Lisans dönemim sırasında otizm adında bir farkındalık projesi gönüllüsüydüm ve çok güzel işler yaptıklarını gördüm. Pediatrik fizyoterapi alanında stajım devam ediyordu biz neden Serebral Palsili bireyler için böyle farkındalık projesi yapmayalım sorusu geçti aklımdan. Böylece Süper Palsiyi başlatmış olduk. Biz üniversiteli gönüllülerin serebral palsiyi tanımalarını istiyoruz ve bu çocukların sosyalleşmelerini istiyoruz. Bunun için buluşmalar düzenliyoruz ve yeni gelen üyelerle eski üyeler arsında pelerin teslim töreni gerçekleştiriyoruz.” Dedi.Yersu Deniz: “Öncelikleri eğitim, sağlık ve istihdam”Yersu Deniz, SERÇEV Derneği hakkında bilgi verdi. Deniz; “SERÇEV 2002 yılında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşuydu şu an ise kamu yararına çalışan bir sivil toplum kuruluşu. 2002 yılında altmış kadar ailenin bir araya gelerek oluşturduğu bir sivil toplum kuruluşu. Bu altmış aile nasıl ve neden bir araya geldi. Hikâyenin en anlamlı kısmı benim için özellikle tamamı Serebral Palsili çocuğa sahip aileler tarafından kuruluyor olması. O yıllarda Ankara’da çok sınırlı fizik tedavi merkezleri var. O dönem hepsi aynı fizik tedavi merkezine gidiyor ve hepsinin sorunu benzer. Yani benzer bir dert ortaklığı söz konusu. Bazılarının çocuğu okula başlıyor, bazılarının ise çocukları kreş çağında. Ama okula başlayan ailelerin çoğunluğunda aynı sıkıntı var. Çocukları okula alınmıyor. O dönem çoğu aile bunu yaşadıktan sonra bir yerde SERÇEV’i kuruyorlar ve ilk öncelikleri eğitim, sağlık ve istihdam oluyor.” dedi.Sempozyumun 2’inci oturumunun konukları SERÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Gürkan, Okan Üniversitesi Görsel İletişim ve Tasarım Uzmanı ve Spor Yöneticisi Dilan Marangoz, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Fzt. Özcan Kalkan, Üsküdar Üniversitesi Engelsiz Yaşam Merkezi Müdürü Ömer Yiğit oldu.Dilan Marangoz: “Üniversitede engelsiz yaşam topluluğu kurdum”Engelli insanlara bir örnek niteliğinde olan yaşantısına değinen Dilan Marangoz: “Benim kendi yapmış olduğum projelerim var. Üniversitede engelsiz yaşam topluluğu kurdum ve başkanlığını yürüttüm. Okuduğum yıllar içerisinde çeşitli projelerde okulumu temsil ettim. Daha sonra ise kamera önü oyunculuk eğitimi aldım.” Dedi.Fzt. Kalkan: “Serebral Palside Muşltidisipliner Yaklaşımların Etkileri”Fzt. Özcan Kalkan, ‘SERÇEV Çalışmaları ve Serebral Palside Muşltidisipliner Yaklaşımların Etkileri’ başlıklı konuşmasında, “Vücutta hareket nasıl meydana gelir? Örneğin ben el bileğimin yukarı aşağı hareketini emrederken beynim bu emri nasıl veriyor? El bileğimden beynime doğru bilgiler gider, beyin bu bilgileri işliyor ve aktif hareket emri veriliyor. Bu ışıkta baktığımız zaman eğer benim beynimdeki hasarlı bölgelerin görevini sağlam kalan bölgeler üstlenecekse ilk önce yapmam gereken şey beynimdeki veri işleme olayını sağlam kalan bölgelere öğretmek. Bunu da hareketleri çok yavaş yaparak öğretebiliriz.” İfadelerin kullandı.Ömer Yiğit: “Son yıllarda engellilere bakış açısı olumlu yönde değişti”Engelli hakları konusuna değinen Ömer Yiğit: “Ben engelli haklarını üç ayrı kategoride değerlendiriyorum. Bunlar toplum yani bizden kaynaklı, eşyadan çevreden kaynaklı ve yönetimden devletten kaynaklı. Burada en önemlisi engelli olmayan insanların üzerindeki sorumluluk. Son yıllarda ülkemizde ve toplumda engellilere karşı bakış açısında engellilere karşı nasıl davranılması gerektiği ve engellilerin haklarına karşı saygı konusunda gelişmeler oldukça var.” Şeklinde konuştu.Sempozyumun son oturumunda Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğr Gör. Mahmut Çalık, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı ve Metin Sabancı Özel Eğitim Okulları Müdür Yardımcısı Akif Ülger, Metin Sabancı Özel Eğitim Okulları Fizyoterapisti Ebru Özker, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. İsa Kör konuşmalarını gerçekleştirdi.Öğr. Gör. Çalık: “Engelli bireyler bir spor dalına yönelmeli”“Engellilerde Spor” başlıklı konuşmasında engelli bireylerin günlük yaşantısında karşılaştığı olaylara değinen Öğr. Gör. Mahmut Çalık; “Engelli bireylerin hayata daha sıkı sıkıya tutunmaları için benim hep söylediğim bir şey var, bir spor dalına yönlenmeleri. Sadece bu işten para kazanmak için değil kendi sağlıkları ve öz güvenleri için bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim toplumumuzda maalesef engelli bireyler genellikle evden dışarı çıkmıyor. Eskiden daha kötüydü bu durum. Hem imkânsızlıklardan dolayı hem de eski toplum yaşantısından dolayı bu durum maalesef yaşanıyordu. Fakat bu durumun günümüzde pozitif şekilde değiştiği kesin.” Şeklinde konuştu.Akif Ülger: “Saç ayaklarını birleştiren çember ise okuldur”Akif Ülger; “Şunu herkes biliyor ki eğitim; öğretmen öğrenci ve ailenin iş birliği halinde oluşan bir saç ayağına benzetilir. Ancak bu saç ayaklarını birleştiren çember ise okuldur. Bundan dolayıdır ki tüm okulların öğrencinin eğitiminde ister engelli olsun ister doğal gelişim öğrencileri olsun çok önemli bir rolü vardır. Okulun öğrenci ile olan ilişkisi ise güzel bir planlamadan geçer. Bizde bireyselleştirilmiş eğitim planı hazırlıyoruz. Ergoterapistlerimiz de çocuğa gelişim özelliklerine göre planlamalar yapıyor.  Burada ana nokta ise öğretmenlerdir.” İfadelerini kullandı.Okul fizyoterapisti ne yapar?Okullardaki fizyoterapi etkinliğine değinen Ebru Özker: “Okul fizyoterapisti ne iş yapar? Biraz bundan bahsetmek istiyorum. Okul fizyoterapisti öğrencinin motor becerilerini takip edip gözlemleyip ihtiyaçlarını belirleyerek duyu motor alanda gelişimin destekleyecek disiplinler arası çalışmayı sürdüren, öğrencinin ihtiyacına göre fizyoterapi açısından ihtiyacı okul geneline yaymak için görev alan kişidir. Burada en önemlisi disiplinler arası çalışmadır.” Dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Öğr. Gör. İsa Kör; “Engelli Bireylerden Toplumun Beklentisi Nedir ve Ergoterapist Olarak Engelli Bireylerin Hayatlarına Nasıl Dokunabiliriz?” konulu konuşmasını gerçekleştirdi.

07 ARA 2020

Engelli Bireyler ve Sunulan İmkânlar Konuşuldu

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü Sosyal ve Ekonomik Hayata Katılım Daire Başkanı Hulusi Armağan Yıldırım’ın konuk olduğu programın moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Abdulhakim Beki üstlendi. Engelli bireyler ve bu bireylere sunulan hizmetler konusunda değerlendirmelerde bulunan Yıldırım; “Engelli bireylerin sosyal hayata katılımlarını sağlıyoruz.” İfadelerini kullandı.“Engelli bireylerin sosyal hayata katılımlarını sağlıyoruz”Konuşmasının başlangıcında engellilere verilen hizmetlere değinen Yıldırım; “Engellilerimize verilen hizmetlerimiz oldukça verimli. Kurslar ve etkinlikler düzenleyerek engelli bireylerin günlerini verimli geçirmesini sağlıyoruz. Kendilerini verimli geçen kursların ve etkinliklerin içinde bulunca çok mutlu oluyorlar, sosyal hayata katılım gerçekleşmiş oluyor. Engelli bireylerin sosyal hayata katılımlarını sağlıyoruz.” İfadelerini kullandı.“Her engelli birey imkânlar dâhilinde istihdama katılabilir”Engelli bireylerin haklarından bahseden Yıldırım; “Engellilerimize verilen haklar 5378 sayılı kanunda yer alıyor. Engelli aylığı, eğitim, kimlik kartı, tiyatro gibi faaliyetlerden ücretsiz yararlanma hakları var. Verilen bu haklar ise kişinin engel yüzdesine göre değişiyor. Örnek vermek gerekirse evde bakım olması içim tam bağımlı yani ağır özel gereksinimli olması gerekir, istihdam hakkından yararlanmak için ise % 40 ve üzeri engelli olması şart. Her engelli imkân verildiği zaman istihdama katılabilir. Ailesi bakamayacak durumda ya da istemiyorsa, bakmakta zorlanıyorsa kurumlarımızda bakım merkezlerimiz var, bakım sağlanıyor ve hiçbir ücret talep edilmiyor.” Şeklinde konuştu.“Sosyal farkındalık her geçen gün artıyor” Engelli bireylere sunulan hizmetlerin başarılı ve yeterli olduğunu söyleyen Yıldırım; “Engelli ailelerin büyük endişeleri vardı ‘Ben öldükten sonra engelli hastama kim bakacak?’ şeklinde. Bu endişeyi duymalarına gerek yok. Kurumlarımızda gereken her bakımı sağlıyoruz. Bu ifadeleri 10 yıl önce söyleyemiyorduk fakat alanımıza yaptırım yaptık, gücümüz de hizmetimiz de oldukça yeterli. Sosyal farkındalık her geçen gün arttı. Artık engelli bireyleri sosyal hayatta, toplu taşıma da ve sokakta görebiliyoruz. Sosyal Hizmet yöntemlerimizle başarı sağlıyoruz. Birçok yönüyle çok kıymetli bir meslekte görev alıyorum.” Dedi.

03 ARA 2020

Prof. Dr. Konrot: “Bölge, lehçe ve ağız farklılıkları konuşma bozukluğu değildir”

“İletişim kasıtlı bir etkileşim türüdür”İletişimin kasıtlı bir etkileşim türü olduğuna dikkat çeken Konrot; “Doğduğumuz andan itibaren etrafımızda çeşitli uyaranlar vardır. Yeni doğan bir bebek etrafında bir şeyler olduğunun farkındadır ama ne olur onu bilmez. Anne ve babasını bile tanımaz. Dünyanın ne olduğu hakkında düşünceleri simgesel olarak anlamaya çalışır. Kasıtlı olarak karşımızdaki kişiye kafamızdaki düşünceleri anlatmaya çalışırız. Bunlardan biri dildir.” İfadelerini kullandı.“Bölge, lehçe ve ağız farklılıkları konuşma bozukluğu değildir”Dil ve konuşma terapistinin sadece iletişim, dil konuşma ve yutma sorunlarıyla ilgilendiğine dikkat çeken Konrot; “Dil ve konuşma terapisti sadece iletişim, dil konuşma ve yutma sorunlarıyla ilgilenir. Kişinin iletişim ihtiyacını hissetme durumu ile ilgili bir sorunu varsa bu da dil konuşma bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Konuşma bozuklukları seslerin yan yana dizilmesi sonucu anlam taşıma ile ilgili morfolojik boyutudur. Biçim özelliği, bu biçimin hangi anlamı ifade ettiği, hangi biçimi nerede nasıl kullanacağını bilmeniz gerekir. Bölgelere bağlı lehçe, ağız farklılıkları konuşma bozukluğu değildir. Onlar birer farklılıktır. Dil ya da konuşma sorunları olabilir.” Şeklinde konuştu.“Özel gereksinimi olan çocuklara eğitimde erken davranmak önemli”Konuşmasının devamında özel gereksinimi olan çocuklar ve öğretmenleri için tavsiyelerde bulunan Konrot; “Özel gereksinimli çocuklarda müfredat çocuklara uygulanabilir. Önemli olan öğretmenlerimizin özel eğitim konusunda ne kadar erken tanımladığıdır. Onu ne kadar erken cihazlandırırsanız çocuğun topluma katılması etkili olur.  Bu süreçte ailenin mutlaka işin içine katılması gerekir.” Dedi.

02 ARA 2020

Web Tabanlı Eğitim Konuşuldu

“Web Tabanlı Eğitim İçerikleri Oldukça Önemli”Web tabanlı eğitim kavramına değinen Aydın; “2020 yılı global olarak herkesi etkiledi. Eğitim ve öğretim alanında uzaktan eğitim gerçekleştiriliyor. Bu yıla özgü bir eğitim oldu. Eğitimin bir ağ üzerinde gerçekleşmesi geniş kapsamlı olmasına sebep oluyor. Biz şu an uzaktan öğretimi destekleyen, web tabanlı eğitim öğretim sistemi ile karşı karşıyayız. Elbette olumlu ve olumsuz özellikleri var. Fakat web tabanlı eğitim içerikleri oldukça önemli” İfadelerini kullandı.“Hibrit sistem en dengeli eğitim sistemi”E-learnıng uzaktan eğitim kavramından da bahseden Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın; “Elektronik olan ya da olmayan sistemler aracılığıyla özel iletişim yöntemleri gerçekleştirilir. Zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldırır. Oldukça kapsamlı bir öğrenme faaliyetidir. Aynı şekilde Hibrit sistemden de bahsedebiliriz. Karma öğretim, harmanlanmış öğretim gibi kavramlar da uygundur.  Klasik, geleneksel ve web tabanlı eğitimin dengeli hali. Üsküdar Üniversitesi olarak da Hibrit sistemi tercih ediyoruz. Aynı zamanda ters yüz sınıfların da sağlık alanında kullanılması taraftarıyız” Dedi.“Web tabanlı eğitimin olumlu ve olumsuz tarafları var” Web tabanlı sistemde uygulama aşamaları olduğuna vurgu yapan Aydın; “Hemşirelik alanında bazı üniversitelerde var fakat yüksek maliyette olduğu için sayısı az. Web tabanlı eğitim sağlık bilimlerinde kullanılıyor. Olumlu yanları dünya çapında erişilebilir olması, güvenli olması ve güncel olması bunlar en önemli özellikleri arasında. Öğrenci bireysel olarak kontrolcü oluyor. Eğitimci açısından ise; duyuruların kolay yapılması, iletişim kolaylığı, hızlı erişim ve kolay paylaşım mevcut avantajları ve olanakları oldukça güçlü. Öğrencilerimizden olumlu ya da olumsuz geri bildirimler alıyoruz.” Şeklinde konuştu. 

26 KAS 2020

İSG Öğrencimizin Çalışması Uluslararası Kongrede Yer Aldı!

Bu yıl 2’ncisi düzenlenen kongrede ana tema olarak “Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde Endüstriyel Toksikoloji ve İş Sağlığı” ele alındı. Kongrede aynı zamanda endüstriyel, çevresel hastalıklar ve kanserler, genotoksisite, nörotoksisite, nanotoksikoloji ve çevresel etkileri, çevresel kirlilik, mesleksel ve çevresel risk değerlendirmesi, önleyici ve koruyucu stratejiler, mesleksel ve çevresel hastalıkların sosyal etkileri ve sağlık sistemleri ile ilişkisi konuları da tartışıldı.“Nanopartiküllerin insan sağlığı için pek çok tehlikesi mevcut”Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü 4. Sınıf öğrencisi Nagihan Demir ise kongrede “Nanopartiküllerin Toksik Etkileri” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Demir, nanopartiküllerin insan sağlığı için tehlikelerini “Yüksek dozlarda akciğer ödemi ve ciltte lekelenmeler gibi tersinmez etkilere neden olur. Sıçanlarda yapılan bir çalışmada, nano gümüş parçacıklarının, üst solunum yolu üzerinden beyine ulaştığı belgelendirilmiştir. Uzun süreli ve yinelenen argyria ya da argyrosis denen ciltte, tırnaklarda, gözlerde, mukus membranda ya da iç organlarda tersinmez ve sağıtılamaz mavimtırak grimsi ya da siyah renklenmelere neden olur. Nano gümüş parçacıklar ayrıca leke tutmaz ve kendi kendini temizleyen diye tanıtılan su bazlı duvar boyalarında da kullanılmaktadır, bilindiği gibi gümüş ağır metal sınıfına girer. Nano gümüş parçacıkları bulunduğu yüzey üzerinden cilde temas ettiklerinde, nanoboyutta oldukları için insan hücre duvarını (bariyerini) delerek hücrelerde birikime neden olur. Gümüş parçacıklarının antimikrobiyal özelliği olmasına karşın, aşırı birikim sonucunda vücutta ağır metal zehirlenmeleri gösterir. Canlılarda ağır metal birikimi ve kansere neden olur. ” Şeklinde sıraladı.

19 KAS 2020

2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni, pandemi önlemleri çerçevesinde çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında 2020 – 2021 Akademik Yıl açılış töreninin pandemi gölgesinde gerçekleştirildiğini belirterek pandeminin ciddi bir şekilde herkesi etkilediğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “9 yılda çok önemli büyüme yaşadık”Üsküdar Üniversitesi’nin 22 bin öğrencileri olduğunu, vakıf üniversitesi olarak 9 senede ciddi ve hızlı bir büyüme yaşadıklarını ve altyapılarını genişlettiklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitelerin dört ayağı bulunduğunu hatırlattı.Birinci ayağın üniversite denildiğinde anlaşılan eğitim ayağı, ikinci ayağın AR-GE çalışmaları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “AR-GE ile ilgili daha yeni bir yapılanma hayata geçirdik. AR-GE’ye yönelik politikalarla ilgili ayrı bir birim kurduk. TÜBİTAK’ın yeni açıkladığı üniversitelerin yetkinlik hacimleri ve kaliteleri ile ilgili grafikte nörobilim, psikiyatri ve psikoloji alanlarında ilk sırada yer aldık. Diğer alanlarda da yayın kalitesi, yaptığı projeler ve diğer akademik etkinlikler açısından TÜBİTAK’ın istatistikleri bizi sevindirdi. Tabii devam etmek gerekiyor, sürdürülebilirlik önemli. Bir üniversitenin üçüncü ayağı bilgiyi ürüne dönüştürmesi. Yaptığı bilgiyi ticarileştirmesi, sanayi ile iş birliği yapabilmesidir. Bir üniversite bunu yapamazsa, sadece bilgi üreten ama topluma faydalı olmayan bir üniversite olur. Bilimin geleceğine katkı sağlaması gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal projeleri hayata geçiriyoruz”Üniversitelerin bir diğer görevinin de toplumu bilgilendirmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bununla ilgili sosyal projeler gerçekleştiriyoruz. TÜBİTAK sosyal projelerle ilgili daha çok bütçe ayırdı. Bu alanda çeşitli çalışmalarımız var.  Aileler Üniversitede, Gençler Üniversitede tarzında lise öğrencilerine ve ailelere üniversite ortamında eğitimlerle ilgili projelerimiz var. İstanbul Valiliği ile Aileler Üniversitede projesi için protokol imzaladık. 24 Kasım’da başlayacak projede birçok aileye dokunacağız” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Fi-jital Üniversite kavramını hayata geçirdik”Üsküdar Üniversitesi olarak hayatın her alanını etkileyen pandemi dönemine uyum sağlamayı başardıklarını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fi-jital üniversite kavramını hayata geçirdiklerini belirterek “Yaz döneminde vizyon toplanımızı gerçekleştirdik. Pandemi bu şekilde devam ediyorken önümüzdeki yıl ne yapacağımızı değerlendirdik. Mezuniyet törenini yapamadık, Akademik Yıl Açılış Töreni zamanında da pandeminin artacağını öngörüyorduk ve öyle oldu. Bunun üzerine toplantıda yüz yüze ile dijital eğitimi birleştirmeye yönelik ‘Fi-jital’ Üniversite kavramını hayata geçirmeyi kararlaştırdık. Sağlık alanındayız biz ve bu alanda uygulama önemli. Uygulamadan kopmamak gerekiyordu. Uygulamadan kopmamak için de gelebilecek öğrencileri yüz yüze seyreltilmiş şekilde, gelemeyecek öğrencileri de uzaktan hep canlı sınıf ortamında bulunmalarını sağlayarak akademik takvimi bozmadan eğitime bu şekilde başladık. Bu haftaya kadar ilerleyebildik ama bu hafta pandemi uçuşa geçti. Uçuşa geçtiği için de biz yeniden değerlendirme yapıyoruz. Bazı zorunlu olanlar dışında canlı sınıf şeklinde dijitale daha çok ağırlık vermek gibi bir planımız var” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz”Üsküdar Üniversitesi akademisyenlerinin bu süreçte büyük fedakarlıkları olduğunu kaydeden Tarhan, “Pandeminin zorluklarına karşı öğrenci danışmanlığı konusunda, sınıf yönetimleri ile kazasız ve belasız bir şekilde atlatabilmemizde çok faydaları oldu. Yaptığımız Fi-jital manifestoyu da tekrar okumamızda fayda var. Orada ‘Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz’ dedik. Bunu vurguladık. Eğitim usta – çırak işidir. Hoca ile öğrencinin usta – çırak ilişkisi var. Biz sadece bilim öğretmiyoruz aynı zamanda sanat da öğretiyoruz. Sanatta da usta – çırak ilişkisi önemli. Bu ilişkinin olması için de yüz yüze olma zorunluluğu var. Olamadığı zamanlarda telafi edeceğiz. Öğrencilerimizin en iyi eğitimi alması için öğrencinin yüksek yararını hedef ediniyoruz. Eğitim politikalarında karar verirken birçok konuda bizim için öğrencinin yüksek yararı stratejik bir ölçüttür. Buna göre hareket ediyoruz. Pandemi döneminde de buna önem verdik, umuyoruz ki bu sıkıntılı günler geçecek” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandeminin psikolojik boyutu ihmal edilmemeli”Pandemi sürecinin psikolojik boyutunun mutlaka ele alınması gerektiğini vurguluyan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pandeminin bütün dünyada yaptığı ikinci alevlenmesiyle ilgili görüşleri Levent Hocamızdan alacağız ama işin psikolojik boyutunun da önemli olduğunu hatta Dünya Sağlık Örgütü’nün psikiyatrik hastalık pandemisinden söz eden bir açıklaması olduğunu okudum. Bu da işin diğer bir ciddi yönü. O halde pandemiye karşı duruş önemli. Çin’in pandeminden sonra bir üniversite ile hazırlanan raporunu okumuştum. O raporda ‘Biz pandemiyi sosyal izolasyon ile değil sosyal iş birliği ile çözdük’ diyordu. Sosyal iş birliği ile çözülen bir pandemi, toplumla sağlık çalışanlarının, pandemi epidemiyologlarının, halk sağlığı uzmanlarının ve enfeksiyon uzmanlarının bunu iyi yönetmesi gerekiyor. Yeter ki kurallara uyulabilsin” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlere tavsiyelerde bulunduGençlere tavsiyelerde de bulunan Tarhan, “İnsan doğarken bazı şeyleri seçemiyor. Anne ve babasını, kendi cinsiyetini, etnik coğrafyasını ve etnik kökenini seçemiyor. Ama koronayı da seçemiyor. Covid pandemisini biz hiçbirimiz seçemiyoruz. Bazı şeyleri seçebiliriz. Bir genç için neler var seçebileceği? Varlıklı olmayı seçemiyorsun ama çok çalışmayı seçebilirsin. Hayatta bazı şeyler vardır. Ahlaklı, adaletli, iyi, dürüst, çalışkan olmak gibi bütün bu insani özellikleri seçebiliriz. Bunları seçmemizin bize faydası ne olacak diye düşünürsek orta ve uzun vadede hep faydası olduğunu söyleyebilirim. Her zaman vurgulamaya çalıştığım bir kural var: Erdemli olmak mı karlıdır, çıkarcı olmak mı karlıdır? Kapitalist mantıkla ve o ahlakla düşünen kişiler hep çıkarcı olmanın karlı olduğunu söyler. Kısa vadede öyle görünür ama orta ve uzun vadede tarihte erdemli olanlar kazanmıştır. Gandi örneği gibi. Bu nedenle gençlere seçim yapma hakkını da sunmak zorundayız. Gençlik dönemi sadece kısa vadeli düşünülen, akıldan ve mantıktan çok hislerin hakim olduğu bir dönemdir. Hisleri ile hareket eden bir gence o hislerini artıran yönelimlere girilirse o genç yanlış yapmaya devam eder. O halde onun düşünen beynini de devreye sokacağız. Sadece hisseden beyniyle hareket eden bir gencin düşünen beynini de devreye sokmak bizim de sorumluluğumuzdadır” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid konusunda delikanlılık yapılmaz”Pandemiyle ilişkiyi fırtınayla olan ilişkiye benzeten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yağmur ve fırtınayı kimse istemez. Dallar kırılır, sular basar, birçok zorluklar yaşanır. Biz fırtınaya karşı ilişkimizi doğru kurarsak, yani evimizi sağlam yaparsak, tedbirlerimizi alırsak ve güvenlikli bir ortam oluşturursak fırtına olduğu zaman tedbirimizi almış oluruz ve hayatımızdan vazgeçmeyiz, sokakta kalmamış oluruz. Aynı şekilde Covid’de de öyle. Gençlere özellikle söylüyorum: Covid konusunda delikanlılık yapılmaz. Fırtınaya karşı nasıl delikanlılık yapılmazsa bu Covid için de geçerli. Muhakkak önlemleri almak çok önemli. Bilimin söylediği temizlik, mesafe ve maske kuralı önemli. Amasyalı hekim Şerafettin Sabuncuoğlu, ‘Salgın olduğu zaman iyi ye, iyi uyu, uzaktan selam ver’ diyor. Şu anda sosyal mesafe dediğimizi hatta fiziksel mesafe olması gerekiyor, bunun aynısını söylemiş. İbn-i Sina da salgın olduğu zaman herkesin kaçtığını, kendilerinin de kaçması gerektiğini söyleyen yardımcısına sağlıkçı olduklarını ve kaçamayacaklarını söylemiş. Bunu düzeltmek vazifemiz diyerek alanda kalmış ve elini sirke ile yıkayarak hastaları görmüş. O zamandan bu yana 500 – 600 yıldır bir İbn-i Sina çıkaramadık, o da ayrı bir konu. Bu da bizim ders alacağımız bir örnek. Bilimin de doğruladığı temel kurallar değişmiyor. Gençlere bunu söylemek istiyorum” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemi, stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat”Pandemi döneminden çıkarılması gereken dersler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç arkadaşlara son tavsiyem de şu: Pandemi dönemi bize birçok şeyi öğretiyor. Daha çok kendimizi tanımak için bir fırsat. Zorluklara karşı, stres altında soğukkanlı kalma becerimizi geliştirmek için bir fırsat. Stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat. Bu pandemi neden oldu, neden istediğim gibi eğlenemiyorum, gezemiyorum diye yakınmak yerine bu krizi yönetmemiz önemli. Krizin iki ayağı var. Biri tehdit ayağı, diğeri de fırsat ayağı. Fırsat ayağını yönetebilirsek gençler için özellikle kazanım olur. Hayatın zor bir döneminde bazı şeyleri başarmamıza vesile olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın’dan ilk ders: “Covid Pandemisine Bakış”Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aşı Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Levent Akın tarafından “Covid-19 Pandemisine Bakış” başlıklı yeni akademik yılın ilk dersi verildi. İlk dersin moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Prof. Dr. Levent Akın: “Pandemileri bitirmenin tek yolu aşılamadır”Pandeminin dünyada ve ülkemizde görülmesinden itibaren yapılan çalışmalar hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Levent Akın, aşı çalışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Dünyada 180’den fazla, ülkemizde ise 12 aşı çalışması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Aşıya çok umit bağlandı. Dünyada bulaşıcı hastalık salgınlarına ve pandemilerini engellemenin yegane yolu aşılamadır. Önlemlerle bazı şeyleri düzeltebiliyoruz ama buna rağmen bu hastalığın ortadan kaldırılması ve tehdit boyutunun düşürülmesi için aşıya ihtiyacımız var” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “İnaktif virüs aşısının çalışmaları tamamlanmak üzere”Prof. Dr. Levent Akın, şunları söyledi: “Dünyada çok çeşitli çalışmalar var. Hacettepe Üniversitesi Aşı Enstitüsü olarak çalıştığımız recombinant bir aşı var. En yaygın olarak kullandığımız aşılardan biri inaktif virüs aşısı. Bu Çin kaynaklı bir aşı. Türkiye’de çalışmaları tamamlanmak üzere. Çin’den de bu anlamda ciddi miktarda aşı alınacağını, muhtemelen Aralık ayında uygulanabileceğini  tahmin ediyoruz. Öne çıkan konulardan biri RNA aşıları. Özellikle Almanya’da BioNTech’in yöneticisi olan Türk asıllı olması nedeniyle gurur duyduğumuz Prof. Dr. Uğur Şahin’in Türkiye’de de çalışmasını sürdürdüğü ki Türkiye’de bu çalışmasının olmasının sebebi Uğur Bey, Türkiye’de olmasını sağlamıştır.”Prof. Dr. Levent Akın: “Aralık’ta 1 milyon doz aşı geleceğini tahmin ediyoruz”Prof. Dr. Levent Akın, “BioNTech’in aşısının ticari olarak dağıtılması için Avrupa Birliği İlaç ve Tıbbi Malzemeler Kurulu dediğimz EMA diye bahsedilen kuruldan izin çıkması lazım. Ruhsat alması lazım. Bununla ilgili faz1 ve faz2 çalışmalarına ait raporları aldı. Faz 3 çalışmasının da olumlu raporunu alıp ruhsatın tamamlanmasını bekliyor. O yüzden beklenti, Aralık ayında Türkiye’de mRNA aşısının gelebileceğini tahmin ediyoruz. Çünkü Türkiye’de ciddi miktarda sözü var. Ama bütün dünya, ABD bu aşıdan 300 milyon doz istiyor. Türkiye’nin bu konuda yeteri miktarda alacağını tahmin ediyorum. Bazı tartışmalar var, sayı vermek ne kadar doğru bilmem ama Aralık ayında 1 milyon dozun geleceğini tahmin edebiliriz. Bu sayınım altında da kalabilir. Çünkü aşı üretimi biraz terzilik işidir de yani üretimde bir aksilik olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “mRNA aşısı, genetik yapıda değişiklik yapmaz”mRNA aşılarıyla ilgili dünyada çok çeşitli çalışmaların olduğunu, zaman zaman asılsız iddiaların da ortaya atıldığını kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Şu anda üç aşı çalışması insanlar üzerinde deneniyor. İki tanesiyle ilgili çalışması bitirmek üzere. Bazıları diyor ki ‘mRNA aşısı ki Almanya’da üretilen ve Türkiye’de yakın zamanda uygulamaya geçeceğini tahmin ettiğimiz aşıya genetik yapısına girer, genetik yapısını bozar.’ mRNA’lar kalıcı bir genetik materyal değildir. İhtiyaç olduğu zaman ortaya çıkar, gerekli protein üretimini yaptıktan sonra kendisini kaybeder. Bu hücre bilimlerini yakından bilen tüm arkadaşlarımızın bildiği bir özelliktir. Kabaca söylemek gerekirse siz RNA aşısını veriyorsunuz. Virüsün insan hücresine yapışan proteine karşı mRNA size o proteini üretiyor. O proteine karşı vücut antikor üretiyor. Antikor üreterek bağışıklık sistemini ona hazırlıyor. Dolayısıyla gerçek virüsle karşılaştığınızda hastalığı yok ediyor. Bunun başarısı %90’lar düzeyde. Net olarak altını çizeyim: mRNA aşılarının genetik yapıda herhangi bir değişikliğe sebep vermesi mümkün değildir” diye konuştu.Prof. Dr. Levent Akın, Covid-19’un bulaş yollarına ilişkin yapılan çalışmalara da değinerek bulaş riskinin en çok aile içinde aile bireyleri, arkadaş ve eş dost arasında olduğunu, seyahat etmenin, toplu taşıma araçlarının da önemli oranda risk barındırdığına dikkat çekti.Yükselen akademisyenler cübbe giydiZOOM, ÜÜ TV ve Youtube hesapları üzerinden de canlı seyredilen Akademik Yıl Açılış Töreninde akademik yükseltme cübbe giyme merasimi de düzenlendi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Prof. Dr. Ali Kocailik, Prof. Dr. Aslı Umut Dinç, Prof. Dr. Barış Metin, Prof. Dr. Burhan Pektaş, Prof. Dr. Ebru Öztürk, Prof. Dr. Ece Harman, Prof. Dr. Feride Gökben Hızlı Sayar, Prof. Dr. İbrahim Fırat Helvacıoğlu, Prof. Dr. Remzi Abalı, Prof. Dr. Sabri Cavkaytar, Prof. Dr. Sevgi Kızılcı Öz, Prof. Dr. Sevim Işık, Prof. Dr. Zehra Burçak Tümerdem Uluğ’a cübbeleri giydirildi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka da Doç. Dr. Asil Özdoğru, Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, Doç. Dr. Emel Kaşıkçı, Doç. Dr. Gül Esra Atalay, Doç. Dr. İbrahim Arslan, Doç. Dr. İsmail Oral Hastaoğlu, Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, Doç. Dr. Oğuz Tan, Doç. Dr. Özge Kılıçoğlu Mehmetcik’e cübbelerini giydirdi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk ise Dr. Öğretim Üyesi Nebiye Yaşar, Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, Dr. Öğretim Üyesi Öznur Karaoğlu, Dr. Öğretim Üyesi Yeşim Ünveren, Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Gümüş, Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Özçetin Şenöz’e cübbelerini giydirdi.2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni videosu için: 

13 KAS 2020

Kırılgan Çocuklar Sevgiyle Büyüsün!

Doç. Dr. İsmail Barış: “Çocukları seven ve sabırlı kişiler koruyucu aile olmalı”Koruyucu aile olmak için evli olmanın şart olmadığını söyleyen Barış; “Anlayışlı, çocukları seven ve sabırlı kişiler koruyucu aile olmalı. İyilik bulaşıcıdır. Koruyucu aile olmanın da bazı şartları vardır. Ama koruyucu aile olmak için ilk önce istekli olmak, çocukları sevmek gerekir.” İfadelerini kullandı.  Neşe Gökalp: “Çocukların sıcak bir yuvada büyümesi tek amacımız”İstanbul Koruyucu Aile Derneği Başkanı Neşe Gökalp; Koruyucu aile sistemine Üsküdar Hasan Tan çocuk yuvasında gönüllü olarak başladığını, koruyucu aile sistemine bir anda dâhil olduğunu söyledi. Sivil toplum örgütü olarak faaliyet gösteren dernekte farkındalık çalışmalarının, etkinliklerin ve projelerin devam ettiğine dikkat çekti. Çocukların ailelerine güvenle bağlanmalarını vurgulayan Gökalp; “Bizim tek amacımız çocuklarımızın sevgi dolu sıcak bir yuvada büyümeleri. İsteyen herkesin koruyucu aile olabilmesi için şansları var. Koruyucu Aile olabilmek için yaş aralığı 25- 65 yaş olmalı.” Şeklinde konuştu.Güler Aslan: “Bir kişinin bile hayatını değiştirebilmek çok kıymetli” Bizim Çocuklar Gençlik Akademisi Derneği Başkanı Güler Aslan, çocukların hayatında eğitimin önemini vurgulayarak; “Hak temelli bakmayı öğrendik, yapılan etkinliklerin çocukların hayatına nasıl dokunduğunu gördük. Biz dernek olarak 80’e yakın çocuğa burs veriyoruz. Dernek olarak ilk burs verilen öğrenci Üsküdar Üniversitesinden bir gençti, bir kişinin bile hayatına dokunabilmek, değiştirebilmek çok kıymetli. Olumsuz tutumlar ile bir çocuğun tanımlanması, çocuk üzerindeki gelişimi etkiliyor ve maalesef yanlış sonuçlar görülüyor.” Dedi.

05 KAS 2020

Madde bağımlısı çocuklar ve sorunları konuşuldu

Han: “Yapılan her çalışma bizim için çok önemli”“Aile ve Çalışma Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Madde Bağımlısı Çocuklarla Sosyal Çalışma; İstanbul / Ağaçlı Örneği” başlıklı online gerçekleştirilen programda madde bağımlısı çocuklarla yapılan çalışmalardan bahseden Mahir Han; “Yapılan her çalışma bizim için çok önemli. Her çocukla yapılan on dakikalık bir görüşme bile çok büyük bir önem arz etmektedir. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey; Eğer anne babası yanında, ebeveynlerinden birisi madde kullanıyorsa o çocuğu oradan alıp kuruma getirmek. Çocukları orada bekletmek bile bir başarı olarak algılanmalı. Bir çocuk eğer orada kalıyorsa ve orayı izinsiz terk ettiği anda biz tekrar maddeye bulaşacağını düşünüyorsak onun kaçmasını engelliyoruz. Bu başarı kriterini daha farklı algılamak gerekiyor. 18 yaşına kadar bakmak, 18 yaşından sonra bir hayat kurması ve normal bir yaşam standardına kavuşabilmesi aslında kolaydır ama bunu takip etme sistemi maalesef Türkiye’de yok. Çocuk, devlette memur olana kadar bizimle iletişim içinde ama memur olduğu veya işçi olarak çalıştığı andan itibaren bütün ilişki kesiliyor. Onların çoğu o noktada kendini kurtarıyor.” İfadelerini kullandı.Barış: “Tedbirleri almaya başlayınca meselenin önemli bölümünü çözüyoruz”Alınması gereken tedbirlerden bahseden Doç. Dr. İsmail Barış; “Bahsetmiş olduğumuz sistemin başlangıcı. Önleyici tedbirlerle başlarsa zaten geriye kalan birçok sıkıntı ortaya çıkmadan önce çözülüyor. Tedbirleri almaya başlayınca, aşılamayı zamanında yapınca hastalığın ortaya çıkması, kronikleşmesine engel olunca meselenin zaten önemli bir bölümünü çözüyoruz. Ama bunu henüz yapamıyoruz.” Dedi.Karatay: “Model aldıkları kişilerle aralarının izole edilmesi gerekiyor”Prof. Dr. Abdullah Karatay kurumdan izinsiz ayrılan çocukların tek homojen bir tip olarak düşünülmemesi gerektiğini belirterek; “Bir kısmı kurumdan izinsiz ayrılmayı hakikaten bir davranış bozukluğu tanısı alacak düzeyde süreklilik haline getirmiş. Ama bir kısmı takiple sisteme enjekte edilecek durumda. Dolayısıyla aynı mantıkla bizim yatılı kurumlarda bazı çocuklar hakikaten kapalı sisteme ihtiyaç duyabilir. Hem kendilerinin hem de birlikte yaşadıkları kişilerin, birbirlerine davranış aktardıkları, model aldıkları kişilerle aralarının izole edilmesi gerekiyor.” Şeklinde konuştu.

28 EKI 2020

Üsküdar’da Dünya Ergoterapi Günü Kutlandı!

Etkinlikte Ergoterapi Bölümü 1’inci 2’nci 3’üncü 4’üncü sınıf ve mezun ergoterapistler söz aldı. Ardından bölümü öğrencilerinin hazırlamış olduğu videolar izlendi.“Liseden beri ergoterapistmiş gibi bu güne kutlardım”Ergoterapiye olan ilgisini ifade eden Ergoterapi Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi Sema Korkmaz; “Biz aslında birinci sınıflar olarak Ergoterapi gününü ilk kez kutluyoruz. Ama kendi adıma konuşmam gerekirse bu benim ilk Ergoterapi günüm değil. Lise döneminde ve üniversiteye hazırlanırken hep araştırdığım için, hep okuyormuş ve bir Ergoterapistmiş gibi bu günü hep kutlardım.” şeklinde konuştu“Ergoterapi gününün olması meslekteki motivasyonu arttırıyor”Ergoterapi Bölümü son sınıf öğrencisi Gülcan Aktaş ergoterapi günlerinin kutlanmasının mesleki motivasyon açısından çok önemli olduğuna değinerek; “Bir Ergoterapi gününün var olması ve bugünü kutluyor olmamız meslekteki motivasyonu çok arttırıyor. Ben bu mesleği seçtiğim için ve icra edeceğim için çok mutluyum. Ergoterapi, bizim bu mesleği var ettiğimiz ve yaşattığımız, ileriye taşıdığımız ve biz var olduğumuz sürece güzel.” İfadelerini kullandı.“Ergoterapist çok yönlü olmalı”Yüksek lisans öğrencisi ve Ergoterapist İsa Kör ergoterapistlerin çok yönlü olmasının önemine değinerek; “Ben mezun olduktan sonra bir Güney Amerika gezisine gittim. Gittikten sonra karşılaştığım insanlara ve ergoterapistlere bakınca bireysel anlamda kendimi yetersiz hissettim. Bunun için daha fazla kitap okumaya ve biraz da müzik ile ilgilenmeye çalıştım. Ben herkesin çok yönlü olmasını destekleyen birisiyim. Kendim de çok yönlü olmaya çalışıyorum. Çok yönlü olmalıyız çünkü karşılaşacağımız çok fazla birey var ve onların dilinden konuşmalıyız.” Dedi.

23 EKI 2020

12 Çocuktan Biri Dil Konuşma Bozukluğu Yaşıyor…

Eğitimcilere yönelik düzenlenen ve Zoom Webinar uygulaması üzerinden gerçekleşen programda Prof. Dr. Konrot “Eğitim Ortamlarında İletişim-Dil-Konuşma Bozuklukları” konusuna ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.“Her 12 çocuktan birinde dil konuşma bozukluklarına rastlanıyor”İnsanlar arası kasıtlı etkileşimde her hangi bir zamanda, boyutta, biçimde, şiddette ortaya çıkan aksaklığı dil konuşma bozukluğu olarak ifade eden Konrot; “Konuşma bozukluğu doğum öncesi nedenlere de bağlı olabilir ama yaşamımızın her anında da karşımıza çıkabilir. Dil konuşma bozuklukları her yaştan insanı kapsayabilmekle beraber her 12 çocuktan birinde dil konuşma bozukluklarına rastlıyoruz. Dil konuşma bağlamında bozuklukları da iletişim, dil, konuşma, yutma ve ses olarak beş nedene bağlayabiliriz.” İfadelerini kullandı.“İşaret dilinin yazılı sisteminin olmaması bir dezavantajdır”Sözlerinin devamında işaret dili konusuna değinen Konrot; “İşaret dilleri farklıdır. El kol devinimleri dilden dile farklılık gösterir. Her dildeki işaret dili farklıdır. Sağır bir İngiliz, sağır bir Türk ile aynı işaret dilini konuşamaz. Herkes anadilindeki işaret dilini konuşur. Ayrıca işaret dili sadece sağırların kullandığı, görsel işaretler değildir. Konuşma da el, kol, yüz hareketlerine dayalı bir işaret dilidir. İşaret dilinde sağırların en büyük dezavantajı ise işaret dilinin yazılı bir sisteminin olmamasıdır. İşaret diliyle edebiyat, matematik kitabı yazılamıyor. Sağır kişiler yüz yüze gelmeden iletişim sağlayamıyor. Bu da bu konudaki maalesef ki bir dezavantaj.” Şeklinde konuştu.“Eğitim ortamlarında sıklıkla görülebilecek bozukluklar”Bütünleştirme bağlamında eğitim ortamlarında sıklıkla görülebilecek iletişim-dil-konuşma bozuklukları konusuna değinen Konrot; “Eğitim ortamlarında sıklıkla görülebilen, bütünleştirme bağlamında bazı iletişim-dil-konuşma bozuklukları var. Bunları sesletim bozukluğu, sesbilgisel bozukluk, burundan konuşma, ses bozukluğu, düşüncelerini sözel dille ifade edememe, okuduğunu anlamama, harfleri/heceleri/kelimeleri yanlış okuma, aşırı hızlı-bozuk okuma, kekeleyerek konuşma olarak ifade edebiliriz.” Dedi.

22 EKI 2020

1 Konu 1 Konuk Etkinliğinin 32’nci Oturumu Gerçekleşti

Zoom Webinar üzerinden gerçekleşen programda Şener, “Demir Çelik Sektörü Kaldırma Ekipmanlarında Temel İSG Prensipleri” başlıklı sunumuyla katılımcılara önemli bilgiler aktardı.“Önceliğimiz her zaman güvenlik”Kaldırma ekipmanlarını kapsamında vinç bakımı konusuna değinen Şener; “Bizim önceliğimiz her zaman güvenlik. İş sağlığı ve güvenliği uzmanları olarak hem bakım hem de periyodik kontrol yapmaktan sorumlu kişileriz. Eski tüzükte bakımların üç ayda bir yapılması gerektiği yazıyordu fakat şu anki yönetmeliğe göre yılda bir defa yapılması yeterliydi. Biz yine kontrollerimizi şu an üç ayda bir olacak şekilde yapıyoruz. Çünkü bu kontrollerin aşağısına düştüğümüzde çeşitli arızalar meydana gelebiliyor. Vinçlerin devamlı bakımlı olması gerekiyor.” Şeklinde konuştu.“Çalışmalarımızda çevre güvenliğini önemsiyoruz”İş sağlığı ve güvenliğinde çevre güvenliğinden bahseden Şener; “Bütün işlerimizde önce güvenlik. Çalışmalarımıza başlamadan önce çevreyi güvenliğe almamız gerekiyor, çevre güvenliğini önemsiyoruz. Bir vinç bakıma ya da kontrole gitmeden önce o vincin işletme sorumlusuyla görüşüyoruz. O vinçte kontrol ve çalışma yapacağımızı söylüyoruz ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini iletiyoruz. Bu sağlanınca biz de çalışmaya başlamadan önce arabaların ve insanların girebileceği yerleri şeritle kapatıyoruz. Ve muhakkak bir gözlemcimiz oluyor.” İfadelerini kullandı.Dinleyicilerin sorularının cevaplanmasının ardından etkinlik sona erdi. 

20 EKI 2020

Kekemelik Bir Hastalık Değildir

Kekemeliğe dikkat çekmek ve kekemelik konusunda doğru bilgiler vermek amacıyla her yıl 22 Ekim, Dünya Kekemelik Günü olarak anılıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi  Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemelik konusunda değerlendirmelerde bulundu.Kekemelik, psikolojik boyutuyla etkiliyorKekemeliğin bir hastalık değil, semptom olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemelik ile psikolojik boyut arasındaki ilişkiye dikkat çekerek şunları söyledi:“Literatüre bakıldığında kekemeliğin bir hastalık olarak değil, semptom olarak değerlendirildiğini görürüz. Her ne kadar aileler kekemelik davranışlarının ortaya çıkışını örneğin korku gibi travmatik belirli bir olayla açıklama eğiliminde olsalar da kekemeliğin psikolojik bir travmanın sonucunda ortaya çıktığını kanıtlayan bir araştırma bulunmamaktadır. Eğer öyle olsaydı, korku ve benzeri psikolojik travma geçiren çocukların çoğunda kekemelik davranışının ortaya çıkması gerekirdi. Ancak, bunu söylemek, kekemelik ile psikolojik boyut arasında bir ilişkinin olmadığını ifade etmek değildir. Kekemeliğin inatçı bir biçimde ileriki yaşlarda da devam etmesi, etkilenen kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Örneğin kekelemekten rahatsız olan bir öğrencinin bildiği halde sınıfta parmak kaldırmaması, insanlarla konuşarak etkileşime girmekten kaçınması gibi durumlar, kekemelik ile psikolojik boyut arasındaki ilişkinin yönünü daha açık olarak göstermektedir.”Kekemelik, en çok 2-5 yaşlarında ortaya çıkıyorDSM sınıflandırmasında da kekemelik olgularının % 98’inin 10 yaşından önce görüldüğü ifade eden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Genelde kekemelik gelişimin en hızlı olduğu erken dönemde, 2-5 yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Daha sonraki yaşlarda (ergenlik-yetişkinlik dönemlerinde) ortaya çıkması çok nadir bir olaydır” dedi.Kekemelik ileri yaşlarda ortaya çıkabilirİleriki yaşlarda ortaya çıkan kekemelik davranışlarının iki  grupta ele alınabileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Birinci grupta da üç olasılıktan söz edilebilir. Birinci olasılık, kökeni erken dönemde olmasına karşın, ileri dönemlerde ortaya çıkan kekemelik davranışlarıdır. Bazı durumlarda erken dönemde gözlenen ve terapi ya da kendiliğinden geçen, artık fark edilmeyen kekemelik davranışlarının sonraki yaşlarda tekrar ortaya çıkması olasılığı da bulunmaktadır. Bir başka olasılık da kekemelik davranışlarını “içselleştirmeyi” ya da baskılamayı öğrenen kişilerin stres altında bunu saklamayı becerememeleridir.Beyindeki fonksiyon bozuklukları yol açabilirKonrot, “İkinci grupta ise kafa travması, strok (inme), merkezi sinir sisteminin dejenerasyonu, beyin tümörü, beyin ameliyatı, ilaç etkisiyle beyinde meydana gelen fonksiyon bozuklukları gibi durumlarda gözlenen edinilmiş kekemelik olguları bulunmaktadır” diye konuştu.Erken dönem kekemelik kendiliğinden geçebiliyorKekemeliğe erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Araştırmalar gelişimsel (erken dönem) kekemeliğin başladığı andan itibaren altı ay ile iki yıl içerisinde kendiliğinden geçebileceğini göstermektedir. Ancak, erken dönemde kekemeliğin yönetimine yönelik hiçbir girişimde bulunulmaması halinde, kekemeliğin inatçı bir biçime dönüşme, ileriki yaşlarda da devam etme olasılığı yüksektir. Kekemeliğe ne kadar erken müdahale edilirse, o kadar çabuk sonuç alınır. Ancak, bunun da kekemelik alanında bilgili, bu konuda klinik deneyimi olan dil ve konuşma terapistlerinin önerileri, yönlendirmeleri ile mümkün olabileceğinin unutulmaması gerekir. Doğru yönetilmeyen kekemelik olgularının kronik kekemeliğe dönüşme olasılığı yüksektir” uyarısında bulundu.Kekemelik terapisi önemliAlınacak bazı önlemlerle kekemelikle baş etmenin mümkün olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemelik terapisinin önemine işaret ederek şunları söyledi:“Kekemelik bir hastalık olmadığı için tedaviden söz etmenin çok doğru olmadığını düşünürüm. Bana göre kekemelik alanında çalışan yetkin terapistleri, bireye ve özellikle erken dönem söz konusu olduğunda çocuğun ailesine yol gösterici olurlar ve onlara günlük yaşantılarında, kendi doğal ortamlarında bu sorunla nasıl baş edebileceklerini, bu sorunu nasıl yönetebileceklerini gösterirler. Kekemelik terapisi, gerek bireyin kendisine, gerekse çocuğun ailesine, birincil bakıcılarına bireye özgü çözümler ve öneriler üretme sürecidir. O nedenle, sorun aynı da olsa, etkileri her çocuk ve her ailede farklı olacağı için, terapi süreci bireye/aileye özgü olmak durumundadır.”Kekemeliğin yönetimi imkansız değildir“Kekemelik bir kader değildir” diyen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Duruma hangi açıdan, nasıl yaklaştığınıza bağlı olarak zamanında ve uygun biçimde ele alındığında, yönetilebilme olasılığı vardır. Yönetimi ve çözümü çoğu zaman zor bir süreci gerektirir, ancak imkânsız da değildir” diye konuştu. 

09 EKI 2020

Özel Öğrenme Güçlüğü Konuşuldu!

“Çemberin içine daha birçok şey eklenilebilir”Özel öğrenme güçlüğündeki var olan psikolojik süreçlere daha da birçok şeyin eklenebileceğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Konrot; “Özgül öğrenme güçlüğünde psikolojik süreç dendiği zaman konuşma, okuma, yazma, heceleme ya da matematik hesaplama işlemlerinde yetersizlikler olarak kendisini gösterir. Psikolojik süreçler dediğimiz zaman temel psikolojik süreçler çok daha karmaşıktır. Baktığınız zaman motivasyon, emosyon, dikkat, algılama, öğrenme, belleme, düşünme, konuşma gibi durumlar var. Buna baktığımızda bu çemberin içine daha birçok şey eklenilebilir.  Temel psikolojik süreçlerden daha üst düzey psikolojik süreçlerden bahsedebilirsiniz ama temel olarak baktığımız zaman bunlarla karşılaşıyoruz.” İfadelerini kullandı.Nöro-gelişimsel bir bozukluk!Prof. Dr. Konrot; “Özgül Öğrenme Güçlüğü, sözel ve sözel olmayan bilginin işleme süreçlerinde kalıtsal ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle oluşan nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Burada sözel ve sözel olmayan bilgi, sözel ve sözel olmayan dil ile eş anlamlı mıdır sorusu aklımıza geliyor. Çünkü bir bilgiye sözel dediğiniz zaman dille ilişkisini kuruyorsunuz. O nedenle sözel ve sözel olmayan bilgi eğer sözel dille eş anlamlıysa o zaman belki de biraz iletişim, dil ve konuşma üzerine durulması gerekiyor.” Dedi.“İletişim, dil ve konuşma bir dil ve konuşma terapisti için önemli bir alet”Prof. Dr. Konrot, dil ve konuşma terapisti için iletişim, dil ve konuşma kavramlarının çok önemli olduğunu vurguladı. Konrot, “İletişim, dil ve konuşma bir dil ve konuşma terapisti için önemli bir alet. Çünkü sorun dil-iletişim sorunu mudur, sorun bir dil sorunu mudur, sorun bir konuşma sorunu mudur diye bu tanımı biz yapamazsak mesleğimizde bazı değerlendirmeleri ve almamız gereken önlemleri de çok doğru bir şekilde alamayız.” Şeklinde konuştu.

17 EYL 2020

İş Güvenliğinin Önemi Her Alanda Artıyor

 Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, İş Sağlığı ve Güvenliği bölümünün avantajları ve kapsamı hakkında önemli bilgiler paylaştı.Mühendisliğe puanı yetmeyen tercih edebilirİş Sağlığı ve Güvenliği bölümünün iş yerlerinde güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı sağlamak için işverene rehberlik edecek iş güvenliği uzmanlarını yetiştirmeyi amaçladığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “İş güvenliği uzmanının çalışmaları aynı zamanda iş arkadaşlarını, aile üyelerini, işverenleri, müşterileri ve işyeri ortamından etkilenebilecek diğer pek çok kişiyi de koruyabilir. Özelikle mühendislik için gerekli olan başarı sırası ve puanını elde edememiş fakat mühendislik dersleri okumak isteyenlere tavsiye ediyorum. Ayrıca İngilizce bilgileri yeterli ve başarılı olurlarsa, çift anadal için aranan şartlara da uymaları durumunda endüstri ve kimya mühendisliği bölümlerinde ÇAP yapma şansı elde edebilirler” ifadelerini kullandı.Yurtdışında da avantajlı olacaklarİSG bölümünde ilk yıl müfredatının mühendislik eğitiminin müfredatı ile uyumlu şekilde temel kimya ve temel biyoloji gibi derslerden oluştuğunu söyleyen Uçan, “Daha sonra ergonomi, proses güvenliği, makina güvenliği, risk değerlendirme metodolojileri, yangın, elektrik, hijyen, istatistik, AutoCAD, bilgisayar destekli PHAST, SAFETI, MAROS, TARO programlarının uygulama dersleri veriliyor. Geniş kapsamlı eğitim aldıkları için iş güvenliği bilgilerine sahip oluyorlar ve sektörde tercih ediliyorlar. Ayrıca yüksekte çalışma ve yangın eğitimlerini konunun uzmanlarından öğreniyorlar. Yabancı dil bilgisi olan öğrencilerin yurt dışında da aranan eleman olacaklarını ön görüyoruz” dedi. Tatbikat uygulamaları ile tecrübe kazanıyorlarUçan, Üsküdar Üniversitesinde İSG eğitimlerinin sadece teorik olarak değil, aynı zamanda uygulamalı olarak da verildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Hijyen laboratuvarında toz, gaz, gürültü, sıcaklık, termal konfor ölçüm cihazları ile uygulama çalışmaları yapılıyor. Bilgisayar laboratuvarında olan özel programlar için makine güvenilirliği ve patlamadan korunma dokümanı hazırlanıyor. Yüksekte çalışma platformu ile bahçede uygulama eğitimleri verilirken, yangın techizatları ve kıyafetleri ile yangın tatbikatları da yapılıyor. Ayrıca lisans ve yüksek lisans öğrencilerimiz ile ulusal ve uluslararsı kongre ve sempozyumlara katılarak bilimsel araştırmalar gerçekleştiriyoruz.”Yasal zorunluluk gelecekİş güvenliğinin öneminin gün geçtikçe yöneticiler, işverenler ve çalışanlar açısından anlaşıldığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “İSG bölümünden mezun olanlar sektörde tüm iş yerlerinde iş güvenliği uzmanı olarak çalışabilir. Yasal olarak 31 Aralık 2023 tarihinden itibaren tüm kamu kurumları da iş güvenliği uzmanı çalıştırmak zorunluluğunda olacağı için iş olanakları artacaktır. Ayrıca tüm büyük ve kurumsal firmalar 4 yıllık İSG eğitimi almış uzmanları tercih ediyorlar.  Başarılı bir iş güvenliği uzmanı, iş yerinde daima saygı duyulan ve ileride yönetici kadro için en iyi aday olacaktır” dedi.

11 EYL 2020

Pandemi Sürecinde Okul ve Okul Sağlığı Hemşireliği Konuşuldu

Zoom Webinar üzerinden gerçekleşen programa Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Doğan, Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici, Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın ve Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden Eğitimci Sabahat Özgöl konuşmacı olarak katıldı.Prof. Dr. Selma Doğan: “Okul sağlığı profesyonellerine kalıcı olarak ihtiyaç var”Programın moderatörlüğünü yapan Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan okullarda sağlık hemşireleri olması gerektiğine dikkat çekerek “Pandemi süreci kuşkusuz bizim güz dönemi planlarımızı önemli ölçüde etkilemiş ve hayatımızın da bütün kısımları bu durumdan etkilenmiş durumda. Ancak en fazla etkilenen kurumların başında okullar ve çocuklar geliyor. Okulların açılmasına çok az bir zaman kala yapılması gerekenlerle ilgili belirsizliklerin de olduğu bu süreçte okul sağlığı çok önem kazandı. Çünkü okullar yalnızca bilgi aktarılan kurumlar değil bunun yanı sıra çocukların bilişsel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri, gelecek için yaşama hazırlanmaları konusunda okullar büyük bir önem taşıyor.Bu nedenle yalnızca uzaktan eğitimle eğitimlerin yürütülemeyeceğinin altını çizmek istiyorum. Pandemi sürecinde okulların tümüyle kapalı tutulması mümkün görülmüyor ve açılması için birçok birim tarafından öneriler getiriliyor. Bununla birlikte okulların açılması noktasında gerek çocuklar gerekse çalışanlar, öğretmenler ve aileler için güvenli hale getirilmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Bunlarla ilgili çok önemli çalışmalar yapıldığını biliyoruz ancak yine de temelde salgında dâhil olmak üzere okullarda sağlıklı bir öğrenme ortamının oluşturulmasında okul sağlığı profesyonellerine kalıcı olarak ihtiyaç olduğunun altını çizmek istiyorum.” Dedi.Okulların kapanması birçok alanı etkiledi!Prof. Dr. Haydar Sur, eğitimin kesintiye uğramasıyla birçok sorunun da gün yüzüne çıktığını belirtti. Prof. Dr. Sur; “Okul dediğimiz kurumlar hemen üzerinden hızlıca geçilecek yerler değil. Okulların kapanması sadece öğretmenleri, öğrencileri ve aileleri değil geniş kapsamlı ekonomik ve toplumsal kitleleri etkiler. Eğitimin kesintiye uğraması çocuklarda beslenmenin bozulmasına, çocuk bakım sorunlarına ve bunun sonucunda çalışamayan ailelerin ekonomik maliyetine de neden oluyor. Okulları yeniden eğitime açmanın faydaları göz ardı edilemez. Okullarda eğitime devam edilmesiyle birlikte öğrencilerin çalışmalarını tamamlamaları ve bir sonraki sınıfa devam edebilmeleri, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, sosyal-psikolojik esenlik, ebeveynlerin çalışmasına izin vermek ve toplumsal fayda sağlaması gibi birçok iyi yönleri olacak.” İfadelerini kullandı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Okullarda okul sağlığı hemşiresinin bulunması gerekiyor”Okulların yeniden eğitime geçmesiyle izlenecek kriterlerden bahseden Prof. Dr. Haydar Sur, “Eğitim kurumlarında Covid-19 takibi iyi bir şekilde yürütülmeli. Bunu gözlemlemek için de okullarda halk sağlığı önlemlerinin uygulanması ve bunlara uyulması gerekiyor. Bunun da daha iyi bir şekilde yürütülmesi için her okulda en az bir tane “Okul Sağlığı Hemşiresi” nin olması gerekiyor. Bugün baktığımızda gelişmiş bütün ülkelerin okullarında hemşire bulunmaktadır. Bu süreçte okullarda okul sağlığı hemşirelerinin önemini bir kez daha anladık.” Dedi.Sabahat Özgöl: “Yüz yüze eğitime büyük ihtiyaç var”Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak öğretmenlik yapan Sabahat Özgöl; “Sağlık Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığının okulların açılmasına ilişkin yürüttüğü çok önemli çalışmalar oldu. Her duruma hazırlıklı olmak amacıyla bütün yaz boyunca online eğitimler için derslerin videoları çekildi. Bu süreçte okullarımız hem online eğitime hem de yüz yüze eğitime hazır bir durumda. Bizim istediğimiz öğretmeler ve öğrencilerin okullarımıza dönmesi. Şunu da unutmayalım akademik başarı dediğimiz şey sosyal hayatımızın bir kısmı. İnsanlarla olan iletişimimiz, etkileşimimiz birinci planda. Akademik hayatımız sosyal hayatımızla, etkileşim ve iletişimimizle perçinleniyor. Bu yüzden de yüz yüze eğitime büyük ihtiyaç var.” Şeklinde konuştu.Aile, öğrenci ve okul personeli eğitimi çok önemli!Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici okulları açmanın bir süreç yönetimi olduğunu belirtti. Ekici, “Bu durum bir süreç yönetimi. Burada öğrenciler, öğretmenler ve idarecilerin sorumlulukları var ve herkesin bu sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor. Bu süreç okula gelmeden, okula giderken ve okuldaki süreci kapsıyor. Okul personeli, öğrenci ve ailelerinin Covid-19’a karşı olan eğitimi çok önemli. Bu kapsamda aile eğitimi, öğrenci eğitimi ve okul personeli eğitimlerinin gerçekleştirilmesi gerekiyor.” Dedi.Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın: “Önlemlerin sürekli takip ve kontrol edilmesi gerekiyor”Programın son konuşmacısı olan Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın ise; “Bu dinamik bir süreç. Senaryolara geçmeden önce öğrencilerin ve çalışanların iletişim listesinin çıkarılması gerekiyor. Koruyucu önlemlere uyum bu noktada çok önemli. Önlemlerin sürekli takip ve kontrol edilmesi gerekiyor. Bunun için önerimiz her okul için okul hemşiresi, okul sağlığı hemşiresinin yer aldığı Covid-19 eylem planı, sürekli eğitim ve sertifikasyon programları, dernek ve toplulukların bir arada çalışması ve gerekirse yenilerinin kurulması, bilimsel araştırmalar, toplantılar ve çalıştaylar ile politika ve rehberlerin oluşturulması gerekiyor.” İfadelerini kaydetti.

18 AĞU 2020

5’inci Dönem Hemşirelik Bölümü Yemin Töreni Gerçekleştirildi!

Hemşirelik Bölümü Yemin Töreni Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, Hemşirelik Bölümü akademik kadrosu, 93 mezun ve ailelerin katılımıyla yapıldı.“Öğrencilerimiz meslek hayatlarında değişimi yakalayacak”Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun öğrencilere; “Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerimizi hayata hazırlıyor. Meslek hayatlarında değişimi kolaylıkla yakalayacaklarını ve uyum sağlayacaklarını düşünüyorum.” Dedi.“Hemşireliğin bilim ve sanattan oluştuğunu unutmayın”Prof. Dr. Selma Doğan hemşireliğin önemine dikkat çekerek, “Hemşirelik derin bilgi, gelişmiş beceriler ve büyük bir duyarlılıkla yapılması gerek dinamik ve aktif bir süreçtir. Hemşireliğin bilim ve sanattan oluştuğunu unutmayın. Her zaman alanınızın en iyisi olmaya gayret edin. Sizlerden doğru ve adil olmanızı, topluma faydalı olmanızı, ülkemizi ve insanlığı geliştirmek için çaba göstermenizi bekliyoruz. İyi bir üniversitenin gerek kadrosu gerekse eğitimiyle güçlü bir bölümünden mezun olduğunuzdan kuşkunuz olmasın, okulunuz her zaman referansınız olacak ve kapıları her zaman sizlere açık olacaktır, sizler artık Üsküdarlı hemşirelersiniz.” İfadelerini kullandı.“Bizi hayata karşı güçlü kılan tek başına diplomalarımız değildir”Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü birincisi Aysun Korkmaz ise bilgi ve birikim olmadan diplomanın bir önemi olmadığını belirterek; “Diplomalar sadece meslek kazanmak içindir. Bizi hayata karşı güçlü kılan tek başına diplomalarımız değildir. Diplomanın arkasını bizim hangi birikim ve deneyimle doldurduğumuzdur. Hemşirelik bilincini kazanmak, bu mesleğin bilincine varmaksa diplomaların ötesinde bir anlam taşımaktadır. Florence Nightingale’in de dediği gibi ‘Tanrı’nın armağanı olan hayat çoğu kez bir hemşirenin ellerine bırakılmıştır.” Bakım verdiğimiz insanlar isimlerimizi unutabilir ancak onları nasıl hissettirdiğimizi asla unutmayacaklar.” Şeklinde konuştu.Programın sonunda, Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın tarafından hemşirelik bölümünü bitiren öğrencilere, tüm katılımcıların ayakta eşlik etmesiyle Hemşirelik Yemini ettirildi.Etkinlik, öğrenciler ve aileleri tarafından büyük ilgi gördü.

14 AĞU 2020

Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliğinin 10’uncusu Yapıldı

Üsküdar ÜniversitesiSağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübünün Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlediği “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin 10’uncusu Zoom Webinarı ile çevrimiçi olarak gerçekleşti. Programa Erg. Emre Savaş, Erg. Mehtap Kılıç, Erg. İremnur Soylu, Erg. Gülin Gürsel, Erg, Âmine Kalkan ve Erg. İsa Kör katıldı.Erg. Emre Savaş: “Üsküdar Üniversitesi, ergoterapi alanında tüm imkânları sağladı”“Neden Üsküdar Üniversitesi, Neden Ergoterapi” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulunan Erg. Emre Savaş; “Üsküdar Üniversitesi konum itibariyle birçok üniversiteden daha avantajlı. Hastane destekli olması, eğitimlerimiz açısından oldukça yararlı oldu. Hocalarımız bizi her zaman destekledi. Benim dönemimde ergoterapi yaygın olmamasına rağmen bizler, Üsküdar Üniversitesinde ergoterapi alanında tüm imkânlardan yararlanabildik. O yüzden bugün yeniden tercih yapacak olsam Üsküdar Üniversitesini tercih ederdim. Ergoterapi okumak isteyen arkadaşlara tavsiyem maddi kaygı yerine kriz yönetimini ve insanlara yardım etmeyi ön plana koymalarıdır. İnsanla çalıştığımız için pek çok krizle mücadele etmemiz gerekebiliyor. Bu gibi durumlarda kriz yönetimi becerisine sahip olmak ergoterapi mesleği adına önemlidir.” Şeklinde konuştu.Erg. Mehtap Kılınç: “Görsel algının gelişimi akademik başarıyı etkiliyor!”“Pandemi Döneminde Disleksili Bireylerde Görsel Algı Becerilerinin Geliştirilmesi” konusuna ilişkin açıklamalarda bulunan Kılınç; “Görsel algı becerilerinde zayıf olan çocukların vücut gelişiminde de farklılıklar meydana gelir. Beynimizde bir vücut şemamız vardır. Elimizin kolumuzun nerede olduğunu, hangi konumda nasıl hareket edeceğini biliriz. Vücut şemamız ne kadar doğru çizilirse kendi vücudumuzun farkında olmamız mümkün olur ve ayırt etmekte zorluk çekmeyiz. Kendi vücut bütünlüğünü oluşturabilen birey, üç boyutlu olarak düşünebildiği için daha kolaylıkla aşamaları geçebilir. Görsel algının gelişmesiyle akademik başarıların arttığı gözlemlenmiştir. Görsel algıdaki mekanizmaların bozukluğu öğrenme güçlüğüne de sebep olmaktadır.” Dedi.Erg. İrem Nur Soylu: “Ergoterapi ile yaşam standartını üst seviyeye çıkartmaya gayret ediyoruz”“Ergoterapist Bakış Açısıyla Ergoterapi Bölümü” başlığıyla paylaşımlarda bulunan Erg. İrem Nur Soylu; “Evde, işte, okulda danışanımızın istediği ne varsa bunu çevre ile uyumlaştırarak, fonksiyonel becerilerini değerlendirerek, yaşam standartını üst seviyeye çıkarmaya gayret ediyoruz. Özellikle günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık edinebilmelerini ve bireysel hareket edebilmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Danışanların bireysel hareket edebilmeleri için gerekli rehabilitasyon eğitimi sunuyoruz.” İfadelerini kullandı. Erg. Âmine Kalkan: “Hedef ve aktiviteler göz önünde bulundurulmalı”“Covid-19 Döneminde Klinik Planlama ve Terapi Planı Oluşturma” konulu sunum yapan Kalkan; “Önemli olan bu süreçte danışana uygun program yapılması. Her danışan için her seansta değerlendirmeler oluşturulmalı ve bu değerler sürekli göz önünde tutulmalıdır. Zor bir süreç fakat haftalık olarak hedef ve aktivitelerin yazıldığı bir liste olursa çok daha sağlıklı olacaktır. Hedef ve aktiviteler göz önünde bulundurulmalı. Böylece değerlendirmeler sıklıkla olduğu için gelişim veya gerileme hemen saptanabilir. Bir diğer önemli olan husus da aile görüşmeleridir. Aileler çocuğunu çok daha iyi tanımlayıp çok daha iyi problemi aktarabiliyorlar. Doğru sorular ile cevaba yönlendirmeler yapmak önemlidir.” Şeklinde konuştu.Erg. Gülin Gürsel: “İletişimi iyi olanların iyileşme hızı iki kat oluyor”“Karantina Süresince Kognitif Etkilenimli Bireylerle İletişim” başlığı altında değerlendirmelerde bulunan Gürsel; “İletişim kurmanın önemini pandemi döneminde daha iyi anladık. İletişim süreçleri seanslarda çok önemli rol oynuyor. Doğru iletişim için bulunduğunuz ortam ve beden dili çok etkilidir. İletişim bizim psikolojimizi çok etkiler. Bu nedenle iletişim kurarken sadece sözcüklere sığınmamak gerekir. Danışanlarım arasında motivasyonu, iletişimi iyi olanların iyileşme hızı iki kat oluyor. Özellikle sağlık alanında çalışan bireylerin iletişim yönü çok kuvvetli olmalıdır ki gerekli psikolojiyi ve motivasyonu sağlayabilsin.” İfadelerini kullandı.Erg. İsa Kör: “İlk önce kendi hayatımıza yön vermeliyiz”“Ergoterapi’nin İş İmkânları ve Geleceği” hakkında paylaşımlarda bulunan Kör; “Öğrencilik hayatımda fiziksel ve psikolojik güç isteyen işte ve etkinlikte yer aldım. Bu da bana meslek hayatımda büyük bir güç kattı. Ergoterapist olarak insanlara farklı aktiviteler sunuyoruz, onların hayatına dokunmaya çalışıyoruz ama ilk önce kendi hayatımıza yön verebilmeliyiz. Danışanlarımıza yardım edebilmemiz için önce kendi hayatımızda bunu yaşıyor olmamız gerekir. Ergoterapist olarak sabır konusunda kendimizi çok iyi eğitmemiz gerekiyor. Bunun yanı sıra kendimizi, içimizdeki o manevi gücü çok iyi tatmin edebiliyor olmamız gerekli. Ergoterapi okumak isteyen arkadaşlarımın ekonomik beklenti yerine kendilerini eğitmelerini tavsiye ederim. İşsiz kalma kaygısı son dönemlerde bir hayli arttı fakat ergoterapi alanında kendinize inanıyor ve güveniyorsanız işsiz kalmazsınız.” Dedi.

11 AĞU 2020

Milyonlarca Aday Öğrenci ve Ailelerinden Yoğun İlgi

2020 Tercih ve Tanıtım Dönemi’ne pandemi koşulları altında giren Üsküdar Üniversitesi, aldığı yoğun önlemler ile hem yüz yüze hem de farklı dijital mecralar yoluyla aday öğrencileri bu yıl da yalnız bırakmadı. Hijyen ve fiziki mesafe kurallarına tam uyum içinde yerleşkeleri ziyaret eden binlerce üniversite adayı ve yakınları, güvenli bir ortamda tercih-tanıtım hizmeti almanın mutluluğunu yaşarken, üniversite bu tercih döneminde de pek çok farklı iletişim kanalı ile milyonlarca aday ve ailelerine ulaşmanın gururunu yaşıyor.Üsküdar Üniversitesi, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin ülkemizde de görüldüğü 2020 Mart ayı itibariyle uzaktan eğitime hızlıca adapte olmuş, ÜÜTV, ALMS, STIX ve ZOOM gibi farklı dijital platformlarla öğrencilere senkron (canlı) ve asenkron verilen eğitimlerle yükseköğretimi kesintisiz bir şekilde devam ettirmişti. Üniversite, uzaktan eğitimdeki başarısını 2020 Tercih ve Tanıtım günlerinde de sürdürdü. Türkiye’de ilk kez “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçirerek hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde harmanlayan Üsküdar Üniversitesi, zorlu YKS maratonunun ardından tercih yapacak aday öğrenciler için de adeta seferber oldu. İstanbul’un kalbi Üsküdar’daki yerleşkelerinde tüm temizlik, hijyen ve fiziki mesafe kurallarını harfiyen yerine getiren üniversite, 100’ü aşkın “sarı tişörtlü” görevli öğrenci ekibi, tanıtım uzmanları ve akademisyenleriyle üniversite adaylarının yanında oldu. 37 bini aşkın adayla birebir görüşmeYKS sonuçlarının açıklandığı 27 Temmuz 2020 itibariyle tüm yerleşkelerinde adaylara hizmet vermeye başlayan Üsküdar Üniversitesi, 15 günlük tanıtım dönemi zarfında binlerce aday öğrenci ve ailelerini tercih merkezlerinde ağırladı, onlara en doğru tercih konusunda destek oldu. Dijital mecraları da aktif bir şekilde kullanan üniversite, çağrı merkezi, canlı-destek, Microsoft Teams, WhatsApp, 360 derece sanal tur gibi uygulamalarla 37 bini aşkın adayla birebir iletişim kurdu. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Mütevelli Heyet Başkanı A. Furkan Tarhan başta olmak üzere tüm akademik ve idari kadro adaylarla birebir ilgilendi. Üsküdar Üniversitesi, resmi tercih sürecinin son bulacağı 14 Ağustos 2020, Cuma gününe kadar kesintisiz şekilde tercih-tanıtım hizmeti vermeyi sürdürecek. Sosyal medyada 10 milyonluk rekor izlenme Sosyal ve dijital medyada da aktif bir iletişim yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 28 saniyelik tanıtım filmi, sadece 15 gün içinde YouTube platformu üzerinden 1 milyon 350 bin kez izlenerek üniversiteler arasında adeta bir rekora imza attı. Facebook ve Instagram’daki tanıtım videolarının gösterim sayılarıyla sadece sosyal medyadaki izlenme rakamlarının 10 milyonu aşması dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi kısa kurumsal filmi:“Türkiye’nin Fi-jital Üniversitesi” yeni öğrencilerini bekliyor! Üniversite adaylarının bu zorlu dönemde hep yanında olan Üsküdar Üniversitesi, yeni dönemde de yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek hem fiziki hem de dijital altyapısını öğrencilerinin hizmetine sunarak “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Böylece “Üsküdarlı” öğrenciler, şartlar ne olursa olsun daha iyi bir geleceğe bilgili ve donanımlı emin adımlarla yürüyecekler. 

10 AĞU 2020

Üsküdar Odyoloji İlklere İmza Atıyor!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü ilklere imza atmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllardan bu güne odyolojiye dair pek çok ilki hayata geçiren Odyoloji Bölümü, bu yıl Türkiye’nin ilk odyoloji ve mizah dergisi olan Buşon’u çıkarttı. Aynı zamanda Odyoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencilerinin katkılarıyla yine Türkiye’de ilk kez Odyoloji biliminin tarihçesini anlatan belgesel filmi çekildi. Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü çalışmalarını Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan ÜHA Muhabiri Şüheda Damgacıya anlattı. “Üsküdar Odyoloji olarak Odyoloji bilimi ile sanatı birleştirdik”Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü olarak Türkiye’de ilk kez denilebilecek pek çok çalışmaya imza attıklarına dikkat çeken Ceylan; “2018 yılının sonundan bugüne Türkiye’de ve hatta dünyada ilkini gerçekleştirdiğimiz pek çok şey yaptık. Dünyada örneği olmayan, içerisinde işitme engelli karakterlerin olduğu 0-7 yaş arasındaki çocuklara hitap edecek üç farklı hikâye kitabı oluşturduk. Bu hikâye kitapları proje ürünü olarak çıkacak. Yine Türkiye’de ilk defa senaryosu, kostümü, sahne dekoru dâhil her detayı bize ait olan odyoloji bölümünden on üç öğrencimizin oynadığı bir tiyatro oyunu çıkardık. Ünlü tiyatro sanatçısı Yaşar Akın’ın büyük desteği ve yaklaşık 1 senelik çalışma sonunda tarafsız jüri üyelerinden oluşan “Sadece Öğrenci Sempozyumu” nda birincilik elde edilen tiyatroyu izlemeye, ünlü tiyatrocu Sabahat Adalar da katılım gösterdiler. Son zamanlarda MediArt gündemde. Sanat ve medikalin birlikteliğiyle hayata geçmesi planlanan bir proje. Biz Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü olarak ilk adımı attık.” Şeklinde konuştu.“Odyoloji Biliminin tarihçesini belgesel haline getirdik”Ceylan, sözlerinin devamında aynı zamanda Türkiye’de ilk kez Odyoloji Tarihi ile ilgili belgesel filmi çektiklerini ifade ederek; “Odyoloji Bölümü olarak Odyoloji biliminin tarihçesini ele alan bir belgesel filmi çektik. Ali Müderrisoğlu ile bu belgesel çalışmamız kapsamında röportaj yaptık ve bu belgesel serisine ilk kendisiyle başladık. Ali Müderrisoğlu, Türkiye’de Odyoloji alanı için ilk adımı atan kişi diyebiliriz. Belgesel çalışmamızda mezun öğrencilerimizden üç isim Merve Ayan, Hasan Emre Kanat, Ali Haydar Aslan Odyoloji Bölümü Öğr. Yrd. Ayşe Gül Elsharkawy ve benim rehberliğimde çalışmalarıyla bizlere destek verdiler. Odyolojinin tarihçesini araştırmak için Türkiye’yi dolaştık. Bu belgeseli yapmamızdaki asıl amaç ise Odyoloji biliminin lisans anlamında yeni olup, yaklaşık 45 yıllık bir geçmişinin olmasıydı. Biz de bölümü okuyan öğrencilerimizin bu tarihçeden haberdar olmalarını istediğimiz için bu çalışmayı yapmak istedik. Çünkü Odyoloji’nin Türkiye’ye gelmesi için çok fazla uğraş verilmiş. Öğrencilerimiz hangi mesleğe nasıl hizmet ettiklerini daha iyi kavrasınlar diye çabaladık.” İfadelerini kullandı.“Türkiye’nin ilk Odyoloji bilim ve mizah dergisini çıkarttık”Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, Odyoloji Bölümü olarak Türkiye’nin ilk Odyoloji bilim ve mizah dergisini çıkarttıklarını da belirtti. Şahin; “Buşon Dergisi, Odyoloji Bölümü öğrencileri ve akademisyenlerinin ortak bir çalışması. Pandemi döneminde derslerimiz online olarak devam etti ve Odyoloji Bölümü uygulama dersleri oldukça fazla olan bir bölüm. Online sistemde uygulamalı derslerimizin hiçbirini yapamadığımız için uygulama açısından böyle bir dergi çıkartmanın iyi olacağını düşündük. Dergimizi Odyoloji Bölümü 3. sınıf öğrencilerimiz Özkan Öksüz ve Alperen Şahin önderliğinde, Odyoloji Bölümü Öğr. Gör. Gökçe Gültekin ve Öğr. Yrd. Elifnur Taşdemir ve benim editörlüğümüzde çıkarttık. Toplamda arka planda çalışan 33 kişilik bir ekibe sahibiz. Dergimizin şu anda basılı hali yok ama okuyucular www.busondergi.com sitesinden ulaşabilirler. Üç aylık periyotlarla çıkartmayı hedeflediğimiz dergideki bir başka amacımız ise Türkiye’deki tüm Odyoloji öğrencilerini bir araya toplamak.” şeklinde konuştu.Belgeselleri izlemek için link:Türkiye’de Odyoloji Gelişimi Belgeseli #1 https://odyolog.com/Türkiye’de Odyoloji Gelişimi Belgeseli#2https://odyolog.com/turkiyede-odyolojinin-gelisimi-2-prof-dr-ferda-akdas/Türkiye’de Odyoloji Gelişimi Belgeseli #3 https://odyolog.com/turkiyede-odyolojinin-gelisimi-roportaj-serisi-3-prof-dr-ayse-gul-guven/

08 AĞU 2020

Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliğinin 9’uncusu Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübünün Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlediği “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin dokuzuncusu çevrimiçi olarak gerçekleşti. Erg. Nihan Yurdadön: “Ev içi aktiviteler çok önemli”“Covid-19 Sürecinde Hemiplejik Bireyler İçin Evde Yapılabilecek Aktiviteler” konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erg. Nihan Yurdadön; “İyileşme sürecinde ilk aylar çok önemli. Rehabilitasyona motive ve tam olarak katılımlı olması için hastaları bilgilendirmemiz gerekiyor. Çünkü hasta şu ana kadar hiç bilmediği ve belki de hiç duymadığı bir hastalıkla karşı karşıya olabilir. Ve bu hastalık için kendi kafasına göre düşündüğü şeyler olabiliyor. Mesela hasta geliyor iki ay, üç ay seanslara devam ediyoruz fakat hasta çabuk ve hızlı bir şekilde iyileşmeyi beklediği için rehabilitasyon süreci ilerledikçe, iyileşme beklediği gibi olmadığı zaman demoralize olabiliyor. Ev içi aktiviteler bu yüzden çok önemli.” Şeklinde konuştu.Erg. Büşra Ağcan: “Otizim Spekturum Bozukluğu olan çocuk çevreyle daha az etkileşim kuruyor”“Pandemi Sürecinde Otizim Spekturum Bozukluğu’nda Etkileşim Temelli Ergoterapi Uygulamaları” hakkında konuşan Erg. Büşra Ağcan; “Otizim Spekturum Bozukluğu olan bir çocuk çevresindeki dünya ile akranlarından daha az etkileşim kurabiliyor. Dili anlama ve kullanmada daha fazla zorluk çekebiliyorlar aynı zamanda sıklıkla sosyal etkileşimde zorlanıyorlar. Yani aslında otizim spekturum bozukluğunda pratiklerimizden biri az etkileşim ve sosyal etkileşimde zorlanma.” Dedi.Erg. Betül Banu Akkoç: “Yoga salgı bezlerini uyararak iç organlarımızı çalıştırıyor”Erg. Betül Banu Akkoç, “Pandemi Sürecinde Ergoterapi ve Çocuk Yogası” Konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Akkoç; “Çocuk yogası klasik yoga duruşlarının çocuklar üzerinde uyarladığı eğlence, disiplin, sorumluluk duygularını çocuğa aşıladığımız bir bütün. Çocuk yogası bireysel ve grup halinde de uygulanabiliyor. Asanalar dediğimiz temel duruş hareketleri, pranayama dediğimiz doğru nefes egzersizlerinden oluşuyor. Bunları açığa çıkarıyor. Çocuklar içi yogada doğa, insan, hayvan gibi objelerden esinlenerek biz hikâyeler oluşturuyoruz. Ormana gidilebilir, uzaya çıkılabilir. Bu çocuğun hayal gücü ve sizin hayal gücünüzle alakalı. Yoga, salgı bezlerimizi uyarıyor ve iç organlarımızı çalıştırıyor.” İfadelerini kullandı. Erg. Özge Özgenç Gür: “Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tedavisinde bireyin tüm hayatı göz önünde bulundurulmalı”“Karantina Sürecinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Ergoterapi Uygulamaları” hakkında bilgi veren Erg. Özge Özgenç Gür; “Bir ergoterpist, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylere yardımcı olurken ilk olarak kesinlikle bireyin ev hayatı, okul hayatı, sosyal hayatını göz önünde bulundurup değerlendirmelidir. Aileden gerekli bilgiler alınmalı, sonrasında bu bilgilerle çocuğu seansa almalıyız. Bunları değerlendirirken zaman yönetimine, organizasyonuna, fiziksel koordinasyonuna, öz düzenlemesine, günlük yaşamında yaptığı ve yapamadığı aktivitelere, görsel algısına işitsel algısına, bellek durumlarına, okulda yaşadığı sorunlara, yönetici işlevselliğine, aynı zamanda hiperaktiviteyi ne kadar kontrol altında tutup tutamadığı gibi konulara bakmalıyız.” Şeklinde konuştu.Soru cevap kısmının ardından program sona erdi.

06 AĞU 2020

Sağlık Bilimleri Fakültesi Akademik Kurul Toplantısı Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Akademik Kurul toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Tuğba Altıntaş ve Dr. Öğr. Üyesi Abdulhakim Beki katılımıyla Çarşı Yerleşke bahçesinde yapıldı.“Sağlık Bilimleri her yönüyle konuşuldu”Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun’un hoş geldiniz konuşmasıyla başlayan toplantıda bir önceki eğitim yılı ve pandemi dönemi değerlendirildi.İdari ve akademik kadronun yer aldığı toplantıda Sağlık Bilimleri Fakültesinin dünü, bugünü ve yarınına dair gelecek planları hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.

30 TEM 2020

Üsküdar Üniversitesi Öğrencilerinin Memnuniyetini Araştırdı!

Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerinin memnuniyet düzeylerini ölçümledi. Yaklaşık 17 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde üniversitenin uzaktan eğitim, sosyal medya ve teknolojik altyapısına ilişkin görüşleri değerlendirildi. Çalışmada dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80 çıkarken, uzaktan eğitim uygulamalarına ilişkin memnuniyet düzeyi ise %78 olarak yansıdı.Üsküdar Üniversitesi’nde 2019-2020 Bahar döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 16 bin 991 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi.Çıkan sonuçlar ise şu şekilde:Sosyal medya uygulamalarından %80 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine 14 bin 983 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 960 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 110 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 223 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.Uzaktan eğitim uygulamalarında %78 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 275 katılımcıdan %78 oranında, 11 bin 935 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.STIX programından %85 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 15 bin 381 katılımcıdan %85 oranında 13 bin 126 kişi olumlu bulduğunu belirtti.Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 225 katılımcıdan %73’ü (11 bin 163 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 915 kişiden %81 oranındaki 11 bin 211 kişi olumlu yanıt verdi.Danışman hoca memnuniyeti %81 “Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 409 kişiden %81 oranında 11 bin 679 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.Online mecralardaki etkinlikler %81 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 800 katılımcıdan %72’si yani 9 bin 919 kişi olumlu görüş bildirdi.Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %77“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 13 bin 294 kişiden %77 oranındaki 10 bin 272 kişi olumlu görüşlerini iletti.  Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 12 bin 272 katılımcıdan %78’i (9 bin 535 kişi) olumlu yanıt verdi.%73’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 14 bin 995 katılımcıdan %73’ü (10 bin 896 kişi) aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söyledi.

27 TEM 2020

8. Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliği Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübünün Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlediği “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin sekizincisi Zoom Webinarı ile çevrimiçi olarak gerçekleşti. Programa Erg. İrem Hayta, Erg. Sedanur Yılmaz, Erg. Beyza Birsel, Erg. Begüm Mine Doğan katıldı. Dünyaya bir virüs yayıldı fakat bu virüsün bir işareti yok eleştirisinde bulunan Begüm Mine Doğan, “Ne zaman ki işitme engelli birinden bir doktor olursa, o zaman tıbbi terimlerin hepsinin bir işareti olur.” Dedi.Erg. İrem Hayta: “Görsel Motor Becerileri Ergoterapi Sürecini Etkiliyor”“Covid-19 Sürecinde Özel Gereksinimli-Prematüre Bebeklerde Ergoterapist Desteği ve Aile İlişkisi” konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erg. İrem Hayta; “Görsel motor becerilerde özellikle çalışılır bir nesneyi izleme, el göz koordinasyonu, görme kusurları varsa çevreyi ve nesneleri algılama problemleri oluşabiliyor. Biraz daha ilerleyen emekleme sürecinde, yürüme sürecinde bize daha farklı problemler olarak da yansıyabiliyor. Okul sürecine geldiğimizde öğrenme problemlerine de yansıyabiliyor. Görsel motor becerileri erken dönemde çalışma ya da görme kusurları varsa genelde bebekler ameliyat olabiliyor. Bu süreçler de bizim terapi sürecimizi etkiliyor.” Şeklinde konuştu.Erg. Sedanur Yılmaz: Duyusal diyet kimlere önerilmektedir?“Pandemi Sürecinde Uygulanacak Duyusal Diyet Önerilerinin Günlük Yaşam Aktiviteleri Üzerine Etkisi” konusunda paylaşımlarda bulunan Erg. Sedanur Yılmaz;“ Baktığımız zaman duyusal diyet, duyusal işlemleme problemi olan, günlük yaşam aktivitelerini etkilemiş olan kişilere önerilebilmektedir. Duyusal işlemleme problemine sahip olan bir çocuk çevresiyle anlamlı bir ilişkiye girebilecek uyarılmışlık seviyesinde değildir. Yani bu çocuklar farklı bir deyişle aslında ihtiyacı olan duyusal uyarıları alamamaktadır veya aşırı alıyorlar diyebiliriz. Bu yüzden duyusal diyet bu çocuklara önerilir.” İfadelerini kullandı.Erg. Begüm Mine Doğan: “Covid-19’un işaret dilinde karşılığı süreçle oluştu”“Pandemi Sürecinde İşitme Engellilerin Karşılaştıkları Sorunlar” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Erg. Begüm Mine Doğan; “Dünyaya bir virüs yayıldı. Fakat bu virüsün bir işareti yoktu. Süreçle birlikte işareti de oluştu" şeklinde konuştu.Erg. Beyza Birsel: Yetiştirme kurumlarında çocukların bakımları çok önemli!“Korona Sürecinde Korunmaya Muhtaç Çocuklara Yönelik Bakış Açısı ve Ergoterapi Uygulamaları” başlığı altında paylaşımlarda bulunan Erg. Beyza Birsel; “Çocuklarla bireysel de çalıştım gruplar içine de girdim. Ve gördüm ki çocuk geliyor gidiyor bakım personeli gibi yürüyor, bir şeye kızıyor onun gibi tepkiler veriyor ve birkaç ay sonra parçaları birleştirince bakım personeliyle aynı üslupta konuşuyor. Evdeki o hali görüyorum. Tavır ve tutumlarını, çocuklara muamelelerini görüyorum. Ve çocuklar sinirlendiklerinde, üzüldüklerinde bu insanlar gibi tepkiler veriyor. Bunu bilimsel bir temele oturttuğumuzda ayna nöronların etkisini görüyoruz. Bu çocuklar haftanın her günü belli bakım personellerini görüyor, konuşmalarını duyuyor. Yani her hareketine şahit oluyor. Ve bu çocuklar git gide bakım personellerini taklit eder hale geliyor. Bu bağlamda bizim de bu kurumlarda mutlaka bulunmamız gerekiyor.” Şeklinde konuştu.Soru cevap kısmının ardından program sona erdi.

23 TEM 2020

1 Konu 1 Konukta Hendek Patlamaları Konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ile Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSGÜMER)'in düzenlediği 1 Konu 1 Konuk etkinliğinin 29’uncu oturumu online olarak gerçekleştirildi. Programın konuğu Hava Kuvvetleri Komutanlığı Mühimmat ve Patlayıcı Uzmanı Burhan Irgat oldu.Irgat, “Patlayıcı Maddelerin Taşınmasında, Depolanmasında Uygulanacak Emniyet Tedbirleri ve Çalışanların Patlamalardan Korunması” konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.“Patlayıcı maddelerde iş sağlığı ve güvenliği konuşuldu”Sakarya Hendek’te havai fişek fabrikasında ve sonrasında havai fişek taşıyan kamyonda meydana gelen patlamaların ele alındığı programda fabrika, iş yerleri gibi alanlarda alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına ilişkin önlemler konuşuldu.Aynı zamanda programda patlayıcı maddelerin taşınması ve depolanmasında dikkat edilmesi gereken iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile çalışanların kazalardan korunmasını gerektiren tedbirler de tartışıldı.Soru cevap kısmının ardından program sona erdi.  

23 TEM 2020

Kurbanda Covid-19 Önlemlerine Dikkat!

Yaklaşan Kurban Bayramı’nın bu yıl Covid-19 pandemisi nedeniyle farklı bir atmosferde geçeceğini belirten uzmanlar, önlemlere uyulmasının bu bayramda daha da önemli olduğunu vurguluyor. Kurban kesiminde de fiziksel mesafenin korunması gerektiğini belirten uzmanlar, maske uyarısında bulunarak hijyen kurallarına mutlaka uyulması gerektiğinin altını çiziyor. Her Kurban Bayramı’nda gündeme gelen acemi kasaplara da dikkat çeken uzmanlar, kurban kesiminin mutlaka uzman kasaplar tarafından uygun aletlerle yapılması gerektiğini hatırlatıyor.Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, Koronavirüsün neden olduğu Covid-19 salgını ile mücadele sürecinde alınacak önlemler kapsamında Kurban Bayramı’nda da bir dizi önlem alındığını kaydetti.Kasaplara Covid-19 salgınıyla ilgili eğitim verilmeliSöz konusu tedbirlerin Sağlık Bakanlığınca yayımlanan “Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi” adlı kılavuzda belirlendiğini belirten Rüştü Uçan, bu önlemlere uyulmasının önemli olduğunu kaydetti. Rüştü Uçan, “Buna göre, hayvan kesim yerlerinde görev yapacaklara, kasaplara, temizlik görevlilerine ve yöneticilere Covid-19 salgını ile ilgili eğitim verilmesi, buralarda kalabalık oluşumunu önlemek için kesimlerin randevu ile yapılması, güvenlik mesafesine uyulması ve maske takılması gerekmektedir” dedi.Maske takılması isteniyorRüştü Uçan, söz konusu kılavuzda, hayvan satış ve kesim alanlarının girişinde Koronavirüsle mücadele konusunda gerekli uyarıların bulunduğu tabelaların asılmasının istendiğini belirterek “Bu tabelalarda güvenlik mesafesine uyulması, maske takılması ve temizlik hijyenine dikkat edilmesi gibi bilgilerin bulunması istenmiştir” dedi.Bu kurallara dikkat!Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, Sağlık Bakanlığınca, kurban satış alanlarına ilişkin önlemlerin şöyle sıralandığını kaydetti:Hayvan satış alanında 8 metrekareye bir kişi (müşteri ve satıcı beraber) olacak şekilde kontrollü insan girişi sağlanmalı;Hayvan satış alanının giriş kapılarına ve uygun yerlerine, Covid-19’dan korunma önlemleri ile ilgili bilgilendirici kuralların olduğu tabelalar asılmalı;Hayvan satış alanlarına ateş, öksürük, burun akıntısı ve solunum sıkıntısı olan müşteriler içeri alınmamalı;Hayvan satış yerlerine girenlerin ateşi ölçülmelidir; vücut sıcaklığı 38 derecenin üstünde olanlar içeri alınmamalı;Müşteriler, hayvan satış alanlarında uzun süre kalmamaları için uyarılmalı;Kapalı alanı veya tesisi olan hayvan pazarlarında müşterilerin tesis alanlarına maskeli olarak girmeleri ve tesis içerisinde maskeli olmaları sağlanmalı. Girişte el dezenfektanı bulundurulmalı ve tesise giren her misafirin el antiseptiği kullanması sağlanmalı. Bütün kullanım alanlarda (bekleme, dinlenme) en az 1 metre mesafeye uyacak şekilde düzenleme ve ihtiyaç olan yerlerde zemine ve oturma alanlarına işaretlemeler hazırlanmalı;Bu tesislerdeki yeme-içme alanları Covid-19 kapsamında restoran, lokanta, kafelerde alınması gereken önlemlere uyulmalı;Hayvan satış alanında insan kalabalığı ve belirli yerlerde yoğunluğu önlemek için uygun hayvan satış üniteleri oluşturulmalı. Bu üniteler arası mesafe en az 2 metre olmalı;Her hayvan satış ünitesinin uygun yerinde el antiseptiği veya en az yüzde 70 alkol içeren kolonya bulundurulmalı. Hayvan satış alanı içerisinde ulaşılabilir yerlerde el yıkamak için lavabolar oluşturulmalı. Yeterli sayıda lavabo ve tuvalet olmalı. Hayvan satış alanı içerisinde seyyar satıcı dolaşmamalı. Hayvan satış alanı yakınında hizmet veren büfe, bakkal ve kahvehaneler COVID-19 kapsamında alınması gereken önlemlere uymalı;  Hayvan satış alanlarının düzenlenmesi ve çevre temizliğinde “Kurban Bayramı’nda Alınması Gereken Önlemlere İlişkin Mevzuata” uygun hareket edilmelidir.”Acemi kasap uyarısıHer Kurban Bayramı’nda gündeme gelen acemi kasaplara da dikkat çeken Rüştü Uçan,  kurban kesiminin mutlaka uzman kasaplar tarafından uygun aletlerle yapılması gerektiğini vurguladı. Rüştü Uçan, “İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, işinde uzman olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltacaktır. Aletler keskin ve temiz olmalı! Kesim sırasında kullanacağınız kesici aletler tam olmalıdır. Bunları her sene bilemelisiniz. Ayrıca olası el kesilmelerine karşı, çelik örgülü ve bilekten kemerli kasap eldivenlerinin kullanılması gerekir” uyarısında bulundu.Kesim yerlerinde bu kurallara uyulmalıÜsküdar Üniversitesi İş Güvenliği Öğretim Görevlisi İş Hijyenisti Mustafa Cüneyt Gezen ise yine Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi” isimli kılavuzda hayvan kesim yerleri/kesimhanelerde alınması gereken önlemlerin ise şu şekilde sıralandığını söyledi:Kesim yapılacak yerler önceden planlanmalı, belirlenmeli, standartları kontrol edilmeli ve yetkilendirilmeli;Hayvan kesim yerleri/kesimhanelerin önüne Covid-19’la ilgili bilgilendirme afişleri asılmalı. İl, ilçe ve diğer yerleşim birimlerinde, kesim standartlarına uygun mevcut hayvan kesim yerleri/kesimhanelerin bayram süresince açık olması ve hizmet vermesi sağlanmalı;Hayvan kesim yerleri/kesimhane bulunmayan ilçe veya yerleşim birimlerinde yetkililer standartlara uygun mobil hayvan kesim yerleri/ kesimhaneler oluşturmalı, kesim yapılan yerlerin ve çevresinin temizliği için önlemler alınmalı;Hayvan kesim yerleri/kesimhaneler önünde kalabalık oluşumunu önlemek için kesim işlemleri randevu ile yapılmalı;Hayvan kesim yerleri/kesimhaneler önünde bekleyenlerin sosyal mesafeye uymaları ve maske takmaları sağlanmalı;Öte yandan, lavabo, tuvalet ve varsa duş yerlerinde temizlik ve sağlık hijyenine özen gösterilmesi, belirlenen kriterlere göre temizliğin yapılması;Personelin tıbbi maske ve eldiven kullanması sağlanması; Kesim ve temizlik sonrasında personel maske ve eldivenlerini çıkarıp özel bir çöp kutusuna atması, ellerini en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkaması gerekmektedir.

06 TEM 2020

Ergoterapinin Farklı Yönleri Konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübü, Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlenen “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin altıncısı Zoom ile çevrimiçi olarak gerçekleşti. Ergoterapinin farklı yönlerinin ele alındığı etkinliğe katılım oldukça yoğundu.Erg. Aslı Kaya: “Oyun ortamı çocuğun yaratıcılığını desteklemeli”Erg. Aslı Kaya, “Pandemi Döneminde Çocuk-Oyun-Çevre İlişkisi ve Okula Hazırlık Süreci” konusunda bilgi verdi. Kaya, “Çocuklar oyun ile büyüyorlar ve oyun sırasında çevrelerini de keşfediyorlar. Oyun, çocukların katılmak istediği yaşantının tam içerisinde olan bir aktivite. Oyun sırasında çocuklar bilişsel, duygusal, motor, duyusal, sosyal ve dil becerilerini geliştirirler. Çocukların oyun ortamı çocuğun yaratıcılığını desteklemeli ve günlük yaşamdan esintiler içermelidir.” İfadelerini kullandı.Erg. Şükriye Eser: “Koruyucu ergoterapide üç aşama” Erg. Şükriye Eser, “Ergoterapi’de Koruyucu Müdahaleler ve Çevresel Düzenleme” konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eser; “Koruyucu ergoterapi, kişinin sağlığını korumaya, yaralanmaları önlemeye, günlük yaşamındaki kısıtlamaların önüne geçmeyi hedefler ve içerir.” Dedi.Koruyucu ergoterapide üç aşama ile önlemenin olduğunu ifade eden Eser; “Birincil önleme belirli bir sağlık problemi için potansiyel olarak risk altında olan sağlıklı bireyleri ele alırken, ikincil önleme hastalığın klinik evrelerini erken tanımlamaya ve tedavisine odaklanır. Üçüncül önlemede ise hastalığın ileri evrelerinde engelliliği ve diğer komplikasyonları sınırlama ele alınır.” İfadelerini kaydetti.Erg. Leyla Ak: “Ergoterapi seanslarında interdisipliner yaklaşım şart”Erg. Leyla Ak, “Online Ergoterapi Seanslarının Planlanması ve Uygulanması” konusunda paylaşımlarda bulundu. Erg. Leyla Ak; “Bireyin ergoterapi seansından yeterli verimi alabilmesi için interdisipliner bir yaklaşım içinde olmak gerekir. Bazen doktor, özel eğitim uzmanı, psikolog, psikiyatri, fizyoterapist ve ailelerin de işin içinde olması gerekebiliyor. Bu süreçte gördük ki online olarak da ergoterapi seanslarımızı devam ettirebiliyoruz. Skype veya Zoom üzerinden gerekli ön görüşmeleri yaparak ergoterapi seanslarımızı yaptık ve devam ediyoruz.” Dedi.Erg. İrem Rana Bolat: “Uyku sorunları bilişsel performansı etkiler”Erg. İrem Rana Bolat, “Covid-19 Sürecinde Uyku Problemlerine Ergoterapi Müdahaleleri” konusunda bilgi verdi. Bolat, “Günde 6 saatten az, 10 saatten fazla uyumak uyku problemi olarak görülmektedir. Covid-19 dünya genelini bir kaosa sürükledi ve hepimiz için bir sıkıntı ortaya çıkarttı. Sosyal izolasyon, doğal ışık seviyelerine azalmış maruziyet, düşen haftalık çalışma saatleri ve değişen mesai saatleri, sosyal mesafe, evden çalışmak ve azalan fiziksel aktivite uyku problemlerinin çıkmasına neden oldu. Unutulmamalıdır ki uyku aktif bir nörolojik süreçtir. Uyku sorunları uyanıklık, reaksiyon, hafıza ve öğrenme gibi bilişsel performansı da etkiler. Aynı zamanda da günlük aktivitelere de etkisi çoktur. Uyku, ergoterapistlerin işinin temelini oluşturur. Ergoterapistler uykunun işlevselliğine daha çok odaklanmalıdır.” Şeklinde konuştu.

02 TEM 2020

Sese Karşı Düşük Tolerans Gösteren Rahatsızlıklar!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Araştırma Görevlisi Göksu Yılmaz, işitme sorunlarına ve hangi rahatsızlıklara sahip bireylerin daha çok işitme rahatsızlığı yaşadığına değindi.120 desibelde sesler fiziksel ağrı yaratıyorİşitme sisteminin anatomik olarak temelde dış, orta ve iç kulak olmak üzere 3 ana bölümde incelendiğini belirten Yılmaz, “Santral sinir sisteminde ise pek çok anatomik bölge ile dirsek teması olan ve sonunda her duyu organı gibi beyinde işlenen karmaşık bir mekanizmadır. Bu bağlamda işitmeyi olumsuz yönde etkileyebilecek pek çok anatomik dejenerasyon veya patolojiden ve bunlara neden olabilecek pek çok farklı faktörden de bahsedebiliriz. İnsan işitme sistemi olağanüstü bir menzile sahip. Yaprakların yumuşak hışırtısı gibi küçük sesleri duyabilir ve bir diskodaki müzik gibi son derece yüksek sesleri de tolere edebilir. Herhangi bir kişide fiziksel ağrı yaratacak bir ses seviyesi vardır.Bu yaklaşık 120 desibel düzeyinde gerçekleşir. Bununla birlikte, genellikle ağrı eşiğine ulaşmadan çok önce sesin çok yüksek olduğunu düşündüğümüz bir noktaya ulaşırız. Maksimum rahat edilebilen ses yüksekliği noktası, kişiden kişiye, kişinin ruh haline, stres-yorgunluk düzeyine ve sesin frekans bandına göre değişen çok faktörlü bir bileşendir. Ek olarak çoğu insan, sesin yoğunluğu ne olursa olsun, hoş bulmadıkları belirli seslerin olduğunu ifade eder. Bir tahtaya çizilen tebeşir, bunun yaygın bir örneğidir. Bu gözlemler ses toleransındaki normal varyasyonun örnekleridir. Bununla birlikte, ses toleranslarında sağlıklı işitmeye sahip kişilerden farklı olarak, normal bir yaşam sürme yeteneklerini etkileyebilecek değişiklikler olan bazı insanlar vardır ve bu kişilerin içinde bulundukları bu patolojik durum hiperakuzi olarak isimlendirilir.” dedi.  Sesi normalde olduğundan daha fazla işitiyorlarYılmaz, odyolojik olarak sesin olduğundan daha gür ve rahatsız edici seviyelerde algılanmasının reqruitment ve hiperakuzi kavramları ile açıklanabileceğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Bu iki kavramın ayrımı oldukça önemlidir. Reqruitment kavramını genellikle sensör tip işitme kaybı ve özellikle iç kulakta yer alan dış tüy hücrelerinin işlev bozukluğu olarak açıklayabiliriz. Giderek yükselen bir ses şiddetinde, algılanan ses yüksekliğinin normalden daha hızlı artmasıdır. Reqruitment durumunun var olduğu sensör tip işitme kayıplı bir bireye normal ses tonunuzda bir şey söylediğinizde kişinin bunu duymamasının ardından, ses yüksekliğinizi yavaş yavaş arttırarak aynı kelime veya cümleyi tekrarladığınız halde hala duymaması muhtemeldir. Bunun üzerine ses şiddetinizi biraz da arttırdığınız takdirde kişinin bir anda dönüp ‘şimdi anladım ama bu kadar bağırmana gerek yok sağır değilim!’ gibi bir cevap vermesi bu kavramın daha net anlaşılmasına yardımcı olabilir.”Uygunsuz ve abartılı tepkiler verebiliyorlarSes toleransının azalması ile ortaya çıkan hiperakuzi durumunun ise birçok farklı rahatsızlıkla ilişkili olabileceğini ifade eden Yılmaz, “Hiperakuzi rahatsızlığını, normal işitmeye sahip bir insan için rahatsız edici düzeyde olmayan seslere sürekli abartılı veya uygunsuz tepkiler verilmesi olarak tanımlamaktayız. Azalmış ses toleransı ile ilişkili durumlar arasında migren, kafa travması, enfekte kenelerin ısırması sonucu ortaya çıkan lyme hastalığı, Bell felci, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, minere hastalığı ve otizm yer alıyor. Otistik çocukların yaklaşık yüzde 40'ında hiperakuzi olduğunu tahmin ediliyor. Ayrıca hiperakuzi durumu, ateşli silah ya da patlama gibi tek bir yoğun gürültü ile tetiklenebilirken, yüksek sesle uzun süre boyunca dinlenen müzik gibi etkenlerle de yavaş yavaş gelişebilen bir duruma bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Mesleği nedeniyle yüksek ses seviyelerine maruz kalan insanlar gürültüye bağlı işitme kaybı, kulak çınlaması veya hiperakuzi gibi kötü yönde oluşacak değişiklikleri önlemek için işitme duyularını mutlaka korumalılar” dedi.Yüksek sesler sürekli korku yaratıyorFonofobi rahatsızlığı yaşayanların sesten korktuklarını söyleyen Yılmaz, “Fonofobi’de ses korkusu içeren olumsuz duygusal tepkiler ortaya çıkıyor. Bu grup özellikle hiperakuzi ve/veya reqruitment patolojisi olan kişilerden oluşmakla beraber sadece gerçek zamanlı olarak yaşadıkları ortamın sesinden korkmakla kalmaz, aynı zamanda yakın gelecekteki olayların üreteceği ses hakkında da endişelenebilirler. Bu kişiler sürekli olarak kulaklıklar kullanarak aşırı koruma sağlama eğiliminde olabilirler. Ancak bu durumda hiperakuzili kulaklar, hızla sessizliğe uyum sağlayacak ve kişinin hayatını daha da kötü etkileyecektir. Bu noktada bu kişiler mutlaka bir uzmana danışarak varsa patolojinin nedeni ve kaynağı bulunduktan sonra gerekli medikal tedavi sağlanmalıdır. Aynı zamanda odyolog başta olmak üzere rehabilitasyon süreci için ilgili meslek gruplarıyla dirsek temasında olmaları gerekir” dedi.  Belirli sesler rahatsız edebiliyorYılmaz, Misafonya rahatsızlığı yaşayan bireylerde sesin şiddeti ne olursa olsun belirli seslere karşı olumsuz tepkiler oluştuğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:“Yemek yerken veya sakız çiğnerken ağızdan çıkan seslerin yanı sıra p, s, t gibi bazı ünsüzlerin sesine tepki verebiliyorlar. Bu kişiler, ses şiddetine ait işitsel dinamik aralığı ölçebilen farklı odyometrik testlerde daralmış bir dinamik aralığa ve azalmış bir ses şiddeti tolerensına sahip olmak zorunda değiller. Bu bağlamda hiperakuzisi olmayan bir kişi fonofobi veya misofoniye sahip olabilir.”

30 HAZ 2020

“İş Sağlığı ve Güvenliği Bir Kültür Haline Gelmeli”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği bölümü tarafından düzenlenen 5. Türkiye’de İş Sağlığı Ve Güvenliği Alanında Yaşanan Sorunlar Ve Çözüm Önerileri Sempozyumunda Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da katıldı. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Tarhan, İş Sağlığı ve Güvenliğinin bir kültür haline gelmesinin önemine dikkat çekti. Tarhan, eğitimde öğrencilere yeterli alt yapıyı sağlamaya çalıştıklarını ve öğrencilerden çok güzel dönüşler aldıklarını da belirtti. Sempozyuma Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı Güvenliği Bölüm Başkanı, MESKA Vakfı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Endüstri Mühendisi, IECRx Uzmanı Öğr. Üyesi Efari Bahçevan, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı, Yetkili Risk Yönetim Profesyoneli Dr. Hüseyin Baran Akınbingöl, Bosh Rexroth Teknik Müdürü, A Sınıfı İş Güvenliği ve CMSE Uzmanı Necmi Türer, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Dr. Özkan Kaan Karadağ, Maden ve Patlayıcı Yüksek Mühendisi, A Sınıfı İGU Maden Denetleme Uzmanı Öğr. Gör. Ertuğrul Kaya, Kimya Mühendisi, A sınıfı IGU Öğr. Gör. Abdurrahman İnce konuk oldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İSG Kültürünü topluma yayacak projeler yapılmalı” Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişilerin bağımlılık, dikkat bozukluğu, ruhsal sorunları gibi problemlerin kaza sebebini arttırdığının altını çizdi. Kaza çıkmaması için İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) alanındaki çalışmaların önemli olduğunu hatırlatan, ülkemizde İSG kültürünü oluşturmamız gerekiyor diyen Tarhan, ortak projelerle toplumda yaygın etki oluşturmak gerektiğini, İş Sağlığı ve Güvenliği kültürünün topluma yaymak için projeler yapmak gerektiğini sözlerine ekledi.“İş sağlığı ve güvenliği bir kültür haline gelmeli”İş Sağlığı ve Güvenliğinin bir kültür haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İş Sağlığı ve Güvenliği algısının insanların zihin haritasına bir seçenek olarak yerleşmesi gerektiğinin altını çizdi. Tarhan, iş kazalarında psikolojik faktörlerin ve duygusal ihmallerin de önemli bir rol oynadığını, çalışanlardaki psikolojik motivasyonun İş Sağlığı ve Güvenliği ile doğru orantılı olduğunu da ekledi.“İyi bilim, iyi bilimcilerle yapılır”Prof. Dr. Nevzat Tarhan İş Sağlığı ve Güvenliği alanında Doktora programı olması için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Tarhan; “Önlisans, lisans ve yüksek lisans eğitim programlarımızın yanı sıra en yakın zamanda doktora eğitim programımızın açılması için gereken çalışmaları başlattık ve takipçisiyiz. Bu konuda azim ve kararlılıkla gitmemiz gerekiyor. İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans ilk açılan bölümlerimizden biri. Fiziksel altyapımız bu şartlara çok uygun. Akademik kadromuz çok güçlü. İyi bilimin iyi bilimcilerle yapıldığının farkındayız, çalışmalarımıza devam ediyoruz.” İfadelerini kullandı.“Daimi hedefimiz büyümek ve gücümüzü arttırmak” Açılış konuşmalarının ikincisini Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun gerçekleştirdi. Dursun, “İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda akademik olarak Yükseköğretim Kurumunun da desteğiyle doktora programının açılması için güzel çalışmaların içindeyiz. Hedefimiz hep ileri olmalı. Bizim hedefimiz daima büyümek ve gücümüzü arttırmak. İş Sağlığı ve Güvenliği alanında sürekli yenilikçi gelişmelerin öncüsü ve takipçisi olacağız.” Şeklinde konuştu.Nasıl Bir Eğitim Almamız Gerekiyor?Ülkemizde Büyük Endüstriyel Kazalar Mevzuatı, Uygulamalardaki Sorunlar ve Çözüm önerileri konusunda konuşan Dr. Hüseyin Baran Akınbingöl “Bu alanda çok büyük sıkıntılar var. Çalışanların İSG eğitimi akreditasyonu yok, herkes bir takım eğitimler veriyor ve bunun sonucunda katılım belgesi veya sertifikalar veriyor bunların mutlaka standartlarının oluşturulması gerekiyor. Örneğin sağlık eğitimi verilecekse kim verecek ne zaman verecek kaç saat verecek teknik eğitimler nasıl verilecek bunların kesinlikle standartlarının oluşturulması gerekiyor. DediDr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan: “Genç Nüfusa İSG Eğitimi Vermek Gerekiyor”İş Güvenliği Eğitimlerinin Genel Değerlendirilmesi konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Nüfusumuz genç ve burada okul öncesinde 1 milyon 564 bin,  İlköğretim öğrencimiz 10 milyon, orta öğretim öğrenci sayısı 5 milyon 649 bin, Anadolu liselerinde 3 milyon 250 bin öğrenci var. Diğer okullarla birlikte toplam olarak 17-18 milyon öğrencimiz var. Bu öğrencilere iş güvenliği kültürünü kazandırmamız gerekiyor. İleride kazaya fazla uğramamaları için bunun okul öncesinden üniversiteye kadar her öğrenci yıl ikişer saat yaşam güvenliği dersi gibi bir ders almaları gerekiyor.” Şeklinde konuştu.Öğr. Üyesi ve Efari Bahçevan: “Risk Aşamalarını İyi Değerlendirmek Önemli”Öğr. Üyesi ve Efari Bahçevan, Risk Değerlendirme Teknikleri Ve Standartlarla Uygulamaları ile ilgili bilgi verdi. Bahçevan, “Uluslararası komitede risk analizi, risk değerlendirmesi ve risk yönetimi ayrıca çerçevelenmiş durumda, tanımlanmış yapılan işler ya da faaliyet tanımlandıktan sonra tehlike belirleniyor, belirlenen tehlike risk alarak tahmin edilmeye çalışıyor. Bu aşamada yapılan çalışma risk analizi oluyor. Yapılan çalışma değer verilip kıymetlendirdiği zaman katlanabilir mi değil mi diye yorum katıldığı zaman risk değerlendirmesi oluyor ve uygun bir şekilde dokümante edilerek bir sonraki adıma geçiriyor. Bu aşamalar İSG açısından çok önemli.” Dedi.Dr. Özkan Kaan Karadağ: “Meslek Hastalıklarına Önem verilmesi Gerekiyor”Dr. Özkan Kaan Karadağ, 2013’ten bugüne meslek hastalıkları konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Karadağ, “İş kazası ya da meslek hastalıklarında sosyal güvenlik sistemlerinin ya da adli makamların tazmin rakamları diğer yaralanma ya da hastalıklara bağlı tazmin rakamlarının üzerindedir. Ancak Türkiye’de artık böyle değil.” Şeklinde konuştu.Yangın Güvenliğinin En Önemli Basamağı Yangının Çıkmasına Mani Olmakİşyerlerinde Yangın Tehlikesine Karşı Yapılması Gereken Görevlendirmeler ve Çalışılması Gereken Sistemler konusunda konuşan Öğr. Gör. Abdurrahman İnce, “Yangın güvenliğinin en önemli basamağı yangının çıkmasına mani olmak için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Yangın tehlikesinin daha iyi anlaşılması ile tehlike algısı ve risk değerlendirme yetisinde gelişme sağlanarak korunma tedbirlerine verilen önem artırılmalıdır. Yangına sebebiyet verebilecek unsurların daha iyi anlaşılması ile bunların kontrolü cihetine gidilerek yangınların çıkması minimize edilebilir ama asla sıfırlanamaz.” İfadelerini kullandı.Ferdi Kaza Sigortası Kapsamında Yapılan Denetlemeler konuşulduNecmi Türer ‘Makine Emniyeti ve Lojistik Yükleme Raporlarında Emniyet Çözümü’ konusu ile ilgili bilgi verdi. Öğr. Gör. Ertuğrul Kaya ise Soma maden faciasından sonraki dönemde ferdi kaza sigortası kapsamında yapılan denetlemeler ve etkilerinin değerlendirilmesi konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Programın soru cevap ardından sona erdi.

29 HAZ 2020

Pandemide "Fanus Çocuk" Riski!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübü, Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlenen “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin beşincisi Zoom ile çevrimiçi olarak gerçekleşti. NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Erg. Muammer Aydoğdu, “Korona Sürecinde Çocukların Beyin Gelişimindeki Değişimler” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu.Aydoğdu, "Koronavirüs sürecinde anne baba ile geçirilen zaman ile ruhsal değişimler meydana geldi ve çocuk ebeveynleri ile uyumları arttıkça arkadaş olarak konumlandırmaya başladı. Çocuk, anne baba arasındaki dengenin değişkenlik göstermesiyle psikolojik olarak etkilenmeye ve bu durumu kullanarak yönetmeye başladı. Bu dönemde çok fazla fanus durumuna düşen çocuklar gördük." DediÖğr. Gör. Yavuz Sultan Selim Kavrık “İnsan tek bir maddeden ibaret değildir”Öğr. Gör. Yavuz Sultan Selim Kavrık, “Virüs ve Biyopsikososyal Yaklaşım” konulu sunumunu yaptı. Sağlık durumunun kişiye özel değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kavrık, “Biyopsikososyal yaklaşım, 1970 yıllarında ortaya çıkıyor. İnsanın tek bir maddeden, kas, kemik ve hücrelerden ibaret olmadığını aynı zamanda psikososyal çevreden etkilenebilir olduğunu ve davranışların insana zarar verebilir olduğunu ortaya atan bir yaklaşımdır. Örneğin sigara içmek de bir davranıştır ve insana zarar verebilir. İnsanın yaşanmış tecrübelerinin süreci belirlediğini söylemek mümkün. Düşmeyi öğrenen bir çocuk ebeveynlerinden eyvah tepkisi alırsa çığlığı basar. Ancak her çocuk için aynı durum söz konusu değildir çünkü her insanın dokusu bir değildir. İyi imkânlarda büyüyen çocuk ile köyde kendi başına büyüyen bir çocuğun ağrı eşiği aynı düzeyde olmayabilir.” Dedi.“Okupasyonları Arttırmak Temel Amacımız”İyilik halinin okupasyonlarla ilgili olduğunu belirten Kavrık, “Ergoterapistler olarak insanların Okupasyonlarına erişmek temel amaç alınmalıdır. Evde de kalıyorsa, sosyal hayata da karışıyorsa bizler okupasyonlara eriştiğimiz sürece insanların günlük yaşam aktiviteleri, iletişim, hareketlilik, sosyal izolasyon ya da zihinsel sağlık gibi faktörlerin gelişimi ile normal tutabiliyoruz. Pandemi sürecinde psikososyal sorunların ortaya çıkmasına yol açmış, toplum katılımı ve yaşam kalitesi üzerinde karmaşık etkiler yaratmıştır. Hem zihinsel sağlık sorunlarının başlangıcını önlemek hem de zihinsel olarak sağlık sorunları yaşayanlar için iyileşmeyi kolaylaştırmak amacıyla ergoterapistlere aktif rol düşmektedir.” İfadelerinde bulundu.Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Bahadır Ağce: “İhmal ettiğimiz kendimizle vakit geçirme imkanı bulduk”Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Bahadır Ağce, “Covid-19 Sonrası Sağlığımızı Nasıl Korumalıyız?” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Koronavirüs sürecinin olumlu taraflarının olduğunu belirten Ağce, “Bu dönemde sadece olumsuz şeyler yaşamadık. Çok uzun zamandır ihmal ettiğimiz kendimizle vakit geçirme imkânı bulduk. Sevdiklerimizin kıymetini anladık. Bu süreçten sonra artık olumsuz tarafları değil de buradan neler kazabiliriz tarafına geçmeliyiz. Evrimsel sürece baktığımızda her zaman değişime adapte olan gruplar ayakta kalıyor. Bizlerde bunu sağlamak durumundayız.Yeni normalde ne yapmalı?Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Bahadır Ağce, sağlığa çok yönlü bakılması gerektiğini belirtti. Ağce,  “Ellerimizi yıkamamız gerektiğini, maske kullanmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Sağlık sadece kendinizle alakalı bir durum değildir. Pek çok faktörden etkilenir. Bunlar ekonomik koşullar olabilir. İş kaybı yaşayan bireylerin kendilerinin motive edebilmek için destek almak zorunda kalmaları olabilir. Kişisel özellikleriniz, hayata bakış açınız, düşünce ve değerleriniz gibi sosyal kaynaklarınız ne kadar güçlüyse sosyal sorunlara karşı baş etme gücünüz o kadar kuvvetlidir. Sağlığa çok yönlü bakmamız gerekiyor. Yediğimiz, içtiğimize dikkat edeceğiz aktif olacağız ama problemin aslında kişi merkezli yaklaşımı benimsemek olduğunu bilmemiz gerekiyor.  Bu ergoterapistlerin kişinin bulunmak istediği durum her ne ise bu durum üzerinden ilerlememiz gerekiyor. Sağlık ve iyilik halini korumak için dengeli bir okupasyon yelpazesine katılım gerekiyor.” İfadelerinde bulundu.Uzm. Fzt. Emre Erdem: “Risk Faktörlerini Görmezden Geldik”Uzm. Fzt. Emre Erdem, “Nörolojik Hastalar İçin Erken Dönem Yoğunlaştırılmış Rehabilitasyon Kampı” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Hastaların hızlı iyileşmesi için mobilize edilmesi gerektiğini vurgulayan Erdem, “Hastaları bir an önce mobilize etme durumumuz vardı. Fakat bu süreçte pek mümkün olmadı. Bizde bu dönemde rehabilitasyon kamplara yöneldik. Hastanın yoğun bakıma girdiği ve çıktığı andan itibaren tedavi süreci başlıyor. Hastayı erken mobilize ettiğimiz takdirde sistematik rahatsızlığı düşürüldüğü var sayılıyor ve daha hızlı iyileşme yolu açıyor. Pandemi sürecinde kimse evinden çıkmadı. İyi yaptılar fakat nörolojik hastalığa yakalanmış bireyler bu süreçte oldukça zorlandı. Hastaların bu süreci rahat geçirmesi konusunda ergoterapistlere oldukça iş düşüyor.Örneğin inme, dünyada kanser ardından üçüncü ölüm nedenidir. Öldürmese de süründüren veya tam tersi hızlıca iyileştiren cinsleri vardır. İnsanlar inme geçirdiklerini yüzde düşme, kolda uyuşukluk, sarhoşvari konuşma haline bürünüyorlar. Biz bu hastalıkta erken müdahaleyi savunuyoruz çünkü erken müdahalede hastaya daha çok yarar sağlayabiliyoruz. Risk faktörlerini pandemi döneminde hareketsiz kalmamızdan ötürü görmezden geldik. Bu dönemde sigara ve alkol kullanımına yönelenler oldu. Bu gibi risk faktörleri ile hastalık nedenlerini arttırmış olduk.” Dedi.Rehabilitasyon problemlerinde en zorlanılan süreç ihmal!Uzm. Fzt. Emre Erdem, rehabilitasyon problemlerinde en zorlanılan sürecin ihmal olduğunu belirtti. Erdem, “Hasta yürüyor ve her türlü aktivitesini yapmaya başlıyor.  Ancak sağ kolunu ya da sol kolunu farkında olmuyor. Yürürken kolunu kapıya tutturuyor ve farkında olmadan kırık çıkık meydana geliyor. Erken devreden başlanılarak ağırlık aktarma ve denge hareketlerinin çalıştırılmasıyla simetri sağlanmaya çalışılmalıdır. Eldeki gelişmeler fonksiyonel aktivitelere dönüştürülmelidir. Örneğin, elindeki istemli kavrama başladığı zaman çatal kullanması istenebilir. Böylece ihmali önlemek için travmatik etkilenmiş tarafa biraz daha önem verdiğimizi söyleyebiliriz.” İfadelerini kullandı.Erg. Muammer Aydoğdu: “Pandemi döneminde fanus durumuna düşen çocuklar gördük”NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Erg. Muammer Aydoğdu, “Korona Sürecinde Çocukların Beyin Gelişimindeki Değişimler” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Aydoğdu, “5 yaşındaki bir çocuğun 25 yaşına geldiğinde Covid-19’u nasıl anlatacağı bizim asıl sorumluluğumuzdur. Pandemi döneminden etkilenen çocukların beyinlerinde de bazı değişkenlikler olacaktır. Düşünce yapısı ve duygusal mantık alanında farklılıklar oluşacaktır. Aile ile geçirilen zaman pandemi dönemi öncesi daha az iken pandemi dönemi ile bu süre daha çok arttı. Anne baba ile geçirilen zaman ile ruhsal değişimler meydana geldi ve çocuk ebeveynleri ile uyumları arttıkça arkadaş olarak konumlandırmaya başladı.Çocuk, anne baba arasındaki dengenin değişkenlik göstermesiyle psikolojik olarak etkilenmeye ve bu durumu kullanarak yönetmeye başladı. Bu dönemde çok fazla fanus durumuna düşen çocuklar gördük. Çocukların anne-baba tarafından sosyal olarak çok fazla korunmaya geçilen bir durum. Çocuğun her aşamasına müdahale ederek çocukta dev bir soru işareti yaratıldı. Sosyal mesafenin önemini anlatmak isterken çocukta izolasyon mantığı gelişmeye başladı. Pandemi dönemi geçtiği zaman çocuklarda sevdiklerine sarılamama endişesi meydana gelebilir. Bu nedenle korkutucu bir şekilde anlatmamak gerektiği ortadadır.” İfadelerinde bulundu.Erg. Shahram Mohsenı: “Otizmi kabul etmek zorundayız”NP Etiler Tıp Merkezi Erg. Shahram Mohsenı, Otizimli Çocuklarda Aktivite Katılım Faktörlerinin ICF-CY Tabanlı Yapısal Denklem Modeli” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Mohsenı, “Otizm çocukların davranışlarında farklılık görüyoruz. Otizmli bireylerin mevcut veya gerçek yaşama katılımı, sosyal becerileri ciddi ölçüde sınırlı olmaktadır. Konuşmada, göz temasında problem yaşayabiliyorlar. Bazı davranışlarını doğru ve yerinde olurken, bazı davranışları sıkıntılı ve problemli olabiliyor. Ancak bütün hayatını etkilemektedir. Bu nedenle otizme farklı bakış açısı ile bakmamız gerekiyor. Çevresel faktörler de bireyin katılımını destekleyen veya engelleyen faktörler olarak ön plana çıkıyor.Normal bir çocuğun ses ile katılımı yüzlük oranda yetmiş iken, otizmli çocuklarda bu oran yirmilerde kalmaktadır. Bu durum otizmli çocukların konuşmasını etkilemektedir.Ailemizde davranışlarımızı iyice analiz etmemiz ve çocuğun her bir davranışını, hareketini not etmemiz gerekir. Not ettiğimiz faaliyetleri nerden etkilendiğini tespit etmemiz gerekiyor. Bazı aileler otizmin farkındalığında olurken bazı aileler hala daha kabul etmiyor. Otizmin farkındalığını kazanmak zorundayız. Davranışları iyi analiz edip, her çocuğa ayrı bir perspektif ile bakarak nedenleri sorgulamak en sağlıklısı olacaktır.” İfadelerini kullandı. .

23 HAZ 2020

4. Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliği Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ile Ergoterapi Kulübünün Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde düzenlediği “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” başlıklı etkinlikler sürüyor. Etkinliğin 4’üncüsünde de korona günlerinde ergoterapi farklı yönleriyle konuşuldu.  Disleksi ve Ergoterapi Kulübü çalışmaları anlatıldıProgramda Üsküdar Üniversitesi Disleksi ve Ergoterapi Kulübü üyeleri “Karantina Döneminde Disleksili Çocuklara Ergoterapi Desteği ve Müdahaleleri” konusunda sunum yaptı. Disleksi ve Ergoterapi Kulübü Başkanı Serra Korkmaz Kulübün kuruluş amacına ile bilgi vererek gerçekleştirdikleri çalışmalara değindi.Erg. Sena Albay: “Yazı eylemi çok önemlidir!”Erg. Sena Albay, “Pandemi Sürecinde Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Yazı Becerilerine Ergoterapi Müdahaleleri” başlığında yaptığı değerlendirmede, “Bizim için önemli olan şey bir aktivitenin hangi aşamaları gerektirdiği ve bu aşamalarda hangi becerilere sahip olmamız gerektiğini bilmek. Bu açıdan yazı eylemi çok önemlidir. Eyleminin gerçekleşebilmesi için bireyin bir takım aşamaları gerçekleştirmesi gerekir. Bu aşamada öncelikle; yazıya geçirmeyi hedeflediği iletiyi tasarlar, zihinsel düzeyde dilin anlamsal, sözdizimsel, morfolojik özelliklerini yansıtacak biçimde dilbilgisi kurallarına uygun hale dönüştürür, amaçlanan iletiyi motor becerileri yoluyla metne aktarır, aktarılmak istenen ileti ile metin arasında bir uyumsuzluk olup olmadığını gözden geçirilir.” Şeklinde konuştu.Öğr. Gör. Ecem Tuğçe Akbulut: “Ergoterapide Enstrüman Çok Önemli”Öğr. Gör. Ecem Tuğçe Akbulut, “Karantina Sürecinde Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların İyileşme Ve Gelişmesinde Müzik Aktivitelerinin Rolü ve Etkisi” konusu ile ilgili bilgi verdi. Akbulut “Müzik dükkânlarında bağlama satışı inanılmaz artmış, insanlar bağlama alıp YouTube üzerinden bağlama öğrenmeye çalışıyor. Sanatçı kişinin hayatı durmaz. İnsanlar, hemen şarkılar söyleyip bağlama çalıp YouTube’a videolar koyuyorlar eğer böyle bir enstrümanınız varsa asla durmazsınız. Bu yüzden çocuklarımıza bir enstrüman öğretmek çok önemli.” Dedi.  Erg. Amine Kalkan: “Öğrenme Güçlüğü Çeken Çocuklar Normal Bir Zekaya Sahip”Erg. Amine Kalkan, “Covid-19 Döneminde Öğrenme Güçlüğü Yaşayan Bireylerde Günlük Yaşam Aktivitelerine Katılım” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kalkan “Öğrenme güçlüğü çeken çocuklar normal bir zekâya sahip, bu zekâya sahip olmalarına rağmen öğrenme güçlüğü çekiyorlar, bu da bizim özel ve kalıcı nörodavranışsal zorluklar olarak karşımıza çıkıyor. Bununla ilgili literatüre baktığımızda öğrenme güçlüğünde yürütücü işlevlerde problem olduğuna dair çalışmalar var ama yapılan araştırmaların çözümü akademik becerilere fazla odaklanma olarak karşımıza çıkıyor fakat asıl önem teşkil eden yürütücü işlevlere bir katkıda bulunulmamış.Öğrenme güçlüğü temalı çocuklarda yürütücü işlevlerin yanı sıra özellikle görsel algı becerileriyle dikkat, bellek ve oryantasyon becerilerinin de ergoterapistler tarafından değerlendirilmesi ve bu becerilerin gelişimsel olarak değişim gösterdiği göz önüne alınarak uygulanacak müdahale programının çocuğun ihtiyaç ve isteklerine göre planlanması çok önemlidir.” Şeklinde konuştu.Erg. İsa Kör: “Engelli Bireylere Biz Bu İmkânı Sunabiliriz”Erg. İsa Kör ise, “Korona Sürecinde Özgül Öğrenme Güçlüğünde Ergoterapist ile Ailenin İş Birliği” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu.Kör, “Engelli öğrencilerin elektronik çevrede çalışma imkânları çok fazla yok, özellikle pandemi sürecinde bütün öğrenciler ve bizler de elektronik çalışmaya geçtik. Ben üç aydır öğrencilerimle uzaktan eğitim yapıyorum bazı engellerde bir nebze olsa da bazılarında çok mümkün olmuyor.Biz elektronik çevredeki çalışma imkânlarını yakalarken teknolojinin gelişmesiyle engelli bireylere biz bu imkânı sunabiliriz. Her çocuğun kendine göre becerikli olduğu bir alan var, bu becerileri keşfetmek genimizden gelen özelliklerimizi kullanmamız gerekiyor. Bunu keşfetmek konusunda ailelerin hassasiyeti çok önemli. Çoğu zaman aile keşfedemediği için bocalamaya başlıyorlar o zaman da bizlere danışıyorlar.” Dedi

16 HAZ 2020

Korona Günlerinde Ergoterapi Müdahaleleri Konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübü, Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde düzenlenen “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin üçüncüsü Zoom Webinarı ile çevrimiçi olarak gerçekleşti.Erg. Selen Okay: “Aşamaları Doğru Değerlendirmek Gerekir”Etkinliğin üçüncüsüne de alanında çok sayıda uzman ergoterapist katıldı. Erg. Selen Okay, “Karantina döneminde el becerilerinin değerlendirilmesi ve aktiviteler ile desteklenmesi” başlıklı sunumunu yaptı. Okay, “Biz ergoterapistlerin kişileri değerlendirme sürecinde yaş, meslek ve ilgi alanı oldukça önemlidir. İnce motor gelişimi iyi ise biz bir çocuğun dil gelişimi de iyi olarak değerlendiriyoruz. Aktiviteler arasında hareketlerin koordinasyonu da oldukça önemlidir. Aileleri yönlendirerek pandemi süresinde online görüşmelere devam ediyoruz.” Dedi.“Bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerek”Erg. Selen Okay ise çocuklarda dokunsal ayırt edici sistemin çok önemli olduğunu belirtti. Okay, “Kontrollü göz hareketleri, objeleri bulma, hareketli objeleri tutabilme, odaklanabilme ya da istenilen yere materyalin bırakılması göz koordinasyonu açısından son derece önemli. Üyelerde görsel ayırt edici sistem olarak değerlendirdiğimiz başlıklar keskin özelliklere sahip nesneleri ayırt etmesidir. Örneğin kalabalık bir masadan bir nesneyi almasını istediğimizde, bu noktada ince motor, tutuş, kavrama önemli fakat görsel olarak ayırt ediyor olması da önemlidir. Bir başka değerlendirdiğimiz kavram ise görsel ile mekânsal ilişkileri ayırt etmesidir. Biz bunu obje ile vücut arasındaki uzaklık-yakınlığı dengelemesi olarak değerlendiriyoruz. Çocuklar, top atma tutma mesafesini ayarlayamazsa bu durumu sadece ince motor becerisi üzerinde değerlendirmek yanlış olur. Top tüylü olabilir ve çocuk bunu tutmak istemiyor olabilir. Sözel olarak konuşmaktansa video kaydını oldukça önemsiyorum. Gelişimi izleyerek hangi basamaklarda eksiklik görüyoruz bunları takip etmeliyiz. Belirli bir yaşı yok takip ederek gecikme gördüğümüz alanlarda hemen müdahale etmeliyiz. Bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapmak en sağlıklı sonucu verecektir.” Şeklinde konuştu.Erg. Alirıza Anteplioğlu:“Her açıdan duyuları uyarmaya çalışıyoruz”Erg. Alirıza Anteplioğlu ise ‘Pandemi Dönemi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinin Ergoterapi Yaklaşımı’ konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Anteplioğlu, toplum ruh sağlığı merkezinin kuruluş amacı ile ilgili bilgi verdi. Anteplioğlu, “Toplum ruh sağlığı merkezinin kuruluş amacı bireylerin sahip oldukları yetileri kaybeden kişinin yaşam kalitesini arttırmaktır. Danışan merkezli bir çalışma düzeni takip ediyoruz. Bireylerin sosyal hayata uyumlu ve tam bağımsız bir şekilde kendi haklarını yerine getirmesini amaçlıyoruz. İlk başta günlük yaşam aktivitelerinde bir problem olup olmadığını tespit ediyoruz.Problem varsa hangi alanda, başlamak ve sürdürmek alanında ne kadar yetkin bunları anlamak ilk aşamada çok önemli. Buradan elde ettiğimiz veriler ile bireylere özgü program geliştirmeye başlıyoruz. Örneğin aktivite konusunda bir problem yaşayan bireylere motivasyonel görüşmeler ve ödevlerle hastalarımızı desteklemeyi hedefliyoruz. Burada önemli olan bireylere unuttuğu duyularını uyararak hatırlatmaktır. Bizler kullanmadığımız duyuları unutmaya müsait yapıdayız. Bu nedenle hastalarımızı eksiklerini gördüğümüz noktada uyararak harekete geçirmek oldukça önemlidir. Bireyleri her alanda değerlendirmeliyiz. Her ortamda değerlendirerek bu ortamlara uygun program oluşturmamız gerekiyor. Birey evde hastalığına bağlı sorumluluklarını yerine getirmekte problem yaşıyorsa, motivasyonel konuşma yolunu deniyoruz. Yapabileceğine ikna ediyoruz. Ancak her hastada bu yol işe yaramayabiliyor. Bu noktada hastayı anlamak ve hastanın da gönüllü olacağı yol izlemek önemli” dedi.Erg. İremnur Soylu:“Farklılıklarının farkına varmamız gerekiyor”Erg. İremnur Soylu “Pandemi sürecinde ebeveyn-çocuk etkileşimi ve Ergoterapi yaklaşımı” konusunu değerlendirdi. Erg. Soylu çocukların durumunu açıklama noktasında bireysel farklılıklarını ele alarak yorumlamanın önemli olduğunu vurguladı. Soylu, “Dokunsal, işitsel, görsel gibi durumlarda çocuğun tepkilerini anlamak için farklılıklarının farkına varmamız gerekiyor. Aileler ile görüşmelerimde, çocuklarında problem olarak gördükleri alanları sıralamaların talep ediyorum. Daha sonra zorlandığı aktiviteler ve memnuniyet sıralamasını belirlemek önem sıralamasını da desteklemektedir. Ebeveyn ve çocuk evde sürekli bir arada kaldığı için çocukların eğitim ve otorite saatleri çok değişti. Dolayısıyla velide ki şikâyetleri somut olarak ortaya koyabilmek ve çocuğun durumunu daha iyi analiz etmek için net bir sıralama belirlemek önemlidir. Terapi sürecinde ailelere günlük oyun ödevleri veriyoruz. Online terapi ile problemli alanları yerinde tespit ettik. Çocuk bu sürece şahit olmadı. Buradaki amacımız ebeveyn için doğru etkileşim neler bunları tespit etmektir. Devamlılık, dikkat ve katılım sürecini değerlendiriyoruz. Çocuğa bir nesne veriyoruz ve ne kadar süre oynadığını inceliyoruz. Dikkatini nesne üzerinde tutabiliyor mu ve katılım olarak ise çocuk nesneyi neyde kullanıyor. Bu basamakları dikkatli şekilde inceliyoruz. Bunun yanı sıra anne ve çocuk arasında serbest oyun zamanında etkileşimi oldukça önemlidir. Oyunu başlatmayı önce kim yapıyor, iş birliği kurması ve duygusal durumu ne yönde olumlu ve olumsuz etkili iletişimin temel noktasına ulaşmaya hedefliyoruz. Çocukların gelişim yaşına göre gelmesi gereken bir nokta var ve buna yönelik belirli ödevler veriliyor. Ebeveynlere benim bu noktada en büyük tavsiyem oyun oynanmasıdır. Duygusal tepkiler vererek gerçekten onun arkadaşı gibi onun yaşında ve onun ihtiyaçlarını düşünerek oyun oynamaya çalışın. Bu süreçte disiplin ve rutin kavramlarına dikkat ederek süreci takip etmek oldukça önemlidir. Ailelerin oluşturacakları rutinlere dikkat ederek ve bozmadan ilerlemesi en sağlıklı sonuca ulaştıracaktır” ifadelerinde bulundu.Erg. Cahit Burak Çebi : “Hayatınız bir nehir olsaydı neye benzerdi?”Programa katılan Erg. Cahit Burak Çebi de ‘Covid-19 Sürecinde Meydana Gelen Psikiyatrik Rahatsızlarda Comp ve Kawa Temelli Ergoterapi Müdahaleleri’ konulu bir sunumunu yaptı. Yaşadığımız pandemi sürecinin psikolojik yansıması virüs kadar hızlı yayıldığını belirten Çebi, herhangi bir psikolojik gelişimi normal düzeyde olan bireylerin bile depresyon bozuklukları, kaygı, anksiyete, panik atak, çaresizlik ve sosyal fobi geliştirdiğini belirtti. Erg. Cahit Burak Çebi, “Psikoterapi sürecinde eğlenceli bir yol izlemek önemlidir. Ben bu süreçte kawa modeli dediğimiz bir süreç izlemeyi tercih ediyorum. Psikiyatrik durumlarda izleyebileceğiniz en eğlenceli modeldir. Japon Ergoterapist Michael tarafından bir değerlendirme aracı olarak geliştirilmiştir. Kawa, bizim yaşam yolculuğumuzu temsil eden bir nehir anlamına gelir ve nehrin akışı bizim sağlık durumumuzu belirlemektedir. Bireylere, hayatınız bir nehir olsaydı nehriniz neye benzerdi diye bir soru yöneltiyoruz. Pandemi süresinde bireylerden durağan bir nehir modeli yanıtı aldık. Diğer önemli unsurlar ise bireylerin nehirlerinin tabanı ve duvarlardır. Nehir tabanı ve duvarlar kişinin sosyal yaşamını temsil etmektedir.  Bu aşamada bireylere kiminle beraber olduklarını soruyoruz. Pandemi süresi genelde aileler ile geçirildiği için birey bu noktada yalnız olmadığını görerek farkındalık kazanıyor. En önemli unsur kayalardır. Kaya metaforu endişe, korku, mesleki performans zorluklarımızı yansıtmaktadır. Kaya metaforunu öğrenebilmek için şu an yaşadığı bir problem olup olmadığını sorguluyoruz. Önemli olan bu kayaların suyun akışını etkilememesidir. Bireyler bunları görerek benim çeşitli problemlerim var bu durum da yaşam akışımı etkiliyor diyebiliyor. Olayları hastanın bakış açısından değerlendirerek odak noktayı belirlemek ve müdahale ederek kayaları kırıyoruz. Farkında olmak, farkındalık kazanmak hem ergoterapistler açısından hem de hasta açısından oldukça önemlidir. Böylece bireylerin, öncesi ve sonrası olarak süreçlere hâkim olmasını ve bizzat kendi farkındalığı ile sonuca varmasını sağlıyoruz” ifadelerinde bulundu.

11 HAZ 2020

"Şımartılan Çocuk İleride Narsist Oluyor!"

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan Çocuk Gelişimi ve Eğitimciler Derneği (ÇGEDER)’in düzenlediği Çocuk Gelişimi ve Eğitimciler Derneği Söyleşilerinin 1’incisine katıldı. Günümüzde çocukların evde hüküm sürdüğünü, evin liderinin çocuk olduğuna dikkat çeken Tarhan, ‘Ben tadamadım o tatsın, ben çektim o çekmesin’ yaklaşımıyla büyütülen çocukların şımarık ve narsist olduklarını söyledi.“Sıcak temas olmadığı zaman çocuğun beyninde büyüme organı salgılanmıyor”Moderatörlüğünü ÇGEDER Genel Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer’in yaptığı söyleşide Prof. Dr. Nevzat Tarhan anne-çocuk arasındaki sıcak temas ilişkisinin önemine değindi. Tarhan, “Çocuk bakım evlerinde çocuklara çok iyi bakılır ama her gün bakıcı değişir. Her birinin çocuğu kucağına alması tutma, altını değiştirme biçimi farklı. Bu çocukta temel güven duygusunu geliştirmez diye kitaplarda yazıyor. Bu çocuklarda hospitalizasyon hastalığı oluyor ve ani ölümler gerçekleşebiliyor. İştahsızlık oluyor, büyüme yavaşlıyor. Bu durum neden oluyor diye yapılan araştırmalarda çocuklardaki anne ve anne yerine geçen kişiyle sıcak temas olmadığı zaman çocuğun beyninde büyüme organı salgılanmıyor.Büyüme hormonu da vücuttaki bütün kimyasalları tetikleyen bir şey. Büyüme hormonu salgılandığı zaman bütün hücreler canlanıyor vücut enerjiyi, gıdayı, DNA’nın çoğalması, hücrenin bölünmesi her şey etkileniyor. Hormon düşük olduğu zaman büyüme duruyor. Bunların neden salgılanmadığına dair yapılan araştırmalarda çocuğun çocukluk depresyonu oluşuyor. Buna anne yoksunluğu sendromu deniyor. Bu sendromda anne veya anne yerine geçen kişi tutarlı ve güvenli bir ilişki çocukla oluşturamıyor. Güven temelli ilişki oluşturulamadığı için çocuk bu durumda hayat güvenli değil diye yaklaşıyor ve devamlı bir korkuyla yaşıyor. Devamlı bir stres oluyor. Beyindeki stres hormonu bağışıklık sistemini çökertiyor ve bağışıklık sisteminin yavaşlamasıyla büyüme hormonu yavaşlıyor.” dedi.“Oyun çocuğun en ciddi işidir”Beyin araştırmalarını çocuk gelişimi açısından değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuğun sinir sisteminin gelişiminde % 50’den fazlası ilk çocukluk döneminde gelişiyor. Çocuk eline aldığı suyu yere dökünce yaramazlık yapıyor diyoruz. Aslında çocuk yaramazlık yapmıyor yer çekimine karşı kasların gelişmesi için o deneyi kendi kendine yapıyor. Onu yaparken beyin beyincik arasındaki sinirsel devreler çalışıyor. Çocuğun yaramazlık yapması dediğimiz şey yer çekimine karşı motor sinir koordinasyonunu öğrenmesidir. Onu öğrenirken o dönemdeki bütün denge hücreleri, sinir lifleri çalışıyor. Ayna nöronlar var. Anne güldüğü zaman çocuk da gülüyor.Çocuk gülmeyi bilmiyor anneyi aynalıyor o anda ve böyle öğreniyor. Çocuk eğitiminde çocuğu karşımıza alıp verdiğimiz söz bilgilerin % 10-20 oranında önemi var. Anne çocuk arasındaki en önemli ilgi aktarımı duygusal bilgilerin aktarımıdır. Temel güven duygusu, öğrenme çabası bunlara bağlıdır. Çocuk bir şey öğrenir daha sonra onu oyun içerisinde taklit eder. Oynarken öğrendiği şeyin tekrarı çocuk için pekiştirme oluyor. Bu yüzden oyun çocuğun en ciddi işidir. Oyunu hafife almamak lazım. Soyut düşünce becerisi çocukta öyle gelişir.” şeklinde konuştu.Psikiyatrik hastalıklarda en önemli sorun ‘Çocukluk çağı travmaları’Prof. Dr. Nevzat Tarhan pozitif ebeynlikte dört tane pozitiflik olması gerektiği ve bunların pozitif iletişimi, pozitif yorum, pozitif anlam ve pozitif amaç belirlemek olduğunu söyledi. Tarhan, “Annelik ve babalığın olduğu sıcak ortamda büyüdüğü zaman çocukta duygusal ihmal gelişmiyor. İleri yaştaki psikiyatrik hastalıklarda en önemli sorun çocukluk çağı travmalarıdır. İlk üç yaşta bir çocuk anne yoksunluğu yaşarsa o çocuk suç makinası oluyor. Çocukluk çağı travmalarının beş tane maddesi vardır bir tanesi de duygusal ihmaldir. Yedirir, içirir her şeyi yaparsın ama anneyse çocuk arasında duygusal alışveriş olmazsa çocukluk çağı travması geçiriyor.Annede duygu ifadesinin olmaması, ağladığında güldüğünde ilgilenmemesi gibi durumlar çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyor. Hayatında korku duygusu egemen oluyor. Korkunun olması güvenin azalması demektir. Güvenin azaldığı zamanda herkesi düşman gibi görmeye başlıyor ve suç işlemeye başlıyor. Duygusal alışveriş çocukta yeme içme kadar önemli. Onun için biz bir hasta geldiği zaman rutin yaptığımız testlerden bir tanesi çocukluk çağı travması var mı, fiziksel ihmal var mı diye bakıyoruz. Bunlar pozitif ebeveynlik açısından çok önemli.” ifadelerini kullandı.“Kutuplaşma olan yerde huzur olmaz”Prof. Dr. Tarhan, anne ve babaların çocuğunu iyi yetiştirmek için hep çocuğun hatalarına odaklı ebeveynlik yaptığını belirtti. Tarhan, “Anne baba hatalara odaklı olduğu için çocuk anneyi babayı cezalandırıcı, disiplin odaklı olarak görüyor. Disiplin odaklı ebeveynin olduğu yerde çocuk anne ve babadan ergenliğe girer girmez kaçmaya çalışıyor. Korkuya dayalı bir disiplin var. Hâlbuki disiplin içinde sevgi olan disiplin olacak.Anne ve baba ortak dil kullanırsa çocuk sağlıklı yetişiyor. Negatifi düzeltmek yerine pozitifi bekleyip onu pekiştirmek önemli. Çocuk yanlış bir şey yaptığında yaptığı yanlışı korkutup azarlayıp düzeltmesini sağlamak çocukta özgüveni zedeleyici ve korkunun sağladığı bir disiplin olur. Anne baba olmadığı zaman çocuk yine bildiğini yapar. Pozitif ebeveynlikteki en önemli şeyden birisi anne ve babanın ortak dil kullanmasıdır. Evde anne baba bir koalisyon yapacak, çocuklar kendi aralarında koalisyon yapacak. Anne bir çocukla, baba bir çocukla koalisyon yaparsa o evde kutuplaşma olur. Kutuplaşma olan yerde huzur olmaz.” dedi.“Şu anda çocuklar evin lideri”Prof. Dr. Tarhan, artık çocukların evde hüküm sürdüğünü evin liderinin çocuk olduğunu ifade etti. Tarhan, “Şu anda çocuklar evin lideri. Ataerkildi, anaerkildi şimdi çocukerkil olduk. Bu da çocuk gelişiminde çocuğu olumsuz etkileyen bir şeydir. Çocuk hayatı anne babadan öğreniyor. Burada önemli olan çocuğumuzu mutlu etmek değil çocuğu hayata hazırlamaktır. Onun için bazı durumlarda hayır diyebilmek gerekiyor. Ben tadamadım o tatsın, ben çektim o çekmesin diye çocuğunu pamukların üstünde büyütüyor. Çocuk bu şekilde büyütüldüğü zaman narsist oluyor. Hep bana der, kendini patron olarak görür ve evin lideri benim der. Çok şımarıktır.Biz hiperaktif sanıyoruz ama aslında o şımarıklıktır. Böyle olunca çocuk herkes benim istediğimi yapmalı diye düşünüyor. Büyüdükten sonra da anneyi babayı silkelenecek meyve ağacı gibi görüyor istediği olmadığı zaman anne babayı silkeliyor. Daha sonra anne baba çocuğuma iki kişilik üç kişilik sevgi verdim neden böyle oldu diyor. Sevgi disiplinsiz bir sevgi çünkü. Kuralsızlık bu hayatta mümkün değil. İnsan sosyal, ilişkisel bir varlık. Tek başına yaşamaya göre yaratılmamış. Bu nedenle anne baba böyle durumlarda başını okşayarak gerekçelerle birlikte hayır diyecek. Çocuğa büyük insan gibi davranacağız ama büyük insan davranışı beklemeyeceğiz” şeklinde konuştu.

10 HAZ 2020

1 Konu 1 Konuk Etkinliğinin 28’inci Oturumu Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ile Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi ÜSGÜMER'in düzenlediği 1 Konu 1 Konuk etkinliğinin 28’inci oturumu online olarak gerçekleştirildi. Programın konuğu İş yeri Hekimi – Sağlık Koordinatörü Dr. Ali Osman Bahçevan oldu.28’incisi düzenlenen online programda Dr. Ali Osman Bahçevan “Salgın Hastalık Sürecinde İşyerlerinde Uygulama ve Örnekleri” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.“Yaşlıları dışarı çıkartmayarak başarı kazandık”Dr. Ali Osman Bahçevan belli yaşlara uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasının ölüm oranlarını olumlu yönde etkilediğini söyledi ve “Yaşlıların sokağa çıkmasını kısıtlayan genelgeler sayesinde ölüm oranlarını önemli ölçüde azalttık. Aslında biz hekimler olarak bu genelgelerin tüm yaş gruplarına uygulanmasını belli dönemlerde şiddetle önerdik. Ama bir yandan da ekonomiyi gözetmek gerekiyordu.” sözlerini kullandı.“Bu süreçte pozitif ayrımcılık yapmak zorundayız”Dr. Ali Osman Bahçevan “İş yerlerinde hala daha en boş gündem maddemizi hamileler, engelliler ve kronik hastalar oluşturuyor. Biz bu kapsama giren çalışanların idari izinli sayılmaları taraftarıyız. Fakat iş yerleri bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Önemle söylemek gerekiyor ki hamileler, engelliler ve kronik hastalara bu sürede pozitif ayrımcılık yapmak zorundayız. Bu süreçte biz iş yeri hekimleri kronik hastalıkları da belli dönem sonrasında gruplandırmaya başladık. Şu anda Cumhurbaşkanlığı bu özel durumlu çalışanlar için yeni bir genelge yayınladı. Biz iş yeri hekimleri de bu genelgeye göre uygulama yapıyoruz. Hala daha kronik hastalarla ilgili sürece devam ediyoruz. Hamileler konusunda ise çalışmalara devam ediyoruz. Özellikle 24 hafta ve sonrası hamilelerin idari izinli sayılması gerektiğini söylüyoruz.” dedi.İş yerinde vaka yönetimiİş yerinde rastlanan herhangi bir pozitif vakada izlenmesi gereken yollara değinen Dr. Ali Osman Bahçevan, “Böyle bir durumda yakın temaslı ve temaslı ayrımı yapılması gerekiyor. Pozitif vakayla direkt temas eden, bir metreden yakınında on beş dakikadan fazla yüz yüze kalan, pozitif vakayla aynı uçakta seyahat eden, pozitif vakayla aynı evde yaşayan kişiler yakın temaslıdır. Sağlık bakanlığının yayınladığı genelgeye göre yakın temaslı kişiler on dört gün izole olmalı. On dört gün boyunca belirti yoksa teste de gerek yok. Fakat bulgu varsa test yapılmalı. Temaslı olan kişiler ise pozitif vakayla aynı ortamda bir metreden uzak mesafede bulunan kişilerdir. İş yeri hekimleri bu iki ayrımı iyi yapmalı. Çalışanlar bu seçeneklere göre iki sınıfa ayrılmalı.” dedi.“Klima hastalığı bulaştırma konusunda büyük rol sahibi”Dr. Bahçevan, virüsün damlacık yoluyla çok hızlı yayıldığına dikkat çekti. Bahçevan, “temastan ziyade ağız ve damlacık yoluyla bulaşıyor. Klimalarında kendine has riskleri var. Klima hangi tip olursa olsun içerideki hava hareketini arttırıyor. Klimanın çalıştığı ortamda da damlacıklar sürekli ortamda kalıyor. Klima hastalığı bulaştırma konusunda büyük rol sahibi. İş yerlerinde yaz aylarının gelmesiyle birlikte klima konusu sorun teşkil ediyor. Biz hekimler olarak özellikle toplu çalışılan ortamlarda klima kullanılmasını önermiyoruz.” ifadelerini kullandı.Online söyleşi soru cevap bölümünün ardında sona erdi.

08 HAZ 2020

Korona Günlerinde Ergoterapi Konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübü, Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde düzenlenen “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinliğin ikincisi Zoom Webinarı ile çevrimiçi olarak gerçekleşti.“Çocuğa özel yaratıcılığımızı konuşturmak bu durumda çok kıymetli”Erg. Rümeysa Coşkun, “Karantina Döneminde Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu olan çocuklarda Evde Yapılabilecek Aktiviteler” başlıklı sunum yaptı. Coşkun, “Çocuğun ilgisini çeken ve motor aktivitelerde pratiklik yani onların daha kolay tolere edebileceği şekilde değişiklikler yapmamız gerekiyor. Materyallerde değişiklik yapmak sizin yaratıcılığınıza kalmış. Benim çocuk için önereceğim şey o çocuk için çok basit ya da zor kalabilir. O yüzden her çocuğa özel yaratıcılığımızı konuşturmak bu durumda çok kıymetli oluyor. Oyunda kalmalarını sağlamak bizim için önemli. Çocuğa bir şey söylediğimiz zaman onun bunu anladığından emin olmamız gerekiyor.Anladığından emin olmak için basit sorularla da bunu teyit etmemiz gerekiyor. Çocuğu ilk önce takım değil bireysel spor faaliyetlerine yönlendirmekte fayda var. Çünkü takım içerisinde diğer arkadaşlarına göre başarısız olduklarını gördüklerinde hem arkadaşları tarafından dışlanma problemi hem de özgüven problemleriyle karşı karşıya gelebiliyorlar. Motor beceri gerektiren aktivitelerde güçlük çekenler için daha basit motor aktiviteler verilebilir. Örneğin birlikte masa kurma, masa toplama, bulaşıkları makinaya yerleştirme. Bunlar bizim için basit gözükse de tabakların nasıl yerleştirileceğini planlamak onlar için çok zor olabilir” şeklinde konuştu.“İşaretleyiciler çok önemli”Erg. İsa Kör ise “Pandemi Sürecinde Günlük Yaşam Aktivitelerinin Planlanması” konusunu değerlendirdi. Erg. Kör, “Özel gereksinimli çocuklar için en sık bildirilen engeller çevrenin fiziksel tasarımı, sosyal çevre, malzemeden veya çevreden yoksun bırakma. Sadece özel gereksinimli bireyler için değil ailelerin çocuklarını çok iyi tanıyıp yönetemedikleri için de danışanlarım başvurabiliyorlar. Özel gereksinimi olmayan çocukların haricinde de çevresel ve fiziksel tasarımlar bize ve çocuklara engel olabiliyor. Genelde yetişkin gruplarla çalıştığımda fiziksel bir problemimiz varsa çevresel ve fiziksel tasarımlar çok önemli oluyor. Bir zamanlar görme engellilerle çalışma fırsatımda oldu. Onlar için işaretleyicilerin olması gerekiyor ve onların sosyal ortama çıkabilmeleri için işaretleyiciler çok önemli.” dedi.“Aile yaklaşımları çocuğun hayatında çok önemli”“Covid-19 Sürecinde Özel Gereksinimli Çocuklara Ebeveyn Yaklaşımının Ergoterapist Tarafından Yönlendirilmesi” konulu sunumunu yapan Erg. Bilgesu Varol, “Aile yaklaşımları çocuğun hayatında dış dünyada bağımsız olabilmesi için ihtiyacı olan deneyimleri kazanması açısından çok önemli. Şehir dışına okumak için gittiğimizde 18 yaşına kadar aileden kazanıp biriktirdiğimiz şeyler bizim için çok önemli.  Bu çocuk bağımsız olabilmek için alt yapıyı aslında aileden alıyor. İki yönlü iletişim becerisi kurmaya sahip olma, sorunlarına çözüm yolları araması, çocuğun yaşamını sağlıklı olarak yürütebilmesi, öz güveni yüksek biri olabilmesi özelliklerinin hepsinin temeli ailede atılıyor. Bu yüzden aile yaklaşımları çocuğun hayatında çok önemli.” dedi.“Terapist ile aile kesintisiz bir iletişim içinde olmalı”Son olarak Erg. Emre Savaş, “Salgın Döneminde Otizm Spektrum Bozukluğunda Ergoterapist ile Aile İletişiminin Önemi” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Erg. Emre Savaş, “Otizm tedavisinde kesinlikle terapist ile aile kesintisiz bir iletişim içinde olmalı. Tedavi sürecinde bazı aileler çocuklarını sadece tedaviye getiriyor ve geriye kalan sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Bunları terapist olarak bizim ailelere anlatmamız gerekiyor. Terapist, yapılan çalışmalarla ve gidişatla alakalı sürekli olarak aileyi bilgilendirmeli ve aileyi bu süreç içerisinde tutmalı ve yönlendirmeli. Terapist aileyi bu sürecin içine dâhil ediyor fakat aile birkaç zaman sonra tekrar durumdan kopabiliyor. Burada terapistin süreci dikkatli bir şekilde yönetmesi gerekiyor. Bu söylediklerimi sadece otizm spektrumlu çocuklar için değil özel gereksinimi olan bütün çocuklar ve aileleri için geçerli” ifadelerini kaydetti.

01 HAZ 2020

Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri Etkinliği Gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü ve Ergoterapi Kulübü, Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde her dönem düzenlemiş olduğu İnterdisipliner Etkinlikleri, birincisini online olarak gerçekleştirdi. “Korona Günlükleri: Ergoterapi Müdahaleleri” konulu etkinlik Zoom Webinarı ile çevrimiçi olarak gerçekleşti.Programda Kocaeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Çekmece, "Duyu Çocuk" Rehabilitasyon Merkezi Kurucusu paydaşımız Uzm. Fzt. Onur Aşkar, "Duyusal Akademi" Rehabilitasyon Merkezi Kurucusu, Uzm. Fzt. Ebru Sidar, "PsikoMola" Danışmanlık Merkezi Kurucularından Uzm. Psk. Hüma Çolakoğlu Zengin konuşmacı olarak katıldı.Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Çekmece: “Rehabilitasyon, temasın eksik olmadığı bir süreç”Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Çekmece, “Pandemi sürecinde Pediatrik Vakalarda El Kullanımının Arttırılmasına Yönelik Uygulamalar” konulu sunumunu yaptı. Dr. Öğr. Üyesi Çekmece, “Bu pandemi sürecinden çok etkilendik. İlan edildiğinden beri aktif hasta alımlarımız durdu. Yatıştaki hastalarımızı da taburcu etmek durumunda kaldık. Şu aşamada aktif hasta almıyoruz. Bu yeni normalleşmeyle birlikte hasta alımlarımız başlayacak. Tabi bu durum bizi çok düşündürüyor. Şöyle ki; zaten rehabilitasyon çok temassal bir şey. Çok yan yana, temasın eksik olmadığı bir süreç. Pek çok önlemler almaya çalışıyoruz hem klinik olarak hem de üniversite olarak. Ama bundan sonra önümüzdeki haftadan itibaren hasta alımlarımız konusunda ne yapacağımızı bizlerde çok iyi bilmiyoruz.Bu süreçte neredeyse üç aydır insanlar evde ve tedavi ihtiyacı olan pek çok hastamızın tedavisinde ailenin de çok önemli bir yerde olduğunun fazlasıyla farkındayız. Aileyi her zaman en üst noktada tuttuk. Çünkü biz rehabilitasyonu sadece klinik içerisinde sınırlı kalmadığına inanan insanlarız. Bu rehabilitasyon sürecinin her aşamada her saatte hatta çocuğun gerçek dünyasında, değer ortamında evinde sürdürebiliyor olması son derece kıymetli. Bu süreç bize uzaktan da olsa hastalarımızla hiç olmazsa korumuş oldukları yani var olan potansiyellerini korumak adına yapabilecekleri basit bir takım aktiviteler önermeye çalıştık. Bu süreçte en azından biraz daha farklı kayıplar yaşamaksızın bir takım problemler yaşamayalım diye uzaktan da olsa hastalarımıza ulaşmaya ve onlara yardımda bulunmaya çalıştık. Elimizden geldiği kadarıyla ailelerin dikkat etmeleri ve özellikle yapmaları gereken aktiviteler konusunda her zaman yardımcı olmaya çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.Uzm. Fzt. Onur Aşkar: “Duyusal çeşitliliğin azalması motor becerisini sekteye uğratıyor”Uzman Fizyoterapist Onur Aşkar,” Koronavirüs Sürecinde Ergoterapi Temelli Motor Öğrenmenin Önemi” konusuna değindi. Aşkar motor öğrenme becerisini Covid-19 süreci içerisinde değerlendirdi. Aşkar, “Sokak ve çevre yoksunluğu yaklaşık 1990’lardan sonra özellikle 1995 itibariyle doğan çocuklarda gitgide artmaya başladı ve bunun sonuçlarını çok net bir şekilde görmeye başladık. 2011 yılında yapılan bir çalışmaya göre çocukların güncel olarak yüzde on altı ila yirmi dördünde duyu bütünleme bozukluğu görülüyor. 1980’lerde yapılan çalışmalardaki oranlar ise sadece yüzde iki - üç arası. Bunun artmasının sebebi tamamen sokak ve çevre yoksunluğu.14 Mart’tan beri sokağa çıkmıyoruz ve çevreden mahrumuz. Buradaki olay aslında sadece çocuğun motor becerileri değil. Çocuğun aldığı görsel uyaranın, işitsel uyaranın çeşitsizliği ve statikleşmesi, koku uyaranının sabitlenmesi, dokunsal uyaranının sabitlenmesi, çocuğun ileriki dönemlerde farklı problemlere maruz kalabileceğini gösteriyor. Burada olay şu; duysal çeşitliliğin azalması ile motor yanıt çeşitliliğindeki üretimin azalması sonucu motor öğrenmedeki transfer basamağı bir sonraki motor yanıt becerisinin başlangıcı olan iyileştirmeyi sekteye uğratabilir. Sözün özü, duysal çeşitliliğin azalması motor yanıtlardaki çeşitliliği azaltacak, motor yanıtlardaki çeşitliliğin azalması çocuğun üretme becerisini zayıflatacak. Üretme becerisinin zayıflaması yeni becerilere transferi zayıflatacak. Bunun sonucunda iyileştirmeye geçme yani yeni bir oyun, beceri üretme basamağında zorlanmaya başlayabiliriz bu süreçte” dedi.Pandemi sürecinde seanslara online olarak devam ediliyor!Duyu bütünleme problemleri ve duyusal kalıplardan bahseden Duyu Bütünleme Uzmanı Ebru Sidar, çocukların duyusal problemlerine yönelik oluşturduğu dört tane çeşitli davranışsal kalıpların olduğunu ve bunların duyusal reaktivite, duyusal algılama, vestibuler postral bileterel integrasyon ve praksis olduğunu belirtti. Sidar, “Dört senedir online seans yapıyorum. Pandemi sürecinde de duyu bütünleme ile ilgili online seanslar almaya devam ettim.İlk önce çocuk olmadan aile görüşmesi yapıyorum. Duyu bütünlemede belli bir süre tecrübeli olduktan sonra aslında sadece ailede gelen geri bildirimler ile çocuğun profiliyle ilgili fikir sahibi olabiliyorsunuz. Aile görüşmesinin ardından bir seans çocukla yapıyorum aileyle birlikte. Onda da çocuk beni görmüyor ve duymuyor. Beni duyduklarında her seferinde kaygıları artıyor. Ebeveyn kablosuz kulaklık ile iletişim kuruyoruz. Özellikle çocukların beni görmesini ve duymasını istemiyorum. Çünkü böylelikle çocuk ebeveyninin onunla oynadığını, onunla zaman geçirmek istediği için bu oyunları oynadığını düşünüyor.” şeklinde konuştu.Uzm. Psk. Hüma Çolakoğlu Zengin: “Mizacı değiştirmek çok sınırlı bir alan”Uzm. Psk. Hüma Çolakoğlu Zengin “Covid-19 Salgını Süresince Ergoretapi Müdahalelerinde Ailelere Psikolojik Destek” konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Zengin, “Ne olursa olsun siz bir çocuğa birçok beceri kazandırabilirsiniz, birçok aktiviteye yönlendirebilirsiniz ama bir çocuğun mizacını değiştirmek için yapabileceğiniz şeylerin sayısı son derece az. Mizacı değiştirmek çok sınırlı bir alan. O mizaca yönelik yapacağınız değişiklikleri çocuğun mizacına uygun ve şevkle dâhil olabileceği aktiviteleri çeşitlendirerek yapabilirsiniz.” ifadelerini kaydetti.Ergoterapi öğrencileri etkinliğe yoğun ilgi gösterdi. Her hafta farklı disiplinlerden de yararlanılacak olan canlı yayınların ilki online olarak yapıldı. Devam edecek online yayınlarda her hafta hem Ergoterapistler, hem de farklı alanlardan uzmanlar Ergoterapi Kulübü ev sahipliğinde canlı yayında bir araya gelecek.

29 MAY 2020

“Sağlıkta Şiddet Sağlıkçının Onurunu Zedeliyor”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü COVİD – 19 Pandemisi ve Hemşirelik etkinliği düzenledi. Zoom Webinarı ve Youtube üzerinden gerçekleşen etkinliğe Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da katıldı. Dünyayı ve Türkiye’yi etkisi altına alan koronavirüs pandemisinde hemşirelik mesleğinin önemi vurgulandı. Programda birbirinden farklı konu başlıkları ele alındı.Programa, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve İstanbul İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haydar Sur, Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanı Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Azize Atlı Özbaş, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurcan Uysal ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Emine Ekici konuk oldu.Programın açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı.Prof. Dr. Selma Doğan: “Sağlık her şeyin ötesinde temel bir gereksinim”Prof. Dr. Selma Doğan, koronavirüs ile birlikte insanların sağlığın ve sağlıklı olmanın ne kadar önemli iki unsur olduğunun farkına vardığını belirtti. Doğan, “COVİD – 19 sürecinde yaşam gerçekten dururken bir grup vardı ki sahaya çıktı bu sürecin sorumluluğunu, yükünü üstlendi. Sağlık çalışanları koronavirüs sürecinde en fazla çaba harcayan grup oldu. Buradan şunu anladık. Sağlık her şeyin ötesinde temel bir gereksinim ve temel bir değer. Sağlıklı olmanın sürecini kavramış olduk” şeklinde konuştu.Gizli kahramanlar: ‘Hemşireler’Prof. Dr. Selma Doğan, Koronavirüs sürecinde sağlık çalışanlarının ve hemşirelerin özveri ile çalıştığını belirtti Doğan, “Koronavirüsde özellikle ülkemiz için kavramış olduğumuz bir konu da sağlık çalışanlarının ne kadar özveri ile çalıştığı oldu. Sağlık çalışanları hep özverili çalışıyorlardı, kendilerine mikrofon uzatıldığında da hep bunu söylediler. Hastanelerde neler olduğu merak edildiğinde özellikle yoğun bakımlarda hemşirelerin çabaları fark edildi. Herkes virüsten çekinirken, sakınırken neredeyese virüslü hastalarla burun buruna çalışıyorlardı. Bu fark edildi ve gizli kahramanlar olarak anıldı hemşireler” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hemşirelik, sağlık sektörünün bel kemiği”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Hemşirelik mesleğinin önemine ilişkin açıklamlarda bulundu. Tarhan, “Pandemi günleri hemşirelik haftsı, hemşirelik ihtiyaçlarının, sorunlarının konuşulması açısından çok önemli. Bir hastanın tedavisinde tedavi güvenliği vardır. Tedavi güvenliğinde en önemli zincir hemşirenin görevi. İlaç vermekten tutunda ilacın hazırlanmasına, ilacın takibine, kimliklerin belirlenmesine kadar çok hayati bir fonksiyonu var. Bu nedenle sağlık alanınında hemşireliğin bel kemiği olduğunu söylemek gerçekten doğru.” ifadelerini kullandı.“Sağlık çalışanlarına karşı olumsuz algılar değişti!”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hemşireliğin yorucu bir meslek olduğunu belirterek toplumda sağlık çalışanlarına karşı olan önyargıların kırıldığına değindi. Tarhan, “Benim Cerrahpaşa yıllarımda sık sık vurguladığı bir örnek vardır. Staj esnasında hocamızın bize verdiği güzel bir tavsiye vardı. Aşçının hatasını maydonoz örter, terzinin hatasını ütü örter, sağlık çalışanın hatasını toprak örter derdi. Hemşirelik mesleği çok sorumluluk isteyen bir meslek. Tedavi güvenli bir şekilde yürütülmesinde birçok görev hemşirelerin. Bu nedenle hemşirenin bir hatası, bir ihmali bütün yapılan her şeyin bir tarafa gitmesine neden oluyor.Hemşirelik yorucu bir meslek. İleri yaşta olup da hemşireliğe devam eden çok az kişi oluyor.Bu nedenle hemşire ihtiyacı bitmiyor. Hemşirelik yıpratıcı bir meslek. Biz Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü olarak bir araştırma yaptık. Orada sorulardan biri de sağlık çalışanlarına karşı algılarının olumlu yönde değiştiği sonucuna ulaştık. Sonuç %85 çıktı. Toplumun sağlık çalışanlarına karşı olan açgözlüler, doyumsuzlar gibi algıları vardı. Bu önyargılar, olumsuz algılamalar müthiş değişti” şeklinde konuştu.“Sağlıkçılarının öneminin farkına varmak, sağlıkta şiddeti azaltacak”Prof. Dr. Nevzat Tarhan insanların koronavirüs sürecinde sağlık çalışanlarının ve hemşirelerin öneminin fark edildiğini bununda sağlıkta şiddeti engelleyebileceğini ifade etti. Tarhan, “Sınırdaki mehmetçik nasıl sınırda toplumun geri kalanı için nöbet tutuyorsa toplumun geri kalanı için uykudan fedakarlık ediyorsa orada ölümü riske ediyorsa sağlık mesleğininde böyle bir meslek olduğu anlaşıldı. Sadece Türkiye’de değil Dünyada da bu görülmeye başlandı. Yurt dışında evinden çıkıp işine giden bir hemşireyi bütün komşuları alkışlamaya başlıyor. Kızcağızda ağlamaya başlıyor. Sağlıkçılarının öneminin farkına varmamız çok önemli bu büyük olasılıkla sağlıkta şiddeti azaltacak” dedi.  “Sağlıkta şiddet sağlıkçının onurunu zedeliyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitenin yaptığı Koronafobi Araştırmasında sağlıkçıların koronavirüsten çok sağlıkta şiddetten korktuğu sonucunun ortaya çıktığını belirtti. Tarhan, “Sağlıkçılar en çok sağlıkta şiddetten korkuyor. Çünkü biri işi tedbirini alıyor onu yapıyor ama sağlıkta şiddette onurları da zedeleniyor. Burada sağlık çalışanlarının önceliklerinide belirlemek gerekiyor. Hemşireler Derneği sağlık çalışanlarına karşı toplumun olumlu algısının devam ettirilmesi için neler yapılacağı belirlenmeli, buna yönelik çalışmalar yapılmalı. Önceden kurumlara valilerin, bakanların isimleri verilirdi. Şimdi şehit gibi sağlıkçı olan hocaların isimleri verilmeye başladı” ifadelerini kullandı.     Prof. Dr. Haydar Sur: “Türkiye pandemide her gün çaba sarf etti”Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve İstanbul İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haydar Sur, “COVİD – 19 Pandemisinin Ülkemizdeki Seyri ve Son Gelişmeler” konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Haydar Sur, Türkiye’nin pandemide sürecini nasıl yönettiği konusunda açıklamalar yaptı. Sur, “Türkiye pandemide günü gününe önlem almak içi her gün çaba sarf etti. Medyayı toplumla iletişim ve bilgi aktarmak konularında başarılı olarak kullandılar. Elektrik, su gibi kesintiler olmadı. Milli Eğitim Bakanlığı aldığı önlemler ile çok başarılı oldu. Üniversiteler içinde alınan kararlar başarılı oldu. Türkiye’de de malzeme sıkıntısı yaşandı ama bu konuda iyi refleks verdik.” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur koronavirüsün seyri ile ilgili “Virüsün gelecek sezonda yok olmasa bile daha ılıman bir girizgah tercih edeceğini söyleyebiliriz” dedi.  Öğretim Üyesi Azize Atlı Özbaş: “Türk Hemşireler Derneği, hemşireliğin nabzını tutuyor”Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanı Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Azize Atlı Özbaş, “COVİD – 19 Pandemisi Sürecinde Ülkemizde Hemşirelerin Üstlendiği Rol ve Beklentiler” konusuna ilişkin bilgi verdi. Özbaş, Türk Hemşireler Derneği kuruluşu ve koronavirüs sürecinde gerçekleştirilen çalışmalar ile ilgili paylaşımlar bulundu. Özbaş, “Koronavirüs süreci bizim için çok önemli bir süreç oldu. Türk Hemşireler Derneği hemşireliğin nabzını tutuyor. Türk Hemşireler Derneği 1993 yılında aktif olarak çalışmaya başladı” ifadelerini kullandı.  COVİD – 19 enfeksiyonlu hasta kliniğe nasıl kabul edilir?Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurcan Uysal,  “COVİD – 19 Tanılı Hastanın Klinik ve Evde Bakım Yönetimi” başlıklı konuşmasını yaptı. Doç. Dr. Nurcan Uysal, COVİD – 19 enfeksiyonlu hastanın kliniğe kabul edilmesi ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Uysal, “Öncelikle hastanın koronavirüs seyri bakımından yaş, kronik hastalıkları, sigara içip içmediği gibi soruların yanıtı alınır. Hastaya yakın temaslı kişiler hakkında bilgi alınır. Fiziki muayene ile tüm sistemler değerlendirilir ve semptomlar saptanır” şeklinde konuştu.  COVİD – 19 süreci ve sonrası yaşlı bireylerin bakım yönetimi değerlendirildiÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Emine Ekici, “COVİD – 19 Pandemi ve Sonrası Yaşlı Bireylerin Bakım Yönetimi” konulu konuşmasını gerçekleştirdi. Dr. Öğretim Üyesi Emine Ekici, COVİD – 19 sürecinde yaşlı bireyler için alınan önlemlere değindi. Ekici, “Yaşlı bireylerin enfeksiyondan korunması önemlidir. Bu nedenle ülkemizde yaşlı bireyler, COVİD enfeksiyonundan korunmak amacıyla iki ay süre ile evde kalmış, şimdi yalnızca Pazar günleri 4 -6 saat dışarı çıkabilmektedir. Başkalarına bağımlı olma, aile dinamiklerinde değişme, hareketsiz yaşam, sağlık kontrollerine gidememe yaş ayrımclığı riski gibi durumlar yaşandı” dedi.    

06 MAY 2020

Prof. Dr. Tarhan: “Çocukların Ruh Sağlığı Takibi Yapılmalı”

Üsküdar Üniversitesi Anne Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Webinar Sempozyumu düzenledi. Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Webinar Sempozyumu’nda anne ve bebek ruh sağlığı ilişkisinin önemine dikkat çekildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anne bebek sağlığı alanında çok önemli ve başarılı çalışmalar yapılmasına karşın anne bebek ruh sağlığı konusunda politikaların bulunmadığına dikkat çekti Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu artık devlet politikası haline gelmeli. Çocukların ruh sağlığı takibi de mutlaka yapılmalı” dedi.Üsküdar Üniversitesi Anne Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Anne Ruh Sağlığı Farkındalık Günü” kapsamında düzenlenen ‘Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Webinar Sempozyumu’nda anne ve bebek ruh sağlığı alanında çalışma yapan uzmanlar buluştu. Küresel Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında zoom webinar sistemi üzerinden online gerçekleştirilen sempozyumda anne bebek ruh sağlığının önemine işaret edildi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anne çocuk ruh sağlığı gözden kaçıyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye’de 0-3 yaş arası anne çocuk sağlığı ile ilgili politikaların olduğunu belirterek “Anne çocuk sağlığı ile ilgili çok iyi şeyler de yapılıyor. Çocuk ölümleri azaldı. Fakat ruh sağlığı tarafında anne ve çocuğun ruh sağlığı maalesef gözden kaçıyor. Bu konuda biz görünmeyeni görünür kılma çabası içerisindeyiz. Özellikle nörobilimdeki gelişmeler anne ve bebek ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor. Prenatal ve Perinatal psikoloji, annenin, çocuğun ruh sağlığı nasıl, annenin ruh sağlığı çocuğu nasıl etkiliyor? Bütün bunların getirdiği nörobilimsel bir bakış var.Bu konuda biyolojik kanıt var. Daha önce 0-3 yaş olarak söylenirdi ancak 0-5 yaş diyen görüşler de var. Bir çocuğun öğrendiği bilgilerin %50’den fazlası bu dönemde beyne kayıt oluyor. Mesela literatüre girmiş vahşi çocuk olguları var. Hayvanlar arasında büyümüş ve nasıl yiyeceğini, nasıl uyuyacağını, nasıl koşacağını onlardan öğrenmiş. Onları taklit etmiş. Yani bütün sosyal öğrenmeleri bu dönemde yapıyor çocuk. Hatta bu dönemde cinsel kimlik özelliklerinin de anne babanın modellemesi ile olduğuna ilişkin görüşler de bulunuyor. Bu konuda ciddi tartışmalar var. Epigenetik öğrenme deniliyor. Öğrenilen şeyler küçük yaşta olmuşsa bu genlere yazılıyor. O kişide değişemez hale geliyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun kişiliğinin temeli 0-5 yaş arasında atılıyor”Çocuğun kişiliğinin temelinin bu dönemde oluştuğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuğun kişiliğinin tohumları bu yaşlarda atılıyor. Bir kişiliğin biyolojik yönden gelen boyutu yüzde 30-40, yüzde 60’lık bölümü çevresel. Onun temelinin de ilk atılışı anne çocuk ilişkisinde yatıyor. Anne çocuk ilişkisinde bizim biyolojik ve genetik dizilimimiz son derece önemli kodlar koymuş. Anne çocuk bağlanmasında anne beyni müthiş oksitosin salgılıyor. Babalık hormonu yok, annelik hormonu var. Çocuğun annesiyle kurduğu ilişki ve bağ o nedenle çok önemli” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun ruh sağlığı ile ilgili takipler de yapılmalı”Bunun artık devlet politikası haline gelmesi gerektiğini vurgulayarak “Anne çocuk ilişkisi veya anne yerine geçecek kişinin çocukla ilişkisi ciddi bir bilimsel alan haline geldi. Bu konu ciddi politikalar halinde organize edilmedi. Bu nedenle bu kongrenin sonuç raporlarını bizim kitap haline getirmemiz önemli. Aile Sağlığı Merkezlerinde çocuk takibi, aşı takibi çok iyi yapılıyor. Çocuğun ruh sağlığı ile ilgili de takipler yapılmalı. Çünkü 5 doğum yapan anneden bir tanesinde ruh sağlığı sorunu var. Bu az bir rakam değil, birçok anne bu nedenle çocuğa bakımı veremiyor. Bizde geniş aile yapısı olduğu için birçok şeyi telafi edebiliyoruz ama şu anda çekirdek aile yapısı iyice yaygınlaştı. Eskisi gibi anneanneler, babaanneler, dedeler yok. Bu nedenle bu konuda daha fazla adım atmamız gerekiyor. Çocuk ruh ve beden sağlığı politikaları olmalı, takip yapılmalı, çocuk gelişimciler de sahada olmalı. Bu kongrenin sonuç raporu çok önemli” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ağlayan bebeklerin %60’ının annesi kaygılı”Amerikan Psikiyatri Birliği’nin kongresinde bir oturumda gündeme gelen “ağlayan bebek polikliniği” nden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mesafesiz terk ediş kavramına dikkat çekerek şunları söyledi:“Bu kliniğin bir yıllık raporunda bebeklerin ağlamasının yüzde 60 sebebinin kaygılı anneler olduğu anlaşılmış. Biz ileri yaşlarda birçok hastalıkta rastlıyoruz. Anne çocuk ilişkisindeki bağlanmanın, patalojik bağlanma olmasına bağlı olarak ileri yaşta birçok psikiyatrik hastalık, çocuğun bağımsız düşünememesi, bireyselleşememesi gibi pek çok durum annelik modeli ile ilgili. Annenin duygu ifadesi de önemli.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğun duygusal ihmali de vardır”Literatürde mesafesiz terk ediş kavramı var. Anne çocuk aynı evde fakat anne kendini ev işlerine kaptırmış ya da çocuğu yedirip içiriyor, altını temizliyor sonra kendini başka işlere veriyor. Çocukla oynamıyor, göz ve fiziksel temas yok, çocukla duygu aktarımı yapamıyor bunun üzerine çocuk ihmali çıkıyor. Çocuğun sadece fiziksel ihmali değil, duygusal ihmali de vardır. Fiziksel ihtiyacı karşılamak sağlığı için yeterli ama ruhsal açıdan yeterli değil.”Prof. Dr. Nazan Aydın: “Annenin ruh sağlığı bebeğin kişiliğini etkiliyor”Üsküdar Üniversitesi Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Aydın, “Anne Ruh Sağlığının Önemi / Covid-19 Zamanında Anne Ruh Sağlığının Önemi” başlıklı sunumunda anne ruh sağlığının herkesin derdi olması gerektiğini belirterek “Herkes daha annesinin karnında iken annesinin ruhsal durumundan etkilendi. Annesinin ruhsal durumu, onun ilerideki sağlık durumunu ya da hastalıklarını şekillendirdi. Herkesin kişiliği onu büyüten annesinin ruhsal durumundan etkilendi” dedi.Prof. Dr. Nazan Aydın: “Koronavirüs haberlerinden uzak durun”Covid-19 salgını sürecinin anneler için yeni bir stres kaynağı olduğunu belirten Aydın, “Hâlihazırda gebelik kararından doğum sonrası 3 yıla kadar geçen dönem hem anne hem de bebek için oldukça hassas ve özen gerektiren bir zaman iken mevcut Covid-19 pandemisi ilave stres kaynağı olarak bu sürecin hassasiyetini daha da artırdı. Beklenmedik şekilde değişen yaşam düzeni, belirsizlik ve bunun ilişkilere etkisi, sağlık hizmetlerine erişim kısıtlılığı önemli stres kaynakları oldu. Bu durum muhtemelen önceden bir ruhsal hastalığı olan kadınlarda belirtilerin tekrar yinelemesine sebep olmuş olabilir. Daha önce hastalığı olmayan ancak bu süreçten olumsuz etkilenen ve ilk kez ruhsal hastalık yaşayanlar da olabilir. Özellikle halen gebe olan ya da yeni doğum yapmış veya bebeği ilk 3 yıl içerisinde olan anneler için bu durum çok önemli çünkü annenin ruhsal hastalığı eş zamanlı olarak bebeğini de etkiliyor” dedi.Prof. Dr. Nazan Aydın, “Bebeğiniz sizin duygularınızı algılayabilme becerisine sahip. Ne kendinizi ne de bebeğinizi sürekli olarak koronavirüs ile ilgili görüntü ve videolara maruz bırakmayın ve yalnızca resmi kaynakları tercih etmeye özen gösterin” tavsiyesinde bulundu.Prof. Dr. Nurper Ülküer: “Çocuk ruh sağlığı problemleri 14 yaş altında çıkıyor”Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de  “Çocuk Gelişiminde Ruh Sağlığının Önemi” başlıklı sunumunda bugün dünyada, ruh sağlığı problemleri, çocuk ve genç nüfusunun -20’sini etkilediğine dikkat çekerek “Bu çocukların çoğu az ve orta gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde, çocuk ve genç nüfusunun ortalama nüfusun %50’sini oluşturduğu düşünülürse, çocuk ve genç ruh sağlığı problemlerinin halk sağlığı için önemli bir tehdit oluşturduğu ortadadır. Yine yapılan araştırmalar, çocuk ruh sağlığı problemlerinin 14 yaşın altında ortaya çıktığı, ama köklerinin bebeklik dönemi gelişimsel sorunlarda olduğunu göstermektedir” diye konuştu.Dr. Öğretim Üyesi Remziye Keskin: “Yeni anneler ve anne adayları bu dönemde daha da endişeli”Üsküdar Üniversitesi Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Remziye Keskin ise “Covid-19 Salgınında Annenin Ruh Sağlığı” başlıklı sunumunda “Salgın nedeniyle sosyal hayatımız kısıtlanmış durumda. Bu, bir gebe ya da yeni anne için; en önemli destek kaynağı olan annesinden, arkadaşlarından mahrum kalması anlamını taşımaktadır. Covid-19 pandemisi, zaten zorlu ve riskli olan bu dönemdeki annelerde ruhsal hastalıkların ortaya çıkması açısından ilave bir risk oluşturdu çünkü pek çok sebeple kaygı daha da arttı. Yeni anneler, kendilerini koruma kaygıları yanında, bir parçaları gibi hissettikleri bebeklerini koruyamama endişelerini taşıyorken, yaşadığımız bu salgın ile daha da endişeli oldular” dedi.Doğum korkusu ve pozitif ebeveynlik konuşulduSempozyumda Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Oğuz Omay, “Anne Ruh Sağlığı-Gerçek Hayatta Neler Oluyor?”, Üsküdar Üniversitesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete “Doğum Korkusu” sunumlarıyla yer aldı.Fark edilemeyen gebelik Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Pozitif Ebeveynlik Yaklaşımının Çocuk Ruh Sağlığına Etkisi”, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, “Fark Edilmeyen Gebelik” sunumlarıyla katıldığı sempozyumda Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Görevlisi İdil Arasan Doğan, “Doğum Sonrasında Kişilerarası İlişkiler” başlıklı sunumunu yaptı.Babanın rolü de konuşulduÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, “Gebelik ve Doğum Sürecinde Baba” sunumu ile katıldığı sempozyumda Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, “Beslenmenin Ruh Sağlığına Etkisi” başlıklı sunumunu yaptı.Deneyimlerini anlattılarSempozyuma El Bebek Gül Bebek Derneği Başkanı İlknur Okay “Prematür Bebek Annesi Olmak” ve Ayla Varlı da “Bir Annenin Doğum Sonrası Depresyonla Mücadelesi” başlıklı sunumlarıyla tecrübelerini paylaştı.

06 MAY 2020

1 Konu 1 Konuk Etkinliği Online Gerçekleşti!

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ile Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi ÜSGÜMER'in düzenlediği 1 Konu 1 Konuk etkinliğinin 27’nci oturumu online olarak gerçekleştirildi. Programın konuğu Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin oldu.27’nsi düzenlenen online programda Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin “İş Güvenliği Profesyonellerinin Covid-19 Salgınında Sorumlulukları, Eğitim ve Tedbirlerde Yapmaları Gerekenler” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.“Etkili iletişim sayesinde maske taktırdık”Dr. Öğr. Üyesi Özşahin, ilk olarak Covid-19 salgınıyla virüsün karakteri, etkileri, tedavi hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve iletişim alanındaki çalışmalarla ilgili bilgilendirmelerde bulundu.  Özşahin, “Sigara içmeyi bıraktıramadığımız, emniyet kemeri taktıramadığımız topluma etkili iletişim sayesinde maske taktırdık” dedi.“Riski kademelendirmeliyiz”İş Sağlığı ve Güvenliğinde en birinci görevin rehberlik olduğunu belirten Özşahin, “İşverene rehberlik yapmamız gerekiyor. Bu rehberliği yaparken mevcut salgınla ilgili sıfır risksiz bir ortam sağlamak mümkün değil. Bir işletme etkileşim içerisinde çalıştığı müddetçe işletmeyi sıfır risk içerisinde çalıştırmak mümkün değildir. Dolayısıyla riski minimalize etmeyi hedeflememiz lazım. Riski kademelendirmeliyiz. İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin her risk için bunu yaparsak zararı bu şekilde olur onun yerine şunu yapalım zararı bu olur diyerek daha alternatif çözümler sunması lazımdır.” ifadelerini kullandı.“Alınacak önlemler somut bir kanıta dayandırılmalı”İSG profesyonellerinin Covid-19 salgınına karşı alınacak önlemleri işverene somut bir kanıta dayandırarak sunması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin, “Bu konuda şu anda elimizde en sağlam doküman kamu otoritesinin sunduğu bir takım kararlar ve rehberlerdir. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından hemen baştan bir rehber oluşturuldu ve bunu yayınladı. Tecrübe kazandıkça da ince ayarlar yaptı, bazı hataları düzeltti ve güncelledi. Dolayısıyla İSG profesyoneli Çalışma Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının yayınladığı dokümanları ve kamunun aldığı kararları referans alarak işverene önerilerini sunmalı. Böylece çatışma daha aza iner.” dedi.“Toplu hareketleri zorlaştıracak bireylere özel yaklaşım gerekir”Dr. Öğr. Üyesi Özşahin salgının insanla yayıldığını, etkili aşı ve ilaç olmadığı için de tek çözümün sağlıklı insan davranışı olduğunu vurguladı. Özşahin, “Her zaman toplumda farklı insan grupları vardır. Bir grup bilinçli, terbiyeli çalışanlardır ve bunları yönetmede sıkıntı yoktur. Ama mutlaka umursamaz, biraz psikopatlığa varan grupta her zaman toplumda küçükte olsa olur. Bir diğer önemli grupta daha titiz, daha duygusal çalışanlardır. Onlar paniğe kapılmaya daha meyillidir. Dolayısıyla çalışma yönetimi içerisinde çalışanların arasında bu grupları hızlıca analiz edip toplu hareketleri zorlaştıracak bireyler varsa onlar için özel bir destek özel bir yaklaşım gerekir.” şeklinde konuştu.Online söyleşi soru cevap bölümünün ardında sona erdi.

05 MAY 2020

Koronavirüs Sürecinde Yeni Annelere Destek Önemli

Koronavirüsün yol açtığı Covid-19 salgınından en çok etkilenen kesimler arasında anneliğe hazırlanan anneler ve yeni doğum yapan annelerin bulunduğunu kaydeden uzmanlar, bu dönemde desteğin önemine işaret ediyor. Bu dönemde en çok depresyon ve kaygı bozuklukları görüldüğünü belirten uzmanlar, müdahalenin önemine dikkat çekiyor.Üsküdar ÜniversitesiAnne ve Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazan Aydın, küresel Covid-19 salgını nedeniyle hayatımızın nispeten kısıtlandığı bir dönemde olduğumuzu söyledi.Hamile ve yeni annelerin desteğe ihtiyaçları fazlaProf. Dr. Nazan Aydın, bu dönemde hamile ve yeni anne olan kadınların farklı bir zorluk yaşadıklarını belirterek “Bu dönemde sağlık kuruluşlarına mümkün olduğunca gitmemeye, yakınlarımızdan özellikle aile büyüklerimizden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyoruz. Oysaki bu iki kaynağa da özellikle ihtiyacı olan bir grup insan var: Yeni bir anneliğe hazırlanan hamileler ve yeni doğum yapmış ya da küçük bir bebeği olan anneler ve babalar” dedi.En çok depresyon ve kaygı bozuklukları yaşanıyorGebelik ve doğum sonrası sürecin zorluklarına değinen Prof. Dr. Nazan Aydın, “Bir bebeğe sahip olma, aileye yeni sevimli bir bireyin katılmasının tatlı heyecanı yanında hem getirdiği sorumluluklar hem ilişkilerdeki değişimler hem de hormonal ve fizyolojik değişikliklerle beraber oldukça da zorlu ve uyum kapasitesini de zorlayan bir süreç. Öyle ki her 5 anneden 1 tanesi gebelik veya doğum sonrasında bir ruhsal bozukluk yaşıyor. Bu ruhsal bozukluklar içinde en sık görülenler depresyon ve kaygı bozukluklar olup hem anneyi hem bebeği sarsacak, ömür boyu etkileyecek niteliktedir. Covid 19 salgını ise hali hazırda riskli olan bu dönemde annelerde ruhsal hastalıkların ortaya çıkması açısından ilave bir risk oluşturdu, çünkü pek çok sebeple kaygı daha da arttı” uyarısında bulundu.“Hamile olanlar her zaman çok dikkatli iken salgın sonrasında küçük, korumasız bir bebeği de korumanın sorumluluğuyla virüs bulaşmasına karşı daha dikkatli, daha endişeli oldular” diyen Prof. Dr. Nazan Aydın, “Hastalığın bulaşması durumunda bebeğin de bundan etkilenebilme ihtimali onları da çok tedirgin etti. Ya hastalık belirtileri bebeğine de geçerse, ya hastalanırsa ve erken doğum yapması gerekirse, ya hastalanırsa ve bebeğinden uzak kalmak zorunda kalırsa, ya hastalandığı için bebeğini emziremezse. Bunların hepsi dünyanın her yerinde gebelik sürecinde olan yeni anne adaylarının ortak kaygıları” dedi.Prof. Dr. Nazan Aydın, öte yandan özellikle en hassas dönem olan gebelik ve doğum sonrası süreçte düzenli sağlık kontrollerinin yapılacağı sağlık kuruluşlarında sistemin çok farklılaştığını belirterek “Hastanelere artık yeni sistemde birtakım kısıtlamalarla ulaşılıyor. Yakınlarının desteğine en çok ihtiyacı olan yeni anne adayının yanında önceki zamanlar gibi annesi, kardeşi, arkadaşları olamıyor, alışıldık kutlamalar artık yapılamıyor. Uykusuz gecelerde en büyük destekçilerden biri yeni annelerin anneleri olsa da onların başka şehirlerden gelemiyorlar ya da hastalıkları olduğu için ya da yaşlı oldukları için evlerinde kalmaları gerekiyor. En büyük destekçiler artık babalar oluyor, babalar anneleri daha iyi anlıyor” dedi.Prof. Dr. Nazan Aydın, “Hamile olan ya da yeni doğum yapan annelerin, bu kısıtlılıklar olsa da kaygı düzeylerini azaltabilmeleri, kaynak ve desteklerini kullanabilmeleri için onlara yardım etmek üzere yalnız değilsiniz diyoruz. Anne Ruh sağlığı Farkındalık haftasında ‘zor günlerde anneler destek’’ temasıyla anne bebek ruh sağlığına iyi gelen konular gündemde olacak” dedi.Anne ve Bebek Ruh Sağlığı SempozyumuProf. Dr. Nazan Aydın, 6 Mayıs 2020 Çarşamba tarihinde Üsküdar Üniversitesi Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak önemli isimlerin katılımıyla “Anne ve Bebek Ruh Sağlığı Zoom Webinar Sempozyumu” düzenleyeceklerini belirtti. 

06 NİS 2020

Üsküdarlı öğrencilerden uzaktan eğitime yoğun ilgi!

Koronavirüs nedeniyle uzaktan eğitime geçen Üsküdar Üniversitesi, eğitiminin aksamaması adına öğrencilerine uzaktan eğitimde birçok olanak sundu. Eğitim öğretime hız kesmeden devam eden ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, farklı dijital uygulamalar üzerinden sağlanan uzaktan eğitim derslerine ilk haftadan itibaren yoğun ilgi gösterdi.100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemini kullandıÜsküdar Üniversite öğrencileri ALMS arayüzü ile uzaktan eğitimde akademisyenlerle bir araya geldi. 1 hafta boyunca sanal sınıf uygulaması ALMS üzerinden 827 canlı ders gerçekleşti. 100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemine giriş yaptı.  ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yapıldı…Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini uzaktan eğitim için ALMS programının yanı sıra Zoom programı ile de destekledi. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği Zoom programında akademisyenler, ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yaptı.STIX sayfası 1.000.000’a yakın kez görüntülediÜsküdar Üniversitesi Yazılım Planlama Birimi tarafından geliştirilen STIX ise derse katılamayan öğrencilerin ders videosuna ulaşıp videoyu izlemesine olanak tanıdı. Üsküdarlı öğrenciler STIX sayfasını 1.000.000’a yakın kez görüntüledi.  Üsküdarlı öğrenciler ÜÜTV’de 35.000 canlı dersi izlediÖğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başlayan Üsküdar Üniversitesi tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin derslerini hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den de canlı olarak yayınladı.ÜÜTV1 ve ÜÜTV2 yayınlarından 35.000 öğrenci canlı dersi izledi. Öğrenciler, 1 hafta da ÜÜ Web sayfasını 275.000 kez görüntüledi.

01 NİS 2020

Uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerin motivasyonunu artıracak 6 öneri!

Uzaktan eğitim tüm çocuklar ve aileler için yeni bir sürecin de başlangıcı oldu. Üniversite de dahil olmak üzere okul çağı çocukları eğitimlerini bir süre uzaktan eğitim ile sürdürecek. “Uzaktan eğitimde motivasyon için disiplin önemli” diyen uzmanlar, aileleri günlük rutini çocuklara göre planlamaları konusunda uyarıyor.Uzmanlara göre evin bir köşesi çocuğa yaşam alanı olarak ayrılmalı, ders sırasında çocuğun dikkatini dağıtacak etkenler uzaklaştırılmalı.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, uzaktan eğitim sisteminin programlı ve disiplinli olmayı gerektirdiğini belirterek öncelikle ebeveynlerin uzaktan eğitim sistemi hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini vurguladı.Ebeveynler hazırlığını yapmalıUzaktan eğitim programlarının takvimi, ne tür teknolojilere ihtiyaç olduğu ve bunları çocukların en etkili nasıl kullanımına sunulacağı konusunda ailelerin bilgi sahibi olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Ebeveynler, günlük rutini oluştururken evde uzaktan eğitim alacak çocuklarının durumlarına göre plan yapmalılar. Onların, en iyi şekilde konsantre olmalarını sağlayacak şekilde hazırlanacak çalışma köşeleri olmalı” dedi.Motivasyonu sağlamak için bu tavsiyelere kulak verinProf. Dr. Nurper Ülküer, çocukların ders çalışma motivasyonunu sağlama konusunda ebeveynlere önerilerini şu şekilde sıraladı:Derslere ayrılan zamanlar günlük rutinin içine yerleştirilmelidir. Örneğin kahvaltıdan sonra, saat 09:00’da uzaktan eğitim başlaması ve ekran karşısında çalışma masasında çocuğun yer alması.Ders esnasında çeldiriciler etraftan uzaklaştırılmalıdır.Evin uygun bir köşesi çocuğa yaşam alanı olarak ayrılmalıdır.Uzaktan eğitim sistemini ebeveynler de incelemeli ve konu hakkında bilgi sahibi olmalıdır.Uzaktan eğitim kaynaklarının yetersiz kaldığı noktalarda aradığı cevapları bulabilmesi için bilgi kaynaklarına erişimine yardım edilmelidir.Oyuna da zaman kalacak şekilde planlama yapılmalıdır.Kaynak: HÜRRİYEThttps://www.hurriyet.com.tr/aile/cocuk/egitim/uzaktan-egitim-devam-ediyor-iste-ogrencilerin-motivasyonunu-artiracak-6-oneri-41483437

30 MAR 2020

ÜÜ TV Canlı yayında uzaktan eğitime başladı…

Üsküdar Üniversitesi, YÖK’ün bahar dönemine yönelik kararı doğrultusunda öğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başladı. Tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin dersleri, hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den olarak yayınlanıyor. Üsküdar Üniversitesi, öğrenci odaklı faaliyetlerine Koronavirüs sürecinde de ara vermeden devam ediyor. Bahar döneminde örgün eğitimin yapılamayacak olması nedeniyle üniversitenin kanalı olan ÜÜ TV, Tıp, Sağlık Bilimleri, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri fakülteleri, SHMYO, Hazırlık Okulu ve enstitülerin derslerini yayınlayacak. Öğrenciler derslerine uzaktan canlı yayında devam edebilecek.  Uzaktan eğitim canlı yayınları başladıÜÜ TV’de yayınlanmaya başlayan uzaktan eğitim programları Pazartesi - Cumartesi akşamına kadar devam edecek. İlk 5 gün fakültelerin, hazırlık okulunun ve SHMYO’nun dersleri yayınlanacak, Cumartesi günü ise enstitü dersleri canlı yayın ile öğrencilerle buluşacak. Böylece öğrenciler üniversiteye gidemeseler de derslerine kaldıkları yerden etkin bir şekilde devam edebilecekler.ÜÜTV’nin https://tv.uskudar.edu.tr/ sitesi üzerinden başladığı uzaktan eğitimlerin programı ise şöyle;Pazartesi: 09:30 – 12:30 / Tıp Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Sağlık Bilimleri FakültesiSalı: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / İletişim FakültesiÇarşamba: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 18:30 / Hazırlık OkuluPerşembe: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek OkuluCuma: 09:30 – 12:30 / İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiCumartesi: 09:00 – 11:00 / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 11:00 – 13:00 / Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 13:00 – 15:00 / Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, 15:00 – 17:00 / Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, 17:00 – 19:00 / Fen Bilimleri EnstitüsüUzaktan eğitim yayın akışı için tıklayınız: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/5058/uutv-uzaktan-egitim-yayin-akisi

30 MAR 2020

65 yaş üstü kişilere evde sosyalleşme imkânı sağlanmalı

Koronavirüs (Covid-19) salgını toplumu genel olarak çok yönlü bir biçimde etkiliyor. Özellikle sokağa çıkmaları yasaklanan 65 yaş üzeri kişiler daha da zorluk çekiyor. Bir kısmı yasağa uymuyor, evde sıkıldıklarını belirterek dışarı çıkıyor. Bu dönemde ileri yaştaki kişiler için özellikle yakın çevresine çok görev düştüğünü belirten uzmanlar, 65 yaş üstü dışarı çıkması yasaklanan kişilerin psikolojilerinin yüksek tutulması gerektiğini vurguluyor.Koronavirüse karşı en hassas grubu oluşturan 65 yaş üstü bireylerin evlerinden çıkışlarına, hem kendilerini korumak hem de hastalığın toplum genelinde yayılımını engellemek amacıyla Bakanlık tarafından sınırlama getirildi.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Barış, bu tedbirin birey ve toplum sağlığının korunması açısından çok doğru bir karar olduğunu söyledi. Doç. Dr. İsmail Barış, ileri yaştaki bireylere verilecek desteğin, evde daha kolay vakit geçirmelerini sağlayacak uygulamalar içermesi gerektiğini vurguladı.“Evde kalmanın önemi iyi anlatılmalı”İleri yaş dönemindeki bireylerin önemli bölümünün kronik bir hastalıkla yaşama yükü altında olduğunu ifade eden Doç. Dr. İsmail Barış, “Pek çoğu için sokağa çıkmak, insan yaşamının en önemli unsurlarından olan sosyalleşme ve iletişim kurmanın yegâne yolu. Bu nedenle, öncelikle ileri yaştaki bireylere bu hastalığın yol açacağı sorunlar hakkında yeterince bilgilendirme yapılmalı ve evde kalmanın onların yararına olduğuna inanmaları sağlanmalı” dedi.  “Sosyalleşme ihtiyaçları da karşılanmalı” İleri yaştaki bireylerin evde geçirdikleri zamanda onların sosyalleşme ihtiyaçlarının da karşılanması bu imkânların da sunulmasının önemine dikkat çeken Doç. Dr. İsmail Barış; “Bu konuda bazı uygulamalara gidilebilir. Örneğin eski bir dostuyla, askerlik arkadaşı veya eski komşusuyla telefon veya görüntülü arama yapması sağlanabilir. Zira yaşça ileri olan kişiler için kendilerine yaşam neşesi veren, dertlerini unutturan en önemli faaliyet geçmiş güzel günlerini hatırlamaktır. İkinci bir uygulama olarak da televizyon ve radyo kanallarında, yaşlıların ilgisini çekecek, onları eski güzel günlere götürecek programlar yapılabilir” dedi.“Online profesyonel destek verilebilir”Profesyonel olarak verilebilecek desteklere de dikkat çeken Doç. Dr. İsmail Barış, “Bir destek de bu bireylerin sadece kendilerine yönelik oluşturulacak telefonda danışma hatları aracılığıyla sosyal hizmet uzmanları ve psikologlarla ile görüşmelerinin sağlanması olacaktır. Böylelikle ileri yaştaki bireyler hem ihtiyaçlarını dile getirebilecekler, hem de uzmanlar tarafından dinlenerek psikolojik anlamda rahatlama yaşayabileceklerdir” dedi.Özellikle tek yaşayan 65 yaş üstü bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilerek giderilmesi konusunda muhtarlıklar, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerine bu dönemde büyük görev düştüğünü belirten Doç. Dr. İsmail Barış, toplum sağlığı adına sosyal yaşamdan çekilmek durumunda kalan bu bireylerin bir yalnızlık durumu içine itilmemesinin önemini de vurguladı.

26 MAR 2020

Prof. Dr. Nurper Ülküer: "Uzaktan eğitimde ebeveynler disiplinli olmalı"

Bu hafta başlayan uzaktan eğitim tüm çocuklar ve aileler için yeni bir sürecin de başlangıcı oldu. Üniversite de dahil olmak üzere okul çağı çocukları eğitimlerini bir süre uzaktan eğitim ile sürdürecek. “Uzaktan eğitimde motivasyon için disiplin önemli” diyen uzmanlar, aileleri günlük rutini çocuklara göre planlamaları konusunda uyarıyor. Uzmanlara göre evin bir köşesi çocuğa yaşam alanı olarak ayrılmalı, ders sırasında çocuğun dikkatini dağıtacak etkenler uzaklaştırılmalı.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, uzaktan eğitim sisteminin programlı ve disiplinli olmayı gerektirdiğini belirterek öncelikle ebeveynlerin uzaktan eğitim sistemi hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini vurguladı.Ebeveynler hazırlığını yapmalı Uzaktan eğitim programlarının takvimi, ne tür teknolojilere ihtiyaç olduğu ve bunları çocukların en etkili nasıl kullanımına sunulacağı konusunda ailelerin bilgi sahibi olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Ebeveynler, günlük rutini oluştururken evde uzaktan eğitim alacak çocuklarının durumlarına göre plan yapmalılar. Onların, en iyi şekilde konsantre olmalarını sağlayacak şekilde hazırlanacak çalışma köşeleri olmalı” dedi.Motivasyonu sağlamak için bu tavsiyelere kulak verinProf. Dr. Nurper Ülküer, çocukların ders çalışma motivasyonunu sağlama konusunda ebeveynlere önerilerini şu şekilde sıraladı:Derslere ayrılan zamanlar günlük rutinin içine yerleştirilmelidir. Örneğin kahvaltıdan sonra, saat 09:00’da uzaktan eğitim başlaması ve ekran karşısında çalışma masasında çocuğun yer alması.Ders esnasında çeldiriciler etraftan uzaklaştırılmalıdır.Evin uygun bir köşesi çocuğa yaşam alanı olarak ayrılmalıdır.Uzaktan eğitim sistemini ebeveynler de incelemeli ve konu hakkında bilgi sahibi olmalıdır.Uzaktan eğitim kaynaklarının yetersiz kaldığı noktalarda aradığı cevapları bulabilmesi için bilgi kaynaklarına erişimine yardım edilmelidir.Oyuna da zaman kalacak şekilde planlama yapılmalıdır.

09 MAR 2020

İş Güvenliğinde Kadının Yeri sempozyumu gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği bölümü tarafından İş Güvenliğinde Kadının Yeri etkinliği düzenlendi.Çarşı Yerleşke Emir Nebi 1 Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan, A sınıfı İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Neşe Cizrelioğulları, A sınıfı İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Arzu Temizalan Uçar, Çevre Mühendisi ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Tuğba Coşkun Eroğlu, İnşaat Mühendisi ve İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Özge Demirbuğa, İnşaat Mühendisi ve A sınıfı İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Beste Ardıç Arslan, C sınıfı İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Ceyda Güner sempozyumda sunumlarını gerçekleştirdi.Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan: “Kadınlar iş sağlığı ve güvenliği hakkında büyük çalışmalara imza atıyor”Sempozyumun açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Hacer Kayhan yaptı. Kayhan, toplumda kadınların son dönemde iş sağlığı ve güvenliği alanında etkin olmaya başladıklarını da belirtti. Kayhan, “Kadınlar iş sağlığı ve güvenliği hakkında büyük çalışmalara imza atıyor” dedi. İş Sağlığı ve Güvenliği tiyatro oyunu ile anlatıldı8 Mart Dünya Kadınlar gününe özel Tuğba Coşkun Eroğlu ve ekibi ile kadın ve erkeğin toplumdaki rollerini ters şekilde ele alan “Tersine Dünya” tiyatro oyununu sergiledi. Oyunda İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı kadınların günlük hayatta ne tarz zorluklar yaşadığı da ele alındı.Programın son oturumunda Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan kapanış konuşması gerçekleştirdi.Program sonunda Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, katılımcılara plaket takdim etti.  Toplu fotoğraf çekimi ardından sempozyum sona erdi.

28 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesi, öğrenci memnuniyetinde de iddialı!

Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim gören yaklaşık 18 bin öğrenciye yönelik düzenlenen ankette memnuniyet düzeyi ortalamasının yüzde 80’in üzerine çıkması dikkat çekti. 2019-2020 Güz Döneminin sonunda 17 bin 786 öğrenci ile gerçekleştirilen ankette üniversitenin derslik, teknolojik altyapı, AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının yanı sıra danışman akademisyenlerin öğrencilerine ayırdığı zaman, Erasmus olanakları ile öğrenci kulüplerine ilişkin görüşler değerlendirildi.Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırıyor“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” diyen 11 bin 798 öğrenci olumlu görüş verirken; olumlu görüş bildirenlerin oranı % 81 olarak ölçüldü. Aynı konuda güz döneminde yapılan çalışma, bu konuda memnuniyet oranlarının arttığını gösterdi. Bahar döneminde olumlu görüş verenlerin oranı % 79 olarak tespit edilmişti.Dersliklerin altyapı olanakları açısından yeterliliğinin de değerlendirildiği çalışmada 10 bin 539 kişi % 69 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar dönemindeki çalışmada da oranların yaklaşık olarak aynı olduğu görülmüştü.AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarını ulaşılabilir bulanların oranı % 73“AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğu şeklindeki görüşe ise 9 bin 156 kişi %73 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 71 olarak ölçülmüştü.Yerleşke ve teknolojik altyapı % 81 oranında beğeniliyor“Yerleşkeler teknolojik altyapı (bilgisayar, internet, ekranlar vb.) bakımından yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye %81 oranında 12 bin 87 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 79 oranında olmuştu.“Üniversite eğitimi beklentilerimi karşılıyor”“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” şeklindeki değerlendirmeye %75 oranında 11 bin 385 kişi olumlu cevap verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 71olarak ölçülmüştü.Kariyer hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Staj ve uygulama gibi kariyer hizmetleri” konusundaki memnuniyetin de ölçüldüğü çalışmada 8 bin 439 kişi % 69 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 65 olarak ölçülmüştü.Erasmus programları ulaşılabilir bulundu“Erasmus öğrenci değişim programlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğuna ilişkin soruya da 7 bin 694 kişi % 76 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 72 olarak tespit edilmişti.Sosyal ve dijital medyada yeterlilik üst seviyede“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanallarının aktif olarak kullanıldığı ve yeterli olduğu” şeklindeki değerlendirmeye 12 bin 823 kişi % 86 oranında olumlu görüş bildirirken; bahar döneminde bu konuda olumlu düşünenlerin oranı %83 olmuştu.Öğrenci kulüpleriyle ilgili memnuniyet de arttı“İlgi ve yeteneklerime uygun kulüpler bulunmaktadır” şeklindeki görüşe ise % 73’lük oranla 9 bin 759 kişi olumlu yanıt verirken; aynı konuda bahar döneminde yapılan çalışmada 8 bin 68 kişi %70 oranında olumlu görüş bildirmişti.Engelliler gözetiliyor“Hizmet alanları engellilerin durumu göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır” şeklindeki görüşü %85 oranındaki 10 bin 585 kişi olumlu bulurken, aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 83 olarak ölçülmüştü.Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterli bulunduÖğrenciler, akademisyenler ve idari personelden oluşan katılımcılardan 10 bin 535’i, “Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki görüşe %80 oranında olumlu görüş verdi. Bahar döneminde bu oran %77 olarak ölçülmüştü.Rehberlik hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli” olduğu yönündeki soruya da 8 bin 929 kişi %80 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 76 olarak görülmüştü.Etkinlikler tatmin edici olarak değerlendirildi“Sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” şeklindeki görüşe ise %68 oranındaki 9 bin 384 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı soruya 8 bin 195 kişi olumlu yanıt vermişti.Ulaşım hizmetleri % 88 oranında yeterli bulundu“Yerleşkelere ulaşım hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli olduğu” şeklindeki soruya 13 bin 515 kişi %88 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar dönemine oranla memnuniyet konusunda bir artış gözlendi.İdari hizmetler ve güvenlik hizmetleri değerlendirildi“Yemek ve kafeterya hizmetleri için temizlik, aydınlatma ve ısınma gibi fiziki koşulların uygunluğu” nun da sorulduğu çalışmada katılımcıların 12 bin 132’si %80 oranında olumlu görüş bildirir bahar dönemindeki çalışmada da aynı oranlar elde edilmişti.“Eğitim aldığım yerleşkede güvenlik hizmetleri yeterlidir” şeklindeki görüşe 13 bin 887 kişi olumlu yanıt verirken bahar döneminde %86 olan memnuniyet oranı böylece %90’a yükseldi.İbadet alanlarının ulaşılabilirliği ve yeterliliği konusundaki soru üzerine de 11 bin 273 kişi %88 oranında olumlu değerlendirmede bulundu. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 85 olarak ölçülmüştü.

24 ŞUB 2020

“Klinikte Lazım Olur” 2 etkinliği yoğun ilgi gördü

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü geçen sene düzenlenen Klinikte Lazım Olur etkinliğinin bu yıl ikincisini gerçekleştirdi. Klinikte Lazım Olur 2 etkinliğine, çok sayıda odyoloji ve odyometri öğrencileri ile mezun odyolog ve odyometri teknikerleri katıldı. Birbirinden farklı konu başlılarının ele alındığı etkinlikte odyoloji biliminin geleceği ve klinikte karşılaşılan zor vakalar ele alındı.  Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi. Programın açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan yaptı.Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan: “Odyometri ve odyoloji meslekleri insan hayatına dokunuyor”Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, geçen sene de bu etkinliğin düzenlendiğini belirterek bölüm olarak bu tarz etkinliklere aşina olduklarını ve seneye de “Klinikte Lazım Olur” etkinliğinin düzenleneceğini ifade etti. Ceylan, etkinliğin amacı ile ilgili paylaşımlarda bulunarak: “Odyometri ve odyoloji meslekleri insan hayatına dokunuyor, bunu unutmamamız gerekir.” dedi.Öğr. Gör. Ahmet Yılmaz: “Odyologlar insan psikolojisi konusunda bilgili olmalı” Etkinliğin ilk konuşmacısı Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tıbbi Tanıtım ve Pazarlama Bölümü Öğr. Gör. Ahmet Yılmaz oldu. Yılmaz, hasta iletişimi konusuna ilişkin paylaşımlarda bulundu. Yılmaz: “İletişim her alanda çok önemli. İletişim çocukluktan itibaren titizce verilmesi gereken bir konudur. Odyoloji bilimi ile uğraşanlar insan psikolojisi konusunda bilgili ve tecrübeli olmalı.” şeklinde konuştu.Öğr. Gör. Elifnur Taşdemir: “Hastayı tanımaya çalışmak vakit kaybı değildir”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğr. Gör. Elifnur Taşdemir ise “Odyolojide Anamnezin Yeri ve Önemi” konusunda sunum yaptı. Taşdemir: “Hastanın tıbbi hikâyesini öğrenip ona göre yaklaşıyoruz. Hastamıza şikayeti ile ilgili spesifik sorular sorup hastalığını bize tarif etmesini istiyoruz. Günlük yaşamda insanı nasıl tanımaya çalışıyorsanız, biz de hastalarımızı şikayetleri doğrultusunda tanımaya çalışıyoruz. Bu durum bir vakit kaybı olarak düşünülmemelidir.” dedi.ABR ve vaka örneklerinden bahsedildiÜsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Odyometri Program Başkanı Öğr. Gör. Yeter Saçlı, “ABR ve Vaka Örnekleri” konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Saçlı, ABR’nin (Auditory Brainstem Response- İşitsel Beyin Sapı Cevabı) kliniklerde çok fazla tercih edilen bir yöntem olduğunu belirterek ABR dalgasında dikkat edilmesi gerekenlere değindi. Saçlı, ABR’de sık karşılaşılan hastalıkların spesifik bulguları hakkında bilgi verdi.Vestibüler Rehabilitasyon hakkında bilgi verildi…Programın ikinci gününde Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan “Sorularla Vestibüler Anatomi ve Fizyoloji” konusunda bilgi verdi. Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan programın kapanış konuşması öncesinde Vestibüler Rehabilitasyon başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi.Vestibüler hastalıklar için uygulanan rehabilitasyon programlarından bahseden Ceylan, “Hastanın kişisel özellikleri göz önünde bulundurularak basitten karmaşığa bir egzersiz programı hazırlanmalı. Çünkü ilaç yalnızca ağrının hissedilmesini engelliyor. Ayrıca hastalara bu süreçte sabırlı olmalarını da söylemelisiniz.” dedi.İki gün süren etkinlik sonrası Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim etti.Program toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.  

12 ŞUB 2020

Prof. Dr. Ahmet Konrot, Sancaktepe’de eğitimcilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Sancaktepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Sancaktepe Rehberlik ve Araştırma Merkezi işbirliğiyle düzenlenen seminere konuşmacı olarak katıldı. Konrot, rehber öğretmenlere ve özel öğrenim öğretmenlerine “Eğitim Ortamlarında Karşılaşılan Dil ve Konuşma Bozuklukları” konusunda seminer verdi.Sancaktepe Özel Final Akademi Anadolu Lisesinde gerçekleşen etkinliğe rehber öğretmenler ve özel öğrenim öğretmenleri yoğun ilgi gösterdi.Eğitim ortamında karşılaşılan dil ve konuşma bozuklukları her yönüyle ele alındı.Prof. Dr. Ahmet Konrot, eğitim ortamlarında karşılaşılan dil ve konuşma bozukluklarına dikkat çekerek paylaşımlarda bulundu. Konrot, konuşmasının ardından eğitimcilerin sorularını da yanıtladı.Sancaktepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Hale Bağce Özbaş, Prof. Dr. Ahmet Konrot’a sunumunun ardından plaket takdim etti. Sancaktepe Özel Final Akademi Anadolu Lisesi Kurucu Müdürü Musa Sandıkçı ise Konrot ’a çiçek takdiminde bulundu.  Toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.

04 ŞUB 2020

'Sarı poşetli kız' poşetini ihtiyaç sahipleri için de doldurmak istiyor

Galata ile Şişhane civarında topladığı pet şişelerle sokakta yaşayan hayvanlara mama alan ve "sarı poşetli kız" olarak tanınan Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Lisans ve Yükseklisans mezunu Ceren Baştürk, evsizlere ve yardıma muhtaç insanlara da el uzatabilmek için hayırseverlerin desteğini bekliyor.Küçük yaşlarda memleketi Kütahya'dayken çevre duyarlılığı sayesinde pet şişe toplamaya başlayan 25 yaşındaki Ceren Baştürk, bu alışkanlığını sokakta yaşayan hayvanların karnını doyurmak için sürdürüyor.İlk olarak, evinde biriktirdiği pet şişeleri İstanbul'un belirli noktalarındaki "mamamatik"lere götüren Baştürk, hayvanların mama ihtiyacını bir süre buradan karşıladı. Duyarlılığı zaman içerisinde esnafın da dikkatini çeken Baştürk, onların da pet şişe biriktirme alışkanlığı kazanmasını sağladı.Sabah saatlerinde koluna taktığı sarı poşetiyle Galata ve Şişhane civarında mekik dokuyarak esnaftan biriktirdikleri pet şişeleri toplayan Baştürk, daha erişilebilir olması nedeniyle bunları İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) Akıllı Geri Dönüşüm Konteynerine atmaya başladı.Bu sayede "İstanbulkart"ına yüklenen bakiyeyle kartın geçerli olduğu marketlerden hayvanlara mama ve süt alan Baştürk, ayrıca çocuklara şeker ve çikolata gibi yiyecekler de alarak onları sevindiriyor.Artık heybesinde sadece pet şişe değil yardıma muhtaç insanlara ve evsizlere el uzatmak için umut taşımayı hedeflediğini söyleyen Baştürk, bu konuda hayırsever vatandaşlardan destek bekliyor."Sarıyı severim ben, papatya gibidir"Yüksek lisans öğrencisi Ceren Baştürk, AA muhabirine, çok küçük yaşlarda kağıt atıklarını Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma (TEMA) Vakfına götürdüğünü, atık pillerini de ayrıştırdığını anlattı.İstanbul'daki geri dönüşüm konteynerlerinin ve "mamamatik"lerin kendisini daha çok teşvik etmesiyle 8-9 aydır daha çok pet şişe toplamaya başladığını aktaran Baştürk, bu şişeleri ilk zamanlar hangi renk ve boyda poşet bulursa onunla taşıdığını söyledi.İnsanların poşetlerin içerisinde ne taşıdığını merak ederek, "Ne taşıyorsun bu kadar. Yardım edelim." sözleri üzerine pet şişeleri içi görünen başka bir poşetle taşımak istediğine işaret eden Baştürk, "Marketten sarı renkte bir poşet aldım. Sarıyı severim ben, papatya gibidir. Papatya güzellikler barındırır, güzel kokar. Hem ekonomik hem büzgülü, kullanışlı olduğu için hem de içi göründüğü için tercih ettim. Pet şişe taşıdığımı gördükçe 'Biz de biriktirelim.' demeye başladı esnaf. O yüzden ben de o poşete devam ettim." diye konuştu.Baştürk, esnafın da pet şişe biriktirmesinin çok hoşuna gittiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:"Çünkü hep çöpe gidiyordu. Şimdi onları biriktirmek, bu şekilde dönüş olması çok güzel. 'Kızım, hanıma söylüyorum evde biriktiriyoruz, onu da dükkana getiriyorum sana vermek için.' diyorlar. Şişelerin kapaklarını ayrı biriktiriyoruz. Buna da bir duyarlılık kazandı insanlar. 'Bu hala toplanıyor mu?' diyenler, kampanyayı bitti sananlar var. İlk zamanlarda çok zorlandım. 'Ne olur toplayın. Bu çok önemli.' dedim hep. Çoğu yerden olumsuz tepki aldım. 'Biz bununla uğraşamayız. Belediye ya da herhangi bir denetleme geldiğinde bize bunun dönüşü iyi olmayabilir. O yüzden biz bunu toplamayalım.' gibi şeyler söylendi."Baştürk, sosyal medya hesabından da genellikle annelerin kendisine, "Benim kızım seni örnek almaya başladı. Balkona bir tane kutu koydu biriktiriyor. Seninle atabilir miyiz? Seni çok merak ediyor." diye mesaj attığını dile getirdi."Farkındalık kazandırmak istiyorum"Artık "sarı poşetli kızın" farklı bir boyut kazanmasını istediğini aktaran Baştürk, sözlerini şöyle sürdürdü:"Mesela bir fırının bana demesi lazım ki, 'Ceren bugün biz 100 ekmek fazla yaptık. Gel bunları sarı poşetine dolduralım ve maddi açıdan durumu kötü olan bir mahalleye dağıtalım.' Kütüphaneler haftasını düşünüyorum. Kütüphaneler haftasında herkes bir kitap alsın, bir mahalleye, farklı ildeki bir yere kütüphane açalım. Poşetlere doldurup götürmek istiyorum. Mesela bir müzik grubu bana desin ki 'Kemanımızı, gitarımızı koyalım. Gel Darülaceze'ye gidelim ve oradaki yaşlılara, kimsesizlere yarım saat müzik şöleni yapalım. Ben artık sarı poşetimde sadece pet şişe ve teneke değil umut, sevgi, mutluluk, huzur gibi güzel şeyler taşımak istiyorum. Sonucu maddi değil daha çok manevi olabilecek şeyler. Farkındalık kazandırmak istiyorum. Herkes yazmış 'İnsanlar için de bir şeyler yapıyor musun?' Evet yapmak istiyorum ama ben öğrenciyim ve asgari ücretle çalışıyorum. Herkesle birlikte bunu yapabiliriz. Mesela takipçilerim 'Bir gün birlikte sokak sokak gezelim, esnaftan toplayalım sonra da marketten alışveriş yaparak çorba malzemesi alıp küçük bir tencerede pişirelim ihtiyacı olan, üşüyen 3-5 kişiye dağıtalım.' diyor."Ceren Baştürk, insanlardan her anlamda destek beklediğini vurgulayarak, "Birlik olmak güzel. Çünkü ben gerçekten tek başıma hiçbir şey yapamam. Ben burada bir yere 100 ekmek dağıtırım ama başka bir ilde başkaları da dağıtırsa güzelleşir hayat. Bir yerde bir çiçek açması yetmiyor. Çok yerde çiçek açınca güzel bir ovaya dönüşüyor." ifadelerini kullandı."Ceren çok düşünceli, hassas bir kızımız"Karaköy'de 45 yıldır esnaflık yapan 54 yaşındaki Hayim Emyani, Baştürk'ün 4-5 yıl önce de kendilerinden pet şişe topladığını anlattı.Pet şişe biriktirme alışkanlıklarının Baştürk'le oluştuğunu belirten Emyani, "Ceren çok düşünceli, hassas bir kızımız. Sokak hayvanlarına da çok yardımcı olan biri. Alır mamayı hayvanlara götürür. Biz çok seviyoruz Ceren'i esnaf olarak. Hepimiz yardımcı olmaya çalışıyoruz. Her zaman uğrar. Biriktirdiğimiz pet şişeleri kendisine veririz. Her zaman yardımcı olmaya hazırız Ceren için." ifadelerini kullandı.Kaynak: Anadolu AjansıHaberin linki: https://www.aa.com.tr/tr/yasam/sari-posetli-kiz-posetini-ihtiyac-sahipleri-icin-de-doldurmak-istiyor/1721653

23 OCA 2020

ABRSM - İl Sağlık Müdürlüğü ile bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi Anne Bebek Ruh Sağlığı ve Araştırma Merkezi (ABRSM), Anne Bebek Ruh Sağlığı kapsamında hedeflerini anlatmak, yapabileceklerini paylaşmak üzere İl Sağlık Müdürlüğü ile bir araya geldi. Anne ve Bebek Ruh Sağlığı kapsamında “Sağlıklı Anneler, Sağlıklı Bebekler ve Sağlıklı Nesiller” temalı toplantı gerçekleşti.Toplantıya İl Sağlık Müdürlüğünden Eğitim ve Tescil Birimi Şube Müdürü Davut Köseoğlu, Eğitim ve Tescil Birim Koordinatörü Dr. Mukaddes Miral, Hasta Okulu İl Koordinatörü Işıl Baydoğa, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığından Öznur Sarıahmetoğlu ve Uzman Hemşire Arzu Akdemir ile Üsküdar Üniversitesi ABRSM Yönetim Kurulu Üyelerinden ABRSM Müdürü Prof. Dr. Nazan Aydın, Dr. Öğr. Üyesi Remziye Keskin ve Öğr.Gör.İdil Arasan Doğan katıldı.Dünyada 5 kadından biri ruhsal bozukluk yaşıyor Anne ve Bebek Ruh Sağlığı kapsamında “Sağlıklı Anneler, Sağlıklı Bebekler ve Sağlıklı Nesiller” temalı toplantıda, dünyada 5 kadından 1’ inin ruhsal bozukluk yaşadığı, her 10 kadından 7’sinin bu problemi gizlemesi ya da çeşitli sebeplerle anlaşılamadığı ve tedavisiz kaldığı konuşuldu.Annelerin %40’ı doğum travmasından yakınıyor Toplantının bir başka gündem maddesi de annelerin %40’ının doğum travmasından yakındığı belirtilerek anneliğin en sık ve en önemli komplikasyonlarından depresyon konusu masaya yatırıldı. Tüm bu durumlarının tüm ailenin refahını etkilediği, bebekle bağlanma ve uzun vadede diğer problemlerin ortaya çıkardığı önemli başlıklar paylaşıldı. Toplantıda toplum nezdinde öncelikle hastaneler ve gebe okullarında, farkındalık ve durum tespit ile girişimsel olarak yapılabilecek diğer çalışmalar değerlendirildi.

30 ARA 2019

Perfüzyon bölümü öğrencileri sektörle buluştu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü “Perfüzyonist Kimdir?” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Perfüzyonist Orhan Arasa oldu.Çarşı Yerleşke Emir Nebi Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zozan Güleken yaptı. Dr. Murat Çiçek: “Teorik kısımda birçok bilgiye sahip olmanız gerekiyor”Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Öğr. Gör. Dr. Murat Çiçek, perfüzyon mesleği ile ilgili öğrencilere önemli paylaşımlarda bulundu Çiçek, “Bypass sistemini kurabilme, tanıyabilme, sistemin gerekliliklerini, bakımlarını yapabilme, bir kan bankasındaki çalışan kişi kadar kan ürünlerini kullanabilme, anestezi kısmında anestezik ajanları kullanabilme gibi teorik kısımda birçok bilgiye sahip olmanız gerekiyor” dedi.Perfüzyonist Orhan Arasan: “Sizleri çok şanslı görüyoruz”Perfüzyonist Orhan Arasan, Perfüzyonistler Derneği ile ilgili bilgi verdi. Arasan, “Biz perfüzyonistler olarak sizleri çok şanslı görüyoruz çünkü sayı olarak bu kadar az olup böyle etkin çalışan bir başka bir dernek daha bilmiyorum. Mezuniyet aşamasında ve mezun olduktan sonra da emin olun ki dernekten çok iyi bir şekilde faydalanabileceksiniz. Mezun olduktan sonra üye olup derneğin yetkinliklerinden, avantajlarından, yararlarından faydalanabilirsiniz. Derneğimizin, eğitimlerinizi daha da geliştirebilmeniz için bölgesel toplantıları oluyor. Bu yıl içinde Van’da, Tekirdağ’da, İzmir’de ve son olarak Samsun’da bölgesel toplantı yapıldı. Her yıl seminer ve kongreler düzenleniyor. Kongrelerde kendinizi geliştirebileceğiniz, Avrupa’da, Amerika’da ki gelişmelerden faydalanabileceğiniz sunumlar ve eğitimler var. Bunlara eğitimlere katılım sağlayabilirsiniz” ifadelerini kullandı.Dr. Okan Yurdakök: “Perfüzyonistlerin hata payı yok”Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Perfüzyon Teknikleri Öğr. Gör. Dr. Okan Yurdakök perfüzyon bölümü ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı. Yurdakök, “Perfüzyon bölümü yeni tanımlanıyor ve kişiliği yeni oturmaya başladı. Bölüm kendini oturtamadığı için, kimin nereye ait olduğu, hangi şartlarda çalışacağı, bunun gibi bir sürü bilinmezlik var. Fakat bu aslında çok ümit veren bir durum, çünkü dünya standartlarında yurtdışında bu işi gözlemleme şansınız olursa göreceksiniz, kalp cerrahisi ve çocuk kalp cerrahisi ekibe en çok önem veren tıp alanlarıdır. Perfüzyonistlerin hata payı yok. Ekip her şey olunca ekibin her bileşeni de çok önemli hale geliyor. Çünkü ekibin bir dişlisi iyi çalışmıyor olsa bütün yapılan her şey boşa gidecek. Ekibin iyi çalışması için eğitimi ve müfredatı iyi planlanmış olması gerekiyor” şeklinde konuştu.Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zozan Güleken konuşmalarından dolayı Orhan Arasan’a katılım belgesi takdim etti.Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ardından sonra erdi. 

27 ARA 2019

Üsküdar’da Psikoterapi Semineri düzenlendi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde “Psikoterapi Semineri” etkinliği düzenledi. Etkinliğe Psikomola Danışmanlık Merkezi Uzm. Psk. Hüma M. Çolakoğlu ve Psikomola Danışmanlık Merkezi Klinik Psk. Mehtap Güngör katıldı.Güney Yerleşke İbn-i Sina Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.Psikoterapi ile ilgili bilgi verildiPsikoterapinin öğrencilere neler çağrıştırdığını soran Klinik Psk. Mehtap Güngör, öğrencilerin cevaplarını dinleyerek psikoterapi ile ilgili önemli paylaşımlarda bulundu. Güngör, psikoterapi sürecinin farkındalık, değişim ve gelişim şeklinde süreceğine değinerek psikoterapiye ne zaman gidilmesi gerektiğini anlattı. Güngör, “Psikoterapiye ihtiyaç olunan her an gidilebilir” şeklinde konuştu.  Depresyonda yapılması gerekenler anlatıldı Soru cevap eşliğinde gerçekleşen seminerde Güngör, depresyon konusuna değinerek zihinsel karışıklık yaşanması halinde nasıl hareket edilmesi gerektiğini anlattı. Güngör, sunumun ardından ‘Ukde’ kitabını tanıtarak kitabı yazma hikâyesinden ve kitabının içeriğinden bahsetti. Programın sonunda Prof. Dr. Sevda Asqarova katılımlarından dolayı Uzm. Psk. Hüma Çolakoğlu ve Klinik Psk. Mehtap Güngör’e çiçek takdimi etti.Etkinlik kitap imza ve fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

25 ARA 2019

Mülteci Kadın Sağlığı Sempozyumu gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Mucizeye İlk Dokunuş Kulübü “Sınırlar Ötesine Yolculuk Mülteci Kadın Sağlığı” Sempozyumu düzenledi. Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik bölümü 2'inci sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirilen etkinlikte ebelik bakış açışıyla mülteci kadın-çocuk sağlığı konusu konuşuldu.Çarşı Yerleşke Emirnebi-1 Konferans Salonunda yapılan etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Öğrencilerin yanı sıra Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete, Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Tuba Esencan, Ebelik Bölümü Öğr. Gör. Günay Arslan ve Ebelik Bölümü Arş. Gör. Hülya Elmalı Şimşek de sempozyumda bulundu. Mülteci Kadınların Üreme Sağlığı ve Mülteci Gebe Olmak’ konusu ele alındıEtkinliğin açılış konuşmasını ebelik bölümü öğrencisi Aleyna Gündüz yaptı. İki oturum şeklinde gerçekleşen etkinliğin ilk oturum başkanları Sena Gündoğdu ve Şule Kızılarmut oldu. Elif Akkaya ve Hümeyra Çalışan “Mülteci Kadınların Üreme Sağlığı Sorunları ve Etkileyen Faktörler” başlıklı sunumunu yaptı. Nisa Kaya ve Rukiye Aydın ise “Mülteci Gebe Olmak” konulu sunumu gerçekleştirdi.‘Mülteci Çocuk Olmak ve Çocuk Gelin’ konusu da konuşuldu.  İkinci oturumun başkanlığını ebelik bölümü öğrencisi Beyza Çelik ve Beyzanur Tural üstlendi. Aleyna Gündüz, Aybüke Şahin ve Ayşegül Karakoç, “'Mülteci Çocuk Olmak” konusunda sunum yaptı. Türkiye’de 4 milyon mültecinin 1.7’sini çocukların oluşturduğunu belirten Aleyna Gündüz, mülteci çocukların ihmal ve istismar verilerinin çok yüksek olduğuna değindi. Ebelik Bölümü 2’inci sınıf öğrencisi Sena Tekiner ise Türkiye’nin kanayan yarası olarak nitelediği “Çocuk Gelin” konusunda da önemli paylaşımlarda bulundu.  Sempozyumun ardından Ebelik Bölümü öğrencileri, ‘Ünzile’ adlı koro çalışmasını gerçekleştirdi.Toplu fotoğraf çekimi ardından sempozyum sona erdi.

25 ARA 2019

Baş ve boyun kanseri gün geçtikçe neden artıyor?

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Dil ve Konuşma Terapisi Kulübü “Baş-Boyun Rekonstrüksiyonu ve Konuşma Bozuklukları etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuşmacısı Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrah Doç. Dr. Bülent Saçak oldu.Güney Yerleşke Şehit Polis Duha Beker konferans salonunda gerçekleşen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.“Baş ve boyun kanseri gün geçtikçe artıyor” Doç. Dr. Bülent Saçak, baş ve boyun bölgesindeki kanserler hakkında önemli bilgiler vererek mesleğin zorluklarına değindi. Saçak, “Dışarıdan gözle göremediğimiz bölgelerin tümörleri baş ve boyun kanseridir. Baş ve boyun kanseri gün geçtikçe artmaktadır. Bu sebeple bizler için önem teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı.“Bizi biz yapan fonksiyonlar burada toplanmış” Baş ve boyun bölgesinin sağlık açısından korunması gerektiğini söyleyen Saçak, kanserin yayılımının en az kanser kadar önemli olduğunu belirtti. Saçak, “Bölgesel yayılımı düşündüğümüz kadar uzak yayılımı da düşünmeliyiz. Baş ve boyun bölgemizde bizi biz yapan fonksiyonlar toplanmıştır. Bu yüzden bizim için önemli bölgelerdir” dedi.  “Amacımız tümörü çıkartıp yok etmek” Tüm cerrahların ortak amacının tümörü çıkartmak ve onu yok etmek olduğunu ifade eden Saçak, plastik cerrahların ameliyat sonrası hastaya eski görünümlerini kazandırmaya çalıştırdığını belirtti. Saçak, “Biz bu aşamada A noktasından B noktasına varmaya çalışıyoruz. A noktasında hastamız bize tümörlü bir şekilde geliyor ve B noktasına vardığımızda bu hastayı tümörden arınmış bir şekilde evine yollamayı amaçlıyoruz. Bu aşamada hastaya çeşitli tedaviler uyguluyoruz. Dokulara nazik davranarak doku nakli yapıyoruz. Var olan dokuları yeniden şekillendirmek plastik cerrahlarımızın müdahalesinde gerçekleşiyor. Onlar hastalara eski görünümlerini kazandırmak için uğraşıyorlar” şeklinde konuştu.“İşimiz takım işi” Serbest doku transferi ile ilgili önemli paylaşımlarda bulunan Saçak, tedavi sürecinde ekip olarak çalışılması gerektiğini vurguladı. Saçak, “Bir dokuyu beslenmesinden ayırıp başka bir bölgeye transfer etmek ve transfer edilen yerde tekrar beslenmesini sağlamak serbest doku demektir. Buna örnek olarak böbrek nakli diyebiliriz. Tedavinin arkasında çok fazla insan var. Bu insanların ve yardımcıların fazla olmasıyla hasta kazanıyor. Yaptığımız iş tamamen ekip işi. Ne ben tek başıma halledebilirim ne de plastik cerrahım tek başına halledebilir. Biz bir olduğumuz sürece hastayı tedavi edebiliriz” ifadelerini kullandı.Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot konuşmalarından dolayı Doç. Dr. Bülent Saçak’a teşekkür belgesi takdim edildi.

20 ARA 2019

Üsküdarlı öğrencilerden ağız ve diş sağlığı eğitimi…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri Halk Sağlığı Hemşireliği dersi kapsamında uygulama yaptıkları Üsküdar Sultantepe Ortaokulunda anasınıfı öğrencilerine yönelik "Ağız ve Diş Sağlığı Eğitimi" etkinliği gerçekleştirdi.Etkinlik, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici ve Öğr. Gör. Bahise Aydın koordinatörlüğünde gerçekleşti. Etkinliğe Hemşirelik Bölümü öğrencilerinden Fatma Sarıkaya, Ayşe Oğuz, Ömer Faruk Kılıç, Feyza Nur Demez, Mehmet Said Oran ve Mümin Küçükali da katıldı.Sultantepe Ortaokulunda gerçekleşen etkinliğe Sultantepe Ortaokul Müdürü Bilal Çolak, Müdür Yardımcısı Abdurrahman Yıldırım, okul proje koordinatörü Nazmiye Türkoğlu, anasınıfı öğretmenleri Fatma Yiğit Kuru ve Fatma Gökşen de katıldı. Doğru fırçalama teknikleri anlatıldıÜsküdar İlçe Sağlık Müdürlüğünün desteklediği etkinlikte anasınıfına giden öğrencilere ağız- diş sağlığının önemi ve doğru fırçalama teknikleri hakkında bilgi verildi. Üsküdarlı öğrenciler ana sınıfı öğrencilerinin diş fırçalama alışkanlığı kazanabilmesi için hazırladıkları izlem çizelgelerini dağıttı.Etkinlik İlçe Sağlık Müdürlüğünden temin edilen diş fırçası ve diş macunlarının çocuklara hediye edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.  

11 ARA 2019

Öğrencilere fenilketonüri farkındalığı eğitimi verildi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü “Fenilketonüri Farkındalık Eğitimi” etkinliği gerçekleştirdi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte Fenilketonüri hastalığı ve farkındalığı ile ilgili eğitim verildi.Programın açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, Fenilketonüri hastalığının kalıtsal bir metabolizma bozukluğundan kaynaklandığını söyledi. Özenoğlu, “Genetik kökenli, bir hastalık olduğu için ülkemiz gibi akraba evliliklerinin yaygın olduğu toplumlarda daha fazla karşımıza çıkıyor.” dedi.“Yaşadığımız yıkımlardan mutlaka zafere çıkmak”Türkiye Fenilketonüri (PKU) Aile Derneği Koordinatörü Deniz Yılmaz Atakay, anne olduktan on sekiz gün sonra hastaneden aranıp çocuğunda fenilketonüri hastalığı teşhisi konduğunu söylemesinin ardından, “Hiçbir şey anlamadım, böyle bir ihtimal olunca F harfinden sonrasını çıkaramadım. Ben bu duyguları 2001’de yaşadım, diğer aileler benden önce veya sonra yaşadı. Bu süreçte dibe vurduğumuz, isyan etmek istediğimiz zamanlar oluyor. Artık bizim amacımız bu yıkımları nasıl zafere, güzel ilişkilere, güzel farkındalıklara ve olumlu sonuçlara dönüştürebilmek. Dileğimiz, yaşadığımız yıkımlardan mutlaka zafere çıkmaktır” şeklinde konuştu.“İnsanları rahat ve mutlu ettirmeye çalışıyoruz”PKU Aile Derneği Başkan Yardımcısı ve PKU Kafe gönüllüsü Hasibe Kılınç, kızının fenilketonüri hastası olarak doğmasından dolayı yaşadığı sıkıntıları anlattı. Hasibe Kılınç, “Ek gıdaya geçtiğimiz zaman kızımın beslenmesinde farklı şeyler olması gerektiğini düşündüm ve düşük proteinli unlardan ekmekler yapmaya başladım. Bu şekilde mutfakta bir şeyler yapmaya çalışıp, ufak notlar aldım. Dernek kurulduktan sonra 2017 yılında da kafemiz açıldı. Orada gönüllü bir şekilde çocuklara ve ailelerine destekte bulunmak istedim. Bu kafede düşük proteinli ürünler yapıp insanları bir nebzede olsun rahat ve mutlu ettirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.“Ben bunu bir hastalık olarak görmüyorum”PKU hastası Sevde Kılınç ve Zelal Tandoğan yaşadığı zorlukları beslenme ve sosyal hayat gibi çeşitli yönlerle anlattı. Sevde Kılınç, “Ben bunu bir hastalık olarak görmüyorum. Bu veganlar, vejeteryanlar gibi farklı bir beslenme biçimi. Bizde düşük proteinli besleniyoruz. Diğer kişilerden pek bir farkımız yok sadece beslenme olarak farklıyız. Toplumdan bu yüzden saygı bekliyoruz” dedi.Etkinlik, bilgi yarışması yapılmasının ardından sona erdi.

04 ARA 2019

Ergoterapi öğrencilerinden Engelsiz Yaşam Merkezine ziyaret

 Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü öğrencileri, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde, Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen “Engelsiz Yaşam Merkezi Bir Yaşında” etkinliğine katıldı.Engelsiz Yaşam Merkezinin birinci yıldönümü kutlandı Engelsiz Yaşam Merkezi Müdürü Ömer Yiğit’in misafirperverliği ile gerçekleşen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in de katıldığı etkinlikte Üsküdar Engelsiz Yaşam Merkezinin birinci yıldönümü kutlandı. Etkinlikte keyifli anlar yaşandı.Engelsiz Yaşam Merkezinin stantları gezildi Ergoterapi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova ve Ergoterapi öğrencileri, Belediye Başkanı Hilmi Türkmen eşliğinde Engelsiz Yaşam Merkezinin atölye çalışmalarının yer aldığı stantları gezdi. Ergoterapi öğrencileri stantları gezerken Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile sohbet etme fırsatı buldu.                                                                                  Türkmen’den Asqarova’ya teşekkürEtkinliğin açılış konuşmalarını Engelsiz Yaşam Merkezi Müdürü Ömer Yiğit ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen yaptı. Belediye Başkanı Hilmi Türkmen Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü öğrencilerinin paydaşı olduğu Engelsiz Yaşam Merkezinin çok güzel ve çok başarılı işler yaptığına değindi. Türkmen, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova’ya da teşekkürler etti.Müzik ve dans gösterileri keyifle izlendi Engelsiz Yaşam Merkezinde bulunan engelli öğrencilerin müzik ve dans gösterilerinden çok etkilenen Ergoterapi bölümü öğrencileri, gösterileri ilgi ile izledi. Etkinlik boyunca ellerinde Üsküdar Üniversitesi Bayrağı bulunan Ergoterapi öğrencileri, gösterilere coşkuyla eşlik etti                                      Etkinlik sonrası pasta kesildiEtkinliklerin ardından sahneye doğum günü pastası geldi. Doğum günü pastası, Belediye Başkanı Türkmen ve Engelsiz Yaşam Merkezi öğrencileri tarafından kesildi.Etkinlik, Üsküdar Üniversitesi flaması ile birlikte toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

02 ARA 2019

Diyabet Tedavisine Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu gerçekleştirildi

​​​​ Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi “Diyabet Tedavisine Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumu” düzenledi. 2 oturum şeklinde gerçekleşen sempozyumda alanında uzman isimler diyabet, diyabet tedavisi, hastalık sonrası ruhsal sorunlar ve öz bakım konularında değerlendirmelerde bulundu.Katılımın yoğun olduğu sempozyumun konukları, Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dâhiliye Bölümü Doç. Dr. Gülbüz Sezgin, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Uzm. Dyt. Canan Uysal, Uzm. Psk. Derya Toparlak, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Sevgi Kızılcı oldu.Çarşı yerleşke Emir Nebi 1 Konferans Salonunda yapılan sempozyumun açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyabetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aliye Özenoğlu ile Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı.Prof. Dr. Aliye Özenoğlu: “Diyabet hastalığı 2040 yılında 2 katına çıkacak!”Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, diyabetin ülkemizde sıklıkla arttığını ve ciddi organ kayıplarına yol açan kronik bir hastalık olduğunu belirterek, bulaşıcı bir hastalık olmadığını söyledi. Özenoğlu, “Diyabetin oluşturduğu bu hastalık yükü giderek artmakta ve halk sağlığı sorunu haline gelmektedir. Diyabet, vücutta insülin hormonu yokluğu, yeterli miktarda üretilmemesi veya etkisinin yeterince gösterememesi durumunda karşımıza çıkan hastalıktır. Ailesinde diyabet yüklüğü olan, sağlıklı beslenmeyen, fiziksel aktivitesi az ve şişman olan bireylerde bu risk daha yüksektir. Şu anda da çok sayıda diyabet hastası var diyabet hastası sayısı 2040 yılında 2 katına çıkacak” şeklinde konuştu. Özenoğlu, sağlıklı beslenme ve düzenli sağlık kontrollerin yapılmasının önemini vurguladı.Prof. Dr. Şefik Dursun: “Sağlıklı bir yaşam için az ama sık yenmeli”Prof. Dr. Şefik Dursun, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi bünyesinde bulunan 13 bölümün verdiği kaliteli eğitim ile Türkiye’de sağlık alanında öncü fakülteler arasında yer aldığını belirtti. Dursun, okulumuzdaki öğrencilerin mezun olup gitmemeleri ve lisansüstü eğitim görmeleri için gereken imkânı sağlayarak ellerinden geleni yaptıklarını vurguladı. Diyabet hastalığına değinen Dursun, az ve sık yemenin önemli olduğunu söyledi. Dursun, “Sağlıklı bir yaşam için az ama sık yenmeli, sağlıklı besinler seçilmelidir” dedi.Doç. Dr. Gülbüz Sezgin: “Hastalarla empati kurarsak 1-0 önde başlamış oluruz”Doç. Dr. Gülbüz Sezgin “Diyabetin Epidemiyolojisi ve Tedavisinde Yenilikler” adlı sunumunu gerçekleştirdi. Sezgin, diyabet tedavisinde bir ekip olarak çalıştıklarını ve ekip olarak diyabetle mücadelede beslenme ve diyetetik uzmanlarına, hemşirelere çok ihtiyaçları olduklarını ifade etti. Sezgin, “Hastalara diyabet olduklarını empati yaparak, yatıştırıcı tutumla söylersek tedaviye1-0 önde başlamış oluruz” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Gülbüz Sezgin: “Biz diyabetiz ama diyabetin farkında değiliz” Diyabet hastalığının dünya ve Türkiye istatistiklerine değinen Sezgin, Dünya Sağlık Örgütlerine göre 65 yaş üzeri bireylerin %25-30’unun diyabetli olduğunu bu bireylerden %60’ının aynı zamanda kanser riski de taşıdığını belirtti. Sezgin, Türkiye de yapılan ilk araştırmada erişkin toplumunda diyabet sıklığının ,7’ye ulaştığı ikinci araştırma sonucu da ise bu rakamın neredeyse iki katına çıktığını söyledi. Sezgin, “Biz diyabetiz ama diyabetin farkında değiliz” dedi.Uzm. Dyt. Canan Uysal: “Fazla kilo diyabette risk faktörü” Uzm. Dyt. Canan Uysal “Diyabetin Tıbbi Beslenme Tedavisi” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Uysal, diyabette 12 yılda  %90, obezite de %44 artış olduğunu söyleyerek bu verilerin 2040 yılında daha fazla artacağını belirtti. Diyabet risk faktörlerinin fazla kilo ve fiziksel aktivite yetersizliği olduğunu ifade eden Uysal, diyabettin tedavilerinden bahsederek egzersizin önemini değindi. Uysal, “Tıbbi tedavi, tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve diyabet eğitimi çok önemli. Biz hastalardan minimum %7 kilo kaybı ve haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş istiyoruz” şeklinde konuştu.Diyabet hastalarının ruhsal sorunları tartışıldı Uzm. Psk. Derya Toparlak “Diyabetli Çocuklarda Başlangıç Tepkileri ve Sık Karşılaşılan Ruhsal Sorunlar” konusunda sunum yaptı. Toparlak, diyabet hastalarının başlangıç tepkileri ve sık karşılaşılan ruhsal sorunlardan bahsetti. Toparlak, “Tanı konulmasıyla ilk önce ortadan kalkan şey sağlıklı olmaktır. Fakat biz istiyoruz ki hiç bir şey bozulmamış gibi sağlıkla yaşamayı sürdürsün” dedi. Toparlak, diyabet hastasının ruh halini, psikolojisini doktorların ve hemşirelerin çok iyi anlamaları ve tedavi süreci boyunca dikkatli ilerlemenin önemli olduğunu belirtti.Doç. Dr. Sevgi Kızılcı: “Diyabette, ‘genetik’ silahı doldurur ‘yaşam şekli’ tetiği çeker”Doç. Dr. Sevgi Kızılcı, “Diyabetli Bireylerde Öz Bakım Nasıl Sağlanır?’ konulu sunumunu gerçekleştirdi. Kızılcı, diyabetin kronik bir hastalık olduğunu ve hastanın yaşam boyu diyabetle beraber yaşayacağını söyledi. Kızılcı, “Öz bakım içgüdüsel değildir, öğrenilir. Hepimiz yaptığı öz bakım merakımız, eğitimimizle ilgilidir. Diyabet, gereksinimler yani beslenme, uyku /dinlenme, fiziksel aktivite karşılanamadığı zaman gelişir’ dedi. Kızılcı, diyabeti genetik faktörlerden çok yaşam şeklimizin belirlediğini söyledi. Kızılcı, “Genetik silahı doldurur yaşam şekli tetiği çeker. Gereksinimlerimizi iyi karşılarsak genetiğimizde diyabet olsa bile diyabet gelişmeyebilir” şeklinde konuştu.Sempozyum sonunda konuşmacılar katılımcıların sorularını yanıtladı.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyabetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aliye Özenoğlu, konuşmacılara plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekiminin ardından sempozyum sona erdi.

25 KAS 2019

Ara tatilde eğitimcilere 4 isimden 7 konferans…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri ara tatilde “Öğretmen Mesleki Gelişim Programları” kapsamında 7 farklı konferansla eğitimcilerle bir araya geldi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, eğitimcilere birbirinden farklı konularda buluştu.Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl ilk defa uyguladığı ara tatilde eğitimcilere bir araya gelerek eğitimcilere farklı konu başlıklarının ele alındığı yedi ayrı konferans verdi.Eğitimcilerin konferanslara ilgisi oldukça yoğun oldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Bağcılar ve Avcılar’da eğitimcilerle buluştuÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ara tatilde ilk olarak Bağcılar İlçesinde görev yapan eğitimcilere “Eğitimde Pozitif Psikoloji Uygulamaları” başlıklı konferans verdi. Tarhan, pozitif psikoloji, ideal öğrenme ve stres yönetimi hakkında eğitimcilerle önemli bilgiler paylaştı. Tarhan daha sonra 2023 Eğitim Vizyonu Programı kapsamında Avcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından eğitimcilere yönelik düzenlenen programa katıldı. Tarhan, Avcılar bölgesinde görev yapan eğitimcilere “Ergenlerde Depresyon” konulu konferans verdi. Prof. Dr. Deniz Arıboğan Üsküdar ve Ümraniye ilçelerindeydi… İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ümraniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Rehberlik Merkezi’nin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, 400 eğitimciye “Kötülüğün Sıradanlaşması ve Dijital Teknolojilerin Etkisi” konulu sunum yaptı.Arıboğan daha sonra ise Üsküdar İlçe Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Kendini Geliştir, Geleceği Değiştir” projesi kapsamında Öğretmen Mesleki Gelişim Konferanslarına konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan burada da eğitimcilerle önemli paylaşımlarda bulundu.Prof. Dr. Ahmet Konrot ise “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunu anlattıÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün eğitimcilere yönelik düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. İlginin yoğun olduğu konferansta Kontrot, “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel de “Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu” nu anlattı. Sosyal sorumluluk bağlamında Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel ise ara tatilde Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu başlığında sunum yapan Ergüzel farklı bir günde de Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği “Eğitim Seninle Başlar” konferansına da konuşmacı olarak katıldı.

22 KAS 2019

Üsküdar’da Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım tartışıldı

Üsküdar Üniversitesi Özel Öğrenme Güçlüğüne Multidisipliner Yaklaşım Sempozyumunun bu yıl üçüncüsü gerçekleşti. Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova ve öğrencileri ile Sağlık Kültür ve Spor direktörlüğü iş birliğince düzenlenen sempozyum da üç oturum yapıldı.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke Fuat Sezgin konferans salonunda gerçekleşen sempozyumun açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı.Prof. Dr. Şefik Dursun: “Ergoterapi, multidisipliner bir bilim dalıdır”Ergoterapinin multidisipliner bir bilim dalı olduğunu belirten Dursun: “Ergoterapi Türkiye’de önemli bir alan olarak toplumun geleceğiyle, sağlığıyla alakalı birçok bilim dalını bir araya getirme becerisi gösteren insanların yürütebileceği bir bölümdür. Bunu başarabilmekte kolay değil” dedi.Prof. Dr. Şefik Dursun: “İşinizi güzel yapın”Prof. Dr. Şefik Dursun sempozyuma katılan öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Dursun: “İşinizi güzel yapın. Türkiye’nin geleceği ve kalkınması sizin elinizde, herkes işini güzel yaparsa Türkiye’nin önünde duran hiçbir güç duramaz” dedi.Açılış konuşması ardından Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova, Prof. Dr. Şefik Dursun’a katılımlarından dolayı teşekkür belgesi verdi.Denge sisteminde öğrenme etkisi tartışıldıSempozyumun birinci oturum konukları Uzm. Fzt. Üyesi Onur Aşkar ve Klinik Psikolog Leyla Arslan Özcanlı oldu. Aşkar, “Denge Sisteminin Öğrenme Etkisi” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Aşkar, “Disleksili bir çocuk da ilk baktığımız şey öz bakım ve günlük yaşam becerileri”Denge sisteminin anatomi ve fizyolojisini, ana fonksiyonel yapısını öğrenme üzerindeki etkisini anlatan Aşkar, denge merkezinin baş ve boynun pozisyonel olarak çevreyle ilişki kurabilen bir sistem olduğunu belirtti. Aşkar, disleksili bir çocuğu değerlendirirken ilk baktıkları şeyin öz bakım ve günlük yaşam becerileri olduğunu söyledi.Aşkar: “Çocuğun yapamadığı şeyler üzerine gitmeyin”Disleksinin tedavi yollarından bahseden Aşkar, kalem tutamayan bir çocuğun tedavisinde kalem tutma üzerine bir yöntem çalıştıklarını ancak bunun çok da mantıklı olmadığını dile getirdi.  Aşkar, “Çocuğun yapamadığı bir şeyin üzerine gitmeyelim. Ama yapılan şey bu. Bir yerde yanlış var. O yanlışı tespit etmenin yolu onu refleks düzeyinde değerlendirmek ve motor becerilerinin geçişlerine bakmak” şeklinde konuştu.Aşkar: “Babanın 3 yaşında konuşmuşsa çocukta 3 yaşında konuşmak zorunda değil”Aşkar, çocuğun geç konuşmaya başlamasında genetiğin suçlandığını şu sözlerle açıkladı; “Motor gelişim sinir sisteminin olgunlaşmasına bireysel genetik koda çevresel deneyimlere bağlıdır ve onun tarafından yönetilir. Genetiği babası da böyleydi diyerek çok suçluyoruz. Fakat genetik artık çevreyle gerçekten geliştirilip dönüştürülebilir bir şeye dönüştü. Bir baba 3 yaşında konuştuğu için çocuğu 3 yaşında konuşmak zorunda değil. Çünkü 30 yıl önceki çevresel koşullarıyla güncel çevresel koşullarımız farklı” şeklinde konuştu.Klinik Psikolog Leyla Arslan Özcanlı: “Yapmanız gereken şey çocuklarınızı emekletmek”NPİSTANBUL Beyin Hastanesinden Klinik Psikolog Leyla Arslan Özcanlı da ‘Bebeklikten Gençliğe Disleksi’ sunumunu gerçekleştirdi. Özcanlı, 1982’den beri her 3 çocuğun tanısını koyduğunu ve onunla çalışan bir uzman olarak daima temeli fiziksel gelişimi ve dengeyi koyduğunu belirterek, çocuğu nörolojik gelişiminin çok önemli olduğuna vurgu yaptı.Emeklemeden yürüyen çocuklarda ÖÖG riski varÖzcanlı araştırmaların emeklemeden ve konuşmaya başlamadan önce yürümeye başlayan çocuklarda Örgül Öğrenme Güçlüğü riskini ortaya koyduğunu belirtti. Özcanlı, “İyi planlamayla Özgül Öğrenme Güçlüğü denen şeyin tamamı 8 ay sürer. Bütün eksiklikler tamamlanmak üzere düzenli olarak haftada 2 kere eğitim alırsa 8 ayda bu güçlüğü yenebilir” dedi.Sempozyumun 2. Oturum Moderetöru Uzm. Ped. Adil Maviş ‘Öğrenirken Kirlenmek Güzeldir Peki Kendi Bilinçaltımızı Nasıl Temizleriz ’adlı sunumunu, Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi bölümü Dr. Öğr. Üyesi Şaziye Şeçkin Yılmaz ‘ Dil ve Konuşma Terapisi Perspektifinden Öğrenme Güçlükleri’ adlı sunumunu ve ardından Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümü mezunu olan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzm. Erg. Muammer Aydoğdu ‘Disleksik Beyin’ adlı sunumunu gerçekleştirdi.Sempozyumun son oturumunda; Üsküdar Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi Müdürü Öz. Eğt. Uzmanı Ömer Yiğit ‘Yerel Yönetim Disleksi ve Öğrenme Güçlüğü Üzerine Çalışmaları’, Mimar Sinan Üniversitesi Öğr. Gör. Ecem Tuğçe Akbulut ‘Öğrenme Güçlüğü Yaşayan Çocuklarda Müzik Eğitiminin Olumlu Etkileri’, Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Mezunu ve İstanbul Ergoterapi Merkezi Kurucusu Erg. Emre Savaş ‘Otizimli Çocuklarda Öğrenme Güçlüğü’ ve Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölümü mezunu, Paradikma Kişisel Gelişim Merkezi Kurucusu Erg. İsa Kör ‘Özgül Öğrenme Güçlüğünü Tanımak’ adlı sunumunu gerçekleştirdi.Disleksi olan çocuklarda aile desteği çok önemli!Kör, oyunun çocuklar için ne kadar önemli olduğunu ve her duygusal duygunun gelişmesinin oyun sayesinde olabildiğini vurguladı. Bu çocuklara okulda kapasitelerine göre ödev verilmemesinden yakınan Kör, “Oyunun Özgül Öğrenme Güçlüğünde olan çocukların okuma yazma ve matematik alanında zorlandıkları için onlara kapasitelerine göre ödev verilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu çocukların anne ve babadan yardım alıp ilişkilerinin çok kuvvetli olması gerekiyor” dedi.  Kör, sempozyuma katılan katılımcılara “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” kitabını önerdi.Sempozyum sonunda Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova, sempozyuma katılan konuşmacılara teşekkür belgesi ve hediye kupa taktim etti.Fotoğraf çekimi ardından sempozyum sona erdi.Öte yandan Disleksi ve Ergoterapi Kulübü öğrencileri, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a sempozyumun anısına kupa hediye etti.

21 KAS 2019

Prof. Dr. Ahmet Konrot eğitimciler ile buluştu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün eğitimcilere yönelik düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Kontrot, “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunda önemli paylaşımlarda bulundu.Edip İplik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi konferans salonunda gerçekleşen programa çok sayıda eğitimci katıldı.Konferansta Prof. Dr. Ahmet Konrot, eğitimcilerin sorularını da yanıtladı.Program, katılımlarından dolayı Prof. Dr. Ahmet Konrot’a çiçek takdimi ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

08 KAS 2019

Üsküdarlı öğrenciler vatandaşları Kanser Tarama Programı hakkında bilgilendirdi

Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri Üsküdar İlçe Sağlık Müdürlüğü Hemşire Ömür Kızılırmak katkısıyla Üsküdar meydanda Kanser tarama programı etkinliği gerçekleştirdi. Öğrenciler Tarama Programları, Sağlık Ocağında yapılan ücretsiz testler ve kolon, meme, rahim içi kanseri hakkında vatandaşlara bilgiler verdi.Hemşirelik Bölümünden 12 öğrenci; Asena Ayhan, Sıdıkanur Çeribaş, Elif Çakar, Merve Sap, Tuğçe Durmuş, Fatma Sarıkaya, Rabia Çevik, Derya Bacaksız, Şeymanur Akgün, Baver Bilek, Muhammet Yüksel, Edanur Yırtıcı stantta görev aldı.Stant, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Besti Üstün,  Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sevgi Kızılcı, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Öğr. Gör. Bahise Aydın, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nuriye Pekcan ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici katılımlarıyla devam etti.

01 KAS 2019

Üsküdarlı öğrencinin geliştirdiği 3D yazıcının teslim töreni gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi Ahmet Faruk Şenormancı’nın geliştirdiği 3D yazıcı makinesinin Sağlık Bilimleri Fakültesine teslim töreni gerçekleştirildi.Merkez Yerleşke Kanlıca Toplantı Salonunda gerçekleştirilen teslim törenine Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu ve akademisyenler katıldı.Törene katılanlar başarılarından dolayı Ahmet Faruk Şenormancı ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’nu tebrik etti.Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

28 EKI 2019

Üsküdarda Dünya Ergoterapi Günü kutlandı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü öğrencileri 27 Ekim Dünya Ergoterapi Günü dolayısıyla eğlenceli bir etkinlik düzenledi. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte keyifli anlar yaşandı. Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde düzenlenen etkinlikte ergoterapi her alanıyla öğrencilere tanıtıldı. Etkinliğin “Hoşgeldiniz” konuşmasını Ergoterapi Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi ve Ergoterapi Bölümü temsilcisi Berkay Karpuz yaptı.“Ergoterapi Bölümü öğrencileri konuşmalarını gerçekleştirdi”Etkinlikte aynı zamanda Ergoterapi Bölümü 1’inci sınıf temsilcileri Esma Gençoğlu ve Şevketcan Bozkurt, 2’nci sınıf temsilcisi Ayşe Metin, 3’üncü sınıf öğrencisi Hilal Nur Efe ve 4’üncü sınıf öğrencisi Beyza Demir ve Ergoterapi kulüp başkanı Gizem Aytar da konuşmalarını gerçekleştirerek Ergoterapi Bölümü 1’inci sınıf öğrencilerine başarılar diledi.Ergoterapi mezunları İsa Kör ve Hande Çelik ise mesleki anlamda yeni gelen öğrencilere bazı tavsiyelerde bulundu.Açılış konuşmalarının ardından Ergoterapi Bölümü öğrencileri tarafından Ergoterapist Kimdir?, Tek Ses, İşaret Dili isimli tiyatro oyunları, koro ve dans gösterileri gerçekleştirildi.“Tek Ses isimli tiyatro oyunu büyük beğeni topladı”Ergoterapi bölümü 2’nci sınıf öğrencilerinin hazırladığı ve geceye damgasını vuran “Tek Ses” isimli oyunda ise obsesif kompulsif bozukluktan hiperaktifliğe, parkinsondan bağımlılığa, otizmden kadına şiddete kadar toplum tarafından duyarlı olunması gereken birçok konu çarpıcı şekilde ele alındı ve hayattaki farklılıklara duyarsızlığın sonuçları katılımcılara sunuldu.Ödüllü bilgi yarışmasının gerçekleştirildiği etkinlikte öğrenciler keyifli anlar yaşadı.Etkinlikte, pasta kesimi ve toplu hatıra fotoğrafı çekimi de gerçekleşti.  Fahri doktora ve akademik yıl açılış töreninin ardından Southampton Üniversitesi Onursal Kıdemli Öğretim Üyesi, Perinatal Psikiyatrist Dr. Alain Gregoire’da Ergoterapi öğrencileri ile fuaye alanında fotoğraf çektirdi.

22 EKI 2019

Her 100 çocuktan 5’inde erken dönem kekemelik görülüyor

Kekemeliğe dikkat çekmek ve kekemelik konusunda doğru bilgiler vermek amacıyla 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü olarak anılıyor.Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemelik hakkında değerlendirmede bulundu.Kekemeliğin “Konuşmanın doğal akışının bir biçimde kesintiye uğraması ya da konuşmanın akıcılığında gözlenen istemsiz aksaklıklar” olarak tanımlanabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Kişinin konuşurken sesleri aaaaaaanne gibi uzatarak söylemesi; kimi sesleri üretirken zorluk çekmesi; bir heceyi (ba-ba-ba-baba vb.) ya da bir sesi (ş-ş-ş-ş-şeker vb.) tekrarlaması biçiminde gözlenen akıcılık bozukluklarıdır. Bazı durumlarda zorlanmayla birlikte çeşitli vücut hareketleri (başı geriye atma, el-kol devinimleri vb.) de gözlenebilir” dedi.100 çocuktan 5’inde ortaya çıkıyorKekemeliğin dil ve konuşma gelişiminin ilk yıllarında ortaya çıktığını ve ağırlıklı olarak çocukların cümle kurmaya başladıkları 2-5 yaşlarında beklenmedik bir biçimde gözlenen bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Her 100 çocuktan beşinde erken dönem kekemelik belirtileri (tekrarlar, bloklar, uzatmalar) gözlenmektedir. Bu belirtileri gösteren çocukların % 80’inde söz konusu belirtiler kendiliğinden ortadan kalkar. Geri kalanında ise sorun ileriki yaşlara kadar sürebilmekte ve inatçı kekemelik adı verilen konuşma bozukluğuna dönüşebilmektedir. Ancak buradaki en önemli sorun, hangi çocuğun kendiliğinden iyileşeceğinin kesin olarak bilinememesidir. Kekemelik davranışlarının ortaya çıkışından itibaren 12-24 ay içerisinde kendiliğinden düzelebileceğine ilişkin bulgular olmakla birlikte, ilk altı aydan sonra devam etmesi halinde desteksiz ‘iyileşmenin’ daha zor olduğu bilinmektedir” diye konuştu.Çocuğun ne söylediğine odaklanılmalıKekemeliğe benzer davranışların hepsinin “kekemelik” olarak nitelendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Aileler haklı olarak tedirgin olmakta, endişelenmekte, paniklemektedirler. Özellikle birinci dereceden kekemelik öyküsü olan ailelerin algıları daha da açık olabilmektedir. Çocuğun kekemeliğe benzer davranışlar sergilemesi durumunda, öncelikle sakin olunmalı, çocuğun nasıl konuştuğuna değil, ne söylediğine odaklanılmalıdır. ‘Sakin konuş! Heyecanlanma!’, ‘Nefes al, ondan sonra konuş!’ gibi ifadeler ve uyarılar, işe yaramayacaktır. Bu tür ifadeler, çocuğun, konuşmasındaki olumsuzluklara yönelmesine zemin hazırlayacak ve çocukta istenmeyen kaygıların oluşmasına yol açabilecektir” uyarısında bulundu.Dil ve konuşma terapisine danışılmalıPek çok ailenin doğal olarak internet gibi kaynaklarda araştırmaya gireceğini, yazılanları okudukça ya da söylenenleri duydukça daha da kafasının karışacağını kaydeden Ahmet Konrot, “Bu nedenle, çocuklarında kekemelik benzeri davranışların olduğunu düşünen ya da fark eden ailelerin, öncelikle erken dönem kekemelik hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir dil ve konuşma terapistinden fikir almaları önemlidir. Kekemelik, karmaşık bir olgudur ve bu konuda uzmanlaşmış kişilere ulaşmak, en doğru yoldur. Erken dönem kekemelik olguları hakkında bilgisi ve deneyimi olan bir dil ve konuşma terapisti, çocuğun konuşmasını ayrıntılı bir biçimde değerlendirdikten ve aileden gerekli bilgileri aldıktan sonra aileye çocuğunun durumu, olası gelişimi ve sorunun yönetimi hakkında bilgilendirir. Kimi durumlarda öncelikle bir süre izlemeyi önerip, gelişim doğrultusunda uygun bir terapi programına başlamaya karar verebilir. Kimi durumlardaysa, hemen terapiye başlamayı önerebilir. Kısaca söylemek gerekirse, erken dönem kekemelik konusunda bilgili ve deneyimli bir uzmana danışmak, onun gözetiminde hareket etmek, en uygun davranış olacaktır” dedi.Sosyal fobi oluşmaya başlayabilirErken dönemde başlayan kekemeliğin, okula başlama yaşına kadar çözümlenmesinin en çok arzu edilen bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemeliğin okul dönemindeki çocuklarda bazı sorunlara yol açabileceğini söyledi. Okul çağına gelmiş ve kekeleme davranışlarını sergilemeye başlayan çocukta, konuşmada karşılaştığı sorunla ilgili olumsuz farkındalık ve olumsuz algı giderek güçlendiğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Konrot, şunları söyledi:“Her türlü ‘kurtulma’ çabasının karşısında hüsrana uğrayan bireyde artan bir öğrenilmiş çaresizlik de ortaya çıkar. Çevreden gelen meraklı, sorgulayıcı ifadeler; destek amaçlı uyarılar ve öneriler, çocuğun elinde olmadan, istemeden ortaya çıkan kekemelik davranışlarını daha da artmasına yol açabilir. Hele bir de çocuğun bu tür konuşmasıyla alay edeni dalga geçen, bu türden doğrudan ya da dolaylı akran zorbalığı ile karşılaşan çocuklarda sorun daha da karmaşık, yönetilmesi daha zor bir hale gelir. Bildiği halde, sınıfta söz almak için parmak kaldırmaz, sesli okumak istemez, arkadaşlarının içerisinde konuşmaktan kaçınabilir. Hele tahtaya kalkıp grup karşısında konuşmak, onlar için oldukça zordur; böyle durumlarla karşılaşmak istemezler. Aslında grup karşısında konuşmak herkes için çok zordur, ama kekeme bireyler için, yaşı kaç olursa olsun, grup karşısında konuşmak en büyük korkulardan birisidir. Kekeleme davranışı sergileyen bireylerde sosyal fobi de sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Sosyal fobi kekemeliğe yol açmaz, ama kekeme bireylerin önemli bir kısmında sosyal fobi de eşlik edebilir.”Bu önerilere kulak verilmeliProf. Dr. Ahmet Konrot, ailelere ve yakın çevreye tavsiyelerini şöyle sıraladı:Bu konuda önerilebilecek en önemli şey, çocuğun nasıl konuştuğuna değil, ne söylediğine odaklanmaktır. Aynen yürümeyi öğrenirken dengesini kaybedip de düşen çocuğun düşmesine odaklanmadığımız gibi. Unutmayalım ki çevremizdekiler düşmemize odaklanmış olsalar ve düşmemizi görmezden gelmeselerdi, düşmekten korkardık! Düşeme korkusu da bizi yürümekten alıkoyardı!Kekeleyen bireylerin sözlerini onlar için tamamlamamak, onlara konuşma fırsatı verilmelidir.“Kekeme çocuklarımızın ağzından öğretmenlerimize de seslenelim. Bu önerilerden anne-babalar da yararlanabilirler kuşkusuz. Çoğu, onlar için de geçerlidir” diyen Prof. Dr. Ahmet Konrot, şunları söyledi:“Yavaş konuş…”, “Sakin ol…”, “Nefes al, sonra konuş…” diye uyarmanın yararı yoktur. Bu tür uyarılardan kaçının, lütfen! Nasıl konuştuğuma değil, ne söylediğime odaklanın!Sözlerimi benim yerime tamamlamayın. İnsanlar sözlerinin kesilmesinden değil, dinlenmekten hoşlanırlar. Kekeleyen bir öğrenciniz olarak ben de öyleyim.Bana diğer öğrencilerinize davrandığınızdan farklı davranmayın.  Benimle telaş etmeden, yavaş yavaş, uygun duraklar yaparak konuşun.Benimle bire bir konuşarak, bana nasıl davranılmasını istediğimi sorabilirsiniz.Kekemeliğin utanılacak bir durum olmadığını hissetmemi sağlayabilirsiniz.Akran zorbalığına yönelik önlem alabilirsiniz.Dersinizle ilgili kimi düzenlemeler yapabilirsiniz. Örneğin sunumlar için bana daha çok zaman ayırabilirsiniz.Sınıfın önünde tüm gruba sunum yapmadan önce sadece size, daha sonra bir arkadaşıma sunum yapmamı sağlayabilirsiniz. Böylece güvenimi kazanmama yardımcı olabilirsiniz.Destek önerebilirsiniz.Kekemeliğinin farkında olan bir öğrenciniz olarak, destek ve teşvik edici olabilirsiniz ve beni endişelendiren herhangi bir şey hakkında konuşmak için size gelebileceğimi söyleyebilirsiniz.Kekemeliğinin sizin için sorun yaratmadığını ve utanılacak bir şey olmadığını bana bildirmeniz, beni rahatlatacaktır. “Zor konuşma günleri” yaşadığımı fark ettiğinizde benimle özel olarak konuşarak destekleyebilirsiniz.Kim kekeleyerek konuşmak ister ki? Ben de istemiyorum, ama elimde değil! Lütfen bu durumumu anlayın ve kekeleyerek konuştuğum için beni suçlamayın! Bu benim suçum değil! Kimsenin suçu değil!Benim pek çok başka olumlu özelliğim de var. Şiir yazarım, şarkı söylerim, güzel resim yaparım. İyi bir sporcuyum. Matematiği çok severim. Tarih dersinden çok hoşlanırım, ama sözlüde kendimi ifade edemeyeceğim için korkarım. Lider özelliklerim var, ama konuşma sorunum yüzünden bunu sergileyemiyorum. Doğayı çok severim. Biyolojiye ilgimden ötürü doktor olmak istiyorum. Bilgisayar oyunlarında üstüme yoktur… Lütfen benim başka önemli ve olumlu özelliklerimin de var olduğunun farkına varın. Kekeliyorum, ama varım!

16 EKI 2019

Asbestin sağlığa etkisi konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği 1 Konu 1 Konuk programının 22’nci oturumu gerçekleştirildi. Programın konuğu Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Hacıibrahimoğlu oldu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinlikte Hacıibrahimoğlu, “Asbestin Sağlık Üzerine Etkileri” konusunda katılımcılara önemli bilgiler aktardı.“Asbest mineralleri kanserojen niteliğindedir”Konuşmasının başlangıcında asbest mineralinin ne olduğuna değinen Hacıibrahimoğlu; “Halk arasında ak toprak, çorak toprak, gök toprak veya çelpek gibi isimlerle de bilinen asbest mineralleri, kanserojen özellikleri nedeniyle insan sağlığı açısından önemli derecede zararlı özelliktedir” şeklinde konuştu.“Ülkemizde hala asbeste maruz kalınıyor”Hacıibrahimoğlu, asbest mineralinin pek çok endüstri kolunda kullanıldığını ifade ederek “Asbest sanayide pek çok endüstri kolunda kullanılmıştır. Ülkemizde asbest üretimi ve kullanılması 2010 yılında yürürlüğe giren yönetmelikle yasaklanmıştır. Ancak daha önceden kullanıma girmiş olan abdestli maddelerin sökümü, yıkımı, tamiratı, bakımı ve geri dönüşümü sırasında asbeste iş yerlerinde hala maruz kalındığı bilinmektedir” dedi.“Asbest sektördeki işçileri etkiliyor” Konuşmasının devamında asbest mineralinin kullanıldığı sektörlere değinen Hacıibrahimoğlu; “Tekstil endüstrisi, çimento endüstrisi, inşaat malzemeleri endüstrisi, kâğıt endüstrisi gibi pek çok iş alanında asbeste maruz kalan pek çok işçi var. Bu işçiler çevresel faktörlerin de etkisiyle asbeste maruz kalıyor ve etkisini vücutlarında hissediyorlar” ifadelerini kullandı.Soru cevap bölümünün ardından Prof. Dr. İsmail Ekmekçi tarafından Prof. Dr. Gökhan Hacıibrahimoğlu’na plaket takdim edildi.Toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle etkinlik sona erdi.

15 EKI 2019

Odyoloji öğrencileri sahadan önemli isimlerle buluşuyor…

Üsküdar Üniversitesinde “Sektörel Bakış: İşitme Cihazı Firmalarının Odyoloğa Bakış Açısı” başlıklı seminer gerçekleştirildi. Programa Sivantos işitme cihazlarında satış ve pazarlama müdürü Şenol Özer konuşmacı olarak katıldı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonundaki programda Özer, odyoloji öğrencileriyle, işitme sektörünün dünya ve Türkiye’deki durumunu ve mezun olduktan sonra yapabilecekleri çalışmalara ilişkin önemli bilgiler paylaştı.“İşitme kaybı olan insanların çok azı cihazla buluşuyor”Dünyada ve Türkiye’de işitme kaybının çok fazla olduğunu belirten Özer, buna rağmen az sayıda işitme cihazı merkezlerinin olduğunu ve işitme kaybı olan insanların belli bir kısmının cihazla buluşabildiğini söyledi.“İşitme sağlığını ileriye sizler taşıyacaksınız”Odyoloji öğrencilerine tavsiyelerde bulunan Özer “Sizler hem dünyada hem Türkiye’de bu mesleği bir yerlere getirecek ve işitme sağlığını ileriye taşıyacak insanlarsınız. Bunu yapmazsanız gelecek nesiller hiçbir şeye sahip olamayacak çünkü meslek mezunlarının sayısı az” şeklinde konuştu.Program, soru cevap bölümünün ardından Şenol Özer’e katılımlarından dolayı belge ve çiçek verilmesiyle sona erdi.

10 EKI 2019

Odyoloji öğrencileri Dünya Odyologlar Günü’nde beyaz önlüklerini giydi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü 2’nci sınıf öğrencileri, Odyoloji gününde beyaz önlüklerini giydi. Törene öğrencilerin aileleri de katıldı.10 Ekim Dünya Odyologlar Gününde düzenlenen tören Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda düzenlendi.Törenin açılış konuşmasını Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan yaptı.“Ekibimiz çok dinamik”Odyoloji bölümü olarak genç bir akademisyen kadrosuna sahip olduklarını dile getiren Ceylan; “2018 yılında başladık, beraber çok güzel etkinlikler yaptık. Geçtiğimiz yılda da çoğu bilimsel olmak üzere birçok etkinlik yaptık. Odyoloji camiasından pek çok ismi ağırladık. Ekibimiz çok dinamik. Birlikte daha nice güzel işler yapacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.Törenin devamında Odyoloji Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Ayşe Nur Egemen ve 2’nci sınıf öğrencisi Melisa Levent günün anlam ve önemine dair konuşmalarını gerçekleştirdi.Açılış konuşmalarının ardından bölüm akademisyenleri tarafından öğrencilere beyaz önlükleri giydirildi.Toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından tören sona erdi.

09 EKI 2019

2019-2020 akademik yılı oryantasyon programları sona erdi

Üsküdar Üniversitesinin 2019-2020 akademik yılında Üsküdar Üniversitesini kazanan öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında öğrencilere bilgi verildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda Tıp, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü de öğrencilerle tanışarak birimlerini tanıttı.

02 EKI 2019

Olası depremde yangın riskine karşı uzmanlar uyarıyor!

5,8 İstanbul depremin ardından alınması gereken önlemler gündeme geldi. Yangın tehlikesinin dikkate alınması gerektiğini belirten uzmanlar, deprem sarsıntısı sensörü ile doğalgaz vanası ve şebeke elektriğinin otomatik olarak kapatılması gerektiğini hatırlattı. Çok sayıda yangın ihtimali düşünüldüğünde itfaiyenin yetersiz kalacağı dikkate alınarak halkın yangını kendisinin söndürebileceği imkânların da oluşturulması gerektiği vurgulandı.  Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve Öğr. Gör. Abdurrahman İnce, geçen hafta İstanbul’da yaşanan deprem felaketinden sonra deprem sırasında alınması gereken önlemlere dikkat çekti.Soba ve ateşli aletler sabitlenmeliDepremde yangın tehlikesinin göz önünde bulundurulmasını ve bu riske karşı önlemler alınması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Soba ve benzeri ateşli aletler daha nitelikli sabitlenmelidir. Sanayi tesislerinde kullanılan yanma prosesleri deprem sarsıntısı ile otomatik durdurulacak şekilde sistem geliştirilmelidir. Depremle birlikte başlayabilecek çok sayıda yangın için itfaiyenin yetersiz kalacağı dikkate alınarak halkın kendisinin söndürebileceği imkânlar oluşturulmalıdır” uyarısında bulundu.Doğalgaz vanası ve şebeke elektriği otomatik kapanmalıDr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve Öğr. Gör. Abdurrahman İnce, deprem sarsıntısı sensörü ile doğalgaz vanasını otomatik kapatan sistemin tüm kullanıcıları kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayarak “Aynı şekilde şebeke elektriği, yangınlara sebep olmaması için deprem sarsıntısı sensörü ile otomatik olarak kesilmelidir” diye konuştu.

18 EYL 2019

Egzersiz, vücudun strese karşı direncini artıyor

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği 1 Konu 1 Konuk programının 21. oturumu gerçekleştirildi. Programın konuğu Prof. Dr. Mehmet Ünal oldu. Egzersiz yapan insanın vücudunda yirmi kat fazla stres olur diyen Ünal, yirmi kat strese katlanan vücudun diğer stresleri çok çabuk tolere ettiğini kaydetti. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinlikte “Sağlıklı Yaşam ve Egzersiz/ İş Yerinde Egzersiz Uygulamaları” konusu ele alındı.“Egzersiz yapmak için spor salonuna gitmek şart değil” Konuşmasının başlangıcında egzersiz yapmanın önemine değinen İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğrt. Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal, egzersiz yapmanın kişilerin hayatında önemli bir etkisinin olduğunu vurguladı. Egzersiz yapan kişilerin ortalama ömrünün uzadığını, kronik hastalıklardan uzaklaştıklarını, diyabet, kanser, bunama, hipertansiyon gibi hastalıklara yakalanma oranlarının yarıya indiğini söyledi. Ünal aynı zamanda kişilerin egzersiz yapmak için spor salonuna gitmelerinin zorunlu olmadığını ofis ortamında yapılan egzersizin bile çok fazla faydasının olduğunun altını çizdi.Fiziksel aktivite, egzersiz ve spor kavramlarının farkıFiziksel aktivite, egzersiz ve spor kavramlarının günlük hayatta çok fazla karıştırıldığına değinen Ünal, planlı ve düzenli yapılan fiziksel aktivitelerin egzersiz, yapılan egzersize belirli kurallar koyulup yarışa döndürülmesine ise spor denmesi gerektiğini de vurguladı.“Egzersiz vücudun karşılaştığı en büyük strestir” İnsanların hayatlarında görebilecekleri en büyük stresin egzersiz olduğunu söyleyen Ünal; “İnsanın hayatında görüp görebileceği en büyük stres maximal egzersizdir. Egzersiz yapan insanın vücudunda yirmi kat fazla stres olur. Yirmi kat strese katlanan vücut diğer stresleri çok çabuk tolere eder” dedi.“Egzersiz bir reçetedir” Yapılan egzersizlere her vücudun farklı şekilde cevap vereceğini dile getiren Ünal, düzenli ve kişiye göre yapılan egzersizlerin ortadaki risk faktörlerini azalttığını ifade etti. Ünal, egzersiz seçiminin kişilerin hayatında çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade ederek şunları söyledi;“Egzersiz bir reçetedir. Nasıl ki eczaneye gittiğinizde size rastgele ilaç verilmiyor, elinizdeki doktorun verdiği reçeteye göre ilaç veriliyorsa egzersiz de bireyin ihtiyaç ve kişisel tercihleri doğrultusunda seçilmelidir” dedi.Konuşmasının ardından Ünal, bazı küçük araç gereçlerle katılımcılara iş yerlerinde yapılabilecekleri bazı egzersizler gösterdi.Soru cevap bölümün ardından İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğrt. Üyesi Rüştü Uçan tarafından Prof. Dr. Mehmet Ünal’a plaket takdim edildi.Toplu hatıra fotoğrafı çekilmesinin ardından etkinlik sona erdi.

08 AĞU 2019

Kurban kesimi uzman kasaplar tarafından yapılmalı

Kurban Bayramı yaklaşırken; uzmanlar profesyonel kasaplardan yardım almak yerine kurbanlarını kendileri kesmeyi tercih eden acemi kasaplara uyarılarda bulunuyor. Kesimin mutlaka uzman kasaplar tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, aletlerin temiz ve keskin olması gerektiğine dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, kesim sırasında yaşanabilecek olası kazalara karşı tavsiyelerde bulundu.Kesimi uzman kasaplar yapmalıKesim sırasında yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için işin uzmanlarından yardım alınması gerektiğini ve özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması gerektiğini kaydeden Rüştü Uçan, “İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işi uzman olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltacaktır. Aletler keskin ve temiz olmalı, kesim sırasında kullanacağınız kesici aletler tam olmalıdır. Bu aletler her sene bilenmelidir. Ayrıca olası el kesilmelerine karşı, çelik örgülü ve bilekten kemerli kasap eldivenlerinin kullanılması gerekir” uyarısında bulundu.Bıçaklar antiseptikle yıkanmalıKesim sırasında kullanılan aletlerin hijyen olması gerektiğini de vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Kesimde kullanılacak bıçakların ve tüm kesici aletlerin antiseptikle yıkanması ve temizlenmesi gerekir. En azından alkol veya kolonya ile silinmelidir. Aletler ne fazla aşırı keskin ne de fazla kör olmalıdır. Çok keskin olduğunda yaralanmalar daha ağır şekilde sonuçlanabilmektedir.  Aletlerin keskin olmaması sebebiyle kurban eziyet çekmektedir” dedi.1 metrelik mesafe korunmalıKurban kesimi sırasında çevre güvenliğinin de önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Kurban kesimi sırasında yakındaki kişilerle arada en az 1 metre mesafe olması gerekmektedir. Herhangi bir kazayı önlemek açısından bu mesafe önemlidir. Kurbanın can havli ile sıçramaları da başka bir risk olup, kurban çok iyi bağlanmalıdır” dedi.Kurbanlık hayvan veteriner kontrolünden geçmiş olmalıKurbanlık alırken veteriner kontrolünden geçmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Çünkü hayvanlardan direkt kişilere geçen bulaşıcı hastalıklar bulunmaktadır. Kontrollü hayvan alarak bunu önlemiş olursunuz. Kulaklarındaki kontrol işaretleri bunu sağlar. Belediyelerce belirlenen alanları kullanın. Belediyeler hijyen kurallarına azami özen göstermektedir. Gerek kesim sırasında gerekse kesim sonrası hijyen kurallarına uyulmalıdır” diye konuştu.Kurban derisinin yaralamadan çıkarılmasını ve kaya tuzuyla ovularak saklanması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Ekonomiye katkı sağlamak adına bu işlem önem arz etmektedir. Dolayısı ile hem ekonomik, hem de güvenlik nedeniyle bu iş için de uzman kişilerin bulunması faydalı olacaktır” dedi.Plastik kaplar zehir saçıyorKurban etlerinin saklanmasında bazı noktalara değinen Üsküdar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Tekstil Kimya Mühendisi Mustafa Cüneyt Gezen ise kurban etlerinin saklanmasında kesinlikle plastik kap kullanılmaması gerektiğini vurguladı. Plastiklerin içinde bulunan kimyasalların, gıda ile temas ettiğinde gıdaya geçtiğini kaydeden Gezen, “Bu kimyasallara örnek olarak Bisfenol A, PCB, PBB ve PBDE’ler verilebilir. Bunların gıdaya geçişleri sıcaklığın etkisiyle olmaktadır. Sıcaklık arttıkça, zararlı maddelerin yiyeceğe geçişi daha kolay olur. Üstelik bunlar vücudumuzda pseudo östrojen yani östrojen mimik şeklinde metabolize olmaktadır. Bunun sonucunda erkeklerde ve kadınlarda kısırlığa, kadınlarda göğüs kanserlerine ve nöropsikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Bu yüzden yağlı ve sıcak gıdaların, plastik kaplarda saklanması daha zararlıdır” dedi.Kurban etini sıcakken poşete koymayınKurban Bayramı’nda kesilen kurban etlerinin, dışarıda hiç dinlendirilmeden sıcak sıcak plastik poşetlere konularak paylaşılmasının da sakıncalı olduğunu belirten Mustafa Cüneyt Gezen, tavsiyelerini şöyle sıraladı: “Plastikte bulunan zehirli kimyasallar, sıcağın etkisiyle kurban etine bulaşmakta buradan da insanlara geçmektedir. Dolayısıyla kurban etlerini belirli bir süre soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşıyınız. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanınız. Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha uygundur. Bu süre zarfında etler soğur ve bakteri üretmesi durumu azalır. Soğuduktan sonra dağıtılacak etler poşetlenmelidir.”Etler yağlı kâğıda sarılmalıPlastiklerin içinde bulunan karsinojen kimyasalların yiyecekle temasının, insan sağlığı açısından oldukça tehlikeli olduğunu vurgulayan Gezen, “Bu tür bulaşmaları engellemek amacıyla kurban etinin önce yağlı kâğıda sarılması ve daha sonra poşetlenmesi doğru olacaktır. Poşetlerin ağzını da açık tutmakta yarar olacaktır. Ayrıca kurban etinin soğuk zincire dâhil edilerek, sağlıklı bir şekilde saklanması tavsiye edilir” dedi.

05 AĞU 2019

Yolcu otobüslerine bir kapı daha ilave edilmeli!

Balıkesir’de ikisi çocuk beş kişinin yaşamını yitirdiği otobüs yangını, yolcu otobüslerindeki kaçış güvenliğini gündeme getirdi. Yolcu otobüslerinin acil durumda kaçış kapısı haline gelebilecek şekilde üretilen tüm pencerelerinin yakınına kırma çekici yerleştirilmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, yolcu otobüslerinin arka kısımlarına bir kapı daha ilave edilmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, yolcu otobüslerinde en az bir adet 6 kilogramlık sulu taşınabilir söndürme cihazı bulundurulması gerektiğinin de altını çiziyor.Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve Öğr. Gör. Abdurrahman İnce, yolcu otobüsleri başta olmak üzere tüm kapalı alanlardaki olası yangın tehlikelerinde en önemli noktanın kaçış güvenliği ve kaçış imkanları olduğunu söyleyerek önemli uyarılarda bulunuyor.Arkada kaçış kapısı bulunmuyorOtobüslerin ön tarafında iki kapı bulunmasına rağmen diğer kapının orta kısımlarda bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Otobüslerin ön tarafında iki kapı bulunmaktadır. Birisi şoför kapısı diğeri ise en önden otobüse biniş-iniş kapısıdır. Otobüsün arkası için durum böyle değildir. Arka kapı çoğunlukla otobüsün en arka kısmında değil, orta kısmın biraz arkasında bulunmakta otobüse arka kapıdan biniş-iniş eylemleri bu orta kapıdan yapılmaktadır. Yangın bu orta kapı tarafında başlayıp da bu çıkışı geçilmez hale getirecek olursa, bu noktanın ön tarafında bulunanlar ön kapılardan kaçış imkanına sahip olabilmektedirler. Ancak bu noktanın arka tarafında bulunanlar için arkada başka bir kaçış kapısı bulunmamaktadır” dedi.Beş kişinin ölümüyle sonuçlanan yolcu otobüsü yangınında ilk bilgilere göre; yangının kahve makinesinden başladığının bildirildiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan, “Yaygın uygulamaya göre şoför muavinleri yolculara yapılacak ikramları, bu orta kısımdaki kapının dibinde hazırlamaktadırlar, hazırlama işlemleri için kahve makinesi ve su ısıtıcısı gibi elektrikli aletler de kullanılmaktadır. Bu olayda da düşünüldüğü gibi kahve makinesinden başlayan yangın bu kaçış kapısını geçilmez hale getirebilmektedir” diye konuştu.Arka kısma kapı ilave edilmelidirBenzer olası durumların bir daha yaşanmaması için yolcu otobüslerinin arka kısımlarına bir kapı daha ilave edilmesi gerektiğini belirten Rüştü Uçan ve Öğr. Gör. Abdurrahman İnce, şu tavsiyelerde bulundu: “Bu trajik kayıpların bir daha yaşanmaması için orta ve uzun vadede, bundan sonra üretilecek yolcu otobüslerinin en arka kısmına da ilaveten biniş-iniş kapısının yapılması önerilir.Yolcular mutlaka bilgilendirilmelidirMevcut durum için tüm yolcu otobüslerinin acil durumda kaçış kapısı haline gelebilecek şekilde üretilmiş tüm pencerelerinin yakınına kırma çekici yerleştirilmelidir.Otobüs hareket etmeden önce yolculara bir yangın acil durumunda bu pencereleri nasıl acil çıkış kapısı haline getirebilecekleri öğretilmeli, hatırlatılmalıdır.Elektrikli aletler kullanılmamalıAyrıca kısa vadede yolcu otobüslerinde kahve makinesi ve su ısıtıcısı gibi elektrikli aletlerin kullanımı yasaklanmalıdır, yasaklanamıyorsa otobüsün en arka tarafına alınmalıdır. Bu aletlerin kullanımına devam edilecekse standartlarında belirtilen periyodik kontrol, test ve bakımları aksatılmamalıdır.Elektrik tesisatı denetlenmelidirYangının çıkmasına sebebiyet veren çok sayıda farklı elektriksel ısınma söz konusudur. Yolcu otobüslerinin tüm elektrik tesisatının da, standartlarında belirtilen asgari periyodik kontrol, test ve bakımları aksatılmadan yapılmalı ve bu işlemler bir otorite tarafından boşluk bırakmadan denetlenmelidir.Yolcu otobüsü yangınları mercek altına alınmalıdırDevletimizin ilgili kurumları “Yolcu Otobüslerindeki Yangınlar” konusunu masaya yatırmalıdır. Türkiye’de yılda 500 ila bin adet otobüs yangını meydana geldiği bilgisi araştırılmalı, sebepler ve kök sebepler ortaya çıkarılmalıdır. Yolcu otobüsleri bu açıdan denetlenmelidir.Arızalı araçlar seferden men edilmeliYolcu otobüslerinin varsa bakım eksiklerinin giderilmesi sağlanmalıdır. Arızalı araçlar seferden men edilmelidir. Şoförlerin ve diğer kabin görevlilerinin yangına müdahale konusunda eğitim eksiklikleri varsa giderilmelidir.Sulu taşınabilir söndürme cihazı bulundurulmalıMevzuat ve standartlarda yer almasa dahi, yolcu otobüslerinde en az bir adet 6 kilogramlık sulu taşınabilir söndürme cihazı bulundurulması tarafımızdan önerilir.”

20 TEM 2019

Tercih fuarında Üsküdar Üniversitesine yoğun ilgi!

İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen ve 105 üniversitenin katıldığı üniversite tercih fuarında Üsküdar Üniversitesi standı yine aday öğrenciler ve ailelerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve uzman tercih danışmanları tercihte bulunacak aday ve velilere her konuda bilgi veriyor.İstanbul Kongre Merkezi Seminer Salonu’ndaki fuara Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da katıldı. Tarhan ve Arıboğan, aday öğrenci ve velilerle sohbet ederek onların sorularını cevapladı.“Yapacağınız tercih hayatınızın son tercihi değil”Tercih günleri kapsamında, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere bir de konferans verdi. “Değişen Dünyada Doğru Tercih ve Yeni Meslekler” başlıklı konferansta Arıboğan katılımcılara ufuk açıcı söylemlerde bulundu.Adaylara, hayatınızın önemli bir dönemindesiniz hatırlatmasını yapan Arıboğan, tercihin hayatın son tercihi olmadığını, bunun için stresten uzak durulması gerektiğini söyledi.  “Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda” Değişen dünyada yeni bir uygarlık düzlemi oluştuğunu ifade eden Arıboğan, “Yeni uygarlık düzlemi alışılagelmiş meslekleri tahrip ediyor. Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda. Yapay zekâ bilmeyen doktor, avukat olmamalı. Geleceğin mesleklerine bu düzlemde yön verilmeli” şeklinde konuştu.“Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz”Gençleri yetenekleri doğrultusunda mesleklere yöneltmenin önemini vurgulayan Arıboğan, “Bütün gençler kendi yetenekleri doğrultusunda bir mesleğe yönlendirilmeli. Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz. Bir mesleği severek yapmak, o meslekte ilerlemeyi beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.“Doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” Prof. Dr. Arıboğan, sözlerinin devamında “Öğrenciler kendi yeteneğiyle uyumlu meslekler yapsın. İstedikleri alanlara yönelsin. Gitar çalmayı seven gitar çalsın, mühendis olmasın. Dikiş dikmeyi seven dikiş alanında uzmanlaşsın. Yeteneğiniz yoksa bir alanda belirli bir yere kadar gidebilirsiniz. Ama yapacağınız doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” diyerek öğrencilere ilgi alanlarına yönelme konusunda tavsiyeler verdi.Program Arıboğan’ın öğrencilerin sorularını cevaplamasının ardından sona erdi.21 Temmuz tarihine kadar sürecek olan fuar 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

06 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi’nin Mezuniyet Coşkusu

Üsküdar Üniversitesi’nin 2018-2019 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci görkemli bir törenle diplomalarını aldı. Genç mezunlara tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi. Çocuk Gelişimi mezunları, “çocuk gelinler” sorununa dikkat çekerken; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı.İstanbul Ataşehir’deki Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen törende Üsküdar Üniversitesi’nin ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci törenle diplomalarını aldı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezuniyet konuşmasında ilk mezunlarını 2014 yılında verdiklerini ve o zaman 230 olan mezunların her yıl katlanarak arttığını, bu yıl 5 bin 943 öğrenciyi mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenci odaklı üniversiteyiz”Öğrencilerinin sadece başarılı olmaları için değil, iyi insan olmaları için de çalıştıklarını belirten Tarhan, kaliteyi yüksek tutmaya ve öğrenci odaklı olmaya çalıştıklarını belirterek “Öğrenci odaklı olmak gibi bir kalite standardımız var. Bunu önemsiyoruz çünkü kalitenin olmadığı yerde verimli üretim olmuyor. Üniversite olarak kalite çıtasını daha da yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz”“Üniversiteye gelirken kıvılcımdınız, şimdi alev oldunuz” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alev ne yapar? Etrafını aydınlatmaya ve ısıtmaya başlar ama aydınlatmadan önce kendisinin yanması lazım. Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz. Eğer bir şeyler yapacaksanız ilk başarınızı, zaferinizi kendinize karşı kazanmanız önemli. Dünyayı düzeltmeye kendinizden başlamanız önemli genç arkadaşlarım” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır”Hayat mücadeledir sözünün günümüzde yanlış anlaşılan bir söz haline geldiğini belirten Tarhan, “Hayat mücadeledir sözünde rekabet var. Oysa hayatta yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır. İnsan ilişkilerinde de güven esastır, kuşku istisnadır. Kuşkuyu güvensizliği teşvik eden sözler nedeniyle ilişki sermayesini kaybetmeyin” dedi. Tarhan, gelecek kaygısının en büyük sebebinin mutsuzluk, yalnızlık ve amaçsızlık olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tavsiyeler 21. Yüzyılın becerilerinin yenilikçilik, girişimcilik ve en önemlisi de takım çalışması olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine ego ideallerinin olmasını, gelecekle ilgili plan yapmalarını, bir yabancı dil öğrenmelerini, teknoloji bağımlısı değil ama teknolojiye hâkim olmalarını tavsiye etti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı iyi niyetli olmak hatadan korumaz, vatansever olmak korumaz, dindar olmak korumaz, insanı koruyan şey hesap verebilirliktir. Muhakkak hesap verme duygunuzu kaybetmemeniz gerekiyor” dedi. Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi.Dereceye girenlere ödül verdiİşaret dili eğitmeni Ahmet Kerem Erkan da işaret dili ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a eşlik etti. Törende ilk üç dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Dereceye giren öğrencilerin yanı sıra törende Uluslararası Öğrenci Temsilcisi Firomsa David Osman ve Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler birer konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve İDER Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi. Rektör Yardımcıları, Fakülte Dekanları, SHMYO Müdürü ile diğer akademik kadro da mezunlara diplomalarını takdim etti.Törende üniversiteler arası spor müsabakalarında Üsküdar Üniversitesini başarıya taşıyan futbol, futsal ve basketbol sporcuları da ödüllendirildi.Kızlarına diplomalarını takdim ettiler Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Ak Parti 22, 23 ve 24. Dönem İstanbul Milletvekili Halide İncekara, psikoloji bölümünden mezun olan kızı Ülkü İncekara’ya; Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek de İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olan kızına diplomasını takdim etti. Törende Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu,  Moleküler Biyoloji ve Genetik İngilizce bölümünden mezun olan kızı Fatma Hacer Kurtoğlu’na diplomasını verdi. Anne-kız birlikte mezun oldu Heyecanlı, coşkulu ve zaman zaman da duygulu anların yaşandığı törende Psikoloji bölümünden mezun olan anne-kız birlikte diploma almanın sevincini yaşadı. Filiz Yılmaz ve kızı Zeynep Yılmaz, törende ilgi odağı oldu.Gazze’den gelen mesajla gözleri doldu Törende bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı. Dader, kendisiyle gurur duyduğunu belirten ailesinin sözleri nedeniyle hüzünlendi.“Çocuk gelinlere” dikkat çekildi Birbirinden renkli pankartların açıldığı törenin en ilginç ve dikkat çeken mesajını Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi mezunları verdi. “Dünyada her 7 dakikada bir çocuk ‘gelin’ oluyor/Dünyada her 7 dakikada bir çocuk umutlarına küsüyor/Dünyada her 7 dakikada bir yarının ışıklarından biri daha sönüyor” yazılı pankart dakikalarca alkışlandı.Keplerini attılarMezuniyet töreni flama teslim töreni ve mezuniyet andının okunması ile sona erdi. Oldukça coşkulu geçen tören, yeni mezunların kep atmaları ile son buldu. Mezuniyet töreni ÜÜ TV’den ve Üsküdar Üniversitesi Facebook hesabından canlı olarak yayınlandı.

06 TEM 2019

İş Sağlığı ve Güvenliği Teknikerleri baret taktı!

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Teknikerliği Bölümü “Baret Takma Töreni” gerçekleştirildi. İş Sağlığı ve Güvenliği 2. Sınıf öğrencilerinin ailelerinin de katıldığı tören Çarşı Yerleşke Emir Nebi Konferans Salonunda yapıldı.“Önce kendinizle yarışın” Törenin açılış konuşmasını yapan İş Sağlığı ve Güvenliği Program Başkanı Öğrt. Gör. Gamze Kağan, öğrencilere mezun olduktan sonra da bir yarışın içinde olduklarını söyleyerek; “Hayatınız boyunca bir yarış içerisinde olacaksınız. Hayatınız boyunca kendinize misyon ve vizyon edinin. Önce kendinizle yarışın. Biz size anahtar bilgiler veriyoruz. Siz bu bilgilerin üstüne daha fazla bilgi katın” dedi.“Biz sizlere can emanet ediyoruz”Açılış konuşmalarının ikincisini ise İş Sağlığı ve Güvenliği Öğrt. Gör. Ömer Faruk Okuyucu gerçekleştirdi. Okuyucu, konuşmasında öğrencilere vereceği öğütleri öğrenim hayatları boyunca vermeye çalıştığını belirterek “Biz sizlere can emanet ediyoruz. Bu iş ağır sorumluluk gerektiriyor. Siz bugün bu sorumluluğu kabul ettiniz demektir. Bu baret takma töreniyle de bunu bugün tescilliyorsunuz” ifadelerini kullandı.“İşinizi iyi yaparsanız rahat uyursunuz”İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ise konuşmasında İş Sağlığı ve Güvenliğinin saygın bir dal olduğuna inandığını vurguladı. Uçan, sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Eğitim süreklilik isteyen bir şey. 2 yıl okudum bitti diye düşünmeyin, hayatınızın sonuna kadar eğitiminizi devam ettirin. İşinizi iyi yapın. İşinizi iyi yaparsanız rahat uyursunuz.”Açılış konuşmalarının ardından öğrencilerin hazırladıkları video gösterisi izlendi.Bölüm 1’inci 2’nci ve 3’üncülerine plaket takdiminin ardından bölüm akademisyenleri tarafından mezun olan İş Sağlığı ve Güvenliği öğrencilerine baretleri giydirildi.Toplu hatıra fotoğrafı çekimi sonrasında öğrenciler müzik eşliğinde keyifli anlar yaşadı.

25 HAZ 2019

Dünya Sağlık Örgütünden Üsküdar’a davet

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından desteklenen AB tarafından finanse edilen Zihinsel Engelli Bireyler için Sosyal İçerme başlıklı projeye Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer davet edildi.Zihinsel engelli kişilerin sosyal içermesini sağlamayı amaçlıyorDünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından alınan teknik destek ve Sağlık ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarının işbirliği ile uygulanan proje 27-28 Haziran 2019 tarihlerinde Ankara Crown Plaza Oteli'nde gerçekleşecek. Proje, kaliteli toplum temelli destek hizmetleri sunarak zihinsel engelli kişilerin sosyal içermesini sağlamayı amaçlıyor.Sürekli mesleki gelişimi destekleyecekMoH, MoFLSS ve Yükseköğretim Kurulu katılımcılarının yanı sıra üniversitelerden, eğitim kurumlarından ve akademisyenlerden gelen temsilcileri bir araya getiren proje kapsamında 2 günlük toplantılar yapılacak.Bilimsel içeriğe sahip olacak olan toplantılar, zihinsel sağlık alanında çalışan personellerin sürekli mesleki gelişimini destekleyecek.

20 HAZ 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sağlıkta önce hasta çıkarı düşünülmeli”

Üsküdar Üniversitesi, Ordu Üniversitesi ve Uluslararası Stratejik Sağlık Araştırmaları Merkezi (USSAM) iş birliği ile düzenlenen 4. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yönetimi Kongresi’nde bu alanda çalışan yerli ve yabancı uzmanlar bir araya geliyor. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sağlık yönetiminde geçmiş dönemlerin aksine hasta odaklı yaklaşımın öne çıktığını belirterek “Hasta odaklı düşünüyorsan o hastanın geleceği için kafa yoracak ve gayret göstereceksin” dedi. Hasta odaklı olmanın insani ve mesleki bir durum olduğunu belirten Tarhan, “Sağlık hizmetini seçen kişilerin kendi çıkarlarından önce hastanın çıkarlarını düşünmek gibi etik bir sorumlulukları var” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda başlayan kongrenin bu yılki teması “Hasta Dostu Sağlık Hizmetleri ve Hastane” olarak belirlendi.Doç. Dr. Sedat Bostan: “Sağlık bilimlerinin yönetimle ilişki kuran her alanına hitap etmeyi amaçlıyoruz”3 gün sürecek kongrenin açılış konuşmasını yapan kongre eş başkanı, Ordu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Bostan, kongreye katkılarından dolayı Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur’a teşekkür ederek ilkini Gümüşhane’de düzenledikleri kongreyi sırasıyla Trabzon ve Sofya’da gerçekleştirdiklerini, dördüncü kongrenin de Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlendiğini söyledi. Kongrenin temel amacının sağlık bilimlerinin yönetimle ilişki kuran her alanına hitap etmek olduğunu belirten Doç. Dr. Sedat Bostan, “Sadece heltcare management değil, bütün sağlık bilimleri alanlarının yönetimle ilişki kurduğu her türlü çalışmasına kapı açtık” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Bu tip kongrelerin yaygınlaşması lazım” Kongre eş başkanı,  Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ise açılış konuşmasında USSAM çatısı altında gerçekleştirilen yararlı çalışmaları imrenerek izlediğini belirterek bu yıl da Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşmesini büyük bir sevinçle karşıladığını ifade etti. Kongrenin büyük bir uyum içerisinde gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu tip kongrelerin yaygınlaşması için katkıda bulunmamız lazım. Kongremiz toplam 220 sözel bildiri, 50 civarında poster bildiri ile sizin emeklerinizle taçlanmış olması bizim için bir şereftir. Sağlık yönetimi alanında genellikle o kadar çok bildiri gönderilmez, çalışma ve saha araştırması da yapılmaz ama bu kongreye ilgi çok güzel oldu. Birbirinden değerli yabancı konuşmacılarımız var. Kongremizin alanımıza hayırlar getişrmesini, yeni bilimsel görüşleri zihninizde tetiklemesini ve bunların hayata geçmesi için kıvılcım saçmasını diliyorum” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hasta odaklı anlayış için zihinsel dönüşüm gerekiyordu”Kongrenin açılış konferansını veren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sağlık yönetimi alanında yaşadığı tecrübelerden örnekler vererek hasta odaklı yaklaşımın önemine vurgu yaptı. Sağlık yönetiminin kavramsal değerinin şu anda tam olarak anlaşılmadığını düşündüğünü belirten Tarhan, “Bu anlaşılmadığı için de sağlık alanında sağlık hizmetlerinde yeteri kadar katkı sağlayamıyor” dedi.Sağlık alanında geçmiş dönemlerin aksine hasta odaklı yaklaşımın öne çıktığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 90’lı yıllarda hizmet sektöründe bir devrim yaşandığını kaydederek “Hizmet sektöründeki devrim müşteri odaklı hizmet devrimiydi. Daha önce genellikle şirketler patron odaklı, hastaneler de doktor odaklı işliyordu. Böyle bir durumda oradaki hizmet ve menfaat dağılımı adil olmuyordu. Patronuna hizmet eden bir iş yeri oluyordu ya da doktor öncelikli bir iş yeri oluyordu. Orada hizmet alanla hizmet verenin adil hizmet alması gerekirdi. Anadolu’daki dükkanlarda müşteri ‘Veli nimetimizdir’ yazar. Bu aslında ne demek? Müşteri odaklı hizmet, kendine değil senden hizmet almak için gelene öncelik ver anlamına geliyor. Otobüstesiniz, bir otobüste tek değilsiniz başka yolcular da var. Hizmet, ihtiyaç, menfaat dağılımı hepsine dengeli bir şekilde yapılması gerekir. Adil olarak yapılabilmesi için zihinsel bir dönüşüm gerekiyordu” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Patron, hastadır” Türkiye’de  2005’ten sonra sağlıkta dönüşüm planının başladığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hasta odaklı düşünmenin hastanın geleceği açısından çaba göstermeyi gerektirdiğini belirterek şunları söyledi:“Bir ülkeye yenilik getirildiği zaman ilk başta o yeniliğe insanlar saçma diye gülerler. O yenilik işe yaradığı zaman şiddetle karşı çıkarlar, üçüncü safhada da ‘Ne var ki bunda bunu zaten biliyoruz’ derler. Sağlıkta dönüşüm programı ikinci ya da üçüncü safhada mı bilmiyorum ama hala aşılmamış dirençler var. Biz Türkiye’nin ilk nöropsikiyatri hastanesini 2003’te kurmuştuk, o dönemde hastanede bir idari toplantıda ‘Arkadaşlar burada patron ben değilim. Burada patron hasta’ dedim. Muzip bir bilgisayar mühendisi arkadaş vardı; ‘Evet patron, hasta’ dedi. Böyle dirençlerle karşılaşıyoruz. Kimi zaman cep telefonu numarasını hastaya vermek istemeyen doktorlar oluyor, mesai dışında ilgilenmediğini söylüyor. O zaman neden psikiyatriyi seçtin? Askerlikte önemli bir kavram vardır. Yüksek sorumluluk duygusuyla ilgili bir anlayış vardır. ‘Komutan sadece yapılan işlerden değil, yapılmayan işlerden de sorumludur” denir. Ben bu sözü; “Hekim sadece yaptığı tedavilerden sorumlu değildir, yapılmayan tedavilerden de sorumludur” şeklinde çevirip hastanede çerçeveletip astım. Hastanın geleceği için kafa yormak gerekiyor. Bunun tedavisi yok düzelmez deyip kestirip atmamak lazım. O hastalığın tedavisi dünyanın bir yerinde mutlaka vardır, onu bulmak gerekiyor. Hasta odaklı düşünüyorsan o hasta için kafa yoracaksın. Hastanın sağlık vekaletini alıyorsunuz, bu nedenle hastaya yararlı olmak için ne gerekiyorsa yapmak ve bunun için gayret göstermeniz gerekir.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Zihinleri dönüştürmek daha zor”İşletmecilikte zihinleri dönüştürmenin ekipman ve makinayı dönüştürmekten daha zor olduğunu belirten Tarhan, “Zihinlerdeki bariyerler çok daha fazla engelliyor. Hasta odaklı sağlık hizmetinde aşılacak en önemli duvar ve direnç, zihinlerdeki yaklaşımlar. Sağlık hizmeti veriyorsak Hipokrat yemini var, hatta biz bu sözün altına bir söz daha yazdık; ‘Hastaya zarar verme türlerinden biri de hastayı tedavisiz bırakmaktır.’ Türkiye’ye ilk kez beyin görüntüleme yöntemlerini, QEG ve Manyetik Uyarım Tedavisini getirdiğimiz zaman İbrahim Müteferrika’ya hak verdim, mesleki bir dirençle karşılaştık. ‘Ne gerek var bunlara?’ diyen meslektaşlarımız oldu. Oysa bir hata doktor açısından %1 hata olur, hasta açısından 0 hata olur. Biz hekim olarak hasta açısından düşünmek zorundayız. Bu nedenle hasta odaklı hizmet burada kritik ve sihirli  kavram” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hasta odaklı olmak insani bir durum”Geçmişte hekimlerin oluşturduğu bir saltanat olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İstediği saatte gelip dilediği saatte çıkıyordu. Hastayı azarlayıp tersliyordu. Bunun ister istemez değişmesi gerekti. Devlette de öyle özel sektörde de öyle. Hasta odaklı olmak insani bir durum ve mesleki bir durum. Sağlık hizmetini seçen kişilerin kendi çıkarlarından önce hastanın çıkarlarını düşünmek gibi etik bir sorumlulukları var. Onun için meslek etiği olan dünyadaki tek meslek tıp mesleğidir” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sağlık yönetiminde sağlık yöneticisinin hekim ayağını-hasta ayağındaki dengeyi ayarlaması gerektiğini de vurguladı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a plaket verildiÜÜ TV’den canlı yayınlanan açılış töreni sonunda USSAM Başkanı Prof. Dr. Musa Özata tarafından Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a plaket verildi. Açılış konuşmalarının ardından sağlık yönetimi alanına katkıları nedeniyle Ankara Üniversitesi Emekli Sağlık Yönetimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Rıfkı Önder ve Hacettepe Üniversitesi Emekli Sağlık Yönetimi Öğretim Üyesi Dr. Çetin Akar’a teşekkür plaketi verildi. Sağlık sorunları nedeniyle törene katılamayan Dr. Çetin Akar’ın plaketini İsmail Ağırbaş aldı.Kongrede paneller gerçekleştirildiAçılış töreninin ardından gerçekleştirilen“Farklı Ülkelerde Hasta Dostu Yaklaşımlar ve Sağlık” başlıklı ilk panelde Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ayhan Özşahin moderatörlüğünde Dr. Roxane Berjaouı,Prof. Dr. Oleg Medvedev, Dr. Laszlo Gorove ve Doç. Dr. Motasem Hamdan birer konuşma yaptı.Öğleden sonraki bölümde ise “Hasta Dostu Bağlamında Özel Hastaneler” başlıklı panel gerçekleştirildi. Dr. Uğur Baran’ın moderatörlüğündeki panelde Aytün Leymun ve Ömer Karahan konuşmacı oldu. Üç gün boyunca sürecek kongrede sözlü ve poster sunumlar gerçekleştirilecek.

20 HAZ 2019

İSG Genel Müdür Yardımcısı Burhanettin Kurt Üsküdar Üniversitesini ziyaret etti

T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Yardımcısı Burhanettin Kurt, Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümünü ziyaret etti. Kurt, İSG Bölümü tarafından lisans eğitimlerinin uygulamalı olarak verildiği Prof. Dr. Hilmi Sabuncu İş Güvenliği Laboratuvarı ve yazılımlar ile acil durumların etkilerinin de çalışıldığı bilgisayar laboratuvarını ziyaret etti. Kurt, uygulamalı eğitimin önemine dikkat çekti.İş Sağlığı ve Güvenliği alanında ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim veren Üsküdar Üniversitesi geçtiğimiz günlerde ACSGB’den İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Yardımcısı Burhanettin Kurt ve ekibini ağırladı.“Uzaktan eğitim ile bu çalışmalar yapılamaz”Burhanettin Kurt, ölçüm, koruyucu ekipmanlar donanımı ile güvenlik laboratuvarı, uluslararası yazılımların kullanıldığı bilgisayar laboratuvarı ve yüksekte çalışma uygulamalarının yapılabileceği açık laboratuvar alanları ile halen devam eden iş güvenliği eğitimleri hakkında bölüm başkanı Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Uçan’dan bilgi aldı. Kurt, bu alandaki uygulamalı eğitimin gerekliliğine dikkat çekerken, “uzaktan eğitim ile bu çalışmaların yapılamayacağını” vurguladı.Program kapsamında Burhanettin Kurt’a iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışan akademisyenlerin doçentlik kriterleri konusunda yaşadıkları problemler ile ilgili bilgi verildi. Üsküdar Üniversitesi ve Bakanlık eğitim protokolü çerçevesinde,  ACSGB’nin çıkardığı İş Sağlığı ve Güvenliği dergisine Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü olarak destek verileceği belirtildi.

19 HAZ 2019

Dr. Rüştü Uçan: “YÖK’te İSG’nin tanımlaması yok”

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi ÜSGÜMER ile MESKA Vakfı işbirliğince düzenlenen 1 Konu 1 Konuk programının 18. Oturumu gerçekleşti. Oturumun konuğu İSG Uzmanı Eral Yüksel olurken, Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Türkiye’de Yüksek Öğretim Kurumu’nda iş sağlığı ve güvenliğinin tanımlamasının olmadığı, YÖK’ün bunu tanımadığına dikkat çekti.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin sunuculuğunu, Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSEM) Genel Sekreteri Bengisu Altınten üstlendi.Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan: “Türkiye’de iş sağlığı alanında hiçbir şey yapılmıyormuş gibi algılanıyor”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı ÜSGÜMER ve ÜSEM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan İş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan gelişmelere değindi. Uçan, “İş sağlığı alanında birçok kişi kendi çabaları ile birçok yerde bir takım şeyler yapıyor, uğraşlar var, yok değil ama hepsi parça parça ve hepsi yarım yani bildirilmiyor bir yere iletilmiyor. İletilmeyen bu şeyler de kısa zaman sonra unutuluyor. Bu seferde sanki Türkiye’de bu konu ile ilgili hiçbir şey yapılmıyormuş gibi algılanıyor” şeklinde konuştu.Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan: YÖK’te iş sağlığı ve güvenliğinin tanımlaması yok!Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği başlığı altında çok sayıda yazılmış tez olduğunu belirten Uçan, ilgililerin bu tezlere ulaşabilmeleri için çözümler ürettiklerini söyledi Uçan, “Türkiye’de Yüksek Öğretim Kurumu’nda iş sağlığı ve güvenliğinin tanımlaması yok, YÖK bunu tanımıyor. Bu konu ile ilgili yapılan tezleri inşaat gibi ana başlıklar altına koyuyoruz. İnsanların bu tezlerin içeriğine daha rahat erişebilmeleri için tezlerin özetlerini MESKA Vakfı’nın ana sayfasına koyacağız. Tez özetlerini ve YÖK’te ki tez linklerini vererek paylaşacağız. İlgililerin bu tezlerden yararlanması gerek çünkü gerçekten çok güzel çalışmalar mevcut” dedi.Yüksel: “2010 - 2011 yılları içerisinde mobil yaşam yatay hattı çok yoğun bir biçimde kullanılmıyordu”Kendisi ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Yüksel, mobil yatay yaşam hatları ile ilgili çalışmalarına değindi. Yüksel, “Mobil yatay yaşam hatları ile ilgili çalışmamız yaklaşık 2 yıl sürdü. Aslında inşaat aşamalarının desteği ile gerçekleştirdik. 2010 - 2011 yılları içerisinde mobil yaşam yatay hattı çok yoğun bir biçimde kullanılmıyordu aslında çok büyük kurumsal firmalarda vardı ve kullanılmasının şartları da o zamanlarda bu kadar net belirlenmemişti ayrıca bu yaşam hatlarının sistemleri de oldukça pahalıydı. Günümüzde ise daha uygun fiyatlara daha rahat bir şekilde ulaşabileceğimiz duruma geldik” şeklinde konuştu.Yüksel: “İlk çiviyi çakan kişi, ilk tahtayı koyan kişi sizsiniz”Kaba yapı iş kaleminde yüksekten düşmelerin çok sık yaşandığını söyleyen Yüksel, bu düşmeleri ve yaralanmaları önleyebilmek adına mobil yaşam hatları konusunda çalışmaya ağırlık verdiğini belirtti. Yüksel, “Kaba yapıda özelikle yüksekten düşmeleri kaba yapı iş kaleminde ne kadar fazla olduğunu görmeye başladık. İnşaatta yüksekten düşme çok sık karşılaştığımız bir durum. Kaba yapıda yüksekte çalışırken alabildiğimiz önlem çok sınırlı çünkü ilk çiviyi çakan kişi, ilk tahtayı koyan kişi sizsiniz. Atmosfer boşluğunda yapabileceğiniz şeyler o kadar kısıtlı ki, dolayısıyla mobil yaşam hatları bu noktada çok daha önemli olduğunu düşünerek bu çalışmaya ağırlık vermeye başladık. Soru cevap eşliğinde gerçekleşen etkinliğin sonunda konuşmalarından dolayı Eral Yüksel’e Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı ÜSGÜMER ve ÜSEM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan plaket taktim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

22 MAY 2019

İSG öğrencileri için baret töreni düzenlendi

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği 1’inci sınıf öğrencilerine, mesleğe giriş baret takma töreni gerçekleştirildi.Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen törenin açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı. Dursun; “İş sağlığı güvenliği ile ilgili dünyadaki çok sayıda ülkede önemli gelişmeler var” diyerek bu eğitimi vermek için eğitim ekibinin olması ve bu ekibin iyi yetiştirilmesi gerektiğini belirtti. Öğrencilerin, mutlaka mezun olduktan sonra bir yerlerde çok önemli görevler yapacağına inandığını dile getiren Dursun, onları bir fidana benzeterek, gittiği yerlerde milletin önemli sorunlarına çözüm olmaları dileğinde bulundu.“Türkiye’nin en iyi eğitimini verdiğimizi iddia ediyoruz”Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Hocalarımız, laboratuvarlarımız ile Türkiye’nin en iyisi olduğumuzu iddia ediyoruz. Sizde bu 4 yıllık zamanda lisanınızı geliştirin. Artık İngilizce olmazsa eliniz kolunuz kırık oluyor” diyerek öğrencilere tavsiyelerde bulundu.Açılış konuşmalarının ardından baret takma töreni gerçekleştirildi 

22 MAY 2019

1 Konu 1 Konuk programının 17. Oturumu gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi, MESKA Vakfı ve İSGDER’in birlikte organize etmiş olduğu 1 Konu 1 Konuk programının 17. Oturumu gerçekleştirildi. OMRON Hareket Kontrol & Sürücü ve Robot Ürün Pazarlama Müdürü Yusuf Safran ve OMRON Makine Emniyet Uzmanı Mecnun Beycan öğrencilere önemli bilgiler paylaştı.Robotların hareket kısmından bahseden Safran OMRON'un bir Japon fabrikası olup, İş Sağlığı ve Güvenliği mezunlarının çalıştığı yerlerdeki endüstriyel robotları üreten bir firma olduğunu belirterek, konunun öğrenciler için önemli olduğuna dikkat çekti.“Neden kolaboratif robotlar?”Endüstrilerde artık seri üretim mantığının olup, tüketicinin talebine dayalı üretime dönüşmeye başlandığını belirten Safran, fabrikaların iş birlikçi anlamına gelen kolaboratif robotları tercih ettiğini söyledi. Çünkü bu robotların uygulamaya uygun tasarlanmış ve insanlar ile birlikte çalışmaya uygun özelliklere sahip robotlar olduğunu belirterek diğer robotlardan ayıran özelliklerinin; emniyet izlemeli durdurma, el ile kontrol, kuvvet ve güç sınırlama, hız ve bölge sınırlandırma olduğunu dile getirdi. Safkan, uygulamada kolaylık sağladığını dile getirerek, fabrikalarda ne kadar kolaboratif robotlar kullanılırsa kullanılsın risk değerlendirilmesi gerekliliğinin altını çizdi.“Robot tek başına bir iş yapabilir mi?”OMRON Makine Emniyet Uzmanı Mecnun Beycan ise hareket kısmı ardından robotun emniyet kısmından bahsetti. Robotu alıp kutudan çıkardığınız zaman kendi başına bir iş yapabilir mi? sorusuna en fazla bir yerden bir yere gitme veya çekme yapabilir diyerek cevap veren Beycan, robotun üzerine bir ekipman koymak gerektiğini ifade etti ve ekledi. “Hiçbir zaman analizsiz bir çalışma yapamazsınız. Siz küçük bir risk değerlendirmesi yaptığınız zaman genelde 3 tane soru soruyorsunuz; şiddet ölçüsü nedir? Frekansı nedir? Kazadan kaçınabilme olasılığı nedir?”“Bu sektörde İngilizce çok önemli!”Beycan, kolaboratif robotların teknik ve emniyet açılarından bahsettikten sonra, öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Beycan; “İş Sağlığı ve Güvenliği uzmanı olacaksınız. Okuyacağınız ve kendinizi geliştireceğiniz çalışmaların %99'u İngilizce kaynak olacak. Çok fazla ekipman ve bilgi var. Bunları çok iyi bir şekilde anlayıp yorumlayıp uzman olarak çalıştığınız yere aktarmanız gerekiyor. Bu yüzden İngilizcenizi geliştirin. Bu çok önemli” dedi.Sunum sonunda kolaboratif robotu öğrencilere tanıtıldı.Soru cevap kısmı ardından İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve Dr. Öğr. Üyesi Müge Ensari Özay katılımcılara plaket takdim etti.Konferans toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

20 MAY 2019

Dil ve Konuşma Terapisi Öğrencileri tezlerini sundu…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi (DKT) Bölümü ev sahipliğinde 2. Dil ve Konuşma Terapisi Öğrenci Sempozyumu ve Kariyer Günleri düzenlendi. Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot’un öncülüğünde gerçekleşen etkinlikte Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü 4. sınıf öğrencileri tezlerini sundu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen sempozyumda öğrenciler, sundukları tezlerde Dil ve Konuşma Terapisine dair önemli bilgiler aktardı.“Meslek hayatınıza atıldığınızda alan araştırmalarını siz oluşturacaksınız”Sempozyumun açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot yaptı. Konrot, konuşmasında Dil ve Konuşma Terapisi öğrencilerine tavsiye niteliğinde şu sözleri söyledi:“Araştırmaya yönelin bir DKT Bölümü olduk”“Geçen yıl ilkini yapmış olduğumuz sempozyum bize çok olumlu sonuçlar verdi. Siz değerli öğrencilerim ve değerli meslektaşlarımın katkı ve destekleriyle daha çok araştırmaya yönelen bir Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü olduk. Meslekte önemli basamaklardan biri de araştırma ve geliştirme. Sadece öğrencilik yıllarınızda değil, meslek hayatınızda da alan araştırmasını iyi yapmanız gerekiyor. Alan araştırmalarını sizin yapacağınız araştırmalar oluşturacak” dedi.Konrot, sözlerinin devamında sempozyuma sponsor olan ve sempozyumu kariyer günleri ile birleştirmelerini sağlayan firmalara teşekkür etti.Daha sonra Öğrt. Gör. Özlem Oğuz, Öğrt. Gör. Tuğba Kaya, Öğrt. Gör. Yasemin Yalal Duru, Öğrt. Gör. Eyüp Sezer, Dr. Öğr. Üyesi Emrah Cangi, Dr. Öğr. Üyesi Evrim Gerçek ve Dil ve Konuşma Terapisi Uzmanı Egemen Nakışçı’nın moderatörlüğünde gerçekleşen  Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Öğrencileri katılımcılara tezlerini sundu.İki gün süren sempozyumda 14 oturum ve 69 bildiri yayınlandı.Programın sonunda katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi.

13 MAY 2019

2. FTR öğrenci sempozyumu yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (FTR) Bölümü ev sahipliğinde 2. FTR Öğrenci Sempozyumu düzenlendi. ‘Ağrı, Beyin ve Egzersiz’ konulu sempozyumun başkanlığını, Prof. Dr. Defne Kaya ve Doç. Dr. Baran Yosmaoğlu üstlenirken sempozyumda önemli başlıklar da ele alındı. Egzersiz, bir fizyoterapistin olmazsa olmazıdır diyen Prof. Dr. Defne Kaya, akıl kadar bedeni de güçlendirecek şeyin egzersiz olduğunu kaydetti.2. FTR Öğrenci Sempozyumu Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Uzman konuşmacıların yer aldığı sempozyuma öğrencilerin ilgisi yoğun oldu.Program Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın ‘Görünmeyen Beyin’ konulu konuşması ile başladı. Uzbay, Görünmeyen Beyin kitabını yazma gerekçesini, evrimi ve beyni başka bir açıdan yaklaşarak anlattı.“Beyin beyin olalı, Türkiye'deki kadar ıstırap çekmemiştir”Beynin fizyoterapist alanının çok önemli bir parçası olduğunu belirten Uzbay, ‘Görünmeyen Beyin’ adlı kitabını bir tepki olarak yazdığını ve yazmadaki motivasyonunun beyin hakkında çok hatalı bilgilerin aktarılmış olmasına bağladı. Uzbay; “Beyin beyin olalı Türkiye'deki kadar ıstırap çekmemiştir. Ağzı olan beyni konuştu ve çok hatalı bilgilerde aktarıldı. Çünkü dünya literatürdeki beyni bilmeyen insanlar birçok şey söylediler” dedi.Kalp, sevginin ve aşkın sembolü mü?Antik Yunandaki felsefeci Aristo’nun ‘Kalp, bedenin merkezi organıdır. Zekâ, hareket ve duyguların merkezidir. Beynin en önemli görevi sıcak ve kuru olan kalbi serinletmektir’ sözü ile geçmişten günümüze gelerek ve sevginin ve aşkın ifadesi olarak ele alındığını belirten Uzbay, “14 Şubat sevgililer gününde hala kalpli çikolata hediyeler alıyoruz. Kimse beyin desenli bir şeyler yapmıyor Aslında kalp, beyinle çok benziyor. İkisinde bir sağ bir sol tarafı var ve dört bölgeye ayrılıyor. Ama hala Aristo mantığı devam ediyor” diyerek kalbin, aşk ve sevginin sembolü olmadığını belirtti.Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın konuşmasının ardından sempozyumda oturumlara geçildi.İlk oturum, Doç. Dr. Baran Yosmaoğlu moderatörlüğünde ‘Ağrı Hakkında Deli Sorular 1’ oturumu gerçekleşti. Konuşmacılar; Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol 'Beyin Ağrıyı Nasıl Algılar? ' başlıklı, Yrd. Doç. Dr. Zeynep Bahadır Ağce 'Ağrıyı Gerçekten Değerlendirebilir miyiz?', Prof. Dr. Defne Kaya ise 'Kronik Ağrıda Beyinde Ne, Nasıl Değişiyor, Ağrı Varlığında Vücudumuzda Ne, Nasıl Değişiyor?' başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. “Ağrı doku hasarı ile ilgili bir deneyimdir”İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol, ‘Beyin Ağrıyı Nasıl Algılar ?’ adlı sunumuna “Ağrı doku hasarı ile ilgili bir deneyimdir” diyerek başladı. Ağrının sadece duyusal bir süreç değil karmaşık bir süreç olduğunu söyleyen Kaya, çok büyük bir travma, doku hasarı oluştuğu zaman, insanların ağrı farkındalığı olmadan veya ağrıyı uyaran doku hasarı yokken, empati ve hayal ederek ağrıyı hissedebileceğini söyledi. Kaya, “Ne kadar ağrı hissedeceğimize beynimiz karar veriyor” diyerek ağrının nörobilimsel açıdan nasıl oluştuğunu anlattı. Sonuç olarak ise ağrı durumunda sadece ağrılı dokunun değil sinir sistemininde;  yoga, meditasyon, hipnoz gibi yöntemlerle tedavi edilmesinin önemli olduğunu belirtti.“Beyin, kalçadan hiç hoşlanmaz!”Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya, beynin aşağıda bir yerlerde yaralanma meydana geldiğinde buna çok daha fazla reaksiyon verdiği için beynin kalçadan hiç hoşlanmadığını belirtti. Kaya “Bunu orayı daha fazla koruyabilmek için yapıyor. Herhangi bir yaralanma sürecinde bizde kendimizi postüre alıyoruz ve bu durumu biz fark etmeden beyin yaptırıyor. Biz fizyoterapistlerin yapacağı ise egzersiz veya kas gevşetmek değil ana sorunu bulup orada düzeltmektir. Fizyoterapistlerin unutmaması gereken şey; beyin periferden gelen uyarılara çok hızlı bir şekilde cevap veriyor ve uyum sağlıyor” dedi.“Akıl kadar bedeni de güçlendirecek şey egzersizdir”Prof. Dr. Defne Kaya, kronik ağrıların değerlendirilmesinde ve buna yönelik ağrı çalışma basamaklarını; hastaya belirtileri sorma, ona eğitim verme, yeniden değerlendirme ve en son terapi uygulama olduğunu belirtti. Ardından bir fizyoterapist olarak kendilerine hastayı dinlendirin’ denilmesine çok sinirlendiğini söyledi ve ekledi. “Çünkü fizyoterapi demek hareket demektir. Akıl kadar bedeninde güçlendirecek şey egzersizdir. Hastalara egzersiz vermekten korkmayın.”Prof. Dr. Defne Kaya'nın moderatörlüğünü üstlendiği; Ağrılı Eklemler, Uygun İşlevsel Egzersizler ve Beyindeki Etkileri konulu ikinci oturumun konuşmacıları; Doç. Dr. İrem Düzgün 'Omuz Eklemi', Yrd. Doç. Dr. Emel Sönmezer 'Kalça', Yrd. Doç. Dr. Bahar Anaforoğlu Külünkoğlu da 'Ayak/ Ayak Bileği' başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.Moderatörlüğünü Yrd. Doç. Dr. İrem Düzgün'ün üstlendiği son oturumun konusu; Ağrı Hakkında Deli Sorular 2 oldu. Konuşmacılar; Prof. Dr. Semin Akel 'Müzik, Beyin, Ağrı ve Egzersiz', Yrd. Doç. Dr. Çetin Sayaca 'Nöroplastisite, Beyin, Ağrı ve Egzersiz', Öğr. Gör. Mahmut Çalık 'Hormonlar, Beyin, Ağrı ve Egzersiz', Uz. Fzt. Görkem Dizdar da 'NöroKinetik, Beyin ve Ağrı' başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.Sempozyum, Florame sponsorluğunda Ecz. Ayşegül Birlik'in gerçekleştirdiği 'Fizyoterapistler İçin Aromaterapi' adlı atölye çalışmasıyla devam etti. Sempozyum, konuşmacılara teşekkür belgesi verilmesi ardından toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

09 MAY 2019

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği il temsilcisi Doç. Dr. Mesut Karahan oldu

Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosundan; Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mesut Karahan, Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği il temsilciliği görevine getirildi. Doç. Dr. Mesut Karahan çok sayıda Lisansüstü tez ve araştırma projelerinde (Ulusal-Uluslararası) görev aldı. Birçok uluslararası ve ulusal makale, kitap, kitap bölümü, bildirileri mevcuttur.Karahan, Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitesini artırarak ülke ekonomisinin gelişmesinde önemli bir yeri bulunan Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliğini (KÜSİ) güçlendirmek ve yaygınlaştırmak üzere çalışmalarını sürdürecek.Çalışma Grubu Üyeleri 1 yıl süre ile görevlendirilmekte olup, her yıl bakanlığın talebi doğrultusunda rektörlükler tarafından önerilen ve bakanlıkça uygun bulunan akademisyenler bakan oluru ile KÜSİ Çalışma Grubu Üyesi olarak görevlendiriliyor.Bu yıl İstanbul’da 9 devlet 40 vakıf toplamda 49 üniversite arasından, Bakanlığın KÜSİ İstanbul İl Temsilcisi olarak 6, Türkiye genelinde ise 90 akademisyenden görevlendirilecek.Üniversitemizin akademik kadrosundan Karahan Mayıs 2019’ da görevine başladı.

07 MAY 2019

Odyoloji Bölümü öğrencileri projelerini sundu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi “Sadece Öğrenci Sempozyumu” etkinliğini gerçekleştirdi. Öğrencilerin aktif rol aldığı sempozyumda Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri proje sunumlarını gerçekleştirdi.Sunumların değerlendirilmesi için oluşturulan jüri ekibinde, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapiapis, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Dr. Öğr. Üyesi Tolga Erkan, Üsküdar Üniversitesi Genç Beyinler Akademisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, PARGE Proje Geliştirme Direktörü Dr. Nebiye Yaşar, Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörü Tahsin Aksu, Üsküdar Üniversitesi İşaret Dili Eğitmeni Ahmet Kerem Erkan, Üsküdar Üniversitesi Yazı İşleri ve Arşiv Yöneticisi Feray Bayav, Uzm. Odyolog Engin Danışmen, Erişçi Ürün Müdürü Mine Tuna, İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği Erişilebilirlik Komisyonu Başkanı Onur Cantimur görev aldı.“Sadece Öğrenci Sempozyumu” ile ilgili bilgi verildiÜsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen sempozyum saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Sempozyumun sunuculuğunu Odyoloji Bölümü 4. Sınıf öğrencilerinden Tuğba Nida Aydoğan üstlendi. Odyoloji Bölümünün gerçekleştirdiği etkinliklerle ilgili kesitler sunan Aydoğan, Sadece Öğrenci Sempozyumunun her aşamasının öğrencilere ait olduğunu, öğrenci odaklı bir sempozyum olduğunu ifade etti.Öğrenciler projelerini sundu!Açılış konuşması ardından Odyoloji Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri proje sunumlarını gerçekleştirdi. Projeleri hakkında bilgi veren öğrenciler, jüri üyelerinin değerlendirmelerini ve eleştirilerini dinledi. Proje sunumları soru cevap eşliğinde gerçekleşti.Odyoloji Bölümü mezun öğrenciler de bir araya geldiÜsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü mezun öğrencileri Esra Buğra, Hilal Kavrut, Kübra Binay, Sedanur Dangır, öğrencilerle sektör deneyimlerini paylaştı. İşe giriş süreci ve iş hayatı ile ilgili paylaşımlarda bulunan mezun öğrenciler, meslektaş adaylarına işlerini severek yapmalarını öğütledi. Konuşmalarından dolayı Esra Buğra, Hilal Kavrut, Kübra Binay, Sedanur Dangır’a, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan teşekkür belgesi takdim etti.  Sempozyumunda tiyatro gösterimi de gerçekleşti.Merkezi sinir sistemi (MSS) video ve kahoot bilgi yarışmasının da yer aldığı sempozyumda kazanan gruplara ödül verilmesi ardından sempozyum sona erdi.

06 MAY 2019

Üsküdar'da 1. Beslenme ve Diyetetik Zirvesi gerçekleştirildi

Beslenme ve Diyetetik Kulübünün düzenlediği 1.Beslenme ve Diyetetik Zirvesi katılımın yoğun olduğu bir programla Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirdi. Çok sayıda uzman isim zirvede önemli başlıkları ele aldı.Çarşı yerleşke Emir Nebi 1 Salonundaki zirveye Prof. Dr. Halil Coşkun 'Obezite Cerrahisinde Doğru Bilinen Yanlışlar', Uzm. Dyt. Nil Yıldız 'Obezite Cerrahisi Öncesi ve Sonrası Beslenme', Uzm. Dyt. Orçun Kürüm 'Dayanıklılık Sporlarında Beslenme & Bir Diyetisyenin Girişimcilik Hikâyesi', Uzm. Dyt. Yunus Emre Bakırhan 'Nutrigenetik: Gen Analizine Uygun Beslenme, Dyt. Canan Aksoy' Tavuk Etinin Sağlıklı Beslenmedeki Yeri', Veteriner Hekim Erdal Elmas 'Tavuk Eti Yetiştiriciliği', Biyolog Dyt. Burçak Çubukçu 'Kanser & Beslenme', Dr. Dyt. Gizem Köse 'Yeme Farkındalığı' başlıklı sunumlarıyla katılım sağladı.Bezmialem Üniversitesi Genel Cerrahi ABD öğretim üyesi olup aynı zamanda kurucusu olduğu BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezinde çalışmalarına devam etmekte olan Prof. Dr. Halil Coşkun, ‘Obezite Cerrahisinde Doğru Bilinen Yanlışlar’ adlı sunumunu gerçekleştirdi. Coşkun,  şu anda gündemde olan bariyaktik yani obezite cerrahisi hakkında bilgiler verdi.“Obezite sadece beslenme kusuru, irade yetersizliği değil, hastalıktır”Coşkun, obezitenin sadece beslenme kusuru, irade yetersizliği değil, hastalık olduğunu belirterek “Onları tedavi etmemiz lazım fakat genel anlamda obeziteye çözüm üretmek istiyorsak yapılması gereken şey obezitenin engellenmesidir. Bir hastalığı engelleyebilmek için hasta olmayan bireyler üzerinde çalışma yapmak lazım” dedi ve obez olmayan bireylere bu konuyla ilgili bilgilendirme çalışmaları yapılırsa obezliğin azalmasına sebebiyet vereceğini vurguladı.  “Obezitenin çok etkili bir tedavisi yok”Obezitenin çok etkili bir tedavisi olmadığını, egzersiz, beslenme, davranış ve en sonra cerrahi tedavisi olduğunu söyleyen Coşkun, cerrahi tedavisinin çok arttığını belirtti. Bu yüzden obezite terimini kullanırken obeziteye tedavi etmek değil de obeziteye çözümlemek ifadesini kullanmanın daha doğru yaklaşım olacağını, öyle bir tedavinin ortada olmadığını söyledi.“Gıda sektörüne denetim getirmek lazım”Obeziteyi engellemek için gıda sektörüne denetim getirilmesi gerektiğini fakat ekonomi düşeceği için ülkelerin bunu yapmadığını belirten Coşkun, “Böyle olunca da bizler daha çok işlenmiş gıdalarla temas halinde kalıyoruz dolayısıyla obezite artıyor.” dedi. Sonrasında Cerrahi bir müdahale olan mide ameliyatlarının arttığını belirterek türlerini ve nasıl uygulandıklarını katılımcılara anlattı.“Amacımız; her bir tükettiğim anıda ilk ısırıktaki tadı almak”Diğer konuşmacıların ardından son olarak  “Yeme Farkındalığı” konusu Dr. Dyt. Gizem Köse tarafından anlatıldı. Köse, yeme farkındalığı dediğimiz şeyin açlığın hissedilmesiyle beraber o anda durmak, düşünmek mümkünse bir nefes almak sonrasında harekete geçmek ile yediklerini farkında olarak yemek olduğunu söyledi. “Amacımız her bir tükettiğim anıda ilk ısırıktaki tadı almak” olduğunu belirten Köse, bu farkındalığın kilo almak istemeyenlere, diyabetlilere faydası olduğunu, bu sayede porsiyon küçültüp duygusal açlığını değil de biyolojik açlığını doyurduğunu söyledi.“Sevmiyorsan yeme seviyorsan da tadını çıkar” "Sevmiyorsan yeme seviyorsan da tadını çıkar” ana temalarının bu cümle olduğunu belirten Köse, diyet kelimesinin Türkçe karşılığının bir şeyin bedelini ödemek olduğunu söyleyerek bu kelime yerine yeme farkındalığının kullanılması gerektiğini dile getirdi. Çünkü insan ne kadar kısıtlanırsa o kadar çabuk ondan vazgeçtiğini ve eski yeme düzenine döneceğini bu yüzden insanların diyet yerine yeme farkındalığına başlamaları gerektiğini belirtti.1. Beslenme ve Diyetetik Zirvesi konuşmacıları adına hatıra ormanına bir fidan dikildiği belirtilerek Doç. Dr. Mesut Karahan ile Dr. Dyt. Pınar Hamurcu Varol’un plaket takdimi ardından toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

03 MAY 2019

Çocuğunuza 6 aydan itibaren kitap okuyun

Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde gerçekleştirilen 6. Çocuk Gelişimi Ulusal Öğrenci Kongresi’ne katılan Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatri Bölümü Onursal Başkanı Prof. Dr. Barry Zuckerman, 0-3 yaş arasındaki dönemde kitap okumanın beyin ve dil gelişimine önemli katkıları olduğunu söyledi. Kitabın çocukla anne-baba arasındaki ilişkide köprü görevi üstlendiğini, duygusal paylaşım ve etkileşim açısından önemli bir araç olduğunu belirten Prof. Dr. Barry Zuckerman, çocuğa 6 aydan itibaren kitap okunması gerektiğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve bu yılki teması “Oku-Boya-Dans Et” olarak belirlenen 6. Çocuk Gelişimi Ulusal Öğrenci Kongresi’ne katılan Boston Tıp Merkezi, Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatri Bölümü Onursal Başkanı Prof. Dr. Barry Zuckerman, çocuk gelişimine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.Kitap okumak, erken gelişim dönemini etkiliyorÇocuk gelişimi alanında çalışmaları bulunan Prof. Dr. Barry Zuckerman, özellikle 0-3 yaş arasındaki erken çocukluk gelişiminin desteklenmesinde kitap okumanın önemli olduğunu kaydetti. Erken gelişim döneminde beyne giden uyaranların önemli olduğunu, bunlardan birinin de kitap olduğunu ifade eden Zuckerman, kitabın çocukla anne-baba arasındaki ilişkide köprü olduğunu söyledi.Duyguların aktarımını sağlıyorDoğumdan önce ya da doğar doğmaz çok erken aşamalarda duyusal yolakların oluştuğunu belirten  Prof. Dr. Barry Zuckerman, “İşitme ve görme, ardından 6’ıncı aydan itibaren lisan becerileri yükseliyor. Beyin neye hazırsa girdiler de o yönde oluyor. Erken aşamada okuma çok önemli. Bence erken okuma doğumda başlıyor. Anne-babanın sesi önemli. Şarkı söylemeleri, konuşmaları çok önemli. Bebeğe bakması, duyguların aktarımı önemli. Çocuğa 6 aydan itibaren okumak iyi bir şey. 6’ncı aydan itibaren çocuk sesten etkileniyor, annesiyle arasında duygusal bir paylaşma oluyor. İlk yıllarda duygusal paylaşım oluyor. 2 yaş sonrası dil gelişimi ile beraber iletişime geçiyor. Köpek nerede, hayvan nerede gibi soru soruyorsunuz. Sonrasında hikâyeyi anlatmaya başlıyorsunuz. 2,5 yaşına geldiğinde 5 yıla kadar hikâyeye kadar götüren bir sıralama ortaya çıkıyor. 2-3 yaş arasında uyku öncesi okuma yapmak ve bunu bir rutin haline getirmek çok önemli” dedi.“Kitap sayfasını çevirmek ince motor gelişimini destekliyor”0-3 yaş arasındaki dönemde kitap okumanın çocuğun ince motor gelişimine faydalı olduğunu, anne ve çocuk arasında iletişimi güçlendirdiğini, etkileşim sağladığını kaydeden Prof. Dr. Barry Zuckerman, “Kitap çocuğun anne ve babasıyla birlikte zaman geçirmesi için çok önemli bir araç. Kitap evrensel bir uyaran. Çocuk anne ve babasıyla bir arada zaman geçiriyor. Anne ve çocuk arasında çok önemli bir etkileşim sağlıyor. Özellikle karşılıklı diyalog kurmak, etkileşimi artırıyor. Sayfa çevirmek ince motor gelişimini destekliyor. Önemli olan çocuğa kitap okumak değil, karşılıklı etkileşim ve paylaşımda bulunmak” dedi.Çocuk kitapları neye göre seçilmeli?Çocuğa seçilen kitapların özelliklerini de anlatan Prof. Dr. Barry Zuckerman, “Çocuğa seçilen kitapta renkler, resimler, kitapların sayfa kalınlığı önemli. 0-2 yaş arasında kitap sayfası daha kalın olmalı. Kitapta az yazı ve bebek ve hayvan yüzlerinin belirgin ve anlaşılır olması önemli. Bardak, tabak, sandalye gibi bilinen nesnelerin resimlerinin de bulunması da gerekli. Kitabın kafiyeli, çocuk açısından kolayca tekrar edilebilecek bir metine sahip olmalı” dedi.Prof. Dr. Barry Zuckerman kimdir?Prof. Dr. Barry Zuckerman, 1972 yılında Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Düşük gelirli ailelerde büyüyen çocuklarda çevresel faktörlerin büyüme ve gelişime etkisi ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Birçok sosyal projeye de önayak olmuştur. Çocuk Sağlığı, Düşük Gelirli Aileler, Halk Okur-Yazarlığı gibi konularda uzman olan Zuckerman, halen Boston Üniversitesi’nde Pediatri Profesörü olarak görev yapmaktadır.

29 NİS 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dezavantajlılara yaklaşım ülkenin gelişmişliğinin göstergesi”

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Öğrenci Kongresi’nin ilkini gerçekleştirdi. Alanında çok önemli isimlerin katıldığı kongrenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dezavantajlı kişilere vurgu yaptı. Gelişmiş ve gelişmemiş olan ülkeleri ayıran en önemli faktörün dezavantajlı insanlara yaklaşım olduğunu kaydeden Tarhan, “Dezavantajlı insanları önemseyip onlarla ilgileniyorsa o ülke gelişmiştir.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Merkez yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen 1. Ergoterapi Öğrenci Kongresi etkinliğinin açılış konuşmalarını ilkini Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Temsilcisi Berkay Karpuz yaptı.Kongreye farklı üniversitelerden çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katılım sağladığı kongrede daha sonra Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan kürsüye geldi.Prof. Dr. Dursun: “Üsküdar Üniversitesi’nin eğitim anlayışı tamamen öğrenci odaklı”Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, 2019-2020 eğitim öğretim yılında öğrencilerini alacak olan tıp fakültesinden bahsetti. Dursun, açılacak olan tıp fakültesinin tam tematik bir üniversite olarak toplumumuza hizmet sunacak bireyler yetiştireceğini belirtti. Dursun; “Üsküdar Üniversitesi’nin eğitim anlayışı tamamen öğrenci odaklı. Mezun olduktan sonra gittiğiniz her yerde efendiliğinizle Üsküdar Üniversitesi’ni temsil edeceğinizi söylemek istiyorum. Bu ilk kongrenin hayırlı olmasını diliyor, başarılar diliyorum” diyerek güzel dileklerini sundu.“Olumsuz duyguları satın almayın, her zaman olumluları cebinizde taşıyın.”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ergoterapinin Türkiye’de çok fazla bilinmemesine rağmen kongreye farklı üniversitelerden hocaların gelmesi üzerine gururlandığını ifade etti. Gelişmiş ve gelişmemiş ülkeyi ayıran en önemli şeyin dezavantajlı insanlara yaklaşımı olduğunu vurgulayan Tarhan; “Dezavantajlı insanları önemseyip onlarla ilgileniyorsa o ülke gelişmiştir. Bir insanla karşılaşınca o insandaki üç şeye dikkat etmek gerekiyor. Özeline, özrüne ve kutsalına. Bir insanda bunlara dikkat etmez, önemsemezseniz o insanı kaybedersiniz” şeklinde konuştu. Tarhan, Ergoterapi öğrencilerine hastalarını severek ve empati kurarak iletişim kurmaları gerektiğini söyleyerek öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Tarhan, “Hiçbir zaman olumsuz duyguları satın almayın, her zaman olumluları cebinizde taşıyın” dedi.Açılış konuşmalarının ardından kongreye geçildi. İlk oturum; Bilgi Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Deniz Demirci öncülüğünde gerçekleşti. Doç. Dr. Barış Yılmaz; Cerrah Gözüyle Ergoterapi, Uzm. Psk. Hüma M. Çokakoğlu; Onkolojide Ergoterapi Uygulamalarının Psikolojik Açıdan Önemi, Prof. Dr. Banu Kuran; Romatoid Artrit Rehabilitasyonu ve Ergoterapi, Uzm. Fzt. Emre Erden; Kurumsal Hastanelerde Ergoterapi Departmanının Yaygınlaşması konusunda sunum gerçekleştirdi.Kongrenin ikinci oturumu ise Doç. Dr. Ergoterapist Ümit Uğurlu öncülüğünde gerçekleşti. Uğurlu;  Romatizmal Hastalıklarda Ergoterapi, Doç. Dr. Onur Noyan; Bağımlılık ve Ergoterapi, Ody. ve Kon. Boz. Uzm. Çiğdem Ergül; Çocuklarla Etkileşim ve iletişim Kurarken Bireysel Farklılıkların Etkisi, Dr. Fzt. Aymen Balıkçı; Nöromotor Bozukluklarda Ekolojik Perspektif konusunda sunum yaptı.Bağımlılık seçim midir yoksa hastalık mıdır?Konuşmasına katılımcılara, bağımlılığın seçim mi yoksa hastalık mı olduğunu sorarak başlayan Doç. Dr. Onur Noyan, ‘Bağımlılık ve Ergoterapi’ başlıklı sunumunda önemli paylaşımlarda bulundu. Bireyin sadece seçim yapıp denediğini söyleyen Noyan, deney sonrasında beynin verdiği tepkiye göre seçimine devam ederse meydana gelen şeyin kronik bir hastalık olarak adlandırıldığını ifade etti. Hastayı değerlendirdikten sonra tedaviyi uygulayıp 2-3 hafta sonra taburcu ettiklerini belirten Noyan, beyinde, seks yapmak, kitap okumak, resim yapmak gibi eylemlerde salgılanan dopamin hormonunun uyuşturucu madde kullanımında daha fazla salgılandığı söyledi ve ekledi. Noyan, “Beyin uyuşturucu maddeyi almadan mutlu olamaz ve bireyi yaşamdan uzaklaştırır. Bu değişimde beyin kendine yeni yollar buluyor ve günlük yapılan işlemlerden zevk alamaz hale getiriyor. Bağımlılık tedavisindeki asıl başarı, bağımlı kişiyi bir sonraki randevuya ikna etmektir” şeklinde konuştu.Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın öncülüğünde gerçekleşen 3’üncü oturumda Fzt. Ebru Sidar, Yetişkinlerde Travma ve Duygu Bütünleme İlişkisi, Erg. Muammer Aydoğdu Ergoterapinin Sinaptik Bağlantı Oluşumuna ve Miyelizasyona Etkisi, Uzm. Dilek Özdemir Geropsikiyatri Rehabilitasyonda Ergoterapi, Uzm. Fzt. Senem Dallıoğlu Serebral Persi'de Nörogelişimsel Müdahalelerin Değişen Yüzü, Öğr. Grv. Elif Konar Özkan Anlatıların; Masal ve Hikâyelerin Şifa Gücü adlı sunumlarını gerçekleştirdi.Kongrenin 4’üncü oturumu Dr. Öğr. Üyesi Fzt. Serkan Pekçetin moderatörlüğünde gerçekleşti. Pekçetin; Bebeklik ve Erken Çocukluk Döneminde Duyu Bütünleme Müdahaleleri, Öğr. Gör. Ümit Ertem; Seçilmiş İnsanlar; Özel Gereksinimli Çocuğun Ailesi Olmak, Arş. Gör. Gülşah Zengin Şizofreni Tanılı Birey Merkezli Ergoterapi Müdahale Programının Etkinliğinin Yaratıcı Beceriler Modeline Göre İncelenmesi, Öğr. Gör. Nilüfer Esin Berberoğlu Sanatın İyileştirici Gücü, Erg. İsa Kör Türk Ergoterapist Olarak Güney Amerika'daki Uygulanan Ergoterapi Gözlemleri adlı sunumunu gerçekleştirdi. MÜTEM-NUN Okulları Minik Dostlar Grubunun sunumlarıyla oturum sona erdi.“Bizleri çok küçük meblağlarla çalıştırıyorlar ve işimizi gasp ediyorlar”Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi bölümü mezunu İsa Kör, Türk Ergoterapist olarak “Güney Amerika'daki Uygulanan Ergoterapi Gözlemleri” konusunda yaptığı sunumda şunları söyledi: “Mezun olduktan sonra bir şeylerin yanlış olduğunu gördüm ve değiştirmek istedim. Bizleri çok küçük meblağlarla çalıştırıyorlar ve işimizi gasp ediyorlar. İnsanlık hayatında birbirimizi zengin-fakir, bilgili-cahil gibi tek bir çizgi ile ayırıyoruz. İnsanlar olarak kötü yönleri görmeye meyilliyiz. İnsanların iyi yönlerini görmeye körüz, kötü yönlerini arıyoruz. Mutluluğu unutup paraya sığınıyoruz. Ülke ülke gezip ergoterapinin başka ülkelerde nasıl uygulandığını inceledim” dedi.Kongrenin 5’inci oturumu ise Dr. Yeşim Ünveren öncülüğünde gerçekleştirildi. Ünveren, Beynin Nörobiyolojisi Yemeyi Nasıl Etkiliyor, Metabolik İhtiyacın Ötesinde Yeme Bozuklukları, Öğr. Gör. Erg. Shahram Mohseni; Otizmli Çocukların Rehabilitasyonunda İnterdisipliner Yaklaşım, Erg. Aslı Koçak; El Rehabilitasyonunda Sahadan Veriler, Erg. Mehmet Kaan İldiz; Teknolojik Rehabilitasyonun Ergoterapide Kullanım Potansiyeli, Kadriye Yağmurcu; Depresyon Tedavisinde Dans ve Yaratıcı Hareket Analizi adlı sunumunu gerçekleştirdi.Kongrenin 6’ıncı oturumu ise Dr. Öğr. Üyesi Emre Serdar Atalay öncülüğünde gerçekleştirildi. Öğr. Gör. Sümeyye Belhan; Adli Kurumlarda Ergoterapi Müdahaleleri, Öğr. Gör. Fzt. Yavuz Sultan Selim Kavrık; Üst Ekstremite Amputasyonlarında Ergoterapi Müdahaleleri, Erg. Sedanur Yılmaz; Dislekside Ergoterapi, Erg. Begüm Mine Doğan; Terapi Boyutunda İşaret Dili ve İşitme Engeli, Psk. Ebru Ayda Aktay Sanatın İyileştirici Gücü / Ebru Sanatının Terapötik Özelliği konularında sunum yaptı.Kongrenin son oturumu Dr. Öğr. Üyesi Fzt. Gülşah Kınalı öncülüğünde gerçekleşti. Kınalı; Pediatrik Rehabilitasyonda Bütünsel Yaklaşım: Nöroduyusal Mobilizasyon Terapisi, Op. Dr. Bekir Eray Kılınç; Ön Çapraz Bağ Yaralanmasında Uygulanan Ameliyat Tekniğinin Post-Operatif Rehabilitasyona ve Aktivite ye Etkisi, Öğr. Grv. Erg. Andrea Güvenç; Almanya ve Diğer Avrupa Ülkelerinde Ergoterapi, Ecem Tuğçe Akbulut; Müziğin İnsan Hayatına Etkisi, Erg. Emre Savaş; Türkiye'de Ergoterapistlerin Yeri ve Önemi ( İstatistik Veriler) adlı sunumunu gerçekleştirdi.Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın kapanış konuşması ardından 1. Ergoterapi Öğrenci Kongresi sona erdi.

24 NİS 2019

Üsküdar’da V. Endüstride Proses Güvenliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi, “V. Endüstride Proses Güvenliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan öncülüğünde gerçekleşen sempozyumda sektörün önde gelen iş sağlığı ve güvenliği uzmanları öğrencilerle bir araya gelerek deneyimlerini paylaştı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen sempozyuma, Tofaş Gövde Fabrika İş Sağlığı Uzmanı Taner Çetindaş, UNILEVER İş Güvenliği Müdürü Selimcan Menemencioğlu, Seyir Akademi İş Güvenliği Uzmanı Hülay Mutlu, İş Güvenliği Uzmanı Cüneyt Çakır, İnşaat Mühendisi Kamil Erdinç Diler, Makine Mühendisi Ahmet Altan Akbaş, Elemanlar Vakfı Başkanı Suat Hayri Akpınar, Karadeniz Holding İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre Koordinatörü Gökhan Güzel konuk oldu.  Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan sempozyumun açılış konuşmalarını Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun ve Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy yaptı.    Dr. Öğr. Üyesi Uçan: “İş kazalarından dolayı milyarca kaybımız var”Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, iş sağlığı ve güvenliğinin önemine dikkat çekti. Uçan ülkemizde yaşanan iş kazaları ve ihmallere değinerek alınması gereken tedbirleri belirtti. Uçan, “Meslek hastalıkları ve iş kazalarından dolayı milyarca kaybımız var. Bu kayıpları en aza indirmek için doğru eğitim verilmesi gerek bu kadar önemli bir konuda üniversitemiz Türkiye’de ilk defa iş sağlığı ve güvenliği laboratuvarı kurdu” dedi.Türkiye’de ilk Üsküdar’da kurulduUçan Türkiye’de ilk kez kurulan iş sağlığı ve güvenliği laboratuvarı ile ilgili bilgi verdi. Açılışı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından gerçekleşen laboratuvarda çeşitli doz ve ölçü aletleri mevcut. Bunun yanı sıra yüksekte çalışma, yangında çalışma ile ilgili çalışma sahaları var. Bu laboratuvarın oluşmasında firmalardan da destek aldık. Bu laboratuvar Türkiye’de iş güvenliği eğitiminin nasıl yapılması gerektiğine ile ilgili gerçek anlamda yapılan ilk model” şeklinde konuştu.Üsküdar Üniversitesi İSG Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları dolayısıyla oluşan kayıp gayri safi milli hasılanın %2-%3’ü kadar olduğu tahmin edilmekte olduğunu belirtti. Uçan, bu büyüklükteki bir kaybı önlemek için mutlaka çok yönlü mücadele gerektiğini söyledi.Uçan şunları söyledi: "Üniversitelerde İş Güvenliği konusunda bilim insanı yetişebilmesi için, Fen Bilimleri Enstitüsü altında İş Güvenliği Bilim Dalı açılması ve bunun altında da branşlar olması gerekmektedir. Bu gün için bu dalda çalışan bizlerin doçent olması mümkün olmamaktadır."Prof. Dr. Dursun: “İnsan hayatına güzel şeyler sunma imkân ve yeteneğine sahibiz”Prof. Dr. Şefik Dursun, iş kazalarına engel olmak için doğru eğitimin verilmesi gerektiğini vurguladı. Dursun, Türkiye’de yaşanan iş kazalarının nedenlerine değindi. Dursun, “Türkiye, iş güvenliği konusunda Batı’da yaşanan bilimsel araştırmaları, teknolojik gelişmeleri belli bir noktaya geldikten sonra takip ediyor. Herkes insan hayatına güzel şeyler sunma imkân ve yeteneğine sahip. Bu imkân ve yeteneklerden faydalanarak insanların hayatına güzel şeyler katmalıyız. Üsküdar Üniversitesi de milletine hizmet etme arzusu ile kalabalık bir öğrenci kitlesini eğitiyor” şeklinde ifade etti.Üsküdar Üniversitesi ön lisans, lisans ve lisansüstünde İş Sağlığı ve Güvenliği bölümleri bulunduğunu belirten Dursun, "Türkiye’de ilk defa kapsamlı “Prof. Dr. Hilmi Sabuncu İSG Laboratuvarı ve Eğitim Sahası’nı üniversitemizde kuruldu. Cuma günü sayın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından açıldı. İnsan hayatı ile ilgili bu dalda eğitimde mutlaka laboratuvar, staj, eğitim sahaları gerekmektedir. Uzaktan eğitimle bunun gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. Üsküdar Üniversitesi’nde İSG eğitiminde ekip olarak kaliteli hizmet verilmektedir. Bu da bu alanda üniversitemize olan ilgiyi arttırmaktadır" şeklinde konuştu.Prof. Dr. Atasoy: “İş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir!”Prof. Dr. Sevil Atasoy, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili uluslararası alanda yapılan çalışmalara değindi. Atasoy, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunu ifade ederek iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiren çok sayıda insan olduğunu belirtti. Atasoy, “Dünya’da her yıl 2 milyon 780 bin kişi iş kazaları ve meslek hastalıkları yüzünden yaşamını kaybediyor. Bunların 2 milyon 400 bini meslek hastalıklarından ölüyor ayrıca 374 milyon kişi de ölümle sonuçlanmayan iş kazalarının mağdurları. Hâlbuki herkes iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunu biliyor” dedi.İnsan doğası ile ilgili analizlere değinildiTofaş Gövde Fabrika İş Sağlığı Uzmanı Taner Çetindaş, “İnsan Doğası ile ilgili Analizler” konulu sunumunu yaptı. Kendisi ve iş yaşamı ile ilgili paylaşımlarda bulunan Çetindaş, insan doğası analizlerine değinerek sürücülerin zihinsel ve psikomotor becerilerini ölçen viyana testi ile ilgili bilgi verdi. Taner Çetintaş; “Human Nature&Viyana Testi” çalışanların yapacağı işlerde, istenen becerilerini belirleyecek Viyana testi uyguladıklarını belirten Çetintaş, "Bu testi yaparken İsveç değerlendirmesine göre sonuçları değerlendirdiğimizde hata payının çok olduğunu görerek, kendimize göre değerlendirme kriterleri oluşturduk. Beş yılda bir testleri tekrarlıyoruz, bu testle işe giriş ve ekipman kullananları değerlendiriyoruz" şeklinde konuştu.İhmal sonucu oluşan iş kazası örneklerine yer verildiUNILEVER İş Güvenliği Müdürü Selimcan Menemencioğlu, “Kapalı Alanlarda Güvenli Çalışma” konulu sunumunu yaptı. Kapalı alanlarda çalışmanın zorluğuna değinen Menemencioğlu, tedbirsizlik ve ihmalsizlik sonucu yaşamını yitiren iş kazası örneklerine yer verdi.Kapalı alanlara giriş belki de iş güvenliği alanındaki en karmaşık konuların başında geldiğinin altını çizen Selimcan Menemencioğlu, "çünkü doğru güvenlik önlemleri alınmazsa bu alanlar çalışanlar için bir ölüm tuzağına dönüşür. Kapalı alan tanımına bazen iskeleleri bazen 1,5 mt. derinlikteki çukurlarda girmektedir. Kapalı alanlara girişler kontrolü yapılmadır." şeklinde konuştuEndüstriyel kazaların etkileri tartışıldıSeyir Akademi İş Güvenliği Uzmanı Hülay Mutlu, İş Güvenliği Uzmanı Cüneyt Çakır ve Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Büyük Endüstriyel Kazaların Domine Etkileri ve Analizinin Bir Organize Sanayi Bölgesinde Uygulanması” konusunda sunum gerçekleştirdi. Endüstriyel kazaların etkileri tartışıldı.Programda, endüstriyel kazaların dinamo etkileri ve analizinin bir organize sanayi bölgesinde uygulanması” Seyir Akademiden Hülay Mutlu ve Cüneyt Çakır Üsküdar üniversitesinde Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan’ın tez danışmanı olduğu çalışmada bir organize sanayi bölgesinde fabrikalarda bulunan tanklar değerleri değerlendirilerek phast programı ile domino etkisi anlatıldı.Mutlu, tank sızıntıları salınım ve dağılım (toksik radyasyon ve patlama) ayrı ayrı incelenerek  alınan sonuçlar itfaiye ile paylaştı.Dönüşüm projelerinde güvenlik konuşulduKaradeniz Holding İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre Koordinatörü Gökhan Güzel, “Dönüşüm Projelerinde Güvenlik” konulu sunumunu yaptı. Güzel, dönüşüm projelerini değerlendirerek dönüşüm projelerinin önemini ele aldı.Karadeniz Holding'in 14 yüzer elektrik santralleri olduğunu (475 MVA) belirten Gökhan Güzel, ihtiyaç halinde birkaç ayda yeni santral kurabildiklerini bunun dünyada örneğinin olmadığını belirtti. Güzel, yakıtın yerel sağlayacılarından alınarak yerine 135 Kv ile elektrik enerjisi verildiğini soğutma suyunun deniz saunasına zarar vermeyecek şekilde +4 derece olarak verildiğini söyledi.Güzel, ayrıca patlama veya yangın için özel önlem aldıklarını statik için eş potansiyel uyguladıklarını ifade etti.“Basınça Ekipmanlarında Yaşanan Büyük Endüstriyel Kazalar”İş Müfettişi Dr. Baran Akınbingöl kaza nedenlerinin paylaşılması ve kök nedene inilmesi gerektiğini belitti. Kazanın büyüklüğüne göre firmalarda Genel Müdürün dahil kaza incelemeye katıldığını belirten Akınbingöl "Kazalar ceza ve hukuk alanları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Olayların kök nedenine inilmeli ve kaza olaylarının sonuçları araştırılıp yayınlanmalıdır. Kriterler belirlenerek doğru karar verilmelidir" şeklinde konuştu.Etkinlik soru cevap ardından sona erdi.

22 NİS 2019

Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencileri beyaz önlüklerini giydi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi 1 ve 2’nci sınıf Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencileri önlük giyme heyecanı yaşadı. Beyaz önlük giyme törenine öğrencilerin aileleri de katıldı.Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mesut Karahan öncülüğünde gerçekleştirilen tören Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda yapıldı.Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende Üsküdar Üniversitesi Kurumsal filmi izlenmesinin ardından açılış konuşmaları gerçekleştirildi.“Öncelikli amacımız nitelikli birey yetiştirmek”Açılış konuşmasını gerçekleştiren Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mesut Karahan, önlük giyecek öğrenciler adına çok heyecanlı olduğunu dile getirerek, şu ifadeleri kullandı: “İnsanların hayatlarında unutamadığı bazı anlar vardır. Siz de beyaz önlüklerinizi giydiğiniz bu günü asla unutmayın. Bizim amacımız nitelikli akademisyen ve diyetisyen yetiştirmek. Fakat bunlardan önceki asıl amacımız nitelikli birey yetiştirmek” dedi.“Önlüklerinizi menfaat ve çıkar uğruna kirletmeyin”Karahan, sözlerinin devamında önlük giyen öğrencilere şu öğütlerde bulundu: “Mesleğe bugün adım atacaksınız. Etik ve ahlaka bağlı kalarak işinizi yapın ve eğitimi asla bırakmayın. Kendinizi sürekli geliştirin. Bu önlüklerinizi menfaat ve çıkar uğruna sakın kirletmeyin” ifadelerini kullanarak öğrencilere ileriki meslek hayatlarında başarılar diledi. Törenin devamında Prof. Dr. Sevda Asqarova, Doç. Dr. Mesut Karahan, Dr. Öğrt. Üyesi Pınar Hamurcu Varol, Dr. Öğrt. Üyesi Aziz Erdoğan, Öğrt. Gör. Canan Uysal, Öğrt. Gör. Belgin Gökçe, Öğrt. Gör. Sabiha Keskin tarafından öğrencilere beyaz önlükleri giydirildi.Hatıra fotoğrafı çekiminin ardından tören sona erdi.

20 NİS 2019

Türkiye’nin ilk “İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarı” Üsküdar Üniversitesinde açıldı

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarı ve Eğitim Sahası, Üsküdar Üniversitesinde açıldı. Türkiye’nin ilk İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarının açılış töreni, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un katılımları ile gerçekleşti. Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyan, “Prof. Dr. Hilmi Sabuncu İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarı ve Eğitim Sahası”, 19 Nisan 2019 Cuma günü, Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesinde açıldı.Açılışı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk yaptıBu yıl 6.’sı düzenlenen Bilim ve Fikir Festivali Ödül Töreni’ne katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, program sonunda Türkiye’nin ilk İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarının açılışını da gerçekleştirdi. Laboratuvarı gezen Selçuk, yetkililerden laboratuvarla ilgili de bilgi aldı. Bakan Selçuk, burada baretli İSG öğrencileriyle fotoğraf da çektirdi.“Uzaktan eğitim ile bu alanda insan yetiştirmek mümkün değil”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şunları kaydetti:“Bugün Sayın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Zehra Zümrüt Selçuk’un katılımı ile Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümüne bağlı ‘Prof. Dr. Hilmi Sabuncu İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarı ve Eğitim Sahası’nın açılışı yapıldı. Türkiye’de bu konuya yönelik ilk laboratuvar ve eğitim sahası olarak uygulamalı eğitim imkânı sunulacaktır.”“İSG’de uygulamalı eğitim çok önemli”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da yer aldığı törende Tarhan ise;“İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimi insan sağlığıyla doğrudan bağlantılı olduğu için uzaktan verilen eğitim, muhakkak dokunarak, uygulamalı olan eğitimle desteklenmelidir. İdeal olan eğitim uygulamalı olarak verilmesidir. Açılışını gerçekleştirdiğimiz bu laboratuvar bu anlamda büyük önem taşımaktadır. ‘Prof. Dr. Hilmi Sabuncu İş Sağlığı ve Güvenliği Laboratuvarı ve Eğitim Sahası’nın oluşmasına katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz” İfadelerini kullandı.

17 NİS 2019

Katedral yangını önlenebilir miydi?

Gotik mimarinin en önemli yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali’nde meydana gelen yangın, güvenlik sistemlerinin önemini bir kez daha gün yüzüne taşıdı. Bu yangının dünya çapında bir kayıp olduğunu ifade eden uzmanlar, katedraldeki algılama sisteminin mevcut; yangın algılama sistemlerinin çalışır halde tutulmasının önemini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İş Sağlığı ve Güvenliği Yüksek Lisans Programı Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce, dünyanın en önemli mimari yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali yangını ve mimari binaların güvenlik sistemleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.Kasten yakılma ihtimali göz ardı edilmemeli“Yangının çıkış sebebi henüz belli değil, renovasyon ve restorasyon çalışmaları işlemleri sebebi ile kasıtsız olarak başlamış olabileceği ihtimali üzerine soruşturmaların bu yönde sürdürüldüğü bildiriliyor” diyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kasten yakılma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.“Kanserin dördüncü evresi gibi”“Yaklaşık 850 yıllık bu dünya mirası binanın total boyutta yanması dünya çapında bir kayıp” diyen Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce,“Binanın iç kısmının ahşap olduğu anlaşılıyor. Algılama sisteminin mevcut olduğu ama yetersiz olduğu anlaşılıyor. 18:20 deki ilk sinyalde algılanan adresin tespit edilememesi kabul edilemez bir eksiklik. Tespit edilebilseydi başlangıçta, küçükken ve çok az bir zararla söndürülebilirdi. İkinci alarmda başlangıç adresi tespit edilebilmiş ama arada 23 dakika var. Böyle bir ahşap bina yangınında 23 dakika çok geç algılama ‘too late’ (kanserin dördüncü evresi gibi) anlamına gelir. Katedral yangınının devasa tahribatında en önemli neden bu çok geç algılamadır. Tüm tarihi binalarda yangını gecikmeden algılayacak sistemlerin aksaksız çalışır halde tutulması son derece önemlidir. Hatta elektrik pano dolapları gibi ilgili bölümlere çok erken algılama (VESDA: Very Early Smoke Detection) sistemleri kurulabilir” şeklinde konuştu.Katedral binasında uygun sprinkler sistemi olmalıydıÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İş Sağlığı ve Güvenliği Yüksek Lisans Programı Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce, “Bina ahşap olduğu için, yangında kor oluşacağı için ve ayrıca içeride devasa hacim, yani hava büyüklüğü faktörü çok fazla olduğu için boğucu söndürme sistemleri etki edemez, su buharı dahil hiç bir tür söndürme gazı ile katedral iç hacminde total söndürme gazı sistemi ve boğma yöntemi uygulanamaz” diyerek, sözlerini şöyle tamamladı:“Otomatik yağmurlama (sprinkler) sistemi bu tip tarihi binalara uygun olarak tasarlanırsa çıkacak ve kor oluşturacak yangınlar söndürülebilir, elbette suyun vereceği biraz zarar olacaktır ama yanmaktan koruyacaktır. Bu katedral binasında uygun sprinkler sistemi olmalıydı. Olsaydı çıkan yangını %94 başarı ile söndürürdü.”

17 NİS 2019

Yelekçi: “Koruyucu anneliği AVM anneliği olarak görmeyin”

Üsküdar Üniversitesi ile Kalben (Koruma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile) Derneğinin ortaklaşa düzenlediği “Koruyucu Aile Farkındalık Paneli”  Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi.Panele Kalben Derneği kurucusu Pelin Çalışkanoğlu, Kalben Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Müge Canan Yelekçi, Koruyucu Aile ve Evlat Edindirme Birimi Şube Müdürü Ahmet Emin Baysal ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Abdülhakim Beki panelist olarak katıldı.Dünyada üzerindeki nüfus itibarıyla baktığımız zaman 0-18 yaş arasındaki çocukların korunmaya ihtiyacı olan, risk altında bulunan çocuklar olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Abdülhakim Beki, korunmaya ihtiyacı olan çocukların sosyal devlet anlayışının da gereği olarak devlet koruması ve güvencesi altına alındığının altını çizdi.“Kurumlar çocukların gideceği en son nokta olması gerekiyor”Dr. Öğr. Üyesi Beki, “Biz sosyal hizmet perspektifinden baktığımız zaman kurumlar elbette olmalıdır fakat kurumlar çocukların gideceği en son nokta olması gerekiyor. Yani çocukların biyolojik, psikolojik, sosyal ve manevi olarak mutlu olabilecekleri, gelişimlerini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilecekleri en güzel mekân bir ailenin yanında bakımını sağlayabilmektir. Bu, öz ailesi olamıyorsa da ikinci dereceden akrabalarının yanında kalması, bu da mümkün değilse koruyucu aile modeliyle çocukların bakımlarını sağlayabilmek gereklidir” dedi.“Yaşama hakkı başta olmak üzere pek çok hakkı güvence altına alınıyor”Sosyal hizmet perspektifinden Aile Bakanlığı, Sosyal Hizmetleri Bakanlığı ve koruyucu aile sistemi noktasında konuşan Ahmet Emin Baysal, “Bulunduğu toplumda normal kabul edilen bir aile yaşantısını elde edemeyen çocuklar diyebiliriz. Zaten sosyal hizmetlerin temelinde de normal kabul ettiğimiz çizgiyi yakalayamamış, normal hayat standartlarını elde edememiş, dezavantajlı gruplar dediğimiz gruplar temel hedef kitlemizdir. Bu şekilde bir insanın en temel hakkı olan yaşama hakkı başta olmak üzere, pek çok hakkı bu şekilde güvence altına alınıyor” ifadelerini kullandı.“Yaraları sarmaya başlayınca dünyada tek olmadığımı anladım”Altı aylıkken parkta çimlerin üzerinde bulunduğunu, koruyucu ailesiyle rastlantısal bir şekilde denk geldiğini söyleyen Çalışkanoğlu, üniversitede hayat deneyimini paylaştığı hocasının “Kendi yaranı sarabilmek için kendi benzer hikayene sahip arkadaşlarını bulmak zorundasın. Hem onların yaralarını, hem de aslında kendi yaralarını saracaksın. Ben sana çocuk dramasının nasıl yapıldığını öğreteceğim, sen de giderek kurum bakımında kalan çocuklarla bunu paylaşacaksın.” Dediğini söyledi ve “Aslında benim için işin sırrı ve sihri buymuş. Çocuklarının yaralarını sarmaya başlayınca dünyada tek olmadığımı anladım.” şeklinde konuştu.İşin ebeveyn kısmını anlatan Müge Canan Yelekçi ise bir insanın, bir annenin koruyucu aile olmadan hangi aşamadan, hangi ruh halinden geçtiğinden bahsetti. Bu işte altın kuralın çocuk sevmek olduğunu söyleyen Yelekçi, “Sadece kendi genetiğinizden olan çocukları değil, tüm çocukları sevebilme kapasitenizin olması ve bu kapasiteye içinizde güvenebilmeniz lazım” dedi.“AVM anneliği olarak görmeyin!”Çocuklu hayatın çocuksuz hayattan çok farklı olduğunun altını çizen Yelekçi, ailenin buna hazır olması gerektiğini ve bunun için çocuk sevmesi gerektiğini söyledi. “Hiçbir zaman koruyucu anneliği ben çocuğumu giydireceğim, elinden tutup AVM’lerde dolaştıracağım deyip, AVM anneliği olarak görmeyin. Çünkü bu çocukların farklılıkları var. Birebir anne ve baba sevgisinden, şefkatinden yoksun kalmış çocuklar” şeklinde konuştu.Panel, soru cevap kısmının ardından Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdullah Karatay’ın panelistlere Hisseden İnsan heykelini vermesinin ardından sona erdi.

11 NİS 2019

Bilinçli Anne – Güvenli Çocuk eğitimlerinde sona gelindi

Üsküdar Üniversitesi ve Tuzla Belediyesi işbirliği ile düzenlenen Bilinçli Anne-Güvenli Çocuk Eğitim Programı” eğitimlerinde sona gelindi. Eğitim kapsamında şuana kadar bin 439 çocuk ve bin 549 anne eğitimlerden yararlandı.Annelere ve çocuklara bilinçli, güvenli, güçlü bir gelecekGeçtiğimiz aylarda Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı tarafından imza altına alınan protokol kapsamında Tuzla’da anneler ve çocuklara bilinçli ve güvenli bir gelecek için harekete geçilmişti.Tuzla Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından, Üsküdar Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirilen projede; akademisyenler, çocuk gelişim uzmanları, sosyal hizmet uzmanları ve hemşireler eğitim verdi.Her ay 3 kur süren eğitimler verildiEğitim Merkezlerinde; her ay 1 kez ve 2’şer saat olmak üzere, toplamda 3 kur süren eğitimler verildi.3-6 yaş arası çocuklar için eğitim oyunlarıyla desteklemiş olan projede, çocukların gelişimlerini göz önünde bulundurup onları geleceğe hazırlama hedeflendi.Anneler için de verilen eğitimlerde, annelerin en sık karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak ve bu konuda onları doğru davranışlara yönlendirmek amaçlandı.Anneler için; dürtü kontrolü ve çocuk ruh sağlığı, çocuk cinsel sağlık eğitimi, çocuklarda özgüven kazandırma yöntemleri çocuklar için de eğitim oyunları konularında eğitimler verildi.

11 NİS 2019

Üsküdar Fizyoterapi ilk mezunlarını veriyor!

2018-2019 eğitim öğretim yılında ilk mezunlarını verecek olan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri için temsili mezuniyet töreni düzenlendi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen törene Fizyoterapi ve Rehabilitasyon 4’üncü sınıf öğrencileri ve ailelerinin yanı sıra bölüm akademisyenleri de katıldı.Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törenin açılış konuşmasını Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü 4. sınıf koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu yaptı.“Öncelikli teşekkürüm ailelere”Konuşmasının başlangıcında bölüm olarak ilk mezunlarını vermenin gururunu yaşadığını dile getiren Erdoğanoğlu, büyük emekler vererek evlatlarını kendilerine emanet eden ailelere teşekkürlerini iletti.“Bütün çabamız iyi öğrenci yetiştirmek için”Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya ise duygularını şu cümlelerle ifade etti;  “Son sınıf öğrencileriyle biz hep kavga ettik. İlk günden bugüne kadar hep öyle oldu. Sebebimiz onların iyi yetişmesi, bizim aldığımızın eğitimin aynısını hatta daha iyisini almalarını istememizdi. Bizim bütün stresimiz bu çocuklar mezun olduklarında Üsküdar Üniversitesinde iyi fizyoterapistler yetiştiğini bilmemiz ve çevreden bunu duymak istiyor oluşumuzdan kaynaklı. Onlar benim ve bütün ekip arkadaşlarımın gözbebeği. Bu mesleği yapıyor olmak, insanlara iyi bir şekilde dokunuyor olmak çok güzel bir şey. Bu duyguyu doya doya yaşayın” dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka da yaptığı konuşmada kurum olarak verilen eğitimin yanı sıra bu konuda ailelerin yadsınamaz bir desteğinin olduğunu vurgulayarak, öğrencilerin mezuniyetlerini tebrik etti.Açılış konuşmalarının ardından Üsküdar Üniversitesi müzik kulübünün gerçekleştirdiği müzik dinletisi ile öğrenciler ve aileleri keyifli anlar yaşadı.Öğrencilere temsili diplomalarının takdiminin ardından çektirilen hatıra fotoğrafı ile tören sona erdi.

09 NİS 2019

Ergoterapi mezun toplantısının ikincisi gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova öncülüğünde düzenlenen Geleneksel Ergoterapi Mezunları Toplantısı, Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler, ergoterapi bölümü öğrencileri ve mezunlarının katılımlarıyla gerçekleştirildi.İkinci Ergoterapi Mezun Toplantısını gerçekleştiklerini belirten Prof. Dr. Sevda Asqarova, mezunları misafir etmekten çok mutlu olduklarını ifade etti. Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler de mezunlar için yapmak istediği etkinliklerden ve yeni yapılanmaya giren derneklerinden bahsetti. 2015 yılında kurulan derneği anlatan Gözler, mezunlar için de Erasmus sürecini başlatmak istediğini belirtti.Mezunlar yaşadıklarını anlattıErgoterapi bölümü mezunu Mehmet Kaan İldiz, iki dalda yaptığı yüksek lisans programından, yeni yapılanmakta olan ‘Sanal Gerçeklik’ projesinden, çalıştığı kurumdan ve yapmak istediklerinden bahsetti.Üniversitenin işaret dilindeki eğitimi ile konuşulan öğrencisi Begüm Mine Doğan da işaret dili eğitimlerini farklı üniversitelerde verdiğini, bitirme projesinde konu alan işaret dilinin kendi hayatı için büyük bir yerde olduğunu, federasyon tarafından tescilli bir işaret dili eğitmeni olarak atandığını anlattı. Yüksek Lisansını Nörobilim üzerine yapan Doğan, ergoterapi mesleğinin geleceğinden bahsetti.“Ergoterapi mesleğinin önü açık” Bölümün ilk mezunlardan NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde Ergoterapist olarak çalışan Muammer Aydoğdu ise, ergoterapi bölümü ilk açıldığında klinik için çok emek verdiklerini ve öğrencilik anılarını anlattı. Çalıştığı yerden çok memnun olduğunu ifade eden Muammer Aydoğdu ergoterapi mesleğinin önünün açık olduğunu ve bunu çalıştığı kurumda her defasında gördüğünü belirtti. Onu dinleyen bölüm öğrencilerine meslek hayatı ile ilgili tavsiyelerde bulundu.Yüksek lisansını ergoterapi üzerine yapan, Muhammed Rohat Yazıcı da kişinin lisans mezunu olduğu okulun öneminden bahsetti. Üsküdar Üniversitesine duyduğu aidiyet duygusunu anlatan Yazıcı, mezun olduğu okulu sevdiğini, yeni dönemde ergoterapi bölümüne araştırma görevlisi olarak alındığını söyledi.Rabia Hamza da mezun olduğundan bu yana iki farklı kurumda çalıştığını söyledi ve iş hayatındaki maceralarını bölüm öğrencileri ile paylaştı. Çalıştığı kurumla ilgili bilgiler veren Hamza, kurumdaki memnuniyetini anlattı ve özel eğitim kurumlarında çalışmanın öneminden bahsetti.  Son olarak sözü alan İsa Kör, dördüncü sınıfta okurken aynı zamanda çalıştığını ve bu durumun ona çok şey kattığını ifade etti. Mezuniyetinden sonra bir kliniğin kuruluşuna önemli katkılarda bulunduğunu belirten Kör, hayatının iyilik ve karşılık verme üzerine kurulu olduğunu belirtti. Güney Amerika’ya yaptığı gezide birçok kurumda gönüllü çalıştığını, kültürel farklılıkların ve ekonomik yapılanmaların bireyleri nasıl etkilediğine ilişkin paylaşımlarda bulunan Kör, yakın zamanda on beş günlüğüne Afrika’da bir yardım kuruluşuna gönüllü destek vermeye gideceğini ve şu sıralar ise özel olarak çalıştığını söyledi.Etkinlik, ergoterapi bölümü öğrencileri ve mezunlarının Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile görüşmesinin ardından toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

08 NİS 2019

Hareketsiz yaşam omurganın yükünü artırıyor!

“Omurga Sağlığı Sempozyumu”, 6 Nisan 2019 tarihinde Üsküdar Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Alanında uzman birçok akademisyenin yer aldığı sempozyumda, “instabiliteler” konusu ele alındı. Omurga sorunlarının, günümüzde yaşam kalitesini en çok etkileyen durumlardan biri olduğunu belirten uzmanlar, omurga instabilitelerinin ağrı ve fonksiyon kısıtlanmalarına yol açarak, günlük yaşamın sürdürülmesini olanaksız hale getirebildiğine dikkat çekti. Omurga Sağlığı Sempozyumu, 6 Nisan 2019 Cumartesi günü, Üsküdar Üniversitesinde düzenlendi. Alanında uzman birçok isim, “instabiliteler” konusunun ele alındığı sempozyumda bir araya geldi. Sempozyumun açılış konuşmasını, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun gerçekleştirdi.Sempozyum başkanlığını Prof. Dr. Serdar Kahraman ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu’nun yürüttüğü sempozyumda, “Servikal Bölge  İnstabiliteleri”,  “Lumbal Bölge İnstabiliteleri”,   “Spinopelvik Bölge İstabiliteleri” ve “ Omurga İnstabilitelerinde Rehabilitasyon Yaklaşımları Diğer Yöntemler” başlıklı oturumlar düzenlendi.Omurga instabiliteleri, fonksiyon kısıtlanmasına yol açıyor         Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, instabiliteler hakkında şu bilgileri verdi:                             “Omurga sorunları, günümüzde yaşam kalitesini en çok etkileyen durumlardan biridir.  Sağlıklı bir omurga, üzerine binen yükler altında hem omurilik hem de sinir köklerine zarar vermeyecek kadar yer değiştirme yeteneğine sahiptir. Hareketsiz yaşama bağlı kas desteğinin azalması, travmalar ve yaşlanma gibi nedenlerle omurgamızın yük taşıma fonksiyonunda ortaya çıkan aksamalara kısaca ‘instabilite’ diyoruz. Omurga instabiliteleri, ağrı ve fonksiyon kısıtlanmasına yol açarak, kimi zaman günlük yaşam aktivitelerinin sürdürülmesini dahi olanaksız hale getirir.”İlk amaç, omurgaya yönelik egzersiz uygulamaları olmalıTanı ve tedavi sürecinin iş gücü kaybının yanı sıra zaman ve maliyet anlamına da geldiğini ifade eden Yıldız Erdoğanoğlu,  “Bu nedenle sürecin çok katmanlı yürütülmesi, yani ilgili tıp bölümlerinin ortak çalışması gerekmektedir. Hastaların mümkün olduğunca cerrahi tedavi olmaksızın,  omurgaya yönelik özel egzersizlerin uygulanması ile günlük yaşamına geri döndürülmesi ilk amaç olup, cerrahi tedavinin geciktirilmesi ya da cerrahi tedavi uygulananların iyileşme sürelerinin kısaltılması diğer amaçlardır. Yine cerrahi tedavi yöntemin farklılığına göre uygun fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının uygulanması gerekmektedir. Bu sempozyum multidisipliner olarak, yani çok katmanlı bakış açısıyla omurga instabilitelerini güncel yaklaşımlarla irdeleyecektir. Tanı ve tedavi yaklaşımları hem cerrahi, hem de fizyoterapi ve rehabilitasyon modaliteleri yönünden katılımcılara aktarılacaktır” şeklinde konuştu.Alanında uzman birçok isim, bu sempozyumda buluştuÜsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesinde gerçekleşen sempozyumda, Prof. Dr. Serdar Kahraman, Prof. Dr. Erkan Kaptanoğlu, Prof. Dr. Filiz Can, Prof. Dr. Deniz İnal İnce, Prof. Dr. Ekin Akalan, Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, Dr. Öğretim Üyesi Çetin Sayaca, Doç. Dr. Sevil Bilgin, Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Özkeskin, Doç. Dr. Merit Enercan, Uzman Fizyoterapist Mahmut Çalık, Prof. Dr. Semin Akel, Dr. Öğretim Üyesi Serkan Usgu, Uzman Fizyoterapist Mesut Selami, Uzman Fizyoterapist Görkem Dizdar, Fizyoterapist Çağlar Türetken ve Fizyoterpist  Zafer Aksungur konuşmacı olarak yer aldı. 

25 MAR 2019

Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kutlandı

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova önderliğinde düzenlenen “Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü” etkinliğine ADER (Alternatif Yaşamı Destekleme Derneği) kurucusu Saruhan Singen ve beraberinde gelen downlu bireyler katıldı.Etkinliğin açılış konuşmasını Prof. Dr. Sevda Asqarova yaptı. Şişli Down Cafe ve ADER kurucusu Saruhan Singen ile Down Cafe üyesi downlu bireyler de Ergoterapi öğrencilerine tanıtıldı. Güney Yerleşke Şehit Duha Beker Salonunda gerçekleşen etkinliğe öğrenciler tarafından büyük ilgi gösterildi.Down Cafe açma serüveni anlatıldıAçılış konuşmalarının ardından konuşmasına kendini tanıtarak başlayan Saruhan Singen, 37 yıl önce doğan kız çocuğunda mental problemler yaşadığını ve daha sonrasında ADER vakfını kurduğunu anlattı. Yaptığı belediye ziyaretlerinden ve çabalarından bahseden Singen, sonunda Down Cafe’yi açma serüvenlerini anlattı.“Her şehre Down Cafe açılmalı”Formatı mental problemlere sahip, Down Sendromu içeren ve otizm hastası olan bireylerin çalışan kadrosunu oluşturduğu Down Cafe’nin çalışmalarından bahseden Singen, bu konseptli bir cafe açma fikrinin büyük ilgi gördüğünü ve defalarca başka şehirlerden kendisi ile irtibata geçtiklerini belirtti. Belediye Başkanının desteği ile daha büyük işler yapabileceğine inandığını söyleyen Singen, sadece İstanbul’da bile 25 taneden fazla Down Cafe’ye ihtiyaç olduğunu, diğer şehirlerde mutlaka açılması gerektiğini vurguladı.Sadece bir cafe olmadıklarının altını çizen Singen, aynı zamanda işaret dili eğitimi verdiklerini, gösteri ekibi çıkarttıklarını ve drama gibi etkinlikler yaptıklarını dile getirdi.“Sadece bir gün değil her gün bizim günümüz”“Sadece bir gün değil her gün bizim günümüz” diyen Singen, 21 Mart’ı tek başına kabul etmediğini ifade etti. Prof. Dr. Sevda Asqarova’ya Ergoterapistlerle seve seve iş birliği yapabileceğini söyleyen Saruhan Singen, teşekkürlerini iletti.Down Cafe’de çalışan iki downlu ise Down Cafe’de geçirdikleri bir günü anlattı. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova ve Ergoterapi öğrencilerinin sorularını cevaplayan ikili, bu işi çok sevdiklerini ve üniversiteye gelmekten çok mutlu olduklarını da sözlerine ekledi.Konuklar daha sonra Ergoterapi öğrencilerinin işaret dili ve ritim eğitimine davet edildi.Her Cumartesi gerçekleşen bu eğitime geleceklerinin sözünü veren öğrenciler, Şişli Down ve Tebessüm Kurumlarında çalışması yapacaklarını planladı. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yrd. Dr. Öğretim Üyesi Abdülhakim Beki tarafından Ergoterapi Bölümü adına misafirlere fidanlık belgesi ve çiçek takdim edildi.Davetliler son olarak Prof. Dr. Sevda Asqarova’nın eşliğinde yemek yedi.

20 MAR 2019

Çatakoğlu: “İskele demir yığını değil can demektir”

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği 1 Konu 1 Konuk programının 15. Oturumu Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşti.Programa konuşmacı olarak Yüksek Endüstri Mühendisi, Afix Proje Koordinatörü Koray Özalp ve Öğr. Gör. Burak Çatakoğlu katıldı.Programda “Yeni yönetmelik değişikliğiyle güvenli iskele kurulumu ve yüksekte çalışma”  üzerine bilgiler verildi.“İş sağlığı ve güvenliği ciddi bir eğitim gerektiriyor”İş yerlerindeki kazalardan bahseden Öğr. Gör. Burak Çatakoğlu iş sağlığı ve güvenliği konusundaki ihmallere değinerek şunları söyledi: “İş sağlığı ve güvenliği ciddi bir eğitim gerektiriyor.  Eğitim, kazalardaki riski azaltır. Özellikle bugünkü konumuz olan iskele kurulumu ve yüksekte çalışma konusunda bilgilenmeye ihtiyacımız var” dedi.“Bahsi geçen konu insan canı”Günümüzde en büyük ihmallerin iskele kurulumlarında olduğunu söyleyen Çatakoğlu, aslında en çok önemin iskelelere verilmesi gerektiğini dile getirdi.  Çatakoğlu sözlerinin devamında iskele deyince herkesin aklına demir yığınları geldiğini, aslında burada bahsi geçen konunun insan canı olduğunu vurguladı.Programın sonundan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, katılımlarından dolayı Koray Özalp ve Burak Çatakoğlu’na plaket takdim etti.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

20 MAR 2019

2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Beyin Haritalama Vakfı tarafından 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü’ne layık görüldü. Liderlik ödülü sahiplerinin arasındaki tek Türk olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ödülü, Los Angeles'ta düzenlenen törende takdim edildi. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görülmüştü.ABD merkezli Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation) tarafından düzenlenen Yıllık Dünya Beyin Haritalama Kongresi’nde dünyanın önde gelen 800'den fazla bilim insanı buluştu.Los Angeles Kongre Merkezi’nde düzenlenen 2019 Dünya Beyin Haritalama Kongresi kapsamında; İnsani Yardım Ödülü, Tıpta Öncü Ödülü, Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ve Golden Axon Liderlik Ödülü sunuldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Liderlik Ödülü’ne layık görüldü 2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri; stratejik programlar, küresel iş birlikleri ve ortaklıklar yoluyla vakıf ve vakıf misyonu hakkında farkındalık yaratmadaki rolleri ile Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. Jeff Wang, Harry Kloor, Oyuncu, Yönetmen ve Yapımcı Sean Stone’a takdim edildi.2019 İnsani Yardım Ödülü, küresel insani ve hayırsever çalışmaları dolayısıyla Dr. Deepak Chopra; Tıpta Öncü Ödülü, Avrupa İnsan Beyin Projesi'nin bilimsel direktörü olarak rol aldığı çalışmaları ve insan beyninin 3B atlasını geliştirmesi nedeniyle Dr. Katrin Amunts ve Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ise Musküler Distrofisi olan binlerce hastanın hayatını kurtaran ve hayat kurtarıcı ilaçların tanıtılmasındaki çabaları için Fransız Musküler Distrofisi (AFM) Telethon'una verildi.Öncü olan ve liderlik gösteren kişilere sunuluyor   Prof. Dr. Nevzat Tarhan, liderlik ödülü takdim edilen isimler arasında tek Türk oldu. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görüldü.Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation), yıllık toplantıları birçok faklı disiplinden bilim adamlarını, doktorları ve mühendisleri bir araya getiriyor.Bunun yanı sıra nörolojik bozukluğu olan siviller ve yaralı askerlerin bakım ve tedavisi her zaman ön planda yer alıyor. Bu kapsamda hayat kurtaran multidisipliner klinik denemeler de gerçekleştiriyor. Bu organizasyon, her yıl hayırseverlerin yanı sıra bu alanda öncü olan ve liderlik gösteren kişilere ödül veriyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü töreninde Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Aylin Şenyüz Eleveld ile de bir süre görüştü.Ödül töreninden görüntüler için;Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Töreninde gösterilen filmi için:2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri ile ilgili bilgi için;

18 MAR 2019

Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenciye staj imkânı!

Üsküdar Üniversitesi; Psikolojiden, Diyalize; Anesiteziden, Radyoterapiye; Sağlık Yönetiminden, Otopsi Yardımcılığına; Fizyoterapi ve Rehabilitasyondan, Ebeliğe; Dil ve Konuşma Terapisinden, Çocuk Gelişimine kadar birçok bölümde eğitim gören öğrencilerine kamu ve özel hastanelerde staj ve tecrübe imkânı sağlıyor. Başta Üsküdar Üniversitesi’nin bilim ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere birçok kurumda tecrübe kazanan öğrenciler, iş hayatına donanımlı bir şekilde hazırlanıyor.Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine staj imkânı sağlıyor. Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenci, bu yıl başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, kamu & özel hastaneler, rehabilitasyon merkezi, eğitim evi, itfaiye vb. birçok kurum ve kuruluşta staj yaparak tecrübe kazanıyor.3 bin 156 öğrenci staj yapıyor! “Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Fizyoterapi Ön Lisans, Ağız ve Diş Sağlığı, Anestezi, Yaşlı Bakımı, Radyoterapi, Diyaliz, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri, Tıbbi Dökümantasyon ve Sekreterlik, Sosyoloji, Sosyal Hizmet, Sağlık Yönetimi, Sağlık Bilgi Sistemleri, Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Psikoloji, Patoloji, Otopsi Yardımcılığı, Odyometri, Odyoloji,  Elektronörofizyoloji, Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon, Biyomedikal, Çocuk Gelişimi, Dil ve Konuşma Terapisi, Ebelik, Ergoterapi, Evde Hasta Bakımı, Gıda Teknolojisi, Ameliyathane Hizmetleri, Acil Durum ve Afet Yönetimi, Hemşirelik, İlk ve Acil Yardım, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği” bölümlerinden bu yıl 3 bin 156 öğrenci, birçok hastane ve kurumda staj yaparak, tecrübe kazanma fırsatı buldu.Kamu & özel hastanelerde tecrübe fırsatıÜsküdar Üniversitesi öğrencileri, başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, Sultanbeyli Devlet Hastanesi, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin de aralarında bulunduğu birçok hastane ve kurumda iş hayatına hazırlanıyor.Öğrenciler, akademik hayatlarında öğrendikleri teorik bilgileri, uygulama alanlarında bire bir görme şansını yakalıyor.  

18 MAR 2019

Onkoloji hemşiresi ne yapar?

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencileri, Anadolu Sağlık Merkezinden Uzman Hemşire Sevgi Aktaş’ı ağırladı. Aktaş, onkoloji hemşireliği ve tedavi yaklaşımları, kemoterapi ve ilaç hazırlama aşaması ve vaka yönetimine dair önemli paylaşımlarda bulundu.Aktaş, onkoloji hemşireleri hakkında bilgi verdiÜsküdar Üniversitesi Çarşı yerleşke Emir Nebi 2 salonunda gerçekleşen “Onkoloji ve Tedavi Yaklaşımları” konulu programın konuğu, Anadolu Sağlık Merkezinden Uzman Hemşire Sevgi Aktaş oldu. Aktaş, onkoloji hemşirelerini belirli aşamalardan geçirerek seçtiklerini, sonrasında oryantasyon programları verdiklerini ve çalışacağı birimi kendi tercihine bıraktıklarını söyledi. Aktaş onkoloji hemşirelerinin çalıştıkları alanlara ilişkin de bilgi verdi: Aktaş, “ Kemoterapi, kitve onkoloji bölümünde yatan hasta katında, primer ve ilaç hazırlama hemşireliğinde, vaka yönetiminde,  navigatör ve bölüm hemşireliği gibi bölümlerde görev alabiliyorlar” dedi."Kemoterapi ilaçlarını hemşireler hazırlamıyor! "Kemoterapi ilaçlarını hemşirelerin hazırlamadığını söyleyen Aktaş, hastanelerinde ilaçların pyxis denilen ilaç istasyonlarında bulundurulduğunu, tüm güvenlik önlemleri alınarak iki biyolog tarafından hazırlandığını belirtti ve güvenlik önlemlerin önemine dikkat çekti. Birçok hastanede güvenlik önlemleri ve özel kabin olmadığını dile getiren Aktaş, "Eğer siz onkoloji bölümünde çalışmak istiyorsanız tercih edeceğiniz hastanenin bu güvenlik önlemlerine ne kadar dikkat ettiğine bakın" diyerek öğrencilere önemli tavsiyede bulundu.“9 yıl vaka yönetimi yaptım”9 yıl vaka yönetimi yaptığını ve konuya hâkim olduğunu söyleyen Aktaş, vaka yönetiminin ne olduğunu öğrencilere açıkladı. Bakım ve tedavi hizmetlerinin kalitesini yükseltmek amacıyla uygulanan bir sunum şekli olduğundan bahsederek,  hastayla sürekli iletişim halinde bulunulan bir sistem olduğunu ifade etti.Navigatör Hemşire nedir?  Vaka yönetimi konusu ardından kemoterapi bölümünün genel akış şemasındaki navigatör hemşireliğin ne olduğunu anlatan Aktaş, tıpkı bir navigasyon gibi insanlara yol gösterdiğini, adını buradan aldığını söyledi. Gelen hastaya kanser veya herhangi bir hastalık teşhisi konulduğunda, hastanın doktorun verdiği tahlilleri anlayamadığını ve ne yapacağını karıştırdığını, bu anda navigatör hemşirenin devreye girdiğini ve hastaya yol gösterdiğini belirtti.Eğitim şeklinde gerçekleşen sunum öğrencilerin soruları ile devam etti.Pragram, Uzman Hemşire Sevgi Aktaş’a çiçek takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile program sona erdi.

15 MAR 2019

Ergoterapi öğrencilerinin önlük heyecanı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi 1. Sınıf Ergoterapi Bölümü öğrencileri önlük giyme heyecanı yaşadı. Altıncısı düzenlenen beyaz önlük giyme töreni öğrencilerin aileleri de katıldı.Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asgarova öncülüğünde Nermin Tarhan Konferans Salonunda bu yıl 6’ncısı düzenlenen beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar da yaşandı.Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende Üsküdar Üniversitesi Kurumsal filmi ile Ergoterapi bölüm tanıtım çalışmaları seyredildi.Daha sonra konuşmalara geçildi. Mezuniyet töreninin açılış konuşmasını Ergoterapi Bölüm temsilcileri 2. Sınıf öğrencisi Berkay Karpuz ile 1. Sınıf öğrencisi Ayşe Metin yaptı. Karpuz ve Metin, neden ergoterapi bölümünü seçtiklerini, bugüne kadar edindikleri kazanımları anlatarak akademik kadroya teşekkür etti.Ardından kürsüye Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun geldi. Dursun, öğrencilere iyi temenniler ve tavsiyelerde bulundu: “Çalışın arkadaşlar, çalışmak önce sizin için sonra milletimiz için gerekli. Kendine yeten bir toplum olabilmek için çalışmak gerek” dedi.   Törene, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kontrot’un yanı sıra akademik kadrodan Prof. Dr. Halis Köylü, Prof. Dr. Ahmet Usta, Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Doç. Dr. Abdülhalim Beki, Dr. Orhan Karaciğan Doç. Dr. Tuğba Altıntaş, Öğr.Gör. Shahram Mohseni, Ergoterapist Aslı Koçak, Dr. Öğr. Üyesi Zehra Akgül, Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Ünveren Dr. Öğr. Üyesi Hamiyet Sayan, Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Bahadır Ağce de katıldı.Zaman zaman duygulu anların yaşandığı program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. 

14 MAR 2019

Üsküdar Üniversitesi DKT öğrencileri başarılı bildirileri ile ödüllendirildi

Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü öğrencileri, Anadolu Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 1. Ulusal DKT Öğrenci Kongresi’nde başarılı bildirilerle ödüllerin sahibi oldu. Yüksek Lisans Öğrencisi Zehra Turan, “Yetişkin Kekemeliğinde Bilişsel Davranışçı Terapinin Etkililiğinin Karma Araştırma Yöntemleriyle İncelenmesi:Vak’a Serisi” başlıklı sözlü bildirisi ile birinci oldu.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi(DKT) Bölümü öğrencileri, 8-9 Mart 2019 tarihlerinde Anadolu Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ve değişik üniversiteden 750 DKT öğrencisinin katıldığı 1. Ulusal Dil ve Konuşma Terapisi Öğrenci Kongresi’ne sözlü ve poster bildirileri ile katıldı.“Yetişkin kekemeliği” bildirisi ile birinci oldularÜsküdar Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Zehra Turan ile danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Emrah Cangi’nin “Yetişkin Kekemeliğinde Bilişsel Davranışçı Terapinin Etkililiğinin Karma Araştırma Yöntemleriyle İncelenmesi:Vak’a Serisi” başlıklı sözlü bildirisi birincilik ödülüne layık görüldü.İkincilik ödülü de aldılarÜsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi üçüncü sınıf öğrencileri Begüm Altunbaş ve İrem Güneş ile danışmanları Dr. Öğretim Üyesi Şaziye Seçkin Yılmaz’ın “Türkiye’deki Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Lisans Öğrencilerinin Mesleki Eğilimlerinin ve Kariyer Kararı Öz-Yeterliklerinin İncelenmesi” başlıklı sözlü bildirisi ise ikincilik ödülünün sahibi oldu.Prof. Dr. Ahmet Konrot: “Öğrencilerimiz üniversitemizi başarıyla temsil etti”Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, bölüm öğrencilerinin başarılı sunumları ile üniversiteyi başarıyla temsil ettiklerini ve sunumlarının ödüllendirildiğini söyledi.Kongreye katılım sağlayan ve üniversiteyi başarıyla temsil eden öğrencileri kutlayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Üniversitemizi lâyıkıyla temsil eden tüm öğrencilerimizi, onlara yol gösteren, destekleyen, yetiştiren tüm öğretim elemanlarımızı kutluyorum. Üniversitemize de, başta Rektörümüz sayın Nevzat Tarhan olmak üzere destekleri için çok teşekkür ediyoruz” dedi.

11 MAR 2019

Üsküdar Üniversitesinde “Kulak İzi ve Kulak Kalıbı” semineri gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü tarafından düzenlenen “Kulak İzi ve Kulak Kalıbı” Semineri, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleştirildi.Nermin Tarhan Konferans Salonundaki 2 gün süren seminerin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan yaptı.“Az sürede, az kişiyle büyük işler başardık”Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü hakkında katılımcılara bilgi veren Ceylan, Odyoloji bölümünün yeni kurulan bir bölüm olmasına rağmen kısa zamanda çok yol kat ettiğini söyledi ve sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Odyoloji bölümü olarak yeni sayılabilecek bir bölümüz. 4 kişilik eğitim kadromuzla kısa zamanda çok büyük işlere imza attık ve başarı seviyesi olarak çok yükseldik.”“Uygulama esaslı eğitim veriyoruz”Odyoloji bölümünde akademik planda çok fazla klinik uygulaması olmadığını söyleyen Ceylan, bu uygulamaları 1. ve 4. sınıflar arasında başlattıklarını ifade etti. Bu uygulamaları sadece hasta üzerinde değil, akademik anlamda da öğrencilerle gerçekleştirdiklerinin altını çizdi. Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, uygulamaların öğrencilere sağladığı yararlardan bahsetti.Açılış konuşmasının ardından Kulak İzi ve Kulak Kalıbı ile ilgili çeşitli sunumlar yapıldı.2 gün süren seminere öğrencilerin ilgisi yoğundu.

04 MAR 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Modernizm, psikiyatri ve ortopedide vaka sayısını artırdı”

Üsküdar Üniversitesinin düzenlediği Spor Travmatolojisi ve Rehabilitasyon Kongresinin 2. gününe Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da katıldı. Spor cerrahisi ve spor rehabilitasyonu alanında uzman birçok bilim insanını bir araya geldiği sempozyumun öğleden sonraki oturumunda konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Psikiyatri ve ortopedi kliniklerine modernizmin etkisi ile birçok vaka geliyor” ifadelerini kullandı.“Psikiyatri ve ortopedi kliniklerine modernizmin etkisi ile birçok vaka geliyor”Hekimlik tecrübelerini paylaşan Tarhan, psikiyatri ve ortopedi kliniklerinin modernizmin etkisi ile çok sayıda vaka geldiğini belirtti. “GATA’da en çok vaka iki kliniğe gelirdi biri ortopedi diğeri psikiyatriydi. Bunun nedenini sorgularken şunun farkına vardım modernizmin getirdiği sosyal hareketliliğin insana iki etkisi oldu. Sosyal hareketlilik stresi artırdı, beyin fonksiyonlarını, insanın ruh sağlığını bozdu. Bu nedenle birçok insan psikiyatri kliniğine gidiyor diğer yandan da sosyal hareketlilik sonucu hızlı yaşantı başladı, insanların hızlı yaşantıya uyum sağlayabilmek için kendilerini zorlaması sonucu ortopedi kliniklerine de çok sayıda vaka geliyor” dedi.“Toplumun ruh sağlığına etki etmesi için pozitif psikoloji dersleri verilmeye başladı”Günümüz toplumunun ruh sağlığı ile ilgili bilgi veren Tarhan, pozitif psikoloji dersinin önemine değindi. Tarhan, “Toplumun refah seviyesi arttı, insanlar daha da zenginleşti, yaşam standartları yükseldi ama insanlar mutlu değil. Toplumun ruh sağlığına etki etmesi için pozitif psikoloji dersleri verilmeye başladı. Pozitif psikoloji dersi 2015 yılında Harvard tarihinde çığır açan ders olarak sunuldu, aynı ders 2018 yılında Yale Üniversitesinde verilmeye başladı. Üsküdar Üniversitesi ise bu konuda öncü, biz pozitif psikoloji derslerini 2013 yılında vermeye başladık” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan ortopedi alanında yaşanan gelişmelere değindiPozitif psikolojinin kazandırdıkları ile ilgili paylaşımlarda bulunan Tarhan, dersin içeriği ile ilgili bilgi verdi. Tarhan ortopedi alanında gelişmelere değinerek yeniliklerin, gelişmelerin konuşulması gerektiğini vurguladı. “Ortopedi de giydirilmiş teknolojiler, ortez protez oldukça dikkat çekiyor. Hatta ortez protez, klasik protezin yerini almaya başladı. Kök hücrelerin de bazı protezlerin yeri alması konusunda gelişmeler mevcut. Bütün bu yenilikler, gelişmeler konuşulmalı” şeklinde ifade etti.

01 MAR 2019

Sporcularda en sık karşılaşılan yaralanmalar konuşuluyor

Üsküdar Üniversitesi 2. Spor Travmatolojisi ve Rehabilitasyonu Kongresi’nde spor cerrahisi ve spor rehabilitasyonu alanında ülkemiz bilim insanları bir araya geliyor. Kongrede sporcularda en sık karşılaşılan yaralanmalar, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerindeki yeni ve güncel gelişmeler ele alınıyor. Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya, spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon aşamalarının sporcunun profesyonel yaşamı açısından önemli olduğunu belirterek sempozyumda tüm bu aşamaların ortopedi ve fizyoterapi uzmanları ile tartışılacağını söyledi.Üsküdar Üniversitesi 2. Spor Travmatolojisi ve Rehabilitasyonu Kongresi, spor yaralanmaları, tedavi yöntemleri ve sonrasındaki rehabilitasyon süreçleri tüm yönleriyle ele alınıyor. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen ve iki gün sürecek kongrede ortopedi ve fizyoterapi uzmanları, spor yaralanmaları, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini tartışacak.Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya, 2016 ve 2017 yıllarında aynı isimle sempozyum olarak yine Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen, 2018’de ilkini düzenledikleri kongrenin bu yıl da içerik ve konuşmacı olarak dopdolu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Defne Kaya, “Bu yıl düzenleme kurulunun abisi Prof. Dr. Tahsin Beyzadeoğlu, kongremizin başkanı olarak yer almaktadır. Düzenleme kurulu ise Üsküdar Üniversitesinden Prof. Dr. Defne Kaya, Hacettepe Üniversitesinden Doç. Dr. İrem Düzgün ve Medipol Üniversitesinden Doç. Dr. Mehmet Emin Erdil’den oluşmaktadır” diye konuştu.Sporcu sağlığı için bu soruların yanıtı önemliSpor yaralanmaları sonrasındaki tedavi ve rehabilitasyon sürecinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Defne Kaya, “Spor yaralanmaları sonrası kişi cerrahi adayı mı, ne zaman cerrahi olsun, hangi cerrahi seçenekler en doğrusu ve daha da kritiği sporcu ve cerrahiye göre rehabilitasyon aşamaları, dikkat edilmesi ve korunması gereken durumlar neler, spora ne zaman dönmeli sorularının yanıtı çok büyük önem taşımaktadır. Bu kongrede daha önceki yıllarda olduğu gibi güncel cerrahi ve rehabilitasyon aşamalarını alanında bilgi ve tecrübesiyle isim yapmış önemli ortopedi ve fizyoterapi uzmanları ile tartışacağız” diye konuştu.Gerçek vakalar üzerinden tartışmalar yapılacakKongrede bu yıl değişik bir tarz gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Defne Kaya, “Video oturumlarımız ve vaka tartışma oturumlarımız var. Cerrahi ve rehabilitasyon aşamalarını video üzerinden anlatacağız. Vaka tartışmalı 5 N 1 K oturumlarında ise gerçek vakalar üzerinden ne, neden, nasıl, ne zaman ve niçin sorularına yanıt arayacağız” diye konuştu.En sık karşılaşılan yaralanmalar konuşuluyorSporcularda en sık karşılaşılan yaralanmalara ait cerrahi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının tartışılacağız bu kongrede spor rehabilitasyonunda gövde eğitimi, kas mimarisine göre tedavi programı belirleme, beyin plastisitesi, biyopsikososyal yaklaşım ve teknoloji de tartışılacaktır. Ayrıca iki öğle aramızda da konuşmacı konuklarımız sporcu takviyeleri ve ESWT kullanımı hakkında atölye çalışması yapacaklardır” diye konuştu.Genç fikirler ödüllendiriliyorProf. Dr. Defne Kaya, spor cerrahisi ve spor rehabilitasyonu alanında ülkemiz bilim insanlarını bir araya getiren kongrede geçen yıl olduğu gibi bu yıl da üç gence “Bir Fikrim Var” yarışması bünyesinde ödül verileceğini söyledi. Prof. Dr. Defne Kaya, kongrenin bilimsel paylaşımlarını yapacak olan tüm değerli konuşmacılara ve kongrenin gerçekleşmesinde desteklerini esirgemeyen Gentek Medikal, Elsa Ortopedi, Generica İlaç, Bioaktif Ortopedi ve İstanbul Tıp Kitabevine, her yıl olduğu gibi sıcak ev sahipliği yapan Üsküdar Üniversitesi’ne gönülden teşekkür ettiklerini söyledi.Konferanslar ve uydu sempozyumlar gerçekleştiriliyorÜsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde iki gün sürecek kongrede “Periferik Eklem Cerrahisi Sonrası Core Eğitimi”,  “Kas Mimarisi Temelli Yüklenme Modelleri”, “Ön Çapraz Bağ Cerrahisi Sonrası Artrofibrozis”, “Spor Rehabilitasyonunda Nöroplasti”, “Spor Rehabilitasyonunda Biyopsikososyal Model”, “Spor Rehabilitasyonunda Teknoloji” başlıklı konferansların yanı sıra Spor Eczacısı Ayşegül Birlik tarafından “NEM-3’lü Güçlü Etki’’ başlıklı uydu sempozyum verilecek. Sempozyumun ikinci gününde de “Spor Yaralanmalarında ESWT” başlıklı bir uydu sempozyum daha düzenlenecek.Omuz cerrahisi de konuşulacakÜsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya’nın “Kıkırdak Cerrahisi Sonrası Rehabilitasyon Prensipleri”, Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerem Canbora’nın “Anterior Omuz İnstabilitesinde Cerrahi Tedavi: Video Sunum” ile katılacağı kongrede Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğr. Gör. Uz. Fzt. Mahmut Çalık, “Omuz Olgu Tartışmalı Oturum: 5N1K” oturumunda tartışmacı olarak yer alacak. Sporcu yaralanmaları her yönüyle tartışılıyorKongrede Prof. Dr. Özlem Ülger, Prof. Dr. Mehmet Aşık, Prof. Dr. İbrahim Tuncay, Prof. Dr. Seyit Çıraker, Prof. Dr. Ertuğrul Akşahin, Prof. Dr. Tahsin Beyzadeoğlu, ’ Prof. Dr. Volga Bayrakçı Tunay, Prof. Dr. Alper Kaya, Prof. Dr. Ahmet Atay, Prof. Dr. Ömer Taşer, Prof. Dr. İnci Yüksel, Doç. Dr. Tüzün Fırat, Op. Dr. Asım Kayaalp, Doç. Dr. Hande Güney Deniz, Doç. Dr. Gökhan Polat, Op. Dr. Atilla Kocabaş, Doç. Dr. Gülcan Harput’un da aralarında bulunduğu çok sayıda uzman ve fizyoterapist, “Kalça Video Oturumu”, “Diz Video Oturumu”, “Kalça Olgu Tartışmalı Oturum:5N1K”, “Kıkırdak Video Oturumu”, “Diz ve Kıkırdak Olgu Tartışmalı Oturum: 5N1K”, “Menisküs Video Oturumu”, “Ayak Bileği Video Oturumu”, “Ayak Bileği Olgu Tartışmalı Oturum:5N1K”, “Omuz Video Oturumu”, “Omuz Olgu Tartışmalı Oturum:5N1K” başlıklı oturumlar gerçekleştirilecek.

27 ŞUB 2019

Üsküdarlı öğrencilere Denver II Testi eğitimi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Çocuk Gelişimi kulübü tarafından “Denver II Testi” eğitimi iki gün süren program ile gerçekleşti. Denver II testi eğitiminin konukları Nörolog Doç. Dr. Gülşen Köse, Çocuk Gelişimi Uzmanı Esra Tiftik, Aslı Alp, Elif Bursalıoğlu ve Hayriye Ebru Durmuş oldu.Öğrencilerinde aktif bir şekilde katıldığı programda gelişim çağındaki çocukların yaş ile orantılı olarak fiziksel ve zihinsel beceri durumlarının karşılaştırılması öğretildi. Programda gelişim bozukluğu olduğu düşünülen çocuklarda uygulanan testlerden bahsedildi bu testlerde çocukların kişisel-sosyal, uyumsal, dil ve kaba motor becerilerinin nasıl ölçüldüğü öğrencilere ayrıntılı bir şekilde aktarıldı. 0-6 yaş aralığında olan çocuklara yüz yüze yapılması gereken testler katılımcı öğrencilere uygulamalı olarak gösterildi.Çocuk Gelişimi öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen Denver II testi etkinliğinin sonunda öğrencilere katılım belgesi verildi.

27 ŞUB 2019

Türk hemşire, Afrika’daki sağlık çalışmalarını anlattı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Seminerlerinin düzenlediği Çarşı yerleşke Emir Nebi-1 salonunda gerçekleştirildi.Programın konuğu Uzm. Hemşire Mülkiye Okyay oldu. Programda Afrika’ya gönüllü gitme yolları, koli hazırlıkları ve seyahat maceralarını anlatan Okyay, Afrika yolculuğunu özetledi. Kenya mülteci kampını, sünnet projelerini ve bölgedeki hastanelerin çaresiz durumunu çektiği fotoğraflarla anlatan Uzm. Hemşire Mülkiye Okyay, Afrika’daki hastaların içinde bulunduğu zor durumu katılımcılar ile paylaştı.“Siz iyi olursanız, bizler de iyiye doğru gideriz”Programın açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun yaptı.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin, Türkiye’de YÖK’ün izin verdiği 14 bölümden 13’ünü açmış olan bir fakülte olduğunu belirten Dursun, Sağlık Bilimleri Fakültesinin öneminden bahsetti. Üniversite bölümlerinin görevinin eğitim ve araştırma olmakla beraber, bir diğer önemli görevinin de mensup olduğu bölüme kaliteli insanları getirmek olduğunu söyledi. Hemşirelik bölümü öğrencilerinin iyi olmak için gayret göstermeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Şefik Dursun, "Siz iyi olursanız biz de Üsküdar Üniversitesi olarak iyiye doğru gideriz. Siz bizim evladımızsınız. Hocalar sizin rol modeliniz" şeklinde konuştu.Programın konuğu Uzm. Hemşire Mülkiye Okyay oldu“Hemşirelik Her Yerde: Afrika Örneği” programının konuğu olan ve Eyüp Devlet Hastanesi'nde hemşirelik görevini yürüten Uzm. Hemşire Mülkiye Okyay, çalışmalarını katılımcılar ile paylaştı. AKUT macerasını, 1997 depreminde gerçekleştirdiği hemşirelik görevini ve ilk defa 1999 depreminde ameliyathane hemşiresi olarak görev aldığını anlatan Okyay, depremde göçük altına gittiğini ve orada 47 gün kaldığını ifade ederek, bu olaydan çok etkilendiği için ilk yardıma profesyonel şekilde başladığını belirtti.Okyay, yolculuğa çıkmadan önce hazırlanan koli içerisine ameliyat ipliğinden tuvalet kâğıdına kadar her şeyin götürülmesi gerektiğini söyleyerek, "Orada ilk yardım çok zor. Ülkede doktor yok. Buradaki ameliyat ipliğinden tuvalet kâğıdına kadar her şeyi siz götürüyorsunuz. Her şeyi planlıyorsunuz, 17 kişi gidiyorsanız orada ne yiyip içileceğini ve bütün lojistiği sağlamanız lazım” dedi.“Afrika bende bir aşka dönüştü”"Sudan'da 1 ay kaldım. Sonra Afrika bir aşka dönüştü bende" diyen Okyay, hemşirelik öğrencilerine gitmek istedikleri takdirde nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini anlattı. Gönüllüler için ilgili derneklerin olduğunu ifade eden Mülkiye Okyay, "Gönüllü ve aynı zamanda tecrübeli oluyorsunuz. Tecrübeli olduktan sonra da 'Ben gidebilirim' diyorsunuz ve derneğe başvuruyoruz. Dernek ‘Tamam’ dediğinde ilgili bakanlığa giderek, onaylanıyor. TİKA da destekliyor. Malzeme olanakları ile uçak biletlerini karşılıyorlar" diyerek öğrencileri bilgilendirdi.“Onları gözünüzle gördüğünüzde hayata bakış açınız değişiyor!”Okyay, "Afrikalı aç çocukları televizyonlarda görürsünüz böyle akbabalar olur başlarında. Onları gözünüzle gördüğünüzde hayata bakış açınız değişiyor" diyerek, Afrikalı çocukların yılın 160 günü hasta geçtiğini, her 5 saniyede 10 yaşın altındaki bir çocuğun açlık nedeniyle öldüğünü ve Afrikalıların %40'ının her gece aç yattığını belirtti.İnsanların yüzde 80’i tek tip gıda ile besleniyorAfrika'daki açlığa değinen Okyay, Safra Afrika’sındaki insanların %80'nin doğumdan ölüme kadar tek muhabbet kuşlarına verilen darı yemine benzeyen bir tek tip gıda ile beslendiklerini, kadınların bunları dövüp kabuğunu çıkartarak iki taşın arasına koyup, lapasını kendilerinin yediklerini, suyunu da çocuklarına içirdiklerini söyledi.“Oradaki imkânlar kısıtlı!”Gelen hasta ve yaralıların nasıl hayatta kaldığına inanamayan Hemşire Okyay; "Oradaki imkânlar kısıtlı Türkiye’de olsa belki bir müdahale yapabilirsiniz; ama orada pansuman yapabilirsiniz antibiyotik verebilirsiniz" dedi. Doktorların oradaki imkânlara uygun şekilde nasıl müdahale ettiğini çekilen fotoğraflarla gösteren Okyay, ameliyathaneleri çamaşır suyu ile dezenfekte ederek müdahaleye uygun hale getirdiklerini ve buradaki makamları bir kenara bırakıp sadece “insan” olarak orada çalıştıklarını ifade etti.“Göbek adı Mülkiye olsun”Başından geçen mutluluk verici anı gelen katılımcılarla paylaşan Okyay, Afrikalı bir çocuğun doğumunun gerçekleştirildikten sonra bebeğin hiç bir şekilde tepki vermediğini gördüğünü, hızlıca ameliyathaneye götürmesi ile yapılan müdahaleler sonucu bebeğin ağlamasını duyduklarını söyledi. Uz. Hemşire Mülkiye Okyay, "Benim için en mutlu andı. Tarif edilemez bir duygu. Bu yüzden göbek adını Mülkiye koydular. Onların kullandıkları dilleri için söylemesi biraz zor olmuştur. Hatta bu durum gazetelerde de çıkmıştı" dedi.Afrika'da Sünnet Projesi!Afrikalı çocuklar için “Toplu Sünnet Projesi”ni gerçekleştirdiklerini belirten Okyay, "Havyaları orda bırakıyoruz ve kabile liderlerine kendi topluluğunda çocukları sünnet etsinler diye eğitim veriyoruz. Yerel halka sünnet yapmayı öğretiyoruz" diye konuştu.Program, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun’un çiçek ve teşekkür belgesi takdimi ile program sona erdi.

26 ŞUB 2019

“Klinikte Lazım Olur” Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlendi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü tarafından düzenlenen “Klinikte Lazım Olur” Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleştirildi.Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen sempozyumda Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun öğrencilere hitap etti.“Hepiniz bize ailelerinizin emanetisiniz”Öğrencilerine duyduğu şefkat ve sevgiyi dile getiren Prof. Dr. Şefik Dursun, “Hepiniz bizlere ailelerinizin emanetisiniz ve benim evladım gibisiniz.  Üsküdar Üniversitesi Odyoloji eğitimini sizin gibi öğrencilerle sürdürdüğü için çok şey kazanıyor. Ayrıca, üniversitemizden Yüksek Öğretim Kurumu’nda da bahsediliyor. Üsküdar Üniversitesi en iyi gelişim gösteren üniversitelerden biri ve bu gelişimi öğrencilerimize de pozitif olarak yansıtıyor” dedi.Üsküdar Üniversitesinin en önemli iddiasının en iyi öğrencileri yetiştirme iddiası olduğuna dikkat çeken Dursun, üniversitenin mottosu olan “insanı anlamak”  ilkesini sonuna kadar yerine getirdiğini söyledi. Dursun, aynı zamanda Üsküdar Üniversitesinin sağlık alanında tematik bir üniversite olduğunu ve çalışmalarını bu alanda geliştirmeye devam ettiğini vurguladı.“Kısa zamanda çok iş başardık”Prof. Dr. Şefik Dursun’un ardından konuşmasını gerçekleştiren Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölümü hakkında katılımcılara bilgi verdi.Ceylan, “Odyoloji bölümü olarak yeni sayılabilecek bir bölümüz. 4 kişilik eğitim kadromuzla kısa zamanda çok büyük işlere imza attık ve başarı seviyesi olarak çok yükseldik” dedi.  “Klinik uygulamalarını başlattık”Odyoloji bölümünde akademik planda çok fazla klinik uygulaması olmadığını söyleyen Ceylan, bu uygulamaları 1. ve 4. sınıflar arasında başlattıklarını ifade etti. Bu uygulamaları sadece hasta üzerinde değil, akademik anlamda da öğrencilerle gerçekleştirdiklerinin altını çizdi.  Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan, bununla beraber öğrencilere derslerde uygulama yaptırdıklarını ve bu uygulamaların öğrencilere sağladığı yararlardan bahsetti.“Odyoloji bölümü usta-çırak ilişkisine dayanan bir bölüm”Ceylan, bu güne kadar yaptıkları tüm bölüm etkinliklerinde yardımlaşma unsurunu göz önünde bulundurduklarını belirterek, Odyoloji bölümünün genel anlamda bir usta-çırak ilişkisine dayandığını ve herkesin yanındaki kişiden mutlaka bir şeyler öğrendiğini dile getirdi.Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan’ın ardından, Üsküdar Üniversitesi Etkinlik Komitesi adına, Tuğba Nida Aydoğan, Etkinlik Komitesi hakkında bilgiler verdi.“Türkiye’de bir ilki başardı”Etkinliğe, Türkiye’de "koklear implant" ameliyatı olan ilk çocuk olan Ece Saygı ve annesi Nimet Saygı konuşmacı olarak katılarak; tedavi sürecini ve yöntemlerini paylaştı.“Hastalığımı ilk annem keşfetti”8 aylıkken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu işitme yetisini kaybettiğini ve annesinin rahatsızlığını fark ettiğini belirten Ece Saygı, annesinin duyup duymadığını anlamak için tencere kapaklarını birbirine vurup onu test ettiğini, tepki vermediğini görünce de doktora götürdüğünü söyledi.“İşitme cihazı takıldı ama fayda etmedi” Saygı, işitme kaybının çok ileri derecede olduğunu ve işitme cihazlarının bile duyabilmesine yardımcı olmadığını dile getirdi.  Bunun sonucunda ailesinin yurt dışından “koklear implant” getirdiğini bu implant sayesinde duyma yetisine kavuştuğunu belirtti.“Ece’nin hikâyesi uzun ince bir yol” Ece Saygı’nın annesi Nimet Saygı ise bu dönemi, “Ece’nin hikâyesi uzun ince bir yol. Çok uzun, bilinmez, el yordamıyla gidilen bir yol aslında. Ama biz azmettik, inandık ve başardık” şeklinde ifade etti.“Benim gibi olan çocuklara yardım edeceğim”Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümü mezunu olan Ece Saygı, kendisi gibi olan çocuklara yardım etmek ve onlar için yeni cihazlar üretmek için çalıştığını söyledi.Sempozyum, Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Didem Şahin Ceylan’ın Ece Saygı ve annesi Nimet Saygı’ya teşekkür belgesi ve çiçek takdimi ile sona erdi.

18 ŞUB 2019

TEDx Uskudar University’de değişen dünya konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor.  Bu yıl “Değişen İnsan, Değişen Bilim” temasıyla gerçekleştirilen TEDx Uskudar University’de siyasetten psikiyatriye pekçok farklı alanda uzman fikirlerini paylaştı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bugün yepyeni bir duvar sisteminden bahsedildiğini belirterek “Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen TEDx Uskudar University, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirdi.Artık konumuz Meksika duvarıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar” başlıklı konuşmasında dünya siyasetini uluslar arası ilişkileri fazlasıyla etkileyen ülkeler arasındaki duvalarların sadece dünya siyasetini değil, insanların ve toplumların hayatını etkilediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Arıboğan, Berlin duvarının yıkılmasıyla dünyada pek çok şeyin değiştiğini belirterek “Bugün yepyeni bir duvar sisteminden söz ediyoruz. Bir zamanlar Berlin duvarının yıkılışıyla özdeşleştirdiğimiz o yeni dünya paradigmasını, bugün başka bir dünyada başka bir duvarın inşası üzerinden yepyeni formatlar içerisinde tanımlıyoruz.  Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor. Artık 1980’li yılların sonunda başlayan o çok optimist iyimser hava, dünya üzerinde çok fazla yaygın değil. Küreselleşmeciler, küresel yönetişimciler, liberalleşmeciler, özgürlükçüler seslerini önemli ölçüde kısmış durumdalar. Çünkü artık bugünün dünyasında insan haklarından refahtan sınırları olmayan dünyadan küresel bir köye dönüşmüş gezegenimizden söz etmiyoruz. Tam tersine sınırları uzaydan görünebilen, 3 metreden yüksek duvarlarla tahkim edilmiş, elektrikli dikenli tellerle çevrilmiş ülkesel sınırlardan söz ediyoruz” dedi.Göçmenler, duvarlardan sonra mülteci olduTarihte görülen bütün duvarların aşıldığını belirten Prof. Dr. Arıboğan, çok eski zamanlardan beri var olan göç olgusunun devam ettiğini vurguladı. Bütün duvarların içinde yaşayan insanları kendi içlerine doğru kapattığını, dışarda kalan insanlar için ise o duvarın aşılmasının en büyük motivasyon kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, şunları söyledi:“Bir yerde bir duvar olduğu zaman o duvar dışında kalan  insanların temel motivasyonu o duvarı aşmaktır. Bu onlar için hayat-memat meselesidir. Hayatlarının ana dinamiğidir. Bugün dünyada 244 milyon göçmenden söz edliyor. 65 milyon mülteciden, 10 milyon vatansızdan söz ediyoruz. Bu rakam 2. Dünya Savaşı koşullarından daha ağır rakamlar. İnsanlar bir yerlere gitmeye çalışıyor. Bütün bu düz dünya sırasında yani sınırları zayıflatılmış dünya sırasında insanlar bir yerden bir yere gitmeye çalıştılar. Bu sırada göçmendiler ama  insanlar ne zamanki duvarlar oluşmaya başladı ondan sonra mültecileşmeye başladılar. Mülteciler hayatlarını kurtarabilmek, evini barkını bırakıp bütün hayatını hatıralarını geride bırakarak sığınmak zorunda kalan, güvenlik endişesi yaşayan insanlardan söz ediyoruz. Bunlar hayatlarını kurtarmak için bir yerlere sığınmaya doğru gelirken duvarların gerisinde yaşayan insanlar için yeni bir motivasyon vardır. Eski hayatlarını korumak, işlerini ve statülerini korumak duygusundadır. Onlar hayatlarını korumak isterken bunlar da hayatlarını korumak istemektedir. Aslında bu çatışma duvarların bitirilişi için kullanılabilecek çok önemli bir motivasyona dönüşmüş. Halk yavaş yavaş ne kadar liberal, özgürlükçü, insani  olursa olsun bunların meşruiyetine inanmaya başlar ve duvarlı dünya kafamızın içerisnde bir yerlere yerleşmeye başlar.”Yaratıcı beyinler engelleri fırsata çeviriyorÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek” başlıklı sunumunda eşi karikatürist İrfan Sayar’ın çizimlerinden örnekler verdiği sunumunda yaratıcı beyne sahip olan kişilerin aslında sıradışı düşünme tarzına sahip olduklarına işaret etti. Sıradışı düşünme tarzı olan kişilerin özelliklerini sıralayan Sayar, “Engeller karşısında yılmazlar. Bizler genellikle bir engelle karşılaştığımızda motivasyonumuz düşer, bu kişiler aşılması gereken engelleri fırsata çeviriyor. Problemlere daha farklı açılardan bakmayı biliyorlar. Birden fazla ilgi alanlarına sahip olmaları da diğer bir özellikleri. Tarihe baktığınızda da örnekler görüyorsunuz. Einstein keman çalıyor, Churchil resim yapıyor yani sıradışı düşünce tarzına sahip kişiler tek bir alanda çalışmıyorlar, birden fazla ilgi alanları oluyor” dedi.Psikolojik iyi oluşun kaynakları; anlamlı yaşam, umut ve şükran duygusuİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”nı anlattığı konuşmasında yaşamın anlamlı kılınmasının önemli olduğunu belirterek “Anlamlı yaşam bizim çabalarımız sonucu ortaya koyduğumuz bir şey. Derinlemesine düşündüğümüzde yaptığımız her şeyin neredeyse tamamının yaşamı anlamlı kılmak için yaptığını görürüz. Çocuk sahibi olmak istiyoruz, kariyer yapmak istiyoruz. Anlamlı ilişkiler kurmak istiyoruz. Tüm bunların amacı yaşamımızı daha anlamlı hale getirmek.Bunu başaramazsak iyi yaşayamamış olmanın suçluluğunu duymuş oluyoruz” dedi. Doğan, sosyal destek, umut ve şükran duygusunun da psikolojik iyi oluş kaynakları arasında yer aldığını söyledi.Bebeklik döneminde ebeveynle kurulan ilişki geleceği etkiliyorÜsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlıklı konuşmasında depresyon başta olmak üzere Bipolar Bozukluk gibi hastalıkların obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi metabolik hastalıklarla olan ilişkisinden bahsetti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı sunumunda özellikle 0-3 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde ebeveynle kurulan sağlıklı ilişki ve iletişimin çocuğun gelecek hayatındaki etkilerine dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi”,  Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katıldığı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam etti.Bilim değişiyor, biz değişiyoruzÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu, “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşması ile yer alırken, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin, ’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmalarında cinsel terapilerde geleneksel tedavi bakış açısına cinsel beynin de katılması gerektiğini belirterek “Geleneksel tedaviler, mekanik ve tekrarlayıcı. Oysa sürekli tekrar edilen ödevler bir süre sonra otomatik davranışlara döner. Ve otomatik davranışlar ne daha fazla düşünmeyi sağlar ne de mutluluk ve haz hormonlarını salgılamamızı teşvik eder. Bilim değişiyor, bizler değişiyoruz. Bugün bilimin önündeki en büyük engel hayal gücünü yok saymak” dedi.Üsküdar Üniversitesi Proje Geliştirme Müdürü, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin’in koordinatörlüğünü yürüttüğü program sonunda katılımcılar birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

14 ŞUB 2019

Sağlık Akademisinden Üsküdar’a başarı belgesi

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Birimi Eğitim Bölümü tarafından düzenlenen ‘Sağlık Akademisi Eğitim Programı’ tamamlandı. Eğitimi başarıyla tamamlayan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Yönetimi 4. Sınıf öğrencisi Zeynal Abidin Kocadağ da başarı belgesi almaya hak kazandı.İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından teorik bilgilerin saha ile bütünleştirilmesi, alanında uzman ve deneyimli yöneticilerin yeni yönetici adaylarına bilgi ve tecrübelerini aktarması amacıyla düzenlenen Sağlık Akademisi Eğitim Programı 04.09.2018- 21.11.2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi.Eğitimin tamamlanmasının ardından İl Sağlık Müdürlüğü Sultanahmet Ek Hizmet Binasında kapanış töreni düzenlendi.Törenin açılış konuşmasını İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu gerçekleştirdi.  Başkan ve Başkan Yardımcılarının da katıldığı törende, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Yönetimi 4. Sınıf öğrencisi Zeynal Abidin Kocadağ göstermiş olduğu başarıyı istinaden başarı belgesi ve katılımcı belgesi almaya hak kazandı.

04 ŞUB 2019

Duyu Bütünleme Terapisi Nörobiyolojik Temeli ve Klinik Kökleri Sertifika Eğitim Programı tamamlandı

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sevda  Asqarova, ÜSEM ve MÜTEM koordinatörlüğünde ikincisi yapılan, Dr. Yeşim Ünveren’in verdiği Duyu Bütünleme Terapisi Nörobiyolojik Temeli ve Klinik Kökleri Sertifikalı Eğitim Programı tamamlandı.Birçok üniversiteden Fizyoterapistlerin katıldığı eğitim başarıyla tamamlanırken, Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölümünden mezun olan ve farklı illerde başarılı bir şekilde çalışan Ergoterapistler de kursa katılarak hem eğitimden faydalandı, hem de hocalarıyla hasret giderdi.Eğitimin son gününde sertifikaları ile fotoğraf çektiren kursiyerler modüllerin devamını da heyecanla beklediklerini vurguladı.

28 OCA 2019

Çocuk bakım profesyonelleri eğitimi Üsküdar’da yapıldı

Belediyelerin Kreş, Yuva ve Gündüz Bakımevlerinde Çalışan Çocuk Bakım Elemanlarının Bilgi ve Becerilerinin Geliştirilmesi projesinin eğitim programı Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirildi.Beyoğlu, Esenyurt, Kadıköy, Kartal, Maltepe, Sancaktepe, Sarıyer, Sultanbeyli Belediyelerine bağlı olarak çalışan bakım verenlerin katılımıyla oluşturulan projeye Üsküdar Üniversitesi ev sahipliği yaptı.Çarşı Yerleşke Emir Nebi konferans salonunda gerçekleştirilen programda saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Çocuk Gelişimi Bölümü Arş. Gör. Pınar Demir, açılış konuşması yaparak katılımcılara program hakkında genel bilgi verdi.Sonrasında Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, Kent95 projesine değinerek katılımcılarla detayları paylaştı.“İstanbul’a 95 cm’den bakmak”Bernard Van Leer Vakfı tarafından oluşturulan Kent95 projesinin amacının Kente 3 yaşındaki sağlıklı bir çocuğun gözünden, yani 95 cm’den bakmanın sadece çocukların gelişimine hizmet etmediğini söyleyen Ülküer, aynı zamanda yetişkinlere de çocukları daha iyi anlama fırsatı vereceğini de dile getirdi.“Bakım ve eğitimin iç içe girmesi gerekir”Aynı zamanda bakım verenlere bir eğitim niteliğinde olan programda bakım ve eğitim kelimelerinin önemini vurgulayan Ülküer, çocuk gelişimci ve bakım verenlerin bakım konusuna daha çok önem vermesi ve bakım kelimesinin içinin daha çok doldurulması gerektiğinin de altını çizdi.İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nilgün Sarp ise katılımcılara 3-6 yaş çocuk gelişimi ve bakımı hakkında bilgi verdi.“Yaşanılan çevre kişiyi çok etkiler” Prof. Dr. Nilgün Sarp, gelişimi etkileyen faktörlerin kalıtım, çevre ve hormonlar olduğunu, fakat bunların arasında kişiyi en çok etkileyen faktörün çevre faktörü olduğunu belirtti.Sonrasında çocuklarda psikomotor gelişimine değinen Sarp, psikomotor gelişimi hakkında uygulanan testlerin çocuk gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunun altını çizdi. Ayrıca bu testlerin çocuklara birebir emir-komut yapılmasındansa oyun içinde yapılmasının daha sağlıklı olacağını vurguladı.“Çocukluk dönemi tüm hayatı etkiler”Bilişsel gelişimin dünyayı anlamlandırmak olduğunu söyleyen Sarp, bilişsel gelişimde en önemli olayın anlamlandırma olduğunu söyledi. Aynı zamanda çocukluk dönemlerinde edinilen tatsız tecrübelerin insanın tüm hayatını etkileyeceğini de dile getirdi.Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Arş. Gör. Pınar Demir ise 3-6 yaş çocuklarda nörolojik sistem gelişimi hakkında katılımcılara bilgi verdi.“Beyin kıvrımları, beynin kapasitesiyle alakalıdır”Doğum öncesinde beyin gelişimini etkileyen faktörler arasında gebelikte beslenme ve folik asit kullanımının önemine dikkat çeken Demir, insan beyninin hayvan beyninden farklı olduğunu ve beyinde ne kadar çok kıvrım varsa beynin kullanım kapasitesinin o kadar yüksek olduğunu söyledi.Demir, aynı zamanda yeni doğanlarda beynin sadece %25 ‘inin geliştiğini, 0-2 yaş grubunda bu oranın %75’e çıktığını ancak 5 yaş ve sonrasında beyin gelişiminin %90’ının tamamlanabildiğini de dile getirdi.2 gün süren etkinlikte, katılımcılar gruplar halinde sınıflarda atölye çalışmaları gerçekleştirdi.Haber-Fotoğraf: Şüheda Damgacı

28 OCA 2019

Üsküdar Üniversitesi ilk doktora mezununu verdi

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ilk doktora öğrencisini mezun etti. Dr. Abdulkadir Ertaş, “Hastanelerde Örgüt Kültürünün Bilgi Yönetimi Uygulamalarına Etkisi” başlıklı teziyle Sağlık Yönetimi Doktora programından üniversitenin ilk Dr (PhD) mezunu oldu.Dr. Abdulkadir Ertaş’ın tezinin danışmanlığını Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcı Prof. Dr. Mehmet Zelka yaptı.Doktora tezini veren Ertaş’ı tebrik eden Zelka, Ertaş’a doktora cübbesini giydirerek fotoğraf çektirdi.Öte yandan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan doktorasını başarıyla tamamlayan Dr. Abdülkadir Ertaş’ı kutlayarak “İlk araştırma görevlilerimizden ve ilk doktora öğrencilerimizden olan Dr. Abdülkadir Ertaş’ı ve değerli hocalarını tebrik ederim. Bir üniversitenin en birinci üretimi yetkin ve nitelikli akademisyen yetiştirmektir. Bilim dünyasına katkı yapmaya devam edeceğiz” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

24 OCA 2019

Prof. Dr. İsmet Galip Yolcuoğlu’nun 15. kitabı raflardaki yerini aldı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmet Galip Yolcuoğlu’nun kaleme aldığı “1000 Kitabın Öğrettiği: Nasıl Yaşamalıyız?” adlı kitabı okuyucularla buluştu. Sosyal Hizmet Bilimi alanında en çok kitabı bulunan Prof. Dr. İsmet Galip Yolcuoğlu’nun 15. Kitabı Nar Yayınevi tarafından yayınlandı.Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zafer Danış, kitabın önsözünde “kendinizi kesinlikle 1000 kitabın bilgeliğiyle, daha yüksek ve Homo Sapiens'e özgü, huzurlu kavrayışlara ulaştığınız yüksek platolarda hissedeceksiniz” diye vurguladı.     

17 OCA 2019

TEDx buluşmaları, 2. kez Üsküdar Üniversitesinde!

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Şubat ayında gerçekleştirilecek programda; Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Sermin Kesebir ve Prof. Dr.  Nurper Ülküer ile Doç. Dr. Gökben Hızla Sayar’ın da aralarında bulunduğu akademisyenler, “Değişen İnsan, Değişen Bilim” başlığı altında, kendi alanlarında en çok ilgi çeken konuları konuşacak.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda 15 Şubat 2019 Cuma günü gerçekleştirilecek TEDx, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirecek.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlığı ile katılacağı programda, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı konuşması ile yer alacak.Psikolojik iyi oluştan, yaratıcı beyinlere yolculuk…Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek”, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”, Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi” konusunda görüşlerini paylaşacak.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katılacağı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam edecek.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu’nun “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşmasını gerçekleştireceği paylaşacağı TEDx – Üsküdar buluşması, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin’in “’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmaları ile tamamlanacak. Daha fazla bilgi için: https://tedxuskudaruniversity.com/tr/2019

27 ARA 2018

MasterChef birincisi Üsküdar mutfağına konuk oldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü, Gastronomi ile Beslenme ve Diyetetik Kulübünün düzenlediği “Yılbaşı Atıştırmalıkları Workshop'u” ikinci oturumuna MasterChef birincisi Uğur Kardaş konuk oldu.Katıldığı yarışma programındaki performansıyla Türkiye’nin sevgisini kazanan Aşçı Uğur Kardaş Üsküdar Üniversitesinin misafiri oldu.MasterChef birincisi Kardaş, Gastronomi ile Beslenme ve Diyetetik Kulübünün düzenlediği “Yılbaşı Atıştırmalıkları Workshop'u” programına katıldı.Kardaş ve öğrenciler birlikte atıştırmalıklar hazırlayarak birçok püf noktası öğrendi.Eğlenceli geçen program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

27 ARA 2018

Masal terapi ile mutluluk…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Kulübü Direktörlüğü ile Çocuk gelişimi kulübü tarafından “Anlatacak bir hikâyem var ve mini kahkaha terapisi” konulu etkinlik düzenledi. Programa Çocuk Gelişim Uzmanı Sebahat Bağbars konuk oldu. Bağbars; “Amacımız yetişkinlerin içindeki çocuğu ortaya çıkarabilmek. Yalancı kahkahalarla doğru nefes alıp, gerçek kahkahalara ulaşmaya çalışmak ve bunu da çocuksu oyunlarla yapmaktayım” dedi.Çarşı Yerleşkede düzenlenen etkinlikte Sebahat Bağbars masal ve kahkaha terapisinin önemine işaret etti.“Amacım yetişkinlerin içindeki çocuğu ortaya çıkarabilmek”Kahkaha masal terapisini, masal anlatıcılığı ile birleştirdiğini belirten Bağbars “Aynı zamanda çocuklara masal anlatıyorum. Burada amacımız yetişkinlerin içindeki çocuğu ortaya çıkarabilmek. Yalancı kahkahalarla doğru nefes alıp, gerçek kahkahalara ulaşmaya çalışmak ve bunu da çocuksu oyunlarla yapmaktayım. Burada amaç tamamen insanların mutluluk hormonunu salgılayabilecekleri, unuttukları çocuklusu oyunlarla, unuttukları çocuklarına gönderme yapmaktır’’ dedi.Çocuk gelişimi öğrencileri ile masal ve yetişkinlerin çocuk üzerinde oluşan psikolojik etkilerin rolleri üzerine değinen Bağbars “Yetişkinler masal anlatırken masallarda söyleyemedikleri şeyleri masal içirişindeki objelerle anlatabilirler. Örneğin bir ayna yâda oyuncak ayı diyelim. Söylemek istediği şeyi anneden babadan yada bir yetişkinden duyduğunda çocuk direk etkilenecekse bir ayıyı misyon olarak yükleyebilir bunu yansıma gibi kullanarak dolaylı olarak anlatmak istediklerini daha sağlıklı şekilde aktarabilirler” şeklinde konuştu.Masallarla kahkaha terapi Kahkaha terapi öncelikle doğru nefesin kullanılması gerektiğini vurgular diyen Bağbars, “Doğru nefesin dışında çocuksu oyunlar yaptığınız zaman sonunda atılan yalancı kahkahalarla gerçek kahkahalara ulaşılır ve böylelikle endorfin salgılanmış olur. Endorfinin salgılanması sonucunda insanların üzerindeki mutluluk etkisi artıyor” diye ifade etti.Bağbars nefesin nasıl doğru şekilde alınacağını Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer ile birlikte katılımcılara uygulamalı olarak gösterdi.Öğrencilerin katılımı ile eğlenceli geçen etkinlik, Bağbars’a takdim edilen teşekkür belgesinin ardından toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.

24 ARA 2018

Prof. Dr. Nevzat Tarhan : “İtfaiyecilik, askerlik, doktorluk gibi kutsal bir meslektir”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye Belediyeler Birliği ve Üsküdar Üniversitesi işbirliği ile İtfaiye Daire Başkanlıkları ve Müdürlüklerine yönelik gerçekleştirilen İtfaiyecilik Mesleğinde Psikososyal Risk Etkenlerinin konuşulduğu Meslek Hastalıkları Sempozyumuna katıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, katılımcılara İtfaiyecilerde "Stres Altında Beynin Tepkileri" konulu konferans verdi. Tarhan, “Zihinsel yavaşlığı olan kişiler itfaiyeci olamaz” dedi.Açılış ve protokol konuşmaları yapıldıİstanbul Hilton Otel’de düzenlenen sempozyum, saygı duruşu ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Meslek Hastalıkları Sempozyumunun açılış ve protokol konuşmaları yapıldı.“Meslek hastalıkları ülkemizin kanayan yarasıdır”Meslek Hastalıkları Sempozyumunun ilk açılış ve protokol konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan yaptı. Uçan, Türkiye’deki meslek hastalığı oranına değinerek “Meslek hastalıkları ülkemizin kanayan yarasıdır” dedi. Uçan, meslek hastalıklarının oluşumundaki etkenleri sıralayarak çok tehlikeli sınıfta yer alan itfaiye çalışanlarının da meslek hastalıklarına maruz kaldığını belirtti.Sempozyumun ikinci açılış ve protokol konuşmasını Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Vekili Ahmet Kazan gerçekleştirdi. Kazan, Türkiye Belediyeler Birliğinin yapısı ve düzenlenen faaliyetler hakkında bilgi verdi.  Meslek Hastalıkları Sempozyumunun üçüncü açılış ve protokol konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka yaptı. Prof. Dr. Zelka, günümüzde çalışanların çalışma hayatında fiziki ve yapısal tehlikelere maruz kaldığını belirterek bu tehlike ve risklerin giderilebilmesi için eğitim çalışmalarının önem arz ettiğini belirtti.“Travmanın ilacı koşulsuz sevgidir”Meslek Hastalıkları Sempozyumunun birinci oturumunda itfaiyecilerde travma sonrası stres bozukluğu, panik atak ve anksiyete bozukluğu konuşuldu. Oturumun başkanlığını Prof. Dr. Mehmet Zelka üstlendi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş itfaiyecilerde travma sonrası stres bozukluğu ile ilgili bilgi verdi. Akcanbaş, “Travmanın ilacı koşulsuz sevgidir” dedi.  “Risklerin minimalize edilmesi için sosyal eğitim verilmeli”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Prof. Dr. Orhan Doğan, itfaiyeciliğin yoğun iş temposuna sahip yüksek riskli ve önemli bir meslek olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Doğan, risklerin minimalize edilmesi için sosyal eğitimin verilmesi gerektiğini kaydetti.  Prof. Dr. Doğan, panik atak ve anksiyete bozukluğu ile ilgili paylaşımlarda bulundu.Kaygı bozukluğu hakkında bilgi verdiMeslek Hastalıkları Sempozyumunda birinci oturumun son konuşmasını Uzm. Psikolog Yasemin Ozan yaptı. Ozan, travma sonrası stres bozukluğunu ve klinik stres bozukluğunu içine alan kaygı bozukluğu hakkında bilgi verdi. Ozan, kaygı ve korku arasındaki farka değindi.Birinci oturumun sonunda konuşmacılar merak edilen soruları yanıtladı.Oturum Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Uğur Olgun’un konuşmacılara teşekkür belgesi taktim etmesi ile sona erdi.“Depresyon duygu durum bozukluğudur”İtfaiyecilik Mesleğinde Psikososyal Risk Etkenlerinin konuşulduğu Meslek Hastalıkları Sempozyumunun ikinci oturumunda itfaiyecilerde depresyon ve tükenmişlik sendromu konuşuldu. İkinci oturumun başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan gerçekleştirdi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğr. Gör. Murat Otoğlu, depresyon ile ilgili bilgi verdi. Otoğlu, “Depresyon duygu durum bozukluğudur” dedi.“Tükenmişlik sendromu hastalık değildir”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş, tükenmişlik sendromu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Akcanbaş, tükenmişlik sendromunun hastalık olmadığını belirtti. “Tükenmişlik sendromu, iş yerindeki motivasyonu zaman içinde yok eden bir stres grubudur, hastalık değildir” dedi.İkinci oturumun sonunda konuşmacılar merak edilen soruları yanıtladı. Oturum Adana Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Fahri Durukan’ın konuşmacılara teşekkür belgesi taktim etmesi ile sona erdi.“Kişilerarası ilişkileri düzeltmeden mutlu olamayız”Meslek Hastalıkları Sempozyumunun üçüncü oturumunda itfaiyecilerde iyilik hali ve psikolojik sağlamlık, mobbing konuları konuşuldu. Üçüncü oturumun başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur üstlendi.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Tayfun Doğan, iyilik hali ve psikolojik sağlamlık kapsamında pozitif psikoloji ile ilgili bilgi verdi. İyimserlik ve mutluluk kavramlarına değinen Doç. Dr. Doğan, “Kişilerarası ilişkileri düzeltmeden mutlu olamayız” dedi.Uzm. Psikolog Yasemin Ozan iş yerinde uygulanan mobbing örneklerine yer vererek, mobbing ile mücadele etme yöntemlerine değindi.   Üçüncü oturumun sonunda konuşmacılar merak edilen soruları yanıtladı.Oturum Denizli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Murat Başlı’nın konuşmacılara teşekkür belgesi taktim etmesi ile sona erdi.İtfaiyecilerin sahada yaşadığı tecrübeler paylaşıldıSempozyumunun dördüncü oturumunda, Denizli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Murat Başlı, Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Uğur Olgun, Adana Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Fahri Durukan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı Bülent Tosun sahada yaşanmış tecrübelerini paylaştı. Oturumun başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğr. Üyesi Abdurrahman İnce yaptı.Dördüncü oturumun sonunda Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hamza Burak Eryiğit konuşmacılara teşekkür belgesi taktim etti.“Psikososyal risk etkenleri modern yaşantının içinde yer alan herkes de görülmektedir”İtfaiyecilik Mesleğinde Psikososyal Risk Etkenlerinin konuşulduğu Meslek Hastalıkları Sempozyumunun kapanış konferansını Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından gerçekleştirildi. Prof. Dr. Tarhan, katılımcılara ‘İtfaiyecilerde Stres Altında Beynin Tepkileri’ ile ilgili bilgi verdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikososyal risk etkenlerinin sadece itfaiyecilerde değil modern yaşantının içinde yer alan herkes de görüldüğünü söyledi.“Zihinsel yavaşlığı olan kişiler itfaiyeci olamaz”Prof. Dr. Tarhan, itfaiyecilik mesleğinin dikkat isteyen bir iş olduğunu söyleyerek itfaiyeciliği hastanelerde ki acil servislere, askeri birliklere benzetti. Acil servis çalışanları, askeri birlik çalışanları ve itfaiyecilerde olması gereken 3 temel özelliğe değinen Prof. Dr. Tarhan, buralarda çalışan kişilerin kriz yönetimi, risk analizi yapabilmeleri ayrıca hızlı karar verebilmeleri gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan “Zihinsel yavaşlığı olan kişiler itfaiyeci olamaz” dedi.“Yangın tehlikesi ile ilgili simülasyonlar yapılmalı”Prof. Dr. Tarhan, itfaiyecilik mesleğinde kişilere verilen eğitimde otomatik tepkiler oluşturmak yerine itfaiyeciye otomatik tepkiyi verdirebilecek ustalığı kazandırmanın önemine değindi. Prof. Dr. Tarhan, otomatik tepkinin kazandırılabilmesi için yangın tehlikesi ile ilgili simülasyonların yapılması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Tarhan “Bu kişiler deneme yanılma yöntemi ile kriz yönetiminde de başarılı olurlar” dedi.  “Kişi kriz yönetimini başarabilirse stresi de yönetebilir”Kişinin kendi kendinin lideri olması halinde krizi yönetebileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kriz yönetiminde dikkati ve zamanı yönetebilmenin önemini vurguladı. Tarhan “ Zamanı yönetebilmek için kişi önem sırasını bilmeli, dikkati yönetebilmek içinde öncelik sırasını bilmesi gerek” dedi. Prof. Dr. Tarhan, kişinin kriz yönetimini başarabilmesi halinde stresi de yönetebileceğini belirtti.“İtfaiyecilik de askerlik, doktorluk gibi kutsal bir meslektir” Prof. Dr. Tarhan, itfaiyecilik mesleğinin askerde cephede nöbet tutanlardan, acil servislerde çalışanlardan bir farkı olmadığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “İtfaiyecilerin riski göze alıp ateşin içine dalmaktadır bu nedenle itfaiyecilik de askerlik, doktorluk gibi kutsal bir meslektir devletin bu mesleği de kutsal görüp sahip çıkması gerek.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan konferansın ardından merak edilen soruları yanıtlandı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a Doç. Dr. Alparslan Hamdi Kuzucuoğlu tarafından çiçek taktim edildi.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur’a da çiçek taktim edildi.Sempozyum toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi. 

24 ARA 2018

Karagöz: "Hemşirelik hem beden hem de ruhsal çaba gerektirir!"

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünün düzenlediği ‘Bakım Bilimi: Hemşirelik’ seminerini gerçekleştirildi. Seminerin konuğu Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süreyya Karagöz oldu. Karagöz, Bakım kavramını kendi düşünceleriyle katılımcılara anlattı."Hemşireliğin varlık nedeni bakımdır!" Çarşı Yerleşkede gerçekleşen seminerde bakım ve hemşireliğin bağlantısını, hemşirelik mesleğinin temelinde neyin olduğunu, Sağlık Bilimi Fakültesi öğrencilerine anlatan Karagöz: "Hemşirelik denildiği zaman aklımıza gelecek en temel kavram bakım kavramıdır ve hemşireliği ele alan birçok uzman, bakım kavramıyla özleştirmiştir. Hemşireliğin varlık nedeni bakımdır" diyerek bakım kavramının önem taşıdığını vurguladı.“Hemşirelik, hem bedensel hem ruhsal çaba gerektiriyor”Bakımın Türk Dil Kurumundaki karşılığının, birinin gereksinimini üstlenmek sağlama girişimi ve verilen emek olduğunu söyleyen Karagöz, emek kelimesinin bütün ahlaki değerlerin temeli olduğunu, bedensel ve ruhsal olarak çaba harcamak olduğunu açıkladı. Sadece insana değil bir çiçeğe bir nesneye de bakım yapıldığını, hem beden hem ruh çabası olduğunu ifade etti."Giderek mesleğe yabancılaşıyoruz "Bakım kavramının hemşirelikte yeterli ilgiyi görmemesinden yakınan Karagöz: "Bakım kavramı hemşirelik de çokta yeterli ilgiyi görmemiş maalesef. Hemşireler varlık nedenlerini önemsememişler, değersiz görmüşler ve ondan uzaklaşmışlar. Oysa benim varlık nedenim bakımdı ve dolayısıyla mesleğine giderek yabancılaşmaya başlamışlar. Çünkü her meslek var oluş nedeninden uzaklaşınca aslında kendi mesleğine de yabancılaşıyor. Bu maalesef Hemşirelik mesleğinde daha yaygındır" dedi.Karagöz: “İlaç vermeyi belki ilerde robotlarda yapabilir. Dolayısıyla ben şu anda robot gibiyim! Özgür olmak için varlık nedenim olan bakıma dönmek durumundayım “Bu kapitalizm sistemin özünde insanı merkeze almayan bir sistem olduğunu bunun için bakım kavramında çok uygun olmadığını ve maalesef bu yüzden bakımın tadına da varamadığını belirten Karagöz; “Ben hemşire olarak insanlar yaşasın istiyorum. Çünkü benim varlık nedenim olan bakım böyle diyor. Ama bu sistem ona önem vermediği için ben bunu yapamıyorum. Bizi özgürleştirecek şey bakımın kendisidir biz bakımdan vazgeçerek aslında özgürlüğümüzü de başkalarının eline bırakmış durumdayız.Bakımın özündeki anlamını, sadece hekimin hastaya günde 4 kere ilaç ver gibi söylemini uygulayarak yapamıyorum. İlaç vermeyi belki ilerde robotlarda yapabilir. Dolayısıyla ben şu anda robot gibiyim. Özgür olmak için varlık nedenim olan bakıma dönmek durumundayım” dedi ve öğrencilere soru sormaktan vazgeçmemelerini tavsiye etti.Seminer, Prof. Dr. Süreyya Karagöz’e çiçek taktimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

21 ARA 2018

Atıf Tokar: “Disleksinin ilacı Ergoterapidir”

Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova ve Duyu Bütünleme Uzmanı Fzt. Dr. Yeşim Ünveren, Disleksi Farkındalık etkinlikleri kapsamında Ergoterapinin Disleksi Çocuklar Üzerindeki Etkisi” konusunda seminerler verdi. Seminerde konuşan Türkiye Disleksili Çocuklar Vakfı ve Albatros Derneği Başkanı Atıf Tokar disleksinin ilacının ergoterapi olduğunu belirtti.Türkiye Disleksili Çocuklar Vakfı ve Albatros Derneği Başkanı Atıf Tokar’ın düzenlediği programda, ellişer kişiden oluşan 4 ayrı gruba seminer verildi. Seminere özel eğitimciler, psikologlar, PDR uzmanları, ergoterapistler ve öğrenci aileleri katıldı.“Üsküdar Üniversitesi mezunu Ergoterapistler ile ciddi yol alıyoruz”Yoğun bir ilginin olduğu seminerin sonunda konuşan Türkiye Disleksili Çocuklar Vakfı ve Albatros Derneği Başkanı Atıf Tokar şunları söyledi: “Muhteşem bir seminerdi! İyi ki derneğimiz var, iyi ki paydaşız ve iyi yürekli insanlarla birlikte oluyoruz, onları ailelerimizle buluşturuyoruz. Üsküdar Üniversitesi Ergoterapistleri yetiştirirken Psikoloji tandanslı yetiştiriyor. Onun için dislekli çocuklarımız Üsküdar Üniversitesi mezunu Ergoterapistler ile ciddi yol alıyor. Onun için derneğimiz ve vakfımız Üsküdar Üniversitesinin peşini bırakmıyor. Ergoterapi disleksili çocukların ilacıdır.”Ergoterapi gününü kutladılarKonuşmaların ardından Albatros Disleksi Öğrenme Güçlüğü Kurumunda çalışan Üsküdar Üniversitesi mezunları, hocalarıyla hasret giderdi. Sonrasından pasta kesilerek Ergoterapi Günü kutlandı.

20 ARA 2018

Nehir Meniroslu: “Otizmin bir ilacı yok çaresi eğitim”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Spor ve Kültür Spor Direktörlüğü ile Mucizeye İlk Dokunuş kulübü tarafından düzenlenen “Otizm de Farkındalık” konferansının konuğu Tohum Otizm Vakfı Eğitim Koordinatörü Nehir Meniroslu oldu. Meniroslu; otizmin giderilmesinin eğitimle mümkün olduğunu katılımcılara belirtti.Çarşı Yerleşkede gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Güler Cimete'nin yaptığı Otizm’ de Farkındalık konferansında; otizm spektrum bozukluğu, aile ve çocuğum tutumu, ebelik bakımı, klinik uygulamalarda yaşanan zorluklar, test ve videolar eşliğinde anlatıldı.Vakfın çalışmaları anlatıldıTohum Otizm Vakfındaki yapılan farkındalık çalışmalarına değinen Meniroslu; “Destek eğitimlerimizle faaliyette sorun çalışmalarıyla ilgili otizm çocuklu ailelerin eşit, sağlık ve eğitim haklarından yararlanması için çeşitli projeler düzenliyoruz, farkındalık çalışmaları yapıyoruz ve salon çalışmaları yönetiyoruz. Farkındalık çalışmalarında da sizlerle buluşup otizm ne olduğunu anlatarak katkı sağlamaya çalışıyoruz” dedi.Merinoslu internet uygulaması “kahoot.it” ile ilgili hazırladığı testi katılımcılara uygularken, çıkan sonuca göre şu değerlendirmelerde bulundu: “Otizmli çocukların normal insanlardan farklı olduğunu fakat otizmli çocukları dış görünüşleriyle ayırt edemediğimizi, otizmli insanların adını seslendiğimizde bize bakmadığını, göz teması kuran otizmlilerin var olduğunu fakat genel olarak baktığımızda göz temasının olmadığının bilgilisini katılımcılarla paylaştı.“Sosyal etkileşimleri zayıf”Otizmli çocukları 16-18 aylıktan itibaren gözlemleyebiliyoruz fakat tam olarak üç yaşından itibaren kendini gösteriyor diyen Merinoslu, tüm belirtilerini üç yaşına kadar görebildiklerini kaydetti.İşaret becerisini ekstra eğitim yaparak öğretebildiklerini belirten Meniroslu “Bu onlarda otomatik olarak kazanılan bir beceri değil. Sosyal etkileşimleri maalesef zayıf” şeklinde konuştu. Daha sonra teste en başarılı olan 5 kişiyi sahneye davet ederek, Termo grander adındaki otizmli bir bayan yazar tarafından, otizmin iç dünyasında neler olduğuyla ilgili yazılan kitabı öğrencilere hediye etti.“Erken tanı ve sürekli eğitim çok önemli”Erken tanı ve sürekli eğitimin öneme değinen Meniroslu; “Otizm konusunda erken tanı ve sürekli eğitim çok önemli. Otizm bir hastalık değildir, hastalığın bir ilacı vardır ama maalesef otizmin bir ilacı yok çaresi eğitim. Bize çocuk geliyor, biz ona eğitim veriyoruz sonra ailesi ile tatile çıkıyor, döndüğünde eğitime baştan başlamamız gerekiyor. Bu yüzden ailenin sürekli eğitime devam etmesi gerekiyor” dedi.“Güler yüzünüzü eksik etmeyin”Ailenin çocuğunun otizm olduğunu öğrendikten sonraki bunalımından bahseden Meniroslu, aileye empati kurarak yaklaşılması gerektiğini, olabildiğince yumuşak dille yaklaşılması gerektiğinin tavsiyesini verdi.Programın sonunda katılımlarından dolayı Meniroslu’ya plaket takdim edildi. Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

14 ARA 2018

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İş kazalarında duygusal ihmaller önemli”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ikinci düzenlenen “Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi Fuarı IOHS EXPO” kapsamında gerçekleştirilen “Çalışanlarda Psikolojik Motivasyon ve Ödüllendirme Sistemlerinin Performansa Yansımaları” adlı konferansın moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. Tarhan, iş kazalarında psikolojik faktörlerin ve duygusal ihmallerin de önemli bir rol oynadığını kaydetti.Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşen oturum Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın moderatörlüğünde Prof. Dr. Acar Baltaş, Derek Smıth, Doç. Dr. İdil Işık ve Mehmet Erhan Doğrul İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki sunumlarını gerçekleştirdi.Tarhan konuşmasında bu kongrenin İş Sağlığı ve Güvenliği için önemli bilgilerin paylaşıldığı, deneyimlerin birlikte analiz edildiği bir ortam olduğunu ve buradaki bilgilerin paylaşımının sahada da yayılmasının son derece faydalı olduğunu dile getirdi.Geçtiğimiz yıl da bu kongreye katıldığını söyleyen Tarhan,  kongrenin özellikle İş Sağlığı ve Güvenliği alanında çalışan veya eğitim gören kişilere etkisinin büyük olduğunu söyledi.“İş sağlığı ve güvenliği bir kültür haline gelmeli”İş Sağlığı ve Güvenliğinin bir kültür haline gelmesini sağlamanın önemine değinen Tarhan,  İş Sağlığı ve Güvenliği algısının insanların zihin haritasına bir seçenek olarak yerleşmesi gerektiğinin ve bir iş yaparken insanların İş Sağlığı ve Güvenliğini bir seçenek olarak görmelerinin şart olduğunun altını çizdi. İş kazalarında psikolojik faktörlerin ve duygusal ihmallerin de önemli bir rol oynadığını, çalışanlardaki psikolojik motivasyonun İş Sağlığı ve Güvenliği ile doğru orantılı olduğunu da ekledi.“Beklenmeyen ödül daha çok motive eder”İnsanın en önemli davranış geliştiren sisteminin ödül-ceza sistemi olduğunu söyleyen Tarhan,  ödül-ceza sisteminin bir bağımlılık haline geldiğini dile getirdi. Ve bu bağımlılığın yeni adının “Ödül yetmezliği sendromu” olduğunu, insanların ödüle doymadığını ve daha fazla ödül istediklerini bunun da yeni bir sendrom haline geldiğini kaydetti. Tarhan, beynin ödül ceza sisteminde alışılmış ödüllerin değil de beklenmeyen ödüllerin daha çok motive ettiğini de dile getirdi.Konuşmasının devamında İş Sağlığı ve Güvenliği ile Pozitif Psikoloji ilişkisine değinen Tarhan,  Pozitif Psikolojinin çalışan sağlığı konusunda ele alınmasının çok faydalı olduğunu ve insanların pozitif psikolojiyi hem yaşam felsefesi hem de çalışma odağı olarak görmelerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.“Eksiyi sıfıra getirmek değil, sıfırı ileriye götürmektir”Pozitif Psikolojinin bir mutluluk bilimi olduğunu söyleyen Tarhan, Pozitif Psikolojinin “Daha iyi nasıl yaşarım?” sorusunu benimsediğini söyledi. Ve aynı zamanda pozitif psikolojinin eksiyi sıfıra götürmediğini aksine sıfırı daha ileriye götürdüğünün de altını çizdi.İstanbul Büyükşehir Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Süleyman Bakan tarafından plaket takdim edilmesinin ardından çekilen hatıra fotoğrafı ile konferans sona erdi.Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği fuarındaLütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı fuar alanında ise Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği bölümü öğrencileri tarafından kurulan stantta gün boyu ziyaretçilere İş Sağlığı ve Güvenliği Lisans ve Yüksek Lisans bölümleri hakkında bilgi verildi.                       

28 KAS 2018

Çocuk Gelişimi bölümü mezunları kariyer planlama çalışmasında

Üsküdar Üniversitesi Mezunlar Derneği ve Kariyer Merkezi’nin ortak çalışması olan, mezunlara yönelik Kariyer Çalışmalarının sekizincisi Sağlık Bilimleri Fakültesi’ne bağlı Çocuk Gelişimi bölümü mezunları için gerçekleştirildi.Çarşı Yerleşke Emirnebi1 de gerçekleşen program, Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, Dr. Öğr. Üyesi Filiz Shine Edizer, Öğr. Gör. Neşe Şekerci ve Araş. Gör. Begüm Gamiş’in katılımları ile yapıldı.Derneğin çalışmalarına yönelik bilgiler verildiEtkinliğin açılış konuşması Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler tarafından yapıldı. Gözler, konuşmasında derneğin açılışından bu güne kadar yapılan çalışmalardan ve ileriki dönemlerdeki hedeflerinden bahsetti.Kariyer Merkezi Direktörlüğü Mezunlar Ofisi Sorumlusu Remziye Çopur ise derneğe ait web sayfasının içerikleri ve mezun kimlik kartını temini hakkında bilgi verdi.Ülküer: “Mezunlar iş ararken bilgilerini de artırmayı unutmamalı”Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı ve aynı zamanda Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, üniversitemizin dernek çalışmalarını yakından takip ettiklerini ve başarılı bulduklarını söyledi. Ayrıca başkanı olduğu CGE DER (Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri Derneği) hakkında da bilgi verdi ve iki derneğin ortak çalışmalara imza atabileceğini belirtti. Bu derneklere aktif katılmalarının kariyerlerini geliştirmeleri ve istedikleri işi bulmaları açısından yararlı olabileceğini vurguladı. Ülküer, diğer taraftan, mezunların iş ararken, bilgilerini de yenileme ve arttırmayı unutmamaları gerektiğini hatırlattı. Remziye Çopur, bu konuda Üniversitenin Sürekli Eğitim Programlarının da kendilerine yardımcı olabileceğini belirtti.Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Arş. Gör. Begüm Gamiş, CGE DER’in yaptıkları faaliyetleri hakkında kısa bir sunum yaparken Üsküdar Üniversitesi işbirliği ile yapılan etkinliklerden de bahsetti.Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Filiz Shine Edizer ise yakın zamanda bölüm mezunları hakkında bir çalışma yapacaklarını ve bu çalışmaya göre mezun olan öğrencilerin nerelerde hangi görevlerde olduklarını, yaşadıkları sıkıntıları takip etmek istediklerini dile getirdi.Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğr. Gör. Neşe Şekerci ise Türkiye’deki üniversitelerin mezun etkinlikleri ile yurt dışındaki etkinliklerin benzer ve farklı yönleri hakkında bilgi paylaşımında bulundu.Etkinlik, daha sonra iş hayatına atılan iki mezun öğrencinin, iş başvuru sürecinde ve mülakat sürecinde yaşadığı tecrübeleri diğer mezun arkadaşları ile paylaşımı ile devam etti.Katılım gösteren mezun öğrenciler bir araya gelmekten mutluluk duydukları dile getirdi.

26 KAS 2018

Üsküdar Hemşirelik Bölümü öğrencileri yönetici hemşirelerle

Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Seminerleri kapsamında Çarşı Yerleşkesinde gerçekleştirilen “Hemşirelik Öğrencileri Yönetici Hemşirelerle Buluşuyor” konulu programın konuğu Anadolu Sağlık Merkezi Hemşirelik Hizmetleri Direktörü Uzm. Hem. Elif Akbal oldu.Akbal, hemşirelik hizmetlerinin yönetimi sürecinde Anadolu Sağlık Merkezinde kendi yaptıkları uygulamaları örneklerle anlatarak öğrencilere, profesyonel hemşireler olarak esas görevlerinin bakım olduğunu ve bireylerin bakımında çok özenli olmaları gerektiğini söyledi. Hemşirelerin hastanelerde hizmetin niteliğini arttırmada büyük rolü olduğunu ifade eden Akbal, öğrencilere çalışmalarında sürekli yenilikleri takip ederek ilerlemeyi, kendilerini geliştirmeyi hedef edinmelerinin önemini vurguladı.Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Akbal, Üsküdar Üniversitesi mezunları ve öğrencilerinin kurumlarındaki çalışmalarından çok memnun olduğunu belirterek, mezunlarımıza her zaman öncelik verdiklerini ifade etti ve eğitimlerinin kıymetini bilmelerini hatırlattı.Program,  Elif Akbal’a katkılarından ötürü teşekkür edilmesi ve fotoğraf çekilmesi ile sona erdi.

26 KAS 2018

Üsküdar Üniversitesinde Vaka Yönetimi Semineri gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Seminerleri kapsamında düzenlenen “Vaka Yönetimi Semineri” Çarşı Yerleşke Emir Nebi-1 konferans salonunda gerçekleştirildi.Açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Besti Üstün’ün yaptığı seminerin konuğu, Radyolojik Onkoloji Vaka Yöneticisi Uzm. Hemşire Özlem Topkaya idi.“Bir rol modeli görme şansınız yok!”Vaka yöneticiliği ile ilgili rol modeli görme olanağımızın olmamasından yakınan Üstün; ‘Bir dolu hastaneye gidiyorsunuz, vaka yöneticiliğiyle ilgili pek bir rol modeli görme şansınız olmuyor. Ama Anadolu Sağlık Merkezinden Özlem Hanım bu işin uygulayıcısı olarak, ondan dinleme şansımız olacak. Ben geldikleri ve bize zaman ayırdıkları için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ondan dinlemek çok keyifli olacaktır” dedi.“Vaka yönetimi problem çözme yöntemidir” Kendi okul hayatından kısaca bahseden ve 12 yıldır Anadolu Sağlık Merkezinde çalıştığını belirten Topkaya, onkolojik bilimlerle başladığını, son 4-5 yıldır da vaka yönetimi hemşireliği yaptığını söyledi.Topkaya, öğrencilere vaka yönetimi nedir?  Bizim için faydaları nelerdir? Hastalar için nasıl hizmet verdiklerinden bahsetti. Vaka yönetimini kaynakları etkin bir şekilde kullanılarak bakım ve tedavi yöntemin kalitesini yükseltmek amacıyla uygulanan bir hizmet sunum şekli olduğunu söyleyen Topkaya, “Bireylerin sağlık gereksinimini karşılamak için ihtiyaç duyulduğu girişimlerin planlandığı uygulandığı ve hastayla sürekli iletişim halinde olduğu bir sistemdir. Vaka yönetimi bir problem çözme yöntemidir. İlk olarak 1970’li yılların başında sigorta şirketleri tarafından kullanılmaya başlanmış, 1985’lerde hastanelerde kullanılmaya başlanmıştır” şeklinde konuştu. Dünyada kronik hastalıkların hızla artması nedeniyle komplike sağlık hizmeti alan bireylerin sayısının artmakta olduğunu dile getiren Topkaya, vaka yönetiminin kimlere uygulandığını,  yönetim sürecini, bağlantılı olduğu kurumları, hangi meslek gruplarının uygulayabileceğini ve hemşirelik bölümünün vaka yönetiminde ki avantajlarını konferansa katılan hemşirelik bölümü öğrencilerine anlattı.Soru ve cevap bölümünün ardından katılımlarından dolayı Özlem Topkaya’ya teşekkür belgesi takdim edildi.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

26 KAS 2018

Üsküdar'da, Nörolojik Rehabilitasyon ve Yutma Bozuklukları Sempozyumu yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından düzenlenen Nörolojik Rehabilitasyon & Yutma Bozuklukları Sempozyumu’nda rehabilitasyon ve tedavi yöntemlerinden uygulamalara kadar pekçok başlık konuşuldu. Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, robot destekli tedaviler, vücut ağırlığı destekli koşu bandı, fonksiyonel elektrik stimülasyon, sanal gerçeklik, beyin stimülasyonu, aktüatör cihazlar ve beyin-makine arayüzlerinin fizyoterapistlerin bireysel hasta seviyesini geliştirmeye yönelik uygulamalarını desteklediğini söyledi. Erdoğanoğlu, yeni teknolojilerin terapide uygulama için birçok avantaj sağladığını belirterek geleneksel tedaviye kıyasla çok daha yüksek bir motivasyon sağladığını kaydetti.Fiziksel kazalar ya da nörolojik hastalıklar sonrası ortaya çıkan beyin travması, inme, Parkinson veya başka bir nörolojik hastalık sonrası beyindeki nöronların hasar görmesi, bireyin günlük yaşantısını olumsuz etkileyen motor bozukluklara neden oluyor. Bu bozuklukların tedavisi, rehabilitasyon uygulamaları ve kullanılan teknolojik yöntemler, Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından düzenlenen Nörolojik Rehabilitasyon & Yutma Bozuklukları Sempozyumu’nda konuşuldu.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ve onursal başkanlığını Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Karaduman’ın yaptığı sempozyumun açılış konuşmalarını Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Çetin Sayaca yaptı.Sempozyumun düzenlenmesinde en büyük desteği veren Üsküdar Üniversitesi ile katılımcılara teşekkür eden Prof. Dr. Defne Kaya, sempozyumun verimli geçmesini temenni etti.  Prof. Dr. Kaya bir öğretmen olarak başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şehit öğretmenlerin ve tüm öğretmenlerin  Öğretmenler Günü’nü kutladı.Nörolojik rehabilitasyonda bilinmeyenler konuşulacakSempozyum Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Çetin Sayaca, sempozyumun ana temasını “Nörolojik Rehabilitasyon” ile sıklıkla nörolojik bir hastalık sonucu ortaya çıkan ve fonksiyon bozukluğu olan “Yutma Bozukluğu” üzerine planladıklarını söyledi.Sempozyum programının ana çıkış fikrinin “Nörolojik Rehabilitasyonda az konuşulan konular nelerdir?” sorusuna yanıt aramak olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Çetin Sayaca, “Zaman zaman rehabilitasyon sürecinde karşılaştığımız ancak farklı sebeplerle geçiştirdiğimiz veya cevap aramadığımız konu ve sorulara yanıt bulabileceğimiz bir sempozyum olmasını hedefliyoruz. Bu konularda da farklı branşlardan, alanında uzman ve rehabilitasyon ekibinin vazgeçilmezleri olan değerli hocalarımız sempozyumda yer almaktadır” dedi.Yutma bozuklukları hakkında farkındalık oluşturulması hedefleniyorSempozyumun rehabilitasyon sürecinde yer alan farklı disiplinleri bir araya getirerek sonuca etki eden ancak daha az fikir sahibi olunan konular üzerinde konuşmak olduğunu ifade eden Sayaca, “Sempozyumda rehabilitasyon ekip üyelerinin bilgi sahibi olmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca bir fonksiyon bozukluğu olan yutma bozukluğu konusunda farkındalık oluşturmak, yutma bozukluğu olan bireylerin yutma sorunları ile tek başına bırakılmasının önüne geçmek ve doğru yapılan rehabilitasyon sonucunda iyileşebilen bir bozukluk olduğunu göstererek hem toplumun hem de sağlık çalışanlarının dikkatini çekmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.Robotik rehabilitasyon gerçekten etkili midir?Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, “Nörolojik Rehabilitasyonda Az Bilinenler” başlıklı oturumda “Nörolojik Rehabilitasyonda Teknolojik Yenilikler Nelerdir? Robotik Rehabilitasyon Gerçekten Etkili midir?” başlıklı bir sunum yaptı.Beynimizdeki nöronlardan gelen hareket komutlarını kaslarımıza göndererek hareket ettiğimizi belirten Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, “Sinyaller, nöronlardan nöronlara, rölatif kuvvetlerini ayarlayabilen ve hareketleri öğrenmemize ve iyileştirmemize izin veren sinapslarla iletilir. Travmatik bir beyin hasarı, inme, spinal kord yaralanması veya başka bir nörolojik hastalık sonrası beyindeki nöronların hasar görmesi veya sinyal yollarının kesilmesi, günlük yaşantımızı olumsuz etkileyen motor bozukluklara neden olur. Yaralanma ile ilişkili faktörlerin çözülmesi, tekrarlanan aktivite ve eğitim, işlevselliği iyileştirmek için merkezi sinir sistemini değiştiren nöroplastisiteyi tetikler” diye konuştu.Gelişen teknoloji fizyoterapistlere de kolaylık sağlıyorDr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, günümüzde hızlı ve durmaksızın gelişen teknoloji kullanımının gerek evde gerek sosyal hayatımızda bize kolaylıklar sunarken, fizyoterapistler ve hastalar için de hem gelişmiş ve etkili tedavi yöntemleri hem de müdahale etkisini değerlendirebilecek yeni imkânlar sunduğunu ifade etti.Robot destekli tedaviler devreye giriyorNörolojik rehabilitasyonda, robot destekli tedaviler, vücut ağırlığı destekli koşu bandı, fonksiyonel elektrik stimülasyon, sanal gerçeklik, beyin stimülasyonu, aktüatör cihazlar ve beyin-makine arayüzlerinin fizyoterapistlerin bireysel hasta seviyesini geliştirmeye yönelik uygulamalarını desteklediklerini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, söz konusu uygulamaların geleneksel yaklaşımların etkilerinin sınırlı kaldığı yerlerde devreye girebildiğini kaydetti.Hastanın motivasyonu yükseltilebiliyorDr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, hastalara uygulamalar bu yeni teknolojilerle, göreve özel, değişken ve verimli bir şekilde planlanırken, hastalarda yüksek  motivasyon sağlamak açısından da birçok seçenek sağlayabildiğini ifade etti.Yeni yöntemler hastaları bağımsız hale getirebiliyorBu teknolojik yöntemlerin, hastaların yürümesine destek verirken, omuz, dirsek, el bileği ve elin fonksiyonlarını geliştirmeye yardımcı olduğunu ve günlük yaşamda hastaları daha hızlı bağımsız hale getirebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, “Bilimsel kanıtlar bunu göstermektedir. Bazı yeni teknolojilerin hala normalde avantajlardan daha ağır basan birkaç sorunu olduğunu bilmek gerekir, özellikle maliyet anlamında ve hasta seçiminde hem avantaj hem de dezavantajların gözönünde bulundurulmasında fayda vardır” dedi.Nörolojik rehabilitasyon ve yutma bozuklukları konuşulduSempozyum “Nörolojik Rehabilitasyonda Az Bilinenler”, “Pediatrik Nörolojik Hastalıklarda Rehabilitasyon”, “Erişkin Nörolojik Hastalıklarda Rehabilitasyon” ve “Yutma Bozukluklarında Çoklu Disiplin Yaklaşımları” ve “Yutma Bozukluklarında Rehabilitasyon Yaklaşımları” başlıklı oturumlardan oluştu.Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Duygu Kaya Yertutanol, “Yutma Korkusuna Psikiyatrist Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?” Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Bahadır Ağce de “Ergoterapi Uygulama Prensipleri  Nelerdir?” başlıklı sunumlarını yaptı.

21 KAS 2018

1 Konu 1 Konuk’un 11. Oturumu gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSGÜMER) tarafından düzenlenen 1 konu 1 konuk programının 11. oturumu  Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Programa konuk olarak Avukat Arif Nihat Alpsoy ve Avukat Damla İzbudak katıldı.“Eşit derecede sorumludurlar”Hukuki sorumlulukları açıklayan Damla İzbudak; “İş güvenliği uzmanı, her ne kadar iş veren vekili daha sorumlu gözüksede eşit derecede sorumludurlar. İş kazası söz konusu oldugunda, üç farklı konu bulunmakta, bunlar ; ceza hukuku, hukuki boyutlar ve idari yaptırımlardır” şeklinde konuştu.“Kusursuz sorumluluk , sorumluluğun en geniş hali”Kusursuz sorumluluk , sorumluluğun en geniş hali olduğunu belirten İzbudak “Siz her şeyi yapsanızda kusurunuz olmasa dahi bu büyük bir sorumluluk oluyor. Size hukuka aykırı eylemde zarar gelirse bunu ödemekte zorunlusunuz ve  buna maddi tazminat denilmektedir”dedi.“Arkadaşınızın hakkında edindiğiniz bilgiler bir başka dava da geçerli olmayabilir”İş güvenliği uzmanlarının ya kendisinin ya da tanıdıklarının davası vardır. O davalarda çeşitli fikirleri olur, fakat ne yazık bir arkadaşınızın hakkında edindiğiniz bilgiler bir başka dava da geçerli olmayabilir diyerek sözlerine başlayan Avukat Arif Nihat Alpsoy da yargıtay kararları ışığında iş güvenliği uzmanlarının hukiki ve cezai sorumluğu hakkında sunumunundan bahsetti.“Haksız fiil hukuka aykırı ve karşıt tarafa zarar veren bir fiil”Haksız fiil hukuka aykırı ve karşıt tarafa zarar veren bir fiil olduğunun altını çizen Alpsoy,  trafik kazasından örnek verdi. Alpsoy “Hukuka uygun değil veya  zarar gören kişi o anda başkasını öldürmeye çalışıyorsa bu hukukun kendi tanımlarıya birlikte haksız fiilken haklı fiile dönüşür” diye belirtti.“Asıl iş veren sorumluluğa sahiptir”Bazı tazminat davalarında sadece iş güvenliği  uzmanına dava açıldığını söyleyen Alpsoy; davanın asıl iş verene de açılması gerektiği, böyle bir davayla karşılaşılırsa asıl iş verenin sorumlu olduğunu vurguladı.Plaket takdimi ve toplu fotoğrafın ardından program sona eriyor.

19 KAS 2018

Üsküdar’dan sonra Harvard ve Yale Üniversitesinde okutuluyor

“Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, empati, duygusal zeka, sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerin artırılmasını hedefliyor. Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor. “Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, bireyin empati, duygusal zeka, stres ve sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerinin artırılmasını ve kişinin sosyal başarı konusunda hedefliyor.Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hayat başarısında akademik donanım, mesleki bilgi ve tecrübenin önemli olduğunu ancak insani ilişkilerin güçlü olması, empati kurma gibi özelliklerin de fark oluşturduğuna dikkat çekti.Üniversite olarak “iyi insan” yetiştirmeyi amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Akademik donanımın yanı sıra öğrencilerimize Proje Kültürü, İletişim Becerileri ve Pozitif Psikoloji derslerini zorunlu olarak veriyoruz. Harvard Üniversitesi’nin en çok tercih edilen dersi pozitif psikoloji. Çığır açan ders olarak web sitelerinde duyurdular. Yale Üniversitesi’nde de Pozitif Psikoloji ders olarak müfredatta yer alıyor. Üniversite olarak biz 2012 yılından bu yana Pozitif Psikoloji bilimini ders olarak veriyoruz. Sadece akademik başarıyı önemsemiyoruz. Bu sayede sosyal başarı, mutluluk bilimini ve insani değerleri öğretmeyi hedefliyoruz. Harvard ve Yale Üniversiteleri bu dersi daha yeni vermeye başladılar” dedi.

19 KAS 2018

Ergoterapi öğrencileri vizelerin stresini Boğaz’da attı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Ergoterapi bölümünün birlikte düzenlediği Ergoterapi birinci sınıf öğrencilerine Hoşgeldiniz ve vizelere veda etkinliği düzenlendi. Etkinlik Üsküdar Belediyesi Valide Sultan Gemisi'nde gerçekleştirildi.Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Asqarova, Ergoterapi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hamiyet Sayan, Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Bahadır Ağce ve Öğr. Gör. Shahram Mohseni'nin de katıldığı etkinlikte keyifli anlar yaşandı.Çay ve simit eşliğinde Boğaz turu yapan öğrencilere uzman rehber tarafından İstanbul'un tarihi yerleri ve geçmişi de anlatıldı.Sonrasında öğrencilere müzik eşliğinde keyifli vakit geçirdi.Toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.

15 KAS 2018

Prof. Dr. Konrot'tan Alaşehir'de disleksi semineri

Alaşehir Memur-Sen İlçe Temsilciği tarafından, Disleksi farkındalık semineri düzenledi.Seminere konuşmacı olarak katılan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ahmet Konrot, akıcı ve esprili bir dille katılımcıları bilgilendirdi.Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programda bir konuşma yapan Alaşehir Memur-Sen İlçe Temsilcisi Ömer Şeker, "Hayata dokunan sendika anlayışı ile il