İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi - Haberler

31 MAR 2020

Prof. Dr. İbrahim Özdemir: "Çevre için şimdi değişme zamanı"

Dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (Covid-19) salgınıyla insanlığın doğaya verdiği zararın da ortaya çıktığını kaydeden uzmanlar, doğanın bu sayede verdiği mesajın iyi okunması ve bu doğrultuda önlem alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Daha geç olmadan çocuklarımızı ve gelecek nesilleri düşünmek zorunda olduğumuzu kaydeden uzmanlar, “İçinde yaşadığımız toplumu, insanları, hayvanları ve çevreyi birlikte bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Yaşam tarzımız diğer insanlara, canlılara ve tabiata zarar vermemeli. Suyu, toprağı, havası ve ormanları ile tabiatın bir sınırı var. Bu sınırı zorlamadan bir yaşam tarzı geliştirmek zorundayız” dedi.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı, Birleşmiş Milletler Çevre Programında Danışman Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Koronavirüs salgınıyla beraber insanın doğaya verdiği tahribatın gün yüzüne çıktığına dikkat çekti.“Dünyanın dengesini bozduk…”İnsanlığın uzun bir süredir çevreyi ihmal ettiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, dünyanın dengesinin bozulduğunu belirterek şunları söyledi: “Veba deyince aklımıza hep Orta Çağlar geliyordu. Bilim ve teknolojiye olan inancımız, gerçeği görmeyi engelledi. Hayat tarzımız ve ekonomik sistemimiz sebebi ile tabiat bozuluyordu. Çevrecilerin 1960’tan bu yana feryatlarına birçok yönetici ve insan kulaklarını tıkadı. Bunlara göre bilim insanları her şeye çözüm bulacaklardı. Endişelenmeye gerek yoktu. Ölüme bile çare bulunması an meselesi idi. Bazı insanlar çok pahalı estetik ameliyatlarla gençleştiğini sanıp, kendisini kandırmaya devam ettiler. Bir gün öleceklerini düşünmediler.“Sulara sahip çıkmadık”Ünlü filozof Sokrates’in ‘sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez’ sözünü duymazlıktan geldiler. Kendilerini ve yaşam tarzlarını sorgulamayı; sürdürülebilir olup olmadığını sorgulamadılar. Ekonomik sistemin ve bize dayattığı yaşam tarzının sürdürülemez olduğunu bir türlü anlayamadık. Sınırsız ve sorumsuz büyümenin mümkün olmadığını; kâinatın çok hassas denge ve ayarlarla çalıştığını ısrarla göz ardı ettik.Allah’ın ‘her şeyi sudan yarattık’ sözünün derinliğini kavrayamadık. Sulara sahip çıkmadık. Kullandığımız kimyasal ilaçlarla dereleri, nehirleri, gölleri deniz ve okyanusları kirlettik. Buralarda yaşayan hayvanların bir bir tükenmesi bile çoğumuzu ikna etmedi. Daha çok üretim, daha çok kar ve daha müreffeh bir hayat. Geldiğimiz nokta düşündürücü.”Değişmek zorundayız!Daha geç olmadan çocuklarımızı ve gelecek nesilleri düşünmek zorunda olduğumuzu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Bu krizin bize gösterdiği gerçek açık ve net: Böyle devam edemeyiz. Değişmek zorundayız. İçinde yaşadığımız toplumu, insanları, hayvanları ve çevreyi birlikte bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Yaşam tarzımız diğer insanlara, canlılara ve tabiata zarar vermemeli. Suyu, toprağı, havası ve ormanları ile tabiatın bir sınırı var. Bu sınırı zorlamadan bir yaşam tarzı geliştirmek zorundayız” dedi.“Evde kal” ile hava kirliliği azaldıSalgının yayılmasını engellemek için alınan tedbirler kapsamında “Evde kalın” mesajı ile birlikte hava kirliliğinin azaldığını belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Başta Çin olmak üzere her yerde hava ve suyun kirlenmesi azalmış; küresel ısınma yavaşlamış. İstanbul’da bile bu gözlemlendi. Aslında BM Uluslararası İklim Değişikliği Paneline tarafsız bilim insanlarınca sunulan raporlarla tüm bunlar öngörülmüştü. Başta ABD olmak üzere bazı ülkeler gerekli tedbirleri almayı reddettiler. Ekonomimizi etkiler diye geri durdular. Bugün bu ülkelerin ekonomileri kumdan kaleler gibi yıkılıyor; hastaneleri kendi insanına bakamayacak duruma gelmiş” dedi.Şimdi düşünme zamanı!İçerisinde bulunduğumuz bu zamanın tüm bu olumsuzlukları düşünüp değerlendirmek için bir fırsat olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, şunları söyledi: “Evlerimize kapatıldığımız ve dışarı çıkamadığımız şu günlerde kendi kendimizi hesaba çekme zamanı: Çevre için ne yaptım? Nesli tükenen hayvanlar için ne yaptım? Çevreyi kirleten firmalara karşı ne yaptım? Çevre ve sağlığımız için zararlı ürünleri üretenlere ve satanlara karşı ne yaptım? Çevre, ormanlar, nehirler, göller ve denizlerin kirlenmesi konusunda sessiz kalan politikacılarla ilgili ne yaptım? Kendimizden başlayarak değişim zamanı.Suyun, havanın, toprağın değerini yeniden keşfetme zamanı. El- yüz temizliği kadar gönül ve kafa temizliğinin de değerini anlama zamanı. Sadece kendimizi önceleyen bencil bir tavrı terk ederek, yaşlılarımız, çocuklarımızı, torunlarımızı düşünme zamanı. Onlar için değişme zamanı. Çevreyi kirleten, tahrip eden kim olursa olsun uyarma ve engelleme zamanı.”“Koronavirüs insanlığa ders verdi”İsveçli Greta Thunberg’in Ağustos 2019’da bir oturma eylemi başlatarak küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çektiğini hatırlatarak  “Bugün bizlerin de harekete geçmesi gerekiyor. Korona bize ne kadar duyarlı olmamız gerektiğini öğretmiş olmalı. Kullandığımız her damla suyun kıymetini keşfetmiş olmamız lazım. Dünyanın her yerindeki uzmanlar ‘temizlik, temizlik, temizlik’ diyor.Ne ile? Temiz su ile. Ya sularımız tükenirse ya da kirlenirse temizliği ne ile yapacağız? Düşünmesi bile dehşet verici. Benzin, motorin ya da doğal gaz olmadan yaşayabiliriz. Su olmadan yaşayamayız. Aynı şekilde her karış toprağa sahip çıkmak ve onu korumak zorundayız. Her ağacın, ağaca yuva yapan ve öten her kuşun değerini keşfetmek ve onları korumak zorundayız. Korona salgını tüm insanlığa önemli bir ders verdi” dedi.

31 MAR 2020

Doç. Dr. Barış Erdoğan: "Salgın sonrası insanlar arası işbirliği ve dayanışma artacak"

Koronavirüs salgınının toplumsal etkilerine yönelik bir iddia da Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Doç. Dr. Barış Erdoğan'dan geldi. Karantinanın insanlara yalnızlığın kötü bir şey olduğunu gösterdiğini söyleyen Erdoğan, salgın sonrası insanlar arası dayanışmanın artacağını öne sürdüDünyayı kasıp kavuran koranavirüs salgının olası toplumsal ve psikolojik etkilerine dair analizler de sürüyor. Yapılan yorumlarda salgın hastalığın insanların gündelik ve toplumsal yaşamlarında değişimlere yol açabileceği iddia ediliyor.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Doç. Dr. Barış Erdoğan da salgının devlet, siyaset, aile ilişkileri gibi birçok alanda yeni arayışların ortaya çıkmasına neden olabileceğini söyledi.Sosyal devlet talepleri artacakIndependent Türkçe'nin sorularını cevaplandıran Erdoğan'a göre salgının birinci etkisi sosyal devlet taleplerinin artması yönünde olabilir. Erdoğan bu görüşünü şöyle dile getirdi:Toplumsal talepler gece bekçisi gibi ortalıkta görünmeyen sadece adalet, iç ve dış güvenlikle ilgilenen liberal devlet modeli yerine piyasaya müdahale eden, sağlıktan eğitime kadar her alanda kendini gösteren, sorunların çözümü için daha otoriter davranan sosyal refah devletini talep edecek."Krizden en çok alt sınıflar etkilenecek"Krizden en çok etkilenen kesimlerin alt sınıflar olacağını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Gemi batarken riskler alt sınıflarda fırsatlar üst sınıflarda yoğunlaşır. Ama her büyük krizin boomerang etkisi de vardır. Büyük sorunlar döner dolaşır zengin fakir fark etmez herkesi vurur. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman bombaları İngiltere’de her sınıftan insanın üstüne düştü ve savaş sonrası o zaman dünyanın en liberal ülkesi olan İngiltere’de bile siyasal elitler eğitim, sağlık alanında reformlar yapıp alt sınıflara yardım etmek gerektiğini gördü, aksi takdirde toplumsal düzen varlığını devam edemeyecekti.Feodal sistemin çökmesinin nedenleri arasında olan veba salgınının da köylüsünden soylusuna Avrupa’da hiçbir toplumsal sınıfı ayırmadığına dikkat çeken Erdoğan, "Milyonlarca insan öldü ama en sonunda yeni bir toplumsal denge bulundu" diye konuştu.Bireycilik gözden geçirilecekErdoğan, salgının insan ve aile ilişkilerini de etkileyeceğini düşünüyor. "Aile ve arkadaşlık ilişkilerimiz de değişecek. Daha dayanışmacı olacağız. Ekonomik olarak etkilenen, yoksullaşan geniş kitleler tüketim alışkanlıklarını değiştirecek. Daha temel tüketime yönelik harcamalar olacak. İnsanlar arası işbirliği ve dayanışma artacak" diyen Erdoğan sözlerini şöyle tamamladı: Karantina bize yalnızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu gösterdi.New York’da ev hayvanları satışı on misli arttı. Bu da bize gösteriyorki on yıllardır pompalanan bireycilik ve solo yaşam modellerini insanlar yeniden düşünecek. Savaş sonrası dönemlerde olduğu gibi evlilik ve üreme oranlarında artış olması mümkün. Nihayetinde her değişim önce bir dengesizlik yaratır kuralsız davranışlar, aşırı haz arayışları gibi ama uzun vadede sistem varlığını devam ettirebilmek için yeni bir denge oluşturur.Kaynak: https://www.independentturkish.com/node/155006/haber/salgın-sonrası-insanlar-arası-işbirliği-ve-dayanışma-artacak

30 MAR 2020

ÜÜ TV Canlı yayında uzaktan eğitime başladı…

Üsküdar Üniversitesi, YÖK’ün bahar dönemine yönelik kararı doğrultusunda öğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başladı. Tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin dersleri, hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den olarak yayınlanıyor. Üsküdar Üniversitesi, öğrenci odaklı faaliyetlerine Koronavirüs sürecinde de ara vermeden devam ediyor. Bahar döneminde örgün eğitimin yapılamayacak olması nedeniyle üniversitenin kanalı olan ÜÜ TV, Tıp, Sağlık Bilimleri, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri fakülteleri, SHMYO, Hazırlık Okulu ve enstitülerin derslerini yayınlayacak. Öğrenciler derslerine uzaktan canlı yayında devam edebilecek.  Uzaktan eğitim canlı yayınları başladıÜÜ TV’de yayınlanmaya başlayan uzaktan eğitim programları Pazartesi - Cumartesi akşamına kadar devam edecek. İlk 5 gün fakültelerin, hazırlık okulunun ve SHMYO’nun dersleri yayınlanacak, Cumartesi günü ise enstitü dersleri canlı yayın ile öğrencilerle buluşacak. Böylece öğrenciler üniversiteye gidemeseler de derslerine kaldıkları yerden etkin bir şekilde devam edebilecekler.ÜÜTV’nin https://tv.uskudar.edu.tr/ sitesi üzerinden başladığı uzaktan eğitimlerin programı ise şöyle;Pazartesi: 09:30 – 12:30 / Tıp Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Sağlık Bilimleri FakültesiSalı: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / İletişim FakültesiÇarşamba: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 18:30 / Hazırlık OkuluPerşembe: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek OkuluCuma: 09:30 – 12:30 / İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiCumartesi: 09:00 – 11:00 / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 11:00 – 13:00 / Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 13:00 – 15:00 / Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, 15:00 – 17:00 / Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, 17:00 – 19:00 / Fen Bilimleri EnstitüsüUzaktan eğitim yayın akışı için tıklayınız: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/5058/uutv-uzaktan-egitim-yayin-akisi

30 MAR 2020

Koronavirüs toplumsal alışkanlıkları değiştirebilir

Küresel tehdit haline gelen Koronavirüs salgını üretimden tüketime,  uluslararası ilişkilerden eğitime, ulaşımdan eğlenceye, dini ibadetlerden spor etkinliklerine kadar akla gelebilecek her alanda toplumsal yaşamı etkisi altına aldı. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Koronavirüs salgınının mevcut bireysel ve toplumsal alışkanlıkları da değiştireceği söylüyor.Dünyanın her yerinde uluslararası zirveler, kongreler, eğitim-öğretim faaliyetleri, büyük spor müsabakaları, kültür ve turizm ziyaretleri, festivaller ve fuarlar ardı ardına iptal ediliyor veya sanal ortama aktarılıyor. Koronavirüs salgınının, insanlığı hiç alışık olmadığı bir tür zorunlu sosyal izolasyon sürecine soktuğunu ifade eden Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı tüm bunlarla dünyamızın hacklendiğini vurguluyor.Kriz geçse de sosyal izolasyon devam edebilirİçinde bulunduğumuz durumun geçici olması halinde bile bireysel ve toplumsal risk olgusunun yeryüzünde daha fazla etkinliğini hissettireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bireylerin artık doğrudan hasta olmasa dahi sürekli olarak kendilerini daha fazla risk altında hissedeceklerini ifade ediyor.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; “Bu hissin yönlendirmesi altında bireyler, yakın çevresindeki insanların hastalık riski taşıdığı endişesi nedeniyle toplumsal güvensizlik durumunu ivmelendirebilir. Dolayısıyla stres ve panik ortamı nedeniyle toplumsal birlik ve dirliğin tehlikeye girmesi ihtimal dahilinde ve toplumsal güvensizliğin artma ihtimali çok yüksek. Öte yandan, yaygın anlamda alışılagelmiş toplumsallık biçimlerinden farklılaşan yeni bir toplumsal deneyimin gelişme ihtimalinden de bahsedebiliriz. Bireylerin kendini içinde bulduğu zorunlu sosyal izolasyon, bilinç ve niyet durumlarını değiştiriyor. Ama bu durum zaman içerisinde yerini tercih edilen izolasyon ve/veya dayanışma biçimlerine de bırakabilir.Bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu yeni gelişmeleri tanımlamak için ilerleyen dönemde “koronavirüsten önce” ve “koranavirüsten sonra” gibi yeni tanımlamaların kullanılmasına da tanık olabiliriz” dedi.Bireysellik artabilirBu potansiyel değişimlerle birlikte sürecin ortaya çıkardığı durumun yaşamın her alanında sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini de beraberinde getireceğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; “Çok sayıda işletmenin web konferansı, anında mesajlaşma veya e-posta gibi örgütsel çalışma teknolojilerini kullanmasıyla birlikte sosyal anlamda sanal çalışma biçiminin benimsemesi ihtimalini arttırabilir. Bu bağlamda, gittikçe artan sayıda işveren ve işgören, tele çalışma alternatifini bir çalışma biçimi olarak tercih edecektir. Aslında “home-office (evden çalışma)” gibi mekânsal açıdan esnek çalışma sistemleri, mevcut krizle beraber pek çok çalışma alanında zorunlu olarak deneyimlenmektedir. Kimileri için yeni kimileri içinse yoğunluğu artan bu gibi deneyimler, zaman içinde yaygınlaşarak ve benimsenerek yeni bir çalışma hayatını beraberinde getirebilir. Sanal işyeri sosyal izolasyon hissinin güçlenmesi ve dolayısıyla dünya genelinde “yalnızlık” duygusunun daha da artması ihtimalini güçlendirmektedir. Yapılan araştırmalarda sanal işgörenler; yalnızlık, izolasyon ve ‘aynı dört duvar arasına’ geri dönme isteğinin arttığı görülmüştür. Fakat zorunlu izolasyon, tercih edilen veya bilinçli/niyetli bir şekilde seçilen izolasyon ve dayanışma biçimlerine de dönüşebilir. Aynı zamanda yalnızlık duygusunun kendi içindeki bir cinsi olan seçilmiş yalnızlık veya olumlu geri çekilmeler de gün geçtikçe daha büyük ölçekte yaşanmaya başlayabilir. Daha önemlisi, zorunlu izolasyon halinde ortaya çıkan birbirinden ve dünyadan haberdar olma hissi, küçük gruplar ve yerellik bağlamında öngörebileceğimiz, bireysellikle kolektifliğin iç içe geçtiği toplumsal biçimlerin de gelişmesine neden olabilir” dedi.Virüs krizi dünyadaki diğer çatışmaları durdurabilirEkonomik, politik, sosyo-kültürel ve çevresel sistemler üzerinde önemli etkileri bulunan mevcut durumun geri dönüşü olmayan geniş çaplı bir toplumsal değişmeye de zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; “Bir devletin veya bir uzmanın çabaları bu krizin ortaya çıkarmış olduğu olumsuz sonuçları bertaraf etmeye yetmiyor. Bunun için her türlü sınır ve engeli aşan kapsamlı bir etkileşim ağı gerekiyor.Bu bağlamda virus tehdidi dünya genelinde birçok küresel sorunun çözülmesi için önemli bir fırsat oluşturmaktadır. Bu süreç, dünyada mevcut savaş ve çatışmaların durdurulması, uluslararası anlaşmazlıkları çözebilen etkin bir uluslararası faaliyet mekanizmasının tesisi ve küresel düzeyde risk oluşturan çevre kirliliği gibi birçok olumsuz durumun engellenmesi hedeflerini güçlü bir şekilde gündeme getirebilir. Yine bu süreç,gelişmiş ülkelerin eğitim, sağlık,altyapı ve sosyo-ekonomik proje destekleriyle az gelişmiş ülkelerde sürdürülebilir kalkınma çizgisinin yakalanması açısından bir fırsat olarak değerlendirebilir. Bu saikle bu krizin dünya sorunlarının yeniden sorgulanması ve bu sorunlara karşı daha bilinçli bir şekilde yaklaşılması teamülünü geliştireceği düşünülebilir. Unutmayalım ki, yüryüzü insanların ortak evi! Ortak evimizi hem kendimiz hem de bizden sonraki kuşaklar için yaşanabilir kılmak beliren bu sorunlara karşı ortak çözümler üretmekten geçiyor” dedi. 

25 MAR 2020

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: "Avrupa için yeni ortaçağ"

Dünya koronavirüs ile mücadelesini sürdürürken salgın sonrası dönem için de siyasi, iktisadi ve toplumsal etkileri üzerine tartışmalar gecikmedi. Habertürk'ten Kübra Par, bir röportaj dizisinde yetkin isimlere kulak veriyor... Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, virüsün küresel çapta büyük bir yapısal dönüşümün tetikleyicisi olacağı görüşünde...Küresel insan hareketliliği nedeniyle yayılan Korona bütün dünyayı aynı dertten mustarip ve aynı şekilde önlemlerin alındığı küçük bir köye çevirdi. Öte yandan milli duvarların daha da yükselmesine sebep oldu. Seyahat yasakları artıyor ve kilit önemdeki ürünlerin ihracatına sınırlama getiriliyor... Korona, bir süredir yükselen sağ popülizmi iyice besleyerek küreselleşmenin sonunu mu getirecek yoksa aksine böylesi bir insanlık krizi karşısında devletler dayanışmayı güçlendirecek mi? Yeni bir tür küreselleşme doğurabilir mi bu süreç?Doğrusu ben bu sürecin sonunda mutlaka şu olacaktır demekten yana değilim; zira en az 2 eğilimin birden güçleneceğini ve hatta bunun yanı sıra bazı hibrid modellerin doğacağını düşünüyorum. İlk elden ortaya çıkan görüntü, ülkelerin içe kapandığı ve “self-help” dediğimiz bir kendini kurtarama yolunu tercih ettikleri. Hepsinin ekonomileri, sosyal ve siyasal yapıları tehdit altında. Hükümetler merkezi kararlarla sınırlarını kapıyorlar; insanları evlerine döndürmeye çalışıyor, bazılarında tanklar, askeri ve polisiye güçler sokaklarda. Ülkelerini, sanki kapılarını kapayınca zorlayıcı tedbirlerle koruyabilecekleri bir evmiş gibi değerlendiriyorlar. Üstelik virüsü bir kez temizleyince bir daha kapıdan bacadan da sızmaz diye düşünüyorlar.Komşudaki komşunun sorunu, ben evimi koruyayım derdindeler. İşe yarar mı derseniz bence imkansız, ama bu yaklaşım kuşkusuz siyasi güç kompozisyonunu merkeziyetçileştiren ve kriz sonrasında da devam edebilecek otoriter, içe kapanmacı ve güvenlikçi devlet anlayışını hakim kılacak bir metot. İkinci eğilim ise şimdilerde ortalıkta pek görünmeyen, ancak bu pandeminin bir noktasında mutlaka gündeme gelecek olan “ortak mücadele” stratejisi. Yani küresel yönetişim mantığı çerçevesinde “dünya hepimizin ortak evi; temizlersek hepsini temizlememiz gerekir. Aksi halde hiçbirimiz güvende olamayız” düşüncesi. Özellikle küresel sağlık sorunları tüm ülkeleri birlikte davranmaya itmesi gereken konular. Bu meseleyi çözen ilk ülke bunu dünya ile paylaşmak durumunda, aksi halde kendisi de iyileşemez. Kaldı ki pandemi nedeniyle derinleşmekte olan ekonomik kriz herkesi vuracak. Korona kanımca küresel çapta büyük bir yapısal dönüşümün tetikleyicisi olacak.‘BİZ KÜRESELLEŞME DERKEN DÜNYA BİR ANDA BAMBAŞKA BİR FAZA GEÇTİ’‘Toplumlar bu tür istikrarsızlıklarda ‘gücün merkezi olan devlete’ yani baba figürüne sığınır’“Ortak mücadele” stratejisinden söz ettiniz... Kemal Derviş de koronavirüs üzerine yazdığı makalesinde bu pandeminin milliyetçiliği ve içe kapanmacılığı tetikleyebileceği gibi, tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki gibi uluslararası işbirliğinin artacağı yeni bir dalgayı da teşvik edebileceğini söylüyor. 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan felaketler gibi koronavirüs de milletleri birbirine yaklaştırabilir mi?Evet, ben de sayın Derviş ile benzer düşünüyorum. 2018’de yazdığım “Duvar” isimli kitabımda da dünyadaki bu iki eğilimi anlatırken ‘duvarcılar’ ve ‘köprücüler’ diye ikiye ayırmıştım. Eğer köprü inşaatçıları, duvarcı ustalarını yenemezse geleceğimiz şimdilerde çok popüler hale gelen o duvarların ardında şekillenecek demiştim. Son cümlem de “winter is coming” idi. Berlin duvarının yıkılışından bu yana 30 yıldan fazla zaman geçti ve biz küreselleşme, demokratikleşme, libaralleşme, işbirliği derken dünya bir anda bambaşka bir faza geçti. 1989’da dünya üzerinde yaklaşık 15 ülkenin sınır duvarı varken bugün 80 civarında ülke sınırlarını duvarlarla çeviriyor.Bunların arasında biz de varız. Aşağı yukarı Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan bütün sınır hattımızı duvarla kapatıyoruz. Liberal dünya olarak tanımladığımız coğrafi alanda ‘güvenlikleştirme süreci’ çok daha büyük bir hızla yükseliyor. Sayın Derviş ile belki ayrıştığımız esas nokta, bu iki eğilimin aynı ağırlıkta yükselmediğine dair kanaatim. Otoriter ve içe kapanmacı anlayış büyük bir ivme almış durumda. Üstelik 11 Eylül 2001’den beri ustalıkla dantel gibi örülen bir yapıdan söz ediyoruz. El Kaide terörü, 2008 ekonomik krizi, çöken Arap Baharı, DAEŞ tehdidi falan derken bu pandemi de kolayca istismar edilip araçsallaştırılabilir bir fırsat sunuyor duvarcılara.Toplumlar zaten ortaya çıkan tüm istikrarsızlıklarda ‘gücün merkezi olan devlete’ yani baba figürüne sığınır. Paternal devlet anlayışı şefkat değil, kontrol ve cezalandırma üzerine kuruludur. Halk bir türlü büyüyemeyen, doğru yolu bulamayan bir çocuk gibi disipline edilip, yol gösterilmesine ihtiyaç duyar. Bu nedenle ortaya çıkan bu krizin çözümü açısından ‘küresel yönetişim’ ihtimali doğsa da, kriz sonrası esas eğilimin duvarcıların lehine gelişeceği inancındayım.‘BU PANDEMİ GELMEKTE OLAN DÜNYA KRİZİNİ GELMESİNİ GECİKTİRECEK’Kemal Derviş artan küreselleşme ile belli merkezlerin yükselişinin dünya için risk de yarattığını, Çin ya da ABD’de çıkan bir sorunun hızla dünyaya yayıldığına da dikkat çekiyor. Ulusların içe kapanmasını savunmayalım tamam ama karşılıklı bağımlılığın yarattığı riskler karşısında ne yapmalı?Dünya üzerinde belli merkezlerin risk yaratmasından daha riskli olan şeyin merkezsiz bir dünya olduğu savı da çokça dile getirilir. Kimilerine göre bu büyük bir istikrarsızlık ve anarşi ortamını tetikleyebilir. Bazıları sistemde tek bir merkezi gücün varlığını olumlu görüp, ‘hegemonik istikrar’ bağlamında açıklıyorlar. Mesela ABD yanlısı Krasner, Gilpin gibi bazı düşünürler yıllarca hegemonik istikrarı övüp, ‘alicenap imparatorluk’, ‘iyiliksever hegemon’ gibi kavramlar yoluyla ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya sisteminin neden çok daha iyi işleyeceğini anlatmaya çalıştılar.Waltz gibi teorisyenlerse iki kutuplu sistemin çok daha istikrarlı olduğunu savunup, Soğuk Savaş döneminde dünyanın görece daha istikrarlı olduğunu öne sürdüler. Morgenthau, Carr gibi klasik realistlerse her zaman çok kutuplu bir güç dengesini ön plana çıkartmaya çalıştılar. Velakin işin özünde bunların hiç biri sonsuz bir istikrar sağlama potansiyeline sahip değil, zira sistem devingen. Uluslararası ortam sürekli değişim ve dönüşüm halinde ve güç merkezleri hiç durmadan yer değiştiriyor. Son dönemde güç merkezinin Pasifik’e doğru büyük bir sürat ve ağırlıkla kayması kriz veya savaş ortamını tetikleyici olabilir diye düşünülüyordu. Ben de ‘kış’ geliyor derken bunu kast etmiştim. Şartlar sanki dünya savaşları öncesindeki ekonomik, askeri ve diplomatik ortama doğru sistemi geriyordu. Bu pandemi şu an büyük bir sorun olsa da, yapısal dönüşüm zorlaması nedeniyle belki çok daha büyük krizlerin önüne geçmiş olabilir diye düşünüyorum. Bu belki Polyannacılıktır, ama bence gelmekte olanın gelmesini geciktireceği kesin.‘DÜNYA MEGA İDEALLERİN PEŞİNDE OTORİTER LİDERLERLE DOLU’Daha kötü ne gelebilirdi? Yani gelmekte olan daha büyük kriz derken tam neyi kastediyorsunuz? Güç merkezinin Pasifik’e doğru kayması ne tür bir kriz yaratabilir?Açıkçası ben küresel çapta olmasa da bölgesel nitelikli büyük savaşların kapıda olduğunu düşünüyordum. Tarih boyunca savaş öncesi dönemlere bir göz attığınızda benzer trendleri görmeniz mümkün. Mesela birinci gösterge silahlanma harcamalarının artıyor olması. 21. Yüzyıla girdiğimizde dünyadaki toplam savunma harcamaları 750 milyar dolar seviyesinde idi. Bugün 2 trilyon dolara yaklaştığını biliyoruz. Üstelik savaş teknolojilerinde ciddi bir sıçrama var.İkinci koşul küçük çaplı bölgesel krizlerin varlığıdır ki, Suriye ve Libya krizindeki kilitlenmeler büyüme potansiyeli gösteriyor. Üçüncü koşul siyasi merkezi konsolide eden otoriter liderlerin varlığıdır. Bunlar mega ideallerin peşine düşerler; şimdilerde dünya bunlarla dolu. Dördüncü koşul göç hareketlerinin artışı ve buna karşı tepkiselliğin güçlenmesidir.Bugün dünya üzerindeki zorunlu göç mağdurlarının sayısı 2. Dünya Savaşı’nın üzerindedir. Radikal milliyetçi hareketler hatta faşizme varan uygulamalara dönük toplumsal destek artıyor. En önemlisi de süregiden kapitalist sistemin darboğaza girmiş olması ve Pazar genişlemesinin durmasıdır. Ekonomik koşulların Endüstri 4.0’ın getirdiği yeni üretim ilişkilerine adapte olması meselesi kanımca temel belirleyici olacak. Ben ciddi bir sıkışıklık görüyordum; bu vesile ile mecra değişti ve yapısal dönüşüm başka bir kanaldan şekillenmeye başladı.‘ÇATI KURULUŞLARA NE KADAR GÜVENEBİLİRİZ EMİN DEĞİLİM’Öte yandan Birleşmiş Milletler’in işlevsiz bir yapı olduğuna dair yıllardır eleştiriler işitiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’ne aktarılan fonlar giderek azaltılıyordu. Bu dönem bize güçlü ve etkili uluslararası koordinasyon ve güçlü uluslararası çatı yapılar gerektiğini gösteriyor mu?Elbette, ama aynı zamanda şu ana kadar kurulanların ne kadar işlevsiz kalabildiğini de gösteriyor. Dünyanın 75 yıldan bu yana karşı karşıya kaldığı en büyük krizde devletler çatı örgütlerine değil, kendi iç yapılarının kapasitelerine bel bağlamış durumdalar. IMF, Dünya Bankası gibi kurumların ne işe yarayabileceğini bu ilk sıkışma atlatıldığında göreceğiz. Sorun zaten son 100 yılda kurulan uluslararası kurumların büyük krizler başladığında çaresiz kalması. 200 yıllık bir tartışmadır bu aslında. Kant ve Hegel’den bu yana devletlerin bireysel çıkarları aksini işaret etmesine rağmen, uluslararası normlara ve kurumların kararlarına bağlı kalıp kalmayacaklarına dair. Özellikle büyük devletlerin kendi çıkarlarına dünya sathında meşruiyet kazandırmak için bu tür kurumları kullandığı konusunda yaygın bir kanaat hâkim. ABD’nin çevresel felaketleri önlemeye çalışan Kyoto protokolünü imzalamaması, Paris İklim Anlaşmasından imzasını geri çekmesi gibi, beğenmedikleri kararı kendileri uygulamıyor.‘Dünya 5’ten büyüktür’ ifadesi zaten aslında bunu anlatmaya çalışıyor. Dünyanın en güçlü ve yaygın kurumu olan Birleşmiş Milletler bile her konuda özel haklar tanınmış 5 devletin veto kullanıp kullanmayacağını takip etmek durumunda bırakıyor diğerlerini. Üstelik tüm bu küresel örgütlerin ya da çatı kuruluşların maliyetleri büyük ölçüde ekonomik açıdan güçlü devletler tarafından karşılandığı için, doğal olarak onların kontrolünde hareket etmek durumunda kalıyorlar. Devletlerin etkisinden arındırılmış yürüyenler de küresel sermayenin güç kompozisyonuna göre davranıyor. Kısaca şu veya bu şekilde bir veya birkaç güç merkezine takılmadan işlemek mümkün değil. Bu bakımdan çatı kuruluşlara ne kadar güvenebiliriz emin değilim.‘BU ORTAÇAĞIN DÖNÜŞÜDÜR; YENİ ORTAÇAĞDIR’‘Refah toplumlarının klasik şımarıklığı içerisinde yaklaşıp, sonrasında kontrol edemedikleri bir belayla karşılaştılar’Otoriter bir devlet olarak görülen Çin Korona ile mücadelede daha başarılı olurken, Avrupa, özellikle de İtalya hastalıkla mücadelede sınıfta kaldı. Bu örnekler bize yönetim sistemleri ve siyasal sistemler üzerine ne söylüyor?Öncelikle eğer Çin gerçekten başarılı olsaydı, dünya şimdi bu durumda olmazdı. Wuhan’da yaşananlar bir distopya örneğiydi. 3 binden fazla da kayıpları var. Kaldı ki şu ana kadar süreci en başarılı götüren bence Almanya. Mesele virüsün alımını ya da dağılımını durdurmak değil. Çünkü durduramazsınız. Rakamlar büyüyecek ve toplumun en az yarısı bağışıklık kazanana kadar salgın sürecek. Ama zamana yayıcı tedbirlerle sağlık sisteminizi rahatlatıp herkesin ulaşmasını sağlayabilir ve ölüm oranını düşürebilirsiniz. İtalyanlarsa Avrupa’nın en yaşlı nüfusuna sahip. Üstelik bu yaşlılar evde oturmayıp sürekli dışarıdalar ve sosyal ortamı neşeyle paylaşan bir kültüre sahipler.Başlarına nelerin gelebileceğini ilk anda anlayamadılar. Refah toplumlarının klasik şımarıklığı içerisinde yaklaşıp, sonrasında kontrol edemedikleri bir belayla karşılaştılar. Allah yardımcıları olsun. Şimdi evlerine kapanıp kalmış durumdalar. Zaten Avrupa sahip olduğu yaşlı nüfusu dolayısıyla en büyük risk alanı. Bu pandemi sadece insan maliyeti açısından değil, ekonomik ve siyasi bir güç merkezi olma niteliğini kaybetme bağlamında da en çok Avrupa kıtasını vuracak. Avrupa Birliği ideali en azından manevi yolculuğunun sonuna geldi bence. Şu andaki ruh halleri 14. yüzyılın veba günlerine dönmüş durumda. ‘Geçmiş asla unutulmaz; hatta geçmiş bile değildir’ der Faulkner. Geçmiş travmalar kolektif bellek üzerinden yeni nesillere aktarılır. Şu anda büyük büyük dedelerinin, ninelerinin hikayesinin içine girdiler. Bu Ortaçağın dönüşüdür; yeni Ortaçağdır. ‘DEVLET’ PİSTLERE GERİ DÖNDÜ, ‘İLLİBERAL KAPİTALİZM’ VE ‘İLLİBERAL DEMOKRASİLERİN’ DÖNEMİNDEYİZ’‘Birçok ülkede liberal kapitalizm yerine devlet kapitalizmi ön plana çıkmıştı, bu krizden yeni bir ekonomik model çıkabilir’Zizek Koronovirüs üzerine yazdığı bir makalede bu dönemin bize küresel tasarlanmış bir komünist sistemin yükselmesi gerektiğini gösterdiğini söylüyor. Böylesi bir sistemin doğuşu mümkün mü?Zizek de herkes gibi yapının çözüldüğünü görüyor ve kendi arzusuna uygun bir tasarımı öne çıkarıyor. Lakin bahsettiği şey bir komünist tasavvur değil, aksine devlet müdahaleciliğinin ön plana çıkartıldığı kolayca faşizme doğru kayabilecek bir model. Devletlerin sistemden çekilmesini değil, aksine güçlü bir biçimde ittifak halinde küresel salgına müdahalesini öngörüyor. 1815’ten beri gördüğümüz şu: İmparatorlar, krallar ya da seçilmiş yöneticiler fark etmiyor. İttifak haline geldikleri andan itibaren önce kendi sistemlerine ve rejimlerine yönelik tehlikeleri bertaraf etme konusunda anlaşıyor, alternatif fikirleri ve protest aktivizmi yok ediyorlar.Bu tür meseleler rejimlerin konsolidasyonu için fırsat sağlıyor. İyiye değil kötüye doğru değişiyor işler. Ancak son 10 yılda Çin’de Komünist Parti öncülüğünde Kapitalist bir pazarın nasıl yükselebildiğini hepimiz gördük. Bir çok ülkede liberal kapitalizm yerine devlet kapitalizmi olgusu zaten ön plana çıkmıştı. Küresel piyasalar 2008’den beri zaten yoğun bir biçimde devletlerin müdahalesine açık hale gelmişti. Bu krizden yeni bir ekonomik model çıkacağını söylemek yanlış olmaz. Liberal kapitalizm yerine devlet kapitalizminin yükselebileceğini ben de düşünüyorum. Devletin doğrudan müdahalesinin, refah devletinin, herkes için ücretsiz sağlık hizmetlerinin, işsizlik maaşının öneminin görüldüğü dolayısıyla “devletçiliğin” öneminin fark edileceği bir döneme giriyoruz diyebilir miyiz? “Rise of statism, fall of liberal capitalism” demek abartılı mı olur yoksa şu an ihtiyacımız olan tam da bu mu?1990’lı yıllardan itibaren devlet merkezinin ekonomi, eğitim, sağlık gibi alanlardan çekilmesini öngören ve bunu demokrasi liberalleşme söylemiyle kutsayan bir küresel ittifak çok güçlenmişti. Bu ittifak devletler arasında değildi. Devlet olmayan, şirketler, bankalar, örgütler, çıkar grupları gibi aktörler küreselleşme ideolojisinin bekçileriydi. Devlet merkezleri ile milliyetsiz küresel güçler arasındaki amansız rekabetin sonlarına doğru bir yerdeyiz şimdilerde.‘Devlet’ pistlere geri döndü. Küresel aktörler için devlet merkeziyle işbirliği yapma, ya da yok olma zamanı. Liberal kapitalizm ile birlikte liberal yani özgürlükçü demokrasiler de çöküyor. ‘İlliberal kapitalizm’ ve ‘illiberal demokrasilerin’ dönemindeyiz. Değişik bir hibritleşme bu. Bazı ülkelerde kavramın ‘illiberal’ kısmı öne çıkacak, bazısında ‘kapitalizm ya da demokrasi’ kısmı. Başlangıçta bahsettiğim hibritleşme eğilimi ya da modeli de bu zaten.‘DEVLETSİZ OLMUYOR’, HATTA ‘OTORİTER DEVLETSİZ OLMUYOR’ DÜŞÜNCESİ İLMEK İLMEK DOKUNUYOR’Guardian’da çıkan yazısında Will Hutton İngiltere’de yeniden Keynesyen ekonomi zamanına girildiğini yazdı. Türkiye özelinde CHP sözcüsü Faik Öztrak işsizlik maaşı gibi tedbirlerin alınmasını önerdi. Keynesyen ekonominin yükselişini getirebilir mi bu süreç?Kesinlikle. Bu tür krizler sonrası işsizliğe karşı ilk tedbir devletin suni istihdam sağlaması ya da işsizlik maaşı ödemesidir. Zaten endüstri 4.0 şablonunun içinde ‘global baz maaş’ uygulaması çok sözü edilen bir konuydu. Yani robotların, yapay zekânın elimizden alacağı istihdam kapasitesinin nedeniyle, devlet merkezlerinin vatandaşlarına geçimlerini asgari düzeyde sağlamalarına yetecek bir ödeme yapacağı öngörülüyordu.Bu ekonominin çarklarını döndürebilmenin ön koşuluydu. Kimsenin iş bulamadığı, robot emeğinin insan emeğinin yerini aldığı bir düzende kim, hangi parayla tüketecekti? Bu nedenle ekonomi, tüketim motivasyonunu ve akışını devletin belirlediği bir düzen içerisinde oluşturmak durumunda kalacak diye konuşuluyordu. Böyle bir sistemin kaçınılmaz sonucu ise, patronun ‘devlet’ yani ‘siyasi merkez’ olması kuşkusuz. Herkes devletin memuru olunca, hiç kimsenin patronun arzusu hilafına bir eleştirel duruşa sahip olması mümkün olmaz. Tarihsel olarak ilke şudur: “ekmek paranı kim dağıtıyorsa ona itaat edersiniz; aksi halde aç kalırsınız”.Eğer alternatif çalışma olanağınız varsa özgürce davranmanız mümkündür, yoksa şartlar merkezden belirlenir ve makbul vatandaş olmanın dışında bir şansınız kalmaz. Bu da bir Panoptikon modelidir aslında. Herkes tutsaktır ve bir süre sonra ister istemez 1984 romanının son cümlesindeki gibi “Büyük Birader’inizi sevmeye başlarsınız. Bu yanıtınız beni şaşırttı açıkçası çünkü liberal ekonominin ve serbest piyasanın yıkımlarına karşılık refah devletinin ve güçlü devlet mekanizmasının önemi vurgulanıyor şu günlerde...‘Önemi anlaşılıyor’ yerine ‘kafamıza kakılıyor’ desek daha doğru bir tavır olabilir kanımca. Hiçbir kriz sonsuza dek sürmez. Krizler bir bir aşılır problemler çözümlenirken, diğer yandan da başka bir zihinsel inşa süreci hayata geçiriliyor. ‘Devletsiz olmuyor’, hatta ‘otoriter devletsiz olmuyor’ düşüncesi ilmek ilmek dokunuyor. Hepimiz devletimizin güçlü kolları, kucaklayıcı kanatları altına sığınıyoruz. ‘Koru beni, seveyim seni’ ilkesi hayata geçiyor.İyi de karşımızda şöyle bir sorun da var, ABD’de bir korona testi için binlerce dolar ödemek zorundayken Ukrayna’da aynı test ücretsiz yapılıyor... Devlet desteği illa otoriterliği getirir mi?Başından beri söylediğimiz gibi farklı ülkelerde farklı uygulamalar görebiliriz ancak devlet mekanizmaları refah devletinin mi yoksa güvenlik devletinin mi peşine düşecek derseniz, benim görüşüm ikincisinin daha popüler olacağı yönünde. Zira dünya üzerinde liberalizmin, refah devletinin temsilcisi, lokomotifi konumundaki devletler ilk havluyu atanlar. 2008 krizinden bu yana güç merkezini kaydıracak şekilde palazlananlar liberal demokrat ülkeler değil. Aksine çözülen, çöken ideallerin başında, Batı liberalizminin zaferinin, tarihin sonunu getirdiğine dair inanç var. Devlet ile bireyin ilişkisinde, güç merkezinin devlet mekanizmasının tarafına doğru ağır basacağını düşünüyorum.Bu süreçte medeniyet kavramı ve “gerici doğu-ilerici Batı kavramları” yeniden sorgulanmalı mı?Sadece bu süreçte değil, her zaman sorgulanmalı. Ben uygarlığın bir bütün olduğunu Batı-Doğu, Kuzey-Güney gibi ayrımların suni olduğu inancındayım. Bu yüzden medeniyetler ittifakı falan gibi kavramlara da karşıyım. Bunu kabul ettiğiniz anda o hiyerarşik konumlandırmayı da kabul etmiş olursunuz. İnsanlık tarihinin kısa bir dönemindeki hiyerarşik konumlanmayı, tarihin bütünüymüş gibi algılarsınız. Nasıralı İsa hangi toprağın medeniyetini simgeliyordu diye sormak isterim. Göbeklitepe hangi uygarlığı temsil eder? Ya da antik Mısır medeniyeti? Bunlar saçma sapan ayrıştırmalar.‘BAŞKANI TRUMP’IN ISRARLA KORONA’YA ÇİN VİRÜSÜ DEMESİ DE BİR POLİTİK PSİKOLOJİ FAALİYETİ’Çin ilk günlerden bu yana virüsün yapısına dair bilgileri ve buldukları tedavi yöntemlerini dünyayla paylaşıyor. Sağlık alanında önemli gelişmelerin kaynaklarından olan Küba bu sefer de korona virüsünün tedavisinde kullanılan ilaçlar konusunda bütün dünyaya söz verdi. Bu süreç bize bilginin serbest dolaşımı ve entelektüel işbirliği konusunda neler söylüyor?Dünyanın her yerinden bu konuda çalışmalarla ilgili bilgiler akıyor. Ancak temkinli yaklaşmanın da faydalı olduğuna inanıyorum doğrusu. Zira ülkeler bu meseleyi bir propaganda ve PR faaliyetine de dönüştürmüş durumda. Aşıyı ilk bulan bütün dünyanın kurtarıcısı olacak. ABD Başkanı Trump’ın ısrarla Korona’ya Çin virüsü demesi de bir politik psikoloji faaliyeti.İnsanların kafasına çağın en büyük virüsünün Çin olduğunu sokmak için büyük gayret gösteriyor. En kötü olan ile Çin’i özdeşleştirmeye çalışıyor. Tüm dünyada sağlıkçılar hekimler çözüm bulmak için elbirliği ile çalışır ve bunları sosyal medyadan birbirleriyle küresel ölçekte paylaşırken, siyasetçilerse başka dertlerin peşinde. Trump’ın aşıyı bulduğunu iddia eden şirkete rüşvet verip, ABD’ye getirtmeye çalıştığı dedikodularını da ihmal etmeyelim. Kriz bittikten sonra daha nice bu tür faaliyetler göreceğiz. Bu arada tedavinin aşıdan önce geliştirilmesi ihtimalini daha muhtemel görüyorum. Bazı ilaçların fayda sağladığı ortaya çıkmış gibi. Ölüm oranları düştüğü ölçüde panik de azalacaktır. Kişisel verilerin korunması ve devletin bireylerin seyahat, sağlık bilgilerini kontrol etmesi de devlet gözetimi ile bireyin özgürlüğü arasındaki tartışmaları yeniden gündeme getiriyor. Yurt dışından gelenler kaldıkları adresi, son günlerde kimlerle temas ettiklerini beyan etmek zorundalar. Yuval Harari bu konuda “Bu acil durum hali sona erdiğinde, bu geniş kapsamlı gözetimlerden elde edilen veriler hâlihazırda depolanmış olacak ve bu da yakın zamanda ekstra totaliter rejimlerin ortaya çıkmalarına sebep olabilir. İnsanlar, yakın zamanda ‘salgın hastalıklardan korunma’ adı altında bütün gizliliklerini yitirebilir.” dedi. Böyle bir risk var mı sizce?Bu artık bir risk değil, bir olgu. Durum tam da böyle, ancak bu salgından önce de böyleydi. Zaten homosapiens’in geldiği son uygarlık aşamasında tam bir ‘çıplaklar kampının’ ortasında kalacağını biliyorduk. Hepimiz her şeyimizin bir veri olarak sisteme aktarıldığını bilmek durumundayız. Bu veri küresel düzeyde depolansa da, ulusal düzeyde depolansa da aynı ölçüde tehdit edici olabilir. En özgür olduğumuzu düşündüğümüz anda, hücrelerimizin tuğlalarını kendimiz dikiyor olabiliriz. Özellikle sosyal medya ortamında özgür olduğunu sananlara şunu söylemek isterim. “ Tutsaklığınızın farkındalığını yitirmişsiniz’, o kadar. Üstelik tutsak olduğunuzu fark etmediğiniz için, bir kaçış planı da hazırlamıyorsunuz. Geçmiş olsun.Öte yandan... Türkiye’de devlet hastalık kapan bireylerin kimliklerini, yaşadıkları şehri ve tedavi gördükleri hastaneyi özenle saklıyor. Fakat insanlar özellikle hastalığın hangi şehirlerde görüldüğünü ve hangi hastanelerde karantina uygulandığını bilmek istiyor. Mahremiyet ile kamu yararı arasındaki ince dengenin de yeniden düşünülmesi gereken bir süreçten mi geçiyoruz?Evet. Ben devletin politikasını doğru buluyorum. Tüm ülkede görülene kadar saklamalarında fayda var aksi halde virüsten kaçmaya çalışanlar en büyük yayıcılar oluyorlar. Diğer devletlerin tecrübelerinden çıkartılan bir ders bu. Bilmesi gerekenler bilsinler, o yeter.‘BELKİ DE KORONA TABİATIN BİZE İNSAN OLDUĞUMUZU HATIRLAMA ÇAĞRISIDIR’Korona ile bugüne kadar insanlar arasındaki yüz yüze ilişkilerin yerini aldığı için eleştirdiğimiz dijitalleşmeye bağlanmamıza neden oldu. Evden çıkmayıp sosyal medya üzerinden iletişim kurmayı eleştiriyorduk, şimdi tam tersini tavsiye ediyoruz. Uzaktan çalışma, telekonferans, SKYPE bağlantılı toplantılar, dijital diplomasi... Bu yaşadığımız süreç dijital bağımlılığı artırabilir mi?Dijital artık bir bağımlılık olarak tarif edilemez; o ‘yeni normal’imizdir. Dijitalin olmadığı hiçbir sektör gerçek anlamda verimli kullanılamaz. Mesele işlerimizi dijital ortamda görmek değil zaten. Her şey online ortama girdiği anda birbirimize nasıl dokunacağız; insan olduğumuzu, toplumsal olduğumuzu nasıl hissedeceğiz meselesi. Gelinen bu noktada ve ilerisi için hayatımızı kompartımanlaştırmak zorundayız. Dijital buluşmanın da elele tutuşmanın da yeri ayrı. Çoğumuz işlerimiz dijitalde kolaylaştıkça ele ele tutuşacak vaktimizin de çoğalacağını ihmal ediyoruz. Belki de insanlığımızı çoktan kaybedip, bunu fark etmez hale gelmişsizdir. Çalışmayı, kazanmayı, kâr elde etmeyi, kariyeri kutsallaştırıp, kaybettiğimiz nice değeri yeniden bulma zamanıdır belki. Belki de Korona tabiatın bize insan olduğumuzu hatırlama çağrısıdır. Temizlenen hava, denizler, ruhlarımız… belki de bu çağrıya kulak verme zamanıdır. ‘VİRÜS ÖZEL OLARAK ÜRETİLMESE DE OLUŞMAKTA OLAN PSİKOLOJİNİN YÖNLENDİRİLMEKTE OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ’Koronovirüsün bir biyolojik silah olarak laboratuarda üretilmiş olabileceğine dair komplo teorilerini dillendirenlerin sayısı az değil. Fakat kim tarafından ve ne için soruları havada kalıyor. Komplo teorileri arasında size yatkın gelen var mı?Komplo teorilerine yakın değilim ama tümüyle reddedenlerden de değilim. Ortada bir komplo varsa teorisi de oluyor doğal olarak. Lakin şunu söyleyebilirim; bu virüs çok muhtemelen özel bir üretim değildir. Laboratuvardan yanlışlıkla sızma ya da söylendiği gibi yarasa kaynaklı olabilir. Devletler arasında biyolojik bir savaş ise mümkün değildir; zira öncelikle kullandığınız biyolojik silahın etkisinin kullandığınız devletin sınırları içinde kalacağını garanti edemezsiniz; dönüp sizi de vurabilir. Ayrıca böyle bir atağın eşit ölçüde misillemesi olacağından, karşılıklı mahvolursunuz. Örneğin ABD Çin’e karşı kullanırsa, aynısıyla mukabelesini mutlaka görür.Bu nedenle biyolojik silah sadece ‘kıyametçi terör grupları’ veya sistemik değişiklik talebinde olan milliyetsiz küresel aktörler tarafından kullanılabilir. Ancak virüs özel olarak üretilmese de oluşmakta olan psikolojinin yönlendirilmekte olduğunu söyleyebiliriz. Küresel kamuoyunda hem bir suçlu yani günah keçisi bulunması, hem de kurtarıcı bir kahramanın ortaya çıkması gerekiyor. Bu propagandacıların işi. Ayrıca paniğin dozunun ve yöneliminin de kontrol edilmesi gerekiyor; bu da siyasi merkezin istihbarat ve iletişim birimlerinin faaliyeti olarak şekillenecektir.‘TÜM DÜNYADA YABANCI DÜŞMANLIĞI, FAŞİZM VE RADİKAL MİLLİYETÇİLİK YÜKSELEBİLİR’Son olarak sosyal etkilerini de sormak isterim... Koronavirüs yabancı düşmanlığını, kutuplaşmayı ve ötekileştirmeyi besliyor mu yoksa aksine hepimiz aynı gemideyiz duygusunu güçlendiriyor mu?Krizin farklı aşamalarında farklı psikolojiler gündeme gelecektir. Hatırlarsanız virüsün kaynağı olarak Çinliler görüldüğü için, dünya sathında bütün çekik gözlülere neredeyse bir savaş ilan edildi. Bunun kalıcı travmatik etkileri de olacağını düşünüyorum. İkinci aşama olan krizin akut safhasında, yani ana konsantrasyonun sağlık olduğu aşamada, gördüğümüz gibi yurt dışında yaşayanlar, çalışanlar, okuyanlar anayurtlarına dönmek için büyük bir gayret içine girdiler. Zira sağlık hizmeti ve ekonomik kapasite kısıtlı olunca, esas kaynaklar ülkelerin kendi vatandaşlarını korumaya yönleniyor doğal olarak. Başka ülkelerde çaresiz ve kimsesiz kalıyorsunuz. Anayurdun ‘yuva’ olduğunu herkes fark ediyor.Pandeminin bitimi sonrası yüzleşeceğimiz son safhadaki ekonomik felaketin faturası ise muhtemelen dışarıdan gelenlere kesilecektir. Tüm dünyada yabancı düşmanlığının, faşizmin ve radikal milliyetçiliğin yükseleceğini sanıyorum. Bu Türkiye’de de sert hissedilecek bir rüzgar diye düşünüyorum.Türkiye özelinde aksine bir birliktelik hissi yaratacağını düşünmek fazla iyimser mi olur?Biz kutuplaşmayı seven bir milletiz. Bazen Hilmi Yavuz’un ‘insan kendini özler mi hiç? Özler..’ dizelerindeki gibi ‘biz olmayı özlüyoruz’; sonra birbirimizden hızla bıkıp yeniden ayrışıyoruz. Bilemiyorum, belki de bu ‘biz’ dediğimizin ta kendisi. Zıt kutuplarda olduğumuz için, birbirimizi çekmeyi hiç bırakmıyoruz. Hatta bazen öyle güçlü çekiyoruz ki, kucaklaşıveriyoruz. Ama sonra hemen eski yerimize doğru geri itiyoruz. Galiba bu bizim kaderimiz; ben de Nietzsche gibi ‘amor fati’ diyorum. Yani ‘kaderini sev’.Kaynak: Habertürkhttps://www.haberturk.com/koronavirus-sonrasi-dunya-deniz-ulke-aribogan-yeni-ortacag-haberler-2623115

24 MAR 2020

Doç. Dr. Tayfun Doğan: "Psikolojik sağlamlılığımızı koruyalım"

Koronavirüs salgınının bu kadar gündemde olduğu zamanlarda morali yüksek tutmanın önemine işaret eden uzmanlar, “Bu süreçte morali yüksek tutmak ve mental anlamda sağlıklı kalabilmek önemlidir. Çünkü mutsuz, umutsuz, aşırı stresli olmak uzun vadede hem bağışıklık sistemini hem de ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir” uyarısında bulunuyor. Umutlu olmanın ruhsal enerji kaynağı olduğunu kaydeden uzmanlar, “Umutlu olmak, bizi dinç, diri ve aktif tutar. Umutlu ve iyimser olarak ve birbirimize sosyal desteğimizi artırarak psikolojik sağlamlığımızı korumalı ve bu süreci atlatmalıyız” diye konuştu.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan, umutlu olmanın ve morali yüksek tutmanın bu dönemde çok önemli olduğunu söyledi.Morali yüksek tutmak çok önemli“Küresel çapta bir salgınla karşı karşıyayız ve insanlık olarak zor günler geçiriyoruz” diyen  Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Henüz çok büyük çapta kitlesel can kayıpları olmasa da bunun olabilme ihtimali insanlarımızı çok kaygılandırıyor. Bu süreçte moralimizi yüksek tutmamız ve mental anlamda sağlıklı kalabilmemiz oldukça önemlidir. Çünkü mutsuz, umutsuz, aşırı stresli olmamız uzun vadede hem bağışıklık sistemimizi hem de ruh sağlığımızı olumsuz etkileyecektir. Bilimsel pek çok araştırma uzun süreli stres ve mutsuzluğun bağışıklık sistemimiz için son derece yıkıcı olduğunu ortaya koymuştur. Bundan dolayı gerekli önlemleri aldıktan sonra umudumuzu ve iyimserliğimizi kaybetmeden beklemeliyiz” diye konuştu.Umutlu olmak ruhsal enerji kaynağımızDoç. Dr. Tayfun Doğan, umutlu olmanın, ruhsal enerji kaynağımız olduğunu belirterek “Umutlu olmak bizi dinç, diri ve aktif tutar. Umut doğamızda bulunan yalnızlık, sıkıntı, acı gibi zor durumlarla başa çıkmada en değerli kaynaklarımızdandır. Umuda, iyimserlik, coşku, azim ve inanç eşlik eder. Umut konusundaki çalışmalarıyla ünlü Rick Snyder’a göre, umutlu kişilerin kendilerini motive edebilme, hedefe ulaşma konusunda yeterli becerilere sahip olduklarını hissetme, köşeye sıkıştıklarında kendilerini daha iyi günlerin geleceği tesellisiyle yatıştırabilme, hedeflerine ulaşmak için değişik yollar bulma esnekliği gösterebilme, imkansızlığı gördüklerinde hedef değiştirebilme ve zor bir işi baş edilebilir küçük parçalara bölebilme gibi özellikleri vardır. Umudumuzu hep canlı tutmaya çalışalım” dedi.Gerçekçi olmayan iyimserlik, tehlikelidirİyimserliğin bir düşünce tarzı olduğunu, geliştirilip öğrenilebileceğini kaydeden Doç. Dr. Tayfun Doğan, şunları söyledi: “İyimserlik, pasif bir biçimde olumlu beklentiler içinde olmak değildir. Bir düşünce tarzıdır ve geliştirilip öğrenilebilir. Herhangi bir kötü olay karşısında iyimser birey, bu olayın geçici olduğunu, denetlenebilir ve belli bir soruna özgü olduğunu düşünür. Kötümserler ise, yaşanan sorunları ya da olumsuzlukları kalıcı ve kapsamlı olarak değerlendirirler. Bu durum da onların güçlerini, enerjilerini ve umut düzeylerini düşürür. Yalnız bu noktada, gerçekçi olmayan iyimserlik kavramından da bahsetmemiz gerekiyor.Gerçekçi olmayan iyimserlik, bizim toplumumuzda çok yaygındır ve tedbirli olmayı engeller. En genel anlamıyla gerçekçi olmayan iyimserlik, “bana bir şey olmaz” mantığıyla hareket etmektir. Bu tür bir iyimserlik, iyimser bireyleri tehlikelere açık hale getirebilmektedir. Alabileceğimiz her önlemi alıp sonra da umutlu ve iyimserliğimizi muhafaza etmeye çalışmamız en mantıklı iş gibi görünüyor.”Yeni beceriler öğrenmek için fırsat olabilirVaka sayısı artışının devam etmesi halinde olası sokağa çıkma yasağının gündeme gelebileceğini kaydeden Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Böyle bir durumda evde zorunlu olarak kalıyor olmak insanları ayrıca zorlayacaktır. Normal zamanlarda evde kalmakta zorlanmayan bireyler bile, böyle bir zorunluluk karşısında zorlanabilirler. Bu tür durumlarda yapabileceğimiz en önemli şey bizi meşgul edecek bir şeylerle uğraşmaktır. Bu çok önemli bir baş etme stratejisidir. Boş durdukça daha çok anksiyete (kaygı) ve bunaltı yaşarız. Bu anlamda hoşumuza giden herhangi bir etkinlikle meşgul olabiliriz. Ev içinde halletmemiz gereken işler varsa onlarla meşgul olabiliriz. Yeni bir beceri öğrenebiliriz, çünkü öğrenme zordur, ciddi bir odaklanma ve süreç ister. Bu da zihnimizi bizi kaygılandıran konulardan uzaklaştırır. Bunların dışında kitap okuyabilir, belgesel, dizi ya da film izleyebiliriz” tavsiyesinde bulundu.Kaygılı kişiler, haberlerden uzak durmalıKoronavirüs konusundaki bilgi kirliliğinin kaygıları artırabileceğini kaydeden Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Bu konuda gerçekten konunun uzmanlarını dinlememiz ve sosyal medyadaki her habere inanmamamız gerekiyor. Eğer genel olarak kaygılı bir kişiliğiniz varsa ya da tanısı konulmuş bir anksiyete bozukluğunuz söz konusuysa, haberlerden ve sosyal medyadan biraz daha uzak durmakta fayda var diye düşünüyorum. Mental hijyen ve korunma açısından bu da oldukça önemlidir. Aksi takdirde, takıntılı bir şekilde el yıkama, temizlik yapma ya da panik atak nöbetleri geçirme gibi durumlarda artış olabilir” diye konuştu.Yalnız yaşayanlar için meşguliyet önemliBu süreçte yalnız yaşayan kişilerin meşguliyetlerini artırmaları tavsiyesinde bulunan Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Ailesiyle ya da birileriyle yaşayan kişilerin evde kaldıkları süre içerisinde birbirlerine olan sosyal destekleri ve ilgileri, süreci atlatmalarını kolaylaştıracaktır. Ancak yalnız yaşayan bireyler için durum biraz daha zor olacaktır. Bu kişilerin daha güçlü kalmaları ve can sıkıntısıyla baş edebilmeleri gerekmektedir. Bir şeylerle meşgul olmak yalnız yaşayanlar için çok çok daha önemlidir. Yalnızken can sıkıntısıyla baş edebilen kişiler mutlu olmakta da çok zorlanmaz” dedi.Bu süreçten güçlenerek çıkacağızDoç. Dr. Tayfun Doğan, “Bu süreçte elbette kayıplarımız da olacaktır. Ancak insanlık ve ülke olarak bu süreçten daha da güçlenerek çıkacağız. Şimdiye kadar, ülkemizin bu konuda iyi bir sınav verdiğini düşünüyorum. En azından ülke olarak yiyecek içecek sıkıntımız yok. Kimi vatandaşlarımız yüksek kaygı nedeniyle marketlere hücum ettiyse de çok abartılı bir durum söz konusu değil. Ayrıca ben vatandaşlarımızın, komşuları ya da yakınları herhangi bir gıda ihtiyacı içerisinde oldukları takdirde, yardım edeceklerinden ve ellerindekileri paylaşacaklarından eminim ve bu konuda son derece iyimserim. Benim umudumu artıran bir başka faktör de bilimin geldiği noktadır. Tüm dünyada bilim insanları, gecelerini gündüzlerine katıp yoğun bir şekilde bu virüsün ilacını ve aşısını bulmak için çalışıyorlar. Çok kısa bir süre içerisinde bulacaklarından hiç kuşkum yok. Sadece biraz zamana ihtiyacımız var ve bu süreci en az kayıpla atlatmalıyız” diye konuştu.“Umutlu ve iyimser olarak ve birbirimize sosyal desteğimizi artırarak psikolojik sağlamlığımızı korumalı ve bu süreci atlatmalıyız” diyen Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Umut ve dayanışma çok önemli. Böyle günler, hayatın anlamını daha çok sorgulamamızı, özgürlüğün ve sağlığın değerini daha çok anlamamızı sağlar. Bundan dolayı bu süreçten pek çok olumlu alışkanlıklar kazanarak ve güçlenerek çıkacağız. Birlikte başarabiliriz” diye konuştu.

16 MAR 2020

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı’ya 100. Yıl özel madalyası...

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı 7’nci Türk Dünyası Sosyologlar Kongresine katıldı. Rusya Federasyonu Tataristan Özerk Cumhuriyeti Başkenti Kazan’da düzenlenen kongre “Avrasya ve Küresel Sosyo-Ekonomik Dönüşümler” temasıyla gerçekleştirildi. Kongre kapsamında Türk Dünyası Sosyal Bilimcileri arasında işbirliğine katkılarından dolayı Süleymanlı’ya 100. Yıl Özel Madalyası takdim edildi.Rusya Federasyonu'nun en eski ikinci üniversitesi olan Kazan Federal Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen kongreye dünyanın farklı ülkelerden 200 bilim insanı katıldı. Türk Dünyası ve Avrasya coğrafyasının önemli, toplumsal ve kültürel sorunları  iki gün boyunca sekiz farklı oturumda ele alındı.“Mutluluk düzeyleri yerel ve kültürel özellikler dikkate alınmadığı için eksik”Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı kongrede “Avrasya Ülkelerinde Mutluluk Düzeyinin Dünya Mutluluk Araştırması Sonuçları Bağlamında Değerlendirilmesi” başlıklı  sözlü sunum gerçekleştirdi.Ayrıca Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Başkan Yardımcılığı görevini de üstlenen Süleymanlı, Toplumların mutluluk düzeyleri tespit edilirken mutluluk düzeylerinin sadece ekonomik göstergelere bağlı olan altı faktöre indirgememek gerektiğini, bunun üzerinden değerlendirme yapılması, yerel ve kültürel özelliklerin dikkate alınmaması halinde eksik kalınacağını belirtti.İşbirliği ve ortak araştırma olanakları konuşulduProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı öte yandan Kazan Bilimler Akademisi Aile ve Nufüs Enstitüsüne ziyarette bulunarak, Enstitü Müdürü Prof. Dr. Chulpan İldarhanova’yla kurumlar arasında işbirliği ve ortak araştırma olanakları konusunda görüş alışverişinde bulundu.Süleymanlı’ya 100. Yıl Özel madalyası...Kongrenin ilk gününün sonunda yapılan özel bir törende Türk Dünyası Sosyal Bilimcileri arasında işbirliğine katkılarından dolayı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı’ya Başkurdistan Cumhuriyeti 100. Yılı Özel Madalyası takdim edildi.Süleymanlı’ya madalyayı Avrasya Sosyologlar Birliği başkanı Prof. Dr. Gali Galiyev verdi.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı da Üsküdar Üniversitesinin özel plaketlerini Kazan Federal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlşat  Gafurov, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Riyaz Minzaripov, Sosyal-Felsefe ve İletişim Bilimleri  Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mariya Yeflova ve Avrasya Sosyologlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Gali Galiyev’e takdim etti.

12 MAR 2020

Koronavirüsle ilgili yeni bir hastalık: Koronafobi

Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkıp yayılan koronovirüse Türkiye'de de rastlanmasının ardından toplumda panik oluştu. İnsanlar toplu taşıma araçlarına maskeli binmeye, gıda ve hijyen ürünü stoku yapmaya başladı. Sosyal medyadan da birçok asılsız bilgi yayılmaya başladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan koronavirüs korkusuyla ilgili, “Şu anda koronavirüsle ilgili yeni bir hastalık çıktı diyebiliriz. Adına koronafobi denebilir. Bunun muhakkak psikolojik ve sosyal sonuçları olacaktır" dedi.Vatandaşlardan bazıları da koronavirüsten korktukları için sosyal yaşantılarının kısıtlandığını ve sosyal medyadaki asılsız paylaşımların onları paranoyaklaştırdığını söylerken, bazıları da bu paylaşımları dikkate almadığını söyledi. “KORONAVİRÜSLE İLGİLİ YENİ HASTALIK ÇIKTI: KORONAFOBİKoronavirüs sonrası toplumda gittikçe yayılan 'koronafobi', kişilerin günlük yaşamını ve sosyal hayatını olumsuz etkilemeye başladı. Koronavirüs korkusu ile ilgili Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Şu anda koronavirüsle ilgili yeni bir hastalık çıktı diyebiliriz. Adına koronafobi denebilir. Bunun muhakkak psikolojik ve sosyal sonuçları olacaktır. Aynı zamanda da psikiyatride bir mizofobi diye bir hastalık var. Bu mikrop korkusudur. Mikrop korkusu hastalığı normalde toplumda belirli bir oranda bulunuyordu. Şimdi bunun oranının da artacağını öngörüyoruz. Fobiler insanı sosyal olarak çok kısıtlayan rahatsızlıklar. Normal şartlarda böyle tehdit eden durumlarda sağlıklı kişilerde 'stres var, panik yok' diyoruz. Bu kişiler, stresi kontrol edilemeyen bir stres haline getiriyorlar ve panik haline geliyor. Koronavirüs de kontrol edilemeyen bir stres halinde olursa kişide kaçınma davranışları ortaya çıkıyor. Kaçınma davranışları da kişiyi sosyal olarak bireysel davranışlarda kısıtlıyor. Bu hastalık koronavirüs gibi öldürücü olmuyor ama kişide ciddi bir yeti yitimi yapıyor. Kişi ailesiyle ilgili ilişkilerde, sosyal temaslarda, basit bir toplantıda, evden çıkmada sorun yaşayabiliyor. Hatta bu tarz fobisi olan kişiler mesela banyoya bile gidemiyor, evde eline çorap geçirip dolaşıyor" ifadelerini kullandı. “KONTROL EDEBİLECEĞİMİZ STRESTEN KAÇMAMAK LAZIM"Tarhan koronavirüsün küreselleşen travma örneği olabileceğini söyleyerek, “Normal şartlarda asgari hijyen kuralları vardır. Böyle durumlarda bu birkaç kademe daha yükseltilebilir. Daha önce rahatlıkla mesela asansöre, kapı koluna dokunan bir kişi böyle kriz durumlarında kapı kollarına dokunmamaya daha özen gösterebilir. Kriz durumlarında toplu taşıma araçlarından kaçınabilir. Böyle kontrol edilebilir stres insanı korur. Kontrol edilemeyen stres, kişide kontrol duygusunu kaybettiriyor. Böyle durumlarda kişi korku, panik, heyecan, tehdit duygusunu yaşıyor. Bir müddet sonra bunu takıntı haline getirir. Daha önce böyle olaylar olduğu zaman lokal kalıyordu. Şimdi medya ve iletişimin etkisiyle bu tarz olaylar, travmayı bile küreselleştiriyor. Koronavirüs de bunun ciddi bir örneği. Onun için biz böyle durumlarda çocuklarla, ergenlerle veya böyle durumlarda dürtü kontrol bozukluğu geliştiren kişilerle stres altında soğukkanlı kalma becerisi çalışıyoruz. Ne olursa olsun burada fobi değil, korku değil; kontrol edebileceğimiz stresten kaçmamak lazım. Kontrol edebildiğimiz durumların üzerine gidelim ama kontrol edilemeyecek durumlar çevremizde yaşanırsa sadece fiziksel destek değil, bazı kişilerde psikolojik destek de gerekebilir" dedi.Tarhan konuşmasını, “İnsanlar duyduğu yaklaşıma muhakkak sorgulayarak yaklaşsın. Fotomontaj oluyor, ilgi çekmek istiyorlar, fenomen olmak istiyorlar. Gelen bir şeyi doğrulamadan başkasına göndermemek gerekiyor. Bunun başkalarına zarar verme ihtimali var. Biz de şu anda ciddi bir merak ve ilgi var. Evde, işte laf dönüp dolaşıp koronavirüse geliyor. Travmada yeniden yaşantılama, tekrar tekrar konuyu açma vardır, rüyada görmek vardır. Bu derece tepkiler ortaya çıkar. Bunlara sebep oluyorsa kişinin tepkisi patolojik demektir" diye sürdürdü. “DAHA TEHLİKELİ BİR VİRÜS VAR: KORKU VE PANİKÜsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan ise koronavirüsün yarattığı panik ile ilgili, “Biz risk toplumundan panik toplumu haline geldik. Koronavirüs hızla bulaşan bir grip hastalığına neden oluyor. Ancak toplumda ondan daha tehlikeli, daha hızlı bulaşan bir virüs daha var. Bu da korku ve panik. Aslında sigara ve alkolden her gün daha fazla insan ölmekte ancak koronavirüsün nedenini, aşısını, tedavi yöntemlerini bilmediğimizden toplumda bir panik oluşuyor. Durumu abartma eğilimine giriyor ve sağduyuyu kaybediyorlar. Bu da insanları akıl dışı davranışlara doğru götürüyor. Bakın son günlerde marketler adeta talan ediliyor. Korku ve panik piyasa için de gayet iyi bir ürün. Sosyal medyada bir panik havası estiriliyor. Panik havası toplumsal korkuyu besliyor. Toplumsal korku da hiç olmayacak yeni tehlike ve tehditleri karşımıza çıkarmakta. Gereksiz yere alınan tehditler aslında uzun vadede daha kötü sonuçlar doğurabilmekte. Örneğin 2001'de Amerika Birleşik Devletleri İkiz Kuleler saldırısı sonrası uçağa binmekten korkan insanlardan karayolu tercih edenlerden bin tanesi trafik kazasında öldü. Aşırı tedbir, korku, panik daha kötü sonuçlara neden olmakta. O yüzden aklıselim davranmakta her zaman fayda var" dedi.Erdağon ilerleyen süreçle ilgili ise, “Tarih boyunca salgın hastalıkların ilerlemesine baktığımızda uzun vadede hep insanlığın iyiliği, selameti için daha iyi sonuçlar verdiğini görüyoruz. Örneğin çiçek hastalığı aşı biliminin gelişmesine neden olmuş, kolera altyapı hizmetlerinin gelişmesine neden olmuş, AIDS toplumsal ve cinsel davranışların düzenlenmesi ve denetlenmesi konusunda olanak sağlamış. Bu virüs de tüm dünya milletlerinin aslında aynı gemide olduğunu, uzun vadede de sorunlarımıza beraber çözüm bulmamız gerektiğini bize gösteriyor" şeklinde konuştu. Kaynak: DHAHaberin linki: https://www.dha.com.tr/istanbul/koronavirusle-ilgili-yeni-bir-hastalik-koronafobi/haber-1759689

10 MAR 2020

Prof. Dr. Sinan Canan; “Dürtülerine dur diyebilen tek canlı insandır”

Anadolu Üniversitesi Psikoloji ve Yaşam Kulübü tarafından düzenlenen “Değişen Be(y)nim” adlı seminer Öğrenci Merkezi Salon 2009’da gerçekleştirildi.Çok sayıda öğrenci ve öğretim üyesinin katıldığı ve ilgiyle takip ettiği seminerde, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan konuşmacı olarak yer aldı.Seminerin açılış konuşmasını yapan Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hatice Ferhan Odabaşı “Sinan Canan aramızda olduğu için çok mutluyum, kendisini sosyal medyadan da takip ediyorum. Ne mutlu ki şu an bize bu semineri veriyor.” dedi.Prof. Dr. Sinan Canan: “İnsan, karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı”Konuşmasında, insanın nasıl bir canlı olduğuna dair biyolojik ipuçlarına değinen Prof. Dr. Sinan Canan, beyin bilgileri temelli bir konuşma gerçekleştirdi. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Baki Duy’un davetiyle geldiğini belirterek hem Doç. Dr. Baki Duy’a hem de seminerin düzenlenmesinde katkısı olan herkese teşekkür ederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Sinan Canan, “Diğer insanlara anlatma ihtiyacı duyduğumda futbol anlatsan tamam ama beyni kimse dinlemez diyenler oldu. İyi ki de onları dinlememişim. Bugün burada kendimizden bahsedeceğiz: ‘İnsan niye böyle?’” dedi ve insanı en kısa haliyle tanımladı: “İnsan, karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı.”Prof. Dr. Sinan Canan: “Dürtülerine dur diyebilen tek canlı insandır”İnsanın bu dünyada bir şey yapmasının temelde iki nedeni ölüm ve bir diğer insan olduğunu söyleyen Canan, dürtüler hakkında şunları söyledi: “İnsanı özgür yapan şey, diğer hiçbir canlıda olmayan yeteneğidir. Özgürlük başkasına zarar vermeden istediği şeyi yapmak değil, dürtülerine rağmen karar verebilmektir. Dürtülerine dur diyebilen tek canlı insandır. Hazzın faydasını lütfen küçümsemeyelim. Haz kötü bir şey değil, hazza kapılmak kötü bir şeydir.”Canan, Anadolu Üniversitesi öğrencilerine üniversitenin kıymetini bilmeleri önerisinde bulundu ve Anadolu Üniversitesi hakkında “Hep söylerim, burası Türkiye’nin her açıdan en güzel üniversitesi. Burayı çok severim. Bugünkü konuşmanın güzelliği aslında mekânın güzelliğinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.” dedi.Seminerin ardından Prof. Dr. Sinan Canan kulüpleri ziyaret etti ve beğenilerini dile getirdi.Kaynak: HabertürkHaberin linki: https://www.haberturk.com/eskisehir-haberleri/76220338-prof-dr-sinan-canandan-degisen-beynim-semineriuskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim

09 MAR 2020

"Uygar Dünyanın Mültecilerle imtihanı" konuşuldu…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Sosyoloji Kulübü tarafından “Uygar Dünyanın Mültecilerle İmtihanı” etkinliği konuşuldu. Etkinliğin konuğu Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi Derneği Başkanı Veysel Başer oldu. Mülteciler ve mültecilere yönelik sorunların konuşulduğu konferansta mültecilerle ilgili önemli konulara dikkat çekildi.İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Eflatun Adam Konferans Salonunda düzenlenen konferansın açılış konuşmasını Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfeyz Süleymanlı gerçekleştirdi.“Bizim verdiğimiz savaş coğrafyamızı koruma savaşı”Veysel Başer, mültecilerin yoksul ve savaş barındıran ülkelerden geldiklerini belirtti. Başer; “Somali, Yemen, Pakistan, Suriye. Bu ülkelerin hepsi savaş ülkesi ve yoksul ülkeler. Buradan kaçan mülteciler bize sığınıyor. Bu coğrafyalar bizim ama savaşlar bizim savaşımız değil. Somalililerin, Yemenlilerin, Pakistanlıların ve Suriyelilerin de değil. Küresel güçleri elinde tutmaya çalışan baronların savaşı. Mülteciler de onların kuklası haline geliyor. Dolayısıyla savaşlar bizim değil ama coğrafya bizim. Bizim verdiğimiz savaş coğrafyamızı koruma savaşı” ifadelerini kullandı.“Mülteciler Türkiye’yi ana kucağı gibi görüyor”Başer; tüm dünyada mültecilere karşı çok ciddi bir tepki olduğunu ifade etti. Başer, “Mültecilerin karşı karşıya kaldıkları olumsuz tepkileri çok insafsızca buluyorum. Mülteciler de kapılarda beklemekten, ezilmekten, denizlerde boğulmaktan, hor görülmekten hoşlanmıyorlar ama hayatta kalmak zorundalar. Bu da onların hayatta kalma savaşı. Bu insanlar boşuna memleketlerini terk etmiyorlar. Ellerinden alınan hayal ve hayatlarının peşinden gidiyorlar. Bugün Türkiye’de en az 20 ülkeden 6 milyona yakın mülteci var. Dünyanın neresinde kendisini mazlum hisseden varsa ülkemize gelmişler. Türkiye’yi ana kucağı gibi görüyorlar. Biz de kucak açıyoruz. Dünyada bizden başka, bizim yaptığımızı yapan bir millet örneği yok. Bu bizim aptallığımız değil, insana bakış açımız ve değer verişimizdir” şeklinde konuştu.“İnsanlığı yaşatırsak biz de yaşarız”Başer, sözlerinin sonunda dünyayı değiştirmenin yine insanlıktan geçtiğini söyledi. Başer, “İnsan huzurlu olursa toplumlar da huzurlu olur. İnsanlığı yaşatırsak biz de yaşarız. Biz bu anlayışla hareket ediyoruz. İnsana bakışımızı değiştirmediğimiz ve düzeltmediğimiz sürece sayılar sadece istatistik olarak kalır. Biz Türkiye olarak insanlığın mahşeri vicdanıyız. İnsanlığın yeniden mayalanacağı topraklar Türkiye topraklarıdır. Biz, bize yakışan şekilde hareket etmeliyiz.” dedi.Öğrencilerin sorularının yanıtlanmasının ardından konferans sona erdi.

09 MAR 2020

Türkiye’de ilk kez Travma Psikolojisi Kongresi düzenlendi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Öğrenci Konseyi iş birliğiyle bu yıl ilki düzenlenen Travma Psikolojisi Kongresi, Üsküdar Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, 7 – 8 Mart tarihlerinde Merkez Yerleşke Kampüsünde düzenlendi. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ebevenynler davranışları ile çocukları arasındaki ilişkilerde mesafeli terk edişe ve böylece duygusal ihmal sonucu travmalara neden oluyor” diyerek önemli bir konuya dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi, Travma Psikolojisi konusunda kongre düzenleyen ilk üniversite oldu. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kongre Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş ile Öğrenci Konseyi Başkanı Büşra Özdoğan yaptı. Kongrenin ilk gününde Prof. Dr. Sinan Canan, Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, Nasuh Mahruki travmalar hakkında sunumlarını gerçekleştirdi. Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş, başta Atatürk Havalimanındaki olmak üzere terör saldırılarının yarattığı travmalarla ilgili sunumunda dikkat çekici bilgiler paylaştı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Travma psikolojisine yeterince önem verilmiyor”Kongrelerin bir konunun ve düşüncelerin geliştirilmesi için en doğru yer olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Türkiye’de ilk kez Travma Pskikolojisi Kongresi gerçekleşiyor.Açıkçası gerçekleştirilmesi gecikmiş son derece önemli bir konu bu. Travma konusunun yeterince önemsenmediğini görüyorum. Amerika’da ise savaşlara katılıp ülkelerine geri dönebilen veteran askerler için hastaneler var. Girdikleri savaşlardan psikolojik olarak etkilenmiş, travmalar yaşamış ve alkol bağımlısı olmuş hasta askerler tedavi görüyor. Travmalar aslında ülkelerin siyasetini de etkilediği için çok önemli” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuğu ihmal etmek travmaya götürüyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocukluk çağı travmalarına dikkat çekerek şunları söyledi: “İnsanların çocukluk çağından gelen travmalarını tespit ve tedavi etmek için çeşitli uygulamalar yapıyoruz. Cinsel istismar, şiddet, yalnız bırakılma gibi travmaları var mı diye araştırıyoruz. Ensest çocukluk çağlarındaki büyük bir sorun olarak ortaya çıktı. Şunu gördük ki kız çocukları kendilerini ensest ilişkilerden ve cinsel istismarlardan korumak için aşırı kilo almayı ve bakımsız görünmeyi kendince bir çözüm olrak kabul ediyor ve uygulamaya çalışıyor. Bir diğer sorun ise ebeveynlerin farkında olmadan sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken çocuklarına karşı mesafeli terk ediş uygulamaları. Anne evde işleriyle uğraşıyor ya da işten eve geldiklerinde yorgun oldukları ve dinlenmek istedikleri için çocuklarının eline tablet veya telefon veriyor. Aynı şey babalar için de geçerli. Çocukla yeteri kadar ilgilenmiyor ve sohbet etmiyorlar. Bu durum çocuğun kendini dışlanmış hissetmesine neden oluyor. Kulağa kötü gelse de kızmak, bağırmak bile bu davranıştan daha iyi. Duygusal ihmal olarak da adlandırdığımız bu durum sonucunda travma oluşuyor. Travmalara yönelik EMDR tedavisi uygulanmalıdır. Bu tedavide kişinin unuttuğu ama arada ortaya çıkıp stres yaratan travma sorunları çözülüyor. Cinsel istismar travmaları da bu yöntemle tedavi edilebiliyor. Travmayı gözardı etmemek yok saymamak gerek, burada yapılan çok hata var. Minyatürize etmek daha doğru.”Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş: “Ülkemizin daha çok travma uzmanına ihtiyacı vardır”Coğrafyalar insanların kaderidir diyerek sözlerine başlayan Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş, “Elazığ ve Malatya’yı etkileyen depremler, Van’da önce çığ faciası ve ardından gelen deprem olayları bu sözün ne kadar geçerli olduğunu gösteriyor. Ülkelere göre baktığımızda Amerika’da yetişkinlerin yüzde 63,6’sı, Kanada’da yüzde 9’u, İsveç’te yüzde 5,6’sı, Hollanda ve İngiltere’de ise yaklaşık yüzde 10’u travma sonrası stres bozukluğu göstermiştir. Adeta dikensiz gül bahçesi coğrafyalarında yaşayan bu ülkelerdeki oranları göz önüne aldığınızda ülkemizin ne vaziyette olduğunu gayet iyi anlayabilirsiniz. Kongremizde paylaşacağımız istatistikler acı ama daha gerçekçi oldu. Durum vahim, konu derindir ve ülkemizin daha çok travma uzmanına ihtiyacı vardır” dedi.Akcanbaş: “Kadınlar travmalardan daha çok etkileniyor”Akcanbaş, ülkemizde gerçekleştirilen terör saldırıları ve yarattığı travmalarla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Atatürk Havalimanı, Reina ve Taksim’deki terör saldırıları ile darbe girişimi esanasında şiddete maruz kalanlardan psikolojik destek alanlar bu travmayı atlattı. Dünyadaki genelindeki terör saldırılarını da ele aldığımızda gerçekleştiren kişilerin eğitim seviyesinin son derece düşük olduğunu görüyoruz. Havalimanlarının girişlerinde uygulanan güvenlik önlemleri çoğu zaman o bölgede bir yığılma ve yoğunluk oluşturuyor. İşte o anlar saldırıyı gerçekleştirmeye hazırlanan teröristler için uygun bir ortam sağlıyor. Havalimanı dışında güvenlik birimlerinin çoğaltılması daha caydırıcı olabilir. Bu saldırıları gerçekleştirenlerin hangi ülkelerden geldiklerini biliyoruz. Herkese aynı güvenlik önlemleri uygulanması doğru değil. Kadınlar terör saldırılarından daha çok etkileniyor.”Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar: “Travmalar insanı yenileyebiliyor”Travma Sonrası Büyüme konusu çerçevesinde sunum gerçekleştiren NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, “Acı çekmenin dönüştürücü gücü, bazı travmaların insanı yenileme gücü olabiliyor. Ancak görüyoruz ki insanlar kaza, ölüm, büyük sağlık problemleri gibi kontrol edemeyeceği durumlar için strese giriyor. Travmalar aynı zamanda insanlarda tehditlere karşı verilen duygusal tepkilere neden olurken kontrol kaybına, geleceğe dair güven duygusu kaybına ve olumsuz izlere neden oluyor. Yas sürecinde travma yaşayan kişilerin kayıp deneyimini tarif etmelerine yardımcı olmak, kendisinin kabul ettiği ve terapistle bağlantı kurduğu bir ortam oluşturmak psikoterapi olarak çevresindekilerin temel görevleri arasında yer alıyor” dedi.Nasuh Mahruki: “Afet öncesinde önlem alarak hazırlık yapmalıyız”1999 Marmara depreminde ilk müdahaleyi yaparak birçok insanı göçük altından kurtaran Nasuh Mahruki kongrede Afetler ve Travmalar konusunda değerlendirmelerde bulundu. Mahruki, “Afetler ve acil durumlar insanlar üzerinde stres, yoğun kaygı ve baskı yaratan son derece sıkıntılı durumlar. Eğer öncesinde neler yapabiliriz, ne durumdayız ve sonrasında başa çıkabilmek için neler yapacağız sorularına cevap bulup gerekli önlemleri alabilirsek afetlere karşı daha daha hazırlıklı oluruz. 99 depremi 45 saniye sürmüştü, insanlar ilk gün depremin 45 saniye daha fazla sürmesi halinde o an akıl sağlıklarını da yitirmiş olabileceklerini söylemişlerdi.  Afetlerde alınacak önlemler Risk Yönetimi ve Kriz Yönetimi olarak ikiye ayrılıyor. Biz risk yönetiminde başarılı değiliz. Afetler meydana geldiğinde krizle başbaşa kalıp onu yönetmeye çalışıyoruz ama onda da yeterli olamıyoruz” dedi.Nasuh Mahruki: “Deprem Türkiye’nin gerçeği”Nasuh Mahruki, afetleri kader olarak değerlendirmek acıları azaltabilir ancak kalıcı çözümler bulmak gerekiyor diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de nüfusun yüzde 95’i deprem bölgesinde yaşıyor. Japonlara baktığımızda en yıkıcı depremlerin olduğu bölgede yaşamalarına rağmen onlar hep hazırlıklı, az etkileniyorlar çünkü altyapı sistemlerini buna göre kurmuşlar. Tsunami duvarları olduğu için ondan da etkilenmiyorlar. Endonezya’daki depremde insanlar depremden çok tsunamiden etkilenmişti. İstanbul halkında geçtiğimiz Eylül ayındaki Silivri depreminden sonra büyük deprem beklentisi oluştu. Bilim insanları da sürekli konuşunca bu stres daha da arttı. Kuzey Anadolu fay hattının son kırıldığı yer Gölcük’tü. Şimdi ise İstanbul’un biraz güneyinde kırılması bekleniyor. Şehrin alt ve üst yapısı yeterli değil. 1999 depremi zamanında İstanbul’da 10 milyon insan yaşıyordu şimdi ise birkaç milyon Suriyeli ile bu rakam 20 milyona ulaşmış durumda. Depremden sonra internet çalışırsa çok işe yarayacaktır. Biz bölge dışından irtibat kurabileceğiniz birilerini belirlemenizi ve ona ulaşıp kendinizle ilgili bilgi paylaşmanızı öneriyoruz çünkü aynı şehirdeki yakınlarınıza ulaşmak muhtemelen mümkün olmayacaktır.”Prof. Dr. Sinan Canan: “Herkesin normal olması doğaya aykırı”“Travmanın Psikolojisi” başlıklı sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan ise insan beyninde  farklı merkez olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sistem1 hızlı, bilinçsiz, otomatik, gündelik ve hataya açık niteliklere sahip. Sistem 2 ise yavaş fakat bilinçli, çabalayan ve hata oranı düşük. İnsan beyninde sistem 2 sadece problem varsa devreye giriyor ve az kullanılan bir bölüm. Anılar yoksa yaşam sürdürülebilir değildir. Travmalar olmasaydı, otizm, şizofreni, bipolar gibi rahatsızlıklar olmasaydı herkes normal olurdu ve inovasyon gerçekleşemezdi. Bu durumda insan varlığı tarih sahnesinden silinip giderdi.”Kongrenin ikinci gününde Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay “Haksız Tutukluluk Travması ve Beyin”, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan “Travmanın Medyada Temsili”, Klinik Psikolog Yasemin Ozan “İkincil Yaralanmalar ve İkincil Travma” ve son olarak Uzman Psikolog Mustafa Çetinkaya “Travma Perspektifinden Psikopataloji ve EMDR” başlıklı videolu vaka sunumunu gerçekleştirecek.Travma Psikolojisi Kongresinin 2’nci gününde, Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Haksız Tutukluluk Travması ve Beyin” konulu sunumunu gerçekleştirdi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Haklı ve haksız tutukluluk farklı travmalara sebep olur”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Haksız Tutukluluk Travması ve Beyin” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Uzbay, nedeni belli olmayan haksız tutukluluğun mahkûmlar üzerinde nasıl bir etki yarattığına dair paylaşımlarda bulundu. Uzbay, “Tutukluluk dediğiniz şey haklı ya da haksız olabiliyor. Neden tutuklandığınızı biliyorsanız çoğu zaman bu bir travma konusu olmayabilir, farklı bir travmadır. Çünkü orada işlediğiniz suçu ve bunun karşılığında ceza alacağınızı biliyorsunuz. Fakat haksız tutukluluk sürecinde işlemediğiniz suçu bir zaman sonra kabullenmek zorunda kalıyorsunuz. Cezaevi ortamı travmaya çok açık bir ortam. Serbest bırakıldıktan sonra da bu olay kişilerde post travmatik stres bozukluğu olarak geri dönüyor. Bu bozukluğun boyutu kişiden kişiye değişiyor” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Gazetecilerin travma tedavisi görmeleri gerekiyor”Kongre kapsamında Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Travmanın Medyada Temsili” konulu sunum gerçekleştirdi. İrvan, terör saldırıları, kadına şiddet ve cinayet içerikli yapılan haberlerin toplum üzerinde yarattığı travmalar ve gazetecilerin bu olayları haberleştirirken maruz kaldığı psikolojik baskılara dikkat çekti.Prof. Dr. İrvan, “Travmatik olayları haber yapan medya mensuplarının yaşayabilecekleri olaylara literatürde ikincil travma deniyor. Fakat aynı zamanda gazeteciler bunu doğrudan da yaşayabiliyorlar. Özellikle savaş muhabirliği yapan gazeteciler savaş bölgelerinde kaldıklarında oradaki halk gibi benzer travmatik olaylara maruz kalıyorlar. Uzun bir süre çatışma bölgelerinde haber yapan gazeteciler kesinlikle bu travmatik süreçleri yaşıyorlar ve hiçbir şekilde travma tedavisi görmüyorlar. Bu tür bölgelerde bulunan gazetecilerin mutlaka travma tedavisi görmeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.Öğr. Gör. Yasemin Ozan: “İkincil yaralanmaların etkisi uzun süre devam ediyor”Travma mağdurunun etrafındakilerin farkında olmadan kişiye destek olmak amacıyla söylediği sözlerin kişide yaralanmalara sebep olduğundan bahseden klinik psikolog Yasemin Ozan, “Travma mağdurlarının yaşadıkları durumları bazen inkâr ediyoruz, onlara; o kadar da kötü değil, kimler neler yaşıyor gibi sözler söyleyebiliyoruz hatta biz terapistler bunu bazen terapatik süreçte de yapabiliyoruz. Fakat bu söylemler bireyde ikincil yaralanmaya sebep olabiliyor” dedi. Birçok travma mağdurunun sözlerine değinen Ozan, travma mağdurlarının yaşadığı ikincil yaralanmaların travmanın verdiği zarardan çok daha fazlasını verdiğini ve bu hasarın üstesinden gelmelerinin oldukça zor olduğunu hatta birçok travma iyileşse de ikincil yaralanmaların etkisinin uzun süre devam ettiğini vurguladı.Uzm. Psk. Mustafa Çetinkaya: “Öyküleri dinlediğimde ben travmatize oldum”Travma terapisi ile nasıl tanıştığından bahseden Uzm. Psk. Çetinkaya, Kilis’teki mülteci kamplarında çalışırken psikososyal hizmetler başlığı altında mülteci kamplarında görevlendirildiğini söyledi.  Herhangi bir travma eğitiminin olmadığını bu yüzden gittiği ilk haftada insanların öykülerini dinlediğinde travma yaşadığını dile getirdi. “Elimde bununla baş etmek için herhangi bir yardım çantası bulunmuyordu.” diyen Çetinkaya, davranışçı terapi ile gittiğinde dil sorunu olduğunu bu sebeple uygulayamadıklarını dile getirdi. EMDR Türkiye Derneği Başkanı Emre Konuk’a ulaşarak fikirlerini açıkladıklarını söyleyen Çetinkaya, Emre Konuk’un da gönüllü olarak bu çalışmada yer almak isteyen kişileri burslu olarak eğittiğini ve kendisinin mültecilerle olan travma yolculuğunun bu şekilde başladığının altını çizdi.Uzm. Psk. Mustafa Çetinkaya: “Teori aslında çok önemli”Her terapi modelinin bir teorisi vardır diyen Uzm. Psk. Çetinkaya, teorinin aslında çok önemli olduğunu çünkü pratiği belirleyen, vakaya nasıl müdahale edileceğini belirleyen şeyin teori olduğunu vurguladı. Teoriye göre uygulamada vaka planlaması yapmamız gerekir diyen Çetinkaya: “Tedavi aşamasında nasıl ilerleyeceğimizin planlaması da teorinin kendi uygulama pratiklerine göre uygulanır.” dedi. EMDR’ın üç zamanlı bir terapi ekolü olduğundan bahseden Çetinkaya, odak noktası açısından geçmiş, şimdi ve gelecek açısına yani üç zamana da odaklanıldığının altını çizdi.Akcanbaş: “Gerçek cehennemin dünya olduğunu düşünüyorum”Kongrenin kapanış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş yaptı. Akcanbaş, “Zaman zaman cehennemin dünyada olduğunu, insanların yaptıklarını gördükten sonra aslında gerçek cehennemin dünya olduğunu düşünüyorum. İşte bu iki gündür size cehennemi, bu cehennemin biyokimyasını ve bu cehennemden çıkmanın yollarını anlattık. Cehennemden kurtulan Tayfun Uzbay’ı dinlediniz, cehennemdeki ikincil etkileri Yasemin hocanızdan, cehennem sonrası kişisel gelişimi Gökben hocanızdan dinlediniz. Ümit ediyorum en az hatayla bitirmişizdir bu kongreyi. En azından bu kongrenin sizde travma konusunda farkındalık yarattığını umuyorum.” dedi.Yapılan Kahoot bilgi yarışmasının ardından Öğrenci Konseyi Başkanı Büşra Özdoğan’ın kazanan katılımcıya hediyesini takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından kongre sona erdi.  

06 MAR 2020

Bilinmeyenin Peşinde Bilmiyorum etkinliği gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Bilim Ofisi Kulübü tarafından “Bilinmeyenin Peşinde Biliyorum” etkinliği düzenlendi. Etkinliğin konuğu İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan oldu.Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.“Üniversite bilginin üretildiği, yaratıldığı yerdir”Prof. Dr. Sinan Canan, üniversitelerin bilginin üretildiği yer olduğunu söyledi. Canan, “Üniversitelerde bilgi çıkar ve bu bilgi teknolojiye dönüşür, yayılır. Üniversiteler bilim ve kültürün yayıldığı, insanlara aktarıldığı yerdir” dedi.“Çapından çok büyük amaçlar yükleniyor bilime”Prof. Dr. Sinan Canan, fiziksel dünyanın ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda paylaşımlarda bulundu. Canan, “Elimizde daha iyi bir araç yok ve bilimsel bilgininin sınırlarını bilmek için özel bir çaba gerekiyor çünkü bilim de bir insan faaliyeti, genelde sloganlarla tanımlanmaya çalışılıyor. Çapından çok büyük amaçlar yükleniyor bilime” şeklinde konuştu.  “Akıl bilim yapma, datalarla düşünmek değil”Prof. Dr. Sinan Canan, aklın anlamı ve ifadesi ile ilgili bilgi verdi. Canan, “Akıl diye bir meleke var. Akıl dediğimiz melekenin isim olarak kökeni bize çok önemli bir şey anlatıyor. Akıl, bağlamak demek ve hayatta elde ettiğimiz her deneyimi duyusal dünyaya dair deneyimi bu evrene dâhil olan deneyimi birleştirerek dünyaya bir anlam atfedebilme becerisi. Akıl etmek dediğimiz şey bilim yapmak, datalarla düşünmek değil. Aldığımız verileri birleştirip bunlar ne anlama geliyor, buna dair bir sonuç çıkarıp bütüncül bir hikâye çıkarabilme becerisidir” dedi.“Bu sistem gerçek değil”İnsanın bütün kodunu annesi ve babasından aldığını söyleyen Canan, öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Canan, “Bu sistem içerisinde çok zorlandığımız bir zamanda yaşıyoruz ve bu zamanın bence en önemli becerisi birincisi bütün bunların sanal ve yalan olduğunu bilmek, bu sistem gerçek değil. Ben neyi, nasıl duyuyor ve görüyorsam bu tamamen bana bağlı. Bunun üzerinde çalışmak için yeterli sebebim var. Buna kendimizi ikna etmemiz lazım. Gerek iyilikler ve kötülükler görüyoruz ve bunun için bir şey yapmak istiyoruz. Benim için bilim kadar kadim bilgi de önemlidir, anlatılar, gelenekler, kıssalar da önemlidir, masallar da önemlidir…” ifadelerini kullandı.Program sonunda Prof. Dr. Sinan Canan katılımcıların sorularını da yanıtladı.

02 MAR 2020

Prof. Dr. İbrahim Özdemir: "Teftiş yok, müfettiş yok, dünyada birinci sıradalar"

Üsküdar Üniversitesinin düzenlediği Kız Kulesi Buluşmaları etkinliğinin konuğu İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir oldu. “Soğuk Bir Ülkeden Sıcak İzlenimler; Finlandiya”  konusunda paylaşımlarda bulunan Özdemir, Finlandiya’nın eğitiminden sosyal yaşamına kadar deneyim ve gözlemlerini paylaştı. Özdemir, eğitimlerinde test yok,  teftiş yok, müfettiş yok ama buna rağmen Finlandiya’nın dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip olduğunu söyledi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka koordinatörlüğünde gerçekleşen programının moderatörlüğünü Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü Prof. Dr. Nazif Gürdoğan üstlendi.Merkez Yerleşke İcadiye Toplantı Salonunda gerçekleşen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.“Bir milyondan fazla Finli yalnız yaşıyor” Prof. Dr. İbrahim Özdemir gözlem ve istatistiksel sonuçlara dayalı değerlendirmelerde bulundu. Özdemir, “Dünyadaki en mutlu insanlar Finlandiya’da yaşıyor. Aslında bu insanlar yalnız yaşıyor. Bir milyondan fazla Finli yalnız yaşıyor, sekiz milyon Finli iki kişi olarak yaşıyor, sekiz milyon kişi üç kişi olarak yaşıyor anlayacağınız gibi yalnız bir toplum. İstatistiklerde dünyanın en mutlu ülkesi olarak görünüyor onlar buna tebessüm ediyor” şeklinde konuştu.“Çok iyi insanlar ama çok yalnızlar”Özdemir, Finlilerin yalnız olmalarına rağmen nasıl bu kadar mutlu olabildiklerine değindi. Özdemir, “Finliler gerçekten iklimin de değişikliği ile Batı’dan Avrupa’dan tamamen farklı. Sabah gördüğünüzde günaydın demiyor, siz söylediğinizde ise cevap vermiyor, göz göze gelmek istemiyor. Çok iyi insanlar ama çok yalnızlar. 17 yaşından itibaren gençler yalnız yaşayabiliyorlar ailelerinden bağımsızlaşıyorlar. Aileye bağımlı değiller boşanma oranı da yüksek ama buna rağmen mutlu olmaların sebebi sanıyorum ki bazı indexlere bakınca göstergeleri inceleyince insan unsuruna çok önem veriyorlar insan çok önemli her şeyin temeli insana saygıya dayanıyor” ifadelerini kullandı.“Teftiş yok, müfettiş yok, buna rağmen dünyada birinci sırada”Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Finlilerin yaşama tarzlarından eğitim düzenlerinden ve eğitimde dünyada birinci sırada olmalarının nedenlerine değindi. Özdemir, “Kimse iş bulmak için aracı ve torpile ihtiyaç duymuyor. Eğitim herkese ücretsiz. Zengine, fakire aynı eğitim veriliyor, aynı okula gidiyor. Özel okul yok. Okullarındaki öğrenci sayısı 20-25. Bu rakamlardan fazla değil. Buna rağmen iki tane öğretmen var. Öğrencilere okula gittikleri andan itibaren el becerileri öğretiyorlar ve bütün öğrenciler evdeki araç ve gereçleri kullanabilecek bir duruma geliyor. Kendilerine özgüvenleri geliyor sınav yok, test yok,  teftiş yok, müfettiş yok buna rağmen dünyanın en iyi eğitim sistemi ve öğretmenin sana güveniyorum diyor. Eğitimin temelinde bir tarafta becerilerle kendini keşfetmek varken diğer tarafta müzelerle şehri gezerek hem kültürü hem tarih bilincini müzelerden alıyorlar” dedi.  “Önceden söyleyecektin benim planım var “Özdemir, Finlilerin ciddi anlamda planlı ve programlı bireyler olduklarını, yetiştirilme ve yetişme tarzlarından dolayı sosyal devlet anlayışı nedeniyle bireylerin her birinin birebir sorumluluklarını özgürce yaşadıklarını söyledi.Kız Kulesi Buluşmaları programı, Prof. Dr. İbrahim Özdemir’in Finlandiya ile ilgili merak edilen soruları yanıtlaması ardından sona erdi.

28 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesi, öğrenci memnuniyetinde de iddialı!

Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim gören yaklaşık 18 bin öğrenciye yönelik düzenlenen ankette memnuniyet düzeyi ortalamasının yüzde 80’in üzerine çıkması dikkat çekti. 2019-2020 Güz Döneminin sonunda 17 bin 786 öğrenci ile gerçekleştirilen ankette üniversitenin derslik, teknolojik altyapı, AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının yanı sıra danışman akademisyenlerin öğrencilerine ayırdığı zaman, Erasmus olanakları ile öğrenci kulüplerine ilişkin görüşler değerlendirildi.Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırıyor“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” diyen 11 bin 798 öğrenci olumlu görüş verirken; olumlu görüş bildirenlerin oranı % 81 olarak ölçüldü. Aynı konuda güz döneminde yapılan çalışma, bu konuda memnuniyet oranlarının arttığını gösterdi. Bahar döneminde olumlu görüş verenlerin oranı % 79 olarak tespit edilmişti.Dersliklerin altyapı olanakları açısından yeterliliğinin de değerlendirildiği çalışmada 10 bin 539 kişi % 69 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar dönemindeki çalışmada da oranların yaklaşık olarak aynı olduğu görülmüştü.AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarını ulaşılabilir bulanların oranı % 73“AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğu şeklindeki görüşe ise 9 bin 156 kişi %73 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 71 olarak ölçülmüştü.Yerleşke ve teknolojik altyapı % 81 oranında beğeniliyor“Yerleşkeler teknolojik altyapı (bilgisayar, internet, ekranlar vb.) bakımından yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye %81 oranında 12 bin 87 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 79 oranında olmuştu.“Üniversite eğitimi beklentilerimi karşılıyor”“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” şeklindeki değerlendirmeye %75 oranında 11 bin 385 kişi olumlu cevap verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 71olarak ölçülmüştü.Kariyer hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Staj ve uygulama gibi kariyer hizmetleri” konusundaki memnuniyetin de ölçüldüğü çalışmada 8 bin 439 kişi % 69 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 65 olarak ölçülmüştü.Erasmus programları ulaşılabilir bulundu“Erasmus öğrenci değişim programlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğuna ilişkin soruya da 7 bin 694 kişi % 76 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 72 olarak tespit edilmişti.Sosyal ve dijital medyada yeterlilik üst seviyede“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanallarının aktif olarak kullanıldığı ve yeterli olduğu” şeklindeki değerlendirmeye 12 bin 823 kişi % 86 oranında olumlu görüş bildirirken; bahar döneminde bu konuda olumlu düşünenlerin oranı %83 olmuştu.Öğrenci kulüpleriyle ilgili memnuniyet de arttı“İlgi ve yeteneklerime uygun kulüpler bulunmaktadır” şeklindeki görüşe ise % 73’lük oranla 9 bin 759 kişi olumlu yanıt verirken; aynı konuda bahar döneminde yapılan çalışmada 8 bin 68 kişi %70 oranında olumlu görüş bildirmişti.Engelliler gözetiliyor“Hizmet alanları engellilerin durumu göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır” şeklindeki görüşü %85 oranındaki 10 bin 585 kişi olumlu bulurken, aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 83 olarak ölçülmüştü.Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterli bulunduÖğrenciler, akademisyenler ve idari personelden oluşan katılımcılardan 10 bin 535’i, “Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki görüşe %80 oranında olumlu görüş verdi. Bahar döneminde bu oran %77 olarak ölçülmüştü.Rehberlik hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli” olduğu yönündeki soruya da 8 bin 929 kişi %80 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 76 olarak görülmüştü.Etkinlikler tatmin edici olarak değerlendirildi“Sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” şeklindeki görüşe ise %68 oranındaki 9 bin 384 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı soruya 8 bin 195 kişi olumlu yanıt vermişti.Ulaşım hizmetleri % 88 oranında yeterli bulundu“Yerleşkelere ulaşım hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli olduğu” şeklindeki soruya 13 bin 515 kişi %88 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar dönemine oranla memnuniyet konusunda bir artış gözlendi.İdari hizmetler ve güvenlik hizmetleri değerlendirildi“Yemek ve kafeterya hizmetleri için temizlik, aydınlatma ve ısınma gibi fiziki koşulların uygunluğu” nun da sorulduğu çalışmada katılımcıların 12 bin 132’si %80 oranında olumlu görüş bildirir bahar dönemindeki çalışmada da aynı oranlar elde edilmişti.“Eğitim aldığım yerleşkede güvenlik hizmetleri yeterlidir” şeklindeki görüşe 13 bin 887 kişi olumlu yanıt verirken bahar döneminde %86 olan memnuniyet oranı böylece %90’a yükseldi.İbadet alanlarının ulaşılabilirliği ve yeterliliği konusundaki soru üzerine de 11 bin 273 kişi %88 oranında olumlu değerlendirmede bulundu. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 85 olarak ölçülmüştü.

25 ŞUB 2020

Prof. Dr. Sinan Canan Malatya’da eğitimcilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Malatya’da eğitimcilerle buluştu.Prof. Dr. Canan, Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türkiye Özel Okullar Derneği işbirliği ile düzenlenen seminerde “Bir Beynin İnşası” konulu seminer verdi.Malatya Kültür Merkezi Kemal Sunal Salonu’nda gerçekleşen seminere yaklaşık 500 rehber öğretmen ve sınıf öğretmeni katıldı.

24 ŞUB 2020

Prof. Dr. Sinan Canan Samsun’da eğitimcilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Türkiye Özel Okullar Derneği tarafından düzenlenen “Eğitimciler İçin Beyin Eğitimi” konferansına konuşmacı olarak katıldı.Samsun Şehit Ömer Halis Demir Kültür Merkezinde düzenlenen konferansa 600 eğitimci katılım sağladı.Konferansın ardından Prof. Dr. Sinan Canan’a plaket takdim edildi.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

12 ŞUB 2020

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde taşınma heyecanı…

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 2019- 2020 Akademik yılı bahar dönemini yeni binasında karşılayacak. Mimarisi ve donanımıyla Üsküdar’ın tam merkezinde yer alan yeni İnsan ve Toplum Bilimleri fakültesi güçlü kadrosuyla eğitim öğretime artık burada devam edecek.Tüm Üsküdar yerleşkemiz sloganıyla hareket eden Üsküdar Üniversitesi, binalarının sayısını artırıyor.İletişim Fakültesi, Adli Bilimler binalarının ardından şimdi de İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’ni yeni binasına taşıyor.Kurulduğu günden bugüne Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 2019-2020 Akademik yılı bahar dönemine Güney Yerleşke E Blokta çalışmalarını sürdürecek.“Yeni bina, güçlü akademik kadro” Felsefe, Psikoloji, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Tarih ve Sosyoloji bölümlerini çatısı altında bulunduran İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi şimdi yeni binasında.Dikkat çekici mimarisi ve teknolojisiyle güçlü akademik kadrosuyla İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi eğitime artık burada devam edecek.İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da bölüm akademisyenleri ile birlikte yeni fakülte binasını gezdi.Yeni binada yerleşimle ilgili planlamalarda bulunan Arıboğan da fakülte binasının taşınma telaşına ortak oldu.

10 ŞUB 2020

Prof. Dr. Sinan Canan, TEDxİzmir’e katıldı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, TEDxİzmir etkinliğine konuşmacı olarak katıldı. Bu sene “Neden?” temasının ele alındığı etkinlikte Prof. Dr. Sinan Canan, insanın fabrika ayarlarından bahsetti.''Paylaşmaya Değer Fikirler'' sloganıyla yola çıkan, TED tarafından sağlanan lisans ile düzenlenen TEDxİzmir etkinliğinin sunuculuğunu dizi oyuncusu Hakan Bilgin üstlendi.Kaya İzmir Thermal & Convention Otelde düzenlenen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.Prof. Dr. Sinan Canan, insanın sıfırıncı ayarını anlattıProf. Dr. Sinan Canan insanın fabrika ayarlarına değinerek insanın sıfırıncı ayarından bahsetti. Canan, “Gerçek hayat, gerçek başarı, gerçek doyum kaosla dans etmeyi, öğrenmeyi gerektiriyor” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Sinan Canan TEDxİzmir konuşması ardından dinleyicileri ile bol bol fotoğraf çektirerek, sohbet etti.

23 OCA 2020

Komşuluğu değil AVM’yi tercih ediyoruz!

Şehirlerin gelişip metropolleşmesi, eski mahalle ve sokak kültürünün giderek azalması ile komşuluk olgusu da yok olmaya devam ediyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü İstanbul’da çat kapı misafir kavramı üzerine bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarına göre günümüzde komşular arasında hala hoş geldin ziyaretleri sürüyor. Aylık gelir arttıkça komşuluklarda samimiyette azalma yaşanırken, eğitimi seviyesi yüksek olanlar çat kapı misafire daha olumsuz bakıyor. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, çağdaş toplumda bireylerin komşularını tanımak ve ilişkilerini güçlendirmek yerine AVM gibi tüketim mekânlarında zamanlarını geçirmeyi tercih ettiklerini söyledi.Gerçekleştirdiği araştırma çalışmaları ile toplumdaki davranış biçimlerine, değişimlere ışık tutan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, geçtiğimiz Aralık ayında çok ses getiren Yalnızlık Araştırması’nın ardından bu kez komşuluk ilişkileri üzerine Sosyolog Fatma Makaraç ile yeni bir araştırmaya imza attı.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı ve Sosyolog Fatma Makaraç, Beyoğlu ve Fatih ilçelerinde 172 kişiyle rastlantısal seçim yöntemiyle çat kapı misafir kavramı üzerine yüz yüze anket gerçekleştirdi.Hoş geldin ziyaretleri devam ediyor…Katılımcıların demografik özelliklerinin de yer aldığı anketin ilk bölümünden çıkan sonuçlar şu şekilde;Ankete katılanların yüzde 68,1’ini kadın ve yüzde 41,6’sını erkek katılımcılar oluşturuyor.Eğitim durumları incelendiğinde görüşülen kişilerin yüzde 26,3’nün ilkokul/ortaokul, yüzde 15,2’sinin lise ve yüzde 12,5’unun üniversite mezunu olduğu görülüyor.5 kişilik ailede yaşadığını ifade edenlerin oranı yüzde 37,5 iken, 3 kişi yaşadıklarını ifade edenlerin oranı yüzde 20,8, 4 kişi yaşayanların oranı ise yüzde 16,7 olarak göze çarpıyor.Araştırma bulgularında komşular ile tanışıklık durumu incelendiğinde katılımcıların yüzde 51,4’ü komşuları ile hoş geldin ziyaretinde tanıştıkları görülüyor. Bu bulgu toplumumuzda geçmişten süregelen komşuluk vazifeleri günümüzde hala devam ettiğini gösteriyor.Komşular ile akraba aracılığı ile tanışıldığını söyleyenlerin oranı yüzde 18,1. Bu sonuçtan anlaşılacağı gibi akrabalığın yalnızca gerekli olan kan bağı vazifesi olarak değil, aynı şekilde komşuluk kültürüne de olumlu katkısı olduğu ortaya çıkıyor.Aylık gelir arttıkça komşu sayısı azalıyorAraştırmada bireylerin aylık geliri ile samimi olunan komşu sayıları arasında bir ilişki olup olmadığı da analiz edildi.Alt gelir grubunda komşuluk ilişkilerinin daha yoğun olarak yaşandığı görülürken; bireylerin aylık geliri arttıkça samimi olunan komşu sayısının azaldığı sonucu ortaya çıktı. Araştırma sonuçlarına kişiler en fazla özel günler çay ve kahve içmek üzere çat kapı yapıyor.Anketin ikinci bölümünden çarpıcı rakamlar ise şöyle sıralandı;‘Komşularınıza çat kapı gidiyor musunuz?’ sorusuna katılımcıların yüzde 51,4’ü  ‘hayır’, yüzde 29,2’si ‘evet’, yüzde 19,4’ü ise ‘çok nadir’ yanıtını verdi.İlçeler bazında karşılaştırıldığında Beyoğlu ilçesinde ikamet eden katılımcıların yüzde 22,2’si komşularına çat kapı misafir gittiklerini ifade ederken, Fatih ilçesindeki katılımcıların yalnız yüzde 6,9’u çat kapı misafir gittiklerini ifade etti.‘Akrabalarınıza çat kapı haber vermeden gidiyor musunuz?’ sorusuna katılımcıların yüzde 27,8’i ‘evet’, yüzde 55,6’sı ‘hayır’ ve yüzde 16,7’si ‘çok nadir” yanıtını verdi.Akraba ve komşulara çat kapı gidilmesinin sebepleri arasında özel günler çay - kahve içmek yüzde 51,4 ile ilk sırada yer alırken özel günler yüzde 15,3 ile ikinci sırada yer aldı.Eğitim seviyesi yüksek olanlar misafire daha olumsuz bakıyorAnkette eğitim seviyesinin misafirin geldiği saate verilen tepkiye etkisi de ölçüldü. Sonuçlar, bireylerin eğitim seviyesi yükseldikçe çat kapı gelen misafire daha olumsuz tepkiler verildiğini ortaya koydu.Görüşülen kişilerin yüzde 36,1’i misafirin çat kapı geldiği vaktin önemli olduğunu ve uygunsuz bir saatte gelen misafire olumsuz tepki göstereceğini ifade etti.‘Kaza, ölüm hastalık gibi acil durumlarda ne yaparsınız?’ sorusuna katılımcıların yüzde 54,1’i ‘polisi veya ilkyardımı ararım’ yanıtını verirken, yüzde 20,8’i ‘yakın akrabamı ararım’,  yüzde 19,4’ü ‘komşumu ararım’ yanıtını verdi.Komşuluk ilişkileri yerine AVM tercih ediliyorProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı, araştırmanın sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Günümüz kentlerinde bireylerin birbirlerine mesafeli ve güvensiz yaklaşımlarıyla zayıflayan güven duygusu ile kent merkezinde nüfus yoğunluğunun artması sonucu kim olduğu bilinmeyen kişilerin sayısının yükselmesi gibi etkenlerin komşuluk ilişkileri biçiminin değişmesine neden olduğu görülüyor. Bir başka önemli etken tüketim odaklı yaşam biçimi oluşturuyor. Çağdaş toplumda bireyler komşularını tanımak ve ilişkilerini güçlendirmek yerine AVM gibi tüketim mekânlarında zamanlarını geçirmeyi tercih ediyorlar.”

23 OCA 2020

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Gönül Coğrafyası Kampında konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) tarafından düzenlenen 5’inci Tematik Kış Kampları kapsamındaki Gönül Coğrafyası Kampında konferans verdi.Konya Kutalmışoğlu Süleyman Şah Yurdunda gerçekleştirilen konferansa katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve yazar Selahattin Yusuf'un katıldığı Gönül Coğrafyası Kampında Arıboğan önemli paylaşımlarda bulundu."Dünyanın ruhu değişiyor. Dolayısıyla ülkeler de politikalarını değiştiriyor" ana temasının vurgulandığı programda Arıboğan, ülkelerin siyasal politikaları ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.Öğrenciler hazırladıkları pasta ile Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan'a doğum günü sürprizinde de bulundu.  

20 OCA 2020

Doç. Dr. Barış Erdoğan: "Teknoloji ve hizmetler bekar yaşamayı kolaylaştırdı, bekarlık teşvik ediliyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gençlerimiz evlenmiyor” sözlerini değerlendiren Sosyolog Barış Erdoğan, gençlerin evliliği gereksiz bir kurum olarak görmeye başladığını ve kapitalist pazarın bekarlığı teşvik ettiğini belirtti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Maalesef gençlerimiz genç yaşta evlenmiyor. Çoğu 30’u aşkın evleniyor ya da çoğu evde kalıyor” sözleri çok konuşulmuştu. Kimileri gençlerin evlenmek istememesini ekonomik sıkıntılara bağladı.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamalarda “Gençler evlenmek istemiyor mu" sorusuna cevabı şöyle oldu:“Gençler evliliği gereksiz bir kurum olarak görmeye başladılar”Bir dizi toplumsal ve teknolojik değişim gençler için evliliğin anlamını bir önceki kuşağa göre tamamen değiştirdi. Evlilik ekonomik, cinsel, duygusal, güvenlik ihtiyaçlarının karşılandığı toplum tarafından adeta kutsanmış bir kurum olarak görülürdü. Toplum modernleştikçe, her şeyin akılcılaştırıldığı, hesap edildiği bu soğuk kültürde yetişen gençler evliliği maddi manevi bir külfet, arzularının, kariyerlerinin önünde engel hatta gereksiz bir kurum olarak görmeye başladılar.Ekonomik ve iş koşullarındaki değişim de etkili olduErdoğan sözlerini şöyle devam ettirdi:Bireysel mutluluğun ve hazların kutsandığı bu tüketim kültüründe büyüyen gençler ailelerinin yaptığı fedakarlıkları kendilerinin üstlenmeyeceği açıktır. Geçmiş zamanlara göre uzun eğitim yılları, yorucu ve daha mobil ve esnek saatler içinde çalışmayı gerektiren işler, süreli kontratlarla güvencesiz iş koşulları, çocukların eğitim masraflarının artması, kentlerde konut fiyatlarının yüksekliği gibi bir dizi faktör de bu fedakarlığın altına girmekten insanları uzak tutmaktadır."Teknolojinin gelişmesi de evlilikleri azaltıyor"Erdoğan açıklamalarında gelişen teknoloji ve hizmetlerin de evliliklerin azalmasında etkili olduğunu şu sözlerle iddia etti:Ayrıca teknoloji ve gelişen hizmet sektörü evliliğin kadınlara ve erkeklere sağladığı bir takım geleneksel avantajları da ikame edebilmektedir. Örneğin yemek ihtiyacınızı karşılayacak ve evinize servis yapacak bir yemekçi, temizlikçi ve tamirci ihtiyacınızı karşılayacak bir uygulama, yeni bir partner bulacağınız buluşma sitesi, evinizin güvenliğini sağlayacak bir şirket, hastalandığınızda size bakacak sağlık sigortaları, huzurevleri evliliğe olan ihtiyacı azaltmaktadır.“Bekarlık teşvik ediliyor”Erdoğan, “Bu şartlar altında bekarlık teşvik ediliyor mu?” sorusuna da “Bilinçli ya da bilinçsiz bekarlık teşvik edilmektedir. Zira bekarlar kapitalist pazarın en iyi müşterileridir. Konut sektöründen, ev eşyalarına kadar birçok ürünün daha fazla kullanılması ve satılmasına neden olmaktadırlar. Eğlence ve turizm sektörü için de bekarlar iyi bir müşteri kitlesidir” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:Sinema, roman, televizyon dizileri gibi popüler kültür araçları da bekarlığı adeta teşvik etmekte bir norm olarak sunmaktadır. Bekar erkekler ve kadınlar her zaman film ve dizilerde klişe haline gelen yaşamları sürmemektedirler. Başarılı, eğlenen, gezen avukatlar, mimarlar, serbest meslek sahibi medyatik sterotipler insanların hayallerine seslenmektedir. Gerçekler ise bize sunulan rüyalardan çok daha farklıdır.“Bekar kalmak yeni düşünce biçimlerinin sonucu”Erdoğan sonuç olarak şu tespitte de bulundu:Sonuç olarak bekar kalmak gençlerin bireysel tercihlerinin ötesinde içinde yaşadıkları toplumdaki üretim tüketim ilişkilerinin ve bunun ortaya çıkardığı yeni düşünce biçimlerinin sonucudur.Kaynak: https://www.independentturkish.com/node/119906/haber/“teknoloji-ve-hizmetler-bekarlığı-kolaylaştırdı-bekarlık-teşvik-ediliyor”

14 OCA 2020

Üsküdar Üniversitesi akademisyenlerinden örnek karar

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi tarafından basılan ve basılacak bütün kitaplarının yayın telif ücretlerini bir yardımlaşma hareketi olan Ahbap Platformu’na bağışlama kararı aldı.Üniversite öğrencisi Sibel Ünli’nin ölümünün ardından sosyal medyada gündeme gelen yardımlaşma ve destek çağrıları akademisyenleri de harekete geçirdi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi tarafından basılan ve basılacak bütün kitaplarının yayın telif ücretlerini bir yardımlaşma hareketi olan Ahbap Platformu’na aktaracağını açıkladı.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Yaptığımız iyilikleri ayıp olur diye gizledik de ne oldu; sadece kötülük konuşulur hale geldi.Artık iyilikleri avaz avaz duyurma zamanı. Bugünden itibaren @inkilapkitapevi tarafından basılan ve basılacak bütün kitaplarımın yayın telif ücretlerini @ahbapplatformu'na aktarıyorum” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İDER Vakfı’na bağışlıyorÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof Dr Nevzat Tarhan da kitaplarının gelirini üniversitenin kurucu vakfı İDER Vakfı’na bağışlıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kaleme aldığı, çeşitli dillere çevrilen, dünyanın çeşitli ülkelerinde de satışa sunulan ve satışı 1 milyonu aşan kitaplarından elde edilen tüm gelir, İDER Vakfı’na (İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı) bağışlanıyor.

10 OCA 2020

Psikopolitik Güvendelik Araştırma Çalışması kapanış programı gerçekleştirildi

1 Kasım 2019 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Politik Psikoloji Uygulama Araştırma Merkezi işbirliğinde yürütülen saha araştırmasında 75 yüksek lisans ve doktora öğrencisi görev aldı. Koordinatörlüğünü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un yürüttüğü araştırmada İstanbul genelinde farklı yaş gruplarından 7200 katılımcıya psikopolitik güvendelik algıları, pozitif ve negatif duyguları ve dayanıklılık soruları yöneltildi.Üsküdar Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanan araştırmada katılımcıların kişisel bilgilerinin gizli kalmasına dikkat edildi. Araştırmanın kapanış toplantısı Çarşı Yerleşke Emir Nebi 1 Konferans Salonunda gerçekleştirildi.“Bu çalışmayla farkındalık yaratmak istedik”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uygulamalı Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Ünübol, politik psikoloji çapınca Türkiye’de çok fazla araştırma yapılmadığı için bu tür çalışmalara yabancı olunduğunu belirtti. “Politik psikolojiyi Türkiye gibi bir ülkede bilmeliyiz. Çünkü hayatımızın her anında siyasi, politik bir takım meseleler konuşuluyor ve biz konuya dışarıdan bakıyoruz.  Politik Psikoloji hayatımızın her alanında varken böyle bir çalışmayla farkındalık yaratmak ve insanların bu konuda düşünebilmeye başlamasını istedik” şeklinde konuştu.İnsanların değişik yönlerini ele alarak çalışmalar yapılıyorÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü Öğr. Üyesi Ayça Ferda Kansu da politik psikoloji alanında siyasal varlık olan insanın duygular, tutumlar, değerler, kişilik ve kimlik gibi yönlerini ele alarak bir çalışma gayreti içerisinde olduklarını söyledi. Öğr. Üyesi Kansu, “Bu alanda değişik çalışmalar yapıyoruz. Geçtiğimiz seçimlerde atılan tweetleri, hocalarımızın yaptığı çalışmalar ekseninde seçimlerin ülkemiz genelindeki haritalarını inceliyoruz. Sizlerle yaptığımız gibi anket ve saha çalışmaları yapıyoruz” diyerek politik psikoloji alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.“Sadece gördüklerimizle sınırlı değiliz”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ise toplumun eski olayları yaşamamasına rağmen bu olayların bugününü etkilediğini söyledi. Arıboğan, “Geçmiş asla ölmüyor. Hatta geçmiş geçmiyor da. Biz bunu gerekirse iki bin yıl öncesinden çıkarıyoruz ve hiç bilmediğimiz olayların travmalarını yaşıyoruz. Bazı konularda neden bu kadar agresif olduğumuzu bilmiyoruz. Bu aslında bizim toplumsal bir varlık olmamızdan kaynaklanıyor. Belleğimiz aynı zamanda kolektif ve tarihsel bir belleğin parçası. Sadece gördüklerimizle sınırlı değiliz” ifadelerini kullandı.“Topluluğu toplum yapan şey kolektif bellek ve hatırlamalardır”Toplumun bizzat yaşamadığı olaylar için neden anma törenleri düzenledikleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Arıboğan, “Bir topluluğu toplum yapan şey kolektif bellek ve hatırlamadır. Ortak hikâye ve tarihimizin varlığıdır bizi topluluk haline getiren. Bütün siyasal ve sosyal topluluklarda ortak bir hikâyenin olduğunu görürsünüz. İster mezhep ya da mahalle olarak bir arada bulunun ‘large grup’ dediğimiz şey toplu halde gelen ve ortak bağlantılar kuran kişilerdir. Bu bakımdan hatırlama arayışı anlamında anma eylemlerini çok önemli bir noktaya getiriyoruz.” dedi.Etkinlik sonunda bilgi yarışması yapıldı ve kazananlara Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın Duvar kitabı hediye edildi.Programın sonunda araştırmaya katılanlara teşekkür belgesi taktim edildi. Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

08 OCA 2020

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Politik Psikolojiyi anlattı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Politik Psikoloji Kulübü “Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ile Politik Psikolojiyi Tanıyalım” etkinliği düzenledi.  İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan politik psikoloji ile ilgili önemli paylaşımlarda bulundu.Merkez Yerleşkede gerçekleşen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.“Sadece bireysel psikoloji üzerinden olaylara bakılmamalı”Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, politik psikolojinin kendi hayatında çok önemli bir değişime neden olduğunu belirterek politik psikoloji sayesinde yepyeni bir boyut ile yepyeni bir anlayış geliştirdiğini söyledi. Arıboğan, politik psikolojinin toplumların psikolojisini anlamanın ve psikoloji ile ilgilenenlerin sadece bireysel psikolojiler üzerinden olaya bakmamaları gerektiğini vurguladı.“Sosyologlar, toplumun psikolojisini göz ardı edemez ”Arıboğan, politik psikolojinin toplumsal olaylara bakış ve değerlendirmede psikolojik bir pencere açarak hizmet verdiğini ifade etti. Arıboğan, “Toplumların, ulusların bir takım reaksiyonları var tıpkı insanlar gibi travmatize olabiliyorlar korkabiliyorlar öfkelenebiliyorlar öç alma duygusu ile donanabiliyorlar. Sosyologlar, sosyoloji toplumunu anlamaya dayalı olduğu için toplumun psikolojisini göz ardı edemez” dedi.  “Zaman zaman aşkın politik psikolojisine bile girebilirsiniz”Politik psikolojide her gün çalışılabilecek mevcut birçok konu olduğunu söyleyen Arıboğan, yalnızlık duygusunun, inanç duygularının ve kadına karşı şiddetin politik psikoloji boyutunun bulunabileceğini ifade etti. Arıboğan, “Zaman zaman aşkın politik psikolojisine bile girebilirsiniz yani egemenlik ilişkisi üzerinden başka bir bakış açısı ile değerlendirebilirsiniz” ifadelerini kullandı.Etkinlik sonrası Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan merak edilen soruları yanıtladı.Program toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

03 OCA 2020

ABD ve İran gerilimi uzun vadede iki ülkenin çıkarına mı?

Amerika’nın gerçekleştirdiği operasyonda İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani öldürüldü. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin beklenen bir gelişme olduğunı belirten uzmanlar, “ABD ve İran arasındaki nispeten düşük yoğunluklu gerilim ve çatışma ortamının her iki ülkenin uzun vadeli çıkarlarına hizmet ettiği ve bu nedenle daha fazla tırmanmadan bu şekilde devam edeceği değerlendirilmektedir. Çünkü ABD ve Batı‘nın asıl hedefi, İran coğrafyası değil, İsrail’in komşularını kapsayan Doğu Akdeniz ile Basra Körfezi arasındaki bölgedir” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslarararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fehmi Ağca, Kasım Süleymani’nin öldürülmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu:“Büyükelçilik saldırısında etkili bir isim”“ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırılar sonrası, Haşdi Şabi milislerini hedef alan ABD saldırısı sonucu Kasım Süleymani’nin öldürülmesi beklenen bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Süleymani’nin Haşdi Şabi milislerinin üslenmiş olduğu bölgede bulunması ve onunla birlikte bir Haşdi Şabi komutanın da öldürülmesi, büyükelçiliğe yapılan saldırılarda Süleymani’nin bizzat etkili olduğunu göstermektedir.“Mezhepçi politikaların icrasında önemli rol oynadı”Kasım Süleymani, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı olarak, Irak, Suriye ve Lübnan’da İran’ın mezhepçi ve yayılmacı politikalarının icrasında ve bu bölgelerde iç savaş ve kargaşa ortamının oluşmasında önemli rol oynamıştır. Eğer, İran özellikle Suriye’de, bu yayılmacı ve mezhepçi politikalar yerine, demokrasi ve insan haklarının korunması için yoğun çabalar gösteren Türkiye ile iş birliği yapsaydı, ABD ve diğer Batılı emperyalist güçlerin planladığı senaryolar doğrultusunda bölge terör ve iç savaşlarla parçalanmaz ve yıkıma uğramazdı.”“ABD’nin amacı İsrail’in güvenliğini tehdit edebilecek gücün oluşmasını engellemek”ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politikasının birinci önceliğinin, İsrail’in güvenliğine tehdit teşkil edebilecek herhangi bir gücün oluşmasını veya yükselmesini engellemek olduğunu belirten Fehmi Ağca, “İran’ın mezhepçi ve yayılmacı politikası, ABD tarafından, kendi hedeflerini gerçekleştirmek ve bölgenin parçalanmış ve ihtilaflı yapısını sürdürmek için elverişli bir gerekçe olarak kullanılmaktadır. ABD, böylece İran karşıtı ülkeleri kendi safına çekmek için daha kolay ikna edebilmekte ya da zorlamaktadır. Bu nedenle, ABD’nin İran rejimini yıkmak gibi bir amacının olmadığı söylenebilir”  dedi.“ABD – İran gerilimi devam edecektir”Dr. Öğretim Üyesi Fehmi Ağca, “ABD ve İran arasındaki nispeten düşük yoğunluklu gerilim ve çatışma ortamının her iki ülkenin uzun vadeli çıkarlarına hizmet ettiği ve bu nedenle daha fazla tırmanmadan bu şekilde devam edeceği değerlendirilmektedir. Çünkü ABD ve Batı‘nın asıl hedefi, İran coğrafyası değil, İsrail’in komşularını kapsayan Doğu Akdeniz ile Basra Körfezi arasındaki bölgedir” diye konuştu.

27 ARA 2019

Tarhan: “Batı’daki Türk korkusunun oluşmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sembolik bir değeri ve anlamı var”

Üsküdar Üniversitesi ve İstanbul’daki Merzifonlular Platformu tarafından düzenlenen panelde Osmanlı devlet adamı, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, vefatının 336. yıldönümünde “insani, askeri ve tarihi” yönleriyle anıldı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tarihimizde hep başarıların ele alındığını söyledi. Geçmişte yaşayan liderlerin ve olayların geçmişten ders alınması amacıyla Harvard Üniversitesi’nde psikohistory olarak ele alındığını belirten Tarhan, “Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı psikohistory olarak da ele almak gerekir. Batı’daki Türk korkusunun oluşmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Türk sembolik bir değeri ve anlamı var.” Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen programda Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, vefatının 336. yıldönümünde “insani, askeri ve tarihi” yönlerinin ele alındığı bir panelle anıldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yaşanan travmalarla yüzleşmek gerekiyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, panelin açılış konuşmasında Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın bilimsel çevrelerde konuşulan tarihi bir isim olduğunu, Merzifonlular olarak İstanbul’daki Merzifonlular Platformu ile ortak bir panel düzenleyerek insani, askeri ve tarihi yönleriyle ele alıp günümüze doğru bilgiler aktarmanın bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. Tarhan, “Tarihin yaşatılması, bunların gençlere aktarılması çok önemli. İnsanın kişilik dinamikleri ile toplumun toplumsal dinamikleri birbirine çok benziyor. Kişi geçmişinden ders almıyorsa geleceği ile ilgili doğru kararlar veremez. Aynı şekilde toplum da geçmişiyle ilgili doğru analizler yapmazsa eğer yanlış bir bakış açısıyla giderse gelecekle ilgili doğru karar veremez. Yaşanan hayat olayları ve travmaları ile de insanın yüzleşmesi gerekiyor. Yaşanan bir olay varsa yasının tutulması gerekiyor. Yapılan hatalar varsa onların analiz edilmesi gerekiyor ve onun üzerine gidilmesi gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Psiko History, tarihi olayların psikolojik arka planlarını araştırıyor”Bizim tarih kültürümüzde maalesef tek taraflı bakış olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Halbuki dünyada ilk kez Harvard Üniversitesi tarihteki olayları farklı bakış açısı ile ele aldı ve Psiko History diye bir bölüm açtı. Psiko History’de tarihteki olayların psikolojik arka planları araştırılıyor. Özellikle liderlik hataları, bunun sonucunda neden bu hataların yapıldığı, bu hataların tekrarlanmaması için neşer yapılabilir? Bunlar araştırılıyor. Hem politik psikoloji ile ilgili hem de tarihteki olaylara farklı bakış açısı ile yaklaşılmaya çalışılıyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Viyana’da  sembolik bir isim”Kendilerini bu paneli düzenlemeye iten şeyin geçen yıl Viyana’ya yaptığı ziyarette oluştuğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Viyana kuşatmasının hala o topraklarda izlerinin olduğunu ve özellikle yaşatıldığını söyledi. Tarhan, şunları söyledi: “Askeri bir müze olan Arsenal Müzesi’nde Paşa’nın kuşatmadaki çadırı ve silahları aynı şekilde duruyor. Savaşta topladıkladıkları Osmanlı silahlarını ve kendi silahlarını da sergiliyorlar. Viyana askeri birliklerinin silahları o kadar eski ki,  Osmanlı’nın silahları çok daha gelişmiş görünüyor. O dönemin süper gücü olduğu anlaşılıyor.  Mustafa Paşa’nın karargahını kurduğu bir tepe var, Türk Tepesi deniyor. Oraya bir kilise yapılmış. Papa buraya gelip cübbesini hediye ediyor. Viyana’nın Batı dünyasında aslında tarihi sembolik bir anlamı var. Burası Türkler’in durdurulduğu yer olarak görülüyor, bir nevi zafer anıtı gibi. Viyana kuşatmasının 1683 – 1983 tarihli bir de anıt var. 300’üncü yılda özel bir törenle anmışlar. Bunu yaşatıyorlar. Bu yaşatma aynı zamanda milli bir değer ve özgüven kazanma olarak kabul ediliyor. Türklerin vermiş olduğu savaşın fotoğrafları bazı yerlerde asılı duruyor. Bu mücadele onların da genetik kodlarına işlenmiş. Batı’daki Türk korkusunun oluşmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Türk sembolik bir değeri ve anlamı var. Bizim bunu yaşatmamız gerekiyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Neden başarılı olamadığını da sorgulamalıyız”Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın tarihte oluşturduğu izin ve ruhun bizim tarihimizde de yaşatılması gerektiğini belirten Tarhan, “Tarihe hep övünerek yaklaşmak yerine eleştirel bakış açısıyla da yaklaşmalıyız. Sadrazam Kara Mustafa Paşa, 300 bin kişilik orduyu o şartlarda İstanbul’dan alıp oraya nasıl götürdü? O zamanın şartlarında nasıl başardı bunu? Bu büyük bir askeri zekadır. Peki bu askeri zeka nasıl oldu da yenildi? Bir adım daha atılıp şehir alınabilecekken neden alınamadı? Biz hep eomuzun hoşuna giden, Kırım ihanet etti diyoruz. Peki bu ihanete neden olacak ne gibi dinamikler var? Ne gibi hatalar yapıldı? Bunu da sorabilmemiz lazım. Bu mücadeleyi neden kaybettiğini psiko tarih olarak da ele almalıyız.  Onu kuşatma sırasında gereğinden fazla öven askerler, kumandanlar onda bir başarı zehirlenmesi yaratmış olmalı ki yenilgiyi öngöremedi. O yüzden sadece askeri olarak değil birçok yönden ele alınması gereken bir tarihe sahip” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Psikohistory olarak da ele almak gerekir”Tarihteki inatçı ve kucaklayıcı olmayan liderlerin zaman zaman hatalar yaptığını belirten Tarhan, “Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı psikohistory olarak da ele almak gerekir. Yabancıların da incelediği çok büyük bir komutan. Böyle bir komutanın böyle bir hatayı yapması askerş tarihçiler tarafından da analiz edilmelidir” dedi. Tarhan, Kara Mustafa Paşa’nın asaletiyle de tanınan bir devlet adamı olduğunu kaydetti.İstanbul’daki Merzifonlular Platformundan Necdet Almaç da Sadrazam Kara Mustafa Paşa ile ilgili gerçeklerin genç kuşaklara aktarılmasını amaçladıklarını belirterek “Gençlerimizin tarihi gerçeklerle ilgili bilgilendirilmesine çok önem veriyoruz. Sadrazam Kara Mustafa Paşa’yı anmak, yad etmek, insani ve tarihi yönlerini objektif olarak değerlendirmek istedik. 624 yıl hüküm süren Osmanlı tarihinde önemli bir yeri olan Sadrazam Kara Mustafa Paşa internet ortamında araştırıldığında 173 bin kaynakta kendisi ile ilgili bilgi bulunmakta. Yabancı dilde hazırlanan kaynakların sayısı ise 73 bin. Paşa hakkında hem Türkçe hem de yabancı dilde bu kadar fazla kaynağın olması onun Osmanlı tarihinde ve Avrupa’da ne kadar önemli bir isim olduğunu, etkilerinin bugün de devam ettiğini gösteriyor” dedi.Doç. Dr. Hadiye Odabaşı: “İnsanlar gibi toplumlar da hafızalarıyla var olurlar”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hadiye Odabaşı, insanların hafızalarıyla var olduğu gibi toplumlar için de hafızanın ve geçmişin çok önemli olduğunu belirterek “Bizim toplumumuz ve milletimiz şanslı bir millet. Çünkü bizim muazzam bir mirasımız var. Kadim tarihimiz içerisinde hatırlayacağımız nice kıymetli sima var. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da bu simalardan bir tanesi. 17. Yüzyıl Osmanlısının ünlü sadrazamı ve veziriazamı. Kendisini tarihe kazandırdıklarını bir kez daha hatırlayacağız” dedi.İnsani, askeri ve tarihi yönleriyle anıldıFatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Özcan, panelde yaptığı konuşmada Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihine değinerek Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın 17. Yüzyılda yaşayan çok başarılı bir devlet adamı olmasına rağmen yanlış bir döneme denk geldiğini söyledi. “Osmanlı devleti 17. Yüzyıla gelindiğinde mevcudu muhafaza siyaseti gütmek zorunda kaldı. Benim naçizane kanaatime göre 17. Asır kayıp bir asırdır. Kara Mustafa Paşa da yanlış zamanda gelmiş bir siyasetçidir. Merzifonlu 16. Yüzyılda gelseydi çok daha başarılı olurdu. Yanlış dönemde geldi” dedi. Özcan, “Kara Mustafa Paşa çok değerli bir Türk komutandır. Kendine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirdi. Biz kendisini yargılayamayız. Olayları değerlendirir, sonuca bakarız.Kocaeli Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Ersin Kırca da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın dünya genelinde birçok kaynakta kendisinden pek çok yönüyle bahsedildiğini anlattı.Program Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katılımcılara plaket takdimi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi.

27 ARA 2019

Göç, Popülizm ve Uluslararası Düzen semineri düzenlendi

 Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Göç, Popülizm ve Uluslararası Düzen başlıklı bir bölüm semineri gerçekleştirdi.Seminere Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Selin Dingiloğlu, Dr. Öğr. Üyesi Selin Karana Şenol, Dr. Öğr. Üyesi Gökser Gökçay katıldı.Beyin göçünün özellikleri anlatıldıDr. Öğr. Üyesi Selin Dingiloğlu, Nitelikli Türk İş Gücünün Göçü: Yurdunu Yurt Bulmak için Terk Etmek (New Trends in Turkish Highly-Skilled Migration: Leaving Home to Find Home) başlıklı sunumunda Türkiye özelinde beyin göçünün özellikleri, nedenleri ve çıktılarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.Siyasette popülist liderler ile ilgili sunum yapıldı Dr. Öğr. Üyesi Selin Karana Şenol ise Güncel Küresel Siyasette Popülist Liderler (Populist Leaders in Contemporary Global Politics) başlıklı sunumunda popülizmin tanımı ve ortaya çıkış koşulları ile popülist liderlerin ortak ve ayırıcı özellikleri hakkında tespitlerde bulundu.Liberal dünya düzeninin ve kapitalizm anlatıldıDr. Öğr. Üyesi Gökser Gökçay, Efsaneleştirdiğimiz Uluslararası Liberal Düzenin Sonu (The End of the Liberal International Order As We Mythologized It) adlı sunumunda liberal dünya düzeninin ve kapitalizmin efsaneleştirilen tarafları üzerinde durarak uluslararası düzenin nasıl bir dönüşüm geçirdiği konusundaki farklı yaklaşımlara değindi.

25 ARA 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Pendik Kariyer günlerinde konuştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Pendik Belediyesi, Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Pendik Rehberlik Araştırma Merkezi tarafından lise öğrencilerine yönelik düzenlenen “Pendik Kariyer Günleri” etkinliğine konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, “Çölleşen Dünyada İyiliği Yeşertebilmek” konusunda seminer verdi.Pendik Belediyesinde bulunan birçok lise öğrencisinin katıldığı etkinlik Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezinde düzenlendi.Arıboğan, kötülük ve iyilik kavramları ile ilgili bilgi verdiKötülük ve iyilik kavramları ile ilgili bilgi veren Arıboğan, devrimsel bir dönüşümün içerisinde bulunduğumuzu belirterek hayatın endüstri 4.0, robotik, yapay zekâ, blockchain gibi uygulamalar ile sınırlı durumda olduğunu ifade etti.Program sonrası konuşmalarından dolayı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a plaket taktim edildi.

16 ARA 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Kültürel Diploması Çalıştayına katıldı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Yunus Emre Enstitüsünün düzenlediği Kültürel Diploması Çalıştayına katıldı.Kültürel Diplomasi Akademisi eğitimcilerinin katıldığı çalıştaya Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın yanı sıra Yunus Emre Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, Tarihçi, Akademisyen ve Yazar İlber Ortaylı da katıldı.Türkiye’nin kültür diplomasisi faaliyetlerini yürüten Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye’nin uluslararası alanda bilinirliğini, güvenirliğini ve itibarını artırmayı amaçlamaktadır. 

10 ARA 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Bir kelebeğin kanat çırpması bütün bu coğrafyayı etkiliyor”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü “Ortadoğu'da Değişen Güç Dengeleri ve Vekâlet Savaşları: Suriye, Libya, Yemen" etkinliği düzenledi. Etkinliğe Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve Yeditepe Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın katıldı.Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Bir kelebeğin kanat çırpması bütün bu coğrafyayı etkiliyor”Orta Doğu’nun bir dar tanımlaması bir de geniş tanımlaması olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, etki alanı bağlamında dar tanımlama, Arap Yarım Adası ve onun çevresi olduğunu söyledi. Arıboğan, “Burada bir zincirleme reaksiyon oluşuyor yani bir yerde oluşan bir kelebeğin kanat çırpması bütün bu coğrafyayı etkiliyor. Özellikle enerji havzalarının merkezinde yer alması dolayısıyla 2 büyük havza da yani hem Hazar bölgesi hem de Orta Doğu’yu kapsıyor. Bütün dünyada etki yaratabilecek bir etkinliğe sahiptir” şeklinde konuştu.  Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: “İngiltere’nin ortaya koyduğu 4 ana unsur barışa engel oldu”Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Osmanlı topraklarının kaybedilmesi üzerine İngiliz ve Fransız hâkimiyetinin kurulduğunu ama bunun barışı getiremediğini ifade etti. Çaşın, barışa engel olan sebebinin İngiltere’nin milliyetçilik bağlamında ortaya koyduğu 4 ana unsur olduğunu söyledi ve ekledi. “Yunan Milleti, Ermeni Milleti,  Kürt Milleti ve Arap Milleti. Kürtler bizimle beraber savaştı ve kazandık Kurtuluş Savaşını. Yunanlar, İngiliz rütbeliler maalesef Sakarya’ya kadar gelmeyi başardı ama oradan geri döndüler. Ermenistan, devlet sahibi olamadı, Araplar maalesef Ortadoğu akan esas kanın sebebi geldiğimiz noktadaki mezhepçilik kavgası. ” şeklinde belirtti.  Programın sonunda İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın’a katılımlarından dolayı plaket takdim etti.Toplu fotoğrafın ardından etkinlik sona erdi.

09 ARA 2019

Psikoloji Kulübü ile “Men Of Honor” Film Analizi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde, Psikoloji Kulübü “Men Of Honor Film Analizi” etkinliği gerçekleştirdi. Programa İnsan Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan katıldı.Öğrenciler ile filmi izleyen Doç. Dr. Tayfun Doğan film sonunda soru-cevap eşliğinde film analizi yaptı. Doğan, Men Of Honor filmi ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.Toplu fotoğraf çekimi ardından program sona erdi.

09 ARA 2019

Prof. Dr. Arıboğan, Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın konuğu oldu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın düzenlediği Divan Sohbeti programının konuğu oldu. Arıboğan, “Duvarların Ötesi ve Değişen Dünya” konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.8 Aralık tarihinde Cemile Sultan Korusunda gerçekleşen programa Boğaziçi Üniversitesi öğrenci, mezun ve mensupları yoğun ilgi gösterdi.Prof. Dr. Arıboğan, Duvarların Ötesi ve Değişen Dünya’yı anlattı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Duvarların Ötesi ve Değişen Dünya başlıklı konuşmasında değişen dünya karşısında insanları gelecekte sosyolojik, ekonomik ve siyasi açıdan nelerin beklediğine dair önemli paylaşımlarda bulundu.  Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bahattin Aydın, konuşmalarından dolayı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a hediyesini taktim etti.

07 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi İstanbul'un Yalnızlık haritasını çıkardı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından düzenlenen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu kapsamında İstanbul’un yalnızlık haritası açıklandı. Şehrin 39 ilçesinde yapılan araştırma sonuçlarına göre, İstanbulların yarısından fazlası kendini yalnız hissediyor.En yalnız grup ise gençlerÜsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından yapılan “Yalnızlık Araştırması”nın çarpıcı sonuçları, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nce düzenlenen Yalnızlık Sempozyumu’nda paylaşıldı.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı önderliğinde, Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk tarafından yürütülen çalışma kapsamında; 2019 yılının Kasım ayı boyunca İstanbul’un 39 ilçesinde yaşayan 18-55 yaş arasındaki 1300 kişi ile görüşüldü.İstanbul’da yaşayan farklı yaş, cinsiyet, eğitim ile sosyo- ekonomik sınıfa ait bireylerin “yalnızlık algısı” incelendi. Yürütülen çalışma ile katılımcıların yalnızlık hissi, yalnızlığa yol açan sebepler ve yalnız hissedildiğinde yapılan aktiviteler üzerine kaydettikleri düşünceler karşılaştırmalı olarak ele alındı. Yapılan anket ve görüşmeler sonrasında İstanbul’un Yalnızlık Haritası çıkarıldı. İşte Yalnızlık Haritası’nın çarpıcı sonuçları.Yüzde 53’ü yalnız hissediyor Araştırmaya katılanların yüzde 53’ü kendilerini sıklıkla ya da ara sıra yalnız hissettiklerini belirtirken; buna ek olarak yüzde 36’sı yalnız kaldığında mutsuz hissediyor.Kendini en yalnız gençler hissediyor!  Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencileri ve Method Araştırma Şirketi ekibi tarafından yapılan araştırma bulguları ve ilk veri analizlerine göre; kendini en fazla yalnız hisseden grup gençler, bekarlar, dul/boşanmış kişiler, gelir düzeyi düşük olanlar, göçmenler, yalnız yaşayanlar ya da arkadaşlarıyla birlikte evde ya da yurtta yaşadığını belirten öğrenciler.Kadınlar da erkekler de eşit derecede yalnız Yalnızlık araştırmasının sonuçlarına göre, yalnızlık ve bu hissiyatın ortaya çıkardığı mutsuzluk duygusunda cinsiyet farklılığının bir rolü yok. Geleneksel olarak duygularını dışa vurmakta daha temkinli davranan erkekler de yalnızlık ve mutsuzluktan, kadınlarla eşit oranda etkileniyor.Sosyal medya kullanımı azaltılmalı… Çalışmaya katılan İstanbulluların yalnız kaldıklarında en fazla yaptıkları aktivitelerin başında internette zaman geçirmek geliyor. Ayrıca insanlar yalnızlık hissettiklerinde uyumayı, temizlik ya da yemek yapmayı ve çoğunlukla Youtube videoları izlemeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir.Yalnızlık hissini azaltmak için neler yapılabilir? Araştırma sonuçlarına göre yalnızlık hissi ile baş edebilmenin en iyi yolu aileyle vakit geçirmek ve sevdiklerinizle sohbet etmekten geçiyor. Ayrıca misafir ağırlamak, derneklere ya da sosyal gruplara katılım ile dini ya da spiritüel ritüellerde bulunmak da diğer önemli iyileştirici önlemler olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul’un yalnızlık haritası basın yansımaları:

06 ARA 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dijital bağımlılık yalnızlığın sebeplerinden biri”

Üsküdar Üniversitesi tarafından “21. Yüzyılda Birey, Toplum ve Yalnızlık” başlığı ile düzenlenen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nda “yalnızlık” çok boyutlu bir şekilde ele alınıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlığın birey ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerine değindi. Dijital bağımlılığın da yalnızlığın sebeplerinden birisi olduğunu kaydeden Tarhan, gençlerde sosyal izolasyon ve psikolojik izolasyonun çok fazla olduğunu söyledi. Dünyada yapılan çalışmalarda gençler arasındaki yalnızlık oranlarının yaşlılara oranla yüksek çıktığını belirten Tarhan, “Genellikle beklenen yalnızlığın yaşlanınca artmasıdır. Bütün ezberler bozuldu. Gençlik ve ergenlik dönemi sosyalleşme dönemidir. Bu dönemde genç kendini yalnız hissediyor. Bu durum insanlığın geleceği açısından risk oluşturuyor” dedi. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen sempozyumda bireysel bir kavram olarak karşımıza çıkan “yalnızlık”, ortaya çıkardığı sonuçlar ve toplumsal etkileriyle tartışıldı.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı: “Depresif yalnızlık olgusu bireysel ve toplumsal bir sorundur”Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve sempozyum koordinatörü Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, yalnızlığın yeni bir olgu olmadığını ancak bireyselleşmenin oldukça yükseldiği çağdaş dünyada sıkça görüldüğünü belirterek “Hatta bazı mekânsal ve kültürel yapılar açısından oldukça sıradanlaşan bir olguya dönüşüyor. Yüz yüze ilişkilerin oldukça zayıfladığı, tahammülsüzlüğün arttığı, toplumsal güvenin azaldığı, egoların şişirildiği bu dönemde artan depresif yalnızlık olgusu hem bireysel hem de toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalar yalnızlık durumunun başta ruh sağlığı olmak üzere fiziksel ve zihinsel sağlık açısından ciddi bir risk olduğunu gösteriyor” dedi. Yalnızlığın diğer taraftan tek başına olumsuz bir durum olmadığını kaydeden Süleymanlı, tek başınalık ve seçilmiş yalnızlık olarak nitelendirilen yalnızlık türlerinin maddi ve düşünsel yaratım için önemli bir ortam oluşturduğunu da ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Toplumun büyük kesimi yalnız hissediyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise "Modernizmin Kâbusu Yalnızlık" başlıklı açılış konferansında, yalnızlığın birey ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerine değindi.Dünyada yalnızlığın bilimsel araştırmalarda ön plana çıkarılan bir konu olduğunu ifade ederek sözlerine başlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Büyük evler, küçük aileler; yüksek zekâ daha az ilişki; sosyal medyada yüzlerce arkadaşa rağmen gerçek bir dosta sahip olunamaması bugünün gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. Sosyal ve ekonomik anlamda hareketlilik olmasına karşın toplumun büyük kesimi yalnızlık yaşıyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençlerin yüzde 40’ı yalnız hissediyor”Gelişen teknolojiyle beraber yalnızlığın insanlar üzerindeki etkilerine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İngiltere’de 8,5 milyon insanın yalnız yaşaması üzerine ülkede “Yalnızlık Bakanlığı” kurulması ile ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi.İngiltere’de Manchester Üniversitesi ile BBC’nin ortak yaptığı 55 bin üzerinde kişinin katıldığı çalışmaya değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yalnızlığın Anatomisi” isimli bu çalışmanın dünyanın en geniş çaplı araştırma olduğunu kaydederek “Bu çalışmanın sonuçlarında 16-24 yaş arasında yalnızlık oranı yüzde 40 olarak tespit edilmiş. İleri yaşlarda bu oran yüzde 27. Beklenenin tersi bir oran çıktı. Genellikle beklenen yalnızlığın yaşlanınca artmasıdır. Bütün ezberler bozuldu. Gençlik ve ergenlik dönemi sosyalleşme dönemidir. Hem aileye bağlı hem özgür hissetmesi gereken bir dönemdir. Bu dönemde genç kendini yalnız hissediyor. Bu durum insanlığın geleceği açısından risk oluşturuyor. Bu kişiler 40-50 yıl sonra daha da yalnız hissedecek. Bu kişiler arasında intihar oranları daha yüksek” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal güven duyguları düşük kişiler yalnızlık hissediyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, söz konusu çalışmaya göre ayrımcılığa maruz kalanların kendini yalnız hissettiğini belirterek “Yalnızlıktan utanılıyor. Yalnız insanların empati ihtiyaçları daha yüksek. Sosyal güven duyguları düşük, on-line arkadaşları daha çok. Engellilik ve sağlık sorunları olan kişiler daha fazla yalnızlık hissediyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençlerde sosyal izolasyon çok fazla”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlaşmanın insanı ruhsal açıdan etkilediğini belirterek “Yalnızlığın, içe kapanmanın yoğun şekilde yaşandığı şizofreni gibi bozukluklar var. Şizoid tipi kişilik özellikleri var. Kaçıngan kişilik özellikleri var. Bu kişiler kalabalıklar içerisinde yalnızdırlar. Gençlerde sosyal izolasyon ve psikolojik izolasyon çok fazla. Dijital bağımlılık da yalnızlığın sebeplerinden birisi” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Batı ülkeleri Kaliforniya Sendromu yaşıyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 1995 yılında Amerika’nın Oklahama eyaletinde Timothy McVeigh tarafından gerçekleştirilen ve 168 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan bahsederek kötücül duygular sergilemek için psikolojik olarak hasta olmanın şart olmadığını söyledi. Batı medeniyetlerinin Kaliforniya Sendromu yaşadığını kaydeden Tarhan sözlerine şöyle devam etti; “Bu sendromun hedonizm, narsizm, yabancılaşma ve yalnızlık, mutsuzluk gibi belirtileri var. Sendromu yaşayan insanlar empati yoksunu, kimseyi beğenmiyorlar, güç elindeyse kendilerini en büyük görüyorlar” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan yalnızlıkla mücadele etmek için tavsiyelerProf. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlıkla mücadele etmek için rastgele iyilikler yapılması gerektiğini belirterek “’Ben yalnızım benimle ilgilenin’ diyen insan yalnız kalır. Ama kişi, ‘Yalnız kim var onunla ilgileneyim’ derse çok dost bulur. Yalnızlığa çözüm de bunun içerisinde. Yalnız insanlara nasıl yardım ederim diye rastgele iyilik projeleri yapmamız lazım. Rastgele iyilik projeleri diğer insanların yalnızlığını giderir. Bencil insanlardan uzak durmak, sosyal kulüplere girmek yararlı olabilir. Hedef arkadaşın olsun. İnsanları özellikle yakın çevreni dost kabul et” dedi.Prof. Lars Fredrik Svendsen: “Yalnızlık, tek başına olmakla karıştırılıyor”Sempozyumda Norveç Bergen Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Lars Fredrik Svendsen, “Güven ve Yalnızlığın Politikası” başlıklı bir konuşma yaptı. Yalnızlığın, bir insanın başkalarıyla bağlantı kurma ihtiyacının tatmin edilmediğini ifade eden duygusal bir cevap olduğunu belirten Svendsen, “Yalnızlığın bir duygu olduğunu akılda tutmak önemlidir çünkü çoğu zaman diğer fenomenlerle, özellikle tek başınalıkla karıştırılır. Ancak yalnız olmak ve tek başına olmak iki ayrı olaydır. Her ikisi de mantıksal ve deneyim açısından birbirlerinden bağımsızdır. Yalnızlığı sosyal bir geri çekilme olarak tanımlayabiliriz: İlişkilere olan ihtiyacımızın karşılanmadığını bize bildiren bir rahatsızlık hissi. Bunu sosyal bir acı olarak da tanımlayabiliriz” dedi.Doğu Avrupa ve Kuzey Avrupa en yalnız olanlarYalnızlık konusunda gençler, 16-24 yaşları arasındakiler, yaşlılar, göçmenler ve engelliler gibi bazı grupların diğerlerine göre daha çok risk taşıdığını belirten Svendsen, “Bireyin ne dereceye kadar yalnız hissettiği noktasında anahtar faktörlerden biri bireyin ikamet ettiği ülkedir. Bunun aslında yaştan daha çok etkisi vardır. Avrupa’da, Doğu Avrupa vatandaşları net olarak en çok yalnız olanlardır; öte yandan Kuzey Avrupalılar en az yalnız olanlardır. Ayrıca İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi Güney Avrupa ülkelerinde de yüksek oran vardır ancak bu oran Doğu Avrupa kadar yüksek değildir” dedi.Güven ve yalnızlık arasındaki ilişki oldukça güçlüdürBireyselleşmenin güvende düşüşe yol açtığı ve yalnızlık artışına yol açtığı yönündeki hipotezin  yanlış olduğuna değinen Prof. Svendsen, şunları söyledi:“Aksine, tam tersi geçerlidir. Öyleyse, birileri, kitlesel bireyselleşme çağında neden önemli bir güven artışı ve yalnızlık düşüşü görmediğimizi sorabilir. Kısa ve öz olarak bu, bireyselleşme meselelerinden çok daha fazlasıdır. Hem ekonomik hem de etnik olarak toplumlar daha az homojen hale geldiğinde, güven düşme eğilimindedir. Ekonomik krizler, güven ve benzeri şeyleri bozar. Güven ve yalnızlık arasındaki ilişki oldukça güçlüdür. Hem bu fenomenlerin hem de bireyselleşme arasındaki ilişki zayıftır, çünkü diğer birçok faktör rol oynamaktadır, ancak yine de önemlidir. Güvensizlik ve yalnızlıkla mücadele etmek istiyorsanız, bireyselleşmeyi azaltmayı değil, teşvik etmeyi amaçlamalısınız. Eğitimi teşvik etmeli ve eşitliği hedeflemelisiniz. Daha fazla eğitimli insanlar, daha az eğitimli olanlardan daha yüksek güven seviyelerine ve daha düşük yalnızlık seviyelerine sahiptir. Bireycilik özünde eşitlikçidir, soyut olarak bütün bireylerin özdeş olması anlamındadır. Bunlar temelde vatandaşlardır, ailelerin veya grupların üyeleri değillerdir.”Prof. Dr. Arıboğan, yalnızlığın politik sonuçlarını değerlendirdiSempozyumun öğleden sonraki oturumunda yalnızlık kavramı politik, felsefi, sosyolojik açıdan değerlendirildi.Sempozyuma Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Yalnızlık ve Politik Sonuçları” başlıklı sunumu ile katıldı.Doç. Dr. Çiğdem Yazıcı: “Felsefe eskiden beri özgür ve yalnız bir figür”İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Doç. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Post- Truth, Hakikat ve Yalnızlık” başlıklı sunumu gerçekleştirdi. Felsefenin eskiden beri özgür ve yalnız bir figür olduğundan bahseden Yazıcı, yalnızlığın çok çeşitli anlamlara sahip olduğunu vurguladı. Yazıcı, “Felsefe bazen güncel durumu yansıtıp yansıtmadığı ile ilgili eleştirilir. Post- Truth içerisinde sürekli eleştirilebilecek şeyler var” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Tan: “Yalnızlık insan ömrünü on yıl kısaltıyor”Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Tan, “Yalnızlık Biliminin Kurucusu Durkheim” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Tan, 2019 yılında yalnızlığın tıbbi bir durum olduğunu ifade etti. Tan, “Yalnızlık insan ömrünü on yıl kısaltıyor” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Tan: “Din intiharlara karşı koruyucudur”Dine göre intihar hızına değinen Tan, dinin intiharlara karşı koruyucu olduğunu söyledi. Tan, “Dinin intiharı engelleme sebebi yasaklar koyması değil, cemaat yapılanması oluşturmasıdır” ifadelerini kullandı. Yalnızlığı politik açıdan değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Tan, savaşta safların sıklaştığının herkesin ortak tehlikeye karşı birleştiğini ifade etti. Tan, “Birey böyle durumlarda kendisini değil, toplumu düşünür bu sebeple intihar oranı düşer” dedi.Doç. Dr. Tayfun Doğan: “Yalnızlık bir virüs, tek başına kalmak ise bir tercihtir”Üsküdar üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Değerli Yalnızlık” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Doç. Dr. Tayfun Doğan meta analiz çalışmalarına göre yalnızlığın, bireyi günde 15 adet sigara içmek kadar kötü etkilediğini vurguladı. Yalnızlığı obezite ile kıyaslayan Doğan, obezitenin yalnızlığın yanında daha az zararlı olabileceğini ifade etti. Yalnız olmak ile tek başına kalmanın farklı durumlar olduğunu belirten Doğan, “Yalnızlık bir virüs, tek başına kalmak ise bir tercihtir” diyerek bu iki farklı duruma dikkat çekti.Doç. Dr. Tayfun Doğan: “Yalnız kalmaktan şikâyet ediyoruz ama insanları da istemiyoruz”Dinleyicileri kaliteli insan ilişkileri kurmaya teşvik eden Doğan, gündelik yaşamdan yalnızlık ile ilgili örnekler verdi. Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Örneğin yalnızız diye yakınıyoruz ama hafta sonları da misafir gelmesini istemiyoruz” şeklinde konuştu.  Doç. Dr. Barış Erdoğan: “Yalnız yaşayanların sayısı arttıkça alışkanlık haline geliyor”Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan “Modern Toplumda Solo Yaşam” başlıklı sunumu gerçekleştirdi.ABD’de bekâr sayısının evlenenlerden daha fazla olduğuna dikkat çeken Erdoğan, yalnız yaşayanların sayısı arttıkça bunun alışkanlık haline geldiğini belirtti. İskandinav ülkelerinin sosyal güvenlik sistemlerinin çok güçlü olduğunu bu sebeple insanların aile, akraba ve cemaat bağlarına gerek duymadıklarının altını çizen Erdoğan, İskandinav ülkelerinin de bu sebeple yalnızlaştığını belirtti. Erdoğan, Türk toplumunun geleneksek yaşam biçimiyle anıldığını söyledi. Erdoğan, “TÜİG’e göre Türk toplumu artık batı benzerliğine doğru gidiyor” dedi.Doç. Dr. Barış Erdoğan:  “Solo yaşam pazar açısından artış gösterir”Yalnız yaşamanın toplum açısından farklı bir durumu olduğunu belirten Erdoğan, solo yaşamın pazar açısından artış gösterdiğinin, bireylerin evlerine yiyecek-içecek, eşya gibi farklı ürünler alıyor olmasının satışları olumlu etkileyeceğinin altını çizdi. Tüm bunların yanı sıra solo yaşamı benimseyen genç yetişkinlerin; kendini geliştirmeye çalışan, toplumun yeni bireyleri olarak görüldüğüne değinen Erdoğan, kadınlarında, erkeklerinde artık tek yaşamayı seçtiklerinin, kadınların bu şekilde kendini daha özgüvenli hissettiklerini, erkeklerin ise dayatılan ev geçindirme sorunun ortadan kalkmasıyla yalnız yaşamayı tercih ettiklerini belirtti.Prof. Dr. Veysel Bozkurt: “Sosyal medyayı 60 dakikadan az kullananlar en az yalnız hissedenler”21. Yüzyılda Birey, Toplum ve Yalnızlık başlığıyla düzenlenen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumunun birinci gününde son konuşmayı İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden Prof. Dr. Veysel Bozkurt yaptı. Bozkurt, “Sosyal Medya Kullananların Yalnızlık Ölçeğini Ölçmek” başlıklı araştırması ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Bozkurt, “Yapılan bu araştırmada katılımcılar; öğrenci, ev hanımı, işsiz, bekâr, dul kimselerden oluşmaktadır. Yapılan anket çalışması bu kişilere Google anket yolu ile ulaştırılmıştır” dedi. Prof. Dr. Veysel Bozkurt sosyal medya kullanımının yalnızlık ile bağlantılı olduğuna değinerek, anket sonucunda ulaşılan verileri paylaştı. Bozkurt, “Sosyal medyayı 60 dakikanın altında kullanan kişiler kendini en az yalnız hisseden kişiler” dedi. “Yalnızlığımız arttıkça sosyal medyaya bakıyoruz ve yalnızlığımız daha çok artıyor”İnsanın yalnızlığının azaldıkça sosyal medyaya bağlandığını söyleyen Prof. Dr. Veysel Bozkurt sosyal medya kullanımının yalnızlık ile bağlantısını bir örnekle açıkladı; “Yalnızlığımız artıkça sosyal medyaya bakıyoruz ve daha çok yalnız hissediyoruz, çok susamış birisinin deniz suyu içerek susuzluğunu gidermeye çalışması gibi sosyal medyaya bağlılık, yalnızlığımızı artırıyor” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından düzenlenen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nun ikinci gününde birbirinden değerli isimler yalnızlığa dair önemli bilgiler paylaştı. Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğin ikinci gününün de açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı yaptı.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı: “İnsanın yetişebilmesi için insana ihtiyacı var”Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, "Göç ve Yalnızlık" konulu sunumunu gerçekleştirdi. Süleymanlı, göç, göçmenler, mültecilik ve yalnızlık kavramlarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Süleymanlı, yalnızlık duygusunu göç ve yurt özlemi konularıyla birlikte değerlendirdi. “Yalnızlık duygusu temelde dışında kaldığımız veya geri dönmek için hissettiğimiz yurt özlemidir. Bugün dünyada 65 milyondan fazla insan mülteci konumunda. Mecburi göç yaşayanların çoğu ise 18 yaşın altında. Kişiler, çok erken yaşlarda yaşadıkları travmanın yükünü bazen tek başlarına kaldıramayabiliyor. Mülteciler de böyle. Yaşadıkları olaylar kolay değil, tek başına üstesinden gelemeyebilirler. O yüzden insanın böyle durumlarda insana ihtiyacı oluyor. Nasıl bir ağacın yetişmesi için suya ihtiyacı var ise, insanın da yetişebilmesi için insana ihtiyacı var” şeklinde konuştu.  Zeynep Sena Akdağ: “Her çocuk nar tanesidir, annesinin bir tanesidir”Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı’nın sunumunun ardından Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Zeynep Sena Akdağ, Prof. Dr. Süleymanlı ile beraber yürüttükleri “Nar Modeli” projesi hakkında katılımcılara bilgi verdi.  Gençlerin %23’ü kendini daha yalnız hissediyor! Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk ve Method Research Company Yöneticisi Hale Aslı Kılıç İstanbul ve Yalnızlık Araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Açıklanan sonuçlara göre; “Gençlerin %23’ü kendini daha yalnız hissediyor, yalnız kalan kişilerin ’u mutlu, %36’sı mutsuz ve %45’i kendilerini nötr hissediyor. Ayrıca yalnızlığı mutluluk olarak görenler daha çok girişimciler ve profesyoneller oluyor. Daha yoğun çalışan işçi ve memur gibi görevlerde bulunanlar ise kendilerini daha çok mutsuz hissediyor. Yalnız kaldığında mutlu olan kişiler kendilerini bireysel aktivitelerle tatmin ederken, yalnız kaldığında mutsuz olan kişiler daha çok uyumaya, yemeğe, temizliğe ve kendini eve kapatmaya yöneliyorlar” şeklinde belirtti.Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan: “Yalnızlık kişiye bağlıdır”Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Zülfikar Özkan, “Yalnız İnsan Mutlu Olabilir Mi?” başlıklı sunumuyla yalnızlığın insanlar üzerindeki duygusal etkilerini katılımcılara aktardı. Özkan; “Yalnız olmak ne pozitiftir ne de negatiftir. Her şey kişinin nasıl olduğunuza bağlıdır, yalnızlık kişiye bağlıdır. Fazla arkadaşa sahip olma veya sanal mecralardaki sosyallik yalnızlığı perçinlemektedir. Yalnızlık bir hastalık olarak görülmemelidir” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan: “Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkûmdur”Yalnızlığın mutlulukla ve genetikle ilişkili olduğunu kaydeden Özkan mutlu olmanın genetik faktörlere de bağlı olduğunu ifade etti. Özkan; “Mutlu olmak belli düzeyde kişinin elindeyken, yüzde elli oranla genetik faktörlere ve yaşam koşullarına da bağlıdır. Yalnızlık ve tek başınalık birbirine karıştırılmamalıdır. Yalnız insan mutlu olamaz, fakat vücut bulmuş her ruh da yalnızlığa mahkûmdur. Biz burada birey olma ve ait olma dengesini kurmalıyız.” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal: “Kuşakları toplumsal olarak anlamaya çalışmalıyız”“Yalnızlık ve Kuşaklar” sunumuyla günümüz kuşak araştırmaları hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, kuşakları toplumsal olarak anlamamız gerektiğini vurguladı.Ünal, kuşaklar hakkında geliştirmiş oldukları ölçek ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Ünal, ölçek ile ilgili şu ifadelere dikkat çekti: “Farklılıkları Kabul Ölçeği, kişinin farklı dini/etnik aidiyet sahibi, farklı dış görünüş ve düşüncelerde ve yaşam değerlerine sahip kişileri iş, aile ortamı gibi ortamlarda kabulünü ve bu gruplara ilişkin önyargılarını içermektedir. Böylece farklılıkları kabul ölçeği kendi içinde üç ayrı alt ölçekten oluşmaktadır. Kuşakların farklılıkları kabul seviyeleri incelendiğinde, farklı dini/etnik yapıları kabul toleransı en düşük kuşak Z bulunmuştur. Hatta Z kuşağının X ve Y kuşakları haricinde Baby Boomer kuşağından bile anlamlı düzeyde farklılıkları kabul seviyesi düşük çıkmıştır” dedi.Dr. Recai Yahyaoğlu: “Yalnızlık, modern akılların zindanı, ilkel akılların özgürlüğüdür”Araştırmacı-Yazar, Tıp Doktoru Dr. Recai Yahyaoğlu “Yalnızlığın Psikolojisi” adlı sunumunda yalnızlığın tanımından bahsetti. Yahyaoğlu, “Yalnızlığın tanımı, kişiden kişiye değiştiği gibi kişilerin ruh haline göre de değişebilir. Yalnızlık, tek başınalıkla karıştırılmamalıdır. Yalnızlık kişinin yanında kimsenin olmaması değildir. Yalnızlık, depresyon ile korelasyon halindedir. Yalnızlık, ait olma duygusunu erittiği için ruh sağlığına zararlıdır. Yalnızlık, modern akılların zindanı, ilkel akılların özgürlüğüdür” ifadelerini kullandı.Yazar Selahattin Yusuf: “Yalnızlık modern şehirlerin ortaya çıkmasıyla başlar” Sempozyumun diğer konuşmacısı ise Yazar Selahattin Yusuf oldu. Yusuf, “Edebiyat ve Yalnızlık” başlıklı sunumunda yalnızlığın edebiyattaki yeri ve batı toplumlarındaki etkilerine değindi. Yusuf, “Yalnızlık modern şehirlerin ortaya çıkmasıyla başlar. Edebiyat, bireyin kendi macerasını takip eder. Biz geç kalmış bir modernite toplumuyuz ve bunun bütün sonuçlarını da yaşıyoruz” dedi. Yusuf, edebiyat ve yalnızlık konusuna ilişkin olarak Dostoyevski, Puşkin, Gogol gibi yazarlardan yalnızlık yaklaşımları ile ilgili örneklere yer verdi.Sempozyumun ikinci gününde sahne alan Lotus Müzik Grubu, yalnızlıkla ilgili parçaları seslendirerek katılımcılara keyifli anlar yaşattı.Sempozyum sonunda konuşmacılar katılımcıların sorularını da yanıtlandı.Toplu fotoğraf çekimi ardından sempozyum sona erdi. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu basın yansımaları:

05 ARA 2019

Psikoloji Bölümünün İngilizce seminerine yoğun ilgi

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) Bölümü çok sayıda öğrencinin katıldığı bir bölüm semineri etkinliği düzenledi. Programa Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Asil Özdoğru ile Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Merve Çebi ve Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Berna Sarı konuşmacı olarak katıldı.Merkez Yerleşke Ayhan Songar Konferans Salonunda gerçekleştirilen seminerde insan beyni ve davranışları hakkında yanlış inançlar, nöromitler, frenoloji ve yaşlanma hakkında bilgiler paylaşıldı.Etkinlik dilinin İngilizce olması ve Üniversite Kültürü dersi kapsamında yer alması dolayısıyla İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin yanı sıra Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden öğrenciler salonu tamamen doldurdu.Etkinlik sonunda soruları cevaplayan konuşmacılar ilerleyen dönemlerde farklı İngilizce etkinlikler de düzenleneceğini belirtti.Etkinlik, konuşmacı ve katılımcıların toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

04 ARA 2019

Prof. Dr. Arıboğan, Perakende Günleri'nde 2 bin 500 kişiye hitap etti

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Perakende Günleri Fuarına konuşmacı olarak katıldı. 7 bin 500 kişinin kayıtlı olduğu fuarda Arıboğan, 2 bin 500 kişiye Değişen Dünya konusunda konferans verdi.4 – 5 Aralık tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşen Perakende Günleri Fuarında Arıboğan sınırları keskinleşen dünyayı ve Türkiye’yi anlattı.Perakendenin değişen dinamiklerini anlamlandırmak, Türkiye’den ve yurtdışından yeni uygulamaları tartışmak, yeni bilgi ve deneyimleri paylaşmak amacıyla düzenlenen fuara, şirket sahipleri, üst düzey yöneticiler, CEO, genel müdür, yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda akademisyen katıldı.

04 ARA 2019

Prof. Dr. Arıboğan: “İnsana anlam katacak şey kötülük ve iyiliğin farkında olmaktır”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi öğrencilerine “Çölleşen Dünyada İyiliği Yeşertebilmek”  konusunda sunum yaptı. Arıboğan, gelişmekte olan dünyada hayata anlam katabilmenin önemli olduğunu vurguladı.“İnsanoğlu sevgiye muhtaç”İnsanoğlunun sevgiye muhtaç olduğunu söyleyen Arıboğan, dünyaya hâkim olmuş kötülükten kendimizi uzak tutmanın içimizdeki sevgi ve kendimize olan öz saygıdan geçtiğini belirtti. Arıboğan, “İnsanoğlu sevgiye muhtaç. Sevgisiz ve kendi kendinize olan öz saygı duymayı başaramadan yaşayamıyoruz. Bizi biz yapan bizi anlamlı kılan kendimize saygı duymamız bizi kötülükten uzak tutan şey iç dünyamızda sevginin kuvvetli bir biçimde gömülü olmasıdır” şeklinde konuştu.“İnsana anlam katacak şey kötülük ve iyiliğin farkında olmaktır”Dünyadaki teknolojik gelişmelere değinen Arıboğan, doğadan elde edilen her şeyin üretilebileceği yeni bir dünya sisteminde yaşadığımızı belirtti. Arıboğan, “Endüstri 4.0 insanlık tarihinin en büyük devrimi. Yapay zekâ, yapay süper zekâya geçerse bunlardan doğacak kötülüklerin önünü alma imkânı yok. İnsanlık robotlardan gelecek kötülüklere ancak iyilikle sahip olabilir. Robotların olduğu dünyada insana anlam katacak şey kötülük ve iyiliğin farkında olmaktır” dedi.“Kötülüğün önüne vicdan geçer” Arıboğan, kötülük ve iyilik kavramının kültürler ve olaylar arası değişiklik gösterdiği, bir bomba patlamasının kötülük olarak adlandırılırken, savaş sırasında atılan bombaların kötülük olarak algılanmadığını ifade etti. Arıboğan, “Kötüyü ve iyiyi belirleyen şey dünyanın efendileridir. Tüm yargıları onlar belirler. İnsan, evrensel kadim değerlerden uzaklaşmaya başladığı andan itibaren günün egemenleri kontrolü altına girmeye başlıyor. Kötülük aslında hepimizin içerisinde olan bir şey fakat bu kötülüğün önüne vicdan geçer” şeklinde konuştu.“Güzelliğin ne olduğunu en çirkini ortaya çıkartarak öğretiyorlar”Kapitalizm şartlarının insanlar üzerinde iyi ve kötü baskısını şekillendirdiğini söyleyen Arıboğan, güzelliğin, kapitalizmin insanlara telkin ettiği bir takım estetik standartları olduğunu, belli bir güzellik algısı oluşturup kadınları estetik yapmaya mecbur kıldıklarını ve tek tip kadın oluşturulduğunu belirtti. Arıboğan, “Güzellik bir dönem şişmanlık ve orta boylu olmaktı son yıllarda ise aşırı zayıf ve uzun boylu olarak adlandırılıyor. Belki de güzelliğin ne olduğunu bize en çirkini ortaya çıkartarak öğretiyorlar” dedi.Konferans sonunda Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi Değerler eğitiminden sorumlu Coğrafya Öğrt. Şükran Özer ve Rehberlik Öğrt. Reyhan Eskiçırak, konuşmasından dolayı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a çiçek takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

27 KAS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a Şanlıurfa’da büyük ilgi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan eğitimci ve öğrencilerle buluşmaların sürdürüyor.  Gaziantep’in ardından Arıboğan bu kez de Şanlıurfa İlgi Koleji’nin düzenlediği ''İlgi Eğitim Sohbetleri'' programının konuğu oldu. Arıboğan, öğrencilere “Çölleşen dünyada iyiliği yeşertebilmek” başlığında konferans verdi.Şanlıurfa İlgi Koleji konferans salonunda gerçekleşen konferansa öğrenciler ve eğitimciler yoğun ilgi gösterdi.''İlgi Eğitim Sohbetleri'' kapsamında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Çölleşen dünyada iyiliği yeşertebilmek” başlıklı konferansta katılımcılara önemli paylaşımlarda bulundu.Programın sonunda katılımlarından dolayı İlgi Okulları Anadolu Fen Lisesi Müdürü İsmail Aşar, Prof. Dr. Arıboğan’a plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

27 KAS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Gaziantep’te eğitimcilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Gaziantep Oğuzeli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Eğitimci ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta Arıboğan “Çölleşen dünyada iyiliği yeşertebilmek” konusuna ilişkin önemli paylaşımlarda bulundu.Gaziantep Oğuzeli Belediye Kültür ve Kongre Merkezinde gerçekleşen konferansa eğitimciler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.Programın sonunda Arıboğan öğrencilerin sorularını da yanıtladı.Güneydoğu enerji forumuna da katıldıÖte yandan Arıboğan, Gaziantep Ticaret Odasında düzenlenen “Güneydoğu Enerji Forumuna” da katıldı.Programda güneş enerjisinin politik, teknik ekonomik, akademik ve sosyal boyutları ele alındı.

25 KAS 2019

Ara tatilde eğitimcilere 4 isimden 7 konferans…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri ara tatilde “Öğretmen Mesleki Gelişim Programları” kapsamında 7 farklı konferansla eğitimcilerle bir araya geldi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, eğitimcilere birbirinden farklı konularda buluştu.Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl ilk defa uyguladığı ara tatilde eğitimcilere bir araya gelerek eğitimcilere farklı konu başlıklarının ele alındığı yedi ayrı konferans verdi.Eğitimcilerin konferanslara ilgisi oldukça yoğun oldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Bağcılar ve Avcılar’da eğitimcilerle buluştuÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ara tatilde ilk olarak Bağcılar İlçesinde görev yapan eğitimcilere “Eğitimde Pozitif Psikoloji Uygulamaları” başlıklı konferans verdi. Tarhan, pozitif psikoloji, ideal öğrenme ve stres yönetimi hakkında eğitimcilerle önemli bilgiler paylaştı. Tarhan daha sonra 2023 Eğitim Vizyonu Programı kapsamında Avcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından eğitimcilere yönelik düzenlenen programa katıldı. Tarhan, Avcılar bölgesinde görev yapan eğitimcilere “Ergenlerde Depresyon” konulu konferans verdi. Prof. Dr. Deniz Arıboğan Üsküdar ve Ümraniye ilçelerindeydi… İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ümraniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Rehberlik Merkezi’nin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, 400 eğitimciye “Kötülüğün Sıradanlaşması ve Dijital Teknolojilerin Etkisi” konulu sunum yaptı.Arıboğan daha sonra ise Üsküdar İlçe Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Kendini Geliştir, Geleceği Değiştir” projesi kapsamında Öğretmen Mesleki Gelişim Konferanslarına konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan burada da eğitimcilerle önemli paylaşımlarda bulundu.Prof. Dr. Ahmet Konrot ise “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunu anlattıÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün eğitimcilere yönelik düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. İlginin yoğun olduğu konferansta Kontrot, “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel de “Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu” nu anlattı. Sosyal sorumluluk bağlamında Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel ise ara tatilde Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu başlığında sunum yapan Ergüzel farklı bir günde de Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği “Eğitim Seninle Başlar” konferansına da konuşmacı olarak katıldı.

23 KAS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Üsküdar’da eğitimcilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Üsküdar İlçe Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Kendini Geliştir, Geleceği Değiştir” projesi kapsamında Öğretmen Mesleki Gelişim Seminerlerine konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, “Kötülük, İyilik ve Şeffaflık” konusunda sunum yaptı.Altunizade Kültür Merkezinde gerçekleşen etkinlikte Arıboğan, Üsküdar’da eğitim veren 160 eğitimciye seminer verdi.Programın açılış konuşmasını Nezahat - Ahmet Keleşoğlu Ortaokul Müdürü Halil Önge yaptı. Önge, Dört sene önce bu yola çıktıklarını ve Üsküdar’da çalışan 7 bin öğretmenin bu eğitimlerden geçtiğini belirti. Önge, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın özgeçmişini takdim ederek sahneye davet etti.“Kötülüklerin parçasıyız”Kötülüğün hayatımızı nasıl çerçevelediği ve kötülüğün sıradanlaşması üzerine konuşan Arıboğan, “Fark etmesek de çok fazla kötülük var ve bu kötülüklerin parçasıyız” dedi.“20. Yüzyılda siyasi nedenlerden dolayı 200 milyon insan öldü!” Geçmişten günümüze bir şeylerin sürekli değişim gösterdiğini söyleyen Arıboğan, son zamanlarda eski güzel günlerden çok sık bahsedildiğini vurguladı. Arıboğan, “20. Yüzyıl boyunca sadece siyasi nedenlerden dolayı hayatını kaybeden insan sayısı 200 milyon ve sadece 80 milyon kadarı 2. Dünya savaşı nedeniyle öldü. Güzel günler diye adlandırdığımız, çocukluğumuzu yaşadığımız dünya çokta güzel değil” şeklinde konuştu.“Seminerlerimde öğretmekten ziyade öğrenmeyi de seviyorum”Arıboğan, sosyal medya insan hayatına girmesiyle birlikte kötülük meselesine kafa yormaya başladığını belirtti. Arıboğan kötülük kavramını eğitimcilerle değerlendirip tartıştı. Arıboğan, “Seminerlerimde öğretmekten ziyade öğrenmeyi de seviyorum” dedi.Dijital kötülük ve internetin karanlık yüzü ile ilgili bilgi verildiDijital kötülük ve internetin karanlık yüzüne değinen Arıboğan siber güvenlik sorunları, terörizm organize suç, politik manipülasyonlar, siber zorbalık, troll çeteler, değerler erozyonu ve sosyal yıkım regresyondan bahsetti.Seminer sonunda Nezahat - Ahmet Keleşoğlu Ortaokul Müdürü Halil Önge, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a teşekkür plaketi ve hediye taktimin de bulundu.

20 KAS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Dijital alan kötülüğün yayılmasını hızlandırdı”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ümraniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Rehberlik Merkezi’nin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, 400 eğitimciye “Kötülüğün Sıradanlaşması ve Dijital Teknolojilerin Etkisi” konulu sunum yaptı. Büyük bir zehirlenme noktasındayız diyen Arıboğan, dijital alanın kötülüğün yayılmasını hızlandırdığını ifade etti.“İnsan hayatı robotikleşmeye doğru gidiyor”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, devrimsel bir dönüşümün içerisinde bulunduğumuzu belirterek hayatın endüstri 4.0, robotik, yapay zekâ, blockchain gibi uygulamalar ile sınırlı durumda olduğunu söyledi. Arıboğan, “İnsan hayatı robotikleşmeye doğru gidiyor, hayata bağlılık biçimleri insanların bireysel psikolojilerini etkiliyor. İnsan yeni bir sisteme giriyor ve belki de çocuklarımız hayatlarının belli bir bölümünde vücutlarının yarısını robot olarak geçirecek” şeklinde konuştu.“Belki de kötünün kendisiyizdir””Kötülük ve iyilik kavramlarının belirsizleştiğini ifade eden Arıboğan, insan hayatında büyük bir karmaşa ve belirsizlik olduğuna değindi. Arıboğan, “Hayatımızda kötülerin var olduğunu görüyoruz ama iyilerin varlığının farkında değiliz. Neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edebilmemiz gerek. Kötünün hayatımızın ne kadar içinde olduğunu ve bunu ne kadar fark edemediğimizi bilmeliyiz. Belki de kötünün kendisiyizdir” dedi.“İnsanoğlu görünmezliğe büründüğü andan itibaren içindeki kötülüğü kontrol etmekte zorlandı”Kötülüğün sabit ve değişken olduğunu belirten Arıboğan, şartlara, zamana ve değerlere göre kötülük algısının değiştiğini söyledi. Arıboğan, “Doğu topluluğunun özelliği, kötülüğün gizli kalmasıdır, Batı toplumu ise vicdanlı toplum olarak düşünülüyor. İnsanoğlu görünmezliğe büründüğü andan itibaren içindeki kötülüğü kontrol etmekte çok zorlandı” şeklinde konuştu.“Kötülüklerin içerisinde iyi örnekler var”Arıboğan, toplumda öne çıkan insanların bazı görevleri ve sorumluluklarının olması gerektiğini vurguladı. Arıboğan, “Sorumlulukları kaybettiğimiz zaman esas kötülük ortaya çıkar. Kötülüklerin içerisinde iyi örnekler var. İyi örnekler ortaya çıkmadığında çocuk bunları göremez ve göremediği zaman da nasıl davranması gerektiğini bilmez” dedi.“Dijital alan kötülüğün yayılmasını hızlandırdı”Kötülüğü herkesin yapabileceğine değinen Arıboğan, kötülüğün sıradanlaştığını, tabiatın içine girdiği andan itibaren ayrılmaz bir parçamız haline gelebileceğini söyledi. Arıboğan, “Büyük bir zehirlenme noktasındayız çünkü dijital alan hepimiz için kötülüğün yayılmasını hızlandırdı” şeklinde belirtti.  Ümraniye İlçe Eğitim Müdürlüğü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a programın sonunda takdimde bulundu.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

19 KAS 2019

Amacı olan faaliyetler mutluluğun yüzde 40’ını oluşturuyor

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan, Akça Koca Kültür Platformu Başkanlığında düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı. Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan “Nasıl Mutlu Olabiliriz?” konusunda paylaşımlarda bulundu.“Mutluluğun %50’si genetik faktörlere bağlı”Mutluluğun %50’sinin genetik faktörlere bağlı olduğunu söyleyen Özkan, mutluluğun doğuştan geldiğini ve değiştirmeye imkân olmadığını belirtti. Özkan, “Mutluluğun %50’sinin genetik faktörlere bağlı ve bunu değiştirmeye imkân yoktur. Mutluluğun % 10’u içinde bulunulan şartlara bağlıdır. Bu şartlar iş durumu, maddi şartlar gibi şartlardır. Mutluluğun % 40’ı amaçlı faaliyetlere bağlıdır. Ne düşündüğünüz, nasıl düşündüğünüz ve ne yaptığınız amaçlı faaliyetlerdir. Bir çaba, bir faaliyet sonucu kendini işe yarar hale getirmek mutlu olmak için gereklidir.“Mutluluğun % 40’ını amacı olan faaliyetler oluşturuyor”Mutluluğun % 40’ının amaçlı faaliyetler olduğunu belirten Özkan, amacı olan faaliyetleri şu şekilde sıralıyor:1.Şükretmek2.Pozitif olmak3.Sosyal karşılaştırmalar yapmaktan kaçınmak4.Nezaket içeren davranışları artırmak5.Sosyal ilişkileri beslemek ve zenginleştirmek6.Zorluklarla başa çıkma stratejileri geliştirmek7.Affetmeyi öğrenmek8.Akışı artıran deneyimler edinmek9.Mutluluk ve sevinçlerin tadını çıkarmak10.Hedef belirlemek11.Manevi değerlere önem vermek12.Vücudunu sağlıklı tutmakKatılımın yoğun olduğu etkinlikte Özkan katılımcıların sorularını da cevapladı.Program sonunda konuşmasından dolayı Özkan’a; Kuruçeşme Belediye Başkanı Ali Kahraman, Aneztezist Dr. Ayşe Zeynep Turan, Elektrik Elektronik Mühendisi Harun Reşit Kocagöz, Çevre Yüksek Mühendisi Banu Çevikel, Ziraat Mühendisi ve Platform Başkanı Hasan Uzunhasanoğlu tarafından teşekkür plaketi takdim edildi.

13 KAS 2019

Prof. Dr. Köksal Alver: “Tarih gibi sosyoloji de sonlanmayacak”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Sosyoloji Kulübü, Dünya Sosyologlar Günü dolayısıyla ”Sosyolojiyi Anlamak; Tarihsel Süreklilik ve Kopuş Noktaları” başlığında bir program düzenledi.Merkez Yerleşke Ayhan Songar Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğin konukları İstanbul Üniversitesi İktisat Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt ve İstanbul Üniversitesi Kurumsal Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Alver oldu.“İçinde yaşlandığımız dünyayı anlamanın zor olduğu dönemdeyiz"Programın açılış konuşmasını İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan yaptı. Sosyolojinin sosyal bilim alanının en temel disiplinlerinden bir tanesi olduğunu söyleyen Arıboğan, teknolojinin gelişmesiyle birlikte bugün geldiğimiz endüstri 4.0, yapay zekâ dünyasının toplumsal değişim hızının belki tarihte hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu belirtti. Topraksız tarıma geçildiği ve insan zekâsından çok yapay zekâdan söz edildiğini söyleyen Arıboğan, “Siz öğrencilerin yaşadığı, bizim içinde yaşlandığımız dünyayı anlamanın zor olduğu dönemdeyiz” şeklinde konuştu.“Sosyoloji mesleğine duyulan ihtiyaç arttı”Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı da kısa bir konuşma gerçekleştirdi. İnsan yaşamını öğrenmeye yarayan bilimlere daha çok ihtiyaç duyulması sonucu sosyoloji mesleğine duyulan ihtiyaçtan bahseden Süleymanlı, mesleki bağlamda hususi oklarını günümüzle karşılaştırmak, sıkıntıları dile getirmek amacıyla böyle bir güne tahsis ettiğini belirtti.“Dünya da en çok amatörü olan bilim sosyolojidir”Açılış konuşmalarının ardından söyleşiye geçildi. Moderatörlüğünü Sosyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Berat Dağ’ın yaptığı programda Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Sosyoloji bilimi tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu vurguladı. Bozkurt: “Dünya da en çok amatörü olan bilim sosyolojidir. Çünkü herkes farkında olmadan sosyolojik sorular sorar ve cevaplar arar. Bunun sistematik bir şekilde yapılması da sosyoloji biliminin içine girer" dedi.“Sizi siz yapan içinde yaşadığınız toplumdur”Bozkurt sosyoloji inceleme alanına sadece toplumun değil ilişkilerinin, kurumlarının ve toplumun yapısının da girdiğini söyledi. Sosyolojinin dünyaya yaklaşım biçimi olduğunu, dün olduğu gibi bugün de sosyolojiye ihtiyaç olacağını belirten Bozkurt “Sizi siz yapan içinde yaşadığınız toplumdur” ifadelerini kullandı.“Tarihin sonlanmadığı gibi sosyoloji de sonlanmayacak”Son olarak konuşan Prof. Dr. Köksal Alver ise küreselleşmenin sosyolojinin nesnesi olduğunu ve bunun sosyolojinin bittiği anlamına gelmediğini belirtti. Bu parçalanma sürecinde mikro ilişkisel yapıların nasıl geliştiğini anlamak için hâlâ sosyologlara ihtiyaç olduğunu da ifade eden Alver “Tarihin sonlanmadığı gibi sosyoloji de sonlanmayacak” dedi.“Ne kadar çok şeyle yüzleşirsem, evrensellik ve esnekliğim o denli artabilir”Prof. Dr. Köksal Alver tarihin sonlanmadığı gibi sosyolojinin de sonlanmayacağını, küreselleşmenin sosyolojiye kötü sonuçlar doğurmadığını ifade etti. Alver, yaptıkları en normal şey olarak yemek yemek gibi bir olay hakkında 2 saat sosyoloji yapabileceklerini belirterek “Başka açılar başka deneyimler getirir. Ne kadar çok şeyle yüzleşirsem, evrensellik ve esnekliğim o denli artabilir” dedi.Soru ve cevap bölümünün ardından katılımcılara plaket takdim edildi.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

11 KAS 2019

Üsküdar akademisyenlerinden TÜYAP çıkarması

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri bu yıl 38’incisi gerçekleştirilen TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarında okurları ile bir araya geldi. Söyleşi ve kitap imza programlarının gerçekleştiği fuar bu yıl da binlerce kitapseveri ağırladı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Duygusal Boşluk”, Prof. Dr. Sevil Atasoy “Çürük Elmalar ve Masum Mahkumlar”, Prof. Dr. Sinan Canan’ın “Keşfeden Beynim” konulu söyleşileri de ilgiyle dinlendi. Üsküdarlı yazarlar, söyleşinin ardından okurlarına kitaplarını imzaladı.02-10 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen, yurt içi ve yurt dışından 800’ün üzerinde yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı 38’inci Uluslararası TÜYAP Kitap Fuarı birçok yazarı da misafir etti. Ana teması “Edebiyatımızda Elli Kuşağı” olan fuara Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri de katılım sağladı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a yoğun ilgiÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Duygusal Boşluk”  konulu söyleşi gerçekleştirdi. Katılımcılar söyleşiye yoğun ilgi gösterdi.Tarhan söyleşi sonrasında TİMAŞ Yayınları standında okurlarına kitaplarını imzaladı. Tarhan’a yoğun ilgi gösteren okurlar, Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile fotoğraf da çektirdi.Prof. Dr. Sevil Atasoy kitaplarını imzaladıÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezinde gerçekleştirilen “Çürük Elmalar ve Masum Mahkûmlar”  söyleşisi yoğun ilgi gördü.Son kitabının ismiyle gerçekleştirilen söyleşi ardından Prof. Dr. Sevil Atasoy okurlarının kitaplarını imzaladı. Atasoy için de uzun kuyruklar oluştu.Daha önceden Üsküdar Üniversitesinde Prof.Dr. Sevil Atasoy ile birlikte bir söyleşi yapan Tess Gerritsen de TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarında okuyucuları ile buluştu. Söyleşi esnasında Gerritsen'i ziyaret eden Atasoy, Gerritsen için de kitaplarını imzaladı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay okurları ile buluştuÜsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay da okurlarının kitaplarını imzalayıp, sorularını yanıtladı. Destek yayınlarında okurlarıyla buluşuna Uzbay, okurları ile fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a yoğun ilgiKitap fuarında okurlarıyla bir araya gelen diğer Üsküdar Üniversitesi akademisyenlerinden biri de Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu. Arıboğan, İnkılap Kitapevi standında okurlarıyla bir araya geldi. Okurları ile sohbet etmeyi ihmal etmeyen Arıboğan, okurlarının kitaplarını imzalayıp onlarla fotoğraf çektirdi.Cemalnur Sargut okurları ile bir araya geldiÜsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut da Nefes Yayınları standında okurları ile bir araya geldi. Okurlarının kitaplarını imzalayıp, sorularını yanıtlayan Sargut, okurları ile bol bol fotoğraf çektirdi. Fuarda Sargut’a da ilgi oldukça yoğundu.Prof. Dr. Sultan Tarlacı okurları ile buluştuÜsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı da TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarında okurları ile bir araya gelen isimlerden oldu.  Okurlarının kitaplarını imzalayan Tarlacıyla okurları fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi.Prof. Dr. Sinan Canan da okurlarıyla söyleşti İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, “Keşfeden Beynim” konulu söyleşinin ardandan, okurlarının kitaplarını imzalayarak, okurları ile fotoğraf çektirdi.Uğur Canbolat okurları ile sohbet ettiÜsküdar Üniversitesi NP Etiler Polikliniği İdari Direktör Vekili Yazar Uğur Canbolat da okurları ile TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarında bir araya geldi.Okurları ile sohbet eden Canbolat, okurlarının kitaplarını imzalayarak onlarla fotoğrafta çektirdi.Haber: Meryem ÖzkanFotoğraf: Zahid Aslan

06 KAS 2019

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, göçmen grupların uyum süreçlerinin değerlendirdi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Küresel Göç ve Psiko-Sosyal Sağlık Güvenliği” ana temalı uluslararası konferansa konuşmacı olarak katıldı. Harran Üniversitesi Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ev sahipliğini üstlendiği, İç İşleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Uluslararası Sosyal Bilimler Federasyonu ve Sağlık Güvenliği Ortakları iş birliğiyle düzenlenen konferansta Süleymanlı önemli bilgiler paylaştı.Harran Üniversitesi Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Fen-Edebiyat Fakültesi konferans salonunda gerçekleşen programda Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı “Farklı Sosyo-Kültürel Özelliklere Sahip Göçmen Grupların Uyum Süreçlerinin Karşılaştırılması: Kazakistan’daki Oralmanlar ve Turkiye’deki Suriyeliler” konusunda değerlendirmelerde bulundu.Göç eden etnik Kazakların ve Suriyeli mültecilerin topluma uyum süreçleri tartışıldıÜsküdar Üniversitesinin de iki tebliğle hazır bulunduğu konferansta Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı “Farklı Sosyo-Kültürel Özelliklere Sahip Göçmen Grupların Uyum Süreçlerinin Karşılaştırılması: Kazakistan’daki Oralmanlar ve Turkiye’deki Suriyeliler” yerleştikleri ülke açısından farklı sosyo-kültürel özelliklere sahip iki göçmen grubu değerlendirdi. Süleymanlı,  1991 yılından sonra Kazakistan yönetimin çağrısı üzerine ülkeye gönüllü olarak göç eden ve ‘Oralman’ olarak isimlendirilen etnik Kazakların ve 2011 yılından sonra iç savaş nedeniyle Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan sayıları 3 milyon 700 bini bulan Suriyeli mültecilerin topluma uyum süreçleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.“Uyum süreci için hem ev sahibi toplumun hem de  göçmenin karşılıklı katkı sunması gerek”Göç ile birlikte farklı kültürlerin karşılaştığını söyleyen Süleymanlı, göçmenlerin uyum süreci ile ilgili bilgi verdi. Süleymanlı, “Göç eylemiyle birlikte farklı kültürlerin karşılaşması söz konusu olmakta ve bu sayede insanların bir arada hayatlarını sürdürme isteği uyum sağlama süreciyle bir arada gerçekleşmektedir. Günümüzde göçmenlerin  gittiklere yerlere uyum süreçlerinin gerçekleşmesi; hem ev sahibi toplumun hem de  göçmenin karşılıklı olarak katkı sunması gereken bir süreç” dedi.Göç yaşamış çocuklara oyunla ruhsal destek sağlanabilirÜsküdar Üniversitesi Psikoloji Doktora programı öğrencisi Alev Elmas “Göç Yaşamış Çocuklara Oyunla Ruhsal Destek” başlıklı sunumunda oyunla terapinin göç yaşamış çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışa vurmalarına, çocuğun kendisini etkileyen durumlarla ilgili farkındalığın artmasında etkili olduğunu vurguladı.Üsküdar Üniversitesi mensupları 12 bin yıllık geçmişiyle dünyanın en eski anıtsal mabedi olan Göbeklitepe’yi de ziyaret etti.

06 KAS 2019

Yalnızlık, Üsküdar Üniversitesi’nde tartışılacak

Son dönemlerde dünyanın konuştuğu, ülkemizin de tartıştığı “yalnızlık” Üsküdar Üniversitesi’nde tartışmaya açılıyor. Üsküdar Üniversitesi’nde 6-7 Aralık’ta gerçekleştirilecek Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nda “Modernizmin Kâbusu Yalnızlık”, “Yalnızlık ve Politik Sonuçları”, “Beyin ve Yalnızlık”, “Göç ve Yalnızlık”, “Modern Toplumda Solo Yaşam”, “Yalnız İnsan Mutlu Olabilir mi?” gibi birçok başlık uluslararası isimlerin de katılımıyla tartışılacak.Çağın vebası olarak da adlandırılan ve uluslararası alanda bakanlığının dahi kurulması konuşulan yalnızlık, Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nda tartışmaya açılıyor.6 – 7 Aralık 2019 tarihinde Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşecek sempozyuma yurtiçi ve yurtdışından yalnızlık alanında önemli çalışmalar yapan bilim insanları katılacak. Sempozyumun konuşmacıları ve konu başlıkları ise şu şekilde olcak:- Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; "Modernizmin Kâbusu Yalnızlık"- Bergen Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lars Fredrik Svendsen; "Güven ve Yalnızlığın Politikası"- Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan; "Yalnızlık ve Politik Sonuçları"- Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Doç. Dr. Çiğdem Yazıcı; "Post-Truth, Hakikat ve Yalnızlık”- Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Tan; “Yalnızlık Biliminin Kurucusu Durkheim”- Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan; "Değerli Yalnızlık”- Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan; “Modern Toplumda Solo Yaşam”- İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt; “Sosyal Medya ve Yalnızlık”-  Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı, Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; “Göç ve Yalnızlık”- Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Aydın Öztürk; “İstanbul ve Yalnızlık” (Araştırma Sonuçları Sunumu)- Method Research Company Yöneticisi  Hale Aslı Kılıç; "İstanbul ve Yalnızlık” (Araştırma Sonuçları Sunumu)- Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan; “Yalnız İnsan Mutlu Olabilir Mi?”- Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal “Yalnızlık ve Kuşaklar”- Araştırmacı-Yazar, Tıp Doktoru Dr. Recai Yahyaoğlu; “Yalnızlığın Psikolojisi”Bireyler yalnız kalmaya zorlanıyor!Üsküdar Üniversitesi Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, 21. Yüzyılda birey ve toplum açısından yalnızlığın önemli bir kavram olduğunu, bu nedenle sempozyumda yalnızlık kavramının her yönüyle ele alınacağını kaydetti.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bugün daha çok teknolojiyi elinde tutan ulus-devletlerin her anlamda dünyanın geri kalanına “duvar ördüğü” siyasal bir eğilim geliştiğini belirterek “Korku, çıkarcılık ve güvensizlik duygusu temelinde ‘herkesin herkese düşman olduğu’ bir şeyleşme süreci toplumsallığı tehdit ediyor. “Kimsenin kimseyi sevmediği” bu ortamda bireylerin kötü, yanlış ve çirkin ilkelerin tecridi altında yalnız kalmaya zorlandığı anlaşılıyor. Velhasıl felsefi, içtimai, siyasi, iktisadi ve ruhi bir çerçevede “pare pare olmuş” bir dünya, toplum ve birey gerçekliği giderek mutlak bir hal alıyor” dedi.Yalnızlaş(tır)ma sürecine karşı muhtelif çareler aranıyorProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı, yalnızlaş(tır)ma sürecine karşı dünya çapında çareler arandığını belirterek “Bahsi geçen bu çok yönlü ve katmanlı yalnızlaş(tır)ma sürecine karşı muhtelif çareler de aranıyor. Yakın zamanda İngiltere’nin “Yalnızlık Bakanlığı” kurma girişimini siyasi anlamda olumlu bir örnek olarak görmek mümkün. Aynı şekilde birey ve toplumun “pozitif” yönlerini araştırarak ön plana alan psikolojik ve sosyolojik çalışmaların ortaya çıkması süreci de olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu türden çalışmaların yaygınlaşması, kendini veya başkasını tecrit etme temelinden yükselen yalnızlık hallerini bertaraf edebilir. Böylelikle bireyin kendisinde taşıdığı potansiyeli içselleştirerek toplumsallaşması için gerekli birçok olumlu değeri kapsayan “seçilmiş yalnızlık” hallerini de anlamak söz konusu olacaktır” dedi. Detaylı bilgi için: https://yalnizliksempozyumu.uskudar.edu.tr

04 KAS 2019

Prof. Dr. Havva Kök Arslan Amerika’da seminere katıldı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Turkish Association Community Center (TACC), Maryland’in daveti üzerine Diyanet Center of Amerika’da düzenlenen seminere konuşmacı olarak katıldı. Arslan, Maryland Türk toplumuna yönelik “Türk Dış Politikası ve Türkiye’nin Siyasi Öncelikleri” konularına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.100 kişilik bir katılımcı grubuna yönelik gerçekleştirilen seminerde, Türkiye büyükelçiliği diplomatlarının yanı sıra Maryland Türk toplumunun özellikle de kadın katılımcılarının ağırlıkta olduğu temsilcileri hazır bulundu. Türkiye’nin dış politikası konuşuldu Türkiye dış politikasına genel hatlarıyla değinilen seminerde, Osmanlı diplomasisinde izolasyon politikasının terkedildiği 1774 tarihi ile başlayıp ana hatlarıyla Atatürk dönemi, İsmet İnönü, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemi dış politikaları ile Türkiye’nin NATO’ya girişi, Avrupa Birliği ile ilişkileri ve son olarak 2003 yılından günümüze AK Parti dönemi dış politikası değerlendirildi.Seminer bitiminde Prof. Dr. Havva Kök Arslan Türkiye’nin son dönem dış politikası ve Suriye politikasına yönelik gelen soruları cevaplandırdı.Seminerde Amerikan Türk toplumunun bu konudaki hassasiyeti dile getirildi.

01 KAS 2019

Üsküdar Üniversitesi yazarları TÜYAP Kitap Fuarında…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri bu yıl 38’incisi TÜYAP Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Cemalnur Sargut söyleşi ve kitap imza programlarıyla okurlarıyla bir araya gelecek.Kaleme aldıkları kitaplarıyla milyonlarca okurun beğenisi toplayan Üsküdar Üniversitesi yazarları bu yıl da TÜYAP Kitap fuarında okurlarıyla buluşuyor. 2-10 Kasım arasındaki ziyaret edilebilecek fuarda; Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy,  Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Sultan Tarlacı ve Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut okuyucularıyla bir araya gelecek.Akademisyenlerimizin 38’inci TÜYAP Kitap Fuarı söyleşi ve imza programları:Prof. Dr. Tayfun Uzbay2 Kasım CumartesiDestek Yayınları16:00 Kitap İmzaCemalnur Sargut3 Kasım PazarNefes Yayınları13:00 Kitap İmzaProf. Dr. Sevil Atasoy9 Kasım CumartesiDoğan Kitap13:00 “ Çürük Elmalar & Masum Mahkûmlar” Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Nevzat TarhanTimaş Yayınları9 Kasım Cumartesi17:30 “Duygusal Boşluk” Söyleşi/Kitap İmzaProf. Dr. Deniz Ülke Arıboğan9 Kasım Cumartesiİnkılâp Kitapevi18:30 Kitap İmzaProf. Dr. Sinan Canan10 Kasım PazarTuti Kitap14:00 "Keşfeden beynim" Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Sultan Tarlacı10 Kasım PazarDestek Yayınları14:00 Kitap İmza

29 EKI 2019

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, o hayallerin kahramanı oldu

Şırnak’ın sınır ilçesi olan Ortasu Köyü Ortasu Ortaokulu’nda okuyan 31 öğrenci, öğretmenleri Ramazan Teker’in desteğiyle yazdıkları “21. Yüzyıl Bilim İdollerimiz” isimli kitapta hayalerini ve örnek aldıkları 31 bilim insanını anlattı. Öğretmenlerinin “Dünyanın En Güzel Çiçekler” diye nitelendirdiği öğrencilerin örnek aldıkları bilim insanları arasında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da yer alıyor.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Şırnak’ta öğretmenleri Ramazan Teker’in desteğiyle bir kitap yazan ortaokul öğrencilerinin kahramanı oldu.Kitapta gelecek hayallerini anlatan minik öğrenciler, kendilerine örnek olarak seçtikleri kahramanlara yer verdi. Öğrencilerden 13 yaşındaki Dilber Encu Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı, aynı yaştaki İklima Encu Prof. Dr. Sevil Atasoy’u, Keser Encu da Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ı idol olarak seçtiklerini anlattı. Öğrenciler, örnek aldıkları isimlerin özgeçmişlerine de yer verdi.Bu öğrenciler bugünün iyi insanları, yarının başarılı bireyleriÖğretmenleri Ramazan Teker de kitabın ortaya çıkış hikayesini şöyle anlattı:“Dört yıl önce baba nasihatiyle geldiğim bu sınır köyü okulunda öğrencilerimle beraber öğrendim iyi insan olmanın hayattaki her şeyden daha önemli, bütün bilgilerin ancak iyi insanların ellerinde yeryüzündeki her şeyin dostu olduğunu. Sonra sonra anladım insanı hayalerinin ayakta tuttuğunu. Bu mucize çocukların gözlerindeki ışığa değince anladım okulun ‘işe gidiyorum’ diye gelinen yer olmadığını. Hayalleri olan ve asla pes etmeyen öğrencilerin öğretmeni olma gururuyla yazdım bu satırları size. Tam 31 tane öğrencim de hayallerinin peşinden gitmiş ve başarmış, gurur tablomuz olan, yol gösteren, ufuk açan bize yeni kapılar aralayan 31 tane bilim insanımızın hayatlarını ve başarılarını merak edip araştırıp yazdılar. Bu öğrenciler bugünün iyi insanları ve iyi hayal kurucuları, yarının iyi insan ve başarılı bireyleri. Çünkü biliyorum yeni şeyler çıkacak, yeni bir dünya yaratılacak azim ve cesaretin olduğu yerlerden.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı kendini dünyaya kanıtladığı için idol aldımÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı idol aldığını ve öğretmen olmak istediğini belirten 13 yaşındaki Dilber Encu, kitapta şu satırları kaleme aldı:“Merhaba ben Dilber Encu. 25 Aralık 2006 tarihinde Şırnak Uludere Ortasu Köyü’nde dünyaya geldim. 13 yaşındayım. Ortasu Ortaokulu 8. Sınıf öğrencisiyim. En büyük korkum Allah korkusudur. Hayalim olan meslek öğrencilerin bir şeyleri bilmesi ve kendilerine iyi bir gelecek hazırlamalarına yardımcı olmak için öğretmen olmak istiyorum. Babam da bu konuda beni çok destekliyor ve öğretmen olmak istiyorum.Köyümüz şirin bir yerdir ve sakindir. Sabahları beni derenin sesi ve kuşların cıvıltısı uyandırır. Her sabah bu yüzden zinde bir şekilde uyanır, bunun için şükrederim. Yerine göre başarmak için hırs yaparım. Benim kendime idol aldığım bir bilim insanı var ve kendini dünyaya kanıtlamış bir isim: Nevzat Tarhan. Eğer siz de kendinize, ailenize, ülkenize ve bütün canlılara faydalı birer insan olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken Nevzat Tarhan gibi çok çalışmak ve hayallerinize inanmaktır. Ben inanıyorum. Siz de inanın!”Dünyanın örnek aldığı, idolüm bilim insanı: Sevil AtasoyÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’u örnek aldığını belirten 13 yaşındaki İklima Encu da kitapta hayallerini şöyle anlatıyor:“Merhaba ben İklima Encu. 1 Haziran 2006 tarihinde Şırnak Merkez’de dünyaya geldim. 13 yaşındayım. Şırnak Uludere Ortasu Köyü’nde yaşıyorum. Köyümüz büyük dağlarla kaplı yemyeşil bir yerdir. 7. Sınıf öğrencisiyim. Derslerime çok çalıştığım ve iyi dinlendiğim için başarılı biriyim. Hayattaki en büyük korkum ailemi kaybetmektir ve onları bir daha görememektir çünkü onları çok seviyorum. Hobilerim basketbol oynamaki futbol oynamak, gezmek, koşu yapmak gibi eğlenceli şeylerdir. Herkesin hayatta kendine özgü hayalleri vardır, elbette benim de var. İlerideki hayalim başarılı bir doktor olup yeni bir hayata başlamak, hayatlar kurtarmaya vesile olmaktır. Bunun için çalışıyorum, çalışmaya da devam edeceğim. Yeni yerler gezip görmek ve yaşamak istiyorum.  Evet köyümden ayrılmak epey zor olacak ama benim için hayallerim daha önemli! Hayallerimin peşinden her zorluğa göğüs gerip koşmaya devam edeceğim. Aslında benim de kendime örnek aldığım, dünyanın saygınlığını kazanmış bir bilim insanı var. Onun gibi büyük başarılara imza atmak ve başarılı olmak için ne yapmak gerekiyorsa ben de hazırım. Dünyanın örnek aldığı, idolüm bilim insanı: Sevil Atasoy. Eğer siz de kendinize, ailenize, ülkenize ve bütün canlılara faydalı birer insan olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken Sevil Atasoy gibi çok çalışmak ve hayallerinize inanmaktır. Ben inanıyorum. Siz de inanın!”Deniz Ülke Arıboğan’ı dünya tanıyor, saygı duyuyor, idol alıyor Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ı idol olarak seçtiğini belirten 13 yaşındaki Keser Encu da duygularını şöyle anlattı:“Merhaba ben Keser Encu, şimdi size kendi hayatımdan bahsetmek istiyorum. Ben 2 Eylül 2006 tarihinde Şırnak Uludere Ortasu Köyü’nde dünyaya geldim. Köyümüz minik ama tatlı bir yerdir. Her yerinde dağlar, yeşillikler ve dereler vardır. Sizin de görmenizi çok isterim. Yeşil gözlü, sarışın, 48 kilo ve 1.55 boyunda arkadaşlarıyla iyi geçinen, kitap okumayı, ders çalışmayı ve voleybol oynamayı seven hayalleri olan bir kızım. En sevdiğim renk kırmızıdır. Yılandan ve örümceklerden çok korkarım. Benim en büyük hayalim doktor olmak ancak sahnede olmayı da çok seviyorum. Tiyatrocu olmayı da çok istiyorum. Okulumuzda kurulan ‘Dünyanın Bütün Çiçekleri’ isimli tiyatro ekibinde beşinci sınıftan beri yer alıyorum. İki farklı oyun sergileme imkanı bulduk ekibimizle beraber çeşitli şehir ve üniversitelerde.Hayallerime ulaşmak için çok çalışacağım ve çabalayacağım. Ailemle vakit geçirmeye ve onlarla pikniğe gitmeye bayılıyoum. İnandığım yolda başarıya ulaşmak için elbette benim de idol aldığım bir bilim insanı var. Onu dünya tanıyor, saygı duyuyor, idol alıyor. Bence siz de bu harika bilim kadınını tanımalısınız: Deniz Ülke Arıboğan. Eğer siz de kendinize, ailenize, ülkenize ve bütün canlılara faydalı birer insan olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken Deniz Ülke Arıboğan gibi çok çalışmak ve hayallerinize inanmaktır. Ben inanıyorum. Siz de inanın!”

10 EKI 2019

İslam Ülkeleri Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Deklarasyonu’nu bir Türk bilim insanı hazırladı

Fas’ın başkenti Rabat`ta 2-3 Ekim 2019 tarihlerinde toplanan İslam Ülkeleri Çevre Bakanları, “Çevrenin Korunmasında ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Elde Edilmesinde Kültürel ve Dini Rollerin Geliştirilmesine İlişkin Rabat Deklarasyonu” kabul etti. Deklarasyonu hazırlayan 2 bilim insanından biri olan Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, üniversitelerin görevinin toplumsal sorunlara bilimsel çözümler üretmek ve bunları sunmak olduğunu söyledi.Kenya’nın başkenti Nairobi’de Mart ayında yapılan BM Çevre Konferansı’nda, İslam ülkeleri çevre bakanlarından “Çevrenin Korunmasında ve Sürdürülebilir Kalkınma” konusunda bir strateji belgesi hazırlamaları istendi. Bu görev Müslüman ülkelerin UNESCO’su olarak bilinen İslami Eğitim, Bilim ve Kültürel Organizasyonuna (ISESCO) verildi.Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Özdemir’e görev verildiISESCO’da Nairobi BM Çevre Toplantısına katılan ve çevre konusundaki çalışmaları ile tanınan Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir ile Endonezya Milli Üniversitesi’nden Dr. Fachruddin M. Mangunjaya söz konusu belgeyi hazırlamakla görevlendirdi.60 sayfalık strateji belgesi hazırlandıTitiz ve yorucu bir çalışma ile hazırlanan 60 sayfalık strateji belgesi, ISESCO`ya teslim edildi. Strateji belgesinde İslam ülkelerindeki mevcut durum özetlenerek çevre ve sürdürülebilir kalkınma konusunda kültürel ve dini değerlerin öne çıkarılarak bir strateji dahilinde çalışmanın önemi vurgulandı.Müslümanlar çözümün parçası olmak istiyorRabat`ta 2-3 Ekim 2019 tarihlerinde toplanan İslam Ülkeleri Çevre Bakanları toplantısına sunulan strateji belgesi kabul edildi. Böylece Üsküdar Üniversitesi İslam ülkelerinin çevre politikalarında ve sürdürülebilir kalkınma planlarında önemli bir katkı yapmış oldu. Deklarasyonda özetle şu mesaj verildi:“Biz Müslümanlar dünyamızın, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği için endişeliyiz. Zaman azalıyor. Bizim dinimiz Allah’ın tüm yarattıklarını korumamızı salık veriyor. Bu hepimizin ortak problemi. Tüm inanç mensupları olarak tek bir dünyayı paylaşıyoruz ve biz Müslümanlar çözümün bir parçası olacağız.”Konferansta öne çıkan önemli noktalar ise şöyle oldu:Üye devletlerin uluslararası sürdürülebilir kalkınma gündemlerini destekleme konusundaki politik taahhüdünün uluslararası kabul edilmiş ilkeler ve referans çerçeveleri doğrultusunda yenilenmesi;Kültürel ve doğal özelliklere dikkat ederek sürdürülebilir kalkınmaya yönelik tüm ulusal ve uluslararası çabaları kullanmak;Siyasi iradenin bu alandaki herhangi bir başarının ön şartı olduğunu göstermek;Finansal ve teknik yükümlülüklerin yerine getirilmesi;Sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün bu alanda hayati bir rol üstlenmeleri;Katılımcılar ayrıca uluslararası topluma “Çevre ve sürdürülebilir kalkınma altyapısının yıkılması, mülteci sayısı ve akışının artması ve tarihi eserlerin imha edilmesi ile sonuçlanan iç savaşları, işgal ve çatışmaları sona erdirme çabalarını bir araya getirme” çağrısında bulundu.Prof. Dr. İbrahim Özdemir: “Üniversitelerin görevi, sorunlara çözüm üretmektir”Deklarasyonu hazırlayan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, üniversitelerin önemli bir görevinin toplumsal sorunlara bilimsel çözümler üretmek ve bunları sunmak olduğunu belirterek “Meslek hayatımın önemli bir kısmı çevre çalışmaları ile geçti. Çevre felsefesi ve ahlakı konusunda yıllarca ders verdim. Dünyanın birçok yerinde yapılan toplantılara katıldım. Ancak bu deklarasyonu hazırlanmak benim için çok anlamlı.  Müslüman ülkelerdeki çevre politikalarının belirlenmesinde ve sürdürülebilir bir gelecek için mütevazı bir katkımız olacaksa, bunun onur ve mutluluğu bize yeter” dedi.İki üniversitenin bu belgeyi hazırlamasının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Üsküdar Üniversitesi’nin bu ve benzeri çalışmalar ile toplumu aydınlattığını, gelecek nesillere karşı da görevini yapmaya çalıştığını ifade ederek şunları söyledi:“Çağdaş üniversitelerin bir görevi de toplumu tehdit eden sorunları –ekonomik, siyasi ve çevresel- önceden sezmek ve bunlara çözüm(ler) üretmektedir” dedi. Günümüzde tabiattaki biyolojik zenginlik ve çeşitlilik tehdit altında olduğu gibi, kültürel ve dini çoğulculuk sonucu olan farklılıklarımız da tehdit altındadır. İnsanlık için bir zenginlik olan bu olguya, bilgi temelli ve karşılıklı diyalog ekseninde birlikte yaşama çerçevesinde çözüm bulunamadığı takdirde aynı olgu sosyal patlamalara, çatışmalara ve trajedilere sebep olmaktadır. Bundan hareketle, çağdaş bir üniversite bu sorunları görmezden gelemez. Dahası üniversite sadece piyasaya nitelikli iş gücü sağlamak ve ekonominin motor gücü olma görevini yapmakla bu sorumluluğundan kurtulamaz.”Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Ağustos 2017`te ilan edilen İslam İklim Değişikliği Deklarasyonunu hazırlayan ekipte yer almıştı.

09 EKI 2019

2019-2020 akademik yılı oryantasyon programları sona erdi

Üsküdar Üniversitesinin 2019-2020 akademik yılında Üsküdar Üniversitesini kazanan öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında öğrencilere bilgi verildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda Tıp, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü de öğrencilerle tanışarak birimlerini tanıttı.

04 EKI 2019

Oxford Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi Dünya Barışı İçin Adımlar Atıyor

Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezi, 1-3 Ekim 2019 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi’nde çeşitli iş birliği toplantılarına katıldı. İki kurumun ortak çalışmalar yürütmesine ilişkin görüşmeler yapıldı. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde tamamlanan TURBAHAR (Türkiye Bağımlılık Risk Profili ve Ruh Sağlığı Haritası) çalışmasının koordinatörleri Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, projenin çıktılarından oluşan “Türkiye Duygu Haritası ve Politik Yansımaları” başlıklı bir sunum yaptı. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da katıldığı programda Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ise Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezinin son bir yılda yaptığı araştırmalardan bahsetti.Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezi, 1-3 Ekim 2019 tarihleri arasında Oxford Üniversitesi’nde çeşitli iş birliği toplantılarına katıldı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Danışmanı ve Politik Psikoloji Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Uygulamalı Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’dan oluşan ekip, Harris Manchester College bünyesindeki Center for the Resolution of Intractable Conflict (CRIC)’in davetlisi olarak toplantılarda yer aldı.“Hibrit Savaşlar Çağında Şiddet İçermeyen Direniş Doktrini” temalı üç günlük konferansta Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezinin son bir yılda yapmış olduğu araştırmalardan ve önümüzdeki yıl için planladığı çalışmalardan bahsetti.İlgiyle dinlenen Prof. Dr. Arıboğan, Mayıs 2020’de ikincisi gerçekleştirilecek olan Üsküdar Üniversitesi Uluslararası Politik Psikoloji Sempozyumu’nu da duyurarak alanda çalışan önemli uluslararası isimleri sempozyuma davet etti. Arıboğan, halen merkez bünyesinde yürütülmekte olan Psikopolitik Güvendelik Anketi çalışması ile ilgili bilgiler verdi.Türkiye’nin Ruh Sağlığı Haritasını sundularSempozyum kapsamında Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde tamamlanan TURBAHAR (Türkiye Bağımlılık Risk Profili ve Ruh Sağlığı Haritası) çalışmasının koordinatörleri Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, projenin çıktılarından oluşan “Türkiye Duygu Haritası ve Politik Yansımaları” başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerindeki baskın duyguların, o bölgelerdeki politik tercihlerle ilişkisini inceleyen araştırma bulguları katılımcılarca büyük ilgi gördü.Oxford Üniversitesi ile iş birliği toplantısı gerçekleştirildiÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Politik Psikoloji Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Oxford Üniversitesi St. Benet’s Hall Direktörü Prof. Richard Cooper ile iş birliği toplantısında bir araya geldi. İki kurumun ortak çalışmalar yürütmesi konusunda yapılan iş birliği toplantısı sonunda Prof. Cooper’a Üsküdar Üniversitesi plaketi takdim edildi. 

23 EYL 2019

Üsküdar Üniversitesi Akademisyenleri Bilim İletişim Zirvesi’nde buluştu

Üsküdar Üniversitesi bilimsel desteğiyle BİAKADEMİ tarafından “İnsanın Anlam Arayışı” temasıyla düzenlenen ‘Bilim İletişim Zirvesi’nde Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri konuşmacı olarak yer aldı. “İnsan, karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan “Anlamın Parçası Olarak İnsan” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Prof. Dr. Canan, geçmişten günümüze insanın canlılar arasındaki en garip varlık olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Yaşamları boyunca canlılardan beklenen üç şey var. Beslen, hayatta kal ve üre... Ama bunlar insana yetmiyor. İnsan bir türlü doymak bilmiyor. Dünya üzerinde insandan başka karnı doyunca arıza çıkaran canlı göremezsiniz.” “Anlam arayışı insanlığın en kadim sorunu” Tarih boyunca insanlığın hep bir anlam arayışı içinde olduğunu vurgulayan Canan, “İnsanın anlam arayışı insanlığın en kadim sorunudur. Bilimde ciddi bir sınırlılığımız var. İleriye gidemiyoruz, ama gideceğiz” şeklinde konuştu. “Ölüm bilinci hayata anlam katıyor”Canan, insan dışında hiçbir varlıkta ölüm bilincinin olmadığını dile getirerek “Öleceğimizi biliyor olmak hayatımıza anlam katıyor. Sonu bilmemek herkesi yorar. Dünyada herkesin ölmeden önce yapmak için çabaladığı şeyler var” dedi. “Evlilik aşkı öldürmez”Zirvenin sonraki konuşmacısı olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan ise “İnsanın Anlam Arayışı: Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli?” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Doç. Dr. Doğan, konuşmasının başlangıcında alışma sonucu olaylardan ve durumlardan alınan hazzın giderek azalması durumu olarak tanımlanan hedonik adaptasyona dikkat çekti: “Yaşamımızın her alanında hedonik adaptasyon var. Evlilik de hedonik adaptasyona uğrar. Zaman geçtikçe duygular azalır. Aşkı öldüren evlilik değil, hedonik adaptasyondur.” dedi.“Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür”Anlam arayışının insan varoluşunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Doğan; “Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür. İnsan varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan aynı zamanda dünyadaki var olan şeylere anlam verebilen ve anlam üretebilen tek canlıdır. İnsanın anlam arayışının sonucunda spor, bilim gibi pek çok şey üretilmiştir ifadelerini kullandı. “Tutkulu aşk tehlikelidir”“Aşkın sosyolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan ise aşkın otoriteler tarafından çok sevilmediğine değinerek “Tutkulu aşk tehlikelidir. Çünkü tutkulu aşk kişiyi sosyal hayatından, ailesinden ve işinden soyutlayabilir. Bu yüzden tehlikelidir” şeklinde konuştu.“Aşk evrensel bir olgudur”Geçmişten bugüne tüm toplumlarda aşk kavramının olduğunu belirten Erdoğan, zaman ve mekân değiştikçe aşkın şekil değiştirdiğini vurgulayarak “Aşk evrensel bir olgudur. Zaman veya mekân fark etmeden tüm toplumlarda aşk kavramını görmek mümkün. Aşk sadece şekil değiştirir.” dedi.“İnsan beyni hazza odaklıdır”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Kadın Beyni, Erkek Beyni” başlıklı sunumunda insan beyninin genel olarak hazza odaklı olduğunu vurguladı. Uzbay, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İnsan beyni haz ve konfor odaklıdır. Haz ve konfor alışkanlık yapar. İnsan, konforlu ortamdan daha az konforlu bir ortama girdiğinde ortama adapte olamaz.” “Sağ beyin/ sol beyin ayrımı yapmak yanlıştır”Günümüzde yaygın bir anlayış olan “Erkekler sol beyinli, kadınlar sağ beyinlidir.” Anlayışının yanlış olduğunun altını çizen Uzbay, “Erkekler mantık odaklı, analitik odaklı, objektif, liderlik anlayışına sahip oldukları için sol beyinli olarak kabul görürken kadınlar duygu odaklı, sezgisel ve empatik olduğu için sağ beyinli olarak kabul görmekte. Ama bu yaygın anlayış tamamıyla yanlış. Kadınlar da erkekler de gereken durumlar da hem sağ beyinlerini hem de sol beyinlerini kullanabiliyor.” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından BİAKADEMİ Kurucusu Dağhan Rasim Işık, konuşmacılara hediyelerini takdim etti.   

20 EYL 2019

Okulda başarının anahtarı, evde konuşulan dil

Evde konuşulan zengin dil, çocuğun okul başarısı ve eğitim hayatını olumlu etkiliyor. Uzun ve düzgün cümleler kuran, konuşmalarında soyut ifadeler bulunan ebeveynleri olan çocukların, okulda daha başarılı olduğunu belirten uzmanlar, ailelerin çocukla iletişim kurarken mümkün olduğunda açıklayıcı ifadeler kullanmalarını tavsiye ediyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan, ev ortamında konuşulan dilin zenginliği ve içeriğinin öğrencilerin tüm okul hayatındaki başarılarını etkilediğine dikkat çekti.Zengin kelime dağarcığı kullanılıyorEbeveynleri soyut ifadelerin yer aldığı, uzun ve düzgün açıklayıcı cümleler konuşabilen çocukların diğer arkadaşlarına göre eğitim hayatında çok daha başarılı olduklarını kaydeden Doç. Dr. Barış Erdoğan “Yapılan araştırmalar eğitim hayatında başarılı olan öğrencilerin evlerinde ebeveynlerin başarısız çocukların ailelerine göre çok daha fazla farklı kelime kullandığını ortaya koymaktadır. Bu ebeveynlerin bol bol sıfatlarla ve soyut ifadelerle konuşmalarını zenginleştirdikleri, çocukların sorduğu sorulara onların meraklarını geliştiren yanıtlar verdiği görülmektedir” dedi.Eğitim düzeyi düşük ailelerde kodlar zayıfBuna karşılık özellikle eğitim düzeyi düşük olan ailelerde çocukla konuşulurken kalıp yargılı ifadelerin sık kullanıldığını ve soyut düşüncelerin çok az dile getirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Barış Erdoğan, “Eğitim düzeyi düşük ailelerde genellikle bitmemiş ve yapısal bakımdan zayıf tümceler kullanılıyor. Duygu ve düşünceler tam olarak anlatılamıyor. Duygu ve düşünceler, daha çok el kol hareketleri ile anlatılıyor” dedi.Kısıtlı yanıtlar, çocuğu kısıtlıyorBu zayıf kodlar içinde yetişen çocukların evde ebeveynlerine sorduğu sorulara “Yasak, senin aklın ermez, işte böyle” gibi ifadelerle kısıtlı yanıtlar aldığını kaydeden Doç. Dr. Barış Erdoğan, bu durumun çocuğun gelişimini etkilediğini kaydederek “Bu nedenle hayat hakkında karmaşık kodda ustalaşmış eğitimli ailelerin çocuğuna göre, zayıf kodlarla yetişen çocuklar hem daha az bilgilenmekte hem de daha az meraklı olmaktadırlar” dedi.Okuldaki dili anlamak zorlaşıyorÇocuğun öğretimde kullanılan, soyut ve duygu içermeyen dile karşılık vermekte zorlandığını kaydeden Doç. Dr. Barış Erdoğan, “Öğretmenin kullandığı dil, bu sefer çocuğa anlaşılmaz geliyor. Çocuk öğretmenin kullandığı karmaşık, soyut ifadelerle dolu dili kendine göre yorumlamaya çalışıyor ama doğru yorumu yapmakta başarısız olabiliyor. Çocuğun sınavlarda kullandığı dilsel ifadeler zayıf kalıyor, öğretmenleriyle ve okul idarecileri ile adeta bir başka dil kullanıyor, bol bol iletişim kazaları yaşıyor, disiplin sorunları da ortaya çıkıyor. Çocuk kendini aynı kelimelerin farklı anlamlarda konuşulduğu yabancı bir ülkede gibi hissediyor. Bir an önce oradan kurtulmak istiyor. Bu çocuklar ezbere dayanan eğitimde daha az zorlanırken, modern eğitim metotlarında zorlanmakta genelleme ve soyutlama içeren kavramsal ayrımları yakalamada büyük sorunlar yaşayabilmektedir” diye konuştu.Çocukla konuşurken açıklayıcı ifadeler kullanılmalıDoç. Dr. Barış Erdoğan ailelerin çocukların akademik başarısı için onlarla konuşurken mümkün olduğunca açıklayıcı ifadeler kullanmaları ve emir kiplerinden kaçınmaları gerektiğine dikkat çekti.Çocukların hayal gücü zenginleştirilmeliEbeveynlerin çocuklarına daha fazla halk hikâyeleri, destanlar, masallar, Doğu ve Batı mitolojisinden eserler okumaya teşvik ederek onların hayal güçlerinin zenginleşmesine, soyut düşünme kabiliyetlerinin gelişmesine katkı sağlayabileceklerinin altını çizen Doç. Dr. Barış Erdoğan, “Soyut düşünebilen bireyler hem eğitim alanında başarılı olurlar hem de iş hayatında taklitçi değil yenilikçi olurlar” dedi.

13 EYL 2019

2’nci sınıfta başladı şimdi dünyayı giydiriyor…

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Melike Çengel, özgün tasarımlarıyla adını dünyaya duyuruyor… Henüz 2’inci sınıfta kendi çizim ve kesimleriyle adım attığı giyim dünyasında onu şimdi dünya tanıyor.  Genç girişimci Üsküdar Haber Ajansı muhabiri Şüheda Damgacı’nın sorularını yanıtladı.Üsküdar Üniversitesinde aldığı “Girişimcilik ve Proje Kültürü” dersinin ardından tekstil ve tasarım dünyasına adım atan Melike Çengel ile girişimcilik serüveni ve markalaşma hikâyesi üzerine konuştuk.“Girişimcilik ve Proje Kültürü dersini aldıktan sonra bu işe adım attım”Kendinizden, serüveninizden bize biraz bahsedebilir misiniz?Tekstilcilik benim aile mesleğim. Babadan geliyor. Biz de kardeşlerimle birlikte hep dükkânlarda büyüdük. Okuldan çıkıp hep dükkâna giderdik. Hep çok çalışarak büyüdüğü için üniversiteye geldiğimde sadece okula gelip gitmek bana kendimi çok boş hissettirmeye başlamıştı. Yoğun bir tempoya alışmıştım. Sonrasında ilk olarak şal satmaya başlayarak ticarete adım attım aslında. Satışa ilk olarak yakın çevremdeki arkadaşlarımla başladım. Yaptıklarım arkadaşlarımca çok beğeniliyordu. Bunların üstüne 2’nci sınıftayken “Girişimcilik ve Proje Kültürü” dersi aldık. Bu dersin hocası Dr. Nebiye Yaşar hocamız final ödevi olarak bizden bir proje tasarlayıp kendi markamızı kurmamızı istedi. Ben de zaten ufak ufak bu işlerin içinde olduğum için, yaptığım işi sadece proje haline getirerek kâğıt üzerinde hocama sundum. Girişimcilik ve Proje Kültürü dersini aldıktan sonra bu işe adım attım. Yaptığım proje Nebiye hocanın da çok hoşuna gitti. Ama benim cesaretim yoktu. Çünkü ailem Afyonkarahisar’da yaşıyor. Ve ben İstanbul’da tek başımaydım. Aynı zamanda Psikoloji bölümü öğrencisiydim ve bölümüm de oldukça zordu. Sonrasında hocamın ve arkadaşlarımın desteğiyle bir tane elbise çıkarttım. Ve çok beğenildi. İlk satışımı o elbiseyle yaptım. Sonrası da bu şekilde devam etti. Şuan 200’ü aşkın özgün ürünüm var.”“Kıyafete sadece etiketi için para vermek istemiyordum”Kendi tasarladığınız kıyafetleri mi giyiyorsunuz? Henüz markamı oluşturmadan önce de dışarıdan kıyafet almak benim çok zoruma gidiyordu. Çünkü az da olsa sektörün içindeydim. Kumaşın kalitesini, maliyetini her şeyini biliyordum ve sırf etiketi için bir kıyafete ederi olmayan bir parayı vermek istemiyordum. Kendi giyeceğim kıyafetleri de kendim dikmeye çalışıyordum.“Şu anda benimle birlikte çalışan sekiz kişi var”Markalaşma serüveninizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?Ben markamı kurarken hiç bu yerlere gelebileceğimi düşünmemiştim. Yaşım daha çok genç ve sektörde çok fazla beni yaptığım işleri yapan kişi var. Benim onlardan öne çıkmam gerek diye düşündüm hep. Üniversite 3’üncü sınıftayken birinci atölyemi açtım, orası yetmeyince ikinci atölyemi ve ardından da showroomumu açtım. Şu anda markamın adı altında benimle birlikte çalışan sekiz kişi var. Benimle çalışmak isteyen çok saygın markalar da var” ifadelerini kullandı.“Sektörde ilerlememin en büyük etkeni sosyal medya”Aslında büyümeniz çok da uzun sürede olmadı. Bunu bu kadar hızlı nasıl başardınız?Bunda sosyal medya platformları çok etkili oldu doğrusunu söylemek gerekirse. Şu anda sosyal medya diye bir gerçek var. Hiçbir şeyin gerçek olmadığı fakat her şeyin de bir o kadar gerçek olduğu bağımsız bir dünya. Benim bu kadar ilerlememdeki en büyük etkenlerin en başında da sosyal medya geliyor. Ailem bu işi ilk yapmaya başladığımda bana çok destek olmadı. Çünkü onlar da işin içindeydi ve zorluklarını biliyorlardı. Ama ben sosyal medyadaki takipçilerimden her zaman çok destek gördüm. Hiçbir kan bağımın olmadığı insanlar benim ürünlerimi beğendi ve sonra da satın aldı.“Hedeflerim arasında yurtdışında showroom açmak var”‘Melike Çengel’ markasının bundan sonraki hedefleri ne? Benim bundan sonraki hedefim yurtdışına açılmak. Çünkü Türkiye’de benim yaptığım işi yapan çok insan var. Ben yurtdışında özellikle tesettür modasının eksik olduğunu düşünüyorum. Şu anda da ürünlerimi Almanya, Viyana, İran, Irak, Katar gibi ülkelere gönderiyorum. Asıl amacım yurtdışında da bir showroom açmak.Çengel, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı ziyaret ettiÖte yandan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile de rektörlük makamında bir araya gelen Melike Çengel, başarı öyküsünü ve projeleri hakkında Tarhan’a da bilgi verdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Çengel’e başarı dileklerini sundu.Hatıra fotoğrafı çekiminin ardından görüşme sona erdi.Röportaj: Şüheda Damgacı

09 EYL 2019

Yılın ilk dersi Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’dan…

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Mümtaz Soysal Sosyal Bilimler Lisesinin ilk ders konuğu oldu. Arıboğan, “Duvar” konulu konuşma gerçekleştirdi.İstanbul Bahçelievler Prof. Dr. Mümtaz Soysal Sosyal Bilimler Lisesi’nde gerçekleştirilen konferansa öğretmen, öğrenci ve veliler büyük ilgi gösterdi.Konuşmasının ardından Arıboğan, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

09 EYL 2019

İntiharların önlenmesinde “pozitif psikoloji” etkili olabilir

Tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülen intiharın önlenmesinde pozitif psikoloji yöntemlerinin etkili olabileceğini belirten uzmanlar, bireyin umut düzeyini, sosyal desteğini, öz-saygısını, psikolojik sağlamlığını ve genel olarak iyi oluş düzeyini artırarak intiharla ilgili risk faktörlerinin elenebileceğine dikkat çekiyor. Pozitif psikoloji alanında çalışmalar yapan Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Umut önemli düzeyde öğrenilebilir ve artırılabilir bir özelliktir. Aynı durum affedicilik, iyimserlik, psikolojik sağlamlık ve öz-saygı için de söylenebilir. Tüm bu özellikler geliştirilebilir, bu sayede de intiharın önemli düzeyde önüne geçilmesine yardımcı olunabilir” diyor.Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan, 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İntiharın tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Doç. Dr. Tayfun Doğan, 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü vasıtasıyla, toplumun, kurumların ve tüm bireylerin intihara karşı farkındalıklarını artırmanın amaçlandığını söyledi.İntihar oranları artış gösteriyorDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada her 40 saniyede bir intihar girişiminin ölümle sonuçlandığını; son 45 yılda intihar oranının % 60 civarında artış gösterdiğini belirten Doç. Dr. Tayfun Doğan, “İntihar tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk 10 neden arasında yer almaktadır. Yine dünyada her yıl yaklaşık olarak 1 milyon kişi intihar sonucu hayatını kaybetmektedir. Daha üzücü olanı ise intihar oranları her geçen yıl daha da artmaktadır. İntiharla ilgili olarak, sağlık kurumlarında, okullarda, hastanelerde ve farklı iş yerlerinde alınacak önlemler ve artırılacak farkındalık intihar oranlarının düşürülmesine yardımcı olacaktır” diye konuştu.Pozitif psikoloji yöntemleri önlemede etkili olabilirİntihar nedenlerinin çok boyutlu bir şekilde ele alınması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Tayfun Doğan, intiharların önlenmesinde pozitif psikoloji alanından yararlanılabileceğini belirterek “İşin genetik ve biyolojik nedenleri olduğu kadar psiko-sosyal boyutları da söz konusudur. İntihar için risk faktörlerine baktığımızda, ailesel ve genetik faktörler, ruh sağlığı bozukluklarının olması, zorlu yaşam olayları (travmatik deneyimler), çocukluk çağı travmaları, cinsel ve fiziksel istismar, fiziksel hastalıklar, alkol ve uyuşturucu kullanımı, ekonomik sorunlar, yalnız yaşama ve sosyal destek eksikliği, umutsuzluk ve anlamsızlık duyguları gibi pek çok faktörün olduğunu görmekteyiz. Bu risk faktörlerini göz önünde bulundurarak intiharı önlemek için birçok girişimde bulunulabilir. Hâlihazırda yapılanlara ek olarak pozitif psikoloji müdahaleleriyle de intiharı önleme adına önemli işler yapılabileceğini düşünüyorum” dedi.Pozitif psikoloji, sağlık modelini temel alıyorDoç. Dr. Tayfun Doğan, pozitif psikolojinin, insanların olumlu ve güçlü özelliklerine odaklanan; hayatı yaşamaya değer kılan şeylerin neler olduğu konusunda araştırmalar yapan; bireylerin yaşam kalitelerini, sevinçlerini ve mutluluklarını artırmaya çalışan görece yeni bir psikoloji akımı olduğunu belirterek şunları söyledi:“Pozitif psikolojinin çalışma konuları, mutluluk, iyi oluş, hayatın anlamı, affedicilik, umut, iyimserlik, öz-saygı, psikolojik sağlamlık, şükran duyma gibi konularla ilgilenir. Psikoloji biliminin uğraş alanını büyük ölçüde normal dışı davranışlar ve ruh sağlığı bozuklukları oluşturmuştur. Bundan dolayı psikoloji alanında, sorun çözmeye odaklı bir anlayış ön planda olmuştur. İnsanların olumlu-güçlü özelliklerini, potansiyellerini inceleme ve araştırma ise büyük oranda ihmal edilmiştir. Pozitif psikoloji, bireylerin olumsuz, eksik ve sorunlu yönlerinden çok, olumlu özelliklerine, güçlü yanlarına ve erdemlerine odaklanan bir yaklaşımdır. Bu haliyle de geleneksel psikolojinin kullandığı “hastalık modeli ”ne karşılık, “sağlık modeli”ni temel alır. Bu doğrultuda pozitif psikolojinin amaç ve işlevleri, yaşamı değerli ve yaşanmaya değer kılacak şeyleri araştırmak, insanların olumlu ve güçlü özelliklerine odaklanarak bunları geliştirmek, öznel ve psikolojik iyi oluşu ve yaşam sevincini geliştirmeye çalışmak ve önleyici işleviyle bireylerin ruhsal sorunlar yaşamalarının önüne geçebilmektir.”Umut, öğrenilebilir bir özelliktirPozitif psikolojinin insanların olumsuz duygularını ya da yaşamdaki acılarını yok saymadığını, bunları gerçekçi bir şekilde ele aldığını ancak bunlarla baş etme konusunda kendi enstrümanlarını kullanmaya çalıştığını belirten Doç. Dr. Tayfun Doğan, şunları söyledi:“Öncelikle pozitif psikolojinin en önemli işlevlerinden birisi ‘önleyicilik’ işlevidir. Yani sorunlar çıkmadan önce bunları önlemeye yönelik faaliyetlerdir. Bu anlamda intiharla ilgili elimizde çok ciddi araştırma bulguları vardır ve intiharla ilgili risk faktörlerini büyük oranda biliyoruz. Bireyin umut düzeyini, sosyal desteğini, öz-saygısını, psikolojik sağlamlığını ve genel olarak iyi oluş düzeyini artırarak bu risk faktörlerini eleyebiliriz. Örneğin umutsuzluk ve çaresizlik, intihar vakalarında anlamda önemli risklerden birisidir. Ancak biz bugün pozitif psikoloji araştırmaları sayesinde biliyoruz ki, umut önemli düzeyde öğrenilebilir ve artırılabilir bir özelliktir. Aynı durum affedicilik, iyimserlik, psikolojik sağlamlık ve öz-saygı için de söylenebilir. Hatta bunlara sosyal ve duygusal zekâyı da ekleyebiliriz. Tüm bu özellikler geliştirilebilir ve bu sayede de intiharın önemli düzeyde önüne geçilmesine yardımcı olunabilir.”Anlamsızlık salgınına karşı pozitif psikolojiModern çağda intiharın önemli nedenlerinden birisinin “anlamsızlık” salgını olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Pozitif psikoloji bu noktada da, insanın anlam arayışı ile ilgili çalışmalar yaparak, anlamlı bir yaşamın nasıl olacağını ya da hayatı yaşamaya değer kılacak şeylerin neler olabileceğini ortaya koymaya çalışır. Anlamlı bir yaşamı olan ve hayat amaçları belirgin olan bir birey intihardan da uzak olacaktır” dedi.Anlam arayışı insanın en temel meselelerinden biridirAslında psikolojinin cevabını aradığı şeyin “anlamlı bir yaşam”ın nasıl olacağı sorusu olduğunu belirten Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Nasıl yaşarsam anlamlı ve iyi bir yaşam sürmüş olurum? Eğer bu sorulara bireysel olarak doyurucu cevaplar verebiliyorsak ruh sağlığı açısından çok avantajlı bir konumdayız diyebiliriz. İnsan anlam arayan bir canlıdır. Anlam arayışı, insan varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır ve yalnızca insana özgüdür. Ancak insan aynı zamanda dünyadaki var olan şeylere anlam verebilen ve anlam üretebilen de tek canlıdır. Dolayısıyla anlam arayışı konusu insanın en temel meselelerinden birisidir. Diğer canlılar için böyle bir durum söz konusu değildir. Nitekim yaşanan varoluşsal boşluk ve anlamsızlık başta depresyon ve anksiyete olmak üzere pek çok normal dışı davranışa ya da ruhsal rahatsızlığa kaynaklık edebilir. Eğer kişi anlamsızlık duyguları içindeyse kendisini boş, öfkeli, kaygılı ve huzursuz hissedecektir. Nitekim bu durumu, psikoloji alanının önemli isimlerinden Carl G. Jung, “Nevroz anlamını bulamamış ruhun acı çekmesidir” şeklinde ifade etmiştir. Hayatını anlamsız gören pek çok kişi, yaşadığı varoluşsal boşluğu şiddet, uyuşturucu, aşırı yeme-içme, kumar ya da kontrolsüz cinsellikle doldurmaya meyilli olabilir. Yaşamda bir anlam ve amaç bulamamış olma, iyi yaşayamamış olma suçluluğuna da neden olabilir. Birey yaşamının boşa geçtiğini, kendisine bahşedilen bu yaşamın hakkını veremediğini ve dolu dolu yaşayamadığını düşünebilir. Bu da onda kaygıya ve suçluluğa neden olabilir. Tüm bunların bittiği noktada ise intihar gelebilir. Bu yüzden pozitif psikoloji temelli, anlam odaklı bir psikolojik destek intiharı önlemede çok kritik bir öneme sahiptir” dedi.Ruh sağlığı profesyonelleri özel olarak eğitilmeliİntiharın, bireyin yalnızca kendisini değil, sosyal çevresini, iş arkadaşlarını, ailesini ve genel olarak toplumu da etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Bundan dolayı da çok ciddiye alınması gereken bir konudur. Ruh sağlığı profesyonelleri bu konuda özel olarak eğitilmeli, intihar riskleri konusunda bilgilendirilmeli ve intihar riski olan bireylere nasıl yaklaşacakları konusunda donanımlı hale gelmeleri sağlanmalıdır” diye konuştu.Sağlık politikalarında yer verilmeliİntiharı önleme konusunun, kesinlikle hükümetlerin sağlık politikaları içerisinde yer alması gerektiğini ve bu konuyla ilgili derinlemesine araştırmalar yapılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Dünyadaki intihar oranlarına baktığımızda, ülkemizin durumu görece daha iyidir. Ancak bizim ülkemizde de her geçen yılla birlikte intihar oranlarında artışlar meydana gelmektedir. Henüz durum çok kötü değilken yapabileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum” dedi.

07 AĞU 2019

Toplumsal olaylara uzman bir bakış için; Sosyoloji

Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde “Sosyoloji Yüksek Lisans Programı (Tezli)” açıldı. Program, sosyoloji alanında uzmanlaşmak isteyen ve toplumsal olaylara farklı bakış geliştirmek isteyenlere mesleki anlamda derinleşme ve akademik kariyer imkanları sunuyor. Üsküdar Üniversitesi, “Türk Dünyasının Toplumsal Dinamikleri Dersini” yüksek lisans programına ekleyerek Sosyoloji literatürüne önemli bir katkıda bulunmayı da hedefliyor. Toplum bilimi açısından gerekli olan Sosyoloji dalı, insan ilişkileri ve toplumsal gelişmeleri değerlendirmek adına giderek önem kazanan bir alan haline geldi. Sosyoloji alanında uzmanlaşma hedefi taşıyanlar için tezli bir lisansüstü eğitim programı olan Sosyoloji Yüksek Lisans Programı Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü altında açıldı.Toplumsal sorunlara çözümler üretme, anlamlandırma ve gerektiği zamanda eleştirel yaklaşmayı metodolojik açıdan ele almaya imkan tanıyan Sosyoloji Yüksek Lisans Programı hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, program hakkında şu bilgileri verdi: “Sosyoloji toplumsal açıdan önemli bir disiplindir. Sosyoloji Tezli Yüksek Lisasn Programı öğrencilerin sosyolojik bilgilerini geliştirerek diğer sosyal bilim dalları ile etkileşimleri uygulamalar kapsamında aktarmak üzere bir müfredat sunmaktadır. Sosyoloji yüksek lisans programından mezun olanlar temel bilgilerin yanında ilgi alanları doğrulturunda da yetkinlik elde edecekler”Türk Dünyasının Toplumsal Dinamikleri Dersi Sosyoloji Yüksek Lisans Programında yer alıyorÜsküdar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Programı’nın öğrencilere çok çeşitli ve nitelikli bir ders içeriği sunduğunu belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; “Sosyoloji Yüksek Lisans programı ile Doğu ve Batı medeniyetini her yönüyle ele alan ve ele aldığı tarihsel sosyolojik konuların olumlu ve olumsuz yönlerini itidalli bir şekilde değerlendiren uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Doğu ve Batı medeniyetleri içerisinde kaybolmadan, bu medeniyetlerin kadim kökleriyle barışık kalabilen yerli, özgün ve bireysel bir bakış açısı geliştirmeyi amaçlıyoruz” dedi. Türkiye’nin tarihsel ve coğrafi mirasını anlama, açıklama ve aşma açısından önemli katkılar da sağlayacak iddiada bir program hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; program kapsamında verilecek “Türk Dünyasının Toplumsal Dinamikleri” başlıklı dersi ile sosyoloji literatürüne önemli katkıda bulunmayı hedeflediklerini belirterek “Program kapsamında ‘Çağdaş Sosyolojik Teoride Kuramsal Sorunlar, Bilgi Sosyolojisi, Uluslararası Göç ve Çokkültürlülük, Postyapısalcı Kuram Okumaları ve Sosyal Teorinin Kuramsal Sorunları’ gibi derslerle öğrencilere detaylı ve derinlikli bir sosyoloji eğitimi sunuyoruz. Diğer taraftan ‘Türk Sosyolojisinin Sorunları, Türkiye’nin Toplumsal Tarihi ve Sorunları, Türk Dünyasının Toplumsal Dinamikleri, Türkiye’de Kimlik, Etnisite ve Azınlıklar ve Ortadoğu’da Kimlik ve Toplumsal Yapı’ gibi dersleri de açacağız” dedi.Sosyoloji Yüksek Lisans Programına sosyal bilim alanlarında lisans eğitimi alanlar başvurabilirSosyoloji Tezli Yüksek Lisans programına sosyoloji ve diğer sosyal bilim alanlarından lisans mezunu olan herkesin başvurabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı,  özellikle akademik kariyer isteyenler için Sosyoloji Tezli Yüksek Lisans programı eğitiminin önemli olduğunu vurguldı. Akademik kariyerin yanı sıra devlet veya özel kurumlarda, ya da sivil toplum kuruluşlarında da çalışma imkanları olduğunu belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Sosyoloji Yüksekl Lisansını tamamlayan kişilerin, yayıncılık, insan kaynakları ve halkla ilişkiler gibi farklı alanlarda da çalışma imkanı bulacağını vurguladı.

31 TEM 2019

Darülaceze sakinleri pozitif yaşlanmayı öğreniyor!

Üsküdar Üniversitesi ve Darülaceze Başkanlığı’nın yürüttüğü “Pozitif Yaşlanma Etkileşim” programı kapsamında 5 hafta boyunca 65 yaş üstü 16 kişiye pozitif yaşlanma eğitimi verildi. Eğitimi başarıyla tamamlayanlara ise katılım belgeleri düzenlenen törenle verildi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da katıldığı törende süper yaşlanmaya dikkat çeken Tarhan, yaşlı insanın halini, hatırını sormanın o kişide oksitosin etkisi oluşturduğunu söyledi.Darülaceze sakinleri, destekçileri ve çalışanları “Pozitif Yaşlanma Etkileşim” grubu eğitimi programı kapsamında Darülaceze Başkanlığı binasında bir araya geldi.Programa, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Darülaceze gönüllüsü ve aynı zamanda da Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu (SHMYO) Müdürü Doç. Dr. Hüseyin Ozan Tekin ile Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci de katıldı.Üsküdar Üniversitesi SHMYO Öğr. Gör. Zeynep Gümüş sorumluluğunda, Dr. Öğr. Üyesi Remziye Keskin eşliğinde gerçekleştirilen proje kapsamında 5 hafta boyunca, 65 yaş üzeri 16 kişiye pozitif yaşlanma eğitimleri verildi. Etkileşim gurubunda başarı gösteren Darülaceze sakinleri düzenlenen törenle katılım belgelerini aldı.Saygıyı ve iyi geçinmeyi en çok hak edenlerin yaşlılar olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Remziye Keskin projeye inanan ve destekleyenlere teşekkür etti. Öğr. Gör. Zeynep Gümüş ise konuşmasında pozitif psikolojiyi üniversite olarak çok önemsediklerini, öğrencilerine pozitif psikoloji dersini zorunlu olarak okuttuklarını belirtti.Yaşlanmamak elimizde değil diyen Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci pozitif yaşlanma ile güzel ve mutlu yaşlanmanın önemine dikkat çekti. Cebeci, günümüzde gençliğe örnek olacak nesillere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Modernizm insanlığı unutturdu”Aynı zamanda Darülaceze gönüllüsü de olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan insanı önemli kılan, bireyi ve kişiyi ön plana çıkaran modernizmin maalesef günümüzde insanlığı unutturduğunu söyledi. Bugün kalpten kalbe olan yolu unuttuk diyen Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, darülacezenin gönülden gönüle köprü kurduğunu belirtti. Burada yalnızlığın insan sevgisi ile aşıldığını ifade eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan insanın dili değil, dilin insanı konuştuğunu ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pozitif yaşlanma çalışması sürdürülmeli” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan konuşmasında Darülaceze’nin mottusu olan “Hepinizin evi” duygusunu bu programda çok güzel yaşadığını belirtti Prof. Dr. Nevzat Tarhan ilk olarak pozitif enerjisiyle başta Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci ve tüm ekibine teşekkür etti. Projenin hayata geçirilmesinde ciddi katma değer ve gayret gösteren Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosuna da teşekkür eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu değerlendirmelerde bulundu; “Burada yapılan çalışmaların sürdürülüyor olması gerekiyor. Artık yaşlılık ile ilgili kavramlar değişti. Bugün süper yaşlanmayı konuşuyoruz. Geçen mart ayında Los Angeles’ta bir kongreye katıldık, beyin haritalama kongresi. Oraya Nobel Tıp ödülü alan tek psikiyatrist Eric Kandel geldi. Şuan 90 yaşında olan Kandel’in hafızayla ilgili bilimde ufuk açan buluşları var. Yolda birlikte yürüdüğümüz sırada kendisine sordum: ‘Baya dinamiksiniz, enerjiniz bol ve halen kongrelere geliyorsunuz, bunu neye borçlusunuz?’ verdiği tek cevap şu oldu; ‘Ben her şeyden keyif almaya çalışıyorum’ ifadelerini kullandı. Bu aslında bizim kültürümüzde var. Şükür kavramı. Küçük, sıradan şeylerden mutlu olma. Sahip olduğun şeyin kıymetini bilmek. Yetinme duygusu dediğimiz şükür kavramını hayatına yaşam felsefesi yapmış.”Tarhan: “Pozitif yorum yapanlar süper yaşlanıyor”Konuşmasında süper yaşlanmaya vurgu yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, süper yaşlanmada ana başlıklar olduğunu söyledi. Tarhan bu başları şu şekilde sıraladı: “Birincisi bir insanın hayatta pozitif hedeflerinin olması. İkincisi hayatında pozitif anlamların olması. Daha sonra olayları pozitif yorumlaması. Mesela tanıdığın birisi gelirken selam vermedi, negatif yorumlayan hemen der ki adama bak burnu hemen büyüdü. Bu negatif yorumdur, bu stres yapar. Ama pozitif yorum yapan der ki belki beni görmedi, bu Kur’an-ı Kerim’de zan konusu var. Bazı zanlara dikkat edin onlar sizin için günah olabilir tarzında meali olan Ayet-i Kerim var. Zanlarımız bizim kimliğimiz ve kişiliğimizi oluşturuyor. Zan demek yorum yapabilmek demek. Pozitif yorum yapmayı yaşam felsefesi yapan kişiler süper yaşlanma konusuna başarılı olan kişiler.”Yapılan beyin araştırmalarının süper yaşlanma olanların beyninde stres hormonu kortizon değil de mutluluk hormonu oksitosinin daha çok salgılandığını belirten Tarhan şu örneği verdi:“Yine 92 yaşında bir hanımefendiye soruyorlar çok mutlu, bu mutluluğu neye borçlusunuz diye… Kendisi; ‘Ben çalışmayan organlarım değil, çalışan organlarımı düşünüyorum’ diyor. 92 yaşında olup ağrı çekmeyen insan yoktur, ama ağrı çekip ah vah etmek insanı kötü bir psikolojiye sokar. Oksitosin hormonunu beyinde salgılamanın yolu da pozitif düşüncedir. Olaylara pozitif yorum yapabilmek. Pozitif yorumlar bir kişinin hayatında varsa, o kişi hem mutlu oluyor, hem üretken oluyor.”Süper yaşlanmayla ilgili önemli kavramlardan birisi de hayatında pozitif anlamların olması olduğunu ifade eden Tarhan, hayatına anlam katan bir değerin parçası olduğu hissinin de kişi için önemli olduğunu kaydetti. Buraya gelen kişiler hayatlarına anlam katmak için bir şeyler yapıyor diyen Tarhan, sosyal sorumluluk çalışmalarının da hayata anlam katma çabası olduğunu söyledi. Tarhan konuşmasında benmerkezciliğe dikkat çekti.Yalnızlık neyin sonucu? Yalnızlık konusuna da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Modernizim bizde benmerkezciliği yükseltti. 2000’li yıllarda bunun kötü sonuçlarını gördüler, şiddet artmış, ileri yaşta yalnızlık artmış, İngiltere yalnızlıkla ilgili bakanlık kuruldu, Finlandiya’dan da böyle bir haber aldık. İleri yaştaki 8,5 milyon İngiliz evde yalnız yaşıyor. Evlerde ani ölümler var. Bu o kadar sosyal bir sorun olmuş ki, bunun üzerine ne yapabiliriz diyorlar. Ama yalnızlık bir sebep değil, sonuçtur. Neyin sonucu? Son yüzyılda mutluluk paradigmasında büyük bir değişim yaşandı, doğrular değişti. Daha önceki yıllarda insanın yaşam amacı nedir? Sorusuna hayatta anlamlı bir şeyler yapabilmek, vatan ve toplum için hayallerin olsun diye insanların düşünceleri vardı. Daha sonra bu düşünceler değişti. İnsanlar zevkçi oldu. Zevki yaşam amacı oldu. Bunun sonucunda benmerkezcilik ortaya çıktı. Ve yalnızlık ortaya çıktı. Dördüncü olarak da mutsuzluk ortaya çıktı. Buna Kaliforniya sendromu deniyor. Bugün bilimsel platformlarda pozitif psikoloji kavramını konuşuyoruz, mutluluk bilimi diye. Kongrelerde tartışıyoruz, çıkan sonuçlar da kitap haline getiriyoruz. Sonuçlar, Anadolu irfanına işaret ediyor. Mesela minnettarlık eğitimi diyor bağışlayıcılık, öfke kontrolü, stres yönetimi diyor. Merhamet duygusuyla ilgili modüller yazılmış. Şu anda kötülüğün en büyük sebebi empati yoksunluğu olarak biliniyor. Bizim merhamet kavramımız empatinin karşılığı. Bunları topluma öğretmemiz gerekir” dedi.“Sakın dede ve torun arasına girmeyin”İleri yaştaki insanlara yapılacak en büyük yardımın sosyal temas olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaşlılarla iletişimin önemine dikkat çekti. Tarhan şu ifadeleri kullandı:“Anne- çocuk arasında nasıl oksitosin sağlanıyorsa, yaşlı insanın halini hatırını sormak da onda oksitosin salgılar. Bu hediye almaktan daha evladır. Dede- torun muhabbeti çok meşhurdur bizim kültürümüzde mesela. Onun sebebiyle ilgili şöyle bir düşündüğümde çocukların ihtiyacı nedir? Soru sormak, öğrenmek. İleri yaşlardaki insanlar da bildiklerini anlatmak ister. İkisi bir araya gelince çok iyi anlaşıyorlar. Diğer insanlar sakın dedelerle torunlar arasına girmesin. O iki tarafı da mutlu eden bir şey. Çocuğun tek başarı ihtiyacı akademik başarı ihtiyacı değil, hayat başarı ihtiyacı da var. Çocuğun duygusal beyninin de gelişmesi gerekiyor. İnsan sadece mantıktan oluşan bir varlık değil. İnsan aynı zamanda duygulardan da oluşan bir varlık. Mantık otomobilin şoförü gibidir. Duygu da otomobilin motoru gibi. Motor çok sağlam, çok iyi olabilir ama şoför acemiyse hiçbir şey olmaz. Ama şoför çok ustadır motoru yok, o da bir işe yaramaz. Biri bay mantık, diğeri bayan duygu. İkisi birbirini tamamlıyor. Mantık ve duygunun bir arada olması da geliştirmemizle ilgili. Süper yaşlanmayla ilgili önemli bir kavram da insanın pozitif hedefinin olması. Ve birebir iyili yapmak. Rahibe Teressa’ya soruyorlar dünya nasıl daha yaşanılabilir olur diye o da çok güzel bir cevap veriyor. Birebir iyilik yaparak diyor.” Darülaceze haberi için: https://www.darulaceze.gov.tr/Haber/Details/7600

30 TEM 2019

Tanımadığınız biri size selam verse ne yaparsınız?

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nün “selamlaşma kültürü” üzerine gerçekleştirdiği anket çalışması gençlerin selamlaşmaya önem verdiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre erkeklerin büyük bölümü el sıkışarak, kadınlar ise sarılıp öpüşerek sarılmayı tercih ediyor. Komşularla selamlaşmaya önem verdiğini belirten katılımcılar, selamlaşmanın sosyal bir beceri olduğunu ve bireyin sosyalliğini gösterdiğini söyledi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü tarafından gençlerin selamlaşma kültürü üzerine gelişen düşüncelerinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışma, 18 farklı üniversitede 378’i erkek ve 420’si kadın olmak üzere toplamda 798 katılımcıyla gerçekleştirildi. Tanımasak da selam veriyoruz Araştırma kapsamında “Tanımadığınız bir kişi size selam verdiğinde tepkiniz nasıl olur?” sorusuna araştırmaya katılan kadınların %55.50’si, erkeklerin ise %57.60’ı “Gülümseyerek selam veririm” yanıtını verdi. Katılımcılardan kadınların %34.70’inin ve erkeklerin %33.20’sinin ise “Şaşırırım, cevap veririm” yanıtını seçti.El sıkışarak veya sarılarak selam veriyoruz Üniversite öğrencileri arasında yapılan ve katılımcılara birden fazla seçenek sunularak gerçekleştirilen çalışmada “Genelde karşınızdaki kişiyle selamlaşırken hangi davranışı sergilersiniz?” sorusunda; erkeklerin %61.7’sinin “el sıkışmak” seçeneğini dikkate aldıkları, kadınlarda ise bu seçenekler arasında sarılmak, öpmek, el sallamak ve baş sallamak şıklarını seçtiği gözlemlendi.Medeni durum açısından ise; evlilerin, bekârların, sözlü/nişanlıların ve boşanmış kişilerin el sıkışmak, sarılmak, öpmek, el sallamak ve baş sallamak seçeneklerini yakın oranlarda tercih ettiği görüldü.Selamlaşırken kullanılan ifadeler “Selamlaşırken hangi ifadeleri kullanırsınız?” sorusuna cinsiyet, medeni durum, mezun olunan lise ve yaş değişkeni fark etmeksizin “Merhaba” “Selâmün Aleyküm”, “Selam”, “Nasılsın?” ve “İyi günler, “Günaydın” ve “İyi akşamlar” gibi çok çeşitli yanıtlar alındı.Komşularla selamlaşmayı önemsiyoruzÇalışma kapsamında “Komşularınızla selamlaşır mısınız?” sorusuna hemen hemen tüm katılımcıların “tüm komşularımla selamlaşırım” seçeneği öne çıkarken, “Selamlaşma sosyal bir beceri midir?” sorusuna da anlamlı bir oranda “Evet sosyal bir beceridir, bireyin sosyalliğini gösterir” yanıtı verildi.Sağlıklı iletişim için selamlaşma önemli Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, anket çalışmasına ilişkin değerlendirmede bulundu. Sağlıklı iletişim için selamlaşmanın önemine değinen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şunları söyledi:“Bugün gençler arasında yerine göre 'merhaba', 'günaydın', 'hayırlı sabahlar', 'iyi günler', 'iyi akşamlar', 'hayırlı geceler' gibi selamlama kalıplarının kullanılması ve selam verenin tercih ettiği kalıba göre karşılık verilmesi, iletişimin sağlıklı olması bakımından çok önemlidir. Hem insani, hem de kültürel yönden önemli bir davranış biçimi olan selamlaşmanın günümüzde iyilik, doğruluk ve güzellik bütünlüğünün kaybolmasına yol vermemek için özellikle yeni neslin selamlaşma kültürü üzerine nasıl bir düşünce ve eylem geliştirdiğini açıklamak ve anlamak önem arz etmektedir. Zira selam verip selamının alınması hem ahlaki, hem örfi hem de medenice bir tavır sergilenmesi anlamına gelmektedir ve toplumda sağlıklı iletişimin temel anahtarlarından biridir.”Selamlaşmanın yaşı bulunmuyor Çalışmaya katılan katılımcılara; “Selamlaşırken karşı tarafın yaşını göz önünde bulundurur musunuz?” sorusuna kesin yargıya ulaşılacak bir yanıt gelmediğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı; katılımcılar arasında boşanmış kişilerin 0’ü, sözlü/nişanlıların %70’inin “hayır, yaşı göz önünde bulundurmam” cevabını kullandığını vurguladı.

24 TEM 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Kendinizi tanıyın, uyumlu meslek seçin”

Üsküdar Üniversitesinin aday öğrencilere yönelik düzenlediği Tercih Buluşmalarının üçüncüsü gerçekleşti. Son programın konuşmacısı İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan’dan sonra Merkez Yerleşke Kitap Kafede gerçekleşen buluşmada Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Değişen Dünyada Yeni Meslekler ve Kariyer Seçimi” başlıklı seminer gerçekleştirdi.“Birikiminizin olması lazım”Prof. Dr. Arıboğan, meslek seçiminin hayatı etkileyen bir karar olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:“İnsanın kendini her alanda geliştirmesi, yetiştirmesi şart. Kendinizi her alanda geliştirin fakat özellikle bir alanda uzmanlaşın, birikiminiz olsun. Herkes her şeyi bilebilir, ama herkes her şeyi çok iyi bilemez.”“Kendinizi tanıyın, uyumlu meslek seçin”Adayların meslek seçerken dikkat etmeleri gereken en önemli unsurun kendilerini tanımak olduğunu söyleyen Arıboğan “Yeteneklerinizi bilin, yeteneklerinizle uyumlu meslekler seçin. Çocuk gelişimi okuyan birinin çocuk ağlamasından rahatsız olması gibi bir durum olamaz. Okuduğunuz bölüm sizin gelecek hayatınızı belirleyecek.” dedi.“Yapay zekâya hâkim olun”Endüstri 4.0 döneminde olduğumuzu dile getiren Arıboğan “Yapay zekâ artık hayatımızın her alanında. Sizler de yapay zekâya hâkim olmalısınız. Hangi meslek grubunda olursanız olun yapay zekâyı kullanmalı ve uygulamalısınız” şeklinde konuştu.“Meslek gruplarını entegre edin” Arıboğan, günümüzde birçok farklı meslek grubunun olduğunu belirterek meslek grupları hakkında şunlara değindi: “Günümüzde birçok meslek grubu var. Aslında bu meslek grupları birbirinden çok da bağımsız düşünülmemeli. Sizler aday öğrenciler olarak bu meslekleri entegre edin. Doktor olabilirsiniz ama gitar da çalabilirsiniz. Çocuk gelişimi okuyabilirsiniz dantel de yapabilirsiniz. Bunların hepsi tamamen kendinizi geliştirmenizle alakalı. Kendinizi olabildiğince geliştirin.”Programın sonunda Arıboğan öğrenci ve ailelerinin sorularını da yanıtladı.  

23 TEM 2019

Prof. Dr. Sinan Canan: “Hayaliniz var ise her bölüm sizin için sörf tahtası gibidir”

Üsküdar Üniversitesi tercih döneminde akademisyenlerle aday öğrencilerini buluşturmaya devam ediyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan sonra şimdi de Prof. Dr. Sinan Canan aday ve aileleriyle buluştu. Diploma insana hayalini vermez diyen Canan, “Hayaliniz var ise her bölüm sizin için sörf tahtası gibidir. Binersiniz üstüne hayatın o dalgalı akışına oturur, onun enerjisiyle hiç ummadığınız yerlere gidersiniz.” İfadelerini kullandı.Merkez Yerleşke Kitap Kafede ikincisi düzenlenen Tercih buluşmalarının bu seferki konuğu Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan oldu.“Ne oldu da yapay zekâdan korkar olduk”Prof. Dr. Sinan Canan aday öğrencilere hitap ettiği konuşmada şunları söyledi: “İnsanlar hiçbir şey, hiçbir teknoloji yokken yalın ayak başıkabak iki yüz elli bin sene hiçbir numarası olmayarak ayakta kalmış. Bu bize bir tek şey söylüyor. İnsanoğlu imkânsız denebilecek sorunları çözmek için tasarlanmış bir canlı. Ve bunun için kim bilir ne mücadeleler oldu. Bugün burada bulunmamızın sebebi bu zayıf ve çıplak canlının müthiş çözümler bulabilme yeteneğine sahip olmalarıdır.”Dünyada en fazla endişe duyulan konuların başında yapay zekânın geldiğini belirten Prof. Dr. Canan, “Fişini çekince duran aletten yarın bir gün ya bizim yerimizi alırsa diye ödümüz kopuyor. Biz İstanbul’u fetih ederken, yokluklar içerisinde bir ülke kurarken ne oldu da yapay zekâdan korkar, ne oldu da bu bölümü yazmazsam ya da yazarsam hayatım mantar olur diye düşünmeye başladık? Çünkü ne olduğumuzu unuttuk. Gerçek anlamda beynimizi tabiatta verildiği donanımıyla hiç kullanmıyoruz. Çünkü hazır bir sisteme doğduk.” dedi.“Yarını hayal etme cesaretimiz yok”Prof. Dr. Sinan Canan, “Otuz sene sonra bu mesleği yapacağım diye hayal kurulmaz. Hayal bir dağın tepesinde, güzel bahçeli bir kulübede kendimi görüyorum demektir. İnsanın hiçbir canlıda olmayan süper güçleri vardır. Bu süper güç tahayyül edip yaratabilme becerisidir. Fakat her şey önümüze hazır verildiği için çok zor üretiyoruz. Türkiye’de bilim kurgu yazmayız çünkü yarını hayal etme cesaretimiz yok. Ve siz yarını hayal etmezseniz o yarını yapamayacaksınız. Daha da kötüsü var başkalarının hayallerini yaşayacaksınız. Başkalarının yarattığı medeniyetlerde hayatta kalmaya çalışacaksınız. Önünüze konan on-on beş seçenekten ibaret sanacaksınız hayatı.” şeklinde konuştu.“Hayaliniz var ise her bölüm sizin için sörf tahtası gibidir”Yaptığı işin popüler bilim anlatıcısı olarak tarif edildiğini söyleyen Prof. Dr. Sinan Canan, bunu için diplomaya ihtiyaç olmadığını, kuyumcu bile olsa sağlıklı bir insan olabilmek için yine anlatacağını belirtti ve “Diploma insana hayalini vermez. Falanca bölüm sizin hayaliniz olamaz. Hayaliniz var ise her bölüm sizin için sörf tahtası gibidir. Binersiniz üstüne hayatın o dalgalı akışına oturur, onun enerjisiyle hiç ummadığınız yerlere gidersiniz.” ifadelerini kullandı.Buluşma sonunda Prof. Dr. Sinan Canan,  aday öğrencilerin sorularını yanıtladı ve okurlarına kitaplarını imzaladı.Tercih buluşmaları kapsamında aday ve aileleriyle son olarak da İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan buluşacak.

20 TEM 2019

Tercih fuarında Üsküdar Üniversitesine yoğun ilgi!

İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen ve 105 üniversitenin katıldığı üniversite tercih fuarında Üsküdar Üniversitesi standı yine aday öğrenciler ve ailelerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve uzman tercih danışmanları tercihte bulunacak aday ve velilere her konuda bilgi veriyor.İstanbul Kongre Merkezi Seminer Salonu’ndaki fuara Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da katıldı. Tarhan ve Arıboğan, aday öğrenci ve velilerle sohbet ederek onların sorularını cevapladı.“Yapacağınız tercih hayatınızın son tercihi değil”Tercih günleri kapsamında, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere bir de konferans verdi. “Değişen Dünyada Doğru Tercih ve Yeni Meslekler” başlıklı konferansta Arıboğan katılımcılara ufuk açıcı söylemlerde bulundu.Adaylara, hayatınızın önemli bir dönemindesiniz hatırlatmasını yapan Arıboğan, tercihin hayatın son tercihi olmadığını, bunun için stresten uzak durulması gerektiğini söyledi.  “Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda” Değişen dünyada yeni bir uygarlık düzlemi oluştuğunu ifade eden Arıboğan, “Yeni uygarlık düzlemi alışılagelmiş meslekleri tahrip ediyor. Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda. Yapay zekâ bilmeyen doktor, avukat olmamalı. Geleceğin mesleklerine bu düzlemde yön verilmeli” şeklinde konuştu.“Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz”Gençleri yetenekleri doğrultusunda mesleklere yöneltmenin önemini vurgulayan Arıboğan, “Bütün gençler kendi yetenekleri doğrultusunda bir mesleğe yönlendirilmeli. Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz. Bir mesleği severek yapmak, o meslekte ilerlemeyi beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.“Doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” Prof. Dr. Arıboğan, sözlerinin devamında “Öğrenciler kendi yeteneğiyle uyumlu meslekler yapsın. İstedikleri alanlara yönelsin. Gitar çalmayı seven gitar çalsın, mühendis olmasın. Dikiş dikmeyi seven dikiş alanında uzmanlaşsın. Yeteneğiniz yoksa bir alanda belirli bir yere kadar gidebilirsiniz. Ama yapacağınız doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” diyerek öğrencilere ilgi alanlarına yönelme konusunda tavsiyeler verdi.Program Arıboğan’ın öğrencilerin sorularını cevaplamasının ardından sona erdi.21 Temmuz tarihine kadar sürecek olan fuar 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

12 TEM 2019

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü üçüncü yıldönümünde “Militarizm ve Demokrasi” konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen panelde “Militarizm ve Demokrasi” kavramları ele alındı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın panelist olarak yer aldığı paneli TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman yönetti. Panelin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı.Üsküdar Üniversitesi, 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain darbe girişimi sonrasında Milletçe yazılan “Demokrasi Destanının” üçüncü yıldönümü kapsamında “Militarizm ve Demokrasi” başlıklı panelin ev sahipliğini yaptı.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşen, açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı panelin moderatörlüğünü TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman gerçekleştirdi. Militarizm ve Demokrasi Panelinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan panelist olarak yer aldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Darbe ile ilgili zihinsel kodları düzeltmeden değişim olmaz”Panelin açılış konuşmasında, zihinsel dönüşüm olmadan toplumsal dönüşüm olmaz, toplumsal dönüşüm olmadan da siyasal dönüşüm olmaz diyen Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan sözlerini şöyle sürürdü;“Darbe ile ilgili zihinsel kodları düzeltmeden bununla ilgili değişim olmayacağını biliyoruz. Bununla ilgili Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER)’ i kurduk. Ve devamında da çalışmalar yaptık. Çünkü darbeye karşı sivil bir duruşa, tepkiye ihtiyaç vardı. 28 Şubat’ın korkuttuğu, baskıladığı kadroların arkasından FETÖ diye bir örgüt çıktı ortaya. Toplumun güvenliğinden sorumlu olan ordumuz maalesef kendi güvenliğini koruyamadı. Silahlı kuvvetler niye bunun farkına varmadı? Analitik bağlamda bu durumun analizini yapmadı. Bunun için de silahlı kuvvetlerde henüz darbe yanlıştır kavramı gelişmedi. Bu nedenle militarizmi konuşmak gerekiyor. Halk militarizmin ne anlama geldiğini, kültürel boyutunu konuşmalıdır.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Militarizm Cumhuriyetin kuruluş ideolojisine aykırıdır”Toplum ne ise silahlı kuvvetler de o olmalıdır. Çünkü militarizm cumhuriyetin kuruluş ideolojisine de aykırıdır. Cumruhuriyetin kuruluş ideolojisi, halkın hakimiyeti… Militarizm kavramına baktığımızda; nasıl tanımlarız? Birincisi askeri disiplini toplumsal ve siyasal yaşamda hakim olacaksın. Sorunların çözümünde baskı, şiddet kullanma. Şiddet kullanmayı meşru kabul etme. Hiyerarşinin yüceltilmesi. Hatta erkekliği şiddetle, kadınlığı da korumacılıkla özdeşleştirmek yine militarist düşüncenin ifadesidir. Farklı fikirleri tehdit olarak algılama, kendi fikirlerini ise zorla kabul ettirme, eleştiriye tahammülsüzlük vardır.Psikolojide militarizme narsist bir yaklaşım gibi bakılabilir. Kendini üstün görür, kendi fikrini zorla kabul ettirmeye çalışır. Darbeyi onaylayan kültürlerde darbeci her zaman yetişir. Demokratik kültürün batıda nasıl geliştiğine bakarsak, Batı 2. Dünya savaşından sonra bunu anlayarak militarizmden demokrasiye geçmeyi başardı. Biz de insan haklarını demokratik değerleri yücelten çalışmalar yapmalıyız.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yanlışı da konuşmamız gerekiyor”Üniversitemizin mottolarından biri olan eleştirilebilirlik dersini 15 Temmuz’dan sonra  seçmeli dersten çıkarıp zorunlu ders haline getirdik. Çünkü itaat kültürü yeni Fetö’lerin çıkmasını besliyor. Yeni Fetölerin çıkmasını önlemek için insanların dini liderleri ve yöneticileri eleştirebilmesi lazım. Hakikati bulması lazım. Eleştiri olmayan yerde hakikat bulunamıyor. Hakikat bulunamayınca ortada bazı güç odaklarının hakimiyeti oluşuyor. Adalet odaklı bir sistem için yanlışı konuşmak da gerekiyor. Bir evde yanlış konuşulabiliyorsa o evde demokratik işleyiş vardır. O evde herkes kendini güvende hisseder. Eğer bu olamıyorsa insanlar içine atar atar ve inceldiği yerden kopar. Bu nedenle yanlışı konuşmak gerekiyor. Darbe bir yanlış. Bunu silahlı kuvvetlerin kimliğine zarar vermeden konuşmamız gerekiyor. Silahlı kuvvetlerin de darbe ve darbeciliğe analitik bağlamda hayır demesi gerekiyor. Çünkü her türlü darbe yanlıştır,  iyi darbe kötü darbe olmaz.Türkiye 15 Temmuz’daki millet duruşu ile sivil girişimini gösterdi. Tüm dünyada bir ezberi bozdu. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde militarizm tarihini tepetaklak edecek bir süreç yaşıyoruz. Bunun kıymetini bilmeliyiz.  Önce bizim inanmamız lazım, darbecilik yanlış bir şey… Evde şiddet uygulayan kişi yönetime geçince darbe uygular. Şiddeti hayatımızdan çıkarabiliyorsak, öfke kontörlünü, yapabiliyorsak ve siyaset dilinin de pozitif olması, insan ilişkilerinin pozitif olması ile yeni darbecilerin önünü kesilecektir. Cemaatler sivil toplum örgütleridir. Cemaatler siyasileşirse devletin bundan rahatsızlık duyması haklıdır. Bu coğrafyada darbe bitmez. Siyasi olarak da fay hattı gibiyiz.  Nasıl depreme hazırlık yapıyorsak siyasi fay hattı için de hazırlıklı olmalıyız.”İsmail Kahraman: “15 Temmuz’u unutmamamalıyız ve unutturmamalıyız”Panelin moderatörlüğünü üstlenen TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman sözlerine 15 Temmuz’u unutmamamız ve unutturmamız gerektiğini vurgulayarak başladı. Panelistlere söz vermeden evvel 15 Temmuz’da yaşadığı süreci anlatan İsmail Kahraman 15 Temmuz’un Türkiye’nin işgal teşebbüsü olduğunu belirtti. İsmail Kahraman yaptığı konuşmada şunlara değindi;“15 Temmuz bir darbe girişimi değil Türkiye’nin işgal teşebbüsüdür. Şayet muvaffak olunsaydı aşağıda, güneyde Daeşistan, Kürdistan kurulurdu, Suriye’deki gibi birbirimize giriyorduk.  NATO ortak karar alarak ne oldu diyerek yardıma geldik diyordu. Rusya, Amerika, Avrupa’nın Suriye’ye girdiği gibi bir işgaldeydik. 15 Temmuz sonrası kültür coğrafyamızdaki devletler ziyarette bulundular. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü Genel Sekreteri Asaf Hajiyev ziyaretinde bana dedi ki; İsmail Bey siz bizi kurtardınız. Gürcistan, Saraybosna’da hep bunu söylediler. Plan büyüktü, geniş bir coğrafyaya sahipti. Daha öncekiler gibi sabah uyandığımızda darbenin bitmiş olduğunu görseydik elimizden bir şey gelmiyor derdik. Fakat Genel Kurmayımızın, Hulusi Paşamızın emriyle hiçbir vasıta garnizonları terk edemez dediler. Ve Cumhurbaşkanımızın davetine bütün millet uydu ve milletimiz direndi.O gece Meclis olarak üç partiden 107 milletvekili ile mecliste bir araya geldik. Grup başkanvekillerinden rica ederek siyasi parti olmaksızın bir Türkiye toplantısı yapacağımızı belirttim. O gece hepimiz görev başında bir bütün olduk. Tankların önüne çıkan 251 şehidimiz var, 2 bin 193 yaralımız var, Allah onlardan razı olsun” diyerek tüm şehitler için Fatiha okudu.”Adnan Tanrıverdi: “Vatanın gerçek sahipleri Şehitler ve Gazilerimizdir”Panelde konuşmacı olan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi paneli düzenleyen Üsküdar Üniversitesi ve Rektörüne teşekkür etti. Adnan Tanrıverdi konuşmasına şöyle devam etti;“Vatanın gerçek sahipleri şehitler ve gazilerimizdir.  Eğer onlar vatanı için kanlarını dökmemiş olsalar bizim burada özgür olarak yaşamamız mümkün değildir. O nedenle ne kadar dua etsek minnetle ansak azdır. Biz 28 Şubat süreci içerisinde mağdur olmuş arkadaşlarımızın organizasyonuyla darbeler üzerinde çok mesai harcadık ve bunların yanlışlığını ifade edecek etkinliklerde bulunduk. Ve şuna inandık milli irade devlette hâkim olmalıdır. Devletin bütün kurumları milli iradenin kontrolü altına girmelidir. Bu panellerimizin birinde dedik ki eğer darbe olursa darbeciler sokağa çıkmayın dediklerinde çıkacağız, çıkın dediklerinde çıkmayacağız ve kışlaları işgal edeceğiz. Bunu ASDER olarak 2007 yılında deklare ettik.15 Temmuz hıyanetin resmidir. Bu hıyanet her şeyden önce samimi inancı olan insanlara, ikincisi Türk ve İslam Dünyasına, üçüncüsü devlete karşı yapılmıştır. Dördüncüsü ise silahlı kuvvetlerimizin halkımızın nezdindeki itibarını indirecek derecede yapılmıştır. O nedenle meselenin çok iyi incelenmesi gerekiyor. Herhangi bir şekilde devletin resmi kurumları milletin iradesinin temsil edildiği makamların dışındakilerin kontrolüne girmek için yapılan her şey zararlıdır.Coğrafyamız dış güçlerin hedefi olan bir coğrafyadır. Dış güçlerden gelecekler gibi içeriden gelecek olan tehditlere karşı da sürekli uyanık tedbirli olmalıyız.Biz ASDER olarak darbeden mağdur olan arkadaşlarda birlikte darbeyi analiz ettik. Darbenin dayanakları ne olduğuna ilişkin üzerine ve 3 ana dayanak üzerinde darbe olduğunu gördük. Birincisi ideolojik kadrolaşma. Yani milletin manevi değerlerine ters, zıt, onu tehdit gören sakınca gören ideolojik kadrolaşma özellikle silahlı kuvvetlerde. İkincisi darbeye müsaade eden yasal dayanaklar. Üçüncüsü de siyasi istikrarsız ortamlar. Daha ziyade koalisyon hükümeti ile yönetilen ortamlar. O bakımdan siyasi istikrar her zaman önemlidir.15 Temmuz girişimini düşündüğümüz zaman bunun nasıl olduğunu iyice anlamamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın dirayetli bir şekilde halkın önüne geçmesi, Başbakanımızın bunlar ceza alacak diye çağırmaları, Meclis Başkanımızın tüm meclis çalışanlarını meclise davet etmesi bizim ileride örnek alacağımız bir liderlik davranışıdır. Buna icabet eden halkımızın sokaklara dökülüp darbeyi engellemek adına canlarını feda etmesi dünyada emsali olmayan bir davranıştır.Küresel güçlerin gözü buradadır, bunların kullanacağı insanlar vardır. Bunlara fırsat vermemek lazımdır” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “İnsan eli bir kez yıkayarak temizlenmez, düzenli yıkaması gerekir”Militarizmi akademik açıdan değerlendiren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, 15 Temmuz girişiminin askeri darbe ötesinde Türkiye açısından çok etkili olacağını ve bir varlık meselesi olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu açıdan darbe direnişini çok anlamlı bulduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan;“Akademik açıdan Militarizmi değerlendirmek isterim. Bundan 15 sene önce bir tv tartışmasında şunu söylemiştim. İnsan bir kere elini yıkayarak temizlenmez, düzenli olarak yıkaması gerekir. Temizlik bir kültüre dönüşmek zorundadır. Bir yerde düzenli bir ordu varsa eline silah verilmiş kanunen de silah kullanma izni tahsis edilmiş bir güç varsa bunun yoldan çıkma kültürü her zaman vardır. Amerika’da vardır, Avrupa’da vardır.Askeri yapı bir ülkenin güvenliği için vazgeçilmezdir ama kontrol altında tutulması için sadece yasalar zorlamalar değil genel bir kültürel çerçeve iktisadi, siyasal ve sosyal bir takım bariyerlerin kurgulanması çok önemlidir. 15 Temmuz’da sadece halk sokaklarda direnmedi, esas direnme ordunun kendi içinden geldi. Üst düzey rütbeli askerler aşağıdan gelen bu dalgaya karşı direndiler” dedi.ÜÜTV’den de canlı yayınlanan panelin sonunda katılımcılara plaket takdimi gerçekleştirildi.

06 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi’nin Mezuniyet Coşkusu

Üsküdar Üniversitesi’nin 2018-2019 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci görkemli bir törenle diplomalarını aldı. Genç mezunlara tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi. Çocuk Gelişimi mezunları, “çocuk gelinler” sorununa dikkat çekerken; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı.İstanbul Ataşehir’deki Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen törende Üsküdar Üniversitesi’nin ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci törenle diplomalarını aldı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezuniyet konuşmasında ilk mezunlarını 2014 yılında verdiklerini ve o zaman 230 olan mezunların her yıl katlanarak arttığını, bu yıl 5 bin 943 öğrenciyi mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenci odaklı üniversiteyiz”Öğrencilerinin sadece başarılı olmaları için değil, iyi insan olmaları için de çalıştıklarını belirten Tarhan, kaliteyi yüksek tutmaya ve öğrenci odaklı olmaya çalıştıklarını belirterek “Öğrenci odaklı olmak gibi bir kalite standardımız var. Bunu önemsiyoruz çünkü kalitenin olmadığı yerde verimli üretim olmuyor. Üniversite olarak kalite çıtasını daha da yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz”“Üniversiteye gelirken kıvılcımdınız, şimdi alev oldunuz” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alev ne yapar? Etrafını aydınlatmaya ve ısıtmaya başlar ama aydınlatmadan önce kendisinin yanması lazım. Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz. Eğer bir şeyler yapacaksanız ilk başarınızı, zaferinizi kendinize karşı kazanmanız önemli. Dünyayı düzeltmeye kendinizden başlamanız önemli genç arkadaşlarım” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır”Hayat mücadeledir sözünün günümüzde yanlış anlaşılan bir söz haline geldiğini belirten Tarhan, “Hayat mücadeledir sözünde rekabet var. Oysa hayatta yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır. İnsan ilişkilerinde de güven esastır, kuşku istisnadır. Kuşkuyu güvensizliği teşvik eden sözler nedeniyle ilişki sermayesini kaybetmeyin” dedi. Tarhan, gelecek kaygısının en büyük sebebinin mutsuzluk, yalnızlık ve amaçsızlık olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tavsiyeler 21. Yüzyılın becerilerinin yenilikçilik, girişimcilik ve en önemlisi de takım çalışması olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine ego ideallerinin olmasını, gelecekle ilgili plan yapmalarını, bir yabancı dil öğrenmelerini, teknoloji bağımlısı değil ama teknolojiye hâkim olmalarını tavsiye etti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı iyi niyetli olmak hatadan korumaz, vatansever olmak korumaz, dindar olmak korumaz, insanı koruyan şey hesap verebilirliktir. Muhakkak hesap verme duygunuzu kaybetmemeniz gerekiyor” dedi. Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi.Dereceye girenlere ödül verdiİşaret dili eğitmeni Ahmet Kerem Erkan da işaret dili ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a eşlik etti. Törende ilk üç dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Dereceye giren öğrencilerin yanı sıra törende Uluslararası Öğrenci Temsilcisi Firomsa David Osman ve Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler birer konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve İDER Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi. Rektör Yardımcıları, Fakülte Dekanları, SHMYO Müdürü ile diğer akademik kadro da mezunlara diplomalarını takdim etti.Törende üniversiteler arası spor müsabakalarında Üsküdar Üniversitesini başarıya taşıyan futbol, futsal ve basketbol sporcuları da ödüllendirildi.Kızlarına diplomalarını takdim ettiler Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Ak Parti 22, 23 ve 24. Dönem İstanbul Milletvekili Halide İncekara, psikoloji bölümünden mezun olan kızı Ülkü İncekara’ya; Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek de İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olan kızına diplomasını takdim etti. Törende Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu,  Moleküler Biyoloji ve Genetik İngilizce bölümünden mezun olan kızı Fatma Hacer Kurtoğlu’na diplomasını verdi. Anne-kız birlikte mezun oldu Heyecanlı, coşkulu ve zaman zaman da duygulu anların yaşandığı törende Psikoloji bölümünden mezun olan anne-kız birlikte diploma almanın sevincini yaşadı. Filiz Yılmaz ve kızı Zeynep Yılmaz, törende ilgi odağı oldu.Gazze’den gelen mesajla gözleri doldu Törende bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı. Dader, kendisiyle gurur duyduğunu belirten ailesinin sözleri nedeniyle hüzünlendi.“Çocuk gelinlere” dikkat çekildi Birbirinden renkli pankartların açıldığı törenin en ilginç ve dikkat çeken mesajını Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi mezunları verdi. “Dünyada her 7 dakikada bir çocuk ‘gelin’ oluyor/Dünyada her 7 dakikada bir çocuk umutlarına küsüyor/Dünyada her 7 dakikada bir yarının ışıklarından biri daha sönüyor” yazılı pankart dakikalarca alkışlandı.Keplerini attılarMezuniyet töreni flama teslim töreni ve mezuniyet andının okunması ile sona erdi. Oldukça coşkulu geçen tören, yeni mezunların kep atmaları ile son buldu. Mezuniyet töreni ÜÜ TV’den ve Üsküdar Üniversitesi Facebook hesabından canlı olarak yayınlandı.

28 HAZ 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Anabilim Koleji’nde öğretmenlerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ümraniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Mesleki Çalışma Programı “Geliştir Mesleğini Yükselt Hedefini” projesi kapsamında gerçekleştirilen seminer programına konuşmacı olarak katıldı.Anabilim Kolejinde gerçekleşen seminer programında Prof. Dr. Arıboğan, Ümraniye ilçesinde görev yapan öğretmenlere, “Dünya nereye gidiyor? Riskler, fırsatlar, köprüler ve duvarlar” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi.“Değişimi fark etmemiz gerekiyor”Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, konuşmasının başlangıcında dünyada yaşayan herkesin yerinde saymayarak gelişim ve değişimleri takip etmesi gerektiğini vurguladı. Arıboğan şunları söyledi: “Bizler insan yetiştiriyoruz ve bu insanları yetiştirirken bir gelecek tasarlıyoruz. Bu geleceği iyi okuyabilmek, dünyanın nereye gittiğini görebilmemiz, değişimi fark etmemiz gerekiyor.”“Yeni nesil göçebe bir halde” Konuşmasında gençlerden bahsetmek istediğini belirten Arıboğan, “Bizim yeni neslimiz perişan halde. Uygarlık uygarlık dolaşan göçebe bir nesilden bahsediyoruz. Bu gençleri eğitecek, hayata alıştıracak ve yönlendirecek olan siz öğretmenlersiniz” diyerek öğretmenlere tavsiyelerde bulundu.“Berlin Duvarının yıkılmasıyla başlayan küreselleşme süreci 11 Eylül’de sona erdi”Arıboğan, konuşmasının devamında duvarlar ve sınırlar konusuna değinerek şu sözleri söyledi: “Berlin Duvarı yıkıldığında 12 sınır duvarı vardı. Günümüzde ise 77 ülke sınırlarını duvarlarla çevrelemiş durumda. Özetle Berlin Duvarının yıkılmasıyla başlayan küreselleşme süreci 11 Eylül’de sona erdi. Bizim sınırlarımız da git gide duvarlarla çevreleniyor.”Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a konuşmasının ardından Anabilim Koleji Müdiresi Ferah Kebapçı tarafından hediye takdim edildi.Seminer programı hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

26 HAZ 2019

Üsküdar Üniversitesinden Çanakkale kültür mirasına katkı

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Çözüm Odaklı Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi /ÜSÇÖZÜM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Kurtoğlu ve Kültürel Miras Anadolu Projesi Ekibi, Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Murat’ı makamında ziyaret etti.“Çanakkale’nin kültürel mirasına katkı sağlayacak”Ziyaret kapsamından proje sürecine ilişkin bilgiler aktarıldı.Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Murat, projenin Çanakkale şehrinin kültürel mirasına katkısı olacağını ve Çanakkale kültürel coğrafyasının ve kültürel mirasının bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasının önemine dikkat çekti.Murat, projenin özverili ve gönülden bir çalışma olduğunu, Çanakkale kültürel miras çeşitliliğine anlamlı katkısı olacağını da vurguladı.Proje’nin birinci aşamasında ortaya çıkan eserlerin ulusal ve uluslararası alanlarda sergilenmesi ve çalışma takviminin belirlenmesi konularının görüşüldüğü ziyaret hediye takdimi ile son buldu.

25 HAZ 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan; “Değişim hayatımızdaki en büyük parametrelerden biri”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Kendini Geliştir Geleceği Değiştir” kapsamından yürütülen “Öğretmen Mesleki ve Kişisel Gelişim Semineri” açılış programına konuşmacı olarak katıldı.İstek Belde Okullarında gerçekleşen programda Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın yanı sıra Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın ve Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek katıldı. “Değişim hayatımızdaki en büyük parametrelerden biri”Her şeyin değişim içerisinde olduğunu, hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığını ve bu bağlamda değişimin hayatımızdaki en büyük parametrelerden biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, hiçbir zaman değişmeden kalan bir şeyin olmadığını fakat bazen bazı sabitlerin içerisinde bulunduğumuzu hissettiren benzerliklerimizin var olduğunu söyledi.“Tarihin ortalarında bir noktayız”Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Tarih bir yandan tesadüflere açıktır, kişilerin etkilerine ve zamanın ruhuna açıktır ve biz tarihi inceliyoruz. Şuanda tarihin ortalarında bir noktayız. Hayatımızın bu anını bütün evrenin merkezi olarak değerlendirmek çok yanlış olacaktır. Her şey değişecek, çünkü her şey değişerek geldi” dedi.Tarım toplumunda suyun her hangi bir gelir elde etmeden kullanıldığını belirten Arıboğan, sanayi toplumunda su üzerinde büyük bir endüstriyel faaliyet söz konusu olduğu için bu metalaştığını ve bir liraya satılmaya başladığını vurguladı.Program, soru cevap bölümünün ardından Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek ve Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın’ın, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a hediye takdim etmesiyle sona erdi. 

24 HAZ 2019

Doç. Dr. Tayfun Doğan öğretmenlere pozitif psikolojiyi anlattı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği öğretmen eğitim seminerlerine konuşmacı olarak katıldı.Pendik Şehit Adil Büyükcengiz Anadolu İmam Hatip Lisesi gerçekleşen etkinlikte Doç. Dr. Tayfun Doğan “Pozitif Psikoloji ”konulu sunum gerçekleştirdi.Doğan’ın konuşmasını 300 öğretmen ilgi ile takip etti.Soru ve cevap bölümünün ardından program sona erdi.

21 HAZ 2019

Arıboğan: Kocaman bir kız kardeşler grubu oluşturuyoruz

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Yönetim Kurulunda Kadın Derneği (YKKD), Avrupa Birliği Yerel STK’lar hibe programı kapsamındaki projesinde, üçüncü dönemi tamamlayan lider kadınlar için düzenlenen mezuniyet törenine katıldı. Arıboğan, 3’üncü dönem mezunu Gülay Çulu Bal’a diplomasını takdim etti.Rahmi M. Koç Müzesinde Avrupa Birliği STK’lar kapsamında gerçekleşen üçüncü dönem mezuniyet törenine katılan Arıboğan dikkat çeken isimler arasındaydı. “Bir anne adayına mentorluk yapmak büyük mutluluk”Törende kısa bir konuşma yapan Arıboğan şunları söyledi: Bir anne adayına mentorluk yapmak büyük mutluluk. Kocaman bir kız kardeşler grubu oluşturuyoruz. Çok yetenekli, çok özel, şahane kadınlarla çalışmak ve bu kadınlara destek veren şahane adamlarla birlikte çalışmaktan büyük mutluluk duyuyorum.”Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek ve yönetim kurullarında daha fazla kadının yer almasını sağlamak amacıyla Kadın Derneği (YKKD) iki yılda 137 lider kadını iş hayatına hazırladı. Bu süreçlerden geçen 75 lider kadın, Türkiye’nin önde gelen kurum ve kuruluşlarında yerini aldı.

20 HAZ 2019

“Üzüm Bağları” uyum sürecine örnek model oldu

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi iş birliğinde mülteci uyum süreci çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla “Üzüm Bağları” isimli proje hayata geçirildi. “Okul temelli toplumsal uyum modeli” olarak tasarlanan ve çocuk mültecilerin kendi kültürlerinden kopmadan topluma uyum sağlamasının amaçlandığı proje, olumlu sonuçlar verdi. Çocukların dil gelişiminde ilerleme oldu, ders notları yükseldi. Mülteci çocuklarla bir arada okuyan öğrencilerin ise empatik düşünme yetenekleri gelişti. 2001 yılından beri 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü olarak kutlanıyor.  Stratejik konumu nedeniyle son yıllarda çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, bu sebeple de dünyada en fazla çocuk mülteci barındıran ülkesi konumunda bulunuyor.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü ve Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi iş birliğinde “Üzüm Bağları” isimle adlandırılan okul temelli toplumsal uyum modeli tasarlandı.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, sosyoloji son sınıf öğrencisi Zeynep Sena Akdağ ve Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğretmenleri Fethiye Akdağ ve Hava Baştan öncülüğünde geliştirilen “Üzüm Bağları” projesi, mülteci çocukların toplumsal uyumunu okul temelli, öğretmen destekli, empatik düşünme ve kültürel etkileşimli bir yaklaşım içerisinde ele almayı hedefledi.Dil gelişimi ve akademik başarı sağlandı14-18 yaş aralığında 7 mülteci öğrencinin bulunduğu Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde hayata geçirilen uygulama sonunda önemli sonuçlar elde edildi. Kendilerine hedefler belirleyen mülteci öğrencilerde hedeflere ulaşma konusunda artan bir kararlılık gözlemlendi, bunun yanı sıra sosyal ve kültürel faaliyetlerde kurulan iletişim sayesinde dil gelişimlerinde ilerleme oldu. Buna bağlı olarak ders başarıları da yükseldi. Türk öğrencilerin ise empatik düşünme yetenekleri gelişti, benimseyici bir bakış açısı oluştu.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı: “Toplumsal zenginliğe dönüştürülmeli”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, proje ile mültecilerin uyum sürecine önemli katkılar sağlanmasını hedeflediklerini belirterek “Bundan sonraki süreçte önemli amaçlardan biri bu modelin örnek alınarak MEB’e bağlı okullarda yaygınlaştırılmasını sağlamak, böylece ülkemiz gençlerinde de benimseyici bir bakış açısı oluşturarak göç ile gelen çeşitliliği toplumsal zenginliğe dönüştürmektir” dedi. Süleymanlı, “Model geliştirme sürecinde anlaşıldı ki ırk, dil ve hatta gözlerin, tenlerin rengi farklı olsa da gözyaşları aynıdır. Ayrıca modelin tanıtımına ilişkin birçok uluslararası göç kongresinde sunum yapılmıştır” dedi.“Üzüm Bağları” ismi tesadüf değilProjeye verilen “Üzüm Bağları” isminin üzümün özelliğinden ilham alınarak konulduğunu belirten Süleymanlı, “Asmanın kökü toprakta olmasına rağmen dallarının gittiği yere uyum sağlaması dolayısıyla projenin ismi “Üzüm Bağları” olarak seçildi. Zira üzüm asması gibi mülteci çocukların da kendi köklerinden, gelenek ve göreneklerinden kopmadan gittikleri yerlere uyum sağlamaları, dil öğrenmeleri ve hayatlarına devam edebilmeleri beklenmektedir. Bu sayede hem kendilerine hem de topluma faydalı bireyler olarak yaşamlarına devam edebileceklerdir” dedi.Mülteci sorunu karşısında dünya ülkelerinin sorumluluk almaktan kaçındığı bir dönemde Türkiye devleti ve halkının soruna insani yönden yaklaştığını belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu aynı zamanda bu coğrafyada kardeşlik bağları ve tarihsel birlikteliğin doğrultusunda üzerlerine yüklediği sorumluluğun farkında olmasının bir göstergesidir” dedi.Mülteci uyumu önemli bir olayMültecilerin ve özellikle mülteci çocukların toplumsal uyumunun mühim bir olay olduğunu belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu süreçte ortaya çıkan sorunlar zannedildiği kadar kolay ve kısa sürede aşılamamaktadır.  Bu süreç mülteci çocukların bireysel-kişisel özellikler birlikte, değişime istekli olmaları, çevresel uyum koşulları,  dil ve kültür gibi öğelerle de yakından ilintilidir. Ayrıca göç öncesi süreçte mülteci çocukların yaşadığı travmalar ve savaşın yarattığı ahlaki çöküntü onların kişiliğinin gelişmesini, dolayısıyla tavır ve değerler sistemini de etkilemiş bulunmaktadır. Tüm bu hususlar sağlıklı ve kalıcı bir uyum sürecinin gerçekleşebilmesi için farklı bileşenleri ve yerli özellikleri göz önünde bulunduran bir uyum modeli geliştirme ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada bedensel ve psikolojik olarak sosyal yaşamdan kopan çocukları yeniden birleştirecek bir bağ olmalıydı. Biz bu proje ile bunu amaçladık” diye konuştu.

27 MAY 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Endüstri 4.0 kadını işsiz bırakacak”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, YenidenBiz Derneği’nin kadın istihdamını konuşmak, iş hayatına geri dönen kadınların hikâyelerini yaymak için düzenlediği zirveye katıldı.“Endüstri 4.0 kadını işsiz bırakacak”Endüstri 4.0 ile birlikte 800 yeni iş geleceğini söyleyen Arıboğan, yeni iş piyasasında kadının iş bulmasının zorlaşacağını dile getirdi. Arıboğan, ”Dünya Ekonomik Formu’na göre endüstri 4.0 ile 800 milyon yeni iş gelecek. İş piyasasında önemli ölçüde kadınların ortadan kalkacağını söyleyebiliriz. Yüzde 50 civarında kadın istihdamı ortadan kalkacak çünkü bu ofis ortamında, pembe yakalı dediğimiz işler, sekreterlik, ofis yönetimi, hemşirelik gibi işler yapay zekâ tarafından yapılacak. Kadınlar genellikle güçlü işlerin peşine çok düşmüyorlar çünkü evde yaptığımız işler var bir takım sorumluluklarımız var” şeklinde konuştu.“Kapitalizm fabrikada yapılanı makbul kılıyor, evde yapılan iş hiçbir anlam ifade etmiyor”Kadınların aynı anda iki alanı birden götürmek zorunda kaldığına değinen Arıboğan bu nedeni olarak sanayi toplumunu gösterdi. Arıboğan, “Kadınların aynı anda iki alanı birden götürmek zorunda kalıyorlar. Bu aslında sanayi toplumunun bize yüklediği bir sorumluluk. Eskiden 1800’lü yıllara kadar emek ve üretim aile için üretiliyor, ekiyor, biçiyor, süt sağıyor, peynir yapıyorlardı, birlikte yapıyorlardı. Kapitalizmin ve sanayi toplumunun gelişmesiyle birlikte erkekler kendilerini ev dışına atıyorlar, sanayide çalışmaya, ücret almaya başlıyorlar. Kadın evde çocuklara bakıyor, tasarruf yaparak o evi geçindirmek gibi bir yükümlülüğü var. Kapitalizm fabrikada yapılanı makbul kılıyor, evde yapılan iş ve emek ise hiçbir anlam ifade etmiyor. Çocuklara bakılması, yemek, temizlik, hiçbir anlam ifade etmiyor” dedi.“Erkeksileştirerek yükselmek zorunda kaldığımız o yerden artık ’kadınız’ diye yürümemiz gerekiyor”Bugün endüstri 4.0 ile birlikte robotik teknolojiler ve yapay zekânın istihdamı azaltacağını söyleyen Arıboğan, yönetim gücü açısından yetenekli kadınların şanslı olduğunu vurguladı. Arıboğan, “Ekonomik şartlar birçok ülkede kadını eve sevk etmeye başlayacak. Kadın ev ekonomisine daha çok yönelecek. Bu sıradan işler açısından böyle. Ama yönetim gücü açısından yetenekli kadınların önünün şiddetli bir biçimde açık olacağını düşünüyorum. Çünkü yenidünyada IQ’nun çok fazla bir anlamı kalmıyor, bu nedenle kadının daha sevecen, daha şefkatli, daha çok boyutlu, daha insanı düşünen birçok şeyi aynı anda yapabilme gücüne sahip yapısı yöneticilik vasıfları anlamında çok öne çıkacak. Sahip olduğumuz yetkinlikleri erkeksileşmeden kullanabilmemiz gerekiyor. Sürekli olarak bugüne kadar kendimizi erkeksileştirerek yükselmek zorunda kaldığımız o yerden artık ’kadınız’ diye yürümemiz gerekiyor. Bugün geldiğimiz noktada en büyük avantajımız kadınsı yeteneklerimiz. Bunları olabildiğince kullanacağız, erkek olmaya çalışmadan yürümenin yollarını arayacağız” şeklinde ifade etti.Kaynak: Hürriyet İK

12 MAY 2019

3. Psikoloji Günlerinde konuşan Tarhan: “Aşk artı iş birliği, eşittir ömür boyu aşk”

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 3. Pozitif Psikoloji Günlerinde “Değişen Dünyada Anlam Arayışları” başlıklı bir konferans veren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modernizmin medeniyet krizi yaşadığını belirterek “Hedonizm, narsisizm çağın ciddi psikolojik değişkenleri, bunların sonucunda da yalnızlık ve mutsuzluk ortaya çıkıyor” dedi. Ömür boyu sürecek aşkların serotonin ve dopamin dengesinin sağlanmasıyla mümkün olacağını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Aşk artı iş birliği, eşittir ömür boyu aşk. Yani iyi iş birliği kurmayı başarmış kişiler aşkı olgun ve sürdürülebilir aşk haline getirebiliyor” dedi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Kulübü tarafından düzenlenen 3. Psikoloji Günleri, psikoloji öğrencilerini farklı konularda ve kurumlarda çalışmalarını sürdüren öğretim üyeleri ile tanıştırmayı, farklı üniversitelerde eğitim alan psikoloji öğrencilerinin interaktif bir ilişki içerisinde iletişim kurabilmelerini amaçlıyor.Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesi Emir Nebi Konferans Salonunda düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji (İngilizce)  Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Asil Özdoğru, üniversite olarak 2016 yılından bu yana düzenledikleri Psikoloji Günleri’ni üçüncüsün temasını “Değişen Dünya, Dönüşen İnsan” olarak belirlediklerini söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Asil Özdoğru, alanında uzman olan isimler tarafından yedi konferans verileceğini söyledi.Prof. Dr. Sırrı Akbaba: “İnsanın ruh taşıdığından hareket eden bir psikoloji anlayışı devreye girmeli”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba ise açılış konuşmasında farklı üniversitelerde okuyan genç psikolog adaylarının bir araya gelmeleri ve fikir alışverişinde bulunmalarını amaçladıklarını belirterek “Böylece eksilerimizi artılarımızı görebilmek, eksilerimizi artıya dönüştürebilmek isteriz” dedi. Psikoloji ekollerinin geçmişten günümüze insana bakış açısının mekanik olduğunu, insanın bir ruha sahip olduğunu göz ardı ederek insana bir makinaymış gibi bakılmasına sebep olduğunu ifade eden Akbaba, “Tek bir bakış açısıyla insana gerçek değerini verememiş oluyoruz. Her insanın bir ruh taşıdığından hareket eden bir psikoloji anlayışının devreye girmesi gerekiyor. 21. yüzyıl inanıyoruz ki insana gerçek insan hüvviyetini sunan bir psikoloji anlayışı şeklinde devreye girer” dedi.Evler büyürken aile küçüldü Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Değişen Dünyada Anlam Arayışları” başlıklı bir konferans verdi. Günümüzde evlerin büyürken ailenin küçüldüğünü, daha çok terfiye rağmen daha az sağduyunun hakim olduğunu, yüksek IQ’ya rağmen daha az duygunun,  yüksek gelire rağmen daha az huzurun, daha çok insana rağmen daha az insanlığın hakim olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunların tümünün bugünün gerçeği olduğunu söyledi.Pozitif Psikoloji nereden çıktı?ABD’deki Çocuk Savunma Fonu verilerinin 2000’li yıllarda gençlerin ve çocukların durumuna ilişkin gerçekleri gözler önüne serdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir günde 25 yaşın altındaki 3 genç AIDS nedeniyle ölüyor ve 25 tanesine HIV virüsü bulaşıyor. 6 çocuk intihar ediyor.18 yaşın altında 342 çocuk şiddet suçundan tutuklanıyor. 2 bin 833 çocuk okulu terk ediyor.  O dönemde hükümet panik yapıyor; Seligman ve ekibine 5 milyon dolarlık bir bütçe ayırarak bir çalışma görevi veriyor. 2008 yılında tamamlanan çalışma ile ilgili Pozitif Psikoloji Kongresi yapılıyor” dedi.Pozitif Psikolojiyi 2013’ten bu yana ders olarak veriyoruzPozitif Psikolojinin dünyanın önde gelen üniversitelerinde son yıllarda ders olarak okutulduğunu belirten Tarhan, “Harvard Üniversitesi 2015 yılında Pozitif Psikolojiyi ders olarak vermeye başladı. Yale Üniversitesi 2018’de son olarak İngiltere’deki Bristol Üniversitesi de 2019 itibarıyla Pozitif Psikolojiyi ders olarak koydu. Biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’ten beri Pozitif Psikolojiyi ders olarak vermeye başladık” dedi.Modernizm medeniyet krizi yaşıyorDünyada bugün modernizmin bir medeniyet krizi yaşadığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kaliforniya Sendromu denilen olgunun Kaliforniya bölgesinde yaygın şekilde yaşandığını belirterek “Hayatın anlamı hedonizm diyen, anlam arayışını sadece zevkler üzerine kuran bir anlayış. Varoluş bunalımı yaşıyor kişi, birçok şeye sahip olmasına rağmen mutlu değil, böyle bir insan tip ortaya çıktı. Bu tip insanlar mutluluğu dış nedenlere bağlıyor. Hedonizmi ego ideali olarak seçen insan, kendini dünyanın merkezine alarak yaşıyor. Hedonizm, narsisizm çağın ciddi psikolojik değişkenleri, bunların sonucunda da yalnızlık ve mutsuzluk ortaya çıkıyor” dedi.Beynin ön bölgesi; kaptan köşküdür İnsan beyni karar verirken 4D kuralının geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Duygu, düşünce, davranış ve değerlere göre karar veriyor. 1990’larda psikolojide bir devrim yaşandı.  Duyguların ölçülebilir olduğu ortaya çıktı. Mutluluk beynimizdeki kimya laboratuvarını yönetmektir. Beynin ön bölgesi insanı insan yapan bölge. Beynin kaptan köşkü. Karar verme, odaklanma, öz denetim, öz yönetim, empati bu bölgeyle kontrol ediliyor. Bu bölge doğuştan gelişmemiş, potansiyeli var. Beynin bu bölgesi sonradan geliştiriliyor” dedi.Aşk artı iş birliği, eşittir ömür boyu aşk  Aşkın kimyasına da dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dopamin ve serotonin dengesinin sağlanması gerektiğini belirtti. Tarhan, “Dopamin öyle bir kimyasal ki beyinde hazla ilgili hormon. Dopamin arttıkça dikkat ve odaklanma artıyor.  Aşık olunca sadece o kişiye odaklanıyor. Dopamin artarken serotonin azalırsa bu sefer takıntılı aşk ortaya çıkıyor. Kişide enerji artışı oluyor. Patolojik aşkı olgun aşka çevirebilmek beynin ön bölgesini geliştirmekle ilgili. Böyle durumlarda ömür boyu aşk ortaya çıkıyor. Bunun da sırrı nerede? Serotonin dopamin dengesini beyinde dengeli sağlamayı öğrenmek gerekiyor. Bunun için aşk artı iş birliği, eşittir ömür boyu aşk. Yani iyi iş birliği kurmayı başarmış kişiler aşkı olgun ve sürdürülebilir aşk haline getirebiliyor” dedi.Anlam arayışı seçimlerimizle oluşan bir yolculukturAnlam arayışının seçimlerimizle oluşan bir yolculuk olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İyimserlik bir seçimdir. Affetmek bir seçimdir. Dürüstlük bir seçimdir. Kendimizi değiştirmek, paylaşılan bilgelik bir seçimdir. Şükretmek bir seçimdir. Başkalarına saygı bir seçimdir. Anlamlı yaşamak bir seçimdir. Mutlu bir hayat yaşamak senin seçimindir” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, dünyada değişen siyaset psikolojisini anlattıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da “Otoriterleşme, Radikalleşme ve Kötücülleşme Üzerine Değişen Siyaset Psikolojisi” başlıklı konferansında 1800’lerden başlayarak günümüze kadar gelen süreçte siyaset psikolojisinin geçirdiği evreleri anlattı.Siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkiler açısından dünyadaki değişimleri değerlendiren Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, 11 Eylül’den sonra dengelerin değiştiğini, devletlerin meselelere güvenlik üzerinden baktığını belirterek şunları söyledi:“Sadece Dünya Ticaret Merkezi yıkılmıyor. Küreselleşme paradigması yıkılıyor. Artık devletler güvenlik üzerinden dünyaya bakmaya başlıyorlar. İş birliği, üretim ve tüketim gibi konular önemli değil. Artık temel mesele korkunç bir tehdit var. El Kaide diye bir şey var her an herkesi vurabilir. Dünyadaki toplam askeri harcamalar 700 milyar dolar seviyesinden 1.68 trilyon dolara fırlıyor. Dünyanın bütün ekonomik kaynakları eğitimi sağlık kozmetik gibi kanallarda gidiyor askeri kaynaklara pompalanıyor. Artık dünyayı güvenlik ekseninde görüyoruz. Tehditler var. Korkularımız var. Korktuğumuz zaman siyasal davranışlarımız değişiyor. Korktuğumuz zaman her türlü otoriter rejimi meşru görmeye başlıyoruz. Korktuğumuz zaman bize düşman olarak görünen şey olandan daha büyük görünmeye başlıyor. Radikalleşme radikal fikirler bir grubu düşmanı tanımlıyor öbür tarafta da bizi savunmak zorunda olan bir devlet anlayışı var. Otoriter olmasında bir mahsur yok, hakları elimizden almasında bir sorun yok çünkü korkuyoruz. Çünkü güvenlik endişelerimiz var. El Kaide bitiyor, IŞİD başlıyor, yarın MIŞİD çıkacak ortaya ve bu devlet otoritesinin giderek daha meşruiyet kazanması, uyguladığı antidemokratik yöntemlerin çok da fazla tartışılmadan kabul edilmesi anlamına geliyor. Dünya sathında Berlin duvarı yıkıldığında sadece 12 ülkenin sınır duvarı varken bugün 77 ülke sınırlarını duvarlarla çeviriyor.”Psikoloji farklı yönleriyle ele alındıÜsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Dünya nasıl değişti? İnsan Nasıl dönüştü?”, Prof. Dr. Zuhal Baltaş, “Düşünce Zincirlerinin Ötesinde Dijitalleşme”; Prof. Dr. Gökhan Oral, “Değişen Suç Dünyası ve Psikoloji”; Prof. Dr. Aylin KÜNTAY, “Çocuklukta Dil ve İletişim Gelişimi: Nasıl Destekleyebiliriz?” ve Dr. Maria Claudia Ionescu “Psychology in Romania” başlıklı konferanslarıyla katıldı.Bu yıl “Değişen Dünya, Dönüşen İnsan” temasıyla gerçekleştirilen program, iki gün boyunca devam etti.Alanlarında uzman öğretim üyelerinin konferansları, farklı konularda gerçekleştirilen atölye çalışmaları, dezavantajlı gruplarla Psikoloji öğrencilerini tanıştıran Yaşayan Kütüphane etkinliği ile programda mezunlar paneli de gerçekleştirildi.

09 MAY 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Göbeklitepe, ezberleri bozan bir keşif”

Üsküdar Üniversitesi rehberliğinde Doğuş Grubu ve Şanlıurfa Belediyesi iş birliğinde düzenlenen Tarih Yeniden Yazılıyor: Göbeklitepe Gerçeği Sempozyumu’nda tarihin sıfır noktası olarak anılan Göbeklitepe’nin geçmişi, önemi ve ortaya çıkarılmasında yapılan çalışmalar ele alındı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Göbeklitepe’nin ezber bozan bir keşif olduğunu belirterek burada yapılan çalışmaların insanlığın var oluşuna dair soruların cevaplanmasında katkıları olacağını söyledi.  Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen Tarih Yeniden Yazılıyor: Göbeklitepe Gerçeği Sempozyumu’nda tarihin sıfır noktası olarak anılan Göbeklitepe’nin geçmişi, önemi ve yapılan çalışmalar konunun uzmanarı tarafından ele alındı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Göbeklitepe ezberimizi bozan bir keşif” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sempozyumun açılış konuşmasında Göbeklitepe ile ilgili sempozyum fikrinin Şanlıurfa’ya geçen yıl gerçekleştirdiği ziyaretle beraber aklına geldiğini belirterek “Göbeklitepe’yi ziyaret ettikten sonra bu sempozyum fikri aklıma geldi. Psikiyatri kitaplarında Göbeklitepe’ye referanslar var. İnsanın gelişimiyle ilgili antropolojik olarak bazı şeylerin yeniden yazılması gerektiği belirtiliyor. Onun için tarihin sıfır noktası deyince tarihin yeniden yazılması olarak belirledik başlığı. Göbeklitepe’de yeni bilgilere ulaşılınca bazı şeyler yeniden yazılacak. Göbeklitepe ezberimizi bozan bir keşif” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bir hazinenin üzerindeyiz ama farkında değiliz”Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 2019 yılının Göbeklitepe Yılı ilan edilmesine rağmen Türkiye’de çoğu kimsenin bunun farkında olmadığını ifade eden Tarhan, Göbeklitepe’nin Türkiye gündemine getirilmesi gerektiğini belirterek “Buınunla ilgili farkındalık oluşturulması gerekiyor. Bir konunun farkına varmazsanız, psikiyatride bir söz vardır; bir insana su içirmek istiyorsanız su iç demekle olmaz, susattığınız zaman kendiliğinden içer. Göbeklitepe’yi öğretmek için de ihtiyaç hissettirmek gerekir. Bu da farkındalıkla olur. Böyle bir hazinenin üzerindeyiz ve bunun farkında değiliz. Bu farkındalık için de üniversite olarak bize ne düşer diye düşündük. Doğuş Grubu Göbeklitepe ile ilgili çalışmaların 20 yıl boyunca sponsorluğunu almış, önemli çalışmalar yürütülüyor. Diğer taraftan Şanlıurfa Belediyesi de önemli çalışmalar yürütüyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kafamızdaki soru işaretleri yanıt bulacak”Göbeklitepe’nin psikiyatri alanında da önemli noktalarda katkılar sağlayacağını belirten Tarhan, “Bence evrim teorisi yeniden yazılacak. Evrim teorisini, insanın oluş şekli, biyoloji kitaplarında var oluşu açıklayan önemli teori bu. Bu buluş evrime uymuyor. Neolitik çağa dair o bölgede hiç çanak çömlek yok. Çömleğin olmaması insanın tarım toplumuna girmediğini gösteriyor. Bu tarihteki yazılım süreci açısından tartışılması gerekli bir durum. Tarım toplumu olmadan önce alet kullanabilen, gelişmiş bir dönem var. Ev yapmadan tapınak yapmış, genellikle bilinen şey şudur; önce binalar yapılır, yerleşim yapılır sonra tapınaklar yapılır. Burada da buna uymuyor” dedi. Tarihe ve geçmişe dair kafamızdaki soru işaretlerinin burada yapılacak çalışmalar sonunda cevap bulacağını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Tarihin burada yenden yazılması bunun için önemli. İnsan ilk medeni bir varlık olarak mı var oldu, yoksa önce var olup sonra mı medenileşti. Bunu da tartışmaya açacak bir şey. Burada bir başlangıç yaparak bilimsel bir ortamda tartışıp konuşulması hem toplumun bilgilenmesi hem de yeni çalışmalara kapı aralanmasını istedik” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz var”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da tarih ve kültürel mirasın önemine işaret ettiği konuşmasında “Kalkınmasız büyüme diye bir kavram var. Ülkenizin ekonomik kaynaklarını ve enerjisini, insanı kalkındırmadan ve insanı değiştirip geliştirmeden büyüttüğünüz zaman; insan kaynağını geride bıraktığınız zaman elde ettiğiniz yeni kaynakları doğru değerlendirme fırsatınız da olmuyor. Temel mesele insanı değerlendirecek, insanı geliştirecek olan altyapı ortamlarını hazırlamak” dedi. “Göbeklitepe sadece bize ait bir yer değil” diyen Arıboğan, “Bu vatanın bir parçası, üzerinde biz ev sahibiyiz. Ama bütün insanlığa karşı sorumluluğumuz var. Bunu iyi korumak, bunu insanlığın bir parçası haline getirebilmek” dedi.Azzat Birinci: “Şanlıurfa 12 bin yıllık bir miras ve kültürü barındırıyor”Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Şube Müdürü Azzat Birinci, Göbeklitepe’nin Şanlıurfa’nın gelişiminde önemli katkıları olduğunu belirterek 2019 yılının Şanlıurfa’ya turistik açıdan önemli kazanımlar sunacağını belirterek “Şanlıurfa 12 bin yıllık bir miras ve kültürü barındırıyor. Ortadoğu, Mezopotamya, Anadolu ve Kafkaslar’a kadar uzanan bir gastronomi zenginliği mevcut.  Bu anlamda dünyanın sayılı kadim kültürlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz” dedi.Tarih Yeniden Yazılıyor: Göbeklitepe Gerçeği Sempozyumu“Tarih Yeniden Yazılıyor: Göbeklitepe Gerçeği Sempozyumu”nda Göbeklitepe Kazı Ekibi Lideri Lee Clare, Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, İstanbul Üniversitesi Göbeklitepe Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necmi Karul ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Şube Müdürü Azzat Birinci, Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılmasında yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verdi.Sempozyumun moderatörlüğünü yapan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Uygar Aydemir, “Göbeklitepe, şimdiki bilgilerimize göre, arkeolojik bulgular içerisinde benzeri anıtsal yapılardan, en eski olanı. Bu bakımdan da özellikle tarih öncesi döneme dair bildiğimiz ve bilgi yapılarımızın içinde şekillendiği paradigmayı zorlayan, bir arkeolojik alan” dedi.Prof. Dr. Necmi Karul: “Göbeklitepe’de modern mimarinin temel izleri görülüyor”İstanbul Üniversitesi Göbeklitepe Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necmi Karul,  “Anadolu’da Yerleşik Yaşamın Kökeni, Son Avcılar ve Göbeklitepe” başlıklı sunumunda Anadolu’nun Neolitik dönem içerisindeki önemi ve Göbeklitepe hakkında bilgiler vererek “Göbeklitepe veya benzeri Türkiye’deki arkeolojik değerler, bir taraftan evrensel kültür tarihinin birer parçası; ama diğer taraftan da bizim ülkemizde olan değerler olması açısından da ayrı bir konuma sahip. Dolayısı ile bize, bu evrensel kültür tarihinin bir parçasını araştırmak, bu konuda bilgi sahibi olmamız dışında,  ayrıca bir de sorumluluk yüklüyor. Bu dönemde barınak konuta, konut eve dönüşüyor. Yani ilk barınaklar, yuvarlak kulübeler, zamanla daha ustaca inşa edilmiş dörtgen planlı yapılara dönüşüyor. Kavramsal olarak da bir konut, artık insanlar için önemli bir kavram halini alıyor. Bugün yaşamımız için ne kadar belirleyici olduğunu düşündüğümüzde, bu keşfin önemini anlayabiliriz.  Ama teknolojik olarak da çok önerli bir şey gerçekleşiyor. Yuvarlağın yerine dörtgen planlı yapı yapmak demek, köşeyi yapabilmek demektir. Kendi kendini taşıyan duvarı yapabilmek demektir. Bugün köşeyi yaptığınız için gökdelenlere sahipsiniz. Bu binaları yapabilmenin özündeki mesele, bu teknolojik çözümlerden geçiyor” dedi.Lee Clare: “Göbeklitepe, toplumsal bir merkezdi”Göbeklitepe Kazı Ekibi Lideri Lee Clare ise Göbeklitepe bölgesinin ilk olarak 1960’larda keşfedildiğini fakat asıl öneminin idrak edilmesi ile beraber, 1995’ten itibaren asıl kazı çalışmalarına başlandığını belirterek Göbeklitepe’nin en önemli özelliğinin toplumsallaşma olduğunu söyledi.  Bu bölgenin toplumsal bir merkez olduğuna dikkat çeken Lee Clare, “Burası ittifakların kurulduğu ve evliliklerin gerçekleştirildiği bir merkezdi. Önemli olan burayı paylaşan kişilerin ortak bir kimlik ve ortak bir aidiyetlerinin olmasıydı” dedi.Çağla Saraç: “Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtmak için çalışıyoruz”Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç da Doğuş Grubu olarak Göbeklitepe’de yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Göbeklitepe’nin isminin ulusal ve uluslar arası platformlarda artarak duyulmaya başlandığını ve UNESCO Dünya Kültür Miras Listesinde yer aldığını belirten Çağla Saraç, Doğuş Grubu’nun 2015 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile bir iş birliği yaparak 20 yıllık bir sponsorluk anlaşması imzaladığını söyledi. 20 yıl boyunca yapacakları çalışmalar hakkında bilgi veren Çağla Saraç, “Öncelikle Şanlıurfa merkeze 19 km uzaklıkta bulunan Göbeklitepe’ye gelen ziyaretçilerin güzel bir gün geçirecekleri Ziyatretçi Merkezi inşaatı tamamlandı. Doğuş Grubu olarak ulusal ve uluslar arası arenada tanıtımının yapılmasına ilişkin çalışmalar yürütüyoruz. Bunlardan ilkini 2015’te Davos’ta gerçekleştirdik” dedi. Çağla Saraç, bu anlaşma çerçevesinde projeye sağlanan desteğin toplam 20 milyon dolara ulaşmasının beklendiğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜTV) tarafından canlı olarak yayınlanan sempozyum sonunda katılımcılar beraber fotoğraf çektirdi.

06 MAY 2019

Grosman: “Arılar gibi küçük düşünmemiz lazım ki büyük işler yapabilelim”

Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Oxford Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 1. Politik Psikoloji Sempozyumunun 2. gününde, Oxford Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesi, Demokrasi ve Barış İnşası Merkezi kurucu ortağı aynı zamanda CEO'su olan Eva Grosman “Esneklik Politik Geçişler İçin Kapasite Geliştirme” konulu sunumunu gerçekleştirdi.Üsküdar Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi akademisyenlerini bir araya getiren sempozyumda “Hakikat Sonrası Dünyada Kaos, Karmaşa Ve İş Birliğinin Psikolojisi” teması ele alındı. Sempozyumun 2. Gününe Eva Grosman’ın yanı sıra Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan da konuşmacı olarak yer aldı.2’inci günün ilk konuşmacısı Oxford Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesi Eva Grosman oldu. Eva Grosman “Esneklik Politik Geçişler İçin Kapasite Geliştirme” konusunda sunum yaptı.Grosman: “Kutsal Cuma Anlaşması politik ve sosyal bir yeniklikti”Kutsal Cuma Anlaşması ile ilgili bilgi veren Grosman, anlaşma sayesinde Katolikler ve Protestanlar arasında pek çok sorunun çözüldüğünü belirtti. Grosman, “Kutsal Cuma Anlaşması politik ve sosyal bir yeniklikti. Pek çok grup arasında uzlaşıyı getirdi. Kutsal Cuma Anlaşması ile yapısal çerçeve sunulmuş oldu ama buna geçiş uzun sürecek gibi görünüyor çünkü bu travmatik bir süreç ve normal değişim gibi yönetilemez” dedi.Grosman: “Kuzey İrlanda’da çözülmesi gereken mesele sayısı giderek artıyor”Kuzey İrlanda’da ayrımcılığın hala çok yüksek olduğunu söyleyen Grosman, Katolik ve Protestanların ayrı ayrı yaşamlarını sürdürdüğünü belirtti. Grosman, “Çocukların sadece %7’si karma eğitim görüyor. Katolikler Katolik okuluna, Protestanlar da Protestan okuluna gidiyor. Toplum ilişkileri, algısı kötü ve yönetimsel sorunlar nedeniyle geriye doğru gidiyor. Kuzey İrlanda’da çözülmesi gereken mesele sayısı giderek artıyor” şeklinde konuştu.Grosman: “Kuzey İrlanda’da barış dönemi savaş döneminden daha fazla kişinin ölümüne neden oldu”Kuzey İrlanda’da barış dönemi savaş döneminden daha fazla kişinin öldüğünü ifade eden Grosman, intihar oranını yüksek olduğunu vurguladı. Grosman, “Kuzey İrlanda trajik bir ironidir, barış dönemi savaş döneminden daha fazla kişinin ölümüne neden oldu. İntihar sayısı çok yüksek. Sosyal normlarımız ilişkilere ve kariyere yaklaşımımızı hızla değiştiriyor” dedi. Grosman: “Türkiye çok önemli bir ülke” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuşmasında 3 ayrı liderlik özelliğinden bahsettiğini söyleyen Grosman, bu özelliklere ekleme yapmak istediğini belirtti. Grosman,  “Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan konuşmasında duygusal zekâ ve fiziksel zekâdan bahsetti. Ben de bu özelliklere kültürel zekâyı eklemek istiyorum. Bu kavram çok fazla kültürde, çoklu kültürlerde var olabilmek anlamını taşıyor. İstanbul farklı kültürleri kucaklayan, Doğu ile Batı’yı birleştiren, farklı kültürleri buluşturan bir yer bu nedenle Türkiye çok önemli bir ülke” dedi.Grosman: “Arılar gibi küçük düşünmemiz lazım ki büyük işler yapabilelim”İnsanları barışa çekebilmek için standartların yükseltilmesi gerektiği belirten Grosman, büyük sorunları çözebilmek için arı gibi düşünmenin önemine değindi. Grosman, “Bir arı hayatı oyuncabir çay kaşığı oranında bal üretebiliyor. Doğrudan yaptığı baldan kendi bile faydalanamıyor. Ama gelecek nesiller için çalışmış oluyor, gelecek nesiller bundan faydalanıyor. Savaşarak değil, herkesin eylemlerine faaliyetlerine destek vererek, uzlaşarak, değiştirmemiz gerekiyor, yani arılar gibi küçük düşünmemiz lazım ki büyük işler yapabilelim” şeklinde ifade etti. Doğan, “İnsan için yaşamda ki temel güdüleyici güç hayatını anlamlı kılma çabasıdır”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan da, “Hayatı Anlamlı Kılma Çabası ve Psikopolitik Yansımalar” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Doğan, anlam arayışının insanın varoluşunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Doğan, “İnsan için yaşamda ki temel güdüleyici güç hayatını anlamlı kılma çabasıdır” dedi.Politik Psikolojinin Türkiye’deki etkileri konuşulduÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Psikopolitik Analizin Doğası” konulu sunumunu yaptı. Arıboğan aynı zamanda sempozyumun kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Arıboğan, politik psikolojinin Türkiye’de daha yeni olmasına rağmen ciddi etkiler yarattığını belirtti.Arıboğan, “2001 yılı Dünya üzerinde küreselleşmenin hızlandığını bir yıl oldu”11 Eylül Saldırıları ile ilgili görüntüler izleten Arıboğan, 11 Eylül 2001 tarihinde bu görüntüleri evden canlı canlı izlediğini ve bu olayın ilk defa küresel düzeyde iz bırakan bir olay olduğunu vurguladı. Arıboğan, “11 Eylül sonrası askeri harcamaların artması ile birlikte 2001 yılı Dünya üzerinde küreselleşmenin hızlandığını bir yıl oldu” şeklinde konuştu.Sempozyum sonunda Oxford Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesi, Demokrasi ve Barış İnşası Merkezi kurucu ortağı aynı zamanda CEO'su Eva Grosman’a, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan tarafından plaket taktim edildi.Üsküdar Üniversitesi Televizyonundan da canlı yayınlanan Sempozyum, toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

04 MAY 2019

Prof. Lord John Alderdice’a Üsküdar Üniversitesinden fahri doktora

Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Oxford Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 1. Politik Psikoloji Sempozyumu, her iki üniversiteden akademisyenleri buluşturdu. Teması “Hakikat-Sonrası Dünyada Kaos, Karmaşa ve İş Birliğinin Psikolojisi” olarak belirlenen sempozyum kapsamında düzenlenen törenle Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Lord John Alderdice’ye Üsküdar Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktora unvanı takdim edildi. Prof. Lord John Alderdice, hem politik psikoloji ve psikiyatri alanında gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalar hem de uluslararası ilişkiler alanında geliştirdiği projeler ve dünya barışına sunduğu eşsiz katkılardan dolayı Üsküdar Üniversitesi Senatosunun aldığı kararla fahri doktora unvanına layık görüldü.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda “Hakikat-Sonrası Dünyada Kaos, Karmaşa ve İş Birliğinin Psikolojisi” temasıyla düzenlenen 1. Politik Psikoloji Sempozyumu’nda iki üniversiteden akademisyenler ve konuk konuşmacılar bir araya geldi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Lord Alderdice, politik psikolojiye büyük emek verdiÜsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Oxford Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen sempozyumun açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bugün hem 1. Politik Psikoloji Sempozyumunun başlaması hem de Prof. Lord John Alderdice’ye fahri doktora unvanı vermek üzere iki önemli etkinliği planladıklarını söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Uzun yolculuklar küçük adımla, büyük yangınlar bir kıvılcımla başlar diye bir söz vardır. Biz de üniversite olarak politik psikoloji alanına sahip çıkarak bu konudaki otorite kişilerle bilimsel alanda çalışmalar yapmaya başlıyoruz. Bunun dünya için çok önemli olduğunu düşünüyorum ve bu konuda çok emek vermiş olan Sayın Lord Alderdice’ye de burada Fahri Doktora takdim edeceğiz. Kendilerine teşrifleri için teşekkür ediyorum” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Dünyanın daha iyi olması için adım atılmalıPolitik psikolojinin çok önemli bir alan olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dünyada iyilerle kötülerin mücadelesi vardır. Çizgi filmlerde görürsünüz kimi zaman iyiler kazanır, kimi zaman kötüler kazanır. Bu aslında insanlığın varoluşundan beri var olan bir mücadele. Hatta son yıllarda iyilerle kötüler arasındaki bu mücadeleye sosyal entropi deniyor. Entropi, biliyorsunuz termodinamiğin ikinci yasası. Bu yasaya göre entropi yükselmesi olarak tanımlanan şu, evren düzenden düzensizliğe doğru gidiyor. Davranışsal entropide evrende eğer dışarıdan bir müdahale olmazsa düzenden düzensizliğe doğru gidiyor ama dış müdahale varsa düzene geçiyor. Evimizin bahçesini ekip biçmezsek bahçe ayrıkotları ile kaplanıyor. Eğer burayı aydınlatmazsak kendiliğinden karanlık hale geliyor. Burayı ısıtmazsak kendiliğinden soğuyor. Evrende de entropi psikoloji alanında da var. Evrende iyi ve güzel şeyleri artırmazsak kötü kendiliğinden artıyor. O halde iyilik iddiasında olan kişilerin hiçbir şey yapmaması, kötülük olarak geri geliyor. Anadolu’da güzel bir söz vardır; karanlıkla mücadele etmenin en güzel yolu mum yakmaktır. Bu nedenle biz politik psikolojide dünyada iyi ve güzeli artırma yönünde çaba içinde olmazsak dünya kötüye gider. Dünyanın daha iyi ve yaşanılabilir olması için adımlar atmak gerekir” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bir hayalim var. Dünya parlamentosu kurulmalı”Türk düşünür, sosyolog Cemil Meriç’in sözünü hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Cemil Meriç, ‘En büyük düşmanımız önyargı, en büyük ihtiyacımız diyalog’ demiş. Toplumdaki ve ailedeki kavgaları düşünün. Pareto İlkesi vardır, 80-20 kuralı. Yani problemlerin %20’sini çözersen kalan %80’i de çözülür. Bu politika alanında da böyle. Politikacılar psikolojiye karşı mesafeli duruyorlar. Ama bizler üzerimize düşeni yapalım. Dünyada böyle bir ihtiyaç var. Bir hayalim var, dünyada medeniyetler mücadelesine baktığımız zaman dünyada küresel barış olması için, dünya adaleti için dünya parlamentosunun kurulması gerektiğini düşünüyorum. Her ülke eşit olarak bu dünya parlamentosunda temsil edilse ve orada her şey konuşulabilse emin olun dünyadaki sorunlar çözülecektir. Terörle mücadelenin, etnik ve dini radikalizmle mücadele etmenin en iyi yöntemi diyalog sahası açmaktır. İnsanlar konuşabildiği zaman problemlerin çoğunun çözülebildiğini görüyorlar” dedi.“Hayalimi Politik Psikoloji Merkezi gerçekleştirecek”Üsküdar Üniversitesi olarak Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni açtıklarını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  “Biz Üsküdar Üniversitesi olarak geçmişle gelecek arasında köprü olma, doğu ile batı arasında köprü olma ve bu konuda çorbada tuzu olma iddiasındayız. Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi inşallah benim bu hayalimi gerçekleştirecek” diye konuştu.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: Uluslararası İlişkiler alanı politik psikoloji perspektifi ile zenginleşmeye başladıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı, Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da açılış konuşmasında amaçlarının politik psikoloji alanına yeni bir açıklama boyutu ve bakış açısı getirebilmek olduğunu belirterek “Psikoloji alanı, son birkaç yıldır popüler çünkü insanı anlamak, toplumu anlamak onun davranışlarına yön veren psikoloji faktörlerini değerlendirmeye almak çok önemli. Buna rağmen uluslararası ilişkiler disiplini çok ilgisiz kaldı. Çok standart olarak dünyadaki ilişkileri bir devletlerarası ilişkiler boyutunda değerlendirmeye çalıştılar, diplomasi üzerinden anlamaya çalıştılar. Şimdi artık uluslararası ilişkiler alanı da bu yeni perspektifle zenginleşmeye başladı. Toplumların psikolojileri, kamuoyu algıları, liderlerin kişilik yapıları, toplumların tarihsel travmaları, ulusal hikayelerin üzerine bina eden anlatıların her biri çok önemli hale gelmeye başladı” dedi.Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkez ile Oxford Crick Merkezi işbirliği hedefleniyorProf. Dr. Arıboğan, “Ülkelerin içerisindeki siyasi yapı, demokratik anlayışları, liderliğin seçim süreçleri, lidere bakış açılarını önemli ölçüde belirler hale geldi psikolojik ortamlar ve tarihsel hikâyeler. Bu nedenle artık yeni teknolojileri de kullanarak bir yandan hikâyelerimizle bir yandan teknolojik aygıtlarımızla insan beynini okumaya, insanı anlamaya çalışıyoruz. Hep birlikte bu alanı geliştireceğiz. Üniversitemizin sloganı insanı anla dünyayı değiştir. Değiştirebilmek için neyle uğraştığımızı anlamamız farklı perspektiflerle zenginleştirmemiz gerekiyor bu anlatılanları. O bakımdan Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin hayırlı olmasını diliyorum. Bugün burada çok değerli konuşmacılarımız bulunuyor. Lord Alderdice’ye fahri doktora törenimiz var. İnşallah bundan sonra Oxford Crick Merkezimizle birlikte Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizle beraber daha çok etkinliklerde bir araya geleceğiz” dedi.Türkiye Duygu Haritasını anlattılarAçılış konuşmalarının ardından Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, “Türkiye Duygu Haritası: İyi Oluş ve Düşmanlık” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Karar verme süreçlerinde duyguların etkisinin önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol, Temmuz-Ekim 2018 döneminde 125 klinik psikoloji yüksek lisans öğrencisi tarafından gerçekleştirilen 81 ilde 24 bin 494 kişiyle gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına değindi.Prof. Lord John Alderdice’ye cübbesini Prof. Dr. Nevzat Tarhan giydirdiSunumun ardından Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Lord John Alderdice’ye törenle Üsküdar Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktora unvanı takdim edildi. Fahri doktora gerekçesini Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan okudu.Arıboian, John Alderdice’nin hem politik psikoloji ve psikiyatri alanında gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalar hem de uluslararası ilişkiler alanında geliştirdiği projeler ve dünya barışına sunduğu eşsiz katkılardan dolayı Üsküdar Üniversitesi Senatosunun aldığı kararla fahri doktora unvanına layık görüldüğünü belirtti. Prof. Lord John Alderdice’ye cübbesini giydiren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fahri doktora unvanını da takdim etti.Prof. Lord John Alderdice, Kuzey İrlanda’daki barış sürecini anlattıFahri Doktora Töreninin ardından “Chaos, Complexıty, and Cooperatıon – Kaos, Karmaşa-İş Birliği” başlıklı konuşmasını yapan Prof. Lord John Alderdice, Üsküdar Üniversitesi, Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a içten teşekkürlerini iletti. Konuşmasında Kuzey İrlanda’daki barış sürecinden, o dönemde içerisinde yer aldığı çalışmalardan bahseden Prof. Lord John Alderdice, şunları söyledi: “Camiaların neden kendilerine zarar verecek davranışlar gösterdiğini anlamaya çalıştım. Bu durumu nasıl daha iyi idrak edebilirim. Tıbba, psikoanaliz alanlarına yöneldim. Tabi etki yaratmak istiyorsanız, nüfuz yaratmak istiyorsanız belli bir siyasi partinin başına geçmeniz lazım. Camianın bir tarafında iki parti vardı. Biri Protestan diğeri birleştirici partiydi. Bir tanesi de ılımlı diğeri daha aşırı uçtu. Ama merkezde bir parti vardı. İnsanları bir araya getirmeye çalışan, benim için de orta yol bu diye düşündüm. Terapotik bir pozisyondu aslında. Burada ilk yaptığımız şey neydi aslında? İki taraftan da ılımlı insanları bir araya getirmek istedik. Acaba bir uzlaşı yolu bulabilirler mi? Böylelikle aşırıcıları uzaklaştırabilirler mi? İyi bir fikir gibi geldi, biz de bunu birkaç kez denedik ama işe yaramadı çünkü daha uçtaki aşırı insanlar her zaman bu gayretleri ortadan kaldıracak bir şeyler yaptılar. Alternatif yollar arayışlara girdik ve nihayi olarak yeni bir tahlil ve analiz gelişti. Sorun sadece siyasi bir sorun değil dedi bu yaklaşım. Sorun dini ya da ekonomik bir sorun da değil. Sadece adalet sorunu da değil. Sorun tarihi olarak farklı camiaların arasındaki bozuk ilişkilerle ilgili denildi.Demokratik siyasete nasıl yönelebiliriz?Peki bu bozulan ilişkiler ve camialar nedir? Biz bir barış süreci için üç farklı alana odaklandık. Birincisi Katolik Protestan ulusalcılar. Bir de İRA’nın güneydeki camialar vardı. Biri Londra’da ve biri İrlanda’da Dublin’de. Bu üç ilişkinin temsilcilerini alarak barış sürecinin üç alanına odaklandık. Genellikle insanlar belli bir gruba yönelir, burada bir uzlaşma yaratmaya çalışır. Biz burada harici olan ve dış çeperde kalan ilişkilere odaklandık, daha birleştirici olması için. Demokratik siyasete nasıl yönelebiliriz diye düşündük. Belli başlı alanlar öne çıktı. En önce şunu keşfettik; Şiddete dahil olan insanları da bu oyuna dahil etmemiz lazım çünkü onlara alternatif bir yol sunmazsak, bir değişim yolu şiddetten uzaklaşmazlar. Ama eğer demokratik siyasete atılırsanız, burada diğer insanları ikna edecek bir argüman sunarsanız o zaman da demokratik katılımınızı sağlamış olursunuz dedik. Böylelikle zaten ortada uzlaşı bulabileceğimiz değişimi yaratabiliriz. Tabii ki herkes hem fikir olmadı. Demokrasi herkesin uzlaşıya vardığı bir alan değildir. İnsanların birbirini öldürmeden fikir ayrılıklarını benimsedikleri bir ortamdan bahsediyoruz demokrasi dediğimizde” diye konuştu.Duygular ve düşüncelere bir arada odaklanmak lazım Hem kişisel hem de toplumsal evrimde işbirliği içinde yaşanması gerektiğini ifade eden Prof. Lord John Alderdice, toplumdaki sorunların çözülmesi için meselenin ne olduğunun iyi anlaşılması gerektiğine dikkat çekti. Toplumların daha çok adalet üzerinde bir odak bulması gerektiğini de kaydeden Prof. Lord John Alderdice,       “İnsanlar olarak eşit olmadığımız alanlar var ama adalet iş birliği ve topluluk bilinci olmalı. Duyguları göz ardı edip sadece düşünmeye odaklanamayız. Mutlaka ikisini bir arada düşünmeliyiz. Gerçek ve realite nedir bunu anlamak için inancı da ele almalıyız. Ve bilimi ilerlettiğimiz gibi inancı da geliştirip ileriye taşımalıyız.Elitlerin görüşü kadar sıradan insanların görüşünü almalıyız. Ve zor kısmı hepimiz değişime hazır olmalıyız, doğru olan değişmektir. Her büyük bir değişim olduğunda bir kaos da olur” dedi.Sempozyum öğle arasında Prof. Dr. Lord John Alderdice ve beraberindekiler Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesini gezdi. Hastanenin çalışmalarını yerinde inceleyen Alderdice ilgililerden bilgi de aldı. Aldirdice, 2019-2020 akademik yılda öğrenci alacak Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesini de gezdi.Sempozyum, Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezi Müdür Yardımcısı Psk. Ayça Ferda Kansu’nun “Disiplinerarası Bir Alan Olarak Politik Psikoloji”; Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sosyal Şizofreniden Toplumsal Empatiye” başlıklı sunumları ile devam etti.Sempozyumda Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan da “Biyolojiden Siyasete; İnsan Neden Böyle?” ve Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Çevik de “Bireysel Bütünlük ve Barışıklıktan Toplumsal Bütünlük ve Barışa Giden Süreç” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. ÜÜ TV’den canlı olarak da yayınlanan ve iki gün sürecek sempozyum sonunda katılımcılara iki üniversite adına ortak bir katılım belgesi de verildi.

03 MAY 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Düzcelilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Düzce Valiliği tarafından düzenlenen “Okur Yazar Buluşmaları” kapsamında Düzceliler ile buluştu.Düzce Kredi Yurtlar Kurumu konferans salonunda gerçekleşen programda Arıboğan, “Dünyamızı çevreleyen duvarlar” başlıklı konferans verdi.Düzcelilerin yoğun ilgi gösterdiği konferansa Düzce Valisi Dr. Zülkif Dağlı ve eşi Nurgül Dağlı da Arıboğan’ı ilgiyle dinledi.Programın sonunda katılımlarından dolayı Arıboğan’a Vali Dr. Zülkif Dağlı plaket taktim etti.Düzce Valiliği tarafından geçen yıl başlatılan “Okur Yazar Buluşmaları” kapsamında bu yıl 29 Nisan - 3 Mayıs tarihlerinde alanında uzman Türkiye’nin tanıdığı birçok ismi bir araya gelecek.

30 NİS 2019

Prof. Dr. Arıboğan, Saint Benoit Fransız Lisesinde öğrencilerle buluştu

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan kariyer günleri kapsamında Saint Benoit Fransız Lisesinde öğrencilerle buluştu.                  Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, öğrencilere “Çölleşen Dünyada ve İyiliği Yeşertebilmek” konulu konferans verdi.     Arıboğan öğrencilere kariyerlerine yön vermeleri konusunda önerilerde bulundu.     Arıboğan’ın konferansına yaklaşık 150 öğrenci katılım sağladı.     Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği konferans soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.     

26 NİS 2019

Prof. Dr. Arıboğan “Hayata anlam katamazsanız mutlu olamıyorsunuz”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Bir Düşün Sosyal ve Siyaset Kulübü “Tecrübe Üzerine Söyleşi 3” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu. Öğrenciler ile deneyimlerini paylaşan Arıboğan, öğrencilere tavsiyelerde bulundu.Fuat Sezgin Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğin moderatörlüğünü Bir Düşün Sosyal ve Siyaset Kulübü Başkanı Emirhan Dursun üstlendi. Etkinliğe öğrenciler ve akademisyenler yoğun ilgi gösterdi.Hiçbir yeteneği heba etmeyin!İnsanın mutlu olduğu işi yapması ile başarıyı elde edeceğini söyleyen Arıboğan, kişinin sahip olduğu yeteneği keşfedip üzerine gitmesi, bırakmaması gerektiğini vurguladı. Arıboğan, “Sistem, aldığımız eğitimle yaptığımız iş arasında hiçbir bağlantı bırakmıyor bu nedenle bir sürü yetenek heba oluyor. Fütüristik tahminlere göre sizin neslinizin en az 3 mesleği olacağı hesap ediliyor yani başladığınız yerde bitirmeyeceksiniz zaten bitirmeyin çok sıkıcı bir şey hep aynı şeyi yapmak. O yüzden farklı şeyler yapmaya açık olun hiçbir yeteneği heba etmeyin yeni alanlar seçin, yeni şeyler keşfedin” şeklinde konuştu.“Dijital dünyayı bilmeyen hiçbir sosyal bilimci hayatta kalamaz”Arıboğan, insanların kendilerini geliştirmesi gerektiğini belirterek teknolojik gelişmelere ayak uydurmanın önemine değindi. Arıboğan, “Kendilerini hiç geliştirmedikleri için çok iyi başlanmış hocalık kariyerlerini felaket bitirmiş insanlar tanıyorum. Dünyanın nasıl geliştiğini, dönüştüğünü bilmedikleri için geride kalıyorlar. Ben aldığım eğitimi 4 - 5 kere çöpe atmak zorunda kaldım çünkü uluslararası politikada öyle bir devinim var. Bugün geldiğimiz nokta da en önemli değişim insanın zihinsel yapısında. Teknolojideki değişim direkt olarak üretim alanını etkiliyor. Üretim alanlarında değişim toplumsal yapıları, düşünce sistemlerini, üst yapıyı etkilediği için üst yapıdaki insanlar bu gelişimi, değişimi, sistemi bilmek zorunda. Dijital dünyayı bilmeyen hiçbir sosyal bilimci hayatta kalamaz” şeklinde ifade etti.“Hayata anlam katamazsanız mutlu olamıyorsunuz”İnsanın yorulduğu zamanlarda tekrar harekete geçmesini sağlayacak ideallerinin olması gerektiğini söyleyen Arıboğan, hayata anlam kattığımız takdirde mutluluğa ulaşabildiğimizi ifade etti. Arıboğan, “İnsan yorulduğu zaman onu harekete geçirecek onu yeniden şarj edecek şey bir idealinin olması, bir şeye inanarak yapıyor olmasıdır. Bu parayla pulla, şanla şöhretle olacak bir şey değil. İnsanın hayatına anlam katması ile ilgili. Hayata anlam katamazsanız mutlu olamıyorsunuz. Hayatı anlamlı bir şekilde yaşayabilmek ulusal dünyamızın merkezinde oturan bir şey böylelikle bize kimlik katıyor” dedi.“Bir çocuğumu ayağımda salladım, diğerini emzirdim, tezimi öyle yazdım!”Aile hayatı ile ilgili paylaşımlarda bulunan Arıboğan, kariyer sahibi kadınlar ile ilgili mevcut tabuların yıkılması gerektiğini belirtti. Arıboğan, “Evliliği, çocuk büyütmeyi, anneliği zamane şehirli kızları çok önemli hale getiriyor milyarlarca insan doğuruyor, çocuğunu büyütüyor kimisi tarlada kimisi Çin’de kimisi Amerika’da. Ben bir çocuğumu ayağımda salladım diğerini emzirdim bir yandan da doktora tezimi yazdım, insanın vakti hepsine yetiyor yeter ki niyetli olun. Kariyer kadınları yemek yapamaz mutfağa girmez şeklinde bir algı var bunlar yanlış şeyler, yaptığınız her şeyi zevkle yapın. Erkeğinde kadınında mutfağa girmesi incilerini dökmez hizmet etmek servis etmek kimseyi aşağılamaz” dedi. Arıboğan, evine gelen misafirlere hizmet etmeyi, servis etmeyi de çok sevdiğini belirtti.Söyleşide Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan öğrencilerin merak ettiği soruları da yanıtladı.Bir Düşün Sosyal ve Siyaset Kulübü Başkanı Emirhan Dursun, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a hediye taktim etti.Söyleşi toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

25 NİS 2019

Üsküdar Üniversitesinden Prof. Lord John Alderdic'e Fahri Doktora

Oxford Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen I. Politik Psikoloji Sempozyumu, 4-5 Mayıs 2019 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirilecek. Politik psikoloji alanına katkıda bulunan, yurt içi ve yurt dışından önemli bilim insanlarının katılacağı sempozyumda, Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. LORD John Alderdice’ye Fahri Doktora Unvanı takdim edilecek. Oxford Üniversitesi – Üsküdar Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen I. Politik Psikoloji Sempozyumu’nun bu yılki teması ““Hakikat-Sonrası Dünyada Kaos, Karmaşa ve İş Birliğinin Psikolojisi” olarak belirlendi.Politik psikoloji alanında çalışmalara imza atan, yurt içi ve yurt dışından önemli bilim insanlarının katılacağı sempozyumda, Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. LORD John Alderdice’ye Fahri Doktora Unvanı takdim edilecek.I. Politik Psikoloji Sempozyumu, 4-5 Mayıs 2019 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi Merkez Kampüste gerçekleştirilecek.Alanında uzman birçok isim, bu sempozyumda buluşuyorI. Politik Psikoloji Sempozyumu; Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. LORD John Alderdice, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Demokrasi ve Barış İnşa Merkezi'nin kurucu ortağı ve CEO’su Eva Grosman, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Ünübol ve Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezi Müdür Yardımcısı Ayça Ferda Kansu’nun katılımları ile gerçekleşecek.Detaylı bilgi için: https://uskudar.edu.tr/politikpsikoloji/tr/2019

22 NİS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Gentleman ödülüne layık görüldü

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, İtalya merkezli Gentleman Dergisi'nin Türkiye ayağında her yıl düzenlenen Gentleman Balosu ve Ödül Törenin'de "Dünya'da Erkek Egemen Alanlarda Yaptığı Ses Getiren Çalışmalar" nedeni ile "Kadın Özel Ödülü" ne layık görüldü. Zorlu Center’daki Raffles Otel'de gerçekleşen törende 2019 yılının “Gentleman”larına ödülleri takdim edildi. Türk İş ve Cemiyet dünyasının yoğun katılımının olduğu gecede ödülünü Pegasus Havayolları Ceo'su Mehmet Nane'nin takdimi ile alan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, teşekkür konuşmasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemine vurgu yaparak Türk kadınının önünü açan 1930'lardaki devrimsel kararların mimarı Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı ile andığını da belirtti.

15 NİS 2019

Adli Bilimciler ve Ceza Hukukçuları bir arada

Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Adli Bilimciler ve Ceza Hukukçuları Kongresi’nde cinsel şiddet ve cinsel suçlar, adli ve hukuki yönleriyle ele alınıyor. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, cinsel şiddet ve cinsel suçlara yönelik panik yasaların çözüme yönelik olduğunu, bu durumun suçun önlenmesinde yeterli olmadığını söyledi. Teknolojinin yaygınlaştığı günümüzde yasaklamaların sonuç vermeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bireylerde zarar algısının oluşturulması gerektiğini belirterek “Bu algı oluştuğunda kişi, bu yaptığım şey bana zarar veriyor, bunu yaptığımda başkasına zarar vereceğim diye düşünerek kendi kendini durdurabilir noktaya geliyor. Asıl özgürlük içindeki ayartıcı ve suça yöneltici duygulara hayır diyebilmek” dedi. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Kuleli Salonu’nda düzenlenen 1. Uluslararası Adli Bilimciler ve Ceza Hukukçuları Kongresi’nde cinsel şiddet ve cinsel suçlar tüm yönleriyle ele alınıyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kongrenin açılış konuşmasında kongrenin cinsel şiddet ve cinsel suçlara önemli bir bakış açısı getireceğini belirterek özellikle birbirinden farklı disiplinlerin sadece fen filimlerinde değil, sosyal bilimler, hukuk ve adli bilimler alanında ortak çalışmalar yapmasının önemine işaret etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bu multidisipline çalışmalar olmazsa sorunlar çözülemiyor ve daha karmaşık bir hal alıyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Panik yasalar suçun önlenmesinde yeterli olmuyorProf. Dr. Sevil Atasoy’un açılış konuşmasında bahsettiği ceza hukukçusu Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in 1984 yılında vurguladığı “panik yasası”na değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzde cinsel saldırı ve cinsel şiddet suçlarına yönelik panik yasaların ortaya çıktığını ancak bunun sadece sonuca yönelik olduğunu, suçların önlenmesine ve caydırıcılık konusunda etkisinin bulunmadığını söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Şu an sonuçlar üzerinden gidiliyor. Elektronik kelepçe ve 6 ay uzaklaştırma gibi cezalar veriliyor ama problem azalmıyor daha da artıyor. Travma olduktan sonra ikincil üçüncül travmalar olur, şiddet olur; bu sefer ikincil şiddetle olmaya başladı demek ki metod yanlış. Bunun gözden geçirilmesi gerekir. Buradan çıkacak sonuç bildirgesinde bunun üzerinde durulmasında fayda var. Cinsel suçlar ceza adaleti, ceza hukuku ve adli bilimlerin kesiştiği önemli bir alan” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yasaklayarak sonuç alınamaz”Cinsel şiddet suçlarının 1960’lı yıllardan sonra tüm dünyada artış gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, bunda alkol ve madde bağımlılığındaki artışın etkisi olduğunu, bunun artmasıyla beraber cinsel şiddet suçlarının arttığına dikkat çekti. ABD Başsavcılar Yüksek Kurulu’nun bir kararında cinsel şiddet suçlarıyla erotik pornografik materyal kullanımı arasında nedensellik ilişkisi olduğuna yer verildiğini belirten Tarhan, bu tür suçların önlenmesinde zarar algısının vurgulanmasının önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Teknolojinin bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde yasaklayarak sonuç alamayız. İnsanlarda zarar algısını oluşturmamız gerekiyor. Bağımlılığı önlemek için en çok üzerinde durduğumuz konu, kişide zarar algısı oluşması. Bu algı oluştuğunda kişi, bu yaptığım şey bana zarar veriyor, bunu yaptığımda başkasına zarar vereceğim diye düşünerek kendi kendini durdurabilir noktaya geliyor. Asıl özgürlük içindeki ayartıcı ve suça yöneltici duygulara hayır diyebilmek” dedi.Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Sadece cezaların artırılması sorunu çözmüyor”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ise programın birbirinden farklı ancak birbirine çok bağlı iki disiplinin adli bilimler ve ceza adaleti birlikteliğinden oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Sevil Atasoy, cinsel saldırının hiç kuşkusuz vahim bir toplumsal sorun olarak karşımızda durduğunu belirterek Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 2005 ile 2015 yıllarına ilişkin yayınladığı cinsel saldırı suç ve  sayıları başlıklı bültene göre, cinsel saldırı suçunu işlediği iddia edilen her 100 kişiden 73’ü öyle ya da böyle gerçekleştirmiş olduğu fiil sebebiyle suçlu bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bu suçun önlenmesinden başlayarak suçlunun topluma kazandırılmasına varan geniş yelpazedeki bütün faaliyetler ülkemize uygun bir suç siyasetini  yansıtmalıdır. Ancak bir suç tipi yaygın hale geldiği zaman sadece kanunda ön görülen cezaların artırılması suretiye suçun işlenmesinin azaltılabileceği bir başka deyişle panik mevzuatla düzeltilebileceği gibi hatalı bir anlayış bulunmaktadır. İşte tam da bu yüzden 1. Uluslarası Adli Bilimler ve Ceza Hukuku Kongresinin cişnsel saldırı suçuna odaklanmasını çok doğru bulmaktayım” dedi.Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Ceza Adaleti Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Gülsün Ayhan Aygörmez Uğurlubay da kongreye destek veren Üsküdar Üniversitesi’ne, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ve Prof. Dr. Sevil Atasoy’a teşekkür ederek kongrenin önemli sonuçları olacağını söyledi.Aile ve okulda eğitim şartKongrenin “Cinsel Şiddet Olgusu” başlıklı ilk oturumu, Prof. Dr. Sevil Atasoy’un moderatörlüğünde  gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Bölümü’nden Umut Kendüz’ün cinsel şiddet olgusunu ele aldığı oturumda, Üsküdar Üniversitesi Radyo TV Sinema ve Psikoloji Bölümü öğrencisi Onur Özyalçın ve Üsküdar Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji Bölümü öğrencisi Ceren Atlı, “medyada cinsel şiddet  olgusu ve psikolojisi” konuşuldu; cinsel şiddet olgusuna karşı aile ve okullarda bilgilendirme çalışması yapılmasının önemine dikkat çekildi.Alman ve Türk Ceza Kanunlarında cinsel suçlar konuşulduÖzyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dr. Yener Ünver’in moderatörlüğünü yaptığı “Cinsel Suçlar: Alman ve Türk hukuk mevzuatında cinsel suç düzenlemeleri” başlıklı oturumla devam eden kongre, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut’un moderatörülüğünde “Alman ve Türk Hukuk Mevzuatında Cinsel Suç Düzenlemeleri”, Üsküdar Ünbiversitesi Adli Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Zekai Genç’in moderatörlüğünde “Cinsel Suçlarda Güncel Tartışmalar ve İfadelerden Kaynaklanan Sorunlar” başlıklı oturumlarla devam etti.Kongre iki gün sürecekKongrenin ikinci gününde ise Prof. Dr. Sevil Atasoy moderatörlüğünde “Cinsel Suç Nedenleri, Profilleme ve Suç Önleme Stratejileri”, Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Ceza Adaleti Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Gülsün Ayhan Aygörmez Uğurlubay’ın moderatörlüğünde “Cinsel Suçları Önlemeye Yönelik Stratejiler ve Çözüm Önerileri” ve Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Ensititüsü Adli Bilimler Doktora Öğrencisi Hacer Eşref Atik Tosunlar’ın moderatörlüğünde “Cinsel Suç Mağdurlarını Korumaya Yönelik Gelişmeler ve Öneriler” başlıklı oturumlar gerçekleştirilecek.

13 NİS 2019

“Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları” konuşuluyor…

Üsküdar Üniversitesi tarafından pozitif psikolojinin ülkemizde tanınması ve yaygınlaşması amacıyla düzenlenen 3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, Prof. Dr. Erol Göka, Prof. Dr. Şerife Işık, Prof. Dr. Ruut Veenhoven, Dr. Bjorn Grinde’in de aralarında bulunduğu uzman isimleri bir araya getiriyor. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pozitif psikolojinin Polyannacılık olmadığını belirterek insan ilişkilerinde sevgiyi artırarak ilişki kurma vizyonu getirdiğine dikkat çekti. Pozitif psikolojinin içeriğini Anadolu irfanından aldığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, önleyici ruh sağlığı açısından önemli olduğunu da söyledi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen 3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, pozitif psikoloji, alanında çalışmalar yürüten uzmanları bir araya getiriyor. Bu yılki teması “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları” olarak belirlenen kongrede, pozitif psikoloji alanında çalışmalar yürüten araştırmacı ve uygulayıcılar için bilimsel ve sosyal bir ortam oluşturulması hedefleniyor.“Pozitif psikoloji, önleyici ruh sağlığı açısından önemli”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kongrenin açılış konuşmasında pozitif psikoloji yaklaşımının önleyici ruh sağlığı açısından önemine işaret ederek “Dünyanın en önemli kalp cerrahlarından Amerikalı Michael DeBakey90’lı yaşlarındayken yaptığı bir röportajında 1500 civarında hastayı ameliyat ederek hayata döndürdüğünü söylüyor ve ‘Şimdiki aklım olsa belki 40 sene önce kalp hastalıkları nasıl önlenir diye bir kitap yazıp 1,5 milyon kişiye yardımcı olurdum’ diyor. Bizim de hasta olanları tedavi etmekten daha önemli bir görevimiz var; koruma ve önleme. Psikiyatrik hastalıkların, depresyona girmenin, ruh sağlığı bozulmanın, bağımlılığın olmaması için çalışmak. İkincisi de depresyona giren bir kişinin hastalığının nüksetmemesi için çalışmak, bu da tedavinin bir parçası” dedi.“Pozitif psikoloji Polyannacılık değil”Pozitif psikolojinin Polyannacılık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Klasik psikoloji eksiyi sıfıra/normale getiriyor. Pozitif psikoloji sıfırın üzerine çıkarmayı amaçlıyor. Kişinin kendini iyi hissetmesi, iyi oluş hali, mutluluk puanının yüksek olması. Esnek optimizm var, burada amaç sürekli iyimser olmak değil, temkinlibir optimizm gerekiyor, bunu öğrenmek. Bir de Seligman’ın geliştirdiği otantik mutluluk denilen bir tez var. Burada kişinin her halükarda mutlu olması, hapiste, zindanda ya da sarayda olsa mutlu olabilmesi, mutluluğu bu şekilde öğrenmesi. Şu andaki modernizim dışa bağlı mutluluğu öğretiyor oysa asıl içe bağlı yani iç nedenlere bağlı mutluluk, bunu öğrenebilmek önemli” dedi.“Pozitif psikoloji içeriğini Anadolu irfanından alıyor”2000’li yıllarda Amerika’da Seligman’ın çalışmalarıyla ortaya çıkan pozitif psikoloji biliminin bilimsel metodolojiyi kullandığını, içeriğinin ise Anadolu irfanının temel kavramlarından oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sözünde durmak, yalan söylememek, merhametli olmak, paylaşımcı olmak, uzlaşmacı olmak gibi değerler aslında bizim Anadolu irfanında öğretilen değerler. Pozitif psikoloji bunları bilimsel bir metodoloji ile eski sorulara yeni cevaplar vererek terk edilen birçokdeğeri kazanmaya çalışıyor” dedi.“Üsküdar Üniversitesi, pozitif psikolojide öncü oldu”Dünyanın büyük üniversitelerinde son yıllarda ders olarak okutulmaya başlanan pozitif psikoloji biliminin büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi olarak bu konuda hem Türkiye’de hem de dünyada öncü olduklarını söyledi. Pozitif Psikoloji dersini 2013 yılında zorunlu ders olarak koyduklarını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2015’te Harvard Üniversitesi bunu ders olarak koydu ve web sitesinde çığır açan ders olarak tanımlanıyor. 2018’de Yale Üniversitesi pozitif psikoloji dersi koydu; Yale tarihinde en çok tercih edilen ders olarak anılıyor. 1200 öğrenci tercih etmiş. Biz bunu 2013’te yaptık. Zamanı gelecek ihtiyaçları önceden öngörebilmek önemli. Böyle bir ihtiyaç var” dedi.“Pozitif psikoloji vizyon getiriyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pozitif piskolojinin bilimsel metodolojiyi kullanarak modernizmin terk ettiği birçok değerleri yeniden inşa etme hareketi olduğunu belirterek “Aslında insanın geleceğine yapılan kendi hayatına yapılabilecek en büyük yatırım. Ailede ego savaşları vardır, ben haklıyım sen haklısın çekişmesi yaşanır. Oysa biz şunu öneriyoruz: ne yaparsam sevgiyi artırırım, ilişkilerde sevgiyi yükseltirim konusuna odaklansa birçok yanlış hareketi yapmaz. Pozitif psikoloji burada bir vizyon getiriyor. İnsan ilişkilerinde sevgiyi artırarak ilişki kurma vizyonu getiriyor. Bu vizyonu narsistik kapitalist sistem bizden aldı. Bu ego idealini gençlerimize vermek gerekiyor. Biz Üsküdar Üniversitesi olarak bu konuyu önemsiyoruz” dedi.“Toplumların iyi oluşunu da başarabilmeliyiz”Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, kendisinin uzmanlık alanının uluslararası ilişkiler olduğunu ancak sonradan hayatına giren psikolojinin uluslararası ilişkilere bakış açısını değiştirdiğini belirterek “Bu nedenle üniversitemizde Politik Psikoloji Araştırma Merkezimizi kurduk. Burada bir sürü çalışmalar yaparken bunun içerisinde artık pozitif psikolojinin girmesi gerektiğini Tayfun Doğan’la yaptığımız sohbetlerde anlamış durumdayız. Çünkü sadece insanların mutlu olmasından ve kendini iyi hissetmesinden ve hayata pozitif bakmasından söz etmiyoruz. Bir toplumun psikolojik iyi oluşu politik birtakım açılımlara da neden oluyor. Ülkelerde toplumların psikolojilerini incelemeye başladığınız zaman seçmen davranışlarını, nedenlerini, daha muhafazakar eğilimlerin nasıl ortaya çıkdığını, liberal eğilimlerin hangi koşullarda gündeme geldiğini, bireylerin birbirine saygılı olarak huzurlu bir yapı inşa edip etmeyeceklerini buradan anlayabiliyorsunuz. Psikolojik iyi oluşu öğrenmek zorundayız. Bu kongreler bu alanda çalışan herkes için önemli. Sadece insanların iyi oluşunu değil, toplumların da iyi oluşunu öngörebilmeli ve bunu da başarabilmeliyiz” dedi.“Bugünkü dünyada pozitif psikoloji konuşulmalı”Kongre Başkanı, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Tayfun Doğan ise dünyada savaşların, terörün, hastalıklar ve yoksulluğun  olduğu bir dönemde insanlara mutluluk, iyi oluş, umut, psikolojik iyi oluş gibi kavramlarda bir şeyler söyleyecek bilim alanına ihtiyaç olduğunu söyledi. Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Pozitif psikoloji bunu gerçekleştiriyor. Bu anlamda bu yılki kongremizin temasını ‘Psikolojik İyi Oluiun Kaynakları’ olarak belirledik ve konferan konularımızı da bununla alakalı planladık” dedi.“Kendini gerçekleştirme, devam eden bir süreçtir”Kongrenin ilk gününde Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Prof. Dr. Şerife Işık, “Hümanist Psikolojiden Pozitif Psikolojiye Kendini Gerçekleştirme” başlıklı bir konferans verdi. Prof. Dr. Şerife Işık, Hümanist Psikoloji ve Pozitif Psikoloji alanlarında ortak kavramlar olduğunu belirterek her iki alanda çalışan ve kuramlar geliştiren felsefecilerden örnekler verdi. Prof. Dr. Şerife Işık, “Kendini gerçekleştirme, ilk ortaya çıkışından bu yana 80 yıl geçmiş, bugüne kadar çeşitli şekillerde açıklanmış ve yorumlanmıştır. Kendini geliştirme hem devam eden bir süreç hem de bir üründür” dedi.“Beyin iyi bir duygu durum için tasarlanmış”Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’nden Dr. Bjorn Grinde de “Biyolojik Bakış Açısıyla Mutluluk ve İyi Oluş” başlıklı konferansında beynin mutluluk ve iyi duygu durum için tasarlandığını belirterek mutsuzluğa sebep olan depresyon ve anksiyete gibi ruh sağlığı hastalıkları ile mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Günümüz devletlerinin mutluluk kaynaklarından çok mutsuzluk kaynaklarına yönelmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik adımların atılması gerektiğini ifade eden Dr. Bjorn Grinde, mutluluğun öğrenilebilen bir kavram olduğunu, beyin egzersizleri ile beynin geliştirilmesinin de mümkün olduğunu kaydetti.“Pozitif Psikoloji ve Aile” ilişkisi ele alındıKongrenin öğleden sonraki bölümünde bildiri oturumları gerçekleştirildi.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Zülfikar Özkan’ın oturum başkanlığını yaptığı “Pozitif Psikoloji ve Aile” başlıklı oturumda pozitif psikoloji uygulamalarına ilişkin sunumlar yapıldı.Ergenlik ve Psikoloji konuşulduKongrede ayrıca Doç. Dr. Serhat Arslan’ın oturum başkanlığında “Benlik”, Prof. Dr. Şerife Işık’ın oturum başkanlığında “Pozitif Müdahaleler”, Doç. Dr. Durmuş Ümmet’in oturum başkanlığında “Pozitif Psikoloji Ölçekleri”, Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Demirtaş başkanlığında “İyi Oluş”, Dr. Nurlaila Effendy’nin oturum başkanlığında “Happiness”, Doç. Dr. Zeliha Taş’ın oturum başkanlığında, “Ergenlik ve Pozitif Psikoloji”, Dr. Ali Murat Alparslan’ın oturum başkanlığında “Umut”, Dr. Çiğdem Gülmez, “Pozitif Psikoloji ve İyi Oluş” başlıklı sunumlar da gerçekleştirildi. Doç. Dr. Tayfun Doğan, “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”nı anlattıDoç. Dr. Tayfun Doğan’ın öğleden sonra “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları” başlıklı konferans verdiği kongrenin ilk günü Uzm. Dr. Bülent Taymur, Uzm. Psk. Azize Şahin ve Uzm. Psikolojik Danışman/Psikoterapist Kudret Eren Yavuz’un katıldıkları çalıştaylarla tamamlandı.İki gün daha sürecekÜsküdar Üniversitesi Televizyonunda da canlı olarak verilen3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi’nin 13 Nisan 2019 cumartesi gerçekleştirilecek ikinci gününde “Türkiye’de Okul Temelli Pozitif Psikoloji Uygulamalarının Değerlendirilmesi” başlıklı panel yapılacak. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Şerife Işık’ın yapacağı panelde Dr. Nazife Üzbe Atalay, Arş. Gör. Sabire Kılıç, Arş. Gör. Ümre Kaynakkonuşmacı olarak yer alacak.Pozitif Psikoloji her yönüyle konuşuluyorProf. Dr. Mehmet Zihni Sungur ve Dr. Murat Dokur’un Sağlıklı Çift İlişkisi Nasıl İnşa Edilir?” başlıklı söyleşide Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Yavuz Güler moderatörlük yapacak. Erasmus Universiteit Rotterdam’dan Prof. Dr. Ruut Veenhoven’in “Daha Fazla Kişi İçin Daha Fazla Mutluluk: Nasıl Başarılabilir?” başlıklı sunumuyla devam edecek kongre, Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba’nın oturum başkanlığını yapacağı “Sağlık ve Pozitif Psikoloji”;  Güliz Zeynep Tarman’ın oturum başkanlığını yapacağı “Well-Being”, Prof. Dr. Orhan Doğan’ın oturum başkanlığını yapacağı “Psikolojik İyi Oluş”, Prof. Dr. Nurdan Özarallı’nın “Posıtıve Psychology and Work”, Prof. Dr. Sefa BULUT’un oturum başkanlığını yapacağı “Pozitif Psikoloji ve Eğitim”, Doç. Dr. Veysel Küçük’ün “Psikolojik Sağlamlık”, Doç. Dr. Kemal Öztemel’in oturum başkanlığını yapacağı “Affedicilik ve Öz Anlayış”,  Doç. Dr. Kemal Öztemelin oturum başkanlığını yapacağı “Bağlanma, Özşefkat, Yaşam Doyumu”; Doç. Dr. Mediha Korkmaz’ın oturum başkanlığını yapacağı “Travma Sonrası Gelişim VE Stresle Baş Etme” başlıklı sunumlar gerçekleştirilecek.Kongrenin ikinci gününde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Erol Göka, “Ruh Sağlığı Yerinde İnsan” başlıklı konferans verecek. Kongrenin ikinci günü, Dr. Atanur Akar’ın “Çocuk ve Ergenlerde Psikolojik Sağlamlığı Geliştirmeye Dönük Yeni Bir Model Önerisi” ve Psyc. Wenli Luo’nun “Chinese Traditional Five Elements Doctrine Theory and Its Inspiration Psychotherapy” başlıklı çalıştayları ile sona erecek.Son günde de panel ve konferanslar yapılacakKongrenin 14 Nisan 2019 Pazar günü gerçekleşecek son gününde ise Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tahsin İlhan, “Madalyonun İki Yüzü: Pozitif Psikolojinin Alana Yansımaları” ve araştırmacı yazar İdil Türkmenoğlu             İş Yaşamında Pozitif Psikoloji” başlıklı konferanslar verecek.Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sırrı Akbaba’nın moderatörlük yapacağı “Farklı Bakış Açılarıyla Alturizm” başlıklı panelde Prof. Dr. Hasan Bacanlı, Prof. Dr. Adnan Ömerustaoğlu, Dr. Nurgül Yavuzer panelist olarak yer alacak. Kongrenin üçüncü gününde Dr. Süleyman Barbaros Yalçın başkanlığında “Psikolojik Sağlamlık”; Dr. Duygu Dinçer’in başkanlığında Pozitif Psikoloji ve İlişkiler”;  Dr. Mustafa Tekke moderatörlüğünde “Posıtıve Psychology”; Prof. Dr. Aşkın Keser başkanlığında “İş Yaşamında Pozitif Psikoloji”; Doç. Dr. Hüseyin Çalışkan’ın başkanlığında “Pozitif psikoloji ve iyimserlik”; Prof. Dr. Sırrı AKBABA başkanlığında “Mutluluk”; Prof. Dr. Tahsin İlhan başkanlığında “Pozitif Psikoloji ve Müdahale Programları”; Doç. Dr. Uğur Gürgan başkanlığında “İyi Oluş” başlıklı sunumlar gerçekleştirilecek.Doç. Dr. Çiğdem Güler Yazıcı’nın moderatörlüğünü yapacağı “İyiliğin Felsefesi” başlıklı panelde Dr. Öğr. Üyesi Ömer Osmanoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Baver Demircan ve Dr. Öğr. Üyesi M. Kaan Özkan konuşmacı olarak yer alacak. Kongre, Prof. Dr. Tahsin İlhan’ın “Pozitif Bilişsel Davranışçı Terapi Temelli Vaka Yönetimi” ve : İpek Esener’in “Bilinçli Farkındalık ve Stresle Başa Çıkabilme” başlıklı çalıştayları ile sona erecek.

11 NİS 2019

Bilinçli Anne – Güvenli Çocuk eğitimlerinde sona gelindi

Üsküdar Üniversitesi ve Tuzla Belediyesi işbirliği ile düzenlenen Bilinçli Anne-Güvenli Çocuk Eğitim Programı” eğitimlerinde sona gelindi. Eğitim kapsamında şuana kadar bin 439 çocuk ve bin 549 anne eğitimlerden yararlandı.Annelere ve çocuklara bilinçli, güvenli, güçlü bir gelecekGeçtiğimiz aylarda Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı tarafından imza altına alınan protokol kapsamında Tuzla’da anneler ve çocuklara bilinçli ve güvenli bir gelecek için harekete geçilmişti.Tuzla Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından, Üsküdar Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirilen projede; akademisyenler, çocuk gelişim uzmanları, sosyal hizmet uzmanları ve hemşireler eğitim verdi.Her ay 3 kur süren eğitimler verildiEğitim Merkezlerinde; her ay 1 kez ve 2’şer saat olmak üzere, toplamda 3 kur süren eğitimler verildi.3-6 yaş arası çocuklar için eğitim oyunlarıyla desteklemiş olan projede, çocukların gelişimlerini göz önünde bulundurup onları geleceğe hazırlama hedeflendi.Anneler için de verilen eğitimlerde, annelerin en sık karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak ve bu konuda onları doğru davranışlara yönlendirmek amaçlandı.Anneler için; dürtü kontrolü ve çocuk ruh sağlığı, çocuk cinsel sağlık eğitimi, çocuklarda özgüven kazandırma yöntemleri çocuklar için de eğitim oyunları konularında eğitimler verildi.

09 NİS 2019

Prof. Dr. Arıboğan, Samiha Ayverdi Anadolu Lisesinde öğrencilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, 6. Kariyer Günleri kapsamında Zeytinburnu Samiha Ayverdi Anadolu Lisesinde öğrencilerle buluştu.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, öğrencilere “Kariyer ve İyiliği Yeşertebilmek” konulu konferans verdi.Arıboğan öğrencilere kariyerlerine yön vermeleri konusunda önerilerde bulundu.Arıboğan’ın konferansına yaklaşık 200 lise öğrencisi katıldı.Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği konferans soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

08 NİS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan IBPF 2019’a katıldı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Özgün İyi Yönetim Uygulamaları Forumu IBPF 2019’a konuşmacı olarak katıldı.“Geleceğin Türkiyesi için Eğitim Çözümleri”  teması altında Cemal Reşit Rey Kongre Merkezinde düzenlenen forumda Arıboğan, alanında saygın üniversitelerden aldığı eğitimden, Politik Psikoloji Merkezine uzanan eğitim hayatına dair önemli paylaşımlarda bulundu.Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve mezunlarının öncülüğünde, mensuplarını gönüllülük ve medeniyet bilinci temelinde buluşturarak; onların önderlik ve yöneticilik yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla 1996 yılından bu yana faaliyetleri sürdürmekte olan Boğaziçi Yöneticiler Vakfı, vizyon etkinliği olan Özgün İyi Yönetim Uygulamaları Forumu IBPF 2019 alanında uzman kişileri bir araya getirdi.Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un onur konuğu olduğu IBPF 2019’da ülkemizin önde gelen eğitim kurumlarındaki farklı uygulamaları ele alındı.

05 NİS 2019

Bilinçaltı karar veriyor ancak izah etmiyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Bilim Ofisi Kulübünün birlikte düzenlediği “Karar mı veriyoruz? Karar mı verdiliyoruz? etkinliğine konuşmacı olarak Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan katıldı.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleştirilen etkinliğe üniversitenin farklı bölümlerinden öğrenciler ilgi gösterdi.“Karar verirken duygular ön planda”Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan insanların yüzde 90’ının kararlarını verirken duygularını kullandığını dile getirdi. Karar verirken duyguların daha ön planda olduğunu mantığımızın ise yüzde 9’unu kullandığımızı ve bunu da duygularımızı haklı çıkarmak için kullandığımızı dile getirdi.Karşımızdaki kişiyi etkilemek için konuşurken vücudun duruşu bedenin titreşiminin duygu yüklü olması gerektiğini de söyleyen Özkan, sadece sözlerin değerinin olmadığını ve kullandığımız kelimelerle kimseyi ikna edemeyeceğimizi söyledi. Özkan, ikna edebilmek için davranış kalıplarını da bilmemizin gerekli olduğunu ifade ederek, bu kalıpların ömür boyu bizim bilinçaltımızda geliştiğine değindi.“Duygular bilinçaltından yönetilir”İnsanları ikna etmek için bilinçaltıyla ikna kurulur diyen Özkan, normal davranışların yüzde doksanının alışkanlıklara dayandığını fakat duyguların bilinçaltında yönetildiğini ifade etti.“İnsanların yüzde 90’ı kararlarını duyguları ile veriyor”Karar vermede görüntünün önemine değinen Özkan, beyinde görüntü oluştuktan 4 saniye sonra karar verildiğini ve karar verilirken insanların yüzde doksanın duyguları ile hareket ettiğini dile getirdi.“Bilinçaltı karar verir ama izah etmez”Görüntü oluştuktan sonra karar vermedeki aşamaları dile getiren Özkan; “Kararı verirken kişinin politik görüşü, dini, dili, ırkı ile ilgi değil, kişinin kullanmayı tercih ettiği saat, yüzük, küpe vs. etkilidir. Bilinçaltı karar verir ama izah etmez” dedi.

04 NİS 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aynı gün 2 farklı konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan İstanbul’da iki ayrı okulda gerçekleşen etkinlikte öğrenciler ve okul müdürleri ile bir araya geldi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, ilk olarak Terakki Vakfı Okulunda öğrencilerle buluştu.Öğrencilere “Gelecek ve Kariyer” konulu konuşmasını gerçekleştiren Arıboğan, öğrencilerin merak ettikleri soruları yanıtladı.Ardından Arıboğan, Vehbi Koç Okulunda okul müdürlerine “Duvar” konulu konferansını gerçekleştirdi.Her iki programda da Arıboğan’a yoğun ilgi vardı.

04 NİS 2019

Prof. Dr. Sinan Canan: “Boş mideyle uyuyun”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Gastronomi Kulübünün birlikte düzenlediği “Besinlerin Psikolojik ve Biyolojik Etkileri” etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe konuşmacı olarak Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan katıldı.Merkez Yerleşke Ayhan Songar Konferans Salonunda gerçekleşen etkinlikte Prof. Dr. Canan,  fizyoloji, yeme isteği, bu isteğin beyinle olan ilişkisi ve insan beyni ile ilgili konularda öğrencilere önemli bilgiler aktardı.“Canan Karatay’ı dikkatli takip edin”Konuşmasının başlangıcında insanoğlunun iki önemli sorunu olduğunu söyleyen Canan, bu sorunların ömür ve sağlıklı yaşam olduğunu dile getirdi. Canan, sağlıklı yaşam konusunda Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay’ı örnek göstererek sözlerine şu şeklide devam etti: “Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; Canan Karatay’ı dikkatli takip edin. Karatay’ın tıbbi testler konusunda söylediği marjinal şeyler dışında beslenme konusunda söylediği şeyler çok önemli. İnsan fizyolojisi hakkında söylediği şeyler çok önemli” dedi.Beyin bize neden lazım?Sözlerinin devamında yeme alışkanlığı ve beyin ilişkisinden bahseden Canan, insanın yemek, doymak gibi konularda neden beyine ihtiyaç duyduğunu ise; “Biyolojik bütün yetersizliğimizi zihinsel becerilerimizle kapatıyoruz. İnsanoğlu her yeri kendine uyduruyor, bunu zihinsel beceriyle yapıyor. İnsan beynine en yakın canlılar goriller. Bunlar günde yaklaşık 12 saat çiğniyorlar. 12 saat yiyerek ancak beyinlerini doyurabiliyorlar. İnsan beyni goril beyinin 3 katı bu sebepten bizim 36 saat çiğnememiz lazım. Kompleks canlı dokularıyla beslenmemiz lazım” şeklinde konuştu.“Karbonhidrat ciddi bir tehdit”Günümüzde hazır yemek yeme, fast food alışkanlığı gibi durumların özellikle gençler arasında çok yaygın olduğunu söyleyen Canan, “ekmek yemeden doymam” diyenler için karbonhidratın ciddi bir tehdit olduğunu belirtti.“Rahatsızlıklar yaşam tarzına bağlı”Beslenmeye bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen pek çok hastalığın aslında bireyin yaşam tarzıyla bağlantılı olduğunu söyleyen Canan, “Çok hareket etmeliyiz ve az aralıklı yemeliyiz. Normal insanın beslenme döngüsü 2 öğündür. Uzun yaşayan insanların sırrı şu: çok fazla terleyecek kadar hareket halinde değiller ve karınları çok fazla acıkmadan yemek yiyorlar.  Sadece spor yaparak veya sadece yediklerimize dikkat ederek sağlıklı olamayız. Küçük yaştan beri sürekli olarak hareket halinde olan insan ne kadar yaşlanırsa yaşlansın yorulmaz. Fakat hareketsiz bir hayat süren genç bir birey en ufak mesafede yorulabilir” dedi.“Boş mideyle uyuyun” İnsan midesinin beyinden etkilendiğini söyleyen Canan, akşam boş mideyle uyuyan insanların daha sağlıklı ve daha enerjik güne başladıklarını, arada bir aç kalmanın vücuda iyi geleceğini ve tüm bunları yaparak vücuda ne işe yaraması gerektiğini hatırlatmak gerektiğini söyledi.Etkinlik, soru cevap kısmı ve toplu hatıra fotoğrafı çekilmesinin ardından sona erdi.

03 NİS 2019

Kız Kulesi adaylar için Avrupa yakasında

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Eğitim ve Kariyer Fuarında aday öğrencilerle buluştu. Bu yıl farklı bir konseptle fuarda yer alan Üsküdar Üniversitesi, özel hazırladığı Kız Kulesi maketli buluşma alanı ile binlerce öğrencinin ilgi odağı oldu. Aday öğrencilere bir sürpriz de Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu. Arıboğan adaylarla meslek seçimi ve kariyer planlamasına ilişkin önemli paylaşımlarda bulundu.Kız Kulesi Anadolu’dan Avrupa’ya taşındıİstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayında, gerçekleşen fuarda Üsküdar Üniversitesinin standına öğrenciler büyük ilgi gösterdi.Bu yıl yeni bir stant çalışmasıyla adayların karşısına çıkan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerin ilgi odağı oldu.Fuar alanının her noktasından görülen devasa Kız Kulesine gelen adaylar anı ölümsüzleştirdi.Aday öğrencilerle Kız Kulesi etrafında söyleşen üniversitenin uzman eğitim kadrosu ise adayların merak ettiği tüm konularda onları bilgilendirdi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Gelecek herkes için önemli değişimlere gebe”Eğitim ve Kariyer Fuarı kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere “Değişen dünyada yeni meslekler ve kariyer fırsatları” konulu konferans verdi.21. yy’da insan uygarlığının yeni bir dönüşüme girdiğinin altını çizen Arıboğan, Endüstri 4.0 ile bazı mesleklerin yok olacağını ancak yeni meslek kollarının doğacağını belirtti. Arıboğan öğrencilere seçecekleri mesleklerin Endüstri 4.0’a uygun meslekler olması gerektiğini hatırlattı.Psikiyatri, psikoloji, felsefe ve sosyoloji gibi alanlarının ileride çok önemli noktada olacağını özellikle vurgulayan Arıboğan, büyük salgın hastalık ve terör konularının da ön plana çıkacağını söyledi.Prof. Dr. Arıboğan eskiden çok çalışmanın önemli olduğunu ancak günümüzde uzun uzun değil verimli çalışmanın çok daha önemli hale geldiğini kaydetti.Geleceğin herkes için önemli değişimlere gebe olduğunu da belirten Arıboğan, öğrencilere yaşadıkları olumsuzluklara karşı morallerini bozmamalarını, insanın hayatındaki her düşüşün deneyim ve tecrübe açısından önemli olduğunu ifade etti.Kız Kulesi ile yoğun ilgi odağı olan Üsküdar Üniversitesi aday buluşma alanını Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile Genel Sekreter Selçuk Uysaler de ziyaret etti. Fuarda Üsküdar Ünivresitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da aday ve aday öğrencilerle bir araya geldi.

02 NİS 2019

Prof. Dr. Arıboğan ve Prof. Dr. Canan, Evrimi konuştu!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğrt. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, İbni Sina Sağlık Derneği’nin öncülüğünde, Bilim Ofisi ve Açıkbeyin işbirliği ile düzenlenen 6. Uluslararası Evrim Kongresi kapsamında gerçekleştirilen “Bilmek Kimin İşi?” etkinliğine konuşmacı olarak katıldı.İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Tevfik Sağlam Amfisinde gerçekleşen programda Prof. Dr. Arıboğan ve Prof. Dr. Canan, katılımcılara evrim, felsefe, siyaset gibi pek çok konuda önemli bilgiler aktardı.Programla; önyargılarla çarpıtılmamış, salt bilimsel kanıt ve düşüncelerin ifade edilebildiği daha özgürlükçü, bilimsel ve uluslararası bir çalışma ve paylaşma ortamının oluşturulması amaçlanıyor.

29 MAR 2019

3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesinde yapılacak…

3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, 12-14 Nisan 2019 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek. Bu yılki teması “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları” olarak belirlenen kongreye, pozitif psikoloji alanında çalışmalara imza atan yurt içi ve yurt dışından önemli akademisyenler konuşmacı olarak katılacak. Mutluluğun öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tayfun Doğan, kongre programında, pozitif psikoloji ile ilgili konferans, panel, atölye çalışmaları ve bildiri sunumlarının yer alacağını belirtti.Bu yıl 3.’sü düzenlenecek Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, alanında uzman birçok ismi ağırlayacak.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Tayfun Doğan, pozitif psikoloji ve 3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi hakkında bilgiler verdi.İyi yaşamanın bilimi: Pozitif Psikoloji “Pozitif psikoloji, insanların olumlu özelliklerine ve güçlü yönlerine odaklanan bir psikoloji alt dalıdır. İyi yaşamanın bilimidir” diyen Doç. Dr. Tayfun Doğan,“Tarihi süreç içeresinde psikoloji bilimi daha çok ruh sağlığı bozukluklarına ve insandaki eksikliklere odaklanmıştır. İnsanların olumlu-güçlü özelliklerini ve potansiyellerini inceleme ise büyük oranda ihmal edilmiştir. Pozitif psikoloji, bireylerin olumsuz, eksik ve sorunlu yönlerinden çok, olumlu özelliklerine, güçlü yanlarına ve erdemlerine odaklanan bir yaklaşımdır. Bu haliyle de geleneksel psikolojinin kullandığı ‘hastalık modeli’ne karşılık, ‘sağlık modeli’ni temel alır. Bu doğrultuda pozitif psikolojinin amaç ve işlevleri, yaşamı değerli ve yaşanmaya değer kılacak şeyleri araştırmak, insanların olumlu ve güçlü özelliklerine odaklanarak bunları geliştirmek, öznel ve psikolojik iyi oluşu ve yaşam sevincini geliştirmeye çalışmak ve önleyici işleviyle bireylerin ruhsal sorunlar yaşamalarının önüne geçebilmektir” şeklinde konuştu. Pozitif psikoloji, anlamlı yaşamın kapılarını aralıyorDoç. Dr. Tayfun Doğan, pozitif psikolojinin; “‘İyi yaşam nedir?’, ‘Anlamlı yaşam nedir?’, ‘Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler nelerdir?’, ‘Ruh sağlığı yerinde insan kimdir?’, ‘Nasıl daha mutlu olunabilir?’, “İnsanların karakter güçleri nelerdir?” vb. sorulara pozitif psikolojinin bilimsel yöntemleri kullanarak cevap aradığını kaydetti.Pozitif psikoloji yalnızca “mutluluk bilimi” demek değil“Pozitif psikolojiye ‘mutluluk bilimi’ demek onun kapsamını sınırlandırır diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu doğru bir ifade değildir” diyen Doç. Dr. Tayfun Doğan,“Tabii ki mutluluk pozitif psikolojinin önemli bir konusudur ancak tek konusu değildir. Bunun dışında bu yeni yaklaşım, affedicilik, hayatın anlamı, umut, iyimserlik, yaşam kalitesi, psikolojik sağlamlık, şükran duyma, işe bağlılık, özsaygı, özgecilik (alturizm) ve sosyal-duygusal zekâ gibi daha pek çok konuyla ilgilenir ve bu konularda araştırmalar yapar” diye konuştu.“Birçok sorunu çözdük; ancak mutlu olamadık”Pozitif psikolojinin işe yaradığını belirten Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Bunu bu alanda yapılan pek çok bilimsel araştırma ortaya koymuş durumdadır. Ayrıca bu yaklaşımın bir ihtiyaçtan doğduğunu düşünüyorum. Çünkü insan yaşamında mutluluk ve anlam arayan bir canlıdır. Bu mutluluk ve anlam arayışımızda insanlık tarihinde hiçbir zaman bugünkü kadar ön plana çıkmamıştır. İnsanlık olarak önemli oranda beslenme sorunlarını ve sağlık sorunlarını çözdük, eskiye oranla daha zenginleştik ancak aynı oranda mutlu olamadık. Bu durum da bilim insanlarını mutluluk konusunda araştırmalar yapmaya yönlendirdi.“Mutluluk öğrenilebilir bir beceridir”Mutlulukla ilgili çok şey söylenebilir. Ancak burada kısaca, mutluluğun öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri olduğunu söylemek isterim. Evet, mutluluğun genetik bir tarafı var, bunu inkâr edemeyiz. Ancak bize bakan bir yönü de var. Mutluluk, hayatı keyif alarak anlamlı bir şekilde yaşamaktır. Bunu da başarabiliriz. Hayatımızı anlamlı hale getirecek yaşam uğraşları bulmak, şükran duygusu içinde olmak, daha çok hareket etmek ya da egzersiz yapmak, umutlu olmak, affedici olmak ve özsaygımızı yükseltmek mutluluğumuza katkı sağlayacaktır.“Tüm dünyada beklentinin üzerinde bir ilgi var”Tüm dünyada beklenenin üzerinde bir ilgi var diyebiliriz. Bu yeni yaklaşımla ilgili tüm dünyada kongreler düzenlenmekte, seminerler yapılmakta, bilimsel-akademik dergiler yayınlanmakta ve konuyla ilgili sayısız kitap basılmaktadır. Ben şahsen Avrupa ve Amerika’da yapılan kongrelere katılmaya çalışıyorum. Bunlardan başka neredeyse her ülke de kendi ulusal pozitif psikoloji kongresini yapmaktadır. Biz de ülkemizde Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi başlığıyla bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceğimiz bir kongre organize etmekteyiz. Daha önce iki kez düzenlediğimiz kongrelerimize katılım oldukça yüksek olmuştu. Bu durumda ülkemiz adına bizi mutlu etmektedir.”3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi 12-14 Nisan 2019’da düzenlenecekÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Tayfun Doğan, kongre hakkında şu bilgileri verdi:“Kongremiz 12-14 Nisan 2019 tarihleri arasında İstanbul’da Üsküdar Üniversitesi’nde gerçekleştirilecektir. Kongremizin bu yılki temasını ‘Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları’ olarak belirledik. Kongremize, pozitif psikoloji alanına katkılarda bulunmuş yurt içinden ve yurt dışından önemli akademisyenler konuşmacı olarak katılacaktır. Kongre programının içeriğinde, pozitif psikoloji ile ilgili konferanslar, paneller, atölye çalışmaları ve bildiri sunumları olacaktır. Kongre disiplinler arasıdır ve farklı branşlardan tüm akademisyenlere açıktır. Ayrıca akademisyenler dışında, öğrenciler ve halkımız da kongremize dinleyici olarak katılabilirler. Bunun için kongre web sayfamızdan (www.ppcongress2019.org) kayıt olmaları gerekmektedir.”

21 MAR 2019

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in adı, Üsküdar Üniversitesi’nde yaşayacak

İslam Bilim Tarihinin tüm dünyada tanıtılmasına yönelik önemli çalışmalar gerçekleştiren Prof. Dr. Fuat Sezgin, Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen programla anıldı.  “Batı Merkezli Bilim Anlayışına Karşı Fuat Sezgin ve İslam Mirası” Paneli ve Üsküdar Üniversitesi Fuat Sezgin Konferans Salonu açılış töreni ile Prof. Dr. Fuat Sezgin’in adı Üsküdar Üniversitesinde yaşayacak. Emperyalizm karşısında dik durabilmek için kimliğimize ve kültürümüze sahip çıkmamız gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunu ilk düşünen ve sahip çıkanlardan birinin Prof. Dr. Fuat Sezgin olduğunu söyledi. Tarhan, Fuat Sezgin’in bilimin kayıp halkalarını bulan isim olduğunun da altını çizdi.İslam Bilim Tarihinin tüm dünyada tanıtılmasına yönelik önemli çalışmaları ve katkılarından dolayı, 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı tarafından “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” ilan edildi. “2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” kapsamında, “Batı Merkezli Bilim Anlayışına Karşı Fuat Sezgin ve İslam Mirası” Paneli ve Üsküdar Üniversitesi Fuat Sezgin Konferans Salonu açılış töreni Üsküdar Üniversitesinde düzenlendi.Prof. Dr. Fuat Sezgin, gizli hazineyi keşfettiÜsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek’in de katıldığı programın açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversite olarak Prof. Dr. Fuat Sezgin’in adını yaşatmaya, 2019 Yılı Fuat Sezgin Yılı ilan edilmeden önce hatta vefatından önce karar verdiklerini söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları kaydetti:Tarhan: “Osmanlının yasını tutamadık” “Prof. Dr. Fuat Sezgin’in adını yaşatmak istiyoruz çünkü gizli hazineyi keşfetti kendisi. Kültür iki türlü; somut ve soyut kültür. Somut kültür, yollar, köprüler; camiler. Soyut kültür de aktarılan kültür. Eğer soyut kültür yok olursa bir toplumun kimliği, hafızası değişir. Dünyada öyle bir gidiş var ki; popüler bir kültür var. 50 sene, 100 sene sonra biz kendi kültürel kimliğimize sahip çıkamazsak bir çok kültür yok olacak. Bizim kültürel kimliğimiz de eğer yok olursa, bir şekilde asimile olursak belki çocuklarımız ve torunlarımız belki de başka kültürlerin çocukları olacak. Bu nedenle Türkiye modernleşme haretekini kendi kültürünü ve kendi kültürel kimliğini koruyarak yapmalı. Bu yöndeki kimlik krizini de hala aşmış değiliz. Kimlik krizini aşabilmemiz için de bir insanın kendi geçmişi ile barışması gerekiyor. Biz Osmanlı’nın yasını tutamadık, Osmanlı vazifesini yaptı bitti ama biz onun çocuklarıyız, İslam tarihinin devamı ve birçok özelliklerini taşıyoruz. Ama birden bire kaldırıp atmak gibi bir yanlış yapıldı. Bunun silip atılması demek kendi kültürel kimliğimizin yok edilmesi demek. Bir süre sonra kimliksiz ve kişiliksiz, başkalarını üstün kültür olarak kabul eden, sanki biz daha değersiz bir kültürmüşüz gibi düşünen bir kimlik ortaya çıkıyor.“Prof. Dr. Fuat Sezgin, değerlerimize sahip çıktı!”Bu durum, kültürel kolonizasyon hareketi. İnsanlık tarihinde koloni devletleri kuran İngiltere ve Fransa’dır. Bu ülkeler sömürgecilik bakanlığı kurmuş ama Osmanlı hiç böyle bir bakanlık kurmamış. Çünkü böyle bir niyeti yok, sömürmeye ihtiyaç duymamış. Sömürülmemiz ve emperyalizm karşısında dik durabilmemiz için kendi değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyordu. Bunu ilk düşünen ve sahip çıkanlardan birisi Fuat Sezgin Hoca olmuştur. Kendi değerlerimizi, kimliğimizi koruyarak var olduğumuzu göstermek, bunun için de geçmişle barışmamızı, yasımızı yaşamamızı, Osmanlı ile vedalaşmamız gerekiyordu. Bunun için bunun artılarını da eksilerini de aynı anda görebilmemiz gerekiyordu. Osmanlı karşıtlığı üzerinde kimlik kurmak gibi bir yanlış yapılmamalıydı. Bu yanlıştan dönmenin ilk işaretlerden birini Fuat Sezgin Hoca vermişti. Bilim tarihine baktığınızda sanki İslam ile birlikte bilim bitmiş, sonra tekrar Avrupa’da başlamış gibi bir şey oluştu. Bize de böyle öğretildi. Bunun yanlış olduğunu bilimsel olarak göstermek gerekiyordu. Fuat Sezgin Hocamız bunu referansları ve yazmaları üzerinden giderek gösterdi, bilimsel metodolojiyi kullandı.”Prof. Dr. Fuat Sezgin’in hayatından ders alınProf. Dr. Fuat Sezgin’in 1960 ihtilalinden sonra haksızlığa uğramasına rağmen küsmediğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlerin Prof. Dr. Sezgin’in hayatından dersler çıkarması gerektiğini belirterek “Yani yanlışlar üzerinden küsmeyin. A yolu olmuyorsa B yolunu bulun. Hedefinize ulaşmaya çalışın. Fuat Hoca bilimler tarihinde zirveye çıkanlardan biri olmuş, pes etmemiş devam etmiş. Onun için hata yapmaktan korkmayalım, vazgeçmekten korkalım” tavsiyesinde bulundu.“Fuat Sezgin bilimin kayıp halkalarını buldu” Üsküdar Üniversitesi olarak bu sene Prof. Dr. Fuat Sezgin’e 4. Yüksek İnsani Değerler Ödülleri kapsamında ödül takdim ettiklerini, ayrıca bir makale yarışması da düzenleyeceklerini belirterek Batı merkezli bilim anlayışına karşı, sadece tarihçilerin değil herkesin kendi alanında bu konuda neler yapılması gerektiğini araştırmasının şart olduğunu ifade eden Tarhan, “Gülhane’deki müzeyi mutlaka ziyaret etmek gerekiyor. Arap-İslam dünyasında kullanılan pusulalardan tutun da haritalar, gereçler ve biilimsel çalışmaları buradan görebilirisiniz. Bilim bir zincirdir, halkaları vardır. Kayıp halkalar vardır bilimde. Sanki bilim Rönesans’ta başladı diye biliyoruz, Fuat Hoca bu kayıp halkaları buldu. Aristo’dan başlayarak aradaki pek çok boşlukların tamamlanmasını sağladı. Diğer özelliği de kendi milli duygularını kaybetmedi, Türk vatandaşlığını hiç bırakmadı. Fuat Hoca’nın ruhunun burada olduğunu hissediyorum kendisine Allahtan rahmet diliyorum” diye konuştu.Açılış konuşmalarının ardından “Batı Merkezli Bilim Anlayışına Karşı Fuat Sezgin ve İslam Mirası” Paneli gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler İngilizce Bölüm Başkanı, Dr. Öğretim Üyesi Fehmi Ağca’nın yaptığı panel; Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Detlev Quintern, Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Halide Yılmaz Odabaşı ve Eski Vali Adnan Yılmaz’ın katılımları ile gerçekleşti.Prof. Dr. Fuat Sezgin’in alameti farikasıDr. Öğretim Üyesi Hadiye Yılmaz Odabaşı, Avrupa merkezli bakış açısının Doğu’yu istediği şekilde konumlandırdığını, Garbiyatçılık olarak da bilinen Oksidentalizm’in ise tam tersi Doğu’yu merkez alan bir bakış açısına sahip olduğunu belirterek Prof. Dr. Fuat Sezgin’in bu iki bakış açısının dışında objektif bir bakış açısıyla bilim tarihini ele aldığına dikkat çekti. Odabaşı, “Prof. Dr. Fuat Sezgin Hoca’nın alameti farikası, büyüklüğü tam da burada. Hoca malumunuz Oryantalist değil ama Oksidentalist anlayışın da uzağında olduğunu söyleyebiliriz. Hoca buna çok güzel cevap veriyor; bir konuşmasında şöyle diyor; ‘Almanya’da arkadaşlarla bilim tarihi çalışmaları yaparken bu alan çok yanlı, taraflı Avrupa merkezli. Bunu doğru olmadığını düşündük o vakit dedik ki yaptığımız işin adı, bütün insanlığın ortak bilimler tarihi olmalı dedik.’ Bakın bu sadece kavramsal bir tespitin çok ötesinde. Aslında bu Fuat Sezgin’in zihniyet dünyasının temel kodları. Bu nokta tam da hoca bilimin, tarihin, medeniyet dediğimiz şeyin insanlığın ortak mirası olduğunu vurguluyor” diye konuştu.Dr. Öğretim Üyesi Detlev Quintern, İslam bilim tarihinde yapılan çalışmalarından ve bu çalışmaların bilim tarihine katkılarından bahsetti. İslamın hoşgörüsünü ifade eden “Bu hoşgörü Bağdat’ta her dinden bilim adamının toplanmasını, onların katkısıyla bilimin gelişmesiyle katkıda bulundu” dedi. Prof. Dr. Fuat Sezgin’le 1991 yılında bir sergide tanıştığını belirten Quintern, Sezgin’in eserlerinden çalışmalarında yararlandığını söyledi.  İslam alemi, kendisine minnettardırEski Vali Adnan Yılmaz ise kaleme aldığı “Bilimler Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin” isimli kitabın ortaya çıkış hikayesini anlattığı konuşmasında Prof. Dr. Fuat Sezgin’in günde 17 saat çalıştığını, İslam bilim tarihine çok önemli katkıları bulunduğunu belirtti. Vali Yılmaz, Fransızca, Arapça dahil 29 dil bilen Prof. Dr. Sezgin’in “Dünya medeniyeti ve dünya bilim tarihi olmaksızın  bilinemez” sözlerini hatırlatarak “Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslam aleminin yüz akı ve ilham kaynağıdır. Müslümanların kaybolan özgüvenini yeniden kazandırdı. İslam alemi kendisine minnettardır” dedi.Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu açılışı yapıldıÜÜ TV’den canlı olarak yayınlanan panel sonunda katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi. Panelin ardından Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu açılış töreni gerçekleştirildi. Sonrasında da  “Prof. Dr. Fuat Sezgin’e Hürmet Sergisi” ziyaret edildi.

21 MAR 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan İzmir’de öğrencilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan İzmir’de düzenlenen iki ayrı programda öğrencilerle buluştu.Arıboğan ilk olarak “Ege Inspirational Talks” kapsamında Ege Üniversitesinde öğrencilerle bir araya geldi.Arıboğan sonraki gün ise İzmir Sevinç Koleji, İzmir Bornova Anadolu Lisesi, İzmir Fen Lisesi öğrencileri ile İzmir Sevinç Kolejinde düzenlenen programa katıldı.“Endüstri 4.0 ve Geleceğin Meslekleri” konulu konferans veren Arıboğan, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.Programlara öğrencilerin ilgisi yoğun oldu.

20 MAR 2019

2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Beyin Haritalama Vakfı tarafından 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü’ne layık görüldü. Liderlik ödülü sahiplerinin arasındaki tek Türk olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ödülü, Los Angeles'ta düzenlenen törende takdim edildi. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görülmüştü.ABD merkezli Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation) tarafından düzenlenen Yıllık Dünya Beyin Haritalama Kongresi’nde dünyanın önde gelen 800'den fazla bilim insanı buluştu.Los Angeles Kongre Merkezi’nde düzenlenen 2019 Dünya Beyin Haritalama Kongresi kapsamında; İnsani Yardım Ödülü, Tıpta Öncü Ödülü, Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ve Golden Axon Liderlik Ödülü sunuldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Liderlik Ödülü’ne layık görüldü 2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri; stratejik programlar, küresel iş birlikleri ve ortaklıklar yoluyla vakıf ve vakıf misyonu hakkında farkındalık yaratmadaki rolleri ile Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. Jeff Wang, Harry Kloor, Oyuncu, Yönetmen ve Yapımcı Sean Stone’a takdim edildi.2019 İnsani Yardım Ödülü, küresel insani ve hayırsever çalışmaları dolayısıyla Dr. Deepak Chopra; Tıpta Öncü Ödülü, Avrupa İnsan Beyin Projesi'nin bilimsel direktörü olarak rol aldığı çalışmaları ve insan beyninin 3B atlasını geliştirmesi nedeniyle Dr. Katrin Amunts ve Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ise Musküler Distrofisi olan binlerce hastanın hayatını kurtaran ve hayat kurtarıcı ilaçların tanıtılmasındaki çabaları için Fransız Musküler Distrofisi (AFM) Telethon'una verildi.Öncü olan ve liderlik gösteren kişilere sunuluyor   Prof. Dr. Nevzat Tarhan, liderlik ödülü takdim edilen isimler arasında tek Türk oldu. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görüldü.Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation), yıllık toplantıları birçok faklı disiplinden bilim adamlarını, doktorları ve mühendisleri bir araya getiriyor.Bunun yanı sıra nörolojik bozukluğu olan siviller ve yaralı askerlerin bakım ve tedavisi her zaman ön planda yer alıyor. Bu kapsamda hayat kurtaran multidisipliner klinik denemeler de gerçekleştiriyor. Bu organizasyon, her yıl hayırseverlerin yanı sıra bu alanda öncü olan ve liderlik gösteren kişilere ödül veriyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü töreninde Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Aylin Şenyüz Eleveld ile de bir süre görüştü.Ödül töreninden görüntüler için;Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Töreninde gösterilen filmi için:2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri ile ilgili bilgi için;

19 MAR 2019

Prof. Dr. İbrahim Özdemir: “Çevreyi ve nesilleri düşünmek benim için ahlaki bir zorunluluktur”

Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir Nairobi’de yapılan BM Çevre Zirvesine katıldı.BM Çevre Zirvesi, 11-15 Mart 2019 tarihlerinde Kenya’nın başkenti Nairobi’de yapıldı. Zirve kapsamında birçok etkinliğe yer verildi.Din ve kültürün çevre bilincine katkısı konuşulduÜsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir Faith for Earth (İnançlar Dünya İçin) Panelinde konuşmacı olarak yer aldı. Çevre Felsefesi ve Ahlakı konusunda uzman olan Prof. Dr. Özdemir, İslam Küresel İklim Deklarasyonun hazırlayan ekipte de yer almıştı. Prof. Dr. Özdemir, konuşmasında Din ve Kültürün çevre bilincine olan katkısını vurguladı.Çevreye niçin ilgi duyduğunu anlattıÖzdemir, konuşmasına çevreye niçin ilgi duyduğunu anlatan duygusal bir hikâye ile başladı. “Küçük bir köyde bir çiftçinin çocuğu olarak büyüdüm. Çevremi saran doğanın güzelliğini bütün zenginliği ile tattım. Hayatımdaki ilk ve maalesef ki son vahşi kurdu gördüğümde neredeyse yedi yaşındaydım. O zamanlar hala kristal berraklığındaki dere sularından içebiliyordum” dedi.“Carson’ı anlamamız yarım yüzyılı aldı”Konuşmasının devamında Rachel Carson’ın “Sessiz Bahar” kitabına değinen Özdemir, “Sonraları öğrendim ki aynı yıllarda Amerikalı bilim kadını Rachel Carson ufuk açıcı ve ezber bozan "Sessiz Bahar" kitabını yazıyormuş.  Ancak Carson'ın söyleminde kast ettiği şeyleri anlamamız yarım yüzyıl aldı” dediCarson’ın kitabının Milenyum Ecosystem Değerlendirmesi ile ilişkili olduğunu söyleyen Özdemir,  “BM tarafından finanse edilen ve yüze yakın ülkeden bin 300’den fazla uzmanın yer aldığı Milenyum Ecosystem Değerlendirmesi ile de kanıtlanmış oldu. Carson'un kitabı gibi bu araştırma da "kesin bir uyarı" niteliğindeydi” ifadelerini kullandı.   “Çevreyi ve nesilleri düşünmek benim için ahlaki bir zorunluluktur” Dört çocuk ve üç toruna sahip olduğunu söyleyen Özdemir, “ Onların benim çocukluğumda sahip olduğum gibi bir hayatın tadını çıkaramayacağını hiç düşünmemiştim. Belgeseller ve hayvanat bahçelerini saymazsak    doğada vahşi bir hayvanı hiç görmediler. Gelecekleri ve nasıl bir dünyada yaşayacaklarına dair kaygılarım var. Bu yüzden çevreyi ve gelecek nesilleri umursamak benim için sadece akademik bir alan değil, ahlaki bir      zorunluluktur” şeklinde konuştu. Özdemir, 16 yaşındaki İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’in Davos'ta dünya liderlerine yaptığı konuşmayı örnek göstererek, Thunberg ile aynı duyguları paylaştığını dile getirdi. Thunberg, Davos’ta şu          ifadeleri kullanmıştı; “Bir kriz anında ne yapıyorsanız öyle harekete geçmenizi istiyorum. Evinizde yangın çıktığında yaptığınız gibi harekete geçmenizi istiyorum. Buraya gelme nedenim size evimizde yangın olduğunu  söylemektir”Özdemir, kendi amacının da çocuklarda ve gençlerde çevre bilinci uyandırmak, onların tehlikenin farkına varmasını sağlamak, olduğunu ifade etti.Prof. Özdemir soru cevap kısmında çözümün eleştirel düşünebilen ve sorgulayabilen gençlerle geleceğine inandığını; bu sebeple de Üsküdar Üniversitesinde Eleştirel Düşünce, Çevre Etiği, Uygulamalı Etik ve Teknoloji Felsefesi derslerine yer verdiklerini anlattı.Prof. Dr. Özdemir, zirve boyunca birçok etkinliğe katıldı ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen çevrecilerle bir araya geldi.

18 MAR 2019

Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenciye staj imkânı!

Üsküdar Üniversitesi; Psikolojiden, Diyalize; Anesiteziden, Radyoterapiye; Sağlık Yönetiminden, Otopsi Yardımcılığına; Fizyoterapi ve Rehabilitasyondan, Ebeliğe; Dil ve Konuşma Terapisinden, Çocuk Gelişimine kadar birçok bölümde eğitim gören öğrencilerine kamu ve özel hastanelerde staj ve tecrübe imkânı sağlıyor. Başta Üsküdar Üniversitesi’nin bilim ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere birçok kurumda tecrübe kazanan öğrenciler, iş hayatına donanımlı bir şekilde hazırlanıyor.Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine staj imkânı sağlıyor. Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenci, bu yıl başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, kamu & özel hastaneler, rehabilitasyon merkezi, eğitim evi, itfaiye vb. birçok kurum ve kuruluşta staj yaparak tecrübe kazanıyor.3 bin 156 öğrenci staj yapıyor! “Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Fizyoterapi Ön Lisans, Ağız ve Diş Sağlığı, Anestezi, Yaşlı Bakımı, Radyoterapi, Diyaliz, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri, Tıbbi Dökümantasyon ve Sekreterlik, Sosyoloji, Sosyal Hizmet, Sağlık Yönetimi, Sağlık Bilgi Sistemleri, Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Psikoloji, Patoloji, Otopsi Yardımcılığı, Odyometri, Odyoloji,  Elektronörofizyoloji, Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon, Biyomedikal, Çocuk Gelişimi, Dil ve Konuşma Terapisi, Ebelik, Ergoterapi, Evde Hasta Bakımı, Gıda Teknolojisi, Ameliyathane Hizmetleri, Acil Durum ve Afet Yönetimi, Hemşirelik, İlk ve Acil Yardım, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği” bölümlerinden bu yıl 3 bin 156 öğrenci, birçok hastane ve kurumda staj yaparak, tecrübe kazanma fırsatı buldu.Kamu & özel hastanelerde tecrübe fırsatıÜsküdar Üniversitesi öğrencileri, başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, Sultanbeyli Devlet Hastanesi, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin de aralarında bulunduğu birçok hastane ve kurumda iş hayatına hazırlanıyor.Öğrenciler, akademik hayatlarında öğrendikleri teorik bilgileri, uygulama alanlarında bire bir görme şansını yakalıyor.  

14 MAR 2019

Uluslararası öğrenciler ülkelerindeki kadınları anlattı

Üsküdar Üniversitesi Çözüm Odaklı Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSÇÖZÜM) ev sahipliğinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Ülkemde Kadın Olmak” konulu program Üsküdar Üniversitesinde bulunan 40 farklı ülkeden gelen uluslararası öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirildi.8 Mart Dünya Kadınlar Günü uluslararası öğrencilerin ‘Ülkemde Kadın Olmak’ başlıklı sunumlarıyla coşkulu ve anlamlı bir şekilde gerçekleşti.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinin çoğunlukta olduğu etkinlik renkli görüntülere sahne oldu. Etkinlikte Etiyopya, Filistin, Nijerya, Nijer, Hindistan, Yemen, Libya, Mısır, Suriye gibi on farklı ülkeden gelen uluslararası öğrenciler, ülkelerinde siyaset, eğitim ve iş hayatında isim yapmış kadınları, hazırladıkları başarılı sunumlar ile anlattı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen programın sunuculuğunu yapan Üsküdar Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Kulübü Başkanı Abdülmecid Çacabo’nun kadınların bu özel gününde Türkçe sunum yapması seyirciler tarafından hayranlıkla karşılandı.Daha sonra ÜSÇÖZÜM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Kurtoğlu günümüzde kadınlara asıl tehdidin başkaları tarafından zamanlarının örgütlemesi olduğuna dikkat çekerek özellikle sosyal medya okuryazarlığı eğitiminin önemini dile getirdi. Ayrıca tam bir kadın dayanışması örneği olarak gerçekleştirilen etkinlikte Dr. Kurtoğlu, akademisyenler adına Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’na teşekkür etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilgi gücüyle kadınlar ön plana çıktı”Programa katılarak bu güne verdiği önemi gösteren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan konuşmasında günümüzde eskisi gibi kol ve makine gücünün ön planda olmadığını, artık gücün bilgi ve bilimde olduğunu söyledi. Artık hüzünlü kadın değil bilge kadın rolünün öneminin arttığını dile getiren Tarhan, İslam’ın kadına verdiği önemi de ayrıca vurguladı.Kadınlar günü erkeklerin de yoğun katılımı ile renkli görüntülere sahne oldu. Bunlardan birisi de programda uluslararası öğrencilerin ülkelerine özgü motiflerle sergiledikleri rap ve dans gösterileri idi.Etkinlikte Üsküdar Üniversitesi öğrencileri de ülkelerindeki kadınları anlattı.Programın kapanış konuşmasında Küreselleşme ve Gençlik Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KÜGEMER) Müdürü Doç. Dr. İsmail Barış yaptı. Barış, gençlere çok çalışıp kadınların hak ve özgürlüklerini temin edilmesi gerektiğini ifade ederek, bütün dünya kadınlarının kadınlar gününü kutladı.Samimi bir ortamda tamamlanan program sonrasında farklı yeni etkinlikler için de planlanmalar yapıldı.Programa seyirci olarak katılan öğrencilere karanfil takdim edildi ve program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.Üsküdar News Agency (ÜNA)

14 MAR 2019

Göçte en büyük zararı çocuklar görüyor

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abulfez Süleymanov ve Koç Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Öğrt. Üyesi Prof. Dr. Ayşe Ferda Ocakcı Üsküdar Üniversitesi Bilim Ofisi kulübü tarafından düzenlenen “Göç ve İstismar” konulu söyleşinin konuğu oldu.Merkez Yerleşkede gerçekleştirilen etkinlikte göç, çocuk, istismar ve aile gibi konulara değinilerek katılımcılara önemli bilgiler aktarıldı.“Göç konusu üzerinde daha çok çalışılmalı”Kendisi ve öğrencilerinin gerek ders kapsamında, gerek ders dışında göç ile ilgili pek çok çalışma yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Abulfez Süleymanov, göç konusu üzerinde daha çok çalışılması gerektiğini söyledi.“Göç esnasında en çok hasar görenler çocuklardır”Ülkemizin özellikle 2011 yılından sonra Orta Doğudan aldığı göçleri örnek gösteren Prof. Dr. Ayşe Ferda Ocakcı ise “Çocuklar göç esnasında ve sonrasında ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor, fiziksel ve duygusal istismara uğruyorlar. Hiçbir çocuk isteyerek evinden, ailesinden, oyuncağından ayrılmaz.  Bu zorundalık onların psikolojisinde ciddi hasara yol açıyor” dedi.“Dünyaya çocukların penceresinden bakıyorum”Uzun yıllardır çocuk hemşiresi olarak görev yaptığını ifade eden Prof. Dr. Ayşe Ferda Ocakcı, dünyaya çocukların penceresinden baktığını ve aslında bu dünyanın onlar için git gide yaşanmaz bir yer haline geldiğine dikkat çekti.“Çocukla ilgilenmemek de bir istismardır”İstismarın sadece fiziki olmadığını söyleyen Ocakcı, çocuğuyla ilgilenmeyen, çocuğunu yok sayan, korkutan ve soyutlayan anne-babaların da çocuklarını istismar ettiğini vurguladı.“Kızını dövmeyen dizini döver” Toplumumuzda süregelen “kızını dövmeyen dizini döver” olgusu yüzünden kız çocuklarının daha fazla istismara maruz kaldığını belirten Ocakcı, her yıl binlerce kız çocuğunun Çocuk İzlenim Merkezi’ne başvurarak ihmal ve istismardan şikâyetçi olduğunu söyledi.“Her yıl 91 bin kız çocuğu anne oluyor!”Konuşmasının devamında cinsel istismar konusuna değinen Ocakcı, günümüzde cinsel istismarın etkilerinin fiziksel ve duygusal istismardan daha çok hissedildiğini ifade etti. Cinsel istismara maruz kalan çocukların %70’inin 10 yaş ve altı olduğunu ifade eden Ocakcı, her ay Adli Tıp Kurumu’na 650 çocuğun istismar olgusuyla geldiğini ve her yıl 91 bin kız çocuğunun anne olduğuna dikkat çekti.Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, soru cevap kısmının ardından sona erdi.Haber-Fotoğraf: Şüheda Damgacı

12 MAR 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Kâğıthane Kariyer Günlerinde

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Kâğıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kâğıthane Kariyer Günlerine katıldı. Arıboğan, ‘Çölleşen Dünyada İyiliği Yeşertebilmek’ konulu bir konferans gerçekleştirdi.Sadabat Osmanlı arşivinde gerçekleşen konferansa ilgi yoğun oldu.Konferansı Kâğıthane Kaymakamı Hasan Göç ile birlikte yaklaşık 600 öğrenci takip etti.

11 MAR 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan öğrencilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi / Fen Lisesinde Sosyal Bilimler bölümü tarafından düzenlenen Eğitim Etiği söyleşisine katıldı. Arıboğan söyleşide değerler ve iyilik konularında paylaşımlarda bulundu.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın söyleşisine ilgi yoğun oldu.Söyleşiyi yaklaşık 100 öğrenci ile birlikte Sarıyer İlçe Milli Eğitim Şube Müdür Melek Yaşar, FMV Ayazağa Işık Lisesi/Fen Lisesi müdür Özgür Alper takip etti.Arıboğan söyleşinin ardından öğrencilerin merak ettikleri sorularını yanıtladı.Programın sonunda Sarıyer İlçe Milli Eğitim Şube Müdür Melek Yaşar katılımlarından ötürü Arıboğan’a çiçek taktim etti.

05 MAR 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Eğitim Teknoloji Zirvesinde

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan bu yıl altıncısı düzenlenen Eğitim Teknolojileri Zirvesi’ne katıldı.Program kapsamında Arıboğan, teknoloji ve kadın konulu panele konuşmacı olarak katıldı.Program eğitim, teknoloji ve medya dünyasını bir araya getirdi.Radisson Blu Hotel Şişli’de düzenlenen programda Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın yanı sıra Oxford Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Prof. Harry Daniels, Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şirin Karadeniz, çok sayıda akademisyen, teknoloji ve medya dünyasından isim yer aldı.

01 MAR 2019

Dücane Cündioğlu ile “Aşk’a dair”

Üsküdar Üniversitesi’nde Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan moderatörlüğünde “Aşka Dair” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşinin konuğu ise yazar, düşünür, dilci ve felsefeci Dücane Cündioğlu’ydu. Eğer bir kişi neden âşık olduğunu söylüyorsa yalan söylüyordur diyen Cündioğlu, ilişkinin bir ömür boyu sürmesinin sırrının o iki kişinin üçüncü bir yere birlikte bakabilme kabiliyetinde olduğunu kaydetti.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen söyleşide Dücane Cündioğlu; “Aşkı kavramsal olarak analiz ettim. Beyit okumadım, kimseyi heyecanlandırmadım, kanlarının hızlı akmasını sağlamadım.” dedi ve aşkın bir vuslat mı yoksa hicran mı olduğu sorusu üzerinden katılımcılarla konuştu.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın modere ettiği söyleşide Cündioğlu, “Kime âşık olduğunuzun bir önemi yoktur. Karşı tarafı öldürmeyi, yok etmeyi, zarar vermeyi meşru gören bir aşk biçimi vardır. Bir insanın kendisine zarar verene âşık olması sık rastladığımız bir şeydir. Bunda bir problem yoktur, kimse sizi kınayamaz fakat o kişiyle evlenemezsiniz çünkü evlilik süreklilik ister.” şeklinde konuştu.Uzun süreli aşkın sırrı iki kişinin üçüncü yere birlikte bakabilmelerinde! “Çağımızın en büyük sorunu süreklilik sorunudur. Aşkta olup evlilikte olmayan şey sürekliliktir. İlişkilerin erkenden sona ermesinin sebebi iki tarafında bütün bakışlarının birbirlerine yönelik olmasıdır. Bu tükenir. İki âşık düşünün birbirlerinden başka hiçbir yere bakmıyorlar. Bunların aşkı kesinlikle tükenecektir.” diyen Cündioğlu, “İlişkinin bir ömür boyu sürmesinin nedeni o iki kişinin birlikte üçüncü yere bakabilme kabiliyetindedir. Bu kabiliyetin ortaya çıkmasıyla ömür boyu süren aşklardan söz edebiliriz.” dedi.“İnsanın ilk mahbubu evveli kendisidir.”İnsanın ilk mahbubu evvelinin kendisi olduğunu söyleyen Dücane Cündioğlu, “İnsan önce kendisine âşık olur. Bu hayatta kalma isteğinin getirisidir. İlk arzu ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun hayatta kalma arzusudur.” ifadelerini kullandı.“Aşkta neden olmaz.” Bir kişinin saçlarının ya da gözlerinin güzel olması o kişiye âşık olmamız için bir neden olmadığını belirten yazar, “Aşkta neden olmaz. Eğer biri neden âşık olduğunu söylüyorsa yalan söylüyordur.” dedi.Soru cevap kısmının ardından söyleşi sona erdi.

27 ŞUB 2019

Yüzümle mutluyum

Üsküdar Üniversitesinde Sosyoloji Kulübü öğrencileri tarafından “Yüzümle Mutluyum” etkinliği gerçekleştirildi. Programa Yüzümle Mutluyum Derneği Başkanı Emre Erdal konuşmacı olarak katıldı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Sosyoloji Kulübü Başkanı Furkan Ahmet Arslan, Ali Ural’ın kaleme aldığı ‘Sevgili Dost’ şiiri ile yaptı.“İnsan hem çok güçlü hem de çok zayıf bir canlı”Sosyoloji Kulübü üyelerinden Ayşe Önal “Değişen ve gelişen dünyanın içinde her birimiz kendi yolculuğumuzda mücadele veriyoruz. İnsan hem çok güçlü hem de çok zayıf bir canlı” dedi.Önal, bazı kişilerin sınavlarının biraz daha zor olabileceğini fakat o sınavlardan 12 yaşında bir çocuğun bilge olarak çıkabileceğini söyledi ve burada fark edilmesi gerekenin bilgenin aslında bilgelik etmediğini, asıl öğrenmemiz gerekenin yolculuğumuzdaki değişimler ve gelişimler olduğunu söyledi.“Teknolojik gemide gerileşmeye doğru giden bir insanlık var”Gelişen dünyadan bahseden Önal, her birimizin teknolojik bir gemide olduğunu, fakat o gelişmiş teknolojik gemide gerileşmeye doğru giden bir insanlık söz konusu olduğunu vurguladı. Ayrıca herkesin kendi yolculuğundan sorumlu olduğunu ve ne kadar farkındalık sahibi olunursa o kadar zengin ve anlamlı bir hayat sürdürebileceğinin de altını çizdi. Bu yolculukta, Yüzümle Mutluyum Derneğinin bize yararlı olacağını düşündüğünü de dile getirdi.  “Bir yolculuğumuz var bunu da herkese duyurmayı hedefliyoruz”Açılış konuşmalarının ardından Yüzümle Mutluyum Derneği Başkanı Emre Erdal, bir yolculuklarının olduğunu, bunu da herkese duyurmayı hedeflediklerini söyledi. Toplumda farkındalığın artmasına yönelik çalışmalarda bulunmayı hedeflediklerini belirten Erdal, insanları görünüşleri ile değil de oldukları gibi değerlendirildikleri bir toplumsal bilincin sağlanmasına katkıyı amaçladıklarını söyledi.Soru cevap eşliğinde gerçekleşen etkinlik toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

26 ŞUB 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan eğitimcilere ‘Duvar’ ı anlattı

Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yürütülen Eğitim Okumaları Projesi kapsamında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan okul müdürleri ile birlikte ‘Duvar’ isimli kitabı ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdi.“Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar” başlıklı sunumunda Arıboğan konuşmasına Berlin Duvarı’nın yıkılışını ele alarak başladı. Arıboğan, dünyanın iki kutuplu sisteminden bahsetmenin en önemli simgesinin Berlin Duvarı olduğunu söyledi.Günümüzde 70’den fazla ülkenin sınırlarını duvarlarla çevirdiğini ve duvarlarla çevrili bir dünyada yaşadığımızı söyleyen Arıboğan, tarihsel olarak insanın geçmişine de değinerek “İnsanoğlunun ilk yaptığı şey kendisine duvarlar örerek kendisini korumaktır” ifadesinde bulundu.Eğitim okuması projesinde yer alan müdürler kitabı öncesinde okuyarak, söyleşiye katıldı. Arıboğan’ın söyleşisine eğitimcilerin ilgisi yoğundu.

25 ŞUB 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan:“Çocuk da yaptım, Oxford’da hocalık da…”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Tenzile Erdoğan Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi vize projesi kapsamında düzenlenen Rozet Takma Töreni’ne katıldı.Programın açılış konuşmasını Tenzile Erdoğan Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi Müdiresi Prof. Dr. Aşkın Asan yaptı.Asan, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ı aralarında görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek vize projesi hakkında genel bilgi verdi. Projenin üç amacının olduğunu belirten Asan, amaçların liderlik, topluma hizmet ve girişimcilik olduğunu dile getirdi.Sonrasında öğrencilere hitap eden Arıboğan özellikle kız öğrencilerin toplumda daha çok rol alması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi; “Ben kadınların güçlenmesini destekleyen birisiyim. Kadınlarla bir arada olmak, kadın gücüne inananlarla bir arada olmak çok anlamlı.”“Kök salacaksınız, üretken olacaksınız, okuyacaksınız”Sözlerinin devamında Osmanlı kadınlarının gücüne değinen Arıboğan lise öğrencilerine “Kök saldığınız zaman ulusunuzda sizinle birlikte kök salar. Aileniz de inançlarınız, memleketiniz,  kültürünüz de… Varlığınız sizinle birlikte kök salar. Bu toprağa iyi tutunacaksınız. Bu toprağı seveceksiniz burası anayurt adı üstünde ana yurt… Anadır toprağın sahibi yaşadığımız mekanın sahibi anadır. Ona tohumu katan şey anadır. Erkekler gelip geçicidir. Mekanın ve zamanın sahibi kadınlardır. Bunu göz ardı etmeyin.” dedi.“Çocuk da yaptım, Oxford’da hocalık da…”Kariyerin kadın olmaya, üretmeye bir engel olmadığını söyleyen Arıboğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Birer kadın olarak, bu toprağın sahipleri olarak hayalleriniz büyük olsun. Çoluk çocuğa karışın. Çocuk yapmakta hiçbir mahsur yok. Ben rektörlük de yaptım, Oxford’da hoca da oldum her şeyi yaptım iki tane de çocuk doğurdum benim evimde, soframda çorbamdan zeytinyağlıma kadar her şeyim vardı. Evimi de temizlerim halımı da silerim bunlar problem değil.  Kariyer bunlara engel değil.” Dedi.Sonrasında vize projesinde yer alan öğrencilere rozetlerinin takdimi yapıldı. Prof. Dr. Aşkın Asan tarafından Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a verilen çiçek ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından program sonlandırıldı. 

21 ŞUB 2019

Prof. Dr. Arıboğan: “Her insan iyi ve kötüdür, hangisinin ortaya çıkacağını insan kendi belirler”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Şirinevler Kültür Koleji Fen Lisesinde “Çölleşen dünyada iyiliği yeşertebilmek” adlı söyleşide öğrencilerle buluştu. Arıboğan’a öğrencilerin ilgisi yoğundu.Bizim zamanımızda teknoloji ile ilgili hiçbir şey üretilemezdi diyen Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan  “bütün hayalimiz bir gün radyo, televizyon üretebilecek kapasiteye gelmemizdi. Türkiye sanayi ülkesi oldu, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken bir anda yepyeni uygarlık düzlemiyle tanıştık” diye konuştu.Sanayi sonrasının bambaşka kurallarının olduğunu belirten Arıboğan, “Türkiye bunun ucunu henüz yakalayabilmiş değil. Bu insan uygarlığının en sonuncu fazı, sizin içinde yaşayacağınız uygarlık düzlemi Endüstri 4.0 içinde yapay zekâ, robotik, internet var” dedi.“Sistem bizi bilginin kölesi haline getirdi”Tarım uygarlığından bu noktaya gelişimizin sebebinin kapitalizm olduğunu vurgulayan Arıboğan “Bir takım değerler hayatımızı şekillendirmeye başlıyor, sanayi sonrası toplumun en önemli özelliği empoze edilen değerler üzerinden insanların ihtiyaç duymadığı birtakım hizmetleri ve malları satın alması üzerine dayalı. İnsanoğlunu bunlara sevk eden değerleri, bilgileri üreten bazı güçler oluyor. Bu sistem size bilgiye her an ulaşabilme imkânı sunuyor yani bilgi sizin için evinize kadar getirilen temel ihtiyaç gibi sıradan bir şey” şeklinde konuştu.Arıboğan şunları söyledi: “Sistem bilgiyi öyle araçlaştırdı ki hepimizi bilginin kölesi haline getirdi. Endüstri 4.0’a geçerken insanoğlu zaten sistemin denetimine alınmış durumda. Bir küresel aktörler bir de ulusal aktörler var ve bunların yaydığı bir takım değerler, sistemler var. Bunların içerisine bir yerlere yerleşiyoruz ve nereye doğru götürüldüğümüzün farkında da değiliz. Hâlbuki dünya büyük bir çalkantının eşiğinde.”“Her insan iyi ve kötüdür, hangisinin ortaya çıkacağını insan kendi belirler” “Platon’un sözünden örnek veren Arıboğan ‘Eğer insanın üzerinde bir göz yoksa insanın içindeki kötülüğü durdurmanın imkânı yoktur’ İçimizde iyilik de kötülük de var, her koşulda iyiliğin de kötülüğün de ortaya çıkacağı bir delik olur işte orda bunun neresinde duracağının kararını insan kendi belirler” diye belirtti.Konuşmasının ardından Arıboğan, öğrencilerin sorularını cevapladı. Katılımlarından dolayı Arıboğan’a çiçek taktim edildi.

19 ŞUB 2019

Emojili iletişim, dile karşı ciddi bir tehdittir

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı ile sosyal medya ve dijitalleşmenin dilimize, kültürümüze ve toplamsal yapımıza etkilerini konuştukHocam, siz sosyal medya üzerine de çalışmalar yapan bir bilim insanısınız. Sosyal medya ve dijitalleşme ile hayatımıza dahil olan diğer argümanların dilimiz üzerindeki pozitif ve negatif etkilerini yorumlar mısınız?Dijital dönüşüm ve sosyal medyanın yaygın kullanımı sonrasında ortaya çıkan yeni iletişim kodları, dillerin yapısını ve işleyişini de derinden etkilemektedir. Özellikle sosyal medyanın sağlamış olduğu fikirleri özgürce ifade etme biçimi, dilin de keyfi kullanımı sorununu beraberinde getirmektedir. Sosyal medya platformlarında insanlar tek mesajda çok şey anlatmak ve zamandan tasarruf etmek için, uzun ifadeler ve cümleler yerine, kısa ve kendi aralarında anlaşılan kodlar kullanmayı tercih ediyorlar. Özellikle ergenler ve gençler, gündelik yazışmalarında, yazım kurallarına uyma gereği duymuyor; uyanları da fazla resmi hatta gergin bularak eleştiriyor. Bunun sonucunda dil üzerinde ciddi daralmalar meydana gelmektedir. Bu dil, kullanıcılar için pratik fakat özünden kopuk, deforme olmuş ve başkalaşmış bir kelimeler yığını görünümündedir.Bu etkilenme süreci sadece Türkçeye özgü değildir. Bütün diller, internet ile ortaya çıkan yeni dil kullanım biçimlerinin etkisi altındadır. Maalesef Türkçemiz de bu süreçten fazlasıyla nasibini almaktadır. Her geçen gün kullanıcı sayısı artan sosyal medya aracılığıyla dilimize yeni ifadeler, anlatım kalıpları, semboller ve kullanım pratikleri girmektedir. Türkçe harflerin kullanımında başlayan özensizlik, kısaltmalı ve yanlış yazımlar, kelimelerin gerçek yapısını değiştirmekte ve özünün kaybolmasına neden olmaktadır. Bunun en riskli yönü sosyal medyada bu özensiz dil kullanımını bireylerin günlük konuşma ve edebi yazı dilinde de aynı şekilde kullanmayı sürdürdürmeleridir. Böylece dilin özensiz kullanımın yaygınlaşması dilimizin yozlaşmasındaki önemli etkenlerden biri ve dilimizin dijital ortamdan olumsuz etkilenmesinin en somut göstergesidir. Bir de emojiler var. Günlük yazışmalarımızda artık vazgeçilmezimiz haline gelen emojilerin ifade güeünü arttırdıklarım savunanlar olduğu gibi onları dilin gerçek katili olarak görenler de var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?Sanırım dil açısından mutlaka değinmemiz gereken başka bir konu bugün insanların duygu ve düşüncelerin ifade etmekte sıkça başvurdukları ve dijital dünyanın yeni dili olarak telakki edilen emojilerle iletişimdir. Günlük yaşamın her alanında kullanılan adeta çığ gibi büyüyerek hem gençler hem de yetişkinler tarafından sıklıkla tercih edilen emojiler, beden dilinin bir tür di-jitalize edilmiş halidir. Hatta bugünlerde yabancı emojilerin duygularımızı tam ifade etmediği gerekçesiyle Türk kullanıcılar için yazılımcıların geliştirdikleri yerli seçenekler de gündemde.Emojilerin gerçek etkileşim sırasında kullanılması gereken beden dili ve tonlamayı parlak renkli görüntülerle dijital iletişimde yansıtma olanağı tanıdığı belirtiliyor. Hatta emojili paylaşımlar mutluluk ve iyilik halinin ifadesi olarak yorumlanmakta, emoji kullanmadan yapılan paylaşımlar mutsuzluk ifadesi olarak algılanmaktadır. Oysa kullandığımız bu emojiler ne kadar gerçek ruh halimizi aktarıyor? Nitekim çoğu zaman karşıdaki kişinin beklentisi doğrultusunda bir emojiyi kullanmayı tercih ediyoruz. Aslında o anda yüzümüz gülmüyor fakat sosyal medyada kahkahalarımız yankılanıyor. Bunun tam tersi de geçerli. Demek ki emojilerin her zaman için gerçek duyguları yansıttığı söylenemez ve gerçek duyguyu maskeleyen bir yönü de bulunmaktadır.Öte yandan emojilerin yaygın kullanımını olumlu bir gelişme olarak değerlendiren uzmanlara göre emojiler sayesinde dil bariyeri ortadan kalkmakta, bu durum kuşaklar arası ve küresel iletişimde büyük fayda sağlamaktadır. Hatta bu  dili nesiller ve kültürler arası dünyanın ortak dili olarak tanımlayanlar bile var. Oysa giderek dijital ortamda yazı dilinin yerini almaya başlayan emojili iletişim , dildeki kuralsızlıktan daha öte, yerel ve milli dilleri tehdit eder bir risk taşıdığını söyleyebiliriz. Hatta bazı dilbilimciler emojileri "gerçek dilin ölüm fermam" olarak nitelendiriyorlar. Bu açıdan ünlü sanat eleştirmeni Jonathan Jones'in "Emojiler, insanlık adına büyük bir geri adımdır." tespitine katılmamak elde değil. Özellikle bu imgelerin teknoloji çağının ortasında yetişen yeni kuşağın dilini daha fazla tehdit ettiğini söyleyebiliriz. Tabii ki cümlenin sonunda parlak bir emo-jinin kullanılması konuşmayı keyifli hale getiren bir unsur olarak görülebilir. Fakat büsbütün yazı dilinin yerine geçen emojili iletişim kim ne derse desin dile karşı ciddi bir tehdit.Bir başka husus da şu; teknolojiyi üretenler ürünleri bizden önce kullanmaya başlayıp kültürü oluşturduğu için biz hep etkilenen konumunda oluyoruz ve bu da kullanılan kelimelerin bile ithal olmasıyla sonuçlanıyor. "Selfie, hashtag, provience vs.." kelimelerin tamamı dilimize yerleşti, bu çok olumsuz. Biz ancak selfie yerine öz-çekim demekle yetiniyoruz ancak o da gerçekçi olmuyor, yeni nesil için özçekim değil selfie var.Sosyal medya dilini etkin kullanan gençlerin bu kuralsız iletişim dilini tercih etmelerinin başlıca nedenleri neler? Bunun nedenini anlayabilmek için başka sa-ikleri de göz önünde bulundurmamız gerekir. Dikkat ederseniz günümüzde birçok alanda insanlara kuralsız bir hayat ya da "kendi kuralını kendin yarat" tarzında bir yaşam biçimi empoze edilmektedir. Bu kuralsızlık özellikle gençlerin düşünce ve iletişim diline de yansıyor ve deyim yerindeyse dilde bir tür anarşizmin ortaya çıkmasına neden oluyor. Sosyal medya günümüzün en etkin iletişim araçlarından biri olduğu için bu yansımayı bu mecrada fazlasıyla görebiliyoruz. Hızlı ve kolay tüketilebilen ürünlerin olduğu bu mecralarda kimsenin kurallı bir dile ihtiyacı yok.Ve kimse bu durumdan rahatsız olmamakta aksine eskiden bilinçsizce yanlış yazılan kelimeler, ifadeler artık "popüler kültürün" etkisi ile bilinçli bir şekilde yanlış yazılmakta. Yeni neslin bu tavrının sebebi zamanı daha hızlı kullanma ve özellikle de kendilerini kanıtlama ihtiyacından da ileri geliyor. Burada özenti de var tabii, kendine özgü bir tarz oluşturma çabası da. "Daha az harf ve emojiyle daha çok iletişim" mottosu ile yola çıkmış bir kuşak var karşımızda.Artık maalesef günümüzde eskiden olduğu gibi yazarların, ediplerin, düşünce insanlarının dile kazandırdıkları, anlam içeriği zengin olan yeni kelime ve terimleri değil, programcı ve yazılımcıların, sosyal medya fenomenlerinin devreye soktuğu, edebi zenginlikten ve mana derinliğinden yoksun, ne olduğu çoğu zaman belli olmayan kelimeler ve işaretler üzerinden iletişimi sağlanmakta ve bu durum giderek yaygınlaşmaktadır.Sizce yetişkinlerin çocuklar ve gençler ile olan iletişimsizlik problemlerinin özünde dijital çağın dilin üzerinde yarattığı etkilerin rolü nedir?Evet, sosyal medyada hızlı iletişim kurmak için kısaltmalı yeni dil kalıplarını ve emojile-ri daha sık kullanan gençleri anlamak eski kuşaklar için gittikçe güçleşiyor. Çoğu zaman ise hatta ebeveynleri bile gençlerin konuşmalarını anlamakta zorlanıyor. Örneğin her gün yenileri üretilen emojilerin anlam ve işlevlerinden yaşlı kuşağın temsilcileri önemli oranda habersiz. Ayrıca aynı yaş kategorisinde bulunan fertlerin bile emojileri kullanma şekli arasında ciddi farklar olabilir. Bu durumda oğlu veya torunuyla vvhatsapp yoluyla iletişim kuran bir anne sürekli emojiler kullanan genç insanın ne demek istediğini anlamakta zorlanabilir veya tersinden anlayabilir. Dolayısıyla bu durum başka sorunlarla birlikte kuşaklar arası anlaşma düzeyini de olumsuz etkiliyor. Çünkü kuşaklar arasında iletişimin gerçekleşmesinde dil önemli bir araç. Aynı zamanda dil, kültürün taşıyıcısı olduğuna göre, dildeki kuşaklar arası bu kopukluk kültürü de olumsuz olarak etkiler.Peki dilin bozulmasının önüne geçme ve bu konuda farkındalığı artırma adına neler yapılabilir?Aslında bu sorun bir çok ülke için güncel ve bugün Türkiye'de olduğu gibi, Avrupa ülkelerinde de sosyal medyada yaygınlaşan özensiz dil kullanımın dilde ortaya çıkardığı tahribatla ilgili bir endişe hakim. Fransızlar başta olmak üzere bütün Avrupa ülkeleri, dillerinin maruz kaldığı bu tahribatı korku ve endişeyle izleyip buna karşı tedbirler almaya çalışıyorlar.Bu sorunlara kalıcı çözümler bulmanın en önemli yolu, Türkçenin bütün ortamlarda korunmasına, doğru kullanılmasına ve öğretimine azami derecede hassasiyet gösterilmesinden geçmektedir. İlköğretim seviyesinden başlamak üzere internette nasıl bir dil kullanılması gerektiği ve yanlış kullanılması sonucunda nelere yol açabileceği bilincinin yeni yetişen nesillerde pekiştirilmesi gerekli. İnternet ve sosyal medya okuryazarlığı da bir çözüm olarak düşünülmeli. Sosyal medya okuryazarlığı, internet temelli teknolojilerin kullanıldığı ortamlarda doğru iletişim kurma yeteneği, sorumluluğu ve konuşmaları değerlendirme kabiliyeti olarak biliniyor. Bu konuda anne-babaya, eğitimcilere, öğretmenlere, basın-yayın kuruluşlarına büyük vazifeler düşmektedir. Ayrıca ebeveynlerin de bu eğitimden geçirilmesi gerekir.Dil elbette yasalarla ve yasaklarla korunamaz; ancak birtakım düzenlemeler ve önlemler olmadan da özellikle bu dönemde korunması pek mümkün gözükmüyor. Bu nedenle acilen bazı düzenlemelerin ve önlemlerin yapılması da zorunludur. Özellikle işe alımlarda adayların yazılı ve sözlü iletişim becerisi ön planda tutulmalı ve Türkçeden başarılı olma şartı aranmalıdır.Ayrıca bugün iş alımlarında kurumların insan kaynakları birimlerince sıkça başvurulan sosyal medya incelemelerinde adayların paylaşımlarının içeriği ile birlikte dil üslupları da değerlendirmeye tabi tutulabilir. Sosyal medyada düzgün ve edebi dil kullanımı çeşitli vasıtalarla hem özendirilmeli, hem de ödüllendirilmesidir. Bu açıdan okullar, sivil toplum kuruluşları, Kültür Bakanlığı sosyal medyada kültür ve dil algısının gelişmesine katkıda bulunmalı.Dijitalleşme ve sosyal medyanın hikâye, roman ve deneme gibi türlerin dili üzerinde nasıl bir etkisi olacaktır?Dijitalleşme, romana da farklı bir boyut getirmiş bulunmakta. Dijital teknoloji ile biçimlenmeye başlayan son dönem edebiyat ürünlerinin sayılarının çoğalmakta olduğu gözlemliyoruz. Özellikle sosyal medya, insanların kendi öykülerini anlattığı ve ifade ettiği bir platform özelliği göstermektedir. Yazarlar bu platformlarda öykülerini kişilere, milyonlara iletebilmekte ve anında geri dönüşüm sağlayabilmektedirler. Ayrıca bu süreçte öykü roman tarzı edebi ürünlerin dili, sosyal medyadaki kısa paylaşımlardan, tvvitterin kısa formalarından etkilenerek tvveetöykülerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Aforizma tarzı cümlelerin yoğun olduğu kısa romanlar oldukça ilgi görüyor. Herkesin en iyi mikro öyküyü yazmaya çalıştığı yarışmalar bile düzenleniyor. Bu yeni sürecin genç kuşağın sosyal medya ile edebiyata ilgisinin artacağı düşüncesinin yanında, yazılan edebiyat eserlerinin anlamından uzaklaşacağı ve niteliğini kaybedeceği yönünde düşünceler de mevcut. Öyküde bakış açısını kuran asli unsurun dil olduğunu düşündüğümüzde bazı özenli yazıları istisna tutmakla bu tür yapıtların hem metnin yazınsal-estetik değeri hem de konu bütünlüğü ve anlam yoğunluğunu bakımından başarılı olması çok tartışmaya açık bir konudur. Nitekim bu tür bir dil üslubuyla bu tarz romanların okuyucusunu derinleştiren ve düşündürten, sorgulamasını sağlayan ve etkin bir özne durumuna yükselten bir konuma getirmesi pek mümkün gözükmüyor. Teknolojinin hayatımızın her alanını şekillendirmesi ve değiştirip dönüştürmesi olgusunun süreceği gerçeğinden hareketle romanın da teknolojik ilerlemeye bağlı olarak yeni formlar, yeni anlatım ve dil yapıları üzerinde kurulacağını tahmin edebiliriz. Bu yüzden bu alandaki hem toplumsal hem bireysel hem de kamusal denetimin artırılması önem arz etmektedir.Dille ilgili bütün bu tehditlerin karşısında yazar olarak bireylerin üzerine düşen nedir?Edebiyatı diğer bazı güzel sanat eserlerinden ayıran en büyük özellik asıl malzemesinin dil olmasıdır. Dil yazara bir araç olarak hizmet ederken yazar da anlatım teknikleri ve güzel yazın üslubuyla dilin gelişmesine hizmet etmelidir. Özellikle dilin üzerine bu kadar baskının olduğu bu karmaşık süreçte yazarlar bütün dayatmalara rağmen dili korumaya ve güzel bir dille yazılmış eserler ortaya koymaya özen göstermelidirler. Aynı zamanda dilin kurallarını, inceliklerini ve önemini yeterince bilen bireyler olarak toplumda dil bilincinin gelişmesine de katkıda bulunmalıdırlar.Dil, hayata bakışımızı, dünyayla, evrenle, toplumla alakalı şemalarımızı şekillendiren en önemli unsur. Dilde yozlaşma dilin yapı ve işleyişinde var olan yaratıcı ve kendi kendini geliştirici ve zenginleştirici özelliklerini yitirerek önünün tıkanması anlamına gelir. Dili yozlaşan, fakirleşen toplumlar düşünme melekelerini bile kaybederler. Dil aynı zamanda nesiller arasında bağ kuran bir araç, milli kültürü yaşatan en önemli unsur. Bu yüzden bütün yaşamımız boyunca güçlü bir Türkçe için özen göstermeli, büyük Türk bilim insanı rahmetli Oktay Sinanoğ-lu'nun da belirttiği gibi dilin bizim için varlık sebebi olduğu gerçeğini asla unutmamalıyız.Kaynak: Türk Edebiyatı Dergisi Şubat 2019 Sayı: 544

18 ŞUB 2019

TEDx Uskudar University’de değişen dünya konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor.  Bu yıl “Değişen İnsan, Değişen Bilim” temasıyla gerçekleştirilen TEDx Uskudar University’de siyasetten psikiyatriye pekçok farklı alanda uzman fikirlerini paylaştı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bugün yepyeni bir duvar sisteminden bahsedildiğini belirterek “Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen TEDx Uskudar University, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirdi.Artık konumuz Meksika duvarıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar” başlıklı konuşmasında dünya siyasetini uluslar arası ilişkileri fazlasıyla etkileyen ülkeler arasındaki duvalarların sadece dünya siyasetini değil, insanların ve toplumların hayatını etkilediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Arıboğan, Berlin duvarının yıkılmasıyla dünyada pek çok şeyin değiştiğini belirterek “Bugün yepyeni bir duvar sisteminden söz ediyoruz. Bir zamanlar Berlin duvarının yıkılışıyla özdeşleştirdiğimiz o yeni dünya paradigmasını, bugün başka bir dünyada başka bir duvarın inşası üzerinden yepyeni formatlar içerisinde tanımlıyoruz.  Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor. Artık 1980’li yılların sonunda başlayan o çok optimist iyimser hava, dünya üzerinde çok fazla yaygın değil. Küreselleşmeciler, küresel yönetişimciler, liberalleşmeciler, özgürlükçüler seslerini önemli ölçüde kısmış durumdalar. Çünkü artık bugünün dünyasında insan haklarından refahtan sınırları olmayan dünyadan küresel bir köye dönüşmüş gezegenimizden söz etmiyoruz. Tam tersine sınırları uzaydan görünebilen, 3 metreden yüksek duvarlarla tahkim edilmiş, elektrikli dikenli tellerle çevrilmiş ülkesel sınırlardan söz ediyoruz” dedi.Göçmenler, duvarlardan sonra mülteci olduTarihte görülen bütün duvarların aşıldığını belirten Prof. Dr. Arıboğan, çok eski zamanlardan beri var olan göç olgusunun devam ettiğini vurguladı. Bütün duvarların içinde yaşayan insanları kendi içlerine doğru kapattığını, dışarda kalan insanlar için ise o duvarın aşılmasının en büyük motivasyon kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, şunları söyledi:“Bir yerde bir duvar olduğu zaman o duvar dışında kalan  insanların temel motivasyonu o duvarı aşmaktır. Bu onlar için hayat-memat meselesidir. Hayatlarının ana dinamiğidir. Bugün dünyada 244 milyon göçmenden söz edliyor. 65 milyon mülteciden, 10 milyon vatansızdan söz ediyoruz. Bu rakam 2. Dünya Savaşı koşullarından daha ağır rakamlar. İnsanlar bir yerlere gitmeye çalışıyor. Bütün bu düz dünya sırasında yani sınırları zayıflatılmış dünya sırasında insanlar bir yerden bir yere gitmeye çalıştılar. Bu sırada göçmendiler ama  insanlar ne zamanki duvarlar oluşmaya başladı ondan sonra mültecileşmeye başladılar. Mülteciler hayatlarını kurtarabilmek, evini barkını bırakıp bütün hayatını hatıralarını geride bırakarak sığınmak zorunda kalan, güvenlik endişesi yaşayan insanlardan söz ediyoruz. Bunlar hayatlarını kurtarmak için bir yerlere sığınmaya doğru gelirken duvarların gerisinde yaşayan insanlar için yeni bir motivasyon vardır. Eski hayatlarını korumak, işlerini ve statülerini korumak duygusundadır. Onlar hayatlarını korumak isterken bunlar da hayatlarını korumak istemektedir. Aslında bu çatışma duvarların bitirilişi için kullanılabilecek çok önemli bir motivasyona dönüşmüş. Halk yavaş yavaş ne kadar liberal, özgürlükçü, insani  olursa olsun bunların meşruiyetine inanmaya başlar ve duvarlı dünya kafamızın içerisnde bir yerlere yerleşmeye başlar.”Yaratıcı beyinler engelleri fırsata çeviriyorÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek” başlıklı sunumunda eşi karikatürist İrfan Sayar’ın çizimlerinden örnekler verdiği sunumunda yaratıcı beyne sahip olan kişilerin aslında sıradışı düşünme tarzına sahip olduklarına işaret etti. Sıradışı düşünme tarzı olan kişilerin özelliklerini sıralayan Sayar, “Engeller karşısında yılmazlar. Bizler genellikle bir engelle karşılaştığımızda motivasyonumuz düşer, bu kişiler aşılması gereken engelleri fırsata çeviriyor. Problemlere daha farklı açılardan bakmayı biliyorlar. Birden fazla ilgi alanlarına sahip olmaları da diğer bir özellikleri. Tarihe baktığınızda da örnekler görüyorsunuz. Einstein keman çalıyor, Churchil resim yapıyor yani sıradışı düşünce tarzına sahip kişiler tek bir alanda çalışmıyorlar, birden fazla ilgi alanları oluyor” dedi.Psikolojik iyi oluşun kaynakları; anlamlı yaşam, umut ve şükran duygusuİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”nı anlattığı konuşmasında yaşamın anlamlı kılınmasının önemli olduğunu belirterek “Anlamlı yaşam bizim çabalarımız sonucu ortaya koyduğumuz bir şey. Derinlemesine düşündüğümüzde yaptığımız her şeyin neredeyse tamamının yaşamı anlamlı kılmak için yaptığını görürüz. Çocuk sahibi olmak istiyoruz, kariyer yapmak istiyoruz. Anlamlı ilişkiler kurmak istiyoruz. Tüm bunların amacı yaşamımızı daha anlamlı hale getirmek.Bunu başaramazsak iyi yaşayamamış olmanın suçluluğunu duymuş oluyoruz” dedi. Doğan, sosyal destek, umut ve şükran duygusunun da psikolojik iyi oluş kaynakları arasında yer aldığını söyledi.Bebeklik döneminde ebeveynle kurulan ilişki geleceği etkiliyorÜsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlıklı konuşmasında depresyon başta olmak üzere Bipolar Bozukluk gibi hastalıkların obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi metabolik hastalıklarla olan ilişkisinden bahsetti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı sunumunda özellikle 0-3 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde ebeveynle kurulan sağlıklı ilişki ve iletişimin çocuğun gelecek hayatındaki etkilerine dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi”,  Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katıldığı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam etti.Bilim değişiyor, biz değişiyoruzÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu, “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşması ile yer alırken, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin, ’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmalarında cinsel terapilerde geleneksel tedavi bakış açısına cinsel beynin de katılması gerektiğini belirterek “Geleneksel tedaviler, mekanik ve tekrarlayıcı. Oysa sürekli tekrar edilen ödevler bir süre sonra otomatik davranışlara döner. Ve otomatik davranışlar ne daha fazla düşünmeyi sağlar ne de mutluluk ve haz hormonlarını salgılamamızı teşvik eder. Bilim değişiyor, bizler değişiyoruz. Bugün bilimin önündeki en büyük engel hayal gücünü yok saymak” dedi.Üsküdar Üniversitesi Proje Geliştirme Müdürü, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin’in koordinatörlüğünü yürüttüğü program sonunda katılımcılar birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

12 ŞUB 2019

Prof. Dr. Sinan Canan öğrencilere ‘Beyin, hızlı öğrenme ve yaratıcılık’ı anlattı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Şehremini Anadolu Lisesinde öğrencilerle buluştu.Prof. Dr. Sinan Canan öğrencilere ‘Beyin, Hızlı Öğrenme ve Yaratıcılık’ konulu bir sunum yaptı.Yoğun ilginin olduğu konferansa yaklaşık 250 öğrenci katıldı.Programın sonunda Prof. Dr. Sinan Canan öğrencilerin sorularını da cevapladı.

09 ŞUB 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: "Türkiye’nin ruh sağlığı hizmetine ciddi katkı yaptınız"

Üsküdar Üniversitesi Türkiye Bağımlılık Risk Profili ve Ruh Sağlığı Haritası Araştırması Proje Kapanış toplantısı gerçekleştirildi. Projede görev alan klinik psikoloji alanında yüksek lisans eğitimi gören 125 öğrenciye teşekkür belgesi takdim edildi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, araştırmanın çok önemli sonuçları ortaya koyduğuna dikkat çekerek “Siz Türkiye’nin ruh sağlığı hizmetine ciddi katkı yaptınız” dedi. Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonuda düzenlenen proje kapanış toplantısına Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol katıldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan genç psikologlara tavsiyelerAraştırma, Üsküdar Üniversitesinde klinik psikoloji alanında yüksek lisans eğitimi gören 125 öğrencinin tüm katılımcılarla bire bir görüşmesi ile gerçekleşti. Toplantıda konuşma yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, projede görev alarak önemli bir çalışmaya imza atan yüksek lisans öğrencilerine mesleki tavsiyelerde bulundu.Bu sadece bir tez çalışması değilAraştırmayı yapan öğrencilere seslenen Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Klinik psikoloji ve psikolog olma yolculuğunuzun son noktasındasınız. Çok güzel bir çalışma yaptınız. Siz sadece bir tez çalışması yapmamışsınız aynı zamanda bir Türkiye’nin ruh sağlığı hizmetine ciddi bir katkı yaptınız. Devletin yapmaya çalıştığı birçok şeyi, örneğin risk haritasının çıkarılması, ruh sağlığı profilinin çıkarılması, toplum şu anda ruh sağlığı açısından hangi noktada, madde kullanımı açısından hangi noktada, çeşitli davranışsal bağımlılıklar konusunda ne durumdayız bunlar ortaya çıktı” dedi.Bu tarz risk haritaları önlem açısından önemliProf. Dr. Nevzat Tarhan, bu alandaki ilk çalışmayı 1990’lı yıllarda kendisinin GATA’da madde kullanımı ile ilgili yaptığını ve doktora tez konusu olarak verdiğini belirterek “Asker kökenliler ve yedek subaylar arasında bir araştırma yapmıştık. Şimdi madde ve alkol kullanım oranlarını o zamanki durumu ve bugün arasında kıyaslıyorum çok ciddi ve önemli farklar var. Dünyadaki gidiş de böyle, sadece Türkiye’de değil. Bu nedenle bu gibi politika belirleyicilerde hangi kararları alacaksın, önlemler nerelerde alınacak, bunlarla ilgili karar verirken bu tarz risk haritaları çok önemli. Nereye yatırım yapılmalı, hangi konular üzerinde durulmalı. Bu çalışmalar stratejik öncelikleri belirleniyor. Önceliklere göre bilgiler ve ekipler ona göre belirleniyor. Bence bu çalışma sonucunda devlet psikolog kadrolarını artıracak bu çalışmanızın sonucu böyle bir sonuca çıkacak bence… Çünkü bir ihtiyaç var. Dev gibi gelen sorunlar var. Durup dururken psikologluk gözde meslek olmuyor. Bu çalışmayla bunun verileri verilmiş oldu. Güzel bir çalışma oldu emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.Önce iyi insan olunmalıÖğrencilere bazı tavsiyelerde de bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her şeyden önce iyi insan olmanın önemine işaret ederek “Artık teorik dersler bitti tez de bitmek üzere. Bana katıldığım programlarda iyi hekim, iyi psikolog, iyi terapist nasıl olur diye sorduklarında onlara birinci olarak iyi insan olmak gerekir diyorum. Bir insan iyi insan olamıyorsa iyi mühendis de olamaz, iyi hekim de olamaz. İyi psikolog da olamaz. Bütün meslekler için önemli ama psikolog olmakta iyi insan olmak çok önemli” dedi.Toplumla ve insanlıkla ilgili hayallerimiz olsun2000’li yıllarda ABD’de suç oranlarının ve şiddetin arttığını, insanın niye kötülük yaptığının araştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:“New York State Üniversitesi Adli Psikiyatri Birimi bir ölçek geliştirdi. Psikiyatride kötülüğün temel anlamı araştırılıyor. İnsanlar başarılı zengin ama mutlu değil niye depresyon, şiddet artıyor araştırması yapılırken ortaya mutluluk bilimi yani pozitif psikoloji çıkıyor. 2015’te Harvard Üniversitesinde ve 2018’de Yale Üniversitesinde bu dersleri koydu. Biz de zorunlu ders olarak 2013’te koyduk. Ne anlatıyor Pozitif Psikoloji, iyi insan olmak anlatılıyor. Bilimsel metodoloji ile sadece başarılı olmak değil, hayatımız sonuna gelince nasıl insan olmak istiyoruz önemli olan bu. Bizim toplumla ilgili insanlık ile ilgili hayallerimiz olsun. İyi insan olmanın en büyük faydası kendimize oluyor. Başkasını mutlu ettikçe kendimiz de mutlu oluyoruz.”Tarhan: “Psikologluk sadece bir meslek değil sanattır”Öğrencilere mesleki anlamda tavsiyelerini de sıralayan Prof. Dr. Tarhan, “Gelen hastalar iyi niyeti okur. Hastalar iyi niyet kokusu alıyor ve tedaviye sadakat çıkıyor. Ama iyi niyet yoksa, çıkarcı odaklı düşünüyorsa hasta bunu anlıyor ve hemen kopuyor.  İyi niyetiniz sonucu tedavi güveni oluşuyor. İyi niyet ve iyi çaba, terapist danışan ilişkisinde çok önemli. İkinci önerim iyi dinleyici ve gözlemci olun. Gelen danışana hemen kafamızdaki şeyi uygulamak yerine önce onu analiz etmek ve iyi gözlemci olmak önemli. Hastanın ne söylediğini değil söylemediğini, söylediklerindeki satır aralarını okumak önemli, bu da dinleyerek olur. Tabi bu tecrübeyle oluşur. Psikologluk sadece bir meslek değil sanattır çünkü ustalaştığınız zaman en iyi hizmeti verirsiniz. Dinledikçe yıllar içinde ustalaşacaksınız. Aktif dinleyici olmak, gözlemci olmak, yıllar içinde olgunlaşmanıza sebep olur” diye konuştu.Tedavi çantanızda terapi teknikleri de medikal teknikler de olsun“Üçüncü bir nokta; bir tedavi çantanızın olması” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karşınıza sorunlu bir danışan geldiği zaman ‘Ben sadece bir şey biliyorum bunu uygulayayım’ demek yerine bir sorunu varsa farklı yöntemlerle yardımcı olmaktır. Tedavi çantanızda terapi teknikleri olsun, medikal teknikler de olsun. Hastanın ilaç kullanıp kullanmaması, nöromodülasyona mı ihtiyacı var bunlar bilinmeli. Ppsikofarmakolojinin ilaç yazmanın büyük bir sorumluluğu var. Tedavi çantamız varsa daha az hata yaparsınız” tavsiyesinde bulundu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son olarak şunları söyledi: “Ve muhakkak etik standartlarımızın olması lazım. Şundan önemlidir, insan beyni bu benim uymam gereken ilkelerdir, diye düşünür. İlkeli olan kimsede farkında olmadan zihinsel jüri, iç bekçi oluşur ve içindeki etik standartlar, yanlış adımda kendini farkında olmadan engeller. Yanlış yapma ile ilgili içindeki etik standartlar devreye girer ve hem hasta hem bizi korur. Erdemli olmak orta ve uzun vadede her zaman kazandırır. Etik çalışan bir terapist olmak hayatta sizi de koruyacaktır. Başınız dikdolaşmanıza sebep olacaktır” dedi.Bölge temsilcileri araştırmaya ilişkin bilgi verdiÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un projenin ana hatları ile ilgili sunumunun ardından, proje kapsamında araştırma tarafında 3 büyük bölge temsilcisi olan Şenay Dayan, Gaye Göklü ve Sena Varlık “Bağımlılık Tipleri ve Risk Haritaları” hakkında bilgi verdi. Bir büyük bölge temsilcisi Ayşe Naz Hazal Sezen ise “Ruh Sağlığı Değişkenleri ve Risk Haritaları”na ilişkin sunumlar yaptı.125 öğrenciye teşekkür belgesi verildiProgram, poster başı sunumların ardından Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol projede görev alan klinik psikoloji alanında yüksek lisans eğitimi gören 125 öğrenciye teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi.Fotoğraf: Zahid Aslan/Meryem Özkan

05 ŞUB 2019

'Toplumun duygularını sömüren dilenciler sadaka inancını azaltıyor'

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Kültürel olarak dilenmeyi küçük yaşlarda öğreten bazı alt kültürler, çocukluk çağındayken hayatta 'asalak' olmayı bir yöntem olarak seçmiş kişilerdir." dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektörü ve Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kültürel olarak dilenmeyi küçük yaşlarda öğreten bazı alt kültürler bulunduğunu belirterek, "Psikolojik unsurlu öğrenmeler ise çocukluk çağındayken hayatta 'asalak' olmayı bir yöntem olarak seçmiş kişilerde görülüyor. Nasıl parazitler başkasının kanını emerek yaşıyorsa dilenciler de hiç çalışmadan, toplumun duygularını istismar ederek yaşayan kişilerdir. Toplum da bunu desteklemiş ve beslemiştir." değerlendirmesinde bulundu.Kentin en işlek caddelerinde, hastane, restoran ve market önlerini mesken tutan, kimi zaman banka hesaplarında yüklü meblağlar, kimi zaman da gayrimenkulden otomobile kadar birçok mal varlığı bulunduğu haberlere yansıyan dilenciler, psikolojik olarak suçluluk ve pişmanlık hissetmeyerek, bunu bir yaşam tarzı olarak sürdürüyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dilenmeye ihtiyacı olmadığı halde buna devam eden insanlarda 3 temel özellik bulunduğunu ifade etti.Bu özelliklerinden birinin tembellik olduğunu söyleyen Tarhan, emek vermeden kazanmak isteğiyle kolaya kaçan kişilerin dilendiğini ve ihtiyaçlarından fazlasını biriktirmelerine rağmen, bundan rahatsızlık duymadıklarını anlattı."Bu kişiler risk almayı sevmezler, çalışmaya dair çabaları yoktur"Prof. Dr. Tarhan, bir diğer özellik olan "yakınmak" kavramının görüldüğü kişilerin, sürekli mutsuz olduklarını ve olayları negatif yorumladıklarını dile getirerek, "Bu kişiler risk almayı sevmezler, çalışmaya dair çabaları yoktur. Kendilerini aciz göstererek duygu sömürüsü yaparlar ve insanlardan menfaat sağlarlar." dedi.Üçüncü özellik olan "kandırmak" kavramının ise az kişide görüldüğünü aktaran Tarhan, bundan zevk alan kişilerin insanlardan istediğini aldıklarında "gol atmış gibi" sevindiklerini kaydetti. Tarhan, "Bu kişilere, 'İhtiyacın olmadığı halde niye dileniyorsun?' diye sorduğunuzda, 'Parasını koruyamayan kişilerden alıyorum, onlar da vermesin' derler." diye konuştu.Türk toplumundaki isteyeni geri çevirmeme kültürünün dilencileri ciddi şekilde beslediğini söyleyen Tarhan, dilenciliği daha fazla teşvik etmeyerek onlara bunun onurlu bir davranış olmadığının öğretilmesi gerektiğini kaydetti.Prof. Dr. Tarhan, özellikle çocuk dilencilere para verilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, "Çocuğa yardım edilse bile 'Bu harçlığı sana veriyorum ama çalışarak alnının teriyle para kazanman senin için daha iyi' demek lazım. Erişkinlere ise davranışının teşvik edilmediğinin ve onaylanmadığının hissettirilmesi gerekiyor." diye konuştu."Zengin dilenciler" kandırılmış ve aşağılanmış hissettiriyorÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, dilencilik olgusunun kamusal ve özel alanlar açısından önemli bir durum oluşturduğunu söyledi.Prof. Dr. Süleymanlı, dilencilere yapılan yardımların vicdani sebeplerini "Bunlardan biri, dilenci ile aynı düzeyde olunmadığını sadaka vererek teyit etmek ve buna eşlik eden şükür duygusudur. Diğeri, ihtiyacı olan birisine yardım etmenin verdiği haz duygusudur. Sonuncusu ise yapılan yardımın görülmesi, ne kadar merhametli ve vicdanlı olduğunun herkesçe bilinmesidir." şeklinde sıraladı.İnsanların dilenciliğe bakış açısının merhamet, empati gibi toplumsallaşmış duyguları harekete geçirdiğini, öte yandan "zengin dilenci" hikayelerine şahit olan kişilerin, kendilerini kandırılmış ve aşağılanmış hissettiğini ifade eden Süleymanlı, şöyle konuştu:"Bilincimiz, merhametimiz, vicdanımızla yaklaştığımız dilencinin üzerinde yüksek tutarda para bulunduğu ya da kurumsallaşmış bir şebeke mensubu olduğu ortaya çıktığında sarsılırız, kendimizi kandırılmış ve aşağılanmış hissederiz. Dilenci artık bizim için bozuk paralarımızı hak eden biri değil, insani tarafımızı sömüren kişidir. Bu tür vakalar çeşitli değerler ile sadakaya olan inancın toplumdan kaybolmasına sebebiyet verir.""Dilenmek, erişkinlikte bilinçli bir geçinme yoluna dönüşüyor"NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Sinem Zeynep Metin, özellikle gelişmekte olan toplumlarda yaygın görülen dilenme davranışının, ihtiyaç duyulan paraya hemen ulaşmak arzusuyla ortaya çıktığını söyledi.Metin, birçok insanın dilencilere acıdığı için onlara ılımlı yaklaştığını ve yardım etmeye çalıştığını belirterek, "Davranış psikolojisinde, özellikle çocukluk çağında yerleşen davranış kalıpları güçlüdür ve değiştirilmesi zordur. Yokluk içinde yaşayan bir çocuk kendisini acındırarak para istediğinde sıcak bir yaklaşımla paraya ulaşabiliyorsa bu davranışı pekişir." diye konuştu.Dilenmenin erişkinlikte bilinçli bir geçinme yoluna dönüştüğünü aktaran Metin, kişinin varlığa ve refaha ulaşsa da topluma zarar veren davranım bozukluğundan vazgeçmeyeceğini ifade etti.Kaynak: Anadolu AjansıHaberin linki: https://www.aa.com.tr/tr/saglik/toplumun-duygularini-somuren-dilenciler-sadaka-inancini-azaltiyor/1382951

04 ŞUB 2019

Önce kitabını okuyor sonra yazarıyla bir araya geliyorlar

Üsküdar Üniversitesinde gerçekleşen Kitap Kulübü etkinliğinin ilk konuğu “Duvar” isimli kitabı ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu. Kitabı ile ilgili paylaşımlarda bulunan Arıboğan, “Devletler kendi vatandaşlarını korumak için dijital duvarlar örüyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke İcadiye Toplantı salonunda gerçekleşen etkinliğin koordinatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar üstlendi.Prof. Dr. Arıboğan Duvar isimli kitabını yazma süreci ile ilgili bilgi verdiEtkinliğin ilk konuğu Duvar isimli kitabıyla Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan oldu. Arıboğan ilk olarak kitabını yazma süreci ile ilgili açıklamalarda bulundu. Okuduğu bir kitaptan etkilenerek doktora tezini yazdığını söyleyen Arıboğan doktora tezinin konusu ile ilgili bilgi verdi. Arıboğan, “Duvar, doktora tezimin devamı niteliğinde yazılan bir kitap” dedi.“Duvarlar mevcut tehlikeyi, riski bertaraf edemez” Duvar isimli kitabını okuyanların katılımıyla gerçekleştirilen buluşmada küreselleşme ile ilgili bilgi veren Arıboğan, toplumların küreselleşme sonucu bariyerler, duvarlar inşa ettiğini belirterek duvarların inşa edilme nedenleri ile ilgili paylaşımlarda bulundu. “İnsanlar meydana gelen değişimler sonucu küreselleşmeyi suçluyor. Küreselleşmeyi önüne bariyer çekilmesi gereken bir şey olarak görüyor. Bu nedenle duvar inşa ediyorlar. Bir duvar bir yere dikildiği zaman özü itibari ile bir güvenlik tehlikesi olduğu anlamına gelir ama duvarlar mevcut tehlikeyi, riski bertaraf edemez” dedi.“Devletler kendi vatandaşlarını korumak için dijital duvarlar örüyor”Yaşanan teknolojik gelişmelere değinen Arıboğan, siber dünya ile ilgili açıklamalarda bulundu. “Herkesin güvenliğinden endişe ettiği bir ortamda devletler kendi vatandaşlarını korumak adına dijital duvarlar kuruyorlar. Teknolojik donanımların katkısı ile dijital sistemlerle kontrol altına alınmış yeni vatandaş tiplemelerinin üretildiği, insanların kredilendiği, makbul vatandaşlığın oluşturulabileceği bir döneme giriyoruz” dedi.“Arap Baharı, demokratikleşmenin aksine daha otoriter rejimleri doğurdu”WikiLeaks ’in sızdırdığı belgelerde tahribat yapmış olabileceğine dikkat çeken Arıboğan, “WikiLeaks belgelerinde ki sızma masum bir sızma değildi” dedi. Arıboğan, WikiLeaks etkisi sonucu demokratikleşme hareketi olarak başladığını belirttiği Arap Baharı ile ilgili de bilgi verdi. “Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleri ile ortaya çıkan Arap Baharı, rüzgârın tam tersi esmesi sonucu demokratikleşmenin aksine daha otoriter rejimleri doğurdu” ifadelerini kullandı.Soru cevap eşliğinde gerçekleşen programın ardında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, katılımcıların kitaplarını imzaladı.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, katılımcılarla fotoğraf çektirdi.Haber- Fotoğraf: Merve Özkan

31 OCA 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Multidisipliner Bilimsel Eğitim Toplantılarının konuğu oldu. “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar ve Uluslararası Siyaset” başlıklı sunum yapan Arıboğan, hastanede gezi ve incelemelerde de bulundu.“Duvarlar hayatımızın bir parçası”“Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar ve Uluslararası Siyaset” konulu sunumunu gerçekleştiren Arıboğan “duvar aslında hayatımızın bir parçası. Ana rahmine direkt düşüyoruz ve çevremiz duvarlarla çevrili” dedi.Duvarın bize şefkat, yuva sağladığını belirten Arıboğan “Bizim gerçek yuvamız dünya üzerindeki yuvamız, duvarlı bir yuva. Bebek annenin göğsüne doğru yaslandığında rahatlıyor çünkü bebek şefkat ve yuva buluyor orda. Bizlerin duvara sırtını dayaması çok önemli o yüzden de tarihin başından beri duvarlar inşa ediyoruz” şeklinde konuştu.“Tarihin en uzun duvarlarını örüyoruz”Arıboğan, bir yere bir duvar koyduğunuz andan itibaren o duvar aslında sizin kim olduğunuzu ve duvarın arkasındakinin de kim olduğunu tanımladığını belirtti. Tarihin en uzun duvarlarından bir tanesini ördüğümüzü vurgulayan Arıboğan, Akdeniz sınırlarımızdan başlayan Suriye, Irak, İran, Ermenistan’a kadar uzanan duvarlarımızın olduğunu belirtti.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da katıldığı program soru cevap bölümünün ardından tamamlandı. Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde gezi ve incelemelerde de bulundu.Sanatla terapi ünitesinde ebru çalışması yapan Arıboğan sonrasından Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi binasını ziyaret etti.Haber: Melek OzatFotoğraf: Zahid Aslan

29 OCA 2019

Üsküdar ailesinin acı günü

Bir süredir tedavi gören Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levon Antikacıoğlu hayatını kaybetti. Antikacıoğlu 2 Şubat Cumartesi günü saat 13.00'te Kadıköy Surp Takavor Ermeni Kilisesinde düzenlenecek cenaze töreninin ardından Bağlarbaşı Surp Haç Ermeni mezarlığına defnedilecek.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levon Antikacıoğlu 29 Ocak 2019 günü yaşamını kaybetti.Bir süredir tedavi gören Antikacıoğlu için 2 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’te Kadıköy Surp Takavor Ermeni Kilisesinde cenaze töreni düzenlenecek.Antikacıoğlu buradaki töreninin ardından Bağlarbaşı Surp Haç Ermeni mezarlığına defnedilecek.Prof. Dr. Levon Antikacıoğlu kimdir?Orta ve Lise öğrenimini İtalyan Lisesinde tamamladı. İtalyan devlet bursu ile Milano Üniversitesi’ne kaydoldu. Yurda dönerek İstanbul Üniversitesi Ed. Fak. Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. Bilahare İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD’da Tıp Bilimleri Doktorasını 1981 yılında tamamlayarak, aynı yerde göreve devam etti. Akabinde ayrılarak, serbest görevler alırken 1987 yılında University of London, Maudsley Hospital’de Behavior Therapy eğitimi aldı. İstanbul’da Özel Kreş ve Gündüz Bakım Evi Yöneticiliği yaptı.

21 OCA 2019

Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Sinan Canan okurları ile buluştu

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Prof. Dr. Sinan Canan Yeni Nesil Kitap Fuarı İstanbul’da okurları ile buluştu.NAP Fuarcılık tarafından Zorlu PSM’de hayata geçirilen ve şehrin merkezinde gerçekleştirilen programda Atasoy, “Mucize Deliller” adlı bir söyleşi düzenledi.Atasoy, söyleşinin ardından okurları için kitaplarını imzaladı.Fuarda Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan da okurları ile bir araya geldi.Prof. Dr. Sinan Canan “Beyin ve Hayal” adlı söyleşi gerçekleştirdi.Söyleşinin ardından Canan, okurları için kitaplarını imzaladı.11-20 Ocak tarihlerinde gerçekleştirilen Yeni Nesil Kitap Fuarı’na, Türkiye’nin önde gelen yayınevleri ve yazarları katıldı.

17 OCA 2019

TEDx buluşmaları, 2. kez Üsküdar Üniversitesinde!

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Şubat ayında gerçekleştirilecek programda; Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Sermin Kesebir ve Prof. Dr.  Nurper Ülküer ile Doç. Dr. Gökben Hızla Sayar’ın da aralarında bulunduğu akademisyenler, “Değişen İnsan, Değişen Bilim” başlığı altında, kendi alanlarında en çok ilgi çeken konuları konuşacak.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda 15 Şubat 2019 Cuma günü gerçekleştirilecek TEDx, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirecek.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlığı ile katılacağı programda, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı konuşması ile yer alacak.Psikolojik iyi oluştan, yaratıcı beyinlere yolculuk…Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek”, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”, Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi” konusunda görüşlerini paylaşacak.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katılacağı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam edecek.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu’nun “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşmasını gerçekleştireceği paylaşacağı TEDx – Üsküdar buluşması, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin’in “’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmaları ile tamamlanacak. Daha fazla bilgi için: https://tedxuskudaruniversity.com/tr/2019

14 OCA 2019

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Türkiye’nin ilk 30 sosyal etkileyici listesinde

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan pazarlamasyon.com tarafından belirlenen Türkiye’nin ilk 30 sosyal etkileyici (social influencer) listesinde yer aldı.Pazarlama, sosyal medya, marka yönetimi, pazarlama iletişimi dijital pazarlama ve iş dünyası konularına odaklı olan pazarlamasyon.com Türkiye’nin ilk 30 sosyal etkileyici listesini yayınladı.Dijital dünyayı etkin kullanan, 2018 yılında mutlaka takip edilmesi gereken dijital liderler listesinde yer alan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın Twitter’da 465 bin 113 İnstagram da ise 30 bin 312 takipçisi bulunuyor.Listede Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, Yazar Uğur Batı, Youtuber Barış Özcan gibi isimler yer alıyor.Liste için: https://pazarlamasyon.com/social-influencer/

27 ARA 2018

Nimet Abla Olmadan Asla!

Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, talih kuşuna umut bağlayan binlerce vatandaşın saatlerce sıra beklediği Eminönü’ndeki Nimet Abla kuyruğunun sosyolojik açıdan nabzını tuttu. Sosyoloji ve Sosyal Hizmet bölümleri tarafından Nimet Abla Piyango Bayisinin tercih edilmesine ilişkin gerçekleştirilen anketten ilginç sonuçlar çıktı. Ankete katılanlar en çok şans getirdiğine inandıkları için buradan bilet aldıklarını söylese de uzmanlar bunda toplumsal pratiğin önemli bir yeri olduğuna işaret ediyor.Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet ve Sosyoloji Bölümü, Milli Piyangonun yılbaşı çekilişinde vereceği 70 milyon TL’lik ikramiyeyle son günlerde gündemde olan ünlü piyango bayisi “Nimet Abla’nın Tercih Edilmesinin Sebepleri” üzerine bir saha çalışması gerçekleştirdi.Anketin sonuçlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, araştırmada meslek, ikamet yeri ve eğitim durumu gibi değişkenler bağlamında katılımcıların piyango biletini neden Nimet Abla Bayisinden almayı tercih ettiklerinin anlaşılmaya çalışıldığını kaydetti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şu değerlendirmede bulundu:En çok öğrenciler alıyor“Araştırma sonuçlarına göre Nimet Abla Piyango Bayisi kuyruğunda bekleyen kişilerin önemli bir kısmını (%32) öğrenciler oluşturuyor. Bu grubu daha sonra sırasıyla emekliler (%8.2), ev hanımları (%8.1) ve iktisatçılar (%7.9) takip etmektedir. Katılımcıların %86.5 ikamet yeri olarak İstanbul’u, .5 İstanbul dışı olarak belirtmişlerdir.Şanslı bir yer olduğu için tercih ediliyorAraştırmanın en önemli sorusu olan “Nimet Abla’yı tercih etme sebepleri” sorusuna katılımcıların neredeyse tamamı şans faktörü ve bu bayinin şanslı bir yer olduğunu düşündükleri için tercih ettiklerini vurgulamıştır. Kimi katılımcılar bu şansı batıl inanç diyerek, kimi yakınlık/gelenek/alışkanlık diyerek kimi de önceden çıktığı ve daha fazla sattığı gibi olasılık hesaplarıyla, kimi de “enerjisinden dolayı” ve “seviyoruz” cevaplarını vererek bu piyango bayisine duyulan sempatiyle açıklamıştır.”Toplumsal pratikten kaynaklanıyorProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı, anket sonuçlarına göre Nimet Abla’nın sadece şans faktörü nedeniyle tercih edilmediğini belirterek “Şans oyunu satan bayi için de şans faktörü en temel faktördür ama Nimet Abla’daki durum, oradan bilet almanın İstanbul’un kent yaşamı içinde toplumsal bir pratiğe dönüşmüş olmasıdır. Dolayısıyla gelenek, şans, inanç gibi unsurlar birleşmiştir. Üstelik Nimet Abla’nın şubesi olan bayiler de meydana çıktı ama insanların tercih ettiği nokta orijinal Nimet Abla, yani Eminönü Meydanı. Nimet Abla’nın tarihçesi ve Eminönü Meydanı’nın İstanbul’un en merkezi ve tarihi noktalarından biri oluşu, oranın bu kadar tercih edilmesinin ve gündelik yaşamın bir parçası haline gelmesinin sebepleri arasında yer almaktadır. Ayrıca Nimet Abla’nın bir internet sitesi var, Google’da bir mekân olarak görünüyor ve İstanbul’da gezilecek yerler arasında adı geçiyor. Bu özelliğiyle de kent yaşamına kendi insan trafiğini ve akışını katıyor” diye konuştu.En çok medyadan duyuldu“Nimet Abla’yı nereden duydunuz?” sorusuna en çok verilen iki cevabın “Medya (tv haberleri)” (%51.4) ve “Arkadaş ve akraba tavsiyesi” (%29.7) olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şunları söyledi: “Yani bunlar aslında “geleneksel” olarak nitelendirebileceğimiz iletişim kanalları. Nitekim Nimet Abla’nın tarihçesine bakıldığında, “Talih Nimet Abla’dan Doğuyor” başlıklı gazete haberiyle ünlendiğini görüyoruz. Yani sosyolojide “geleneksel medya” denen gazete, radyo, televizyon gibi araçların etkili olduğu eski toplumsal yapının bir parçası olarak ortaya çıkmış. Öte yandan, ‘sosyal medya’ da üçüncü sırada yer alan, en çok verilen cevap. Yani geleneksel medyayla ortaya çıkmış olmasına rağmen yeni medyada da önemli yeri olduğunu anlıyoruz. Buranın turistik veya popüler bir nokta haline gelmiş olması bunu doğuran ana sebeplerden biri olarak değerlendirebilir.”Özellikle yılbaşı biletleri buradan alınıyorAnkette katılımcılara “Başka bayilerden yılbaşı piyango bileti almayı düşünür müsünüz veya aldınız mı?” sorusunun da yöneltildiğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu soruya katılımcıların %32.4’ü evet, %67.6’sı ise hayır cevabını vermiştir. Bu cevaplardan da görüldüğü üzere insanların büyük bir kısmı sadece özellikle yılbaşı piyango biletlerini Nimet Abla’dan almayı tercih ediyor. Yani şans temel faktör olsa da şansın kaynağı piyango oyunu olmaktan ziyade Nimet Abla’nın kendisi ve oradan bilet alma pratiği” diye konuştu.İkramiyenin nasıl değerlendirileceği belirsizProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı, ikramiye çıkarsa nasıl değerlendirileceği sorusuna gelen cevapların önemli bir kısmının belirsizlik ve kararsızlık içerdiğini belirterek “Diğerlerinde ise öne çıkan ana temalar; aile ile ilgili harcamalar ve amaçlar, bireysel harcamalar ve amaçlar,  yurt dışı seyahat harcamaları, yardım ve bağış gibi toplumsal ve diğerkâm amaçlar yer almaktadır” dedi.%32 büyük ikramiyeyi bekliyorProf. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu sene yılbaşı piyango çekilişinden kazanmaya yönelik beklentiniz nedir?” sorusuna ise katılımcıların %32.4’ünün büyük ikramiye” cevabını verdiğini belirterek bunu % 10.8 ile 100 bin TL,  %8.1  ile 10 bin TL ve , %8.1 ile amorti yanıtının izlediğini kaydetti.Eminönü Meydanında bulunan Nimet Abla Piyango Bayisi önünde yüz yüze görüşme yöntemiyle kuyrukta bekleyen 37 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket çalışmasına yaşları 17-51 arasında 20 erkek ve 17 kadın katıldı.

27 ARA 2018

Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Hazlarınız sizi değil siz hazlarınızı yöneteceksiniz!”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Pozitif Psikoloji kulübü tarafından düzenlenen ‘Hazdan Bağımlılığa’ konferansı gerçekleştirildi. Konferansa konuşmacı olarak Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay katıldı.‘Hazdan Bağımlılığa’ kitabının yazarı olan Uzbay, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede psikoloji bölümü öğrencilerine, bağımlılığı, türld ve haz duyduğumuz şeylerin nasıl bağımlılığa dönüştüğünü anlattı.“İnsan hazza ve konfora yatkındır”“İnsan hazza ve konfora yatkındır” diyen Uzbay, Canan Karatay vb. kişilerin toplum içerisinde ön planda olmasının, medyanın dikkatini çekmesinin ve medyanın sürekli olarak bunları ön plana çıkartmasının nedenini, bu kişilerin limbik konuşması ve hazza odaklı duymak istediklerimizi söylediğine bağladı. Uzbay; “Duymak istediğinizi söyleyen insanlara daha toleranslısınızdır. Sizi eleştiren insanlar, gerçekten dostunuz olsa ve gerçekten doğru şeyleri söylese bile duymak istemediğiniz şeyleri size iletiyorlarsa onlarla tartışırsınız. Homosapiens dediğimiz bizler yani modern homosapiens tembeldir, hazdan yanadır” dedi.“Haz almak sonsuz ve sınırsızdır”Haz veren şeylerin pekiştirici ve tekrarlama eğiliminde olduğunu dile getiren Uzbay; “Bir kere haz alın bırakmazsınız. Haz almak sonsuz ve sınırsız bir şeydir ve tekrarlayıcı, pekiştiricidir. İnsanların pekiştirilmiş hazları, zaaflarını oluşturur. Yani hazlarınız zaaflarınızla ilişkilidir. Pekiştirildiği zaman zaaflarınız ortaya çıkar” dedi. İnsanın zaaflarını yönetmek zorunda olduğunu, zaafların aynı zamanda insanın zayıf noktası olduğunu ve hayatta kalma ihtimalini düşürdüğünü bunun sonucunda çevreyle adaptasyonuyla ilgili sıkıntıların çıkabileceğini söyledi. “Zaaflarınızı yönetemediğiniz zaman zaaflarınız davranışlarınızı yönetmeye başlar. Ve haz veren şeyin bağımlısı olursunuz” diye ekledi.Bağımlılığın en tehlikeli dönemi: Gençlik!Bağımlılığın, en çok gençlik yani ergenlik döneminde oluştuğunu söyleyen Uzbay; “Bağımlılığın olabilmesi için gençlik en tehlikeli dönemdir. Birçok bağımlılık yapan madde ile insanların ilk tanışması ezici bir çoğunlukla ergenlik dönemidir. Sigara bağımlılığında ergenlikte ne kadar erken nikotine bağlanmışsanız o kadarda bırakmanız zordur veya alkol davranış bozukluğu şeklinde ne kadar erken kullanılmaya başlanmışsa o kadar bundan kurtulmak zorlaşır” dedi.Elektronik sigara, saf nikotin bağımlılığını başlatıyor!Elektronik sigaranın nikotin bağımlılığından kurtulmak için sigaranın kesildiği dönemde belli bir süre sonra bırakmak koşuluyla, çok işe yaradığını ama bırakılmazsa saf nikotini alıp yine bağımlılığın aslında sürdürüldüğünü dile getiren Uzbay: “Burada tek farklı olan şey şu; tütünün yanma ürünlerinden akciğerlerinize karaciğerinize veya başka organlarınıza gelen zarar buradan gelmiyor. Ama bunun ne gibi zararları olup olmadığını ilerleyen dönemler bize gösterecek. Daha tehlikelisi bu elektronik sigaraların içine bonzai başta olmak üzere tabi uyuşturucular da eklenerek bu şekilde de maalesef kullanılabiliyor” dedi.“Obezite bir yeme bağımlılığıdır ama her obezite bir yeme bağımlılığı değildir”Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Şöyle bir kavram karmaşası var obezite bir yeme bağımlılığıdır ama her obezite bir yeme bağımlılığı değildir. Bazı obezler yeme bağımlısıdır ama birçok yeme bağımlısı fittir. Yani bir insan fit olarak da yeme bağımlısı olabilir. Bir özelliği de yeme bozukluğudur. Bunlar tıkanıncaya kadar yerler sonra gidip kusarlar sonra gelip yine yerler. O da bir yeme bozukluğu bağımlılığı içinde değerlendirilebilir. Yeme bağımlısı ve obezite iki farklı şekilde değerlendirilmesi gereken ve iki farklı kanaldan tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Bunun farkına varmamız lazım” diyerek ikisinin aynı kavram olmadığını belirtti.Öğrencilere eleştirel düşünmeyi analitik yaklaşımları benimsemeleri tavsiyesinde bulunan Uzbay; “Eğer iyi bir eğitim modeli içindeyseniz ve kendinizi doğru yetiştirmişseniz hazlarınız olacak ama hazlarınız sizi değil siz hazlarınızı yöneteceksiniz” diyerek sonlandırdı.Konferansın sonunda Doç. Dr. Tayfun Doğan tarafından Prof. Dr. Tayfun Uzbay’a çiçek taktim edildi.Uzbay program sonunda ‘Hazdan Bağımlılığa’ kitabını öğrencilere imzaladı.

26 ARA 2018

Havacılık Psikolojisi Sertifika eğitiminin 4’üncüsü tamamlandı

Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSEM) tarafından Türkiye’de ilk kez düzenlenen “Havacılık Psikolojisi Sertifika Kursu” eğitimi sona erdi.Eğitimi 15 eğitmen verdiBu yıl dördüncüsü düzenlenen programda ülkemiz sivil havacılığında, uçuş emniyetinin en önemli alanı olan ‘İnsan Faktörleri’ çerçevesi içindeki psikolojik konuları derinlemesine irdeleyen eğitim programı, on ikisi Havacılık Tıbbı Derneği üyesi olan on beş eğitmen tarafından verildi.19 Aralık’ta başlayan eğitim beş gün sürdü. Beşinci günün sonun da kırk saatlik müfredatı tamamlayan otuz yedi kursiyer sertifikalarını aldı.İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi akademisyeni Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç havacılık psikolojisi biliminin bütün kaygısının uçuş kazaları neticesinde ölümleri önlemek ve insanlara emniyetli uçuş gerçekleştirmek amacı taşıdığını söyledi.

25 ARA 2018

Prof. Dr. Sinan Canan Pendik’te öğrencilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Sinirbilim Uzmanı Prof. Dr. Sinan Canan Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Pendik Kariyer Günleri” kapsamında aday öğrencilerle buluştu.Pendik Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa yaklaşık 400 öğrenci katılım sağladı.Prof. Dr. Sinan Canan aday öğrencilere “Beynimizi Doğru Kullanmanın Yöntemleri” konulu bir sunum gerçekleştirdi.Konuşmasının ardından Canan, öğrencilerin sorularını cevapladı.Katılımlarından dolayı Prof. Dr. Sinan Canan’a plaket takdim edilmesinin ardından program sona erdi.

25 ARA 2018

Doç. Dr. Tayfun Doğan rehber öğretmenlerle bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan, Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile düzenlenen programda Kartal ve Adalar ilçelerinde görevli rehber öğretmenler ile bir araya geldi.Kartal İstek Uluğbey Anadolu Lisesi konferans salonunda gerçekleşen programda Doğan, “Pozitif Okul İklimi Altında Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Doğan’ın sunumunu yaklaşık 150 rehber öğretmen takip etti.Soru ve cevap bölümünün ardından program sona erdi.

25 ARA 2018

Prof. Dr. Sinan Canan: “Yapay zeka haberlerinin yarısı asılsız”

“Dijital Gelecekte İnsan Kalmak” kitabının yazarları Prof. Dr. Sinan Canan ve Mustafa Acungil, Üsküdarlı öğrencilerle söyleşide bir araya geldi. Yapay zekâ ile ilgili haberlerin yarısının asılsız olduğunu belirten ifade eden Prof. Dr. Sinan Canan, yapay zekânın tamamen deneysel aşamada olduğunu ve bu haberlerin asıl amacının PR amaçlı olduğunu söyledi.Üsküdar Üniversitesi Bilim Ofisi ile Eğitim ve Araştırma Kulübünün Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenledikleri etkinlikte Prof. Dr. Sinan Canan ve Mustafa Acungil öğrencilerle yazmış oldukları kitabın içeriğini anlattı ve öğrencilerden gelen soruları yanıtladı.Kitaplarında günümüzde dijitalleşmenin mevcut konumunu ele aldıklarını belirten Canan ve Acungil, toplum ve toplumun geleceği açısından dijitalleşmeye dikkat çekti.“Endüstri ve sanayi toplumu artık geride kaldı”Toplumun artık 5.0 dijitalleşmeyle beraber başka bir topluma dönüştüğünü söyleyen Acungil, bir sonraki toplum yapısının bir önceki toplumu yaşatmadığını, imparatorlukların bağımsız devlet bırakmayarak tamamını işgal etmelerini de bu konuya örnek gösterdi. Acungil, yeni yeni gelişen toplum 5.0'da insanların aidiyet duygularının bambaşka olacağının da altını çizdi.“Şirketlerin ömürleri hızla azalıyor”Dijitalleşmeyle birlikte şirketlerin de ömürlerinin hızla azaldığını söyleyen Acungil,  Dünya çapında ilk 500'e giren şirketlerin ortalama ömürlerinde azalma olduğunu ve sadece 3D Printerların şu anda çok güçlü gözüken fabrikaların yarıdan fazlasını tarihe gömeceğini belirtti.“Artık alışveriş merkezlerine bile ihtiyaç kalmıyor”Dijitalleşme sonucunda hayatın her alanının soyuta, dijitale döküleceğini ifade eden Acungil, “Amerika'da 1200 alışveriş merkezinin 400 tanesi kapatılmış durumda. Çünkü artık ihtiyaç gidermek, alışveriş yapmak için bir binaya gerek yok her şey dijital dünyada ve yakın gelecekte tüm dünyada bu hale gelecek” dedi.Prof. Dr. Sinan Canan: “Yapay zekâ haberlerinin yarısı asılsız” Toplumsal zihin kontrolünün abartılı haberlerle yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Sinan Canan ise,  yapay zekâ alanında bunu çok yaşadığımıza dikkat çekti. “Yapay zekâ ile ilgili öyle haberlerle karşılaşıyoruz ki gençler, ben bu işi yapamam havasına bürünüyor” dedi.  Yapay zekâ ile ilgili haberlerin yarısının asılsız olduğunu belirten Canan, yapay zekânın tamamen deneysel aşamada olduğunu ve bu haberlerin asıl amacının PR amaçlı olduğunu söyledi.“Biz gerçekten insanın ne yapacağını bilmiyoruz”Bu güne kadar sadece insanın yapabileceği şeyler olarak adlandırılan işlerin %90'nını bugün yapay zekânın çok rahatlıkla yapabildiğini ifade eden Canan, insanlarının asıl sorununun insanın ne yapacağını bilmemek olduğunu kaydetti.Prof. Dr. Sinan Canan: “Yapay zekâyı gözünüzde büyütmeyin”İnsanların yapay zekâ denince hayal dünyalarını çok geniş tuttuklarını söyleyen Acungil, yapay zekâ olayını gözümüzde büyütmememiz gerektiğini, basite indirgediğimizde evlerimizdeki tuvaletlerde bulunan sifon mekanizmasının bile bir yapay zekâ örneği olduğunu söyledi.  “Sifon ne yaparsa yapay zekâ da onu yapar”İnsanların “Yapay zekâ ileride bizi öldürür mü?” sorusunun gereksiz bir soru olduğunu söyleyen Canan, yapay zekânın kolay alt edilebilecek bir sistem olduğunu ve sifon ne yaparsa yapay zekânın da en fazla onu yapabileceğini söyledi.“Teknoloji tabanlı üretme faaliyetleri patlamaya mahkûm”Teknolojinin beş yıl sonra ortaya ne çıkaracağını bilmediğimizi söyleyen Canan, şu an bizim için en faydalı olan faaliyetin Youtube, Google gibi açık kaynaklı ve ücretsiz olan mecraları kullanarak kendimizi geliştirmek olduğunu söyledi ve teknoloji tabanlı üretme faaliyetlerinin hepsinin patlamaya mahkûm olduğunun altını çizdi.“Derdi olmayana hiçbir çözüm yardımcı olmaz, hedefi olmayana hiçbir yol yaramaz”Canan, öğrencileri kendilerine dert edinmeleri gerektiği konusunda tavsiyede bulunarak, “kendinize dert edinin. Bu şekilde çözüm aramış ve sonucunda başarı elde etmiş olursunuz. Derdi olmayana hiçbir çözüm yardımcı olmaz, hedefi olmayana hiçbir yol yaramaz” şeklinde konuştu.Programın sonunda katılımcılar öğrencilerin sorularını yanıtladı.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından, Prof. Dr. Sinan Canan ve Mustafa Acungil, okurlarına kitaplarını imzaladı. 

20 ARA 2018

“Dünyada her 20 dakikada 1 insan göç etmek zorunda kalıyor”

 “Göçle Gelenler Paneli”, Dünya Göçmenler Günü kapsamında Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü yürüten Prof. Dr. Abulfaz Süleymanov, yapılan çalışmalarda en çok üzerinde durulan konuların “uyum”, “eğitim” ve “istismar” olduğunu belirterek, “Her 20 dakikada 1 insan özellikle karşılaştıkları savaş, çatışma ve ayrımcılık nedeniyle göç etmek zorunda kalıyor” dedi.18 Aralık Dünya Göçmenler Günü kapsamında, Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Sosyoloji Kulübü tarafından “Göçle Gelenler Paneli” düzenlendi.Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abulfaz Süleymanov’un gerçekleştirdiği panelde, Siraç Derneği Koordinatörü Hatice Şehirli, Türk Kızılay Sultanbeyli Toplum Merkezi Koruma Programı Sorumlusu Arif Muştu ve Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Cemile Erkan konuşmacı olarak yer aldı.“Üniversite olarak göçle ilgili gelenekselleşen programlarımız var”Programın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Abulfaz Süleymanov, “18 Aralık 2000 yılı tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Göçmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı. Bütün dünyada artık 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü’nde göçmenlerin karşılaştığı sorunlar farklı alanlarda ele alınmaya ve bir anlamda farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor. Üsküdar Üniversitesi olarak artık geleneksel olarak yaptığımız göçle ilgili konferans ve toplantılar var. Bundan yaklaşık 2 sene önce Türkiye’de ilk defa uluslararası boyutta ‘Göç ve Çocuk’ konferansını düzenledik ve bu konfernas dünyanın 14 ülkesinden yaklaşık 36 akademisyenin katıldığı, yoğun katılımın gerçekleştiği bir konferanstı. Ondan sonra yine uluslararası katılımın gerçekleştiği ‘Göç, Çocuk ve Sağlık Sempozyumu’nu düzenledik. Göçle ilgili yaptığımız farklı çalışmalar var ve burada yaptığımız çalışmalarda en çok üzerinde durduğumuz konu özellikle göçmenlerin uyum sorunu, eğitim sorunu, göçmen çocukların karşı karşıya bulunduğu risk bağlamında değerlendirdiğimiz sorunlar, çalışan kaçak işçi ve özellikle çocuk sorunu ve istismar konusu. Bunları farklı şekillerde ele almaya çalıştık çünkü göç sadece ekonomik sorunları beraberinde getirmiyor” şeklinde konuştu.Her 20 dakikada 1 insan göç etmek zorunda kalıyor“Yapılan son hesaplamalara göre, her 20 dakikada 1 insan özellikle karşılaştıkları savaşlar, çatışmalar ve ayrımcılık nedeniyle göç etmek zorunda kalıyor” diyen Süleymanov, “Bu konuyla ilgili çok fazla akademik çalışma yapılıyor; fakat bunların hiçbiri sivil toplum örgütlerinin, özellikle alanda çalışan kişilerin ve öğretmenlerin yaptığı çalışmalar kadar etkili değil” şeklinde konuştu.Panelin ilk konuşmasını, zorunlu göç nedeni ile Türkiye’de bulunan Siraç Derneği Koordinatörü Hatice Şehirli gerçekleştirdi. “18 Aralık Dünya Göçmenler Günü. Keşke Göçmenler Günü olmasaydı, biz de göçmen olmasaydık. Hiç bu konudan da bahsetmeseydik; ama maalesef ortaya konulan bir şey ve mecburen yaşıyoruz” diyerek, hislerini şöyle ifade etti:“Suriye’den toplam 13 milyon kişi göç etti”“‘Siz neden göç ettiniz, vatanınızda kalsaydınız sizin için daha iyi değil miydi? ’Bu soruyla çok karşılaşıyorum. Suriye’den 2011’den 2018’in başına kadar 13 milyon Suriyeli göç etti. Onlardan 6 milyon 300 bini ise iç göç ettiler. 2018’in ilk 6 ayında BM’ye göre mevcut savaşlar nedeni ile 950 bin Suriyeli iç göç etti. Suriye’nin içinde de aslında çok büyük bir hareketlilik var.“İçinizde bir fırtına kopuyor”Göç kararının nasıl alındığına dair şunu söyleyebilirim: İçinizde aslında bir fırtına kopuyor. ‘Acaba ülkemde kalarak buradaki savaşı mı vereyim, dışarı çıkarak dışarıdaki savaşa mı mahkûm olayım’ diyorsunuz. Aslında dışarıda da bir savaş veriyorsunuz. Ülkenizde bir vazifeniz, unvanınız, adresiniz oluyor; fakat dışarı çıktığınız zaman bütün bunlara sahip olamıyorsunuz. Hatta adınız bile değişiyor. En basiti, adınızdan oluyorsunuz.”“Hiçbir mülteci göç kararını kolay almadı”“Dışarı çıkma kararını aldığınız zaman, hayata sıfırdan başlamak zorunda kalıyorsunuz” diyen Şehirli, “Mecbur kalmadığımız sürece ülkemizi bırakmıyoruz; ama bazı şeyler size ‘Gitmek zorundasın, burayı bırakacaksın’ diyor. Hiçbir mülteci göç kararını kolay almadı. İçimizde bir hüzün var, içimizde buraya ait olmadığımıza dair bir his var. İnsan doğduğu, yaşadığı toprakları kolay kolay unutamıyor. Onun için göç kararı, hiç kolay bir karar değil” diye konuştu.Hatice Şehirli’nin konuşmasının ardından, Türk Kızılay Sultanbeyli Toplum Merkezi Koruma Programı Sorumlusu Arif Muştu, Kızılay Toplum Merkezi’nin çalışmalarını anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Muştu, çalışmalarını 4 başlık altında yürüttüklerini belirterek, şunları söyledi:“Bu çalışmalarımız: Koruma Programı, Sağlık ve Psikososyal Destek Programı, Geçim Kaynağını Geliştirme Programı ve Sosyal Uyum Programı. Bazen sahadaki uygulamalar ve akademideki teorik bakış maalesef birbirinden çok uzak kalabiliyor. Dolayısı ile bizler sahada yaşadıklarımızı ve yaptığımız çalışmaları akademi ile ne kadar doğru şekilde buluşturabilirsek, akademi de yapacağı araştırma ve çalışmalarla birçok alanda toplumdaki dinamiklerin orantısını sağlayabilir.”Son olarak, Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Cemile Erkan, göçmen öğrencilerin okula uyum süreci için eğitim alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verdi.“Göçle Gelenler Paneli”,  soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

13 ARA 2018

Tarhan psikoloji öğrencilerine “İyi Bir Psikolog Nasıl Olunur” u anlattı

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi bölüm seminerleri kapsamında Psikoloji öğrencileriyle bir araya geldi. “İyi Bir Psikolog Nasıl Olunur?” konulu seminer veren Tarhan, öğrencilere hasta ve doktor arasında ki ilişkiyi anlattı.“Terapi seansını açacak sözdür”Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen seminerde “Psikolog olmak da ilk adım nedir?” sorusunun üzerinde duran Tarhan, “ruh sağlığı çalışanı ile hasta ne için bir araya gelir? Hastanın iyiliği için bir araya gelir. Ortaklaşa çalışırlarsa terapötik ittifak dediğimiz ittifak oluşur. Tedavi ittifakı terapötik ilişki hastanın ve sağlık çalışanın ilk buluştuğu andan itibaren başlar. Kilit söz ve anahtar söz vardır. Kilit söz açılması gereken söz, anahtar söz de onu açan sözdür. Burada hastanın iyiliği için olması anahtar sözdür. Yani terapi seansını açacak sözdür eğer bu niyetiniz yoksa böyle hareket etmiyorsanız terapötik ittifakı kuramazsınız yaptığınız işin çoğu boşa gider” şeklinde konuştu.“Biz hastanın davranış değişimini hedefliyoruz”Hastada tedavi planı yapmak gerektiğini belirten Tarhan şöyle konuştu: “formüle edeceksin ne yapacaksın diye. Karşındaki kişinin sorun çözme sitilini bilmek lazım bunları bildikten sonra formüle edebilirsiniz. Eğer bunu formüle edilmeden yaparsanız hasta rahatlar ama bir şey değişmez. Biz hastanın davranış değişimini hedefliyoruz. Hastanın davranış değişiminin olması için o hastanın kalıp düşüncelerini bilmek lazım, kalıp düşüncelerini değiştirmek gerekiyor. Hastalığına sebep olan otomatik stereotipileri vardır. Otomatik stereotip aklına ilk gelen fikirdir insanın bir olay olduğunda. Otomatik stereotipilerini bulacaksınız ona göre formülasyon yapacaksın. İlk başta hasta yada danışanla ilişki kurarken terapötik liderlik sizde olacak ama bunu yaparken anaç bir tavırla yaklaşmak iyi bir terapist olduğunu göstermiyor. Hastayı kabullenip öyle devam etmek gerekiyor. Her insanın egosu var onun için karşımıza almamamız, yanımıza alıp birlikte ilerlememiz gerekiyor” diye belirtti.“İki tarafın da mesleki sınırları bilmesi gerekiyor”İyi bir psikoloğun 4 şeye saygı göstermesi gerektiğini vurgulayan Tarhan bunları şu şekilde sıralardı: “Özele saygı, özerkliğine saygı, değerlerine saygı, onuruna saygı."Tarhan, “Bu saygıyı gösteren insan hasta mahremiyetine saygı göstermiş olur. Sınırların korunması gerekir, danışanlarınızla özel ilişkiye girmek risklidir. Karşı cins olması da şart değil. İki tarafın da mesleki sınırları bilmesi gerekiyor. Hasta size karşı bir şey hissediyor olabilir böyle durumlarda güzellikle hayır demek gerekiyor. Danışan hasta ilişkisinde hastanın yararına bile olsa gerçek olmayan şeyi söylememek gerekiyor. Hastaya karşı açık ve dürüst olmak temel güven ilişkisi açısından çok önemli” diye belirtti.Tedavinin üç ayağı Prof. Dr. Nevzat Tarhan tedavinin üç ayağı olduğunu söyledi. Tarhan, “Doktorun, ilacın yapacağı şeyler, senin yapacağın şeyler, ailenin sosyal çevrenin yapacağı şeyler. Üç ayaklı olursa tedavi iyi bir şekilde ilerliyor” dedi.Sözel olmayan iletişimin çok önemli olduğunu belirten Tarhan, “sizin ses tonunuz, fiziksel görünümünüz, mimik, jestler, göz teması, fiziksel temas hepsi hasta tarafından alınıyor. Duygusal okuması yüksek biriyle sizin yüz ifadenize yanlış anlam verebilir. Böyle durumlarda hastadaki duygusal aktarımlara dikkat etmek, duygusal aktarımın %80’i sözlü olmayan iletişimle oluyor, %20 si direkt sözlü oluyor. Sözel olmayan iletişim farkında olmadan terapistle danışan arasında terapötik ittifak oluşmasında çok önemli” dedi.Konuşmasının ardından Tarhan öğrencilerin sorularını da cevapladı.

12 ARA 2018

Üsküdar Üniversitesinde Bangladeş Zafer Günü kutlandı

Bangladeş İstanbul Başkonsolosluğu tarafından Üsküdar Üniversitesinde düzenlenen Bangladeş Zafer Günü kutlamasında iki ülke arasında geçmişi çok eskilere dayanan ekonomik ve sosyolojik ilişkiler ele alındı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ülkeler arasındaki bağları güçlendirecek proaktif diplomasinin halkların ve kültürlerin karşılıklı olarak birbirlerini tanımalarına imkan verdiğini söyledi. Bangladeş İstanbul Başkonsolosluğu tarafından Bangladeş’in 47’inci zafer yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen programda Türkiye ile Bangladeş arasındaki ilişkiler konuşuldu.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen programa Bangladeş İstanbul Başkonsolosu Dr. Mohammad Monirul İslam’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.En etkili diplomasi, kültürel diplomasidirÜsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ülkeler arasındaki bağları güçlendirecek proaktif diplomasinin halkların ve kültürlerin karşılıklı olarak birbirlerini tanımalarına imkan verdiğini söyledi.Prof. Dr. Tarhan, “En etkili diplomasi kültürel diplomasidir. Siyasi diplomasi önemli ama kültürel diplomasi iyi olursa politik diplomasi onun arkasından daha güçlü bir şekilde gelecektir” dedi.Araştırma ve uygulama merkezi kurulabilir Her iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesi için akademik iş birliğinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir araştırma ve uygulama merkezi açılabilir. Kardeşliği besleyecek, burada yapılan toplantının kalıcı hale gelmesi için bir araştırma ve uygulama merkezi kurulmasını sağlayabiliriz. Bizim Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezimiz var. Dünyayı yaşanmaz hale getiren, dünyada Kolonizasyon Bakanlığı kurmuş bir devlet İngiltere. Sömürgecilik Bakanlığı kurmuşlar, kendilerinde sömürme hakkı görüyorlar. Kendinde bu hakkı görenlere sömüremezsin demek gerekiyor. Antiemperyalist bir duruş gerekiyor. Bunu yapmazsak eğer onlar sömürmeye devam eder” dedi.Türkiye-Bangladeş arasında çok güçlü bağlar var Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Bangladeş’in Türkiye açısından önemli bir ülke olduğunu söyledi. Prof. Dr. Arıboğan, Bangladeş’in coğrafi olarak çok uzakta görülmesine rağmen her iki ülke arasında tarihsel ve kültürel bağlar olduğunu vurgulayarak “Abdülhamit döneminde Panislamizm politikasının en önemli parçalarından bir tanesidir. Osmanlı Hilafetinin oralardaki etkinliği bilinir. Kurtuluş Savaşı boyunca o bölgede Bengal halkının Mustafa Kemal’le ilgili, Cumhuriyetimizle ilgili, Cumhuriyetimize kasteden bazı gafillerle ilgili çok ciddi destek verdiği bilinir. Mustafa Kemal destanlarını yazmış, şiirlerini yazmış, kitaplarını yazmış, onun heykellerini açmış bir milletten söz ediyoruz. Bağımsızlığını savaşarak kazanmış onurlu bir milletten söz ediyoruz ve bedel ödeyen bir milletten söz ediyoruz” dedi.Akademik iş birlikleri yapılmalıBangladeş İstanbul Başkonsolosu Dr. Mohammad Monirul İslam, 16 Aralık’ın Zafer Bayramı olduğunu belirterek bu özel günde bağımsızlıklarını kazandıklarını söyledi. Türkiye-Bangladeş ilişkilerinin önemini de anlatan İslam, "Türkiye ile ilişkilerimiz çok iyi gidiyor. Biz iki ülke birbirimizi kardeş ülke olarak adlandırıyoruz. Arakan konusunda bize verdikleri destek için Türkiye'ye çok teşekkür ederiz. İki ülke olarak birbirimizi politik düzeyde çok iyi anladığımızı ve birbirimizin yanında olduğumuzun farkındayız” dedi. Bu ilişkilerin artık insan insana düzeyine inmesi gerektiğini kaydeden Dr. İslam, artık sadece politika değil, akademik düzeyde her iki ülke öğrencilerinin karşılıklı gidip gelmesini, akademisyenlerin de karşılıklı eğitim vermesini istediklerini ifade etti.“Katılaşan Ortaklıkta Tarihin Önemi: Bangladeş’e Referans - Türkiye İkili İlişkiler” ve Bangladeş Zafer Gününü Kutlamak Üzerine Tartışma” başlıklı programda gazeteci Ahmet Coşkunaydın, Bangladeş halkı, toplumu ve turizmi ile ilgili deneyimlerini paylaştı. Coşkunaydın, iki ülkenin daha da yakınlaşması için ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.Arzu Çiftsüren’in Bangladeş-Türkiye kültürel bağlantıları üzerine düşüncelerini aktardığı programda gazeteci Celal Toprak, da Bangladeş’in ekonomik gelişimi konusunda bilgiler verdi.Program, üzerinde Bangladeş bayrağının olduğu pastanın kesilmesi ve katılımcıların hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.

10 ARA 2018

Atasoy ve Arıboğan’ı 5 bin öğrenci dinledi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Bahçelievler Kongre Merkezi’nde düzenlenen 4. Kariyer günlerine katıldı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği seminerde Atosoy ve Arıboğan’ı 5 bin öğrenci dinledi.Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak çalışan Rehberlik araştırma merkezi müdürü Mehmet Hilmi Eren ve ekibinin çabaları ile 4 sene önce ilki yapılan Kariyer günlerinin bu sene 4’üncüsü Bahçelievler Kongre merkezinde yapıldı.Birçok yayınevi, diğer kurum ve kuruluşların stant açtığı 4. kariyer günlerine öğrenciler yoğun katılım sağladı.Üsküdar Üniversitesinin de bulunduğu etkinliğe Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da seminerleriyle katıldı.İki farklı günde gerçekleştirilen Atasoy ve Arıboğan’ın seminerlerine öğrencilerin ilgisi yoğun oldu.

10 ARA 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan YÖK Başkanı Yekta Saraç ile bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı Yekta Saraç ve geleceğin dünyasına yatırım yapan iş insanları ile bir araya geldi. Geleceğin meslekleri ve mesleklerin geleceğini konuşulduğu organizasyonun liderliğini Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan üstlendi.Organizasyonda yükseköğretim geleceğinin, gelecek ile baş edilebilmesi için büyük öneme sahip olduğu ifade edildi. Programın ardından toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.

10 ARA 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Yalova Üniversitesinde

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri ile bir araya gelerek “Duvarları Aşmak” konulu bir konferans verdi.Yalova Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleştirilen “Duvarları Aşmak” konulu konferans, Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak başta olmak üzere çok sayıda akademiysen ve öğrencinin katılımıyla gerçekleşti.Uluslararası ilişkilerden küresel pazara, insanlığın gelişiminden sosyal medyada kadar pek çok konuya değinen Arıboğan, “İnsanlık, ilk var olduğu günden itibaren kendine duvarlar inşa etmiştir.Ancak kaygı içinde olan insan, duvarlar sayesinde bu kaygısını aşmaktadır.‘Duvarlı dünya’ dediğimiz şey insanın, içkin karakteridir. Duvarlar somut bir tehdit tarafından gelişir. Korku, burada çok önemli bir rol oynar. Duvar, insanı dış tehlikelerden korumaktadır. Bizler somut tehdit aldığımız zaman, o duvarları inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.Konuşmalarının ardından, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a plaket ve çiçek takdim edildi.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

03 ARA 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Duvarlarla çevrili bir Dünya'da yaşıyoruz”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi seminerlerinin bir yenisi daha gerçekleşti. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan'ın “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar ve Uluslararası Siyaset” konulu semineri Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşti.Seminerin açılış konuşmasını İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Tayfun Doğan yaptı.Sonrasında Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan iki yıldır üzerinde çalışmış olduğu Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar ve Uluslararası Siyaset konususun özeti niteliğinde bir seminer vermeyi amaçladığını dile getirdi.Konuşmasına Berlin Duvarı'nın yıkılışını ele alarak başlayan Arıboğan katılımcılara 1987’de Berlin Duvarı’nın yıkımında yapılan canlı yayının video görüntülerini izletti. Dünyanın iki kutuplu sisteminden bahsetmenin en önemli simgesinin Berlin Duvarı olduğunu söyledi.  Ayrıca Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla herkesin sınırları olmayan bir dünya hayali içerisine girdiğini ve Berlin Duvarı'nın bir paradigmanın çöküşü ve yeni bir paradigmanın doğuşu olduğunu da dile getirdi.“Duvarlarla çevrili bir Dünya'da yaşıyoruz”Arıboğan, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı dönemde dünyada sadece 12 ülkenin duvarları olduğunu, ancak günümüzde 70'den fazla ülkenin sınırlarını duvarlarla çevirdiğini ve duvarlarla çevrili bir dünyada yaşadığımızı söyledi.Arıboğan, insanın psikolojik olarak en gerisine gidip, konuyu oradan başlayarak ele aldığını söyledi. İlk konunun ana rahmi olduğunu dile getirdi. “İnsan ana rahminden fırlatılmıştık ve boşlukta kalmış olarak bağırarak, çığlık atarak doğuyor bakıldığı zaman ana rahminde bile dört yanımız çeperlerle çevrili”  dedi. Tarihsel olarak insanın geçmişine de değinen Arıboğan bu konuyu şu şekilde ifade etti;“İnsanoğlunun ilk yaptığı şey kendisine duvarlar örerek kendisini korumak. İlk çağlarda bu mağara duvarlarıyken son zamanlarda bu duvarlar ev duvarları, şehir duvarlarına dönüşüyor.”“Sınırları tahkim etmek”Duvarların başka bir anlamının da sınırları tahkim etmek olduğunu söyleyen Arıboğan, sınır sorunları yaşayan ülkelerin belirli ülkeler üzerinde hak iddialarını artırmak için sınırlarını kalınlaştırdığını, duvar sınırları uzaydan bile görünecek hale geldiğini ve  duvarların hangi yöne doğru yapıldığı, hangi tarafın güvensiz olduğunu ve hangi tarafa aidiyetin gösterildiğini belirttiğini söyledi.“Göçe karşı duvarlar”Göçün tarihsel bir olgu olduğunu ama zaman zaman ivme kazanabildiğini söyleyen Arıboğan, göçlerin ekonomik, sosyal veya politik nedenli olabileceğini de vurguladı.Aynı zamanda duvarların yerli halkın işlerini, kültürlerini, güvenliklerini ve kimliklerini kaybetmemeleri için savunma hattı olarak görüldüğünün de altını çizdi.Konuşmasında Çin'e ve Çin'in ekonomik yayılmasına karşı duvarlara dikkat çeken Arıboğan Napoleon'un Çin için söylediği “Uyuyan ejderhayı uyandırmayın, uyandığında her şey alt üst olacak” sözünü hatırlatarak yeni yüzyılın Atlantik'te değil, Pasifik'te şekillendiğini söyledi. Arıboğan, devamında Rusya'nın askeri yayılmasına karşı duvarlardan bahsetti ve Rusya'nın tarihi stratejisinin sıcak denizlere inmek olduğunu söyledi. Aynı zamanda Baltık ülkelerinin Rus sınırına duvar inşa etmesinin güvenlik amaçlı değil, NATO'nun sınırlarını belirleme amaçlı olduğunu vurguladı.“Dijitalleşmeye karşı Türkiye de önlem alacak”Konuşmasının devamında dijital yayılıma karşı duvarlardan bahseden Arıboğan, Çin ve Rusya'nın bu konuda ciddi bariyerler koyduğunu ve Türkiye'nin de bu konuda çok yakın zamanda önlem alacağını dile getirdi. Aynı zamanda duvarları aşmak için de kalınlaştırmak için de teknolojinin önemli olduğunu vurguladı.Arıboğan konuşmasının sonunda alarmda durmamız ve duvarları sağlam tutmamız gerektiğini söyledi.Seminer soru cevap bölümünün ardından sona erdi.

03 ARA 2018

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi Türk Toplumunda Yunus Emre ve Mevlana Etkisini Anlattı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü ve Sosyoloji Kulübü’nün düzenlediği “Türk Toplum Belleğinde Yunus Emre ve Mevlana Etkisi” adlı program Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi.Programın konuğu Türk tıp profesörü, iç hastalıkları uzmanı, yazar, şair Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’ydi.İlk olarak İslam inancında ve felsefesinde insanın kendini tanımasının önemli olduğunu ve Sokrates’inde kendini tanımayı kavramlaştırdığını ve cümleleştirdiğini söyleyen Hatemi, Sokrates’in bu vecizeyi delfi tapınağını ziyaret ettiğinde gördüğünü ve “Kim kendini tanırsa hakkı tanımış olur” hadisiyle de peygamber efendimizin bu gerçeği vurguladığını belirtti.“Yunus Emre tahsil görmemiş bir adam değil”İnsan kendini tanımalı, bunun içinde kendisine özel bir dikkatle bakmalıdır fakat kendini tanımak ve bazı şeyleri de öğrenmekle arif olunmamaktadır diyen Hatemi, eski devirde bilginle arif ayrılıyor, ezoterik bilgiye ulaşmaya çalışana bilgin değil, alim değil, arif deniyor. Bilgiyle gelişmeye çalışana, bir mertebeye ulaşana âlim deniyor. Yani âlimle arif biraz farklıdır. Arif olmak bir basamak, bir mertebedir. Herkes bilgi toplamakla ona ulaşamaz. Yunus Emre, böyle bir felsefenin devam ettiricisi, o zincirin bir halkasıdır. Gnostisizmin ortaya çıkardığı düşünür, şairdir. Yunus Emre tahsil görmemiş bir adam değil bilakis zamanında yapılacak kadar yüksek bir tahsil görmüştür.Yunus Emre yüksek binaların artması, teknolojinin gelişmesi fakat insan sevgisinin görünmez olduğu durumları da “Müslümanlar zamane yatlı oldu, Şeytanlar semireli kuvvetli” oldu sözleriyle anlatır dedi.“Yunus Emre ve Mevlana 13. Yüzyıl Anadolu’sunun iki din büyüğüdür”Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, Yunus Emre ve Mevlana 13.yüzyıl Anadolu’sunun iki din büyüğüdür. Mevlana’nın doğum yerinin Belh ve anadilinin Farsça oluşunun hiçbir şey değiştirmeyeceğini söyledi. Hatemi, Mevlana ve Yunus Emre’nin bu topraklara onur vermiş iki doruk olduğunu güçlü bir şekilde vurguladı. Mevlana ile Yunus Emre’nin kendisi içinde aynı yükseklikte iki doruk olduğunu ikisi arasında karşılaştırma yapan, bazen birini bazen diğerini göklere çıkaran veya birisini yerip öteki bizimdir diyerek irfan mertebelerini spor müsabakaları gibi görenlerin bu konuları anlamayan kişiler olduklarını belirtti.“Yunus Emre önemli bir kültür varlığıdır”“Yunus Emre önce Anadolu Türklerinin, sonra Türk dünyasının daha sonrada dünyanın önemli bir kültür varlığıdır. Öğrenim gördüğü halde halk diliyle de bağlarının koparmayan, bilgisi, sezgisi ve düşüncelerini ifade etme kabiliyeti son derece güçlü olan bir mutasavvıf ararsak bizim fikir ve şiir dünyamızda bu şartlara uygun ve kronolojik bakımdan da “ilk” olan kişi olarak Yunus Emre’yi görürüz.” diyerek Yunus Emre’nin Türk dünyasındaki önemine değindi.   Programın sonunda katılımlarından dolayı Hatemi’ye Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Abdulfaz Süleymanov tarafından plaket takdim edildi.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

27 KAS 2018

Prof. Dr. Sinan Canan: “Anlamlı bir neden ile dünyayı değiştirmek mümkün”

Red Bull Amaphiko’nun yoğunlaştırılmış eğitim programı olan  Red Bull Amaphiko Connect İzmir’e Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Sinirbilim Uzmanı Prof. Dr. Sinan Canan konuşmacı olarak katıldı.İki gün süren programda birbirinden farklı girişimciler, konuşmacılar ve yatırımcılar bir araya geldi.Sosyal girişimcilerin yol haritalarını çizmelerine yardımcı olması planlanarak düzenlenen programda Prof. Dr. Sinan Canan etkili bir konuşma yaptı.“Kendinize anlamlı bir neden bulunca dünyayı değiştirmek mümkün”Prof. Dr. Sinan Canan, “Yaratıcı Beynin Kodları” başlıklı konuşmasıyla sosyal girişimcilere tavsiyelerde bulundu. Canan, “İnsan kendisini doğaya karşı koruyabilecek bedensel şartlara sahip olmayan tek canlı. En başta bu yüzden düşünmeye başlar ve hayatta kalabilmek için zihnini zorlar; kıyafet üretebilir, ateşi bulabilir. Aynı insanın kendisine bahşedilen en büyük özelliği, olmayan bir geleceği hayal edip onu oluşturabilmeyi başarması. Ancak bu durumun kendisiyle duygusal olarak bağlantılı olması gerekiyor ki teşvik olsun. İşte bu yüzden insanın kendisine bir neden bulması gerekiyor. Zira neden bulan ve o nedeni anlamlı yapan kişi, dünyayı değiştirebilir, benzersizlik üretebilir. Çünkü insan öngörebilir, cesaret gösterebilir ve eğer vakit yatırırsa başarılı olabilir” ifadesini kullandı.Konuşmasının ardından Prof. Dr. Sinan Canan girişimcilerin sorularını yanıtladı.

22 KAS 2018

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Liderlik Psikolojisi”ni anlattı

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Seminerleri kapsamında "Liderlik Psikolojisi" başlıklı sunumunda başarılı liderlerin duygusal zekası yüksek, insan odaklı, iletişime açık, vizyon sahibi, cesur, motive edici özellikleri olduğuna dikkat çekti. Klasik, karizmatik ve bilimsel olmak üzere üç liderlik modeli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın liderliği hakkında karar verebilmek için o anki durumuna bakmamak gerekiyor. Geçmişine ve zaman içerisinde verdiği kararlara ve attığı adımlara bakmak gerekiyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda düzenlenen seminere İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencileri ilgi gösterdi.Prof. Dr. Arıboğan: “Liderlik psikolojisi, Politik Psikoloji’nin alanına giriyor”Seminerin açılış konuşmasını yapan İTBF Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, üniversitenin sadece derslerden ibaret olmadığını belirterek fakülte seminerlerinin bu açıdan çok önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Arıboğan, “Hepimizin uzmanlık alanı dışındaki konulara da önem vermemiz, bunlarla ilgili sohbetlere ve konferanslara katılmamız çok önemli. Öğrenciyi gerçekten öğrenci yapan, üniversiteyi gerçekten üniversite yapan şey de bu. Dağarcığımızı çok disiplinli, birbiriyle etkileşim halindeki bilim alanlarından demleyebildiğimiz bilgilerden oluşturabilmemiz önemli. Liderlik psikolojisi aslında Politik Psikoloji’nin alanına giriyor ki Politik Psikoloji, üniversitemizin butik anlamda psikoloji- psikiyatri alanındaki ağırlığını çok derinleştirebilen bir alan. Üniversitemizde de böyle bir merkez kurduk. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Politik Psikoloji anlamında da çok değerli bir isim. Siyaset psikolojisi üzerine hepimizin okuduğu, çalıştığı çok önemli belgelere imza atmış bir kişilik. Liderlik psikolojisi de politik psikolojinin en önemli alanlarından bir tanesi. Öğrencilerimizi Politik Psikoloji Merkezimizde çalışmaya da davet etmek istiyorum” diye konuştu.   Prof. Dr. Tarhan: “İnsanın kendi kendini yönetebilmesi liderliktir”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişilik ve Liderlik Stratejileri” başlıklı sunumunda liderlik konusunun politik psikoloji alanının bir konusu olduğunu ancak günümüzde önemli bir dönüşüm yaşadığına işaret etti. Prof. Dr. Tarhan, “Paradigma dönüşümü yaşanıyor. Kavramlar çok değişti, bilimsel liderlik üzerinde duruluyor. Birçok farklı açı var. Psikoloji biliminin getirdiği verilerle bazı sentezler yaparak bunları sizinle paylaşacağım. Bakıyorsunuz bir konuda çok başarılı olan bir lider başka konularda çok büyük hatalar yapıyor. Liderlik beraberinde birçok sorumluğu getiriyor. Kendi kendinin lideri olamayan bir insan bir ailenin lideri olabiliyor mu? Mesela annelik liderliktir. Babalık bir liderliktir. İnsanın kendi kendini yönetebilmesi bir liderliktir. Lider denildiğinde çok ağır sorumluluğu olan büyük bir kaygı oluşturan bir kavram algılanır. Hâlbuki liderlik günlük hayatımızda her zaman bize lazım olan bir şey. Liderlik genellikle çok uzağımızda bir kavram gibi algılanır oysa öyle bir şey değildir. Karar veren herkes liderdir. Kendini yöneten herkes liderdir” dedi.Liderlik çemberini döndüren güvendirLiderlik çemberi denilen kavrama işaret eden Prof. Dr. Tarhan, bu çemberin ortasında güven duygusunun bulunduğunu belirterek “Bir çemberi döndüren eksendir. Liderlik çemberini de döndüren güvendir. Lider güven uyandırmıyorsa liderlik yapamıyor. Güven üzerine değerler eklenmiş. Tecrübe eklenmiş, yetkinlik eklenmiş. Bu durumsal kesit. Zamansal kesitte ise tekrarlayan hareketler, tutarlılık, sürdürülebilirlik gibi kavramlar yer alıyor. Deneyimlerde uzmanlık, hızlı çözüm oluşturabilme, kişiselleştirme, bakış açısı geliştirme, ihtiyaçları anlama, güvenilirlik gibi özellikler liderliğin özellikleri arasında yer alıyor” diye konuştu.Einstein, başarılıydı ama iyi bir lider değildiNobel Fizik Ödüllü sahibi bilim insanı Einstein’ın başarılı, yetenekli ve zeki olmasına rağmen iyi bir lider olmadığını ifade eden Tarhan, “Yüksek zekâsı var, dahi, keman çalıyor ama duygusal zekâsı yerlerde sürükleniyor. Evliliğinin 10. Yılında eşine şöyle söylüyor; seninle evli kalmamı istiyorsan şikâyet etme, yemeğimi üç öğün odama getir, benden dostluk ve yakınlık bekleme diyor. Burada evde liderlik yapamamış, sonra ayrılmışlar. Başarılı ama mutlu değil, başarılı ama duygusal liderlik yapamamış. Bilimsel liderlik yapmış ama duygusal liderlik yapamamış” diyerek liderlikte duygusal zekânın önemine işaret etti. Duyguları kullanmanın liderlikte bu nedenle çok önemli olduğunu söyledi.Üç tip liderlik varLiderliğin klasik, karizmatik ve bilimsel olmak üzere üç tipinin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu lider tiplerinin ödül ceza yönetimi, kriz yönetimi, motivasyon, inisiyatif kullanma, fikir üretme, tecrübeden faydalanma, bürokrasi ile ilişki, iletişim yöntemi, iş yapma biçimi, sorun çözme biçimi, planlama yeteneği gibi çok çeşitli konularda farklı yöntemler kullandığını kaydetti.Klasik lider tavlayı, bilimsel lider satrancı severLider tiplerinin iletişim yöntemlerine değinen Prof. Dr. Tarhan, “Her üç lider de çalıştığı insanlarla iyi ilişki kurar, onları sever ancak klasik lider duyguları çok önemsemez. Hata yapmamak için büyümez. Tavlayı sever. Karizmatik liderin dinleyiciliği zayıftır. İletişimde savaşmayı arzular, futbol oyununu sever. Hızlı büyür kaybedince tam kaybeder. Kendi duyguları önceliklidir. Bilimsel lider ise iletişimde empatiyi, hem kendi hem karşısındakinin duygularını önemser. Satrancı sever            “ dedi.Sorun çözme biçimlerinde de farklılıkların ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Klasik lider sorundan korkar, pansuman yöntemlerle soruna yaklaşır, köklü adım atmak istemez. Karizmatik lider sorundan korkmaz, cesurdur. Sorunu hemen kökten çözmek ister ve önleyici hekimliğe önem verir. Bilimsel lider ise koruyucu hekimliğe önem verir. Sorunun çözümü ile birlikte tekrarlanmamasına daha çok önem verir” diye konuştu.Trump karizmatik, Fatih Terim karizmatik ve bilimsel liderProf. Dr. Nevzat Tarhan, bir soru üzerine ise ABD Başkanı Donald Trump’un karizmatik lider tipinde olduğunu belirterek “Karizması var. Kendi şahsi birikimine, yüksek motivasyonu ve gayretiyle ciddi bir etkileme gücüyle belli bir noktaya gelmiş. Fatih Terim, zaman zaman takım başarısını yüceltiyor ama bireysel olarak baktığımız zaman kendini ön plana çıkaran bir tarzı var. Mesela takımın onu sevmesi, zaman zaman karizmatik zaman zaman da bilimsel liderliği kullandığını gösteriyor. Bir insanın liderliği hakkında karar verebilmek için o anki durumuna bakmamak gerekiyor. Geçmişine ve zaman içerisinde verdiği kararlara ve attığı adımlara bakmak gerekiyor. Bu özellikle kişinin özeleştiri yapabilme, eleştiriye tahammül gösterebilmesi o liderin bilimsel liderlik tipine uygun olduğunu gösterir. Eleştiriye kapalıysa daha çok karizmatik liderler oluyor. Bunlar çoğu zaman şanslı liderler oluyor. Doğru zamanda doğru yerde doğru kararlar verebiliyorlar. Klasik liderler ise bürokraside gördüğümüz lider tipleridir. Mevcudu korurlar, çok iyi çalışırlar. Misyon adamıdırlar. Ben burada bir elbise tarif ettim. Bunu kimlere giydirebilirseniz siz giydirin” diye konuştu.

19 KAS 2018

Üsküdar’dan sonra Harvard ve Yale Üniversitesinde okutuluyor

“Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, empati, duygusal zeka, sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerin artırılmasını hedefliyor. Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor. “Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, bireyin empati, duygusal zeka, stres ve sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerinin artırılmasını ve kişinin sosyal başarı konusunda hedefliyor.Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hayat başarısında akademik donanım, mesleki bilgi ve tecrübenin önemli olduğunu ancak insani ilişkilerin güçlü olması, empati kurma gibi özelliklerin de fark oluşturduğuna dikkat çekti.Üniversite olarak “iyi insan” yetiştirmeyi amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Akademik donanımın yanı sıra öğrencilerimize Proje Kültürü, İletişim Becerileri ve Pozitif Psikoloji derslerini zorunlu olarak veriyoruz. Harvard Üniversitesi’nin en çok tercih edilen dersi pozitif psikoloji. Çığır açan ders olarak web sitelerinde duyurdular. Yale Üniversitesi’nde de Pozitif Psikoloji ders olarak müfredatta yer alıyor. Üniversite olarak biz 2012 yılından bu yana Pozitif Psikoloji bilimini ders olarak veriyoruz. Sadece akademik başarıyı önemsemiyoruz. Bu sayede sosyal başarı, mutluluk bilimini ve insani değerleri öğretmeyi hedefliyoruz. Harvard ve Yale Üniversiteleri bu dersi daha yeni vermeye başladılar” dedi.

12 KAS 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Tarihi dizilerden öğrenen bir toplumuz”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Seminerleri kapsamında, Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının  80. ölüm yıl dönümü nedeniyle  “Modernleşme, Toplumsal Değişim: Mustafa Kemal’in Tarihi Misyonu” semineri Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.Konferansa konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Namık Sinan Turan katıldı.‘Tarihi dizilerden öğrenen bir toplumuz!’ Konferansın açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı  Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan gerçekleştirdi.Kendi tarihimizi sadece dizilerden öğrenen bir toplum olmamızdan yakınan  Arıboğan, “Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk , anmaya değer bir siyasi kişilik, çok değerli bir devlet adamı ve son derece çarpıtılmış bir tarih içersine yaşadığımız için de onu bilimsel çerçevede değerlendirmenin çok önemli olduğunu düşündüğüm bir siyasi kimlik. Bugün, asistanlık yıllarımda öğrencim Prof. Dr. Namık Sinan Turan’ nın aramızda olması çok büyük bir şans çünkü tarihi dizilerden öğrenen bir toplumuz burası bir üniversite ve tarih çok özel belgesel niteliğinde çekilmediği sürece dizilerden öğrenilmez” şeklinde konuştu."Hiçbir lider hatasız değildir"Osmanlı İmparatorluk sisteminden Cumhuriyet devleti haline gelmemizin zorlu sürecinden ve Atatürk’ün üstün liderlik başarısından bahseden Arıboğan: “Uydurmasyon bir tarihin içersinde bir Osmanlı paşasının nasıl bir Cumhuriyet lideri haline geldiğinden bahsedicek. İmrarotorluktan homojen bir ulus devlete geçmek kolay değil. 20.yy’ın başları bütün dünya açısından çok çileli, yasla dolu, milyonlarca insanın evini, yurdunu terkettiği, soykırımlara herkesin maruz kaldığı, siyasi yapıların dönüşüp ulus devletleşmenin ön plana çıktığı bir dönem ve o dönemin içersinde yapılmakta olan belki tarihin en büyük yıkılışlarından birini yaşadı. Osmanlı ve Türkler onun içersinden bir cumhuriyet devleti çıkarttı. Bu anlamda çok değerli bir siyasi kişilik, bilimsel çerceve içerisinde analiz etmek lazım, kimseyi putlaştırmanın ve olağanüstü güçlere sahip noktasına getirmemek lazım. Hiçbir siyasi lider hatalardan maruz değildir, uzak tutulamaz. Mutlaka kişisel hayatında da siyasi kararlarında da hatalar yapmıştır ama nihai noktada ortaya çıkan şey de çok büyük bir başarıdır bunu da gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Onun için dünyanın en önemli siyasi liderlerinden bitanesi olarak tanımlayabilirim kendisini ve çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum” dedi.Açılış konuşmasının ardından İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Sinan Turan katılımcılara “Modernleşme, Toplumsal Değişim: Mustafa Kemal’in Tarihi Misyonu” konulu sunum gerçekleştirdi.Turan, Mustafa Kemal’in tarihsel misyonunun bu Osmanlı modernitesi dediğimiz hareketin içinde uzun ve çok karmaşık kompe süreci içinde nereye oturduğunu analiz etti.  Cumhuriyetin gelmesinin tanzimat toplumunda nasıl bir düşünce bıraktığına değinen Turan, Tanzimat hariciyesinin en önemli kalemlerinden biri olan Sadullah Paşaya ait olan bir beyit vardır; ‘Değişti belki esasından eski malumatname, kaldı şöhreti rumu beredap ne misli hatap’ yani bildiğimiz herşey o kadar değiştiki o kadim bilgeliğe ait bizim için kendimizi daha güvenli olduğumuzu hissettiğimiz o geleneksel dünya ya ait bilgi o kadar sorgulanır oldu ki herşey yerlebir oldu ve biz artık yeniden ve kimi zaman şaşırşıtı gelen yeni bir realiteyle uyuşmak zorunda kaldık.” şeklinde belirtti.“Hiçbir şey pasta dilimi keser gibi ortadan ayırarak bölünemez”İnsanlarda Cumhuriyet herşeyi yok etti, siyasal örgütlenmeyi ortadan kaldırdı algısının yanlış olduğunu dile getiren Turan, “Tarihçilerinde kabul ediceği gibi hiçbir şey pasta dilimi keser gibi böyle ortadan ayırarak, anlıyabileceğiniz şekilde basit bir indirgemecilikle anlaşılamaz. Çünkü süreklilik esastır” dedi.Resat  Nuri Gültekin’in Çalıkuşu romanının karakterlerinden örnek veren Turan, “İstanbullu bir konak kızının 20.yy’da Anadolu’ya gidicek kadar kendisini güçlü hissetmesini sağlayan şey modern yeni toplumsal örgütlenme biçimidir. Aslında modern Türkiye’yi inşa edenler Çalıkuşu’ndaki tüm karakterlerdir. Hep anlatılır; Mustafa Kemal Sakarya Savaşı’nın en çetrefilli döneminde çadırında Çalıkuşu okurmuş ve bize böyle (Feride karakteri gibi özgüvenli)  kadınlar lazım dermiş. Düşünsenize bu kadın modeli; Cumhuriyetin aydınlanmasını ve ilkelerini en ücra köşelere kadar taşır. Kadınları erkeklere ait dünyada kahvenin önünden başı dik şekilde geçiren şey bütün bu modernleşme sürecinin ve kadın hakları konusunda ortaya çıkan yeni toplumsal  anlayışın bir sonucudur. Ve bu bütün müslüman dünya için çok gözkamaştırıcı bir şeydir.’diyerek cumhuriyetin gelişinin kadın hakları üzerindeki etkisinden bahsetti.Konferans katılımcıların soruları ardından sona erdi.

07 KAS 2018

Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu

Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, merkezde politik meselelerin psikolojik köken ve yansımalarına ilişkin inceleme ve araştırmaların yapılacağını söyledi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulduğunu ifade etti.Politik meselelerin psikolojik köken ve yansımaları inceleniyorPolitik Psikolojinin, bireylerin duygu, düşünce ve davranışlarından başlayarak büyük grup kimliklerini oluşturan toplumsal tutumlara ve oradan siyasal yaşama uzanan bir çerçevede politik meselelerin psikolojik köken ve yansımalarını inceleyen bir bilimsel disiplin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, şunları söyledi:“Bu disiplinin en belirgin özelliği, psikoloji ve siyaset bilimini odak almakla birlikte sosyal antropolojiden, tarih, sosyolojiden, hukuk ve teolojiye kadar birçok bilimsel alanı kavrayan inter-disipliner bir karaktere sahip olmasıdır. Alan çalışmaları büyük grup kimliği, liderlik çalışmaları, politik travmalar, çatışma analizi ve çözümü gibi alanlarda yoğunlaştığı gibi uluslararası ilişkilerin psikopolitik çözümlemeleri gibi konularla da ilgilidir. Politik psikoloji alanı siyasi zemini, toplumsal kimlikler, çatışmalar, ittifaklar bazında birleştiren ve ayıran fay hatlarına odaklanır.”Politik Psikoloji, toplumsal psikanaliz yapıyorPolitik Psikoloji disiplininin, toplumsal kırılmalara yol açan psikolojik nedenleri psikanalitik bir bakış açısıyla inceleme eğiliminden dolayı tarihselci ve kökene yönelik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Tıpkı bir bireyin psikanalize tabi tutulması gibi, toplumları da hafızalarındaki travmatik ve belirleyici olaylarla, geçmiş deneyimlerle oluşturdukları birikimlere yönelik bir değerlendirmeye tabi tutar. Nedensellikleri ve tekrarlayan pratikleri bulmaya çalışır” dedi.Geniş bir uygulama alanına sahiptirPolitik Psikolojinin oldukça geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıboğan, “Siyaset bilimi ve psikolojinin yanı sıra sosyal antropoloji, tarih, sosyoloji, psikiyatri, uluslararası ilişkiler, ekonomi, sanat ve felsefe gibi alanlarla da yakın ilişki içerisindedir. Çatışma çözümü, barış süreçleri, iç savaşlar, terörizm, siyasal seçimler, lider analizleri gibi güncel konuların dışında, ulusal kimliklerin oluşumunda seçilmiş zaferler ve travmalar, toplumsal değişimlerin psikolojik etkileri, büyük grup kimliklerinin oluşumu, etnik ve mezhepsel bölünmelerin kökenleri gibi daha geniş kapsamlı ve derin konularla da ilgilenir” diye konuştu.Politik Psikolojinin araştırma alanlarıProf. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Politik Psikoloji alanındaki araştırmalara örnek olarak bazı konuları şöyle sıraladı:Büyük grup kimliklerinin oluşumu ve dinamiği; kitle psikolojisiSeçilmiş zafer ve travmalar; yas ve iyileşmeGöç ve göç psikolojisi; yerlilerin ve göçebelerin psikolojik kırılma noktalarıEtnik kimlikler; ben ve öteki ayrımıTerörizmin psikolojik temelleriLiderlerin psikolojik motivasyonları ve izleyenlerin psikolojisiPolitik, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin psikodinamiği.İç savaşlar, soykırım, katliamlarKitle iletişim araçlarının toplumsal psikolojileri etkileme yollarıKamu diplomasisi ve psikolojik araçlar; propaganda

06 KAS 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan öğrencilerle bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Pendik Kurtköy Doğa Koleji öğrencilerine "Uluslararası Politikaya Bakış" konferansı verdi.Yaklaşık 280 lise öğrencisinin katıldığı konferansta Arıboğan, ülkelerin siyasi tutumları, terör saldırıları ve endüstri 4.0’ın getirdiği avantaj ve dezavantajlardan anlattı.Öğrencilerin endüstri 4.0’a uyum sağlayacakları hakkında bilgiler paylaştı.Yoğun katılımın olduğu konferans soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

05 KAS 2018

Sosyal İlişkilerin İyileştirici Gücü kitabı raflardaki yerini aldı

Sağlıklı sosyal ilişkiler kurmanın yollarını göstermeye rehber olacak kitap Üsküdar Üniversitesi yayınlarından çıktı. “Sosyal İlişkilerin İyileştirici Gücü” isimli kitap kültürümüzde de çok önem verilen sosyal ilişkilerin pratik uygulamalarını sunuyor. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan kitapta sosyal yönlerden tam bir iyilik hali” ifadesi çerçevesinde sunuyor.“Birlikten güç doğar” atasözünde ifade edildiği gibi zorluklar paylaşılarak aşılır.Tanışmak, anlaşmak, paylaşmak… Güzel bir paylaşımın arkasından anlayış, güven ve huzur gelir.Özellikle olumlu güçlü duyguların dışa vurulmaması, bastırılıp görmezden gelinmesi ve içe hapsedilmesi durumunda bağışıklık sistemi gücünü koruyamamaktadır.Kendimize güven duyup, duygularımızı pozitif bir bakış açısıyla ifade ettiğimiz durumlarda ise hastalanma ihtimalimiz azalmaktadır.Bu sebeplerle, duygularımızı dışa yansıtıp sağlıklı olabilmemiz için güçlü sosyal ilişkiler kurmaya ihtiyacımız vardır.Kaliteli sosyal ilişkiler sağlığı olumlu yönde etkilemekte, bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve stresi önlemektedir.Başka bir ifadeyle, iyi sosyal ilişkiler vitamin etkisi, kötü sosyal ilişkiler zehir etkisi yapmaktadır.Araştırmalar, kişinin, yakınında yaşayan mutlu bir arkadaşa sahip olması, onun mutluluk seviyesini % artırabileceğini göstermektedir.Olumsuz sosyal ilişkiler ise sağlığın giderek bozulmasına sebep olmaktadır.Bu eserde, sağlıklı sosyal ilişkiler kurmanın yolları, Dünya Sağlık Örgütünün sağlık tanımında geçen “sosyal yönlerden tam bir iyilik hali” ifadesi çerçevesinde sunulmaya çalışılmıştır.Yazar, bizim kültürümüzde de çok önem verilen sosyal ilişkilerin pratik uygulamalarını sunuyor.Üsküdar Üniversitesi Yayınlarının 12’nci çalışması olan kitabın editörlüğünü Fatma Özten yaptı. Kapak ve Grafik tasarımını Cemile Kocaer’in yaptığı kitap raflardaki yerini aldı.

05 KAS 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “İnsanlar taşıdıkları kalemler ile özdeşleşiyor”

Dünyaca ünlü prestij kalem üreticileri, koleksiyonerleri ve sanatçıları Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Penfest’te bir araya geldi. Etkinlikte “i” söyleşisini Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan gerçekleştirdi.“İnsan çocukluk zamanında yazının kıymetini bilmiyor”Akademik hayata başlama vuruşunu kalem ile yaptığını belirten Arıboğan, yazının bir konuşma biçimi, bir söyleme biçimi olduğunu ve insanın çocukluk zamanında söyleme biçimi olarak yazının kıymetini anlamadığını yazmak yerine konuşmayı tercih ettiğini ifade etti. Arıboğan, bilgisayarı sonradan öğrenen jenerasyon için yazının ve kalemin önemini belirtirken, kalemin diplomasi ile ilişkisine değindi.“İnsanlar taşıdıkları kalemler ile özdeşleşiyor”Arıboğan, kalemden bahsederken konunun yazmanın, çizmenin ötesinde olduğunu kalemin daha sembolik anlamlar taşıdığını belirtti. Kalemi taşıyan insanların taşıdıkları kalemin komitesine dâhil olduklarını, kalemin kimliğini taşımaya başladıklarını, belli bir sosyal grubun üyesi haline geldiklerini ve insanların zaman içerisinde taşıdıkları kalemler ile özdeşleştiğini ifade etti.Diplomaside yazının ve kalemin önemine değinildiYazının geçmişten günümüze kullanımına değinen Arıboğan, uluslararası ilişkiler ve diplomaside yazının kalıcılığının önemine ve verilen sözlere sadık kalınması açısından kalemin önemine vurgu yaptı. Amerikan başkanlarının önemli yasaları çok fazla kalem ile imzaladığını ve sonrasında kalemleri emek vermiş insanlara hediye ettiklerini belirterek Lozan Antlaşmasını imzalayan kalemin Mustafa Kemal Atatürk tarafından İsmet İnönü’ye verildiğini ifade etti.“Kalem üzerinden suikast girişimi dahi yapılabilir”Arıboğan, diplomatların dolma kalem kullandığını bu nedenle aldıkları kararları önce düşünüp sonra yazmaları gerektiğine ifade ederek böylece alınan yanlış karar sonucu metnin üstünü karalamanın hata yapmak anlamına geldiğine ve kalemin diplomasideki önemini vurguladı. Arıboğan, aynı zamanda kalem üzerinden suikast girişimi dahi olabileceğini belirterek tarihte kalem üzerinde yapılan suikast girişimlerine değindi.Arıboğan, söyleşi sonunda etkinlik alanını gezdi ve katılımcılar ile fotoğraf çektirdi. 

02 KAS 2018

Cumhuriyet, Türkiye’yi çağdaş uygarlığın bir parçası haline getirmiştir

Cumhuriyet’in ilanının 95. yıl dönümünde Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen panelde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında siyasi, ekonomik ve sosyal alanda yaşadığı olaylar ele alındı. Prof. Dr. İhsan Güneş, Türkiye Cumhuriyeti’nin zorlu şartlarda kurulmasına rağmen eğitimden sağlığa, iktisadi kalkınmadan kadın erkek eşitliğine kadar pek çok alanda önemli atılımlar yaptığını söyledi. Güneş, “Cumhuriyet, Türkiye’yi çağdaş uygarlığın bir parçası haline getirmiştir” dedi.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından Cumhuriyet’in ilanının 95. yıl dönümü münasebetiyle “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye’nin Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Varlığı” başlıklı panel düzenlendi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen panelde Dr. Rifat Uçarol, Prof. Dr. İhsan Güneş ve Prof. Dr. Vahdettin Engin, Cumhuriyet’in ilan edildiği yıllardan bugüne kadar geçirdiği süreç siyasi, ekonomik ve toplumsal açılardan değerlendirildi.Dünden bugüne Cumhuriyet Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hadiye Yılmaz Odabaşı, moderatörlüğünü yaptığı panelde bugünkü Türkiye ile eski Türkiye’yi karşılaştıracaklarını belirterek “Misafirlerimiz Türkiye’de dünya tarihi denildiğinde ilk akla gelen isim Dr. Rifat Uçarol.  Cumhuriyet tarihi literatürüne sayısız çalışmalarıyla katkı yapmış, bilhassa Cumhuriyet hükümetlerini kendisinden öğrendiğimiz Prof. Dr. İhsan Güneş. İkinci Abdülhamit ve devrim çalışmalarıyla tanıdığımız artık çalışmalarına Cumhuriyeti de yansıtmış bir hocamız; Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin. Hep birlikte 80-90 sene evveline gideceğiz. O zamanki genel manzarayı hatırlayacağız” dedi.Cumhuriyet sanayileşmeye önem vermiştirTürkiye Cumhuriyeti’nin zorlu şartlarda kurulmasına rağmen eğitimden sağlığa, iktisadi kalkınmadan kadın erkek eşitliğine kadar pek çok alanda önemli atılımlar yaptığını belirten Prof. Dr. İhsan Güneş, “Cumhuriyet sanayileşmeye önem vermiştir. İzlediği devletçi politikayla bugün gururla benimsediğimiz müessese ve tesisler kurmuştur, oluşturmuştur. Sağlık bakımından baktığımızda son derece önemli sıkıntılar vardır. Doğru düzgün hastaneleriniz yoktur, aşınız doktorunuz yoktur. Cumhuriyet bunları aşarak Türkiye’yi çağdaş uygarlığın bir parçası haline getirmiştir. Eksiklikler olmamış mı? Elbette var, dün de vardı, bugün de var. Gelecekte de olacak. Gelişmiş ülkelerin eksiklikleri yok mu? Elbette var. Bu eksiklikleri gidermek bize düşen bir görevdir. Cumhuriyeti korumak sözle olmuyor, Cumhuriyet’in ilkelerine sahip çıkarak geliştirmek, güçlendirmek gerekiyor. ” dedi.Atatürk, ülkeyi büyütecek arayışlar içerisinde olduProf. Dr. Vahdettin Engin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında zor bir dönem yaşandığını ama sonrasında coşkulu bir atılım olduğunu belirterek “Türkiye Cumhuriyeti, öncesinde bir imparatorluktur; Osmanlı devleti, son dönemlerinde zafiyet gösterse de Mustafa Kemal Atatürk bir imparatorluğun mirasçısı bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyetini de o konuma yükseltecek tarzda politikalar üretmeyi tercih etmiştir. Dış politikada özellikle öncelikle bölgesel güç haline gelmek, ondan sonra da eski güçlü ünlerine kavuşmuş bir Türkiye hayal ediyor ve bunu yapmaya çalışıyor. Bunu neden önemsiyor? Çünkü Türkler’in hakim olduğu bir dünyada adalet ve barış oluyor. O nedenle ülkeyi büyütecek arayışlar içerisinde olmuş” dedi.Atatürk uçak fabrikası yaptıCumhuriyetin ilk yıllarında birtakım hedefler olduğunu belirten Engin, “Bunlar aşama aşama gerçekleştirilmesi gereken hedefler. Dolayısıyla dış politika anlamında saygın bir ülke. İktisaden baktığınızda ise müthiş bir demiryolu havzası var. Hem daha önceki demiryollarını devletleştirme, yeni hatlar yapma şeklinde. Atatürk uçak fabrikası yaptı 1926’da, bizim uçak fabrikamız var. Eğer devam etseydi bugün Türkiye kendi yolcu uçaklarını yapabilen bir ülke olacaktı. 1947’deki Marshall yardımları ve birtakım gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin önü kesilmiştir. Nuri Demirağ diye çok değerli bir insan var. Hem demiryolu yapma anlamında hem de uçak fabrikası yapıyor. Yaptığı yolcu uçağıyla Çekoslovakya’ya ve Atina’ya gitti fakat Türk Hava Kurumu ısmarlamış olduğu uçakları satın almadı. Çünkü şöyle bir argüman ortaya koyuyor; ABD bana bedava verirken ben bunları parayla almayı izah edemem. Ama netice itibarıyla Atatürk’ün başlatmış olduğu hamleler iktisaden de son derece güçlüydü, çok sayıda fabrika yapıldı.” diye konuştu. Prof. Dr. Engin, tüm bu atılımların önemsenmesi gerektiğine ve sahip çıkılması gerektiğine dikkat çekti.Cumhuriyet ne kazandırdı?Cumhuriyet’in birçok şey kazandırdığını belirten Dr. Rifat Uçarol da “Cumhuriyet, Türkiye’yi ikinci dünya savaşına sokmamıştır. Bundan daha önemli bir kazanç olamaz. Milyonlarca insanımız belki ölecekti. Türkiye bugüne kadar gelebilmişse Atatürk’ün deyimiyle Cumhuriyet’in erdemi ve Türk halkına yakışan en güzel rejimin Cumhuriyet olmasından dolayıdır. Başta Atatürk olmak üzere onun kuşağı ve emeği geçenleri saygı ve minnetle anıyorum” dedi. Dr. Uçarol, Cumhuriyet döneminin en önemli özelliklerinden birinin de bilim ve sanat insanlarını en üst makamlara getirmesi olduğunu ifade ederek örnek olarak Yahya Kemal Beyatlı’nın Polonya ve sonrasında İspanya Büyükelçisi olduğunu söyledi.Panelin sonunda katılımcılar birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

30 EKI 2018

Üsküdar Üniversitesi 2018 Kartepe Zirvesinde

İlki 2017 yılında “15 Temmuz ve Dünya Darbe Düzeni” temasıyla düzenlenen Kartepe Zirvesi’nin ikincisi 26 – 28 Ekim tarihleri arasından “Göç, Mültecilik ve İnsanlık” temasıyla Kartepe’de gerçekleşti. 2 çalıştay, 2 açılış oturumu, 46 panel, 11 vaka kritik, 12 akademik panelde; Suriye, Filistin, Irak, Karabağ göçleri başta olmak üzere, göçün bütün boyutlarıyla ele alındığı  Kartepe Zirvesinde dünyanın pek çok ülkesinden akademisyenler, entelektüeller, STK temsilcileri, bölgesel ve uluslararası teşkilatların temsilcileri düşünce ve önerilerini paylaşma fırsatı buldu.Zirve’nin açılış konuşmalarını Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Yunanistan Eski Başbakanı George Papandreu, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger, BM Türkiye Mukim Koordinatörü Irene Vojackova Sollorano, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu gerçekleştirdi.Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun açılış konuşması yaptığı zirvede İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “21. yüzyıl hayal kırıklıklarıyla başladı. 2018-2019 yıllarında silaha ayrılan para 7 milyar dolar. Savaşlar vesayet savaşları üstünden oluyor. Bu yapılan mağdurluğa birilerinin dur demesi gerekiyor. Göç bizim için yeni bir şey değil. Hepsini vicdanımızla yönettik. Göçü dün bize öğretilenleri öğretirken geleceği de yönetiyoruz. Geleceğimizi de yönetiyoruz” açıklamasını yaptı.Kartepe Zirvesi’nin tecrübelerine göre kalıcı olacağını ifade eden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Mültecilik ve göç, tek başına bir ülkenin ya da bir kurumun çözebileceği bir sorun değil. Yakın dönemde 2. Dünya Savaşından daha büyük bir göç oldu. 70 milyon insan değişik sebeplerle yurdunu değiştirmek zorunda kaldı. Kaçak yollarla ülkemize gelen mültecileri suçlu ilan etmek yanlıştır. Göç bir gerçektir. Kontrollü göçü gerçekleştirmeliyiz” dedi.Suriyeli mülteci çocukların topluma uyumu önündeki engeller!Üç gün süren ve 31 ülkeden 184 bilim adamının katılımıyla gerçekleşen Kartepe Zirvesinde Üsküdar Üniversitesi de akademik katkıda  bulundu. Zirveye davetli konuşmacı olarak katılan Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Böülm başkanı Prof. Dr. Abulfez Süleymanov  “Göçmen Çocuklara Yönelik Politikalar” temalı panelde  Suriyeli mülteci  çocukların karşılaştıkları  toplumsal  uyum  sorunları ve bunlara yönelik çözüm önerilerinden bahsetti. Zorunlu göçmenlerin yaşadığı kimlik krizi, sosyal güvensizliğin ve savaşın yarattığı ahlaki çöküntünün çocukların kişilik gelişimini,  tavır ve değerler sistemini etkilediğini söyleyen Süleymanov mülteci çocukların topluma uyum sorunlarını uyumunun önündeki engeller, uyumun öncelikli bileşenleri ve arabulucu bileşenler olacak şekilde üç kategoride ele alarak değerlendirdi.Konuşmanın son bölümünde Üsküdar Üniversitesinin mülteci çocukların toplumsal uyum sürecine  yönelik yaptığı akademik yayın, konferans ve projelerden örnekler sundu.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü araştırma görevlisi Gizem Kurban “Ekonomi Ve İş Gücüne Katılım “ başlıklı panelde İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel”le birlikte gerçekleştirdikleri “Suriyeli Küçük Esnafların Yerel ve Ekonomik Entegrasyona Katkıları, İstanbul / Sultanbeyli İlçesi Örneği”  başlıklı alan araştırmasının sonuçlarını paylaştı.

26 EKI 2018

TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Üsküdar Üniversitesi’nden Fahri Doktora

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, günümüzde insanların ve kurumların artık belirledikleri alanlarda referans gösterilecek işler yapmaya yöneldiğini belirterek “Üsküdar Üniversitesi'nin de bu çerçevede nöroloji, psikiyatri, psikoloji birlikteliğini gerçekleştirerek, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye'ye taşımaya çalıştığını görüyoruz” dedi.Davranış Bilimleri ve sağlık alanında Türkiye'nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi 2018-2019 Akademik Yıl Açılış Töreni, TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Törende TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahri Doktora unvanı takdim edildi ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından cübbesi giydirildi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen 2018-2019 Akademik Yıl Açılış Törenine TBMM Başkanı Binali Yıldırım, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. Erman Tuncer, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, Kadıköy Kaymakamı Dr. Mustafa Özarslan,  İl Halk Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Abdullah Emre Güner, Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Mustafa Ataş, Kredi Yurtlar İl Müdürü Cemil Bağlama katıldı.Prof. Dr. Tarhan: “Ar-Ge odağı olarak nörobilimi seçtik”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, törenin açılış konuşmasını yaptı. “Değişen Dünya ve Gençlik” başlıklı akademik yılın ilk dersini veren Tarhan, 7. Akademik Yıl Açılışını gerçekleştirdiklerini üniversitenin 14 bin mezun verdiğini, 5 fakülte, 1 sağlık meslek yüksekokulu ve enstitülerde 19 bin civarında öğrencilerinin bulunduğunu söyledi. Bir vakıf üniversitesi olarak en iyiyi yapmaya çalıştıklarını belirten Tarhan, üniversitelerin 4 önemli fonksiyonu olduğuna dikkat çekerek “Meslek edindirme, toplumu bilgilendirme, Ar-Ge yapmak ve bilginin ürüne dönüştürülmesini sağlamak. Biz bu dördüne birlikte yönelmeye özen gösteriyoruz. Üniversite olarak Ar-Ge odağı olarak nörobilim üzerine çalışıyoruz” dedi.Niyetin nörobiyolojisi araştırılıyorDünyada şu anda niyetin nörobiyolojisinin araştırıldığını ifade eden Tarhan, “İnsanın karar verme bölgesi aynı zamanda niyet bölgesi. Neye niyet ediyorsanız, beyniniz bir şeyi hayal ettiği zaman mesela yemek yemeyi hayal ederken beynin o bölgesi, yemek yiyormuş gibi çalışıyor. Bunun için niyetlenmiş davranışın insanların davranışında temel davranış olduğu biliniyor. Bu bizi pozitif psikoloji çalışmalarına götürdü, ahlakın nörobiyolojisine götürdü. Kişi niyetlediği zaman beynin ayna nöronları çalışıyor. Bu nedenle niyetlenmiş davranış, artık bilimsel bir kategori. Sadece edebiyatçıların ve dil bilimcilerin ele alabileceği bir konu değil, psikoloji biliminin de konusu. Şu anda Harvard Üniversitesi’nde pozitif psikoloji dersi okutuluyor” dedi.Üsküdar Üniversitesinde 2012’den bu yana pozitif psikoloji dersinin zorunlu dersler arasında olduğunu ifade eden Tarhan, “Bu derste insani değerleri öğretiyoruz. Pozitif Psikoloji kuramı sanki Mevlana’dan alınmış, sistematize edilmiş, metodoloji haline getirilmiş, bilimsel gerekçelerle anlatılıyor ama maalesef referans vermemişler. Bu da bizim kusurumuz” dedi.Eleştirisel düşünceden vazgeçmek, düşüncenin ilerlemesini durdurduOsmanlı’nın sanayi devrimini kaçırmasının nedenlerine değinen Prof. Dr. Tarhan, “18. Yüzyılda medreselerden mantık, matematik, astronomi, felsefe dersleri kaldırıldı. İbni Sina, İbni Rüşt, İkinci Aristo denilen Farabi eğitimden çıkarıldı. Ortaçağ’da Avrupa eleştirisel düşünce okuluna başlamışken vakıf korumasındaki medrese eğitiminde eleştirisel düşünceden vazgeçerek korumacı davrandı. Düşüncenin ilerlemesini durdurdu” dedi.Eleştirel düşünmeyi öğretmek gerekiyorProf. Dr. Tarhan, eleştirel düşüncenin mekteplerde öğretilmesinin önemine işaret ederek “Din eğitimi ile pozitif bilimlerin beraber verilmesi burada çok önemli. Düşüncenin ilerlemesini sağlamak açısından. Eleştirebilen ve sorgulayabilen bir kuşak yetişmesi bu açıdan önemli” dedi.Değer içerikli eğitim önemliYapay zeka konusunun dünya genelinde konuşulan bir konu olduğunu, şu an hem Batı’da hem de Doğu’da bir medeniyet krizi yaşandığını belirten Tarhan, “Bununla ilgili değişen bir gençlik var. Değer içerikli bir eğitim olması önemli. Yardımseverliği, bağışlayıcılığı, iyi insan olmayı öğretebilmek önemli. Yeni yetişen gençleri böyle kazanabiliriz” dedi.Gençlerin psikolojik ihtiyaçlarına karşılık vermeliyizGünümüzde gençlerin üç kırılgan noktasının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç kuşakta adalet beklentisi yüksek. Buyurgan yaklaşımdan nefret ediyorlar ve özgürlük beklentileri yüksek. Gençlerin bu beklentilerine ve psikolojik ihtiyaçlarına uygun biçimde karşılık vermezsek genç kuşaklarla aramızda bağlantı kurmak çok zor oluyor. Sultan Abdülhamid çok iyi liderdi, padişahtı. Güçlü bir askeri yapıya kadar büyük işler yaptı fakat bunu yaparken bir yerde bir açık verdi; o açık da genç kuşaklarla diyalog kuramadı. Bu nedenle yetiştirdiği çocuklar ona karşı oldular. Bu nedenle buradan ders alarak gençlerle duygusal bağ kurabilmeyi başarmamız gerekiyor” diye konuştu.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, fahri doktora gerekçesini okuduÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, fahri doktora gerekçesini okumasının ardından fahri doktora töreni gerçekleştirildi. Fahri Doktora gerekçesinde “Üsküdar Üniversitesi Senatosu’nun aldığı kararla; bugüne kadar gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk ve altyapı çalışmalarıyla, toplumu birleştiren kişiliğiyle ve ilkeli duruşuyla Türk siyasetine, demokrasimize ve Türk Halkına yaptığı anlamlı katkılardan dolayı TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahrî Doktora takdim edildiği belirtildi.TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a fahri doktora takdim edildiTBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahri Doktora takdim edildi ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından cübbesi giydirildi. Üsküdar Üniversitesi Hisseden İnsan Heykelinin de verildiği törende Yıldırım, bir konuşma yaptı.TBMM Başkanı Binali Yıldırım: “Bu gençler istikbalimizin umudu haline geliyorlar”Temelleri 1999 yılında NP Grup tarafından atılan Üsküdar Ünivesitesi’nde 4 fakülte, 5 enstitü ve 1 yüksekokulunda 19 binin üzerinde gencin eğitim gördüğünü ifade eden Binali Yıldırım, “Bu gençler aldıkları formasyon eğitimiyle, istikbailimizin umudu haline geliyorlar. Çünkü Üsküdar Üniversitesi; gerçekleri arayan pozitif bilimlerle; iyi, güzel ve doğruyu arayan sosyal bilimleri buluşturan bir üniversitedir. Arkadaşlarımız üniversitenin Türkiye'nin ilk davranış ve sağlık temalı üniversitesi olduğunu söylediler bana." diye konuştu.Üsküdar Üniversitesi, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye’ye taşımaya çalışıyorGünümüzde her alanda, her konuda iyi olmanın mümkün olmadığını, 'Her işi yaparım ağabey' döneminin artık tarihte kaldığını belirten Yıldırım, şunları söyledi:“İnsanlar ve kurumlar artık belirledikleri alanlarda referans gösterilecek işler yapmaya yöneliyorlar. Üsküdar Üniversitesi'nin de bu çerçevede nöroloji, psikiyatri, psikoloji birlikteliğini gerçekleştirerek, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye'ye taşımaya çalıştığını görüyoruz. Bu yönüyle diğer üniversitelerden ayrılan bir üniversite olduğunu da söyleyebilirim. Bu arada sağlık bilimlerini klasik alandan bilgisayar tabanlı gerçeğe taşımaya çalıştığı da bir gerçek. Üniversitenin bu vasfının psikoloji ve davranışsal sağlık bilimlerine ilgi duyan gençlerimize iyi hitap ettiğini söyleyebilirim. Evren, şehir manasına gelen üniversite yerelden evrensele ulaşmanın kapısıdır. Evreni bir bütün olarak kabul eder, insanlığın birikimlerinden yararlanarak farklı inanç, düşünüş ve yorumlarla yeni bir senteze ulaşmaya çalışır. Bu noktada ideolojik, doğmatik davranmamak çok önemlidir. Bilgiyi sistematik şekilde üretmek, akademik düşünceyi öğretip, analiz gücünü elde etmek için üniversitelere ihtiyaç olduğu aşikar. Farklılıkları zenginlik olarak görüp, iletişim ve istişare kültürünü geliştirerek, demokrasiyi olgunlaştırmak için yine üniversitelere ihtiyacımız var. Bu manada sağlık, mühendislik, sosyal bilimler gibi sahalarda, bilgi ve değer üreten üniversiteler insanlık ailesine çok büyük katkı sağlıyor.”Meclis Başkanı Yıldırım’dan Rektör Tarhan’a teşekkür  TBMM Başkanı Binali Yıldırım, “İlkelerini eleştiriye açık, özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı olarak ifade eden Üsküdar Üniversitesi’nin size çok müthiş imkanlar sunduğunu bugün yakından gördüm, şahit oldum. Bir kez daha bu üniversitenin düşüncesini ortaya koyan, gerçekleştiren başta Prof. Dr. Nevzat Tarhan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.Sosyal sorumluluk projelerini takdir ettiÜsküdar Üniversitesi’nin sadece akademik eğitim-öğretim ile meşgul olmayıp, toplumsal sorumluluk projeleri de gerçekleştirdiğini öğrendiğini de kaydeden Yıldırım, “Haydi Tut Elimi, Mutlu Yuva Mutlu Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları marifeti ile istismara uğrayan, barınma ihtiyacı olan yavrularımıza, gençlerimize el uzatıyor olmanızı da takdirle karşılıyorum. Toplumla bütünleşmek ve nazariyeden uygulamaya yönelmek işte budur. Toplumsal sorunlarımızı çözme noktasında faal bir şekilde sahada olmanızdan dolayı da ayrıca tebrik ediyorum” dedi.Bu yıllar sizin altın yıllarınız, iyi değerlendirin“Sevgili gençler, Türkiye’nin istikbalini korumasında, istikbale umutla bakmasında şüphesiz en iyi güvencemiz, güç kaynağımız sizlersiniz” diyen Binali Yıldırım, “Mutlaka üniversitedeyken bir dil öğrenin. Yazmayı, konuşmayı, her yönüyle bir dil öğrenin. Bu yıllar sizin altın yıllarınız. Eğer bu sıralarda öğrenmemişseniz, sonrası biraz daha zor oluyor. 45 yaşıma geldim, 2 sene yurt dışına gittim, çoluğu çocuğu bıraktım lisan öğrendim. İhtisas da yaptım. Ama buna ihtiyacımız var. Hangi mesleğin eğitimini alırsanız alın, eğer dünyaya açılmak istiyorsanız, dünyada ne oluyor, ne bitiyor anlamak istiyorsanız, mutlaka bir lisan öğrenin. 1 tane öğrenin, hangisi olursa olsun” tavsiyesinde bulundu.Meclis Başkanı Yıldırım: “Okumayı bırakmayın”Öğrenmenin yaşının olmadığını belirten TBMM Başkanı Binali Yıldırım, "Okumayı bıraktığınız an yaşlandınız demektir. İster 60, ister 20 yaşında olun okumak insanı genç tutar. Onun için gençler okuyacağız. Daha çok okuyacağız. Okumak insanları bir anlamda törpüler. Kavgacı kimliğini tamamen ortadan kaldırır. Okumak, her şeyi karşılıklı anlayışla halletmenin daha doğru olduğu noktasına getirir” dedi.Prof. Dr. Sevil Atasoy, cübbelerini takdim ettiTörende Akademik Yükseltme Cübbe Giyme Merasimi gerçekleştirildi. Törende doktor öğretim üyeliği, doçentlik ve profesörlük unvanı alan hocalara yeni cübbeleri takdim edildi.İlk olarak doktor öğretim üyeliğine yükselişi olan hocalara cübbeleri Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından takdim edildi. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji (İngilizce) Bölümü’nden Merve Çebi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü’nden Zeynep Bahadır Ağce, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Çetin Sayaca, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Eczane Hizmetleri Programından Sultan Mehtap Büyüker, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Laboratuvar Teknolojisi Programından Ebru Özkan Oktay, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Programından Feride Kulalı, Miraç Kamışlıoğlu, Özge Kılıçoğlu,  Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Programından Tuğba Kaman cübbelerini giydi.Prof. Dr. Mehmet Zelka, doçentlik cübbelerini giydirdiDoçentlik unvanı alan hocalara ise cübbeleri Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka tarafından takdim edildi. İletişim Fakültesi Medya ve İletişimi Bölümünden Feride Zeynep Güder, Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümünden Özgül Dağlı ve Dinçer Atlı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümünden Çiğdem Yazıcı, Psikoloji Bölümünden Işıl Göğcegöz Gül, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümünden Türker Tekin Ergüzel, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümünden Cemal Onur Noyan, Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Programından Mesut Karahan, Sağlık Yönetimi Bölümünden Tuğba Altıntaş, Radyoterapi Programından Hüseyin Ozan Tekin cübbelerini giydi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, profesörlük cübbelerini takdim ettiProfesörlük unvanı alan akademisyenlere ise cübbeleri Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından takdim edildi. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümünden Tunç Çatal, Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Nedret Hızel, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünden Defne Kaya, Odyoloji Bölümünden Arif Şanlı, Sosyal Hizmet Bölümünden Abdullah Karatay ve İsmet Galip Yolcuoğlu ile Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Programından Niyazi Beki’ye cübbeleri takdim edildi.ÜÜ TV’den canlı olarak yayınlanan tören sonunda birlikte hatıra fotoğrafı çektirildi.Tören sonrası öğle yemeğini de Üsküdar Üniversitesinde yiyen Binali Yıldırım’a Erzincan fasulyesinden yapılmış özel kuru fasulye yemeği ikram edildi.

25 EKI 2018

FEDEK akreditasyon belgeleri takdim edildi

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Türkçe-İngilizce, Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe-İngilizce ile Felsefe bölümleri FEDEK akreditasyon katılım belgeleri Merkez Yerleşke Senato toplantı odasında gerçekleştirilen törenle fakülte dekanlarına takdim edildi.Üsküdar Üniversitesi 5 farklı programla FEDEK akreditasyonu aldıFEDEK tarafından ilk kez genel değerlendirmesi yapılan birinci örgün öğretim lisans programları ile Nisan ayında 5 farklı programa akreditasyon verildiği belirtilmişti.Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi; Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinin Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) ile Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) programları, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinin Felsefe, Psikoloji (Türkçe) ve Psikoloji (İngilizce) programları yapılan değerlendirmeler sonucunda FEDEK Akreditasyonu almaya hak kazanmıştı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, FEDEK yönetim kurulu üyeleri Prof. Dr. Kenan İnan, Prof. Dr. Figen Kadırgan ve Üsküdar Üniversitesi öğretim üyelerinin katıldığı toplantıda akreditasyon belgeleri takdimi gerçekleşti.FEDEK Yönetim Kurulu tarafından Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a akreditasyon katılım belgeleri verildi.

15 EKI 2018

"Yeni Dünya Düzeni ve Geleceğin Haritası Konferansları"

BOLU (AA) - Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, "Suriye'de, Rusya kendi İsrail'ini kurdu. ABD'nin İsrail'i vardı. Şimdi bir tane daha İsrail kuruldu ve Rusya artık bir Akdeniz gücü." dedi.Uluslararası Vuslat Platformu tarafından Abant Tabiat Parkı'nda bulunan bir otelde bu yıl altıncısı düzenlenen Abant Buluşmaları kapsamında "Yeni Dünya Düzeni ve Geleceğin Haritası Konferansları" devam ediyor.Burada "Güç Dengeleri" konulu oturumda sunum yapan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, dünyada var olan politikalarla ortaya çıkan durumların hiçbir zaman ezeli ve ebedi olmadığını söyledi.Arıboğan, insanların ve devletlerin zor zamanlarında dinlenmeye çekilerek, yaşayıp nefes almaya, imkan bulduğunda da büyümeye ve gelişmeye çalıştığını anlattı.Eskiden Türkiye'de medya patronlarının gazetelerine attığı başlıklarla iktidarı belirlediğini ancak artık bu durumun tamamen farklı olduğunu ifade eden Arıboğan, "Kim olacağını, gazetenin başına atarlardı imzayı gelirdi ama bugün liderler gazetenin başına geleceğini tespit ediyor. Dünyanın her yerinde böyle dönüyor." diye konuştu.Arıboğan, konuşmasında teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan sosyal medya ve bunun hem kişi hem de devletler açısından önemi hakkında da bilgiler vererek, özellikle istihbarat servislerinin sosyal medya üzerinden linç kampanyaları başlatarak hedeflerindeki insanlara hem sosyal hem de ekonomik zararlar verebildiğini aktardı.- Rusya'nın Akdeniz'e açılma planlarıKonuşmasında, hem Ortadoğu hem de Türkiye'nin sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ortamıyla ilgili de değerlendirme yapan Arıboğan, bu durumdan en çok Rusya'nın fayda sağladığına dikkati çekti."Rusların askeri yayılması şu an durdurulabilir nitelikte değil." diyen Arıboğan, şunları kaydetti:"Karadeniz'in en büyük gücü olan Rusya, Suriye meselesiyle daha farklı bir boyuta ulaştı. Suriye'de, Rusya kendi İsrail'ini kurdu. ABD'nin İsrail'i vardı. Şimdi bir tane daha İsrail kuruldu ve Rusya artık bir Akdeniz gücü. Akdeniz karargahını zaten 2008'de açıklamıştı. Artık Rusya Akdeniz'in kalıcı bir unsurudur, gücüdür. Rusya bir Akdeniz devletidir."ABD'li din adamı Andrew Craig Brunson hakkındaki mahkeme kararı ve Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasına ilişkin de Arıboğan, "Brunson olayı aslında bu yeni dönemin ruhunu yansıtan bir olay. Kaşıkçı cinayeti de... Büyük bir ihtimalle öldürüldüğü anlaşılıyor. Öldürülme tehlikesi olan bir adam oraya niye gider. Suudi Konsolosluğunun yaptığı şey bambaşka bir noktaya gidiyor. Adamı öldürecek olan istihbarat servisi niye konsoloslukta öldürür. İstihbarat servisi evinde öldürür adamı, dünyada konsoloslukta kimse öldürülmemiştir, çünkü bilinir. Bu, ben yapıyorum. 'Ben yaptım ve oldu.' demektir." değerlendirmesinde bulundu.Kaynak: HabertürkHaber linki: https://www.haberturk.com/bolu-haberleri/16625021-yeni-dunya-duzeni-ve-gelecegin-haritasi-konferanslari

05 EKI 2018

Öğrenci oryantasyon programları tamamlandı

Üsküdar Üniversitesinin öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında bilgilendirmeler yapıldı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü öğrencilerle tanışarak birimleriyle ilgili üniversiteyi anlattı.

01 EKI 2018

Üsküdar Üniversitesi öğrenci oryantasyonu başladı

Üsküdar Üniversitesi 2018-2019 akademi yıl öncesi öğrencileri her yönüyle bilgilendiriliyor. Akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirilen oryantasyon programında üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları öğrencilere anlatılıyor.Oryantasyon programının ilki İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencilerine yönelikti. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans salonunda bir araya gelen öğrenciler üniversitenin çalışmalarına ve işleyişine ilişkin her yönüyle bilgilendirildi.“Üniversite yaşantısını lise yaşantısından farklılaştırın!”Programın ilk bölümünde Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan öğrencilere üniversitenin kapısından girerken ne hissedildiğinin önemli ama çıkarken hissedilenin çok daha önemli olduğunu vurguladı. Arıboğan “üniversite yaşantısını lise yaşantısından farklılaştırın, öncelikle persfektinizi geliştirmeye çalışın” dedi.“Geleceğe çok yakın duruyor olmanız lazım”Bilginin, kendini geliştirmenin ve diplomanın önemine de değinen Arıboğan,  “diplomanızı anlamlı kılacaksınız çünkü artık herkesle rekabet içindesiniz onun için çok hazır, çok donanımlı ve geleceğe çok yakın duruyor olmanız lazım o yüzden bu yolda birlikte yürümeye hoş geldiniz” dedi.Programın devamında Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü öğrencilerle tanışarak birimleriyle ilgili bilgilendirme yaptı.Oryantasyon programları diğer fakültelerle devam edecek.https://uskudar.edu.tr/afis/2018-2019%20-akademik-oryantasyon.pdf

18 EYL 2018

Sosyoloji’de çift ve yandal imkânı

 Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü, Psikoloji gibi birçok bölümde Çift Anadal (ÇAP) ve Yandal imkânları ile farklı alanlarda akademik eğitim fırsatı sunuyor.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü, Çift Anadal Programı (ÇAP) ve Yandal Programı ile farklı ilgi alanlarında akademik eğitim olanağı sunuyor.Çift Anadal Programı (ÇAP),  lisans programlarını başarı ile yürüten öğrencilerin ilgi duydukları ikinci bir lisans veya ön lisans programında eş zamanlı olarak ders almalarına ve lisans diploması almalarını sağlıyor. Yandal Programı ise lisans programlarını başarı ile yürüten öğrencilerin ilgi duydukları ikinci bir lisans programında eş zamanlı olarak ders alarak sertifika almalarına imkân tanıyor.İlgi alanlarına göre ÇAP olanağıGereken şartları taşıyan Sosyoloji bölümü öğrencileri bu lisans programlarından ÇAP yapabiliyor. Bu bölümler şöyle; Psikoloji, Psikoloji (İngilizce), Felsefe, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Sosyal Hizmet, Tarih, Reklam Tasarımı ve İletişimi, Yeni Medya ve Gazetecilik, Radyo, Televizyon ve Sinema, Halkla İlişkiler, Görsel İletişim Tasarımı, Medya ve İletişim SistemleriÖnlisans programlarından ÇAP yapılabiliyorSosyoloji bölümü öğrenciler, ilgi alanları doğrultusunda SHMYO’ya bağlı Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Sağlık Kurumları İşletmeciliği (İÖ), Çevre Sağlığı, Çocuk Gelişimi, Çocuk Gelişimi (İÖ), Çocuk Koruma ve Bakım Hizmetleri, Sosyal Hizmetler, Sosyal Hizmetler (İÖ), İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Sağlığı ve Güvenliği (İÖ) ve Sosyal Güvenlik programlarında ÇAP yapabiliyor.

14 EYL 2018

Üsküdar Üniversitesinin çalışmaları İngiliz dergisine konu oldu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümü öğretim yardımcısı Şehadet Ekmen ve öğrencileri Hatay’da yetimhanelerde yaptıkları çalışmalar ile İngiliz ChangeMarkers dergisine konu oldu.Mülteci yetim çocuklara terapi4 yıldır Hatay bölgesinde mülteci yetim çocuklarla saha çalışması yaptığını belirten Şehadet Ekmen, “bu kapsamda çalışırken bir gün çocuklarla ilgili bazı sıkıntılar gözlemledim. Çocuklar içlerine kapanık ve kimseyle konuşmuyorlardı. Biz de farklı bir şey yapalım istedik ve bundan tam 2 yıl önce krem sürerek grup terapisi yaptık. Kısa bir süre sonra da çalışmalar meyve verdi. Yurt müdürleri çocuklarda ciddi değişimler meydana geldiğini, çocuklarda güven duygusunun arttığını söyledi” dedi.“İngiltere projeye dâhil olmak istiyor”Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini de sahaya dâhil eden Ekmen, Humus yetimhanesi, şehit çocukları okulunu ziyaret ederek çocuklara grup terapisi uyguladı. Şu aşamada yaptıkları çalışmaların İngiltere’de ChangeMakers dergisine konu olduğunu ifade eden Ekmen, “dergi haberi savaş travması yaşayan mültecilere daha önce görülmemiş terapi yöntemi verdi. Şuan İngiltere bizimle beraber bu projeye dâhil olmak istiyor” şeklinde konuştu.

12 EYL 2018

Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Arıboğan: 12 Eylül darbesi dışarıdan desteklendi

Üsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, 12 Eylül darbesinin dış güçler tarafından desteklendiğini belirterek, "Bütün askeri darbeler dış desteklidir. Hiçbiri, sadece iç dinamiklerle hareket etmez. Dünyadaki bütün askeri darbeler için aynı şeyi söyleyebilirim. Türkiye'de olmuş ve olabilecek bütün askeri darbeler dış desteklidir." dedi.Prof. Dr. Arıboğan, Türkiye'de 12 Eylül 1980'de gerçekleşen darbenin ekonomik, siyasi arka planını ve darbeyi AA muhabirine değerlendirdi.Arıboğan, ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi sıkıntıların, ABD'nin, Kıbrıs müdahalesi sonrası Türkiye'ye uyguladığı ekonomik ambargonun, darbe sürecini hızlandırdığını söyledi.ABD'nin, Kıbrıs müdahalesi sonrası Türkiye'nin Sovyetler Birliği'ne yakın bir politika uygulayabileceğinden endişe ettiğini vurgulayan Arıboğan, şunları kaydetti:"Ecevit hükümetlerine karşı olumsuz bir tutum olduğu gibi Erbakan öncülüğünde şekillenen Türkiye'deki İslamcı düşünceye ve İslami siyasete karşı da tavrı vardı. Çünkü bir yandan 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali, bir yandan da İran devrimi söz konusu olmuştu. Yani uluslararası ortamda, Amerikalıları ve onların egemenliğini zedeleyebilecek, endişe verici gelişmeler vardı. Türkiye'nin de bu gelişmelerin bir parçası olabileceğinden çok endişe duymaya başlamışlardı ve silah ambargosunun yeterli olmadığını görüp, ekonomik birtakım zorlamalara da giriştiler." "12 Eylül öncesi ciddi bir siyasi istikrarsızlık vardı"Prof. Dr. Arıboğan, 12 Eylül öncesi, Türkiye'nin özellikle petrol ve türevi ürünlerin ithalatında çok ciddi sıkıntılar yaşamaya başladığını hatırlatarak, askeri darbenin sonrasında, Türkiye'nin, Batı kapitalist sistemiyle bütünleşmesinin söz konusu olduğunu ifade etti.12 Eylül öncesi ciddi bir siyasi istikrarsızlığın olduğunu dile getiren Arıboğan, şöyle konuştu:"Cumhurbaşkanının seçilmesine kadar problemler ortaya çıkmaya başlamıştı. Ciddi bir stabilite söz konusu değildi. Asker, Türkiye'nin uçurumun kenarına gittiğini düşünüyordu böylece darbenin en önemli ayaklarından biri de tamamlanmış oldu. Yani siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik, ekonomik problemler ve uluslararası konjonktürde meydana gelen değişimler. Sovyetler Birliği'nin ciddi bir atağa kalkması ve İran'da gerçekleşen devrim, Amerika Birleşik Devletleri'ni (ABD) böyle bir askeri darbeyi desteklemek, organize etmek yönünde hareketlendirmişti."Askeri darbelerin aslında ABD'nin uluslararası politika envanterinde kullandığı enstrümanlardan biri olduğunu ve halen kullandığını anlatan Arıboğan, bunu beğenmediği yönetimleri değiştirmek için hazırda tuttuğu askeri yapılar kanalıyla yaptığını söyledi. "Türkiye bir uçurumun kenarına bilerek getirilmiştir"Deniz Ülke Arıboğan, bunun sadece Amerika Birleşik Devletleri'ne mahsus bir husus olmadığına dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:"Türk ordusu nihai noktada NATO'nun bir parçası, bir NATO ordusu. Gerçekten de 12 Eylül askeri darbesi çok net bir biçimde dış dünya tarafından desteklenmiş, 12 Eylül öncesi provoke edilmiş ve Türkiye bir uçurumun kenarına gerçekten bilerek getirilmiştir. Halkın askeri darbenin ertesi günü çok derin ve ciddi bir ferahlama duygusuyla uyandığını kabul edelim. Çünkü o dönemlerde insanlar, çocuklarının ölümünden endişe ediyorlardı. Büyük bir güvenlik problemi vardı ve 5 bin civarında insan hayatını kaybetmişti.Sokaklar yaşanabilir gibi değildi. İnsanlar işlerini kaybediyorlardı, ekonomik problemler vardı. Askeri darbenin gerçekleşmesinin hemen ardından kimsenin de çok eleştirel baktığını düşünmüyorum. Zaten askeri darbe anayasası da yüksek bir oranla onaylanmıştı. Darbe öncesinin ruh hali bilinçli olarak şekillendirilmişti. Toplumsal psikolojiyi bilen, yönlendirebilen, istihbarat teşkilatları tarafından toplum buna hazır hale getirilmişti. Çok net bir biçimde dış destekli bir darbe olduğunu söyleyebilirim. Şunu da söyleyeyim, bütün askeri darbeler dış desteklidir. Hiçbiri sadece iç dinamiklerle hareket etmez. Dünyadaki bütün askeri darbeler için aynı şeyi söyleyebilirim. Dış destekli bir darbedir. Türkiye'de olmuş ve olabilecek bütün askeri darbeler dış desteklidir.""Çok güçlü, köklü bir yapımız olduğunu düşünüyorum"Askeri darbelerin hiçbir zaman bir çözüm olmadığına vurgu yapan Arıboğan, "Bazı sorunları çözmüş olabilir o dönemlerde ama sonrasında yarattığı sorunlar çok daha çözümsüz, çok daha derin problemler ortaya çıkartıyor." dedi.Arıboğan, Türkiye'nin demokratik kültürü benimseyerek her şeyi, her türlü sorunu bu demokratik araçlar yoluyla çözmeye çalışmasının çok önemli olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:"Çok güçlü, köklü bir yapımız olduğunu düşünüyorum. Gelir geçer zor dönemlerimiz olabilir, daha otoriter yönetimlerin, daha ciddi güvenlik problemler söz konusu olabilir ama şunu hiç unutmamak lazım; birinci öngörümüz doğruysa, yani bütün askeri darbeler eğer gerçekten dış kaynaklı olarak yapılıyorsa Türkiye'nin hayrına olmaz, başka birilerinin işine yarar. İyi gibi görünen birçok şey uzun vadeli kötü sonuçlara yol açar. 12 Eylül askeri darbesinin böyle bir yan etkisi olmuştur. O anda anarşiyi bitirmiş olabilir ama uzun dönemde Türkiye'nin bugün bile yaşadığı bazı sorunların temel kaynağının 12 Eylül'den kaynaklandığını söyleyebiliriz."Kaynak: Anadolu Ajansı

10 EYL 2018

Prof. Dr. Sinan Canan 2023'e Doğru Türkiye Eğitim Sistemi Bulma Konferansı’na katıldı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un ev sahipliğinde gerçekleşen 2023'e Doğru Türkiye Eğitim Sistemi Bulma Konferansı’na katıldı.Konferansta bilimden sanata, hukuktan medyaya, spordan iş dünyasına, sendikalardan düşünce kuruluşlarına kadar 21 farklı alandan 100’ün üzerinde eğitim gönüllüsü bir araya geldi.Konferansın açılış bölümünde konuşan Milli Eğitim Bakanı Selçuk, salonda çok farklı meslek gruplarından insanların bulunduğunu hatırlatarak, "Biz biraz araştırma için, sorgulama için, akıl için, kalp için buradayız. İyi ki buradasınız. Eğitim sadece eğitim değildir. Çünkü eğitim antropolojidir, nörobilimdir, biyolojidir, ilahiyattır, felsefedir." dedi.Açılış konuşmasının ardından katılımcılar, farklı salonlarda akşam saatlerine kadar sürecek çalışma gruplarına ayrıldı.Prof. Dr. Sinan Canan twitter hesabından “Hep birlikte Eğitim 2023 toplantısında beynimizde ve gönlümüzde ne varsa masaya döktük” paylaşımında bulundu.Konferansa Prof. Dr. Sinan Canan’ın yanı sıra, Esra Albayrak, iş insanı Ali Sabancı, Prof. Dr. Emrehan Halıcı, KADEM Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Prof. Dr. Ümit Meriç, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın, iş insanı Faruk Eczacıbaşı, Prof. Dr. Bilge Demirköz, Türkiye İzcilik Federasyonu'ndan Süheyla Subaşı, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu, Prof. Dr. Özgür Demirtaş, ressam Zeynep Çilek, yazar Şermin Yaşar, Prof. Dr. Kemal Sayar, Prof. Dr. Erol Göka, Yönetmen Semih Kaplanoğlu, teknik direktör Hikmet Karaman, Prof. Dr. Tansu Yeğen, Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır'ın da bulunduğu çok sayıda isim katıldı.

05 EYL 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan göreve başladı

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında çalışmalarıyla bilinen akademisyen Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Üsküdar Üniversitesi Rektör danışmanlığı görevine getirildi. Prof. Dr. Arıboğan, 1 Eylül itibarıyla görevine başladı. Arıboğan, “Politik Psikoloji Merkezi” ni Üsküdar Üniversitesinde hayata geçirmeyi hedefliyor.Akademik çalışmalarının yanı sıra medyadaki söylemleri ve kitapları ile de tanınan Arıboğan 1 Eylül 2018 tarihi itibarıyla Üsküdar Üniversitesinde  Rektör danışmanlığı görevine başladı.2016 – 2017 yılları arasında Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’de misafir öğretim üyesi olarak görev yapan Arıboğan halen Oxford Üniversitesi CRIC (Centre for the Resolution of Intractable Conflict) “Çatışma Çözüm Merkezi” nde kıdemli üye olarak çalışmalarını sürdürüyor.Arıboğan, “Politik Psikoloji Merkezi” ni Üsküdar Üniversitesinde hayata geçirmeyi hedeflediğini belirtirken, Üsküdar Üniversitesinin nörobilim ve psikoloji alanında ciddi derinliğe sahip bir üniversite olduğunu, kurulması halinde bu merkezin ülkeye büyük katkılar sağlayacağını söyledi.Deniz Ülke Arıboğan kimdir?Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayarak, 1995 yılında İskoçya’da bulunan St. Andrews Üniversitesi’nde Terörizm ve Uluslararası Güvenlik Okulunu bitirdi.Deniz Ülke Arıboğan; İstanbul Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Hava Harp Okulu ve Harp Akademilerinde dersler verdi. 2007-2010 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü, sonrasında da İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği görevini üstlendi. 2016 – 2017 Yılları arasında Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’de misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı.Oxford Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdürmeye devam ediyorProf. Dr. Deniz Ülke Arıboğan bir yandan da Oxford Üniversitesi CRIC (Centre for the Resolution of Intractable Conflict) merkezinde kıdemli üye olarak çalışmalarını sürdürüyor. Politik psikoloji perspektifinden güvenlik meselelerinin incelenmesi ve çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümü konusunda çalışmalarını yoğunlaştıran Arıboğan, bu amaçla kurulan uluslararası ve disiplinlerarası bir çalışma grubu olan IDI (International Dialogue Initiative) yönetim kurulu ve “Dünya Sanat ve Bilimler Akademisi” üyesi. Türkiye İş Kadınları Derneği’nin kurucuları arasındaTürkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD)’nin kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Yönetim Kurullarına Kadın” projesinin danışma kurulu üyesi olarak Türkiye’de ve dünyada kadının güçlenmesi projelerine destek veriyor.London Speaker Bureau’nun uluslararası konuşmacıları arasında olan Arıboğan’ın yayınlanmış çok sayıda ulusal ve uluslararası makalesi ve 10 kitabı bulunuyor.Kitapları arasında Çin’in Gölgesinde Uzak Doğu Asya, Geleceğin Haritası, Uluslararası İlişkiler Düşüncesi, Dil İnsanı Konuşur, Tarihin Sonundan Barışın Sonuna, Büyük Resmi Görmek ve Duvar’ı sayabiliriz.

05 EYL 2018

Prof. Dr. Sinan Canan’dan sağlıklı ve mutlu hayat reçetesi

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Avcılar Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezinde düzenlenen konferansta öğretmenlerle bir araya geldi.Prof. Dr. Sinan Canan, konferansta beynin sırları, gelişimi, insan beyninin neyi istediğini ve ergen beyninin nasıl çalıştığını anlattı. İnsanın sağlıklı ve mutlu yaşaması için sağlıklı hayat reçetesi de sunan Canan 5 madde sıraladı:- Sürekli hareket halinde olmak- Az yemek yemek- Sosyalleşmek- Stresten uzak durmak- Kişinin kendi içindeki sınırları aşmayı bilmesiBu maddelere ne kadar uyarsak o kadar mutlu olacağız diyen Canan, Albert Einstein’ın hayatından da örnekler verdi.“İçinizdeki çocuk ölürse yaratıcılığınız da ölür!”Öğretmenlerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta öğretmenlerle etkileşim halinde olan Canan içimizdeki çocuğun öldürülmesi halinde yaratıcılığın da öldüğünü o nedenle erişkinlerin içlerindeki çocuksu yanlarını hiçbir zaman kaybetmemeleri gerektiğinin altını çizdi.

29 AĞU 2018

İngilizce Psikoloji Bölümü öğrencimiz Ezgi Yıldız’ın büyük başarısı

Üniversitemizin İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi İngilizce Psikoloji Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Ezgi Yıldız, Erasmus Staj Programı kapsamında Almanya’nın bilişsel araştırmalara yönelik öncü kurumlarından Max Planck Institute for Human Cognitive and Brain Sciences’ta staj yaparak hem üniversitemizi ve de ülkemizi başarıyla temsil etti. Yıldız’a stajı sonunda enstitü tarafından doktora yapması da önerildi.“Üniversitemin sağladığı imkânlar sayesinde çalışmalara kolay adapte oldum”Staja başlamadan önce Üsküdar Üniversitesinde hem davranışsal hem de beyin görüntüleme tekniklerini kullanarak araştırmalar gerçekleştirme imkânı bulduğunu belirten Ezgi Yıldız, “Okuldaki hocalarımın ve üniversitemizin imkânlarının bana sağladığı bu tecrübeler sayesinde staja gittiğimde, hem araştırma süreçlerine hem de EEG kullanarak deney yapmaya kolay bir şekilde adapte oldum. Kullandığımız sistemlerin ve cihazların büyük ölçüde benzerlik göstermesi bana üniversitemizin nörobilim alanında ne kadar ileride olduğunu bir kez daha fark ettirdi” şeklinde konuştu.“Dünyaca ünlü bilim insanları ile tanıştım”İki buçuk ay süren stajı boyunca enstitüde gerçekleşen tüm eğitim ve workshoplara katıldığını dile getiren Yıldız, “dünyanın farklı yerlerinden gelen bilim insanları ile tanıştım ve içlerinden beni en çok heyecanlandıran isim beyindeki ayna nöronları keşfeden Prof. Dr. Giacomo Rizzolatti oldu. Aynı zamanda, dilin nöroanatomik gelişimini incelemekte öncü olan Prof. Dr. Angela Friederici, sosyal etkileşim esnasında gerçekleşen bilişsel süreçlerin araştırılmasında büyük bir payı olan Princeton Üniversitesinde profesörlük yapan Uri Hasson, bebeklerin bilişsel süreçlerinin incelenmesinde dünya çapında araştırmalar yapan Cambridge Üniversitesinden Dr. Victoria Leong’dan ders alma ve tanışma fırsatı yakaladım” dedi.“Doktora teklif edildi”Stajı sayesinde akademisyen olma hayaline bir adım daha yaklaştığını ifade eden Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:“Edindiğim tecrübeler doğrultusunda birçok araştırma projesi planladım, içimdeki merak ve öğrenme isteğini arttırdım. Stajım sonunda enstitü tarafından bana doktora pozisyonu teklif edilmesi benim için stajımı başarıyla tamamladığıma dair gurur verici bir işaretti. Erasmus Staj Programı sayesinde bana bu fırsatı sağlayan Üsküdar Üniversitesine, başvuru sürecinde yazdıkları referans mektuplarıyla ve beni araştırma projelerine katarak tecrübe kazanmamı sağlayan hocalarıma gönülden teşekkür ederim”.İnsanların; algılama, planlama, dil gelişimi gibi bilişsel yetenekleri ve bilişsel süreçler, sosyal etkileşim sırasında beyinde gerçekleşen değişimlerle ilgili araştırmalar yapılan Max Planck Enstitüsü’nde EEG, fNIRS, fMRI, MEG gibi nörobilimsel görüntüleme tekniklerinin geliştirilmesi ve bilişsel süreçlerin incelenmesinde kullanımının artmasına yönelik çalışmalar da gerçekleştiriliyor.

08 AĞU 2018

Prof. Dr. Sinan Canan “İbadet gibi gelecek hayali kurun!”

Üsküdar Üniversitesi Tercih ve Tanıtım Günlerinde akademisyenler aday ve aileleriyle buluşmaya devam ediyor. Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Canan “Beyin Ne İşe Yarar?” başlıklı sunumuyla aday ve aileleriyle bir araya geldi. “Beyni çöple beslersen çöp çıkar, gülle beslersen gül çıkar.”Prof. Dr. Sinan Canan beynin ne olduğunu, hangi işlevlerde bulunduğunu, insan beynini diğer canlılardan ayıran özellikleri ve beynimizi ne yöne doğru kullanırsak, beynimizin o tarafa doğru değiştiğini vurgulayarak “Beynin bir kuralı vardır, çöple beslersen çöp çıkar, gülle beslersen gül çıkar” diye konuştu.“Beynimiz duygusal bir sisteme aittir”Beynin duyu, hareket, ödül-ceza, sözel ve duygusal hafızalarını da örneklendirerek anlatan Canan, “Beynimiz duygusal bir sisteme aittir. Duygularını ilgilendirmeyen hiçbir şeyi öğrenmez ve kaydetmez o yüzden duyguları okumak ve duyguları eğitmek çok daha önemli” dedi.“Bugünden itibaren ne olur ibadet gibi, geleceğin hayalini kurun”Prof. Dr. Sinan Canan, beynin Mavi (İnsan), Kırmızı (Memeli) ve Yeşil (Sürüngen) olan 3 katmanını ne, nasıl ve neden ilişkilerini büyük insanların hayat hikâyelerini anlatarak örnek verdi. Canan, “Bugünden itibaren ne olur ibadet gibi, geleceğin hayalini kurun. Gelecekte ki ben ne yaparken mutlu gözüküyorum, bunu gözünüzle görün” diyerek aday öğrencilere tavsiyede bulundu.“Hiç kimse diplomasıyla hatırlanmayacak”Aklımızın, hikâyemizi yazabilme yeteneğimiz olduğunu ve bu hikâyeyi yazmanın yaşı, mesleği ve zamanının olmadığını, dengenin bizim elimizde olduğunu konforun dışına çıkmamız yani sınırlarımızı aşmamız gerektiğini ve yapılmamış bir şeyi yapmadan mutlu olamayacağımızın altını çizen Canan, “Hiç kimse diplomasıyla hatırlanmayacak. Hiç kimse mesleğiyle hatırlanmayacak. Herkes bu hayata kattığıyla, derdiyle hatırlanacak ve eğer sürekli konfor içinde kalıyorsa bunu yapamayacak” şeklinde konuştu.

07 AĞU 2018

Üsküdar Üniversitesinde Tarih Bölümü açılıyor!

Her geçen yıl, bünyesine yeni bölümler ekleyen Üsküdar Üniversitesi, 2018-2019 eğitim müfredatına Tarih Bölümünü de dâhil etti.Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hadiye Yılmaz Odabaşı, Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümü müfredatı ve bölümünün hedefleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.Odabaşı: “Tarihin hiçbir evresi diğerinden üstün değildir”Üsküdar Üniversitesinde verilecek tarih öğretiminin ana felsefesini değerlendiren Odabaşı, şunları söyledi:“Evvela en eski bilim olan tarihin bir süreklilik ve kopuş ilişkisi içerisinde ilerlediğini unutmamak gerekir. Türk tarihi, milat öncesinden günümüze uzanan yüzlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Eğer bu yüzlerce yıllık tarih bir süreklilik ve kopuş ilişkisi içerisinde değerlendirilmezse, sadece Osmanlı dönemini, eski Türk tarihini ya da Cumhuriyet dönemini kendi tarihi olarak kabul eden, realiteden uzak ve yüzlerce yıllık mirası reddeden bir tarih anlayışı ortaya çıkabilir.”Odabaşı, Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümünde, “Tarihin hiçbir evresini bir diğer evreye üstün görmeden”, bir zincirin halkası gibi geçmişten günümüze uzanan maddi ve manevi mirasımıza sahip çıkan bir öğrenim müfredatı benimsenmiş olduğuna işaret etti.Odabaşı: “Tarih disiplini etkin ve katılımlı vatandaşlık yeteneği geliştirir”Bireylerin ve toplumların ancak geçmişi bilerek dünyayı ve dünya içinde kendi yerlerini anlama yeteneği geliştirebildiğine değinen Odabaşı, tarih disiplininin, bireyin günümüzün karmaşık dünyasını daha iyi kavraması için ihtiyaç duyduğu geniş bilgi birikimini imkânlı kıldığını söyledi. Aynı zamanda tarih biliminin etkin ve katılımlı vatandaşlık için gerekli olan yaşam boyu öğrenme yeteneğini geliştirdiğini de vurguladı.3 öğrenciden 2’si %75 burslu Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümünü tercih eden üç öğrenciden ikisi, %75 burs ile Üsküdar Üniversitesinde tarih eğitimi alabilecek. Toplamda 30 kişilik kontenjan içerisinde, tarih bölümünü tercih edecek öğrenciler ile sağlam bir temel oluşturulması hedefleniyor. Odabaşı öğrencilerin Pedagojik Formasyon derslerini alarak öğretmenlik de yapabileceklerini kaydetti.Odabaşı: “Zengin Tarih Müfredatı”Üsküdar Üniversitesinin tarih öğrencilerine verilecek eğitimi hakkındaki hedeflerinden de bahseden Odabaşı, “Birinci yıl, tarih öğrencilerine kuram, yöntem ve tarihi malzemeye ulaşım gibi öğrenciyi öğrenme sürecine dâhil eden ve tarihî atmosferi öğrenciye teneffüs ettirmeyi amaçlayan bir ders programı planladık.Sonraki yıllarda da öğrencinin aktif katılımını vazgeçilmez gördüğümüzden temel tarih metinlerinin yanı sıra tarihî roman, hatırat, süreli yayın vb. yardımcı yazılı kaynaklar yanında plastik sanatlar, sinema ve müzik eserleri, görsel malzemeler, müze, arşiv, kütüphane ya da tarihî mekânlar desteğiyle programın niteliği zenginleştirilmiştir” dedi.

11 TEM 2018

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Üsküdar Üniversitesinde

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında çalışmalarıyla bilinen akademisyen Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Üsküdar Üniversitesi Rektör danışmanlığı görevine getirildi.Akademik çalışmalarının yanı sıra medyadaki söylemleri ve kitapları ile de tanınan Arıboğan 1 Eylül 2018 tarihi itibariyle Üsküdar Üniversitesinde göreve başlayacak.2016 – 2017 yılları arasında Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’de misafir öğretim üyesi olarak görev yapan Arıboğan halen Oxford Üniversitesi CRIC (Centre for the Resolution of Intractable Conflict) “Çatışma Çözüm Merkezi” nde kıdemli üye olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor.Deniz Ülke Arıboğan kimdir?Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayarak, 1995 yılında İskoçya’da bulunan St. Andrews Üniversitesi’nde Terörizm ve Uluslararası Güvenlik Okulunu bitirdi.Deniz Ülke Arıboğan İstanbul Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Hava Harp Okulu ve Harp Akademilerinde dersler verdi.2007-2010 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü, sonrasında da İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği görevini üstlendi.2016 – 2017 Yılları arasında Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’de misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı.Arıboğan halen Oxford Üniversitesi CRIC (Centre for the Resolution of Intractable Conflict) merkezinde kıdemli üye olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir.Politik psikoloji perspektifinden güvenlik meselelerinin incelenmesi ve çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümü konusunda çalışmalarını yoğunlaştıran Arıboğan, bu amaçla kurulan uluslararası ve disiplinlerarası bir çalışma grubu olan IDI (International Dialogue Initiative) yönetim kurulu üyesidir.Arıboğan aynı zamanda “Dünya Sanat ve Bilimler Akademisi” üyesidir.Deniz Ülke Arıboğan, Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD)’nin kurucuları arasındadır ve “Yönetim Kurullarına Kadın” projesinin danışma kurulu üyesi olarak Türkiye’de ve dünyada kadının güçlenmesi projelerine destek vermektedir.London Speaker Bureau’nun uluslararası konuşmacıları arasında olan Arıboğan’ın yayınlanmış çok sayıda ulusal ve uluslararası makalesi ve 10 kitabı bulunmaktadır.Kitapları arasında Çin’in Gölgesinde Uzak Doğu Asya, Geleceğin Haritası, Uluslararası İlişkiler Düşüncesi, Dil İnsanı Konuşur, Tarihin Sonundan Barışın Sonuna, Büyük Resmi Görmek ve DUVAR’ı sayabiliriz.

05 HAZ 2018

Üsküdar’dan Cambridge’e uzanan başarı

Üsküdar Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Melisa Aksu Cambridge Üniversitesinde Türkiye’yi temsil edecek. Cambridge Üniversitesinin düzenlediği gelişimsel bozuklukları üzerine çalışma programına katılacak olan başarılı öğrenci ÜHA muhabiri Rubaşa Ergin’e konuştu.“Türkiye’den bir kişi katılıyor”Öncelikle kısaca kendini tanıtır mısın bize?Üsküdar Üniversitesi’nde İngilizce Psikoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim.Yakın zamanda gideceğin programdan biraz bahseder misin?Cambridge Üniversitesi Psikiyatri Bölümüne gideceğim ve gelişimsel bozuklukları üzerine çalışma yürüten bir araştırma grubuyla çalışacağım. Bu programa her ülkeden bir kişi olmak üzere 20 kişi seçilebiliyor, Türkiye’den gidecek tek kişi benim. Bu programa, üç sene önce Üsküdar Üniversitesi Genetik Mühendisliği Bölümü ikinci sınıf öğrencisi olan, şuan da aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapan Sueda Tunçak katılmıştı. O bana bu konuda çok yardımcı oldu, pes etmemem konusunda beni sürekli teşvik etti. Ben de kesinlikle onun yolundan gitmek istiyorum.Bu fikir nereden çıktı, bu kararı nasıl aldınız?Öğrendiğim teorik bilgileri, bir araştırma ortamına dökmek ve pratik hayatta nasıl olduğunu görmek istediğim için araştırma programlarını araştırıyordum, daha sonra bu programa denk geldim. Üsküdar Üniversitesinde Öğr. Görevlisi Sueda Tunçak hoca bana bu konuda çok destek oldu. Onun bu programa daha önce katıldığını öğrendiğim ve bu programın kafamdaki çalışma ortamıyla da uyuştuğunu fark ettiğim için bu programa başvurmaya karar verdim.“Araştırma deneyimi kazanabilmek için programa başvurdum”Türkiye’de bu tarz bir program olmadığı için mi yurtdışını tercih ettin?Türkiye’de bu kadar kapsamlı ve lisans öğrencilerine araştırma deneyimi sunan bir program yok. Bu programın en önemli özelliği, daha önce böyle bir deneyiminiz olmasa bile, lisans öğrencisi olmanıza rağmen size araştırma deneyimi sunabilmeleri. Ben de, araştırma deneyimi kazanabilmek için bu programa başvurdum.Program sonrasında neyi hedefliyorsunuz?Ben, Sinir Bilimi konusunda uzmanlaşmak istiyorum. Zaten ilk önce, Sinir Bilimi araştırma programlarına bakıyordum ve çalışmalarımı da bu alanda yapmak istiyordum. Hala bu fikirdeyim.Bu program bittikten sonra, başka bir programa katılmayı düşünüyor musun?Bir sonraki sene, yeni çalışmalar ve araştırmalar yapabileceğim başka programların arayışı içerisine gireceğim. Bilgilerimi araştırma ortamına dökebileceğim herhangi bir program olabilir bu. Bir staj programı bile olabilir.“Sinir Biliminde uzmanlaşmak isteyen öğrencilere kapı açmak isterim”Türkiye’de böyle bir çalışmanın olmadığını söylediniz. Türkiye’de bu tarz programların öncüsü olur musunuz?Tabii yapmak isterim. Yeterli bir seviyeye gelince, lisans öğrencisi olup, araştırma deneyimi kazanmak isteyen ve Sinir Biliminde uzmanlaşmak isteyen öğrencilere bir kapı açmak isterim.Sizin gibi bu başarıyı elde etmek isteyenler olacaktır. Peki bu programa başvurmak için ne gerekiyor?Bu programa başvurmak için öncelikle lisans öğrencisi olmanız gerekiyor, bilime merakınızın olması ve İngilizcenizin iyi olması gerekiyor. Temel kriterler bunlardır. Daha sonra tabii, gideceğiniz okuldaki hocalara ve laboratuvar sorumlularına ne kadar istekli olduğunuzu ve neden bu alanı seçtiğinizi kanıtlamanız gerekiyor. Tabii çok çalışmak ve motivasyonunuzu sürekli yüksek tutmak da gerekiyor.Bu başarıyı kendi çabalarınla yakaladın değil mi?Evet bunları kendi gayretlerimle yaptım fakat bu zaman zarfında çok destekçim oldu. Üniversiteden hocalarımın yardımları çok. Özellikle başvuru süreci çok zor ve yoğundu benim için. Çünkü çok fazla hoca ile iletişime geçtim, bu çalışmayla ilgisi olan herkese yazmaya çalıştım. Hepsi kabul etmedi tabii, çok fazla ret cevabı aldım. Ama buradaki amaç, neden bu alanı istediğini ve bu alanda kendini geliştirme noktasında kararlı olduğunu göstermekti. Ben de birçok hoca ile konuştuktan sonra, en sonunda bu bölüm beni kabul etti. Programa başvurmadan önce, birlikte çalışacağım hocaya yazdım. O beni kabul ettikten sonra programa başvurdum. Bir niyet mektubu yazdım ve okuldan referans aldım. Bu işlemlerin sonucunda iki ay sürecek olan bu programa kabul görüldüm. Ayrıca orada barınma ve akabindeki tüm masraflarımı Cambridge Üniversitesi karşılayacak. Beni destekleyen Doç. Dr. Cumhur Taş hocama da çok teşekkür ediyorum.

11 MAY 2018

Değişik üniversitelerden psikoloji öğrencileri Üsküdar Üniversitesini ziyaret etti

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Kulübü öğrencilerinin düzenlediği “Psikoloji Öğrencileri Değişim Programı” adlı etkinlikte İstanbul’un farklı üniversitelerinden psikoloji öğrencileri, Üsküdar Üniversitesini ziyaret etti.Ayhan Songar Konferans salonunda bir araya gelen öğrencilere Psikoloji Kulübü Başkanı Hilal Akyüz ile konferans ve seminerler birim sorumlusu Elifnur Özovacık Psikoloji Kulübü’nün her yıl düzenlemiş olduğu etkinlikler hakkında bilgiler verdi.Katılımcı öğrencilerle beraber üniversitelerin çalıştaylarını karşılaştıran kulüp üyeleri, üniversite ikinci sınıf olan katılımcılara üniversite döneminde staj yapma imkânlarına ve ne tür yerlerde çalışabileceklerine hakkında bilgilendirme yaptı.Tanışma toplantısının ardından toplu fotoğraf çekilen öğrenciler, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba ile öğle yemeği yedi.Öğle yemeği ardından Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Yavuz Güler ile derse katılan öğrenciler, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümü öğrencileri ile vaka incelemesi yaptı.Haber-Fotoğraf: Meliha Balaman 

07 MAY 2018

Üsküdar Üniversitesinde “İyi İnsan Olmak” konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji, Felsefe ve Psikoloji Kulübü’nün düzenlediği “Görüyorsam, Duyuyorsam, Sorumluyum” adlı konferans Ayhan Songar konferans salonunda gerçekleşti.Bugün iyi olmak için ne yaptım!Konferansın açılış konuşmasını yapan Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Kurtoğlu, iyi olmanın insanın kendi içinde de sağlıklı bir şey olduğunu belirtip, kendimize “bugün iyi olmak için ne yaptım” sorusunu sormamız gerektiğine değindi.Kurtoğlu, “Biz insanlar idrak sahibi varlıklarız ve insan oluyorsak iyi insan olmak nedir bunu düşünmeliyiz” diyerek dünyayı da bunun gibi şeylerin kurtaracağını belirtti.“İyiliği kendimiz için de yaparız”Konuşmacılardan Öğr.Yrd. Nöropsikolog Şehadet Ekmen de, iyi insan olmak için empati ve sempati kavramlarının altını çizdi. Mülteci kamplarında Suriyelilerle yaptıkları yardımlardan da tecrübelerini paylaşan Ekmen “Yaptığımız her iyilik içimizdeki bir boşluğu doldurmak içindir yani iyiliği kendimiz için de yaparız” dedi.Ben kimim ve buraya neden geldim? Konuşmasına “İnsanın temelde iki sorusu vardır: “Ben kimim ve buraya neden geldim? Bunun yanıtını verebilen mutlu insandır” diyen Deliler Kahvehanesi kurucusu Ali Denizci ise konuşmasında kurumlar ve kendi hayatı üzerinden anlattıklarıyla iyilik konusunda önemli paylaşımlarda bulundu.Kurumlarının ilk olarak Unkapanı’nın da kendi deyimiyle “köpek bağlasan durmaz” denilecek derecede kötü durum da bir mahallede ve binada işlevine başladığını belirten Denizci “ilk başladığımızda 30 kadar aileye yardım ediyorduk. Daha sonra 150’ye çıktı ve sonraki zamanlar da gittikçe daha da tanındı. Geçen sene 16 milyon TL’nin üzerinde bağış yapmışız” dedi. Tüm gelirlerinin hayırseverlerden geldiğini de belirtip her konuda ihtiyacı olan insanlara yardım ettiklerini de sözlerine ekledi.Denizci, aslında oldukça zengin bir aileden gelmesine rağmen manevi bir boşluğa düştüğü bir süre ateizmi benimsediği ve en sonunda sokaklarda yaşayamaya başladığını söyledi. Hatta içinde yatak olan bir mezarda yaşadığını ve o süre boyunca hayatın anlamına dair düşünmeye devam edip yaşadığı çeşitli olaylar neticesinde de İslam’a yöneldiğini vurguladı. Bağımlısı olduğu alkolü ise 29 kez hastaneye yatarak tam olarak tedavi olduğunu anlattı.“Bu toprakların insanları çok merhametli”Mutluluk ve huzurun paylaşmaktan geldiğini belirttin Denizci “Eğer hayalleriniz maddi şeylerden ibaret ise büyümemişsiniz demektir. Tabi ki de okumalı ve para kazanmalısınız ama bunlar kalbinizde olmamalı” dedi.Bu toprakların insanlarının merhametli olduğundan da bahseden Denizci “yıllarca sokakta kaldım ama bir gün bile aç kalmadım, dünyanın çoğu ülkesine gittim. Nereye giderseniz gidin yurtdışında, insanlar muhakkak bir karşılık bekler ama bu topraklarda dini, ırkı ne olursa olsun insanlar eli açık ve paylaşımcı” dedi.Katılımlarından dolayı konuşmacılara Üsküdar Üniversitesi hatıra ormanına  adına dikilmiş fidan belgesi takdim edildi. Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

03 MAY 2018

Üsküdarlılar İngiltere’de buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji (İng.) Bölümü öğretim üyesi Dr. Asil Özdoğru İngiltere’deki Worcester Üniversitesi’ni ziyaret etti. Ortak projeler üzerinde görüş alışverişinde bulunan Özdoğru Worcester Üniversitesinde öğrenim gören Üsküdarlı öğrencilerle de bir araya geldi. Aynı zamanda Fakülte Erasmus Koordinatörlüğü görevini de yürüten öğretim üyesi Dr. Özdoğru yıllardır öğrenci değişimi gerçekleştirilen Worcester Üniversitesi'ni ve İngiliz kültürünü yerinde gözlemlemek üzere Erasmus+ programının öğretim elemanlarına sağladığı hareketlilik desteği kapsamında Worcester'a gitti.Bir haftalık ziyareti boyunca farklı derslere misafir konuşmacı olarak katılan Dr. Özdoğru Worcester Üniversitesi hoca ve öğrencilerine çalışmalarıyla ilgili sunum yaptı. Üsküdar Üniversitesinin de çalışmaları hakkında bilgiler aktaran Özdoğru, üniversitenin bir araştırma grup toplantısına da katılarak ortak projeler bağlamında görüşmelerde bulundu.Worcester Üniversitesinde bu dönem Erasmus programı kapsamında öğrenim gören Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (İng.) Bölümü öğrencileri Naz Atalay, Sümeyye Nur Külçe, Zeynep Dila Uzun ile mezun Halide Zeynep Aydın ile de bir araya gelen Dr. Özdoğru, öğrencilerin gözlem ve deneyimlerini dinledi ve kendilerine tavsiyelerde bulundu.Psikoloji alanında Türkiye’nin en fazla Erasmus anlaşması olan Üsküdar Üniversitesi tüm öğrenci ve personeline Erasmus olanakları sunmaya devam ediyor.İlgili öğrenci ve personelin ayrıntılı bilgi için Erasmus Koordinatörlerine ve Erasmus Ofisine başvurabilecek.

27 NİS 2018

Psikoloji Günleri, öğrencileri duayenlerle buluşturdu

Üsküdar Üniversitesi 2. Psikoloji Günleri, alanında uzman isimleri psikolog  adaylarıyla buluşturdu. Türkiye’nin ilk nöropsikoloğu olan Prof. Dr. Öget Öktem, psikoloji bölümü öğrencilerine “Nöropsikolojik Değerlendirme” konusunda önemli bilgiler verdi ve tecrübelerini aktardı. Aile terapisi alanında çalışan Prof. Dr. Hürol Fışıloğlu da ilişkiler üzerine konuştu.  Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise iyi bir psikolog olmanın ilk koşulunun iyi insan olmakla mümkün olacağını vurgulayarak psikolog adaylarına mutlaka kanıta dayalı terapi yapmalarını tavsiye etti. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından Eğitim ve Araştırma Kulübü ve Psikoloji Kulübü’nün desteğiyle düzenlenen 2. Psikoloji Günleri alanında önemli isimleri ağırlıyor.Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans Salonu’nda düzenlenen açılış töreninde etkinlik düzenleme ekibi adına konuşma yapan Araştırma Görevlisi Yelda İbadi, etkinliğin düzenlenmesinde katkısı bulunan herkese teşekkür etti.Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba, insanın kendini tanımasının ilgi, yeti ve yeteneklerinin farkına varmasıyla mümkün olduğunu ve böylece hayatta başarılı olabileceğini söyledi.İyi ve başarılı psikologların işlerini severek yapabileceklerini belirten Akbaba, “Şu anda buraya gelmiş olan arkadaşlarımız da tahmin ediyorum ki aynı düşünce içerisindeler yani bu meslekte tam yetkin hale nasıl gelirim bunun peşindeler.O nedenle teker teker hepinizi kutluyorum” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İyi psikolog olmanın ilk şartı iyi insan olmak”Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İyi Psikolog Olmak İçin” başlıklı konuşmasında psikoloji günlerinin mesleki tecrübe paylaşımı açısından çok önemli olduğunu ve verimli geçeceğini söyledi.Psikoloji öğrencilerine iyi psikolog olmak için tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, iyi psikolog olmanın ilk şartının iyi insan olmakla mümkün olacağını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitim, değer içerikli eğitimdir”Dünyada pozitif psikolojinin son 20 yılda öneminin anlaşıldığını belirten Tarhan, Harward Üniversitesi’nin bu yıl pozitif psikolojiyi ders olarak koyduğunu ve bu dersin en çok tercih edilen ders olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kendini tanıma, stres yönetimi, öfke yönetimi, bağışlayıcılık, bütün bu özellikler pozitif psikolojide yer alıyor. Aslında değerler eğitimi deniyor ama eğitim, değer içerikli eğitimdir.Pozitif psikoloji de değer içerikli eğitimdir. İyi insan olmanın özellikleriyle ilgili. Bu nedenle iyi psikolog olmanın ilk şartını biz iyi insan olarak belirledik. Bir insan iyi insan olmayı başardıktan sonra iyi psikolog olabilir” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kanıta dayalı terapi yapın”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, genç psikologlara ve psikolog adaylarına mutlaka kanıta dayalı terapi yapmalarını tavsiye ederek “İnsana dokunuyorsak muhakkak ölçebilmemiz gerekiyor. Yaptığımız işi kanıta dayalı ölçebilmek çok önemli. ” diye konuştu.Prof. Dr. Öget Öktem: “Hastayla göz teması sağlayın ve güler yüzlü olun”Türkiye’nin ilk nöropsikoloğu olan Prof. Dr. Öget Öktem, psikoloji bölümü öğrencilerine “Nöropsikolojik Değerlendirme” konusunda önemli bilgiler verdi.Geçmişten günümüze nöropsikolojik değerlendirme alanında yapılan çalışmalar ve kullanılan yöntemler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Öget Öktem, “Hastayla mutlaka göz kontağı sağlamak hastaya motivasyon sağlar.Güler yüzlü olunmalı. Hastanın performansını, kendi maksimumuna çıkarmak için hasta karşısında destekleyici bir tavır içinde olmak gerekir” tavsiyesinde bulundu.Prof. Dr. Hürol Fışıloğlu: “İlişkide sorunlar varsa mutlaka destek alınmalı”Aile terapisi alanında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Hürol Fışıloğlu ise “İlişkilerde Bitirmek mi, Barışmak mı, Çözüm mü?” başlıklı sunumunda çiftler arasındaki ilişkiler, ilişkilerde yapılan doğru ve yanlışlarla ilgili önemli paylaşımlarda bulundu.ÜÜTV ve ÜÜRadyo’dan canlı yayınlanan programda Prof. Dr. Sirel Karakaş, “Duyguların Nörobiyolojisi ve Yöntembilim” başlıklı sunumuyla katılırken Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Meltem Narter de “Ne Zamandan Beri Hayal Ediyoruz? Mitler ve Duygular” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.İki gün sürecek 2. Psikoloji Günleri’nde Yaşayan Kütüphane ve Atölye Çalışmaları gerçekleştirildi.

21 NİS 2018

"İnsanı anlamak için evrimsel psikolojiyi anlamak gerekiyor”

Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen 1. Uluslararası Evrimsel Psikoloji Kongresi’nde Türkiye’den ve dünyadan bu alanda çalışmalar yapan uzmanlar bir araya geldi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, yeryüzündeki en önemli konuların başında gelen “insanı anlamak” konusunun daha iyi anlaşılması ve toplumsal sorunların çözümü için evrimsel psikolojinin bilimsel ortamda tartışılması gerektiğini söyledi. Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü’nde gerçekleştirilen 1. Uluslararası Evrimsel Psikoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi, Avicenna İbni Sina Sağlık Derneği ve Açık Beyin tarafından organize edildi. Dünyada ve ülkemizde evrim üzerine çalışmalar yapan uzmanlar ve önemli isimlerin bir araya geldiği kongre yoğun ilgi gördü.Toplumsal sorunları çözmek için evrimsel psikoloji tartışılmalıKongre Danışmanı, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, kongrenin açılış konuşmasında insanı anlamak ve toplumsal sorunları çözmek için evrimsel psikolojinin bilimsel zeminde tartışılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sinan Canan, “Evrimsel psikoloji konusunu bilimsel bir zeminde sağlam bir şekilde tartışmaya uygun hale getirmek ve bana sorarsanız yeryüzündeki en önemli konu olan “insanı anlamak” dediğimiz meselede çok önemli bir başlangıç noktası. Evrimsel psikoloji insanı anlamaya çalışıyor. Bu bilgiyi, doğru düşünmeyi ve doğru kullanmayı öğrenirsek kafamızdaki birçok kişisel sorunun yanı sıra; toplumsal birçok problemimizde, insana dair birçok sorunumuzda farklı açılardan yürüyüp çözebilme şansımız olacak” diye konuştu.Hakikat kıvılcımları çıksın, yeni şeyler öğrenelim“Bizim derdimiz, insanı anlamak ve bunun için de evrimsel psikoloji konuları bence çok merkezde yer alıyor” diyen Prof. Dr. Sinan Canan, yeni fikirlerin farklı fikirlerden doğduğunu belirterek bu kongrede de farklı fikirlerin tartışılmasının önemli olduğunu söyledi. Canan, şunları söyledi:“Bugün burada, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen, ülkemizden katılan çok dolu insanlarla bu konuyu masaya yatırmaya çalışacağız. Bu kongreyi kurgularken en önemli amacımız, ünlü şairimiz Namık Kemal’in de söylediği gibi, bârika-i hakikat doğsun diye yani hakikat kıvılcımları çıksın diye, fikirlerin değiş tokuşundan ve aklımıza hep yeni bir şeyler gelsin, yeni bir şeyler öğrenelim diye farklı alanlarda bilgi biriktirmiş insanları buraya davet etmeye çalıştık. Bir başka amacımız; biyolojide “kenar etkisi” dediğimiz şeyi fikirlerimizde gerçekleştirebilmek. Farklı alanlarda çalışan, farklı düşüncelere sahip, farklı dünya görüşleriyle insanları bir araya getirip, doğada “ekoton” adı verilen o sınırlarda buluşan farklı ortamların faydalarından istifade etmek. Bilirsiniz farklı fikirlerde olan, insanlarla tanışıp konuştuğumuzda her zaman yeni şeyler öğrenirsiniz. Bugünkü programın amacı da bence temel olarak bu. Bir amaç daha var, buna da ben “tohum etkisi” diyorum. Burada konuşulacak her bir konu, zihinlerimize birer tohum gibi düşecek. Benim zihin toprağım biraz eski dolayısıyla burada çok fazla bir filizlenme falan olur mu bu saatten sonra bilmiyorum; ama genç arkadaşlarımızın zihinleri çok taze, toprakları çok verimli. Düşen bu fikirlerin oralarda nelere sebep olabileceğini şahsen görmek isterdim. İnşallah biz buralardayken bu ürünlerin fikirlerini de hep beraber yaşamaya başlarız. Biz bu faaliyetleri yapmaya devam edeceğiz. “Psikoloji içinde bile bu konuyu bilimsel bir disiplin içinde görenlerin sayısının çok az olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Canan, “Öncü bir üniversite olarak bu konunun ilk ulusararası toplantısını yapmayı üzerimize vazife edindik. Kongrenin temel amacı, insanların birbirleriyle bu konuları tartışabilecek bilimsel bilgiyi sağlamaları, en güncel bilgilerden haberdar olmaları ve böyle bir bilimsel alanın artık Türkiye’de Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde diğer üniversitelere de yayılması. Çünkü bu insan davranışlarını anlamanın insanı anlamanın şu anda en önemli alanlarından bir tanesi. Biz de beyin bilimlerindeki Türkiye’deki öncülüğümüzden yola çıkarak bu alanın da Türkiye’de faaliyete geçmesini ve bu konuda yayınlar üretmesini çok önemsiyoruz. Bu konuda üstümüze düşen görevi, genç arkadaşlarımızla beraber yapıyoruz” diye konuştu.“Ahlakın Evrimi” anlatıldı1.Uluslararası Evrimsel Psikoloji Kongresi’nde akademisyen Hasan Galip Bahçekapılı, “Ahlaki Yargıların ve Prososyal Davranışın Evrimsel Temelleri” başlıklı sunumunda çocuklar ve şempanzeler üzerinde davranış konusunda deneysel sosyoloji ve psikoloji alanında yapılan araştırma ve çalışmalardan bahsetti. Ahlaki yargılarda bulunmanın, grup halinde işbirliği, uzun süre ahenk içinde bulunmayı sağlamada maddi cezalandırmaya göre daha etkili olduğunu belirten Bahçakapılı, insanların nasıl bir ahlaki üne sahip olduklarına önem verdiklerini ifade etti. Bahçekapılı, “Bulgular ahlaki yargılamada bulunma kapasitesinin grup içi işbirliğini sağlamaya, bir kere sağlandıktan sonra muhafaza edilmesine yönelik olarak evrimleştiği fikrini destekliyor” dedi.ABD’deki George Washington Üniversitesi’nden Francys Subiaul, “Sosyal Zekanın Evrimi” başlıklı konuşmasında insanlar ve şempanzeler üzerinde yapılan çalışmalardan, kültürel evrimden söz etti.Dr. Alp Sirman’ın “Şiddetin Evrimi” başlıklı sunumunu yaptığı kongrede Katherine P. Kauffman da “Duyguların Fonksiyonu ve Evrimi” başlıklı konuşma yaptı. Kongre, ÜÜTV ve ÜÜRadyo’dan canlı olarak yayınlandı.

17 NİS 2018

Üsküdar artık FEDEK akreditasyonuna sahip

Eğitimde kaliteyi ilke edinen Üsküdar Üniversitesi 3 gün süren FEDEK değerlendirmesini başarıyla tamamladı. Psikoloji Türkçe-İngilizce, Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe-İngilizce ve Felsefe bölümleri artık FEDEK akreditasyonuna sahip bölümler oldu.2009 yılında kurulan ve Türkiye’de Fen – Edebiyat fakültelerinde öğretimin kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarını sürdüren FEDEK (Fen, Edebiyat, Fen-Edebiyat, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği) Üsküdar Üniversitesini de değerlendirdi.Psikoloji Türkçe-İngilizce, Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe-İngilizce ile Felsefe bölümleri öğretim programlarını inceleyen FEDEK bu bölümleri akredite etti.İlgili bölüm başkanları, fakülte dekanları, rektör yardımcıları ve idari direktörlüklerin hazır bulunduğu değerlendirme, 11 ana madde ve alt başlıklarında gerçekleştirildi.Değerlendirme sonunda Üsküdar Üniversitesinin ilgili bölümleri FEDEK akreditasyonuna dâhil edildi. 

10 NİS 2018

“BOP, Orta Doğu’yu işgalde kamuflaj olarak kullanılıyor”

Türkiye’nin Orta Doğu politikasını Emekli Büyükelçi Uluç Özülker ve Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya değerlendirdi.Prof. Dr. Ebulfez Suleymanov moderatörlüğünde Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen konferansta Orta Doğu'da ki çatışmalar ve Türkiye’nin konumu üzerine konuşuldu.“Orta Doğu önemini her zaman korumuştur”Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kulübü’nün düzenlediği konferansa katılan Emekli Büyükelçi Uluş Özülker Orta Doğu’nun önemine vurgu yaparak  “Orta Doğu önemini her zaman korumuştur, her zaman için karışık ve geçiş yolu olarak kullanılan Orta Doğu,  3 semavi dinin doğduğu yerdir” dedi.Özülker, ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)’nin bir istila politikası olarak kullandığını söyledi ve “Büyük Orta Doğu Projesi, Orta Doğu’yu işgal etmek için kamuflaj olarak kullanılıyor” şeklinde konuştu.“Orta Doğu Osmanlı İmparatorluğu döneminde en barışçıl zamanını yaşamıştır”Emekli Büyükelçi Özülker,  Orta Doğu Osmanlı İmparatorluğu himayesinde 400-500 yıl en barışçıl dönemini yaşamıştır dedi ve sözlerine şöyle devam etti; “Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Türkiye ile birlikte toplam 24 tane devlet doğmuştur. Gerçek olan şu ki bu 23 ülke her fırsatta bizi sırtımızdan vurmaya çalışmıştır.“Halk ayağa kalktı mı önünde hiçbir güç duramaz”Halk ayağa kalktı mı önünde hiçbir güç duramaz diyen Özülker, “İşte Arap baharının bu ayaklanmalarla Tunus'ta başladı. Arap Baharının patlak vermesinin altında ABD ve Batılı güçler vardır, temel hedefleri sömürgeydi” şeklinde konuştu.Özülker, Suudi Arabistan'ın tutumunu eleştirdi ve Amerika'nın 52.eyaleti gibi davrandıklarını, prensin ABD'nin her isteğini yerine getirdiğini söyledi.Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya: “Ermeni çocukları soykırım yalanıyla büyüyor”Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya da, “Ermeni çocukları soykırım yalanıyla büyüyor” dedi. “Bizlerin de Ermeni meselesini iyi anlamamız gerek. Soykırım iddiaları yalandan ibarettir” diye belirtti.Yalçınkaya, Türkiye’yi büyük bir bölgesel savaşa çekmeye çalıştıklarını vurguladı ve Ermenistan, Yunanistan ve İsrail'in bu doğrultuda projelerinin olduğuna dikkat çekti.“İsrail Bölgede ABD’nin bir eyaleti gibi davranıyor”Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya, şöyle konuştu: “İsrail bölgede ABD'nin bir eyaleti gibi davranıyor bunu temel nedeni Amerika’da ki Yahudilerdir. Günümüzde para, sermaye, medya önemli güçtür. Bu güçler ABD'deki Yahudiler de mevcut ve İsrail'in yararına.Konferansın kapanışında konuşmacılara plaket takdimi yapıldı, ardından toplu fotoğraf çekildi.

14 MAR 2018

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bireysel zihin, insanı diğer canlılardan ayırır”

 Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen “Aynı Dünyanın Yansımaları” başlıklı panelde Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Sultan Tarlacı ve araştırmacı Osman Börütecene “metafizik” konusunu masaya yatırdı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birinin zihin teorisi geliştirebilmesi olduğunu söyledi. Metafiziğin günümüzde bilimin menzili içinde olduğunu ifade eden Tarhan, metafizik gerçekleri anlamada Kipling Mantığı denilen modern mantığın ve akıl yürütme yöntemlerinin kullanılması gerektiğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü, Metafizik Kulübü ve Organize İşler Kulübü tarafından düzenlenen “Aynı Dünyanın Yansımaları” başlıklı panelde metafizik konusu masaya yatırıldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Metafizik konusuyla ilgilenme insana has bir durumdur”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, panelin açılış konuşmasını yaptı. Tarhan, insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden birinin zihin teorisi geliştirebilmesi olduğunu söyledi.İnsanın zihin teorisinin ötesinde teori teorisi geliştirebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Mesela aynı odada bulunan bir yaşındaki çocuklardan biri ağladığı zaman bütün çocuklar ağlamaya başlıyor.Kendi acısı ile diğerlerinin acısını ayırt edemiyorlar. Çünkü empati becerileri ve zihin teorileri gelişmemiştir. Zihin teorileri otistiklerde de gelişmemiştir.Zihin faaliyetleri incelendiğinde kendilerinden bahsederken o derler. Kendilerini ayrı bir zihin olarak görmezler.Diğer canlılar da öyledir. Sürü aklı vardır, öndeki uçurumdan atlayınca diğerleri de peşinden atlar. Bireysel zihin yoktur ama insanda bireysel zihin var.Bu özellik zihin teorisi olarak tanımlanmış. Metafizik konusuyla ilgilenme de insana has olan bir durum, tıpkı zihin teorisi gibi” diye konuştu.Varoluşa dair sorular metafiziğin alanına giriyorİnsanın yemek, içmek, üremek gibi temel ihtiyaçlarının dışında hayal etmesinin de önemli olduğunu belirten Tarhan, “Dünyada var oluşumuzun diğer canlılar gibi yemek, içmek, üremekle sınırlı olmadığını gösteriyor bütün bunlar. Bu dünya insanı tatmin etmiyor, o halde ölümü sorguluyor insan. Ölümden sonra yaşam nedir, ben niçin varım sorusunu soruyor, hatta niçin varım, nereye yönelmeliyim sorularını soruyor. Bu sorular metafiziğin ilgi alanına giriyor” dedi.Metafizik günümüzde bilimin menzili içersindeMetafiziğin günümüzde bilimin menzili içinde olduğunı ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Metafizik ya da parapsikoloji olayları aslında bilimin şu anda yeni yeni fark ettiği bir alan.Bu konunun bir üniversitede tartışılması, bununla ilgili bir beyin fırtınası yapılması bir üniversitenin kaçınmaması gereken bir durumdu. Belki önümüzdeki 10 yıllardaki keşifler bunun üzerine olacak” dedi.Prof. Dr. Tarhan, metafizik gerçekleri anlamada Kipling Mantığı denilen modern mantığın ve akıl yürütme yöntemlerinin kullanılması gerektiğini ifade etti.Prof. Dr. Sinan Canan: “Fizik dediğimiz şey, kafamızın içerisinde oluşan imajinasyondur”Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, insanı insan yapan şeyin beyin ve zihin olduğunu, bu ikisinin insanda çok çok özel olduğunu söyledi.Düşünen ve sorgulayan herkesin maddesel alanın dışına çıktığını belirten Prof. Dr. Sinan Canan, şunları söyledi: “İnsan zihni, insan nörolojisi ve psikolojisiyle ilgilenmeye başladığımızda karşımıza çıkan  en önemli senaryo Matrix filmidir.Çünkü özetle görme, işitme, tatma, koklama gibi duyularımızdan gelen veriler, dışardaki bazı hadiselerin alıcılar aracılığıyla elektrik sinyallerine çevrilip beyne gönderilmesiyle algılanır.Beyin karanlık, kapalı, dışarıyla teması olmayan bir yerde bulunan organ olduğu için dış dünyada gelen hiçbr şeyle doğrudan muhatap olmaz.Sadece bunların temsilleri olan elektrik sinyallerini dış dünyaya verir. Adına fizik dediğimiz şey kafanızın içerisinde oluşturduğunuz bir imajinasyondan ibarettir.Şimdi bunu dediğiniz anda metafiziğe girmek zorundasınız. Çünkü maddi alem ne kadar ikna edici olursa olsun burada bir yorumdan ibaret.Şimdi böyle olunca böyle bir zihnin bunun nedenini ve aslını sorgulaması kaçınılmaz.”Metafizik konusu tüm alanlarla beraber ele alınmalıİnsan zihninin ayırmayı ve kategorize etmeyi çok sevdiğini belirten Canan, “Kamil insan olma yolundaki insan için metafizik, fizik, ilahiyat, sezgi, bilim, bilgi, bunların arasında herhangi bir fark yoktur. Bu kategoriler alandır. İnsan isek bu bilgi alanlarının hepsi bize eş düzeydedir. Metafizik konusunu ayrı bir başlıkta ele almak bile hakikatle dalaşmak oluyor.Metafizik sırça köşklerinde oturup yiyip içip karnını doyurduktan sonra bir de ekstra ne var şuna bakalım diyen insanların ürettiği bir şey değil.Düşünen her insanın girmek zorunda olduğu, kaçınılmaz bir şekilde insan kaderinin ayrılmaz bir parçası olan bir alandır.O nedenle burada konuşulacak olan herşey aslında hayatın gerçekten ne olduğuna dair hepimize yeni kapılar açacak” dedi.Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “Bilimi, dini ve felsefeyi harmanlayarak yeni şeyler üretebiliriz”NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı da beş duyumuzun dışında kalan ancak akıl ile kavranabilen soyut konu ve kavramların metafizik olduğunu söyledi. Antikçağ’dan günümüze felsefeci ve düşünürlerin metafizik hakkındaki görüşlerinden örnekler veren Tarlacı, İslam felsefecilerinin de metafizikle ilgilendiklerini söyledi.Teoloji, bilim ve felsefenin metafizikle ilglendiğini belirten Tarlacı, “Metafiziksel olarak yeni bakış açıları, yeni kavramlar, yeni kelimeler ve  yeni zihin yapısı oluşturmamız gerekiyor.Bilimi, dini ve felsefeyi harmanlayarak kategorizasyondan uzak durarak yeni şeyler üretebiliriz” diye konuştu.Osman Börütecene: “Metafizik mistik, keyfi ve rastgele bir şey değildir”Araştırmacı yazar Osman Börütecene ise “Mütekabiliyet” başlıklı konuşmasında tekamül kavramını ele aldı. İnsanlık kültürü ve tarihinden gelen kavramlara yer veren Börütecene, “Biz tekamül diye bir kavramın varlığını düşünmüş durumdayız. Diyoruz ki insan dünyaya tekamül etmek üzere geliyor. Bir sebebi olması lazım diye düşünüyoruz. Dünyaya geliyoruz. Fizik bir dünya içerisinde yaşıyoruz ve metafiziğin de çok basit bir tanımını yapmak gerekirse insanlar çok erken bir dönemde duyu organlarının eksikliğini, insanın sorumluluğunu ve sınırlılığını, insan zihninin süreksizliğini fark ediyorlar. Jeton erken düşüyor. 2600 yıl öncesinden bahsediyorum. Eski Yunan döneminde duyu organlarının eksikliğinden olduğuna kanaat getiriyorlar. Metafizik mistik, keyfi, rastgele bir şey değildir. Yani böyle hayalde dolaşan kavramlarla ilgili değil. Metafizik bir zorunluuk sonucu ortaya çıkmış bir şeydir. Duyu organlarının eksikliğinin ve zihnin akışının süreksizliğinin fark edilmesi ile ortaya çıkmış bir kavramdır” dedi.Programın sonunda tüm panelistlere Fidanlık Belgesi takdim edildi.Fotoğraflar: Mehmet Yaman

02 OCA 2018

“Değerler” Üsküdar Üniversitesinde konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda İnsani Değerler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen,  yöneticiliğini Prof. Dr. Sırrı Akbaba’nın yaptığı “Değerler Paneli” katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü. Panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Hasan Bacan ve Prof. Dr. İbrahim Özdemir katılım sağladı.Prof. Dr. Sırrı Akbaba: “İnsani değerler sağlık gibi temel ihtiyaçlardan oluşuyor”Değerleri, evrendeki değerler ve doğal değerler olarak ikiye ayıran Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba, yerel değerlere ve insani değerlere örnek verdi. Milli, dini ve insani değerleri yerel değerler olarak adlandıran Akbaba, insani değerlerin de sağlık gibi temel ihtiyaçlardan oluştuğunu söyledi.Vatan sevgisi ve misafirperverlikTürkiye’de değerleri iki kategoriye ayıran Prof. Dr. Hasan Bacanlı, bunların misafirperverlik ve vatan sevgisi olduğunu söyledi. Sevginin tek başına bir değer ifade etmediğini, ancak ona bir mana yüklendiği takdirde bir değer olabileceğini söyleyen Bacanlı, konuşmalarında ünlü düşünürlerin de sözlerine yer verdi.“Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.“Çevre değerleri konusuna yoğunlaşan Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Konfüçyüs ve Mevlana ile ilgili bir kitap yazdığını, Konfüçyüs’ün Çin halkı üzerindeki etkisini araştırmak için Çin’e seyahat ettiğini söyledi. “Değerleri oluşturan biziz, değeri oluşturan insan.” diyen Özdemir, konuşmasında Âşık Veysel’in, “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa.” sözüne de yer verdi. Hayatı sorgulamak üzerinde de duran Özdemir, Sokrates’in “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.” sözüyle konuşmasına son verdi.

27 ARA 2017

Prof. Dr. İbrahim Özdemir’den, Tübingen İslam İlahiyat Merkezi’nde yılın son dersi

 Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Tübingen Üniversitesi’nde 2012 yılında açılan Almanya’nın ilk İslam İlahiyat Merkezinde yılın son dersini verdi. Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Alman düşünür ve şair Goethe’nin bizzat Kur’an’ı inceleyerek ve Hz. Peygamber’in hayatını tetkik ederek yazdığı “Şiir ve Hakikat” eserinden alıntılar yaptı. Dr. Katharina Völker’in davet ettiği Prof. Dr. İbrahim Özdemir, 21 Aralık’ta gerçekleştirdiği ziyarette merkezi gezdi. Merkez Başkanı Prof. Dr. Erdal Toprakyaran’ı makamında ziyaret eden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, merkezle ilgili bilgi aldı.Federal hükümetin 4 milyon Euro’luk bir bütçe ile desteklediği ve yaklaşık 200 öğrencinin eğitim gördüğü merkezde Almanya’daki okullarda Almanca İslam din dersi verecek öğretmen ve imamların yetiştirilmesi hedefleniyor. Böylece Almanya dışarıdan gelen öğretmen ve imamlar yerine kendi yetiştirdiği öğretmen ve imamları istihdam edecek.İslam Tarihi ve Çağdaş Kültür Uzmanı Prof. Dr. Erdal Toprakyaran, Goethe Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yaptı. Merkezde öğrenciler Arapça, Siyer ve İslam Tarihi, Kuran, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Din Pedagojisi ve İslam Edebiyatı dersleri görüyor. Öğrencilerin çoğunun Almanya’da doğup büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Erdal Toprakyaran, büyük bir bölümünün Türk asıllı olduğunu, Arap ve Boşnak kökenli öğrencilerin de bulunduğunu ifade etti.Prof. Dr. İbrahim Özdemir’in İslam’da Pratik Ahlak dersinde “Kur’an ve Çevre Ahlakı” konusunu işlediği derse hocalar ve öğrenciler ilgi gösterdi. Prof. Dr. İbrahim Özdemir, öğrencilerin sorularını yanıtladı.İslam’ın çevre anlayışını anlattıBu çerçevede Müslüman öğrencilere İslam’ın çevre anlayışını ve hayvanlarla ilgili bakış açısını bilmenin önemini anlatan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü” deyişinin İslam Çevre anlayışını adeta özeti olduğunu vurguladı.Prof. Dr. İbrahim Özdemir, üç önemli Batılı entelektüelin Müslümanların geçmişte çevreye ve hayvanlara bakış açılarından örnekler verdi. Alman şairi ve düşünürü Goethe, Fransız seyyah, edebiyatçı ve devlet adamı Alfonso Lamartin ve İngiliz seyyah ve dilbilimci Edward Lane’den örnekler veren Prof. Dr. İbrahim Özdemir’in Goethe’nin Doğu-Batı Divanından Kuran ve Hz. Peygamberle ilgili alıntılar büyük ilgi çekti. Özellikle Goethe’nin Hz. Peygamber için yazdığı şiiri çevreci bir bakış açısyla tahlil eden Prof. Dr. İbrahim  Özdemir, “Goethe Kur’an’ın ruhunu ve Hz. Peygamber’in mesajını ilk anlayanlardan olduğunu ifade etti.Goethe’den örnek verdiProf. Dr. İbrahim Özdemir, “Günümüzde bile hala İslam ve Hz. Peygamberle ilgili cehalet kaynaklı önyargılar sürerken, Goethe’nin bizzat Kur’an’ı inceleyerek ve Hz. Peygamber’in hayatını tetkik ederek ulaştığı sonuç hepimiz için önemli mesajlar içeriyor. Bilgi temelli İslam’ı ve Hz. Peygamberi anlamak durumundayız” dedi.Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Goethe’nin, Hz. Peygamber’e olan sevgi ve bağlılığını 1773 yılında yazdığı, “Şiir ve Hakikat” isimli eserinde yer alan Mahomets Gesang’da (Muhammed’in Kasidesi) açık ve net olarak ifade ettiğine dikkat çekerek “Buna göre, insanlığın manevî rehberi ve lideri olarak Hz. Muhammed’in etkisi dağlardan fışkıran berrak su mecazı ile tasvir edilmiş. Bu su büyük bir nehir halini alır; diğer çayları, akarsuları da adeta birer kardeş gibi bünyesine alıp kendisiyle birlikte sürükler. Geçtiği yerleri ihya edip, verimli hale getirdikten sonra kardeşleriyle birlikte nihayet- burada Allah’ın bir sembolü olan- denize intikal eder” dedi.Şiiri çevreci bir bakış açısıyla tahlil eden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Goethe’nin erken bir dönemde Hz. Peygamberin hayatındaki çevreye olan olumlu bakış akışını fark ettiğini özellikle vurguladı.Almanya’da yaşayan Müslüman öğrencilerin Goethe’yi daha iyi araştırmalarını isteyen Prof.Dr. İbrahim Özdemir, Goethe’nin Almanlara İslam’ı anlatmada bu büyük şairin köprü vazifesi görebileceğini anlattı.Global Etik Enstitüsü’nde konferans verdiProf. Dr. İbrahim Özdemir, akşam da Weltethos-Institut’ün (Global Etik Enstitüsü) Müdürü Dr. Bernd Villhauer düzenlediği etkinlikte “Kur’an’ın Tabiat Anlayışı ve Çevre Ahlakı” konulu bir konferans verdi. Konferansı üniversitenin öğretim üyeleri, iş adamları ve öğrenciler izledi.

14 ARA 2017

Felsefi danışmanlık nedir, ne değildir?

“Felsefi Danışmanlık Nedir? Ne değildir?” Üsküdar Üniversite’nde gerçekleştirilen panelde ele alındı. Panele Felsefe ve Psikoloji öğrencilerinin ilgisi yoğundu. Doç. Dr. Çiğdem Yazıcı moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak 29 Mayıs Üniversitesinden Doç. Dr. Ahmet Ayhan Çitil ile Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir konuşmacı olarak katıldı.Felsefi danışmanlık ön yargıların fark edilmesini sağlıyorFelsefi Danışmanlığın amaçlarına dikkat çeken Doç. Dr. Çitil, bireylerin kendi ön yargılarını, dile getirilmemiş varsayımlarını, çatışan değerlerini fark etmelerini sağlamanın felsefi danışmanlığın alanına girdiğini belirtti.İkna süreçlerinde bireyi güçlendiriyorAynı zamanda felsefi danışmanlığın temel terimlerin anlamlarını açıklığa kavuşturmak ve ikna süreçlerinde bireyleri güçlendirebilmek, safsataları fark edebilmelerini sağlamak gibi amaçları da barındırdığını ifade eden Çitil, “Gerçeklerin temellendirilmesi felsefi bir konudur.” Dedi.Problemlerin çözümünde farkındalık oluşturuyorFelsefi danışmanlık üzerinden işletmelerdeki kök sorunlara da değinen Çitil, “Verilen sözlerin tutulmaması, sorumluluktan kaçınma, kendine yakışmayanı alışkanlık haline getirme gibi problemlerin çözümünün bireylerin kendilerinden beklentilerini karşılamanın önemini fark etmesi ile olacak” dedi. Doç. Dr. Ahmet Ayhan Çitil felsefi danışmanlığın tartışmaya açtığı sorunları; varoluş ve seçimlerin, özerkliğin ve kendimiz olabilmenin imkânları temelinde üç sorunun derinleştirilmesi olarak sıraladı. Hedeflerin ve vizyonun bu noktada öncelik taşıması gerektiğinin altını çizen Çitil, zamanın değil, bu zaman içerisinde ne yapmak istendiğinin ayarlanması gerektiğini ifade etti.Cevap arayışı insanları felsefeye yönlendiriyor “Neden felsefi danışmanlık?” sorusuna yanıt veren Prof. Dr. İbrahim Özdemir ise felsefenin insanları kendisine çekmesinin nedenini, insanların anlam yüklemekte zorlandığı bazı metafizik konularına hala cevap arıyor olması ile ilişkilendirdi.Stoa Felsefesi üzerinden insanın hayat ile arasındaki bağlantısını “Yaşamak için bir ‘niçin’ in varsa hayatta kalmaya neden oluşturuyorsun” sözleri ile açıklayan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, hayata renk katan bir sesin, duygunun insanı hayata bağlayacağını belirtti.Katılımcıların da sorularının yanıtlandığı panel, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

24 KAS 2017

Üsküdar Üniversitesinde “İlm-i Siyaset Sohbetleri”

Üsküdar Üniversitesi, siyasetin sosyolojik, ekonomik, bilimsel ve hukuki yönleriyle ele alınacağı ve alanında uzman isimleri buluşturacak yeni bir etkinlik düzenliyor. Her ay düzenli olarak gerçekleştirilecek olan İlm-i Siyaset Sohbetleri’nin ilk konukları İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Hasan Köni ve gazeteci-yazar Avni Özgürel oldu.Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen 1. İlm-i Siyaset Sohbetleri, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur’un yönetiminde gerçekleşti.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur,  “Ak Parti önceden Gazi Mustafa Kemal diyordu şimdi Atatürk demesiyle beraber bir tartışma oldu. Nasıl ki Cumhuriyet bir reklam arası değildir, Ak Parti dönemi de bir reklam arası değildir. Türkiye’nin sosyolojik dinamiklerinin bir tezahürüdür. Ben çok olumlu karşıladım bu çıkışı” diyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi:“Milli mücadelede döneminde çok büyük bir kompozisyon vardı. Bütün değerlerin adeta bir kompozisyonuydu. Aslında radikal gelişim ve dönüşüm programlarında bir tür sosyal mühendislik projesiydi. Bana kalırsa halkın % 80’i kırsal kesimde yaşıyordu, ’i kentsel kesimde yaşıyordu yani kente özgü bir tür sivil askeri bürokrasinin manifestosu niteliğindeydi. Bu tabi milli mücadele sırasında esir düşmüş İstanbul’daki halife sultanı da kurtarma isteği vardı dolayısıyla Cumhuriyetten sonra toplumun böyle bir travması da oldu. Millet ve devlet arasında iflah olmaz büyük bir boşluk oluştu. O günkü siyasal kutuplaşmayı bile hala buralara oturtmak mümkün. Milli mücadele sırasındaki Müslüman vatanseverleriyle seküler yurtseverliğin bir sentezi yapılabilir.Avni Özgürel: Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan hataları sürükledikGazeteci-yazar Avni Özgürel de “Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış son derece fahiş hatalar olmadı da diyemeyiz ama her şeyi o hataların üstüne inşa edersek ortaya farklı bir doku çıkıyor” dedi. Avni Özgürel, sözlerini şöyle sürdürdü:“Diyelim ki tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili ilk çalışma Abdülhamit dönemindedir, çarşafın yasaklanması da ilk Abdülhamit dönemindedir. Bütün bunlara bakmak gerek sebepleri ne diye. Kılıç burhanı yapan dervişlere bakıyorsunuz sırf gösteriş olsun diye kılıcı sokuyor karşısındakinin iç organlarını döküyor ortalığa. İşin tasavvufi yönü bitmiş tribün kısmındakilere gösteriye dönmüş, onun için bazı şeylerin intifaya uğramış olması ki Mustafa Kemal’in Mevlevi Dergâhlarına bir nevi düşkün olduğunu biliyoruz hatta dedeyi özel olarak sevdiğini de biliyoruz ama ona rağmen Mevlevi dergâhının kapatılmaması için araya giren herkesi geri çevirmiş ve özür dilemiş. Onun ötesinde bize o dönemde ters halada içimizi acıtan uygulamalar var; özellikle de Batı’da birilerine ‘Bizde şapka devrimi oldu’ deseniz bize gülerler. Dünyada böyle bir değişim yaşayıp da alfabesini değiştiren bir biz varız. Onun için okumak yazmak bitti, kendi dedesinin babasının mezar taşını okumaktan aciz bir nesil çıktı ortaya hatta bunu okumanın ayıp olduğu yani bütün bu karmaşayı altüst oluşu yaşayan bir kuşak çıktı. Elbette Atatürk’ün de dâhil olduğu ‘Atatürk iyiydi de ama etrafı kötüydü’ diyenler var. Hayır, öyle bir şey yok, yanlışlar hep bir arada yapılır. Recep Peker’e atılırdı her şey, yukarıdaki emir vermese Recep Peker ne yapabilirdi ki.”Cumhuriyetin ilanında tek bir muhalefet yoktuAvni Özgürel, Atatürk’ün Cumhurbaşkanı seçildiği dönemdeki şartlarını ve meclisin bu şartlara karşı gelip kendi şartlarını sunduğunu belirterek Atatürk’ün bu şartları kabul etmesindeki sürece değindi. Özgürel, “Cumhuriyet’in ilanında tek bir muhalefet dahi yoktur. Cumhuriyet oy birliğiyle ilan edilmiştir. Muhalefet hilafetin fıtratındadır, itiraz onadır. Dolayısıyla bakıldığında Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan hataları sürdürdük, sürükledik, günümüze getirdik ve bu tartışmalar bugünün siyasetine prim getiriyor. Kötü olan, biz yeni sayfa açmayı bir türlü beceremedik” diye konuştu.İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Hasan Köni ise Osmanlı’nın çöküş dönemini değerlendirdiği konuşmasında “Çöken bir sistemde, tabi ki o sistemde yaşayan insanlar vatanı kurtarmak istiyorlar. Bir kere padişah kurtarmak istiyor, niye çünkü devlet padişahın kendi malı. O yüzden yapacakları şey Tanzimat’tan itibaren kendilerini döven güce benzeyerek yani bakıyorsunuz bu takım nasıl şampiyon oldu, onun gibi olursam ben de yenilmez olurum, sporcu olurum, bu psikolojidir. Tanzimat reformları yani güçlenebilme boyutu. Peşinden diğer psikolojik olaylar da geliyor; dikkat ederseniz 1. Dünya Savaşı’ndan evvel Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı, sonra Kurtuluş Savaşı. Bu savaşı yapanlar uluslararası cephelerde savaşabilmiş askerlerdir, ondan sonra böyle uluslararası cephede savaşabilmiş adamımız yok bilmiyorum. Kurtuluş savaşında söylenmeyen olaylar var mesela askere adam alıyorsunuz milletin yarısı askerden kaçıyor. İleri taarruzda arkaya makineli tüfek koyuyorlar, niye koyuyorlar biliyor musunuz? Geriye dönecekleri vurmak için korkup da dönerseniz kendi askerinizde sizi tarıyor korkup kaçmayın diye. O yüzden devlet yönetimi öyle siyasi analizlerdeki gibi kolay değil.” diye konuştu.1946 ve 1956 yıllarındaki seçimlerde yapıldığı iddia edilen hilelere değinen Hasan Köni, 1960 darbesinin yaşandığı döneme ve o sürece giden ekonomik ortamı değerlendirdi.Sohbetin devamında Avni Özgürel cumhuriyetin ilk döneminde hanedanın sürgün edilmesine ilişkin görüşlerini açıkladı. Daha sonra toprak bütünlüğüne, Kürt meselesine, Enver Paşa ve Kazım Karabekir’e kısaca değindi.Sohbetin sonunda Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof .Dr. Nevzat Tarhan,  konuklara plaket takdim etti. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur da katılımcılara kitaplarını imzaladı.

16 KAS 2017

Sosyolojinin duayenleri Üsküdar Üniversitesi’nde değişen dünyaya sosyolojik perspektiften baktı

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Sosyoloji Kulübü, 14 Kasım Dünya Sosyologlar Günü dolayısıyla "Değişen Dünyada Sosyolojik Perspektif" isim bir panel düzenledi. Sosyoloji dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Yümni Sezen ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt panele konuşmacı olarak katıldı. Gazeteci Şaban Özdemir'in moderatörlüğünü yaptığı panel, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nunda gerçekleştirildi. Panele Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji, Felsefe, Psikoloji ve İletişim Fakültesi öğrencileri büyük ilgi gösterdi, sosyolojinin önemli isimlerini dikkatle takip etti.Etkinliğe Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (İTBF) Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sırrı Akbaba, Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir ve Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Doğan da izleyici olarak katıldı.Panelin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfeyz Süleymanov yaptı.“Farklı meslek gruplarından insanlar sosyoloji tahsili yapıyor”Dünyanın yaşadığı göç ve mülteci sorununa değinen Süleymanov; "Toplumsal güvensizliğin arttığı bu günlerde, Dünya ve Türkiye'nin durumunu bu panelde ele almak istedik. Kavram karmaşanına ve metodoloji sorunlarına değinmek istiyoruz. Ancak bu kadar soruna rağmen birçok meslekten insanlar meslek tahsillerinden sonra sosyoloji okumak istiyor. Sayı sürekli artıyor. Bu durum bizi memnun ediyor." dedi.Prof. Dr. Ebulfeyz Süleymanov'un açılış konuşmasından sonra panelin moderatörü Üsküdar Üniversitesi kurumsal iletişim biriminden Gazeteci Şaban Özdemir söz aldı ve panelistler Prof. Dr. Yümni Sezen ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt'u sahneye davet etti.Panelde ilk sözü sosyolojinin duayen ismi Prof. Dr. Yümni Sezen aldı.Gelişen teknoloji ve artan imkânlara rağmen dünya toplumları mutsuzlaşıyor mu? sorusunu sorarak söze başlayan Sezen, insanlığın geldiği son durumu değerlendirdi."Artan mutsuzluğun temel sebebi olumsuzlukların meşrulaşması"Sezen; "Bizim çağ en kötü çağ, en mutsuz çağ diyorlar. Ancak birçok çağ kendine göre benzeri sorunları yaşamıştı. Peki artan sorunlar var mı? Nedir asıl sorun? Bence asıl sorun, sayısı artan olumsuzlukların meşrulaşması. En büyük tehlike bu, her geçen gün olumsuzlukları meşrulaşması bence en büyük sorun. Bu nedenle insanlar artık daha mutsuzlaşıyor. Mutsuzlaşmanın sebebi bu. Bu gösteriyor ki, bazı şeylerin sebebini daha doğru tespit etmek lazım. İnsanları mutlu etmek için sorunları sıfırlamak mümkün değil ama azaltılabilir. Sosyoloji artık bir ekip işi haline geldi. Sosyologlar, psikologlar ve din adamları bir ekip gibi bu iş için bir araya gelebilir ve çalışabilir. Bilim sadece sorunları tespit etmek ve yorumlamak için vardır diyemeyiz, sorunları azaltmak, çözüm üretmek de gerekiyor. Bilim ve bu ekipler toplumu mutlu etmek için yola çıkmalı." dedi.Bütün bilimler iki temel yolla ortaya çıkmıştır, birincisi merak ikincisi ihtiyaç diyen Prof. Dr. Yümni Sezen, dünya tarihindeki 3 büyük icat tüm bilimlerin temelini oluşturmuş ve onlara öncülük etmiştir; bunlar ateş, tekerlek ve yazıdır, tüm teknoloji ve medeniyetlerin temeli olmuştur, sözlerini dile getirdi.Panelin diğer katılımcısı Prof. Dr. Veysel Bozkurt da konuşmasında sosyolojinin temel gereksinimi olan sorunları doğru teşhise değindi ve doğru teşhis yapmadan sorunları çözemezsiniz, dedi.“Soru sorun, eleştirin, sorgulayın!”Bozkurt; "Aslında hepimiz içinde yaşadığımız dünyayı anlamak ve açıklamak istiyoruz. Aynı zamanda da daha güzel bir hale getirmek istiyoruz. Bütün bilim adamları dünyayı değiştirmek istiyor. Sosyolojik bilgi de daha güzel bir dünya yaratmak için enstrüman olmalı. Sosyoloji şu ana kadar yaşamış olduğumuz dünyadan çok daha farklı bir dünya olabileceğini bizlere söylüyor. Sosyoloji eğitimi insanlara dünyaya farklı açıdan bakma şansı veriyor. Bir toplumun içerisinde yaşıyoruz ama onu o kadar kanıksamışız ki, onu sorgulayamıyoruz. İnsan sosyal bilimler eğitimi alınca sorular sormaya, olayları sorgulamaya ve toplumumuza yabancılaşmaya başlıyoruz. Bazen kenarda durup içinde yaşadığımız topluma bakmak bazı konuları anlamak için yardımcı olur. İnsan bir takım konuları sorgulamayı durduğu anda mutlu olabilir. Sosyoloji sorgulamaya neden olur ve farklı bir metadoloji kullanır. Her bilgi insanın farklı ihtiyaçlarına cevap verir. Dünya'da bilimi dışlamanın sonuçlarını anlamak için bilimi dışlamış olan toplumlara bakmak lazım. Diğer bilgi türlerinden öğrenecek çok şeyimiz var. Hiç bir bilgi türü birbirine karşı hale gelmemelidir. Eğer bizim aldığımız bilgi sorup sorgulamayı öğretmiyorsa, bu hiç bir işe yaramaz. İşe yaramak istiyorsanız her şeyi eleştirin, sorgulayın, soru sorun ancak o zaman yeni yöntemler geliştirebilirsiniz." dedi.“Öğrenmeyi öğrenmeliyiz!”Bir sosyoloji öğrencisinden gelen; "Sosyoloji ve sosyologlar artık popüleritesini kaybediyor mu?" sorusuna da cevap veren Prof. Dr. Veysel Bozkurt; "Sosyoloji Türkiye'de her zaman popüler oldu halen de öyle ayrıca amatörü de çok fazla olan bir bölümdür. Bir insanın kendini anlaması için içinde yaşadığı toplumu anlaması gerekir. Dönüşen dünyaya uyum sağlamak için öğrenmeyi öğrenmemiz lazım, bunu yaşamın temel ilkesi haline getirmeliyiz. Büyük işler başaran insanların büyük acılara katlanarak başarı elde ediyor. Zihnimizi kullanmalıyız, kullanmadıkça körelir." dedi.Sosyoloji öğrencilerinin sosyoloji ve farkındalık konulu sokak röportajlarının de seyredildiği programda söz alan Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir de konuyla ilgili paylaşımda bulundu.Paneli sonunda Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfeyz Süleymanov katılımlarından dolayı Prof. Dr. Yümni Sezen ve Prof. Dr. Veysel Bozkurt'a Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kitaplarından oluşan set takdim etti.

02 KAS 2017

Prof. Dr. Abulfez Süleymanov “Dünyada en çok çocuk sığınmacı Türkiye’de”

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abulfez Süleymanov, "TRT 6. Uluslararası Çocuk Medyası Konferansı" na konuşmacı olarak katıldı. "Göçün Psikolojik ve Sosyolojik Boyutu, Birey ve Toplum Üzerindeki Etkileri" başlıklı oturumda konuşan Süleymanov, Suriyeli sığınmacıların toplumsal uyumuna ilişkin çözüm önerilerinden bahsetti.TRT tarafından Grand Cevahir Otel'de düzenlenen konferans kapsamında gerçekleştirilen "Göçün Psikolojik ve Sosyolojik Boyutu, Birey ve Toplum Üzerindeki Etkileri" başlıklı oturumun moderatörlüğünü Prof. Dr. Kemal Sayar üstlendi.Açılışını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Dr. Fatma Betül Sayan Kaya’nın yaptığı programın oturumuna Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abulfez Süleymanov da katıldı."Suriyeli Mülteci Çocukların Toplumsal Uyum Sorunları ve Çözüm Önerileri" başlıklı konuşmasında, Süleymanov, dünya nüfusunda 50 milyonu aşkın çocuğun zorunlu göç nedeniyle kendi köklerinden koparıldığını aktardı.Türkiye'nin stratejik konumu sebebiyle dünyada en fazla çocuk sığınmacı barındıran ülke olduğuna işaret eden Prof. Dr. Abulfez Süleymanov , "Özellikle istihdam, eğitim, sağlık, barınma, yabancılaşma ve güvenlik gibi mülteci ailelerin öncelikle üstesinden gelmek zorunda olduğu sorunlar, doğrudan çocukları yansıtmaktadır. Çok erken yaşlarda yaşadıkları travmanın yükünü taşıyan bu çocuklar diğer taraftan yeni geldikleri yerin düzenine alışması anlamında çok yönlü uyum sorunuyla karşılaşmaktadırlar ve bu sorunlar zannedildiği gibi kısa ve kolay bir sürede aşılamamaktadır." ifadelerini kullandı.Suriyeli sığınmacıların toplumsal uyumu adına çözüm önerilerine ilişkin Süleymanov, şunları kaydetti:"Öncelikle misafir olarak kabul ettiğimiz, fakat toplumumuzun bir parçası haline gelen Suriyeli ailelerin çocuklarla birlikte ortak mekânların oluşturulması gerekir. Bu ortam güven duygusunun gelişmesinde çok büyük etken olur. Dikkat edersek Suriyelilerin kaldıkları mekânlar, yerlere baktığınızda sanki bir uçurum söz konusu. Okullar bağlamında baktığımız zaman Milli Eğitim Bakanlığı'nın da farklı projeleri var. Suriyeli çocuklarla, Türk çocukların okullarda kaynaştırılması projesi. Bu konuda farklı mekanizmalarda oluşturulabilir. Mesela ders kitaplarında ayrımcı, ayrıştırıcı bir dilin kullanılmaması gerekir. Bu konuların müfredatlara eklenmesi gerekir."Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Abulfez Süleymanov katılmcılara Üsküdar Üniversitesi öğrencileri Elif Yusragül Selvi ve Sait Ateş tarafından kurgulanan, Suriyeli mülteci çocukları konu alan " Sevginin Dili" başlıklı kısa filmi seyrettirdi. Sosyal mesaj yüklü kısa film solandakilerce ilgiyle seyredildi.Sevginin Dili Kısa Filmi

01 KAS 2017

Prof. Dr. Sinan Canan “Konfor bizi öldürüyor”

Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Psikoloji Kulübü tarafından düzenlenen ‘Bilimden Hayata Bakmak’ Konferansı’nın konuğu oldu. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinlikte, dünya üzerindeki canlıların ve insanların yaşam döngüsüne değinen Canan, insanın aslından çok farklı gibi görünse de mikroskopla görünebilen sirke sineği ile %80 oranında benzer olduğunu söyledi.“Konfor bizi öldürüyor”Tabiatta birçok şeyin çok karmaşık gibi görünse de aslında her şeyin çok sade ve basit olduğunu belirten Prof. Sinan Canan; "Tabiatın uzmanlık alanı benzersizlik üretmek, doğal denge üzerinde hayvanlar ve bitkiler birbirini eksikleri sayesinde tanıyorlar maalesef biz bunu gerçekleştiremiyoruz. Eksiklerimizi görebilsek kazançlı çıkacağız, konfor bizi öldürüyor ve gücümüzün farkında olmadığımız için depresyona giriyoruz." dedi.“Aynı fikirde kişilerle vakit geçirenin kafası çalışmıyor”Günümüzde insanların birbirlerinin sadece iyi ve doğru yönlerini gösterip eksiklerini gizleyen canlılar haline geldiğini, zorluklarla karşılaşınca ne yapacaklarını bilemediklerini vurgulayan Prof. Dr. Sinan Canan; "Hep aynı fikirde olan insanlarla vakit geçiren insanların kafası bir süre sonra çalışmamaya başlar, farklı fikirlere sahip insanlarla bir araya gelip zaman geçirdiğimizde zihnimiz açılır, değişik düşünceler bizi geliştirir ve beynimizde kenarlar oluşmasını sağlar. İki şey arasında oluşan kenar, ben buna kenar etkisi diyorum, o kenarda birçok şey birikir, toplanır. İnsanı insan yapan hayatın anlamını sorgulaması ve soru sormasıdır." dedi.Cesaret, basiret, feraset, hayret, hikmet ve merhamet kavramları üzerinde duran Canan, bir gün içinde hayret etmiyorsanız ölmüşsünüz demektir diyerek sözlerini bitirdi.Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Kulübü etkinliğin sonunda Prof. Dr. Sinan Canan'a teşekkür çiçeği takdim etti.

30 EKI 2017

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Çalıştayı’na ev sahipliği yaptı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Psikoloji Kulübü’nün düzenlediği Psikoloji Çalıştayı’nın konukları, Psikolog Hande Yılmaz, Uzm. Klinik Psikolog Enise Akgül ve Psikolog Mehmet Ali Erkuş’idi. Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen çalıştaya Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin yanı sıra dışarıdan da katılım yoğundu. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç.Dr. Meltem Narter’in açılış konuşmasıyla başlayan programda ilk konuşmacı olan Psikolog Hande Yılmaz, katılımcılara ‘’Kendimi nerede mutlu hissediyorum?’’ sorusunu kendilerine sormalarını istedi ve öğrencilerin hangi yoldan gitmek istediklerini okulun ilk yıllarından itibaren belirlemeleri gerektiğine dikkat çekti. Çocuk psikoloğu olan ve şu anda birçok anaokulunda görev yapan Hande Yılmaz, salondaki psikolog adaylarına yaptıkları sıra dışı analiz ve gözlemleri anlattı.Oyun terapisi çocukların iç sesiYılmaz, çocukluk evresinin oral, anal, fallik ve gizli (lantes) dönem ismi verilen 4 ayrı evreden oluştuğunu belirterek, bu dönemlerde oluşan gelişimlerin tüm hayatımıza nasıl etki ettiği konusunda uyarımlar da bulundu. Yetişkinlik döneminde yapılan birçok anormalliğin bu 4 evrenin birisinde takılı kalma sonucunda oluştuğunu vurgulayan Yılmaz, kardeşler arası kıskançlık, çocuk-aile ilişkisi konularına da değinerek, çocuklara gösterilen koşullu sevgi-koşulsuz sevgi farkının iyi ayarlanması gerektiğini söyledi.Çocukları anlama konusunda oyun terapi yöntemini uygulayan Yılmaz, ‘’Oyun terapisinde eğitim-öğretim yok! Çocuğun içinde ki ses olmalısınız’’ ifadesini kullanarak çocukların oynadığı her oyuncağın ve oyun sırasında oluşturduğu kurgunun birer anlamı olduğunu da belirtti.Çocuklarda kullandıkları testlerden birisini solandaki konuklara uygulayan Yılmaz, uygulamaların faydasını yaşatarak anlatmaya çalıştı.Tamir edici bağlar kurun Klinik Psikolog Enise Akgül de konuşmasının başında katılımcılardan bir kağıta hayatlarına iyi ve kötü anlamda iz bırakan insanları yazmalarını isteyerek bu kişilerin hayatımızı ne yönde etkileyebilecekleri hakkında uyarılar da bulundu. Kişiler arasındaki yakınlık arayışı, yakınlık mesafe ayarları ve bağlanma stilleriyle ilgili bilgiler veren Enise Akgül, kişilerin birbirleriyle tamir edici bağlar kurmaları gerektiği konusuna dikkat çekti.‘’Görmeyince özleriz, görünce seviniriz’’ ifadesiyle iyi ilişkinin tanımını yapan Akgül, evlilikte kişilerin sen ve ben kavramlarını kaçırmamaları gerektiğini ve evlenen her iki kişinin aslında birer birey ve kendilerine ait bir yaşam tarzlarının olduğunu unutmamalarını istedi. Akgül, kendisine gelen evli çiftlerin çoğunda bu tarz sorunlarla karşılaşıldığını belirtti.Diploma herkeste var, senin farkın ne? sorusuyla dinleyicilerin karşısına geçen Psikolog Mehmet Ali Erkuş da; “Ben ne yapıyorum? Yaşama amacım ne? Hayattan ne istiyorum? gibi sorularla herkesin kendi içinde bir muhakeme yapmasının gerektiğini ve elde etmeye çalıştığımız şeylerin amaç mı araç mı olduğuna karar vermek gerektiğini söyledi.İşsizlik değil, mesleksizlik var‘’Birçok kişinin bir mesleği var. Fakat bu kişilerin çoğunda kazandıkları paradan tatmin olmama dururumu da var. Çünkü kazandıkları meslek onları tatmin etmiyor, mutluluk sağlamıyor’’ ifadelerini kullanan Mehmet Ali Erkuş, işte tam da burada diploma dışında farkındalık oluşturmanın, yaptığı işi seven ve değer veren kişilerden geçtiğini ve aslında ülkelerde işsizlik değil de, mesleksizlik kavramının oluştuğunun altını çizdi.İletişimi; ‘’Hem bir sorun hem de bir çözüm yolu’’ olarak tanımlayan Erkuş, meslek hayatında iletişimin güçlü tutunabilmesi için, öğrencilik zamanından itibaren ders dışı faaliyetler, öğrenci kulüplerinde aktiflik, sosyal sorumluluk projeleriyle bireylerin sosyal ortamını arttırması gerektiğini ve belirli yerler de aktif rol almaları gerektiği konularında uyarılarında bulundu.Son olarak ekip çalışmaları, iletişim becerileri ve başa çıkma becerilerini güçlendirme, kriz yönetim becerilerini sağlama gibi unsurlarla sahaya çıkmadan önce yapılması gerekenler hakkında gençlere tavsiyeler de bulundu.Programın sonunda dinleyicilere katılım belgeleri verilirken konuşmacılara da psikoloji kulübü öğrencileri tarafından teşekkür plaketi takdim edildi.

27 EKI 2017

Yeni akademik yılın açılış dersi Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’dan

Üsküdar Üniversitesi 2017-2018 Akademik Yılı, Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’ın da katıldığı bir törenle başladı. Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan, “açılış dersi”nde bilgi üretmenin önemine işaret ederek “Bilgiye hakimseniz, bilgi üretebiliiyorsanız, bilgiyi teknolojiye dönüştürüyorsanız elbette ki gücü elde edersiniz” diye konuştu. Bakan Demircan öğle yemeğini de öğrencilerle birlikte sıraya girerek tabldottan yedi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen 2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni’ne Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi, ASDER Onursal Başkanı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. General Adnan Tanrıverdi, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar İstanbul İl Müdürü Selim Çelenk, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı A. Furkan Tarhan ve üyeleri katıldı.Prof.Dr. Nevzat Tarhan: “Dünya standartlarında eğitimle bilim insanı yetiştirmeyi hedefliyoruz” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan, törenin açılış konuşmasında üniversite olarak dünya standartlarında eğitim verme idealiyle 700 öğrenci ile çıktıkları yolda bugün 16 bin öğrenciyle üst düzey kalitede eğitim imkanı sunduklarını söyledi. Öğrencilerini alanlarında çığır açacak buluşlara sahip bilim insanları olmaları için teşvik ettiklerini ifade eden Prof.Dr. Tarhan, bugüne kadar 7 bin 500 öğrenciyi mezun ettiklerini kaydetti. 4 fakülte, bir sağlık hizmetleri meslek yüksek okulu, 5 enstitüde 35 lisans, 56 önlisans, 30 yüksek lisans ve 5 doktora programına sahip olduklarını ifade eden Tarhan, 200’e yakın Erasmus anlaşması ile psikoloji alanında en fazla Erasmus anlaşması olan üniversite olduklarının altını çizdi.Proje Kültürü ve Pozitif Psikoloji’yi önemsiyoruz350’yi aşkın akademik kadroyla öğrencilerini tam donanımlı yetiştirmeyi hedeflerken aynı zamanda ailesine ve topluma yararlı, yüksek değerlere sahip iyi birer insan olmaları hedefiyle çalıştıklarını kaydeden Tarhan, öğrencilerinin gelecek hedeflerini belirlemeleri ve bunu öğrenmeleri için Proje Kültürü dersini zorunlu tuttuklarını söyledi.Öğrencilerimiz fikirlerini ürüne dönüştürmeliÜniversite olarak Pozitif Psikoloji’ye önem verdiklerini de kaydeden Tarhan, AR-GE çalışmalarını da önemsediklerini ve öğrencilerinin üniversite yıllarında tecrübe kazanmaları adına geçtiğimiz yıl Brain Park Kuluçka Merkezi’ni de faaliyete geçirdiklerini, fikirlerin ticari ürüne dönüşmesine katkıda bulunduklarını ifade etti.Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi: “Öğrencilerimize proje kültürü ve girişimciliği öğreterek bu anlamda öğrencilerimizin bir kimliği olmasını istiyoruz. Girişimciik alanında ve proje kültüründe yetiştirmek gençlere heyecan katıyor ve daha araştırma odaklı oluyorlar. Bu nedenle müfredatımıza Pozitif psikoloji ve Proje Kültürü dersi koyduk. Üniversite sadece meslek edindiren bir kurum değildir.  Meslek edindirmenin yanı sıra AR-GE’ye yani bilginin ürüne dönüşmesini de önemsiyoruz. Örneğin Türkiye’de ilk yerli enzimi üretecek projemiz bulunuyor. Bu çalışmaların artmasını ve gençlerin de bu çalışmaların içinde olmasını istiyoruz.”İyi işler takdir edilmeliProf. Dr. Nevzat Tarhan, iyi yapılan işlerin teşvik için övülmesi gerektiğini belirterek “YÖK bu sene fakültelerini birincilikle kazanan öğrencilere kutlama belgesi verdi. Biz de senatomuzda bu belgeleri öğrencilerimize takdim ettik. Bu gibi çalışmaların teşvik edici olduğunu ve artması gerektiğini düşünüyorum. İyi davranış ve çabaların övülmesi gerekiyor” dedi.Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında uzmanlaşmış bir üniversite olduklarının altını çizen Tarhan, “Yeni bölümlere öncelik veriyoruz. Ortez protez, ergoterapi ve dil konuşma gibi yeni alanlarda istihdam olanağı var. O nedenle aldığınız eğitimin fırsatını kaçırmayın, aldığınız eğitimden iyi faydalanın” tavsiyesinde bulundu.Törene katılımından dolayı Sağlık Bakanı Dr Ahmet Demircan’a da teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Sağlık Bakanımız bugün bize katıldı. Bize enerji güç ve motivasyon verdi, açılış dersi bize önemli bir katkı olacak. Yeni akademik yılın tekrar hayırlı olmasını diliyorum” dedi.Sağlık Bakanı Demircan’dan ilk dersSağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan da törende akademik yılın ilk dersini verdi. Türkiye’nin konumu gereği çok pahalı bir coğrafyada bulunduğunu belirten Demircan, tıp öğrencisi olduğu 1970’li yıllarda Sultan Abdülhamit’in yazdığı hatıratı okuduğunu söyledi.Bilgiye hakimseniz gücü elde edersinizSultan Abdülhamid’in hatıratında “Ne yapalım ki atalarımız çadırlarını sırtlanların yolu üzerine kurmuş” dediğini belirten Dr. Ahmet Demircan, şunları söyledi:“Bu cümle beni çok etkilemişti ben de bunun üzerine şöyle bir fikri metafor oluşturuyordum: Osmanlı bu coğrafyayı sırtlanlardan koruyan bir aslandı ama koruyamadı ömrü vefa etmedi, Osmanlı tarih sahnesinden çekilirken bu aslanın yavrusu Türkiye Cumhuriyeti doğdu, elbette onun üzerine gelecekler. Onlar biliyorlar ki aslanın yavrusu büyüyünce aslan olacak, oluyor da. Onu bildikleri için uğraşıyorlar ama biz bu coğrafyanın kıymetini bilen özgür yaşamayı bilen, onun diyetini ödeyen bir milletin torunlarıyız, çocuklarıyız. Bu sadece fiziki bir mücadeleyle olmuyor.  Bu mücadelenin önemli ayaklarından biri ki gücü temin edecek en önemli unsur bilgi. Bilgiye hakimseniz bilgi üretebiliiyorsanız bilgiyi teknolojiye dönüştürüyorsanız elbette ki gücü elde edersiniz.”Bakan Demircan: “Bilgiye bilgi katmalıyız!”Bu coğrafyada atalarımızın büyük medeniyetler inşa ettiğini belirten Bakan Demircan, “Biz bu büyüklüğün faturasını ödüyoruz. Çaresi için zihin yormamız lazım. Bir dönem bilgi ile akıl ile çok iyi işler yapan bu coğrafyayı inşa eden insanlar, bir dönem ayağı takılmış. Ayağı takıldığı yer sendeleyip sıkıntı yaşadığımız yer, bilgi üretiminden kopmak sorgulayıcı akılla aramızda sıkıntı doğması. Bilgi üretimini tekrar yakalamalıyız. Bilgiyi elde etmekten daha öte bir şey söylemeye çalışıyorum. Var olan bilgiye ulaşırsınız öğrenirsiniz elbette ama bilgiye bilgi katmanın görevimiz olduğunu unutmayalım. Bu noktada değilsek daima arkadan gideriz. Bu coğrafyanın parlayan yıldızı, umudu mazlumlara umut vaad eden Türkiye  siz gençlersiniz. Bu coğrafyanın umudusunuz. Bilgi üretecek insanların hizmetine sunacaksınız biz gençleri bu noktada bulmak görmek istiyoruz. Eğer biz bunu yakalayamaz başaramazsak etrafta bu konuda zaafa uğrayan örnekleri görüyoruz. Parça parça ediliyorlar, birbirine düşürülüyorlar” diye konuştu.Türkiye’nin sağlıkta üretim yapmasını hedefliyoruzÜlkemizde üniversite olmayan şehrimiz kalmadığını vurgulaan Dr. Ahmet Demircan, bunun büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğini ve yeni akademisyenler yetiştirmenin üniversitelerin gelişimi için önemli olduğunu söyledi. Dr. Ahmet Demircan, bakanlık olarak gerçekleştirdikleri çalışmalara da değinerek Türkiye’nin sağlıkta üretim yapması, dışarı açılması, kaliteyi yükseltmesi ve sürdürülebilir olmasını hedeflediklerinin altını çizdi.Profesörlük cübbeleri takdim edildiTörende ayrıca Akademik Yükseliş Unvan Takdim Töreni gerçekleştirildi. Doçentlik ve Profesörlük Unvanı alan akademisyenlere törenle cübbeleri giydirildi. Törende Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abulfaz Süleymanov ve Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı’ya profesörlük cübbeleri İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr Mithat Baydur tarafından takdim edildi.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr Haydar Sur, Üsküdar Üniversitesi Odyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Muhammed Kürşat Yelken ve Prof. Dr. Nurper Ülküer’e cübbelerini giydirdi.Prof. Dr. Mehmet Zekai Pekkafalı, Prof.Dr. Murat Kalemoğlu ve Prof.Dr. Tuğrul Akın’a ise profesörlük cübbelerini Üsküdar Üniversitesi SHMYO Müdürü Prof. Dr. Şefik Dursun tarafından takdim edildi. Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan ise Prof.Dr. Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof.Dr. Osman Nuri Küçük’e cübbesini giydirdi.Törenin sonunda Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’a Hisseden Adam Heykeli ve çini tabak hediye etti.Sıraya girdi öğrencilerle tabldot yemek yediBakan Demircan, öğle yemeğini de öğrencilerle birlikte sıraya girerek tabldotta yemeğini yedi. Bakan Demircan’a Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindekiler de eşlik etti.Üsküdar Üniversitesi Televizyonu tarafından da canlı olarak yayınlanan törenin ardından Bakan Dr. Ahmet Demircan ve beraberindekiler, Üsküdar Üniversitesi Klinik Farmakogenetik, İleri Toksikoloji ve Deney Hayvanları Laboratuvarlarını gezerek çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi verdi.

27 EKI 2017

Eski dünyadan yeni dünyaya geçişin sancıları

Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) Perşembe Platformu programları kapsamında önemli isimleri misafir etmeyi sürdürüyor. Tea Talks'un bu haftaki konuğu olan Prof. Dr. Ersin Nazif Gündoğan; Yeni dünya nedir? Yeni dünya vizyonu nasıl olmalıdır? Böyle bir dünyaya nasıl bir vizyonla bakılmalıdır? sorularını cevaplandırdı.Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, ‘’Yeni Dünyanın’’ eski dünyadan farkını açıkladı. Öncelikle yeni dünyada artık sağcı ve solcu çatışmaları olmadığını belirten Prof. Dr. Gündoğan, oluşan yeni çatışma ekseninden bahsederken bu çatışmanın geçmişte kalanlar ile geleceğe bakanlar arasında yaşandığını vurguladı.Gelecekteki dünyada ekonomik bağımsızlık değil ekonomik bağımlılık önemlidir diyen Prof. Dr. Gündoğan, küresel bir güç olmak için tüm dünya ile bağlantı halinde olmak gerektiğini savundu.Yeni dünyanın Fatihlerini girişimciler olarak gören Prof. Dr. Gündoğan yapılacak olan yeni işlerin birer sermaye değil, proje işi olduğunu dile getirdi.‘’Eskiden söz uçar yazı kalırdı. Şimdi söz de kalıyor yazı da…’’Yeni dünya düzeninde insanların yüzlerine karşı söylenmeyecek sözlerin arkalarından söylenmesinin yapılacak büyük yanlışlardan biri olduğunu ifade eden Gündoğan “Kimse kapalı kapılar ardında konuşamaz çünkü yeni dünyada kapı yok. Eskiden söz uçar yazı kalırdı, şimdi söz de kalıyor yazı da” dedi.Vizyon tartışmalarının Türkiye’ye Özal Dönemi ile geldiğini ve ‘proje’ kavramını Türkiye’ye Özal’ın kazandırdığını savunan Prof. Dr. Gündoğan; “Türkiye 1980 öncesi kapalıyken 1980 sonrası açık bir yapıya dönüştürmüştür.” dedi.“Yunus gibi yaşayın, Sinan gibi inşa edin”Gençlerin yeni dünyada nasıl bir vizyon edinmeleri gerektiği noktasında; “Yeni dünyanın gençleri Yunus gibi yaşamasını, Sinan gibi inşa etmesini bilmeli” diyen Prof. Dr. Gündoğan gençlerin iç dünyalarını zenginleştirmek için bir ellerinde Mesnevi’yi, dış dünyalarını zenginleştirmek için de bir ellerinde Mukaddime’yi taşımaları gerektiğini vurguladı.Prof. Dr. Nazif Gürdoğan konuşmasının ardından öğrencilerin soruları yanıtlandı

12 EKI 2017

Siyasetin bilim adamından İlm-i Siyaset

Uluslararası politika ve siyaset biliminin referans ismi Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (İTBF) Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur'un son kitabı "İlm-i Siyaset, Türkiye Üzerine Konuşmalar" raflardaki yerini aldı. Ülke gündemindeki güncel siyasi konuları her gün değerlendirip, analizler yapan ve bunları kamuoyuyla paylaşan Baydur, bu kez Osmanlı'nın son günlerinden günümüz Türkiye’sine kadar geçen yakın tarihi kendi yorumuyla kaleme aldı. Prof. Baydur'un kitabı; siyasi teoriler, sistemler ve davranışları ele alan içeriğiyle bu alanda köşe taşı olmaya aday.Son 150 yıldaki büyük değişimHaftalarca süren mülakatlarda sonra kaleme alınan ve çok sayıda soru-cevaptan oluşan kitap; Türkiye’nin son 150 yılına dair siyasal-iktisadî-kültürel değişim güzergâhını ve bu güzergâh üzerinde oluşan fay hatlarını, çatlaklıkları ve kutuplaşmaları ele alıyor.Birçok sorunun daha önce hiç verilmeyen cevapları İlm-i Siyaset'teOsmanlı’nın modernleşme sürecinin Batı’daki süreçten farkı nedir? I. Dünya Savaşı sonrasında yapılandırılan dünya düzeni nasıldı? Türkiye’de darbeler hangi amaçla devreye sokuluyor? “Denge politikası” derken ne kastedilmektedir? Arap Baharı’nın Suriye’deki yansıması ne oldu ve Suriye’de bugünlere nasıl geldik? Devletimizin eğitim anlayışındaki eksikleri neler? Dijital çağda Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?İç ve dış politikada derinlemesine analizProf. Dr. Mithat Baydur, İlm-i Siyaset'te; Osmanlı’nın modernleşme süreci, Türkiye’deki darbelerin iç yüzü, anayasal süreçler, denge politikasının önemi, siyasi kadroların profili, ‘derin devlet’ kavramı, Arap Baharı ve Suriye, Kürt meselesi, tarihî yanılgılarımız ve Türkiye’nin bugünü gibi pek çok konuyu analiz ediyor.Tuti Kitap tarafından yayımlanan İlm-i Siyaset kitabına, seçkin kitabevlerinden ve online mağazalardan ulaşabilirsiniz.

26 TEM 2017

Rektör Danışmanımız Doç. Dr. Merve Kavakçı Kuala Lumpur Büyükelçiliğine atandı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Doç. Dr. Merve Kavakçı, Kuala Lumpur Büyükelçiğine atandı.  Aynı zamanda Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) Başkanı olan  Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Kavakçı 2014 yılından bu yana Üsküdar Üniversitesinde görev yapıyor.Dışişleri Bakanlığı'nda yaz dönemi kararnamesiyle çeşitli ülke ve merkezlere atanan bazı büyükelçiler belli oldu.Buna göre Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) Başkanı ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Kavakçı Kuala Lumpur Büyükelçiliğine atandı.Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu Dışişleri Bakanlığı’nın son büyükelçiler kararnamesindeki isimleri arayarak yeni görevlerini tebliğ etmeye başladı.Kavakçı, Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi olacak.Doç. Dr. Merve Kavakçı Kimdir?1968’de Ankara’da dogdu. TED Ankara Koleji’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki sene okudu. Başörtüsü yasağı sebebiyle tip eğitimini tamamlayamadı. Ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne hicret etti. Teksas Üniversitesi’nce Bilgisayar Mühendisliği eğitimini bitirdi. Turkiye’ye döndü ve sırayla Refah Partisi ve Fazilet Partisi Kadınlar Komisyonu Dış İlişkiler Başkanlığı görevini yürüttü. Hafızlığını tamamladı. 1999 Genel Seçimlerinde İstanbul milletvekili seçildi. Başörtülü olduğu için milletvekilliği görevini yapması engellendi. Vatandaşlıktan çıkartıldı, partisi kapatıldı ve beş sene siyasetten yasaklandı. Akabinde Harvard Üniversitesi Kennedy School of Government’da Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. Howard Universitesi’nde siyaset bilimi doktorasını tamamladı. George Washington Üniversitesi ve Howard Universitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyeliği yaptı.Kavakçı, Georgetown Üniversitesi tarafından hazırlanan “Dünyanın En Etkili 500 Müslümanı” listesindedir. Duke Üniversitesi tarafından çıkartılan Mediterranean Quarterly’nin Editoryal Kurulundadır. Ayrıca International Islamic Charitable Organization’ın yönetim kurulunda ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Danışma Kurulu Onur Üyesidir. ABD’nin Siyahları Geliştirme Ulusal Derneği (NAACP) ve George Washington Üniversitesi tarafından “Mükemmeliyetçi Kadınlar” ödülüne layık görülmüştür. Kavakçı’nın TBMMde örttüğü başörtüsü ABD Kongresi’nde “Dini İnsan Hakları Sembolü” olarak sergilenmiştir.Yeni Akit gazetesinde köşe yazarlığı yapan Kavakçı’nın İngilizce ve Türkce yayınlanmış kitapları ve birçok akademik makalesi var. Başörtüsüz Demokrasi Tarih İçinde Tarih adlı kitabı Arapca ve Farsca’ya tercüme edilmiştir. Başörtüsüz Demokraside Adı konmamış Darbe adlı kitabı 2014 yılında okurla buluşmuştur. Diğer Türkçe eserleri Siyasetin Oyunu, Bati’da Müslüman Olmak, Dünyanın Güzel İnsanları ve Örtünün Altında Kalanlar’dir. İngilizce olarak yayınlanan kitapları Headscarf Politics in Turkey: A Postcolonial Reading ve derlediği International Relations in Global Village: Changing Interdependencies adindadır. Kavakçı’nın siyasi hayatinin anlatıldığı The Day Turkey Stood Still: Merve Kavakci's Walk into the Turkish Parliament, Amerikalı akademisyen Richard Peres tarafından kaleme alınmıştır. Evli ve iki çocuk annesidir.Kavakçı 2014 yılından bugüne Üsküdar Üniversitesinde görev yapıyor.

25 TEM 2017

Prof. Dr. Sinan Canan: “Sevdiğinizi seçecek ya da seçtiğinizi seveceksiniz”

Beyin alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Sinan Canan, hayatlarının en önemli kararını vermeye hazırlanan üniversite adaylarına önemli tavsiyelerde bulundu: “Sakince düşünüp karar verin. Hayal kurun, bir amacınız olsun. Sadece bir diploma işe yaramaz, mutlaka bir fark oluşturun” Diyen Canan, “Ya sevdiğinizi seçeceksiniz ya da ona erişemediyseniz seçtiğinizi seveceksiniz, seçtiğinizi sevmeyi öğreneceksiniz.” Dedi.Ülke TV’de yayınlanan gazeteci Şaban Özdemir’in sunduğu Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş’in de yer aldığı “Hayat Tercihtir” programına katılan Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Sinan Canan, üniversite tercihi için karar verme arifesinde olan adaylara önemli tavsiyelerde bulundu.Sakince düşünüp karar verin!Tercih dönemi hayatın en stresli dönemlerinden biri. Seçim yapmak en büyük stres kaynağı. Genellikle hep aynı algı bir şekilde yerleşiyor: Bir bölüm seçeceğim bundan sonra kaderim artık hep orada gidecek. İki saatlik sınavla insanın kaderi belirlenmez birincisi bu, bunu bir kenara koyalım. Bu yapay bir stres kaynağı. Stres karar vermenin önündeki en büyük engellerden bir tanesi. Hafif stres  karar performansını arttırır  ama sürekli olarak yoğun bir stres, arka planda bilinçsiz işleyen böyle stresler sizin karar verme düzeneklerinizi sürekli bozar. Sebebi de tabiatta hayatta kalmak için kurgulanmış olan stres sistemi yüksek entelektüel işlerde karar verme konusunda çok başarılı değildir. Aslandan kaçarken ya da   açlıktan kurtulup yemek bulmaya çalışırken stres çok işe yarar ama siz tutup da ‘Efendim ben hayatımı ne yapacağım, neye göre planlayacağım’ gibi daha yüksek, daha çetrefilli konuları sakin bir kafayla düşünüp karar vermek zorundasınız.Sadece diploma bir işe yaramaz!Mutlaka fark oluşturun. Yarın ne olacağını emin olun kimse bilmiyor. Hayatın en güzel tarafı da budur,  yarın ne olacağını bilmezsiniz. Hangi mesleği seçerseniz seçin artık 2010’lardan sonra özelikle hiçbir diploma size bir avantaj sağlamayacak. Diplomalar sadece bugün bir sertifikasyon gibidir, iyi bir bölümde okumak, iyi bir alt yapısı olması çok önemlidir ama daha önemli olan şu: Bu kadar kalabalık bir rekabet dünyasında siz hangi mesleği seçerseniz seçin, siz o meseleye bir artı koymuyorsanız, o mesleğe bir katkı yapıp başka bir şeye dönüştürme azminiz yoksa standart ve sıradan bir diplomalı olarak kalacaksınız. Bu durumda bir sosyal ve kariyer sitesine yazayım, CV’mi de yollayayım, şu diplomam olduğu için devlet bana iş versin ya da özel sektör beni arayıp bulsun gibi bir şey artık yok. Peki bu katkıyı nasıl yapacaksınız? Zor bir şeymiş gibi gözüküyor ama çok basit kuralları var:Ya sevdiğinizi seçecek ya da seçtiğinizi seveceksiniz!Bir yaptığınız mesleği çok sevecekseniz yani ya sevdiğinizi seçeceksiniz ya da ona erişemediyseniz seçtiğinizi seveceksiniz, seçtiğinizi sevmeyi öğreneceksiniz çünkü her mesleğin içerinde her okunan dalın içerinde çok sevilecek yerler var. Zaman geçtikçe sizin sevdiğiniz şey o meslekte belli konularda derinleşme ve genişleme getiriyor. Üniversite dediğiniz dönem hayatın en önemli dönemidir, eşler genellikle üniversiteden seçilir en yakın arkadaşlıklar o zaman kurulur. Yani ölüme kadar gidilecek dostluklar o zaman kurulur. Üniversite profesyonel yaşamınız ile birlikte erişkin zihninizin de oturmaya başladığı bir dönemdir.Motivasyonunuzu asla kaybetmeyin!Meslek seçiminde en önemli nokta gelecekte seni ne mutlu edecek? 30 ya da 40 yıl sonra kendilerini ne yaparken görüyorlar, nasıl mutlu oluyorlar bu o kadar önemli bir şeydir ki. Bu sadece önemli değildir, beynin çalışma sistemindeki  yeri de var. Hep anlatırım bir anım vardı, hastalanmıştım, virüs kapmıştım eve gittim yorgundum o dönemde de gönlümü kaptırdığım bir hanımefendi var okulumuzda ama bana yüz vermiyor. Telefon çaldı, akşam sinemaya gidiyoruz gelsene dediler. Dedim ki çok yorgunum gelemem, dediler ki akşam o da geliyor. Dedim ki  bir dakika ama çok hastayım gene gelemeyeceğimi dediler ki seni sordu geliyor mu diye, dedim ki 15 dakika sonra oradayım geliyorum. Ne hastalık kaldı ne bir şey. Hepsi gitti. Bu örneği niye veriyorum? Zihninizdeki motivasyon devresi açıldığı anda bedeni rahatsızlıkları bile geriye itebilecek bir güç kazanıyorsunuz.Hayal kurmayı asla bırakmayın!30 yıl sonra bir hayaliniz varsa kendinize dair o sürekli arka planda işliyorsa hayatınızda her şey sizi oraya götürür çünkü arka planda işleyen şey pusula gibidir, size sürekli yön gösterir. Hayaliniz kuvvetliyse sizin yaptığınız bir yola dönüşür, beynimiz böyle çalışır. Hayal ettikçe baktığınız her şey değişir. Öğrendiğiniz her şeyi ona göre depoluyorsunuz ve adım adım gidiyor. Şimdi hayallerini soruyorum. 30 sene sonra psikolog olacağım diyor. Bu bir hayal değil, bu bir meslek adı yani ne yaparken görüyorsun kendini bir ortamı hayal et ne yapıyorsun orada? Bu dünyada unutulmaması gereken en önemli gerçek bence parmak izlerimiz nasıl benzersizse beyinlerimiz de benzersiz.Mutlaka bir amacınız olsun!Geçen tercih günlerinde bir arkadaş beş bölüm saydı, kararsız kaldığını söyledi. O böyle anlatınca marketteki durumum aklıma geldi, çok büyük marketti. Manav reyonunda alışveriş yapacağım fakat akşam ne yemek yapacağımı bilmiyorum yüzlerce ürün var, hepsi bana bakıyor çok şükür param var hepsini alabiliyorum ama ne yemek yapacağımı bilmediğim için alamıyorum hiçbirini. Orada dona kaldım, telefonda bir kaç istişare yaptık, akşama dair bir hayal oluşunca alışveriş yapmam mümkün oldu. Şimdi arkadaşalar manav reyonu önündeler ama ne yemek istediklerini bilemedikleri zaman orada uygun seçim yapmaları mümkün değil. Bir tek şey var bence, hangi birini seçerlerse seçmesinler ölmezler. Kendi geleceği hakkında ufak bir fikri hayali olan birinin seçimi ile tamamen rastgele seçim yapanın durumu aynı olmayacak.Programın tamamını seyretmek için:

08 TEM 2017

Üsküdar Üniversitesi görkemli törenle 4. mezunlarını uğurladı

 Üsküdar Üniversitesi 2016-2017 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni, Ülker Sports Arena’da gerçekleştirdi. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans bölümlerinden mezun 3 bin 808 öğrenciye diplomaları görkemli bir törenle verildi. Heyecanlı ve duygulu anların yaşandığı törende Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan alınlarından öperek mezun ettiği öğrencilerine “Son Ders ve Mezunlara Veda” başlıklı bir de konuşma yaptı. Törende 7 Haziran 2016 tarihinde İstanbul Vezneciler'de gerçekleştirilen terör saldırısında şehit olan Üsküdar Üniversitesi öğrencisi polis memuru Duha Beker de anıldı. Fizyoterapi bölümü öğrencileri, diplomalarını alırken bu yıl kendileriyle beraber mezun olacak Duha Beker’i de unutmadılar. “Seni unutmayacağız” yazılı pankart açan arkadaşları salonda dakikalarca ayakta alkışlandı. Üsküdar Üniversitesi, 2016-2017 Akademik Yılı sonunda ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencilerini mezun etmenin sevincini ve gururunu yaşadı. Ataşehir Ülker Sports Arena’da gerçekleştirilen 4. mezuniyet töreninde 3 bin 808 öğrenci diplomalarını aldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mutlaka bir amacınız ve yol haritanız olsun”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Son Ders ve Mezunlara Veda” başlıklı konuşmasında eğitimin hayat boyu sürdüğünü belirterek önemli tavsiyelerde bulundu:“Mesleğinizi yaparken ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız da önemli. Özellikle sağlık alanında çalışacak mezunlarımız size danışan hasta ve hasta yakınlarını sanki ailenizin bir üyesi gibi düşünmeyi ihmal etmeyin. Üniversiteye başladığınızda bir kıvılcımdınız şimdi alev oldunuz bundan sonra bulunduğunuz yeri ısıtacak, aydınlatacak ve canlandıracaksınız. Burada öğrendiğiniz bilgileri kendinizi geliştirerek hayatınızın sonuna kadar götürmeniz önemli. Mutlaka hayatta bir hedefiniz olmalı, yaşam amacınız olmalı. Bunun için nereye gittiğinizi bilmeniz gerekiyor onun için de mutlaka bir yol haritanız olmalı. Daha iyilerden mutlaka yardım alın danışmadan karar vermeyin. Gelecek projeleriniz olmalı hedefe giderken karşınıza çıkan zorluklardan asla yılmayın. Uçurtmayı uçuran rüzgâr değil uçurtmanın rüzgâra karşı aldığı pozisyondur. O nedenle siz olaylara karşı doğru pozisyon alırsanız o pozisyon sizi uçurabilir. Doğru pozisyonu almak için ne yapacağız? Bir bilenden yardım alacağız. Kendimizi tanıyacağız, niyetimize bakacağız. Niyetimiz iyiyse ve ilkeli yaşamayı başarıyorsak iyi pozisyonu mutlaka yakalıyoruz. Bireysel fayda yerine toplumsal faydayı hedefleyen kişiler başarılı oluyor.”Törene Adnan Tanrıverdi ve Mustafa Ataş da katıldıÜniversiteden birinci, ikinci ve üçüncülükle mezun olan öğrenciler anons edilerek ödülleri takdim edildi. Törene katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Kurucu Üyesi Mustafa Ataş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi,  Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi.Rektör yardımcılarının mutlu günüÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Zelka ve Prof. Dr. Muhsin Konuk da kızlarını mezun etmenin heyecanını yaşadı. Prof. Dr. Mehmet Zelka, Fen Bilimleri Enstitüsü Moleküler Biyoloji Bölüm Birincisi Meryem Kevser Zelka’ya, Prof. Dr. Konuk ise bu yıl psikoloji bölümünden mezun kızı Büşra Konuk’un diplomasını verdi.Birincilikle mezun olan öğrenciler konuşma yaptıTörende ön lisans birincisi Odyometri bölümünden Mehtap Dölen, lisans birincisi Sosyal Hizmetler Bölümünden Nurefşan Tomaç ve yüksek lisans mezunlarını temsilen Lebriz Canpoyraz Germen bir konuşma yaptı.Üsküdar Üniversitesi’nde okuyan yabancı öğrencileri temsilen de Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümünden Muna Mohamed Abdalla bir konuşma yaptı. Duygu yüklü konuşmasında Abdalla zaman zaman gözyaşlarını tutamadı.Tarhan birincileri alınlarından öptüLisans birincisi Nurefşan Tomaç ve önlisans birincisi Mehtap Dölen, konuşmalarının ardından yaş kütüğüne plaka çaktı. Rektör Tarhan birinci olan öğrencilerini alınlarından öptü.Arkadaşları şehit polis Duha Beker’i unutmadıÖğrenci ailelerinin de bulunduğu 12 bin kişi mezuniyet sevincine ortak oldu. Duygusal anların yaşandığı törende 7 Haziran 2016 tarihinde İstanbul Vezneciler'de gerçekleştirilen hain terör saldırısında şehit olan Üsküdar Üniversitesi öğrencisi polis memuru Duha Beker de anıldı.Fizyoterapi bölümü öğrencileri, diplomalarını alırken bu yıl kendileriyle beraber mezun olacak Duha Beker’i de unutmadılar. “Seni unutmayacağız” yazılı pankart açan arkadaşları salonda dakikalarca ayakta alkışlandı.Sosyal Sorumluluk Özel Ödülü verildiTörende terör olaylarını protesto etmek için geçtiğimiz Ocak ayında İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü öğrencisi İsa Kör’e de Sosyal Sorumluluk Özel Ödülü verildi. Kör’e plaketi Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Kurucu Üyesi Mustafa Ataş verdi.Sürpriz evlilik teklifiTörende Tıbbi Dökümantasyon ve Sekreterlik Bölümü’nden mezun olan Musa Geyik, aynı bölümden mezun olan Ebru Cengiz’e evlenme teklif etti. Diplomalarını almak için sahneye çıkan Musa Geyik, hazırladığı pankartı açarak salondakilerin huzurunda Ebru Cengiz’e “Benimle evlenir misin?” dedi. Musa Geyik’in sürprizi karşısında şaşıran genç kız arkadaşlarının alkışları arasında kabul etti.  Törene annesi Elif Kantar’ın kucağında katılan 2,5 aylık Ahmet Emir de ilgi odağı oldu.Törende önlisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan öğrenciler diplomalarını aldı.Bayrak ve flama teslim törenlerinin de gerçekleştirildiği programda mezun öğrencilerden Begüm Aygördü, bayrağı Mücahit Ayhan’a, flamayı ise lisans birincisi Nurefşan Tomaç, Ayça Turan’a teslim etti.Tören sonunda mezunlar Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur eşliğinde Üsküdar Üniversitesi andını okudular. Mezuniyet töreni yeni mezunların kep atmaları ile sona erdi.

21 HAZ 2017

Üsküdar Üniversitesi Suriyeli sığınmacıları araştırdı

 Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından desteklenen, Üsküdar Üniversitesinin de ortağı olduğu "Suriyeli Mülteci Çocuklarla El Ele" projesi kapsamında Suriyeli sığınmacıların yoğun olarak yaşadığı Sultanbeyli'de yapılan araştırmaya göre, en çok sorun yaşayan kesim çocuklar. Okul çağındaki çocuklar maddi yetersizlik nedeniyle çalışmak zorunda kalıyor. Çocuklar yeni çevreye uyum sağlamama, kültür çatışması, arkadaşlarınca benimsenememe, yabancılık hissetme, içine kapanarak yalnızlaşma, okul kurallarına uymama ve okulda başarısızlık gibi sorunlar yaşıyor.Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından desteklenen, Üsküdar Üniversitesi’nin de ortağı olduğu “Suriyeli Mülteci Çocuklarla El Ele”   proje kapsamında Sultanbeyli’de yaşayan Suriyeli sığınmacılara yönelik yapılan araştırma yaşadıkları sorunları ve Türklerin sığınmacılara bakışını ortaya koydu.Projenin akademik danışmanlarından Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abulfaz Süleymanov, Suriye’de 2011 Mart ayından bu yana süren iç savaş sonrasında milyonlarca insanın başka ülkelere sığınarak yaşam mücadelesi vermeye çalıştıklarını belirterek “Savaştan kaçan Suriyelilere yönelik açık kapı politikası uygulayan Türkiye,  resmi rakamlara göre en fazla Suriyeli barındıran ülke konumundadır. Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı 2,8 milyondur. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de en fazla bulunduğu il İstanbul’dur. İstanbul yaklaşık 330 bin civarında Suriyeliye ev sahipliği yapmaktır. İstanbul Sultanbeyli’de yaşayan Suriyelilere yönelik gerçekleştirilen araştırmada özellikle göçten en fazla etkilenen kesim olan sığınmacı çocukların sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik sorunlarını ortaya çıkarmak amaçlandı” dedi.Doç. Dr. Abulfaz Süleymanov, bu çalışmayla sığınmacıların gelecek algısını kendi bakış açısından değerlendirmek ve mevcut uygulamaların geliştirilmesine imkân sağlayacak önerilerde bulunmayı amaçladıklarını söyledi.Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacıların yarısından fazlasını 18 yaşının altındaki çocuklar oluşturuyor. Çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim durumunun sınırlı olması, yeni çevreye uyum sağlayamama, kültür farklılıkları nedeniyle kültür çatışması, arkadaşlarınca benimsenememe, yabancılık hissetme, içine kapanarak yalnızlaşma, okul kurallarına uymama ve okulda başarısızlık önemli sorunlar arasında yer alıyor.Süleymanov araştırma sonuçlarında öne çıkan başlıkları şu şekilde değerlendirdi.Maddi sorunlar yüzünden okula gidemiyorlar Suriyelilerin okul çağındaki çocuklarının eğitimlerine devam edememe nedenlerine bakıldığında %60’lık oranla maddi geçimsizlik ilk sırada yer alıyor. Okul çağındaki çocuklar çalışmak zorunda kalıyor. Kayıt dışılığın en yüksek olduğu sektörlerde çocuk emeği hızla yaygınlaşıyor. Suriyeli çocuk işçiler trikotaj atölyelerinde, tekstil fabrikalarında, kuru meyve fabrikalarında, ayakkabı imalat atölyelerinde ve araba tamirhanelerinde, tarım işçiliğinde, sokaklarda kâğıt mendil, su satıcılığı gibi işlerde çalıştırılıyor.Yapılan son tespitlere göre çocukların yüzde 40’ı okula gitmiyor.Büyük bölümü Türkçe bilmiyorSuriyeli sığınmacıların %71,8’i Türkiye’yi ulaşım kolaylığı nedeniyle tercih ettiğini belirtirken; %63’ü akrabalarının bu şehirde olması, %44’ü ise iş imkânlarının fazla olması nedeniyle İstanbul’u tercih ettiklerini söyledi. Sığınmacıların %76,1’i Türkçeyi hiç bilmediğini belirtirken; %59,7’si Türkçe öğrenmek istediğini belirtti. Katılımcıların %74,2’si ülkesinde çalışırken %25,8 oranında ülkesinde çalışmadığını; %53’ü Türkiye’de bir işte çalışmadıklarını söyledi. Türkiye’de çalışan statüsünde olan Suriyeliler, ülkelerindeki mesleklerini burada sürdürdüklerini ifade etti.İletişim eksikliği yaşanıyorAnkete katılan Suriyelilere İstanbul halkının kendilerine yaklaşımları da soruldu. Katılımcıların önemli bir oranı (%60,3) halkın kendileriyle iletişimde bulunmadığı için iyi ya da kötü yaklaşımları olmadığını belirtti. Bunun nedenleri arasında özelikle dil sorunundan kaynaklanan iletişim eksikliği en önemli etken olarak dikkat çekti. Suriyelilerin Türk halkı ile dostluk ve arkadaşlık kurma konusundaki durumlarının değerlendirildiği çalışmada katılımcılardan %67,9’u bu soruya hayır cevabı verdi. Sığınmacıların yerel halk ile olan komşuluk ilişkilerinin zayıf olduğu gözlendi.Yarısı ülkesine dönmeyi düşünüyorSuriyeli sığınmacıların %46,9 oranındaki bölümü savaşın bitmesiyle geri dönmeyi planladığını söylerken diğer önemli bir kısmı (%40,6) ülkesine dönmeyi düşünmediklerini belirtti.Toplumsal kabul düzeyi yüksekAraştırmada Sultanbeyli halkının görüşleri de alındı. “Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin düşüncenizi en iyi aşağıdakilerden hangisi ifade eder?” şeklindeki soruya %67 Suriyelileri “Savaştan kaçan insanlardır”, %46,5 ise “Ülkemizdeki misafirlerdir” olarak tanımladı. Suriyelileri “Bize yük olan insanlardır” olarak görenlerin oranı ise oldu. Bu sonuçlar Sultanbeyli’de Suriyeliler konusunda bazı olumsuz tavırlara rağmen genelde “toplumsal kabul” düzeyinin yüksek olduğunu ortaya koydu.Suriyeli komşularla iletişim sorunu yaşanıyor “Ailenizin ve sizin Suriyeli komşularla iletişiminiz nasıl?” şeklindeki soruya %31,8’i “Memnunuz bir sorun yaşamıyoruz”, %28’i “İlişki kurmuyoruz ama sorun da yaşamıyoruz”, ’1’i “Bu durumdan rahatsızız. Sorun yaşıyoruz”, %5,6’sı “İletişim kurmaktan kaçınıyoruz. Sorun çıkartıyorlar” yanıtını verdi. %22,4’ü ise bu soruya cevap vermekten kaçındı.Bölgede Suriyelilere yönelik olumsuz tepkinin en önemli nedenlerinin başında Suriyeliler ile yerel halk arasında farklı dil, kültür ve yaşam tarzından kaynaklanan sorunlar olduğu görüldü.  Suriyelilerle sorun yaşadığını söyleyenler bunun nedenlerini şöyle açıkladı. “Diyalog kurmuyoruz dillerini anlamıyoruz” (%20), “Fazla gürültü yapıyorlar” (), “Kavgaya meyilliler, saldırganlar”(), “Anlaşmada zorlanıyoruz” (), “Pisler” (), “Yardım istiyorlar” (), “Hırsızlık yapıyorlar” ()Çocukların beraber oynamasında sakınca görmüyorlarAnkete katılanlara “Çocuğunuzun/çocuğunuz olsaydı sokakta/parkta Suriyeli çocuklarla oynamasına izin verip vermeyecekleri” de soruldu. Bu soruya %68,5 oranında “İzin veririm + Kesinlikle izin veririm’’ yanıtı verilirken; %21 oranında “Kesinlikle oynamasına izin vermezdim + İzin vermezdim”, ,5 oranında, “Fark etmez” cevabı verildi. “Çocuğumun parkta Suriyeli göçmen çocuklarla oynamasına izin veririm” diyen %68,5’lik oran iletişim kurmak isteyen aile yapısını gösterirken; %21’lik “İzin vermiyorum” şeklinde cevap veren kesimin, çekincelerinin neler olduğu derinlemesine araştırılmalıdır.Çocuğum ayrımcılık yapmamayı öğrensinÇocuğunun sıra arkadaşının Suriyeli olmasını olumlu karşılama nedenleri sorulduğunda %61,1 oranında, “İnsan ayrımcılığı yapmamasını öğrenmesini isterim”, ,8 oranında, “Ona yardımcı olmayı, dayanışmayı öğrenir”, ,1 oranında, “Farklı kültürlerle kaynaşmasını isterim” sonuçları alındı.Sonuçlara ulaşmak için tıklayın!

20 HAZ 2017

Prof. Dr. Sinan Canan insan ve beyin ilişkisini anlattı

Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen Öğretmen Mesleki Eğitim Seminerleri'nin konuğu oldu. "Kendini Geliştir, Geleceği Değiştir" sloganıyla düzenlenen seminere yaklaşık 700 öğretmen, rehberlik uzmanı ve okul yöneticisi katıldı. Canan, "Beyin nasıl öğrenir?" isimli sunumunda eğitimcilere beyin ve öğrenme ilişkisinin sırlarını keyifli bir sohbetle anlattı. Beynin fiziki yapısı ve üretim tarifini veren Prof. Dr. Sinan Canan, beynin halen çözülememiş birçok sırrı olduğunu belirtti, çok karmaşık bir yapıya sahip olduğunu söyledi.Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte Canan; "İnsanın fabrika ayarlarında; bol hareket, az ve aralıklı yemek, olumlu sosyal ilişki, düşük stres ve sınırları aşmak var. Beyin ve insan buna göre programlanmıştır. Ancak insanın doğup dünyaya gelmesinin ardından vücutta bulunan ve ne iş yapacağını bilmeyen tek organ beyindir. Beyin öğrenen bir organdır. Birçok şekilde öğrenir ve gelişir. Öğrenmedeki en güçlü silahsa duygusal bağlılıktır. İnsan, duygusal bir bağ kurduğu, mutlu hissettiren şeyleri çok daha iyi öğrenir. Aynı şekilde söylemek yada anlatmak değil aynalamak yani gördüğünü taklit etmek öğrenmede en güçlü etkenlerden biridir. Zenginleştirilmiş sosyal çevre de öğrenmeyi hızlandıran bir başka etkendir. Yapılan deneylerde sosyal ortamda bulunanların, yalnız ve tek başına olan insanlardan daha kolay öğrendiği görülmüştür. Bir çocuğu gelişim süreci ve beyin öğrenmesinden en önemli rolü de anne üstlenir. Anne için beynin ilk mimarı diyebiliriz. Çocuk beyni çağrışım yapmayan ve ön yargılardan uzak bir beyindir. Annesinin ona sağladığı sosyal yaşam ve duygusal iletişim beyin ve öğrenmeyi pozitif yönde etkiler. İnsan yeni bir şey öğrendiğinde yeni bir insan olur çünkü her yeni öğrenmede beynin bağlantıları yeniler, yeni bağlantılar oluşur." dedi.Dünya üzerinde yaşayan 7,5 milyar insanın hepsinin beyin bağlantı haritası birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Canan, bunun dünya üzerinde gelmiş geçmiş bütün insanları benzersiz yapıyor, iki tane aynı insan bulmanız imkansız, dedi.Programın sonunda, İstanbul Üsküdar İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Sinan Aydın katılımından dolayı Prof. Dr. Sinan Canan'a bir teşekkür plaketi takdim etti.

20 HAZ 2017

Mülteci sorununu “Sevginin Dili” ile aşmayı hedefliyorlar

Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, 20 Haziran Dünya Mülteci Günü kapsamında hazırladığı kısa film ile mülteci sorununa dikkat çekiyor. “Sevginin Dili” isimli kısa filmde Türkiyeli çocuklar ile mülteci çocuklar kardeşlik ve sevgi mesajı veriyor. Yaşanan sorunların sevgi diliyle aşılabileceğine vurgu yapılıyor.Türkiye’nin önemli konularından biri olan mülteci sorununa Üsküdar Üniversitesi öğrencileri hazırladıkları kısa film ile dikkat çekiyor.“Sevginin Dili” isimli filmde çok sayıda Türkiyeli ve mülteci çocuk yer alıyor.İstanbul’un farklı yerlerinde çekilen görüntülerde çocuklar mülteci sorununun sevgi dili ile aşılabileceği mesajı veriyor.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ebulfez Süleymanlı’nın proje danışmanlığını yaptığı filmin senaryosunu Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi Elif Yüsragül Selvi yaparken, yönetmenliğini İletişim Fakültesi öğrencisi Said Ateş, çekim ve kurguyu ise yine İletişim Fakültesi öğrencisi Emre Köz ve Özgür Şahin yaptı.Film ile çocuklar arasında özellikle Türkiye ve Suriyeli çocuklar arasındaki sevgi ve kardeşlik dilini öne çıkarıp mültecilerle ilgili çeşitli sorunların sevgi diliyle aşılabileceğini amaçladıklarını ifade eden Doç. Dr. Ebulfez Süleymanlı çocukların birbiriyle daha iyi anlaştığını, temel değerimiz insanlık mesajı için bu filmi hazırladıklarını söyledi.Sorunların aşılmasında paylaşmanın önemli bir kıstas olduğunu kaydeden Süleymanlı, oluşturulacak farkındalık ile sorunları daha aza indirgeyebileceklerini düşündüklerini kaydetti.Ebulfez Süleymanlı şunları söyledi.“Mülteci sorununda en önemli konu çocuk. Çocukların kayıp kuşak olmaması için neler yapılabilir. Buna yoğunlaştık. Entegrasyon, topluma uyum çok önemli. Türkiye’de çocuklarımızın mülteci çocuklarla daha fazla vakit geçirip, ortak paylaşımda bulunmaları, ilişkilerini geliştirmeleri açısından bir gereklilik. Bu konuya öğrenci arkadaşlarımızın hazırladıkları bu filmle katkıda bulunmak istedik.

26 MAY 2017

Bir Umut, Bir Ufuk Projesine Üsküdar Üniversitesinden destek

Üsküdar Üniversitesi toplumsal projelere destek olmayı sürdürüyor. Kısa adı TOGEM-DER olan Toplumsal Gelişim Merkezi Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği tarafından geliştirilen ‘Bir Umut, Bir Ufuk Projesi'ne psikoloji ve sosyoloji alanında destek veren Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, projenin açılış toplantısına katıldı. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan’ın kurucusu olduğu ve halen himayesinde faaliyetlerini sürdüren TOGEM-DER; Bir Umut, Bir Ufuk Projesi kapsamında, savaş mağduru 1000 Suriyeli kadının topluma kazandırılmasını hedefliyor.TOGEM-DER son proje için Sultanbeyli'de büyük açılış toplantısı düzenledi. Sultanbeyli Belediyesi Suriyeli Mülteciler Derneği Binası önünde kurulan etkinlik alanında düzenlenen toplantıya; TOGEM-DER Kurucusu ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, TOGEM-DER Başkanı Saadet Gülbaran, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve Milli Eğitim Bakanı Yardımcısı Orhan Erdem katıldı.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abulfaz Süleymanov ve Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mert Akçanbaş da projeye verdikleri akademik destekten dolayı açılış toplantısına davet edilen isimler arasından yer aldı.“Bir Umut, Bir Ufuk: Suriyeli Kadınların Mesleki Eğitim, Psikolojik Destek, İstihdam ve Topluma Uyum Entegrasyonu Projesi”Toplantının açılış konuşmasını yapan TOGEM-DER Başkanı Saadet Gülbaran; Bir Umut, Bir Ufuk Projesi'yle yaklaşık 1000 kadar savaş mağduru Suriyeli kadının sosyal hayata ve iş hayatına kazandırılmasını amaçlandığını söyledi. Gülbaran, kadınlara öncelikle dil eğitimi verileceğini, ardından meslek edindirme kurslarıyla kadınların Türk topluma entegre edileceğini belirtti. Toplantının açılışında Emine Erdoğan ve Orhan Erdem de konuştu ve projenin sağlayacağı katkılarına bilgiler verdi.Pilot bölge İstanbul SultanbeyliProje kapsamında yaklaşık 25 bin Suriyeli mültecinin yaşadığı Sultanbeyli ilçesi projenin pilot bölgesi olarak belirlendi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abulfaz Süleymanov ve Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mert Akçanbaş da, proje sürecinde Suriyeli kadınlara psikolojik destek verecek. Meslek ve dil kurslara devam eden çocuklu kadınların çocukları da sağlanacak kreş ve anaokulu sayesinde topluma entegre edilecek ve kurs sürecinde olan annelerinin eğitimlerine destek olmaları sağlanacak.3 yıl sürmesi hedeflenen projeye, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sultanbeyli Belediyesi, Ümraniye Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, İstanbul Valiliği ve İŞKUR da destek oluyor.

23 MAY 2017

Prof. Dr. Özdemir’in kitabı Alman yayınevi tarafından yayınlandı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir'in "Mevlana ve Konfüçyüs: Yeni Bir Yüzyıla Mesajlar" kitabı Alman Yayınevi Lamber Academic Publishing tarafından yayınlandı. Mevlana ve Konfüçyüs konusunda bir ilk çalışma niteliğinde olan kitap daha önce Kültür Bakanlığı tarafından basılmıştı. Prof. Dr. İbrahim Özdemir, bu çalışmasını ilk kez 26-29 Ekim 2006 tarihlerinde Güney Kore’nin Pusan şehrinde düzenlenen 2. Asya Felsefeler Konferansı'na tebliğ̆ olarak sunmuştu. Amacı; Konfüçyüs geleneği ile İslâm medeniyeti arasında anlamlı ve yapıcı bir diyalogun imkanlarını aramak ve aralamak olan kitap, takdir toplamıştı.Özdemir her iki düşünürün günümüzle olan bağlantısını şöyle vurguladı; "Ünlü İngiliz tarihçi ve düşünür Arnold Toynbee, “21. yüzyılın toplumsal sorunlarını çözmek için Konfüçyüs” ve geçmişin diğer büyük temsilcilerinin öğretilerine dayanmamızı söyler.Diğer ünlü bir Şarkiyatçı ve Mevlâna uzmanı Prof. Dr. Arthur J. Arberry ise “Mevlâna, yedi yüz yıl evvel dünyayı büyük bir kargaşalıktan kurtarmıştır. Günümüzde Avrupa’yı kurtaracak tek şey de onun eserleridir” tespitini yapmaktadır. Bu nedenle Konfüçyüs ve Mevlâna’nın görüşlerini incelemenin ve anlamanın tam da zamanı olduğunu düşünüyorum”.Prof. Dr. İbrahim Özdemir, kitabını ise şu şekilde yorumladı.“Güneş̧ her sabah doğudan doğar. Her yeni güne baslarken doğuya bakarız, güneşi ve onun dünyayı dolduran şavkını görmek için. Güneşin huzmeleri ve ışığı sadece dünyamızı ve evlerimizi aydınlatmaz. Gönlümüzü de aydınlatır. Bize yaşama sevinci verir. Yoğun mesaimizden veya evde oturmaktan sıkıldığımızda, kendimizi dışarı atarız.”“Eğer hava güneşlikse, yürüyüşe çıkarız. Bırakırız kendimizi güneşin huzmelerine. Gözümüz, gönlümüz ve tüm benliğimiz aydınlanır. Rahatlarız. Evimizin perdelerini açıp, içeri güneş̧ girdi mi bir hoş̧ oluruz. Hele hasta yataklarında veya hastane köşelerinde şifa bekleyenler için güneşin bambaşka bir anlamı vardır. Yeniden gün yüzünü ve güneşi görmek hayatı görmektir onlar için.”“Asırlardır insanlık sadece güneş̧ için değil, ezeli hikmetin pırıltılarını görmek ve yakalamak için de doğuya bakıyor. Doğunun büyük öğretilerinin başında Konfüçyüs’çülük, Budizm, Zerdüştlük, Hinduizm, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm gelmektedir. Doğu, tarih boyunca hep hikmeti temsil etmiş̧. İnsanlık kuru bir özlemin ötesinde, bir şeyler öğrenmek için de bakmış̧ doğuya.”“Batı kültürünün büyük dehaları Hegel, Nietzsche, Goethe ve daha nice hikmet aşığı incelemiş̧ doğuyu. Aslında aradıkları insanlığın ortak hikmetiydi ve hepimize ait. Hz. Peygamberin “hikmet inanan herkesin yitiğidir, nerede bulursa alır” sözü bu bağlamda ne kadar da anlamlı.”“Bu anlayış̧ ve espri ile Doğu’nun iki büyük temsilcisinin görüşlerini karşılaştırmaya çalışacağız. Başta kâinat merkezli âlem anlayışları olmak üzere, insan, aile, musikî ve ahlâkla ilgili görüşlerini kısaca irdelemeye çalışacağız. Benzerliklere işaret edecek, farklılıkların altını çizeceğiz. Konfüçyüs (MÖ.551-479) ve Mevlâna’nın (1209-1271) görüşlerinin insanlık ve çevre bilincimizi zenginleştireceğini; bizim dışımızdaki varlıklara karşı duyarlılığımızı arttıracağını umuyoruz.”Kitap, ABD ve Avrupa'nın tüm büyük kitap dağıtımcıları tarafından dağıtım ve satışa sunulacak.Ayrıca www.morebooks.de, www.amazon.de, www.amazon.co.uk, www.amazon.com,  www.bookbutler.de gibi tanınmış online satış internet siteleri üzerinden tüm dünyadaki okuyucularına ulaştırılacak.

23 MAY 2017

Beyin ve öğrenme arasında nasıl bir ilişki var? (2017-05-23)

 Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ataşehir Rotary Çok Programlı Anadolu Lisesi işbirliğiyle düzenlenen konferansa katıldı. Canan, "Beyin ve Öğrenme" isimli konferansta okul müdür ve rehber öğretmenlerine beyin ve öğrenme ilişkisinin sırlarını keyifli bir sunumla anlattı. Şehit Akın Sertçelik Anadolu İmam Hatip Lisesi Konferans Salonunda düzenlenen konferansa yaklaşık 400 eğitimci katıldı.Beynin fiziki yapısı ve üretim tarifini veren Prof. Dr. Sinan Canan, aslında beyni oluşturan maddelerin her evde bulunmasına rağmen ne yazık ki çözülememiş birçok sırrı olduğunu belirtti, çok karmaşık bir yapıya sahip olduğunu söyledi.Öğrenmede en etkili silah duygusal bağlılık!Canan; "İnsanın fabrika ayarlarında; bol hareket, az ve aralıklı yemek, olumlu sosyal ilişki, düşük stres ve sınırları aşmak var. Beyin ve insan buna göre programlanmıştır. Ancak insanın doğup dünyaya gelmesinin ardından vücutta bulunan ve ne iş yapacağını bilmeyen tek organ beyindir. Beyin öğrenen bir organdır. Birçok şekilde öğrenir ve gelişir. Öğrenmedeki en güçlü silahsa duygusal bağlılıktır. İnsan, duygusal bir bağ kurduğu, mutlu hissettiren şeyleri çok daha iyi öğrenir. Aynı şekilde söylemek ya da anlatmak değil aynalamak yani gördüğünü taklit etmek öğrenmede en güçlü etkenlerden biridir. Zenginleştirilmiş sosyal çevre de öğrenmeyi hızlandıran bir başka etkendir. Yapılan deneylerde sosyal ortamda bulunanların, yalnız ve tek başına olan insanlardan daha kolay öğrendiği görülmüştür. Bir çocuğu gelişim süreci ve beyin öğrenmesinden en önemli rolü de anne üstlenir. Anne için beynin ilk mimarı diyebiliriz. Çocuk beyni çağrışım yapmayan ve ön yargılardan uzak bir beyindir. Annesinin ona sağladığı sosyal yaşam ve duygusal iletişim beyin ve öğrenmeyi pozitif yönde etkiler." dedi.Dünya üzerinde yaşayan 7.5 milyon insanın hepsinin beyin bağlantı haritası birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Canan, bunun dünya üzerinde gelmiş geçmiş bütün insanları benzersiz yapıyor, iki tane aynı insan bulmanız imkansız, dedi.Konferansın sonunda, İstanbul Ataşehir İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Orhan Kuzu ve Ataşehir Rotary Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Adem Sarı katılımından dolayı Prof. Dr. Sinan Canan'a bir teşekkür plaketi ve çiçek takdim etti.

15 MAY 2017

Pozitif Psikoloji, 2. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresinde her yönüyle konuşuldu

 Üsküdar Üniversitesi 2. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, “İyi Yaşamanın Bilimi” temasıyla gerçekleştirildi. Alanında ulusal ve uluslararası önemli isimlerin katılımıyla 3 gün süren kongrede konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan, pozitif psikolojinin insanların ruh halini sıfırdan artıya çıkaran bir alan olduğuna dikkat çekerek 90’lı yıllarda ortaya çıkan Pozitif Psikolojinin temellerinin Mevlana’nın işaret ettiği öğretilere dayandığını söyledi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi’nde bilim insanları bir araya geliyor.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pozitif Psikoloji koruyucu ruh sağlığı alanı”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında toplum olarak sahip olduğumuz kültürel değerleri Batı’ya anlatmamız gerektiğini belirterek 90’lı yıllarda ortaya çıkan Pozitif Psikolojinin temellerinin Mevlana’nın işaret ettiği öğretilere dayandığını söyledi.Pozitif psikolojinin insanların hasta olmaması için çalışan, koruyucu bir ruh sağlığı alanı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Pozitif psikoloji denildiğinde Polyannacılık anlaşılıyor, kesinlikle Polyannacılık değil. Patalojiyi düzelten, psikiyatristle çalışan psikoterapinin dışında kişinin ruh halini sıfırdan artıya çıkaran yani eksileri düzeltmenin ötesinde, bir kişi depresyondan çıktıktan sonra tekrar depresyona girmemesi için ne yapılacağını ya da sağlıklı yaşaması için nasıl bir yaşam felsefesi oluşturması gerektiğini anlatan temel bir bilim dalı. Bunun artık biyolojik kanıtları da var. Bu nedenle sadece teorik bilginin ötesinde kanıta dayalı bir bilgi. Vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirmek nasıl tıbbi, hastalıkların tedavisinde etkili oluyorsa psikiyatrik hastalıklarda da kişinin ego gücünü artırmak, onun psikolojik kaynaklarını harekete geçirmek de hastalığı tedavi etmekte etkili oluyor” dedi.Kongre Başkanı, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan, pozitif psikolojinin ruh sağlığı yerinde insan kimdir, iyi yaşam nedir ve iyi insan kimdir sorularının yanıtını aradığını söyledi. Farklı disiplinlerden pozitif psikolojiye ilgi duyan birçok kişinin kongrede buluştuğunu belirten Doğan, pozitif psikoloji ile ilgili konferanslar, paneller, çalışma grupları, bildiri ve poster sunumları gerçekleştireceklerini söyledi.Prof. Dr. Sırrı Akbaba: “Orijinal bilgiye ulaşmak için özkaynaklarınızı görün” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Sırrı Akbaba da pozitif psikolojinin içeriğinde yer alan yardımseverlik, fedakârlık, minnettarlık, şükür gibi kavramların öne çıktığına dikkat çekerek “Pozitif psikolojinin gerçek duygu düşünce ve davranışların anavatanı genelde Türkistan özelde Horasan. Anadolu değerleri diye bildiğimiz bir kaynağa sahibiz. Hümanist psikoloji bize ben kavramını sunuyor. Bizim Yunus Emre’miz çok daha öncesinde ‘Bir ben vardır benden içeri’ diyerek bize bu beni ve benlik yanımızı tanıtmayı vurguluyor ama hiçbirimiz uyanıp da bu adam ne diyor acaba, bunu bir inceleyelim demiyoruz. Bilim taklit ile yapılmaz. Bilim yeni bilgiler ve orijinal düşünceler üretmeyi gerektirir. Biz bu taklide devam edersek çevirmen olmanın ötesine geçemeyiz. Bu nedenle bilim üretmeyi amaçlayan siz gençlere kendi öz kaynaklarınızı görün, bu hammaddeleri işlediğimiz zaman orijinallere ulaşacaksınız” dedi.Prof. Dr. Hasan Bacanlı: “Benlik üçgeni büyüdükçe huzursuzluk artar”Kongrede eğitim psikolojisi alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Hasan Bacanlı “Mutluluğa Yerel Bir Bakış” başlıklı konferansta huzur ve mutluluk kavramlarına değindi. İnsanın sahip olduğu gerçek benlik, ideal benlik ve gereken benliğin arasındaki uyumla huzurun oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Bacanlı, “Gerçek benlikle ideal benliğimiz arasında bir sıkıntı olursa bu durum bizde hayal kırıklığı yaratır. Yani ideallerinize ulaşamadığınızı düşünüyorsunuz. Eğer gerçek benliğinizle olmanız gereken benliğiniz arasında bir sorun olduğunu düşünüyorsanız o zaman kaygı duyuyorsunuz. İdeal benlikle gereken benlik arasında bir çelişki olduğunda ise kafanızda tutarsızlık ortaya çıkıyor. Bu üçgen ne kadar büyürse o kadar huzursuz oluyorsunuz, bu üçgen ne kadar küçük olursa o kadar huzurlu olursunuz. Yani bu üç benliği birbirine ne kadar yaklaştırabiliyorsanız o kadar huzurlu olduğunuzu düşünebilirsiniz” dedi.Mutluluğu yaşamanın mutluluğu artırdığını belirten Prof. Dr. Bacanlı, “Mutluluğunuzu yaşarsanız daha fazla mutlu olma eğiliminde olursunuz. Beş dakika mutlu olursam 5 dakika daha mutlu olma ihtiyacı duyarsınız. Mutluluk insanda bir coşkudur ve o coşku giderek artma eğilimi gösterir. Davranışlar davranışları çeker. Mutluluk bulaşıcıdır, siz mutluluğunuzu yaşarsanız etrafınızdaki insanlara da bulaşır o nedenle mutlu insanlarla arkadaş olun” dedi.Prof. Dr. Ahmet İnam: “Mutsuzum diyerek paylaşmamak ahlaksızlık değil midir?”Mantık, bilim felsefesi, bilgi teorisi başta olmak üzere, felsefe tarihi, kültür felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarında çalışmalar yapan Prof. Dr. Ahmet İnam, “Mutsuzluk Ahlaksızlıktır” başlıklı bir konferansla kongreye katıldı.Mutluluğun bir hal değil emek ve çaba isteyen bir karakter olduğunu belirten Prof. Dr. İnam, şunları söyledi:“Mutluluğu bir karakter olarak tanımlıyorum. Mutluluk bir hal değil, kuru fasulye yedim mutluyum, arkadaşımdan mail geldi mutluyum, geçici bir hal değildir. Bir karakterdir demek şu demek, Aristoteles’le anılan mutluluk ahlakı diyoruz. Mutluluk ahlakı teolojik bir kavramdır yani bir hedef gözetir. Yani nedir hayatın amacı mutluluktur. Mutluluk bir edinim ve kazanılacak bir şeydir.  Bir karakter özelliğidir. Çaba ister emek ister bilgi ister. Yok öyle beleş mutlu olma. Memnun olabilirsiniz ben onu ayırıyorum. Burada psikolog arkadaşların mutluluk dediği şeye ben memnuniyet diyorum. Mesela bizim kültürümüzdeki mutmain olma derin bir mutluluktur yani bizim Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın geliştirdiği nefs teorilerine baktığımızda oradaki nefsi mutmain benim mutluluk dediğim şey öyle bir şey. Çaba isteyen bir şey, bir edinim kazanım karakterdir. Mutlu bir insan acı çekebilir, mutlu bir insanın başına belalar gelebilir. Mutlu bir insan kaygı duyabilir ama mutlu insan demek başına gelenlerin üstesinden gelebilecek gücü olan insan demektir”Prof. Dr. Ahmet İnam, mutluluğun bir yolculuk olduğunu da belirterek “Mutluluk yolcusu hiçbir zaman bir hedefe ulaşamıyor. Bütün yolculuğum onu hedeflemeye çalışmaktır. Onun için böyle yolculuk yapmayan insanlara ahlaksız diyorum çünkü sürekli olarak gayrı memnun, sürekli olarak kaygılı, sürekli yakınan insanların başkalarına vereceklerini veremediklerini görüyorum çünkü biz insanlar bu dünyaya borçlu geliyoruz neden bize bir can verilmiştir. Borçluluk sorumluluktur, yaşamak sorumluluktur, yaşamak yaşamı paylaşmaktır. Sizde olanı olabileni verebileceğiniz vermektir. Potansiyelinizi gerçekleştirebilmektir. Mutsuz bir insan çökkün bir insan verebileceğini veremeyen bir insandır ve bitmiştir. Bu bir ahlaksızlık değil midir? İnsanlara verebileceğin paylaşacağın bir tebessümün insanlara sunabileceğin bir bilginin ve sevginin dostluğun yardımın hiçbirini ben mutsuzum diye vermiyorsun bu anlamda mutsuzluk rolü çok tehlikeli bir insan olma durumudur ve çağımızda çoğu zaman bir karakter haline geliyor” dedi.Dr. Oytun Erbaş da kongrede “Aşk ve İlişkilerin Nörobiyolojisi” başlıklı sunumu ile katkıda bulundu. “İyi Yaşamanın Bilimi” temasıyla gerçekleştirilen kongre ile pozitif psikoloji ile ilgili akademik paylaşımların sağlanması ve bu alanda çalışan akademisyenlerin ve ilgililerin bir araya gelmesi için bilimsel ve sosyal bir platform oluşturulması amaçlanıyor.Kongre 2. gününde organizasyonun yabancı konuğu Dr. Louise Lambert ilk konuşmayı yaptı.Pozitif Psikoloji Üzerine Akıl Yürütme: Yaklaşımı nereye taşıyabilirz ve bunu birlikte nasıl yaparız başlıklı konuşmasında; "Pozitif psikologları olarak daha geniş düşünmeliyiz, pozitif psikoloji müdahalelerini sadece kişisel değil toplumsal ele almamız gerekir." dedi.Lambert'in konuşmasının ardından başlayan ve Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler moderatörlük yaptığı "Aile ve Çift Terapilerinde Pozitif Kavramlar" başlıklı panelde konuşmacılar Prof. Dr. Serap Nazlı, Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Yavuz ve Uzman Psikoteraipst Tuba Aydın aile ve çift terapisi konusunda değerlendirmelerde bulundu.Kongre, Prof. Dr. Aşkın Keser'in "İş Yaşamında Pozitif Psikoloji" başlıklı konferasıyla devam etti.Keser; "Pozitif psikoloji sermayesinin birleşenlerinin 'öz yeterlilik, umut, iyimserlik, dayanıklılık,  bağlılık, dinçlik, adanma ve özümseme' olduğunu vurguladı.2’inci günün son konferansını Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan verdi. Atalarımız bizden daha mı mutluydu? İsimli bir sunum yapan Canan; insanlar dışındaki tüm canlıların türünün devamı için yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Sinan Canan keyifli sunumunun ardından kitap imza etkinliğine geçti ve çok sayıdaki okur için kitaplarını imzaladı.Kongresi’nin üçüncü ve son gününde, ilk konuşmacı Dr. Tuğba Sarı’ydı. Neşeli halleri ve pozitif enerjisiyle dikkatleri üstüne çeken Dr. Tuğba Sarı, katılımcılara yönelttiği  “Bir elmam var bir de fikrim. Elmamı mı paylaşmak istersiniz fikrimi mi? ” sorusuyla konuşmaya başlayarak, “Elma yenir biter fakat fikrimizle zenginleşir, daha da güçleniriz.” dedi.Çeşitli konularda sıkıntıya düşmüş, nasıl gelişeceği konusunda engellerle karşılaşan bireylere bu engelleri aşmaları için yeni fikirleri keşfetmeye çalışırken insanın içindeki yetenekleri, güçleri keşfetmesine ve karşılaştıkları sıkıntıları aşmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken bizde bütün varlığımızla o durumun, hikayenin içerisindeyiz diyen Sarı, danışmanlarıyla kurduğu telepatik empatiyi katılımcılarla paylaştı.Bir pozitif psikoterapist öncelikle kendinin, sonra çevresinin ve arkadaşlarının, daha sonra da danışanlarının terapistidir diyen Tuğba Sarı kendi yaşamında da pozitif psikolojiyle tanıştığında öncelikle kendine doğru bir yolculuk yaptığını ve hayatın içindeki yolculuğunun yönünün değiştiğini katılımcılara aktardı. Sürekli bir mutsuzluğun kendimize yapılan bir haksızlık olduğunu belirten Sarı, olumlu duygularımızı korumalı, olumsuz duygularımızdan ise yararlanmamız gerektiğini belirtti. Pozitif psikoterapinin temel prensiplerinin umut, denge ve konsültasyondan oluştuğunu ifade ederken; korku, öfke, tembellik, depresyon gibi duygu ve durumlara bile pozitif açılarla bakılması gerektiğini vurguladı.Konuşmanın sonunda Psikoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler, katılımlarından dolayı Dr. Tuğba Sarı’ya teşekkür plaketi verdi.Son günün ikinci konferansında Prof. Dr. Ahmet Çelikkol "Egzersiz ve Pozitif Ruh Sağlığı" isimli bir sunum yaptı.3. günün panel bölümünde Prof. Dr. Osman Nuri Küçük, Dr. Sema Süvarioğlu ve Ali Rıza Bayzan Tasavvuf ve Pozitif Psikoloji ele alındı.Kongrenin son konferansını Prof. Dr. Mehmet Engin Deniz verdi. Deniz, Kendine İyi Davranmanın Psikolojisi, Öz Anlayış başlıklı bir sunum yaptı.Üsküdar Üniversitesi 2. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi, dersliklerde yapılan Çalışma Grubu eğitimlerinden sonra sona erdi.

12 MAY 2017

Polonya Başkonsolosu Papierz Üsküdar Üniversitesine geldi!

Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Andrzej Papierz, Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Kulübü öğrencilerinin düzenlediği “Polonya’nın AB Katılım Süreci ve Sosyal Değişimi” başlıklı söyleşiye konuşmacı olarak katıldı. Papierz, Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı da ziyaret etti. Bilim, eğitim ve kültürel işbirliği konularında görüş alışverişinde bulunuldu.Üsküdar Üniversitesi önemli isimleri öğrencilerle buluşturmayı sürdürüyor.Bu kapsamda Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Andrzej Papierz, Sosyoloji Kulübünün düzenlediği “Polonya’nın AB Katılım Süreci ve Sosyal Değişimi” başlıklı söyleşisine konuşmacı olarak katıldı.Öğrencilerle Polonyaya ilişkin önemli paylaşımda bulunan Papierz, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ı da ziyaret etti.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abulfez Süleymanov’un da bulunduğu görüşmede Tarhan ile iki ülke arasında eğitimde işbirliği konuşuldu.Ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise Başkonsolos Andrzej Papierz ile Hisseden Adam heykeli verdi, İngilizce “Rumi Terapi” isimli kitabını hediye etti.Papierz de Tarhan’a Polonya’yı anlatan kitap takdim etti.

08 MAY 2017

Psikoloji meraklıları Üsküdar Üniversitesinde bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans öğrencileriyle NP İSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal tarafından organize edilen Psikoloji Meraklıları toplantılarının bu haftaki konuğu Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan'dı. Sohbetlerini Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın İnanç Psikolojisi ve Bilim; “Ruh, Beyin ve Akıl Üçgeninde İnsanoğlu” kitabı üzerine kuran katılımcılar, ünlü İslam düşünürü, mutasavvıf, yazar ve şair Muhyiddin İbnü'l-Arabî ile Bediüzzaman Said Nursî düşünce ve bakış açıları üzerine de değerlendirmelerde bulundu.Toplantıda tam adı Muhyiddin Muhammed bin Ali bin Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî olan ve Şeyhü'l Ekber unvanı ile bilinen İbnü'l-Arabî ile Bediüzzaman Said Nursî'nin çok yakın söylemleri olduğu, her ikisinin de benzeri fikir yapılarına sahip olduğundan bahsedildi.İyilik ve kötülük kavramlarına değinen Tarhan;"İnsanlarda iyicil ve kötücül duyguların vardır. İyicil duyguların beslersek, iyi oluruz; kötücül duyguları beslersek kötü oluruz. Kötücül duygularını besleyen bir insanın eline bir silah verilirse birini vurur ya da bir bankacıya bütün yetkileri vermeniz durumunda bankayı soyabilir. Kötülükler, materyalistlerin her şey dünyadan ibaret sözcüğü ile açıklanamaz ve dünyadan iyilikleri kaldırsanız, dünya daha kötüye gider. Doğuştan itibaren bir çocuğa iyi olmayı öğretmezsek, o çocuk bir cani olabilir." dedi.

05 MAY 2017

Yılın 'Siyaset Bilimci Ödülü' Prof. Dr. Mithat Baydur’un

Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi tarafından sosyal bilimler alanlarında başarılı çalışmalar yürüten isimlere verilen Kristal Lale Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Toplam 11 dalda verilen ödüllerin, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi alanındaki ödülüne Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur layık görüldü. Bu yıl 12. si düzenlenen organizasyonun ödül töreni lisenin konferans salonunda yapıldı. Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi okul yöneticileri, öğretmenleri ve öğrencilerinin ev sahipliğinde düzenlenen organizasyonda; Ekonomi, Yönetim, Coğrafya, Tarih, Hukuk, Sanat, Edebiyat, Felsefe, Psikoloji, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset dallarında ödüller verildi.Ödül törenine katılamayan Prof. Dr. Mithat Baydur'un ödülünü Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörü Tahsin Aksu aldı.Prof. Dr. Mithat Baydur'un törene katılmayı çok arzu ettiğini, fakat bir yakınının vefatı nedeniyle gelemediğini belirten Aksu, "Üsküdar Üniversitesi olarak çok önemli bilimsel çalışmalar yürütüyoruz. Bilimdeki iddiamızı farklı alanlara yayarak ülkemizin gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gururluyuz. Bu nedenle bilimin ve bilim insanlarının burada ödüllendiriliyor olması bizler için ayrıca mutluluk verici" diye konuştu.Aksu, Prof. Dr. Mithat Baydur adına ödülü almanın gururunu da yaşadığını ifade ederek organizasyonda emeği geçenlere ve tüm öğrencilere teşekkür etti. Zeybek Halk Oyunları Gösterisi ve Çok Sesli Koro Konseri'yle süslenen ödül töreni, başarılı organizasyonu ve yoğun katılımıyla dikkat çekti.

28 NİS 2017

Prof. Dr. Kuat Rakhimberdin Türkiye-Kazakistan dostluğunu ele aldı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Turkuaz Kulübü’nün birlikte düzenlemiş olduğu ‘Türkiye-Kazakistan Eğitim ve Bilim İlişkileri’ adlı söyleşinin konuğu Doğu Kazakistan Devlet Üniversitesi Ceza Hukuku Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kuat Rakhimberdin’di. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleşen söyleşiye, kulüp üyesi öğrencileri ilgisi büyük oldu.Kazakistan’ın genel toplum yapısından bahseden Prof. Dr. Kuat Rakhimberdin Türkiye’ye destek olmak için bir zamanlar sadece Türk malzemeleri ve yiyeceklerini satın aldıklarını belirterek, Türkiye’ye hem maddi hem manevi olarak fayda sağlamaya çalıştıklarına değindi.Kazakistan’ın başkenti Astana’da Yunus Emre Merkezi bulunduğuna da değinen Rakhimberdin, bu merkezin dünyada sadece 18 ülkede olduğunu ve bunun Türkiye-Kazakistan ilişkilerine destek olduğunu, bu merkezi kurmaya birlikte görüşerek karar verildiğini belirtti.Prof. Dr. Kuat Rakhimberdin, Kazakistan’daki yükseköğrenim hayatıyla ilgili güncel durumu da katılımcılarla paylaştı.Rakhimberdin, konuşmasının sonunda Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini Kazakistan’a davet ederek ortak bir projede yer almak istediklerini dile getirdi.Etkinliğin sonunda Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Abulfez Süleymanov ve Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan katılımından dolayı Prof. Dr. Kuat Rakhimberdin’e bir teşekkür plaketi takdim etti.

25 NİS 2017

Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu 'Lost in Translation' filmini çözümledi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Sinema Kulübü tarafından düzenlenen Film Çözümlemesi etkinliğinde İngilizce orijinal adı Lost in Translation olan "Bir Konuşabilse" filmi ele alındı. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu'nun katıldığı etkinlik, Kuzey Merkez 227-A sınıfında gerçekleştirildi.''Biz film çözümlemelerinde genellikle dramatik yönleri kullanıyoruz, yani Aristoteles'in Poetika'da temellerini attığı bir yöntemi tercih ediyoruz'' diyen Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu; çözümlemeleri yaparken genelde bir öykü var ve bu öykü üzerinden hikayedeki akışı analiz ediyoruz diyerek, Aristotalesin tipik bir biçimde vurgu yaptığı hususu bu öyküde de karşılaşma, tanışma,ve ayrılma olarak görüldüğüne dikkat çekti.Genelde bizlere mutluluktan mutsuzluğa giden filmlerin daha cazip geldiğini ifade eden Osmanoğlu; "Çözümleme yaparken en başta öykünün akışını daha sonra da karakterlerin analiz edilmesi gerektiğini dile getiriyor ve bu karakter analizlerinde psikolojik, sosyo kültürel ve kimliğine dair bir takım hususiyetlerin belirlenmesi gerektiğini belirterek, son olarak filmden nelerin alınacağını yani temasının belirlenmesi gerektiğini ve filmde kullanılan dillere dikkat çekerek, bu çözümlemelerde sinema dilinin yazı diline çevrildiğini yani aslında hayatın tercüme edildiğini vurguluyor." dedi.

24 NİS 2017

Üsküdar Üniversitesinde 23 yeni bölüm ve program açıldı!

Davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesinde yeni bölümler açıldı. Yeni bölümler arasında Çizgi Film ve Animasyon, Adli Bilimler, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler(Türkçe) ile Yazılım Mühendisliği bulunuyor.Davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, 4 fakülte, 5 enstitü ve 1 meslek yüksekokulu bünyesinde yeni bölümler açtı.İletişim Fakültesi’nde Çizgi Film ve Animasyon Bölümü, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü(Türkçe),  Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nde Adli Bilimler(Türkçe), Kimya-Biyoloji Mühendisliği (İngilizce), Yazılım Mühendisliği (İngilizce) bölümleri açıldı.Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Ortez Protez ve Perfüzyon bölümleri açılırken Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) bünyesinde, Çevre Sağlığı, Çocuk Koruma ve Bakım Hizmetleri, Denizci Sağlığı, Evde Hasta Bakımı, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği, Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği, Sosyal Güvenlik, Otopsi Yardımcılığı bölümleri açıldı.SHMYO açılan ikinci öğretimler ise Ağız ve Diş Sağlığı, Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Eczane Hizmetleri, Gıda Teknolojisi, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler bölümleri oldu.Sağlık Bilimleri Enstitüsünde ise; Dil ve Konuşma Terapisi (Tezli) Programı açıldı.

24 NİS 2017

Üsküdar California State iş birliği

Üsküdar Üniversitesi California State University Los Angeles Kampüsünde iş birliği görüşmelerinde bulundu. Daha önce imzalanan CSU-LA kapsamında ilişkilerin daha da geliştirilmesi adına uluslararası ilişkiler bölümü ve bazı bölümlerle toplantılar gerçekleştirildi.Üsküdar Üniversitesi yurt dışı temaslarını sürdürüyor. Bu kapsamda Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Barış Metin, Doç. Dr. Cumhur Taş, Yrd. Doç. Dr. Murat Demirer ile Uluslararası İlişkiler Direktörü Emre Üçsular daha önce protokolü imzalanan CSU-LA kapsamında ilişkilerin fazla geliştirilmesi adına California State University Los Angeles Kampüsünde ziyaretlerde bulundu.Bu kapsamda uluslararası ilişkiler bölümü ve bazı bölümler ile toplantılar gerçekleştirildi.California State University-Los Angeles, Psikoloji Bölümü ile bu bağlamda görüşmeler yapıldı.İkili işbirliği ve ortaklık çalışmaları kapsamında Uluslararası ilişkiler Dekanı Dr Eric A. Bullar,  California State University Los Angeles Kampüsü Uluslararası İlişkiler Direktörü Amy Wang, Prof Senqi Hu, Prof Ramani Durvasula ve Robert Kennison ile bir araya gelindi.

20 NİS 2017

Akademisyen ve gazeteciler "Vekalet Savaşları” nı tartıştı

Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Proxy Wars-Vekalet Savaşları” programında “Bölgesel Dinamikler ve Dağılma Süreci” ile “Yeni dönem ABD’si Rusya ve Bölgesel Aktörlerle Mevcut Durumun Tespiti ve Yazılara Dair Perspektifler” konuları ele alındı.Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi - PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı ve Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur koordinatörlüğünde “Proxy Wars-Vekalet Savaşları” sempozyumu düzenlendi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmaları Doç. Dr. Merve Kavakçı ve Prof.Dr. Mithat Baydur tarafından yapıldı.Konuşmasında PAMER'in tarihçesini anlatan Doç. Dr. Merve Kavakçı, bugüne kadar yapılan etkinlikler ve sağlanan kazanımlarla ilgili görüşlerini paylaştı.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur ise; Suriye ve Ortadoğu’daki son gelişmelere, siyasi duruma ve Trump sonrası ABD’nin dış politikalarına değinen bir açılış konuşması yaptı.İki ayrı panel şeklinde gerçekleştirilen programda Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Barış Erdoğan’ın moderatörlüğünü yaptığı “2011 ve Sonrasındaki Bölgesel Dinamikler ve Dağılma Süreci” başlıklı ilk panelde Prof. Dr. Hasan Köni, Doç. Dr. Ahmet Kasım Han ve Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın panelistler arasında yer aldı.Vekalet savaşlarının genel perspektifini hem kişisel tecrübeleri hem de teorik bir çerçevede anlatan Prof. Dr. Hasan Köni, ABD-İsrail ilişkileri üzerinden İran, Suriye ve Rusya politikalarını ele aldı.Doç. Dr. Ahmet Kasım Han da, özellikle 1980'li yıllarda ABD'de ortaya atılan demokratik barış teorisi çerçevesinde ABD başkanlarının aşırı müdahalecilik ve aşırı ilgisizlik politikalarına odaklanarak Ortadoğu özelinde Suriye, Irak yeni durumu ve vekâlet savaşlarına değindi.Vekillerin dönüşümünü mercek altına alan Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın da soğuk savaş sonrası Dünyada vekâleti veren ve özellikle de vekilin mantığı, yapısı ve içeriğinin nasıl değiştiğini İran örneğinden yola çıkarak anlattı. Suriye'de sanal bir ulus oluşturarak sistem dışı bir mantıkta hareket eden vekilin nasıl bir reel aktör haline geldiğinin, dönüştüğünün altını çizdi.“Yeni dönem ABD’si Rusya ve Bölgesel Aktörlerle Mevcut Durumun Tespiti ve Yazılara Dair Perspektifler” başlıklı ikinci panelin moderatörlüğünü Yrd. Doç. Dr. Nagihan Haliloğlu yaptı.Gazeteci ve köşe yazarları Nedret Arsanel, Çetiner Çetin ve Avni Özgürel panelist olarak katıldı.ABD, Rusya ve Çin ilişkilerine değinen Nedret Arsanel, ABD’nin Rusya’ya güvenmediğini bunun sebebinin Obama yönetimi olduğunu ancak Trump’ın Rusyla ile ilişkileri daha iyi bir seviyeye taşımak için gayret sarf ettiğini söyledi. Arsanel, yakın bir zamanda ABD, Rusya ve Türkiye’nin bir araya geleceğini, Suriye konusunda üçlü hareket edeceğini tahmin ettiğini belirtti.İran’ın Ortadoğu’daki gücüne değinen Çetiner Çetin, İran’ın çok ciddi bir silahlı gücü elinde bulundurduğunu ve her yıl bu silahlı güç için yaklaşık 6 milyon dolar para harcadığını dile getirdi.Türkiye için bir öz eleştiri yapan Avni Özgürel ise, Türkiye’nin jeopolitik konumu nedeniyle istemediği zorluklar içinde olduğunu söyledi. Özgürel; “Şu an içinde bulunduğumuz durum 1985’te başlayan bir sürecin devamı. Özellikle şu an mücadele ettiğimiz İslami terörün arkasında kendisine yeni bir düşman Avrupa ve batı var. 1990 yılında İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher bizim yeni düşmanımız İslam’dır diyerek bu dile getirmişti. Şu an Ortadoğu’da yaşananlar bu kararların bir sonucu. Ancak böyle bir konumdayken bizim iç ve dış politika konusunda belli bir devlet politikamız yok. 1990’da Çekiç Güç’e evet diyen Türkiye aslında ülkenin güneyinde kurulması istenen bir Kürt devletine de evet demiş oldu.” dedi.Katılımın yoğun olduğu, Üsküdar Üniversitesi Televizyonu ÜÜTV’den de canlı olarak verilen etkinliğin sonunda katılım sağlayan panelist isimlere Doç. Dr. Merve Kavakçı ve Prof. Dr. Mithat Baydur tarafından birer teşekkür plaketi takdim edildi.

17 NİS 2017

Tea Talks’ta Türkiye'nin yakın siyasi tarihi masaya yatırıldı

 Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) Perşembe Platformu programları kapsamında önemli isimleri misafir etmeyi sürdürüyor. Tea Talks'un bu haftaki konuğu olan Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, Türkiye'nin Sosyo-Ekonomik Dönüşümü ve Özal Dönemi ile ilgili bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi.Prof. Dr. Bekir Berat Özipek konuşmasının başında çok partili hayata geçiş ve 1960 Darbesi'nden bahsetti.Özipek; "Tek partili hayattan çok partili hayata geçilince oligarşik yapıdan demokratik yapıya geçildi ama 1960'da Türkiye'de sadece darbe olmadı. Vesayet sistemi de kuruldu. O zamanlar dışardan bakıldığında CHP'den çıkan biri Demokrat Parti'yi kurdu serbest seçimde kazandı diye bakılabilir ama alt yapısını CHP'de yapmıştı. Ezanın orijinal dilde okunması, Kürtlere katliam yapan isimlerin yargılanması bu alt yapıyı destekledi. Daha sonra ise Demokrat Parti otoriter bir yönetim kurmaya çalıştı ve vesayet sistemi istedi. Vesayet sistemi kuralım ki seçimde kaybetsek bile %90 oy alan başka bir parti iktidar bile olamasın sistemi istedi" dedi.Özal düşünce özgürlüğünün önündeki yasaları kaldırdıÖzipek, Özal döneminin özgürlük ve eğitim alanında büyük gelişmeler dönemi olduğunu belirterek şunları söyledi;"Düşünce, ifade ve teşebbüs özgürlüğü ilkesini ön plana çıkaran Turgut Özal seçimi kazandı. Ve bu ilkeleri gerçekleştirdi, önce Türk Ceza Kanunu'ndan düşünce özgürlükleri ilgili yasaları kaldırdı. Kürt kelimesini yasaklayan kanunları kaldırdı ve yasaklanan sanatçıları affetti." dedi.Özal'ın eğitim alanında yaptıklarına da değinen Özipek; "Eskiden yurtdışında okumak isteyen öğrenciler mülakatla seçilirdi. Zenginlerin, bürokratların çocukları devlet parası ile yurtdışında okurdu. Özal bunu kaldırarak Merkezi Sınav Sistemi'ni getirdi, herkesin eşit olmasını sağladı. Ve en önemli detay olarak da, yurtdışında okumak isteyen öğrencilere yabancı dil bilme zorunluluğu koymadı. Ama 28 Şubat'tan sonra yurtdışında okuma sistemi tekrar mülakata geri döndü." diyerek sözlerini tamamladı.Prof. Dr. Bekir Berat Özipek'in söyleşisini PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur ile öğrenciler de ilgiyle takip etti. Baydur, söyleşi sonrası katılımından dolayı Özipek'e teşekkür belgesi takdim etti.

17 NİS 2017

Natalia Burtoiu Üsküdar Üniversitesinin konuğu oldu

 Türkiye'nin en çok Erasmus anlaşmalarına imza atan Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü, çok sayıda öğrenciyi Erasmus kapsamında hem yurtdışına gönderdi hem de yurtdışından ülkemize getirdi. Erasmus çalışmalarını bir üst seviyeye taşıyarak bir ilke daha imza atan Psikoloji Bölümü, ilk kez bir öğretim üyesini Erasmus kapsamında Türkiye'ye davet etti. Romanya’nın Pitesti Üniversitesi’nden Aile ve Çift Terapisti Natalia Burtoiu, Üsküdar Üniversitesi'nin konuğu oldu.Fakülte derslerine konuk öğretim üyesi olarak katılan Burtoiu, NP İstanbul Beyin Hastanesi'nde her Çarşamba yapılan Bilimsel Toplantı'nın da konuğu oldu.Natalia Burtoiu, son olarak; Üsküdar Üniversitesi 1. Psikoloji Günleri'nde Aile ve Çift Terapisi isimli bir seminer verdi.

17 NİS 2017

Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu iş yaşamında etik değerlerin önemini anlattı

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Pozitif Psikoloji Kulübü’nün birlikte düzenlediği “İş Yaşamında Etik Değerlerin Önemi” söyleşisinin konuğu Üsküdar Üniversitesi İnsan ve toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu'ydu. Merkez Yerleşke Kuleli Salonunda gerçekleştirilen etkinliği ilgi büyük oldu.Ahlak ve etik nedir?Konuşmasına öncelikle ahlak ve etik kelimelerinin anlamı açıklayarak başlayan Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu, ahlak kelimesinin Arapça'daki gulp sözcüğünden geldiğini ve gulp'un yaradılış manasında kullanıldığını yani ahlak bizim yaradılıştan gelen huyumuz, mizacımız demek istendiğini belirtti.Ahlak sonradan kazanılmazAhlak dediğimiz şey askıda duran ve gerektiğinde üstümüze giydiğimiz, daha sonra da duruma göre çıkardığımız bir olgu değildir, her duruma göre ortaya koyduğumuz bir karakterimizin olmasıdır diyen Osmanoğlu, “İş yaşamında etik davranışlar sergiliyoruz ama ailemizin yanında öyle değiliz, yolda yürürken bir takım kurallara riayet ediyoruz ama iş yaşamında etmiyoruz” dedi.Konuyu bir başka boyutuyla da ele alan Osmanoğlu, ahlakın, 20-30 yaşlarından sonra elde edinilebilecek bir şey olmadığını ve bu kavramın çocuk yaşta aileden, okuldan alınacak eğitim yoluyla kazanılacak bir olgu olduğunu vurguladı.Türkiye'de iş etiğine değer verilmiyorTEDMER, TÜSİAD gibi kurumların iş etiği raporlarından bahseden Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün (Transparency International) uluslararası iş ahlakına dair yapılan bir ankette; 10 puan üzerinden değerlendirilen Danimarka, Finlandiya gibi ülkeler 9.4, İsveç 9.3 sıralamasında yer alırken Türkiye 4.2 puanıyla bir çok ülkenin gerisinde kalıyor, dedi.Dünya Bankası'nın 2008 verilerine de konuşmasında yer veren Osmanoğlu, Türkiye'de iş yapan işletmelerin %58'ne göre en büyük ahlaksızlığın yolsuzluk olduğunu söyleyerek, bu yolsuzluklara en çok kamu kurumlarında rastlandığını belirtti.İş ahlakında bizden beklenen unsurlar nelerdir?Başka çalışanlarla kurduğumuz ilişkileri, çalışanların üst yönetimle kurduğu ilişkileri, patronların çalışanlarla kurduğu ilişkileri de ele alan Osmanoğlu, bu ilişkiler arasında bizden beklenenin adil olma, doğruluk ve dürüstlük, şeffaf olma, sosyal sorumluluk bilincinin olması ve kamu mallarına saygılı olma olduğunu söyleyerek, birçok sorunun bu altı ilkeye riayet etmemenin sonucu ortaya çıktığını söyledi.Öğrencilere önerilerKonuşmasının sonlarına doğru iş hayatına atılacak öğrencilere; işin teorisini öğrenme, kendine bir karakter oluşturma, yeteneğine uygun işlerde çalışma, iş yerinde hangi haklara sahip olduğunun bilinmesi konularında önerilerde bulunan Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu'na katılımından dolayı Pozitif Psikoloji Kulübü tarafından bir teşekkür çiçeği takdim edildi.

17 NİS 2017

Sinema Kulübü Oscar ödüllü Siyah Kuğu'nun filmini çözümledi

Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Sinema Kulübü tarafından düzenlenen Film Çözümlemesi etkinliğinde İngilizce özgün adı Black Swan olan Siyah Kuğu filmi ele alındı. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Meltem Narter'in katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, filmin psikolojik etkileri değerlendirildi.Tchaikovsky'nin Kuğu Gölü Bale Gösterisi etrafında dönen Black Swan, 2010 yapımı Amerikan psikolojik gerilim filmi olarak dikkat çekiyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden alınan filmin başrol oyuncusu Natalie Portman, bu filmiyle ilk Oscar Ödülü'nü kazanmıştı.İlk olarak filmin çıkış noktasındaki hikâyeyi ele alan Yrd. Doç. Dr. Meltem Narter, konuya Çaykovski’nin Kuğu Gölü Balesi adlı eserinden giriş yaparak siyah ve beyaz kuğunun hikâyesinin, filmde ve gerçek hayatta neleri temsil ettiklerini açıkladı.Siyah ve beyaz kuğunun aslında iyilik ve kötülüğü temsil ettiğini ve hangisinin iyi olacağına prensin karar verdiğini söyleyen Narter, filmde yer alan beyaz kuğunun insan zihninin katmanlarından biri süper egoyu, siyah kuğununsa diğer katman idi temsil ettiği belirtti.Film, etkinlikte genel olarak ego ve id üzerinden değerlendirildi. Filmde karşımıza çıkan anne karakterinin süper ego olarak karşımıza çıktığını ve karakterin bastırılmış bir idi olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Meltem Narter filmin çok iyi bir iyi-kötü kombinasyonundan oluştuğunu vurguladı.

06 NİS 2017

Bakan Kaya, Hollanda Travmasını anlattı. Kaya: “Araç içinde üzerimize doğrultulmuş silahlarla saatlerce beklettiler”

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Psikoloji Günleri’ne Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya katıldı. Hollanda’da 11 Mart’ta yaşanan skandalı anlatan Bakan Kaya, Hollanda polisinin kendilerini saatlerce bir aracın içinde silahlarını üzerine doğrultarak tuttuğunu hatırlatarak “O gece kadın hakları ayaklar altındaydı, bir kadın bakana Dünya Kadınlar Gününden üç gün sonra yaptıkları muamele gözler önündeydi. Hollanda o gün bütün değerleri ayaklar altına aldı, diplomatik teamülleri ayaklar altına aldı” dedi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda bu yıl ilk kez düzenlenen Psikoloji Günleri “İnsanı Anlamak” temasıyla gerçekleştiriliyor. Programın öğleden sonraki bölümünde gençlerle bir araya gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, “Hollanda Travması” başlıklı bir konuşma yaptı.Bakan Kaya: “Sudan sebeplerle vatandaşlarla buluşmamız engellendi”Hollanda’da 11 Mart’ta yaşadığı olayı anlatan Bakan Kaya, Almanya ve Hollanda’da yaşayan vatandaşlarla buluşmak için gittiğini ancak Hollanda’nın insanlık değerlerini ayaklar altına aldığını söyledi. Almanya’ya giden milletvekili ve bakanların toplantılarının çok sudan sebeplerle iptal edildiğini belirten Kaya, “23 yıldır Cumartesi günleri çalıştırılan salon, benim toplantı yapacağım Cumartesi günü sudan bir sebeple ‘Bu salonun cumartesi günü çalışma izni yok’ diye polis tarafından engellendi. Biz de Hollanda’ya karayolu ile gittik. Biliyorsunuz Hollanda, Dışişleri Bakanımızın uçuş iznini iptal etti. Bu aslında bir Dışişleri Bakanı’na yapılmayacak bir muameleydi” dedi.“Silahları üzerimize doğrultarak aracın içinde tuttular”Kendisinin Hollanda’ya karayoluyla gittikten sonra tam konsolosluk binasına 30 metre kala aracının durdurulduğunu ifade eden Kaya, bundan sonra yaşanan gelişmeleri şöyle anlattı:“Sıradan bir polis memuru aracı durdurarak daha fazla gidemeyeceğimizi, bir an önce ülkeyi terk etmemizi ve konsolosluk binamıza girmemizin mümkün olmadığını söyledi. O gece biz dedik ki; ‘Biz buraya sadece vatandaşlarımızla buluşmaya geldik, vatandaşlarımızla da buluşmadan burayı terk etmeyeceğiz’ ve böyle dediğimiz için bizi saatlerce bir aracın etrafında silahlarını üzerimize doğrultarak araç içinde tuttular. Beni bir kadın olarak, bir kadın bakanı nasıl tehdit olarak gördülerse ekibimi gözaltına alıp hücreye kapattılar, silahsız olan korumalarımı gözaltına alıp hücreye attılar ve beni de nasıl tehdit olarak gördülerse iki saat içinde ülkede olağanüstü hal ilan edildi.”Hollanda’nın utanç gecesi“Bu durum Hollanda açısından çok büyük bir utanç gecesiydi, o gün bütün insani değerleri ayaklar altına aldılar” diyen Fatma Betül Sayan Kaya, “Şunu söyleyeyim size en temel insani ihtiyacımızı bile karşılamamıza izin vermeden saatlerce aracın içinde bizi mahkûm ettiler. O gece kadın hakları ayaklar altındaydı, bir kadın bakana tam Dünya Kadınlar Gününden üç gün sonra bir kadın bakana yaptıkları muamele gözler önündeydi. Sizler de televizyon ekranlarından gördünüz, görmediğiniz kısmı silahların arabaya doğrultulmuş bir şekilde saatlerce bekletildiğimiz korumalarımın danışmanlarımızın hücreye atıldıktan sonraki haliydi. Maalesef Hollanda o gün bütün değerleri ayaklar altına aldı, diplomatik teamülleri ayaklar altına aldı, orada bizimle buluşmak için gelen vatandaşlarımıza atlarla itlerle saldırdılar. Gördünüz köpekleriyle vatandaşlarımıza saldırdılar. Basın mensuplarımıza atlarla saldırarak kameralarını yerlerde sürüklediler.”Basın özgürlüğünden, demokrasiden bahseden Hollanda’nın özgürlükler ülkesi olarak bilindiğini kaydeden Kaya, “Parklarında uyuşturucunun serbestçe kullanıldığı bir ülke Hollanda. Yani o kadar çok özgürlük var ki uyuşturucu kullanmak parklarda serbest. Böyle bir özgürlükler ülkesinde bizim vatandaşlarımızla buluşmamıza niçin engel oldular? Ben bunu her Türk vatandaşının düşünmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.“Bunların derdi Türkiye’nin büyüyüp güçlenmesi”Kendilerine engel olan Avrupa ülkelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şakağına silah dayanmış şekilde pankartlarla terör örgütlerinin hayır kampanyaları yapmalarına izin verdiğini belirten Kaya, “Bunların derdi Türkiye’nin büyüyüp gelişmesi. Hem bölgesinde hem küresel anlamda Türkiye güçlendikçe bunlar rahatsız oluyor. Türkiye ekonomik anlamda büyüdükçe bunlar rahatsız oluyor. Ne zamanki biz büyük işlere imza atsak bunların karın ağrıları sancıları tutuyor. İnanın bütün insanlığı diplomasiyi her şeyi ayaklar altına alacak kadar çılgınlaşabildiler” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Türkiye psikolojik savaşta karar veren durumuna geçiyor”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da psikolojinin bir ayağını oluşturan politik psikolojinin önemine işaret ederek “Politik psikolojide psikolojik savaş var, Türkiye şu anda psikolojik savaşın bir nesnesi durumunda hatta öznesi durumunda. Türkiye daha önce psikolojik savaşta kurban olandı, şimdi psikolojik savaşta karar veren durumuna geçiyor. Şu anda bölgesel lider olma durumunda. Böyle bir durumda sosyal psikoloji açısından önemli olacak şu anda asimetrik bir savaş yaşanıyor. Türkiye bu savaşta 100 sene önceye göre önemli avantajlara sahip. Çok daha özgüven sahibi bir yönetim sistemimiz var. Böyle bir durumda da çok güzel sonuçlar ortaya çıkacak” dedi.

04 NİS 2017

Prof. Dr. İbrahim Özdemir ve Yrd. Doç. Dr. Hasan Çiçek, birlikte güçlü olmayı anlattı

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Çiçek, Adıyaman Üniversitesi ile Adıyamanlılar Vakfı'nın düzenlediği Birlikte Güçlü Olalım Paneli'nin konuğu oldu. Adıyaman Üniversitesi Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinliğe, Adıyaman'ın önemli isimleri katıldı.Panelde söz alan, Prof. Dr. İbrahim Özdemir kurumlar arası iletişimin önemini anlatan bir konuşma yaparken Yrd. Doç. Dr. Hasan Çiçek de üniversitesi sanayi işbirliğinin önemi ve gereğini vurgulayan bir değerlendirme yaptı.Üniversitemiz hakkında tanıtıcı bilgiler de veren akademisyenlerimizin konuşması katılımcılardan büyük alkış aldı.

31 MAR 2017

Tea Talks’un konuğu Nihal Bengisu Karaca’ydı

Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi PAMER'in organize ettiği Tea Talks'un bu haftaki konuğu gazeteci ve yazar Nihal Bengisu Karaca'ydı. Şu anda Habertürk Gazetesi'nde meslek hayatına devam eden Karaca, ülkemizin sınır komşusu Suriye'de yaşananları ele aldı.Suriye'de uzun yıllardır devam eden savaş nedeniyle ülkelerinden kaçan Suriyeli mültecilere kapılarını açan Türkiye'nin tüm Dünya'ya insanlık ve ahlak ders verdiğini söyleyen Nihal Bengisu Karaca, Suriyelilerin barınma, yiyecek ve eğitim ihtiyaçlarının karşılandığını söyledi.Karaca; "Eğer Türkiye Beşar Esad'ın karşısında değil yanında bir tutum sergilese ve sınır kapılarını Suriyeli mültecilere kapatmış olsaydı, Türkiye üçüncü dünya ülkeleri gibi olacak ve Batı'dan çok tepki çekecekti." dedi.Suriye'de devam eden savaşın öncesinde nasıl bu noktaya gelindiğini de anlatan Nihal Bengisu Karaca; "Aslında her şey iki çocuğun duvar yazısıyla başladı. İşkenceler ve cezalar daha da sertleşmeye başlamıştı. Gösterilerdeki topluluklara karşı Suriye’de ki halk hareketi böyle ortaya çıktı. Herkes özgür gibi duruyor fakat aslında üzerlerinde büyük bir baskı vardı ve özgür bir ortam yoktu. Esad kelimesi halkı korkutmaya yetiyordu. Politika konuşmak çok güç ve yasaktı. Başınızı belaya sokabiliyordu. Sonradan sahada muhalif adı altında talan ve yağmalama işlemleri yapan kişiler ortaya çıkmaya başladı. Onlar bu hareketleriyle mezhep farklılıklarına kılıf uyduruyordu." dedi.Sohbetin ardından, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur ile PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı tarafından Nihal Bengisu Karaca'ya katılımından dolayı bir teşekkür belgesi takdim edildi.

26 ŞUB 2017

Dr. Fatih Yavuz: “Acıyla yaşamayı öğrenmeliyiz”

 Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ve Psikoloji Kulübü PSİART'ın (Psikoloji Öğrencileri Araştırma ve Topluluğu) düzenlediği “Kabul ve Kararlılık Terapisi” etkinliğini konuğu Kabul ve Kararlılık Terapisi Uzmanı Dr. Fatih Yavuz’du. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda düzenlenen konferansa, psikoloji bölümü öğrencilerin ilgisi büyük oldu.Yavuz, yeni ve güçlü bir yöntem olarak dünyada uygulanan ve İngilizce kısaltması ACT yani Acceptance and Commitment Therapy olan Kabul ve Kararlılık Terapisi konusunda derinlemesine bilgiler verdi.“Şimdi gözlerimizi kapatıyoruz…”Dr. Fatih Yavuz’un sunumu ile başlayan programda, Yavuz’un günlük hayatta karşımıza çıkan, anlık gelişen duygu değişimlerini tanımladı. Klinik davranış analizinin psikoterapide kullanılan bir şekli olarak ifade edilen Kabul ve Kararlılık Terapisi'nin yeni ama güçlü metodlarını ele alan Yavuz, küçük bir psikoterapi seansı ile bunu katılımcılara uygulamalı olarak gösterdi.Daha sonrasında katılımcıların deneyimlerini dinleyen Yavuz, KKT’nin temel yapısına değindi.“Acıyı kaldırıp atmıyoruz, onunla yaşamayı öğretiyoruz”“İnsanların genlerinde acı denen bir olgu vardır. Hayatın bir parçasıdır aynı zamanda… Ve bundan kaçmak, üstünü örtmek acıyı yaşamanıza engel olmadığı gibi daha da gündeminize taşır ve durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Bu nedenle kaldırıp atmıyoruz, onunla yaşamayı öğreniyoruz.” diyen Yavuz, yine katılımcıların deneyimlerine başvurarak onlar üzerinden sunumuna farklı bir yön verdi.Yaklaşık 2 saat süren eğlenceli seminerin ardından, Psikoloji Kulübü PSİART tarafından Dr. Fatih Yavuz’a bir teşekkür plaket takdim edildi.

21 ŞUB 2017

Baydur ve Uzbay ile Hayat, Bilim ve Siyaset

 Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay'ın birlikte hazırlayıp sunduğu televizyon programı Hayat, Bilim ve Siyaset gündeme dair tespitleriyle dikkat çekiyor. Her hafta Cuma günü saat 11.00'de Üsküdar Üniversitesi Televizyonu ÜÜTV'de canlı yayınlanan programda, farklı konuları multi-disipliner bir anlayışla ele alıp tartışan Baydur ve Uzbay, hayata dair güncel konuları bilim ve siyaset açısından da değerlendiriyor.Yaklaşık bir saat süren programda; iki bilim adamının olaylara ve durumlara bakış açısı, izleyiciler tarafından keyifle izleniyor.Hayat, Bilim ve Siyaset'i her hafta Cuma günü sabah 11.00'de tv.uskudar.edu.tr adresinden izleyebilirsiniz.Daha önceki programların kayıtlarına da Üsküdar Üniversitesi Televizyonu ÜÜTV'nin YouTube hesabından ulaşabilirsiniz.

16 ŞUB 2017

Prof. Dr. Ömer Faruk Sönmezoğlu; “Etnik ve dini temelli federe devletlerde bölünme mümkün”

Üsküdar Üniversitesi, uluslararası siyasetin duayen isimlerinden Prof. Dr. Ömer Faruk Sönmezoğlu'nu ağırladı. Sağlık, Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulubü tarafından organize edilen Günümüzde Uluslararası Sistemin Yapısı ve Dış Politika isimli konferansın konuğu olan Sönmezoğlu, Türkiye'nin iç ve dış politikasına dair bilgi ve tecrübelerini Üsküdar Üniversitesi öğrencileriyle paylaştı. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu'nda düzenlenen konferansa, öğrencilerin ilgisi büyük oldu.Türkiye'nin dış politikası özelinde; ABD, Rusya ve Ortadoğu politikasıyla ilgili değerlendirmeler yapan Prof. Dr. Ömer Faruk Sönmezoğlu, pozitivist metadoloji ve post pozitivist düşünce yapısı kavramlarına dikkat çekti.Uluslararası politikayı belirlemenin zorluklarına değinen Sönmezoğlu; "Hem iç hem de dış politikayı belirlerken ülkenin konumuyla birlikte, iç ve dış faktörle çok iyi ele almak gerekiyor. Uluslararası sistemin yapısını bilerek politika belirlemek gerekli. G7 ülkelerinin uluslararası siyasette önemli bir konumu ve gücü bulunuyor. Örneğin ABD'nin iç politikası, birçok ülkenin kendi iç politikasını belirlemede etken oluyor." dedi.Etnik ve dini temelli federe devletlerde bölünme olabilirFederal devletlerin yapısı konusuna da değinen Sönmezoğlu, Sovyetler Birliği benzeri federal yapıların artık model olmaktan çok uzak olduğunu, federe devletlerin iki farklı modelde kaldığını belirtti.Osmanoğlu; "Etnik ve dini temele dayalı federal devletlerin ömürlerinin çok uzun olması mümkün değil. Bunun en önemli örneklerini yakın geçmişte dağılan SSCB'de, Yugoslavya'da ve Çekoslavakya'da gördük. Bu devletlerin federal yapısı, kendi içinde etnik ve dini farklı ülkeler olarak yapılanmış ve ayrılmıştı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, dağılan Sovyetler Birliği'nden bağımsız Azerbaycan, Ermenistan gibi birçok ülke çıktığını görüyoruz. Aynı şekilde bölünen Yugoslavya'dan Hırvatistan ve Sırbistan, Çekoslovakya'dan Slovakya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin ortaya çıktığını görüyoruz. İlerleyen zamanda, benzeri etnik ve dini temelli federe yapıya sahip olan Belçika'da da bir bölünme görebiliriz. Ancak diğer yandan yine federal cumhuriyet yapısına sahip olan ABD ve Almanya'da bu sebepten bir bölünme ihtimal çok düşük görünüyor. Zira her iki ülkede idari amaçlı fonksiyonel federe yapıyı benimsemiş durumda." dedi.Sıfır sorun bu coğrafyada çok zorÜsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinden gelen "Komşularla Sıfır Sorun Politikası" sorusu üzerine, Türkiye'nin güncel dış politikasına da değinen Prof. Dr. Ömer Faruk Sönmezoğlu; "Tabii ki, komşularla sıfır sorun politikası herkesin arzu ettiği ve dış politikada zirve diye tabir edebileceğimiz bir durum. Ancak Türkiye'nin jeopolitik konumu itibariyle bunu mümkün kılmak çok olası görünmüyor. Bu istek, mayınla kaplı bir arazide yürüyüp mayına basmamayı istemek gibi bir şey." diyerek sözlerini tamamladı.Konferansın sonunda Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Arslan katılımından dolayı Prof. Dr. Ömer Faruk Sönmezoğlu'na teşekkürlerini iletti ve bir plaket takdim etti.

13 ŞUB 2017

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi yemekte buluştu

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri, Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katıldığı akşam yemeğinde bir araya geldi. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka’nın da bulunduğu yemek samimi bir ortamda geçti.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur ve beraberindeki öğretim üyeleri Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka’nın katıldığı akşam yemeğinde buluştu.Samimi bir ortamda gerçekleştirilen yemekte okul yönetimi ve eğitim konuları konuşuldu. 

02 ŞUB 2017

“Çak bir beşlik” diyen öğrencilerin elleri havada kaldı.

 İnsanların kendi özel alanlarına girmek isteyen yabancılara karşı verecekleri tepkiyi gözlemlemek isteyen Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, farklı bir sosyal deneye imza attı. İstanbul’un kalabalık bir yerinde yoldan geçenlere “Çak bir beşlik” diyen öğrencilerin elleri havada kaldı. Beş kişiden oluşan grup, deney öncesi geliştirilen araştırma hipotezini kanıtlamaya çalıştı. Sonuç, vatandaşların tanımadıkları kişilere karşı temkinli olduğunu ortaya koydu.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü öğrencileri, kişilerin özel alanlarına girmek isteyen tanımadıkları kişilere vereceği tepkileri ölçmek amacıyla bir çalışma gerçekleştirdi.Sosyal deney için gün içinde her profilden farklı insanların bulunduğu İstanbul Beşiktaş seçildi. Kurgulanan sosyal deneyin hipotezi, 45 kişilik örneklem grubundan 35 kişinin özel alanlarına girme isteğine olumlu tepki vereceği yönünde oldu.Araştırmada seçilen bir gözlemci, yoldan geçen kişilerin "çak bir beşlik" diyerek havaya açtığı eline vurarak karşılık vermesini bekledi. Verilen tepkiler bir kamera yardımıyla diğer gözlemciler tarafından kaydedildi.Sosyal deney sırasında verilen tepkilerin gözlemcinin cinsiyetine, tavrına ya da giydiği kıyafete göre değişme ihtimalinin kontrol altına alınması amacıyla gözlemci olarak tek bir kişi belirlendi.15’i erkek, 30’u kadın olmak üzere 45 kişinin gözlemlendiği sosyal deneyde yaş gruplarına bakıldığında bunlar 1 erkek çocuk, 22 genç kadın, 6 genç erkek, 4 orta yaşlı kadın, 4 orta yaşlı erkek, 4 yaşlı erkek ve 4 yaşlı kadın olarak tespit edildi.En pozitif yaklaşım genç kadınlardan Çalışmada en fazla olumlu tepki genç kadınlardan alındı ve genç kadınların %54.5’i olumlu karşılık vererek “çak” yaptı. Genç erkeklerin, orta yaşlı erkeklerin, orta yaşlı kadınların ve yaşlı erkeklerin %50’si hiç tanımadıkları bu kişiden gelen “çak yapma”     talebine olumlu yanıt verdiği sosyal deneyde yaşlı kadınların ise sadece %25’i olumlu karşılık verdi. 22 kişi “çak” yaptıSosyal deney sonucunda 45 kişinin sadece 22’sinden olumlu sonuç alınmasıyla beraber araştırmanın hipotezi reddedilmiş oldu.İnsanlar temkinli yaklaşıyorBu çalışmayı öğrencilerinin ders kapsamında yaptığını belirten Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cumhur Taş, kurgulanan sosyal deneyin hipotezini 45 kişilik örneklem grubundan 35 kişinin özel alanlarına girme isteğine olumlu tepki vereceği yönünde kurduklarını ancak sadece 22 kişinin olumlu tepki verdiğini söyledi. Doç. Dr. Cumhur Taş, çalışma sonucunda insanların tanımadıkları kişilere temkinli yaklaştıklarının gözlendiğini kaydetti.

20 OCA 2017

Üsküdar Üniversiteli öğrencilerden Bosna araştırması

 Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencilerinden Yasin Arslan ve Nursena Balatekin, Bosna halkının kimliği ve aidiyet duygusunu araştırmak için yola çıktı. Detaylı bir saha çalışması için uzun zamandır çalışmalar yürüten ikili, Bosnalı müslüman halkın kimlik duygusunu,  kendilerini ait hissettikleri grupları ve kavramları tespit etmek için çalışmalar yürütüyor.Mülakatları yarı yapılandırılmış bir soru formu üzerinden yürütecek olan araştırma ekibi, araştırma sonrası mülakatları veri olarak kullanacak ve analizleri transkriptler üzerinden yapacak. Bu tespit ve analiz içeren saha çalışması sonucunda, Türkçe bir makale yazılması da planlanıyor.Kültürel ve politik durum araştırılacakPostkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi PAMER bünyesinde daha önce araştırmalara katılıp makale üretiminde bulunan ve Postkolonyal Teori üzerine çalışan Yasin Arslan ve Nursena Balatekin ikilisi, araştırma boyunca katılımcılara kültürel ve politik sorular yöneltecek.Ekip ayrıca Bosna'nın Avrupa ve Türkiye'yle olan iletişimi konusunda da araştırma yapıp, sonuçlara ulaşmayı hedefliyor.

10 OCA 2017

Üsküdar'dan Kazakistan'daki konferansa online bağlantı

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, Amanzholov Doğu Kazakistan Devlet Üniversitesinde düzenlenen "Uygulamalı Psikoloji: Entegrasyon ve Disiplinlerarası Araştırmalar" başlıklı uluslararası konferansa Skype bağlantısıyla katıldı.  Üniversitenin psikoloji bölümünün kuruluşunun 25. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen konferansa, Kazakistan’ın farklı üniversite ve bilimsel kurumlarının yansıra Rusya, Almanya, İngiltere, İsviçre ve Mısır’dan çok sayıda akademisyen katılarak, psikolojinin teorik ve metodolojik sorunları üzerinde yoğunlaştı, bu alanda yapılan son araştırmaları paylaştı.Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, ‘Sorunlarımızı Çözmede Eğitimin Rolü’ başlıklı sunumunda; 21. yüzyılda üniversitelerin toplumlar için taşıdığı anlam üzerinde durarak, gerçekleştirmek zorunda oldukları amaçlar daha da karmaşıklaştığına değindi. Özdemir, küreselleşmenin her alanda etkili olduğu, bireyler, kurumlar ve uluslar için fırsatların ve risklerin arttığı bu dönemde, üniversitelerin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda bütüncül bir yaklaşımla gerçekleştireceği dönüşümlere ihtiyaç olduğunu dile getirdi.Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr, Abulfez Süleymanov, ise ‘Zorunlu Göçün Sosyo-Kültürel Etkileri’ başlıklı sunumunda, zorunlu göçün bireyin ve ayrı ayrı toplumsal grupların psikolojisi üzerine etkileri üzerinde durdu.Süleymanov, bu etkilerin olumsuz yönlerinin azaltılması, bölge halkı ile mülteciler arasında daha huzurlu bir yaşamın tesis edilmesi için diyaloğun güçlendirilmesi, anlama ve anlatma ekseninde bütün diyalog yollarının diri tutulması gerektiğinin altını çizdi.Konferansın sonunda soruları cevaplayan Üsküdar Üniversiteli akademisyenler, katılımcıları nisan ayında Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirecek olan 2. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongresi'ne davet ettiler.

30 ARA 2016

Rektörle buluşmalar sona erdi

Katılımcı ve çoğulcu bir yönetim anlayışını benimseyen Üsküdar Üniversitesinin her dönem düzenlediği "Rektörle Buluşmalar" toplantıları sona erdi. Rektörle buluşmalarının sonuncusu İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile yapıldı.  Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen buluşmaya Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mithat Baydur katıldı.Öğrencilerin istek ve önerilerinin dinlendiği buluşmada, üniversite ve fakültelerin çok daha başarılı hale getirilmesi için neler yapılabileceği konuşuldu.Öğrenciler tüm sorularını rektör, yardımcısı ve dekanına yöneltebildi.

29 ARA 2016

Psikoloji öğrencileri PSİART’la tanıştı

 Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji Kulübü, psikolojinin öncü, önemli isimlerini psikoloji öğrencileriyle buluşturmaya devam ediyor. Psikoloji Öğrencileri Araştırma ve Eğitim Topluluğu PSİART ile birlikte ortak bir etkinliğe imza atan kulüp, PSİART'ın çalışmaları ve geleceğe yönelik planları hakkında Psikoloji bölümü öğrencilerini bilgilendiren bir tanışma toplantısı organize etti.PSİART'tan Melih Kahramanlar ve Ömer Can'ın katıldığı etkinlikte, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan da bulundu. Toplantıda hangi ortak noktalarda buluşulabilir, neler yapılabilir sorularının cevapları arandı.Misyon; gelişime katkıPsikoloji lisans öğrencilerinin gelişmelerine katkı sağlamak, farklı ortam ve alanlarda yapacakları çalışmalar, alacakları eğitimler ve geliştirecekleri yeniliklerle “içeriği esaslı, bilgisi üretken” bir şekilde lisans eğitimlerini tamamlamaları gerektiğini düşünen PSİART, psikoloji lisans öğrencilerinin yalnızca müfredat dersleri ile değil bu tip faaliyetlerle de mesleğe hazırlanmasını ve kendini geliştirmesini amaçlıyor.Amaç nitelikli psikologPSİART, mevcut psikoloji lisans ve lisansüstü öğrencilerinin düzenlenecek eğitim, seminer, çalıştay, sempozyum ve kongrelerle;  zengin bir bilgi birikimini farklı bakış açıları ile harmanlayıp bu birikimler ışığında psikoloji bilimini daha da öteye taşımayı ve ‘nitelikli psikologların, akademisyenlerin, sosyal bilimcilerin’ yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyor.

29 ARA 2016

Kant felsefesi Üsküdar Üniversitesinde ele alındı…

 Üsküdar Üniversitesi Felsefe Kulübü'nün düzenlediği etkinlikte, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilen Immanuel Kant’ın felsefe anlayışı uzmanlarla birlikte ele alındı.  Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olan Kant'ın felsefesi; ontolojik, epistemolojik ve etik boyutlarıyla değerlendirildi.Türkiye Farmakovijilans Merkezi TÜFAM'ın Müdürü ve Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Osmanoğlu'nun moderatörlüğünü üstlendiği etkinliğin konuğu, Kant'ı ve onun felsefe anlayışını en iyi bilen isimlerden biri olan İlyas Buzgan'dı.Osmanoğlu ve Buzgan etkinlik boyunca, Kant'ın bilgi kuramı ve evrensel ahlak anlayışı hakkında değerlendirmelerde bulundu, önemli bilgiler paylaştı.Buzgan’ın en dikkat çekici ifadesi; “Doğarken çok şey biliyoruz, ama bir bedenle doğduğumuz için büyük bir kısmını unutuyoruz. Ancak çağrışımlarla bir kısmını hatırlayabiliriz.” oldu.Kant Felsefesi'nin derinliklerine inilen etkinlikte; bilgi üretmenin gereklilikleri olan beş temel duyudan da bahsedildi.Keyifle takip edilen programa, Felsefe Bölümü öğrencileri büyük ilgi gösterdi.

28 ARA 2016

Hayal ve bilimkurgu dünyasının yeni yazarları Üsküdar'daydı

Üsküdar Üniversitesi, Türkiye'de ilk kez düzenlenen sıra dışı bir yarışmanın ödül törenine ev sahipliği yaptı. Hayal gücü temalı [n]Beyin Bilimkurgu Öykü Yarışması'nın kazananları, düzenlenen törenle ödüllerine kavuştu. 134 öykü arasından en çok beğenilen ilk üç öykünün yazarı ödüllerini Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, [n]Beyin'in kurucularından Prof. Dr. Sinan Canan ile şair ve romancı Murat Menteş'in ellerinden aldı.Geleceği hayal etmeyen, onu inşa edemez sloganıyla bir öykü yarışması için kolları sıvayan [n]Beyin ekibi, aylar süren bir çalışmanın sonunda, en iyi üç öyküyü seçti.Yarışmaya katılan 134 öykünün sadece ilk üçünü değil, 21’e girenleri ödüllendirmek isteyen [n]Beyin yönetimi, en beğenilen 21 öyküyü de bir kitapta toplayıp, insan zihninin geleceğe dair kurgular oluşturabilme özelliğinin en güzel ürünlerinden olan bilimkurgu edebiyatına kazandırmayı hedefliyor.Pergel gibi olunTörenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi'yle [n]Beyin'in birlikte yaptıkları çalışmalara ivme kazandıracaklarını söyledi.Tarhan; "Üniversitelerin dört fonksiyonu var. Eğitim vermek, araştırma yapmak, toplumu bilgilendirmek ve bilgiyi sanayileştirmek, ticarileştirmektir. Bu, bilginin ürüne dönüştürülmesidir. Şu an günümüzde beyin bilgisi, finansal değeri en yüksek olan olgudur." dedi.Kreatif ve üretken düşüncenin birinci basamağı amaca yönelik hayal kurmaktır diyen Tarhan, Mevlana'nın sözüne atıfta bulundu ve "Pergel gibi olun, bir ayağınız yerde olsun diğer ayağınızla hayal kurun." dedi.Hayal etmek geleceği tasarlamaktır[n]Beyin'in kurucularından ve Bilimkurgu Öykü Yarışması'nın fikir öncülerinden biri olan Üsküdar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, hayal etmenin geleceğini tasarlamaktaki etkisini vurguladı ve "Birileri hayal ediyor birileri de bunu gerçeğe dönüştürüyor" dedi.Canan; "[n]Beyin çalışmalarında cinslik yapalım diye bir araya geliyoruz, yapılmayanı yapalım, düşünülmeyeni düşünelim, özellikle yarının bilim anlatıcılarını, topluma ilham vericilerini buradan çıkarabilir miyiz acaba diye çalışıyoruz." diyerek amaçlarını vurguladı.İlk üçe girenler ödüllerini aldı[n]Beyin Bilimkurgu Öykü Yarışması'nda birinciliğe "Şüphe" isimli öyküsüyle Özlemnur Tan layık görüldü. Tan, ödülünü Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın elinden aldı.İkinciliğiyse "Down Up" adlı öyküsüyle, Lütfi Özarslan kazandı. Özarslan'ın ödülünü şair ve romancı Murat Menteş takdim etti.Yarışmada üçüncülüğü Mukadderat isimli öyküsüyle iki çocuk annesi Öznur Babur kazandı. Ödül törenine katılamayan Babur'un ödülünü, teyzesi Sonay Çolak, Prof. Dr. Sinan Canan'dan aldı.Ödül törenini ardından eğlenceli bir söyleşi yapan Murat Menteş ve Sinan Canan'ın sohbeti izleyicileri kahkahaları boğdu. Özellikle Menteş'in çocukluk anıları ve hayalleriyle ilgili anlattıkları ilgiyle dinlendi.

27 ARA 2016

Doç. Dr. Merve Kavakçı, Özel Tercih Anadolu Lisesi’nde

Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi ve PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı, Özel Tercih Anadolu Lisesi öğrencileriyle buluştu.Özel Tercih Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen programda Doç. Dr. Merve Kavakçı, “Globalden Glokale Geçişte Türkiye ve Ötesi: Postkolonyal Duruş” başlıklı sunum yaptı.Kavakçı,  9, 10, 11 ve 12. Sınıflardan yaklaşık 100 öğrencinin izlediği sunumda değişen dünyada Türkiye’nin bölgede yaptığı çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.Sınırların flulaştığı, terörün coğrafi sınırları tanımadığı, her şeyin hızlı yaşanıp tüketildiği bir dünyada “One Minute” diyebilen, “Dünya beşten büyüktür” diyen Türkiye’nin, 15 Temmuz’da millet iradesine sahip çıkan Türkiye’nin küresel köydeki liderliğini ve bunun arkasındaki nedenleri anlatan Kavakçı'nın sunumunu öğrencilerin yanı sıra okul yöneticileri ve öğretmenler de büyük ilgi gösterdi.Sunum sonunda Doç. Dr. Merve Kavakçı, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.Program sonunda öğrenciler Kavakçı’ya plaket ve çiçek verdi.  

24 ARA 2016

Siyaset Okuluna katılan Bakan Yardımcısı Abdurrahim Boynukalın: “15 Temmuz sonrası gençler kapalı bütün yapılara öfkeli”

Üsküdar Üniversitesinde düzenlenen Siyaset Okulu Eğitim Programı tamamlandı. Programda son dersi Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Abdurrahim Boynukalın verdi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası büyüklerin gençlere olan bakış açılarının değiştiğine dikkat çeken Boynukalın gençlerin 15 Temmuz sonrasında kapalı bütün yapıların tamamına inanılmaz bir öfke duyduğunu, gençlerin devletin veya toplumun herhangi bir kesiminin kapalı sistem yapı tarafından yönetilmesini asla kabullenmeyeceğini söyledi. Üsküdar Üniversitenin PAMER (Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi) ile Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün işbirliğiyle gerçekleştirilen“Siyaset Okulu” sertifikalı eğitim programı tamamlandı. “Yeni Bir Paradigmaya Doğru-Küresel Düzlemde Etnik Kimlik, Sistem ve Güvenlik Sorunları” başlığını taşıyan program, farklı görüşlerin tartışıldığı bir platform oldu. Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi ve PAMER Müdürü Doç. Dr. Merve Kavakçı ile Üsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mithat Baydur’un koordinatörlüğünü üstlendiği program, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke’de gerçekleştirildi. Siyaset Okulu’nda son dersi Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Abdurrahim Boynukalın verdi.“Türkiye’de Darbelere Geçit Vermeyen Yeni Gençliğin Sosyolojik Dinamikleri” başlıklı konuşma yapan Boynukalın, Türkiye’deki darbeler tarihi ile ilgili kısa bir özet yaparak 15 Temmuz’da kadın erkek genç yaşlı neredeyse her ideolojiden vatandaşı sokaklara çıkaran sosyolojinin bölgede yıllardan beri yaşanan olaylarla ilgili olduğunu söyledi.Gençlere olan bakış değiştiDarbe girişimi sonrası büyüklerin gençlere olan bakış açılarının değiştiğini belirten Boynukalın, gençlerin çok özgüvenli olduğunu ifade ederek “Büyüklerin tamamı 15 Temmuz sonrası bizden özür diliyor, bu zamana kadar size haksızlık yapmışız diyor, siz bambaşkaymışsınız, farklı bir kimliğiniz varmış , kendinize ait özgüveniniz varmış, gerçekten vatanı seviyormuşsunuz, bizleri de düşünüyormuşsunuz diyorlar.Bu imani boyutu açıklayacak bir kuram yokDünyanın hiçbir yerinde benzer bir darbe girişiminin görülmediğini belirten Boynukalın, “Darbe kalkışması duyulduğu zaman meclisi basılan, meclis basıldıktan sonra halkın toplanıp meclisten askerleri çıkartan, ordunun kışladan çıkacağını duyup kışlanın önüne gidip orduyu durduran, 6-7 tane örnek var ama hiçbir yerde en kritik noktalarda sembol yerlerde tankların ateş açtığı rastgele insanların öldürüldüğü, meclisin bombalandığı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin önünün arkasının bombalandığı başka bir kalkışma ve bu kalkışmaya karşı çıplak elle darbeyi durduran bir insan unsurunun başka bir yerde olmadığını görüyorsunuz. Yok, tek. O yüzden bunun okuması da kendi içinde çeşitlenecektir bir benzeri yok çünkü. Benim gördüğüm kadarıyla bunun bir seküler bağlamda baktığınızda mistik, bizim tarafımızdan baktığımızda imani bir boyutu var. Bu imani boyutunu açıklayabilecek bir kuram yok çünkü. Olimpos Dağı’nın çocuklarıyla Hira Dağı’nın çocuklarının kavgasında kimin kime, ne şekilde hangi şartlar ve bereket altında ve galip geleceğini gösteren bir kuram daha icat edilmedi” dedi.Gençler kapalı yapıların tamamına öfkeli15 Temmuz sonrası gençler açısından yaşanan durumu da değerlendiren Boynukalın, “Yaşadığımız anomali ya da bereketlerden bir tanesi kesif bir cemaat düşmanlığı. 15 Temmuz sonrasında artık kapalı bütün yapıların tamamına gençler tarafından inanılmaz bir öfke var. Bu doğru bir öfke mi bilmiyorum, nereye evrilecek bilmiyorum, kıvamı nereye kadar gidecek onu da bilmiyorum fakat gençler genel olarak artık devletin veya toplumun herhangi bir kesiminin kapalı sistem bir yapı tarafından yönetilmesini asla ve asla kabullenmiyorlar ve kabullenmeyecekler. Bu bizim gibi siyasilere, herhangi bir yöneticiye, bir üniversite yöneticisine, rektöre, dekana yahut grup başkan vekiline milletvekiline bakana sivil toplum kuruluşu yöneticisine şu ipucunu veriyor. Artık kendi yönettiğimiz alanların hiçbirine ‘Bu insanlar yetişmiş insan unsuru barındırıyor o yüzden ben buradan şu kadar adamı çekerim, bu insanlarla şöyle bir organizasyon yaparım’ hakkını bundan sonra toplum ve özellikle gençler yöneticilere tanımayacak gibi gözüküyor” diye konuştu. Ravza Kavakçı Kan: “Devlet baba anlayışı farklılaştı”Siyaset Okulu’nun diğer konuşmacıları ise Ak Parti İstanbul Milletvekili Dr. Ravza Kavakçı Kan ve Sabancı Üniversitesinden Dr. Doğan Üçok oldu. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu üyesi olan Ravza Kavakçı Kan, “Temsili Güç Sistemleri Yönünden Darbe Komisyonu Günlükleri” başlıklı sunumunda komisyonun bugüne kadar yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi.15 Temmuz darbe girişiminin ülkede pekçok şeyi değiştirdiğini belirten Kavakçı Kan, “Daha önce yaşanan darbelerdeki devlet baba anlayışı ile bugünkü devlet baba anlayışı farklılaştı.  Son 10-15 yıldır yaşadığımız demokratikleşme süreci ile bunu da dipnot olarak akılda bulundurmak gerekir. 15 Temmuz’da bu ülkenin halkı tarafından dünya tarihine bir dipnot düşmek değil, yeni bir sayfa açmak açısından belki iddialı olacak ama önceki tanımların tümü mülga oldu. Çünkü demokrasi için mücadele kavramı tekrar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tarafından tanımlandı 15 Temmuz gecesi. İlk defa bu sefer farklı bir devlet babanın temsilcisi farklı bir devlet baba anlayışı çıktı. Halka ‘Bugün sizin demokrasinize sahip çıkma gününüz dedi ve sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı bu çağrıyla onu destekleyenler anında belki bir kısmı çağrısından önce ama onu ideolojik bağlamda desteklemeyen insanlar da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da demokratik bir ülkede yaşamanın ne olduğunu bilenler sokağa çıktılar. Sokağa çıkanlar da ellerinde sadece Türk bayraklarıyla yüreklerinde vatan sevgisi ve imanlarıyla tankların önünde durdular. Bunu hamasi anlamda söylemiyorum, siyaset bilimi açısından bir tespit postkolonyal düşünce açısından bütün mevcut temsil sistemleri tepe taklak eden bir şey” diye konuştu.Dr. Doğan Üçok: “Jeopolitiği artık boru hatları belirlemeyecek”Dr. Doğan Üçok, “Dünya Enerji Üretiminde Yeni Bir Kırılma Noktası: Kaya Gazı” başlıklı sunumunda 2009 yılından itibaren ABD’de çıkarılmaya başlanan Kaya Gazı’nın bir devrim olduğunu, petrol, kömür ve doğalgaz gibi konvansiyonel kaynaklara çok önemli bir alternatif haline geldiğini söyledi. Günümüzde ikinci bir devrim olan LNG’nin gündeme geldiğini belirten