Yeni Medya ve Gazetecilik Akademik Etkinlikler

01 TEM 2020

Üsküdar İletişim'de pandemi çözümü: Yüksek lisans mülakatları çevrim içi ortamda gerçekleştiriliyor

Üsküdar İletişim'de pandemi çözümü: Yüksek lisans mülakatları çevrim içi ortamda gerçekleştiriliyorÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde eğitim veren Nöropazarlama, Medya ve Kültürel Çalışmalar, Yeni Medya ve Gazetecilik ve Görsel İletişim Tasarımı yüksek lisans programlarına başvurular ve değerlendirmeler başladı.İletişim Fakültesi Dekanı ve Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Nazife Güngör, Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Dr. Öğr.Üyesi Şaha Baygül Özpınar, Yeni Medya ve Gazetecilik Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan ile Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Hatice Öz Pektaş'tan oluşan mülakat jürisi, İletişim Fakültesi koordinasyonunda sürdürülen tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarına başvuran adayları çevrim içi ortamda mülakata aldı. İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Nazife Güngör, ilk çevrim içi mülakat deneyimi için şunları söyledi: "Bugün bir ilki gerçekleştirerek yüksek lisans giriş mülakat sınavlarımızın bir kesitini Zoom üzerinden yaptık.  Prof. Dr. Süleyman İrvan, Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Dr. Öğr. Üyesi Şaha Baygül Özpınar ve benim katılımımla oluşan jüri tarafından gerçekleştirilen çevrim içi mülakat sınavına 10 aday öğrenci katılım gösterdi. Her biriyle yaklaşık 15 dakika kadar görüşme yapıldı. Adayların da memnuniyeti gayet yüksek oldu. Programa bağlanan öğrencileri ilk başta bekleme odasına aldık ve her birini sırayla görüşmeye  kabul ettik. çevrim içi ortam yerine yüz yüze mülakatı tercih eden aday öğrencileri de bugün öğleden sonra mülakata alacağız. İleri tarihteki mülakatlarımızı da aynı sistemle gerçekleştireceğiz."Yeni Medya ve Gazetecilik Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan da Kovid-19 salgını nedeniyle bir süredir çevrim içi ortamda eğitim faaliyetlerini aksatmadan sürdürdüklerini ve deneyim kazandıklarını, mülakatların da çevrim içi ortamda gayet başarılı biçimde yapılabildiğini gördüklerini söyledi. Süleyman İrvan, "Kültürel çalışmalar, medya çalışmaları, popüler kültür, görsel iletişim tasarımı, sosyal medya, yeni medya, gazetecilik, nöropazarlama gibi alanlarda yüksek lisans yaparak kendilerini geliştirmek isteyen adayları Üsküdar Üniversitesi'ne bekleriz" dedi.Adaylar başvuru alanlarıyla ilgili soruları cevaplandırdılarMülakatta adaylara neden yüksek lisans yapmak istedikleri, başvurdukları programı neden seçtikleri, lisans eğitimi aşamasında başvuru alanına ilişkin dersler alıp almadıkları gibi sorular soruldu. Kaynak için: Haber Üsküdar

26 HAZ 2020

Araştırma, Y kuşağının dijital oyun bağımlılığının riskli düzeyde olduğunu gösteriyor

Araştırma, Y kuşağının dijital oyun bağımlılığının riskli düzeyde olduğunu gösteriyorÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Medya ve Gazetecilik Anabilim Dalı yüksek lisans öğrencisi Fatma Hilal Akkaya, Y kuşağının dijital oyun bağımlılık düzeyinin riskli grupta yer aldığını ortaya koyan tezini başarıyla savundu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın danışmanlığında tez çalışmasını tamamlayan Fatma Hilal Akkaya, "Y Kuşağının Dijital Oyun Bağımlılığının İncelenmesi” başlıklı tezinde, 1980-2000 yılları arasında doğan Y kuşağına mensup 279 erkek ve 218 kadından oluşan 497 katılımcının dijital oyun bağımlılığı düzeylerini irdeledi.Yüksek lisans tezi, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal, Doç.Dr. Gül Esra Atalay ile Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğr. Üyesi Prof.Dr. Levent Deniz’in jüri olarak görev yaptığı çevrim içi toplantıda başarılı bulundu.En çok taktik/strateji oyunları tercih ediliyorKatılımcıların birden çok seçenek işaretleyebildikleri araştırma bulgularına göre, ankete katılanların yüzde 44.3’ü taktik strateji oyunlarını, yüzde 42.9’u saga oyunlarını, yüzde 41,9’u aksiyon macera oyunlarını tercih ettiklerini ifade ediyorlar. Katılımcıların yüzde 36.2’si zeka/bulmaca oyunlarını, yüzde 34’ü spor oyunlarını, yüzde 28’i kumar oyunlarını oynadıklarını belirtiyorlar. En az tercih edilen oyunlar ise yüzde 27.4 ile simülasyon oyunları ve yüzde 21.9 ile rol yapma oyunları.Y kuşağı dijital oyun bağımlılığı açısından riskli grupta yer alıyorAraştırmada kullanılan dijital oyun bağımlığı ölçeği sonuçlarına göre Y kuşağı 49.3 ortalama puanla riskli grupta yer alıyor. Araştırmaya katılanların en yüksek oranda katılıyorum dedikleri ifadeler şu şekilde sıralanıyor: Mutsuz olduğum zamanlarda dijital oyun oynamak beni rahatlatır (5 üzerinden 3,76); Bilgisayar, telefon, tablet ve konsol gibi dijital oyun araçlarından uzak kalmayı istemem (3,54); Gün içerisinde birden bire/aniden dijital oyun oynamayı istediğim zamanlar olur (3,20); Dijital oyunun olmadığı bir hayat bana sıkıcı gelir (3,11); Bilgisayar, cep telefonu, tablet gibi teknolojik araçları gördüğümde aklıma gelen ilk şey dijital oyun oynamak olur (2,84); Dijital oyunlar hayatımın olmazsa olmaz bir parçasıdır (2,68); Her defasında daha uzun süre dijital oyun oynamak isterim (2,66).Araştırmaya katılanların en az düzeyde onayladıkları ifadeler ise şöyle sıralanıyor: Dijital oyun oynamadığım zaman iştahım kaçar (1,39); İstediğim zaman dijital oyun oynayamazsam sinirlenirim/öfkelenirim (1,73); Dijital oyun oynamak için derslerimi aksattığım zamanlar olur (1,85); Dijital oyun oynamadığım zaman kendimi huzursuz hissederim (1,87); Okula gitmek yerine dijital oyun oynamayı tercih ederim (1,89).Erkeklerin dijital oyun bağımlılığı düzeyleri daha yüksekAraştırma bulgularına göre, erkeklerin genel dijital oyun bağımlılığı kadınlardan daha yüksek. Ayrıca, Aşırı Odaklanma ve Erteleme, Yoksunluk ve Arayış, Duygu Değişimi ve Dalma alt ölçeklerinde de erkeklerin ortalama puanları kadınlardan daha fazla bulundu. Erkeklerin dijital oyunlara olan ilgilerinin daha fazla olduğu, oyun oynamakla çok meşgul oldukları, oyun oynamayı daha çok sıkıntılardan uzaklaşmak için tercih ettikleri ve oyun oynama sürelerini giderek arttırdıkları görülmektedir.Lise mezunları, dijital oyun bağımlılığı düzeyi en yüksek grupAraştırma bulguları eğitim düzeyleri açısından da incelendi. Buna göre, lise mezunlarının ortalama dijital oyun bağımlılık puanı 55,98 ile ilk sırada. Lisans mezunları ise 44,29 ile bağımlılık puanı en düşük grubu oluşturuyor.Oyun oynama süreleri arttıkça bağımlılık puanları da yükseliyorAraştırma bulgularına göre, katılımcıların günlük dijital oyun oynama süreleri arttıkça Aşırı Odaklanma ve Erteleme, Yoksunluk ve Arayış, Duygu Değişimi ve Dalma, Dijital Oyun Bağımlılığı düzeyleri de artıyor. Böylece, sürekli dijital oyun oynayanlar dijital oyunlara daha bağımlı hale geliyorlar.Kaynak için: Haber Üsküdar

10 HAZ 2020

Yüksek lisans öğrencisi Lara Kırmusaoğlu çevrim içi jüri toplantısında tezini savundu

Yüksek lisans öğrencisi Lara Kırmusaoğlu çevrim içi jüri toplantısında tezini savunduÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Medya ve Gazetecilik Yüksek Lisans öğrencisi Lara Kırmusaoğlu, yüksek lisans programının ilk çevrimiçi jüri toplantısında tezini başarıyla savundu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Gül Esra Atalay’ın danışmanlığında tez çalışmasını tamamlayan Lara Kırmusaoğlu, "Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Dijital Oyunlar ile Dış Mekan Oyunları Arasındaki Tercihleri: Öğretmenlerin Gözlemlerine Yönelik Bir Alan Çalışması” başlıklı tezinde, 3-6 yaş arasındaki okul öncesi dönem çocuklarının ne tür oyunlar tercih ettiklerini araştırdı.Pandemi nedeniyle tezini zoom programı üzerinden çevrim içi ortamda sunan Lara Kırmusaoğlu, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Süleyman İrvan ve Doç.Dr. Gül Esra Atalay ile AKEV Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Bahar Muratoğlu Pehlivan’dan oluşan jüri tarafından başarılı bulundu. Tez savunmasını iletişim fakültesinin öğretim üyeleri ile yüksek lisans öğrencileri de izledi.Alan çalışması İstanbul ve Bolu’da gerçekleştirildiDerinlemesine görüşme yöntemiyle İstanbul ve Bolu’dan 21 okul öğrenci öğretmeniyle görüşen Lara Kırmusaoğlu, öğretmenlere yönelttiği tam yapılandırılmış sorularla öğrencilerin oyun tercihlerini ortaya koymaya çalıştı.Çocuklar bahçe oyunlarını değil, dijital oyunları tercih ediyorAraştırmadan elde edilen bulgulara göre, okul öncesi çocukların büyük çoğunluğu dijital oyunları daha çok tercih ediyor ve bu durum ayrıca çocukların okula isteksiz gelmelerine de yol açıyor. Bir öğretmen şunları söylüyor: “Çocuk okula geldi annesi ile birlikte, fakat anne çocuğun okula gelmek istemediğini söyledi. Veli bunu söylediği anda çocuğun elinde telefon vardı. Öğrencimin okulun kapısının önünde telefonda ne yaptığına bakmak istedim ve PUBG oynadığını gördüm.”“Annem bana telefon verdi ben de oynuyorum”Tezde öğretmenlerle yapılan derinlemesine görüşmelerden alıntılar yer alıyor. Bir öğretmen, çocukları dijital ortamlarda oyun oynamaya ailelerin teşvik ettiğini söylüyor. “Annem bana telefon verdi ben de oynuyorum” şeklinde öğrencilerinden dönüt aldığını belirten bir öğretmen, çocukların dijital oyunlara yönelmelerinin ebeveyn kaynaklı olduğunu, anne babaların kendi işlerini yaparken çözüm  olarak çocuklara telefon, tablet gibi teknolojik araçlar verdiklerini, bu durumun çocuklarda zamanla dijital oyun oynama alışkanlığına döndüğünü ifade ediyor.Aileler ve öğretmenler dijital medya okuryazarı olmalıLara Kırmusaoğlu tezinin sonuç kısmında öneriler de yapıyor: “Sürekli değişen ve gelişen dünyada, teknolojinin varlığının bilinci ile büyüyen çocukları çözüm olarak bu araçlardan uzaklaştırmak yerine, ebeveyn ve öğretmenlerin dijital medya konusunda yetkin hale gelmeleri, kendilerini devamlı olarak güncellemeleri önem arz etmektedir. Ebeveynler dijital araçların erişimini çocukların yaş uygunluğuna göre filtrelemeli, ulaşılabilir olan dijital oyunları kontrol etmeli, bu oyunların çocuğu eğlendirmesinin yanında eğitici niteliğinin olmasına da özen göstermelidir.” Okul öncesi öğretmenliği ders programlarında dijital medya okuryazarlığı dersinin de olması gerektiğini öneren Kırmusaoğlu, “ailelerin ve öğretmenlerin çocuğa iyi ve doğru rol model olabilmeleri, onların iyi bir dijital medya okuryazarı olması ile doğru orantılıdır” diyor. Kaynak için: Haber Üsküdar

21 MAY 2020

Medya ombusmanı Faruk Bildirici: “Okur temsilcisinin bağımsız olması şarttır"

Medya ombusmanı Faruk Bildirici: “Okur temsilcisinin bağımsız olması şarttır"Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide ombudsmanlık ve gazetecilik etiği konuşuldu. Moderatörlüğünü Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan'ın yaptığı söyleşiye medya ombudsmanı Faruk Bildirici konuk oldu.“Okur temsilciliği, okur ile gazete arasında bir köprüdür”Söyleşiye, medya ombudsmanı Faruk Bildirici’yi tanıtarak başlayan Prof.Dr. Süleyman İrvan, “Faruk Bildirici, 1980 yılında Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1980 yılında Cumhuriyet gazetesinde gazetecilik görevine başladı. Cumhuriyet gazetesinde 12 yıl çalıştıktan sonra dört ay Sabah gazetesinde parlamento muhabiri olarak çalıştı. Ardından aynı yıl Hürriyet'e geçti ve 1992’den 2019’a kadar Hürriyet gazetesinde çalıştı. 2010 yılında ise okur temsilciliğine başladı” dedi. Profesör İrvan konuğuna ilk olarak “2010 yılında okur temsilciliğine başladınız. Peki okur temsilciliği sizin için ne anlama geliyor?” sorusunu yöneltti. Faruk Bildirici soruyu şu şekilde yanıtladı: "1990’ların sonunda Türkiye’de medyanın etik sorunlarının artması ve aslında bir yerde batağa saplanmasının ardından, okur temsilciliği gündeme geldi. Ondan önce 1998 yılında Umur Talu önderliğinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi kabul edildi. Daha sonra Milliyet gazetesinde 1999 yılında Yavuz Baydar okur temsilcisi oldu. Okur temsilciliği kurumu Yavuz Baydar ile başlamış oldu. Daha sonra Sabah, Hürriyet, Cumhuriyet gibi gazetelerde de okur temsilcisi istihdam edilmeye başlandı ama maalesef bu durum devam etmedi. Bugün gelinen noktada hiçbir gazetede okur temsilcisi kalmadı. Okur temsilciliği, okur ile gazete arasında bir köprüdür. Okur temsilcisi istihdam eden gazete okuruna şunu söylemiş oluyor: ‘ben bundan sonra kendi işimi denetlettireceğim, gerekirse kendimi eleştireceğim ve bunu da size duyuracağım.’ Böylece şeffaf bir süreç başlatmış oluyor. Bu sürecin şeffaf olması okur ile gazete arasındaki güveni tazeliyor. Okur ile gazete arasındaki güven ilişkisi zedelenirse, ki son zamanlarda bunun örneklerini çok görüyoruz, okur gazeteden kopar. Bana şu çok söylendi: ‘Sen bizim hatalarımızı sürekli açığa çıkartıyorsun, olur mu böyle?’ Ben de onlara dedim ki: ‘Biz okurumuza, biz böyle bir hata yaptık ve o hatayı bir daha yapmayacağız diyoruz. Böylece okurun güvenini tazelemiş oluyoruz.’ Bu arada gazetede o hatayı yapan arkadaşımız zor durumda kalıyor ama mesele hata yapmamak değil, yapılan hatayı tekrarlamamaktır. Çünkü ben şuna inanıyorum, hiçbir gazeteci kasıtlı olarak hata yapmaz, kasıtlı olarak yanlış bilgi vermez. Veren gazeteci varsa eğer zaten o gazetecilik dışı bir faaliyettir. Dolayısıyla kasıtlı olmadan yapılan bir hatayı düzeltme girişiminden daha doğru ne olabilir ki?”“Şirket haberciliği yapmak habercilik değil, gazeteciliğe ihanettir”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “2010’lu yıllardan itibaren yaygın bir biçimde başlayan bir gazetecilik pratiği var. O da şu: ajanslar şirket haberleri diye bir bülten yayımlıyorlar. Şirketler bültenlere abone oluyor ve bu abonelik karşılığında ajanslar şirketlerin haberlerini yapıyorlar. Ajanslarda şirket haberciliği diye bir uygulama ortaya çıktı. Siz bu konu hakkında ne düşüyorsunuz?’ sorusu üzerine Faruk Bildirici şu yanıtı verdi: “Bu habercilik falan değil, doğrudan gazeteciliğe ihanettir. Biz gazeteci deyince gerçeğe sadakatten, gerçeği aktarmaktan bahsediyoruz. Burada gerçek nerede? Haberle, şirket haberleri ya da reklamları arasında temel bir fark var: biz insanlara bilgi vermekle mükellefiz. Oysa onlar orada şirketlerini tanıtıyorlar ya da şirketlerinin bir ürününü almaya yönlendiriyorlar. Biz bunu haber diye vererek insanları kandırmış oluyoruz. Burada önemli olan bir diğer mesele de aslında gazetelerin yayın ilkeleri kalmadı. Yayın ilkeleri sitede duruyor ancak fiilen bir kıymeti yok, uygulanmıyor. Sadece şirket haberlerinde değil, hayatın diğer alanlarında da hatta polis-adliye haberlerinde bile bunlar artık uygulanmıyor.”“Okur temsilcisinin işlevsel bir şekilde çalışabilmesi için editöryal bağımsızlık şarttır”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Faruk bey, 2010 yılında dört gazetede de okur temsilcisi vardı ve aslında giderek de artacak diye düşünüyordum. Sonra birden bire önce Milliyet gazetesindeki okur temsilcisi etkisizleştirildi, Sabah gazetesinin okur temsilcisi başka bir göreve getirildi. Cumhuriyet gazetesinin okur temsilcisi bir sebepten dolayı ayrıldı ve yerine birini koymadılar. Sonra sizi Hürriyet gazetesinden gönderdiler ve birden bire gazetelerde okur temsilcisi kalmadı. Ne oldu sizce? Okur temsilcisine ihtiyaç mı bitti?” sorusu üzerine Faruk Bildirici, “İhtiyaç bitmedi ama birkaç sorun baş gösterdi. Okur temsilcisini halkla ilişkiler gibi düşündüler fakat öyle olmadığı ortaya çıkınca yani okur temsilcisi gazete yönetimini eleştirmeye başlayınca bundan hem gazete yönetimi hem de medya patronları rahatsız oldu. Bunu istemediler çünkü onların istediği şey, hem görüntüyü kurtarmak hem de okur temsilcisinin eleştirel bir şey yapmamasıydı. Bundan rahatsız olmaya başlayınca bana meselâ sürekli müdahaleler başladı. Oysa okur temsilcisinin işlevsel bir şekilde çalışabilmesi için editöryal bağımsızlık şarttır. Son konulardan bir örnek vereyim: Osman Müftüoğlu bir şirketin ton balığı reklamında çıktı, reklamda ton balığının ne kadar yararlı olduğunu, herkesin tüketmesi gerektiğini söyledi. Ama 2016 yılındaki bir yazısında dip balıklarının yenmemesi gerektiğini, ağır metal tehlikesi olduğunu ve kendisinin de bu yüzden dip balık tüketmediğini yazmıştı. Reklam yayımlanınca baktım, Dardanel şirketinin ton balıkları Hint Okyanusu’ndan geliyor. Bunlar Osman Müftüoğlu’nun zararlı dediği dip balıklar ve o bunun reklamına çıkıyor. Bu doğru bir şey mi? Ben bunu eleştirdim ve bu yazıyı yayımlamadılar. ‘Sen bizim yazarımıza yalan söylüyor diyorsun' dediler. Ama gerçek buydu. Ben ne yapayım?” dedi.Yeni bir gazetecilik kitabı geliyor“Ombudsmanlık sırasında yaşadığı tartışmaları aktaran yeni bir kitap hazırlığı içerisinde olduğuna değinen ve Türkiye’de medyadan bağımsız bir medya ombudsmanlığı kurulması gerektiğini ifade eden Faruk Bildirici, “Ombudsmanlık sırasında yazdığım yazıları toplayarak ‘Günahlarımızda Yıkandık’ adında bir gazetecilik etiği kitabı yazmıştım. Şimdi de okur temsilciliği sırasında yaşadığım, tartışmaları, yazıların engellenmesi gibi olayları anlatan yeni bir kitap yazıyorum" dedi. Konuşmasında yeni kitap çalışması hakkında bilgi veren Bildirici, "Ombudsmanlık sırasında yaşadığım tüm tartışmaları not aldım, mailleri sakladım. Türkiye’de gazeteci kitaplarının çoğu subjektif oluyor, kendi kişisel bakış açılarını yansıtıyorlar. Ben kitabımı bundan kurtarabilmek için kitapta kimin adı geçiyorsa ilgili bölümleri tek tek gönderiyorum. Onlardan karşıt görüş alıyorum. Eğer maddi hatalar varsa ya da söylediklerinde haklıysalar düzeltiyorum. Ya da ‘anlaşamadık, siz karşı görüşünüzü yazın, ben dipnot olarak yer vereyim’ diyorum dedi."Medya ombudsmanlığı geliştirilmeli"Türkiye’nin içinde bulunduğu genel durum, medya siyaset ilişkileri, medyanın sahiplik yapısı, örgütlenmeler gibi bir dolu sorun nedeniyle gazetelerin kendi içerisinde bir özdenetim mekanizmasını çalıştırmanın, ombudsmanlık yapmanın çok zor olduğunu ifade eden Faruk Bildirici, "Türkiye’de tamamen medyanın dışında, medyadan bağımsız bir medya ombudsmanlığı kurumu olsa ben çok yararlı olacağını düşünüyorum. Medyadaki ve iletişim camiasındaki insanlar medya ombudsmanlığı kurumunun gerekliliğini kabul edip destek verseler, buradan kurumsallaşmaya doğru gidilebilir” şeklinde konuştu.“Bir gazeteci, ‘ben bu haberle masum bir insana zarar veriyor muyum?’ sorusunu kendisine sormalı”Bir öğrencilerden gelen, “Bir süre önce bir yazı yazdınız. Bir cinayet haberinde bütün gazetelerin başlıklarını değerlendirdiniz. Sözcü gazetesinin ‘Karşılıksız Aşk Ölüm Getirdi’ başlığını eleştirdiniz. Bu eleştirinizden dolayı Sözcü gazetesinden tepki aldınız mı?” sorusunu Bildirici şu şekilde yanıtladı: “Hayır almadım. Türkiye’de gazeteci arkadaşlarda maalesef yanlış yaptıklarını söyleyince yaptıkları yanlışı kabul etmeme gibi bir sorun var. Ben etik ile ilgili mücadelede zaman içerisinde sonuç alınabileceğini düşünüyorum. Haberi yazan arkadaş benim o yazdığım eleştiriyi görüp, belki hatasını anlamıştır ve sonraki haberinde o hatayı bir daha yapmaz. Ya da o yapsa bile başkaları yapmaz. Ben hep ‘gazeteci milleti aynı kavanozda yaşar’ derim. Benim o yazdığım yazıyı o okumazsa, öbürü okuyor. Birbirlerine anlatıyorlar ve bir şekilde etkileniyorlar. ‘Karşılıksız Aşk Ölüm Getirdi’ başlığı her şeyden önce şiddeti, cinayeti haklılaştırıyor ki Türkiye’de zaten kadına yönelik haberlerde problemler var. Etikten bahsediyorsak şu soruyu sormalıyız: ‘Ben bu haberle masum bir insana zarar veriyor muyum?’ Bir gazeteci bu soruyu soruyorsa, ki her gazeteci her haberinde bunu sormalı, bunu yapmaz. Yani bu haberi yazan arkadaş ‘Bu kişinin yakınlarını üzer miyim? Öldürülmüş bir kadına haksızlık yapmış olur muyum?’ diye düşünse zaten böyle yazmazdı. O haberde hayatını kaybetmiş bir kişi vardı. Hayatta olmayan bir insanla ilgili onun hakları konusunda daha titiz davranmalıyız. Çünkü ölmüş bir insan yazdığınız şeyle ilgili savunma yapamaz, itiraz edemez. Örneğin, Karadeniz Devrek’te genç bir kızımız öldürüldü. Öldürüldükten sonra ilçenin kaymakamı açıklama yaptı ve ‘kızın, öldüren kişiyle cinsel ilişkisi olduğundan dolayı öldürüldüğünü tahmin ediyoruz’ dedi. Genç bir kız ölüyor, kaymakam böyle bir açıklama yapıyor, gazeteciler de hiçbir araştırma yapmadan bu haberi yayımlıyorlar. Bu, o kızın anısını lekelemekten başka bir şey değil. Gazetecinin bu noktada durup, ‘Kaymakamın söyledikleri doğru mu’ ya da ‘doğru olsa bile bu şekilde yazmam ne kadar doğru?’ diye düşünmesi lazım.”“Eleştirilerimin bazıları yerini buluyor, bazıları bulmuyor”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Siz medya omdusmanı olarak bugüne kadar 50 yazı yazdınız ve yazdığınız yazılar büyük ölçüde dikkate alınıyor. Haber siteleri yazdığınız yazıları büyük ölçüde haberleştiriyorlar, fakat geleneksel medya bu konuda biraz uzak duruyor. Bu uzaklığın sebebi nedir?” sorusu üzerine Faruk Bildirici düşüncelerini şöyle ifade etti: “Çeşitli nedenleri var. Örneğin, '65 yaşın üzerindeki kişilerin değersizleştirildiği üzerine bir yazım vardı. Evet, sağlık nedeniyle bu insanları korumak gerekiyor ancak bir yandan da bu insanları değersizleştirmemek, hayattan uzaklaştırmamak, hatta suçlu gibi göstermemek gerekiyor. Ben bunu yazdım ve daha sonra 65 yaş için olumlu haberler çıktı. Hatta en son Akşam gazetesi, 65 yaş üstüne konulan yasakların ‘kırık kalp sendromu'na yol açabileceği yönünde bir haber yayımladı. Yine Adana’da Suriyeli bir gencin polis kurşunuyla vurulması haberi ilk başta ‘Dur ihtarına uymadı diye vuruldu’ şeklinde yazıldı. Ben dur ihtarı meselesinin doğru olmadığını, çünkü çocuğun göğsünden vurulduğunu ve gazetecilerin resmi açıklamalara hemen inanıp onları doğruymuş gibi yazmalarının yanlış olduğunu yazdım. Nitekim gencin kaçarken değil, durduktan üç metre sonra polis tarafından vurulduğu ortaya çıktı. Polis tutuklandı. Benim eleştirilerimin, uyarılarımın bazıları yerini buluyor bazıları bulmuyor. Örneğin, geçtiğimiz Pazartesi günü gazetelerin sponsorlu sayfalarını eleştiren bir yazı yazdım. Bunun değişmeyeceğini biliyorum. Çünkü gazetelerin reklam gelirleri çok azaldı. Tirajlar düştü. Böyle bir yola zorunluluktan gidildi ama bunları yaptıkça gazetecilik kötüye doğru gidiyor. Gazetecilik kötüye doğru gittikçe de okur sayısı düşüyor ve gelirler azalıyor.”“Gazetecilik vicdan işidir”İçerikle örtüşmeyen başlıklara yer veren medya sitelerinin zamanla okurlarını kaybettiklerini ifade eden ve gazetecinin haberinin tarafsız olması için önce kendisini tarafsız hissetmesi gerektiğine değinen Faruk Bildirici: “İçerikle örtüşmeyen, içeriği farklı bir biçimde sunan başlıklar atmak gazetecilik değildir. Gazetecinin doğruyu yansıtması ve okuruna güven vermesi gerekir. Milliyet’in internet sitesi bir zamanlar Türkiye’de en çok okunan haber sitesiydi ama şimdi öyle değil. Neden? Çünkü güvenilirliğini kaybetti. Belki siz başlıkla içeriği farklı sunarak üç gün beş gün fazla reyting alıyorsunuz ama bir süre sonra okurunuzu kaybetmeye başlıyorsunuz. Güvenini kaybettikten sonra okur o siteye bir daha girmez. Daha önemlisi de şu: Yaptığınız şeyle insanları kandırıyorsunuz. O noktada kendimize şunu sormalıyız, ‘Peki gazetecilik etiği nerede kaldı?’ Gazetecilik Süleyman Hoca’nın da sürekli söylediği gibi bir vicdan işidir. Bir gazetecinin vicdanlı olması ve gerektiğinde utanabilmesi lazım. Böyle bir şey yoksa, zaten gazetecilik etiğinden bahsedemeyiz. Biz, ‘gazeteci tarafsız olmalıdır’ deriz Elbette tarafsızlık teorik olarak mümkün değil. Gazetecinin bir dünya görüşü, bir bakış açısı var. Gazetecinin tarafsızlığı dediğimiz şey, mutlak anlamda bir tarafsızlık değil. Bir ahlaki tarafsızlıktır. Yani karşınızdaki bir insan ırkçılık yapıyorsa, nefret söyleminde bulunuyorsa ‘Ben ona tarafsız kalırım, onun lafını verip kenara çekilirim’ diyemezsiniz. Yanlış olduğunu vurgulamanız gerekir. Sahada bir konu hakkında araştırma yaparken veriler karşısında kendinizi tarafsız hissetmeniz gerekir. Yani, ‘Bu benim futbol takımıma ya da siyasi partime zarar verir’ diye değil bütün artıları eksileri toplayıp, okura aktarıp, okurun karar vermesini sağlamalısınız. Siz kendinizi tarafsız hissetmezseniz haberiniz de tarafsız olmaz” ifadelerini kullandı.Söyleşi, Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın Faruk Bildiri’ye teşekkürüyle sona erdi.Kaynak için: Haber Üsküdar

15 MAY 2020

Doç.Dr. Bilge Narin: 2030 yılına geldiğimizde haberlerin yüzde 90’ı algoritmalar tarafından yazılacak

Doç.Dr. Bilge Narin: 2030 yılına geldiğimizde haberlerin yüzde 90’ı algoritmalar tarafından yazılacakÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide dijital medyada gazetecilik konusu ele alındı. Moderatörlüğünü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın yaptığı söyleşide, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç.Dr. Bilge Narin, dijital medyada haber üretimi ve tüketimi üzerine değerlendirmelerde bulundu."Hangi haberin hangi kişiye düşeceğine algoritmalar karar veriyor”Söyleşiye Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın “Dijital medya nedir ve dijital medyada gazetecilik deyince tam olarak ne anlamalıyız?” sorusunu yanıtlayarak başlayan Doç. Dr. Bilge Narin, “Biz iletişim araştırması yaparken, üretim aşamasına, medya metnine ve izleyicilerin medya metnini nasıl alımladığına, nasıl okuduğuna bakarız. Dijital medya dediğimiz ortam bu üç aşamayı da dönüştürdü. Haberin üretim ve dağıtım süreçlerini değiştirdi. Haber metinlerinde artık eski formatlar yok. Metinlerde veri görselleştirmelerinin de kullanılmasıyla bambaşka anlatı tipleri oluşmaya başladı. Kişiselleştirilmiş haberler görüyoruz. Yani bugün benim gördüğüm bir haberle, başka birinin gördüğü haber aynı değil, çünkü algoritmalar bizim geçmiş arama davranışlarımıza, neyi beğendiğimize bakarak bize hangi haberi ulaştıracağına karar veriyor. Örneğin, Facebook’ta ben Hürriyet gazetesini takip ediyorsam, siz de takip ediyorsanız ikimizin de gördüğü içerik aynı olmaz. Çünkü algoritma benim geçmiş arama davranışlarıma, bir partiye olan yakınlığıma bakarak bana başka haberler gösteriyor. Gazete günde 1000 haber giriyorsa, bunlardan hangi 10 tanesinin benim akışıma düşeceğine algoritmalar karar veriyor” ifadelerini kullandı.“Yeni medyada üç temel kavram vardır: multimedya, etkileşimlilik ve hipermetinsellik"Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın, “Dijital medyada hem üretimde hem içerikte hem de tüketimde farklılaşmalar ortaya çıktı. Üretim ile başlayacak olursak, üretimde birçok şey değişti. Robot gazeteciliği, hipermetinsellik gibi kavramlar ortaya çıktı. Hipermetinsellik konusunu biraz açar mısın?” sorusu üzerine Doç.Dr. Bilge Narin şu yanıtı verdi: “Yeni medya kavramı hakkında birçok kaynakta, birçok özellikten bahsediliyor ancak üç temel özellik bütün kaynaklarda vurgulanıyor. Bunlar multimedya, etkileşimlilik ve hipermetinselliktir. Multimedya, resim, video ve yazının bir arada kullanılmasıdır. Multimedya dediğimiz şey eskiden; gazetede, sabit görüntü ve yazının kullanılması; radyoda, ses ögesinin kullanılması; televizyonda da görsel ögenin ve belki çok az da alt yazının kullanılmasıydı. Ama şu an multimedya dediğimiz ortamda hepsini yapabiliyoruz, haberleri sesli, görüntülü, yazılı halde aktarabiliyoruz. Etkileşim kavramı ise, kullanıcıların habere gösterdikleri reaksiyondur. Eskiden bu çok sınırlıydı. Örneğin, akşam yayımlanacak olan bir haber bültenine bir eleştiri yapmak istediğinizde faks çekmeniz gerekiyordu. Haber bültenlerini hazırlayanlara seyircilerden fakslar geliyordu ve onlar da içlerinden on tanesini seçip okuyordu. Ama şu an herhangi bir sabah programına Twitter üzerinden hashtag açarak binlerce kullanıcının sizinle etkileşim kurmasını ve haberlere yorum yapmalarını sağlayabiliyorsunuz. Üçüncü kavram olan ve benim de doktora tezimin konusu olan hipermetin kavramını da açıklayacak olursak, bir kitap düşünün, bu kitabın başlangıcı, sonu belli ve bir okuma yönü vardır. Biz buna lineer (doğrusal) okuma diyoruz, soldan sağa doğru giden, başı sonu belli olan bir okuma yapıyoruz. Ama hipermetin kavramı, içerisinde linklerin bulunduğu bambaşka bir boyut getirdi. Dijital ortamda siz bir haber okuyorsunuz ve orada size deniyor ki, ‘daha önce burada, bununla ilgili şöyle bir haber vardı’, buna ister tıklarsınız ister tıklamazsınız ama tıkladığınız anda okuma yönünüz lineer okumadan none-lineer okumaya geçiyor, yani başka bir habere yönlendiriyor sizi. Bu durum okuma pratiğini öyle bir hale getirdi ki, siz Trump ile ilgili bir haber okurken, kendinizi Rihanna’nın son çıkan şarkısıyla ilgili bir haberde görmeye başlıyorsunuz. Hipermetinle birlikte matbaanın bulunmasından beri başlangıcı ve sonu belli olan okuma yönü değişti. Konuyla ilgili benim sevdiğim ve tezimde de kullandığım bir söz var. Arthur Kroker diyor ki: “Her teknoloji hem özgürleşim hem de tahakküm karşı ihtimallerini bünyesinde taşır.” Burada Arthur Kroker’ın kastettiği şey, teknolojiye bakarken tamamen siberütopik olup, ‘bu teknoloji ne güzel şey! Onun sayesinde daha muhteşem bir ortama sahip olduk’ da demeyeceğiz ama teknolojiye bakarken ‘hayatımız kaydı, robot gazetecilerin gelmesiyle gazeteciler ölecek mi?’ gibi çok karamsar bir tablo da çizmeyeceğiz. İkisini de dengeli bir şekilde incelememiz gerektiğini söylüyor. Ben de tezimde bunu yapmaya çalıştım. Hipermetinin, yani okuma yönünün değişmesinin, okur açısından ve gazetecilerin çalışma pratiği açısından neye dönüşeceğini inceledim. Bir kısım, ‘kullanıcı, okumak istemediği herhangi bir şeyi çok rahatça kapatabilir, devam etmeyebilir ve istediği konudan devam edebilir’ diyor. Bir kısım da, ‘tam metni bulabiliyorum, bu benim için bir avantaj. Mesela eskiden Ergenekon iddianamesinin tam metnini nereden bulacaktım? Şimdi haberdeki linkle kolayca bulabiliyorum diyor.”“Hipermetin kavramının getirdiği birçok sorun var”Hipermetin kavramının birçok sorunu da beraberinde getirdiğini ifade eden Doç.Dr. Bilge Narin, “Bir haberi okuduğunuzda altında konusuyla ilgili bazı etiketler var. O etiketler arama motorlarında haberlerin yukarı çıkmasını sağlıyor. Fakat ilginç bir şekilde bu etiketlerde hipermetin etiği dediğimiz başka bir şeyle karşılaşıyorduk. Haber metninde hiç geçmediği halde altında manken isimleri, Fenerbahçe, Galatasaray gibi etiketler çıkıyor. Çünkü bunlar en çok aranan şeyler ve dolayısıyla bu etiketler sayesinde haberiniz yukarı çıkıyordu. Bu daha çok internetin ilk dönemi olan Web 1.0 döneminin sorunuydu. Google bunu çözdü ve artık bu tür dolandırıcı ve yanıltıcı etiket ve link kullananları arama motorlarında cezalandırıyor. Günümüzde de clickbait dediğimiz tık tuzağı sorunu var. Eskiden bir gazeteyi alıp okuduğunuz zaman clickbait gibi bir şeyle karşılaşmıyordunuz, haberin spotu hemen altında yer alıyordu. Ama şimdi tıktan, tıklanmadan gelir elde etmek için alakasız başlıklar atılıyor. Örneğin, ‘Bakanın seks skandalı’ başlıklı bir haber görüp tıklıyorsunuz, haberin Ugandalı bir bakanla ilgili olduğunu görüyorsunuz. Diğer sorun ise, ‘biz bir haberi bir yerden alıp, kopyalayıp yapıştırdığımız zaman oraya link verecek miyiz?’ sorusu üzerine oldu. Örneğin, Ahmet Hakan Coşkun’un bir köşe yazısını alacağım ama sayfamda hepsini yayımlamalı mıyım yoksa bir paragrafını alıp yine altına link verip ana kaynağa mı göndereceğim? Artık bu konuda da şöyle diyorlar: belirli bir sözcüğe kadar ya da bir paragrafını alıp link vermeniz etiktir. Öbür taraftan, reklam verenlerle ilgili de sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Şimdi post-page-view (sayfa görüntülenme sonrası) dediğimiz bir döneme girdik. Artık o sayfada ne kadar çok kaldığınız önemli. Onun için de clickbait yapmanıza gerek yok çünkü ben oraya tıklayıp alakasız bir içerik görüp sayfadan çıkıyorsam, algoritma bunu anlıyor ve diyor ki, ‘burada bir sorun var, başlığa tıklayan herkes anında geri çıkıyor.’ Böylece reklam verenler, bu tür içeriklere reklam vermiyorlar.“Medya kuruluşları başka bir kurumun emeği söz konusu olduğunda çekimser davranıyor”Medya kuruluşlarının dahili link verirken bonkör davrandıklarını ancak harici link verme konusunda çekimser davrandıklarını ifade eden Bilge Narin, “Kendi çalışmamda şunu gördüm: medya kuruluşları dahili link dediğimiz site içi linki verirken çok iyiler. Örneğin, Hürriyet gazetesi, Hürriyet gazetesinde daha önce yayımlanmış bir haberin linkini rahat bir şekilde verebiliyor. Bunları yaparken çok bonkör davranıyorlar, çünkü dahili link onların site trafiğini arttırıyor. Ama harici link dediğimiz başka kuruluşların linkini vermede aynı tavrı göstermiyorlar, sadece resmî kurumların linkini rahatça veriyorlar. Meselâ, ‘ÖSYM sınav sonuçlarını açıkladı’ haberinde ÖSYM’nin linkini veriyor, çünkü ÖSYM'yi rakip olarak görmüyor ama başka bir medya kurumunun sayfasına link vermede çekimser davranıyorlar” dedi.“Yeni teknolojiyi öğrenme konusunda bir sıkıntı yok, ancak uygulama konusunda sıkıntılarımız var”Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından Narin’e yöneltilen ”Bilge hocam, sen Amerikan medyasını da çok iyi biliyorsun. Orada bir yıl araştırma yaptın. Türk medyası ile Amerikan medyasını dijital üretim anlamında karşılaştırdığında ne gibi farklılıklar görüyorsun?” sorusunu Doç.Dr. Bilge Narin şu şekilde yanıtladı: “Amerikan medyasında özellikle veri görselleştirme anlamında ciddi ekipler var. Veri görselleştirme için ciddi bir emek harcanıyor. Türkiye’de bu anlamda gazeteciye verilmiş bir bütçe ve süre yok. Bu alanda çalışacak bir gazeteci de yok. Bizde yeni teknolojiyi öğrenme konusunda bir sıkıntı yok, ancak uygulama konusunda sıkıntılarımız var. Bu konuda sadece bireysel çalışmalar söz konusu.”“2030 yılına geldiğimizde haberlerin yüzde 90’ı algoritmalar tarafından yazılacak”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Konuyla ilgili olarak şöyle bir tespitim var; eskiden akademi, sektörün gerisinden geliyordu. Sektör yeni teknolojiye daha hızlı adapte oluyordu. Ama dijitalleşme döneminde akademi sektörün önüne geçti. Örneğin, sen robot gazeteciliği ile ilgili bir çalışma yaptın ama Türkiye’de robot gazeteciliği yapan medya kuruluşu yok. Normalde sektörün önde gidip akademinin ona yetişmeye çalışması lazımken, şimdi akademi sektörü itelemeye çalışıyor. Burada bir tuhaflık yok mu? Senin bu konudaki düşüncelerin nelerdir?” sorusu üzerine Narin şu yanıtı verdi: “Veri gazeteciliği çok önemli. Örneğin, siz milyonlarca belgeden oluşan Panama Belgeleri'ni oturup elle tek tek inceleyemezsiniz. Dünyanın en iyi araştırmacı gazetecisi de olsanız bunu yapamazsınız. Dolayısıyla sizin başka bir şeye ihtiyacınız var. Bu bağlamda robot gazeteciliğinden bahsedecek olursam; robot gazeteciliği konulu çalışmayı ben 2016 yılında yapmıştım. Türk medyasında hiç yapılmıyor demeyeceğim ama çok sık görmüyoruz. Robot gazeteciliğini futbol haberlerinde görebiliyoruz. Örneğin, ‘Fenerbahçe-Galatasaray arasında 37.si düzenlenen derbi maçında ilk gol geldi’ gibi bir altyazı algoritma tarafından yazılıyor. Robot gazeteciliği bizim ülkemizde çok sınırlı kaldı ama yurt dışında fazlaca üretiliyor. Hatta Narrative Science'a göre, 2030 yılına geldiğimizde haberlerin yüzde 90’ı algoritmalar tarafından yazılacak. Yani bizim gazeteci yetiştirirken onlara kod anlatmamak gibi bir şansımız yok. Biz hep robotların bir gün gelip mavi yakalıların yaptıkları işleri elimizden alacağı yönündeki hikâyelerle, filmlerle büyüdük. Gazeteciliği sofistike bir meslek olarak görüyorduk ve etkilenmeyeceğini sanıyorduk. Tabii robot gazetecilik derken hiç insan emeği ve müdahalesi olmadan haber yazımından bahsediyoruz. Sizlere, kendi yazmış olduğum bir robot gazeteciliği örneği gösterecek olursam; Bu benim javascript koduyla yazdığım hava durumu haberi. Ben burada yazdığım koda diyorum ki; Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne giderek verilerini kontrol et ve bana her 10 saniyede bir bilgi ver. Ankara’yı seçip tıkladığımda eğer hava güneşliyse ‘bugün hava güneşli, güneş koruyucularınızı sürmeyi unutmayın’ diye, eğer hava yağmurluysa ‘bugün hava yağmurlu, şemsiyelerinizi almayı unutmayın’ şeklinde ekrana yazı geliyor. Robot gazeteciliği Financial Times borsa haberlerinde sık kullanmaktadır. Böylece insan emeği olmadan yüzlerce haber üretebiliyor. Tabii bunun riskleri de var. Örneğin, Kandilli Rasathanesi’nden yanlış bir veri çektiniz ve halkı paniğe soktunuz. Böyle bir durumda sorumlu kim olacak? Yazılımı yazanı mı suçlayacağız, Veri çekilen platformu mu suçlayacağız? Bunun için de, 'Bu haber algoritma tarafından üretilmiştir' şeklinde bilgilendirici metinlere yer veriliyor."“Bilgisayar bilimleri ile gazeteciliğin yakınlaştığı bir döneme doğru gidiyoruz”Günümüzde bilgisayar bilimleri ile gazeteciliğin yakınlaştığı bir döneme doğru gittiğimizi belirten Doç.Dr. Bilge Narin, “Kodlarla hikayecilik konusunda ilginç bir şey söyleyeyim. Akademisyen Bager Akbay robot bir şair yarattı. Posta gazetesine bir yıl boyunca gönderilen şiirler üzerinden en çok kullanılan ismin ‘Deniz’, en çok kullanılan soy ismin ise ‘Yılmaz’ olduğunu saptıyor ve Deniz Yılmaz adında bir şair yaratıyor. Deniz Yılmaz’a algoritmayla aruz ölçüsünü, alakalı sözcükleri arka arkaya yazmayı öğretti ve Deniz Yılmaz bir robot şair. İmza günlerine Bager Akbay değil robot şair Deniz Yılmaz gidiyor. Bunlar hayal gücümüzü zorlayan şeyler, ancak gelecekte bunlar beklenilen gelişmelerdir. Associated Press, news automation editör adında bir otomasyon editörü çalıştırmaya başladı. Yani artık robot gazetecilik üzerine çalışan, istihdam edilen kişiler var. Justin Myres kendini ‘gazeteci ve yazılımcı’ olarak tanıtıyor. Bu, bilgisayar bilimleri ile gazeteciliğin yakınlaştığı bir döneme doğru evrildiğimizin en önemli örneğidir. Bu durumun özellikle yurt dışında çok fazla arttığını görüyoruz” dedi.“Bir alana yönelip, o alanda en iyi olmak lazım”Dijital gazetecilik alanında ilerlemek isteyen öğrencilere önerilerini soran İrvan’a Doç.Dr. Bilge Narin şu yanıtı verdi: “Bir konuyu sevip o konuda derinleşmek önemli. Bu spor, magazin, makyaj gibi her türlü konu olabilir. Önemli olan en iyisi olabilmek. Mesela YouTube’da ‘Şok O Pop’ adlı bir magazin kanalı var. O kanalın yaptığı magazin keyfi bambaşka, çünkü çok iyi kaynakları ve yıllarca tuttuğu arşivleri var. Bu yüzden bir alana yönelip, o alanda en iyisi olmak lazım. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın eğitimlerini çok önemsiyorum. Üsküdar Üniversitesi’nden de gelen öğrenciler var. Eğer veri gazeteciliği alanını düşünüyorlarsa, Pınar Dağ hocadan mutlaka ders almalılar. Robot gazeteciliği alanını düşünen öğrenciler için R ve PYTHON programlarını önerebilirim. Kod bilgisi öğrenmek isteyen öğrenciler ise, HTML, CSS ve JAVASCRİPT gibi basit kodları öğrenmeye başlayabilirler. Ayrıca Linux yaz kampına gitmelerini öneririm.”Söyleşi, Prof.Dr. Süleyman İrvan'ın Doç.Dr. Bilge Narin'e teşekkürüyle sona erdi. Kaynak için: Haber Üsküdar

09 MAY 2020

Prof. Dr. Süleyman İrvan, COVID-19 sürecinde gazeteciliği değerlendirdi

Prof. Dr. Süleyman İrvan, COVID-19 sürecinde gazeteciliği değerlendirdiÜsküdar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü tarafından Instagram üzerinden düzenlenen online söyleşide, COVID-19 sürecinde gazetecilik konuşuldu. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü Başkanı Sümeyye Şen’in moderatörlüğünü yaptığı söyleşide, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, COVID-19 sürecinde gazeteciliğin önemi ve sorumlulukları hakkında değerlendirmelerde bulundu.“Kriz ve belirsizlik anlarında medyaya bağımlılık artıyor”Kulüp başkanı Sümeyye Şen’in, “COVID-19 sürecinde kitle iletişim araçlarının önemini nasıl yorumluyorsunuz?” sorusuyla konuşmasına başlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, şu değerlendirmelerde bulundu: ”Genel olarak bu süreç medya açısından çok önemli. İnsan hayatında çok nadir görülebilecek bir dönemden geçiyoruz. En başından beri kestiremediğimiz, belirsiz bir dönemdi. Medya da bu süreçte önemli bir sınavdan geçiyor, haberlerini revize ediyor, kendini yeniliyor ve bir yandan da toplumu bilgilendirmeye çalışıyor. Kriz ve belirsizlik gibi anlarda medyaya bağımlılık artmaktadır. İnsanlar belirsizliği anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorlar ve başvurdukları kaynak medya oluyor. Medya doğru bilgilendirmeyi yapmadığında dedikodu, söylenti hızla yayılmaya başlıyor. Dolayısıyla bu gibi belirsizlik dönemlerinde medyaya çok büyük görev düşüyor.”“Basılı gazetelerin sonuna geldik”Türkiye’de COVID-19 vakasının görüldüğü 11 Mart’tan itibaren gazete tirajlarında ciddi bir düşün yaşandığını ifade eden Sümeyye Şen, bu düşüşün sebeplerinden birinin de gazete kağıdından virüs bulaşıp bulaşmayacağı konusundaki kaygılar olduğunu ifade ederek, "Bu tiraj düşüşünü nasıl yorumluyorsunuz?" diye sordu. Prof. İrvan şu cevabı verdi: “Ben sağlıkçı olmadığım için gazete kağıdından virüs bulaşıp bulaşmayacağı konusunda bir şey söyleyemem ama bu durum gazetelerin düşüşünde bir faktör oldu. Aslında gazete tirajlarında Koronavirüs sürecinden önce de düşüşler söz konusuydu. Ama salgın süreci düşüşü hızlandırdı, çünkü insanlar bu gibi durumlarda olan biteni hemen öğrenmek istiyor, yarını beklemek istemiyor. Oysa gazetenin bir periyodu var. Dolayısıyla bu salgın sürecinde basılı gazeteye ihtiyaç azalmaya başladı. Basılı gazeteyi zaten gençler fazla okumuyordu. Fakülteye gazete geldiği halde öğrencilerimden gazeteyi eline alıp okuyan pek görmüyordum. Basılı gazete, gençler tarafından unutulmuş bir iletişim aracı haline dönüştü. COVID-19 sürecinden önce de ‘acaba basılı gazetelerin sonuna mı geldik?’ gibi tartışmalar vardı ancak bu salgın basılı gazetenin sonunu daha hızlı getirdi diye düşünüyorum. Basılı gazeteler belli bir süre daha devam edecektir ancak uzun vadede ömrünün dolduğunu düşünüyorum. Basılı gazeteler yerine internet mecralarında daha kaliteli gazeteler çıkacaktır.”“Türk medyası ajans haberciliğinden kurtulup özgün içeriğe yönelmeli”Bu süreçte dijital medyaya olan yönelmenin kalıcılığını yorumlayan ve Batı medyasının abonelik sisteminin Türkiye’deki durumuna değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan şu ayrıntılara dikkat çekti: “Gazetecilik haber demektir ve insan var olduğu sürece habere ihtiyaç bitmeyecektir. Dolayısıyla gazetecilik ölmeyecek bir meslektir. Mutlaka başka mecralarda özellikle internette kendine yer bulacaktır. Ancak bu konuda Türkiye’ye özgü sorunlar var. Meselâ Türkiye'de insanlar dijital gazeteye para ödemeye ve abonelik sistemine alışkın değiller. Batı medyasında özellikle Amerika’da bu durum iyi kavrandı. İnsanlar abone olup haberleri okuyorlar. Zaten abone olmadan örneğin New York Times’ı okuyamazsınız. Yani, ‘beni okumak istiyorsan para ödeyeceksin’ diyorlar. Abonelik sayıları inanılmaz rakamlara ulaştı, basılı gazeteden daha fazla abonesi var. Peki bu bizde niye olmadı? En başta bizde New York Times gibi bir gazete olmadığından dolayı olmadı. New York Times, özgün habercilik yapmakta. Para vermeye değecek bir içerik üretirseniz, insanlar para verecektir. Türk medyasının ajans haberciliğinden kurtulup özgün içerikler üretebilmesi gerekmekte. Bir gazetenin SEO uzmanı olarak çalışan bir arkadaş haber sitesine günde 700-800 haber girildiğini söylemişti. Bu haberlerin yüzde 90’ı ajanslardan gelen haberler. Gazetenin kendi muhabirleriyle ürettiği özgün içerik sayısı en fazla 50-60 tane. İçeriklerin büyük bir kısmını ajanslardan alıyorlar, insanlar da ajanlardan gelen haberlere para ödemek istemiyor, çünkü aynı haberi birçok internet sitesinde bulabiliyorlar. Sadece size ait bir içerik olursa eğer, insanlar onu okumak için ücret ödeyebilir. Türkiye medyası bunu yapmadığı sürece Google reklamlarına muhtaç bir gazetecilik sergileyecektir. Bu da riskli bir durumdur.”“Batı dünyasında nasıl bir Doğu imajı varsa bize de o şekilde yansıyor”COVID-19 sürecinde Çin’e karşı oluşan öfkenin bir ölçüde Batı medyası etkisi altında olduğumuz için oluştuğunu ifade eden Prof.Dr. Süleyman İrvan, “İnsanların gizemli, bilinmedik şeylere karşı bir önyargısı vardır. Çin de eski bir kültür olmasına rağmen, hakkında çok fazla bir bilgiye sahip olmadığımız bir ülke. Zaten genel olarak Uzak Doğu’ya ilişkin çok olumlu düşüncelerimiz yok. Bu süreçte Çin ile ilgili, özellikle vahşi hayvan eti yedikleri konusunda çok fazla söylenti yayıldı. Kültürel antropoloji konularını okuyan, bilen kişiler her ülkenin farklı yeme-içme kültürleri olduğunu bilir. Nasıl başka insanlar bizim yediğimiz içtiğimiz şeyleri eleştiriyorsa, biz de tanımadığımız bilmediğimiz kültürlere karşı önyargılı davranabiliyoruz. Çin’e karşı da önyargıdan kaynaklı söylentilerin olduğunu düşünüyorum. Haberlerden de okuduğum kadarıyla virüsün vahşi hayvanlardan insana geçtiği konusunda herhangi bir kanıt ortaya konulmadı. Biz aslında daha çok Batı medyası etkisinde kaldığımız için bu salgın sürecini de onların gözlüklerinden görüyoruz. Batı medyasında nasıl bir Doğu imajı varsa bize de o şekilde yansıyor. Meselâ Türk medyasında Çin konusunda uzmanlaşmış, haber yapan bir muhabir yok, hatta Anadolu Ajansı dışında herhangi bir medya kuruluşunun Çin'de muhabiri de bulunmuyor. Orada neler olup bittiğini Amerikan medyasından, İngiliz medyasından takip ediyoruz. Onların çerçevelerinden baktığımız için bu tür söylentiler, yanlış anlamalar ortaya çıkabiliyor” dedi.“Televizyon ne kadar bilgi aracı olarak görülse de nihayetinde eğlence aracıdır”Koronavirüs sürecinde televizyon haberciliğine ilişkin değerlendirmeler de yapan Prof.Dr. İrvan şunları söyledi: "Salgın süreci başlamadan önce televziyon izleme ölçümlerinden sorumlu olan TİAK (Televizyon İzleme Araştırmaları A.Ş.) tarafından paylaşılan bilgilere göre en çok televizyon izleyen ülke Suudi Arabistan, ikinci sırada Türkiye geliyordu. Koronavirüs süreinde izlenme oranlarının ve sürelerinin daha da arttığını düşünüyorum. Bilgiye ihtiyaç artınca insanlar neler olup bittiğini televizyonlardan öğrenmeye çalışıyorlar. Televizyonlardaki tartışma programlarında önceleri genelde gazeteciler çıkıyordu ve her konuda bir şey söylüyorlardı. Şimdilerde artık sağlık konusunda uzman kişileri çıkarmaya başladılar. Televiyon her ne kadar bilgi mecrası olarak görülse de nihayetinde bir eğlence aracıdır. Haberleri bile aslında eğlence formatında vermeye çalışır. Neil Postman'ın deyişiyle 'televiyon öldüren eğlence' demektir. Televizyon reyting demektir, dolayısıyla yapılan programlarda popüler isimler tercih edilmektedir, çünkü popüler insanlar daha çok reyting alıyor ve insanlar onların söylediklerini daha çok dikkate alıyorlar. Salgının başlarında da bu yaşandı. Fakat bir süre sonra COVID-19 salgınının ciddi bir mesele olduğu anlaşıldı ve televizyonlar da daha doğru bilgi vermeye, salgın konusunda uzman konuklar almaya başladılar. Medya bu süreçte sağlık haberciliğini doğru yapmayı öğrendi ve halkı daha doğru bilgilendirmeye başladı. “Medya bir süre sonra duyarsızlaştırmaya başlıyor”Küresel salgın sürecinde haber tüketiminin arttığını ifade eden Prof. İrvan, “Küresel salgın haber tüketimini arttırdı ve insanlar daha çok haber okumaya başladılar. Her gün en çok okunan haber, Sağlık Bakanı'nın akşam saat 7 gibi yaptığı açıklamalara ilişkin haberdir. Aslında burada ürkütücü olan bir şey var; 11 Mart’ta ilk vakanın açıklandığı haber çok önemliydi. Çok büyük verilmişti medyada. Bugün baktığımızda ise her gün vaka sayısı artmaktadır ama verdiğimiz tepki aynı değildir. Çünkü artık alıştık ve bu durum normal gelmeye başladı. Bugün örneğin 48 kişi Koronadan vefat etmiş ama biz vefat eden kişi sayısı 100 kişinin altına düştü diye seviniyoruz. Bir kişinin ölmesi bile çok büyük haberken, artık ölümler sıradan gelmeye başladı. Dünyadaki Koronavirüs istatistikleri çok korkunç aslında, çok ciddi bir risk söz konusu” dedi.“Asıl gazetecilik sahada yapılan gazeteciliktir”Türkiye’de gazeteciliğin ajans haberciliğine yaslanması sorununa değinen ve gazetecilik mesleğinin sahada yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Süleyman İrvan şunları söyledi: ”Türkiye’de ajanslardan gelen haberlere dayalı bir gazetecilik söz konusu Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı olmak üzere üç büyük ajans ile ANKA gibi diğer küçük haber ajansları her gün 2500-3000 civarında haber üretiyor. Basılı gazeteler ve internet medyası da büyük oranda bu ajanlardan gelen haberleri alıp yayımlıyorlar. Editörler, haberleri aindirip kendi sitelerinde yayımlıyor. Dolayısyla bu süreçte ofise gitmelerine gerek kalmıyor. Ama bir olayı haber yapacaksanız muhabirin sahada olması gerekmekte. Örneğin 10 Mayıs Pazar günü 65 yaş üstü kişilere belli saatlerde sokağa çıkma izni verildi. O gün muhabirlerin sahaya çıkıp, 65 yaş üstünü görüntüleyip, duygu ve düşüncelerini öğrenip, haber yapmaları beklenir. Bunu evden yapamazlar. Bu salgın sürecinde sahadaki muhabirin işi zordur, kendini güvence altına almak zorundadır, ancak sahada olmadan gazetecilik yapılamaz. Evden ancak ajanslardan gelen haberleri alıp yayımlayabilirsiniz. Onun dışında gazetecilik evden yapılabilecek bir meslek değildir. Asıl gazetecilik sahada yapılan gazeteciliktir.”Kaynak için: Haber Üsküdar

01 MAY 2020

Doç.Dr. Muzaffer Şahin: Gazetecilikte istikbal gördüğüm tek kurum haber ajanslarıdır

Doç.Dr. Muzaffer Şahin: Gazetecilikte istikbal gördüğüm tek kurum haber ajanslarıdırÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide ajans haberciliği konuşuldu. Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan'ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide gazeteci öğretim üyesi Doç. Dr. Muzaffer Şahin konuk oldu.“Ajanslar haber toptancılığı yapan kuruluşlardır”Söyleşiye gazeteci öğretim üyesi Muzaffer Şahin’i tanıtarak başlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Doç.Dr. Muzaffer Şahin Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi lisans mezunu. Gazeteciliğe Hürriyet Haber Ajansı'nda başladı. Bu yıllarda İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yüksek lisans ve doktora yaptı. 1990 yılında Anadolu Ajansı'nda muhabir olarak çalışmaya başladı. Ajansta Ekonomi Haberleri Müdürlüğü, İç Haberler Müdürlüğü yaptı, son olarak da Haber Yayın Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. Anadolu Ajansı'nda iken Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde dersrler verdi. 2012 yılında Anadolu Ajansı'ndan emekli olarak Gazi Üniversitesi ve şimdiki adıyla Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Mesleki tecrübesi açısından Türkiye'de ajans haberciliğini anlatabilecek kişilerin başında geliyor. Ajans haberciliği konusunu ele alındığında Türkiye’de önde gelen isimlerden biridir” dedi ve konuğuna ilk olarak “Ajans haberciliği denildiği zaman aklımıza öncelikle ne gelmeli?” sorusunu sordu. Doç.Dr. Muzaffer Şahin, “Ajans haberciliği denildiği zaman öncelikle ajansın görevinin haber toptancılığı yapmak olduğunu belirtebilirim. Haber ajanslarının haberi toplama, yayımlama, diğer medya kuruluşlarına haberleri satarak maddi bir kaynak elde etme, ekonomik belli çıkarların olması gerektiği gibi haberleri toplayan mecralar olarak değerlendirebiliriz" diye cevapladı.“Muhabirlerin tam donanımlı olması gerekir”Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın, “Ajansların belirleyici özelliklerini doğruluk, tarafsızlık, hız, güvenilirlik ve kapsayıcılık olarak tanımlayabiliriz. Sizin bu özelliklere ilişkin yorumunuz nedir, başka özellikler de var mı?" şeklindeki sorusuna Doç.Dr. Muzaffer Şahin şu karşılığı verdi: “Bu tanımlar gayet isabetli, tam yerinde tanımlar. Birkaç unsurla zenginleştirebilirim. Ajans gazetecisinin niteliği olarak bakarsak, donanımlı bir muhabirliğe ihtiyaç var. Bu donanım iki yönde. Hem teknolojik anlamda bütün araç ve cihazlara sahip olması hem de bunları haber üretim safhalarında kullanabilmesi, yazması, edit etmesi, redakte etmesi, servise hazır hale getirebilmesi gerekir. Bu donanımın yanında zamanı kullanım kabiliyeti ajansçılıkta çok ama çok ön planda. Örneğin gazetede vaktimiz var. Belli bir saate kadar haberimizi yazabiliriz. Haftalık haber dergisinde bir hafta süremiz var. Televizyonda isek ana haber bülteninin saati belli. Hatta internet haberciliğinde bile bir nefes alacak kadar vakit var. Ama ajans haberciliğinde nefes alacak kadar bile vakit yok. İşte bunu donanımlı muhabirin idrak edip bütünleşmesini gerektiren bir süreç olarak da izah edebilirim.  Küçük bir örnek vermek isterim. Isparta’da yıllar önce Atlas Jet’e ait bir uçak düşmüştü. Yolcu uçağının içerisindeki tüm yolcular vefat etmişti. Orada kaşeli bir kadın gazetecimiz vardı. İletişim Fakültesi’nden yaklaşık 2 yıl önce mezun olmuş bir arkadaşımızdı. Uçağın düşüşünden sonra yerinin anlaşılması 05.30 gibiydi. Arkadaşımız kaza yerine kısa sürede varmıştı. Daha sonra tüm haber akışını başta televizyonlar, diğer haber ajansları olmak üzere o gün saat 09.00’a kadar tek başına bu arkadaşımız karşılamıştı. Bir kişilik haber ekibi tüm Türkiye’nin oradaki haber akışını karşılamayı başarmıştı. Başta Anadolu ajansı olmak üzere tüm medyanın haber ihtiyacı karşılanmıştı. Arkadaşımız bu süreci iyi yönetti. Ödülünü de aldı, bu başarısından dolayı kadroya dahil edildi.”"Ajans haberciliği çeviri haberlerle başladı"Konuşmasında ajans haberciliğinin tarihsel süreç içerisindeki gelişimine ve değişimine de değinen Doç.Dr. Muzaffer Şahin şunları söyledi: "Havas'ın ilk kuruluşunda çeviri bürosu gibi faaliyete başlamış. Yabancı gazetelerin haberleri çevrilerek Fransa'da ilgililerine, meraklılarına dağıtılmış. Fakat daha sonra ekonomik haberlere, demir piyasası, buğday piyasası, altın piyasası gibi haberlere ihtiyaç duyulduğu için ajanslar bu tür haberlere yönelmeye başlıyorlar. Piyasalarla ilgili haberleri vermeye başlıyorlar. Bu çok önemli, yönlendirici bir süreç çünkü. O arada telgrafın da gelişmesiyle beraber ajans haberleri telgrafla nakledilmeye başlıyor. Telgrafın da çok büyük katkısı var ajans haberciliğinin gelişimine, hatta haber yazım tekniğine. Ters piramit haber yazım tekniğinin de bu süreçte geliştiği yönünde görüşler var. Nedir ters piramit tekniği? Çok önemli bilgileri öncelikle iletme. Bunun da iki nedeni var. Birincisi maliyet unsuru. Telgrafta kelime ücreti ödenir. İkincisi de, telgraf hatlarınde kesintiler olduğu için bilgi kaybını önlemeye çalışmışlar. Demişler ki, ne kadar önemli, ne kadar hassas bilgi varsa önce onu iletin, vaktiniz kalırsa diğer detayları verebilirsiniz. Bu işte ters piramit haber yazma tekniğini çağrıştırıyor.         "İki yüzyılda ajans haberciliği çok zenginleşti" 1830'larda başlayarak günümüze kadar geçen iki yüzyıllık süreçte ajans haberciliğinin çok zenginleştiğini ifade eden Doç.Dr. Muzaffer Şahin, "Tarihsel gelişim süreci içerisinde haber ajansları çok farklı süreçlere girmiştir. Esas olan haberi vermek ama zamanla büyük haber ajansları içerisinde önemli bölümler oluşmuştur. Tematikleşme oluşmuştur. İşte sadece fotoğraf ajansı karşımıza çıkmıştır. Dini haber ajansları ortaya çıkmıştır. Vatikan Haber Ajansı bunların en başında geliyor. Sadece spor haberi veren ajanslar çıkmıştır. Sadece karikatür dağıtımı yapan ajanslar vardır.Bunlar giderek yaygınlaşmıştır. İlk ajansın kuruluşundan bu yana neredeyse iki yüzyıl oldu. Bu iki yüzyılda ajansçılık çok zenginleşti. İçeriği farklılaştı ve hizmet sunduğu hedef kitlesi de sadece medya olmaktan çıktı. Aynı zamanda iş dünyası, siyaset, bürokrasi, bankalar, sivil toplum örgütleri gibi farklı kesimlere hizmet verir hale geldi" dedi.   "Türkiye'de ajanslar günde ortalama 2500-3000 haber sunuyor"Türkiye'de ajansların her gün çok sayıda haberi müşterileri ilettiğini belirten Doç.Dr. Muzaffer Şahin sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye piyasasına büyük çoğunluğu Anadolu Ajansı kaynaklı olmak üzere İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), ANKA ve diğer küçük ajansları da katalım, genel bülten için ortalama günlük 2500-3000 haber sunuyor. Bir de uluslararası haber ajanslarının Türkiye piyasasına sunduğu haberler var. Türkiye kökenli ajanslardan biraz daha fazla. Neredeyse günde 5-6 bin haber sunuluyor Türkiye piyasasına."     "Medyada, gazetecilikte istikbal gördüğüm tek kurum haber ajansları"Konuşmasında haber ajanslarının sürekli yukarıya doğru giden bir ivme ile geliştiğini vurgulayan Muzaffer Şahin, şunları söyledi: "Haber ajansları çok büyüdü, çok da gelişti. Geçmişten bugüne, böyle bir grafik çizersek yukarıya doğru gidiyor ve ben bu çıkışın duracağını düşünmüyorum. Medyada, gazetecilikte istikbal gördüğüm tek kurum haber ajanslarıdır." Son yıllarda haber ajanslarında istihdam oranlarının arttığını da vurgulayan Şahin, "Geçmişte 250-300, hatta ilk kuruluşunda 20-30 gazeteciyle başlayan Anadolu Ajansı'nda bugün kaşeliler, freelance'lar dahil istihdam edilen  2 bin 500 civarında gazeteci var" dedi.    "Büyük haber ajanslarının merkez ülkelerin çıkarları dışında bir pozisyonda görmemiz mümkün değil"Associated Press (AP) Reuters, Ajans France Press (AFP), Rus Haber Ajansı TASS ve Çin Haber Ajansı Xinhua gibi büyük haber ajanslarına ilişkin tartışmalara da değinen Doç.Dr. Muzaffer Şahin, "Ben bunlara beş büyük ajans diyorum. Bu büyük haber ajanslarının başka bir gündem belirleme çerçevesi var. Haber ajanslarını, özellikle ulusal kimlikte olanları merkez ülkelerin menfaatleri, siyasi çıkarları dışında bir pozisyonda görmemiz mümkün değil. Olamaz. Mesela AP'nin Amerikan çıkarları aleyhine haber yapma kabiliyeti yok. Irak'ın işgalini hatırlayalım. Irak'ın işgali sırasında o meşhur embedded (iliştirilmiş) gazeteciler, yani tankın içerisinde cepheye doğru giden ilk muhabirler AP'nin muhabirleriydi. Türkiye için de Fransa için de, Almanya için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Merkez ülkelerin ekonomik ve siyasi menfaatlerine karşıt bir pozisyonu hiçbir haber ajansında görmemiz mümkün değil.   "Anadolu Ajansı'nın kuruluş amacı, milli kurtuluş hareketini doğru haberlerle aktarmaktı"Konuşmasında Anadolu Ajansı'nın kuruluş amacına da değinen Doç.Dr. Muzaffer Şahin, "Atatürk'ün sözüyle de bu tescillenmiştir. Milli kurtuluş hareketini bütün iç ve dış kamuoyuna sahih haberlerle yani doğru haberlerle duyuracaktır diyor. Kuruluşundaki temel felsefe bu.Anadolu Ajansı'ından önce kurulmuş ajanslar da vardı. Osmanlı döneminde kurulmuş üç haber ajansı vardı. Önce Osmanlı Telgraf Ajansı, sonra Osmanlı Milli Telgraf Ajansı, daha sonra da Türkiye-Havas-Reuter Ajansı, üçlü ortaklık şeklinde. Anadolu Ajansı 1920'de kurulunca bu Türkiye-Havas-Reuter ajansının kullandığı bütün teknolojik cihazlar ile mütercim-tercüman ve gazetecileri olduğu gibi Anadolu Ajansı'na geçmiş. Anadolu Ajansı'nın isim annnesi Halide Edip Adıvar'dır. Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi ve Atatürk birlikte kuruyorlar Anadolu Ajansı'nı. Anadolu Ajansı'nın kuruluşuyla ilgili Ataürk'ün yayımladığı bir telgraf var. Bu telgrafta Anadolu Ajansı'nın neden kurulduğunu, nasıl çalışacağını anlatıyor. Bütün Türkiye'ye duyuruluyor" dedi."Özel ajansların kurulmasının tek nedeni kâr elde etmektir" Türkiye'de Anadolu Ajansı dışındaki özel haber ajanslarının kuruluş amaçlarına da değinen Doç.Dr. Muzaffer Şahin, "Özel ajansların kurulşmasının tek nedeni kâr elde etmektir, gelir elde etmektir. Ancak bazıları da gazetelerin yan kuruluşu olarak karşımıza çıktı. Meselâ benim gazeteciliğe başladığım Hürriyet Haber Ajansı Hürriyet grubunun bütün gazetelerinin, dergilerinin haber ihtiyacını karşılayan bir birim şeklindeydi. Hürriyet grubu büyük bir gruptu. Bu grubun haber ihtiyacını karşılamak üzere kuruldu Hürriyet Haber Ajansı 1963 yılında. Bir hayli eskidir ve çok fonksiyonel bir yapısı vardır. Ürettiği haberleri sadece grup içerisindeki gazetelere, dergilere sundu. Ancak 1970'lerin ortasında dışarıya açılmaya, diğer gazeteleri abone yapmaya başlıyorlar. Bunların başında da Cumhuriyet gazetesi var. Fakat bir süre sonra garip bir sorun ortaya çıkıyor. Hürriyet gazetesinin küçük gördüğü haberleri Cumhuriyet gazetesi birinci sayfadan sürmanşet veriyor. Bu sefer Hürriyet'in yazı işlerinde kavga çıkıyor. Diyorlar ki, bu haber bizim malımız, biz niye böyle kullanmadık? Bu anekdotu rahmetli gazeteci Soner Girgin anlatmıştı.Bu rekabet bir süre sonra kavgaya dönüşmüş. Kavga büyüyünce abonelikler kesilmiş ve tekrar iç bünyeye dönülmüş."Ulusal çapta ne kadar çok haber ajansı olursa o kadar iyi"Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, "Türkiye'de günlük haber üretimi çok fazla. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?" şeklindeki sorusunu cevaplandıran Doç.Dr. Muzaffer Şahin, "Ulusal çapta ne kadar çok haber ajansı olursa o kadar iyi. Habercilikte rekabetin çok büyük faydası var. Bu alanda rekabete şu yönden ben çok katılıyorum. Eğer bir yanlış haber geziyorsa, diğer ajansların ürettiği haberler o yanlış bilgiyi derhal doğruluyor. Bir karşılaştırma aracı olarak görüyorum ben. O nedenle ulusal çapta Anadolu Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Demirören Haber Ajansı, üç tane büyük ajans var. Bunların hizmetleri, üretimleri farklılaşabiliyor. Bunların çok büyük faydası var. ANKA Haber Ajansı'nın yeniden açılması da çok isabetli olmuştur. ANKA'nın bu haber rekabetine dahil olması çok demokratik bir süreci de karşımıza getiriyor" dedi."Haberin asıl gücü muhabirdedir" Haber ajanslarında haber üretim süreçleri, haber kararlarının nasıl alındığı, gündemin nasıl belirlendiği konularında da önemli bilgiler veren gazeteci akademisyen Muzaffer Şahin, "Ama haberin asıl gücü muhabirdedir. Muhabir kendi alanının, kendi ilinin gündemine vakıf olması ve sıcak gelişmeleri çok yakından izlemesi gerekir" dedi. Sıcak gelişmelerin haber yapılma süreci hakkında da bilgi veren Şahin, "Çok sıcak bir gelişme olursa ilgili muhabir bunun önce flaşını geçer. Flaş dediğimiz, ilk bilgilerdir. Diyelim ki uçak düştü, 'Akdeniz açıklarında bir yolcu uçağının düştüğü öğrenildi', bu kadardır flaş. Fakat bu flaşın verilmesi esnasında deriz ki 'mutlaka 5 defa nefes alıp verin'. Flaşı hemen vermeyin. Yanlış bir duyum olabilir. Çok hızlı verilmesi gerekir ama bir 5 saniye beklemekte yarar var. Yüzde yüz eminseniz, her türlü teyidi almışsanız hemen verebilirsiniz. Ama soru işaretleri varsa biraz beklemekte fayda var. Anadolu Ajansı'nın flaş verdiği haberler yüzde 99 doğrudur. Ajans muhabirliğinin yükümlülüğü, sorumluluğu çok fazla. Hem medyayı haberle doturacaksınız hem de doğru haberle doyuracaksınız. Ajans muhabirleri kamuoyunda çok tanınmaz ama ajans muhabirinin adını kendi sektöründeki gazeteci arkadaşları çok iyi bilir. Örneğin Meclis'teki ajans muhabirinin adını Meclis'te görev yapan bütüm muhabirler bilir. En ufak sorunda ajans muhabirini arar ve bilgi alır. Gazeteci Muzaffer Şahin’den öğrencilere tavsiyelerProf. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Gazetecilik anlamında kendini mesleğe adamış öğrencilerimize ne gibi tavsiyeler verirsiniz” sorusuna Muzaffer Şahin şu karşılığı verdi: “Kendilerini teknolojik anlamda geliştirsinler, habercilikte kullanılan programları öğrensinler. Donanımlı bir gazeteci olarak iş dünyasında fark yaratabilirler. Ajans gazeteciliğini öncelikle tavsiye ederim. Bu alana yönelebilirlerse, orada kendilerini bir süre geliştirdikten sonra istedikleri medya sektörüne geçebilirler. Bu şekilde farklı alanlarda uzmanlaşma yoluna gidebilirler." Kaynak için: Haber Üsküdar

28 NİS 2020

Web sitesinde haberi ilk paylaşan trafiği kapar

“Web sitesinde haberi ilk paylaşan trafiği kapar”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen online söyleşide SEO haberciliği konuşuldu. Yeni Medya ve Gazetecilik bölüm başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından gerçekleştirilen söyleşide konuşan Hürriyet.com.tr SEO Uzmanı İsmail Çeşmeli, SEO haberciliğinin püf noktaları hakkında önemli bilgiler verdi.Koronavirüs (Kovid-19) salgınının yaşandığı bu zorlu süreçte online söyleşilerle öğrenciler bilgilendirilemeye devam ediliyor. Zoom platformu üzerinden gerçekleştirilen söyleşide Hurriyet.com.tr SEO Uzmanı İsmail Çeşmeli, Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın sorularını cevapladı. Yaklaşık bir saat süren söyleşide Çeşmeli, evergreen içerik, Google Keywords Planner, Google Trends ve Google Analytics gibi Google’ın az bilinen kaynakları hakkında bilgiler verdi.“SEO, bir web sitesinin hem arama motorunun hem de kullanıcının seveceği şekilde düzenlenmesi anlamına geliyor”Konuşmasına Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın, “SEO tam olarak ne demektir?” şeklindeki sorusunu cevaplayarak başlayan İsmail Çeşmeli, “SEO Türkçe’de Arama Motoru Optimizasyonu olarak geçiyor. Arama Motoru Optimizasyonu, bir web sitesinin hem arama motorunun hem de kullanıcının seveceği şekilde düzenlenmesi anlamına geliyor. İkisi çok önemli. Web sitesini sadece Google için düzenlemiyoruz, kullanıcı için de düzenliyoruz. Haberi okuyacak kişi için de düzenlemeler yapıyoruz. SEO’da en önemli kritelerden bir tanesi kullanıcı deneyimidir. Kullanıcı deneyimi ne kadar iyi olursa, web sitelerinin arama motorlarında o kadar yükselebilir” dedi. Ülkemizde pasta payı açısından Google’ın en önemli arama motoru olduğunu ifade edein İsmail Çeşmeli, yandex gibi diğer arama motorlarını da ihmal etmediklerini ifade etti.    “Web sitesinin öncelikle indekslenmesi gerekiyor”Google ve Yandex gibi arama motorlarının haber sitelerini taramak istediklerini ifade eden Çeşmeli, “Bizim site haritalarımız var, arama motorları siteleri taramak istiyor, görmek istiyor, bunları indekslemek istiyor. İndekslemek kavramını da kısaca belirteyim, bir web sitesinin arama motorundaki sonuçlarda görünür hale gelmesidir, yani o siteye arama motorunun örümcekleri geliyor, tarıyor, onları veri tabanına alıyor ve siz bir sonuç yazdığınızda, örneğin ‘internet haberciliği’ yazdığınızda siteniz çıktığında biz buna indeksleme diyoruz. Arama motorlarının bir web sitesini indeksleyebilmesi için ihtiyaç duyduğu bazı bilgiler var” dedi. Prof.Dr. İrvan’ın, “peki bu bilgiler neler, Google hangi kriterlere bakıyor?” şeklindeki sorusuna cevap veren SEO Uzmanı İsmail Çeşmeli, “Google bunu direkt olarak açıklamıyor, ama 300 tane kriter olduğunu biliyoruz biz. Bunlar arasında örneğin, haberin başlığına bakıyor, sitenin yaşına bakıyor, özgün içerik üretip üretmediğine bakıyor, anahtar kelimelerin yerleşimine bakıyor” dedi.  “Çöp içerikler algoritmaya takılabiliyor”Spam (çöp) içeriklerden de söz eden İsmail Çeşmeli şunları söyledi: “Siz bir haberde sürekli olarak anahtar sözcük olarak belirlediğiniz sözcüğü tekrarlayıp duruyorsanız bu algoritmaya takılabiliyor. Algoritmaya takılmasa bile, Google’ın algoritmik listeleme yapan bir yazılımı var, kendi içerisinde haber sıralamalarını belirleyen, bir de manuel çalışan spam ekibi var. Spam içerikleri belirleyen insanlar var. Örneğin bir şikayet geliyor ya da bir durumun farkına varılıyor, bu sefer o siteye cezai işlem uygulanıyor” dedi. 2014 yılında Google’ın bazı medya kuruluşlarının web sitelerini birkaç saatliğine cezalandırdığını hatırlatan İrvan, bugün de çok fazla çöp içerik üretildiğini söyledi. SEO Uzmanı İsmail Çeşmeli şu karşılığı verdi: “Çöp içerik üretiliyor ama yine de haberde gerekli olan cevaplar verilmeye çalışıyor. Eğer siz ‘x maçı kaçta’ diye yazıp haberde cevap vermezseniz bu ciddi bir sıkıntı. Ama cevap veriyorsanız, böyle bir arama var ve siteler bunu yapmak zorundalar” dedi.“Haber sitelerinde sadece SEO için üretilen içerikler de var”Web sitesine yüklenen haberlerin türüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İsmail Çeşmeli, “İnternet üzerinde şu an sadece SEO için üretilen haberler var, içerikler var, örneğin ‘maç kaçta’ haberi, ya da sınav sonuçlarının açıklandığı haberler var, evergreen dediğimiz haberler var, bunlar hiç bayatlamayacak tarzda haberler, örneğin mide ağrısına ne iyi gelir şeklindeki haberler.”“Hürriyet günde 800 haber giriyor”“Muhabirler Google için haberleri farklı mı yazıyor?” sorusunu soran Prof. İrvan’a İsmail Çeşmeli şu cevabı verdi: “Normalde haberlerin çoğu ajanslardan geliyor, ajanslardan gelen haberler genelde olduğu gibi yayımlanıyor, müdahale edilmiyor. Biz SEO ekibi olarak burada duruma biraz müdahale etmek istedik. Editör arkadaşlara içerikleri girerken nelere dikkat etmeleri gerektiğini söyledik. Ajanslardan gelen 800-900 haberin özgünleştirilebilmesi mümkün değil” dedi. İrvan’ın, “öğrencilerim araştırmıştı, Hürriyet günde 200 haber giriyor” demesi üzerine, “Hayır, Hürriyet günde 800 haber giriyor” şeklinde konuşan İsmail Çeşmeli, “Siz sadece gündem haberlerini görüyorsunuz, ama bunun yerel haberleri var, spor haberleri var, magazin haberleri var, bunların büyük kısmı görünmüyor” dedi. Yayımlanan içeriklerin yaklaşık yüzde 15-20’sinin özgün olduğunu ifade eden Çeşmeli, yayımlanan haber sayısını azaltıp özgün haberleri arttırmayı planladıklarını, ajans haberlerini geldiği gibi yayımlamak istemediklerini, bunun üzerinde çalışmalarının devam ettiğini söyledi.“İçeriği ilk paylaşan trafiği kapar”İçeriklerin güncel olup olmamasının ve özgün olup olmamasının fazlasıyla önemli olduğunu vurgulayan İsmail Çeşmeli, “Bizler bu 800 içeriğin hemen hemen yüzde 20 civarında olan özgün içeriği arttırmak için bir çalışma içerisindeyiz. Elbette habercilikte büyük bir rekabet var, Google’da haberleri ilk siz girerseniz, özgünlüğü ilk siz sunarsanız trafik ilk size akmaya başlıyor. Google’ın değer verdiği şeylerden bir tanesi özgün içeriklerdir. Google sonuçlarında bizim için üç ayrım var. En çok okunanlar, organik kısımlar, reklam kısımları. Amacımız tamamıyla ilk iki kısım yani organik ve en çok okunanlar kısmında yer alabilmektedir. Günlük girdiğiniz içeriklerin özgünlüğü ve neyin tutup o an neyin tutmayacağı ayrımını yapabilmek içinde Google Trends’leri takip etmekte fayda var” diye vurguladı.“Gündemi yakaladığınızda daha iyi bir trafik alabiliyorsunuz”Her gün paylaşılan 800 kadar haberin hepsinin de çok yüksek trafik almadığını vurgulayan İsmail Çeşmeli, “Ama gündemi yakalayabilmek çok önemli. Bazı haberlerde gündemi yakaladığınızda daha iyi bir trafik alabiliyorsunuz” dedi. Koronavirüs ile mücadelenin yaşandığı süreçte sokağa çıkma yasağının ilk ilan edildiği gece sitede çok yüksek trafiğe ulaştıklarını belirten İsmail Çeşmeli, “O gece Hurriyet.com.tr olarak anlık trafik rekorunu kırdık” dedi.Konuşmasında Haber Üsküdar web sitesindeki haberler hakkında da değerlendirmelerde bulunan SEO Uzmanı ismail Çeşmeli, arama motorlarında aranacak kelimelere ek getirmenin doğru olmadığını, örneğin  eğer Google'da 'Kovid-19' diye arama yapılıyorsa Kovid-19'lu vakalar şeklinde yazmanın SEO mantığına uygun olmadığını ifade etti.Kaynak için: Haber Üsküdar

25 NİS 2020

Gazetecilikte dijitalleşme var ama dijital dönüşüm yok

Gazetecilikte dijitalleşme var ama dijital dönüşüm yokÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide gazetecilikte dijital dönüşüm konuşuldu. Bölüm Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide TGS Akademi Koordinatörü Orhan Şener ile Türkiye'de gazetecilikte dijital dönüşümden söz etmenin pek mümkün olmadığını söyledi."Gerçek bir dijital dönüşüm stratejisi yok"Söyleşiye TGS Akademi koordinatörü ve akademisyen Orhan Şener’i tanıtarak başlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Dijital dönüşüm devam eden bir süreç. Türkiye bu süreci ne kadar yakalayabildi? Genel bir değerlendirme ile yapabilir misiniz?” sorusunu yöneltti. Orhan Şener şöyle bir değerlendirme yaptı: “Dijital dönüşüm çok fazla telaffuz ediliyor ama ne olduğu konusunda çok hazla mutabakat yok. Şirketlerde meselâ dijital dönüşüm denince CEO'lar falan evet dijital dönüşüm yapalım derler ama ne ne kastedilir, tam olarak anlaşılmaz. Gazeteler de biraz böyle. Dijital dönüşüm denince başta ne anlaşılıyordu? 96-2000 yılları arası erken dönemde ilk kez gazetelerin online olarak internete konması sürecinde, Türkiye’de herhalde Radikal, Posta, Zaman ve Hürriyet bu gazetelerle başlamış oldu bu dönem, Serdar Kuzuloğlu’nun da başını çektiği o dönemde işte internete de koyalım, orada var olalım diye düşünüyordu. 2000’den sonra bilgisayarların evlere daha yaygın girmesi ve ADSL’in de gelmesiyle birlikte bu sefer insanlar ücretsiz haber okuyabilmek için internetten gazetelere girmeye başladılar. O noktada da zaten olan oldu, geri adım da atılamadı ve bu işin doğası bu herhalde dendi. Reklamdan para kazanırız, hem zaten gazete satışını da engellemez, insanlar gazete satın almaya devam eder dediler ve bunun dijital dönüşüm olduğunu düşündüler. Daha sonra 2010'lu yıllara geldiğimiz süreçte Türkiye’ deki siyasi iklimin de değişmesiyle ve ifade hürriyetindeki sorunlarla birlikte, medya sahipliklerinin de yapısının değişmesiyle bu sefer merkez medya dediğimiz şey yavaş yavaş zayıflarken, kağıt olarak alınabilecek gazeteler de azalmaya başladı. Bu süreçte "digital-born" denilen internette doğmuş Diken, Duvar, T24 gibi mecraların ortaya çıkması sonrasında merkez medyadan önemli gazeteciler de kendi bloglarında yazmaya başladılar. Bu süreçte özellikle arkadaşlarımızın da içinde olduğu kuşağın kağıt gazete ile temasları kesildi, dünyada da genel trend bu şekilde, internetten takip edilen bir şeye döndü haber ve de Twitter özellikle çok domine etti. Twitter sanki bir haber mecrası gibi oldu. Böyle baktığınızda dijitalleşme var, dijital dönüşüm yok gibi, yani bilinçli olarak bir şey dönüştürülmüş durumda değil, biraz el yordamı ile olmuş gerçek bir dijital stratejisi yok.""Haberlerde özgün bir şeyler sunmak gerekiyor”Söyleşide Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Dijital dönüşüm sürecine uyum sağlayabilmeleri için gazeteciler nasıl bir donanıma sahip olmalı?” sorusunu Orhan Şener şöyle cevaplandırdı: “Temelden başlayacak olursak, mecralar tarafından baktığımızda dijital dönüşüm nasıl olacak? Örnek veriyorum Cumhuriyet gazetesi. Birincisi çok agresif dönüşümler yapmamak gerekir, halihazırda gazeteyi alan, okuyan kitleyi korkutmamak gerekir çünkü 35-50 bin trajınız var ama meselâ Kovid-19 salgını sürecinde basılı gazete tirajlarında düşüş var, bu durum insanı biraz mecbura itiyor, bunu yaparken de şöyle bir lüksümüz yok, önümüdeki iki seneyi gazeteyi dijitale dönüştürmeye ayırıyoruz hiç para kazanmıyoruz, böyle bir şey yok. Bir yandan eldekini tutmak, bir yandan da daha genç kitlelere veya halihazırda gazeteyi basılı olarak alan yaşı daha büyük kitlelere kolay bir yoldan nasıl dijital gazeteye erişebileceklerini  göstermek, farklı abonelik metotları geliştirmek gerek. Ama bunun için somut bir strateji lazım, dönüşüm editörü denen bir şey var. Bir editörün tek görevi bu, analitik olarak ‘biz kimi abone yapabiliriz?’ bunun içinde ‘funnel’ denilen huni modeli kullanılıyor, genel sosyal medyada bizi görenler, düzenli olarak etkileşime girenler, bize mail üzerinden abone olanlar, yoğun okuyucular denilip en altaki kademeye teklif sunduklarımız onun altında da kabul edenler vs. gibi bunun takibini yapacak biri lazım. İkincisi, haberlerde özgün bir şeyler sunmak gerekiyor. Anadolu Ajansı'ndan gelen haberi kopyala-yapıştır yap, biraz değiştir, o tarz sosyal medyada trafik getirir tabii ki ama gelire dönüşmesi zor. Google reklamlarıyla bir şeyler kazanıyor mecralar, ama bu şekilde sürdürmek zor. O yüzden dijitale özgü içerik de üretmek gerekiyor.”"Gazeteciliğin esas maliyeti gazetecidir”Söyleşide bir Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü öğrencisinin, “Basılı gazete yerine dijital gazete neden tercih edilmeli? Edilir ise; düşük maliyetle yüksek verim elde edilebilir mi?” sorusuna Orhan Şener şu karşılığı verdi: “Basılı olduğu zaman, yani genel olarak bakıldığında basılının bir maliyeti var. Birincisi kağıt, mürekkep ve matbaa, ikincisi ise dağıtım. Baktığınız zaman bir gazetenin satış gelirleri o dağıtımı ancak kurtarıyor, üstüne kâr edemiyorsun. New York Times değilsiniz. Bildiğiniz gibi gazete Coca Cola gibi her yere gidecek." Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Belli bir sayıya ulaşılmış olması gerekiyor, Türkiye’de bildiğim kadarıyla 30-35 bin gazete satış noktası var. Bastığınız gazeteyi bütün satış noktalarına ulaştırmanız gerekiyor, bu da mümkün değil” dedi. Orhan Şener, “Talep yoksa gazete oraya kadar gitmez ve bu çok ince bir iştir, birçok insan bu işle ince ince uğraşır. Örnek vermek gerekirse, Şişli'nin hangi bayisinde kaç gazete satılır, bunları düşünmek zor bir iştir ve maliyetlidir. Peki dijitalin artısı nedir, dijitali basıldan ayıran ne? Marjinal üretim maliyetinin 0 veya 0’a yakın olmasıdır. Basılıda bir birim daha fazla üretmek istiyorsan mürekkep, kağıt masrafı var, dijitalde ise Control-C / Control-V, sıfır maliyet, sıfır zaman. Kolay üretim, kolay çoğaltım, kolay dağıtım. Ama iş tabii ki orada bitmiyor, Esas maliyet bu değil, gazeteciliğin esas maliyeti gazetecidir, gazeteci istihdamı pahalı bir şey aslında. İyi eğitimli bir insanı alıyorsun, biraz cesur, dışa dönük olacak, hem okuyacak, hem yazacak, hem gidecek, soru soracak, sahada dolaşacak. bu kadar beceriyi bir arada tutan kişiyi istihdam etmek bayağı maliyetli" diyerek konuşmasını sonlandırdı.Kaynak için: Haber Üsküdar

12 NİS 2020

Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal: Sosyal medya okuryazarlığına geçmemiz gerekiyor

Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal: Sosyal medya okuryazarlığına geçmemiz gerekiyorÜsküdar Üniversitesi Öğrenci Konseyi tarafından Instagram üzerinde olan online söyleşide sosyal medyanın gücü konuşuldu. Öğrenci Konseyi başkanı Büşra Özdoğan’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal Kovid-19 salgını sürecinde sosyal medyanın gücü ve etkileri üzerinde durdu. ‘’Sosyal medyada enformasyon hızlı yayılıyor’’Söyleşiye Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ı tanıtarak başlayan Büşra Özdoğan’ın, "Sosyal medyada haber akışı çok hızlı, ancak aynı hızla yalan ve yanlış haberler de yayılıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki ilk sorusuna Dr. Aylin Tutgun Ünal şu cevabı verdi: "Sosyal medyada enformasyonun hızlı yayılma gibi bir özelliği var. Olumsuz içerikler olumlu içeriklere göre daha hızlı yayılıyor. Bu konu hakkında yapmamız gereken, sosyal medya okuryazarlığımızı ve bilinçli kullanımımızı birey olarak arttırmamız gerekiyor. Bir enformasyon gördüğümüzde bunu doğrulamak için hangi hesaptan yayıldığına, hesabın ismine ve tarihine bakabiliriz. Ayrıca yalan haber yayan hesaplar genelde profil resmi olmayan hesaplar oluyor. Profil resmi olsa dahi kişi kendini değil, anonim bir resim koyuyor. Özellikle kriz döneminde açılan hesaplar yeni tarihli hesap oldukları için kuşkulanmamız gerekiyor. Kriz dönemlerinde bilinçli olmalıyız ve birkaç kaynaktan haberi doğrulamalıyız’’ dedi."Sosyal medyada iz bırakıyoruz ama farkında değiliz"Büşra Özdoğan’ın, ‘’Sosyal medyada çok ciddi bir kaynak var ve bize avantaj sağlıyor. Kendi içinde avantajı ve dezavantajı bulunduruyor. Artık sosyal medyayla haberler özgürleşti diyebilir miyiz?’’ sorusuna Dr. Aylin Tutgun Ünal, ‘’Tabii avantajları ve dezavantajları bulunuyor. Dezavantajları sıralayacak olursak, yalan haberler, troll hesaplar, olumsuz içerikler. Hatta olumlu gibi gözüküp olumsuz mesaj içerenler var. Olumsuzluktan devam edecek olursak, eğlence yapacağız diye izinsiz videoya çekilmesini de ekleyebiliriz. Bunu özellikle Twitter’da görmüştük. Gençler tarafından görüntüler mizaha dökülüyor. Kriz dönemlerinde insanların korku ve panikten kaçması için mizaha ihtiyacımız olabilir. Ama bunu yaparken etik değerlere saygı duyularak, kişinin toplumsal konumuna zarar vermeden, ondan izin alınarak belirli bir seviyede yapılabilir.  Olumlu yanları da var tabii ki. Filtreler, medya aktörleri yok. İstediğim haberi denetlenmeden kendi profilimde paylaşayabiliyorum, ihtiyacıma göre davranabiliyorum. Yani hangi haber bana hitap ediyorsa ona bakıyorum. Sosyal medyanın aslında en büyük avantajı küresel iletişim. Düzenli paylaşımlar yaparsanız ve etrafınızda bir topluluk oluşturursanız dünyaya açılan bir kapı aslında. Sesinizi duyurabiliyorsunuz. Öte yandan sosyal medyadan duygusal olarak da etkilenebiliyoruz. Mutlu bir paylaşım yaptığımızda, bu mutlu paylaşımı görenler de mutlu oluyor. Öte yandan, olumsuz bir paylaşım yaptığımızda, bir de bu olumsuz paylaşım re-post yapılarak hızlı bir şekilde yayılıyorsa küresel anlamda bir olumsuzluğa yol açıyor. Aslında iz bırakıyoruz, farkında değiliz. İz bırakırken daha bilinçli olmakta fayda var’’ dedi."Haberciler hitap edeceği kitleyi iyi bilmeli"Kuşakların önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal, "1946-1975 yılları arasında doğan kuşak en çok hangi sosyal medyayı kullanıyorsunuz sorusuna Facebook cevabını vermiş. 65 yaş ve üzeri Facebook’ta dolaşıyor. Burada dolaştıklarına göre onlara burada daha sık içerik sunmak gerekir. Y kuşağına ulaşmak istiyorsak, yani 1980-1999 yılları arasında doğanlara, Instagram’da içerik sunmak gerekir. Hatta içerik türü de değişiyor. Bu kuşaktakilerin haberlere bakmaları için kısa story’ler oluşturmak gerekebilir. Gönderi şeklinde fotoğraf ve video koymak gerekecek. Ama az yazı koyacağız gibi. Z kuşağına yani 2000 yılı sonrasında doğanlara ise Youtube’dan kısa ve etkili videolar ile ulaşılabilir. Yani haberci hitap edeceği yaş grubunu iyi analiz etmeli. Farklı formatlarda, farklı mecralarda haberini hazırlamalı" dedi."Uzaktan eğitimin Facebook hali"Büşra Özdoğan’ın, "Şu an insanlarla aramıza fiziksel bir mesafe koymak zorundayız. Arkadaşlarımızla olan bağımızı korumamızda bize yardım eden araç, sosyal medya. Bu anlamda sosyal medya, üzerindeki kötü izlenimi bu dönemde atmış olabilir mi?" sorusuna ise Dr. Aylin Tutgun Ünal şu cevabı verdi: "Sosyal ilişkileri devam ettirme anlamında olumlu oldu. Meselâ eğitimde sosyal medya kullanımı anlamında çalışmalar oldu. İlk çıkış noktası da 2012-2013 yıllarında Facebook’tan eğitim veren akademisyenler oldu. Facebook grupları üzerinden ders yaptılar. Uzaktan eğitimin Facebook hali gibi. Böyle faydaları oldu. Habercilere katkı sağladı, farklı kuşaklara farklı ihtiyaçlara göre haber üretildi. Sosyal medyanın etki gücü yüksek, ulaşamadığımız kişilere ulaşıyoruz. Yazdığımız bir tweeti dünyanın bir ucuna yayabiliyoruz. Epey bir sayacağımız olumlu özelliği bulunuyor. Olumsuz anlamda sosyal medya bağımlılığı gibi birçok çalışma yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Ben de 2015 yılında doktora tezimde sosyal medya bağımlılık ölçeğini geliştirdim, bu çalışmanın atıf sayısı 200’e yaklaştı. Yani sosyal medya bağımlılığı konusunda o kadar çok çalışma yapılıyor ki ben buradan görebiliyorum. Hâlâ çalışmalara devam edileceğini gösteriyor. O kadar ciddi bir sorun ki, kullanımımızı kısıtlamazsak psikolojik tedavi almaya kadar getirebilir bireyi.""Sosyal medya okuryazarlığına geçmemiz gerekiyor"Medya okuryazarlığının yanında  acilen sosyal medya okuryazarlığına da geçmemiz gerektiğini ifade eden Dr. Aylin Tutgun Ünal, bu konuda şunları söyledi: ‘"Sosyal medya okuryazarlığını geliştirebilirsek daha genelden daha özele inmiş oluruz. Herkes sosyal medya kullanıyor. Sosyal medya okuryazarlığı dersi 14 haftalık eğitimde verilirse daha içselleştirilir diye düşünüyorum. Sosyal medya okuryazarlığı konusunda seminerler de verilebilir. Şu anki durumda uzaktan eğitim yapıyoruz. Uzaktan eğitim müfredatlarımıza da sosyal medya okuryazarlığını koyabiliriz. Yani bir an önce derslerde sosyal medya okuryazarlığına yer vermeliyiz." Kaynak için: Haber Üsküdar

08 NİS 2020

Esra Öz: Sağlığın PR'ı yapılmamalı

Esra Öz: Sağlığın PR'ı yapılmamalıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide sağlık haberciliği konuşuldu. Bölüm Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan'ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide gazeteci Esra Öz sağlık haberciliği konusunda yalanan sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde durdu."Medya işin ciddiyetini geç farketti"Söyleşiye gazeteci Esra Öz’ü tanıtarak başlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, "Koronavirüs salgını başladığı dönemde televizyonların işin ciddiyetini pek farkedemediklerini ve ekranlara Türk genine bulaşmaz ya da çorba için virüsten korkmayın diyen diyen kişilerin uzman olarak çıkarıldıklarını gördük. Siz medyanın salgına ilişkin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya Esra Öz şu cevabı verdi: "Aslında enfeksiyon hastalıkları uzmanları bunun aslında hiç öyle küçümsenecek bir virüs olmadığından söz ettiler. Tedbirlerin alınması gerektiğini belirttiler. Ancak televizyonda biz genellikle kelle paçanın yenmesini, bu işin önemsenmemesi gerektiğini dile getiren bazı hekimleri gördük. Bu kişiler insanların hayatını ciddi anlamda tehlikeye sürüklüyorlar" dedi.“Sağlık programlarının hepsi paralı yapılıyor”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Televizyonlarda gördüğümüz bu hekimler aslında popüler hekimler" şeklindeki ifadesine “Aslında popüler değiller, popüler hale getiriliyorlar" karşılığını veren Esra Öz sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü bu kişilerin arkasında çok ciddi bir PR çalışması var. Eğer Türkiye’de iyi bir PR çalışması yaparsanız hiç tanınmayan bir hekimi en üst noktaya taşıyabilirsiniz. Bunun altında yatan tek bir nokta var, para. Parasını verirseniz hiçbir uzmanlığı olmayan birisini bile çok üst noktalara taşıyabilirsiniz.” Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Medya açısından bu kötü bir şey değil mi? Bazı doktorların çok parlatıldığını görüyoruz. Toplum sağlığı açısından bu riskli bir durum değil mi?” şeklindeki sorusuna Esra Öz şöyle cevap verdi: “Çok riskli. Sağlık programlarının hepsi paralı yapılıyor.  Eğer televizyonda bir sağlık programı görüyorsanız ve oraya katılan bir uzman görüyorsanız, yüzde doksan parası ödenmiştir. Yüzde 10'u para vermemiştir, onda da ya konu çok önemlidir, ya doktor çok popülerdir."  Bu durumun çok sakıncalı olduğunu vurgulayan Esra Öz, "Bence sağlığın PR'ı yapılmamalı ve sağlık programlarında paralı yayın yasaklanmalı" dedi. “Doktorlar itibarsızlaştırılıyor”Sağlık programlarının arka planında olan biteni yakından bildiğini ifade eden gazeteci Esra Öz, “Kadın programlarına katılan doktorlar da, elindeki kaşıkla yemeği karıştıran doktorlar da paralı katılıyor o programlara. Bence bu tip programlar doktorları da tamamen itibarsızlaştırıyor. Bunun dışında halk şuna dikkat etmeli. Gazetelerdeki sayfalar da artık paralıya dönmüş Bir bakıyorsunuz, gazetelerdeki sayfalar parayla yazanların köşesine dönüşmüş durumda. Eğer bu konuda uzman seçimi varsa bir nebze iyi, ancak iş tamamen ticarete döndüğünde, işi bilen bilmeyen herkes gazeteci olduğunu iddia ettiği için bu süreçte de maalesef yaşam koçları da kendilerini sağlıkçı olarak tanıtıyor. Eski oyuncular da iş bulamayınca kendilerini sağlık danışmanı ilan ediyor. Buna çok örnek verebilirim. Özellikle sağlık alanı çok suistimal ediliyor" dedi."Medyada umut tacirliği yapılıyor"Medyada sağlıkla ilgili haberlerde umut tacirliği yapıldığını belirten Esra Öz, bu konuda şunları söyledi: "Buna iki örnek verebilirim. İlki obeziteyle ilgili. Biz Sağlık Bakanlığı'na bir proje hazırladık. Sağlık Bakanlığı için obezite medya kılavuzu hazırladık. Obezite haberleri nasıl yapılmalı, nelere dikkat edilmeli diye. Bu projeyi hazırlarken birçok gazeteyi taradık ve tararken ne kadar abartılı, çok umut tacirliği yapıldığını gözler önüne serdik. Bir tek ürünü yediğiniz zaman zayıflayacağınız, işte bitkisel kaynaklı olduğu iddia edilen hapların yutar yutmaz insanları iyileştirdiği gibi birçok örneği gördük. Bu kılavuzda gazetecilerin bu tip çengellere takılmaması, yemi yememesi gerektiğini söyledik." Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Peki medya bu kılavuza uygun davranıyor mu?" şeklindeki sorusuna, "Medya kuruluşlarını bunu çok fazla dikkate almıyor" şeklinde karşılık veren Esra Öz sözlerini şöyle sürdürdü: "geçen senerlerde Sertap Erener telomer röportajı vermişti. İşte telomeri yutuyor, gençleşiyor, sağlığına kavuşuyor diye söylenmişti. Bunun üzerine yapılan bir televizyon programına katılmıştım ve orada, eğer bir ilaç mucize gibi sunuluyorsa bunun arkasında PR vardır dedim. Sağolsun Faruk Bidirici de ertesi gün bir yazı yazdı ve Sertap Erener'in aslında ilacı üreten firmanın yüzü olduğunu ifade etti." Prof. Dr. Süleyman İrvan, Faruk Bildirici'nin yaptığı eleştirilerle medyanın bir nebze de olsa düzelmesine katkı yaptığını söylemesi üzerine, Esra Öz, "Katılıyorum. Sektörde on üçüncü yılım ve arka planda olduğum için konuyu daha iyi algılamama da neden oluyor” şeklinde cevap verdi.“Sağlık okur-yazarlığı eğitimi verilmeli”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, "biz iletişimciler olarak medya okuryazarlığının önemini vugulamaya çalışıyoruz, ancak siz buna bir de sağlık okuryazarlığı ekliyorsunuz. Günümüzde insanlar rahatsızlıklarını Google’a yazarak, acaba ben hasta mıyım diye kaygı duyuyorlar. Bu durum da sağlık okuryazarlığı çerçevesinde değerlendirilebilir mi?" şeklindeki sorusuna Esra Öz şu şekilde karşılığı verdi: “Şöyle söyleyeyim. Medya okuryazarı olmak kadar sağlık okuryazarı da olmak gerekiyor. Sağlıkçılar sağlık okuryazarlığını sağlık iletişimi kapsamında anlıyorlar. Aslında sağlık okuryazarlığı şöyle olmalı: Herhangi bir dijital ortamda, televizyonda, bir hastanenin broşüründe, dergide gördüğümüz bilginin doğru olup olmadığını teyit etme aşamaları aslında. Sadece gazetecilerin değil herkesin sağlık okuryazarı olması gerekiyor. Toplum da bunu bilmek zorunda. Geçtiğimiz aylarda gördük. Herkes gitti, koronavirüsten korunacağını düşünerek kelle paça çorbası içti. Eğer bunun bilincinde olan gazeteciler olsaydı bunun haberini yapmazdı. “Türkçe güvenilir bir kaynak yok"Konuşmasında Türkiye'de güvenilir kaynak açığı olduğunu ifade eden Esra Öz, şunları söyledi: "Bir donem Sağlık Bakanlığı'nda danışmanlık yaptım ve sosyal medya hesaplarının kurulumunda görev aldım. O süreçte bir proje sundum bakanlığa. Dedim ki, bakın biz bunu yapmak zorundayız. Türkiye'de Türkçe güvenilir bir kaynak yok. Yapılmadı bu proje." Prof. Süleyman İrvan'ın, "Yani sağlık alanında her konuda bilgi veren bir siteden söz ediyorsunuz değil mi?" şeklindeki sorusunu, "Evet" diyerek cevapladı."Sağlık haberciliği etik ilkeleri olmalı"Prof. Dr. Süleyman İrvan'ın, "Siz bir haberde sağlık haberlerini doğru okumanın dokuz yolundan söz ediyorsunuz, bu biilgiler çok önemli, ancak aynı zamanda gazeteciler için de sağlık haberlerini doğru yapmanın yollarını gösteren etik ilkeler de olmalı. Bu konuda hepimize görev düşüyor. Bu ilkeleri birlikte belirleyebiliriz. Faruk Bildirici de çok deneyimli bu konularda, o da katılabilir" şeklindeki ifadesine gazeteci Esra Öz, "Çok güzel olur. Böyle bir şeyin olması gerekiyor"  dedi.  Gazeteci Esra Öz’den Yeni Medya ve Gazetecilik öğrencilerine tavsiyelerProf. Dr. Süleyman İrvan’ın, "Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü öğrencileri içinde sağlık haberciliğine yönelmek isteyenlere  ne tür tavsiyelerde bulunursunuz" şeklindeki sorusuna Esra Öz şu karşılığı verdi: “Şimdiden haberlerini yaparken özellikle kaynaklara ve uzman seçimine çok dikkat etmeliler. Mümkünse uzmanın bütün özgeçmişini tarasınlar. Pubmed'le (biyomedikal veri tabanı) biraz haşır neşir olsunlar. Uzman en azından alanında nasıldır, neler yapmıştır sorularına cevaplarını bulsunlar. Uzmanların konuştukları konularla yazdıkları makaleler birbiri ile çelişiyor mu diye kontrol etsinler. Çünkü Türkiye'de uydurulan uzmanlık çok fazla. Yazdıklarını resmi kaynaklardan mutlaka teyit etsinler. Bir de mutlaka halkın anlayabileceği bir dilde yazmaları gerekiyor."Kaynak için: Haber Üsküdar

01 NİS 2020

Ümit Alan: Gazetecilik hakikatin peşinden koşma mesleğidir

Ümit Alan: Gazetecilik hakikatin peşinden koşma mesleğidirÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen online söyleşide “gazetecilik ve hakikat ilişkisi” konuşuldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Gazetecilik ve Hakikat İlişkisi” başlıklı online söyleşiye Birgün gazetesi köşe yazarı Ümit Alan konuk oldu. Bir saat kadar süren söyleşide gazeteci Ümit Alan gazetecilik mesleğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazetecilik mesleği irdelendiSöyleşiye Ümit Alan’ı tanıtarak başlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan'ın, “Gazetecilik doğruyu söyleme mesleğidir denir, siz bu tanıma katılıyor musunuz?” şeklindeki sorusuna Alan şu cevabı verdi: “Gazetecilik doğruyu söyleme, hakikatin peşinden koşma mesleğidir ama başlangıçta gazeteciliğin bu kaygıyla başlamadığını da görüyoruz. Zaman içinde koşullar, insanların beklentileri gazeteciliği bu noktaya getirmiş ve bu normlaşmış. Benim TEDX konuşmasında da söylemeye çalıştığım gibi, hakikatin bize bedelsiz bir şekilde gelmediği konusuydu.”  “Gazetecilik propaganda kaygısıyla başladı”Konuşmasında gazeteciliğin başlangıcı hakkında açıklamalarda bulunan Ümit Alan, “Gazeteciliğin propaganda kaygısıyla başlamış olduğunu görüyoruz” dedi. Alan, Osmanlı topraklarında yayımlanan ilk Türkçe gazete olan Vaka-i Mısriyye’yi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da kendi adına propaganda yaptırma amacıyla çıkarmaya başladığını ifade etti. Bunun dünyada da çok sayıda örneği olduğunu vurgulayan Alan, Amerika’da 1800’ler öncesinde çıkarılan gazetelerin hep propaganda amaçlı yayınlar olduğunu sözlerine ekledi. Ümit Alan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Zaman içerisinde iş ticarileşince ve ekonomik bir biçim kazanınca, bütün müşterileri aynı anda memnun etme kaygısı ortaya çıkmış.”“İnternet yaygınlaşana kadar Penny gazetelerini hepimiz yaygın olarak okuyorduk"Prof. Dr. Süleyman İrvan, gazeteciliğin Avrupa’da başladığını, ancak Amerika'da zirve yaptığını ve Amerikan gazeteciliğinin dünya üzerindeki gazeteciliğin standartlarını belirlediğini ifade etti. İrvan, 1830’larda ortaya çıkan Penny basınının daha ucuz gazetelerle daha geniş kitlelere ulaşılabileceğini kanıtladığını söyledi. Ümit Alan şu karşılığı verdi: “Çünkü Penny basını reklamcılarla aynı yolda yürüme işine döndürmüş gazeteciliği. 1990’ların ikinci yarısında internet yaygınlaşana kadar aslında Penny gazetelerini hepimiz yaygın olarak okuyorduk. Bizim gazetelerimizi reklam verenler finanse ediyordu ve onların da çeşitliliği nedeniyle belli ölçüde bir tarafsızlık yakalayabiliyorduk. İnternetle birlikte onu kaybettik."“Osmanlı’da gazeteciliğin doğuşu çarpık bir gelenek yaratmış”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Osmanlı’da vilayet gazeteleri geleneği var ve bu gazeteler devlet gazeteciliği yapıyorlar. Bunun yanlış bir başlangıç olduğunu söyleyenler var. Siz ne dersiniz?” şeklindeki sorusuna gazeteci Ümit Alan şu cevabı verdi: “İşte öyle çarpık bir gelenek yaratmış. Osmanlı’da yayımlanan ilk gazete resmi gazete (Takvim-i Vekayi). 2. Mahmud’un batılılaşma hedefi içinde bizim neden gazetemiz yok kaygısıyla çıkardığı bir gazete. İlk özel gazetemizin de çok komik bir hikayesi var. Ceride-i Havadis’in çıkışından söz ediyorum. İngiliz vatandaşı olan William Churchill İstanbul’da avlanırken bir Türk çocuğunu yaralıyor. Yaraladığı için de bu arkadaşı tutukluyorlar, ama kapitülasyonlar dönemi olduğu için İngilizler devreye giriyor ve bir İngiliz vatandaşını bize sormadan nasıl tutuklarsınız diye hesap soruyorlar. İmparatorluk da birtakım tavizler vermek zorunda kalıyor. Bunlardan bir tanesi de bu arkadaşın istediği, bir özel gazete çıkartmak oluyor. İlk özel gazetemiz böyle çıkıyor.” “Evrensel gazetecilik anlayışıyla yerel gazetecilik anlayışı arasında gelgit yaşanıyor”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Evrensel gazetecilik dediğimiz bir gazetecilik anlayışı var, bir de bunun yanında ülkelere özgü gazetecilik anlayışı var. Bu iki gazetecilik anlayışı arasında gelgitler yaşanıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki sorusuna Ümit Alan şu karşılığı verdi: “Gelgit, tarihimiz boyunca bunun mücadelesiyle geçmiş esasında. Türkiye'de gazeteciliğin hikayesi, gazetecilik yapmak için mücadele etme tarihidir aslında. Yani gazetecilik yapmak değil de yapmak için mücadele etmekle geçmiştir. Şöyle bir yanılgı var, her şey de bizim dönemimize denk geldi, çürüme bizim dönemimizde başladı, her şey bizim başımıza geliyor gibi. Ama tarih okuyunca görüyorsunuz ki geçmişteki insanlar da bizden farklı şeyler yaşamamışlar. Sosyal medyanın da etkisiyle sadece daha katmanlı yaşıyormuşuz gibi geliyor bu zamanları.”“Medya daha uyarıcı olabilirdi”Süleyman İrvan’ın, “Bu son süreçte medyanın Koronavirüs Kovid-19 salgını sırasındaki performansını nasıl buluyorsunuz?” şeklindeki sorusunu cevaplayan Ümit Alan şunları söyledi: “Bu salgın, Türkiye'ye bir gün içinde gelmediği için daha erken davranılabilirdi. Medya daha uyarıcı olabilirdi. Medyada uzman diye, uzman olmayan ama ismi bilinen insanlar tercih edildi. Canan Karatay gibi, Ahmet Rasim Küçükusta gibi, Oytun Erbaş gibi. Bunlara, kamuoyunu rahatlatmak için söz verildi. Çok küçümsendi olay. İki hafta önceki yazımda örneklerle irdelemiştim. Bu bir griptir, bizim Türk genini etkilemez, kelle paça çorbası için geçer diyen insanlar hâlâ ekranlara çıkartılıyorlar. Amerika'ya bakınca, medya görevini yaptı, alarm verdi. Ama kimsenin umurunda olmadığı iddia edildi. İşte burada siz de yazmıştınız, önleyici gazetecilik yapılmalıydı diye, işte önleyici gazetecilik yapıldığı zaman da Amerika’da kimse umursamamış. İşte böyle bir hakikat krizi var. Hakikat bu kadar yıpranınca insanlar da neye inanacağını şaşırmış durumda.”“Bu kriz, kağıt gazetenin yok oluşunu hızlandıracak”Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, "Bu salgın gazeteler açısından bir risk oluşturdu, zaten az olan tirajlar iyice eridi. Türkiye’de gazeteciliğin geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki sorusuna gazeteci Ümit Alan şu cevabı verdi: “Hani hep diyorduk ya kağıt yavaş yavaş yok olacak diye. Bu kriz kağıdın yok oluşunu hızlandıracak gibi duruyor, ama diğer tarafta, yani dijital medyada da gelir yok, orada da bir başka kriz oluşuyor. Dijitalde hiçbir gazetenin okurundan gelen geliri yok. Bu ancak uzun vadede oluşabilir gibi geliyor.” “Batı medyasının görmemizi istediği bir açı var” Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü öğrencisi İlayda Savaş’ın Batı medyasının Türkiye’ye ilişkin tutumuna yönelik sorusunu cevaplayan Ümit Alan, “Dış basın zaman zaman benden Türk medyasını değerlendirmem için makale istiyor. Ben nesnel, objektif olan durumu ortaya koyuyorum. Ama kabul etmediler ve yazımı yayımlamadılar. Batı medyasının görmemizi istediği bir açı var ve bizim bu açıdan bakmamızı istiyorlar. “Yüksek lisans tezimi yazarken gazetecilerin mutsuzluğunu görüp vazgeçmiştim”        Dr. Öğr. Üyesi Esra Gül Atalay’ın, "Türkiye’de gazeteci olmak için eğitim alan genç gazeteci adaylarına ne söylemek istersiniz, onları nasıl cesaretlendirirsiniz?” şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: “Cesaret hep lazım. Tezimi, gazetelerde çalışan insanların mutluluğu üzerine yaptım. Ben oradaki mutsuzluğu görünce gazeteci olmaktan vazgeçmiştim. Bunu genç arkadaşlara tavsiye etmiyorum, çünkü şu an başka bir yere gidiyor olay, daha iyimser görüyorum gazeteciliğin geleceğini. Daha çok okuyup, daha yaratıcı olmak zorundalar. Artık haberi yaptıktan sonra asıl olay ben bunu nasıl daha çekici hale getirebilirim olmalı."Kaynak için: Haber Üsküdar

27 MAR 2020

Üsküdar İletişim’de bir ilk: Çevrim içi söyleşi gerçekleştirildi

Üsküdar İletişim’de bir ilk: Çevrim içi söyleşi gerçekleştirildiÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen çevrim içi söyleşide korona günlerinde gazetecilik konuşuldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Korona Günlerinde Gazetecilik” başlıklı söyleşiye İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Nazife Güngör, Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü Dr. Öğretim üyesi Gül Esra Atalay, Dr. Öğretim Üyesi Eren Ekin Ercan ile Medya ve İletişim Bölümü başkanı Doç.Dr. Feride Zeynep Güler katıldı.Koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle üniversitelerde örgün eğitime ara verilmesiyle birlikte çevrim içi eğitim başlamıştı. Prof.Dr. Süleyman İrvan, “Bu kriz döneminde yeni yöntemler geliştirmek durumundayız. Bugünkü çevrim içi söyleşi de yeni bir yöntem. Eğer başarılı biçimde sürdürebilirsek dışarıdan konuklarla öğrencilerimizi bilgilendirmeye devam ederiz” diyerek açılışını yaptığı söyleşide konuşmacılara koronavirüs salgınıyla ilgili olarak Türk medyasının nasıl bir sınav verdiğini sordu.Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay: Medyada doğru haberler kadar yanlış bilgi salgını da varSöyleşide ilk sözü alan Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay, medyada doğru haberler olduğu gibi yanlış bilgilere dayalı haber salgını da olduğunu söyledi. Atalay konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu durum çok ciddi şekilde halkın yanlış bilgilendirilmesine ve paniğe kapılmasına neden oluyor. Panik ve korku ortamında çok daha fazla yanlış ve yalan haber yayımlanıyor. Genel olarak dünyada aşı karşıtlığı ve düz dünyacılık gibi bilim karşıtı bir furya vardı. Buna anti-aydınlanma çağı deniyor. İnsanlar inanılmaz derecede çok daha fazla paniklemiş ve korkmuş şekilde yalan ve yanlış içeriklere daha fazla inanmaya başlıyorlar. Yapılan araştırmalara göre korku ve panik durumu bu yanlış bilgilerin çok hızlı bir şekilde yayılmasına neden oluyor.Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Sizce medya paniği tetikliyor mu?” şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: “Evet aslında Koronavirüsle ilgili haberler açısından Türkiye ve dünya medyasında iki temel problem var. Teyit almadan hızlı haber girmek ve "Bir bilen safsatası"na sarılmak, yani herhangi bir konuda uzman olan kişilerin Koronavirüs hakkında da bilgileri güvenilirmiş gibi ekranlara çıkartılıyor. Oytun Erbaş’ın "Türklere koronavirüsü bulaşmayacak" demesi veya Canan Karatay’ın "Hiç bir şey olmaz kelle paça içsinler, denize girsinler geçer" gibi söylemlerde bulunması en akılda kalan örnekler. Buna inanan çok fazla insan var, çünkü insanlar korku, belirsizlik ve panik nedeniyle böyle basit çözümlere inanmak istiyorlar. Medya dili korkuyu, paniği besliyor. Cardiff Üniversitesi'nden Gazetecilik Profesörü Karin Wahl-Jorgensen dünya çapında en fazla okunan 100 İngilizce gazeteyi inceleyerek Covid 19’a dair haberlerde “korku” ve “korkmak” sözcüklerinin sık şekilde kullanıldığını ortaya çıkardı. Yine bu tür sözcüklerin kullanıldığı haberlerde “katil virüs”, "Ölümcül virüs" gibi ifadelerin de yer aldığı görülüyor.”Dr. Öğr. Üyesi Eren Ekin Ercan: “Genç kuşağın, yaş almış bireyleri bilinçlendirdiğini düşünüyorum”Söyleşinin moderatörü Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın, “Haberlerde tıpkı bir seçim sonucu veriliyormuş gibi vaka ve ölüm sayılarının ekranlardan paylaşıldığını görüyoruz. Doğal olarak insanlar da bu ekranları görünce ister istemez ürküyorlar. Bu konuda ne söylersiniz?” diyerek sözü verdiği Dr. Öğr. Üyesi Eren Ekin Ercan, “Bana göre şu an içinde bulunduğumuz durum biraz panik olunması gereken bir durum, öte yandan internet medyası üzerinden yaptığım bir okumaya göre İstanbul’un sokaklarında dolaşan insan sayısında büyük oranda azalma var. Ben bunun sebebini her evde bulunan gençlerin evdeki yaşlı bireyleri uyarması olarak görüyorum. Ana akım medyada yeterince bilgilendirme yapılmadığını düşünüyorum. İronik olarak bu panik havasının, yani duruma yönelik duyarlılığın doğru olduğunu düşünüyorum” dedi. Evdeki genç kuşağın yaş almış bireylerden daha fazla bilgiye ulaştığını ve evdeki yaş almış bireyleri bilinçlendirdiğini ifade eden Ercan, bu süreçte hastalığı atlatan bireylerin rızası alınarak toplumu bilinçlendirici videoların yapılabileceğin, bu konuda kamu yararı olduğunu ifade etti.Prof. Dr. Nazife Güngör: Televizyonlarda herkes Korona uzmanıymış gibi konuşuyorİletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Nazife Güngör, konuşmasında şunları söyledi: “İnsanlar şu an evde ve bu süreci evde geçirecek fakat evde de sürekli televizyonun karşısındalar veya internetin başındalar. Korona’dan başka hiçbir gündem olmaması evde aileyle iletişimi ve panik durumunu çok fazla etkiliyor. İnsanlar korona ile yatıp korona ile kalkıyorlar. Evet, Eren hocaya katılıyorum, ama medyanın panik değil de duyarlılık oluşturması gerektiğini düşünüyorum.” Türkiye’de gazetecisinden sosyoloğuna ve psikoloğuna kadar herkesin birer Korona uzmanıymış gibi konuştuğunu ifade eden Güngör, “Herkes fikrini ortaya koysun ama bu işin bir de uzmanlık kısmı var, dolayısıyla bilgilendirmenin sağlıklı yapılması gerekiyor ve medyanın da toplumu duyarlı hale getirecek şekilde yayın yapması gerekiyor” dedi.Sosyolojik gözlem için zaman zaman sokağa çıkığını ifade eden Prof.Dr. Nazife Güngör, “Etrafta tek tük yaşlılara rastlıyorum ve etrafa suçluymuş gibi bakıyorlar, acaba nereden saldırı gelecek diye etrafı gözlemliyorlar. Dikkatimi çeken başka bir şey ise, insanlar birbirlerinin gözlerine bakmaktan korkuyor. Aslında istenilen şey sadece “sosyal mesafe”nin korunması, fakat insanlar birbirlerine bakmazlarsa virüs bulaşmayacakmış gibi garip iletişimsel formlar var” dedi.Prof.Dr. Süleyman İrvan: “Vakalar konusunda daha şeffaf olunması lazım”Söyleşinin moderatörü Prof.Dr. Süleyman İrvan, toplumda sağlık Bakanı’na yönelik bir güvenin oluştuğunu, ancak Bakanın her gün yaptığı açıklamalarda yeterince şeffaf olmadığını ifade etti. “Açıklamaların tam yapılmadığını gözlemliyoruz, hastalığa yakalananların yaşları, cinsiyetleri, hangi şehirde yaşadıkları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Sizce bu bilgilendirmeler daha şeffaf mı olmalı yoksa mevcut politika doğru mu?” şeklindeki sorusuna Prof.Dr. Nazife Güngör şu karşılığı verdi: “Yapılmalı mı tam emin değilim, bence önemli olan duyarlılık oluşturmamız, çünkü herkeste bir kuşku ve panik var. Gerçekten yapılan açıklamalar yeterince şeffaf olabilir veya olmayabilir bunu bilemeyiz. Bu bilgilerin açıklanıp açıklanmayacağını en iyi Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu bilebilir, bizim söyleyeceğimiz her şey spekülasyon olur.” Dr.Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay ise, “Evet ben de bu konuya değinmek istiyordum. Aslında ortaya çıkan yalan haberlerin ve güvenilmez bilgilerin en önemli sebebinin resmi kaynakların yeterince bilgi vermemesi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bu bilgi yokluğunda farklı kaynaklardan teyit edilmemiş bilgileri alıp haber olarak aktarıyorlar. Resmi kaynakların yaş, cinsiyet ve bulunduğu şehir gibi bilgileri insanların mahremiyetine girmeden paylaşması gerektiğini düşünüyorum” diyerek cevapladı.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Yaşlılar durumun ciddiyetini algılayamadılar”Söyleşide son konuşmayı yapan Doç.Dr. Feride Zeynep Güder, “Biz hep yaşlılardan bahsediyoruz. Neden hala dışarda dolaştıklarını sorguluyoruz, ama yaşlılar konusunda bilmemiz gereken, göz ardı etmememiz gereken bir şey var, yaşlılar dijital medyaya, sosyal medyaya doğrudan ulaşamadılar, hep ikincil kaynaktan ulaşan insanlar. Dolayısıyla olayın ciddiyetini gençler kadar hızlı bir şekilde algılayamadılar. Kaynakları evdeki gençler oldu, gençlerden bilgi alıp ondan sonra durdular” dedi. Doç. Güder konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tamamen post-truth dönemini yaşıyoruz, gerçeği tüm şeffaflığıyla söylese bile insanlar kaynağın güvenilirliğini sorgulamak bir yana algılamakta sorunlar yaşıyorlar. Ne kadar güvenilir bir kaynak olursa olsun hem sorgulamada hem de algılamada ciddi sorunlar yaşıyoruz.”Kaynak için: Haber Üsküdar

05 MAR 2020

Genç İletişimciler Yarışması’ndan Üsküdar İletişim’e 4 ödül

Genç İletişimciler Yarışması’ndan Üsküdar İletişim’e 4 ödül30. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’nda Üsküdar İletişim öğrencileri bir birincilik, iki ikincilik ve bir üçüncülük kazandılar.Bu yıl ilk kez Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Aydın Doğan Vakfı'nın (ADV) birlikte düzenlediği 30. Genç İletişimciler Yarışması'nın ödül töreni 4 Mart akşamı İstanbul Şişli'de bulunan Hilton Otelde yapıldı. Yarışmaya 36 üniversitenin iletişim fakültelerinden yazılı, görsel, işitsel ve internet yayıncılığı dallarında 486 öğrenci 537 projeyle katıldı. Seçici kurullar 21 üniversiteden 59 öğrencinin toplam 43 projesini ödüle değer buldu.Ödül töreninde Aydın Doğan Vakfı Kurucusu ve Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan ile eşi Sema Doğan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Aydın Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyeleri ile birlikte yarışmada jüri üyesi olarak görev yapan gazeteciler ve televizyoncular, yarışmada ödül kazanan üniversitelerin dekanları, öğretim üyeleri ve ödül alan öğrenciler katıldı.Arzuhan Doğan Yalçındağ: “Her habere anında ulaşmak istiyoruz”Ödül töreninde konuşan Aydın Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Arzuhan Doğan Yalçındağ, günümüzde iletişim teknolojilerinin yarattığı değişimlere dikkat çekti: “Son yıllarda çok sık gündeme gelen bazı sorular var. Medya nereye gidiyor, sosyal medya geleneksel medya için bir tehdit oluşturuyor mu gibi. Teknoloji son on on beş yılda insan davranışını bugüne kadar olduğundan çok daha fazla değiştirdi ve değiştirmekte de devam edecek. Bugün dünyada 5 milyarı aşkın insan mobil teknoloji kullanıyor, 4 milyar insan da mobil teknoloji kullanarak internete bağlanıyor. Çoğumuz sabah uyanınca ilk işimiz telefonumuzu elimize almak. Her habere, her içeriğe anında ulaşmak istiyoruz.”“Yeni bir medya düzeniyle karşı karşıyayız”Konuşmasında medyadaki değişimlere de değinen Doğan Yalçındağ şunları söyledi: “Geleneksel medyada bugün üretilen haber yarın okunuyor, oysa dijitalde anlık bir tüketim söz konusu. Öte yandan, vatandaş gazeteciliği zaten yükselişte. Tüm dünyada etkin medya devlerinin bile karşısında bugün artık fotoğraf çeken, video yollayan, haber yazan, blog tutan bireyler var. Dolayısıyla yeni bir medya düzeniyle karşı karşıyayız. Peki, internetin gelişmesi geleneksel medyayı yok mu edecek? Bana sorarsanız hayır. Çünkü medya herkesin tahmin ettiğinden çok daha dinamik bir sektör. Medya endüstrisi bu dönüşümün farkında. Geleneksel medya dijital medyayla bir arada yaşamayı öğrenmeye çalışıyor. Bunun için de kendini yenilemenin yollarını arıyor. Yeni medya düzeninde bireye odaklanmak, sadık bir kitle oluşturmaya çalışmak, okur ya da izleyici sayısını arttırmak önemli. Ama bence tüm bunların ötesinde medyanın dikkate alması gereken temel bir konu var, değerli içerik oluşturmak. Değerli derken, kaliteli, sorumlu, güvenilir demek istiyorum. Haberin teknolojiyle dönüşen yapısı, editöryal sorumluluğa ve gazetecilik etik kodlarına uyulmasını her zamankinden daha fazla gerektiriyor. Unutmayalım ki sosyal medyanın her yerde olmasına karşın geleneksel medya gücünü güvenilir olmaktan alıyor.”“20 bine yakın öğrenci bu yollardan geçti”Konuşmasında ödül kazanan öğrencilere de seslenen Arzuhan Doğan Yalçındağ, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler yarışmasına gösterdiğiniz ilgi bizi sonsuz mutlu ediyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Yarışmamızın ilk yılıında 6 üniversiteden 116 öğrenci bu yarışmaya katılmıştı. Bugün ise 40'a yakın üniversiteden 537 proje ile başvuru yapıldı. Bugüne kadar 20 bine yakın öğrenci 15 binden fazla projeyle bu yollardan geçti. Bu öğrenciler arasında bugün medyada önemli pozisyonlara ve büyük başarılara imza atmış isimler de var. Geçmişten bugüne yarışmamıza katılan herkese çok teşekkür ediyorum. Sevgili gençler, gazetecilik günümüzde farklı bir şekle bürünüyor ama iletişim hep aynı kalıyor. Samimiyet, gerçeklik ve empati kurma gücü her zamanki gibi olmazsa olmaz kriterler arasında. Kariyerinizin ilk adımlarından itibaren bunlara sıkı sıkı sarılın. Başarının temel sırrı kısmı sevdiğiniz işte çalışmak ve işinizi tutkulu bir şekilde yapmaktır".Turgay Olcayto: “Gazetecilik çok onurlu bir meslektir”Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto da törende yaptığı konuşmada ödül alan genç iletişimcilere seslendi: "Sevgili genç iletişimci kardeşlerim, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak Aydın Doğan Vakfı'nın 30 yıla yakın, ki bu sene 30'uncu yılını kutluyoruz, yaptığı Genç İletişimciler Yarışması’na katkıda bulunmak, ona ortak olmak Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu adına gerçekten bir gururdur ve bunu en iyi şekilde sürdüreceğimize inanıyorum.” Konuşmasında Türkiye’de gazeteciliğin çok iyi günlerden geçmediğini ifade eden Olcayto, “Ama gazeteci olarak asla umudumuzu kaybetmiyoruz” dedi. Olcayto, “Gazetecilik dürüst yapıldığı zaman, evrensel gazetecilik ilkelerine uyulduğu zaman çok onurlu bir meslektir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.Güneşe Dokunan Kadınlar’a birincilik ödülüİnternet Medya Sitesi kategorisinde birinciliği, danışmanlığını Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Dapiapis’in yaptığı,  Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencileri Ece Özipek, Nuriye Serenay Özkan ve Büşra Kaplan’ın Güneşe Dokunan Kadınlar projesi kazandı.  Jüri, “Toplumun bilinen yarasını ele alışı ve kadınları yüreklendirmesi ve bilinçlendirmesi sebebiyle” bu çalışmayı birinciliğe değer gördüğünü ifade etti.Veri gazeteciliği sitesine ikincilik ödülüÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü mezunu Sema Kahriman Gökçe, mezuniyet projesi olarak hazırladığı veri gazeteciliği sitesi Veriyle.com ile İnternet Sitesi kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı. Ödül gerekçesinde, “Zengin ve değerli içeriği yalın bir tasarım ile sunması sebebiyle” ifadelerine yer verildi.Hayata Dair Hikayem’e ikincilik ödülüÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü mezunu Nilay Tuğçe Bostancı, “Hayata Dair Hikayem” isimli kişisel blog sitesi ile Blog kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı. Ödül gerekçesinde, “Yaşanmış bir hikayeyi tüm insanlara ilham vermesi için pozitif bir bakış açısı ile ele alması sebebiyle” ifadelerine yer verildi.Üsküdar’da Hediye Var’a üçüncülük ödülüÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencileri Elif Sena Demiroğlu, Meliha Balaman, Muhammet Şahan Şengül ve Lütfiye Öztunç, Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay’ın danışmanlığında gerçekleştirdikleri “Üsküdar’da Hediye Var” isimli transmedya projesi ile üçüncülük ödülünü kazandılar. Ödül gerekçesinde, “Kurgunun sunumu ve ticarileştirilmeye açık olması sebebiyle” ifadelerine yer verildi.  Ödül alan Üsküdar İletişim öğrencileri hocalarıyla birlikte.Kaynak için: Haber Üsküdar

30 OCA 2020

Yeni Medya ve Gazetecilik mezuniyet projeleri jüri önünde

Yeni Medya ve Gazetecilik mezuniyet projeleri jüri önündeÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencileri, mezuniyet projesi olarak hazırladıkları gazete ve haber sitelerini jüri önünde sundular.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencileri, bölüm başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, Dr. Öğretim Üyesi Yıldıray Kesgin, Dr. Öğretim Üyesi Eren Ekin Ercan ve Araş. Görevlisi Selin Maden’den oluşan jüri önünde, hazırladıkları gazeteleri ve haber sitelerini sundular. Jüri üyelerinin bireysel değerlendirmelerinin ortalamaları öğrencilerin proje notu olarak belirlendi.Yirmi bir gazete, otuz dört haber sitesiMezuniyet çalışması olarak basılı gazete hazırlamayı seçen öğrencilerin ağırlıklı olarak kültür-sanat, spor ve teknoloji temalarını seçmeleri dikkati çekti. Basılı gazetelerin danışmanlığını Dr. öğretim Üyesi Yıldıray Kesgin yaptı.Baran Demirkaya, AKIM isimli spor gazetesini tanıttı. Yaşar Yılmaz, BEYOĞLU SANAT isimli gazetesi hakkında bilgi verdi. Neslinur Zeynep Mutlu, GASTE isimli genel haberlere yer veren gazetesini anlattı.Onat İskenderoğlu, BAKIŞ isimli gazetesi hakkında bilgi verdi.Ozan Uzuner, PIRILTI adını verdiği gazetesini tanıttı.Zeynep Kasımoğlu, DEGRADE isimli kültür sanat gazetesini anlattı. Tuğberk Kan, ÇUKUROVA SPOR isimli spor gazetesi hakkında bilgi verdi.Yiğit Serim, TAM 90 adını verdiği spor gazetesini anlattı.Şura Yıldırım, HASBİHAL adını verdiği röportaj ağırlıklı gazetesini tanıttı. Yasin Karka, HABERAFTER adını verdiği gazetesi hakkında bilgi verdi.Mertcan Deniz, EKSPOR PLUS isimli spor gazetesini tanıttı.Hasan Zahid Ezim, GAZETE BURJUVA isimli gazetesi hakkında bilgi verdi.Ebru Aktaş, ESİNTİ isimli gazetesini tanıttı.Burcu Aydur, GAZETE PERSPEKTİF isimli kültür sanat gazetesini anlattı.Mücahit Çam, OKU adını verdiği spor gazetesini anlattı.Rabia Yılmaz, YAZGI adını verdiği gazetesi hakkında bilgi verdi.Orkun Genç, YENİ NESİL isimli gazetesini anlattı.Ozan Kaplangil, ELZEM adını verdiği gazetesini anlattı.Halil Kocacı, OFSAYT adını verdiği spor gazete hakkında bilgi verdi.Ömer Cenik, SPORCE adını verdiği spor gazeteni anlattı.Dicle Filiz, YENİHABER isimli gazetesini tanıttı.İkinci ve üçüncü günde haber siteleri tanıtıldıDanışmanlıklarını Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal'ın yaptığı öğrenciler genel ve tematik niteliklerdeki haber siteleri hakkında bilgiler verdiler. Elif Çiftçi, Ziggur-art adını verdiği haber sitesini anlattı.  Şahan Şengül, Mizanpaj Haber isimli haber sitesini anlattı.Nilay Çekiç, Moon Media isimli, sosyal medya haberlerine yer veren sitesini tanıttı.Cihan Balaman, Doğrusu isimli kültür sanat haberleri ağırlıklı sitesi hakkında bilgi verdi.Dilara Yıldırgan, DuyaNewsBlog adını verdiği haber sitesini tanıttı.  Azad Önel, Futbola Dair isimli, futbol haberlerine yer veren haber sitesi hakkında bilgi verdi.Ahmet Zeren, Zeren News isimli haber sitesini tanıttı.Lütfiye Öztunç, Spontane Haber isimli haber sitesini anlattı.Mahmut Mert Özkan, HABERKOP isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi. Sara Nur Güller, Voleybol Üzerine isimli, voleybol haberlerine yer veren sitesi hakkında bilgi verdi.Ege Bayraktar, Haber70 isimli haber sitesini anlattı.Vildan Özner, Verigrafi isimli, veri gazeteciliği yaptığı haber sitesi hakkında bilgi verdi.Volkan Akyol, ESPOR isimli e-spor haberleri içeren sitesini anlattı.Burak Cengiz Çelik, Çelik Haber isimli haber sitesini tanıttı. Gözde Nur Güven, Görmen Lazım isimli, ağırlıklı olarak gezi haberlerine yer veren haber sitesi hakkında bilgi verdi.Recep Kartal, Haberdal Ol isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Ferhat Çınar, Amigo Taraftar isimli, spor haberlerine yer veren sitesi hakkında bilgi verdi. İzel Çelik, Haber'SİZ isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Doğukan Orhan, Tez Haber isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Özlem Tezel, Kozmoposta isimli, kozmetik haberlerine ağırlık verdiği haber sitesi hakkında bilgi verdi. Fatih Mehmet Ceylan, Güncel Haber isimli haber sitesini tanıttı.Mehmethan Özcan, Biihaber isimli sitesini anlattı.Caner Özer, Haberin Var isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Ercan Başaran, Arka Plan isimli haber sitesini anlattı.Şaban Pişkin, Magavizyon isimli, magazin haberleri içeren sitesini anlattı.Arif Çakmak, Enekonomi isimli ekonomi haberlerine yer veren sitesi hakkında bilgi verdi.Çağatay Gül, Teknostation isimli, teknoloji haberlerine yer veren sitesini anlattı.Aytuğ Muhammed Göktaş, TeknoKonik isimli teknoloji haberleri içeren sitesi hakkında bilgi verdi.Halil Ekinci, 4 Mevsim Haber isimli sitesi hakkında bilgi verdi.Ayşegül Güner, Yaşam, Sağlık ve Spor isimli haber sitesini anlattı.Kübra Betül Doğan, HABERLERBURADAA isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Berat Aydoğdu, Time Follow isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Nazlı Aydın, Aydın Haberler isimli haber sitesi hakkında bilgi verdi.Zahide Özçelik, Öz Haber isimli haber sitesini anlattı.Yeni Medya ve Gazetecilik jürisi 3 gün boyunca projeleri değerlendirdi Öğrenciler hem sunum yaptı hem de arkadaşlarının sunumlarını izledilerKaynak için: Haber Üsküdar

24 OCA 2020

Sarı Yelekliler tez konusu oldu

Sarı Yelekliler tez konusu olduDemirören Haber Ajansı (DHA) dış haberler editörü Galip Eraydın, Üsküdar Üniversitesi'nde tamamladığı yüksek lisans tezinde Sarı Yelekliler protestolarının medyada çerçevelenme biçimlerini inceledi.Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman İr-van'ın danışmanlığında tez çalışmasını tamamlayan DHA dış haberler editörü Galip Eraydın, "Protestoların Çerçevelenmesi: Sarı Yelekliler ve Türk Medyası" başlıklı tezinde, Fransa'da 17 Kasım 2018 tarihinde başlayan ve halen devam eden protestoların, ilk bir ayında Türk medyasında nasıl yer aldığını irdeledi. Tezini Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü'nden Prof. Dr. Süleyman İrvan, Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Coşkun ile İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Övünç Meriç Fermanoğlu önünde sunan Galip Eraydın, tez savunmasında başarılı bulundu.6 gazetede toplam 302 haberAraştırmanın örneklemine Birgün, Cumhuriyet, Hürriyet, Sabah, Sözcü ve Star gazetelerini dâhil eden Galip Eraydın, bu gazetelerin internet sitelerinde 17 Kasım-17 Aralık 2018 tarihleri arasında yayımlanan 302 haberi inceledi. Araştırma bulgularına göre gazetelerin en çok Sarı Yelekliler protestolarının "ekonomik sonuçlar"ına odaklandığını ifade eden Eraydın, bu genel çerçeveyi protestoları "çatışma" üzerinden aktaran çerçevenin izlediğini ifade etti. Diğer çerçeveler ise "sorumluluk atfı", "insani ilgi" ve "ahlakilik" şeklinde sıralandı.Galip Eraydın, sadece genel çerçevelere odaklanmadığını, protestolara özgü çerçevelere de baktığını belirtti. Buna göre, incelenen gazetelerde en çok protesto eylemlerinin genel durumu hakkında bilgiler veren haberler yayımlandığını, "eylemler büyüyor", "savaş alanı", "umutsuzluk" gibi başlıklarla eylemlerin sunulduğunu ifade etti. Genel durum çerçevesini "eylemci şiddeti" çerçevesinin izlediğini aktaran Eraydın, eylemcilerin şiddete başvurduklarını, taş, bilye attıklarını, arabaları ateşle verdiklerini, sokakları karıştırdıklarını vurgulayan haberlerin en çok Sabah ve Hürriyet gazetelerinde yayımlandığını belirtti. Üçüncü sırada "polis şiddeti" çerçevesinin kullanıldığını vurgulayan Galip Eraydın, polisin göstericilere karşı güç kullandığını, biber gazı, göz yaşartıcı gaz, ses bombası, tazyikli su kullandığını aktaran haberlerin en çok Birgün ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımlandığını, bu iki gazeteyi Hürriyet'in takip ettiğini söyledi.Gazeteler protestoları ajanslardan takip ediyorAraştırmada haberlerin kaynaklarına da bakan Galip Eraydın, 302 haberin 114'ünün kaynak belirtilmeden aktarıldığını, kaynağı belirtilen haberlerde ilk sırayı 97 haberle AA'nın aldığını, bu ajansı 33 haberle İHA'nın, 23 haberle DHA'nın izlediğini, gazetelerin kendi muhabirleri aracılığıyla yaptıkların haberlerin ise 21'de kaldığını belirtti. Bu durumun gazeteler açısından, ajanslar tarafından çerçevelenen haberlerin aktarılması anlamına geldiğini, gazeteler arasında benzerliklerin fazla olmasının nedeninin ajans haberleri olmalarından kaynaklandığını ifade etti.Betimleyici başlıklar çoğunluktaHaber başlıklarını da inceleyen Galip Eraydın, 181 haberin protestoları ve açıklamaları betimleyen başlıklarla verildiğini, 97 haberin yorumlayıcı başlıkla aktarıldığını, 24 haberde ise alıntı başlıklara yer verildiğini aktardı. Türk medyasının genelde protestoları betimleyici şekilde vermesinin içeriğe de yansıdığını ifade eden Galip Eraydın, 302 haberin 275'inin "nesnel" biçimde aktarıldığını, sadece 27 haberin "öznel" olarak kodlandığını belirtti. Gazetelerin Sarı Yelekliler protestolarını büyük ölçüde olay odaklı (epizodik) aktardıklarını vurgulayan Eraydın, sadece 46 haberin konu odaklı (tematik) bir yaklaşıma sahip olduğunu belirtti. Bu durumun, genel bir habercilik problemi olduğunu ifade eden Eraydın, "gazeteciler sorunları olaylar üzerinden aktarmayı daha kolay buluyor" dedi.Kaynak için: Haber Üsküdar

11 OCA 2020

Üsküdar İletişim’de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Paneli düzenlendi

Üsküdar İletişim’de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Paneli düzenlendiÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü ile Uluslararası İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği’nin (UİGAD) ortaklaşa düzenlediği 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Paneli’nde medyanın sorunları ele alındı.Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü ile UİGAD tarafından ortaklaşa düzenlenen 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Paneli, Üsküdar Üniversitesi Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın yaptığı panelde UİGAD Genel Sekreteri Selçuk Taşdemir, UİGAD Genel Başkan Yardımcısı İpek Yiğit, Milat gazetesi köşe yazarı Fırat İpek ve Konya Yenigün gazetesi köşe yazarı Mehmet Ali Elmacı medyanın sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundular.Panele; Sultanbeyli Kaymakamı Metin Kubilay, Sultanbeyli Belediye Başkan Yardımcısı Faruk Lafçı, Sultanbeyli Esnaf Odası Başkanı Ömer Erdoğan ve başkan vekili Erol Koç, Show TV Haber Müdürü Rıdvan Bıyık, Gazeteci Yazar Fikri Akyüz, Gazeteci Yazar Soner Kartal, Stratejist Alper Esen, Anadolu 2071 Dernek Başkanı Bekir Tiryaki, Av. Serra Taşköprü, UİGAD Başkan Vekili Binnur Güvener, UİGAD Genel Saymanı Serpil Ayan, UİGAD Genel Başkan Yardımcısı Gökhan İzgi, UİGAD Yönetim Kurulu Üyeleri Savaş Karan, Cansu Güney ve Özgür Bülbül, UİGAD İstanbul İl Başkanı ve Marmara Bölge Sorumlusu Emrullah Güvener, UİGAD Üyesi Amine Öncül, Cansu Tv Yönetim Kurulu Başkanı Cihan Güney, İletişim Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.Prof. İrvan: “Gazetecilere sağlanan hakların çoğu yok oldu”Panelin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Bugünün gazetecilik mesleği açısından çok önemli bir gün olduğunu düşünüyorum. UİGAD ile bu önemli günde bir panel düzenlemek istedik. Aynı zamanda da UİGAD’ın UİGAD Akademi olarak ilk etkinliğini de düzenlemiş oluyoruz. 10 Ocak 1961, gazeteciler açısından çok önemli olan 212 sayılı Basın İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihtir. Bu kanun gazetecilere çeşitli haklar ve güvenceler sağlaması nedeniyle Türk gazeteciliği için çok önemlidir. Ancak ilerleyen süreçlerde yasada yapılan değişiklikler nedeniyle o gün gazetecilere sağlanan haklardan büyük çoğunluğu bugün yok. Gazetecilerin haklarına ilişkin mücadelenin çalışan gazeteciler ve gazetecilik eğitimi veren fakülteler tarafından sürdürülmesi gerekmektedir” dedi. İnternet gazeteciliğinin kendine özgü sorunları olduğunu vurgulayan Prof. İrvan, UİGAD ve diğer gazetecilik örgütlerinin internet gazetecilerinin gazeteci sayılabilmeleri için büyük çaba gösterdiklerini ifade etti. İrvan, "İnternet gazetecilerinin yasal anlamda sarı basın kartı alabilmeleri, diğer haklardan yararlanabilmeleri, gazeteci sayılabilmeleri için çaba göstermek gerekiyor. Umarım önümüzdeki süreçte bunlar başarılır” dedi.Selçuk Taşdemir: “Basın etiği ve mesleki denetim açısından öne çıkacağız”UİGAD’ın kuruluş sürecine ve çalışmalarına değinen UİDAD Genel Sekreteri Selçuk Taşdemir, “UİGAD’ı 31 Ağustos 2018 tarihinde kurduk. Kısa sürede örgütlenmeyi sağlayarak 500’e yakın haber sitesi üyemizle yolumuza devam ediyoruz. Şu anda internet gazeteciliğinin ciddi anlamda sorunları var. İnternet gazetecileri gazeteci olarak sayılmıyor ve 212 sayılı yasada yer almıyor. Bununla ilgili olarak derneğimizin Ankara’da ciddi çalışmaları var. Süleyman İrvan hocamızın da katkı yaptığı internet gazeteciliği yasası ile ilgili 22 maddelik çalışmamız parlamentoda alt komisyonda gündemde ve önümüzdeki günlerde de meclisin gündeminde olacak” dedi. Türk medyasının sorunlarını da dile getiren Taşdemir, “Dış haberlerde büyük sıkıntılarımız var, çünkü dış haberleri yapacak temsilcilikler yok ya da yetişmiş elemanımız bulunmuyor. Bunların dışında haber yaparken milli ve manevi değerlere önem göstermek zorundayız çünkü ortak paydamız vatanımız, milletimiz, bayrağımızdır. İnsanların siyasi görüşleri olacaktır ve olmalıdır. Bunlar bizim için zenginliktir ama hiçbir zaman ötekileştirmek için bir sebep değildir. Biz derneğimizi kurarken basın etiği ve mesleki denetim açısından öne çıkmayı hedefledik. Çünkü internet mecrasının ucu bucağı yok. Bununla alakalı da önemli çalışmalar yapıyoruz. Üsküdar Üniversitesi’ne de bize verdikleri desteklerden ötürü teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.Fırat İpek: “Gelenekçiler ile yenilikçiler arasında bir savaş yaşanıyor”Geleneksel medya ile yeni medya arasındaki olumlu ve olumsuz yönleri irdeleyen Milat gazetesi köşe yazarı Fırat İpek, “Yazılı basın olarak nitelendirdiğimiz basılı gazeteler biterse o mecrada çalışan uzman gazetecileri kaybederiz ve gazetecilik namına hiçbir şey kalmaz. Çünkü sosyal medya dediğimiz mecra günümüzde çok tartışılıyor. Şu an gelenekçiler ile yenilikçiler arasında bizim göremediğimiz, duyamadığımız ya da bilmediğimiz veya hayatın akışında es geçtiğimiz bir savaş yaşanıyor. Yaşanan süreçte yazılı basının da matbu basının da kendini evrimleştirme sürecini tamamlamak zorunda olduğunu görüyorum. ‘Bu evrimleşme süreci nedir?’ diyecek olursanız kesinlikle gazetelerin kapatılması değildir. Çünkü gazetelerde yetişen insanlar hakikaten gazetecilik mesleğini uzmanlaşarak icra eden insanlardır. Bunu şu anda deneyimleyemediğimiz için yeni medyada yetişenlerin nasıl bir gazeteci olacakları tamamen bir muamma. Şimdi baktığımız zaman matbu basında yazarlar ve editörler vardı. Bu kişiler haberlerin doğruluğunu teyit ettikten sonra haberi nitelikli bir şekilde yazar ve okur ile buluşturulmasını sağlardı. Yeni medyada gelinen son noktada ise durum böyle değil. Her şey anlık yaşanıyor ve artık her birey gazeteci oldu. Burada ‘Haber doğru mu?’ sorusu ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra yeni medya ortamlarında üretilen haberlerde, bu haber paylaşıldı ama kişiye, topluma zarar veriyor mu diye hiç düşünülmüyor” ifadelerini kullandı.İpek Yiğit: “Türkiye teknolojiye biraz cahil yakalandı”İnternet gazeteciliğine ilişkin en büyük sorunun yalan habercilik olduğunu söyleyen UİGAD Genel Başkan Yardımcısı İpek Yiğit, “İnternet gazeteciliğinin sorunlarını ele alırken aynı zamanda çözümleri de hep birlikte konuşmak için buradayız. Bizim toplumumuzda şöyle bir handikap var. Hep sorun konuşuyoruz, hep eleştiriyoruz, hep problem üretiyoruz ama çözüm noktasında hiç kimsenin söyleyecek bir sözü yok. UİGAD kurulduğu günden bu güne meclise gittik ve çeşitli ziyaretler gerçekleştirdik. İnternet gazeteciliğine ilişkin sorunları dile getirdik. Sorunlar arasında ilk sıralarda yer alan yalan haberlerin herkesi derinden etkilediğini ifade ettik. Yalan haberlerin düzeltilmesinin çok zor olduğunu ve çok hızlı yayıldığını belirttik. Onlar da bu konudan muzdarip olduklarını söylediler. Peki biz bu konuya neden çözüm bulmuyoruz? Çünkü Türkiye teknolojiye biraz cahil yakalandı, hazırlıklı değildik. Hazırlıklı olmadığımız için de teknolojiyle mücadele yapamıyoruz. Bu kanunu çıkarmamız için bizim profesyonel ekipler kurup, bu ekiplerle toplumun bu anlamdaki algılarını iyi yönetmemiz lazım. UİGAD olarak bunu başarmanın kapılarını açmak istiyoruz. Bu anlamda gazetecilik öğrencilerimizin de desteğiyle sizin geleceğinizi kurtarmak için bir şeyler yapacağız” dedi. Yenilikçi gazeteciliğin geleneksel gazeteciliğe kıyasla daha iyi olduğunu ifade eden Yiğit, “Ben yenilikçi gazeteciliğin, geleneksel gazetecilikten çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni ise sıcak haber olarak adlandırdığımız bir haberciliği hayatımıza sokması. Ancak bu habercilik türünü iyi yönetebilmeliyiz. İyi yönetemezsek bizlere zarar verir. Geleneksel ve yenilikçi gazetecilik arasında çeşitli farklar bulunuyor. Bunlardan biri de hızlı haberciliğe imkân tanımasıdır. İnternet gazeteciliği ile yeni neslin önünü açıp dünyaya haberleri daha hızlı yayabileceğiz” ifadelerini kullandı.Mehmet Ali Elmacı: “Hem yazılı basın hem de internet medyası devam ettirilmelidir”Yerel medyanın gazetecilik için büyük önem arz ettiğini vurgulayan Konya Yenigün gazetesi köşe yazarı Mehmet Ali Elmacı, “Yenilikçi medya ile geleneksel medyayı özellikle de yerel gazeteler konusunda bir arada götürmekten yanayım. Türkiye’de kayıtlı 15 bin yerel medya çalışanı ve çok sayıda kayıt dışı çalışan gazeteci var. Yerel medyaları yaşatacağız ki yeni mezun olan gazeteciler iş sahibi olabilsinler. Özgür gazetecilikten bu sorunu çözdükten sonra bahsedelim. Önce gazetecilik mesleğini yaşatacağız, sonra soracağız ‘Gazetecilik mesleği özgür müdür?’ diye. ‘Ne kadar özgürüz?’ diye makaleler yazılıyor ama ortada gazetecilik yok ve gazetecilik bitmiş. Yerel gazeteleri ayakta tutamadığımız sürece yeni gazeteci olan kardeşlerimiz işsiz kalacak ve işsizler ordusuna dahil olacaklar. Yerel gazetelerdeki patronculuk anlayışını da yok etmemiz gerekiyor. On kişi ile yapılacak işi beş kişi ile yapayım ve daha çok para kazanayım düşüncesini ortadan kaldırmamız lazım. Gazetecilik yapacaksanız mutlaka kurumsal olacaksınız. Matbu gazeteler her şeyden önce tarihi birer vesikadır. Yazılı basın kesinlikle bitmez. Bitmemesi için de UİGAD, Konya Gazeteciler Cemiyeti gibi sivil toplum kuruluşları olarak ciddi çalışmalar yapıyoruz. Ben tekrar altını çizerek söylüyorum, yerel gazetecilik ve matbu gazetecilik bitirilmemelidir. Kurumsal anlamda hem yazılı basın hem de internet medyası devam ettirilmelidir” dedi.Metin Kubilay: “Çalıştığım her yerde basın mensuplarının büyük katkılarını gördüm” Yerel gazeteciliğin kamuoyunun doğru bilgilendirmesinde çok önemli bir fonksiyonu olduğunun altını çizen Sultanbeyli Kaymakamı Metin Kubilay, “Öncelikle tüm gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutluyorum. Bu güzel panelin gerçekleştirilmesinde emeği geçen UİGAD’a ve Süleyman İrvan’a teşekkürlerimi iletiliyorum. Ben 28 yıllık bir kaymakam olarak Türkiye’nin her bölgesinde çalıştım. Çalıştığım her yerde de basın mensuplarının, gazeteci arkadaşlarımızın büyük desteklerini, büyük katkılarını gördüm. Yürüttüğümüz birçok proje faaliyetinde gerek kamuoyunun doğru şekilde bilgilendirilmesinde gerek kamuoyunun projelere desteğinin sağlanmasında çok önemli katkılarını müşahede ettim. Türkiye’nin her bölgesinde özellikle yerel gazetelerde çalışan arkadaşların ne kadar özveriyle çalıştıklarına ve fedakârca görev yaptıklarına tanıklık ettim. 28 yıllık görevim süresince çok sayıda gazeteci arkadaşla kurmuş olduğum ve hâlâ devam eden dostluğum var. Bundan da ayrı bir memnuniyet duyuyorum” dedi.Prof. Nazife Güngör: "Neyi, nasıl söyleyeceğimizi çok iyi organize etmemiz lazım"Panelde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakütesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör de bir değerlendirme konuşması yaptı. Bir gazetecinin düşünceyi ifade ederken kendisini çok iyi organize etmesi gerektiğini vurgulayan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör, “Tarafsızlık, taraflılık, objektiflik gibi konular zaman zaman karıştırılabiliyor. Her bir gazetecinin, her bir akademisyenin yani aslında düşünceyle uğraşan her insanın işi çok zordur. Çünkü düşünce beyinden çıkarken birtakım sorunlar oluşturuyor. Bilginin ne kadarını açığa çıkarmalıyız? Her düşünceyi her yerde söylemeli miyiz? Yoksa bazı şeylere kısıtlama mı getirmeliyiz? Kısıtlama getireceksek kimin adına getirmeliyiz? Düşünceyle uğraşan insanların düşüncelerini ifade ediş sürecinde çok iyi organize etmeleri gerekiyor. İşte o iyi organizasyonda acaba ben bu düşünceyi dışa vururken ne yapmak istiyorum? Kime ne faydam olacak? Çünkü iletişimcinin, gazetecinin belki en büyük misyonlarından biri de içinde bulunduğu dünyaya bir değer katmak, düşünsel bir değer katmak, içinde yaşadığımız topluma katkıda bulunmak, aydınlatmak, bilgilendirmek. Dolayısıyla bunlar bize misyon olarak tanımlanmışken, o süreçte bütün bu yazıp çizdiklerimizi, konuştuklarımızı organize ederken çok dikkatli olmalıyız. Ama burada tabii ki hassasiyetlerimiz var. Süleyman İrvan hocamızın söylediği etik konusu çok büyük bir hassasiyet bizler için. Nerede duracağımızı, neyi nasıl söyleyeceğimizi çok iyi organize etmemiz lazım. Diğer taraftan özgürlük kavramı da çok önemli ve çok hassas bir kavram. Nereye kadar özgür olacağız? Özgürlükler de sınırlandırılmıştır yasalarla. Aslında kişilerin özgürlük alanı başkalarının özgürlük alanını sınırlandırmayacak yere kadar uzanmalı. Rahatça konuşabilmeli ve düşünebilmeliyiz. Söylediğimiz şeylerden dolayı başımıza bir şeyler gelmemesi konusunda rahat olmamız, özgürlük alanımızdır” dedi.Etkinlik, plaket ve çiçek takdimlerinin ardından, toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

11 OCA 2020

Üsküdar İletişim öğretim üyeleri Çalışan Gazeteciler Günü'nü değerlendirildi

Üsküdar İletişim öğretim üyeleri Çalışan Gazeteciler Günü'nü değerlendirildi.10 Ocak 1961’de 212 sayılı 'Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un Resmi Gazete'de yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan gelişmeler, 10 Ocak tarihinin çalışan gazeteciler günü olarak kutlanması ile sonuçlandı. O zamandan beri kutlanmaya devam eden 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün anlam ve önemini Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenlerinden dinledik. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Dr. Öğr. Üyesi Eren Ekin Ercan, Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay ve Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ne ilişkin düşüncelerini bizimle paylaştılar.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Çalışan gazetecilerin çok fazla sorunu var”10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü bağlamında gazetecilerin çalışma koşullarının belli ölçüde iyileştirmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nazife Güngör şunları söyledi: “Gazetecilik, toplumu ve insanlığı aydınlatma ve bilgilendirme üzerine kurulu, sorumluluğu çok fazla olan bir meslek. Ancak çalışan gazetecilerin çok fazla sorunu var. Bu kadar büyük ve önemli bir mesleğin koşullarının iyi olması gerekir. Bilinçli gazeteciler yetiştirmeyi hedefleyen bir iletişim fakültesi olarak 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde belli etkinlikler düzenliyoruz. Bu meslekte işin mutfağında çalışmış deneyimli çok sayıda muhabir var. Bence mesleğin muhabirlik düzeyinden başlayarak çalışan gazeteciyi korumak, koşullarını iyi tutarak en üst düzeye çıkarmak gerekiyor. Etik anlamda pek çok gazeteci, çalışma koşulları anlamında gerekli asgari düzeyine bile sahip olmaması dolayısıyla bu sorun başlıyor. Pek çok gazeteci etik anlamda kuralları çiğnemeyerek, gazeteci mesleğinden taviz vermiyorlar. Ancak herkes aynı iradeye sahip olamıyor. Çünkü ekonomik, politik yollardan medet umuyorlar. Basın çevreleri, toplum çevreleri, siyasi çevreleri ve ekonomi çevresinde bir etik bilinç oluşturmak gerekiyor.” Prof. Dr. Süleyman İrvan: “10 Ocak, gazetecilerin mesleklerine ve haklarına sahip çıkışlarını hatırlatan bir gün”10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün ortaya çıkışına değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, “10 Ocak, çalışan gazetecilerin mesleklerine ve haklarına sahip çıkışlarını, gazeteciliğin ana amacını, ne için yapılması gerektiğini hatırlatan bir gün. 10 Ocak tarihi Türk gazeteciliği için önemli bir gün, çünkü 10 Ocak 1961’de 212 sayılı ‘Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’ Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa, gazetecilere önemli haklar ve güvenceler sağlıyordu. Bekleneceği üzere yasanın, kendine zorluklar getirdiğini düşünen gazete patronları çıkarları söz konusu olunca bir araya geldiler ve yasaya karşı çıktılar. Bu olaydan sonra patronlar protesto amaçlı olarak üç gün boyunca gazete yayımlamayacaklarını da duyurdular. Bu gazeteler ve patronları şunlardı: Akşam (Malik Yolaç); Cumhuriyet (Nadir Nadi); Dünya (Falih Rıfkı Atay); Hürriyet (Erol Simavi–Haldun Simavi); Milliyet (Ercüment Karacan); Tercüman (Kemal Ilıcak); Vatan (Ahmet Emin Yalman); Yeni İstanbul (Habip Edip Törehan); Yeni Sabah (Safa Kılıçoğlu). Ancak aynı gün gazeteci örgütleri hemen harekete geçerek ‘Basın’ isimli gazete yayımlama kararı aldılar. Üç gün süresince yayınlanan Basın gazetesinin 11 Ocak tarihli manşeti ‘Daima Halkın Hizmetindeyiz’ şeklindeydi. Keşke basın hep böyle kalabilseydi” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Eren Ekin Ercan: “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü bir kutlamadan çok; sorunlar, sorumluluklar, etik ve demokrasinin irdelendiği bir gündür”10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü bir kutlamadan çok; sorunlar, sorumluluklar, etik ve demokrasinin irdelendiği bir gün olarak nitelendiren Dr. Öğr. Üyesi Eren Ekin Ercan, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün kökeni, esas olarak 1961-1971 yılları arasında, tüm eleştirilere karşın basın özgürlüğü anlamındaki en özgün yasalardan birine yaslanmaktadır. Öyle ki, 1970’lerin siyasi çıkmazlarının da bu dönemde yeşeren çoksesliliğin bir uzantısı olduğunu görüyoruz. Pek çok mesleki ve özlük haklarının tanındığı dönem günümüze kadar uzanan süreçte kazanılmış hakların kaybedildiği bir neticeye bizi getiriyor. Dolayısıyla 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü bir kutlamadan çok; sorunlar, sorumluluklar, etik ve hepsinden çok, Edmund Burke’nin belirttiği gibi, dördüncü güç olan medya vesilesiyle demokrasinin irdelendiği bir gün olarak karşımıza çıkıyor. Basitçe ‘basın özgür olmalıdır’ diyip geçtiğimiz cümlenin manası, bilhassa bizim coğrafyamızda 24 Temmuz Basın Bayramı ile birlikte önemli tarihsel kırılmalardan biridir. Bu kırılmayı yaratan ise, modernleşmenin ayrılmaz bir parçası olan ve kamu adına güç odaklarını takip eden, irdeleyen, oralardan halka çeşitli bedeller ödeyerek özgürce ve objektif bir şekilde haber ve bilgiyi aktaran basının oynadığı tarihsel roldür. 1990’lardan itibaren giderek kapitalistleşen basınımızın sahiplikten kaynaklı yoğunlaşmalar, baskı, etik ve yandaşlık gibi önemli sorunları olsa da; özgün, zengin, etik ve insan hak ve onurunu baz alan gazeteciliğin hala bir değeri var. Böylesi haberler ister matbu gazetede isterse de internet medyasında yayınlansın, hala bir değeri var” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay: “Gazetecilik mesleğinin itibarının korunması gerekiyor”Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay günün anlam ve önemine ilişkin olarak, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Türkiye’ye özel bir gün. Türkiye’deki gazetecilerin hak ve yasal güvencelerine dair 212 sayılı kanunun Resmi Gazete’de yayınlanmasının yıl dönümüdür. Bu vesileyle bu hakların hatırlanması, altının çizilmesi ve bu mesleğin itibarının korunması gerekiyor. Gazetecilerin özgürce ve meslek ilkelerine uygun bir biçimde  işlerini yapabiliyor  olmaları bir ülkede demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Kurumlarda ya da alternatif platformlarda demokrasiyi işler kılmak için emek veren tüm gazetecileri kutlarım”  şeklinde konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin: “Gazeteler kapansa da gazetecilik ölmeyecektir”Gazeteciliğin hiçbir zaman ölmeyeceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin, “Gazetecilik aslında hiçbir zaman ölmeyecektir. Çünkü insanların haber alma merakı hiçbir zaman bitmeyecektir. Bence gazetelerin kapanıyor olması kötü bir şey değil. Çünkü en azından kağıt masrafından kurtuluyorlar. Belli gazeteler kapatılsa da bu durum reklam üzerinden devam edecektir. Günümüz, gelecek ve geçmişte olduğu gibi her zaman gazetecilik sektörüne belli kısıtlamalar getirilmiştir. Bu kısıtlamalar olsa da gazetecilik her zaman devam edecektir. Artık yeni medya ve gazetecilik döneminde anlık olarak haber aktarımı oluyor. İnsanlar haberleri anlık olarak tüketiyor. Bu da ne kadar hızlı bir haber akışı olduğunun göstergesidir” diyerek kendi bakış açısı ile gazetecilik sektörünün anlayışını irdeledi.Kaynak için: Haber Üsküdar

31 ARA 2019

Kodlarla Haberler dijital sergisi açıldı

Kodlarla Haberler dijital sergisi açıldıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü öğrencilerinin kod kullanarak ürettikleri gazete ve dergilerden oluşan ‘Kodlarla Haberler Dijital Sergisi’ açıldı.Serginin sembolik kurdele kesimi Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan ve Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal tarafından yapıldı.Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde okuyan dördüncü sınıf öğrencilerinin Yeni Medya Programlama dersi kapsamında HTML ve CSS dillerini kullanarak oluşturdukları sayfa tasarımları beğeni topladı. Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke D Blok’ta bulunan Mac Laboratuvarı’nda açılan sergide 20'den fazla proje sergilendi.Kaynak için: Haber Üsküdar

17 ARA 2019

Süleyman İrvan: İyi gazeteci, rutin bir haberden özel haber çıkartan gazetecidir

Süleyman İrvan: İyi gazeteci, rutin bir haberden özel haber çıkartan gazetecidirYeni Medya ve Gazetecilik Bölümü uygulama birimi olan Haber Atölyesi’nde bu hafta “ Özel Haber” eğitimi verildi. Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından verilen eğitimde gazetecilikte özel haberin önemi ve nasıl yapılabileceği üzerinde duruldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine gazeteciliği sevdirmeye yönelik eğitimlerin verildiği Haber Atölyesi’nde bu hafta Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından “Özel Haber” eğitimi verildi. Öğrencilere özel haberin önemini anlatan ve özel haberin nasıl bulunabileceği hakkında bilgi veren Prof. Dr. Süleyman İrvan, örnek haberler üzerinden özel haber üretim süreçleri ve dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde durdu.“Ne kadar meraklıysanız, özel haber bulma ihtimaliniz de o kadar artar”Özel haberin nasıl olması gerektiğine değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bir haberin özel haber olabilmesi için, gazetecinin kendi çabası ile bulup ortaya çıkarmış olması ve başka medya kuruluşlarında yayınlanmamış olması gerekir. Haber başka medya kuruluşunda da varsa özel haber değildir. Bazı gazeteciler kendi yaptıkları her haberi özel haber diye adlandırıyor, fakat o aslında özel haber olmayabiliyor. Başka gazeteciler de aynı konuyu haber yapıyorlar, onlar da özel haber olarak diyor. Yani herkes kendi yaptığı haberi özel haber olarak giriyor, oysa bir muhabirin yaptığı her haber özel haber değildir. Haberin özel haber bölümüne girebilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekiyor. Gazetecinin rutinin dışında bir şeyler yapması gerekiyor. Örneğin bir basın toplantısını bütün gazeteciler haber yapabilir, bu rutin bir haberdir fakat bu rutin haber içinden özel haber çıkarılabilir’ dedi.İyi bir gazetecinin rutin haberler içindeki özel haber fırsatlarını kolaylıkla görebileceğini söyleyen Prof. Dr. İrvan, ‘Gazeteciler bazen gözlerinin önündeki özel haber konularını göremeyebiliyorlar. Bu konuda bir örnek anlatılır. Genç bir gazeteci büyük bir spor müsabakasını haber yapması için gönderilir. Etkinliğe gemi ile gönderilen gazeteci eli boş geri döner. ‘Haber nerede?’ diye sorarlar. Gazeteci ‘gemi battı, haber yok der’ ve herkes bakakalır. Gazeteci asıl haberi görmemiştir, oysa geminin batmış olması gazeteci için büyük haberdir. Gazetecilikte haber kokusu almak diye bir deyim vardır. Meselâ bir açıklama yapılır, bütün gazeteciler bunu haber yapar ama bir gazeteci açıklama içerisinden bir noktayı çekip alır, oradan bir özel haber çıkartır. Dolayısıyla özel haber gazetecinin olaya nasıl baktığını gösterir. Özel haber gazetecinin meraklı oluşuyla ilgilidir. Ne kadar meraklıysanız o kadar özel haber bulma ihtimali de artar” dedi.Sokak haberdir, sokaklarda yürüyünÖzel haber konusu bulma konusunda öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Süleyman İrvan, "Masa başında oturarak özel haber yapamazsınız, sokağa çıkın, insanlarla konuşun ve çevrede neler olup bittiğini görmeye çalışın. Soru sormayı deneyin, soru sormayan gazeteci mahkemelerdeki zabıt katibi gibidir, sadece söyleneni aktarır. İnsan hikâyelerine odaklanın, ilginç hikâyelerden güzel haberler yapabilirsiniz" dedi. Kaynak için: Haber Üsküdar

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!