Aday Üsküdar | Dünyayı Değiştirmeye Var mısın? uskudar.edu.tr/aday

İletişim Fakültesi - Haberler

29 HAZ 2022

Tartışılacak reklam görselleriyle ne hedefleniyor?

Dil ve görsel özenle seçilmeli, dini ve sosyolojik faktörlere dikkat edilmeli!Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, son günlerde bir markanın tartışmalara yol açan reklamı ve reklam diline ilişkin değerlendirmede bulundu.Global reklamcılık, doğru strateji ile uygulanmalıdır Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, bir markanın hem dünyanın pek çok pazarında yer alıp hem de bu pazarlarda söylemlerini, dilini, görsellerini değiştirmeden iletişime geçmesine ‘global reklamcılık’ denildiğini belirterek şunları söyledi:“Buradaki markanın uygulamaya geçirdiği ve tepkilere neden olan örneği de bu kapsamda değerlendirilebilir. Eğer doğru bir strateji ile uygulanmazsa ve arkası düşünülmeden hareket edilirse, global reklamcılık anlayışının zaten başlı başına o marka için mayınlı tarlada gezmekten bir farkı olmadığını söyleyebiliriz.Dini ve sosyolojik faktörlere dikkat edilmelidir!Eğer pazarda küresel bir marka konumundaysak ve aynı anda pek çok ülke ve/veya bölgedeki tüketiciler ile iletişime geçiyorsak, öncelikle dikkate almamız gereken unsurların başında o ülkedeki dini ve sosyolojik faktörler gelir. Bunu göz önüne almadan hareket etmeniz mümkün değildir. Eğer hareket ediyorsanız da insanlardan ağır tepkiler almak kaçınılmaz hale gelir.Görsel çekicilik tüm pazarlarda aynı değildirBurada sorunların çıkmasının temel nedeni; gobal reklamların başarı ölçümünün markaya ya da mesaja bir görsel çekiciliğin tüm pazarlarda aynı olduğunu kabul edilmesi, fazla dil çevirisi gerektirmemesi, evrensel ihtiyaç-değer ve duyguların markaların imaj kampanyalarında kullanılabilir olması, evrensel olarak benzer ilgi alanları, ihtiyaç ve değerleri ön plana alması gibi özellikler göz önünde bulundurularak değerlendirilmesinden kaynaklanmasıdır.”Reklam dili ve görsel bileşenlerin özenle seçilmesi önemliDr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, sosyal medyada tepkiyle karşılanan reklam örneğinden hareket ederek herhangi bir global ölçekli bir markanın reklam kampanyasında dikkat etmesi gereken şeyin dilini ve görsel bileşenlerini özenle seçmesi olduğunu söyledi. Becan, “Bir nesne, görüntü veya fotoğraf aynı anda pek çok ülkede farklı algılamalara yol açabilir. Özellikle söz konusu fotoğraf veya objenin o ülke için ne anlama geldiğinin bilinmesi, hatta sosyolojik araştırmalara bile başvurulması gerekebilir. Bunun yanı sıra kullanılacak çeşitli objelerin, geleneksel kıyafetlerin, renklerin ne şekilde ve hangi bağlamda yer verileceği iyi hesap edilmelidir. Aksi takdirde iyi niyetle bile yaptığınız iş, kötü sonuçlarla karşılaşılmasına sebebiyet verebilir.” diye konuştu.‘Ekmek’ görseli kullanımı yanlış seçimSon günlerde tartışma konusu olan örnekteki ekmek görseli kullanımının, Türkiye’de de faaliyet gösteren bir marka için çok yanlış bir seçim olduğunu kaydeden Dr. Becan, “Ekmek genel olarak insanlar için temel besin kaynağı olmasının ötesinde bizim milletimiz tarafından ayrıca dini açıdan bir değer olarak atfedilmektedir. Ekmek bazı hadislerde ‘Ekmeğe hürmet ediniz. Ona hürmet edene Allah da ikram da bulunur’ şeklinde geçer. Bu nedenle kültürümüzde "nân-ı aziz, âb-ı leziz" sözü de kullanılmaktadır.” diye konuştu.Yanlış iletişim stratejisine girilmiştirDr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, Uluslararası Reklam Uygulama Esasları (ICC)’nın 4. maddesinin ‘toplumsal sorumluluk’ başlığı altında değerlendirildiğini belirterek “Burada şu ifade geçmektedir: ‘Pazarlama iletişimi ırka, ulusal kökene, dine, cinsiyete, yaşa, sosyal değerlere, zihinsel ya da bedensel özre veya cinsel tercihlere dayalı ayrımcılığı desteklememeli, ya da yapılan ayırımcılığı görmezden gelmemeli, insanlık onuruna saygı göstermelidir. Pazarlama iletişimi haklı bir neden olmaksızın, korku duygusundan yararlanmamalı, şanssızlık ve acı gibi unsurları sömürü malzemesi olarak kullanmamalıdır. Pazarlama iletişimi şiddet hareketlerine yol açıcı ya da bunları görmezden gelici öğeler içermemeli, yasadışı veya toplum dışı davranışları yüreklendirmemelidir. Pazarlama iletişimi, batıl inançları istismar etmekten kaçınmalıdır.’ Dolayısıyla bu maddeye göre markanın yanlış bir iletişim stratejisi içerisinde girdiği net bir şekilde söylenebilir.” diye konuştu.Buzz (vızıltı) etkisi yaratılmaya çalışılmıştırBurada asıl sorulması gereken sorunun, bir markanın (özellikle global bir marka ise) reklam kampanyalarında dil ve ifadede nelere dikkat etmesi ve nerede seçici olması gerektiğinden ziyade, tanınmış bir markanın neden böyle harekette bulunduğu sorusu olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, sözlerini şöyle tamamladı:“Bunun iki ihtimali var. Ya bunu öngörmeden arkasından ne geleceğini hesap etmeden hareket etmesi olabilir ki buna pek ihtimal vermiyorum. Diğer seçenek daha ağırlıklı olarak yansımaktadır. O da şudur: İster sosyal medyada ister geleneksel bir mecrada olsun değerlerle, dini inançlarla örtüşmeyecek dilsel veya görsel ifadelerle tüketici ile karşı karşıya gelerek “buzz” (vızıltı) etkisi yaratılmaya çalışılmasının bir sonucu olarak görebiliriz. Bu reklamın altındaki tepkiler de bu etkinin somut yansımasıdır. Aslında buzz etkisi reklam ve iletişim sektörü için olumlu anlamda kullanılan bir ifade olsa da küresel ölçekteki bu tarz markalar, kendisinin veya ilgili ürün modelini konuşturması için de bu tarz yöntemlere başvurabilmektedir. İşin bir de şu tarafına bakalım. Zaten reklamın ana ürünü ayakkabı ama hiçbir şekilde ürün ile bağdaştırılmayacak olan ekmek görseli kullanılmıştır. Sonuçta reklam uygulama ilkeleri ve esasları, global reklam stratejileri, kültürel ve dini hassasiyet, bazen bu şekilde markaların sırf kendi çizmek istedikleri çerçeveden ötürü arka planda kalabiliyor.” 

14 HAZ 2022

“Saklayacak Bir Şey Yok Projesi” ile Farkındalık Kazandırılması Hedefleniyor

“Halkla İlişkiler öğrencileri kadınların sorunlarına dikkat çekiyor”Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü 4. Sınıf öğrencileri Senanur Kaymaz, Aslıhan Albayrak, Arifenur Okatın ve Elif Şahin,  Dr. Öğretim Üyesi Nejla Polat öncülüğünde “Saklayacak Bir Şey Yok” temalı sosyal sorumluluk projesi geliştirdi. Öğrenciler Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke Fuaye alanında ziyarete açılan “Utanmadık Çizdik” sergisi ile regl tabularını yıkmayı hedefliyor. Sergi açılışına Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün yanı sıra birçok akademisyen ve öğrenci katıldı.“Proje kapsamında 26 kadına ulaşıldı”Proje kapsamında, regl tabuları ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan sağlık sorunlarına engel olmak amacıyla ihtiyaç sahibi olarak belirlenen Siirt'in Tüylüce köyünde yaşayan 26 kadına yıkanabilir ped ulaştırıldı ve kullanımı hakkında bilgilendirme yapıldı. Verilen eğitim ve pedler için teşekkürlerini ifade eden kadınların, proje kapsamında regl dönemlerini steril koşullarda geçirmeleri hedefleniyor.

10 HAZ 2022

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencileri “Masatenisi Turnuvası” düzenledi

Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke A Blokta düzenlenen turnuvaya öğrenciler büyük ilgi gösterdi. “Sağlıklı Yaşam İçin Soru İşareti Kalmasın” mottosuyla yola çıkan gençler, sağlığın kıymetini yaşarken anlama konusuna dikkat çekmek istiyor. Turnuva kapsamında dereceye giren öğrencilere madalya takdim edildi.İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü hocalarından Dr. Öğr. Üyesi Necla Polat da turnuva kapsamında öğrencilerle masa tenisi oynadı, maçlar boyunca ortaya renkli görüntüler çıktı.

07 HAZ 2022

Tabuları Yıkmak için “Utanmadık Çizdik” sergisi…

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü 4. Sınıf öğrencilerinden Senanur Kaymaz, Aslıhan Albayrak, Arifenur Okatın, Elif Şahin, danışman hocaları Dr. Öğretim Üyesi Nejla Polat’ın yönetiminde “Saklayacak Bir Şey Yok” temalı sosyal sorumluluk projesi yürütüyor.Kampanya’nın hedefi regl tabularının neden olduğu bilgisizliğin ve beraberinde getirdiği sağlık sorunlarına engel olmak ve ekonomik nedenlerle hijyenik ürünlere erişemeyen kadılara yıkanabilir ped desteği sağlamak.Bu çerçevede ihtiyaç sahibi olarak belirlenen Siirt'in Tüylüce (Nallıkaya) köyünde yaşayan 26 kadına yıkanabilir ped ulaştırarak regl dönemlerini steril koşullarda geçirmelerini sağlayarak sağlıklarını korumak amaçlanıyor.Kampanyanı amacına dikkat çekmek için ‘Utanmadık Çizdik’ adlı sergide, gönüllüler tarafından hazırlanan tasarımlar ihtiyaç sahibi kadınların hikayeleri ile birlikte Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke’ de 6-7 Haziran tarihlerinde ziyaret edilebilir.Sergiye akademisyen ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.

07 HAZ 2022

TRT’den Üsküdar’da “İletişim ve Medya Eğitimi”

“Yönetmenlik, yapımcılık çok katmanlı bir iştir”Etkinlik kapsamında “Televizyonda Stüdyo Programı Yapım Süreçleri” hakkında sunum gerçekleştiren TRT Yapımcısı Mustafa Gürsoy öğrencilerin seçeceği alanı çok iyi belirlemeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulundu. Gürsoy; “Yönetmenlik, yapımcılık çok katmanlı bir iştir. Yönetmen veya yapımcıysanız sadece bir alana değil birden fazla alana hâkim olmalısınız. Bol bol okumalı, araştırmalı ve çalışmalısınız. Bilmemiz, kendimizi bol bol geliştirmemiz ve takip etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda girişken olmanız gerekiyor. Sepetinizdeki yumurta ne kadar fazlaysa bu sizin için o kadar faydalıdır. Seçeceğiniz alanı çok iyi bir şekilde belirleyip o alandan ilerlemeniz gerekiyor. Yönetmen, kurgucu, kameraman, metin yazarı bunlardan herhangi biri olabilirsiniz. Habere ilginiz varsa muhabir olabilirsiniz. Diksiyonunuz iyiyse ve yapabileceğinizi düşünüyorsanız ekran önünde çalışabilirsiniz. Şu an gördüğüm kadarıyla iletişim fakültesinden olup ekran önünde çalışan insanlar var. Burada önemli olan size neye ilgi duyuyorsanız, neye yeteneğiniz varsa onun peşinden gitmeniz çok daha iyi olur ama koşullar sizi farklı şeylere çekebilir. Ben TRT’ye ilk girdiğimde çok sınavlardan geçtim şimdi TRT’ye girmek daha kolay. ‘Genç Yeteneklerden’ bir sürü arkadaşımız işe başladı. Hepsi ise kendini gerçekten yetiştirmiş vaziyette. Mutlaka dilleri var, bir şeyler yapmışlar, üretmişler, yeteneklerini bulma aşamalarından geçmişler.” ifadelerini kullandı.“Ben hep idealimin peşinde devam ettim”Öğrencilerin her zaman yaptıkları şeyin üzerine katıp, kendilerini geliştirmeleri gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunan Gürsoy; “Herkes bizim işimizi yapabiliyor ama biz herkesin işini yapamıyoruz. TRT’de şu anda veteriner de var, matematikçi de var. Her bölümden mezun olan bir insan var. Kimse; ‘İletişim fakültesini bitirdiniz gelin hemen işe başlayın.’ demiyor. Tabi ki artı olan şeylerde var ama bunun üzerine sizin katmanız da gerekiyor. İşe başladığın zaman her zaman bir adım önde olmuş oluyorsun. Ben bunu kendimde çok hissettim. TRT’ye başvurduğumda beş tane sınavdan geçtikten sonra başlayacağım çok eski televizyoncular karşımda şimdi almak istiyorlar ama ben montajlarımla, kurguyla kurguyu da kendim yapıyordum. ‘Seni montajcı olarak alalım.’ dediler. ‘Hayır, kurgucu olmak istemiyorum. Ben yapımcı, yönetmen olarak çalışmak istiyorum.’ dedim. Bir bakıyorum bu elemeden geçemem diyorum, geçiyorum. Başka bir elemeden geçemem diyorum, geçiyorum. ‘Ben televizyonda çalışmak istiyorum’ dedim ve sonra geçmiştim. Ben hep idealimin peşinde devam ettim.” dedi.“2022 TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması” son başvuru tarihi 30 Haziran!TRT İletişim ve Medya Eğitimi dersi başkanlığından Nurten Erdem ‘2022 TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması’ hakkında öğrencilere bilgilendirmelerde bulundu. Erdem; “Radyo Televizyon bölümünde okuyup, çalışan şanslı insanlardansınız. ‘2022 TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması’ bu yıl sekizincisi düzenleniyor. Üsküdar Üniversitesi bu yarışmada çok başarılı bir okul. Diğer kategorilerde de çok başarılı sonuç alacağınızı düşünüyorum. Bu konuda kaygılı olan akademisyenleriniz var ama alt yapınızın gerçekten iyi olduğunu düşünüyorum. Bu yarışma toplamda 13 farklı kategoride düzenleniyor. Bu yıl özellikle katmak istediğimiz ‘iletişim kampanyası’ var. Bir kategori hariç diğer 12 kategoride konu kısıtlaması yok. Konu kısıtlaması sadece iletişim kampanyasında olacak ve konu: ‘İklim Krizi.’ Son başvuru tarihi 30 Haziran’dır. Ön değerlendirmeler bizim için gerçekten çok önemli ve çok ciddiye alıyoruz. Gelen her çalışma konu uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Jüri en az beş altı kişiden oluşuyor. Her jüri kendi arasında değerlendirmesini yapıp sıfır ile yüz arasında olan bir puanlama yapıyor. Matematik ortalamasıyla değerlendirmeler yapılıyor. Bir eser birinci olmuşsa 11 farklı değerlendirmenin matematik ortalamasının yapılmış haliyle oluyor. Yarışmanın ödül töreni Eylül ayının son aylarında yapılacak.” şeklinde konuştu.Etkinliğin ikinci gününde TRT Spikeri Mehmet Çelikyay öğrencilerle buluştu. İki oturum şeklinde gerçekleştirilen etkinlikte Çelikyay, “Türkçe’nin Doğru ve Etik Kullanımı” konularına ilişkin paylaşımlarda bulundu. 2022 TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışmasına başvurusunu bağlantıdan yapabilirsiniz.

02 HAZ 2022

Sanatseverler Üsküdar’da “Ourobos – Yeniden Doğuş” minyatür sergisinde bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişim Bölümü mezunu Nihal Koncu Akhuy, “Ouroboros – Yeniden Doğuş” isimli üçüncü kişisel sergisini açtı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat Galerisi’ndeki sergi, ney ve keman dinletisi ile başladı. Sergiye, akademisyen ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.Klasik tarzda eserlerle başladığı minyatüre ebru, tezhip ve hat gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek devam eden araştırmacı ve minyatür sanatçısı Nihal Konçu Akhuy, eserlerinde geleneksel ve modern yaklaşımları bir araya getirmeye devam ediyor.Sergi, 3 Haziran tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.

01 HAZ 2022

Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Türkiye de telif için Google’ı zorlamalı”

“Google, bağımsız ve özgün haberciliği destekleyebilir”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Google arama motorunun çeşitli ülkelerde hayata geçirdiği haberlere telif uygulamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.Google, gazetecilerin ürettiği haberleri ücretsiz paylaşıyorProf. Dr. Süleyman İrvan şunları söyledi: “En popüler arama motoru olarak dünyanın en büyük medyası niteliğindeki Google, kurulduğu 1998 yılından bu yana dünyanın her tarafında gazeteciler tarafından üretilen haberleri hiçbir ücret ödemeden paylaşıyor ve bu yolla gelirlerine gelir katıyor. Anadolu Ajansı’nın 2 Şubat 2022 tarihinde geçtiği bir habere göre, Google 2021 yılında 257 milyar dolar gelir elde etti.Türkiye de telif için Google’ı zorlamalıdırAvustralya, Kanada, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Google ile anlaşma yaparak bu arama motorunu paylaştığı içerikler için telif ödemeye zorlamaları iyi bir gelişme. Türkiye’nin de Google’ı, hatta diğer arama motorları ile sosyal medya platformlarını da telif ödemeye zorlaması yerinde olur.Özgün haberciliği teşvik etmeli ve bağımsız gazeteciliği desteklemelidir Ancak bu konudaki düzenlemelerin özgün haberciliği teşvik edecek, bağımsız gazeteciliği destekleyecek şekilde olması gerekir. Nasıl ki Basın İlan Kurumu resmi ilan ve reklamlarla yerel gazeteleri destekliyorsa, Google da yapacağı telif ödemeleriyle özgün haberciliğe destek sağlayabilir. Ben bir gazetecilik akademisyeni olarak bu yöndeki çabaları destekliyorum.” 

31 MAY 2022

Animasyon üretiminde dünya ile yarışacak profesyoneller bu laboratuvarda yetişiyor…

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde kurulan Animasyon Laboratuvarı, bu alanda eğitim gören öğrencilerin iki ve üç boyutlu animasyon programları üzerindeki pratiklerini üst seviyede gerçekleştirmelerine imkan sağlayacak.Animasyon üretiminde ihtiyaç duyulan standart üstü donanım ve yazılımlara sahip bilgisayar ve grafik tabletlerden kurulan laboratuvar, Üsküdar Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü öğrencilerinin teorik bilgilerini uygulama alanında geliştirmelerine katkıda bulunacak.Doç. Dr. İpek Fatma Çevik: “Dünya ile yarışabilecekleri bir eğitim ortamı oluşturuldu”Üsküdar Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. İpek Fatma Çevik, Çizgi Film ve Animasyon Bölümü öğrencilerine animasyon üretiminde dünya ile yarışabilecekleri bir eğitim ortamı oluşturulduğunu söyledi. Dijital tasarım yazılımı eğitimleri veriliyorDoç. Dr. İpek Fatma Çevik, yeni açılan Animasyon Laboratuvarı’nda Autodesk Maya, Cinema 4D, Zbrush, Blender, Substance Painter, Adobe After Effects ve animasyon üretiminde tercih edilen farklı daha birçok dijital tasarım yazılımının da eğitiminin verildiğini söyledi.Teknolojik altyapısı güçlü laboratuvarLaboratuvarın sahip olduğu donanımlara ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. İpek Fatma Çevik, “Çizgi Film ve Animasyon Laboratuvarı’nda 31 adet ileri teknoloji Work Station (iş bilgisayarı) ve 32 inch Full-HD bilgisayar monitörleri, 31 adet profesyonel grafik tablet, projeksiyon cihazı, 2 adet yeşil perde ve öğrenci projeleri, senaryo, ön hazırlık gibi aşamalarda kullanılmak üzere bir de toplantı odası bulunmaktadır.” diye konuştu.Türkiye’nin en iyi animasyon şirketiyle yarışabilecek standartlarda…Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. İpek Fatma Çevik, tüm bu yüksek teknolojik yazılım, donanım ve eğitim imkânları ile kurulan Animasyon Laboratuvarı’nın Türkiye’nin en iyi animasyon şirketleriyle yarışabilecek ve dünya standartlarında animasyon üretimleri gerçekleştirebileceğini sözlerine ekledi.

25 MAY 2022

“İllüstratörün Hayatta Kalma Rehberi ve Girişimcilik” konuşuldu

 “Telif Hakları Kanunuyla Yürüyen Bir Sektördeyiz”Müşteri alınırken dikkat edilmesi gereken unsurları dile getiren Nurgül Şenefe; Sadece telif hakları kanunuyla yürüyen bir sektördeyiz. Henüz grafik tasarımcı, illüstratör bunların mesleki tanımlamaları, standartları dahi yok. Platform olarak oralarda da çalışmalar yürütüyoruz. Sözleşme bilinci değerli. İş verenlerden bunu bileni de var bilmeyeni de var. Dolayısıyla karşı tarafın her şeyi bildiğini kabul etmeden, kendi tarafınızdan bilmeniz gereken öğretiler var. En temel sözleşmedeki olmazsa olmaz olan; avukat olmak zorunda değilsiniz ama muhakemeniz olması gerekiyor.“Beyin Ucu Açık Bilgiden Hoşlanmıyor”Gençlerin yaşadığı kaygılara dikkat çeken Şenefe; “Kendimizi kendi ülkemizde, ekonomide çok haklı gördüğümüz durumlar var. Buradaki ipucu, önce duruma bakmalısınız. Kaygı unsurları sizin kendi yönetiminizde değil. Kontrol alanınızda olan zaman yönetimi, seçimleriniz, kendinizi olabildiğince donatmak, yetenek kabiliyetlerinizi arttırmak ve motivasyonunuz var. Beyin ucu açık bilgiden hoşlanmıyor. Bizim hayattaki tanımlarımız, iyimiz, kötümüz, korkumuz, endişemiz, sevincimiz vs. her şeyi nasıl algıladığımızla ilgilidir. Beyine ne düşündürürsen onu gerçek zanneder. Kaygı hissetmeyi tercih etmek yerine yönetebildiğiniz alana odaklanın.” ifadelerini kullandı.  “Kişisel Gelişimize Önem Verin”Kişisel gelişimi arttırmanın önemli olduğunu söyleyen Şenefe; “Zaman yönetimi kabiliyetimizi arttırmak çok önemli. Genel kişisel gelişiminize önem verin. Çünkü artık bilge çağına doğru gidiyoruz. Hiçbir şeye yetişememe sebebimiz bu. Çok fazla bilgi var. Kendimizi ne kadar bilgilendirirsek, bilgiyi ne kadar iyi kullanabilirsek, kendinize öz sermaye olarak bilgiyi, öğretileri ne kadar kendimize yedirirsek daha yaratıcı, güçlü ve kaygılardan uzaklaşmış oluyoruz.” dedi.

17 MAY 2022

Prof. Dr. Paul Argenti, influencer iletişimine dikkat çekti: “Tüketiciler akranlarına güveniyor”

Üsküdar Üniversitesi 9. Uluslararası İletişim Günleri’nin bu yılki başlığı “Dijital Çağda İletişim Çalışmaları” olarak belirlendi. Yüz yüze ve çevrimiçi olmak üzere 3 gün boyunca karma olarak gerçekleştirilen ve alanda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacıların da yer aldığı sempozyum 18 Mayıs Çarşamba akşamı sona erecek. Ulusal ve uluslararası yaklaşık 350 akademisyenin bildiri özeti gönderdiği, 60 oturumun planlandığı sempozyumun Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda yüz yüze gerçekleştirilen davetli konuşmacılar oturumu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu moderatörlüğünde gerçekleşti.Kurumsal iletişim ve yönetimi konusundaki çalışmalarıyla bilinen Dartmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Argenti, “Kurumsal Marka Anlatısında Çoksesli Bütünleştirme” başlıklı konuşmasında markaların kullandığı yeni iletişim modelleri üzerinde durdu.Prof. Dr. Paul Argenti: “Şirketler, iletişimi ve söylemi bireylere kaydırmış durumda…”Prof. Dr. Paul Argenti, kurumsal iletişimin yapıtaşlarından bahsederek markaların nasıl itibar geliştireceklerinden sosyal medyanın yükselişi ve dijital iletişimin gücüne kadar pek çok konuya değindi. Prof. Dr. Paul Argenti, “Dijital iletişim şirketlerin ve kurumların farklı bir iletişim kurmalarını sağlıyor.” dedi. Sunumunda son yıllarda gündeme gelen Influencerleri de ele alan Argenti, “Çünkü artık şirketler iletişimi ve söylemi bireylere kaydırmış durumdalar. Özellikle kullanıcılar tarafından bir içerik üretildiği durumlarda şirketlerin üçüncü tarafların ürettiği içeriklere de göz atması gerekliliği karşımıza çıkıyor.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti: “Şirketin karakterini yönetebilirsiniz”Kurumsal iletişimin en önemli yapıtaşlarından birinin strateji olduğunu ifade eden Prof. Dr. Paul Argenti, “Bir strateji ile iletişimin başlaması gerekiyor. Her kurumun hiyerarşik cümleleri vardır. Vizyonunuz vardır. Hedefleriniz vardır. Bir diğer yapıtaşı, iletişim kurduğunuz kişi çerçevesinde bakmak gerekir. Yani iletişim kurmak istediğiniz kişi sizden neler bekliyor? Bir şirket için itibar ve repütasyon çok önemlidir. Repütasyon insanların sizi nasıl algıladığıyla ilgili bir durumdur. Dolayısıyla bu tamamen yöneteceğiniz bir süreç değildir ama kim olduğunuzu yönetebilirsiniz. Şirketin karakterini ve nasıl bir şirket olduğunu yönetebilirsiniz.” dedi.Şirketlerin mutlaka anlatması gereken bir hikayesi olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Paul Argenti, “Maalesef iyi hikâye anlatamıyorlar. Bu gerçekten çok önemli. Markanın yorumlanması noktasında anlatılan hikâyenin çok değerli olduğunu düşünüyorum.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti: “Müşterilerle iletişim artık çift yönlü”Şirketlerin doğru mesajı muhataplarına doğru bir şekilde iletmesinin de önemini vurgulayan Prof. Dr. Paul Argenti, “Markanın itibarı üç faktörle belirlenir: Biri artan gerilimler ve müşterilerin markaya hayatları boyunca vermiş olduğu değerden müteşekkildir. Aktif olarak müşterilerle iletişime geçmek bir toplum duygusu yaratacaktır. Geçmişte müşterilerle olan iletişimimiz hep doğrusal ve tek yönlüydü fakat artık dijital çağ dolayısıyla çift yönlü olmaya başladı ve devam ediyor. Dolayısıyla tutarlılığınızı sağlayabilirseniz bu çift yönlü iletişimin bir değeri olacaktır.” dedi.Çağımızdaki pek çok dönüşüm değişime işaret eden Prof. Dr. Paul Argenti, küresel çaptaki markalardan örnekler verdiği konuşmasında “Bir marka mesela yaptığı çalışmalarda çok ciddi gıda israfı olduğunu dile getiriyor. Bunu tersine çevirebilmek için doğal kaynaklara saygı gösteren bir markayı ön plana çıkarıyor ve oranında daha fazla bu marka aranıyor. %45 oranında negatif yorumların azaldığını şirket dile getiriyor.” dedi.Argenti: “Kişi güven tesis edene kadar markayla iletişime girmiyor…”Müşterilerin artık daha otantik yollarla iletişime geçmeye çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Paul Argenti, “Daha özgün olmak önemli. Çünkü müşteriler artık markayla daha özgün bir iletişim kurmak istiyorlar. Onları bilgilendiren ya da bir ihtiyacı karşıladıkları zaman bu şirketle %96 oranında iletişime geçiyorlar. Pazarlama alanında çalışan arkadaşların anlamadığı şey şu: 21. Yüzyılda aslında reklamlar o kadar da faydalı değil. Çünkü müşterilerimizle bir güven tesis edemiyoruz. Güven tesis edene kadar insanlar bir markayla iletişime girmediklerini dile getiriyor.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti: “Otorite artık tamamen değişti”Sunumunda son yıllarda gündeme gelen Influencerleri de ele alan Prof. Dr. Paul Argenti, “Eski öğrencilerimden bazıları influencerlık yapıyor. Geçmişte bu alanda çalışmayı düşünmemesine rağmen çok iyi para kazandıklarını söylüyor. Moda ya da annelik gibi alanlarda çalışıyorlar ve para kazanıyorlar. Scott Cook, ‘Bir marka artık tüketiciye söylediğimiz şey değil. Tüketicilerin birbirine söylediği şey haline geldi’ diyor. Aslında bu çok etkileyici. Otorite burada artık tamamen değişti. Hükümetler, şirketler ve farklı kurumlardan bireylerden oluşan topluluklara geçti.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti: “Reklamların üç katından fazla etkili oluyor”Tüketici davranışlarında yaşanan değişikliğe de değinen Prof. Dr. Paul Argenti, “Akranlar arasındaki etki de kamuoyundaki güvenle beraber değişmiş durumda. Yani pazarlara olan güvenin azalması sonucu işletmelere olan güven de azaldı. Tüketiciler bunun yerine kendi akranlarına, akademisyenlere ve uzmanlara bakmaya başladı. Artık insanlar bir şeyi 3-5 kez gördükten sonra ancak ona inanır hale geldiler. Arkadaşlarından, internetten görünce inanır hale geldi. Etki, izleyicilere ulaşma, takipçi sayısı, ilişkinin gücü aslında ücretli reklamların üç katından fazla bir etki yaratabiliyor.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti, çok geniş kitlelere ulaşan influencerlere değinerek “Farklı influencerler var. Çok güçlü, profesörler, akademisyenler, çok geniş kitlelere ulaşanlar, gazeteciler, ajitasyon yapanlar var. Burada çok zengin bir ekosistem var.  Kulaktan dolma bilginin gücü aslında geleneksel influencerlerin dışında farklı bireylerin de gündeme getirdiği bazı söylemler güçlü olabiliyor. Mesela tüketiciler, ünlüler, blog yazarları yorum yazarları olabiliyor.” dedi.Prof. Dr. Paul Argenti: “Statükoya meydan okudular”Prof. Dr. Paul Argenti, geçtiğimiz aylarda bir şampuan markasının ünlü voleybolcu ile öne çıkan “Dedim Olabilir” reklam kampanyasına da değindi. Prof. Dr. Paul Argenti, “10 kadından 6’sı ‘Hayallerimle benim aramda engeller var’ diyor ama bu marka geleneksel sınırların dışına çıkan bir influencer kullandı ve statükoya meydan okudu, büyük bir risk aldı. Kampanya tüketicilerden büyük bir etkileşim aldı.” dedi.İletişim ve kitle iletişim alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prag Charles Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nico Carpentier, “Dijital Çağda Maddilik: Antagonist Milliyetçilik Üzerine Bir Vaka Çalışması ve Kıbrıs'ta Hafızalaştırmalar” başlıklı konuşmasında Kıbrıs’ta hem Türk hem de Rum tarafının bakış açılarını ele aldı.Yeni medya ve iletişim çalışmalarıyla tanınan Koç Üniversitesi’nden Doç. Dr. Lemi Baruh, “Verilerin Ötesinde Düşünmek: Algoritmik Bir Çağda Mahremiyet Benlik İçin Ne Anlama Geliyor?” başlıklı konuşmasıyla sempozyuma katıldı.Üç gün sürecek sempozyuma yaklaşık 350 akademisyen bildiri özeti gönderirken, bunların önemli bir kısmını yabancı ülke üniversitelerinden isimler oluşturuyor Semiyoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Londra Üniversitesi Akademisi’nden Dr. Maureen Ellis’in "Metafor: Mistik mit, Maneviyat, Bilim" başlıklı konuşmasıyla katılacağı sempozyumda iki Pulitzer ödüllü gazeteci Paul Salopek (Out of Eden Walk Project, National Geographic) yer alacak.Pandemide yaşanan dönüşümün etkileri de konuşulacakSempozyumda özellikle pandemi etkisiyle öne çıkan dünyadaki dijital dönüşüm, yeni medya çalışmaları, dijital çağda iletişim, dijital çağda geleneksel medyanın dönüşümü, iletişim bilimlerinde yeni paradigmalar gibi pek çok konu ele alınacak.Kongrede “Medya Endüstrisi, Dijital Emek ve Ekonomi Politik”, “Dijitalleşme, Tüketim ve Medya”, “Gündelik Yaşam, Siyaset ve Yeni Medya”, “Dijital Çağda İletişim Teknolojileri, Medya ve Gözetim”, “Dijital Çağda Halkla İlşkiler ve Reklamcılık”, “Gündelik Hayat, İletişim ve Sosyal Medya”, “Dijitalleşmenin İzlerini Sürerken Türkiye Üzerine İncelemeler”, “Yeni Medya ve Gazeteciliğin Dönüşümü”, “Dijital Medya ve Mekanın Dönüşümü”, “Dijital Çağda Sinema ve Dijital Platformların Yükselişi”, “Dijitalleşme, Kriz ve Medya”, “Teknoloji, Dijital Kültür ve İletişim”, “Dijital Kültür, Sinema ve Medya”,  “Yeni Medya ve Gazeteciliğin Dönüşümü”, “Dijital Çağda İletişim Eğitimi ve Sosyal Medya”, “Gözetim, Mahremiyet ve Şiddet”, “Siyaset, Medya ve Propaganda”, “Dijitalleşme, İletişim ve Halkla İlişkiler”, “Dijital Çağda Yeni Medya ve Halkla İlişkiler”, “Halkla İlişkiler ve Sosyal Medya”, “Dijitalleşme, Yeni Medya ve Metaverse” başlıklı pek çok oturum gerçekleşecek.Detaylar için: https://ifig.uskudar.edu.tr/tr

12 MAY 2022

Sosyal Medya ve Gazetecilik konulu panel düzenlendi

Av. Bedia Teymur: “Akıllı telefonların etkisiyle insanlar mobilleşti”İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleştirilen panelde sosyal medya haberciliği ve internet gazeteciliği konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Bedia Teymur; “Maalesef gazeteler ömürlerini tüketmek üzereler. İnternet alanında masaüstü yayıncılık da bitmek üzere. Akıllı telefonların etkisiyle insanlar mobilleşti. Bu sinema için salonlara gidenlerin sayısını da azalttı. Çünkü insanlar artık zamana ve mekâna bağlı kalmıyorlar. Mesela Youtube videoları daha çok izleniyor. Çünkü insanlar eve geldikleri zaman, istediği videoları istediği zaman izleyebiliyorlar. Habercilik çok hızlı bir şekilde değişti. Sosyal medyalar hem halk için hem de bizim için habere ulaşmada kaynak oldu.” dedi.Mustafa Biçer: “Ajans haberciliği haberlerin çoğunluğunu oluşturur”İHA (İhlas Haber Ajansı) Anadolu Yakası Bölge Müdürü Mustafa Biçer, ajans haberciliği ve sosyal medya konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Biçer; “Medyada ajans haberciliğinin olduğu pek bilinmeyen bir konudur. Ajans haberciliği dünya genelinde haberlerin büyük çoğunluğunu oluşturan kurumlardır. Dünyada Reuters, EPA gibi ajanslar vardır. Türkiye’de ise İHA, Demirören Haber Ajansı, Anadolu Ajansı ve ANKA Haber Ajansı bulunuyor. Ajans habercileri olarak dünyanın her bölgesinde muhabirlerimiz ve kameramanlarımız var, bunlardan gelen haberleri abonelerimize servis ediyoruz. Bu haberleri de sosyal medya hesaplarımızdan, medyaya servis ediyoruz.” ifadelerini kullandı.Aziz Akova: “Whatsapp Hattı bir iş kolu oldu”Whatsapp ihbar hatları ve TV gazeteciliğinden hakkında değerlendirmelerde bulunan SHOW TV Muhabiri Aziz Akova; “Haber kanalları olarak daha çok ajanslardan besleniyorduk, şimdi ise Whatsapp’tan besleniyoruz. Whatsapp Hattı bir iş kolu oldu. Bizim Show Haber’de Whatsapp Hattı’na bakan bir personelimiz var. Whatsapp editörü diye geçiyor. Gelen görüntüleri inceliyor. Haberler önce onun eleğinden geçiyor, daha sonra da toplantıda bunları müdürlere sunuyor ve istenilen iyi görüntülerle haberleştirilip servis ediliyor. Whatsapp Hattı artık gerçekten işimizi çok kolaylaştırıyor.” şeklinde konuştu.Uğur Eskier: “Sosyal medya hayatı dönüştürdü”Sosyal medya gazeteciliği ve etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan USMEK (Üsküdar Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları) Genel Sekreteri Uğur Eskier; “Biz dernek olarak sosyal medyayı bir iletişim alanı olarak görmüyoruz. Çünkü sosyal medya hayatı dönüştürdü. Dönüştürmeye de devam ediyor. Şirketlerin dijital dönüşüme girdikleri gibi toplum da dönüşüyor. Sosyal medya da bunun bir mecrası haline geldi. Biz o yüzden dernek olarak sosyal medyanın ve sosyal medya kullanıcılarının özel olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Üniversitelerde bu konuyla ilgili kurslar ve paneller düzenlenmeli.” dedi.Okan Geçgel: “Sosyal medya yasası derken yasaklarla anılmaya başlandı”İnternet gazeteciliği yasasındaki son gelişmelere değinen TİGAD (Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği) Genel Başkanı Okan Geçgel Okan Geçgel; “Biz TİGAD olarak uzun zamandır internet gazeteciliği yasasının çıkarılması konusunda çok ciddi gayretler sarf ediyoruz. TBMM nezdinde paylaşıyoruz. Bu komisyonun kuruluş amacı dijital medya internet gazeteciliği yasasını çıkarmak ve sosyal medyayla ilgili bazı araştırmalar sonucunda bazı kanunlar çıkarmaktır. Sosyal medya yasası, yasaklarla anılmaya başlandı. İnternet gazeteciliği yasası bunun gölgesinde kaldı. Bizler bunun mücadelesini, veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

11 MAY 2022

9. Uluslararası İletişim Günleri, iletişimin yıldız isimlerini ağırlayacak

Pandemi nedeniyle iki yıldır çevrimiçi olarak düzenlenen Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İletişim Günleri’nin bu yılki başlığı “Dijital Çağda İletişim Çalışmaları.” 16-17-18 Mayıs 2022 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan sempozyum yüz yüze ve çevrimiçi olmak üzere karma olarak organize edilecek.Sempozyum bu yıl da önemli konuşmacıları ağırlayacakAlanda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacıların da yer alacağı sempozyum üç gün devam edecek. Davetli konuşmacıları arasında kurumsal iletişim ve yönetimi konusundaki çalışmalarıyla bilinen Dartmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Argenti; “Kurumsal Marka Anlatısında Çoksesli Bütünleştirme” başlıklı bir konuşma yapacak.İletişim ve kitle iletişim alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prag Charles Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nico Carpentier, “Dijital Çağda Maddilik: Antagonist Milliyetçilik Üzerine Bir Vaka Çalışması ve Kıbrıs'ta Hafızalaştırmalar”başlıklı konuşmasıyla katılacak.Yeni medya ve iletişim çalışmalarıyla tanınan Koç Üniversitesi’nden Doç. Dr. Lemi Baruh, “Verilerin Ötesinde Düşünmek: Algoritmik Bir Çağda Mahremiyet Benlik İçin Ne Anlama Geliyor?” başlıklı bir konuşma yapacak.Semiyoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Londra Üniversitesi Akademisi’nden Dr. Maureen Ellis’in "Metafor: Mistik mit, Maneviyat, Bilim" başlıklı konuşmasıyla katılacağı sempozyumda iki Pulitzer ödüllü gazeteci Paul Salopek (Out of Eden Walk Project, National Geographic) yer alacak.Sempozyuma yaklaşık 350 akademisyen bildiri özeti gönderirken, bunların önemli bir kısmını yabancı ülke üniversitelerinden isimler oluşturuyor.Pandemide yaşanan dönüşümün etkileri de konuşulacakSempozyumda özellikle pandemi etkisiyle öne çıkan dünyadaki dijital dönüşüm, yeni medya çalışmaları, dijital çağda iletişim, dijital çağda geleneksel medyanın dönüşümü, iletişim bilimlerinde yeni paradigmalar gibi pek çok konu ele alınacak.Kongrede “Medya Endüstrisi, Dijital Emek ve Ekonomi Politik”, “Dijitalleşme, Tüketim ve Medya”, “Gündelik Yaşam, Siyaset ve Yeni Medya”, “Dijital Çağda İletişim Teknolojileri, Medya ve Gözetim”, “Dijital Çağda Halkla İlşkiler ve Reklamcılık”, “Gündelik Hayat, İletişim ve Sosyal Medya”, “Dijitalleşmenin İzlerini Sürerken Türkiye Üzerine İncelemeler”, “Yeni Medya ve Gazeteciliğin Dönüşümü”, “Dijital Medya ve Mekanın Dönüşümü”, “Dijital Çağda Sinema ve Dijital Platformların Yükselişi”, “Dijitalleşme, Kriz ve Medya”, “Teknoloji, Dijital Kültür ve İletişim”, “Dijital Kültür, Sinema ve Medya”,  “Yeni Medya ve Gazeteciliğin Dönüşümü”, “Dijital Çağda İletişim Eğitimi ve Sosyal Medya”, “Gözetim, Mahremiyet ve Şiddet”, “Siyaset, Medya ve Propaganda”, “Dijitalleşme, İletişim ve Halkla İlişkiler”, “Dijital Çağda Yeni Medya ve Halkla İlişkiler”, “Halkla İlişkiler ve Sosyal Medya”, “Dijitalleşme, Yeni Medya ve Metaverse” başlıklı pek çok oturum gerçekleşecek.Uluslararası bilimsel etkinlik kategorisinde TÜBİTAK desteği de alan 9. Uluslararası İletişim Günleri’nin açılış töreni 16 Mayıs 2022 tarihinde  Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşecek. Sempozyumun açılış konuşmaları  Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör tarafından yapılacak olup, ardından Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun moderatörlüğünde keynote konuşmacıların (Paul Argenti, Nico Carpentier, Lemi Baruh) oturumu ile gerçekleştirilecek. Sempozyumun Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilecek kısmı youtube üzerinden ve Üsküdar Üniversitesi TV’den de canlı olarak yayınlanacak.Öğle yemeği sonrasında sempozyum, bildiri sunumları ile İletişim Fakültesi binasındaki salonlanda devam edecek.Sempozyuma online olarak katılacak olan keynote konuşmacıların oturumu ise 17 Mayıs günü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay’ın moderatörlüğünde zoom üzerinden gerçekleştirilecek. Ardından sempozyumun zoom aracılı bildiri sonum oturumları gerçekleşecek.Sektörün ve akademinin önemli isimleri yuvarlak masa panelinde buluşuyor..Sempozyumun son oturumu ise sektörden ve akademiden önemli isimlerin yer alacağı, moderatörlüğünü ise Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın yapacağı, çevrimiçi/zoom yuvarlak masa paneli olarak gerçekleştirilecek.  Sempozyum İletişim Fakültesi Dekanı ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün çevrimiçi/zoom  üzerinden yapacağı kapanış konuşmasıyla sona erecek.

29 NİS 2022

Üsküdar ve NPİSTANBUL Ailesi çevrimiçi bayramlaşmada bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesinde Ramazan bayramı coşkusu! Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nin akademik, uzman ve idari personeli bayram heyecanını öncesinden yaşadı. Zoom üzerinden gerçekleşen dijital bayramlaşma törenine ilgi oldukça yoğun oldu.Tarhan: “Camdam cama değil candan cana bayramlaşabileceğimiz nice bayramlara” Tören Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuşmasıyla başladı. Tarhan; “Ramazanın verdiği manevi zenginlik atmosferinin devam etmesini temenni ediyorum. Çocuklarımızda kültürel aktarımı maalesef aile değil, sosyal medya yapıyor. Bayramın etkisinin güzelliklerinin devam etmesi ve hakiki bayram olması için çocukların sevinebilmesi, mağdurların mutlu olması, toplumun bir parçası olduğunu hissettirmek gerekiyor. Bütün çalışma arkadaşlarımın bayramlarını en iyi dileklerimle kutluyorum. Candan cana bir araya geldiğimiz bayramlaşma yapabildiğimiz güzel günlere diyorum.” dedi.Üsküdar üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın da katılım sağladığı törende Furkan Tarhan güzel dileklerde bulunarak “Ramazan bereketini tüm yıl yaşamak dileğiyle herkese sevdikleriyle mutlu bayramlar.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi ailesinin bayramlaşma merasimini her bayramda sürdürmesinden duyduğu mutluluğu dile getirerek; “Güzel bir Ramazan ayından sonra bayramlaşma imkânı bulmak mutluluk belirtisidir. Bundan sonraki bayramlarda inşallah yüz yüze de bayramlaşmalarımız olur. Herkese sağlıkla nice bayramlar dilerim.” dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk da iyi dileklerde bulunarak “Bütün çalışma arkadaşlarımızın bayram tadında bir bayram geçirmelerini dilerim.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy da bayram heyecanını dile getirdi. Atasoy; “Üniversitemizin tüm mensuplarının aileleriyle ve sevdikleriyle birlikte nice bayramlara erişmelerini diliyorum.” dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak ise bayram dileklerini paylaştı. Koçak; “Üsküdar ailesinin bayramlarını kutluyorum.” ifadelerini kullandı.Daha sonra söz almak isteyen herkes bayramla ilgili dilek ve temennilerini dile getirerek birbiriyle bayramlaştı.

28 NİS 2022

Aday buluşmalarına yoğun ilgi…

Üsküdar Üniversitesi aday buluşmaları sürüyor. Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi öğretim üyeleri sınava hazırlanan aday öğrencilerle bir araya geldi.Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği 6. Geleneksel Üniversite ve Meslek Tanıtım Günleri kapsamında Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde “Metaverse Ekosistemi” konulu seminer gerçekleştirdi. Ergüzel, dijitalleşmenin ve sanal dünyanın geldiği noktalara değinerek, olası riskleri de vurgulayarak öğrencileri bilgilendirdi.Öğrencilerin Ergüzel’e ilgisi ise dikkat çekiciydi.Öğrencilerin dikkatini çeken bir diğer başlık ise “CRİSPR ve Genetik Mühendislik” oldu. Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, İTÜ ETA Vakfı Bostancı Doğa Koleji öğrencileriyle bir araya geldi. Taştan, CRİSPR tekniğini kullanarak MS, kanser, Alzheimer gibi birçok kronik ve ölümcül hastalığa çözümler üretebilmenin mümkün olduğunu ve yeni bir teknik olmasına karşın giderek artan oranda kullanıldığını anlattı.Bir diğer buluşma ise Nazmi Arıkan Fen Bilimleri öğrencileriyle Bağlarbaşı Kültür Merkezi kariyer günlerinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Becan, Reklamcılık alanı ve eğitimine ilişkin adaylarla bilgi paylaştı. Becan, öğrencilerin merak ettiği soruları da cevapladı.

25 NİS 2022

Üsküdarlı öğrenciler bir kez daha iftar programında buluştu

Mezun iletişimciler de katılım sağladıÜsküdar Üniversitesi öğrencilerinin iftar buluşmaları sürüyor.Hürriyet ve Adalet Kulübü öğrencilerinin iftar programının ardından Üsküdarlı öğrenciler bu kez de İHH’nın düzenlediği iftar programında bir araya geldi.İletişim Fakültesi bahçesinde gerçekleştirilen buluşmaya akademik ve idari personelle birlikte çok sayıda öğrenci katıldı.Oruçlar okunan ezan ile birlikte açıldı.Programda dua da edildi.Mezun öğrencilerin de katıldığı iftar buluşmasında, öğrenciler uzun uzun sohbet ederek hasret giderdi.Hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından program sona erdi.

25 NİS 2022

Türkiye’nin en donanımlı Animasyon Laboratuvarı Açıldı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yeteneklerinizi ortaya çıkarabilmeniz bizim hedeflediğimiz bir şeydir”Açılış konuşmasında, sanal evrenin üç kavramından bahseden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bu kadar kapasitesi olan, hızı, performansı olan bir dijital oyun animasyonla ilgili bir altyapı başka bir Üniversite de yok. Bu da güzel bir şey. Şu an Start-up şirketi de kurulmak üzere. Üniversite ne kadar içinde olacak tam net değil ama bu Start-up şirketi de Argepoları birçok dijital dünyaya el atmışken, şu anda bir Metaverse konuşulurken bunun laboratuvarımızın hazır olması çok gençler için iyi bir fırsat oldu. Özellikle de şunu vurgulamak istiyorum, bu dijital oyunla, animasyonla ilgili ihtiyacı biz uzun zamandır hissediyorduk. Bunun için altyapı kurulumumuz için girişimimiz olmuştu. Bölüm açıldı, daha sonra onu güncelledik. Tam da o sırada ciddi bir şekilde bu sanal evren tartışmaları başladı. Sanal evren üç tane kavramı birleştiriyor. Bu Metaverse, sanal evren biri bilgisayar oyunlarıyla ilgili firmalar, diğeri de artırılmış gerçeklik veyahut da sanal gerçeklikle ilgili teknik bir altyapı. Üçüncüsü de dijital gerçeklik. Şu an da bu üçünü birleştirerek oluşturulan ayrı bir evren oluşuyor. Bu internetin yeni sürümü, Web’ in yeni yazılım sürümü olarak da söyleniyor. Böyle bir durumda bunların teknoloji tabiri kendisi bizatihi tarafsızdır. İyi ve güzel amaçla kullanılırsa iyi ve güzel şeylere hizmet eder. Yani sizin bu programlara hâkim olmanız bu programları ustaca kullanmanız, burada yeteneklerinizi ortaya çıkarabilmeniz bizim için hedeflediğimiz bir şey. Bu da oturup çalışmakla oluyor.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önemli olan iyicil olanların daha iyicil olarak kullanılmasıdır”Sadece kendimiz için değil, yaşadığımız gezegen için de bir şeyler üretmemiz gerektiğinden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Genellikle küresel sistemin, küresel sermayenin getirdiği bir propaganda var. Sen önemlisin, başkaları önemli değil. Yani kapital sistem bunu söylüyor. Fakat biz sadece kendimiz için değil, ülkemiz içinde, vatanımız içinde, yaşadığımız gezegen içinde bir şeyler üretmemiz lazım. Eğer bunu hedeflemezsek yapmazsak birileri üretir. Biz onun nesnesi oluruz. Yani dijital dünyanın nesnesi mi olacağız yoksa öznesi mi olacağız? İyicil ve kötücül kavgası her yerde vardır. Çizgi filmlerde bile iyicil kötücül mücadelesi olmazsa hiç kimse izlemez çizgi filmleri. Bunun için her zaman denge olacak. Psikolojide buna zıtların dinamik dengesi deniyor. Önemli olan iyicil olanların daha iyicil olarak kullanılmasıdır.” dedi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Farklı açılardan bakmak, farklılık yaratmaktır”Bu tür laboratuvar açılımlarının, iletişim eğitimi yapan kurumlar için çok önemli olduğu konusuna değinen İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör; “Her zaman bir şeylere farklı açılardan bakmak, farklılık yaratmaktır. Ben Nevzat hocamıza bizi böyle bir laboratuvara kavuşturduğu için çok teşekkür etmek istiyorum. Bölüm başkanımıza teşekkür ediyorum, iyi ki aramıza katıldı ve iyi ki sizlere sahip çıkıyor ve sizi yönlendiriyor. İlerde hepiniz çok önemli işler elde edeceksiniz. İletişimin bundan sonraki gidişi, gelecek bu tür bölümlere ve bu alanlara doğrudur. İletişimin geleceği. Tabi ki bilim yanı, teorik yanı, düşünsel yan, düşünsel derinlik çok önemli ama dijitalleşmeyle, dijital çağla birlikte düşünsel deneyime bu uygulamayı katmak; mutlaka ki bilgisayar üzerinden giden bir gidişat bu. Onun için bu tür açılımlar bizler için, iletişim eğitimi yapan kurumlar için çok önemli. Bu vesileyle ben hem teşekkür ediyorum, hem de Nevzat hocamızın bundan sonraki isteklerimizde de bize destek olmasını, desteklerini devam ettirmelerini talep ediyoruz.” şeklinde konuştu. Prof. Dr Muhsin Konuk: “Vakıf üniversiteleri arasında 4. sırada yer aldı”Üsküdar Üniversitesinin artık bir marka olduğu konusundan bahseden Rektör Yardımcısı Prof. Dr Muhsin Konuk; “İletişim Fakültesi’nden Nazife hoca sürekli öğrencilerimizin bu başarısı, şu başarısı diye mail atıyor. İletişim Fakültesi bizi o kadar başarıya götürdü ki artık böyle bir başarı maili gelmezse biz merak eder hale geldik. Gerçekten artık üniversitemizin bir marka olduğunu, bir gün öncesinde yayınlanmış olan bir indekse göre; Türkiye’de araştırma indeksinde, vakıf üniversiteleri arasında 4. sırada yer aldı. 10 yıllık bir süreç içerisinde kurulduğumuz ilk günden itibaren biz buradayız. Hocamla beraber sağ olsunlar, gerçi hocamızın vizyonuna yetişmek, onu takip edebilmek zor oluyor. Hakikaten araştırmaya, geliştirmeye, laboratuvarlara, yeniliklere ve modern teçhizatlara üniversitemizin verdiği katkılardan dolayı bende üniversitenin araştırmasından, gelişmesinden sorumlu rektör yardımcısı olarak Nevzat Hocaya teşekkür etmek istiyorum. Sizin de laboratuvarınızın hayırlı olmasını diliyorum. Nazife hocam ve İpek hocam ümit ediyorum çok güzel animasyoncu film ustaları yetiştirirsiniz ve onlar da etrafa salındığı zaman, onlarla gurur duyacaksınız.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. İbrahim Özdemir: “Çocuklar artık bu animasyonlarla büyüyecek”Böyle bir laboratuvara sahip olmanın çok büyük bir imkan olduğundan bahseden İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir; “Ben hasbelkader 70’e yakın ülke gezdim. Emin olun dünyanın birçok ülkesinde bırakın böyle bir sınıfı, birkaç bilgisayarı çocuklar sırayla anca kullanabiliyorlar. Bu büyük bir imkandır. Gittiğim birçok ülkede artık Türk filmlerinin etkisini görüyoruz. Washington’da resepsiyondaki çalışan Türkçe konuşuyor. ‘Nereden öğrendin?’ diye sorduğumda, ‘Fatmagül’ün Suçu Ne? diye bir dizi vardı, oradan öğrendim.’ dedi. Aynı şekilde Pakistan’da adlarını Ertuğrul diye değiştiriyorlar, bununla övünüyorlar. Artık sıra bu dizilere geldi. Çocuklar artık bu animasyonlarla büyüyecek.” dedi.Doç. Dr. İpek Fatma Çevik: “Sektörden çok kıymetli eğitimciler alıyoruz”Yetenekli öğrencilere çok fazla imkan sağlandığı konusunda bilgilendirmelerde bulunan Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. İpek Fatma Çevik; “Burada maya programı kullanılarak hazırlanan 3. sınıf öğrencilerimizin çalışmaları var. Maya programında neredeyse güz dönemini tamamladık. Bu dönemde randomlarını alarak animasyona hazır hale getirilmiş 3 boyutlu modellemelere ulaşmış durumdalar. Bahar döneminde karakter tasarımı yapıyoruz. 4. Sınıfta istedikleri modelleri hazırlayabilecek seviyelere uluslararası bir şekilde gelebileceklerini planlıyoruz. Burada öğrencilerimize 3 boyutlu tasarımı tek bir program üzerinden değil, Maya, Cınema 4D, Photoshop, After Effect, bunun yanı sıra Z Brush programlarından yapabiliyoruz. Önümüzdeki hafta 3. Ve 4. sınıf öğrencilerimiz yeterlilik sınavına girecek. Sektörden çok kıymetli eğitimciler alıyoruz. Mesela TRT 2 Kreatif Direktörümüz Mustafa Berk hocamız, Cınema 4D çalışmalarıyla öğrencilerimizi sektöre hazırlıyor. Öğr. Gör. Süleyman Özşahin’in kendi oyun şirketi var. Yetenekli öğrencilerimizi oyun firmalarına paslayabiliyor ya da kendi şirketlerini kurmaları açısından onlara ücretsiz olarak danışmanlık yapıyor.” şeklinde konuştu.

22 NİS 2022

Üsküdar’da iletişimin duayenleri yine bir araya geliyor

9. Uluslararası İletişim Günleri’nde bu yıl “Dijital Çağda İletişim Çalışmaları” ele alınacakPandemi nedeniyle iki yıldır çevrimiçi olarak düzenlenen Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İletişim Günleri’nin bu yılki başlığı Dijital Çağda İletişim Çalışmaları. 16-17-18 Mayıs 2022 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan sempozyum yüz yüze ve çevrimiçi olmak üzere karma olarak organize edilecek. Katılımcıların tercihleri doğrultusunda sempozyumun ilk bir buçuk günü yüz yüze, ikinci bir buçuk günü ise çevrimiçi olarak planlandı. Açılış konuşmalarıyla başlayacak olan sempozyum, davetli konuşmacıların oturumları, bildiri sunumları ve yuvarlak masa tartışmasıyla sona erecek.Sempozyumun bu yıl da çok önemli konuşmacıları varAlanda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli (keynote) konuşmacıların da yer alacağı sempozyum üç gün devam edecek. Davetli konuşmacıları arasında kurumsal iletişim ve yönetimi konusundaki çalışmalarıyla bilinen Dartmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Argenti; iletişim ve kitle iletişim alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prag Charles Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nico Carpentier, yeni medya ve iletişim çalışmalarıyla tanınan Koç Üniversitesi’nden Doç. Dr. Lemi Baruh, semiyoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Londra Üniversitesi Akademisi’nden Dr. Maureen Ellis ve iki Pulitzer ödüllü gazeteci Paul Salopek (Out of Eden Walk Project, National Geographic) yer alacak. Sempozyumun keynote konuşmacıları arasında yer alan ünlü iletişim sosyoloğu Profesör Todd Gitlin’i ise ne yazık ki Covid 19 nedeniyle hayatını kaybettiği için programa katılım sağlayamayacak.Sempozyuma yaklaşık 350 akademisyen bildiri özeti gönderirken, bunların önemli bir kısmını yabancı ülke üniversitelerinden isimler oluşturuyor.Pandemide yaşanan dönüşümün etkileri de konuşulacakSempozyumda özellikle pandemi etkisiyle öne çıkan dünyadaki dijital dönüşüm, yeni medya çalışmaları, dijital çağda iletişim, dijital çağda geleneksel medyanın dönüşümü, iletişim bilimlerinde yeni paradigmalar,  iletişim bilimlerinde yeni metodolojik yönelimler, yapay zekâ çalışmaları ve iletişim, dijital çağda sinema, televizyon, radyo/podcast ve gazetecilik çalışmaları, sosyal medya çalışmaları, dijital çağda popüler kültür, görsel iletişim tasarımı, reklamcılık, pazarlama iletişimi, halkla ilişkiler, sanat ve tasarım, dijital çağda kriz iletişimi ve dijital çağda sağlık iletişimi çalışmaları gibi pek çok farklı alan masaya yatırılacak.Uluslararası bilimsel etkinlik kategorisinde TÜBİTAK desteği de alan 9. Uluslararası İletişim Günleri’nin açılış töreni 16 Mayıs 2022 tarihinde  Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleşecek. Sempozyumun açılış konuşmaları  Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Zelka ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör tarafından yapılacak olup, ardından Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun moderatörlüğünde keynote konuşmacıların (Paul Argenti, Nico Carpentier, Lemi Baruh) oturumu ile gerçekleştirilecek. Sempozyumun Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilecek kısmı youtube üzerinden ve Üsküdar Üniversitesi TV’den de canlı olarak yayınlanacak.Öğle yemeği sonrasında sempozyum, bildiri sunumları ile İletişim Fakültesi binasındaki salonlanda devam edecek.Sempozyuma online olarak katılacak olan keynote konuşmacıların oturumu ise 17 Mayıs günü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay’ın moderatörlüğünde zoom üzerinden gerçekleştirilecek. Ardından sempozyumun zoom aracılı bildiri sonum oturumları gerçekleşecek.Sempozyumun son oturumu ise sektörden ve akademiden önemli isimlerin yer alacağı, moderatörlüğünü ise Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın yapacağı, çevrimiçi/zoom yuvarlak masa paneli olarak gerçekleştirilecek.Sempozyum İletişim Fakültesi Dekanı ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün çevrimiçi/zoom  üzerinden yapacağı kapanış konuşmasıyla sona erecek.Detaylı Bilgi İçin:

21 NİS 2022

İletişim Fakültesinden Doç. Dr. Atlı Erasmus+ Programında Ders Verdi

Erasmus+ Programı öğrenci ve akademisyenleri kapsıyorErasmus+ yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarında (HEI'ler) öğretim dönemlerini desteklerken, yükseköğrenimde çalışıyorsan, Erasmus+ Programındaki veya Ortak ülkedeki bir kurumda öğretmenlik yapabiliyor. Program, ülke kuruluşlarında çalışan personel için de öğretim fırsatları sunuyor.Projeden yararlanmak isteyenler ayrıntılara linkten ulaşabilir.

14 NİS 2022

Görsel İletişim Tasarımı Öğrencilerinden Uluslararası Başarı

“Ödülü içerik bakımından özgün ve yaratıcı olduğumuz için alabildik”Kazandıkları web sitesi ödülünü içerik bakımından özgün ve yaratıcı olmalarından kaynaklı aldıklarını dile getiren Görsel İletişim Tasarımı bölümü öğrencisi Tarık Can Sandal; “Sonrasında da özgünlük, tasarım, kalite ve içerik mükemmelliği sayesinde günün ‘Red Carpet (kırmızı halı)’ ödülüne layık görüldük.” ifadelerini kullandı.“Kullanıcılar zamandan ve iş gücünden tasarruf edebilecekler”Web sitesinin işleyişi hakkında bilgilendirmelerde bulunan Tarık Can Sandal; “3D model tasarımcılar, 3d artistler, CGI artistler, film ve animasyon sektörü gibi büyük bir yelpazeye kullanıma hazır olarak hızlıca kullanabilecekleri ürünler üretip ücretli ve ücretsiz seçenekler halinde sunuyoruz. Kullanıcılar bunları direkt sürükle bırak mantığıyla kullandıkları için zamandan ve iş gücünden tasarruf edebilecekler.” şeklinde konuştu.Çok çalışmanın ve inanmanın başarısı!Kurduğu web sitesinde bilim ve teknolojiyi insanların yararına dönüştürmeyi amaçladığını belirten Üsküdar Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı 3. sınıf öğrencisi Tarık Can Sandal henüz üniversite hayatının ortasında kendi alanlarının dışına çıkıp mühendislik ve tasarıma ilgi duyarak kendini geliştirmeyi hedeflerken, her zaman çok çalışmanın ve inanmanın başarı getireceğine inandığını belirtti. 

12 NİS 2022

Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin’in kitabı okuyucuyla buluştu

Yeni Medyada Yanlış BilgiDr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin, ‘Yeni  Medyada Yanlış Bilgi Komplo Teorileri ve Bilimin İnkârı’ isimli eserinde yeni medya üretimi ve paylaşımına dair bilgi ekosisteminde düzensizliklere yol açan yanlış bilgi konusuna yoğunlaşarak özellikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi ile yanlış bilgi üretimindeki gerçek ile sahte arasındaki ayrımın silikleşmeye başladığına dikkat çekiyor.Kitabında yeni medya ortamındaki doğrulama pratiklerinin, işleyiş gücünün zayıfladığını, bilgiye yönelik güvenin derinden sarsıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin, günümüzde yanlış bilginin, çeşitli türlerde ve medya formlarında üretilmesi, paylaşılması ve kabul görmesinin bilgi ekosisteminde düzensizliklere ve doğrulanamayan bilgi yoğunluklarına neden olduğunu dile getiriyor.  Toplumsal, ekonomik ve siyasal çerçevede incelemelerin bulunduğu kitap, manipüle edici yapısı gereği çeşitli eşitsizlikleri ve etik ihlalleri doğuran yanlış bilginin insan hak ve özgürlüklerine, demokrasiye meydan okuyan etkisine odaklanıyor. Bu sayede farklı bağlamlarda tüm biçimleriyle incelenmesini sağlıyor.Kitap 10 Bölümden Oluşuyorİletişim çalışmaları alanından birçok akademisyenin yer aldığı eser, on bölümden oluşuyor. Komplo teorileri, kolektif bellek ve infodemi, dijital oryantalizm ve sinoteknofobi, dezenformasyon aracı olarak sanat, deepfake, açık veri, cinsiyete dayalı dezenformasyon, SEO ve doğrulama platformları irdelenerek konular, yanlış bilgi ilişkiselliğinde inceleniyor. Yeni medya üretimi ve paylaşımında yanlış bilgi faktörünün esas alınmasıyla oluşturulan eser, sahip olduğu bilgilendirici içerik ile okuyuculara önemli bir kaynak sağlıyor.Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin ve Araştırma Görevlisi Elif Karakoç Keskin’in yanı sıra kitabın yazımına katkı sağlayan bazı isimler: Arş. Gör. Betül Yüncüoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Burcu Zeybek, Doç. Dr. Derya Gül Ünlü, Esra Mutlu, Dr. Öğr. Üyesi İlknur Doğu Öztürk, Arş. Gör. Dr. Oğuz Kuş, Özgür Ozan Çakmak, Arş. Gör. Dr. Rabia Zamur Tuncer, Araştırma Görevlisi Seda Avcı, Doç. Dr. Serkan Bulut ve Türkay Türkan Ünlü.Kitaba ilişkin daha fazla ayrıntı için:

08 NİS 2022

Genç İletişimciler Yarışmasından Üsküdarlı İletişimcilere bu yıl 7 Ödül

İletişim Fakültesi öğrencilerinin yenilikçi, araştıran ve ilham veren gazetecileri ve medya liderleri olarak yetişmelerini amaçlayan yarışmanın ödül töreni düzenlendi. 16 üniversiteden 61 İletişim Fakültesi öğrencisinin 46 projesi ödüle değer bulunduğu yarışmada Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri başarılarıyla geceye damgasını vurdu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, yarışmada ödül alan öğrencileriyle gurur duyduğunu ifade ederek onlara yarışma süreci boyunca danışmanlık yaparak yol gösteren hocaları; İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros, Arş. Gör. Selin Maden ve Arş. Gör. Atila Erdemir’e teşekkür etti.Üsküdar İletişim öğrencileri yine ödülle döndüTürkiye Gazeteciler Cemiyeti Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışmasında Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Merve Şişman, 1 birincilik ve 1 ikincilik alarak 2 ödülle gecenin en dikkat çeken ismi oldu. Merve Şişman, İnternet Yayıncılığı Dalı Blog Kategorisi 1.'lik Ödülü ve İnternet Yayıncılığı Dalı İnternet Medya Sitesi 2.'lik ödülünün sahibi oldu.Ayrıca İletişim Fakültesi öğrencilerinden Melisa Duygun, İnternet Yayıncılığı Dalı Blog Kategorisi 2.'lik Ödülü, Zeynep Şahin, İnternet Yayıncılığı Dalı İnternet Sitesi Kategorisi’nde 2'lik Ödülü almaya hak kazanırken, Üsküdar Haber Ajansı muhabiri Ayça Aracıçam, Yazılı Dal Spor Kategorisi 2.'lik Ödülü, Bilal Sadi, İnternet Yayıncılığı Dalı İnternet Sitesi Kategorisi 3.'lük Ödülü ve Ümmü Gülsüm Dural, Yazılı Dal Haber-Haber Araştırma Kategorisi’nde 3.'lük Ödülü kazandı.Üsküdar Haber Ajansı olarak muhabir arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz… Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı Üsküdar Haber Ajansı olarak bizler de ödül alan tüm öğrencilerimizi tebrik ederken, bizlerle birlikte çalışan öğrencilerimiz Ayça Aracıçam ve Melisa Duygun’la ekip arkadaşı olmanın mutluluğunu da yaşadığımızı belirtmek istiyoruz.

06 NİS 2022

Üsküdar İletişimin hazırladığı 24 Kare Animasyon dergisi yayınlandı

Prof. Dr. Nazife Güngör; “24 Kare’nin fakültemize ve bölümümüze hayırlı olmasını diliyorum”Dergi ve web sitesinin oluşturulma sürecini yakından takip eden İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, yapılan çalışmaların öğrenciler için önemini anlattı. Prof. Dr. Nazife Güngör; “Çizgi Film ve Animasyon bölümümüz, iletişim eğitiminin uygulamalı kısmı açısından büyük önem taşımaktadır. Uygulamalı eğitimin temel karakteri ise eğitim esnasında somut ürünlerin ortaya çıkmasıdır. Bu anlamda 24 Kare Animasyon dergimiz önemli bir çalışma olup bölümün misyonu ve vizyonunu yansıtmak açısından büyük bir öneme sahiptir. Öğrencilerimizin, ürünlerini sergileyecekleri böyle bir mecra, onların motivasyonları için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bölüm tarafından ortaya konulan bu çalışma ve yayın, bölümün ilgili sektörel alanlarda tanınması, sektörle bölüm ilişkilerinin geliştirilmesi açısından da önemli bir paylaşım alanı olacaktır. Ayrıca animasyon alanına ilişkin akademik anlamda önemli bir mecra olarak da değerlidir. Son olarak 24 Kare’nin fakültemize ve bölümümüze hayırlı olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. İpek Fatma Çevik; “Öğrencilerimiz iş yaşamına deneysel olarak hazırlanma şansı bulacak”Çalışmalar sırasında verilen destekler için teşekkürlerini dile getiren Bölüm Başkanı Doç. Dr. İpek Fatma Çevik, hazırlanan dergi ve web sitesinin Çizgi Film ve Animasyon bölümü öğrencilerine kazanımlarından bahsetti. Doç. Dr. İpek Fatma Çevik; “Öncelikle 24 Kare Çizgi Film Animasyon dergisinin tüm aşamalarında bize destek olan, ben ve öğrencilerim kadar heyecan duyan ve liderlik eden İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sayın Nazife Güngör hocamıza, desteklerini esirgemeyen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Sayın Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ve Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne çok teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin kolektif çalışması sonucu ortaya çıkan dergi ve web sitesi, öğrenci çalışmalarının çevrim içi ortamda yer almasını oldukça kolaylaştıracak. Üretim sürecini yakından görmelerini sağlayacak bu iki platform sayesinde öğrencilerimiz iş yaşamına da deneysel olarak hazırlanma şansı bulacak. Ayrıca hem derginin hem de web sitesinin öğrencilerimizin üniversite yaşamları için bir seyir defteri niteliğinde olacağını da düşünüyorum.” şeklinde konuştu.Arş. Gör. Ezgi Şen; “Trend ve teknolojileri takip ederek birçok konuda öncü olmayı hedeflemekteyiz”24 Kare Animasyon dergisi ve web sitesinin hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Arş. Gör. Ezgi Şen; “Ekranlar aracılığıyla kurduğumuz iletişimin hızla arttığı göz önünde bulundurulduğunda, çevrim içi platformlarda görünür olmak oldukça önemli bir hale gelmiştir. Çizgi Film ve Animasyon bölümü olarak trend ve teknolojileri takip ederek birçok konuda öncü olmayı hedeflemekteyiz. 24 Kare Üsküdar, sadece kendi öğrencilerimizi değil diğer üniversitelerde yer alan öğrencileri ve animasyonla ilgilenen herkesi bilgilendirerek animasyonun renkli dünyasına davet etmektedir.” dedi.Her hay bir sayı…Dergi içeriklerinin web sitesine aktarılması, web sitesinin teknik detaylarında yapılacak geliştirmelerin takip edilmesi ve içeriklerle ilgili öğrenci koordinasyonun sağlanması görevini üstlenen Çizgi Film Animasyon Bölümü Arş. Gör. Onur Coşkun; “Dijital iletişimin günlük yaşam pratiklerini büyük ölçüde değiştirdiği çağımızda bölümdeki öğrencilerimizin tamamen kendi emeklerinden meydana gelen bir web sitesiyle dijital iletişim ortamına dahil olmalarının harika olduğunu düşünüyorum. İlk günden bu yana dergi ve web sitesi için yoğun emek harcadıklarına birinci elden şahit oldum ve yayına hazır durumda olmaları beni de en az onlar kadar mutlu ediyor. Öte yandan derginin de web sitesinin de sürdürebilirliği ön planda. Her ay bir sayı çıkarıp o sayıdaki içeriklere göre web sitesini güncellemek ve oluşturulan portfolyolara yeni eserler eklemek yaşayan bir çevrim içi platform oluşturmak açısından son derece önemli. Ayrıca öğrencilerimizin web sitesiyle ilgili isteklerini hiçbir zaman geri çevirmeyen, bizimle daima iş birliği içinde olan yazılım ekibine de çok teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.Aşağıda yer alan linklerden 24 Kare çalışmalarına ulaşabilirsiniz.24 Kare Web Sitesi;https://24kare.uskudar.blog24 Kare Animasyon Dergisi; https://24kare.uskudar.blog/uploads/files/magazines//1647763797.pdf24 Kare Instagram Hesabı;https://instagram.com/24kare.mag?utm_medium=copy_link  

01 NİS 2022

Görsel İletişim Tasarımı öğrencilerinin Mezuniyet Projeleri görücüye çıktı.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim ve Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. And Algül, Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, Doç. Dr. Tolga Erkan, Dr. Öğr. Üyesi Ebru Karadoğan İsmayılov ve İletişim Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. İpek Fatma Çevik’in desteğiyle düzenlenen sergi 4’üncü sınıf öğrencilerinin çalışmalarından oluşuyor.Tasarımla ilgili yeteneklerini gösteren son sınıf öğrencilerinin çalışmaları büyük ilgi görüyor.Mezuniyet projesi tasarımları Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Güney Yerleşke C-D blok giriş lobisinde 1-8 Nisan tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

24 MAR 2022

“Değişim Benden Başlar” Projesi kapsamında 5. seminer gerçekleştirildi.

Üsküdar’da eğitim gören 1500 lise öğrencisine sosyal medya okuryazarlığı becerisi kazandırılmasının hedeflendiği “Değişim Benden Başlar- Sosyal Medya Farkındalığı Projesi” kapsamında proje ortakları, öğrencilerle buluşmaya devam ediyor.Proje kapsamında beşinci olarak Haydarpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileriyle bir araya gelindi. Proje koordinatörü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, seminerde Sosyal medya okuryazarlığı ve sosyal medyayı bilinçli kullanmak başlığında önemli paylaşımlarda bulundu.Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Biriminden Tercih Tanıtım Asistanı Melek Ozat da seminere eşlik ederek, Ünal ile birlikte öğrencilere bilgi aktarımında bulundu.Bilgi aktarımının ardından soru-cevap şeklinde ilerleyen programa yaklaşık 350 öğrenci katılım sağladı.Daha sonra öğrencilere Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın “Bilinçli Genç Olmak” kitabı ve Üsküdar Üniversitesi tanıtım kiti hediye edildi.

22 MAR 2022

Üsküdar İletişime Tarım ve Orman Bakanlığı Genel Müdürlüğü’nden iki ödül

Tarım ve Orman Bakanlığı Genel Müdürlüğü Konferans Salonunda gerçekleştirilen ödül törenine Tarım ve Orman Bakanlığı Genel Müdürü Bekir Karacabey, TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yunus Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikaları Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe ve Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Orta Asya Alt Bölge Koordinatörü ve Türkiye Temsilcisi Viorel Gutu gibi pek çok kurum yetkilisi katılım sağladı.‘En fazla Endüstriyel Ağaçlandırma, En Fazla Orman Gençleştiren, En Adanmış, En Kahraman’ gibi farklı kategorilerde toplam 33 kişiye ödül verildi.Köşe yazısı çalışmasıyla ormancılığa verdiği destekten dolayı ‘En Özel Haber’ ödülüne layık görülen Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim bölümü Öğr. Gör. Kemal Öztürk, teşekkürlerini dile getirirken “Ormanlarımız için ne yapsak az, darısı öğrencilerimizin başına” dedi.Orman yangınlarının olumsuz etkilerini ön plana çıkaran, çevre konusunda duyarlı haberler yapması sebebiyle ‘En Çevreci Gazeteci’ ödülüne layık görülen Yeni Medya ve İletişim bölümü Öğr. Gör. Gökhan Gültekin Karakaş ise teşekkürlerini iletti.

15 MAR 2022

Okuyan Üniversitesi-Okuyan Lise Projesi tamamlandı…

Gençlik Projeleri Destek Programı kapsamında Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen Okuyan Üniversite - Okuyan Lise Projesi bir yılda tamamlandı. Proje Üsküdar Üniversitesi, Haydi Tut Elimi Rehabilitasyon Eğitim ve Yardım Derneği, Ahmet Yüksel Özemre Bilim ve Sanat Merkezi ile Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün katkılarıyla gerçekleşti. Proje kapsamında 40 lise ve 40 üniversite öğrencisi, Darülaceze sakinleriyle kitap okuma buluşmalarının da içinde yer aldığı pek çok etkinliğe katıldı.Projenin kapanış töreni, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Projeye katılan öğrenciler katılım sertifika ve diplomalarını aldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Projelerde sürdürülebilirlik önemli”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, projelerin en hüzünlü kısmının kapanışları olduğunu belirterek “Bu projede 2 yıllık bir emek var. 80 öğrenciye dokunulmuş oldu. Projelerde sürdürülebilirlik çok önemli. ‘Oku, anla, anlat ve paylaş’ kısmının altını çizmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilginin beyne yazılma süreci var”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalıcı öğrenme ile ilgili yapılan araştırmalarda bir piramidin ortaya çıktığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Bu piramitte bilginin tekrarlanması durumunda kalıcı olduğu gösteriliyor. Öğrenme piramidinin en tepesinde öğreterek öğrenme var. Yani en kalıcı öğrenmenin öğreterek öğrenme olduğu görüldü. Kişi bilgiyi okuyup yaşayarak değil de onu paylaşarak, anlatarak daha iyi öğreniyor. Nörobilim temelli bir araştırmada ise bir bilgi çok yüksek sayılarda tekrarlanması durumunda beynin o bilgiyi ihtiyaç olarak kabul ettiği ortaya koyuldu. Bilgiye duygu katıldığında o bilgi inanışa dönüşüyor. Devam ettirildiğinde alışkanlığa dönüşüyor, 6 ay sonra da kişiliğe dönüşüyor. Bu şekilde bilginin beyne yazılma süreci var. İçinde bulunduğumuz dönemde geçmişe kıyasla bilgi daha kolay öğrenilebiliyor.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çocuk evde kitap okunduğunu görmeli”Kitap okuma ile ilgili yaşanmış bir olaya da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir Rus vatandaşı kendisine kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandıkları sorulduğunda oldukça şaşırmış. Okuma alışkanlığı kazandırmadıklarını ve çocukların zaten kitapların içine doğduğunu ifade etmiş. Çocuklar anne ve babalarının elinde, okulda kitap görmeli. Böyle durumlarda görünce otomatik olarak okumayı alışkanlık haline getirecek. O yüzden Dostoyevski’ler Tolstoy’lar oradan çıkmış. Bu tesadüf değil. 40 metrekarelik küçük evlerinin bile en güzel yerinde kütüphaneleri oluyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İlim verdikçe artar”Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ‘oku’ diye başladığını da hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Buna rağmen ülke olarak dünyadaki okuma oranlarında en son sıralardayız. Sadece Türkiye değil, tüm İslam toplumları aynı durumda. Duygusal olarak zeki olmak için okumak gerekiyor. Sosyal olarak bir usta olabilmek için de okunanın paylaşılması gerekiyor. Öğrenme piramidinin en tepesinde bilgisini paylaşanlar olduğu görülmüş. Maddi zenginlikler verdikçe azalır ama ilim verdikçe artar. Bilgiyi kendimize saklamayalım. Yazıp, çizip anlatalım. Bu yapıldığında daha güzel bilgiler yaygınlaşıyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En güzel iyilik kitap okumaktır”Kötü bilgilerle mücadele etmenin en önemli yolunun iyi bilgiler yaymak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karanlıkla mücadele etmenin en güzel yöntemi ışık yakmaktır. Kötülükle mücadelenin en iyi yöntemi de iyiliği artırmaktır. Dünya birebir iyilik yapmak ile daha güzel ve yaşanılabilir bir yer olabilir. Kitap okumak da en güzel iyiliktir. Kayseri’de evlenenlere altın yerine kitap takma uygulaması olmuştu. Belediyeler evlenecek olanlara hediyeler vereceklerine kitap verebilirler. Birine şeker, çikolata yerine kitap götürülebilir. Birçok alışkanlığımızı değiştirmemiz gerekiyor. Eğitim kurumları bu konuda çabalıyor ama ailelerin de işin içine girmesi önemli.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençler öğrenmek için başkalarının tecrübesinden faydalanmalı”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Okuyan Üniversite-Okuyan Lise Projesi’ne katılan 80 gence ‘Bilinçli Genç Olmak’ kitabını hediye edeceklerini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:“Bilinçli Genç Olmak kitabı okuma alışkanlığını devam ettirmek açısından onlara ufak bir destek olacaktır. Dünyada hızlı bir dönüşüm var, kültürel travmalar geliyor. Popüler kültür bizi alt üst edecek. Böyle bir durumda esen rüzgarlarla savaşmak yerine o rüzgarlara karşı gençleri nasıl ileriye götürebiliriz diye yazılmış bir kitaptı. Uçurtmayı hep rüzgarın uçurduğu söylenir. Aslında uçurtmayı uçuran rüzgar değil rüzgara karşı aldığı pozisyondur. Zamanın rüzgarlarına karşı sosyal medya kullanılabilir. Orada okudukları kitaptan bir bölüm paylaşmaları istenerek o bilginin hem kendilerinde kalıcı etkisi yapması hem de başkalarına ulaşması sağlanabilir. Bu zamandaki değişiklikleri iyi ve güzele, başarıya ve hedefe ulaştırmak için okumak çok önemlidir. Deneme ve yanılma ile öğrenmek çok pahalı bir yöntem. Bu yöntemde her şey zaman alıyor. Akıllı insanlar başkalarının tecrübelerinden faydalanır. Gençlere başkalarının tecrübelerinden faydalanan bir öğrenme çabası içinde olmalarını tavsiye ediyorum. Bunun da en güzel yöntemi kitaplardır.”Sami Kuşçu: “Okumamızın bir gayesi olması gerekir”Okuyan Üniversite-Okuyan Lise Projesini desteklemekten memnuniyet duyduklarını belirten İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Gençlik Hizmetleri Müdürü Sami Kuşçu, “Böyle faydalı projeleri desteklemek adına motive bir durumdayız. Geçmiş dönemde bir bakanımızın okulların kapanmasından sonra öğretmenlerin bazı kitapları okumaları ile ilgili talepleri ve çalışmaları olmuştu.  Eğitim hayatının ardından atandıktan sonra hiçbir kitap okumadan meslek hayatlarına devam eden birçok öğretmen var. Hayatın bir gerçeği var, bir koşturmacanın içindeyiz. Okumamızın bir gayesi olması gerekir. Hayatı anlayabilmek ve anlamlandırabilmek için okuyoruz. Eğer anlamlı bir hayat yaşayabilirsek ve başkalarına da bu anlamda vesile olabilirsek kısaca bunu ‘oku, anla, yaşa ve yaşat’ olarak formüle edebiliriz. Okumalarımızı bu minvalde yaparsak daha kıymetli hale gelecektir.” dedi.Sinan Aydın: “40 öğrencide okuma alışkanlığı tutuşmusa bu proje hedefine fazlasıyla varmıştır”Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, ülkemizde maalesef okuma oranlarının oldukça düşük olduğunu belirterek “2002 yılında bir sendikanın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de öğretmenlerin okuma oranı 4 yılda bir kitap. Maalesef vahim bir tablo. İstanbul Üniversitesi’nde 2008 yılında öğrencilerin okudukları kitaplarla ilgili araştırma yapılmış %37’si ders kitabından başka hiçbir kitap okumuyormuş. Milli Eğitim Bakanlığımız, Gençlik ve Spor Bakanlığımız, üniversitelerimiz, il ve ilçe yöneticileri olarak bir sürü proje yapıldı ve okuma ülkemizde  ciddi anlamda mayalanıyor, görüyoruz. Bu manada güzel gelişmeler var. Okuyan Üniversite-Okuyan Lise proje ismi çok manidar. Üniversiteler öğretmenleri yetiştiriyor, öğretmenler rol model insanlar onlar okuyorlar. Onların öğrencileri de okuyacaklar. Bizler Sayın Üsküdar Rektörümüzü de misafir ettik. Üsküdar Eğitim Okumaları adına dedik. Her ay okul müdürlerimizle birlikte bir kitap okuyup yazarıyla müdürlerimizi buluşturuyoruz. 58’inci kitaba geldik. Projeyi çok önemsiyorum. Projede 80 öğrenci yer almış, benim şahsi kanaatim şu ki eğer 40 öğrencide okuma alışkanlığı tutuşmuşsa bu proje hedefine fazlasıyla varmıştır.”dedi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilginin hayata dönüştüğü bu tür çalışmaların artmasını diliyorum”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör de projede emeği geçen herkese ayrı arı teşekkür etti. Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bilginin hayata dönüştüğü bu tür çalışmaların, üniversitenin topluma, insanlara bütün paydaşlarla beraber dokunuşta bulunduğu bu tür çalışmaların artarak devam etmesi dileğiyle hepinize bu yolda başarılar diliyorum.” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Hale Yaylalı: “Dünyayı keşfetmek için oku-Gelişmek için kendini tanı” sloganıyla yola çıktıkProje Koordinatörü, Üsküdar Üniversitesi Radyo TV Sinema bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Hale Yaylalı, konuşan hayalden fikre, fikirden plana, plandan gerçeğe dönüşen Okuyan Üniversite-Okuyan Lise projesine dair paylaşımlarda bulundu. Bir yıllık yolculuğun en önemli aşamasına geldiklerini belirterek projenin en önemli çıktıları olan okuyan üniversite-okuyan lise eğitim kurumları unvanlarının yanı sıra sosyal sertifika ve sosyal diplomaların da sahiplerini bulacağını belirten Dr. Öğretim Üyesi Hale Yaylalı “Dünyayı keşfetmek için oku-Gelişmek için kendini tanı” sloganıyla yola çıkılan bu yolculukta bir yıl boyunca Darülaceze sakinleri ile kitap okuma ve tartışma etkinliği, seminer, çevre faaliyetleri gibi pek çok konuda önemli faaliyetler yürütüldüğünü söyledi. Yaylalı, kazanılan okuma edinimi ve diğer kişisel gelişim ve yeteneklerin gençlerin hem iş hem de aile bağlamında katkılarının artacağını söyledi.Dr. Öğretim Üyesi Nebiye Yaşar: “Gençlerin bize kattığı değer çok önemliydi”Haydi Tut Elimi Rehabilitasyon Eğitim ve Yardım Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Nebiye Yaşar ise bu güzel projede 80 gençle beraber bir proje yolculuğu yaptıklarını belirterek “Gençlerin toplum içinde değer yaratmak, farkındalık kazandırmak ve kendi alanlarını güçlendirirken kendilerini de güçlendiren çok önemli bir proje oldu. Bu projenin içinde birbirinden değerli etkinlikler, faaliyetler, konferanslar, kitap buluşmaları, gönüllülük faaliyetleri gibi o kadar çok faaliyet vardı ki bakanlıktaki proje daire başkanımız dört proje büyüklüğünde bir proje yürüttüğümüzü söyledi. Keşke hep sürdürülebilir olsa dedi. Bu temennimi de paylaşmak istiyorum. Gençlerle çıktığımız yolda gençlerin bize kattığı değer ve onlarla beraber topluma kattığımızı değer bizler için çok önemliydi.” dedi.Projeye katılan lise öğrencilerini temsilen Rukiye Deren Köktepe ve Emirhan Sakarya ile üniversite öğrencilerini temsilen Yağmur Baydan ve Burak Uslu duygularını dile getirdi.Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜ TV) ve Üsküdar Üniversitesi Youtube hesabından canlı yayınlanan tören hatıra fotoğrafı çektirilmesiyle sona erdi.

14 MAR 2022

Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal Denizcilik Sektöründe Kadın Çalıştayına katıldı.

Deniz Kültürü Derneği Başkanı Ayşe Olcay moderatörlüğünde gerçekleşen panelde önemli isimler yer aldı.Çalıştayın açılış konuşmalarını Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Oral Erdoğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektör Yrd. Prof. Dr. Lütfiye Durak Ata’nın yaptığı programda “Denizde Kadın Değil, Denizde İnsan Olması Lazım” vurgusu yapıldı.Kadınların daha çok karada çalıştığı, gemide çalışan kadınların sayıca azlığı ve yaşadıkları zorluklar ele alınarak, çözüm önerileri tartışıldı. Özellikle, öğrencilerin ilk çalışma hayatı deneyimlerini yaşadıkları staj dönemlerinde zorlukların başladığı ve Üniversitelerin bu yönde yapmaları gereken, çözüm odaklı çalışmaların önemi gerek yönergeler gerek eylem planları kapsamında tartışıldı.Ünal: “Toplumsal roller mesleklerde cinsiyetçi yaklaşımı doğuruyor”Toplumsal rollerin pek çok meslek grubunda cinsiyetçi yaklaşımı doğurduğunu belirten Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Üniversiteler tarafından hazırlanan eylem planlarının uygulanması ve takibinin yapılması pek çok sektör açısından önemlidir. Bununla birlikte, kamusal iletişim bağlamında kamu spotu, seminer, panel gibi toplumsal çalışmaların da yüz yüze ve dijital iletişim kanallarından yapılarak bilinçlendirme ve farkındalığın arttırılması sağlanabilir.” dedi.

11 MAR 2022

8 Mart Kadın ve Medya Paneli'nde akademisyenler medyada kadının temsilini tartıştı

Üsküdar Üniversitesi İnsan Odaklı İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezi İLİMER ile Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünün ortaklaşa düzenlediği “8 Mart Kadın ve Medya Paneli” İLİMER Müdürü Doç. Dr. Gül Esra Atalay’ın moderatörlüğünde zoom üzerinden gerçekleştirildi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Eşitsizlik süreci cinsiyet kimlikleri üzerinden işletildi” Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, eşitsizlikler üzerine yapılanmış toplum düzeninin oluşumundan bahsetti. “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününüzü kutluyorum. 8 Mart düşündüren bir gün. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Ne tür toplumsal ilişkilerin içerisinde yaşıyoruz? İnsanlık kurulurken sanki eşitsizlikler üzerine toplumların yapılandığını görüyorum. İnsanlık tarihine baktığımızda küçük bir azınlık, kitleleri güçten yoksun hale getirerek, yoksun bırakarak kitleler üzerinde egemenlik kuruyor. O egemenlik ilişkileri örgütsel süreçleri yapılandırarak günümüze kadar geldi. Dolayısıyla bu süreci ilişkiler düzeyine indirmek zor. Çok mücadele vermek gerekli. Bu mücadelelerden biri 8 Mart. Yüzyıl öncesinde Amerika’da başladığını görüyoruz. Sadece eşit ücret alma talebiyle yola çıkan 120 kadının yanıp, kül edildiğini görüyoruz. Korkunç bir trajedi yaşanıyor. Tek istekleri çocuklarına daha fazla vakit ayırmak, yaşanabilir standartlara sahip olabilmek idi. Bu talepleri bile büyük bir dehşetle karşılandı. Hayatlarını vahim bir şekilde kaybettiler. İnsanların kurduğu eşitsiz, güçsüzü ezme düzeni toplumun her düzeyindeki ilişkileri biçimlendirdi. Erkeğin kadını ezmesi, parası olanın parası olmayanı ezmesi gibi. Eşitsizlik süreci cinsiyet kimlikleri üzerinden işletildi. Dolayısıyla geldiğimiz noktada sürekli bir trajedi hâkim. Dünya uygarlaştıkça özü itibarı ile barbarlaştığını da görüyoruz. Adına uygar dünya diyoruz ama her türlü barbarlık söz konusu. Barbarlık; yoksun bırakmak, kıt kaynaklardan eşitsiz faydalanmak, özgürlüğü kısıtlamaktır. Ana haberlerde her gün kadın cinayetlerini izliyoruz. Olay artık yoksun bırakmanın ötesinde imha noktasında. İmha ediyor ve kurtuluyor. Üstelik imha etmeyi, öldürmeyi kendine hak olarak görüyor. Yasaların olduğu, güya işlerlikte olduğu toplumlarda aslında yapılan yasaların biraz göstermelik kaldığını görüyoruz ve hayretler içerisindeyiz. Burada yapılan bir hata var, hata değil bilerek yapılan. Toplumsal ilişkiler organize edilmeye başlarken, erkek atak davranıp, biyolojik birtakım özelliklerini kullanıp kadını evin içine kapatıp, kamusal alanın dışında, sosyal ilişkilerden uzak bir konum biçti. O zamandan itibaren kadın hep evin içinde. Evin içinde olmak demek, giderek üretimin dışında bırakmak, üretimden alıkoymak demektir. Üretmeyen, üretimin dışında kalan birey başka birinin egemenlik alanı içinde yaşamaya mahkumdur. Hayatın her düzeyinde pasif bırakılır. Teraziyi eşit biçimde kursalardı; toplumsal örgütlenmeler, aile örgütlenmeleri, üretim örgütlenmeleri, üretim biçimleri denge içinde olabilseydi, bugün biz cinsiyetler arası eşitsizliği, kadına şiddeti konuşuyor olmayacaktık.”Prof. Dr. Nilüfer Timisi: "Barışın inşacısı ve kurucusu kadındır"Medya ve kadın üzerine önemli çalışmalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünden Prof. Dr. Nilüfer Timisi, medyada kadın temsiliyeti ve kadınların özne olabilmelerine dair birçok noktaya değindi. Prof. Dr. Nilüfer Timisi, “8 Mart, dünya kadın hareketi açısından önemli bir gün. Barışa her zaman olduğu gibi bugün de ihtiyacımız var. Günümüzün en önemli meselesi barış. Barış kavramını en çok dillendiren kesim kadınlar. Barışı dillendirmekten öte barışın inşacısı ve kurucusu kadındır. 1850’den bu tarafa kadınların talebi çeşitli içerikler oluşturularak günümüze kadar geliyor. Umarım bizden sonraki kuşaklar da devam edecek. Medya meselesine geldiğimizde, medya-kadın ilişkisi tarihsel yaklaşımda sorunlu olarak karşımıza çıktı. Matbaanın icadından itibaren aslında toplumda var olan eril iktidar yapısının sembolik üretim içerisinde de nasıl yerini bulduğunu biliyoruz. Dolayısıyla kadınlar her zaman içerik üretmekte, inşa etmekte var olmalarına rağmen kadınların, toplumun diğer alanlarında olduğu gibi görünmediğini, temsil edilmediğini söylemek mümkün. Kadının varlığını ve eşitsiz ilişkileri görünür kılmak, genel toplumsal projenin parçasıdır. Eşitsiz iktidar ilişkilerini dönüştürmenin en önemli ayağını medya oluşturuyor. Bu sebeple medya ve kadın ilişkilerine baktığımızda temsil ya da temsiliyet kavramının akademisyenler için en önemli akademik araç olduğunu, aynı zamanda bir toplumsal mesele olduğunu biliyoruz.”“Medyada maruz kaldığımız içeriklerin kadınların lehine olmadığını söylemek mümkün"Kadınların medyadaki konumuna değinen Prof.Dr. Nilüfer Timisi, “Medya, toplumsalı oluşturan en önemli alandır. Bizi ortaklaştıran, haberdar eden, ortak bilgi çerçevesinde buluşturan, aynı zamanda kimliklerimizi, toplumsal aidiyetlerimizi belirleyen en önemli sembolik iktidar merkezidir. Dolayısıyla bu alan içerisinde neye maruz kaldığımız, ne kadar maruz kaldığımız geniş toplum kesimlerinin düşünce sistemini belirliyor. Temsiliyet kavramı üzerinden tarihsel olarak medyaya baktığımızda, medyada maruz kaldığımız içeriklerin kadınların lehine olmadığını söylemek mümkün. Yani kadınlar medyada daha az temsil ediliyor. Her türlü medya içeriğine baktığımızda kadın ve erkek arasındaki temsiliyet farkından söz etmek mümkün. 114 ülkeyi kapsayan bir araştırmaya göre, 20 yıllık süreçte katılımcıların duydukları, okudukları, izledikleri kadın oranı sadece yüzde 24. Kadınlar medyada tabii ki var, fakat bir özne olarak var olmayan daha çok sembolik bir geçiş olarak karşımıza çıkıyor. Kurmacalarda kadınlar yer alıyor, dizilerde kadınlar yer alıyor. Gerçeğin yorumlanmasında, gerçek ile ilişkili bir konuda kadınların yeterince bilen bir özne olmadıkları, kaynak olarak var olmadıkları, konuşan, bilen, düşünen bir özne olarak var olmadıklarını görüyoruz. Kadınlar sürekli etiketlenerek gündem haline geliyor. Mağduriyet var ise, şiddet var ise, şiddet kurbanı ise gündemde oluyor. Şiddet mağduru olan kadın da çeşitli ifade ve resimlerle tekrar mağdur ediliyor. İkinci mesele emek süreçleriyle ilgili. Medya endüstrisinde çalışan kadın sayısı artıyor. TÜİK raporlarına göre 100 kadından 17’si istihdam sahibi. RTÜK ve TRT’de üst düzeylerde kadın yok. Medyada gazeteci olarak, içerik üreticisi olarak, prodüktör olarak kadınlar var ama kadınlar yükselemiyor. Eşit işe adaletsiz ücret, cinsiyetlendirilmiş iş tanımları, kadının çocuk sahibi olma durumunda meslekten alıkonulması gibi sorunlar var. Olumlu örnekler tabii ki var. Bu olumlu örnekleri ön plana çıkararak kadınların özgür, bilen özneler olduğunun altının çizilmesi gerekiyor.”Doç. Dr. Aysun Aydın: "Olması gereken ataerkil sistem tarafından belirlenmiş"Felsefe ve söylem açısından kadın ve medya konusunu ele alan Düzce Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Aysun Aydın, “Toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılması en fazla medyanın araçsallığında gerçekleşiyor. Toplumsal cinsiyet kalıplarının, sembollerinin, normlarının temelinde medya büyük rol oynuyor. Genel olarak felsefede toplumsal cinsiyet rollerinin cinsiyet rollerine indirgenmesi ve iki kavram arasında sanki nedensel bir ilişki varmış gibi indirgemeci yaklaşım, en temelde doğalcı yanılgı dediğimiz mantıksal hata. Çünkü buradaki problem kadının ya da erkeğin biyolojik gerçekliğinden, olması gereken üzerine çıkarım yapmak. Bu mantıksal çıkarım açısından doğru bir çıkarım değil. Olması gereken, ataerkil sistem tarafından belirlenmiş, -meli, -malı ahlaki önermeleriyle ifade edildiği için kadına dayatılan bir ahlaki değerler sistemini oluşturuyor. Medya aracılığıyla çok sıklıkla tanık oluyoruz. Erkek bir şarkıcı tarafından kadının fıtratı gibi söylemlerle, kadının nasıl davranması gerektiğine ahlaki zemin üzerinde karar veriliyor. Bu çok yüklü bir mantıksal hata. Böyle bir norm, ahlaki değerler sistemi söz konusu değil ve biyolojik cinsiyetle açıklanamaz. Dolayısıyla ikisi arasında kurulan yanlış nedensel ilişki ataerkil medyayı besliyor. Düşünce tarzının temelinde kavramsal bir anlayış var. En ilkel toplumlarda bile görebiliyoruz. Siyahın kötülüğü, beyazın iyiliği, erkeği gücü, kadının bedeni temsil etmesi gibi. Bugün iş yaşamında doğurma yetisine sahip kadının olması ya da annelik vasfı kadına dezavantaj olarak dönüyorsa, bizim esas farkımız doğurmamak oluyor. Erkeğin sahip olduğu bir nitelik üzerinden kadını dezavantajlı tanımış oluyoruz. Kadın her zaman ötekileştiriliyor. Kavramsal dönüşümü yeniden inşa edebilirsek, söylemimiz, dilimiz, ifademiz ve eylemimiz de değişir.”Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan: "Çizgi filmlerde tektipleşme çok belirgin"Çizgi filmlerdeki kadının rolünden bahseden Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan konuşmasında şunları söyledi: “Çizgi filmlerde kadının rolünün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çocukların zihni yeni şemaların öğrenilmesine çok açık. Dolayısıyla çocukluktan itibaren gördüğümüz, izleme ve hikâye dinleme davranışında da yeni şemaları belirgin şekilde görüyoruz. Araştırmalar göre, çocuklar için hazırlanan içeriklerde cinsiyetin tektipleştirilmesi çok belirgin. Daha çok erkek karakterler var. Buna dayalı olarak, çok çizgi film izleyen çocuklarda tektipleştirme az izleyenlere göre daha fazla. Türkiye’deki çizgi filmlere baktığımızda vahim bir durumda olduğumuzu söylemek mümkün. Meselâ, annenin sürekli mutfakta olduğu, neredeyse evden hiç çıkmadığı bir durumu gözlemleyebiliyoruz. Sürekli böyle içeriklere maruz kalan çocuklarda toplumsal cinsiyet farklılıklarının oluşmasını görebiliyoruz.”Doç. Dr. Derya Birincioğlu Vural: "Medya, dijital şiddeti farklı şekillerde önümüze çıkarıyor" Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Derya Birincioğlu Vural konuşmasında şunları ifade etti: “2021 yılında 339 kadın ve 34 çocuk öldürüldü. 213 kadın ölümü şüpheli olarak kaydedildi. Yıllar geçtikçe kadın cinayetleri azalmıyor artıyor. Medyanın bu durumda çok etkisi var. Dijital şiddet, birbirinden farklı birçok kavramla ortaya çıkıyor. Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız, Türkçeleştirilmeye çalışılan dijital şiddet uygulamaları söz konusu. Slut shaming, geleneksel davranmayan kadının aşağılanması için kullanılan bir terim. Gaslighting, birini bilinçli şekilde sürekli manipüle ederek, onun gerçekliğinin yerine kendi gerçekliğini koymaktır. 2021’de yapılan araştırmada kadınların yüzde 56’sı dijital ortamda yazılı ve sesli tacize maruz kalıyor. Yüzde 46’sı ısrarlı takibe, yüzde 65’i internet ya da sosyal medya ortamında şiddete maruz kalıyor. Yüzde 21’i fiziksel görünümleri nedeniyle, yüzde 52’si cinsiyetten kaynaklı, yüzde 76’sı ise tanımadığı hesapların şiddetine maruz kalıyor. Horizon Venues adlı platformda kendi avatarını yaratan Nina Jane Patel, metaverse girişinde tacize uğradı. Metaverse şirketi açıklamada bulunup, böyle durumları önleme konusunda daha kesin adımlar atacağını dile getirdi. Diğer önemli konu ise gençlerin sosyal medyayı vitrin olarak kullanması. Kendi benlik algılarını, sosyal medyadaki vitrinde oluşturuyorlar. Vitrinimizin sınırlarını daha belirgin hale getirebilirsek bu şiddet olgusunu biraz daha azaltabiliriz.Kaynak: HABERÜSKÜDAR

10 MAR 2022

Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Barış gazeteciliğinin eksikliği hissedildi.”

“Kiev’den, Ukrayna kaynaklarına bağımlı habercilik yapılıyor” Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşa değinerek savaş muhabirliği hakkında değerlendirmelerde bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.Savaş muhabirliği Kırım Savaşı’nda önem kazandıProf. Dr. Süleyman İrvan, ‘Tarihi kaynaklar savaş muhabirliğinin 1853-1856 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında gerçekleşen Kırım Savaşı’nda önem kazandığını yazıyor.’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:“İngiliz The Times gazetesi muhabiri William Howard Russell da bu savaşı haberleştiren ilk savaş muhabiri olarak kabul ediliyor. O günden bu yana tüm savaşlarda savaş muhabirleri görev yaptı.  Savaşlar haber değeri yüksek olaylardır. Hatta gazeteciliğin meşhur ‘Kan varsa manşet olur’ sözü en çok da savaşlar için geçerlidir. Savaş büyük haberdir o nedenle birçok muhabir savaş bölgesinden haber geçmeyi, savaş bölgesinde olmayı, herkesin kaçtığı yere gitmeyi ister.” Muhabirlerden doğru ve güvenilir haberler bekleniyorSavaş muhabirliğini tek bir boyutta değerlendirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Örneğin Rusya-Ukrayna savaşını ele aldığımızda bu savaşı takip eden Rus, Ukrayna ve Türk medyası muhabiri aynı konumda değildir. Rus medyası muhabiri saldıran, işgalci ülkenin medyasına haber yaparken, Ukrayna medyası muhabiri ülkesini işgale karşı savunan pozisyondadır. Türk medyası ya da diğer ülke medyalarının muhabirleri ise daha çok gözlemci pozisyonundaki muhabirlerdir. Bizim muhabirlerden beklediğimiz, savaşa ilişkin doğru, teyitli ve güvenilir haberler geçmeleridir.” ifadelerini kullandı. Sosyal medya savaş propagandası alanı olduSosyal medyada insanların Rusya Ukrayna savaşında yaşadıklarını, tanık oldukları önemli anları, çatışmaları ya da bombalamaları anında cep telefonlarıyla kaydederek aktarabildiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman İrvan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Biz buna yurttaş haberciliği ya da tanık haberciliği diyebiliriz. Sahadaki gazeteciler nadiren sıcak çatışmaların içinde kalıyorlar, oysa her sıcak çatışma anında orada birileri bu anları kaydedebiliyor. Bu savaşın sosyal medyadan canlı yayımlanan ilk savaş olduğunu belirtmiştim. Bu durumda önemli olan, sosyal medyadan paylaşılan görüntülerin gerçek ve güncel olup olmadığıdır. Sosyal medya elbette aynı zamanda savaş propagandası alanı. Çatışan taraflar sosyal medyayı kendi lehlerine olacak şekilde kullanmaya çabalıyorlar. Elbette sosyal medya sahadaki gazeteciler için de önemli bir bilgi kaynağı. Ancak sosyal medyadan gelen her bilginin, her görüntünün, fotoğrafın, videonun kullanılmadan önce mutlaka doğrulanması gerekiyor. Gazetecilerin savaş bölgesinden aktardıkları da tıpkı sosyal medyadakiler gibi manipülatif olabiliyor. Çünkü resmi kaynaklar da savaş zamanında gazetecileri yanıltan bilgiler aktarabiliyor veya muhabirler bilinçli ve kasıtlı olarak yalan haber üretebiliyorlar. Bütün bunlar karşısında da okurların ve izleyicilerin dikkatli olması gerekiyor.”Ukrayna kaynaklarına bağımlı habercilik yapıldıTürk medyasının başından itibaren bu savaşa daha fazla önem verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Neredeyse her televizyon kuruluşu, büyük gazeteler muhabirlerini Ukrayna’ya ya da Ukrayna sınırındaki ülkelere gönderdi. Medya aynı ilgiyi Taliban Afganistan’da yönetimi devraldığında göstermemiş, az sayıda muhabir Afganistan’a gidebilmişti. Kuşkusuz bunda yakınlık faktörünün katkısı var ama Ukrayna’nın bir Avrupa ülkesi olarak görülmesinin de bir katkısı olduğu söylenebilir. Genel olarak muhabirler başkent Kiev’den ve genelde Ukrayna kaynaklarına bağımlı bir habercilik yaptılar. Bu önemli bir eksiklikti. Savaşın bir de öteki tarafı var ama biz haberlerde öteki tarafı göremedik, belki görebilmemiz de mümkün değildi ama medya bunu denemedi.” dedi. Türk medyası barış gazeteciliğine çaba harcayabilirdiBarış gazeteciliği eksikliğinin hissedildiğini belirten Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Çatışmaları değil barış girişimlerini önceleyen, savaşın sıradan insanların yaşamlarında yarattığı travmalara yoğunlaşan bir gazetecilik anlayışı olabilirdi. Bu savaşta Türk medyası, barış çabalarına daha fazla odaklanabilir ve barış gazeteciliği pratiğini yaşama geçirmek için daha fazla çaba harcayabilirdi.” diye konuştu.Savaş muhabirleri can güvenliklerine dikkat etmeliSavaş muhabirliğinin en tehlikeli gazetecilik biçimi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Anadolu Ajansı’nın 2020 yılında yaptığı bir habere göre, örneğin 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında 707 basın mensubu öldürülmüştür. Cumhuriyet gazetesinde 2009 yılında yayımlanan bir başka habere göre, 2003 yılında başlayan Irak işgali sırasında 2009 yılına kadar 295 gazeteci öldürülmüştür. Hemen her savaşta öldürülen sadece gerçekler değil aynı zamanda gerçekleri aktarmaya çalışan gazetecilerdir. Ukrayna’daki savaşta da şimdiye kadar 1 Ukraynalı muhabir öldürülmüş, savaş bölgesindeki birçok gazeteci çatışmanın ortasında kalmış ya da saldırıya uğramıştır. Bu nedenle, savaş bölgesinde görev yapan muhabirlerin can güvenliği konusuna azami özen göstermeleri ve kişisel güvenliklerinin yapılacak haberden daha önemli olduğunu unutmamaları gerekiyor.” dedi.Savaş, kahramanlık gösterisi yapılacak mecra değil!Muhabirlerin savaş bölgelerine gitmeden önce güvenli habercilik eğitimlerinden geçmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Ancak son Ukrayna savaşında bunların yapılmadığını görüyoruz. Hatta gazetecilikle hiç ilgisi olmayan bazı içerik üreticilerinin bile savaş bölgesine gidip haber yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu en azından onların can güvenlikleri açısından doğru değil. Savaşın kahramanlık gösterisi yapılacak bir mecra olmadığını anlatabilmemiz lazım.” diye konuştu.Muhabirler için kapsamlı kılavuzlar yayınlandıProf. Dr. Süleyman İrvan, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) UNESCO ile birlikte muhabirlerin savaş bölgelerinde ne yapmaları gerektiği konusunda kapsamlı bir ‘Gazeteciler İçin Güvenlik Kılavuzu’ hazırladığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:“Bu kılavuzda savaş bölgesindeki muhabirlerin uymaları gereken kurallar ayrıntılarıyla anlatılıyor. Ayrıca, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu da Ukrayna’daki savaşı sahadan haberleştiren muhabirler için uyarılar yaptı. Bu uyarılar arasında; iletişim için şifreli cihazların kullanılması, yer tespitini kolaylaştıracak paylaşımlardan kaçınılması, askeri ve stratejik hedeflerden uzak durulması, tek başına seyahat edilmemesi gibi hayati uyarılar yer alıyor. Savaş bölgesinden haber geçen muhabirlerin bu uyarılara uygun hareket etmeleri en çok da kendi can güvenlikleri açısından önemli. Savaş, teori ile pratik çok farklı denilip geçiştirilebilecek bir durum değildir.”      

01 MAR 2022

Sosyal medyadan canlı yayınlanan ilk savaş!

Rusya ve Ukrayna savaşı sosyal medyadan canlı yayınlanarak tarihe geçti…Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan; sosyal medya ve geleneksel medyanın Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta üstlendiği rol hakkında çok önemli değerlendirmelerde bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Sosyal medyadan canlı yayımlanan ilk savaş!” Ukrayna’nın Rusya tarafından işgal girişimini “sosyal medyadan canlı yayımlanan ilk savaş” olarak tanımlayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu savaşta habercilik açısından son derece önemli bir süreç yaşıyoruz. Savaş, tanık haberciler olarak tanımlayabileceğimiz sıradan insanların cep telefonlarından aktardıkları görüntülerle adeta canlı yayımlanıyor. 1991 yılındaki Körfez Savaşı’nda CNN haber kanalı savaşı canlı uydu bağlantılarıyla yayımlamayı başarmış ve bu savaş tarihe ‘ekrandan canlı yayımlanan ilk savaş’ olarak geçmişti. Ukrayna’daki savaş da sosyal medyadan canlı yayımlanan ilk savaş olma özelliği gösteriyor. Bu son savaşta sosyal medya çok ön plana çıkmış durumda.” dedi.Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Sosyal medya zor durumdaki insanlara iletişim imkanı sağladı.”Sosyal medya konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu mecralardan çok sayıda yanıltıcı ve propaganda amaçlı paylaşımlar yapılıyor. Öte yandan sosyal medyanın olumlu yanlarını da görüyoruz. Ukraynalılar ve Ukrayna’da yaşayan yabancılar, ülkenin farklı şehirlerindeki durum hakkında paylaşımlar yaparak hem olan biteni anında dünyaya aktarıyor, hem de zor durumda olanlara yardım edilmesini sağlıyor. Örneğin sosyal medya ve cep telefonlarıyla iletişim imkanları olmasaydı, Ukrayna’daki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının akıbeti konusunda çok büyük panik yaşanabilirdi. Sosyal medya sayesinde bu insanlar seslerini duyurabildiler, nerede ve ne durumda olduklarını anlatabildiler. Böylece ülkeden tahliye işlemleri daha kolay sürdürülebiliyor.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Ülkeler yoğun bir propaganda savaşı da yürütüyor.”Prof. Dr. Süleyman İrvan, geleneksel medyanın savaştaki rolünü de şu şekilde değerlendirdi:“Geleneksel medya, Ukrayna’daki savaşı aktarma konusunda daha başarılı bir rol üstleniyor. ABD, Körfez Savaşı’nda gazetecilerin bağımsız hareket etmelerini engellemiş ve ‘iliştirilmiş gazetecilik’ pratiğini hayata geçirmişti. Gazeteciler ağır bir sansür baskısı altında görevlerini yapmak zorunda kalmışlardı. Ukrayna’da ise medya kuruluşları daha özgürce habercilik yapıyor. Öte yandan, Ukrayna’dan yayın yapan uluslararası medya kuruluşlarının işgale karşı, Ukrayna yanlısı bir habercilik yaptığını unutmamak lazım ki bu da zaten beklenen bir durum. Aktarılan bilgilerin de büyük oranda Ukrayna makamları tarafından sağlanan bilgiler olduğunu, bu nedenle bu bilgilere kuşku ile yaklaşmak gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Nihayetinde ülkeler yoğun bir propaganda savaşı da yürütüyor.”Doç. Dr. Gül Esra Atalay: “Paylaşım yapan kaynaklar dikkatli değerlendirilmeli” Savaş koşullarında sosyal medyada paylaşım yapan kaynakların riskler barındırdığını ifade eden Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay, şu uyarılarda bulundu:“Sosyal medyada paylaşım yapan her kaynak dikkatli değerlendirilmelidir. Kaynak, içerik konusunda uzman ya da o konu ya da durumla ilgili uzmanlığından, mesleğinden, bulunduğu coğrafi konumdan ya da yaşam deneyimlerinden kaynaklanan ortalama üstü bir bilgi birikimine ya da deneyime sahip mi değil mi bu sorgulanmalıdır.” Doç. Dr. Gül Esra Atalay: “Sosyal medyadaki haber paylaşımında tedbirli davranılmalı.” Sosyal medyada savaşla ilgili paylaşım yaparken de sosyal medya kullanıcılarının azami dikkat göstermeleri gerektiğini vurgulayan Atalay, “Sosyal medyadan ulaşılan bir içeriği/haberi paylaşmadan önce bir süre beklemek iyi olabilir. Özellikle sürekli değişen belirsiz durumlarda bekleme süresi habere gelecek yalanlama, güncelleme, eklemeleri de görebilmenizi sağlar. Dilini bilmediğiniz bir coğrafyadan haber almak söz konusu olduğunda yine yerel haber kaynaklarının hangilerinin güvenilir olup olmadığının ayırdına varmak için tedbirli ve yavaş davranmak, kullanılabilir yerel kaynaklar hakkında web'de araştırma yapmak işe yarayacaktır.” dedi.Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan: “Gazeteci sosyal medyayı telsiz gibi kullanabilir.” Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan ise gazetecilere sosyal medya kullanıcılarından gelen paylaşımlar konusunda tavsiyelerde bulundu:“Gazeteciler, sosyal medya kullanıcılarından gelen içerikleri teyit etmeden dolaşıma sokmamalıdır. Görsel doğrulama, konum doğrulama, profilin gerçekliğini araştırma, içeriğin oluşturulma zamanı gibi doğrulama adımları uygulanmalıdır. Eğer fotoğraf veya video gibi bir içerik söz konusuysa ilk yükleyiciye ulaşmak da önemli olabilir. Aynı konumdan gelen farklı içerikler araştırılabilir. Gazeteci sosyal medyayı telsiz gibi kullanıp kaynaklara ulaşabilir ve farklı kaynaklardan doğrulama yapabilir. İçerik yükleyen kullanıcıdan daha fazla içerik göndermesi de istenebilir ancak bu durumda kişinin güvenliği ön planda tutulmalı ve güvende olduğundan emin olunmalıdır.”

20 OCA 2022

Çağlar Gözüaçık: “Pazarlamayı kafasında oturtamamış insan iyi bir reklamcı olamaz!”

Gözüaçık: “Zamanın ruhu, iletişimi, medyayı, sosyal dönüşümleri her şeyi etkiler.”Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi reklamcılık bölüm başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı’nın üstlendiği etkinlikte “Pazarlamayı ve pazarlama iletişimi karmasındaki netliği kafamda oturttuğum için iletişimde her zaman avantajlıyım” diyen Çağlar Gözüaçık: “Bizim sektördeki çoğunluk güzel sanatlar, grafik yoğunluklu. Temel sanat eğitimi almış kişiler. Güzel sanatlar fakültesi pazarlamayı, pazarlama iletişimini öğrenmeye ihtiyacı var. Pazarlamayı kafasında oturtamamış insan iyi bir reklamcı maalesef olamıyor. Markalar da işi öğrendi reklam ajansından ne isteyip istemeyeceğini biliyor. Onlar pazarlama bilgisine ajanstan daha hâkimler. Onlara ilk sorum maliyeti, kar imajı ne olur. Pazarı e-ticaret domine etmeyi başarmış. 5 sene önce şu an reklam kuşağında gördüğünüz reklamların çoğu çevrimiçi, dijital business olacak diyordum.“Fikri kim bulduysa patron odur”Pazarlamanın temeline hakim olmak için pazarlama karmasına hakim olunması gerektiğinin altını çizen Gözüaçık, “İster reklam veren olsun ister kendi ürününüzü geliştirin temel pazarlama karmasına hakim olmak şarttır. Reklam ajansları, Halkla İlişkiler ajansına göre sadece dijital hizmet veren ajanslara göre daha büyük yapıdalar. Kişi bakımından da öyle. Esas olan şey ana fikirdir. Fikri kim bulduysa patron odur.” ifadelerini kullandı.Metaverse, sosyal medya çağının üzerine bindiMetaverse’nin önemine değinen Gözüaçık şu ifadeleri kullandı:“Metaverse’nin bu kadar popüler hale gelmesinin nedeni bilgilerin hepsinin bir serverda olmaması ihtimali. Merkeziyetsiz bir yapı, bu sistemin bir parçası olmayı kabul eden bilgisayarların server gibi çalışması, şifrelenmiş bir yapı. Metaverse dediğimiz zaman bir sürü platform bahsediliyor. Web 3.0 kendini yenileyen bir sistem. Cazip gelen tarafı avatar meselesi. Emoji, metaverse’nin atasıdır baktığımızda. Sarı renkte yuvarlak bir takım karakterler. Biz bunu gönderiyoruz sonra diyoruz ki bu duygunun karşılığı bu muydu acaba? Metaverse’yi biz ülkece etkin kullanacağımıza eminim. Metaverse sosyal medya çağının üzerine bindi. Gözlükle girilebilecek Horizon platformu.” dedi“Merak, sizi bilgiye götürür”Marketing Zoo kitabının yazım aşamasına başlayan Gözüaçık, “Çok okuyun, araştırın, merak iyidir ve merak, bilgiye götürür sizi. Teknolojiyi sürekli takip etmelisiniz, empati kurmak bu çağda çok önem arz ediyor. Ön yargıları arındırabilmelisiniz. Ön yargıyı arındırmak temelinde zordur ama kişiyi erdeme götürür. Yetenek denilen şey özünde çocukluktan gelir bu nedenle çocukluk çok önemli.” ifadelerini kullandı.

20 OCA 2022

“Değişim Benden Başlar” Projesi kapsamında 2. seminer gerçekleştirildi.

Üsküdar’da eğitim gören 1500 lise öğrencisine sosyal medya okuryazarlığı becerisi kazandırılmasının hedeflendiği “Değişim Benden Başlar- Sosyal Medya Farkındalığı Projesi” kapsamında proje ortakları, öğrencilerle buluşmaya devam ediyor.Proje kapsamında ikinci olarak 15 Temmuz Gazileri Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileriyle bir araya gelindi. Proje koordinatörü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, seminerde Sosyal medya okuryazarlığı ve sosyal medyayı bilinçli kullanmak başlığında önemli paylaşımlarda bulundu.Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Tercih Uzmanı Ertuğrul Tut da seminere eşlik ederek, Ünal ile birlikte öğrencilere bilgi aktarımında bulundu.Yaklaşık 100 öğrencinin katılım sağladığı programda öğrencilere yönelik kahoot uygulaması üzerinden 8 soruluk bilgi yarışması da düzenlendi.Birinci olan öğrenciye Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal’ın editörlüğünde çıkan “Sosyal Medya Psikolojisi” kitabı hediye edildi.

18 OCA 2022

Üsküdar Üniversitesi Sakarya ve Kocaeli’ndeki Aday Öğrenciler ile Buluştu

Üsküdar Üniversitesi, Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Birimi Tercih ve Kariyer Günleri Fuarlarına katılım sağladı.Sakarya Sen Hotel ve Kocaeli Kongre merkezinde düzenlenen Tercih ve Kariyer Günleri Fuarlarında Üsküdar Üniversitesi standı aday öğrenciler tarafından büyük ilgi gördü.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim bölümü ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi bölümü öğrencilerinin bilgi vermek üzere katılım sağladığı atölye çalışmalarında aday öğrencilerin bölümlere dair soruları yanıtlanarak üniversite hakkında bilgiler verildi.Aday öğrencilerin yoğun ilgisi gösterdiği Üsküdar Üniversitesi standından öğrenciler birçok sorusuna cevap alarak ayrıldı.

18 OCA 2022

Bilimsel İllüstrasyon konulu söyleşi gerçekleştirildi

“Konuların anlaşılabilirliği için İllüstrasyon önemlidir”Bilimsel İllüstrasyondan bahseden Dağ; “Bilimsel bulguların, iletilerin açıklanmasında ve tanımlanmasında kullanılan illüstrasyonlar, bilimsel illüstrasyon olarak nitelendirilebilir. Konuların anlaşılabilirliği için illüstrasyon önemlidir. Ölçümlenmiş bir doğruluğun yalın ve gerçeklere uygun biçimde diyagramlar veya başka grafik ürünlerle sunulmasıdır. Zweifel bilimsel illüstrasyonun ilkelerini ‘Gözlem, açık seçiklik, belirginlik ve benzetme, gölgelendirme kuralları perspektif, temizlik, kabul edilebilir kapsam ve sanatkârlık’ olarak tanımlamıştır.” şeklinde konuştu.“Detaylı bilgiler yalınlaştırılmalıdır”Bilimsel bilgiden söz eden Dağ; “Bilimsel bilgi, yalınlaştırılarak görselleştirilmeli, anlaşılabilirliği sağlamak için gerekli detayları korumalıdır. Detaylı bilgiler yalınlaştırılmalıdır. Gerekli detaylar korunduğu sürece bilimsel bilgi iletimi sağlanır. Gerçekliğin anlatılabilmesi çok önemlidir. Karmaşık bilimsel bilgiyi iletmek çok zordur. Tartışılacak konu yetersiz biçimde anlatılırsa dinleyiciler düş kırıklığına uğrayacak ve ilgilerini kaybedeceklerdir. Çünkü bilimsel illüstrasyonun temel işlevi bilgiyi iletmektir ve gerçekmiş gibi görünmesi zorunluluk değildir.” ifadelerini kullandı.“Net kurallar, Doğruluk, Sanat ve Anlaşılabilirlik”Bilimsel İllüstrasyonda nelere dikkat edilmesi gerektiğine değinen Dağ; “Dört konuya dikkat edilmelidir. Bunlar; Net kurallar, Doğruluk, Sanat ve Anlaşılabilirlik. Net kurallar, bilimsel illüstrasyonda net kurallar vardır ve yoruma yer yoktur. Sezgi ve hayal gücü kullanımı yoktur. Doğruluk, bilimsel doğruluk ilk niteliktir. Sanatçının tarzı, bilimsel bilginin iletilmesi ile sınırlıdır. Anlaşılabilirlik, bir illüstrasyonun bilimsel ölçüsü ve konunun uzmanı tarafından açıklayıcı metin olmadan tanımlanabilir olmasıdır.” dedi.

10 OCA 2022

Görsel İletişim Tasarımı öğrencilerinin çalışmaları sergilendi…

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı bölümü ikinci sınıf öğrencileri, Üsküdar Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. And Algül danışmanlığında hazırladıkları çalışmaları Güney Yerleşke C-D Blok Lobi alanında ziyaretçilerle buluşturdu.Grafik Tasarım dersi kapsamında hazırlanan, 28 çalışmanın yer aldığı “Kurumsal Kimlik Tasarımlarını Yeniden Ele Alma” sergisi, 10-12 Ocak tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

06 OCA 2022

Reklamcılık, değişen yönüyle ele alındı…

“Hepimizin büyük düşünmeye ihtiyacı var”Reklamcılık sektöründe insanın işiyle meşhur olduğunu vurgulayan Haluk Erkmen; “Ne yaparsanız yapın güzel, hatırlanır işler yapmıyorsanız sektörde hiçbir öneminiz yoktur. Bu sektörde şunu öğrendim. Zaman sadece bir kavram. Zamanla aslında hiçbir şeyin ilişkisi yok. Kısa zamanda bol işler yapın, size de kalsın zaman. ‘Reklamcılık gece yarılarına kadar yapılan bir iştir. Korkunç bir meslektir’ öyle bir şey değil. Yalan onlar. Kısa sürede iş yapamayan insanların yalanı. En zor ajanslarda çalıştım. 7’den geç çıkmadım. Sadece Türkiye olarak düşünmeyelim. Aslında hepimizin büyük düşünmeye ihtiyacı var. Niye yurtdışında da başarılı olmayalım ne eksiğimiz var? Bir eksiğimiz yok. Gayet uluslararası markalarımız var. Yerli markalarda artık uluslararası. Markalarında bir itibarı var. Zeki bir iş yaparsan yurtdışında başarılı olabiliyorsun. Büyük düşünün sadece Türkiye olarak düşünmeyin. İşiniz için de büyük düşünün.” şeklinde konuştu.“Bizim işimiz fark yaratmak, kimsenin görmediği işler yapmak”Kötü travmalar kadar iyi travmalarında olduğunu bunların sektörde işe yarayabileceğini vurgulayan Erkmen; “Habercilikte şöyle derler ya ‘köpeğin insanı ısırması haber değildir ama insanın köpeği ısırması haberdir’ bizde de bu durum şöyledir adamın köpeği ısırmaya çalışması ve köpeğin uçarak Marsa gitmesi gibi bizim işimiz fark yaratmak. Kimsenin görmediği işler yapmak. Reklamcılık bana göre benim tanımıma göre bir travmadır. Travmalar her zaman kötü değildir. Bazen iyi travmalarda vardır. Akılda kalırsan başarılı olursun.” dedi.“Eskiden televizyonda reklam formatı vardı, seri filmler yapılırdı”Eskiden saatlerce süren reklamların artık altı saniyeye sığdırıldığına dikkat çeken Haluk Erkmen; “Reklamcılık değişiyor. Skipped bunun en büyük habercisidir. Ben 24 senedir reklamcıyım. Eskiden televizyonda reklam formatı vardı. Çoğunlukla da seri filmler yapılırdı. Bir sonraki filmi merak ederdi insanlar. ‘Kıza âşık oldu, bir sonraki reklamda ne olacak’ diye süreci merak ederdi insanlar. Hatta bunun programları vardı. Gülse Birsel, Öykü Serter gibi isimler bir buçuk saatlik reklam programları yapar, dünyadan reklamları toplardı. Bir buçuk saatlik reklam seyrediyorsun ve reklam seyrederken araya başka bir reklam giriyor. İnsanlar sevgiyle seyrediyordu Gülse Birsel, Öykü Serter’in sunumlarını çok beğeniyorlardı. Bugün hala hayatımızda var olan önemli insanlar oldular. Ama çıkış noktaları reklam. Bu durum ilginç. Eskiden reklam çok sevilen, çok seyredilen bir şeydi. Bugün çok önemli fark var sosyal medyayla beraber. Sosyal medyada ilginç olmak çok zor. Ya çok samimi sosyal medyanın nimetlerinden faydalanacaksın ya da reklama maruz bırakacaksın. Reklama maruz bıraktığın noktada da dediğim şey giriyor devreye ‘travma’ yani o kadar az zamanın var ki! O altı saniyede ne yapacaksın da o adımı yakalayacaksın? Zaten geçmek için o altı saniyeyi sayıyor. Orada ne yapacaksın da adam senin ürününle ilgilenecek, kafasında yer edinecek? Mesele bu artık. Sosyal medya, dijital reklamcılık hepsi bunun üzerine kurulu.” dedi.

06 OCA 2022

Üsküdar İletişim’de “Storyboard” konulu söyleşi düzenlendi

“Animasyonun temeli storyboard kullanımıdır”Animasyon ve Storyboard’un kullanımına yönelik bilgiler veren Seval Şeker, “Resim öğremenliğinden ajanslarda çalışmaya geçiş yapınca yolum animasyonla kesişti.” dedi. Üniversiten mezun olduğunda animasyon hakkında bilgisi olmadığını aktaran Şeker; “Öncelikle bu serüvene resim öğretmenliğiyle başladım. Üniversiteden mezun olduğumda böyle bir alanın olduğunu bilmiyordum. Sonrasında ajanslarda bu işi yapabilir miyim diye düşünürken animasyon alanına yöneldim. Bunun temeli de Storyboard kullanımıdır. Bu alanı biraz anlatacak olursam, Behance üzerinden web sitesi illüstrasyonlarına bakabilirsiniz. Aslında ikonun illüstrasyonlardan bir farkı yok. Bizim yaptığımız illüstratif ikonlar oluyor. İşleyiş ise şöyle: Ajansa bir brief geliyor proje yönetici tarafından değerlendiriliyor ve bize sunuluyor buradan da moodboard’a geçiyoruz. Şöyle ki bu aldığımız brief üzerinden bir çark çıkarıyoruz bunlar renkler olabilir bize anlattığı şeyler olabilir. Müşteri neler istiyor biz ne verebiliriz. İlk olarak moodboardını çıkartıyoruz nasıl bir akış olacak, tabi ki bu bize metin yazarından geliyor. Bir çizer olarak hangi kısımların öne çıkarılması gerektiğini bu bize ne anlatıyor, bunların üzerinden bir moodboard çıkarıyoruz.” dedi.“Storyboard ile masa başında çalışarak bir film çalışması hazırlanabilir”Bir projenin tanıtım süreci hakkında bilgi veren Şeker, storyboard kullanımına değindi. Şeker; “Storyboard’larda çekeceğimiz bir film, reklam filmi ya da animasyonda kameranın kullanacağı açıları biz aslında sanatçı gözüyle kurgulamaya çalışıyoruz. Birçok insanın bir araya gelip yapacağı işi kendi beynimizde planlıyoruz. Bütün bu film eforunu vermeden masa başında çözebiliyoruz. Storyboard bitmiş bir iş olarak, herkes tarafından anlaşılması gereken bir şey değildir. Bazen sanatçının sadece kendisinin anlayabileceği storyboard’lar olabiliyor. Ama eğer bu storyboard sadece animasyon üzerinden kullanılmayacak, reklam filminde de kullanılacaksa yönetmenin anlayacağı bir şekilde basit, yalın çizimler olması gerekiyor. Biz aslında işe storyboard’la başlamıyoruz, mindmap ve moodboard ile başlıyoruz. Mindmap projenin bizim aklımızda uyandırdığı genel storyboard’da hangi kısımlara odaklanacağımıza sadece yazı üzerinde bakıyoruz. Sonra karşı tarafın anlayacağı basit bir şekilde karelerin nasıl gözükeceğini kurguluyoruz sonrasında, müşteriyle revize işlemi derken iş final kısmına geliyor.” ifadelerini kullandı.“Animasyon yapmak isteyenler çizim tabletiyle el kaslarını adapte edebilirler”Animasyon yapmak isteyenlerin çizim tabletiyle el kaslarını adapte edebileceklerini ifade eden Şeker, işleyiş hakkında açıklamalarda bulundu; “Her işe başlamadan önce Case Study dediğimiz bir hafta oluyor. Kullanacağımız Storyboard’da ki öğelerin bile çizimi için özellikle. Bunlar Behance’te arama kısmına animasyon yazıp popülerlik kısmına da son zamanlar diye bir filtrelemeyle çok kolay şekilde ulaşabiliyoruz. Bu sektörde olan birisi zaten Behance, Dribble, Pinterest’ten çıkmıyordur diye düşünüyorum. Benim genç arkadaşlara tavsiyem eğer bu işe girmek istiyorsanız özellikle el kaslarını bu işe adapte etmek için kesinlikle çizim tabletinizin olması gerekiyor. Bu çizim tableti illa belli bir marka olmasına gerek yok, ben Wacom tabletle başladım. Wacom’un öğrenci için tabletleri bu iş için gayet ideal. Arkadaşlara en büyük tavsiyem özellikle Behance’ten özellikle Türkiye’deki tasarımcıları takip etsinler, çok güzel işler çıkartıyorlar son zamanlarda.” şeklinde konuştu.

06 OCA 2022

Fotoğraf, Bellek ve Hakikat İlişkisi konuşuldu

“Düşünmediğimiz takdirde bir sürü haline geliyoruz”Fotoğraf çekerken düşünmenin çekilen fotoğraf üzerindeki etkisine dikkat çeken Yücel Tunca; “Fotoğraf makinesi ve aynı zamanda cep telefonları üreten uluslararası bir teknoloji markasının reklamı vardı. Reklam şöyle bir slogan üzerine kuruluydu. ‘Düşünme çek’. Fotoğrafçılar olarak yıllardır özellikle tam tersini iddia ederek ‘çok düşün, az çek’ diyoruz. Bu slogan ise bunu kırmak üzere üretilmiş tüketimi körükleyen bir reklamın ürünüydü. Günümüzün ruhunu çok iyi yansıtıyordu. Hayatın birçok alanında olduğu gibi bizi düşünmeden yaşamaya, düşünmeden tüketmeye hatta düşünmeden üretmeye sevk ediyordu. Son derece rahatsız edici ve geleceği bile riske atan bir slogandı o. Ondan yola çıkarak baktığımızda toplumsal bir gelecek tahayyülünü oluşturmanın aslında kaotik sonuçlar verebileceğini görüyoruz. Ama benim gibi birçok insan bu sloganı reddediyor. Tam tersine düşünmemiz gerekiyor. Neyi neden yaptığımıza dair soruları eğer sormayı bırakırsak muhtemelen biz, biz olmaktan vazgeçiyoruz. Birey olmaktan çıkıyoruz ve bir sürüye dönüşmeye başlıyoruz. Düşünmediğimiz takdirde bir sürü haline geliyoruz. Ancak düşünmeye devam ettiğimiz takdirde birey ve o bireylerden oluşan bir toplum olmayı sürdürebiliriz.” şeklinde konuştu.“Fotoğraflar haberin özünü görsel ile tercüme eden yapılardır”Aldığı gazetecilik eğitiminin fotoğrafçılığı üzerindeki olumlu etkilerinden bahseden Yücel Tunca; “Aslında benim mesleğim gazeteci olmak, ben gazetecilikten gelen bir fotoğrafçıyım. Gazetecilik eğitimi aldım. Basın ve Halkla İlişkiler Bölümünü bitirdim. Okurken mesleğe adım attım ve uzun yıllar boyunca gazete ve dergilerde basın fotoğrafçısı olarak çalıştım. Böylece doğrudan doğruya medya ve fotoğraf ilişkisi üzerine örülmüş bir arka planım ortaya çıkmış oldu. O noktada ‘medyada fotoğraf üretmek’ dediğinizde görüntünün arkasındaki fikrin önemini daha ilk zamandan kavramaya başlıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki medyada kullanılan fotoğraflar idealize edilmiş anlamıyla haberin içeriğinin bir özetidir. Fotoğraflar haberin özünü görsel ile tercüme eden yapılardır. O yüzden fotoğraf çekmeye başladığımız ilk yıllardan itibaren ‘Bu fotoğrafları ne için çekiyoruz, neye hizmet ediyoruz ve bu fotoğraflarda ne göstermeyi hedefliyoruz?’ diye düşünmeye başlamıştık.” dedi.“Medya toplumu bilinçlendiren yapıya sahip”Medyada kullanılan fotoğrafların toplum üzerinde oluşturduğu algıdan bahseden Yücel Tunca; “Medya dediğimiz şey, ister olumsuz anlamıyla ele alalım ister nötr bir kavram olarak ele alalım bir manipülasyon aracı. Yani medya toplumu bilinçlendiren yapıya sahip. Onun bir parçası olarak fotoğraf da bu toplumun bilinçlendirilmesi, yönlendirilmesi açılarından çok önemli bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla ben 20 seneye yakın aktif basın fotoğrafçılığı yaptığım için çektiğim her fotoğrafta bu şeyin bir sorumluluk aracı olduğu bilinciyle hareket ettim. Gazetecilik hayatımı bitirdikten sonra belgesel fotoğrafla amatör anlamda devam ettirdiğim bugüne kadarki süreçte aynı ilkeleri sürdürdüm. Bir görsel bellek oluşturmaya çalıştığımız şu noktada bu belleğin neye hizmet ettiğini, neden gerçeğin peşinde olduğumuzu, gerçeği tam olarak yansıtamadığımız takdirde bizdeki hakikati nasıl oluşturabileceğimizi düşünerek, tartışarak yolumuzu kaybetmemeye çalışıyoruz. Bugün attığımız başlık o yüzden önemli. Burada önemli bir sorumluluk alanı mevcut ve burada her bir bireyin bu sorumluluğu taşırken de hakikati arama noktasında zihnini berrak tutması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; “Barışın bir türlü dünya üzerinde sağlanamaması insanın bir hakikatidir”Hakikat ve gerçek kavramları arasındaki farklardan bahseden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; “Gerçek ile hakikat arasındaki farklılığı şöyle açıklayabiliriz. Gerçekliği rasyonalite ile yakalama iddiası var, gerçeklik rasyonalite ile ilişkilendiriliyor. Bu modernitenin temel sorunsalı 17. yüzyıldan 1960’a kadar gerçekliği rasyonaliteyle, pozitivist duygularla Kant’ın bakış açısıyla yakaladık. Ama günümüze geldiğimizde karar alma mekanizmasında mantıktan ziyade mantıksızlıkların baskın olduğunu görüyoruz. O yüzden tarihteki aptallıkların iğnelenmesi de ebedi bir döngü gibidir. Hakikatin temsiliyet kısmına baktığımızda gerçekliği temsil ettiğini iddia eden fotoğraf veya herhangi bir sanat eseri gibi birçok şeyin doğru şekilde temsil edip etmediğinin araştırılması gerekiyor. İnsan öngörülemez bir varlık. Her ne kadar biz rasyonel olduğumuzu zannetsek de birçok şekilde mantıksızlıklar içinde davranıyoruz. Mesela şiddete bu kadar eğilimli olmamız buna bir örnek. Bir insanın bir insanı katletmesi kadar mantıksız bir şey yok. Barışın bir türlü dünya üzerinde sağlanamaması insanın bir hakikatidir.” şeklinde konuştu.

27 ARA 2021

‘Kurgu Yönetmeni Gözünden Dizinin Doğuşu’ etkinliği gerçekleştirildi

“İşin yönetmen kısmında çok büyük bir emek vardır”Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. And Algül’ün moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte dizi ve filmlerin senaryosundan çok yönetmenin de önemli rol oynadığından söz eden Deniz; “Senaryo bizim için çok önemlidir. Bizim baş tacımızdır. Sahnelere, karakterlere girdiğimiz zaman kendi duygularımızı da işin içine katıyoruz. İşin yönetmen kısmında çok büyük bir emek vardır. Senaryonun bir sayfası için 2-3 saat uğraşılırken bizler o sahneyi çekmek için günlerce uğraşabiliyoruz. Bir sahne defalarca tekrar edebiliyor. Yaptığımız işi önce kendi gözümüzden anlatmaya çalışıyoruz. 2-3 saat uğraşmakla olmuyor. Bu işi büyük emekle yapıyoruz.” dedi.“Dizinin genel anlatımı kurgu yönetmenine bağlıdır”Kurgu yönetmeninin öneminden bahseden Deniz; “Kurgu yönetmeni kötü bir işi iyi hale getirebilir, aynı şekilde iyi bir işi kötü hale de getirebilir. Dizinin genel anlatımı kurgu yönetmenine bağlıdır. İyi filmler seyredin. Dizi ve filmlerin sahnelerine dikkat edin. İngilizce filmleri alt yazıyı kapatarak izleyin. Kapattığınız zaman kurgucunun ne yapmak istediğini daha iyi anlarsınız.” ifadelerini kullandı.“Dizi ve filmlerde kültür farklılıkları da olabiliyor”Dillere göre kültür farklılıklarının da olduğunu dile getiren Deniz; “Dizilerde dil farklılığı çok oluyor. Daha zor oluyor. Çünkü Türkçede cümlenin ortasından kesmeye çok alışkın olduğumuz için yabancı dillerle çalıştığımızda onlarda zorluk olabiliyor. Tabi ki de dizi ve filmlerde kültür farklılıkları da olabiliyor. Lübnanlı ve Arap arkadaşlarımız var. Onlardan yardım alıyoruz. Mesela Lübnan’da kredi kartı kullanılmıyor. Lübnan’da yayınlanacak uyarlanmış bir dizinin diyaloğunda kadın ve erkek arasında kredi kartı muhabbeti olmuştu. Bu bizim gözümüzden kaçmıştı mesela. Bunun gibi olaylarla karşılaşabiliyoruz.” şeklinde konuştu.

23 ARA 2021

“Bilim İletişimi ve Açık Bilim Sempozyumu” gerçekleştirildi

Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bu İLİMER’in İkinci veya üçüncü sempozyumu oluyor”Çevrimiçi iki oturum şeklinde gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı ve İLİMER Müdürü Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı. Dil iletişiminin önemine dikkat çeken Güngör; “Çok teşekkür ederim, hoş geldiniz. Ben İLİMER’i kutluyorum. Bu İLİMER’in ikinci veya üçüncü sempozyumu oluyor. Daha önceki yıllarda da yaptık tabii ki ama bir yıl içerisinde bu ikinci sempozyum oluyor. Son derece önemli konularla devam ediyor. Bunlar tabii iyi. Araştırma mensubu çağa, akademik çağa ve önümüzdeki döneme katkılarıdır. Dil iletişimi önemli bir konudur. Şu anda bilim iletişimiyle ilgili çok da konuya giriş yapmak istemiyorum. Burada artık gün boyu tartışılacak. Bu vesileyle sadece selamlamak istedim.” dedi.Doç. Dr. Gül Esra Atalay: “Son bir senede bu görevi bizler devraldık”Birinci oturumun moderatörlüğünü yapan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay; “İLİMER 2014 yılında dekanımız Prof. Dr. Sayın Nazife Güngör tarafından kurulmuştu. Son bir senede bu görevi bizler devraldık. Merkez Yönetim Kurulundaki hocalarımla birlikte Nazife hocamızın başlattığı çeşitli faaliyetleri biz de sürdürüyoruz. İLİMER birçoğunuzun haberdar olduğu, artık geleneksel bir hale gelen ‘Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İletişim Günlerinin’ düzenlenmesine destek veriyor. Bunun dışında çeşitli araştırmalar, söyleşiler, çalıştaylar ve sempozyumlar düzenliyoruz. Bugün de hem İLİMER olarak hem Gazetecilik bölümü olarak çok önemsediğimiz bir başka konuyu ‘Bilim İletişimi ve Açık Bilimi’ masaya yatırmak üzere bir araya geldik. Bu konuda çalışan çok değerli konuklarımız var.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Çiler Dursun: “Yaşamımızı her yönden kuşatan bir kapitalizm sisteminin içerisinde yaşıyoruz”Toplumsallık biçiminden ve bilimi de bu toplumsal biçimin içerisinde yaptığımızdan bahseden Ankara Üniversitesi Gazetecilik bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çiler Dursun; “Bilim faaliyetinin kendisinin zaten ortaya çıktığı dönemlerden itibaren kapalı bir iktidar ilişkisi çerçevesinde kurulu bir faaliyet alanı olduğunu bildiğimizi düşünüyorum. Dolayısıyla karşımızda bir açıklık, şeffaflık, erişilebilirlik, katılımcılık gibi kulağa hoş gelen kavramlarla birlikte bilimin farklı biçimde yapılması paylaşılması ve dolaşımda olmasıyla ilgili yeni anlayışları, bunları hemen mevcut olan bazı sorunların çözümüne yönelik bir reçete gibi sarılıyoruz ve çok hızlı benimsiyoruz ama unutmamamız gereken bir şey var. Neyin içinde yaşadığımızı ve nasıl bir toplumsal siyasal alanda yaşadığımızı parantez alarak konuşuyoruz. Bu doğru değil biz cayır cayır yaşamımızı her yönden kuşatan, vahşileşen, insanlıktan çıkaran bir kapitalizm sisteminin içerisinde yaşıyoruz. Bu bir toplumsallık biçimidir. Bilimi de bunun içerisinde yapıyoruz. Bizim neyi nasıl yapmamız gerektiğini kendi üretim biçiminin iktidar anlayışını dayatmaktadır.” şeklinde konuştu.Dr. Derya Gürses Tarbuck: “Metotçuluk kitapları 18. Yüzyılda inanılmaz satılıyor”Önceki bilim anlayışını ekarte edip yeni bir bilimsel ideoloji uygulamamız gerektiği ve kurguyu çok iyi pazarlamamız gerektiğinden bahseden Yazar Dr. Derya Gürses Tarbuck; “Bir güvenilirlik sağlamak için değişik metotlar yapmak mümkündür. Bu kesinlikle popülerlik ya da açık bilim çerçevesinde olabilir ya da olmaya da bilir. Eğer Newton ve onun takipçileri bilim anlayışlarını meşrulaştırmaya çalışıyorlarsa bunun cevabının ne olduğunu düşündüklerinde iki metotta başvurmuşlar. Bunlardan bir tanesi herkesin anlayabileceği şekilde yeni fizik kavramlarını yaygınlaştırmaktır. Yani çocuklar için metotçuluk, kadınlar için metotçuluk yani herkes için metotçuluk kitapları 18. Yüzyılda inanılmaz satılıyor. Dolayısıyla burada ki amaç sadece masum bir şekilde bilimin üzerinden bir argüman üretmek değil ama aynı zaman da bir önceki bilim anlayışını ekarte edip yeni bir bilimsel ideoloji uygulamak dolayısıyla bu kurguyu çok iyi pazarlamamız gerekiyor. Bu pazarlama meselesi de herkes için başlığı altında yer alıyor. Nasıl güvenilirlik sağlayabiliriz yanına bir de meşrutiyet sağlayabiliriz yani artık genel geçer bilim anlayışı budur ve herkes de bunu bu şekilde kabul edecek şeklinde bir tavır girebiliriz.” ifadelerini kullandı.Dr. Nihal Özdemir: “Bilim sadece bir güç değil, aynı zamanda güçlü düşünme yöntemi”Son dönemlerde daha uzun ve sağlıklı yaşamanın yollarını aradığımızdan bahseden Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Özdemir; “İlk kısım bilim üzerine. Bilimdeki güvenirliğin neden bu kadar üzerine konuşuldu, bunun üzerine biraz gitmek istedim. Bilimin araştırma ve uygulama soyutları neredeyse her cephesini etkiliyor. Ve bilim yoluyla aslında ilk medeniyetlerden günümüze kadar farklı yol ve yöntemler olsa da aslında asıl amacımız doğayı denetim altına alma isteğimiz, kadere teslim olmama isteğimiz ve ön görüde bulunma isteğimiz. Dolayısıyla bizim bu imkânla hayatımız daha konforlu daha güvenlidir. Son dönemlerde de görüyoruz daha uzun, sağlıklı yaşamanın yollarını arıyoruz. Hayatımıza baktığımız zaman her gün kullandığımız araçlar. Bilimin yaşamımızdaki önemini gösteriyor. Telefonlarımız, bilgisayarlarımız, bu savaşta da düşlenebileceğimiz bütün araçlarımız bütün bunlar bilimin teknolojideki uygulamalarını dünyamızı nasıl hızla değiştirdiğini gösteriyor. Bu artık bilimsel çevrelere mahsus değil, bilimsel düşünmenin ne olduğunu da bilmek zorundayız. Onun için bu hepimiz için entelektüel zorunluluk haline geldi. Bilim sadece bir güç değil, aynı zamanda güçlü düşünme yöntemidir. Belli disiplin gerektiriyor. Bu disiplini kazanmış kişilerden düşünmenin hareket noktası olduğunu bilmesi ve her zaman gerçeğe dönük olması ve gerçeklere saygılı olması, yargılarında olabildiğince ihtiyatlı olması ve olgulara dayanmayan ulu orta genellemelerden kaçınması, geçerlilik ölçüsü ise güvenilir araştırma verilerinin olmasıdır. Bugün bilim iletişiminden bahsedeceğiz ama bu içerisinde geçen bilim kelimesine her birimizin tanımı muhtemelen farklı olur. Bilimin ortak bir tanımı mümkün mü? Aslında bu güç. Bilim donuk veya statik bir konu değil.” şeklinde konuştu.Arş. Gör. Kaan Üçsu: “İletişim, karşılıklı alışveriştir. Aynı seviyede olabilmeyi gerektirir.”İletişimin karşılıklı bir iletişim olduğundan ve aynı seviyede olabilmesi gerektiğinden bahseden İstanbul Üniversitesi Arş. Gör. Kaan Üçsu; “Tek taraflı iletimin kabul görmesi daha fazla bilim iletişiminin amacı olan şeyleri gerçekleştirebilmesine engel olacak. Bu sebepten eğer halkların bilimsel üretimdeki katkısı göz önüne konulabilirse insanların neler yaptığı görülebilirse bugün de ne yapabileceğini bilebilecek vaziyettedir. O sebeple bilimin aslında çok temel bir parçası olduğunu bütün toplumsal kesimlerin bilmesinin bilim iletişimi için daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten aşağıdan bilim tarihi yapmanın değerini bugün önemsiyorum. Bunu böylece geliştirebilirsek, iletişim de gelişecektir. İletişim karşılıklı alışveriştir. Aynı seviyede olabilmeyi gerektirir. Ben daha özgürlükçü daha demokratik bir bilim dünyası ve gelecek için insanların kendi potansiyellerinin ne yaptıklarının faydalı olabileceğini düşünüyorum.” dedi.İLİMER’ in düzenlediği ‘Bilim iletişimi ve Açık Bilim Sempozyumunun’ birinci oturumunun bitmesinin ardından ikinci oturum gerçekleştirildi. Bu oturumun moderatörlüğünü ise Üsküdar Üniversitesi Gazetecilik ve Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan yaptı.Doç. Dr. Onur Dursun: “Toplum da bilim sürecine dahil edilmelidir”Sosyal yaşamda kısmi vurgular olduğundan ötürü sorunların çoğunu çözemediğimiz konusuna değinen Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Dursun; “1930’larda Bertolt Brecth, Galileo’nun yaşamı adlı bir oyun yazıyor ve şu düşünceye yer veriyor. Benim düşünceme göre bilimin tek amacı insanın varlığının çilesini akıl etmektir. Eğer bilim insanları kendilerini yalnızca bilgi toplama ile sınırlarlarsa bilim sakat kalacak ve yeni buluşlar yalnızca yeni dertler getirecektir. Zamanla keşfedilebilecek her şeyi keşfedebilirsin. Fakat ilerlemen, insanlıktan uzak bir ilerleme olacaktır. Seninle insanlar arasındaki uçurum o kadar büyüyebilir ki senin yeni bir buluş üzerine duyduğun coşkunun karşılığı evrensel bir dehşet haykırışı olabilir diyor. Bilimin sadece tekniğe hizmet ederek toplumsal bir varlık olan insanın diğer boyutlarının ihmal edilmesi gibi bir durum söz konusu. Benim özenle duracağım nokta bu. Bilim adı altında üretilen teknoloji ile nelere neden olabileceğimizi ve nelere neden olmadığına da değinmemiz gerekiyor. Sosyal yaşamda kısmi vurgular olduğundan ötürü sorunların çoğunu çözemiyoruz. Mesela düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü. Bunlar neden bilimsel olarak anlatılamasın? Ya da neden bilim-iletişim adı altında kamusallaştırılamasın? Ya da neden yeterince vurgulanamıyor. Bunlarla ilgili düşünülmesi gerekiliyor. Mesela boşanma ile ilgili bilimsel çalışma yapılıyor. Ama sosyal medya da hangisi yer alıyor? Hiçbiri. İki yaklaşım var. İngiltere ile başladı. Bunlardan ilki ‘Toplumun bilimi anlaması’. Bilimi topluma anlatmak bir noktaya kadar. Toplumu da bu sürece dâhil etmek şeklinde ikinci bir yaklaşım gelişti. Artık üçüncü bir yaklaşım değil de, bir de yurttaş bilimi çıktı. Bu sorunların sosyal olarak aşılmasında son gelişmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bilim, yurttaşı dışlamamalıdır.” dedi.Dr. Tevfik Uyar: “Pandemi döneminde üretilen bilgiler, bilimin güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oldu”İlk defa bilimsel bilginin üretilme süreci herkesin gözü önünde gerçekleştiğinden bahseden Yazar Dr. Tevfik Uyar; “Sözle bilimler de daha çok fırsatlamacılık var. Sözde bilimlerin ortaya attıkları iddiaları arkasında bir saklamacılık var. İkincisi ise evrensellik. Yani bilim insanlarının ürettikleri bilgi eğer bilimsel bilgi ise onu üreten kişinin kişiliğinden, ait olduğu toplumdan, köklerinden bağımsız olması gerekir. İlk defa bilimsel bilginin üretilme süreci herkesin gözü önünde gerçekleşti. Pandemi çıktı ortaya ve bu hepimizi ilgilendiren bir şey. Bir sürü bilimsel bilgi üretildi. Maske takmaya gerek yok dendi. Sonra maske takılmalı dendi...vs. birçok örnek. Normalde medya aracılığıyla sonuçları öğrenen insanlar, tüm bu karmaşa, kaos, çatışma bittikten sonra oradan süzülmüş, izole edilmiş en güvenilir bilgiye düşüyorlar. Bu bilginin üretilme süreci herkesin gözü önünde üretildiği için insanların bilime olan güveninin azalmasına ve bilimin güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oldu.” şeklinde konuştu.Dr. Zuhal Yeniçeri: “Sosyal bilime ihtiyacımız var!”Başkent Üniversitesinden Dr. Zuhal Yeniçeri, bilim iletişimini sosyolojik açıdan ele aldı; “Dünyaya gelişimizle beraber bambaşka bir dünyaya, ortama alışmaya çalışırken aynı zaman da bir belirsizlikler dünyasına doğuyoruz. Dolayısıyla da bizim aslında bütün bilişsel ve fizyolojik, biyolojik bütün gelişim aşamalarımızda bilime ihtiyacımızın çok ön planda olması gerekiyor. Çünkü hayatta kalabilmek için, tür olarak yaşama tutunabilmemiz için pek çok kaynaktan edineceğimiz bilgiye ihtiyacımız var. Günümüzde geldiğimiz medeniyet aşaması bize öğrenmenin ne kadar çok önemli olduğunu söylüyor.” diyerek ifade etti. Yeniçeri; “Bilime güven her zaman olacaktır. Ancak bu konularla ilgili bilimsel bilginin kamuya ulaştırılması ile ilgili kamu politikaları çok dikkatli yönetilmediğinde ne yazık ki bundan zarar gören bilimin kendisidir ama asıl zarar gören kamuoyunun kendisi oluyor. Doğa bilimlerine ihtiyacımızın olduğu gibi sosyal bilimlere de ihtiyacımız var.” şeklinde konuştu. 

23 ARA 2021

Z Kuşağının gözünden reklam endüstrisi…

“Arkadaşlarınızla birlikte yarışmalara katılırsanız o ekip çalışma ruhunu kazanmış olursunuz”Çevrimiçi gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü Reklamcılık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan ve Doç. Dr. Dinçer Atlı üstlenirken Bahar Kılıç, öğrencilik hayatında yapılan girişimlerin öneminden bahsetti. Kılıç; “Biliyorsunuz ki ilk staja başlamak çok zordur. Hiçbir şey bilmiyorsunuz okuldan öğrendiklerinizle ve normal iş olmasa bile staj yeri bulmak çok zor oluyor. Ben staja ilk Onedio’da girmiştim. İlk önce mail atmıştım ama geri dönmediler daha sonra tekrar mail attım ve yine dönmediler. Daha sonrasın da ofiste çalışan bir arkadaşım vardı onunla ofise gittim staja girmek için orada reklamın başındaki kişiyle görüşme fırsatım oldu. Baya peşinden koştum ve kabul edildim. 8 ay çalıştım Onedio’da sonra portfolyo oluşturdum. Hem staj da hem de işe girme sürecinde öne çıkmak için çok iyi bir çalışmadır tavsiye ederim. Sizde eğer arkadaşlarınızla birlikte yarışmalara katılırsanız o ekip çalışma ruhunu kazanmış olursunuz.” şeklinde konuştu.“Yarışmalara katılmak, insanlarla tanışmak bana hem network oluşturdu hem de mesleği daha çok sevdirdi”Katıldığı yarışmalar sayesinde kazandığı deneyimlerden bahseden Bahar Kılıç; “Onedio’ da çalıştığım dönemde yaptığım işlerden bahsedip hikayeler çekerek insanlara öneriler veriyordum. Ben bunları yaparken daha yolun en başındaydım. Üniversite hayatımın ilk seneleriydi. Bu şekilde kendime hep bir şeyler katarak devam ettim. ‘Muratbey’ grubunun kendi yaptığı yarışmaya katıldım. Çok fazla duyurulmadı ama genellikle okulda bu tip duyurular yapılıyor. Bunları hep takip edin. Bizde o yarışmadan minik bir para ödülü kazanmıştık. Sektörün önde gelen insanlarına sunumlar yaptık ve bu şekilde network oluşturduk. Burada bir diğer önemli noktada network oluşturmam oldu. Mezun olacağım zaman çalışacağım insanları biliyordum. Bu da benim çok işime yaradı. Daha sonra Ülker’in ‘bizz@kampüs’ yarışmasına katıldık. Her sene yapıyorlar bu yarışmayı. Bir marka yaratıp 360 iletişimini oluşturmanızı bekliyorlar sizden. Yarışmalara katıldıkça hem özgüven kazanıyorsunuz hem de motive oluyorsunuz. Bu yüzden katılmanızı tavsiye ediyorum. Sanıyorum ki tahmin edebileceğiniz bütün yarışmalara katılmışımdır. Tabii ki hepsinden bir şey elde edemedim ama bu yarışmalara katılmak, insanlarla tanışmak bana hem network oluşturdu hem de mesleği daha çok sevdirdi.” dedi.“Bu alan kabına sığmayan insanların başarılı olabileceği bir alan”Programın genel akışındaki önemli noktalardan bahseden Doç. Dr. Dinçer Atlı; “Oldukça verimli bir program oldu. Gençlerin özellikle öğrenciyken kendilerini nasıl geliştirmeleri gerektiğine dair önemli ipuçları yakaladıklarını düşünüyorum. Portfolyo oluşturma, projeler yapma, yarışmalara katılma ve iş dünyasıyla yakın ilişkiler içerisinde olma gibi önemli noktalara değindik. Döneme göre tabii ki eskiden çıkıp bir ajansla yüz yüze görüşebiliyordunuz ama şimdi dijital olarak da bu imkanları yaratmak mümkün. Bu iş iletişim işi adı üstünde iletişim fakültesi. Bu alan olabildiğince kabına sığmayan insanların başarılı olabileceği bir alan. Bu noktada bizzat yaşayan bir örnek olan Bahar hanımı dinledik. Bu noktada vakit ayırdığı için teşekkür ediyorum.” dedi.

21 ARA 2021

Türk Reklamcılığı Neden Yaratıcı İşler Çıkarmıyor?

“Yaratıcılık cesaret gerektirir” Reklamcılıkta olmazsa olmaz özelliklerden biri olan yaratıcılığa dikkat çeken Kurnaz; “Yaratıcı ve üretken olmak çok genel bir konudur ve birçok parametresi vardır. Sadece insana değil medyaya, Türk kültürüne ve yaşam biçimine dayanır. Yaratıcılık cesaret gerektirir. Hayal gücünün somutlaşması anlamına gelir. Sıkıcı olanı ilginç hale getirmektir. Sosyal yararlılığı olan ürün ve fikirleri yaratabilme becerisi ile fikrin forma kavuşması olarak da tanımlayabiliyoruz yaratıcılığı. Yaratıcılık sürüden ayrılmayı gerektirir, yeni şeyleri denemeyi ve hata yapmayı gerektirir. Hata yapmaktan korkmayın. Hata yaparak doğru yolları buluruz. Neden yaratıcı olmamız gerektiğine gelecek olursak, varoluşa baktığımızda birincisi hayatta kalma konusu, ikincisi ise başarılı olmaktır. İnsanın içinde olan dönüşme, başkalarını da dönüştürmeye doğru bir değişim gösterebilir.” şeklinde konuştu.“Yaratıcılığın türleri farklı bakış açıları kazanmaya yaklaşmaya yardımcı olur” Yaratıcılığın türlerine değinen Kurnaz; “Yaratıcılık yakınsak yaratıcılık ve ıraksak yaratıcılık olarak ikiyi ayrılır. Yakınsak düşünme, bilgi ile yakından bağlantılıdır. Açıkça tanımlanmış bir soruya en iyi veya doğru cevabı vermeye yöneliktir. Yakınsak düşünmenin en önemli yönlerinden biri, tek bir doğru cevaba yönlendirmesi ve belirsizliğe yer bırakmamasıdır. Yakınsak düşünme biçiminde bir cevap doğru ya da yanlış olabilir. Iraksak düşünme ise mevcut bilgiden çoklu veya alternatif cevaplar üretmeyi içermektedir. Farklı yaklaşımlar denemeyi, uzak kavramlar arasındaki bağlantıları tanımayı, bilgileri alışılmadık formlara dönüştürmeyi gerektirmektedir.” ifadelerini kullandı.“Önemli olan ürün yaratmak değil insanları o ürüne ikna etmektir” Gelecekte bir fikir yaratmanın yeterli olmayacağına işaret eden Kurnaz, o ürünü pazarlamak için bazı özelliklere sahip olmak gerektiğini aktardı. Kurnaz; “Özellikle bu çağda ve gelecekte farklı olabilmek, bir yer edinebilmek için her alanda yaratıcı olmamız gerekiyor. Bu iş geliştirme alanında, art director, yazar veya bir iş adamı olsanız da fark etmez bütün alanlarda yaratıcılık gereklidir. Bir ürün yaratmanız önemli değil, önemli olan insanları o ürüne ikna etmenizdir. Eğer bir ajanstaysanız önce ajanstaki diğer çalışanları ikna etmeniz gerekir, müşteriyi ikna etmeniz gerekir, tüketicinizi ikna etmeniz gerekir. Burada bir diğer beceri de duygusal zekâdır. Öncelikle kendimizi daha sonra diğerlerini iyi anlamaktır. Biz buna doğrudan empati diyoruz. Kendinizi hedef kitle yerine ne kadar koyarsanız, onun duygularını ne kadar içselleştirirseniz çıkartacağınız reklamlar da o yönde olur. Bir diğer konu da iş birliğidir. İş birliği olmadan hiçbir yerde ayakta kalamıyorsunuz. Çünkü bu bir ekip çalışmasıdır ve ekip çalışması olmadan da hiçbir yere gidemezsiniz.” dedi.“Yaratıcılığın önündeki en büyük engel beyin tembelliğidir” Yaratıcılığın önündeki engellerden bahseden Kurnaz; “Yaratıcılığın önündeki en büyük engel beyin tembelliğidir. Beyin kısa yoldan alışkanlıkları sürdürmek ister. Dolayısıyla bu yoldan uzaklaşmaya bakın. Endişeye kapılmayın. Endişe ve korku olacaktır ama bunu aşmanın yolları vardır. Bunu başarırsanız yaratıcılığız da engellemez. Risk almaktan korkmayın. Kısa yollar ve formüller aramak alışkanlıklarla çok bağlantılıdır. Reklamcılığın en güzel tarafı da istediğiniz kadar başarılara imza atın her yeni iş geldiğinde sıfırdan başlıyorsunuz. Geçmişteki başarılarınız size fayda sağlayabilir ama her gelen yeni iş, yeni bir sorundur. Yeni bir sorunu çözmeniz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

14 ARA 2021

Web tasarımda hız algısı neden önemli?

“Siteler yavaşladıkça müşteri kaybedilir”Web sitelerindeki hızın müşteri üzerindeki etkisinden bahseden Alaa Alnuaimi; “İnsanların yarısı 3 saniyeden uzun açılan web sitelerini terk ettiklerini söylüyorlar. Normal bir mobil uygulamada da aynı şekildedir. Bu 3 saniye aslında oldukça düşük bir süredir. Üç yıl önce Google tarafından devreye giren bir konu var. 2018’in Ağustos ayından itibaren eğer web sitelerinin hızı belli kriterlerde değilse bu sefer arama motorlarının sonuçlarında da aşağıya düşecektir dediler. Bu eğer sizin siteleriniz yavaşsa hem kullanıcılara iyi hizmet sağlamıyorsunuzdur hem de artık Google aramalarda da çıkmıyorsunuz demektir. Yani siteler yavaşladıkça müşteri kaybedilir. Bu durum da oldukça kritiktir.” şeklinde konuştu.“Hızlı bir web sitesi güven inşa ediyordur”Tasarımcının site üzerindeki sorumluluklarından bahseden Alaa Alnuaimi; “Siteleri yapan tasarımcılar sorumluluk almaları gerektiği için siteleri ve internet üzerinde sunulan hizmetleri daha iyi hale getirmeleri lazım. Genel olarak hızlı bir web sitesi güven inşa ediyordur. Sizlerin her gün kullandığınız, güvendiğiniz web siteleri genelde sorunları ele alan firmalar oluyor. O yüzden sizler de o siteleri beğenip sürekli ziyaret ediyorsunuz. Bu sitelerin en çok ziyaret alma sebeplerinden bir diğeri de sayfaların yüklenme hızıdır. Bu da çok sürpriz bir sonuç değildir. Eğer sayfada bir şey yüklenmediyse sayfadaki diğer şeyleri görmeyeceğiniz için en önemlisi tabii ki hız olacaktır. Önce bir site gelsin karşımıza ondan sonra aradığını bulma, sayfanın içeriği, ekranlar arası geçiş yapma konusu insanlar için önemli oluyor.” dedi.“Gerçek hız algısı ile sanal hız algısı farklıdır”İnsanda hız algısının içinde bulundukları koşullara göre değişebileceğini vurgulayan Alaa Alnuaimi; “İnsanlar genelde bir yerlerde bir şeyleri deneyimlerken ‘Bakayım ne kadar sürdü’ deyip süre tutmuyorlar. ‘Kaç saniyede açılıyor, ne oluyor’ diye bir yapıda kimse incelemiyor. Bir şey deneyimliyorsunuz ve sizin o anki hissiyatınızla, algınızla siteler sizleri ‘Çok güzeldi, çok akıcıydı’ ya da ‘beni çok yordu bu site bir daha girmeyeceğim, böyle bir hizmetten de feragat edeceğim’ gibi şeyler diyebileceğiniz hale getiriyor. Bu yüzden gerçek hız algısı ile sanal hız algısı farklıdır. O algıyı nasıl yöneteceğiniz tam da böyle tasarımdan başlayan çok önemli bir konudur. Mesela bir deneyde insanlara bir sayfa yükletiyorlar. Bu sayfaların yüklenmesi tüm deneyler için 4 saniye altında gerçekleşiyor. %70’in üzerinde insan bunun hızlı olduğunu algılamasına rağmen hiç göz ardı edilemeyecek bir oranda bunu yavaş algılıyor. Birebir aynı olan şeyi daha yavaş algılıyor.” ifadelerini kullandı.“İnsanların birbirinden çok farklı hız algısı oluyor”İnsanlar arasında değişen algı koşullarının 4 kategori altında toplandığına dikkat çeken Alaa Alnuaimi; “İnsanların birbirinden çok farklı hız algısı oluyor. Bunları hız algılamalarını dört ana kategori altına yerleştirilebiliyor. Birincisi etkin kullanım dediğimizdir. Eğer o uygulama web sitesiyle tüm nesneler yüklendikten sonra sayfada ilk görünecek şeyleri en son gösteriyorsa yavaş olduğu algılanıyor, parça parça yükleniyorsa da hızlı olduğu algılanıyordur. Diğer bir konu da yaş konusudur. Gençler her türlü ortalamada biraz daha yaşlı olan insanlara göre daha yavaş algılıyor her şeyi. Çünkü daha çok hız beklentileri oluyor. Diğer konu da ruhsal durumdur. Eğer insan huzur içindeyse hızlı algılıyor ama eğer stresliyse, huzursuzsa o zaman daha yavaş algılıyor. Son konu da hareket durumudur. Eğer evinde koltuğunda oturup akşam bir şeyleri inceliyorsa her şey hızlı geliyor ama gün içinde yürürken, otobüsteyken, arabadayken vs. bunu yaptığında çok daha yavaş algılıyor.” dedi.

14 ARA 2021

‘Sağlık Okuryazarlığı ve Siberkondri’ kitabı şimdi uluslararası yayında…

“Tarhan; Siberkondri ve Sağlık Okuryazarlığı’na kavramsal bir bakış açısı sunuyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ve Sağlık Çalışanı Yeni Medya Uzmanı Yücel Ekinci tarafından kaleme alınan “Sağlık Okuryazarlığı ve Siberkondri” çalışmasında; Siberkondri ve Sağlık Okuryazarlığına kavramsal bir bakış açısı sunuyor. Daha sonra, uluslararası ölçekte oluşturulan ölçüm araçlarının kapsamlı bir listesi okuyucuya sunuluyor. Kitapta Sağlık Okuryazarlığı ile Siberkondri ilişkisi, araştırmalar eşliğinde ele alınıyor.Kitap çalışmasında, Siberkondri ve Sağlık Okuryazarlığı konusuna yönelik, dünya genelindeki ulusal ve uluslararası 1000’in üzerindeki kaynak incelenirken, kitabın editörlüğü, Selçuk Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hacer Aker ve Mary Aiken (University of East London, UK) tarafından yapılmıştır.

02 ARA 2021

Prof. Dr. Nazife Güngör Sedat Simavi Ödülleri Jürisinde…

11 Aralık 1953’de yaşamını yitiren TGC Kurucu Başkanı Sedat Simavi adına 45 yıldan bu yana sürdürülen ödüller; gazetecilik, televizyon, radyo, karikatür, edebiyat, sosyal bilimler, fen bilimleri, sağlık bilimleri ve spor alanlarında veriliyor. 2021 Sedat Simavi Ödülleri’nde gazetecilik alanında Canan Coşkun, Radyo ödülü Gülay Oktar, Televizyon alanında Barış Kaya ve Mehmet Akif Balıkçıoğlu, Karikatür’de Hilal Özcan, Sosyal Bilimler Ödülü Doç. Dr. Murat Burgaç, Fen Bilimleri alanında Doç. Dr. Alper Uzun, Sağlık Bilimleri Ödülü Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder ve son olarak Spor ödülünün sahibi Mete Gazoz Oldu.Radyo ve Televizyon Ödülleri Seçici Kurulu’nun yedi jüri üyesinden biri olan Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlık görevinin yanı sıra medya ve iletişim alanındaki çalışmalarına devam ediyor. Üsküdar Üniversitesi yayınlarından olan Etkileşim Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürü olan Güngör’ün iletişim alanında yayınlanmış birçok kitap ve makale çalışması da bulunuyor.

25 KAS 2021

Üsküdar Üniversitesinde Öğretmenler Günü coşkusu yaşandı

Üsküdar Üniversitesi Öğrenci Konseyi Temsilcileri, öğrenci konseyi başkanı Emine Sıla Kanat önderliğinde 24 Kasım Öğretmenler Gününü akademik kadronun tamamına kahve ve lokum dağıtarak kutladı. Üsküdar Üniversitesinin Merkez, Çarşı ve Güney Yerleşkelerinde akademisyenleri karşılayan konsey temsilcileri tüm gün lobi alanlarında, oturma alanlarında ve odalarında akademisyenlerimize kahve ve lokum dağıtarak 24 Kasım Öğretmenler Gününü kutladı.Kendilerine lokum ve kahve hediye eden öğrencilerini gören İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Baver Demircan, İletişim Fakültesi Yeni Medya Ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Doç. Dr. Gül Esra Atalay mutluluklarını gizleyemedi.

25 KAS 2021

Halkla İlişkiler Sempozyumu gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde 2016 yılı içerisinde eğitime başlayan halkla ilişkiler ve tanıtım bölümü, gerek mesleğe gereken değerin verilmesini sağlamak, gerekse akademik çalışmalara sektörde var olan faaliyetleri bir arada değerlendirme gayreti taşıyan bölüm olarak bir etkinlik düzenledi.  Bu yıl dördüncüsü düzenlenen etkinlikte halkla ilişkiler alanına akademik çalışmaları ile değer katmış hocalarımız ve sektördeki deneyimlerini bizlerle paylaşacak isimler bir arada oldu.Dr. Öğr. Üyesi Özge Uğurlu Akbaş; “Halkla ilişkiler başlığı altında yapılacak değerlendirmeler öğrencilere de farklı bakış açıları kazandırmayı amaçlıyor”Dr. Öğr. Üyesi Özge Uğurlu Akbaş; “Halkla ilişkiler başlığı altında yapılacak değerlendirmeler akademinin sektörle birlikte düşünülmesini ön plana alarak öğrencilere de farklı bakış açıları kazandırmayı amaçlamaktadır. Halkla ilişkiler, imajın, itibarın ve hedef kitleler nezlinde algının doğru yönetilmesi sürecini içeren bir disiplindir. Halkla ilişkiler mesleğini icra etmek isteyen öğrencilerimizin de bilimsel temellere dayalı hem uygulamalar yapabilmesi, hem de aynı zamanda halkla ilişkilerin felsefesinin bilincinde olmaları ve yeni gelişmeleri takip edebilmeleri ile mümkün olacaktır” diye ifade etti.“Sektörel trendlerde medya dönüşümünün içerisinde”Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özge Uğurlu Akbaş, hedef kitle ve pandemi döneminde gelişen dijital medya arasındaki bağdan bahsetti. Akbaş; “Bu süreç içerisinde dijital altyapılarını geliştirebilmiş hedef kitleleriyle öncesinde başlayan ilişkilerini daha sürdürülebilir kılmıştır. Ve onların yanında olduğunu hissettiren kurumların yapmış olduğu çalışmalar insanlar tarafından daha çok takip edildi. Özellikle halkla ilişkiler alanının da pozitif yönünü geliştiren şeyler bunlar. Birlikte olma, umut besleme ve insanların bir aradığını ön plana alarak pandemi döneminde insanların birbirine de destek olmasını sağlayan iletişim çalışmalarıyla karşılaştık. Dolasıyla sektörel trendlere baktığımız da daha çok sosyal medya ve dijital platformlarla üzerinden ilerlediğini kabul edersek ve bu kabulle yola çıkarsak aslında halkla ilişkilerinde dijital içerik üreticiliği, dijital hikaye anlatıcılığı, sosyal medya yönetimi gibi bir takım becerilerinde bu dönüşümün içerisinde olduğunu düşünüyorum. Yönetim süreçlerinden bir tanesi kloaktif önlemler alabilen ve küresel anlam da krizleri doğru yönetebilen kurumların markaların hem hedef kitleleri düzende hissettirebilmeleri, hem de değişen ihtiyaç ve beklentilere isabetli ve hızlı yanıtlar verebilmeleri daha da önemli hale geliyor.”“Stratejik halkla ilişkilerin temelinde aslında araştırma var”Dr. Öğr. Özge Uğurlu Akbaş, Halkla İlişkilerde strateji örnekleri verdi. Akbaş; “Nasıl bir masanın 4 ayağı sağlam bir şekilde yere bastığında daha işlevsel ve sağlıklı kullanılabiliyorsa, bir halkla ilişkilerin özellikle kampanyatif süreç açısından baktığımızda bütün ayaklarının doğru bir şekilde yere oturması gerekiyor. Üzerine inşa edeceğimiz yaratıcı fikir, ilgi uyandırmak, dikkat çekmek, bilinir olmak gibi bir takım unsurları da o güçlü temele bir şekilde dayandırmamız gerekiyor. Bu yüzden doğru stratejilerin kurulabilmesi adına özellikle halkla ilişkiler çalışmalarında hedef kitle araştırmalarının, tüketici araştırmalarının, tutum araştırmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum ve yapılacak bütün stratejik kararlarında bu araştırma sonuçlarına göre alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör: “Misyonumuz doğrultusunda doğru planlama yapmak lazım”Akademik camianın, akademik etkinliklerde bir araya gelmesinin büyük önem taşıdığına vurgu yapan Güngör; “Etkinliğimiz 4 yıldır gerçekleştiriliyor. Akademik camianın, akademik etkinliklerde bir araya gelmeleri büyük önem taşıyor. Çünkü bilimsel yaşam dediğiniz şey durmadan ilerliyor. Sürekli kendini geliştirmesi, bir takım katkılarla devam etmesi gerekir. Artık günümüzün dijitalleşmeyle belirlenmiş olan bilimsel çağında bu hareketliliğe doğru yön vermek gerek. Bilim özünde insanlığa yarar getirmesi gereken ve özünde işlevsel bir şey. Ama insanlar da onun gidişatına doğru katkı yapmalı. Aksi takdir de zarar getirir. Bu gibi çalışmalarda biz bir araya gelip olup biteni, olacak olanı, başlayacak olanı tartışmamız gerekiyor. Çünkü bir yandan olup biteni tartışmalıyız. Olup biteni de hareketle olup bitenden çıkaracağımız derslerle gelecekte ne olacağına dair ilişkin tahminlerde bulunup, bu tahminlerden hareketle de doğru planlamalar yapmamız gerekiyor. Misyonumuz doğrultusunda doğru planlama yapmak lazım. Öncelik, öğrenci yetiştirmek bu alana profosyonel yetiştirmek. Dolayısıyla da ne kadar bu alanda ne kadar doğru adımlarla, birlikte paylaşımlarla gidersek yetiştireceğimiz profosyeneller, meslek insanları o kadar nitelikli olur.” dedi.İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör; “Siyasette pazarlanmaya başladı”İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör, halkla ilişkilerin, PR olayının içerisinden çıkıp başlı başına bir alan olmaya başladığından bahsetti. Güngör; “Nitekim sizler biliyorsunuz ki 1960’lı yıllarda 60’ların ortalarından itibaren ABD’den başlamak üzere halkla ilişkiler ve reklamcılık konusunda hizmet veren, uzman, profesyonellik desteği veren hem de insan yetiştirmeye başlayan bu alanda çok fazla ajans kuruldu. Aynı zamanda bu bir algı olayıdır, bu bir imaj maker olayıdır. Mesela siyasette bu işin içine girdi. Bütün siyasilerin imaj yapıcıları olmaya başladı. Siyasette pazarlanmaya başladı. Siyasal reklam ya da siyasal iletişim dediğimiz şeyde bu algı, halkla ilişkiler, PR olayının içerisinden çıkıp başlı başına bir alan olmaya başladı. Dolayısıyla halkla ilişkiler sadece kendi başına bir alan olarak sat küçük bir kolar olarak belirmedi. Büyüdü büyüdü içinden başka bir disiplinler de çıkararak yoluna devam etmeye başladı. Bugün geldiğimiz noktada ise dijitalleşmeyle birlikte bir sosyal medya olayı var ki, artık bu platformlar, sosyal medya mecraları halkla ilişkilerle, PR uzmanlarıyla, PR akademisyenleri ve profesyonelleriyle bir arada çalışmak zorunda. Çünkü hem halkla ilişkilerciler için çok önemli bir etkinlik alanı, hem de kendi başına zaten bir halkla ilişkiler olayı olarak da biçimlenmeye başladı.”“Halkla ilişkiler ekonominin bir kesiti”İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör; “Ortaya konulan araştırmalardan çıkacak sonuçları bir araya getirip yeni bir takım kavramların, yeni bir takım modellerinde ortaya çıkarılmasına, geliştirilmesine ihtiyaç var. Halkla ilişkiler bir yandan toplumsal bir olay, bir yandan iletişimsel bir olgu ama bir yandan da ekonominin içerisinde çok önemli bir yerde. Ekonominin bir kesiti. Dolayısıyla da bu sürekli ekonomik süreçlerdeki gelişmeler, toplumsal süreçlerdeki değişmeler, iletişimsel süreç ve iletişimin işleyişindeki sürekli yenilenmeler, bizi algı kavramı konusunu yeniden düşünmemizi, algı temelli, algı odaklı halkla ilişkiler kavramı ve olayı konusunda sürekli yenilenme ve düşünmeye yönlendiriyor. Dolayısıyla da yaptık, tamam, bu budur değil. Yapıyoruz, çalışacağız, devam edeceğiz, düşüneceğiz, paylaşacağız. Ancak alan öyle gelişir ve alanın kendini var kılması ve sürekli olarak gelişerek varlığını devam ettirmesi için de yeni gelişmeler, yeni süreçlerin ve yeni ihtiyaçlara göre sürekli olarak yenilenmesi, sürekli olarak yeni katkılarla desteklenmesi gerekiyor. O nedenle de bunu da birlikte yapmamız gerekiyor. Bir yandan akademinin sürekli bir araya gelmesine, görüş alış-verişinde bulunması bir yandan da akademinin meslek insanı yetiştirip göndermekte olduğu sektörle ilişkilerin sürekli devam etmesi lazım” diye konuştu.Dr. Ersin Diker: “Bir yandan öğretiyoruz, bir yandan öğrenmeye devam ediyoruz”Dr. Ersin Diker; “Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümünde öğretim üyesiyim. Aynı zaman da dekan yardımcısı olarak görev yapmaktayım. Lisans ve Yüksek lisans ve doktoramı Selçuk üniversitesinde tamamladım. Lisansımı Halkla ilişkiler bölümünde, yüksek lisansımı Reklamcılık Anabilim dalında, doktoramı da Halkla ilişkiler ve Tanıtım Anabilim dalında yaptım. Yaklaşık 10 seneden fazladır da Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesinde çalışmaktayım. Yüksek Lisans yaparken araştırma görevlisi olarak başladım. Ve hala devam etmekteyim. Okumaya, araştırmaya, öğrenmeye devam ediyoruz. Bir yandan öğretiyoruz, bir yandan öğrenmeye devam ediyoruz” dedi.“Pandemi süreci dönüşümü daha da hızlandırdı” Dinamik bir alan sürekli değişen bir alan bizim sürekli güncel olmamız gerekiyor diyen Diker; “Gümüşhane, İstanbul’a uzak bir diyar ve sektöre bizde teknolojiden yararlanıyoruz. O yüzden fiziksel bir uzaklık olsa da dijital bir yakınlıkta var. Pandemi döneminde ki bazı yazarlar, düşünürler devrim gözüyle baktı ama ben dönüşüm olarak bakıyorum. Aslında dönüşümün yaşandığı çağda pandemi süreci bu süreci daha da hızlandırdı. Bizde çok hızlı adapte olduk. Pandemiyle beraber bu durum daha hızlandı ve yayıldı. İçerisinde Türkiye’nin farklı üniversitelerinin ve akademisyenlerinin yer aldığı 14 bölümden oluşan iletişim araştırma kitap eseri ortaya koyduk. Covid 19 süreci bize yeni kavramlar ortaya çıkardı. Bu kitapta birçok araştırmayı biz bir araya topladık. Birçok araştırma, birçok kitap ortaya çıktı. Ne kadar normalleşsek de süreç devam ediyor. Bundan sonra ki yapılacak çalışmalar “Post Covid” adı altında “Neler değişti? Neler dönüştü?” buna özel araştırmalar yapacağız. Bu pandemi süresince sosyal medya kullanımı ve dijital mecra kullanımının arttığını gözlemlemiştik ve bunu bilimsel verilerle ortaya koyduk. Dijital dönüşüm sürecinin ne kadar hızlı olduğunun da bu araştırmalar ortaya koymuş oldu.” Şeklinde konuştu.“Kurumlar tüketicilerle iletişime geçmek için sosyal medya kullanmaya başladı”Dr. Ersin Diker, kurumların pandemi sürecinde hedef kitleyle nasıl iletişime geçtiğinden bahsetti; “Sosyal medya kullanım rakamları arttı. Hayatımız da sık kullandığımız sosyal mecralarda arttı ve bunların bir tanesi de Tiktok. Biliyorsunuz ki Tiktok, pandemi döneminde hem Türkiye’de hem dünya da en çok indirilen sosyal medya uygulaması oldu. Artık kurumlar da tüketicilerle iletişim kurmak için Tiktok hesabı açtı ve buradan tüketicilerle iletişim kurmaya başladı. Sosyal medya kurumlarında iletişim süreçlerini değiştirdi. Pandemiyle birlikte, sosyal medya hesabını kullanmayan veya dijital mecraları çok fazla kullanmayan kurumlar tüketicilerle iletişime geçmek, hedef kitleyi dinlemek onların sorunlarına çözüm getirmek için var olmaya başladılar. Pandemi sürecinde, sosyal medya kullanımının süresinin bir hayli arttığını söyleyebilirim. Büyük veri dediğimiz bir veriyi sosyal medyadan toplaması ve çalışmalarını bu verilerle ortaya koyması bu alanda gözlemlediğimiz çalışmaların başında gelmekte. Tüketici bağlamında bakarsak pandemi döneminde hayatında hiç sosyal medya kullanmamış insanların mecburen dijital mecraları kullandığını mobil alışveriş yaptığını mobil bankacılığı kullandığını tespit ettikKurumların özellikle toplumsal birlikteliği devam ettirmek için reklamlarında birlikte kurtulacağız diye vurgular yaptığını ve hayatın devam edeceğini mutlu günleri göreceğimizi düşündüren çalışmaları görmüş olduk.”SWOT analizi çok kemik bir çalışma!Dr. Öğr. Ersin Diker, konuşmasında swot analizine de yer verdi. Diker; “Stratejik planlamanın aslında temeli swot analizidir. Nereye varacağımızı ve nasıl varacağımızı biz swot analizindeki verilerle ortaya koyabiliyoruz. Halkla ilişkiler kampanyalarında ne söyleyeceğiz? Nasıl söyleyeceğiz? ve nerede söyleyeceğiz? Bunları aslında swot analizindeki veriler üzerine inşa ediyoruz. Kriz dönemleri çoğu firma için tehdit görülebilirken aslında ben fırsat olarak değerlendirmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü o tehditi fırsata dönüştürdüğümüzde mutlaka kazançlı çıkacağız. Swot analizi bizim bunları nasıl yapacağımızı ortaya koyuyor. Tabi veriyi elde etmek yetmiyor veriyi doğru da yorumlamak gerekiyor. Bunu daha önce işin uzmanları ya da bu eğitimini almış kişiler bu doğru veri bilimini yapacak. Bu anlamda swot analizi ile birlikte ortaya çıkan verinin yorumlanması bir sonraki halkla ilişkiler kampanyalarında neyi nasıl söyleyeceğimizi de ortaya koyacaktır” dedi.Sibel Benli: “İletişimde her zaman öne çıkarak farklılaşabilirsiniz”Sibel Benli; “Böyle aslında cafcaflı olmayan bölümünde ilk otelini açarak kurulmuş bir dünya markası Four Seasons baktığımızda çok güzel bir hikayesi var.  60.Yılını kutladı bu sene kurucusu Isadore Sharp hala aramızda bizlerle ne mutlu ki kendisi zamanında babasıyla birlikte inşaat işi yapan bir mimar aslında hiç planlamadığı şekilde kendine bir otel açarken buluyor ve sonrasında zaman içerisinde doğru strateji ve kararlarla günümüzde Four Seasons markasına geliyor. İstanbul da ilk otelimiz 1996 yılında Sultanahmet bölgesinde hayata geçiriyoruz. 2.otelimiz de boğazda bulunuyor. Şuan da 2 otelimizle birlikte hizmet veriyoruz. Four Season kurulum hikayesi çok yalın çok güzel bir niyetle müşteriyi misafir gibi görme arzusuyla yola çıkıyor. Ben 2001 yılında başka bir otelde junior bir pozisyonda başladığım da bu sektörde çalışmaya kullanılan iletişim metodları misafirle hem de basınla çok farklıydı. Bir basın bülteni paylaşılacağı zaman bu basın bülteni paylaşılacak içeriğe göre ulaştırmak istediğiniz kişinin kıdemine göre yeri geldiğinde mektup olarak veya posta yoluyla iletiliyordu. Mesela 2001 yılında bu hala aktif olarak vardı. Tabi ki e-maille de gönderiliyordu ama günümüzde farklı bir dünya var. Temel değerler aslında günümüzde markanın kimliğini gösteren yapı taşları. Teknoloji ne kadar değişse de emeğin yoğun olduğu sektörde değerleri koruyarak ve iletişimde de her zaman öne çıkarak kimliğinizi bu aynılık denizinde farklılaştırabiliyorsunuz” diye ifade etti.Oğuzhan Saruhan: “Üretmezseniz hayatta kalamazsınız”Oğuzhan Saruhan; “2018 yılında "Sosyal Medya Canavarı Olmak İster misin" kitabını yazdım. Burada sosyal medyayı genel anlamda kişisel markalaşmayı anlatacak şekilde platform bazlı kısa bilgilerin olduğu blog tadında bir kitap oldu. Kendi alanın da en çok satan kitaplardan biri. Diğerleri ona yetişemedi ama 2020 yılında "Dijital Çağda Hayatta Kalmanın 10 Kuralı" Kitabını yazdım. Ben Youtube'a Yeni Dünyanın Kullanma Kılavuzu diyorum. İçerisinde ne ararsanız var çünkü. Biz markalara artık diyoruz ki içerik üretmezseniz hayatta kalamazsanız. Eskiden top bizim ayağımızda değildi. Artık herkesin ayağında bir top var çünkü bir kavram var. Harari'nin dediği gibi İnternet dünyayı en derinden etkileyen ve değiştiren buluşlardan biriydi. İnternet hayatımızı zehir eden bir araç değil hayatımızı daha demokratik hale getiren bir teknoloji o yüzden anlatılacaksa etkili internet kullanımı anlatılabilir” diye konuştu.Samet Özetçi: “Ekibimizin genç olması dezavantaj değil” Gazete ve derginin hala önemli görülebildiğine değinen Samet Özetçi, “Hem dijitali anlama, hem dijital mecraları kullanma iletişimi analiz etme adına dediğim gibi biraz daha onlara ilham olsun istiyorum. Ekibimiz çok genç ama genç olması bir dezavantaj değil. Gazete dergi hala önemli görülebiliyor. Önemli ama eskisi kadar önemli değil demek daha doğru bir cümle olabilir. Bizim yeni mecraları kullanıyor olmamız arkadaşlarımızın bu mecraların içerisinden geliyor olması aslında bizi biraz daha farklı kıldı. Ekibin içerisinde bilgisayar mühendisleri arkadaşlarımız da var. Onlar veri görselleştirmesi yapıyorlar. Markaların dijital pazarlama tarafına hem diğer aklınıza gelebilecek bütün iletişim departmanlarının kullanabileceği güzel datalar çıkıyor veriler görselleştiriliyor. Bu markalar için öngörü oluşturuyor. Biz bu hizmeti diğer ajanslara da sunuyoruz.” dedi.

25 KAS 2021

Sinemada Dönüşümler konusu ele alındı

 Ekrem Doydu: ‘‘İnsanlar seyirciden çok kullanıcı bir katılımcı olacak’’Aktarılmış gerçeklikten söz eden Ekrem Doydu; ‘‘İnsanlar seyirciden çok kullanıcı bir katılımcı olacak. Bu oyun dünyasında az çok gördüğümüz işleri sanal dünyada da arttırılmış gerçeklik vurgusuyla meta words dediğimiz dünyada inşallah yaşıyor olacağız. Bunun için hem sektör adına hem kendi adıma oldukça heyecanlıyım. Buna gerekli ARGE’yi sağlayacak en doğru kişiler yatırım yapıyor. Şu anda dikkat ettiyseniz İnstagram, Facebook’a girdiğinizde altta bir meta diye logoyu şimdiden koydular. Kripto ile ilgilenen varsa meta words koinleri de oldukça popüler bir şekilde artıyorlar. Dolayısıyla bu kripto dünyasını da paraya çok rahat bir şekilde uyarlayabilecekleri için geleceğin dünyasında sıkça karşımıza çıkacağını söyleyebilirim.’’ ifadelerini kullandı. “Sinema salonlarının tamamen biteceğini düşünmüyorum”Platformların insanlara çeşitlik sunduğunu, konfor alanından çıkmadan zengin içeriklere ulaşabilme imkânına sahip olduğumuza değinen Doydu, ayrıca ciddi bir iş kolu yarattığını da söyledi; “Dijital platformalar geçiş süreci başlamıştı fakat pandemiyle bu çok daha hızlandı ve daha nitelikli bir hale geldi. Sinema salonları ölecek mi ya da dijital mecralar onları ne kadar etkileyecek bu kısım da önemli hem sektör hem izleyiciler için. Sinema salonlarının tamamen biteceğini düşünmüyorum. Bir yazı okumuştum” evde izlediğimiz filmleri izlemiş oluruz fakat sinema salonundaki izlediğimiz filmleri yaşamış oluruz” diye. Açıkçası ben beyazperdeyi seven taraftayım. Platformalar da gerçekten oldukça önemli. Çünkü her şeyden önce insanlara çeşitlik sunuyor. Konfor alanımızdan çıkmadan oldukça zengin içeriklere ulaşabilme ihtimali sağlıyor. Biz yapımcılar olarak bu tarz platformların gelmesinden memnunuz. Çünkü ciddi bir iş kolu yaratmış oluyorlar. Bunu tabii sadece sinema filmi olarak söylemek doğru olmaz; dizi, belgeseller yine bu platformlarda birçok insanın istihdam sağlayacağı bir yer olacak.” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; ‘‘VR sineması nesnelerin arasında dolaşan öznecikler haline getiriyor’’Mekândan bağımsız bir zihnin olması için ne yapılabileceğinden bahseden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; ‘‘Kartezyen düalizmine baktığımız zaman gerçekten bedene bağlı bir benim ama benden, benim bedenimden bağımsız bir benin veya zihnimin olması için sanata da ihtiyacım var. Bu sanatta VR sineması kapsamında veya görsel sanatlarda gerçek bedenimden kopmuş bir şekilde ilerleyebilirim tartışmaları var. Öznenin bedeninin uzantısı olma meselesinde Spinozacı düşüncede, düşünme ve uzam ayrı bir cevher olarak ele alınıyor. Bu düşünce ve uzamın ayrı bir cevher olarak ele alındığı noktada Levinas çok farklı bir açıdan bakıyor. Bedene mecbur kalma meselesi var diyor. Yani ben bedenimi ancak zihnimle veya sanat aracılığıyla aşkınsallığa ulaştırabilirim. Sanatta bedenimizden kaçma sorularımızın içerisinde, ayrıntılarda, gerçeklikten kaçış noktasında VR sineması var. İnsanlara neden sinema, neden sanat dediğimizde birazcık da var olan gerçeklikten kaçıyoruz ama bedenimizden de kaçıyoruz. Sinemada uçabiliyorsun, partikül haline gelebiliyorsun. Bedenimizden biraz kurtuluyoruz aslında. VR sineması nesnelerin arasında dolaşan öznecikler haline getiriyor.’’ dedi.“Bir edebiyatçı olarak Tiyatroda şekspir çok çalıştım”2002 yılında ABD Savunma Bakanı’nın söylemiş olduğu sözün ilginç olduğundan bahseden Güder;“Bilinen bilinenler var, bildiğimizi bildiğimiz şeyler var, bilinen bilinmeyenler var, bilmediğimizi bildiğimiz şeyler var bir de bilinmeyen bilinmeyenler var.” Bir edebiyatçı olarak Tiyatroda şekspir çok çalıştım. Tiyatrosundaki izleyiciler bütün sunum boyunca ayakta izliyorlardı öyle rahat rahat değil. Bertolt Brecht’un epik tiyatrosunda bu az önce bahsettiğimiz interaktif senaryonun acaba ön hazırlığı mı yapıldı. Televizyonun soğuk ekranı işin içine girince gerçeklik algısı birazcık ekranın ötesine geçmiş oldu. Tiyatrodaki o duygu birazcık kayboldu. Ben edebiyata sığınarak açıklamak istiyorum. Romanlar anlatılır, hikayeler anlatılır bütün karakterlerin dilinden değil de bütün karakterler yazar tarafından anlatılır. Daha sonra bilinç akışı kuramı gelmiştir edebiyatta. Biz düşünürken imgeden imgeye de fırlayabiliriz. Oradan geçmişe döneriz, ileriyi düşünürüz, şimdiki zamana takılırız. İki üç tane VR sineması seyrettim. Aşırı şiddetliydi. Oradaki karakterlerin önce nefesini hissettik. Gerçekten olayın içerisindesin bütün algın açık. Algı olarak oradasın bir iki saniye sonra o karakter vücudunda hissedilmeye başlıyor. Benim vücuduma da girdiğini hissettim. Bana bunu hissettirdiler. Orada içinde olduğum için normal şartlarda hissetmeyeceğim, duyarsız olabileceğim, beyaz ekranda tepki veremeyeceğim bir şeye orada çok hissettiğim için çok etkilendim.” dedi.

22 KAS 2021

İnsanlığın Dil ve İletişim Serüveni konuşuldu.

Nafi Yalçın: “İnsanlığın bütün düşünce, hareket ve faaliyetleri dil ile mümkün olmaktadır”Üsküdar Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Nafi Yalçın programda, ‘İletişim Aracı Olarak Dilin Yapısı ve İşlevleri’ konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yalçın; “İletişimin olmadığı ya da uyumsuz olduğu hallerde geçimsizlikler, tartışmalar, savaşlar çıkar ve insanların nice emekleri, çalışmaları boşa gider. Dil gerçekten harika bir olay zinciri ve bir mucizedir. Dil sayesinde fizik ve metafizik âlemler arasında köprüler kurulmaktadır. Dilin nasıl ortaya çıktığı konusu üzerinde 20. yüzyılın başına kadar bir hayli tartışıldı, görüşler ileri sürüldü. Ancak bu görüşler insanların ilk dönemlerine ait herhangi bir kanıta, dille ilgili dokümana ve kalıntıya dayanmadığı için yorum ve tahminlerden ilerisine geçilemedi. Bu sebeple günümüz dil bilimcileri dilin kaynağı konusunda kafa yormayı bırakıp, dilin kendisini incelemeyi ve dil edinmenin ve öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışmayı tercih ettiler.” ifadelerini kullandı.Feride Zeynep Güder: “Toplumda çok fazla uçlaşma var”Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, ‘Bireyler ve Gruplar Arası Etkin İletişim’ konusu bağlamında açıklamalarda bulundu. Güder; “Kültürler arası iletişimde kültür insanın iletişim biçimini, yapısını çok etkiliyor. Kültürler arası iletişimde mesela bizim çok hibrit bir kültürümüz vardır. Herkesin geldiği ortam, yetiştiği ortamla birlikte biz bunu barışçıl bir söyleme nasıl ulaştırırız ona uğraşmamız lazım. Ülke ve makro genelinde, siyasal iletişim bağlamında konuşuyorum toplumda çok fazla uçlaşma var. Hiç kimsenin kimseye sabrı kalmamış, kimse kimseyi sonuna kadar dinlemiyor. İdeoloji bazlı dinliyor. Öznenin kendini tanımladığı noktada kurduğu iletişim de çok farklıdır. Zaman, zaman algısı çok önemlidir. Post Modern dünyada hepimizin çok hızlı iletişim kurması gerekiyor ve bu kadar hızın içinde maalesef insan ilişkilerine de zamanımız kalmıyor. Doğal iletişimimiz, yaşlılarla sohbet etmemiz ya da büyüklerimizle onların belki dünyasını anlamak için ayıracağımız zaman olmuyor. Başarılı ve başarısız iletişimi etkileyen en önemli şey dildir. Dil, dilin kodlanması, dil bizim dünyayı algılamamız ve nesnelerin kodlanmasında gösterge olarak bir sistemdir. Doğru kodlamalar veya dilin kendisinin sınırlarını göz ardı etmememiz lazım.” dedi.Feride Zeynep Güder: “Empati, günümüzdeki en önemli duygusal yetidir”Kitlelerin etkilenmesi konusunda iletişimin gücü ve etkisinin önemine değinen Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; “Neden bazıları daha başarılıdır sorusunu sormamız gerekiyor. Bazıları iletişimde çok başarılıdır. Bazıları da çok başarısızdır. Bunun eğitimle de olup olmayacağı biraz tartışılıyor. Skolastik düşüncedeki felsefeciler bunu öğretmeye çalışırlar. İnsan nasıl etkilenir? Nasıl ikna edilir? Bir insanı bir fikirden başka bir fikre nasıl götürürüz? Kafa yoruyorlar ve dilimini oluşturuyorlar. İnsan etkileme sanatı bunun her şeyden önce empati kurma duygusu olarak belki kurabiliriz. Empati, şu anda günümüzdeki en önemli duygusal yetidir. Ben karşı tarafın ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama yetimi kaybedersem şu an yapay zekânın insanlaşması konuşuluyor. Ya da insanın yapay zekâ yüzünden robotlaşması konuşuluyor. En çok korkulan şey ise inisiyatif alamayan robotların kurduğu iletişim. Bu kadar bunların ortada olduğu yerde empati duygusu bizi gerçekten bütün öznelerle iletişim kurabilecek, özneler arası iletişim kurabilecek bir yere koyuyor.” şeklinde konuştu.Feride Zeynep Güder “Dijital, iletişimi silip süpürmüştür”Dijital dünyayı bir Tsunamiye benzeten ve bunun sonucunda oluşan silip süpürmenin bir sıfır noktası olmasından bahseden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder; “Biz karşımızdaki insanın halini Türkçede bir ifade vardır ya ‘Hemhal’ olamazsak o sadece bize görsel olarak hizmet eder. Normal şartlar altında eğer başkasını kale alamazsak iletişimin hiçbir şeklinde başarılı olamayız. Bu sözlü iletişimde de böyledir, dijital iletişimde de böyledir, kitleler arası iletişimde de böyledir. Bu kadar çok görselin olmasıyla birlikte kentte bize o kadar çok delil vardır ki hepimizi duyarsızlaştırıyor. Dijital dünya herkesi Tsunami gibi etkilemiştir. Dijital devrim, post modern çağdaki iletişimlerimiz artık normal iletişimden çok çok farklıdır. Dijital, iletişimi silip süpürmüştür. Hatta artık ikili ilişkiler bile bazen dijital ilişkiler üzerinden de yürüyor. Birini tanıyor, önce sosyal kimliğine bakıyor, sosyal izlerine, dijital ayak izlerine baktıktan sonra onunla ilgili kafasında bir şeyler oluşuyor vesaire. Bir anlamda bu Tsunami benzeri bir değişimin ve dönüşümün olması insan ilişkilerinde her şeyi silip süpürüyor. Geçmişini ve anıları süpürüyor, yepyeni bir sıfır noktası yaratıyor.” dedi.  Hümeyra Genç: “Dil olmasaydı, medeniyetler olmazdı”Üsküdar Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hümeyra Genç, ‘Toplumlar ve Kültürler Arası İletişimde Çevirinin Rolü’ konusuna ilişkin paylaşımda bulundu. Genç; “Dil buzdağının üst kısmıysa kültür, buzdağının alt kısmıdır. Çeviri, günümüzde önem kazandı. Genellikle insanlar eskiden savaş veya ticaret yapmak amacıyla farklı kültürlerden bir araya geliyorlardı ve tercüme ihtiyaçları bu sebeplerden dolayı oluyordu fakat günümüzde birçok alanda kültürlerin yanlış aktarılmaması için doğru çeviri çok önemli. Çeviri, basit bir dilden dile aktarım olarak görülür fakat aslında bir kültür aktarımıdır. Sizin yaptığınız bir çeviriyi başkasının hangi amaçla, hangi ideolojiyle, hangi kültürle yazıldığını bilmeniz lazım ki hedef çeviriyi yaparken aynı amacı sağlayabilesiniz. Ayrıca doğru bir şekilde çeviri yaptığınızda dili koruyup, muhafaza ederseniz toplumların kültürlerini ve yaşamlarını daha iyi anlatabilirsiniz. Biz ülke olarak ne kadar fazla 2 kültürlü çevirmenler yetiştirirsek diğer ülkeler tarafından daha iyi tanınırız ve başka ülkeleri daha iyi tanıyabiliriz. Böylece iletişimimiz de daha olumlu olur.” şeklinde konuştu.

18 KAS 2021

Reklamcılığın püf noktaları konuşuldu

Kadir İnan: “Reklamcılar takdir gördükçe daha iyi işler ortaya koyuyor”Bir reklamcı olarak mesleğe başladığında ilk olarak bazı başarısızlıklarla karşılaştığını fakat hiç pes etmediğini aktaran Grafis DDB Reklam Ajansı Genel Müdürü Kadir İnan, reklamcıların takdir gördükçe daha iyi işler ortaya koyduğunu aktardı. İnan; “Biz reklamcılar biraz alkış budalasıyız. Takdir gördükçe daha iyi şeyler yaratabilen kişileriz. Meslek hayatımın başında birkaç defa mesleği bırakma eşiğine kadar geldim fakat başardıktan sonra yaşanan tatmin duygusu devam etmem için her zaman yol gösterici oldu. Reklam ajanslarının işleyişinden bahsedecek olursam bunun herhangi bir formülü yok. Her ajansın kendi olanakları doğrultusunda yarattığı bir işleyiş oluyor. Bir network ajansının başkanı olarak strateji ekibi, kreatif ekip, uygulama ekibi, müşteri ilişkileri ve prodüksiyon ekibi gibi farklı alanlarla ortak bir çalışma ortaya koyuyoruz.” dedi.“Bir kampanya ortaya koymak ekip işidir”Bir reklam ajansında çalışmanın inceliklerine değinen İnan, kampanya hazırlama süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu. İnan; “Kampanyanın büyüklüğüne göre ağırlıklı olarak bir toplantı alınır, müşteri taleplerini anlatır. Müşteri ilişkileri ekibi yaptığı özeti müşteriye gönderir, onayını alır. Daha sonra iş stratejiye geçer. Strateji ekibi istenen reklamın, iletişimin ses tonu nasıl olacak, marka vadiyle nasıl örtüşecek, markanın genel konumlandırmasıyla mı olacak, içinde mutlaka olması gereken ya da asla olmaması gereken detaylar gibi bir önerme ortaya koyar. O stratejik önerme aslında reklam yazarlarının üzerinde oynayacağı, daha hayatın içinden bir reklam haline getireceği öneri cümlesidir. Stratejiden kreatif ekibe geçtikten sonra kreatif ekip bunun üzerine çalışır daha sonra direktörden onay alırlar. Kreatif ekip ağırlıklı olarak reklam yazan ve konseptleri belirleyen kişilerdir.” şeklinde konuştu.“Kelimelerle oynamak büyü yapmak gibidir”Art direktörlerde bir dünya kurabilme özelliği var diyen İnan, “Ben reklam yazarı kökenli olduğum için bunun adına belki biraz daha rahat konuşabilirim. Kişide pırıltının kesinlikle olması gerekiyor. Kelimeyle oynamak büyü gibi bir şey, iki ya da üç bilinmeyenden bilinecek bir şey yaratamaya çalışıyorsunuz. Dijital medyanın bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde yurtdışından alınan birkaç reklamın birleştirilmesiyle yeni reklamlar oluşturuluyor ve kimse bunun farkında olmuyordu. Az bilinenden yeni bir şey yaratıyordunuz ama dünyada artık bunun geçerliliği yok. Bugünlerde biraz daha özgün olabilmek çok değerli.” dedi.“Sunum yapamayan reklam yazarı olamaz”Bir reklamcının hitap ettiği kitleyi tanıması gerektiğini ifade eden İnan, televizyon ve gazete reklamcılığının geride kaldığını vurguladı. İnan; “Reklamcının kitleyi tanıması gerekiyor. Televizyon ve gazete reklamcılığı kitleye uzak bir reklamcılıktır. Kitleye yakın gibidir ama bir yandan uzaktır, üstten reklamcılıktır. Dijitalde o insanlarla anında etkileşimle olmanız gerekiyor. Tanımadığınız insanla etkileşimde olamazsınız, içerik üretemezsiniz, doğru isimlerle çalışamazsınız o yüzden ekibime en çok söylediğim şeylerden biri her şeye mail atmayın yüz yüze konuşun. Bunlar çok değerli şeyler. Biz insana yönelik iş yapıyoruz. Reklam yazarlığı düşünen arkadaşlara mutlaka söylemem gereken; sunum yeteneğinizi geliştirmek zorundasınız. Benim için sunum yapamayan reklam yazarı olamaz. Bir müşteriye fikri sunmak, kampanyayı sunmak temelde reklam yazarının işidir. Çünkü sunum o dünyayı yaşatmaktır. O dünyayı iyi yaratabilirsen zaten bütün boşlukları kelime içinde doldurmuşsun demektir. Kendilerinde bu konuyu eksik görüyorlarsa drama dersleri almalarını öneririm.” ifadelerini kullandı.“Reklamın total duygusu çok daha değerli”Nöropazarlama alanında değerlendirmelerde bulunan İnan; “Nöropazarlamayı çok değerli bulmakla birlikte hiç haz etmiyorum. Çünkü yaratıcılık denen şeyi çok ciddi anlamda törpülediğine ve işleri daha realist bir noktaya taşıdığına inanıyorum. 40 saniyelik bir reklam hazırlıyorsunuz, bu 40 saniyelik reklamın yarattığı bir duygu vardır. Yapılan çalışmaya göre ortaya çıkıyor ki 32 ile 36 saniye arasında ilgi düşmüş. Şimdi müşteri bu kısmı değiştirmek istiyor. Fakat orada ilginin düştüğü alanın aslında filmin matematiğine kattığı bir şey var, bu alan sonuçta aldığınız duyguyu etkiliyor. Bu işi bir noktadan sonra saniye saniye işlemeye başlıyorsunuz. Her saniyede düştüğü yerler, yükseldiği yerler ama hepsinin yarattığı ortak bir duygu var. Ben bu araştırmaların reklam dünyasında ki yaratıcılığa çok ciddi zarar verdiğine inanıyorum. Fakat maalesef büyük markalar bu tür araştırmalarla ilerliyorlar. O yüzden ben hazırladığınız reklamın total duygusunun aralardaki etkilerden çok daha değerli olduğunu hissediyorum. O yüzden ben mesafeliyim.” dedi.

16 KAS 2021

Kariyer Yolculuğu: “UX/UI Alanında Tasarımcı Olmak” söyleşi etkinliği gerçekleşti

“Servis tasarımı müşteriyle ilişkinin olduğu müşterinin dokunduğu her alanı kapsar”Servis tasarım kavramının ilk anlamının bankacılık alanından çıktığına değinen Şengün; “Bugün size servis tasarımı anlamında kariyer basamakları konusunda bilgi vereceğim.  Görsel İletişim Tasarımından mezun olan kişiler UI tasarımına bir tık daha meyilli oluyorlar. Görsel dünyaları daha zengin olduğu için. Servis tasarımı nedir? Diye başlamak istiyorum. 1970’lerde 80’lerde bankacılık alanında çıkmış bir kavram. Bütünleşik hizmet sisteminden bahsediyoruz. Hem işlerin bankacılık deneyimleri için hem de ara yüzlerdeki yaşadıkları alt yapısal deneyimler, iletişim aslında müşteri ilişkilerine dair yapılanma, planlama faaliyetlerinin hepsini kapsamaktadır. Sadece ara yüzle kısıtlı değildir. Müşteriyle ilişkinin olduğu, müşterinin dokunduğu her alanı kapsar. İlk tanım aşamasından son aşamasına kadar tüm deneyime servis tasarımı diyebiliriz. Kullanıcılar ilk ürünle ne zaman etkileşime giriyorlar, nasıl etkileşime geçiyorlar, nelere dikkat ediyorlar ve ne gibi bilgiler almak istiyorlar? Dolayısıyla bu aşamalarda bazı problemlere rastlarız. Bu problemleri daha görünür kılıp üzerine gitmeye başlar çözümler üretiriz.” dedi.“Yaşlı kullanıcı alışveriş yaparken biraz daha etkileşim içinde olmak istiyor.”Kullanıcı takibinden sonra buna göre ihtiyaçların üretiminden bahseden Şengün sorunlara ilişkin ise çözüm üretilmiş örneklerden bahsetti: “Yaşlı kişiler de dâhil herkes market alışverişini internet üzerinden yaptığı için artık insan teması azaldı. Bir tık daha yaşı fazla olan kullanıcı kitleleri markete gitmeyi hala tercih ediyor. Ve bu yüzden alışverişlerini yapabilecekleri, insan etkileşimini arttıracak kasalar kullanmış günümüzde. Hızlı kasaların tam tersi olarak sohbet kasaları deniyor. Bu fikir aslında bu yaş grubundaki kişilerin market alışkanlıklarının gözlemlenmesi, onların ihtiyaçlarının tanımlanmasıyla ortaya çıkıyor. Yaşlı kullanıcı kesimi alışveriş yaparken aslında biraz daha etkileşim içinde olmak istiyor. Bu onları iyi hissettiriyor ve alışverişlerini olumlu etkiliyor. Bu fikirlerin hepsi bir ihtiyaçtan ortaya çıkıyor.”Bu servis tasarımı yolculuğu içerisinde devrim tasarımcıları, pazarlamacılar, satış departmanları olduğunu söyleyen Şengün araştırmacıların ise problemleri, ihtiyaçları belirleyen kişiler olduğuna değindi. Şengün; “Araştırmacıdan kastımız sürecin en başında bu ihtiyaçları, problemleri belirlemek için gerekli araştırmaları yapan kişilere araştırmacılar diyoruz. Bizlere problemleri bulguladıkları tanımlar ile geliyorlar. Araştırmacılar bize bir sorunla geldi, guest tasarımcılar da buna çözüm üretmek için gerekli alt yapıyı oluşturuyorlar. Bir binanın mimari çizimi gibi düşünebiliriz.” şeklinde konuştu.

03 KAS 2021

‘Dijital Medya ve Çocuk’ ele alındı…

“Çocuklarımızın bu dijital ortamda birçok ihmal ve istismara uğrama riski var”Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Koruyucu ve Önleyici Hizmetler Daire Başkanı Hukukçu Berrin Sevil Kazancı ilk olarak başkanlığın hizmetlerinden bahsetti: “Çocuk hakları sözleşmesinden kaynaklanarak bizim toplumsal ve kültürel değerlerimizle uyumlu olacak şekilde koruyucu ve önleyici hizmetleri yerine getirmekte. Dijital medya çocuk için risklerin bulunduğu bir alan. Çocuklarımızı teknolojik gelişmelerden uzak tutmamak gerek ama çocuklarımızın bu dijital ortamda birçok ihmal ve istismara uğrama riski var. Dijital bağımlılıkla ilgili yapılan çalışmalardan en önemlisi gerçek alandan çocukların uzaklaşması hakkında. Gerçek hayat faaliyetlerini dijital bağımlılık kampanyası kapsamında gerçekleştirmeye karar verdik. Koruyucu ailelere rutin eğitimler verildi. Bu eğitimlerin içine dijital bağımlılık modülü yerleştirildi. 160’a yakın akademik, bilimsel, kültürel etkinlik yapıldı. Dijital dönüşüm anlamında gelecekle ilgili dijital kurgular yapılırken olumsuzlukları da göz önüne getirmemiz gerektiğiyle ilgili farkındalık yarattık. Sosyal medyada çocuklar için zararlı olduğunu düşündüğümüz bir içeriği direkt olarak internet yer sağlayıcılarına şikâyet edebilirsiniz, BTK’ya bildirebilirsiniz, Alo 183’e ihbar edebilirsiniz ve 0539 918 1117 numaralı WhatsApp ihbar hattımıza başvurabilirsiniz” dedi.“Teknolojinin çocuklara çok fazla olumlu katkısı var”Dijital Baba Orhan Toker çevrimiçi ortamdaki tehlikelerden, çocukları bilinçli ailelerin koruyabileceğini söyledi: “Bundan 2 sene öncesine göre 7 kat daha fazla süreyle online olmaya başladık. Günde yarım milyondan fazla internet sapığı da aynı zamanda online ve bunların hedefleri yetişkinler değil, çocuklar. Çocuklar bu konuda korunmasızlar. Teknolojinin çocuklara çok fazla olumlu katkısı var. Zararlarından koruyabilmeleri için aileleri bilinçlendirmeye çalışıyorum” ifadelerini kullandı.“Dijital ortam ebeveynlik meselesini tartışmaya açtı”İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Derya Gül Ünlü, ‘dijital medyada ebeveynlik’ kavramı hakkında konuştu: “Ebeveynlik zamansızlıktı. Çocuk uyuduğunda veya okula gittiğinde bitmeyen, dijital ortamdan devam eden bir hale dönüştü. Önceleri kişiler arası iletişimle öğrendiğimiz ebeveynlik meselesini dijital ortam tartışmaya açtı. Kullanıcı kendi deneyimlerini anlatıyor belki müzakere ediyor ya da müzakere edenleri izliyor. Ebeveynin günlük pratikleri hakkında bilgi sağlayan bir araç. Doğru veya yanlış hızlı bilgi almayı sağlıyor. Doğruluğunu yanlışlığını tartışabiliriz ama geleneksel ebeveynliğin dönüşüm geçirdiği kuşkusuz” şeklinde konuştu.“Güvenli şekilde içeriklere ulaşabilmek çocukların hakkıdır.”Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Emel Baştürk fazla korumacı ebeveynliğin tartışmalı olduğuna değinerek; “Önce çocukluğu sorgulayalım. Çocuğa olan bakışta bir sorun var birincisi çocuk sürekli bizim korumamız ve gözetmemiz gereken bir nesne mi yoksa özne mi? Tabii ki özne. TÜBİTAK’la siber zorbalık üzerine proje yürüttüğümüzde elimizde veri yoktu 7-8 yıl önce. TÜBİTAK Projesini yazmaya başlamamızın sebebi buydu. Çocuklarla yaptığımız odak grup görüşmelerinde çocukların büyük bir kısmı ebeveynlerin fazla koruyucu olmasından mustaripti. Artık çocukların internete erişebilmeleri bir hak olarak tanımlanıyor. Çocuk okul çağına geldiği andan itibaren interneti kullanmak sosyal ağları kullanmak zorunda değil. Çocukların eline teknolojiyi çok geç verdiğimizde sadece tiktokta gezinmeyi internet kullanmak zannediyorlar. Güvenli şekilde içeriklere ulaşabilmek çocukların hakkıdır. Çocuklar eleştirel yurttaş olarak hangi içeriği izleyip izlemeyeceklerine karar vermeli.” diye konuştu.“Paniğe kapılmak yerine becerilerini desteklemek daha iyi olabilir”Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Sinan Aşçı ebeveynlerin endişelerinin dönüştürülebileceğine değindi: “Bu zamana kadar sizlerin vurguladığı o ahlaki paniği körükleyecek çok büyük bir yere gidiyor. Başka açıdan bakma ihtiyacı duymuyoruz. ‘Çocuğum YouTuber olmak istiyor’ diye paniğe kapılmak yerine; çektiği videoyu editliyor olma becerisi, ona başlık bulabiliyor olması, bir cümleyle özetleyebilecek yaratıcı yazım yeteneğinin olması becerilerini desteklemek daha iyi olabilir.” dedi.“Anneliği meslek haline getirip çocuklarını da kazanç kapıları haline dönüştürdüler”Gazeteci Esra Öz çocuklarla birlikte herkesin bilinçlenmesi gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulundu ve ekledi: “Dijitali çocuklara nasıl doğru kullanacağını öğretmemiz gerekiyor ama bunları çocuklara aktarmadan önce öğretmene, ebeveyne, akademiye aktarmak gerekiyor. Birçoğu anneliği meslek haline getirip çocuklarını da kazanç kapıları haline dönüştürdü. Çocuğun mahremiyetinin sınırları olduğu, o çocuğun onun malı olmadığını, araç olarak kullanamayacağını öğrenmeleri gerekiyor.” dedi

03 KAS 2021

Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal’ın “Sosyal Medya” kitabı ikinci baskısını yaptı

Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal’ın Sosyal Medya: Etkileri – Bağımlılığı – Ölçülmesi kitabı okuyucuyla buluştuktan hemen sonra ikinci baskıyı yaptı. Sosyal medya alanında bir boşluğu dolduran eser, sosyal medyanın etkileri üzerine odaklanıyor. Kitap güncel ve her geçen gün gelişen bir konuyu ele almasından ötürü ikinci baskısında yeni bölümler eklenerek yayınlandı. Eserin ikinci baskısında sosyal medyanın etkilerine ‘Sosyal Medyanın Kuşak İletişimine Etkileri’ başlığı eklendi. Doç. Dr. Ünal: “Kitabın ikinci baskısına yeni bölüm ve ölçekler eklendi”Yeni medya çalışmaları dolayısıyla eserin her baskıda güncellendiğini ifade eden Ünal; “Sosyal Medya kitabı yeni medya çalışmalarına her geçen gün yeni bakış açılarının eklenmesiyle güncellemesi gereken bir eser. Sosyal medya bağımlılığı günümüzde gençler özelinde Instagram bağımlılığına evrildi. Bu durum yeni ölçüm araçlarına olan ihtiyacı da gündeme getirdiği için uluslararası ölçekte yeni türde sosyal medya bağımlılığı ölçekleri geliştirilmeye başlandı. Ülkemizde bu araçlar, Türkçe eşdeğerlik, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak alana katılmakta. İşte bu araçlardan ülkemiz diline uyarladığımız Instagram hikâye bağımlılığı (story addiction) ve Instagram yayın bağımlılığı (feed addiction) ölçekleri ile birtakım yeni ölçeklere kitabın 2. baskısında yer verildi.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Tarhan: “İletişim Bilimi alanındaki çalışmalar geleceği öngörme ve sorunlara çözümler üretme konusunda gerekli”Eserin takdim yazısını kaleme alan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iletişim alanında yapılan bu gibi çalışmaların geleceği öngörmek olduğunu ifade ederek kitabın bu alanda yapılan önemli bir çalışma olduğunu aktardı. Tarhan takdim yazısında şu ifadelere yer verdi: “Üsküdar Üniversitesi öğretim üyesi genç bilim emekçisi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal’ın Sosyal Medya’nın Etkileri adındaki bu çalışmasını size takdim etmekten onur duyduğumu belirmek isterim. Çok emek verilmiş değerli bir çalışma. Son yüzyılda iletişim teknolojileri açısından değerlendirdiğimizde insan davranışını etkileyen üç dönem var. Birincisi Radyo kuşağı, ikincisi Televizyon Kuşağı ve sonuncusu Sosyal Medya kuşağıdır. Arkadaş ilişkileri, kişisel gelişim, beslenme ve eğlence alışkanlıkları, otoriteye itaat, ahlak duygusu, bireysellik, aile değerleri, popüler kültürden etkilenme, dürtü kontrolü, sosyal normlara uyma, sorumluluk duygusu, tüketicilikten yaşam tarzlarına kadar pek çok alanda anlamlı farklar vardır. Sosyal Psikoloji ve İletişim Bilimi alanında yapılacak bilimsel alan çalışmaları geleceği öngörme ve mevcut sorunlara alternatif çözümler üretme konusunda çok faydalı hatta gereklidir.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal medya bir alışkanlık halinden bağımlılığa dönüştü” Sosyal medya kullanımının her geçen gün farklı bir boyuta evrildiğini ifade eden Tarhan, günümüzde sosyal medya kullanımının bağımlılık ve bir tutku haline geldiğini aktardı. Tarhan; “Artık açıkça görülüyor ki sosyal medya kullanımı bir alışkanlık halinde iken şu anda tutku ve bağımlılık durumuna gelmiştir. Çocuklarımızın geleceğinde çok önemli olan bu konunun bilimsel verilerle ele alınması çok önemliydi. İşte bu boşluğu Doç. Dr. Aylin Tutgun-Ünal’ın bu güzel eseri dolduracak diyebiliriz. Kendisine emekleri için teşekkür ederim, okuyanların çok faydalanacağı sosyal medyanın geçmişi ve etkilerini merak edenler için önemli bir kaynak olduğunu belirtmek isterim. Kısa zamanda ikinci baskısının yapılması beklediğimizden çabuk oldu. Bu durum ne kadar önemli bir ihtiyacı karşıladığını gösteriyor.”

01 KAS 2021

Türkiye Reklam, Sinema ve Dizi Sektöründe Post- Prodüksiyon Süreçleri

“Çözünürlük en çok bilinen özelliktir fakat en önemli özellik değildir”Post-Prodüksiyon Stüdyo Yöneticisi Kerem Kurdoğlu Post-Prodüksiyon konusunu NETFLİX projesini merkeze alarak anlattı. Kurdoğlu; “Dijital platformlar salgından sonra çok daha önemli bir yer tutmaya başladı. Yapılan çoğu projeler; NETFLİX, Game ya da BLUTV gibi yerlere yapılıyor. Dijital platformlara tercih çok daha fazladır. İş akışı bütün sektörlerde önemli bir şeydir. Buna sinema sektöründe Post- Prodüksiyonu da dahil ediyorum. Açı çok çok önemlidir. Prep Production çekime başlamadan önce yapılan her türlü hazırlık demek. Fikrin bulunması, fikrin sunulması, senaryonun yazılması, düzenin kurulması, planlamanın yapılması, lokasyonların saptanması her şey dahil. Uzun aylar süren bir şeydir. Genellikle uzun metrajda 8-10 hafta civarı oluyor. Tabii ki bir dizide 10 ila 20 hafta civarında olabiliyor. Asıl yemeğin yapıldığı yere geliyoruz. Post- Production bütün filmin görsel efektinin, renginin yapıldığı yerdir. Öncelikle çekimden gelen malzemeyle başlıyoruz. Post- Production çekim malzemesi gerekiyor. Bu çekim malzemesinde iki şey oluyor; görüntü ve sestir.” dedi.“RED kamerası dijital kameralara geçişte öncül oynadı”ALEXA ve Venüs’ün en yaygın kullanılan kamera olduğunu söyleyen Kerem Kurdoğlu; “Hangi kameraların kullanıldığına gelince son yıllarda her türlü kamerayla film yapabiliyoruz. En yaygın kullanılan ALEXA, Sony, Venüs… Beş on yıl önce çok yaygın olan ama son yıllarda artık o kadar yaygın kullanılmayan RED kamerası vardı. RED dijital kameralara geçişte öncül oynadı ama son yıllarda yaygın bulunulmuyor. ALEXA ve Venüs en yaygın kullanılan kameralardır. Bir kameranın özellikleri nedir dendiğinde en çok çözünürlük bilinen bir özelliktir. Fakat en önemli özellik değildir.” diyor.“Çözünürlükten daha önemli özellik renk derinliğidir”Sinema projelerinin artık az yapıldığına değinen Kurdoğlu, bütün projelerin artık NETFLİX veya benzeri platformlar için yapıldığını söylüyor; “Kameralar genellikle daha yüksek formatlar çekiyor. Kameraların değişik çekim formatları oluyor. Çözünürlükten daha önemli özellik renk derinliğidir. Bir pikselin rengini tanımlamak için biz bilgisayarda 8 bite alışığız. Profesyonel kameralar 12 bit 16 bit gibi çok fazla renk skalasına sahip. Ve bu çok daha önemli bir özelliktir. Renk yapacağınız zaman iyi bir sonuç elde etmek için o bilgiye ihtiyacımız var. Profesyonel kameralar logaritmik olarak çekiyorlar. Uzun metrajın toplam çekimleri 50-60 terabayt yer tutuyor. Bu kadar büyük bir veriyi alıp montaja sokmak pek mümkün olmuyor.  NETFLİX projesinde bir filmin editi en az 3-4 hafta sürebiliyor.” ifadesinde bulundu.

25 EKI 2021

Mobil oyuna ayrılan vakit yüzde 40 arttı!

Türkiye dünya genelinde 3’ncü sırada…Akıllı telefonlarda geçirilen vakitler arttıkça, sosyal medya mecralarının yanı sıra mobil oyunların da önemi günden güne artıyor. Mobil uygulama pazarına ilişkin hazırlanan 2021 yılı raporunun önemli veriler sağladığını belirten uzmanlar, yatırımların yüzde 75’inin oyun sektörüne yapıldığına ve yatırım tutarının da 100 milyar doları bulduğuna dikkat çekti. Uzmanlar, Türkiye’nin mobil oyun uygulamalarında harcadığı vaktin yüzde 40 oranında artış gösterdiği ve tüm dünya genelinde üçüncü sırada yer aldığı bilgisinin de aynı raporda yer aldığını ifade ediyor.Tasarımcı üretim sürecini anlamak için oynuyorOyun oynamak ve oyun yapmanın birbirinden çok farklı durumlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. İpek Çevik, “Oyun oynarken geçirilen keyifli vakitler, oyun tasarımı sürecinde çözülmesi gereken birtakım problemler çıkarır. Bir oyun tasarımcısı oyun oynarken, oyunun üretim sürecini anlamak için oynar. Dolayısıyla aldığı keyif de öğrendiği yenilikler ve kendi oyun tasarımlarına sunacağı katkı ile şekillenir.” dedi.Mobil oyunların önemi artıyorİnternet ile birlikte akıllı telefon ve tabletlerin günlük hayatın bir parçası haline geldiğini hatırlatan Çevik, “Bilgisayarın cepte taşınabilecek kadar küçülmesi, donanım özelliklerinin üst seviyelere taşınması ve harici bir yönlendirici olmaksızın dokunmatik büyük ekranlara sahip olması kullanıcıların masaüstü bilgisayardan akıllı telefonlara yönelmelerini sağladı. Akıllı telefonlarda geçirilen vakitler arttıkça, sosyal medya mecralarının yanı sıra mobil oyunların da önemi günden güne artıyor.” diye konuştu.Türkiye dünya genelinde 3’ncü sıradaDoç. Dr. İpek Çevik, ‘Mobil uygulama pazarına ilişkin sayısal veri ve analizlerini hazırlayan App Annie’nin yayınladığı 2019 yılı raporuna göre tüm dünyada mobil oyun indirme rakamları 200 milyarı bulurken, 2021 yılı raporuna göre yatırımların yüzde 75’i oyun sektörüne yapılmakta olduğu ve bu yatırımların 100 milyar doları bulduğu ifade edilmiştir.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:“Aynı raporda Türkiye’nin mobil oyun uygulamalarında harcanan vakit bakımından yüzde 40 oranında artış göstererek tüm dünya genelinde üçüncü sırada yer aldığı ifade edildi. İnsanın bir gün içerisinde akıllı telefon ile geçirdiği vakitlerin toplamı ortalama 4.2 saati buluyor. Dolayısı ile oyun tasarımı, tüm dünyada sektörel bağlamda hedef alınacak bir pazar olarak ortaya çıkıyor.”Oyun tasarımı yeni deneyimler sunacakYapılan araştırmalar ile ortaya konulan sayısal veriler incelendiğinde, oyun tasarımı ve pazarının yine teknolojik gelişmelerle doğru orantılı bir ilerleme göstereceğinin söylenebileceğini belirten Çevik, “Akıllı telefon, tablet ve bilgisayarların donanım olarak kullanıcılarına sunduğu hız ve kullanım pratikleri sürekli bir ilerleme gösteriyor. Bu doğrultuda geliştirilen bu teknolojik alt yapıya entegre olabilen yazılımların da sınırları zorladığı açıkça gözlemlenebiliyor. İşte tam bu noktada sanat ve tasarım olarak fark yaratan üretimlerin daha da çok önem kazanacağını söylemek yerinde olacaktır. Oyun tasarımında kullanılan algoritmaların sınırlılıklarına karşın hikaye ve görsel tasarımın sınırları zorlaması mümkün. Dolayısı ile gelecekte de oyun tasarımı kullanıcılarına yeni keyif ve deneyimler sunmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.Sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamalarının kullanımı artacakDoç. Dr. İpek Çevik, ‘Sanal (VR) ve Artırılmış Gerçeklik (AR) uygulamalarının yakın gelecekte kullanımının artış göstermesiyle birlikte her alanda etkilerini görmeye başlayacağız’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:“Eğitim alanında bugün sıklıkla tercih edilen artırılmış gerçeklik uygulamalarının günden güne yaygınlaştığını söylemek yanlış olmaz. Bunun yanı sıra az sayıda markanın tercih ettiği sanal gerçeklik mağazaları ile alışveriş yapıldığı, eğlence sektöründe kullanıcılarına birbirinden farklı deneyimler sunulduğu, dünyada birçok müzede sanal sanat eseri olarak sergilendiği ve sanal gerçeklik oyunları ile gerçeğe çok yakın sanal ortamlarda oyun oynandığı bilinen bir gerçek. Bu bağlamda kullanılan donanım ve yazılımların ucuzlayarak yaygınlaşması ile oyun tasarımının daha çok önem kazanacağını söyleyebiliriz.”Çizgi film ve animasyonun önemi yadsınamazGeleneksel yöntemler ile üretilen çizgi filmlerin tasarımcılarına hız ve kolaylık sağlaması bakımından sayısal ortamlarda üretildiğini belirten Doç. Dr. İpek Çevik, “Sayısal ortamlarda üretim yapmak sanatsal bağlamda bir kayba yol açmadığı gibi tasarımcısına hız ve sonsuz imkanlar sunuyor. Oyun tasarımı sürecinde de tasarımcıların tercih ve istekleri doğrultusunda belirlenen kavram dahilinde çizgi mekan, karakter ve ara yüz kullanımı devam ediyor. Bugün teknolojik gelişmelerin geldiği son noktada, kullanım alanları ele alındığında çizgi film ve animasyonun önemi yadsınamaz. Dolayısı ile gelecekte de bu disiplinin gelişmeye devam edeceğini ve insanlar üzerindeki etkilerinin belirginleşeceğini ön görüyoruz.” diye konuştu.

05 EKI 2021

Linç, kişinin toplumsal kimliği, psikolojisi ve aile hayatını etkiliyor

Linç kültürünün psikolojik sebeplerine değinen Ünal;“Kişiler, sosyal medyada aslında elde ettikleri özgürlükle birlikte günlük yaşamda söyleyemeyecekleri şeyleri söylemeye başladılar. Kişilerin aslında elde edemeyeceği şeyleri elde etme çabası ve elde edemediğinde üzüntü duyması ve bu duygularını elde edememesinden kaynaklanan sebeplerden dolayı da linç başlatılabiliyor. Aslında biz disinhibisyon dediğimiz kendini kontrol edememe, duygularını kontrol edememe ve toplum tarafından kabul görmeyen şekilde aşırı öfke, aşırı kızgınlık, aşırı üzüntü gibi duyguları sosyal medyaya yansıtması.” dedi.“Kişilerin sosyal medya okuryazarlığı becerilerinin hızlandırılmasını tavsiye ediyoruz.”Linç kültürü ile nasıl baş edeceğimiz konusunda bilgiler veren Ünal: “Bu noktada, kişilerin sosyal medya okuryazarlığı becerilerinin hızlandırılmasını tavsiye ediyoruz. Yani, bilinçli kullanmak burada çok önemli. Biz özellikle akademik olarak derslerimize dahil ettik. Bu eğitim ve beceriler sayesinde kişiler yaptıklarının etkilerini görebilirler. Yani, empati yeteneğimizin gelişmesi ve paylaşımlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Bazı bilgilerin doğru ya da yanlışlığını teyit etmemiz gerekiyor. Sosyal medya kullanımına ilişkin bu sorunları psikolojik destekle çözebileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.“Paylaşımlar, alınganlık veya zarara uğrayacağı öngörülerek yapılmalı”Linç kültürünün önüne geçebilmemiz için bilgiler veren Ünal; “Kişisel bir paylaşım ise içinde barındırdığı duygulara dikkat edebiliriz. Olumsuz bir duygunun içerip içermediğini, herhangi bir kişinin alınganlığını veya zarara uğrayacağını öngörüp göremeyeceğimiz şeklinde kendimizce teyitler yaparak daha dikkatli paylaşımlar yapabiliriz. Özellikle takipçi sayısı yüksek herkes kanaat önderi görevi görüyor. Bu anlamda yorumlar sınırlandırılabilir. Dikkat edersek belki kötü niyetli olan, sahte hesaplardan gelen yorumlar kısıtlanabilir. Kendi öz denetimimizi, sosyal medya güvenlik ayarlarını ve paylaşımlarımızı sağlıklı bir şekilde yapmalıyız.” dedi.

01 EKI 2021

Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal: “Ünlü Paylaşımlarının Toplumsal Etkisi Kaçınılmaz”

Afet zamanlarında ortak duygularla birlikte bilgi paylaşım ihtiyacının arttığını ifade eden Ünal, böyle zamanlarda insanların haber alma ihtiyacının arttığını aktardı. Ünal; “Afet vb. olağanüstü durumlarda bilgi paylaşım ihtiyacı artar. Böyle zamanlarda bireyler daha çok haber alma ihtiyacı duyar. Geleneksel gazetecilikte eşik bekçileri, filtreler vardır, yayın yönetmeni kontrolü sağlar. Sosyal medyada ise, vatandaşlar birinci ağızdan iz bırakır. Böyle olunca sosyal medya ilk haber alma mecrası olarak toplum tarafından yüksek oranda kabul görüyor.” dedi.“Haber ajanslarının değil kanaat önderlerinin paylaşımları rağbet görüyor”Günümüzde haber ajanslarının değil kanaat önderlerinin yayınladığı haberlerin rağbet gördüğünü ifade eden Ünal, takipçisi yüksek kişilerin kanaat önderi kabul edildiğini aktardı. Ünal; “Vatandaşların paylaşımları ile birlikte profesyonellerin, haber ajanslarının hem haber hem de özel paylaşımlarıyla dâhil olan gazetecilerinde işe katıldığı daha mozaik bir yapı oluştu. Bu yapıda kanaat önderi diyebileceğimiz kişilerin paylaşımları toplum tarafından daha fazla kabul görmektedir. Kanaat önderleri; siyasetçiler, sanatçılar, fenomenler, akademisyenler, resmi kurum ve kuruluşların açıklama yapmaya yetkili kişileri, toplumun önde gelenleri, kısacası takipçi ya da izlenme sayıları yüksek olanlara denilmektedir. Bu kişilerin paylaşımları sosyal medyada geniş kitlelere ulaşıyor.” ifadelerinde bulundu.“Kanaat önderleri sorumluluk bilinciyle paylaşım yapmalı”Kanaat önderlerinin sorumluluk bilinciyle paylaşım yapması gerektiğini aktaran Ünal; “Kanaat önderleri, toplumda yaptıklarıyla örnek alınan kişilerdir. Bu yönüyle örnek olacak, fayda sağlayacak yayın yapmaları yükümlülüktür. Sorumsuzca, ‘kişisel hesabım’ diyerek yapılan paylaşımlar toplumsal kargaşaya ve tartışmalara sebep olacaktır. Böyle durumlarda ise, kişiler iki gruba bölünerek sosyal medyada tartışmaya girerler. Bir grup yapılan paylaşımı savunurken, diğer bir grup daha fazla duyarlılık göstererek yapılan paylaşımdaki yanlışlardan doğacak olumsuzluklara odaklanır. Sonunda paylaşım yapan kişiden toplumsal duyarlılık açısından açıklama yapması beklenirken, paylaşımın güçlü etkileri sayesinde yapılan açıklama kısa sürede etkisini göstermeyebilir.” dedi.“Olumsuz haberler daha hızlı yayılıyor”Sosyal medyada olumsuz içerikli haberlerin olumlulara göre dört kat daha hızlı yayıldığını aktaran Ünal, olumsuz duygu ifadelerinin daha güçlü etki gösterdiğini ifade etti. Ünal; “Sosyal medyada habercilik yapıyorsanız, olumsuz içeriklerin olumluya göre dört kat hızlı yayıldığını bilmelisiniz. Söylenecek olumsuz ifade, duygu hâli ve tutumlar üzerinde daha güçlü etki göstermektedir. Yapılan deneysel ve sosyolojik araştırmalarda, sosyal medyada duygusal olarak yayılımın üç dereceye kadar güçlü etki gösterdiği anlaşılmıştır. Buna göre siz bir paylaşım yaptığınızda, paylaşımın içerdiği duygular arkadaşınıza, arkadaşınızın arkadaşına ve onun arkadaşına kadar güçlü etki gösteriyor. Siz üzgün, öfkeli, mutsuz iseniz, paylaşımlarınız aracılığıyla, yayılım gücü etkisiyle etrafınıza bu duygu yayılıyor. Takipçi sayısı yüksekliği ile birlikte düşünüldüğünde, siz duygu durumundan çıktığınızda bile yayılım devam ederek küresel etki gösteriyor.” şeklinde konuştu.“Z kuşağı hikâye gazeteciliğini seviyor” Genç kuşağın diğer kuşaklardan farklı olarak haberleri derinlemesine okumadığını, bakıp geçme alışkanlığında olduğunu aktaran Ünal, Z kuşağına hikâye gazeteciliğinin (Story Journalism) hitap ettiğini belirtti. Ünal; “Z kuşağı, daha çok bakıp geçme alışkanlığına sahip. Yani hikâye gazeteciliği genç kuşaklara daha fazla hitap ediyor. Yeni kuşak, gelişen ve yaygınlaşan teknoloji sayesinde, kısa sürede istediği bilgiye ulaşma alışkanlığına sahip. Bu nesil sağlıklarıyla ilgili bilgileri dahi Instagram ve YouTube’dan ediniyor. Bu kuşağa ulaşmak için en doğru kanal, YouTube. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerini kapsayan bir araştırmamızda, en çok YouTube mecrasında vakit geçirdikleri sonucuna ulaştık. YouTuber denilen kişileri takip eden çocukların bir grubu da YouTuber olmak istiyor. Dolayısıyla çocuklara verilmek istenen mesajın fenomenler tarafından YouTube’da verilmesi, davranışın taklit edileceği düşünüldüğünde, oldukça etkili olacaktır.” dedi.

29 EYL 2021

Genç Sanat: 7. Güncel Sanat Proje Yarışmasından Bir Ödül Üsküdar İletişime

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, Genç Sanatçıları Destekleme Projesi kapsamında, Yunus Emre’den esinlenilerek “Bir ben vardır benden içeri” sözüyle ilişkilendirilerek düzenlenen Genç Sanat: 7 Güncel Sanat Proje yarışması sonuçlandı.Yarışmada, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, Çizgi Film ve Animasyon bölümü araştırma görevlisi Ezgi Şen’in eseri başarı ödülüne layık görüldü. Eğitim hayatı boyunca “Colors Of The Moon Tasarım Yarışması”, “On Kıta Bir Vatan İlelebet İstiklal Afiş Tasarım Yarışması”, “Calanca Bienali Afiş Tasarım Yarışması” gibi yarışmalardan kazandığı ödüllerinin yanı sıra yayınları ve sanatsal faaliyetleri bulunan Şen’in, çalışma alanlarından birkaçı; İllüstrasyon, Karakter Tasarımı, Yapay Zekâ, Yaratıcılık’dır. 

24 EYL 2021

Baran Kahraman mezun olduğu bölümde akademisyenliğe adım attı

2014 yılında Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü’nü kazanan Baran Kahraman, lisans eğitimini 2019 yılında tamamladı. Lisans eğitimi sırasında çiftanadal yaparak Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nden de mezun olan Baran Kahraman, 2020 yılında Kadir Has Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Yeni Medya Yüksek Lisans Programı’nı tam burslu olarak kazandı. 2020-2021 eğitim öğretim döneminde özel bir üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışan Baran Kahraman, Eylül 2021’de Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde araştırma görevlisi oldu.“İletişim öğrencisi olmak sadece yaratıcı işlerin üreticisi olmak değildir”Üsküdar Üniversitesi’nde aldığı lisans eğitimi hakkında konuşan Baran Kahraman şunları söyledi: “Lisans eğitimimin en büyük özelliği; bölümler arası geçirgen ve devingen ders planlarının, disiplinli çalışma ve öğrenme süreçleriyle bir araya gelmesidir. Anadalım Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü olmasına karşın, çift anadal yaparak şu an her iki bölümü de harmanladığım bir çalışma disiplinine ulaştım. Bu anlamda okulumun bana kazandırdığı en büyük şey, akademik kadronun beni sadece üretim pratiklerinin nasıl yapılabilirliğine değil, tasarım ve yaratıcı düşüncenin ne gibi zeminler oluşturabileceğine yönelik düşüncelerimi de zenginleştirmesiydi. Üniversiteye başlamadan önce edindiğim fotoğrafçılık mesleği de tüm lisans eğitimimi etkiledi. Bu sayede hem reklamcı olmaya çabalarken hem de yaratıcı fikrin uygulanması noktasında yetkinliklerimi geliştirdim. Biraz rötuş gibi. İyi ve mutlu olduğun şeyleri sürekli iyi olmadığını düşündüğün şeylerle değiştiriyorsun. Eğitimimin ilk yılında karşılaştığım felsefe, hukuk, ekonomi, psikoloji alanlarındaki öğretmenlerime de ayrıca teşekkür etmem gerekir. Zira iletişim öğrencisi olmak sadece yaratıcı işlerin üreticisi olmak değildir. Aynı zamanda işyerinde çalışma arkadaşlarınızla olan ilişkilerinizden, kazandığınız paranın yönetimine kadar yaşamsal faaliyetlerin sadece maddi gerçeklikten ibaret olmadığının da farkında olabilmeyi gerektirir. Dolayısıyla, benim lisans eğitimim İstanbul’un ortasında yer alabilme, farklı düşünebilen insanlarla bir arada olabilme, teori ve pratiği birlikte tecrübe edebilme noktalarında zenginleşti ve gelişti.”“Bilgiye ulaştığım duvarların arasında bilgi üretebilecek olmak heyecanlandırıyor”Lisans eğitimi aldığı okulda hoca olmanın kendisini heyecanlandırdığını dile getiren Baran Kahraman, “Bu okulda hoca olmak, okulun bahçesi beni özlemiş gibi bir duygu. Açıkçası tarif etmek zor. Bu duygu, virtüel bir gerçeklikten aktüel bir pratiğe geçiyor her kapıdan içeriye girdiğim an. Bilgiye ulaştığım duvarların arasında bilgi üretebilecek olmak beni fazlasıyla heyecanlandırıyor” ifadelerini kullandı.“Öğrenmeyi öğrenme prensibini odağa alacağız”Akademik hedeflerine ve öğrencilere yönelik çalışma planlarına da değinen Baran Kahraman, “Öncelikli hedeflerim arasında üniversitemde sahip olduğum teknik ve teorik donanımı çalışma alanlarıma yeni bakış açıları getirecek araştırmalarda bulunmak. Hiçbir şeyi yakalayamadığımız bu günlerde yakalamaya çalıştığım şey; bir iç dengeyle düşünebilmek ve düşündürebilmek. Bu anlamda, tüm öğrenci arkadaşlarımla beraber yüz yüze buluşabileceğimiz günü bekliyorum. Birlikte düşünüp, bir konuşma-paylaşma-üretme alanı oluşturmak isteyebiliriz. Bu alan; derslerin getirdiği sorumluluk yükünü azaltacak, öğrenmeyi öğrenme prensibini odak alacak, belki de iş birlikleri yapmayı sağlayacak bir çatıya sahip olabilir. Atölye formatında bazı buluşmalar düzenleyebileceğimize inanıyorum” dedi.“Her öğrenci kendine özgü bir çalışma metodu geliştirmeli”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okuyan öğrencilere önerilerde de bulunan Baran Kahraman, “Bence her öğrenci kendine özgü bir çalışma metodu geliştirmeli. Benim metodum; günün işini tamamlayarak eğlenmek, gündelik hayata öğrenilen bilgiyi yerleştirmek/çıkarmak, siber alanın uyuşturan bilgi akışında farkı disiplinlerden bilgiler alabilmek ve tüm bu edinimin çalışmalara katkısının olup/olmadığını hesaplamak üzerine kurulu. Burada okuyan/okuyacak öğrencilere verebileceğim nihai önerim, verilenle yetinmemeleri olurdu sanırım. Alacakları teorik dersleri küçümsememeleri, yapacakları uygulama derslerini aynı tekniklerle ilerletmemeleri gibi. Mezun olmadan önce bir uzmanlık alanı belirlenmeli ve o alandaki işi tüm gereklilikleriyle yapabilir hale gelinmeli. Özellikle renk, kompozisyon, tipografi ve basılı/dijital konularda gözlerini eğitmeliler. Şehrin kendisi bir tasarım. Bu tasarımın içerisine nelerin/nasıl entegre edilebileceğini sürekli düşünmeliler. Yeni tasarım teknikleri ve yazılımlarını takip etmeli, uygulamaya çalışmalılar. Fakat tüm bunları yaparken dağılmamalı ve en sevdiği tasarım biçimlerinde doğru bir portfolyo oluşturmalılar. Umuyorum ki bunların hepsini herkesle karşılıklı konuşuyor olabileceğiz. Yeni eğitim yılında herkese başarılar dilerim” şeklinde konuştu.Kaynak: Haber Üsküdar

23 EYL 2021

Çeken de montajlayan da Üsküdarlı…

Üsküdar İletişim Mezunları Çalıştıkları Alanlarda İsimlerinden Söz EttiriyorÜsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünden mezun olan Ömer Karaoğlu hali hazırda İhlas Haber Ajansı’nda muhabirlik görevini sürdürüyor. Didem Düz ise Yeni Medya ve İletişim bölümünden mezun olduktan sonra TGRT Haber’de montaj sorumlusu olarak profesyonel iş yaşamına adım attı.Mezun olduğu okula Prof. Dr. Sultan Tarlacı ile röportaj yapmak üzere muhabir kimliği ile gelen Karaoğlu’nun haberini, aynı fakültede eğitim aldığı arkadaşı TGRT Haber montaj masasında çalışan Düz montajladı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ile röportaj yapan muhabir Karaoğlu, Tarlacı ve ekibinin Türkiye’de ilk kez yaşayan bir insan beyninin 3D kopyasının yapılmasıyla ilgili gelişmeleri anlattığı haberini, Didem Düz TGRT Ana Haber bülteni için montajlayarak haberin duyulmasını sağladı.Üsküdar İletişim Fakültesinde aldıkları eğitimden hemen sonra sahada aktif olarak çalışarak başarılarını kanıtlayan Karaoğlu ve Düz, bu alanda çalışmak isteyen öğrencilere de ilham kaynağı oluyor.Türkiye’de ilk kez yaşayan bir insan beyninin 3D kopyası yapılması haberini başarılı bir şekilde hazırlayan ikili, yeni mezun gazeteci olarak isimlerinden başarıyla söz ettiriyor.Şimdi sahada aktif bir şekilde çalışmalarına devam eden Düz ve Karaoğlu okul dönemlerinde Üsküdar Üniversitesi Haber Ajansı ve İletişim Fakültesinin birçok uygulama platformlarında da önemli başarılara imza atmıştı.

18 EYL 2021

Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar’ın Kitabı Okuyucuyla Buluştu!

“Eserde reality şov üzerinden toplumsal gerçeklik ele alınıyor”Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar’ın yazdığı, “Televizyonda Gündelik Yaşam Dinamikleri - Reality Programlarda Postmodern Zaman ve Mekân Manzaraları” isimli eser Doruk Yayınlarından çıktı. Tutar’ın doktora tezinin kitaplaşmış hali olan eser, reality programlarını sosyolojik ve sosyal psikolojik olarak inceleme yönüyle literatüre ciddi katkı sağlıyor.  Kitabın konusunun reality şovlar olduğunu ifade eden Tutar: “Kitabın ana konusunu reality programları oluşturuyor. Eserde bu programlar tek yönlü olarak değil sosyolojik ve sosyal psikolojik açıdan, birçok perspektiften ele alınıyor. Yazın alanına baktığımızda bu konuda yazılmış herhangi bir metin bulunmuyor, bu anlamda eser Türkiye’de reality programlarını sosyal psikolojik perspektiften inceleyen ilk çalışma olma özelliğine sahip. Bu eserden önce reality şovlar yalnızca kurmaca - gerçeklik bakış açısı ve kitle iletişim teorileri üzerinden açıklanıyordu. Bu eser ile sosyolojik ve psikolojik olarak birçok farklı bakış açısıyla değerlendirilme imkânı buldu.” dedi.“Realite şovların gündelik hayatla ortak özellikleri var”Realite programlarının gündelik hayatla ortak yanlarının olduğunu ifade eden Tutar, çalışmasında Fransız teorisyen Lefebvre’in gündelik hayat sosyolojisi görüşlerini temel aldığını aktardı. Tutar; “Realite programlarının gündelik hayatla ortak bir özelliği var. Gündelik hayat sosyolojisi Fransız teorisyen Henri Lefebvre’e ait. Lefebvre o güne kadar grand narrative yani büyük anlatılar olan sosyolojinin konusunu, sıradan yaşama taşıyarak yeni bir bakış açısı getiriyor. Çalışmamda gündelik yaşamı ve sıradan insanı konu alan realite şovlarını tüm yönleriyle inceledim. Eserde realite şovların türlerinden olan suç programları (kriminal programlar), yaşam tarzı programları (life style) ve yarışma programları olmak üzere 3 ana kategoride farklı sosyolojik ve psikolojik dinamikler üzerinden ayrıntılı bir şekilde analiz eden bir çalışma ortaya koydum.” ifadelerinde bulundu.“Televizyonda Gündelik Yaşam Dinamikleri interdisipliner bir çalışma”Eserin interdisipliner özelliği nedeniyle kitap olma sürecinin uzun sürdüğünü aktaran Tutar; “Bu çalışma klasik bir iletişim araştırması değil, interdisipliner yani disiplinlerarası bir çalışma. Eser içerisinde bulunan; kentsel mekân, mimari, medya eleştirisi ve benlik gibi sosyal psikolojik konular nedeniyle kültürel çalışmalar kategorisine giriyor. Bu kitap alanla alakalı merakı olanlara ve özellikle sosyoloji öğrencilerine, sosyal psikoloji öğrencilerine, psikoloji öğrencilerine büyük açılım sağlayacaktır. Çünkü eserde birçok psikolojik teori, benlik teorisi, kimlik, benliğin inşası ile kentsel mekân ve kentsel mekânın dönüşümü kitap özelinde irdeleniyor. Mesela eserde İstanbul’un kentsel dönüşümünü ve bununla ilişkili olarak içerisinde yaşayan bireyi anlatıyoruz. Ayrıca eser üniversite öğrencilerine bu birikimi bir kaynak kitap olarak sunma amacıyla profesyonelce hazırlandı.” dedi.“Eserde reality şov yalnızca popüler kültür ürünü olarak ele alınmıyor”Tutar ‘Televizyonda Gündelik Yaşam Dinamikleri’ eserinin realite programlarını popüler kültür ürünü olarak ele almanın ötesinde çok boyutlu olarak çözümlediğini aktararak literatüre geniş bir katkı sağladığını aktardı. Tutar; “Bu çalışmanın farklılığı realite programlarını sadece bir kitle iletişim teorisi içerisinde ve yalnızca bir televizyon programı, popüler kültür ürünü olarak ele almak değil bunun ötesinde değerlendirmektir. Reality şov sosyo-psişik toplumsal bir fenomendir ve bunun çok boyutlu yapısı vardır. Bu segmentler halindeki yapının çözümlenmesi gerekir. Doktora tezimi tamamladıktan sonra kitap ortaya çıkana kadar bu çok boyutlu yapıyı bölümlere ayırarak örneğin; yarışma programları, suç programları özelinde yayınlar yaptım, makale yazdım ve bildiri sundum. Bunlardan bir tanesi İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümde bir kitap bölümü olarak çıktı.” şeklinde konuştu.Reality şov alanında okuyucuyu doyuracak bir içeriğe sahip olan Televizyonda Gündelik Yaşam Dinamikleri, hem konuya ilgisi olanlara hem de bu alanda çalışan araştırmacılara yol gösteren bir eser olma özelliğine sahip. Dünya literatürüne reality şov alanında bambaşka bir bakış açısıyla yaklaşan bu multidisipliner çalışma raflarda okuyucularını bekliyor. 

11 EYL 2021

Dijital Sağlık Okuryazarlığı Kitabı Okuyucuyla Buluşuyor…

Dijital Sağlık Okuryazarlığı (Digital Health Literacy), sağlık okuryazarlığından farklı olarak, çevrimiçi dünyayı da içine alan yeni bir sağlık okuryazarlığı türü olarak karşımızda. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) de gerekli bulduğu ve raporlar yayınladığı, sağlık özelinde bir dijital okuryazarlık türü olarak literatüre geçtiği halde henüz yeterli kaynak bulunmadığı için çalışma ihtiyacı gerektiren bir alan olarak görülüyor. Bu boşluğu doldurmayı hedefleyen kitapta öncelikle dijital çağın hastalıklarına değiniliyor.Pek çok kaynakta yer verilen bu hastalıklara, psikiyatri alanındaki 40 yıllık bilgi ve deneyimleriyle çalışmaya katkıda bulunan, aynı zamanda kitabın da baş yazarı olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrenilmiş otizm konusu dijital hastalıklara ilk kez dahil oluyor.“Dijital Sağlık Okuryazarlığı (Digital Health Literacy) becerilerine ihtiyaç var”Dijital Sağlık Okuryazarlığı hakkında değerlendirmelerde bulunan kitabın diğer yazarlarından Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, kitaba ilişkin şu bilgileri verdi: “Siberkondri diğer bir ifadeyle internetten hastalık arama hastalığı etraflıca ele alındı. Çünkü çağımızda sağlık bilgilerinin internet ve sosyal medya mecralarından edinilmesi, aşırıya kaçıldığında, özellikle günün pek çok zamanını dijital dünyada vakit geçiren genç kuşağa zarar vermektedir. Siberkondri bir hastalık olarak ele alındığından, ölçümüne de ihtiyaç duyulmuş olup pek çok ölçme aracını beraberinde getirmiştir. Böylece çalışmada, dünya genelinde binlerce kaynak içinden seçilen 400'ün üzerinde kaynağa yer verilerek, yapılan araştırma ve ölçeklere yer verilmiştir. Dijital Sağlık Okuryazarlığı (Digital Health Literacy) becerilerine ihtiyaç vardır. Bu konuda yeni yeni çalışmalar yapılmaya ve ölçüm araçları geliştirilmeye başlandığından, bu çalışma ile yapılacak yeni araştırmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.” dedi.“Dijital okuryazarlığı ile sağlık okuryazarlığının önemini bu olgular bize gösterdi”Prof. Dr. Nevzat Tarhan eserin arka kapağında şu sözlere yer verdi: “Siberkondri; bireyin var olduğunu düşündüğü hastalıkları hakkında internet ortamında bilgi, belge ve tedavi yöntemleri araştırarak kendisine tanı koymaya çalışma ya da tedavi etme uğraşında olma durumudur. Dijital okuryazarlığı ile sağlık okuryazarlığının önemini bu olgular bize gösterdi. Ebeveyn gözetimi olmadan dijital medya kayıp bir nesle sebep olabilir. Artık hepimiz daha bilinçli olmak durumundayız. Bu önemli konuları ele alan değerli meslektaşlarım, Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ve Yücel Ekinci çok emek verdiler, kendilerini kutluyorum. Bilim emekçileri olarak bu güzel eserin ortaya çıkması için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”Dünya genelinde yapılan çalışmaların bir arada bulunabileceği yoğun kaynak taramasını içeren bu kitap çalışması hem konuyla ilgilenen araştırmacılara yol gösterecek hem de dijital dünya vatandaşı olan herkesin bir başucu kaynağı olacak.

03 EYL 2021

Üsküdar’da renkli ve coşkulu diploma heyecanı!

Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştirildi.Küçük Üsküdarlılar ilgi odağı olduPandemi nedeniyle seyreltilmiş olarak düzenlenen ve üç gün boyunca devam eden mezuniyet töreninde mezunlar heyecanlı ve coşkulu anlar yaşadı. Tören ilginç ve renkli anlara da sahne oldu. Bazı mezun öğrenciler, bebekleri ve çocukları kucaklarında diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle de hocaların ve katılımcıların ilgi odağı oldu.Minik kızıyla diplomasını aldıİkinci gün düzenlenen törenlerde de Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu Diş Protez programından mezun olan Ebru Yiğit Akgül de minik kızıyla diplomasını aldı. Çiçeği burnunda mezun Akgül, minik kızıyla diploma sevinci yaşadı. Bazı mezunlar da törene sevimli dostları ile katıldı.Kendi törenleri için çalıştılarİletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü 2019-2020 Akademik Yılı mezunlarından Şahan Şengül ve Rüveyda Gönülalçak hem mezun oldular hem de mezuniyet töreni organizasyonunda görev aldılar. Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Birimi’nde çalışan Şahan Şengül, diplomasını almak için sahneye çıkarken yüzleri gülümseten bir pankart taşıdı.Pankartta son dönemde sosyal medya platformlarında gündem olan bir akıma ait olan bir ifade yer aldı. Pankartta “Sizce ben mezun olduğum üniversitede işe girip, kendi mezuniyet törenimi düzenlemiş miyimdir?” yazarken, Rüveyda Gönülalçak ise diplomasını almak için sahneye çıkana kadar ve diplomasını aldıktan sonra da Üsküdar Üniversitesinin kurumsal sosyal medya hesaplarını yönetmeye devam etti.Şengül ve Gönülalçak öğrencilik dönemlerinde Kurumsal İletişim Direktörlüğünde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladılar, gösterdikleri üstün gayret ve performansı beğenilince mezun olduktan sonra Kurumsal İletişim Direktörlüğünde profesyonel iş hayatına adım attılar.İSG mezunları baretleriyle diploma aldıSağlık Hizmetleri Yüksekokulu İş Sağlığı ve Güvenliği mezunları da kırmızı baretleri ile diplomalarını aldı.Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlandı.İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi mezunlarına diplomaları takdim edildi. İkinci günde Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirildi. Mezuniyet Töreninin üçüncü gününde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunları diplomalarını aldı. 

02 EYL 2021

Kendi mezuniyetlerini kendileri yaptı...

Şahan Şengül, diplomasını almak için sahneye çıkarken, elinde yüzleri gülümseten bir pankart taşıdı. Pankartta son dönemde sosyal medya platformlarında gündem olan bir akıma ait olan bir ifade yer aldı. Pankartta “Sizce ben mezun olduğum üniversitede işe girip, kendi mezuniyet törenimi düzenlemiş miyimdir?” yazarken,  Rüveyda Gönülalçak ise diplomasını almak için sahneye çıkana kadar ve diplomasını aldıktan sonra da Üsküdar Üniversitesinin kurumsal sosyal medya hesaplarını yönetmeye devam etti.Şengül ve Gönülalçak öğrencilik dönemlerinde Kurumsal İletişim Direktörlüğünde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladılar, gösterdikleri üstün gayret ve performansı beğenilince mezun olduktan sonra Kurumsal İletişim Direktörlüğünde Etkinlik Asistanı ve Sosyal Medya Sorumlusu olarak Üsküdar Üniversitesi bünyesinde profesyonel iş hayatına adım attılar. İdari Personel olarak Üsküdar Üniversitesi ailesiyle yollarına devam eden Şengül ve Gönülalçak kendi mezuniyet törenlerinde aktif bir şekilde çalışmaları ve diplomalarını almak için sahneye çıkmaları yüzleri gülümsetti. Kurumsal İletişim Direktörlüğü de ekip arkadaşların mezuniyet coşkusuna ortak oldu.  Gönülalçak ve Şengül'ü mezuniyet töreninde aileleri ve sevdikleri  yalnız bırakmadı.

02 EYL 2021

Üsküdar’da Görkemli Mezuniyet Coşkusu

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En büyük proje kendinizsiniz”Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştiriliyor.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın önderliğinde Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Üsküdar Üniversitesi Senato Üyeleri öğrencileri selamlayarak törendeki yerlerini aldı. Mezuniyet törenine Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan, Kurucu Mütevelli Heyet Üyesi Mustafa Ataş, Yönetim Üst Kurulu Üyesi ve İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın yanı sıra çok sayıda aile de katıldı.Dereceye giren mezunlara plaket ve hediyeleri takdim edildiTörende dereceye giren lisans ve ön lisans mezunlarına diploma, plaket ve hediyeleri Fırat Tarhan, Mustafa Ataş, Furkan Tarhan, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Prof. Dr. Muhsin Konuk,  tarafından takdim edildi. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, 7. Dönem Üniversite Birincisi Psikoloji mezunu Serap Akbulut, 8. Dönem Üniversite Birincileri Kimya - Biyoloji Mühendisliği İngilizce mezunu Sara Yassine, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü mezunu Feyza Remziye Tuncer’e plaket ve hediyelerini takdim etti. Rektör Yardımcısı, Mezuniyet Organizasyonu Koordinatörü Prof. Dr. Sevil Atasoy ise ön lisans birincileri Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Mezunu Rabiye Demir, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri Mezunu Mine Taban, Anestezi Mezunu Fatma Tengiz, Sosyal Hizmetler Mezunu Banu Gündoğdu’ya plaket ve hediyelerini verdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, doktora mezunlarına cübbelerini giydirdiTörende enstitü mezunlarını temsilen Sağlık Yönetimi Doktora Programı Mezunu Arzu Bulut ve Psikoloji Doktora Mezunu Hüseyin Koç’a cübbeleri Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından giydirildi. İlk günkü açılış töreninde okul birincileri kütüğe plaket çakarken; sancak devir teslim töreni de gerçekleşti. İlk günkü öğleden önceki tören Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından mezuniyet andının okutulması ve keplerin havaya atılmasıyla sona erdi.Tebrik mesajları gönderildiTörene katılamayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Sarınay, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ataç’ın gönderdiği mesajlar okundu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mezunlarımız hayatlarının önemli dönemlerinden birini yaşıyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuşmasında pandemi gölgesinde gerçekleştirilen törende önlemler aldıklarını belirterek çifte mezuniyet sevinci ve mutluluğunu bir arada yaşadıklarını söyledi. Tarhan, mezunların hayatlarındaki en önemli dönemlerden birini yaşadıklarını da ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sağlık ve teknolojiyi birleştiren tema oluşturduk”Üsküdar Üniversitesi’nin 10 yıllık geçmişi, 25 yıllık sağlık alanında geçmişi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Davranış bilimleri ve sağlık, nörobilim ve mühendislik konusunda AR-GE odağı oluşturduk. 2011’de kurulduğumuzda sağlık ve teknolojiyi birlikte kurmak gibi bir tema oluşturduk. Geleceğin bilimi bu yöndeydi. Mümkün olduğunca gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bilgisayar yazılım, endüstri, biyomühenslik gibi mühendislik alanlarıyla beraber multidisipliner çalışma yönündeydi. Bunun ne kadar isabetli olduğu 2018’de Davos’taki toplantıda yapay zeka konusu vurgulandı. Eylem planımızın isabetli olduğunu zaman bize gösterdi. 2013’te İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde bilim ve fikir festivali yaptık. Halen festivalimize devam ediyoruz. Bu alanda da öncü olduk. Bizden sonra benzer birçok festival düzenlenmeye başlandı. Bunun proje fikrini de bizim çıkardığımızı söylemem gerekiyor. Bu konuda mütevazı olamayacağım.” dedi.Üsküdar Üniversitesi olarak 23 bin mezun verdiklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geçen yılki mezunlarla beraber bu törende toplam 13 bin 763 öğrencinin mezun olduğunu belirterek “Yeni akademik yılda yaklaşık 4 bin yeni öğrencimiz aramıza katılacak. Onlara da huzurunuzda teşekkür ediyorum, her birini tebrik ediyorum. Onlara da inşallah güzel bir eğitim verme sorumluluğumuzu hissettiğimizi belirtmek istiyorum.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çevik üniversite kavramını hayata geçirdik”Pandemi sürecinde değişen koşullara Üsküdar Üniversitesi olarak iki hafta gibi çok kısa bir sürede uyum sağladıklarını belirten Tarhan, “Hocalarımızla iş birliği yaptık. Altyapımızı hemen güçlendirerek çevik üniversite kavramını hayata geçirmiş olduk. Senkron, canlı dersleri aynı anda yapabildik. Video göndererek ders vermek değil, bire bir canlı dersleri hocalarımız evde oldukları zaman bile online çevrimiçi derslere katıldılar. Eğitimlerimizi aksatmadan yapmaya çalıştık. Bu sene yüz yüze eğitime başlıyoruz. Bunun  müjdesini vermek isterim. Dersler %60 yüz yüze % 40 online olarak seyreltilmiş şekilde olacak.”dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitimin yüz yüze olması şart”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu olarak Fi-jitalleşme Manifestosu yayınladıklarını belirterek “Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inandık. Öğretim teorik olabilir fakat eğitimin yüz yüze olması şart. Eğitimin yüz yüze olması için muhakkak uygulamasının yapılabilmesi gerekiyor. Bunu da en iyi şekilde yapmaya çalıştık.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diş Hekimliği Fakültesi’nin 2021-2022 Akademik Yılında eğitime başlayacağını, aynı zamanda Tıp Fakültesi İngilizce bölümünün de açıldığını söyledi.30 Ağustos Zafer Bayramı kahramanlarını andıİki gün önce kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı’na da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bugün burada toplanabiliyorsak burada üniversiteyi bitirip tören yapabiliyorsak emin olun 30 Ağustos zaferini kazanan, o günlerde çile çeken kahramanlara çok şey borçluyuz. Onlara minnet ve şükran borçluyuz. O zamanki silahlı kuvvetlerimizin komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına çok şey boçluyuz.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, zaferin kazanılmasında ve Kurtuluş savaşının kazanılmasında katkıları bulunan Fahrettin Paşa ve Denizli Müftüsü Nusret Efendi gibi gizli kahramanların da minnet ve şükranla anılması gerektiğini kaydetti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İş birliği kurma becerisi edinin”Genç mezunlara 21. yüzyıl becerilerini edinmelerini tavsiye eden Tarhan, üniversite olarak bu becerileri hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi. Tarhan, “Hayat mücadeledir diyen eski versiyon bilginin yerine hayat iş birliği ve uyumdur bilgisi, 21. Yüzyıl becerisi. İyi iş birliği yapabilen uyum sağlayabilen başarılı oluyor, güçlü oluyor. Başkasını ezen başarılı olmuyor. Bunun için sihirli kelime iş birliği. Kim iyi iş birliği yaparsa o kişi fark oluşturabiliyor. Biz bunu pozitif psikoji ve iletişim becerileri olarak 2013 yılında ders olarak koyduk. 2015 yılında Harvard’ın ders olarak koyduğunu gördük 2018’de Yale, 2019’da Bristol üniversitesi ders olarak koydu. Pozitif psikoloji 21. Yüzyıl değeri. İş birliği kurabilmek meslek hayatında da özel hayatta da önemli. Hayatın yaşam boyu öğrenme olduğunu da hep vurguluyoruz.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İlk projeniz kendiniz olmalı”Proje kültürünün önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine proje kültürünü öğretmeyi hedeflediklerini belirterek “İlk projeniz kendiniz olmalı. En büyük proje kendinizsiniz. Kendinizi yeniden inşa etmek, yapılandırmak çok önemli. Projede ne vardır? Mantıksal bir hedef vardır ve yol haritası çizilir. Buna göre her şey planlanır ve mantıkal çerçevede gider. Hayat da bir projedir. Mutlaka iyi bir projeniz olsun. Son olarak muhakkak hayatta hedef piramidiniz olsun. Burada soyut hedefler olmalı. Hayatınızın sonunda nasıl anılmak istiyorsunuz, bunları unutmamanız lazım.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz”İlk gün düzenlenen İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninin açılış konuşmasını yapan İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, üniversiteyi dereceyle bitiren öğrencilerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz. Bu çok önemli.  Her yere izimizi bırakacağız.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Varanlar sadece yürüyenlerdir”İnsanın ulaştığı en uzak noktanın ay olduğunu, dünyayla ay arasındaki mesafenin 360 bin kilometre olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıboğan, “Bir insan yaklaşık 70 yıllık ömrü içerisinde her gün 20 bin adım atması halinde aya yürüyerek varabiliyor yani yukarı doğru gittiğimizde aya gidebiliyoruz. Dünyanın en derin yeri ise Mariana Çukuru. O da 11 bin kilometre. Sadece iki yılda 20 bin adım atarak oraya da ulaşabiliyoruz. Bunu neden anlattım? İki tane şey için. Yürüyerek ulaşabileceğimiz yerin sonu yok. Her yürüyenin varması kesin değil ama  varanlar sadece yürüyenler. Onun için yürümeye devam edeceğiz. Burası bir bitiş değil, başlangıç. Bundan sonra daha uzun ve daha sebatkar ve azimli bir biçimde yürümeye devam etmeniz gerekiyor. İki, nereye doğru yürüyeceğinize siz karar vereceksiniz. Ya göğe doğru yürürsünüz ya çukurun dibine doğru yürürsünüz. Bu sizin hayatta neyi hedeflediğinizi gösteren bir şeydir. Üstelik çok emin olun çukura doğru yürümek çok daha kolay sadece iki yılınızı alıyor. Yükseğe doğru yürümek çok daha zor, çok emek vermeniz gerekiyor. Ama sonunda gideceğiniz yer sizin hedeflediğiniz yer. Çukuru mu gökyüzünü mü hedefleyeceksiniz, buna siz karar vereceksiniz. Size son tavsiyem: Sadece hedefleyin. Limanınızı iyi hedefleyin ve insan kendisinden ne inşa ediyorsa ondan ibarettir derler. Hepiniz kendi kendinizin heykeltraşınız.” diye konuştu.Prof. Dr. Şefik Dursun: “En iyisi olmak için gayret gösterin”Mezuniyet törenlerinin öğleden sonraki bölümü Sağlık Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninde konuşma yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun da pandemi gibi zor bir dönemde mezun olan öğrencileri ve ailelerini tebrik etti. Prof. Dr. Şefik Dursun, “Öğrencilerimize elimizden geldiği kadar bildiklerimizi aktardık. Yapabildiğimiz kadar uygulamalarımızı yaptırdık. Çok değerli evlatlarım buradan mezun olurken her şeyi biliyor değilsiniz. Biz bildiğimiz kadarını size öğrettik. Ancak hayatta çok daha farklı olaylarla karşılaşacaksınız. Bu durumda yeni tecrübeler edineceksiniz. Herkes işini iyi yapmalı. En iyisi olmak için gayret gösterin.” tavsiyesinde bulundu.Mezunlar üç günlük törenlerle uğurlanıyorGeçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle yapılamayan 7. Dönem Mezuniyet Töreni ile bu yıl mezunlarını kapsayan 8. Dönem Mezuniyet Töreni bir arada pandemi önlemleri alınarak gerçekleştiriliyor. İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi törenleri yapıldı. Mezunlara diplomaları takdim edildi. İkinci gün Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirilecek. Mezuniyet Töreni üçüncü günde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunlarının diploma takdimleri ile sona erecek.En küçük ÜsküdarlıBüyük bir coşkuyla gerçekleşen mezuniyet töreninde bazı mezun öğrenciler bebekleriyle diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle hocaların ilgi odağı oldu. Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlanıyor.  

18 AĞU 2021

“Yeni Medya ve İletişim” alanında iş gücü ihtiyacı artacak

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, dijitalleşmenin medya sürecine etkileri ve yeni medya eğitiminde dönüşümler konusunda değerlendirmede bulundu.Dijitalleşme, toplumsal yaşamı çok önlü etkiliyorDijitalleşmeyle birlikte çok hızlı bir değişime tanıklık edilen bir dönemde olunduğunu belirten Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Dijital çağ, hızlı değişim ve yeni medya. Birbiriyle iç içe geçmiş bu üç kavram sayısız çağrışımlar ve prizmatik yansımalar yapmakta. Toplumsal yaşam standartları ve gündelik yaşam pratiklerindeki dönüşümler, yeni interaktif iletişim imkânları, medyadaki dijital dönüşüm, kültürel etkileşimler, popüler kültürün yeni tüketim alışkanları  gibi dönüşümler düşünsel yapıda denenmemiş izlekler ve paradigmalar açarak yeni bir dünya tahayyülü ve tasarımını bize sunmakta. Bu bağlamda, mesela fütürizm düşüncesi  dijitalleşmeyle birlikte çok tartışılır oldu. Yüksek teknolojik unsurların, globalleşen dünyada özellikle kültürler arası iletişim süreçlerini hem hızlandıran hem de yeni gerçekliklerin mümkün olabileceği algısal bir değişime doğru hızla evrildi.” diye konuştu.Dijital kültür, çok katmanlı yeniliklere yol açıyorDoç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Özellikle yaratıcılık, kolaj, görselleştirme ve nicelleştirme gibi farklı özellikleriyle  birlikte tezahür eden ağ toplumu ve dijital kültür sadece toplumsal yapıdaki dönüşümleri değil, çalışma yaşamındaki ticari ilişkileri,  tüketim eğilimlerini ve melezleşen mesailer gibi çok katmanlı yeniliklere sebep olmaktadır.” dedi.Dijital kültür pek çok yeni kavram içeriyorDijital kültürün sıradan insana tanıdık olmayan pek çok yeni kavramı içerdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Mesela yapay zekâ, büyük veri, kitle kaynak kullanımı, dijital gözetim, kovan zihni, nöroteknoloji, hipergerçeklik, nesnelerin interneti, süper akıllı toplum ve akıllı şehir gibi kavramlar bu alanda öne çıkmaktadır.” dedi.Bu kültürün tamamen farklı düşünsel sorunlar ve paradigmalara sahip yeni bir dünya ile bizi muhatap kıldığını kaydeden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Bu yüzden, dijital platformlardaki bu devasa hareketler akışkan bir iletişimi gerçekleştirme ve fütürizmin bize kurguladığı gelecek inşasında yeni eğitim öğretim izlekleri ve içeriklerinin de gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında yeni medya eğitimi, yenilenmeyi sadece teknolojik araçların yenilenmesi olarak görmemektedir.”dedi.Yeni Medya ve İletişim eğitiminin önemi artıyorDoç. Dr. Feride Zeynep Güder, bu alandaki eğitimin önemine işaret ederek “Bu yeni dünyada bu kavramlarla baş edecek, aktif olarak çabalayabilecek, istihdamda aktif rol alabilecek öznelere ihtiyaç duyulmaktadır. İşte Yeni Medya ve İletişim bölümü, bu bahsedilen durum ve kavramları doğru okuyabilen, dijital ve toplumsal dönüşümlere ayak uydurabilecek dijital yerlilere yönelik bir eğitim programı sunmaktadır.

17 AĞU 2021

Yeni medyaya kılavuzluk yapıyor…

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Esennur Sirer, iletişim çağında Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde eğitim almanın öneminden bahsetti.Gelişen teknoloji iletişim ve medyayı öne çıkardıGelişen teknoloji ile birlikte iletişim ve medyanın öne çıkan alanlar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Esennur Sirer,  “Herkesin eriştiği radyo, televizyon ve sinema iletişim araçları yüz yıldır iletişime aracılık ediyor. Büyük bir deneyim ve bilgi birikiminin oluştuğu radyo, televizyon ve sinema alanı, 2000’le başlayan yeni yüzyılda yeni medyaya da kılavuzluk yapıyor. Son dönemde sosyal medya aracılığıyla üretilen içerikler de radyo televizyon ve sinema için üretilen içeriklerle benzer özellikler gösteriyor.” dedi.Birçok bölümde çift anadal ya da yandal yapabiliyorlarRadyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde eğitim alan öğrencilerin öğrenimleri sonunda yurt dışında geçerliliği olan bir diplomaya sahip olduklarını belirten Doç. Dr. Esennur Sirer, “Öğrenciler eğitim süreleri içerisinde Sağlık Yönetimi, Sosyal Hizmet, Felsefe, Tarih, Sosyoloji, Psikoloji, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinden herhangi birinde çift anadal ya da yandal da yapabiliyorlar. Böylece başarıları taçlanmış oluyor.” dedi.Öğrenciler aldıkları dersler sayesinde uzmanlaşıyorlarSektörden paydaşlarla kurulan ilişkiler sayesinde öğrencilerin iş yaşamına hazırlanmalarının hedeflendiğini ifade eden Sirer, “Bölüm öğrencilerinin diledikleri alanda mezuniyet projesi yaparak bilgi ve tekniğe hakim bir şekilde sektördeki yerlerini almaları amaçlanıyor. Bu kapsamda; kamera, kurgu, ses, ışık, reji uygulamaları, radyo ve televizyon programcılığı, radyo ve televizyon haberciliği, senaryo yazımı, film yapım ve yönetimi, kısa film yapımı, belgesel film yapımı ve sinema dersleri alıyorlar. Ayrıca ilgi duydukları alanda kendi bölümleri dışındaki bölümlerden ders seçebiliyorlar. Böylece mezun olduklarında dilediği alanda uzmanlaşarak eğitimlerini tamamlamış oluyorlar.” diye konuştu.Avrupa’da Erasmus olanağına sahiplerBölümde okuyan öğrencilere danışman hocalarının staj, erasmus ve mezuniyet projelerine yol göstericilik yaptığını belirten Sirer, “Öğrenciler, öğrenim süreleri boyunca zorunlu stajlarının yanı sıra sigortalarının okul tarafından karşılandığı gönüllü staj olanağına da sahip oluyorlar. Dileyen öğrenciler ise yurt dışındaki medya kuruluşlarında ya da ilişkili kuruluşlarda da staj yapabiliyorlar. İletişim Fakültesi’nin anlaşmalı olduğu Romanya, İspanya, Litvanya, Portekiz, Slovenya, Polonya ve Birleşik Krallık gibi yurtdışındaki 12 üniversiteden birinde Erasmus programı aracılığıyla 1 dönem ya da 1 yıl boyunca eğitim alabiliyorlar.” ifadelerini kullandı.Uygulamalı eğitimlerle sektöre ısınıyorlar Doç. Dr. Esennur Sirer, çağdaş bir eğitim sunmak üzere bilgili ve deneyimli öğretim elemanı kadrosunu alanında profesyonel eğitmenlerle destediklerini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı:“Ayrıca yıl içerisinde medya sektöründen de konuklar davet ediyoruz. Öğrencilerle seminerler, söyleşiler ve atölye çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bu etkinlikler sırasında öğrencilerin meslek profesyonelleriyle tanışma, kaynaşma ve daha sonra birlikte çalışma olanağı bulmasını sağlamaya çalışıyoruz. İletişim çağının parlak kadrolarını yetiştirmek üzere öğrencilere 2’nci sınıftan itibaren uygulamalı eğitimler sağlıyoruz. Öğrenciler, halen sektörde de kullanılan son teknoloji ile donatılmış iki ayrı stüdyoda yapım ve yayın faaliyetlerini sürdürebiliyor. Aynı zamanda üniversitenin sunduğu kamera, ses, ışık, kurgu ve reji imkânlarından okul dönemi dışında da tüm yıl boyunca yararlanabiliyorlar.”

14 AĞU 2021

Prof. Dr. Nazife Güngör: “İletişimde iş ve istihdam alanı gelişiyor”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, içerisinde bulunduğumuz tercih sürecinde öğrencilerin önemli bir karar aşamasında olduklarını söyledi.Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bugünlerde gençler üniversite tercih sürecinin stresini yaşıyorlar. Onlar için zor bir karar süreci. Çünkü yapacakları tercih ve yerleşecekleri bölüm onların bundan sonraki tüm hayatına yön verecektir.  Bu nedenle de üniversite tercih sürecinde olan gençler hayatlarının en önemli karar eşiklerinden birindeler.” dedi.Dönemsel koşullar tercihlerimizi etkiler Üniversite ve bölüm tercihlerinde elbette ki içerisinde bulunulan genel konjonktürün de etkisi çok büyüktür. Bu yılki tercih dönemi ne yazık ki salgına denk geldi ve gençlerin tercih sürecini elbette etkiliyor. Belki de öğrenim hayatları boyunca tüm planlarını tıp okumak üzerine yapan gençler salgın nedeniyle bu yöndeki kararlarında şu an bir duraksama yaşıyorlar. Bu elbette ki normal bir durum, ancak genç arkadaşlarıma şunu söylemek isterim ki bu tür dönemsel durumlar uzun vadeli planları etkilememelidir. Çünkü dönemsel koşullar kalıcı değil, geçicidir. Tıp okumak isteyen bir genç için bugün belki salgın nedeniyle sıkıntılı bir süreç yaşanıyor olabilir, ancak bunun geçici olduğu ve sürecin bir süre sonra normalleşeceğini de unutmamak gerekir.” diye konuştu.Dijital teknolojiler geleceği şekillendirecek Gençlerin tercihlerini yaparken dünyanın genel ve uzun soluklu gidişatına da dikkat etmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bu noktada bakıldığında dünyanın gidişatı dijital teknolojiler üzerinden ilerliyor. Görünen o ki geleceğin dünyasında yaşamın tüm boyutları dijital teknolojilerin olanaklarıyla biçimlenecektir. O halde geleceğin iş ve meslek alanlarının da dijitalleşme temeli üzerine inşa edileceğini düşünmek gerekir.  Bu yönden bakıldığında özellikle de dijital teknolojilerle biçimlenen iş ve meslek alanlarının çekiciliğinin de hızla artacağını tahmin edebiliriz.” diye konuştu.İletişim alanı iş ve meslek seçenekleri sunuyor Prof. Dr. Nazife Güngör, iletişim alanının önemli iş imkânları sunduğunu belirterek “Dijital teknolojiler üzerinden geleceğin iş ve meslek alanlarına bakıldığında bilgisayar, yazılım, iletişim, yapay zekâ gibi alanların hem akademide hem de profesyonel anlamda öne çıkmakta olduğunu gözlemliyoruz. Bu noktada eğitim sürecini sayısal kulvarda yönlendiren gençlerin bilgisayar, yazılım, yapay zekâ gibi alanlara yönelmeleri beklenebilir. Eğitimini daha çok sözel kulvarda yönlendirmekte olan gençlerin ise yine dijital teknolojilerle biçimlenen iletişim alanına yönelmeleri iş ve mesleki tatmin açısından tercih edici olabilir.” diye konuştu.Dijital çağın parlayan yıldızı iletişim “İletişim alanı, kapsadığı alt dallar açısından oldukça çeşitli ve zengin bir iş ve meslek alanı olarak gelişiyor” diyen Prof. Dr. Nazife Güngör, “İletişim fakültelerinde bugün verilmekte olan eğitim dijital teknolojilerin de etkisiyle bir yandan bilimsel, diğer yandan da teknik bir karaktere sahip bulunmaktadır. Bilimsel ve entelektüel bilgiyle beslenen halkla ilişkiler, gazetecilik, iletişim bilimleri gibi alanların yanında teknik ve de teknolojik bilgiyle beslenen televizyon, sinema, yeni medya gazeteciliği, görsel tasarım, animasyon gibi alanlar da dikkat çekici biçimde öne çıkıyor.” dedi.Bilimin ve sanatın sentezi iletişim Prof. Dr. Nazife Güngör, “Görsel tasarım, animasyon, televizyon, sinema gibi alanların bilimsel bilginin yanı sıra sanatsal ve estetik bilgiyle de desteklenmesi bu akademik ve meslek alanlarının aynı zamanda bu alanlarla ilgilenecek kişilerin yapacakları işten haz almalarını da sağlayacaktır.” diye konuştu.İş ve istihdam alanı genişliyor İletişim alanının, kapsadığı alt alanlar itibarıyla dijitalleşen dünyada dikkat çekici bir ivmeyle gelişmeye devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “İletişim eğitimi kapsamında radyo, televizyon, sinema, görsel iletişim tasarım, animasyon, halkla ilişkiler, reklamcılık, gazetecilik, yeni medya gazeteciliği alanlarında akademisyen ve meslek insanı yetiştirilmektedir. Bu akademik ve mesleki alanların tümü dijital teknolojilerin de getirdiği olanaklarla bütün zamanlarda olduğu gibi gelecekte de en dikkat çekici, ihtiyaç duyulan ve talep edilenler kategorisinde yer alacaktır.” diye konuştu.

11 AĞU 2021

Geleceğin İletişimcileri Yarışması'nda Üsküdar İletişim’den sekiz finalist

2020-2021 eğitim öğretim yılında yaptıkları çalışmalar ile TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması’na katılan öğrenciler; ‘Radyo Yayıncılığı’, ‘Televizyon Yayıncılığı’, ‘Haber Yayıncılığı’, ‘Dijital Yayıncılık’ ve ‘Güzel Türkçe’ olmak üzere beş ana kategoride yarıştı. “Radyo Yayıncılığı” ana kategorisi altında ‘radyo programı’, ‘radyo drama’ ve ‘radyo belgesel’; “Televizyon Yayıncılığı” ana kategorisi altında ‘televizyon programı’, ‘belgesel film’ ve ‘kısa film’; “Haber Yayıncılığı” ana kategorisi altında ‘televizyon haberi’, ‘televizyon spor haberi’ ve ‘internet haberi’; “Dijital Yayıncılık” ana kategorisi altında ise ‘internet sitesi’, ‘sosyal medya yönetimi’, ‘dijital kampanya’, ‘podcast’ ve ‘dijital video içerik formatı’ olmak üzere toplamda 14 alt kategori yer aldı.Üsküdar İletişim’den yedi proje finaldeİlan edilen ön değerlendirme sonuçlarına göre, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinden Betül Tilmaç, Bilal Sadi, Feyza Kübra Ağırtmış, Halide Nur Karadeniz, Merve Şişman, Ümmü Gülsüm Dural ve Zeynep Şahin tarafından yapılan projeler finale kaldı.İnternet Haberi dalında üç proje finale kalmayı başardıHaber Yayıncılığı Kategorisi İnternet Haberi dalında Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Betül Tilmaç, Prof. Dr. Süleyman İrvan danışmanlığında hazırladığı “Organik Tarımsal Üretimde On Sekizinci Sıradayız” isimli projesi ile; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Ümmü Gülsüm Dural, Arş. Gör. Selin Maden danışmanlığında hazırladığı “Yörük Kızı Neslihan” isimli projesi ile; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Feyza Kübra Ağırtmış, Prof. Dr. Süleyman İrvan, Arş. Gör. Atila Erdemir ve Arş. Gör. Selin Maden danışmanlığında hazırladığı “Grafiklerle, Suriyeli Mültecilerin On Yıllık Umut Yolculuğu” isimli projesi ile finale kalmayı başardı. İnternet Sitesi Dalı’nda dört proje finalist olduDijital Yayıncılık Kategorisi İnternet Sitesi Dalı’nda Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Bilal Sadi, Arş. Gör. Selin Maden danışmanlığında hazırladığı “Palto Kültür Sanat" isimli projesi ile; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Halide Nur Karadeniz, Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin danışmanlığında hazırladığı “Humanist Worldview” isimli projesi ile; Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencisi Merve Şişman, Prof. Dr. Süleyman İrvan, Arş. Gör. Selin Maden ve Arş. Gör. Atila Erdemir danışmanlığında hazırladığı “Şiddetin Yüzü” isimli projesi ile; Halkla İlişkiler Bölümü öğrencisi Zeynep Şahin, Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapiapis danışmanlığında hazırladığı “Kadın Başına” isimli proje ile finalist oldu. Öte yandan Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Endüstri Mühendisi 2. sınıf öğrencisi Yunus Aydın'da 'Alesman' çalışmasıyla Dijital Yayıncılık kategorisi Sosyal Medya Yönetimi dalında finale kalan isimler arasında oldu. Seçici Kurul değerlendirmeleri devam ediyorAğustos ayında Seçici Kurul tarafından yapılacak olan değerlendirmelerin ardından ilk üçe kalan eserler belli olacak. Sonuçların ilanı ve ödül töreni ise ilerideki bir tarihte açıklanacak. 

11 AĞU 2021

Dijital beceriler İletişim Fakültelerinin önemini artırıyor

Artık habere ulaşmak için gazete beklenmiyorÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Denizcan Kabaş, dijitalleşen kitle iletişimi ve iletişim fakültelerinin önemi hakkında değerlendirmelerde bulundu.Artık bir sonraki günün gazetesi beklenmiyor…Geleneksel olarak tanımlanan gazete, radyo, sinema ve televizyon araçlarının dijitalleşmeden bağımsız kalamadıklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Denizcan Kabaş, “Her türden yayın için üretilecek fikirlerin tasarı aşamasından, uygulama süreçlerinin sonucu olarak ortaya çıkan somut içeriklere dek dijitalleşme göz ardı edilememektedir. Buradaki dönüşüm kitlenin konumuyla da ilişkili olabiliyor. Kitleler yayınlara ulaşabilmek için artık belirli saatlerde bir cihazın başında kalmıyorlar ya da gündeme ilişkin bilgilere ulaşmak için bir sonraki günün gazetesini beklemiyorlar.” dedi.Sosyal medya mecraları zengin iletişim ortamı sunuyorSosyal medya mecralarının geleneksel araçların işleyiş mantığının çok daha üzerinde zengin bir iletişim ortamı ortaya çıkardığını ifade eden Kabaş, “Bu ortamdaki kitleler, sadece içeriğe ulaşmak için değil aynı zamanda yeni içerikleri bireysel olarak üretip geniş kitlelere seslenebilmek için faaliyette bulunuyor. Önceki dönemlerde gelişkin teknolojik altyapılara, farklı alanlarda uzmanlaşmış çalışanlara ve tüm bunların gerçekleşmesi adına önemli olan maddi kaynaklara ihtiyaç duyuluyordu. Günümüz dijital ortamları ise bu ihtiyaçlara artık daha hızlı, etkili ve gelişkin bir şekilde aşılmasını sağlayacak yeni imkânlar sunuyor.” diye konuştu.Bireyler kendi haber ağlarını oluşturabiliyorBireylerin kendi televizyonlarını kurarak istedikleri yayın türlerini uygulaya bileyeceklerine de değinen Dr. Öğretim Üyesi Denizcan Kabaş, “Kendi haber ağlarını oluşturarak gazetelerini kitlelere ulaştırabilir ya da kendi radyolarında düzenli yayınlar yaparak her yerden ve her zaman dinlenebilen içeriklerini kitlelere aktarabilirler. Ancak bu aşamada hem teknik bilginin güncel bir şekilde edinilmesi hem de ideal iletişim süreçlerinin zengin bir perspektiften gerçekleştirilmesi önem kazanıyor.” ifadelerini kullandı.İletişim Fakültelerinin önemi artıyorÜniversitelerin iletişim fakültelerinin de hem teknik bilgiye ulaşılması ve bu yöndeki dijital becerilerin sağlanması hem de zengin bir akademik perspektifin edinilmesi adına önemini her geçen gün artırdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Denizcan Kabaş, sözlerini şöyle tamamladı:“Her ne kadar kitle iletişim internet tabanlı teknolojiler vasıtasıyla her yönüyle kolaylıkla sürdürülebilse de edinilen bilginin sorgulanması ve doğrulanması, üretilecek yayınların düşünsel ve etik açıdan doğru nitelikler taşıması için akademik eğitim öncelikli bir aşama olmaktadır.”

05 AĞU 2021

Tercih maratonu uzadı…

“Hayat Tercihtir” yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Cumartesi ve Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde, Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu programda, alanında uzman akademisyenler misafir ediliyor.Tercihler boyunca hafta sonu ekranlarda…Çekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programında  7 Ağustos 2021 Cumartesi gününün konukları, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve  Rektör Yardımcısı, Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Koçak olacak. Arıboğan ve Koçak, Üsküdarlı olmak, İTBF bölümleri, Tıp eğitimi, geleceğin meslekleri, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara önerilerde bulunacak.8 Ağustos Pazar, fi-jital üniversite konuşulacakProgramın 8 Ağustos 2021 Pazar günkü bölümünde ise Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ile Rektör Yardımcısı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk adaylarla buluşacak. Prof. Dr Mehmet Zelka ve Prof. Dr. Muhsin Konuk, fi-jital eğitim, Üsküdar’da öğrenci olmak, AR-GE çalışmaları, üniversitelerde proje kültürü, sosyal, kültürel etkinlikler, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda bilgiler verecek.Tahsin Aksu danışmanlığı, Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen program tercih döneminde her cumartesi-Pazar 12:05’te TV100 ekranlarında.

05 AĞU 2021

Kariyer Testi ile mesleğinizi seçin

1 milyon kişi, Kariyer Testi ile mesleğini bulduÜsküdar Üniversitesi, YKS’nin en önemli aşamalarından biri olan tercih döneminde adaylara önemli bir hizmet sunuyor. Üniversite tarafından 2015’ten bu yana uygulanan Kariyer Testi, meslek seçiminde kararsız olan adaylar için önemli bir yol gösterici oluyor.Yaklaşık 1 milyon kişiye kılavuz olduKariyer Testi sayesinde adaylar ilgi, yetenek ve kişilik özelliklerine uygun meslekleri görme şansına sahip olabiliyor. Bugüne kadar kariyer testini yaklaşık 1 milyon aday çözerek kariyerine yön verdi.Kariyer Testi, başarılı olunabilecek alanları belirliyorBu test ile kararsız olanlar kendi yetenek ve ilgileri doğrultusunda başarılı olabileceği alanları belirleyebilirken, mesleğiyle ilgili karar vermiş olanlar da o mesleğin kendine ne kadar uygun olup olmadığını test etmiş oluyor.Kariyer Testi nedir?Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş: “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği ‘hoşlanırım’ ya da ‘hoşlanmam’ yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. ‘Gerçekçi’, ‘Araştırıcı’, ‘Artistik’, ‘Sosyal’, ‘Girişimci’ ve ‘Geleneksel’ olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testinde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.” dedi.Tercih danışmanları yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Tercih uzmanları yardımcı oluyorAdaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabiliyor. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabiliyor.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.Kariyer testine aşağıdaki linkten ulaşılabiliyor:https://uskudar.edu.tr/tr/kariyer-testi

02 AĞU 2021

Prof. Dr. Nazife Güngör: “Z kuşağına en çok yakışan alan, iletişim”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversite adaylarının bu günlerde önemli bir heyecan yaşadıklarını söyledi.Doğru tercih, mutlu bir hayat demektirPuanların belli olmasının ardından şimdi sıranın bölüm ve meslek seçimine geldiğini kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Üniversite adayı gençlerin bu birkaç gün içerisinde verecekleri karar bütün hayatlarını etkileyecektir. Tercihleri doğrultusunda yerleşecekleri bölüm, hayatlarının bundan sonraki kısmını da biçimlendirecektir. Bölüm seçmek, bir bakıma meslek seçimi yapmak demektir. Bu nedenle de gençler bu seçimi yaparken çok iyi düşünmeli, konuyu tüm ayrıntılarıyla masaya yatırıp, kendileri için olabilecek en iyi seçimi yapmalıdırlar. Sahip olunan olanaklar, içerisinde bulunulan koşullar elbette çok önemlidir ama yine de insan büyük ölçüde kendi tercihini yaşar. Doğru tercih, mutlu ve keyifli hayat demektir. Birey, tercihlerini yaparken kendi hayallerini, yeteneklerini, beklentilerini, içerisinde bulunduğu koşulları, sahip olduğu olanakları çok iyi analiz eder ve tercihini bütün bu dinamiklere göre yaparsa, doğru tercih yapmış olur.” dedi.Başarı, kendisini gerçekleştirmek demektirDoğru tercih yapmanın önemli koşullarından birinin, bireyin kendisini çok iyi tanıması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Unutmasınlar ki bu hayat onların. Çevrelerindeki kişilerin, ailelerin, yakınların görüş ve önerileri elbette önemlidir. Dinlesinler, değerlendirsinler ama son aşamada bu hayat kendilerinin ve kendi istedikleri gibi yaşama hakları olduğunu unutmasınlar. Başkalarının tercihleri belki onları başarıya götürür, önemli maddi kazanç elde ederler, statü olarak önemli konumlara gelebilirler, ancak kendi hayallerini gerçekleştirebilecek, kendi duygularını katabilecek bir iş ve uğraş alanı oluşturamazlarsa, keyif ve hazdan yoksun kalırlar. Bu da onları mutsuz edebilir. Bu nedenle de önerilere kulak versinler, ancak son aşamada kendi hayallerinin, duygularının, yüreklerinin ve elbette ki beyinlerinin sesine kulak versinler. Başarı, hazla yoğrulursa ancak gerçek başarı olur. Kişi okuyacağı bölümden keyif alırsa, yapacağı işten haz alırsa ancak kendisini gerçekleştirebilir.” diye konuştu.Doğru tercih vizyon ve gelecek demektirBölüm ve meslek tercihi yapılırken yalnızca bugünün değil, geleceğin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nazife Güngör, “Dünyanın gidişatını çok iyi izlemek ve doğru kestirimlerde bulunmak gerekir. Seçecekleri bölüm ve öğrenim görecekleri alanın onları geleceğe taşıması başarı açısından önemli bir ölçüttür. Gelişmeye ve ilerlemeye açık alanlar bu nedenle gençlerin tercih sıralarının başında gelmelidir. Belli bölüm ve meslekler toplumda gelenekselleşmiş bir saygınlığa sahiptirler. Ancak gençlerin bunlarla sınırlı kalmayıp, tercih alanlarını söz konusu geleneksel sınırların ve algı alanının dışına doğru kaydırmaları, çok daha geniş ve yenilikçi bir perspektiften durumu değerlendirmeleri, onları ve de toplumu başarıya götürür. Unutulmamalıdır ki yapacağımız tercih, yalnızca bizi değil, içerisinde yaşadığımız toplumu ve dünyayı da ilgilendirmektedir. Yöneleceğimiz alanın gelecekteki konumlanışı ne kadar parlaksa, bizim dünyaya, topluma ve insanlığa katkımız da o kadar güçlü olur.” diye konuştu.Dijitalleşen dünyanın parlayan yıldızı iletişimDijital teknolojilerin hayatın her kesitinde etkili biçimde kullanılmaya başlandığını kaydeden Prof. Dr. Güngör, “Özellikle de salgınla birlikte dünyanın dijital bir devrim yaşadığı söylenebilir. Geleceğin dünyasının da bu teknolojiler üzerinden kurulacağını söylemek yanlış olmaz. Gidişata bakılırsa geleceğin parlayan yıldızı iletişim alanı. Medya ve iletişim çalışmaları da bu gelişmeler doğrultusunda kendi içerisinde önemli açılımlar yapıyor, yeni iş alanları ortaya çıkıyor. Geleneksel medyanın sınırları çoktan aşıldı. Makro ve mikro düzeyde iletişim alanında çok çeşitli iş kolları ortaya çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Dijital teknolojilerle birlikte bugün geleneksel medyanın (radyo, televizyon, sinema, gazete vb) yeni medya ortamında biçimlenen çeşitli iş ve uğraş alanları gelişti. Sosyal medya, dijital gazetecilik, dijital televizyon yayıncılığı, dijital reklamcılık, dijital halkla ilişkiler, sosyal medya, dijital sinema vb. akıl almaz bir hızla çeşitleniyor. Bu da iletişim alanının istihdam olanaklarının hızla zenginleşip çeşitlenmesi demektir.” dedi.İletişimde istihdam olanakları artıyorİletişim alanının medya çalışmalarından yazılım ve yapay zeka çalışmalarına, sanatsal ve tasarımsal alanlara doğru genişlemesinin bu alanın işleyiş ve işlevsellik alanını genişlettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nazife Güngör, “Aynı şekilde iletişim alanının sosyoloji, psikoloji, felsefe, antropoloji, tarih, ekonomi, siyaset bilimi vb. bilimsel alanlarla artan iş birliği ve birlikteliği de onun ilgi ve uğraş alanının çok önemli oranda genişlemesini mümkün kılıyor. Bütün bunlar da iletişim alanını hem bilimsel hem de sanatsal ve tasarımsal anlamda, özellikle de gençler için çekim merkezi haline getiriyor.” dedi.İletişim, Z kuşağına çok yakışıyorİletişim alanının günümüzde artık tümüyle dijital teknolojiler üzerinden biçimlenmesinin, dijitalin içerisine doğan Z kuşağıyla ilişkisi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nazife Güngör, “Dijitale tüm yönleriyle hâkim olan Z kuşağı için iletişim alanında öğrenim görmek, bu alan içerisinde ya da bu alanla ilişkili bir iş ve meslekle uğraşmanın büyük bir keyif olduğunu gözlemliyorum. Teknoloji kullanım becerisi ve yetisiyle Z kuşağı iletişimle ilgili bir alanda öğrenim gördüğünde, bu alan içerisinde, hayat boyu keyif alabileceği bir meslek edinebilir. Çünkü bir yanıyla bilimsel, diğer yanıyla da sanatsal ve tasarımsal bir karaktere sahip olan iletişim alanı, dijital teknolojik temel üzerine genç bireylerin, özellikle de Z kuşağının yaratıcı potansiyelini harekete geçirmesine olanak veren bir alandır. Z kuşağı iletişimciler, iletişim alanına ve bu alandaki tüm mesleki dallara, kendi yaratıcılıkları ve teknoloji kullanım yetileriyle birlikte çok farklı ve ilginç açılımlar kazandırabilirler. İletişim Z kuşağına çok yakışıyor… ” dedi.Dijitalleşme, sanat ve iletişimin iş birliğiDijital teknolojilerle birlikte iletişim alanı ve çeşitli sanat alanlarının birleşmeye ve etkileşmeye başladıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Nazife Güngör, “İletişim bilimleri kendi alanını, iletişimin sanatsal ve tasarımsal alanlarına doğru genişletiyor. Görsel iletişim, animasyon, çizgi film, dijital oyun tasarımı gibi alanlar iletişim bilimlerinin salt bilimsel ve kuramsal yapısından uygulamalı ve tasarımsal yapıya doğru genişleyip güçlenmesini sağlıyor. İletişimin sanatsal ve tasarımsal alanlara doğru başlayan yolculuğu bir yanıyla da yazılım ve yapay zekâ gibi bilgisayar temelli akademik ve mesleki alanlarla da kesişerek çok ilginç ve farklı açılımlar söz konusu oluyor. Dijitalleşmeyle birlikte iletişim alanının zenginleşmesi ve çeşitlenmesi, bu alanın hemen hemen pek çok alan ve iş koluyla da işbirliği anlamına gelmektedir. Bu da iletişimi bugünün, ama özellikle de geleceğin parlayan yıldızı haline getiriyor.” dedi.Sosyolojik ve psikolojik sorunlar artıkça iletişimin önemi de artıyorİletişim alanının bir yandan dijital teknolojilerin etkisiyle sanat, tasarım, yapay zeka, yazılım gibi alanlara doğru etkinlik ve yetkinlik alanını genişletirken, diğer yandan da çağımızın giderek bir bunalım çağı olmasına koşut olarak sosyolojik ve psikolojik düzeyde de önemi daha çok anlaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Güngör, “Sosyologlar toplumun giderek artan sorunlarına çözüm arayışında, iletişim bilimcilerle bir arada çalışmayı tercih ediyorlar. Aynı şekilde psikologlar bireyin ve toplumun psikolojik anlamdaki tıkanmalarını gidermek, sorunlara çözüm bulmak için yine iletişim bilimcilerle birlikte çalışmayı tercih ediyorlar. Bu da iletişimin hem akademik, hem de mesleki anlamda diğer tüm bilim ve meslek alanlarıyla işbirliği içerisinde olması sürecinin hızlanması anlamına gelmektedir.” dedi.

30 TEM 2021

Tercih Buluşmaları Üsküdar’da başladı

Davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi,  bir sınav maratonunu geride bırakan, tercih aşamasına gelen öğrenci adayları ve ailelerine kapılarını açtı. Üsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.YÖK sanal fuarında adaylarla buluşuyoruzÜsküdar Üniversitesi öte yandan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarının yer aldığı en kapsamlı sanal fuar niteliği taşıyan Study in Turkey YÖK Sanal Fuarı 2021’de de yer alıyor. "Üniversiteni Keşfet YÖK Sanal Fuarı 2021" adıyla düzenlenecek olan fuar, dört gün boyunca 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Dev Kız Kulesi bu kez EKET Fuarı’ndaÜsküdar Üniversitesi, adayları bu yıl EKET Fuarı’nda da yalnız bırakmıyor. Üniversite ve bölüm tercihlerinde adaya kılavuz olan bu fuarda Üsküdar’ın uzman kadrosu adaylarla bir araya gelecek. Hem akademisyenler hem de tercih danışmanları 3 gün boyunca fuara katılacak adaylara bölüm ve programlar hakkında bilgi verecek. Adaylar yüz yüze tercih danışmanlarıyla bir araya gelme fırsatı yakalayacak. Adaylar bu yıl da fuar alanına taşınan dev Kız Kulesi’nin etrafında buluşacak.Hayat Tercihtir fuar alanında adaylarla buluşuyorFuar kapsamında Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş ve Şaban Özdemir “Hayat Tercihtir” buluşmaları ile İstanbul Kongre Merkezi fuar alanında aday öğrencilerle bir araya gelecek. Tözeniş ve Özdemir, adayların merak ettiği tüm soruları yüz yüze cevaplayacak.“Hayat Tercihtir” hafta sonu TV100 ekranlarındaTercih dönemi boyunca her cumartesi ve pazar günü TV 100 ekranlarından yayınlanan, sunuculuğunu gazeteci Şaban Özdemir’in yaptığı, Eğitim Uzmanı Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu “Hayat Tercihtir” programı, adaylara meslek ve üniversite seçimi konusunda kılavuzluk yapıyor. Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen programda üniversite adaylarına tercih dönemiyle ilgili bilgi veriyor.“Üsküdar’a Gelirken”  ÜÜ TV’deAdaylara destek ÜÜ TV’den de sürdürülüyor. Ali Çakmak moderatörlüğünde hafta içi her gün ÜÜ TV’den canlı gerçekleştirilen programlarda bölüm, program ve üniversitenin sunduğu olanaklar akademisyen ve uzman isimlerin katılımıyla anlatılıyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.“Kariyer Testi” ile mesleğini belirleÜsküdar Üniversitesi, seçeceği meslek konusunda kararsız kalan adaylara kariyer testi imkânı da sunuyor. “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli” olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği “hoşlanırım” ya da “hoşlanmam” yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. “Gerçekçi”, “Araştırıcı”, “Artistik”, “Sosyal”, “Girişimci” ve “Geleneksel” olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testi’nde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.Kariyer Testi, seçeceği meslekle ilgili karar vermekte zorlanan adaylara ilgi duydukları alan konusunda yardımcı olmayı amaçlıyor.Tercih uzmanlarıyla tercih…Adaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabilecek. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabilecek.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.

16 TEM 2021

Adaylara yol gösterecek “Hayat Tercihtir” TV100’de başlıyor

Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşacak. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşecek programda Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, alanında uzman akademisyenleri ağırlayacak.İlk program 18 Temmuz Pazar yayınlanacakÇekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programı, 18 Temmuz 2021 Pazar günü saat 12:05’te ilk bölümüyle TV 100’de yayınlanacak.Her bölümde iki uzman akademisyenin ağırlanacağı programın ilk konukları, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Ensititüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur olacak.Prof. Dr. Sevil Atasoy, adli bilimlerde kariyer planlamayı anlatacakUzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, programın ilk yarısında Prof. Dr. Sevil Atasoy ile Üsküdar Üniversitesi fırsatları ve adli bilimlerde kariyer planlama, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktalarını ele alacak.Prof. Dr. Haydar Sur, tıp eğitimiyle ilgili bilgi verecekProgramın diğer yarısında ise Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, Prof. Dr. Haydar Sur ile Üsküdar’da tıp eğitimi, tıp fakültesi fırsatları, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara bilgi verecek.Tercih dönemi boyunca adaylara tercihlere dair püf noklarınının anlatılacağı programın sonraki bölümlerinde Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Mehmet Zelka da paylaşımlarda bulunacak.

25 HAZ 2021

Sanat da dijitalleşiyor

İçerisinde bulunduğumuz teknoloji çağıyla beraber ortaya çıkan “dijital sanat” kavramı da, hayatın pek çok alanında karşımıza çıkıyor. Film ve dizi sektöründen video oyun sektörüne ve yeni gelişmekte olan çevrimiçi eğitim sektörüne kadar pek çok farklı alanda kullanılabiliyor. Uzmanlar, dijital sanatların  Endüstri 4.0 çağını yaşamaya başlayan insanlığın yeni yaşantısının kültürünü oluşturduğuna dikkat çekerek öncekinden radikal derecede farklı olan yeni görsel ve estetik algısını şekillendirdiğini vurguluyor. Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, yakın gelecekte dijital olmayan sanat üretim teknikleri git gide yok olarak tarihte yerini alacağını söyledi. Dijital sanat nedir?Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, yaşadığımızın çağın artık her alanda standart olmuş üretim teknolojisi dijital teknolojiler olduğundan dijital sanatın da çağımızın sanatı olduğunu söyledi.Da Vinci ya da Van Gogh günümüzde yaşasaydıHer sanatçının, tarih boyunca sanatını üretmek için yaşadığı çağın ona sunduğu en ileri teknolojik olanakları ve en yeni ham maddeleri kullandığını kaydeden Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, “Endüstri 4.0 çağındaki günümüzün üretim teknolojileri ise dijital araçlar, yapay zekâ ve algoritmalar, ham maddesi ise veridir. Hiç şüphe yoktur ki Da Vinci veya Van Gogh günümüzde yaşasalardı, algoritmalar ile üretecek, pigment olarak da veriyi kullanacaklardı.Özellikle dijital çağın içerisinde doğmuş, internet ile büyümüş Z kuşağının dünyayı yöneteceği bir yakın gelecekte dijital olmayan sanat üretim teknikleri git gide yok olarak tarihte yerini alacaktır.” diye konuştu.Görsel sanat ve görsel tasarımın kesişim alanı genişliyorSanatın, kullanılmak üzere bir “işlev” sahibi olmak zorunda olmadığını kaydeden Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, “Sanat eseri, sanatçının kendisini ifade etme ve dışa vurma çabasının ürünüdür. Kullanılabilen ürün, sanat değil tasarımdır. Dijital ekranların ve onlar aracılığı ile sunulan görsel içeriklerin algı çevremizi donattığı ve gündelik yaşantımızın hemen her anına nüfuz ettiği günümüzde ise görsel sanat ve görsel tasarımın kesişim alanı genişlemektedir. Görsel içerikler hem sanat hem de tasarım ürünü olabilmektedir.” dedi.Dijital sanatlar pek çok alanda kullanılıyorSınırların bulanıklaştığı bu yeni alanda dijital sanatların, eğlence sektöründen eğitim sektörüne kadar uzanan ve görsel tasarımdan beslenen hemen her alanda kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, “En çok kullanıldığı alanlar ise film ve dizi sektörü, video oyun sektörü ve yeni gelişmekte olan çevrimiçi eğitim sektörüdür. Dijital sanatların bir tasarım ürünü olarak yüklendiği işlev ise yeni çağın dijital ortamındaki iletişimi sağlamak ve hikâye anlatmaktır.” diye konuştu.Dijital sanatlar estetik algısını şekillendiriyorProf. Dr. Hatice Öz Pektaş, “Dijital sanatlar, Endüstri 4.0 çağını yaşamaya başlamış insanlığın yeni yaşantısının kültürünü oluşturmakta, öncekinden radikal derecede farklı olan yeni görsel ve estetik algısını şekillendirmektedir. İletişimin ve duygu paylaşımının yeni platformu olan dijital dünyada görsel bir aracı olarak hizmet vermektedir.” diye konuştu.Yapay zeka, dijital sanatları dönüştürmeye başladı“Dijital sanatlar hali hazırda güncel olandır” diyen Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, “Gelecekte ise teknolojinin evrildiği doğrultuda dönüşmeye devam edecektir. Endüstri 4.0 çağının müjdesi olan yapay zekâ, algoritma ve veri, dijital sanatları dönüştürmeye başlamıştır ve önümüzdeki yakın geleceğin dijital sanatları üretmek adına anahtar kavramları olacaktır.” diye konuştu.

17 HAZ 2021

Markalar saygınlık ve itibar kazanmak için ne yapmalı

Dünyanın yaşadığı en ağır sağlık ve ekonomi temelli krizlerden birine neden olan Covid 19 pandemi koşulları, işletmeler için itibar yönetimi ve işveren markası ile ilgili çetin bir mücadeleyi de beraberinde getiriyor. Saygın bir kurum olabilmenin temelinde güvenin yer aldığını vurgulayan uzmanlar, kurumsal itibarın oluşturulabilmesi için güven konusunun bir yönetim felsefesi olarak sahiplenilmesi gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, işletmelerin özellikle zor zamanlarda mevcut çalışanlara nasıl yaklaştığının oldukça önemli hale geldiğine ve işverenlerin çalışanları ile her zaman güven temelinde açık iletişim içinde olmaları gerektiğine dikkat çekiyor.Doç. Dr. Dinçer Atlı, 2019 yılı aralık ayında başlayıp dünyanın yaşadığı en ağır sağlık ve ekonomi temelli krizlerden birine neden olan Covid 19 pandemi koşullarının işletmeler için itibar yönetimi ve işveren markası ile ilgili çetin bir mücadeleyi de beraberinde getirdiğini ifade etti.  Saygın kurum olmanın temelinde güven varİşveren markasının itibar kavramı ile yakın ilişki içinde olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Dinçer Atlı, “İtibar kavramı, kelime kökeni olarak Arapça saygınlık sözcüğünden geliyor. Saygın bir kurum olabilmenin temelinde ise güven var. Bu anlamda kurumsal itibar oluşturmak en başta üst yönetimin güven konusunu bir yönetim felsefesi olarak sahiplenmesi, kurum kültürünü oluşturan kurumsal değerlerin içinde bu konuya yer verilmesi, kurumun sadece karlılığa değil doğaya ve insana da önem vermesi, bir başka deyişle sürdürülebilirliğin öncelikli görülmesi ve stratejik iletişim planlaması ile mümkün.” dedi.Zihinlerde bırakılan iz ile imaj oluşuyorİşveren markasının çalışanlar nezdinde kurumun itibarının yanı sıra çalışanlara sunulan ekonomik, duygusal ve kurumun başarıları ile gelişim faaliyetlerini kapsayan fonksiyonel değer tekliflerini içerdiğini belirten Atlı, “Bir başka deyişle işveren markası, bir işletmenin mevcut ve potansiyel çalışanlar üzerindeki çalışılacak en iyi yer olma konusundaki imajı ile ilgilidir. İmaj zihinlerde bırakılan iz demektir. İşveren markası bir işletmenin işveren olarak rakiplerine göre nasıl farklılaştığı ile yakından ilgili olmakla birlikte o işletmenin yetenekli çalışanlar tarafından tercih edilmesinde kritik öneme sahiptir.” diye konuştu.Zor zamanlarda yetenekler kaybedilmemeliPandemi sürecinde mevcut ve potansiyel yeteneklerin yönetilmesinin üst yönetim, kurumsal iletişim ve insan kaynakları yönetimi departmanlarının iş birliği ile gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “İşletmelerin zor zamanlarda mevcut çalışanlara nasıl yaklaştığı oldukça önemli hale geliyor. Zor zamanlarda yetenekleri kaybetmemek gerekiyor. Bunun yanında ülkemizde kurum karlılığı azalmadığı halde çalışanlardan fedakarlık isteyen ya da çalışanların özlük ve yan haklarını kısıtlayan işletmeler görülebiliyor. Kurum itibarı ve işveren markasının kalbinde dürüstlük ve güven unsuru olduğu düşünülürse işveren imajının iç müşteri olan çalışanlar nezdinde bırakacağı memnuniyetsizlik verimlilik kayıpları yaratırken en yetenekli çalışanlar için cazip işveren olma olanaklarını sınırlayabiliyor.” dedi.Doç. Dr. Dinçer Atlı, işverenlerin çalışanları ile her zaman güven temelinde ve açık iletişim içinde olmaları gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:İyi oluş hallerini artırmaya yönelik içerikler oluşturulmalı“Ayrıca işverenin sunduğu değer teklifleri ile kendini rakiplerine göre nasıl konumladığı da önemli bir konu.  İnsan kaynakları yöneticilerinin medyada işveren markası ile ilgili dijital ayak izleri canlı tutmaları, potansiyel adaylar için görülebilir olmaları, iş ilanlarını güncel tutmaları, tüm platformlarda kurumun sunduğu değer teklifleri ön plana çıkarmaları gerekiyor. Aynı zamanda esnek ve uzaktan çalışma olanaklarının belirtilmesi, çalışanlar için iyi oluşu destekleyen sanal etkinliklerin düzenlenmesi, sanal kariyer fuarları düzenlenmesi ya da sanal kariyer fuarlarına katılım,  sosyal medyada çalışanların iyi oluş hallerini artırmalarına yönelik içerikler üretmek, yapılan işte anlam duygusu yaratılması, yetenekli çalışanlara özerk çalışma olanakları sağlanması ve kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının içinde olmak gibi uygulamalar işveren markasını desteklemek için stratejik önem taşıyor.”

15 HAZ 2021

O Fotoğraf Rastgele Seçilmedi

Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Kullanılan fotoğraf etik ilkelerle bağdaşmıyor”Financial Times gazetesinin bugünkü baş sayfasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden buluşması için kullanılan fotoğrafın gazetecilik etiğine aykırı olduğunu belirten uzmanlar, “Bu fotoğraf, gazetecilik etiğinin nasıl hiçe sayıldığını gösteriyor.” dedi. “Gazetecilik her şeyden önce olguların doğru biçimde aktarılmasını ve görsellerle yansıtılmasını gerektirir” diyen uzmanlar, “Haberde objektiflik yetmez, fotoğraf seçiminde de objektif olmak şarttır. Bir ülke liderini diğer ülke liderinden daha aşağıda bir pozisyonda temsil etmek, okurların olayları doğru anlamasına hiçbir katkı sağlamaz.” uyarısında bulunuyor.O fotoğrafın rastgele seçilmediği anlaşılıyorProf. Dr. Süleyman İrvan, “Financial Times gazetesinin bugünkü baş sayfasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden buluşması için kullandığı fotoğraf, gazetecilik etiğinin nasıl hiçe sayıldığını gösteriyor. Neden? Öncelikle fotoğraf haberi tamamlayan, onu destekleyen bir unsurdur. Haberi anlatması gerekir. Oysa Financial Times’ın ana haberi NATO görüşmelerine ilişkin genel bir haber. Seçilen fotoğrafın haberle dolaylı bir ilişkisi var. Ayrıca, görüşmelere ilişkin onlarca fotoğraf içinden bu fotoğrafın rastgele seçilmediği de anlaşılıyor.” diye konuştu.Geçmişte de fotoğraf tercihleri eleştiri konusu olduLiderlerin görüşmelerine ilişkin fotoğraf tercihlerinin geçmişte de çok defa eleştiri konusu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Örneğin dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile ABD Başkanı Bill Clinton fotoğrafını hatırlayınız. O fotoğrafta Ecevit, sanki Clinton’un karşısında el pençe divan duran bir tarzda durmakla eleştirilmişti. Oysa Ecevit, sadece nezaketinden böyle davranıyordu.” dedi.Bunu kabul etmek mümkün değildirFinancial Times’ın editöryal anlamda kötü bir tercihte bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Fotoğrafla iki ülke arasında eşit bir ilişkiyi öne çıkarmak yerine adeta egemen-bağımlı ilişkisi kurmuş, fotoğrafla bir ülke simgesel anlamda küçük düşürülmüş. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Gazetecilik her şeyden önce olguların doğru biçimde aktarılmasını ve görsellerle yansıtılmasını gerektirir. Haberde objektiflik yetmez, fotoğraf seçiminde de objektif olmak şarttır. Bir ülke liderini diğer ülke liderinden daha aşağıda bir pozisyonda temsil etmek, okurların olayları doğru anlamasına hiçbir katkı sağlamaz.” diye konuştu.

10 HAZ 2021

Üsküdar Üniversitesi Sosyal Medya Performansı ile Ödül Aldı

Sosyal medyadaki etkinliği ile takipçilerine ve abonelerine aktif bilgi akışı sağlayan Üsküdar Üniversitesi, yoğun çalışmalarının karşılığını pandemi koşulları sebebiyle bu yıl dijital olarak gerçekleştirilen ‘Social Media Awards Turkey 2021’ töreninde aldı. Marka ve ajansların sosyal medya performanslarının değerlendirildiği organizasyonda, 55 binden fazla sosyal medya hesabı incelendi. Marketing Türkiye dergisi ve BoomSonar iş birliği ile 9 Haziran Çarşamba günü 5’ncisi gerçekleştirilen dijital törende Üsküdar Üniversitesi ‘Vakıf Üniversiteleri’ kategorisinde ödüllendirildi.Üsküdar Üniversitesi, 1 Mart 2020 – 1 Mart 2021 dönemindeki sosyal medya performansı ile ‘Social Media Awards Turkey 2021’ töreninde ödüle layık görüldü. Jüri Ödülleri, Veri Analitiği Ödülleri ve Grand Prix olmak üzere üç ana bölümden oluşan organizasyonda 55 binden fazla sosyal medya hesabı incelendi. Sosyal medyayı tüm boyutları ile ele alan ödül organizasyonunda 60 jüri üyesi yer aldı.Yüksek performans ödül getirdiSosyal medya platformlarında sağladığı güncel ve önemli bilgi akışları ile 350 binin üzerinde takipçiye ulaşan Üsküdar Üniversitesi, ‘Social Media Awards Turkey 2021’ organizasyonunun ‘Veri Analitiği Bölümü’nde önemli eğitim kurumları ile yarıştı. Social Brands Veri Analitiği Ödülleri, 50 farklı sektörden markaların sosyal medya performanslarının analitik olarak incelenmesi ile tamamen sosyal medya verilerine dayalı olarak belirlendi. Üsküdar Üniversitesi, bu bölümde yer alan ‘Vakıf Üniversiteleri’ kategorisinde gümüş ödülün sahibi oldu.Saygın akademisyenler sürekli bilgi akışı sağlanıyorÜsküdar Üniversitesi, başta Kurucu Rektör Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan olmak üzere Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Prof. Dr. Mehmet Zelka ve Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal gibi Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri ile sosyal medya platformlarında büyük ilgi toplayan paylaşımlar gerçekleştiriyor.Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal: “Sosyal medyanın önemi giderek artıyor”Yakın zamanda Prof. Dr. Nevzat Tarhan editörlüğünde Sosyal Medya Psikolojisi adlı kitabı okuyucular ile buluşturan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümünden Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Günümüzde sosyal medya platformları artık sadece anı paylaşımı yapılan, sosyal ilişkiler kurulan bir alan olmaktan çıkarak geleneksel medyanın yerini almaya başladı. En güncel haber ve bilgi akışları sosyal medya platformları ile dünyaya ulaşıyor. Takipçiler de doğal olarak sosyal medya platformlarını sürekli aktif olarak kullanan kurumları takip ediyor. Bu anlamda Üsküdar Üniversitesi’nin Social Media Awards Turkey 2021 organizasyonunda almış olduğu bu ödül, performansının ne kadar değerli olduğunun görülmesi açısından büyük önem taşıyor.” dedi.Tahsin Aksu: “Pandemi iş yapış şekillerimizin daha hızlı değişmesine neden oldu”Uzun yıllar gazetecilik yapmış ve halen Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörlüğünü yürüten Aksu “Üniversite olarak konvansiyonel ve dijital mecraların tamamını kullanıyoruz. Ayrıca başta Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜTV) de yaptığımız yayınlar olmak üzere kendi mecralarımızı da yönetiyoruz. Son zamanlarda sosyal medyanın etkisini bariz bir şekilde farkediyor bütçe ve iş gücümüzü bu doğrultuda şekillendiriyoruz. İletişim dilimizi, mesajlarımızı mecra çeşitliliğine göre farklılaştırıyoruz. Emeğimiz çok yüksek. Social Media Awards’la karşılığını almamız da ayrıca beni ve tüm ekibimi gururlandırdı.” dedi.

03 HAZ 2021

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Öğrencilerinden “Bir Çömlek Bir Umut” Sergisi

Üsküdar Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğrencilerinden Merve Öztürk, Hamza Ferhat Karaca, Şeyma Afacan Işık, Enes Yükler, Aleyna Satu Yurtseven, İsmail Tümöz ve Ercan Görer Danışman hocaları Dr. Öğr. Üyesi Nejla Polat’ın koordinatörlüğünde “Bir Çömlek Bir Umut” adlı proje ortaya koydu.Otizmli çocukların eğitimine katkı sağlamak ve farkındalık oluşturmak amacıyla yürütülen “Bir Çömlek Bir Umut” projesi çerçevesinde, Hamit İbrahimiye Özel Eğitim Uygulama Okulu ile iletişime geçildi. Burada öğrenim gören otizmli çocukların çizmiş oldukları resimlerden ve yapmış oldukları el işlerinden oluşan bir sergi açıldı.“Otizm farkındalığına katkı, geleceğe katkıdır”Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke C-D Blok’ta açılan sergide; 17 adet tablo, 10 adet ahşap boyama, 20 adet anahtarlık, 50 adet mum, 10 adet çerçeve, 50 adet magnet ve 5 adet kapı süsü sergilendi.“Otizm Farkındalığına Katkı, Geleceğe Katkıdır” sloganıyla düzenlenen proje kapsamında açılan sergideki amacın; Otizm’e farkındalık yaratmak ve sergilenen ürünlerde elde edilen geliri Hamit İbrahimiye Özel Eğitim Uygulama Okulu’na bağışlamak olduğu belirtildi.

31 MAY 2021

Psikoloji Temalı Diziler Psikolojimizi Nasıl Etkiliyor?

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen 8. Uluslararası İletişim Günleri'nin ikinci gününde ‘“İletişim Bilimlerinde Kriz” başlıklı oturumda pandemi döneminde popüler olan Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda isimli psikoloji temalı diziler üzerine bir sunum gerçekleştirildi.Doç. Dr. Feride Güder: “Pandemi koşullarıyla birleşince bu diziler ağır geldi”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Covid-19 Pandemisinde Dijital Medya Yoluyla Psikolojik Danışmanlık: “Kırmızı Oda” ve Masumlar Apartmanı” TV Dizilerinin Analizi” başlıklı sunumunda pandemi döneminde popüler olan ve çokça gündeme gelen psikoloji temalı dizileri değerlendirdi.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, pandemi döneminin kaotik yapısı dolayısıyla izleyicilerin psikoloji temalı dizilere ilgi duyduğunu belirterek “Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda gibi diziler birkaç bölüm izlendiğinde yeni bir tema barındırması dolayısıyla izlenebilir özellikteydi fakat pandemi koşullarında insanların psikolojisi her zamankinden daha fazla yıprandı ve dolayısıyla bu temadaki dizileri izleyebilmek birçok kişiye ağır geldi. Kullanımlar ve Doyumlar teorisini baz alırsak, insanlar günlük hayattaki problemlerinden kaçmak için televizyonu ya da interneti kullanıyorlar fakat önlerine çıkan bu tip ağır ve duygusal travma içerikli eserler birçok kişinin psikolojisi için tetikleyici olabilir.” diye konuştu.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Dizilerde hikayelerin aktarımı zorlayıcı oluyor”Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, psikoloji temalı dizilerin bu yönüyle psikologlar ve izleyiciler tarafından özellikle sosyal medyada eleştirilere maruz kaldığını hatırlatarak “Gülseren Budayıcıoğlu’nun yapmaya çalıştığı şeyi hepimiz anlıyoruz. Kendi deneyimlerini ve hastalarının hikayelerini isim vermeden paylaşarak insanlara öykü anlatıyor, alt metinde tavsiye vermek istiyor fakat dizilerde kullanılan çekim teknikleri, çok yakın yüz ve mimiklere odaklanan kamera odakları, karamsal renk skalası ve genel anlamda hikayenin aktarımı insanların psikolojisinizorlayabilecek bir nitelikte. Bütün bunlar zaten disiplin toplumuna ait alt yapıların ve pandemi dolayısı ile biyo politik baskıların daha da arttığı bu gibi dönemlerde bunaltıcı olmakta.” dedi.Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Eleştirilerin bir nedeni de ‘dram pornosu’ niteliğindeki anlatım”Bu dizilerin kullandığı dramatik dilin de eleştirildiğini kaydeden Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, “Disiplin toplumu insanları bir korku içerisinde yaşatmak üzere sınırlar, disiplin toplumu çerçevesinde popüler medya içerikleri arasında bağlantı kurulabilir. Sosyal medyada bu temadaki dizilerin eleştirilmesinin nedenlerinden biri de ‘dram pornosu’ niteliğinde bir anlatıma sahip olmasıdır. Kişisel trajedilerin çok yoğun bir şekilde izleyiciye aktarılması toplumsal veya bireysel olarak normalde yaşanan dramatik olayların boyutunu değiştirme ihtimali çok yüksek. Halbuki bu dönemde mizahı kullanan içeriklerin olması duygusal olarak daha güçlendirici bir etkiye sahip olabilirdi. ” diye konuştu.Kriz dönemlerinde YouTube içerikleri değiştiSempozyumun ikinci gününde “Pandemi ve Sosyal Medya” başlıklı bir başka oturumda ise pandemi sürecinde kullanımı daha da artan sosyal medya uygulamaları ve hayatımızdaki etkileri konuşuldu.Covid-19 ve komplo teorileriyle ilgili içerikler dikkat çektiÜsküdar Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur ve Araştırma Görevlisi M. Emin Fidan, “Covid-19 Pandemisinde YouTube’un Toplumsal Etkisi Üzerinde Bir Araştırma” başlıklı sunumlarında sosyal medya ile toplumun kesiştiği noktaları ve sosyal medyanın yeni bir gündem oluşturma özelliklerine vurgu yaptı. Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur, Covid-19 pandemisinde Youtube’daki içeriklerin gündeme yönelik değiştiğini söyledi. Pandemi döneminde virüsle ilgili çekilen komplo teorileri temalı video üreten kanalları ve aldıkları yorumları analiz eden Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur, “Videoların altındaki yorumlar konudan bağımsız olarak ülke gündemi ile ilgili söylemler barındırıyor ve videodaki kişinin sunum tarzına yönelik yorumları öne çıkıyor.”dedi.Pandemi literatüre yeni kavramlar kattıİletişim literatürüne yeni giren bir kavram olan “Sosyal Medya Yorgunluğu” üzerine Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Eda Turancı, “Sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya yorgunluğu arasında bir bağlantı bulunuyor, insanlardaki sosyal medya kullanımı pandemide azalsa da sosyal medyanın iş ve öğretim gibi zorunlu kullanımı arttıkça sosyal medya yorgunluğu da artıyor” dedi.Ünlülerin sosyal medya paylaşımları ne söylüyor?Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Özarslan ve İstanbul Rumeli Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Aylin Berna Zamandar Başoğlu ise pandemi döneminde ünlülerin sosyal medya paylaşımları ve izler-kitle üzerine düzenledikleri araştırmanın bulgularını paylaştı.Pandemide sağlık iletişimi de konuşuldu“Pandemi ve Sağlık İletişimi” başlıklı oturumda ise Üsküdar Üniversitesinden Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Prof. Dr. Hasip Pektaş, Dr. Öğretim Üyesi Fadime Canbolat, Dr. Öğretim Üyesi Sadi Kerim Dündar ve Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Sağlık İletişiminde Sanal Gerçeklik” başlıklı sunumlarıyla katkıda bulundu. Sanal gerçeklik uygulamasının sağlık alanlarındaki kullanımına ilişkin bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Fadime Canbolat, Üsküdar Üniversitesi olarak İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle “İstanbul XR Akademi (IXRA) projesi üzerinde çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

28 MAY 2021

Medyada Pandemi Haberciliği Nasıl Olmalı?

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri'nin 8’incisinin ana başlığı Dijital Çağda Kriz İletişimi olarak belirlendi. Pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenen sempozyumda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacılar yer aldı.Prof. Dr. Simon Cottle: “Küresel krizlerin haberciliği noktasında yeniden düşünmeye başlamalıyız”Sempozyumun ikinci gününde davetli konuşmacı olarak katılan Cardiff Üniversitesi’nden Prof. Dr. Simon Cottle,  “Medyada Pandemi Haberciliği” başlıklı konuşmasında içerisinde bulunduğumuz pandeminin tüm dünya için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi.Prof. Dr. Simon Cottle, “Son 10 yıl içerisinde karşı karşıya kaldığımız pek çok krizi anlama noktasında bir güçlük çektiğimizi düşünüyorum. Şu anda insanlık tarihinde dünya medeniyetinin çöküşünü ifade eden, eşi benzeri görülmemiş bir dönemde yaşıyoruz ve bu bağlamda diğer her şeyle birlikte küresel krizlerin haberciliği noktasında yeniden düşünmeye başlamamız gerekiyor. Covid-19 bir halk sağlığı krizi olarak karşımıza çıkıyor. Bu minvalde daha geniş popülasyonları Covid-19 riski konusunda eğitme gerekliliği ortaya çıkıyor.” dedi.Prof. Dr. Simon Cottle: “Küresel krizlerin hepsi birbiriyle bağlantılı”Şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel krizlerin tek başına değerlendirilemeyeceğini kaydeden Prof. Dr. Simon Cottle, “Biz bunları ayrı bir felaket olarak görüyoruz ancak Covid-19 da dahil olmak üzere bu hastalıkların birçok açıdan insanların doğayla olan ilişkisinden ortaya çıktığını görüyoruz. Bu krizlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu unutmamamız lazım. Krizler tecrit halinde var olmuyorlar. Toplumsal, ekonomik, siyasi olarak bağlam dahilinde karşımıza çıkıyorlar ve maalesef krizler birbirini besliyor. Buna odaklanmamız gerekiyor. 10 yıl önce küresel kriz tanımı bile kullanılmamaktaydı. Krizlerin yıkıcı etkileri ulus devletlerin sınırlarını düzeneklerini aşacak ve sivil toplumun, yönetim sistemlerinin iş birliği dahilinde ulusaşırı bir bağlamda iş birliğini gerekli kılacaktır.” diye konuştu.Prof. Dr. Simon Cottle: “Medya ve iletişim barış ve çevresel adaletin talep edileceği mecralar olacak”Küresel krizlerle mücadelede medya ve iletişimin önemine işaret eden Prof. Dr. Simon Cottle, “Özellikle küresel krizlerin yıkıcı etkilerinin dünya ekolojisi ve dünya üzerindeki insan da dahil tüm yaşam formları üzerinde etkileri olacaktır. Medya ve iletişim ihtilaf ve ayrılıklar noktasında küresel krizlerle birlikte kötüleşen ve barış talebinin ve çevresel adaletin talep edileceği mecralar olarak karşımıza çıkacak. Medya ve iletişimin bu alandaki etkisi çok önemli olacaktır. Covid-19 sadece geçici ve ölümcül bir vaka değil, aslında günümüzdeki farklı alanlarla bağlantılı süregelen küresel kriz için bir uyanış çağrısı olması gerekir.” dedi.Pandemilerin uzun yıllar öngörülen durumlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Simon Cottle, Covid 19 gibi pandemilerin aslında doğanın yıkımı ve tahrip noktasında karşımıza çıktığını kaydederek bu krizin farklı krizleri tetikleyeceğini, bu nedenle bu krizin gazeteciler tarafından daha fazla ele alınması gerektiğini vurguladı.Prof. Dr. Ümit Atabek, yeni teknolojilerin etkilerini değerlendirdiİstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Yaşar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ümit Atabek,  “Krizler Çağında İletişim: Yeni İletişim Teknolojileri İşe Yarar mı?” başlıklı sunumunda ülkemizde ve dünyada medya alanındaki değişimlere dikkat çekerek bu değişimlerin sonuçlarına işaret etti.Prof. Dr. Ümit Atabek, Babıali ve İkitelli gazeteciliğini karşılaştırdı21. Yüzyıl başından itibaren teknolojide yaşanan gelişmelerle beraber medyada önemli değişiklikler yaşandığını belirten Prof. Dr. Ümit Atabek, yüksek teknolojinin iş sahasına girmesinin daha fazla emek sömürüsünü beraberinde getireceğini kaydetti. Buna bağlı olarak ücretlerin düşeceğini, böylelikle de çalışma koşullarının kötüleşeceğini belirterek Türkiye’de gazeteciliğin Babıali gazeteciliğinden İkitelli gazeteciliğine geçişinde benzer süreçlerin yaşandığını belirten Prof. Dr. Ümit Atabek, “Babıali gazeteciliği klasik, kovansiyonel standart teknolojinin kullanıldığı gazetecilik için bir sembolik kullanım. İkitelli gazetecliği ise daha modern teknolojinin kullanıldığı gazetecilikten bahsediyoruz. Yüksek teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte veya İkitelli plazalardaki teknoloji imkanlarının artmasıyla beraber gazetecilik kalitesinin düştüğünü görmekteyiz. İkitelli gazeteciliğinde bunu görüyoruz. Ücretler düşük, star gazetecilerle standart gazeteciler arasında ciddi bir fark var. Genellikle gazetecilerin önemli bir kısmı düşük maaşlara çalışıyorlar ama star gazetecilerin daha yüksek ücretler aldığını görüyoruz. Herhangi bir sendikalaşma durumu söz konusu değil, özitibarlarının düştüğünü görüyoruz. İş kaybının olduğunu görmekteyiz.”Prof. Dr. Ümit Atabek, küresel bağlamda da Amazon Mechanical Turk’u örnek vererek Amazon’un sunduğu bir hizmet olan büyük bir teknoloji şirketinin de en düşük ücretlerle en düşük kalitede emek kullandığı için eleştirildiğini kaydetti.Prof. Dr. Ümit Atabek: “Gelecekte gazeteci yerini “medya üreticiliği” alacak”Prof. Dr. Ümit Atabek, gelecekte de haberlerin olacağını ancak günümüz gazeteciliğindeki gibi bu şekilde sunulmayacağını belirterek gazeteci kavramının yerini medya üreticiliği kavramının  alabileceğini söyledi. Prof. Dr. Ümit Atabek, “İçerik üretimine odaklanılacaktır. Büyük ihtimalle 20 yıl içerisinde gazetecilik kavramı belki daha az kullanılacaktır.” dedi.Doç. Dr. Gregory Simons: “Pandemide zenginlik yeniden dağıldı”Uppsala Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gregory Simons, “Kriz İletişimi Perspektifinden Zorunlu Koronavirüs Tecrit Anlatısına Karşı Dijital Direniş” başlıklı konuşmasında pandemi sürecinin dünya üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Pandeminin ilk olarak jeopolitik rekabeti anlamlı ölçüde artırdığını kaydeden Doç. Dr. Gregory Simons, “Bu jeopolitik rekabet, özellikle tek kutuplu ABD öncülüğünde bir yönetim anlayışının olduğu döneme karşılık geldi ve buradan çok kutuplu Batılı olmayan bir dünyaya geçiş durumu söz konusu. İkincisi zenginliğin yeniden dağılması söz konusu. Zenginler daha zenginleşti. Yoksullar ise daha da yoksullaştı. ABD’nin rakamlarına baktığımız zaman ABD’nin en zenginlerinin bu kriz neticesinde 3 trilyon dolardan daha fazla gelir elde ettiklerini, yoksulların ise 3 trilyon dolar civarında bir rakamı kaybettiğini görüyoruz. Özellikle DSÖ’nin sokağa çıkma kısıtlamalarını bir uygulama standardı olmak yerine son bir çözüm olarak değerlendirmeyi önerdiğini görüyoruz.” dedi.Doç. Dr. Gregory Simons: “Bireysel özgürlükler kötü bir şekilde etkilendi”Doç. Dr. Gregory Simons, bu süreçte bireysel hak ve özgürlüklerin kötü bir şekilde etkilendiğini kaydederek demokratik ülkeler diye kendini tanımlayan ülkelerde korkunun daha fazla kullanılan, başvurulan bir şey haline geldiğini söyledi.30 oturumda 300’den fazla sunumum yapıldığı sempozyumun 28 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilecek diğer tüm oturumlarını şu adresten takip edebilir, programların üst kısmında bulunan zoom linklerini tıklayarak yayınları izleyebilirsiniz: https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig-2021-program-kitapcigi-v4.pdf

27 MAY 2021

Prof. Dr. Paul A. Argenti: “Kriz dönemlerinde fırsatlara odaklanılmalı ve tehlikenin önü alınmalı”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından bu yıl 8’ncisi düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri’ne Amerika’daki köklü üniversitelerden biri olan Dartmouth Üniversitesi’nden katılan Prof. Dr. Paul A. Argenti “Pandemi ve Dijital Çağda Kriz İletişimi” başlıklı bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Paul A. Argenti, kriz öncesi ve sırasında uygulanması gereken önemli noktalara dikkat çekerken Türkiye’den başarılı olarak değerlendirdiği bir örneğe de değindi.Kriz döneminde ilk olarak fırsatlara odaklanılmalıAmerika Birleşik Devletleri'nde nüfusun şu anda %50’sinin aşı olmuş durumda olduğunu belirten Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Dolayısıyla aşılama konusunda aslında fena gidilmediğini söyleyebilirim. Bundan dolayı da aslında Amerika Birleşik Devletleri'nde sosyal mesafe dediğimiz durum artık yavaş yavaş tarihe karışmaya başlıyor. Krizle alakalı pek çok akademik çalışma yapan, pek çok şirketle çalışan biri olarak krizdeki tehlikeler ile fırsatlardan bahsederim ve krizi hep şu cümleyle anlatmaya başlarım; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Çince’de krizin iki harfle yazıldığını, bunlardan bir tanesinin tehlike diğerinin de fırsat manasını taşıdığını dile getiriyor. Dolayısıyla kriz döneminde aslında yapabileceğiniz en önemli şey ilk etapta fırsatlara odaklanabilmek olacaktır.” dedi.Tehlikenin önünün alınması çok önemliPandemiler de dahil olmak üzere krizlerin önemli bir çoğunluğunun önlenebilir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Argenti, “Çünkü bu krizin olacağını hepimiz aslında biliyorduk. Çalıştığım kurumlardan bir tanesinde hastanede 30 gün boyunca internete bağlanamadığımız bir durum söz konusu olmuştu. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri'nde bir hastanenin başına geldi. Peki krizde fırsattan nasıl istifade edeceğiz? İlk etapta kendini adapte edebilen kurumlar, örgütsel yapılanmalar kurmak gerekir. Harvard Kennedy School’daki pek çok meslektaşım, ilk etapta tehlikelerin farkına varabileceğini ve daha sonrasında bu tehlikelerin önünü alabilmek için öncelikleri belirleyebilmenin çok önemli olduğunu söylüyorlar. Tehlikenin önünün alınması çok önemli bir kavram.” diye konuştu.Hastaneler krizle başa çıkamadıTehlikelerin ve tehditlerin önüne nasıl geçilebileceğinin, kötü bir durum karşısında tepki verebilme kapasitesinin sorgulanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Maalesef kurumların önemli bir çoğunluğu kriz yönetimi noktasında yetersiz kalıyorlar. Pandemide bunu çok net bir şekilde gördük. Çok fazla hastane krizle başa çıkamadı, Seattle’da mesela bazı hastaneler çok hazırlıklıydı ama birçok hastanede kişisel koruyucu ekipmanların olmadığını da gördük. Dolayısıyla tehlikenin, problemin ilk etapta önüne geçebilmek, eğer geçemiyorsak karşılaştığımızda nasıl tepki vereceğimiz noktasında hazırlıklı olmak çok önemli.” ifadelerini kullandı.Covid krizi hala devam ediyorTehlikelerin üstesinden gelerek krizin yönetildiği durumlarda da ne öğrenildiği, örgütsel öğrenmenin ne olduğunun değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Covid krizi hala yaşadığımız bir kriz. Tünelin sonunda ışığı görmeye belki başladık ama bu konuları göz önüne almamız gerekiyor; Covid krizinden ne öğrendik? Bu öğrendiğimiz ile daha iyi yönetici haline gelebilir miyiz? Kurumlarımızı olası bir krizde daha iyi adapte edilebilir hale getirebilir miyiz? Sürekli tehditlerle karşılaşacağız, önünü almaya çalışacağız. Önünü alabilirsek bundan anlıyoruz ne öğreniyoruz diye bakmak gerekiyor. Aynı durum krizin önünü alamadığımızda da geçerli. Önünü alamadığımız krizi nasıl yönettiğimizi ve kriz yönetiminden örgütsel olarak ne öğrendiğimizi değerlendirmek gerekiyor ki bir sonraki krize daha hazırlıklı olalım.” diye konuştu.Ufak bölgesel krizler küresel hale gelebilirProf. Dr. Paul A. Argenti, ‘Kriz yönetiminde ne gibi bir itibari risk ile karşı karşıyayız ki buna bağlı bir iletişim stratejisi geliştirebilelim düşüncesi ilk olarak anlamamız gerekendir’ diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Krizde ne yapmak ve ne yapmamak gerektiğini, bunları yaparken de bir iletişim stratejisinin olup olmadığını sorgulamalıyız. Güçlü küresel markaları büyük ihtimalle sivil toplum kuruluşlarının hedefi haline gelecektir ama STK’larla da önemli hususlar noktasında iş birliğine gidebilirsek krizlerde bir adım öne geçeriz. Ufak bölgesel krizlerin, küresel kriz haline gelebileceğini unutmayalım. Sadece kendi sektörümüz içerisindeki ve kendi ülkemiz içerisindeki krizlere değil de daha küresel çaptaki krizlere de odaklanmamız gerekecektir. Bununla birlikte mesele sadece iletişim meselesi değil; yeniden güven tesis edilmek isteniyorsa eyleme de geçilmesi lazım. Yeniden güven tesis edebilmek çok önemli ve yeniden güven tesisini açıkçası sözlerle değil eylemlerle yapılabilir. Çünkü eyleme geçmeden dile getirilen sözlerin bir manası olmayacaktır ve krizlere önceden hazır olabilmek için bir güçlü bir iletişim stratejimizin olması gerekir. Fırtına kapıya dayandığı zaman bu fırtınadan çıkabilmeniz için doğru iletişim stratejisini uygulayabilecek uzmanlara ihtiyacınız olacaktır.”Krize hazırlanırken kurumsal risk ölçülmeliStratejik plan uygulanabiliyorsa krizden bahsedilemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Paul A. Argenti, “İtibar çok kapsamlı bir şekilde etkilenmiyorsa büyük ihtimal kriz değildir. Çalışanlarında bu süreçten etkilenip etkilenmediği sorgulanmalı. Çok önemli çalışanlar bu süreçten etkileniyorsa o zaman bir kriz durumu vardır. Bir de krizin ölçeği ne kadar ona bakmak lazım. Bir veya birden fazla sorulara evet yanıtı veriliyorsa krizle karşı karşıya bir durum vardır ama böyle bir durum söz konusu değilse olay abartılıyordur, yani dramadan ibarettir. Krize karşı hazırlanırken ilk etapta kurumsal risk ölçülmeli. Kurumun karşı karşıya olduğu risk nedir, bunu ölçerken daha sonra neler yapmamız ve yapmamamız gerektiğini göreceğiz. Potansiyel krizdeki iletişim defteri belirlenmeli. Hangi kanaldan mesaj iletileceği saptanması, farklı krizlere farklı ekiplerin yanıt vermesi, daha merkezi bir şekilde krizin ele alınması ve bir taslak planının oluşturulması gerekir. Böyle bir kas hafızası gibi olacak. Bir plan oluşturduk, ona tamamen körü körüne bağlı kalacağız demek değil ama maraton koşucularının nasıl bir stratejisi, bir taslak çerçevesi varsa krizde de böyle bir plan oluşturmak gerekiyor.” dedi.Yara bandı niteliğinde çözümler üretilmemeliBir kriz esnasında şirketlerin ilk olarak medya ilişkilerini yönetebilmesi ve çalışanlarına yönelik bu durumu ibraz ederken bir stratejisi olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Argenti, “Markayı güçlendirmek için birtakım taktik ve stratejilerin geliştirilmesi gerekir. Kriz iletişimindeki hedefler aynı olacaktır. Global çerçevede yeniden güven tesis edebilmek çok önemli ve itibar sermayesini ihtiyaç duyulan değişiklikleri yaparak güçlendirmemiz gerekecektir. Bir krizde tehlikelerden ziyade fırsatlar görülüyorsa bu krizden nasıl kar edilerek çıkılabilir diye hemen düşünmek gerekecektir. Maalesef çok az marka bunu yapabiliyor ve problemi çözerken uzun vadeli etkisini görmek gerekiyor. Yara bandı gibi bir çözüm aslında üretilmemeli. Kısa vadeli çözüm üretmenin bir faydası olmayacaktır.” diye konuştu.Kriz iletişiminde ilk olarak problem tanımlanmalıKrizde kurulacak iletişim için ilk etapta problemin tanımlanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Problemin ne olduğu ve hangi problemin çözülmeye çalışıldığına bakılmalı. Maalesef ve şirketler genellikle problemi anlayamıyorlar. Yanlış problem çözüldüğünde buna istatistikte “Tip 2 hatası” denilir. Einstein ‘Herhangi bir şeydeki en önemli şeyin problemin tanımlanması’ olduğunu dile getiriyor. ‘Yani bir saatim olsa problemi çözmeye 5 dakika, problemi tanımlamaya 55 dakika harcarım, ancak problemi tanımladıktan sonra gerekli bilgileri toplayabilirim’ diyor. Kriz döneminde iletişimin merkezileştirilmesi ve bununla birlikte medyanın, medya kuruluşlarının bir adım önüne geçebilmek çok önemli. Onların aslında kafasıyla düşünebilmek ve etkilenen birimlerle doğrudan iletişim kurabilmek çok önemli. İşlerin durmaması lazım.” dedi.Türk Hava Yolları çok başarılı bir örnekProf. Dr. Paul A. Argenti, ilk etapta iletişim ekiplerinin merkezileştirilmesinin çok önemli olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Kriz döneminde krizi yönlendirmek için 30-40 kişilik ekipler oluşturulur. Kriz döneminde, pandemi döneminde çalışanlar çok önemli. Maalesef pek çok şirket, çalışanları bir varlık olarak görmekten ziyade bir yükümlülük olarak gördüler ve iş çalışanlarını kovdular. Yaptıkları en büyük hata buydu. Müşterilerle sürekli iletişim halinde kalabilmek ve hissedarlara güvence verebilmek çok önemli. ‘Krizi böyle yönetiyoruz, her şey yoluna girecek merak etmeyin’ demek ve pro-aktif davranabilmek çok önemli. İlk başarı hikâyelerinden bir tanesi Türk Hava Yolları’na ait. Pandeminin başında Türk Hava Yolları hemen ana paydaşlarla iletişime geçti. Çalışanlar ve müşterileri ile yapılması gereken de buydu ve THY CEO’su sürekli iletişimde kaldı. Bu kriz döneminde kimsenin unutulmayacağını göstermeye çalıştı ve daha fazla insanın erişimine açık olan YouTube'a videolar yüklendi. İletişim biçimi gerçekten büyük bir başarı hikâyesidir. Uçağın ve yolcuların nasıl güvende tutulacağını çok net bir şekilde anlattılar.”Kurumdan çıkan mesajlar uyumlu olmalıBir krizle birlikte gelen fırsatın düşülmesinin ters gelebileceğini söyleyen Prof. Dr. Argenti, “Şu anda bir krizin ortasındayım, bir fırsat mı kollayacağım? diye düşünmek mümkün. Evet, çünkü krize nasıl yanıt verildiği de ikinci bir krizdir. Eğer ki krize verilen yanıt anlamında durum batırılırsa başa çıkılması gereken ikinci bir kriz söz konusu demektir. Merkezi olmayan yönetimde herhangi bir sıkıntı yoktur ancak burada önemli olan kriz durumunda stratejik olarak birbirine uyumlu bir iletişim sürdürmektir. Uyum içerisinde konuşmak gerekir. Aynı kurumdan çıkan mesajların birbiriyle uyumlu olması son derece önemli. Üçüncü mesajım, öngörülebilir sürprizlerin belirlenmesi krizlerin önlenmesine yardımcı olabilir ve fırsatlar sunabilir. Yani ortaya çıkan tehditlerin nasıl tespit edileceğinin bilinmesi gerekir. Bu noktada karşılaşılabilecek potansiyel durumların ve bu krizle birlikte ortaya çıkan fırsatların neler olduğu düşünülmeli.” dedi.Yeni krizlere hazırlıklı olunmalıKurumların aynı zamanda pazarlama ve iletişim konusunda bilhassa kriz durumunda stratejik düşünmeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Bu pazarlama ve iletişim konusunda stratejik düşünmedir. Bu krizden ders çıkarılmalı ve bir sonraki kriz hakkında iletişim planları oluşturulmaya başlanmalı. Henüz Covid-19 krizinin sonuna gelmiş değiliz. Türkiye'de de kriz hala devam ediyor ancak en nihayetinde sona erecek. Bu kriz sona erdiği zaman da bir sonraki kriz düşünülmeye başlanmalı çünkü bu bir sonraki krizde yardımcı olacak.” diye konuştu.Sempozyum iki gün daha sürecekSempozyumun 27 Mayıs Perşembe ve 28 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilecek diğer tüm oturumlarını şu adresten takip edebilir, programların üst kısmında bulunan zoom linklerini tıklayarak yayınları izleyebilirsiniz: https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig-2021-program-kitapcigi-v4.pdf

27 MAY 2021

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ön Hazırlığı Olanlar Krizi Daha Rahat Atlatıyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kriz yönetiminin genellikle kişinin krize karşı aldığı pozisyonla ve hangi yönde tepki vereceği ile oluştuğunu belirterek “Hayat bir zincire benzer. Krizin en güçlü yeri neresidir diye sorarsanız krizin en zayıf halkasıdır. Krizlerde o halkalardan kırılmalar olur. Ancak ön hazırlığı olanlar krizi daha sağlıklı atlatıyorlar, hızlı reaksiyon ve doğru pozisyon alanlar krizi daha rahat atlatıyorlar.” dedi.Dünyanın çeşitli üniversitelerinden akademisyenlerin de katıldığı sempozyumda ABD’deki Dartmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul A. Argenti, “Pandemi ve Dijital Çağda Kriz İletişimi” başlıklı bir konuşma yaptı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri'nin 8’incisinin ana başlığı Dijital Çağda Kriz İletişimi olarak belirlendi. Pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenen sempozyumda ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacılar yer aldı.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Pandemide iletişimcilere büyük görev düşüyor”Sempozyum Başkanı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, sempozyumun açılış konuşmasında yaklaşık olarak 1.5 yıldır tüm dünyayı etkisi altına alan pandeminin sadece hastalık korkusunu yaymadığını, hastalık ve ölüm korkusuyla birlikte hayatın pek çok alanında etkili olduğunu, hayatın başka yöne evrilmeye başladığını söyledi. Pandeminin bir anda ekonominin ve sosyal hayatın gündemine girdiğini ve kültürel hayatı çok etkilemeye başladığını kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanlar bir anda evlerine kapandılar ve bir anda bir yoksulluk, işsizlik, salgın korkusu, ölüm korkusu ve eve kapanma sosyal olarak da birbirlerinden soyutlanma süreci yaşadılar. Krizin bu toplumsal boyutu da beraberinde psikolojik ve özellikle bizim alan açısından iletişimsel boyutu çok etkili bir biçimde gündeme taşıdı. Hayatın her boyutunda bir kriz yönetimine gereği ortaya çıktı. Dolayısıyla da biz iletişimcilere çok büyük görev düşüyordu, iletişim camiasına çok büyük iş düşüyordu. Çünkü ne olursa olsun böyle durumlarda toplumu moral olarak sakin tutmak, yaşanan paniği biraz olsun sakinleştirmek için iletişimcilere büyük iş düşüyordu. Dolayısıyla hem medya sektörünün kriz yönetimine etkili eğilmesi, hem iletişim akademisyenlerinin bu konuda görüş belirtmesi araştırma yapması çünkü öyle bir dünya ki tam bir laboratuvara dönüştü.  Dolayısıyla biz de bu sempozyumda geniş platformda konuyu çeşitli boyutlarıyla tartışalım istedik.” diye konuştu.Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Pandemide iletişim önemli rol oynadı”Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, 2020 yılının başlarından beri hızla yayılarak bütün dünyayı etkisi altına alan pandeminin başta iktisadi hayata, sosyal hayata eğitim hayatına olmak üzere yaşamın her alanında etkili olarak bir kriz ortamı oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Mehmet Zelka, “Ortaya çıkan bu krizin gelişimine ve çözümüne yönelik bilgilerin toplumun bireyleri arasında olduğu gibi ulusal ve uluslararası düzeyde paylaşımında da iletişim önemli bir rol almıştır. Bu bakımdan sempozyumun ana temasının dijital çağda kriz iletişimi olarak belirlenmesini anlamlı buluyorum.” dedi.Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Pandemide eğitime 500 bin dolar yatırım yaptık”Prof. Dr. Mehmet Zelka, Covid-19 pandemi döneminde eğitim - öğretimin yüz yüze ilerlememesi sebebiyle dijital olarak gerçekleştirilmesi zorunluluğunun ortaya çıktığını, Üsküdar Üniversitesi’nin de bu süreçte eğitimi hem yüz yüze hem de dijital olarak vermeyi düşünerek dijital sistemi geliştirdiğini ve başarıyla uyguladığını kaydetti. Prof. Dr. Mehmet Zelka, “Teknik altyapımızın oldukça güçlü olmasına rağmen yoğunluğun bir aksaklığa yol açmaması için 2020 yılında 500 bin dolarlık yatırım yapılmış ve alt yapımız daha da güçlenmiştir. Bu sayede üniversitemiz krizin başlarında eğitim öğretimi dijital olarak %90 oranında aksatmadan verilmiştir. Bu konuda üniversiteler arasında yapılan değerlendirmelerde iyi uygulama örneklerinden biri olarak Üsküdar üniversitemiz üniversiteler arasında başarılı ilk %3 dilimi içerisinde yer almıştır.” diye konuştu. Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun dijitalleşme, kriz iletişimi, sağlık iletişimi, sosyal medyanın yanı sıra halkla ilişkiler sinema, televizyonculuk, reklamcılık, habercilik gibi çok çeşitli temaları kapsayan alanlarda önemli katma değer sağlayacağına inandığını kaydetti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Krizde dijital manifesto yayınladık”Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında pandemi krizi başlamadan önce Üsküdar Üniversitesi olarak dijital dönüşmeye önem vermekte olduklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Derslerin %30-40’ını dijital yapma ile ilgili planımız vardı. Krizde hızlı bir tepki verdik ve dijital dönüşüme tam geçerek ciddi bir sonuç aldık. Dersleri canlı olarak verebildik. Birçok üniversite altyapısı dersleri ödev göndererek, senkron olarak yükleyip daha sonra öğrencilerin sunumlarını dinleyerek yaparken biz canlı olarak gerçekleştirdik. Bütün hocalarımızın da çok aktif bir katılımı oldu ve halen de sürdürmekteyiz. Fakat ikinci bir şey daha yaptık. Geçtiğimiz yıl haziran ayında birinci dalga gevşeyip rahatladığı zaman havalar da iyiyken bahçede kriz ve dijitalleşme ile ilgili bir beyin fırtınası niteliğinde vizyon toplantısı yaptık. Bu vizyon toplantısında aşağı yukarı 100’e yakın öğretim üyesi, diğer idari birimlerdeki, iletişim bilimleri kadrolarındaki hocaların hepsi katılarak orada tamamen eşit bir şekilde herkes fikrini söyledi. Gruplara ayrıldı, gruplardaki hocalar konu tartışmaları yaptı. En sonda bir bildiri haline getirdik, krizle ilgili bir dijital manifesto hazırladık ve bunu da yayınladık.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Krizin en güçlü yeri en zayıf halkasıdır”Kriz yönetiminin genellikle kişinin krize karşı aldığı pozisyonla ve hangi yönde tepki vereceği ile oluştuğunu belirten Tarhan, “Bir kriz ile bir selin farkı yok. Sel geldiği zaman bazı insanlar ‘neden geldi?’ diye yakınırlar, bazı insanlar kendilerini bırakır giderler, bazı insanlar da selde bir kütük ararlar ve ona tutunup hedeflerine öyle ilerlerler. Bu krizler de zor zamanlarda öyledir. Hayat bir zincire benzer. Krizin en güçlü yeri neresidir diye sorarsanız krizin en zayıf halkasıdır. Krizlerde o halkalardan kırılmalar olur. Aile yapısı bozuksa toplumda aileden kırılma olur, sosyal yapı bozuksa ve kültürel çatışmalar varsa oradan kırılmalar olur. Ekonomik durum kötüyse oradan kırılma gerçekleşir. Ancak ön hazırlığı olanlar krizi daha sağlıklı atlatıyorlar, hızlı reaksiyon ve doğru pozisyon alanlar krizi daha rahat atlatıyorlar.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Riskleri yönetebilmek gerekiyor”Kriz yönetim ilkeleri belirlediklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kriz yönetimi ilkelerinden birisi risk yönetimidir. Riskler belirlendiğinde onları yönetebilmek gerekiyor. Eğer risk yönetimi yoksa zaten krizde her an fırtınaya yakalanılabilir. Örneğin bir kaptanın limandan çıktığı zaman risk yönetimi yapması lazım. Bir yönetimin, bir liderliğin burada gelecek muhtemel riskleri öngörüp onunla ilgili önem ve öncelik sıralaması yapması gerekir. Biz bu krizde risk yönetimimizi yaptığımız için dünyanın gidişini gördük, bu gidiş içerisinde dijitalleşmenin önemli olduğunu gördük. Üst yönetim olarak da biraz daha hazırlıklı yakalandık. Risk yönetimini görerek altyapı oluşturduğumuz için yeni duruma da hızlı uyum sağladık. Üsküdar Üniversitesi bu konuda önemli bir sınav verdi. Şu ana kadar da halen aktif olarak devam ediyoruz.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Toplumun % 25’i komplo senaryolarına, yalana inanabiliyor”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘Duyumlarımıza göre istatistiksel olarak dünyada aşılanmanın tam olduğu ülkelerde normalleşme büyük ölçüde tam olmasa da artık Covid-19’dan kaynaklı ölümler 100'ün altına düşmüş durumda’ dedi ve şöyle devam etti: “Bu da iyiye işaret olarak değerlendirilebilir. Bireyi de toplumu da bu konuda ümitsizliğe düşürmemek gerekiyor. Türkiye'de de aşı konusunda biraz yavaş da olsa aşılanmak isteyen herkes aşılanmış olacak. Şu anda toplumda Sağlık Bakanlığı'nın randevu kılavuzuna aşılanmak istemediğini belirten %20-25 kadar bir kitle var. Bu da az bir rakam değil ve artık bütün dünyada böyle maalesef.  Toplumumuzun %25'i komplo senaryolarına, yalana inanabiliyor.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Krizlerde tahmin edilebilirlik çok önemli”İletişim neden önemli olduğunu sorgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir psikiyatri profesyoneli olarak kriz yönetiminde birey, aile ve toplum açısından krizleri tahmin edilebilirlik yönünde mesleki olarak önemli bu duyarlılığımız var. Krizlerde tahmin edilebilirlik çok önemli. Problem ve patoloji ile uğraştığımız için bir kriz geliyor bize, onun öncülleri çok önceden başlamıştır. İntihar krizi geliyor, ailede boşanma kaynaklı bir kriz geliyor. Bir toplumda kültürel çalışma geliyor, mesela İngiltere’de İRA terörünü bitirmekte öncülük yapan kişi şu an Lordlar Kamarası’nda olan John Alderdice adında bir psikiyatristtir. İRA terör örgütüne karşı orada ciddi bir liderlik yaptığı için, var olan krizi çözmedeki desteklerinden dolayı kendisine Lord ünvanı verildi. Psikiyatrinin bu konuda danışmanlıkları, küresel boyutta çalışmaları var.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsan yalnız yaşamaya kodlanmamıştır”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın ilişkisel bir varlık olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:“İnsan genetik olarak yalnız yaşamaya göre kodlanmamıştır. Yalnız yaşamak insanın biyolojik doğasına aykırıdır. Bir insan izole bırakıldığı zaman mesela bir çocuk doğar doğmaz izole bırakıldığı zaman çocuğu vahşi çocuk vakası meydana geliyor. Literatürde şu anda 50-60 civarında vahşi çocuk vakası var. Örneğin Ukraynalı Oxana Malaya vakası var. Bu çocuğun annesi ve babası alkolik, orman kenarında evde yaşıyorlar. Çocuk 3 yaşında kayboluyor ve köpeklerle yaşıyor. Anne ve baba ilgilenmediği için çocuk köpeklerin arasında yatmış kalkmış ve 10 yaşındayken bulunmuş. Bulunduğunda köpek gibi havladığı, yemek yediği, yıkandığı, başını aynen köpek gibi suya soktuğu görülüyor. 3 yaşına kadar da büyük ihtimal ihmalle geldiği için konuşma da dahil hiçbir insani değeri öğrenememiş. Fakat görme ve işitme gibi becerileri bozulmamış, hayvandan bunları öğrenmiş. Daha sonra özel eğitimlerle bu kişiye ancak 20 yaşında ayakta yürümeyi ve konuşmayı öğretebilmişler. Yani insan iletişim varsa vardır, iletişim yoksa insan, insan olmaktan çıkıyor. Ormanda yaşıyorsa ormanın veya hangi canlılar arasında yaşıyorsa onların çocuğu oluyor.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsan öğrenmeye açık olarak doğuyor”Nörobilimin öngördüğü bir gerçek olarak bir çocuğun sosyalliği toplumla yaşarken öğrendiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir çocuk 0-3 yaş arasında ve ergenlik döneminde 2-3 sene kadar beyninde ciddi bir blooming oluyor. Çiçek açar gibi beyindeki sinir hücrelerinde hızla sinaptik dallanmalar oluyor. İlkbaharda 2-3 hafta birdenbire her tarafın yeşillenmesi gibi oluyor ve ondan sonra sosyal etkileşimle çocuk bunu yaşadığı ortamda buduyor. Budanmadığında beyni otistik tanısı alan bireylerinki gibi oluyor. Beynin yeniden ateşleme yapma, network oluşturma dönemi hızlı büyümenin olduğu ve hormonların canlandığı 1-2 senelik ergenlik sürecinde gerçekleşiyor. O dönemde çocuk zaten fiziksel olarak erkek ya da kız oluyor fakat ruhsal olarak ona daha hazır olamayabiliyor. O da ruhsal olgunlaşmasında sosyal öğrenme ile oluyor. Çünkü hayvan yavrusu öğrenmiş olarak doğuyor, insan çocuğu ise öğrenmeye açık olarak doğuyor. İnsan çocuk prematür doğuyor, sosyal ve iletişimsel olarak prematür yani erken doğuyor. Bu yüzden iletişim çok önemli.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pozitif psikoloji dersleri veriyoruz”Üniversitenin İletişim Fakültesinde zorunlu olarak ‘Pozitif Psikoloji, İletişim Becerileri’ diye rektörlük dersi koyduklarını ifade eden Tarhan, “Çünkü psikiyatrik olgu olarak gelen vakalara baktığımız zaman büyük çoğunluğun sorun çözme becerisi geliştirmemiş kişiler olduğunu görüyoruz. Çoğunun da önemli bir şekilde insanlar arası ilişkilerde, aile içi iletişimde, anne ve baba ilişkilerinde negatif iletişimi pozitif iletişimden daha çok kullanan kişiler iletişim tekniklerine göre cepheleşerek değil bir hedefe birlikte yürüyerek oluşuyor. Bunları derste öğrencilerimize daha bir sorun çözme yöntemi olarak öğrencilerimize erkenden öğretiyoruz ki yakınlarıyla sorun yaşarken bunlar çözebilsinler. Hatta 14 haftalık kredili derslerimizde,  14 hafta sonunda öğrenim çıktısı alıyoruz. O öğrenim çıktısında öğrenciye ‘Bu ders sana ne kattı?’ diye soruyoruz. Anket şeklinde bazı sorular soruluyor. Bazılarında ‘arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘babamla aram düzeldi’, ‘kendimi bağışladım’ gibi örnekler görüyoruz. O yüzden iletişim becerilerinin öğrenilmesi önemli.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsan beyni Nonverbal olarak konuşuyor”İnsan beyninin sözel olarak değil nonverbal olarak konuştuğunu vurgulayan Tarhan, “Bununla ilgili beyinlerde ayna nöronlar tespit edildi. İnsan bir kolunu, bacağını kaldırınca karşı taraf dikkat ediyor ve kendi beyninde de aynı bölge harekete geçiyor. Kişi bunu ayna nöronlar ile yapıyor. Beynin ilgili bölgesi, kendi kolunu kaldırmadığı halde kaldırmış gibi çalışıyor. Aynı şekilde duygusal ayna nöronlar da var. Karşı tarafın öfkesini, kızgınlığını ve duygularını duygusal okuryazarlık şeklinde kişilerin beyinleri okuyor. Buna duygusal okuryazarlık diyoruz. İletişimin % 80’idir nonverbal iletişim. Okuduktan sonra kişi hızlı bir analiz yapıp duygu ifadesi tepkisi veriyor. Böylece duygusal aktarım oluşuyor. Aslında sözel iletişimden daha çok kullandığımız iletişim yüzümüzdeki mimik ve jestler, mikro mimik ifadeleridir. Ses tonu, eşik altı vurgular ve konuşma tarzımızın hepsi yüzde sekseni tutuyor. Verbal iletişimden daha çok non-verbal iletişim gerçekleşiyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hastalar artık uzaktan terapiyi tercih ediyor”Türkiye’de en kapsamlı nöropsikiyatrik hastanenin Üsküdar Üniversitesi bünyesinde olduğunu ifade eden Tarhan, “O hastanede biz tele terapiyi yıllardır yapmaya çalışıyorduk ancak doktorlarımız bu konuda fazla istekli değillerdi, hastalarımız da yüz yüze diye direkt diyorlardı. Çok uzak olanlara altyapımız dahilinde sınırlı sayıda telenöropsikiyatri yapmaya çalışıyorduk. Yazılım geliştirdik, etik normlar oluşturduk. Tam bunu yaparken bu kriz geldi. O konuda da hastane olarak altyapımız hazır olduğu için çok hızlı tepki verdik. Şu anda da hastalarımızın önemli bir kısmı ‘Böyle daha rahat, bundan sonra orada gelip beklemektense böyle devam ettirelim’ diyorlar. Amerikan Psikiyatri Birliği de bununla ilgili bir yayın yaptı. O mutabakatta da bununla ilgili yol haritaları, etik kurallar, etik standartlar, usul ve esaslar var.  Hatta maske de olmadığı için daha rahat iletişim kuruluyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dijital ortamda duygu aktarımı gerçekleşiyor”Dijital ortamda duygu aktarımı olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İletişim açısından dijital dünyada yeni bir gerçeklik ortaya çıktı. Artık kriz iletişiminde değil dijital bizim hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Endüstri 4.0 ne diyor? Dijital dönüşümün elemanları arasında nesnelerin interneti, simülasyonlar var. Diğer tarafta otonom robotlar, 3D yazıcılar var. En önemlisi big data var. Big data ne kadar güçlüyse o kadar güçlü olunabiliyor. Davos 2018'de bu açıklandı. Big datası büyük olanların dünyanın yeni hakimi oldukları söylendi. Dijital diktatörlük tartışmaları çıktı. Hatta Harari, ‘Biz özgür son nesiliz’ dedi. Bütün bunlar zorunlu dijitalleşmeyi hızlandırdı. Zaten krizlerin özelliği de bazı durumları hızlandırmasıdır. Bunu da hızlandırdı. Sadece sermaye elinde olan değil de küresel olarak herkes dijitalleşmek zorunda kaldı.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Zihninde dijitalleşme olmayan öğrenci mezun olamayacak”İletişim Fakültesi olarak gazetecilikte, klasik Basın Yayın İletişim Yüksek Okulu'ndan İletişim Fakültesi’ne geçen o macera içerisinde dijitalleşmeyi her öğrenciye öğrettiklerini ifade eden Tarhan, “Dijitalleşmenin olmadığı bir iletişim öğrencisini mezunu etmeme kararı aldık. İletişim Fakültesi’ndeki 8 bölüm arasında 2 küme oluşturmak istiyoruz. Birinci bölüm tasarımların ağırlık olduğu bölüm olacak. Dijital oyun, oyun ve tasarım, reklam ve görsel tasarım bölümleri gibi bölümler var. İkinci kümede de sosyal medyanın ve yeni medyanın ön planda olduğu, bunların temel olarak öğretildiği küme olacak. Örneğin bir öğrenci gazeteciliği seçerken ‘Ben gazeteciliği seçtim, yeni medya bana öğretilmiyor’ gibi bir algı oluşmasın istiyoruz.  Onlara da bunu öğreteceğiz. Laboratuvarlarımız şu anda epey aktif. Tasarımlarla ilgili özel programlar aldık. Dijital oyun ve animasyon tasarım laboratuvarları var ve sosyal medyanın da içinde olduğu gazetecilik var. Sosyal medyanın ve yeni medyanın içinde olduğu bölümler var. Zihninde dijitalleşme yoksa o öğrenci iletişime gelmemelidir çünkü iletişimi yapamaz.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dijital bir nesil geliyor”Gençlerin iletişim konusunda yetişkinlerden daha başarılı olduklarına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital bir nesil geliyor. Dijital neslin zaten dünyaya doğmuş durumda. İletişim Fakültesini tercih eden öğrencilerin hepsi de sosyal gençler ve iletişimin önemini biliyorlar, hevesliler, arzulular. 40 yaşından sonra İletişim Fakültesi tercih edenler var. Bakıyorsunuz sosyal zekâsı yüksek insanlar oluyorlar. Eğer üniversitede test yapılsa sosyal zekâsı en yüksek bölüm İletişim Fakültesi, en düşük bölüm de Mühendislik Fakültesi çıkar. İletişim Fakültesi bu konuda açık, hızlı uyum sağlayan, hızlı tepki veren bir bölüm. Mühendislik fakültesinin hakkını da yememek gerekiyor. Bize ciddi bir şekilde altyapı desteği veriyorlar.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Üç boyutlu toplantılar olacak”Birkaç sene sonra 5G, 6G çıktığında toplantıların üç boyutlu olarak gerçekleştirebileceğini belirten Tarhan, “Örneğin yurtdışından katılan konuşmacılarımız üç boyutlu gelecek, aramızda dolaşarak konuşabilecek. Buna doğru gidiyoruz. Böyle bir durumda iletişimciler yeni dijitalleşme dönüşümüne en çabuk uyum sağlayan meslek alanları diyebiliriz.” dedi.Prof. Dr. Paul A. Argenti,  “Pandemi ve Dijital Çağda Kriz İletişimi” ni anlattıABD’deki Dartmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul A. Argenti, davetli konuşmacı olarak katıldığı açılış programında “Pandemi ve Dijital Çağda Kriz İletişimi” başlıklı bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Paul A. Argenti, krizde ilk etapta fırsatlara odaklanmanın önemine işaret ederek krizde fırsatlardan nasıl istifade edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Paul A. Argenti, krizlerde tehlikenin farkına varmak, tehlikelere karşı önlem almak, kriz yönetimi ve örgütsel öğrenmenin önemini vurguladı.Yabancı üniversitelerden akademisyenler de sunum yapacakÜç gün boyunca devam edecek sempozyumda Türkiye’nin birçok üniversitesinden akademisyenin yanı sıra Cardiff Üniversitesi’nden Prof. Dr. Simon Cottle, “Medyada Pandemi Haberciliği”, Uppsala Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gregory Simons, “Kriz İletişimi Perspektifinden Zorunlu Koronavirüs Tecrit Anlatısına Karşı Dijital Direniş”, Saint-Petersburg State Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dmitry Gavra ve Assoc. Prof. Ekaterina Akımovıch, “Covıd-19 İkinci Dalgasında İş ve Saint-Petersburg Hükümeti Kriz İletişimi” başlıklı sunumlarını yapacak.Sempozyumun ilk gününde 6 oturum yapıldıSempozyumun ilk gününde “Pandemi Döneminde Enformasyon Arayışı ve İnfodemi”;  “Kriz Döneminde Yönetim, Strateji ve Liderlik”; “Kurumsal İtibar Ve Kriz İletişim Stratejileri”;  “Medya, Gündelik Hayat Ve Toplumsal Dönüşüm”; “Siyasal İletişim Ve Medya” ve “Kriz Zamanlarında Stratejik Medya İletişimi” başlıklı altı oturum gerçekleştirildi.Sempozyum iki gün daha sürecek30 oturumdan oluşan sempozyumun 27 Mayıs Perşembe ve 28 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilecek diğer tüm oturumlarını şu adresten takip edebilir, programların üst kısmında bulunan zoom linklerini tıklayarak yayınları izleyebilirsiniz: https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig-2021-program-kitapcigi-v4.pdf

27 MAY 2021

Pandemiyle Şekillenen İletişim Dünyası 8. Uluslararası İletişim Günleri’nde Masaya Yatırılıyor

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl farklı bir temayla düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri'nin 8’incisinin ana başlığı ‘Dijital Çağda Kriz İletişimi’ olarak belirlendi. Pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenen sempozyumda yurt içinden ve yurt dışından birçok üniversiteden akademisyen, ulusal ve uluslararası düzeyde tanınmış davetli konuşmacılar yer alıyor. Sempozyum 300’den fazla sunumla, farklı konulara temas ederek Covid-19 salgınıyla beraber değişen  iletişim modellerini ve bu değişime uyum sağlanmasına hizmet edecek yeni araştırmaları katılımcıların bilgi dağarcığına sunuyor. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Biz iletişimcilere önemli görevler düşüyor”Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, pandemi sürecinde hayatın her boyutunda bir kriz yönetimine ihtiyaç duyulduğunu belirterek “Dolayısıyla da biz iletişimcilere ve iletişim camiasına çok büyük iş düşüyordu. Çünkü ne olursa olsun böyle durumlarda toplumu moral olarak sakin tutmak, çeşitli meslek gruplarına hitap etmek, yaşanan paniği biraz olsun sakinleştirmek için iletişimcilerin değişimleri ve yeni yöntemleri analiz etmesi gerekiyor. Dolayısıyla hem medya sektörünün kriz yönetimine etkili eğilmesi, hem iletişim akademisyenlerinin bu konuda görüş belirtmesi, araştırma yapması kaçınılmaz oldu. Çünkü dünya tam bir laboratuvara dönüştü. Dolayısıyla biz de bu sempozyumda geniş platformda konuyu çeşitli boyutlarıyla tartışalım istedik.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Krizin en güçlü yeri en zayıf halkasıdır”Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise sempozyumun açılış konuşmasında kriz yönetiminin genellikle kişinin krize karşı aldığı pozisyonla ve hangi yönde tepki vereceği ile oluştuğunu belirterek “Hayat bir zincire benzer. Krizin en güçlü yeri neresidir diye sorarsanız krizin en zayıf halkasıdır. Krizlerde o halkalardan kırılmalar olur. Ancak ön hazırlığı olanlar krizi daha sağlıklı atlatıyorlar, hızlı reaksiyon ve doğru pozisyon alanlar krizi daha rahat atlatıyorlar.” dedi.Medya her yönüyle ele alınıyorSempozyumun bugün devam eden ikinci gününde  “Kriz Haberciliği: Medya, Temsil ve Etik”, “Medya, Öteki ve Şiddet”, “Medya, Temsil ve Söylem” başlıklı oturumlar gerçekleştirilecek. “Çevrimiçi Cinsel Şiddetin Haberler Aracılığıyla Sunuluşu”, “Covıd-19 Pandemisine Dair Haberlerde Hak İhlallerinin İzini Sürmek: Çocukların, Gençlerin, Yaşlıların ve Mültecilerin Haberlerde Temsili“, “Salgın Döneminde Salgın Haberciliği gibi sunumlar yapılacak. “Aşı, Koronafobi ve Medya” başlıklı oturumda “Covıd-19 Sürecinde Sağlık Haberciliği: Ana Haber Bültenleri Üzerinden Bir İnceleme” sunumları izlenebilecek.“Kriz ve Stratejik Medya Yönetimi” başlıklı oturumda “Pandemi Döneminde Kullanıcıların Sosyal Medya Kullanım Motivasyonları ve Kullanıcı İçerikleri: Clubhouse Örneği” ve “Krizin (Çekici) Bir Unsuru Olarak Sosyal Medya: Tiktok Uygulamasına Dair Güncel Bir Örnek” sunumları ilgi çekecek sunumlar arasında yer alıyor.Diziler de masaya yatırılıyor“Pandemi Döneminde Sinema ve Yeni Seyir Deneyimleri”, “İletişim Bilimlerinde Kriz” başlıklı oturumda “Dijital Medya Dizisi Örneği Ekseninde “Bir Başkadır” Dizisi Üzerinden Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Kadın Temsili”; “Dijital Medya Yoluyla Psikolojik Danışmanlık Covid-19 Pandemisi: “Kırmızı Oda” TV dizisi analizi ve "Masumlar Apartmanı" sunumları katılımcıların dikkatini çekiyor.Covid -19 Krizinin Yan Etkisi Dijital Obezite mi?Sempozyumun 28 Mayıs Cuma günü devam edecek üçüncü ve son gününde “Gözetim, Denetim ve Mahremiyet” başlıklı oturumda “Whatsapp Gizlilik Sözleşmesi Krizinin Kullanıcılar Üzerindeki Etkisi” ele alınacak. “Pandemi Döneminde Dönüşen Tüketim Alışkanlıkları” oturumunda “Covıd-19 Küresel Krizinin Yan Etkisi: Dijital Obezite”, “Türkiye’deki Popüler E- Ticaret Pazaryerlerinin Yapay Zekâ Göz İzleme (Eye Trackıng) Yöntemi İle  Nöropazarlama Açısından Analizi” başlıklı oturumlar da izlenebilecek.Covid-19 Pandemisi, Medya ve İnfodemi”, “Pandemi Döneminde Sanat, Tasarım ve Görsel Kültür” ve “Markalar ve Dijital Kriz Yönetimi”  oturumları da takip edilebilir.Pandemide dijitalleşme ve yayıncılığın dönüşümü konuşulacak“Sosyal Medyada Kriz Yönetimi” başlıklı oturumda “Kriz İletişimi Unsuru Olarak Influencerlar ve Pandemi” dikkat çeken başlıklar arasında yer alıyor. Üçüncü günün oturumları arasında “Sinema ve Kriz”, “Pandemi ve Çevrimiçi (Online) Eğitim”, “Kurumsal İtibar ve Kriz Yönetimi”, “Pandemi, Dijitalleşme ve Yayıncılığın Dönüşümü”  gibi yeni döneme ilişkin başlıklar da yer alıyor.30 oturumdan oluşan sempozyumun 27 Mayıs Perşembe ve 28 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilecek diğer tüm oturumlarını şu adresten takip edebilir, programların üst kısmında bulunan zoom linklerini tıklayarak yayınları izleyebilirsiniz: https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig-2021-program-kitapcigi-v4.pdf

19 NİS 2021

Ekslibrisin dünü ve bugünü konuşuldu

“Ekslibrisin işlevi, başlangıçtan bu yana değişti”Ekslibris ve iletişim konusunda değerlendirmelerde bulunan Dr. Okur; “Ekslibrisi sipariş eden kişi ‘kaynak’, sanatçı ‘gönderici’ ekslibris ‘iletişim aracı’ ve yer aldığı kitabı kullananlar da ‘alıcı’ olarak kabul ediliyor. İlk bakışta bu durum, akıllarda ekslibrisin böyle bir iletişim modeli içinde değerlendirebileceği kanısını oluşturuyor. Nedeni ise sanatsal yanının ağır basması. Günümüzdeki işlevi ise sanat ve tasarım alanında aldığı roldür. Ekslibrisin işlevi, başlangıçtan bu yana değişmiştir.” diye konuştu.“Sanat biçimleri ekslibrisi etkiledi”19. yüzyıl sonrasında yaşanan gelişmeler ile akım ve biçimlerin etkilerine dikkat çeken Denli; “Değişen teknoloji ve yazı tarzları ile 19. yüzyılın sonlarında bu süslemeci yaklaşımın yer yer kalktığını gördük. Dönemin akım ve biçim açısında da etkilendiğini gözlemliyoruz. Bunlar epey bir süre devam etmiş, dönemi yakın takip etmiş sanıyoruz fakat öyle olmadığını gördük. Yaptığım çalışmalarda da zengin olan tarafı ortaya çıkardım. Resimsel ögeler dönemi yansıtırken, yazı biçiminde bu pek göz önünde bulundurulmamış. Tarih boyunca yazıda hızlı gelişimler olmaması da bunun bir nedeni olarak gösterilebilir. Sanat biçimleri ise ekslibrisi etkilemiştir.” dedi.“Ekslibris, Almanya’da bilimsel bir çalışma alanı” Almanya’da ekslibrisi çalışmaları ve uygulamalarını yaptığını anlatan Doç. Dr. Kaya; “Geçmişten Günümüze Almanya’da Ekslibris adlı yüksek lisans tez çalışmasının amacı, başlangıcından bugüne kadar olan tarihi süreç içerisinde Almanya’da ekslibris sanatının nasıl bir değişim ve gelişim geçirdiğinin araştırılmasıdır. Ekslibris, Almanya’da sadece bir koleksiyon objesi değil, aynı zamanda bilimsel bir çalışma alanı olarak da incelenmiştir. Tez kapsamında da, Dip. Des. Paul Kunofski danışmanlığında, Leipzig Kitap Fuarında HAWK/ Hildesheim standında Ekslibris çalışmaları sergilendi. Böylelikle Almanya’ da ekslibris sanatının gelişimini derinlemesine ele aldım.” ifadelerinde bulundu.“Özgün baskın teknikleri ağırlıkta çalışmalarım var”Bu alanda yaptığı çalışmalarla ilgili bilgi veren İsmail Aslan ise; “Bu sanatla ilgilenen insanları teşvik etmek için yaptığım birçok örneklerim oldu. Görsel anlamda tasarladığım, özgün baskı teknik ağırlıklı çalışmalarım var.” dedi.

02 NİS 2021

Şaban Özdemir: “İletişimde teori ve pratik senkronizasyonu çok önemli”

“İyi bir işbirliği başarıyı beraberinde getirir”Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ali Özcan’ın da bulunduğu etkinlikte işbirliği ve iyi bir ekip olabilmenin önemine değinen Özdemir; “Ben iletişim fakültesinde okuyan arkadaşlarıma hep şunu söylerim; lütfen öğrencilik dönemlerini iyi değerlendirsinler, ceplerini doldurmaya gayret etsinler. Okulun sunduğu olanakları değerlendirmeye dikkat etsinler. Çok iyi ekip olmak gerekiyor. 21. yüzyıl becerilerinden biri de iyi işbirliği kurabilmek. Buradaki arkadaşlarım bazen hırslarının ya da yüksek hayallerinin kurbanı olabiliyor, arkadaşlar arasında tatlı bir rekabet olabiliyor. Bu rekabetleri en asgari düzeye, en azından yapıcı rekabete dönüştürüyor olmanızı tavsiye ederim. Çünkü bir gün mezun olup bir yere geldiğinizde iyi işbirliği kurup, birlikte çalışacağınız arkadaşlarınızın olması gerekiyor. Lisans eğitiminde kurduğunuz arkadaşlıklar, dostluklar, işbirlikleri, yapmış olduğunuz paylaşımlar, güzel işlere imza atmış olmanız sizin profesyonel hayatta da yine bu güzel işlerinizi sürdürmenizi beraberinde getirecektir. Bunu özellikle vurgulamak isterim.” dedi.“Teori ve pratiği iyi senkronize etmek gerekiyor”Teorik bilgi ve saha tecrübesinin iyi senkronize edilmesi gerektiğini dile getiren Özdemir; “Sahada çalışmayı düşünüyorsanız akademisyen dahi olsanız mutlaka okul aşamalarında sahaya iniyor olmanız gerekiyor. Konya’da Selçuk Üniversitesi’ne kaydımı yaptırdığımda hemen Kon TV’de işe başladım. Mezun olan ya da iletişim fakültesini tercih edecek arkadaşlarımın şu serzenişlerine çoğu zaman şahit oluyorum, ‘Torpilin varsa bir şeyler yapabilirsin.’ Benim hiçbir torpilim yoktu, tırnaklarımla kazıyarak geldim. Tanıdık ya da torpiliniz varsa bir nebze sizi bir yerde tutabilir ama bu o mevkide kalıcı olacağınız anlamına gelmez. Sizde bir beceri yoksa kendinizi geliştirmemişseniz, o anlamda bir gayretiniz de olmamışsa oradaki rüzgârın etkisi sizi çok hızlı bir şekilde savuracaktır. Dolayısıyla kendinizi okul döneminde iyi geliştirmeye gayret edin, sahaya inin, oralarda bir şeyler yapın. Bir kameranın, fotoğraf makinesinin ucundan tutun, klavyeye dokunun, bir haber yazın. Özellikle söyleyeceğim şey fakülte sıralarını hem akademik anlamda hem de saha tecrübesi teori ve pratik anlamında iyi senkronize ediyor olmanız gerekiyor. Başarının püf noktası gayret ediyor olmaktan geçiyor.” diye konuştu.“Her alanın kendine has zorlukları var, kaygıya takılıp anı ıskalamayın…”Öğrencilerin meslekle ilgili sorularını da yanıtlayan Özdemir, öğrencilerin gelecek kaygısı ile ilgili ise şunları söyledi: “Mezun olduktan sonra ne iş yapacağıyla ilgili kaygısı olan arkadaşlarım var. Bence mezun olduktan sonrayı düşünmeyin. ‘Anda yaşayın.’ Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan bun hep vurgular. Anda yaşamaktan kastım şu, o an elinden gelenin en iyisini zaten yapıyorsan, geçmiş ya da gelecekle ilgili kaygının olmasına gerek yok. O an iyi şeyler yapıyorsan, görevini yerine getirip, sorumluluklarının farkında hareket ediyorsan kendini geliştirmek için bir şeyler yapabiliyorsan zaten geleceğinle ilgili de güzel şeyler olacaktır. O yüzden kaygılanma, kaygına takılıp anı ıskalama. Tabi süreç kolay değil, zorlu. Meslekte yaşadığımız çok olay var. Ama; hangi alana giderseniz gidin her alanın kendine has zorlukları olacaktır. İstekli, hevesli ve tutkuluysanız bu zorluklar, önünüzde engel değil sadece aşılması gereken bir basamak olacaktır. Ben bunun örneklerini çok yaşadım. Onu zorluk olarak değil aşılması gereken bir basamak olarak görmek lazım. Bu bazen mesleki tecrübelerle aşılıyor, bazen bir büyüğünüzden, ustanızdan destek alarak aşılabiliyor. Mesleğimizde usta-çırak ilişkisi çok kıymetli. İletişim alanında bir şeyler yapacak öğrenci arkadaşlarım bunun farkında olsunlar. Kendinize idol olarak gördüğünüz bir meslek büyüğünüzü bulduğunuzda ona yapışın, model aldığınız isimlerin izlerini takip edin, size mentor olsun, sürekli sizi desteklesin.”Özdemir, öğrencilerin “Diksiyon, etkili konuşma, sunuculuk-spikerlik” konularına ilişkilerini sorularını da uygulama yaptırarak cevapladı.Programın sonunda Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ali Özcan Özdemir’e katılımlarından ötürü teşekkür etti.

02 NİS 2021

Üsküdar İletişim'den Yeni Bir Kitap: Maksimum Arınma

İnsanlık tarihinde farklı şekillerde kendisini gösteren tüketim olgusunu psikolojik ve sosyolojik bir çerçevede, farklı kuramsal yaklaşımlarla analiz eden Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, kaleme aldığı “Maksimum Arınma” isimli kitabında tüketimin insani boyutunu değerlendiriyor. Yaklaşık iki sene önce çalışmalarına başlayan Becan kitabında, tüketim olgusunu hedonizm, narsizm, distopya, aktarım mekanizması gibi kavramlarla birleştirirken, daha önce yapılmamış yerel ölçekte ‘Tüketici Kimliği ve Tüketim Değerleri’ olarak adlandırılan model önerisini ortaya koyuyor. “Kitap için hiçbir yerden maddi destek almadık”Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan, kitapta tüketiminin nasıl şekillendiğine değinmek istediğini belirterek, “Kitabın çıkma fikri aslında projenin kendisiyle oluştu. İstanbul Aydın Üniversitesi’nde on iki kişilik öğrenci çalışma grubu ile marka, medya kullanımı, sosyal medya gibi alanlarda insanların tüketiminin ve yaşam tarzlarının nasıl şekillendiğini araştırıyorduk. Bu kitap için çalışma yapan gönüllü öğrencilerin araştırma sahasını alışveriş merkezi olarak belirledik. Çünkü tüketim araçları alışveriş merkezinde daha çok yer almaktadır. 2018’in Kasım ayından 2019’un Haziran ayına kadar 387 kişi ile sahada birebir görüşmeler yaptık. Bunlar standart anket çalışmaları değildi. Gönüllü öğrenciler ile beraber derinlemesine uzun bir çalışma yaptık. Yüz yüze, kayıt alarak, yazarak, her türlü araç gereçlerle görüşme yaptık. Kitap için hiçbir yerden maddi destek almadık ve öğrenciler kendi imkânlarıyla araştırmayı gerçekleştirdi.” dedi.“Kitap hem eleştirel incelemeyi hem de keşif bazlı araştırmayı bir arada barındırıyor”Kitabının bireyin tüketici olarak kendini tanıması ve yeniden keşfetmesi için özgün bir araştırma sunduğunu söyleyen Becan; “Elinize aldığınız kitabı farklı kılan nokta, psikografik temelli derinlemesine görüşme tekniğiyle yapılan araştırma sonucunda, toplam on soruluk ölçek üzerinden tüketicilerin markalarla kurdukları ilişkiden alışveriş alışkanlıklarına, medya tüketiminden tatil ve giyim tercihlerine, hayatı nasıl anlamlandırdığına kadar gruplandırılmasıdır. Bugüne kadar buna benzer hem eleştirel bir yapıya sahip olan hem de nitel bir araştırmanın bulgularının yer aldığı, Türkçe olarak basılmış bir kitabın eksikliğinden ötürü böyle bir kaynak üretmek istedim. Bu kitap, elimizde olan geniş boyuttaki veri çokluğunu en etkin bir biçimde değerlendirme kaygısından ötürü tahminimden biraz daha uzun zamanda tamamlanabilmiştir. Ancak geçen süre sonuçları sağlıklı bir şekilde analiz edebilme fırsatı tanımıştır. Bu kitap, bireyin bir tüketici olarak kendini tanıması ve yeniden keşfetmesi açısından özgün bir araştırmayı sunuyor. Tüketim olgusunu düşünsel birikimle anlama, kavrama ve sorgulamada rehber olma özelliği taşırken, tüketimin sosyolojik kodlarını da çözmeye devam ediyor.” şeklinde konuştu.

01 NİS 2021

7. Uluslararası İletişim Günleri Tam Bildiri Metni Kitabı Çıktı!

7. Uluslararası İletişim Günleri /Dijital Çağda İletişim Eğitimi Sempozyum Tam Bildiri Metni kitabı Üsküdar Üniversitesi Yayınları tarafından 39 numaralı yayını olarak çıkarıldı.E-Kitaba ulaşmak için:https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig2020-tam-bildiri-kitabi.pdf

23 MAR 2021

Prof. Dr. Güngör: “21 Mart’ın Güzel, Simgesel Bir Değeri Var”

 “Nevruz, Türk geleneksel kültürünün önemli bir değeridir” Nevruzun anlamı ve neden kutlandığına değinen Güngör; “Nevruz, Türk dünyası ve Türk kültürünün çok güzel geleneklerinden biridir. Nevruzla ilgili çok çeşitli rivayetler vardır. Asya kıtasının ortak bir değeri, ortak bir kültürel geleneği gibi geliyor. Eski Türklerde var, Rumlarda var, Göktürklerde var. Aslında Orta Asya’da ve Asya’da Türklerin neredeyse ayak bastıkları hemen hemen her yerde Nevruz bir şekilde kutlanıyor. Nevruz, Türk geleneksel kültürünün çok önemli simgesel bir değeridir. Farklı ülkelerde farklı isimlerle anılmış ama ortak nokta şu ki eskilerden beri mutlaka bir şekilde Nevruz kutlamaları çok coşkulu olmuştur. Baharın gelişini kutlamışlar, yeni bir dönemin başlamasını kutlamışlar, yeşilliği kutlamışlar, yeryüzünün yeşillenmesini kutlamışlar, güneşin parlamasını kutlamışlar. Tabii eski Türklerin, Asyalıların doğayla çok iç içe olmaları bugün bizim yaşadığımız gibi değildi. Onlar doğanın çok içindeydiler. Kültürel gelenekleri, inançları doğayla çok iç içeydi. Biz bu doğanın içerisinde yaşıyoruz. Dolayısıyla bu anlamda yılda bir kez de olsa doğayı hatırlamak, doğa sevgisini hatırlatmak için 21 Mart’ın güzel bir simgesel değeri var.” ifadelerini kullandı.“Hem mutlu oluyorsunuz hem baharı kutluyorsunuz” Nevruz ritüellerinden de bahseden Güngör; “Danslar, dualar, bir yerlere belirli şeyler gömmeler, birtakım çiçekleri toplamak, hediyeler, kurban kesmeler... O kadar çok ritüel var ki. Bahar geliyor diye kurbanlar kesilip, adaklar adanır. Birtakım kutsal yerler ziyaret ediliyor mesela. Bazı topluluklar mezarlıkta kutlayıp, geçmişte yitip gidenleri de bir şekilde bu kutlamanın içine davet ediyorlar. Muhteşem bir şey aslında. Bahar canlanırken, hayata yeni canlılık getirirken bir yandan da bu vesileyle ölmüş olanları da selamlıyorlar. Onlara da birtakım dualar gönderip, adaklar adıyorlar. Acayip bir gelenek ve bir sosyalleşmek. Bir de bunun moral yanına bakmak lazım. Topluluklarının o kültürel paylaşımı, birlikteliği, o enerjiyi, mutluluğu paylaşmak için müthiş bir birliktelik sağlıyor. Kültürel ritüellerin en büyük özelliği toplumların bir arada yaşamalarını sürdürmelerine yardımcı olmaktır. Hem mutlu oluyorsunuz hem baharı kutluyorsunuz.” şeklinde konuştu.“Toplumları birbirine bağlayan şeylerden en önemlisi kültürdür” Türk dünyası açısından Nevruz’u değerlendiren Güngör; “Nevruz, çok önemli bir kültürel dayanışmadır. Toplumları birbirine bağlayan şeylerden en önemlisi kültürdür. Çünkü o, ortak geçmişte, ortak tarihte, ortak değer paylaşımıdır. Birbirlerini hatırlatmaları bu anlamda çok önemlidir. Dünyanın içerisinde bulunduğu süreç ne yazık ki savaşların, çatışmaların olduğu gergin bir süreç. Böyle gergin bir dünyada köklerimizi hatırlamamız, köktaşlarımızı belli bir ölçüde de olsa bu vesile ile selamlamak hiç kötü bir şey değildir. 21 Mart’ta Orta Asya’ya kadar uzanan bölgede Nevruz kutlanıyor. Bu çok güzel bir şey. Sadece Türkiye Cumhuriyetinde kutlanmıyor. Uzak Doğu’da da, Asya’nın büyük bir kısmında da kutlanıyor. Dolayısıyla toplumları birbirine bağlayabilir ama biz biraz kopukluklar yaşadık. Bir ara kurumsal olarak kutlanmıyordu. Anadolu’da halk arasında belli bir kıpırdama oluyordu sadece. Şimdi yurt düzeyinde biraz daha yayılmaya çalışılıyor.” dedi.

23 MAR 2021

Prof. Dr. Nazife Güngör: “Şiddete Duyarsız Kalan Bir Toplum Oluştu”

“Medya şiddeti estetize ediyor”Şiddetin toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nazife Güngör; “İnsanlar şiddetle eğleniyor. Şiddet, eğlence sektörünün en kolay yolu oldu. Bireylerin şiddete karşı duyarsızlaştığını görebiliyoruz. Topluma şiddet izletmek kadar kolay gelen bir şey yoktur. Günümüzde de toplumsal açıdan kolay başvurulan bir yapı taşı oldu. Kolaylığın yanı sıra medya, şiddeti sanatsal hale getiren taraftır. Şiddeti görmek, izlemek alışmaya sebep olurken, şiddet bir iktidar aracı, eğlence sektörü ve toplumsal bir sorun haline de gelmiş oluyor. İdeolojik bir araçla birlikte medya, şiddeti sanatsal ve estetize ediyor.” Şeklinde konuştu.“Şiddete duyarsız hale gelen bir toplum oluştu”Şiddetin kolay başvurulan bir yol olduğunu ve toplumun bu konuda duyarsızlaştığını belirten Güngör; “Sosyal medya ile birlikte şiddeti, kullanıcılar da kullanır oldu. Eğlence sektörünün içine yerleşince en temel araç oldu. Şiddeti; estetik, ideolojik hale gelmiş şekilde gözlemliyoruz. Silah ve şiddetin her türlüsünü gördükçe insanların rahatsız olmadığını görüyoruz. Hastalıklı zihniyetler ve bireyler yetişiyor. Bir silah görmek, kan görmek, ölümler, yara bunlar toplumu korkutmuyor, o kadar alıştık ki bu duruma beyinlere ve duygulara kazındı. En büyük tehlike ise şiddete duyarsız hale gelen toplumların oluşmasıdır.” Dedi.“Sorunları tabandan çözmek gerekiyor”Sorunları çözmek için farklı yöntemlerin uygulanması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Güngör; “RTÜK’ün cezaları ve yasakları ile olacak gibi değil. Bir sorun varsa ortada kodların deşifre edilmesi gerekiyor. Tüm dünya bu sıkıntıları yaşıyor. Sanatsal anlamda topluma şiddet yerleştiriliyor. Şiddeti izleyerek eğlence olmaz. Daha uzun vadeli yöntemler şart. Toplumun temeline eğitim gerekiyor. Seviyeli ve analiz yapabilecek üretimler olması daha iyi olacaktır. Medya sektörü biraz daha doğru üretimler yapmalı. Yaşanan sıkıntıları tabandan çözmek gerekiyor. Doğru yapımlar, senaryolar görebiliriz. Kapitalist düzenin, temel taşı olan hızlı üretim, tüketim ve popülizmden taviz vermemiz gerektiğini düşünüyorum.” İfadelerini kaydetti.“Psikolojik şiddet göz ardı edilmemeli”Üsküdar Üniversitesi Çözüm Odaklı Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSÇÖZÜM) Müdürü ve İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ise sempozyumda yaptığı konuşmada, fiziksel şiddetin belirtileri daha belirginken psikolojik şiddetin ihmal edildiğini vurguladı. Psikolojik şiddetin ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal; “İş yaşamında, sosyal yaşamda, özel yaşamda mobbing giderek yaygınlaşan bir sorun haline geldi. Her türlü fiziksel şiddetin yanında kadının kadına yaptığı mobbing’in de anlamlandırılmasına yönelik çalışmalar yapmalıyız. Farkındalığın oluşması ve önleyici / tedavi edici çalışmaların yapılması için sorunun kök nedenlerinin araştırılması gerekiyor. Biz de projelerimizin arttırılması için ÜSÇÖZÜM merkezimizde çalışmalarımıza yoğunlaştık.” Diye konuştu.“Sosyal medya okuryazarlığı becerimizi arttırmalıyız”Sosyal medyada paylaşılan içeriklerin yaydığı duyguların çevrimiçi sosyal ağlarda yayılım gösterdiğini dile getiren Ünal; “Korku, öfke, panik gibi duyguları içeren paylaşımlar yaparak da şiddetin yayılımına aracı olduğumuzun farkında olmalıyız. Sosyal medya okuryazarlığı becerimizi arttırmalıyız” dedi.“Farklılıklara tolerans göstermeyenlerin şiddete eğilimi daha fazla”Farklılıkların kabul edilmesinin önemine de dikkat çeken Ünal; “Farklılıkları Kabul Ölçeği ile yürüttüğümüz pek çok araştırmada kadınların farklılıklara daha fazla tolerans gösterdiği ortaya çıktı. Erkeklerin farklı görüşlere, değerlere toleransı daha düşük. Farklılıklara tolerans göstermeye yönelik araştırmalar ve çözüm yolları bu noktada önemli. Çevresindeki farklılıklara tolerans gösteremeyen kişilerin şiddete başvurmaya daha eğilimli olduğunu söyleyebiliriz.” Dedi. 

18 MAR 2021

Ödüllü İletişimciler Senato Toplantısına Konuk Oldu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Aydın Doğan Vakfı tarafından bu yıl 31’incisi düzenlenen Genç İletişimciler Yarışması’ndan 4 ödülle dönen Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri “internet sitesi”, “internet medya sitesi”, “blog” ve “röportaj” dallarında 4 ödül kazanmıştı. Ödül kazanan öğrenciler ve hocaları, Zoom üzerinden gerçekleşen üniversitenin haftalık olağan Senato Toplantısına konuk oldu.“Yarışmaların kaybedeni olmaz”Tüm hocalara ve öğrencilere teşekkür ederek sözlerine başlayan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Yarışmaların kaybedeni olmaz ya kazanırsınız ya da bir şeyler öğrenirsiniz. Başarılı olmayan projeler de her zaman yeni şeyler öğretir. Önemli olan kişinin performans göstermesidir. İletişim Fakültemizi yüksek performansından dolayı tebrik ediyorum. Başarılarının en önemli sırlarından biri de şüphesiz hocalarımızın ve öğrencilerimizin iyi birer takım olabilmeleri. Ayrıca ürettiklerini görünür kılmayı da çok güzel başarıyorlar. Genç arkadaşlarımızın aynı motivasyon ve şevkle devam etmelerini destekliyoruz. Ben Üsküdar Haber gazetemizi görünce çok mutlu oluyorum, çok emek var. Bu tarz çalışmalar gençlerimizin geleceği için çok önemli.” Diye konuştu.“Yarışma katılımları öğrencileri cesaretlendiriyor”Genç İletişimciler ve TRT Geleceğin İletişimcileri yarışmalarına 3-4 yıldır katılım sağladıklarını belirten İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör; “Bu yıl katıldığımız Genç İletişimciler Yarışmasında başarı durumumuza baktığımızda vakıf üniversiteleri arasında ilk sırada, devlet üniversiteleri arasında ise üst sıralarda yer alıyoruz. Süleyman hocamız ve öğrencileri Haber Üsküdar’da başarılı çalışmalar yaparak yarışmalarda derece alıyorlar. Nihal hocamız son iki senedir, iki yarışmada da birincilik alıyor. Biz de yarışmalar konusunda bir komisyon kurup öğrencileri her dalda yarışmalara katmak için çalışacağız. Daha profesyonel adımlar atacağız. Çünkü bunlar çok cesaretlendirici çalışmalar. Ödül alan öğrencilere sektörden de fırsatlar çıkıyor. Yarışmaları düzenleyen kurumlarla fikir alışverişinde bulunmak, ilişkilerimizi geliştirmek de çok değerli” ifadelerinde bulundu.“En çok haber üreten iletişim fakültesiyiz”Haber atölyesi ve derslerde öğrencileri habere teşvik ettiklerini ve en çok haber üreten iletişim fakültesi olduklarını belirten Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Süleyman İrvan, iyi işleri yarışmalara göndererek öğrencilerin isteklerini artırdıklarını söyledi.626 öğrencinin hayalleri gerçekleşti‘Göç Eden Hayatlar’, ‘Güneşe Dokunan Kadınlar’ ve ‘Güneşten Haber Var’ olmak üzere üç senede üç proje ürettiklerini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Reklamcılık Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Nihal Toros ise şunları söyledi: “Bu projelerin hepsiyle birincilikler aldık. Beraber çalıştığım 4 öğrencimle bir ekip gibi olduk. Son projemiz Güneşten Haber Var ile fiziki ve coğrafi şartları zor olan Ağrı, Siirt, Van gibi illerdeki öğretmenlerle, muhtarlarla görüştük. Öncelikle buradaki öğrencilerin hayallerini gerçekleştirmek istedik. Öğrenciler hayallerini çizdi, öğretmenleri de bize gönderdi. 400’den fazla sponsorla 626 öğrencinin hayallerini gerçekleştirdik. Bazılarına kıyafet desteği verdik, ilk kez pizza yiyen, ilk kez asansöre binen, ilk kez AVM’ye giden öğrenciler oldu. Bu projeyle ilk olarak TRT’den ödül aldık. Kazanılan para ödülünü öğrencilerimiz Ağrı’daki bir okula bağışladı. Tüm bunlar bizim için çok değerli. Bu sene bir de ‘Kadın Başına’ projemiz olacak.”Yarışmaya katılan öğrencilere destek olan araştırma görevlileri Atilla Erdemir ve Selin Maden öğrencileriyle gurur duyduklarını belirtti.Ödül alan öğrenciler Zeynep Şahin, Ceyda Er, Nilay Soysev, Rozerin Özbay, Merve Şahin, Emre Sertdemir ve Dilan Dilber Duran ise hocalarına teşekkür ederek, çok güzel bir süreç yaşadıklarını ve çok mutlu olduklarını ifade etti. 

17 MAR 2021

Genç İletişimciler Yarışması’ndan Üsküdar Üniversitesi’ne 4 Ödül

 Çağdaş ve nitelikli gazetecilerle, medya yöneticilerinin yetişmesine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen 31. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’nda dereceye giren öğrenciler, 16 Mart Salı akşamı gerçekleştirilen dijital törende açıklandı. İletişim Fakültesi öğrencilerinin yazılı, görsel, işitsel ve internet yayıncılığı dallarındaki projeleri ile katılım sağladığı yarışmada seçici kurullar, 17 üniversiteden 53 öğrencinin toplam 45 projesini ödüle değer buldu.“Güneşten Haber Var” projesine birincilik Açıklanan sonuçlara göre Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden yedi öğrenci, dört farklı dalda ödül kazandı. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yer alan okullarda eğitim gören öğrencilerin hayallerini gerçekleştirmek ve ihtiyaçlarını karşılamak adına hayata geçirdikleri “Güneşten Haber Var” projeleriyle Nilay Soysev, Rozerin Özbay, Ceyda Er ve Zeynep Şahin “internet sitesi” kategorisinde birincilik ödülünün sahibi oldu.Blog, röportaj ve internet medya siteleri kategorilerinde ikincilik “Emre Sertdemir’in Blogu” isimli çalışmasıyla Emre Sertdemir “blog” kategorisinde ikincilik ödülünü kazanırken, Merve Şişman “Terör Saldırısının Canlı Tanığı: Ahmet Bulut” başlıklı haberiyle “röportaj” kategorisinde ikinci oldu. “internet medya sitesi” kategorisinde ikincilik ödülü ise kadın futbolunu daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla kurduğu “Futboliçe” isimli internet sitesiyle Dilber Dural’ın oldu.Eserler dört ana kategori ve 14 alt dalda yarıştı2019-2020 eğitim yılında yaptıkları çalışmalarla yarışmaya katılan öğrenciler “yazılı dal”, “görsel dal”, “işitsel dal” ve “internet yayıncılığı” olmak üzere dört ana kategoride yarıştı. “Yazılı dal” ana kategorisi altında ‘haber-haber araştırma’, ‘röportaj’, ‘mizanpaj’, ‘fotoğraf’ ve ‘spor’; “görsel dal” ana kategorisi altında ‘televizyon haberi’, ‘belgesel’ ve ‘kısa film’; “işitsel dal” ana kategorisi altında ‘radyo haber spikerliği’ ve ‘radyo programcılığı’; “internet yayıncılığı” ana kategorisi altında ise ‘internet sitesi’, ‘blog’, ‘sosyal medya projesi’ ve ‘internet medya sitesi’ olmak üzere toplamda 14 alt kategori yer aldı.Prof. Dr. Nazife Güngör : “Başarının takdir edilmesi çok değerli”Yarışma kategorilerinde dereceye giren öğrencilere ödül heykelciğinin yanı sıra para ödülü ve hediye çekleri takdim edilirken Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör şu değerlendirmelerde bulundu: “Öğrencilerimizin başarılarının takdir edilmesi ve destekler bizler için çok değerli. Herkese çok teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin projelerine destek veren hocalarımız Prof. Dr. Süleyman İrvan’a, Dr. Nihal Toros’a, araştırma görevlilerimiz Atila Erdemir ve Selin Maden’e, onlar nezdinde fakültemizin tüm öğretim üyesi ve Üsküdar akademik kadrosuna gayret ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimi sunmak isterim.”

16 MAR 2021

Dr. Öğr. Üyesi Birnur Karatimur Çutsay’a ‘En İyi Canlandırma’ Ödülü…

Dr. Öğr. Üyesi Birnur Karatimur Çutsay, İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) tarafından bu yıl 41’incisi düzenlenen Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışmasında “En İyi Canlandırma” dalında, “Yüz Yüze” isimli çalışmasıyla ikincilik ödülü kazandı.Birnur Karatimur Çutsay kimdir?Canlandırma film alanında kısa film projeleri gerçekleştiren Birnur Karatimur Çutsay, aynı zamanda jüri üyelikleri ve film projelerine danışmanlık da yapmakta. Çutsay’ın eserlerinden bazılarını şöyle:Filmografi Sözüm Söz (My Word)2019 Canlandırma Gizli Oda (Secret Room)2019 Canlandırma Bir Damla (Tear Drop)2019 Canlandırma Derin (Deep)2018 Canlandırma Yüz Yüze (Face to Face)2018 Canlandırma Sözde (So Called)2018 Canlandırma Çıkış Yolu (Way Out)2017 Canlandırma Denize Doğru (Gazing at the Sea)2017 Canlandırma Saklı (Hidden)2017 Canlandırma Yatay - Dikey (Horizontal-Vertical)2017 Canlandırma Gölge (Shadow)2007 Canlandırma Bir Gün (One Day)2004 Canlandırma İlk Düş(First Dream)2001 Canlandırma Yeşil Bulut (Green Cloud))1998 Canlandırma Güneş Çiçeği (Sun Flower)1993 Canlandırma

16 MAR 2021

Z kuşağının yaşam amaç becerisi düşük çıktı! Popüler olma, kolay kazanç ve rahat yaşamı tercih ediyorlar…

Prof. Dr. Nevzat Tarhan liderliğinde geliştirilen ölçek kapsamında Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal yönetiminde Türkiye genelinde 1026 katılımcıyla bir araştırma yapıldı.7 Boyutlu Üsküdar Yaşam Amaçları Ölçeği, 1026 kişiye uygulandıTürkiye genelinde 1026 kişiye “Üsküdar Yaşam Amaçları Ölçeği (ÜSYAM)” uygulandı. 15-71 yaş aralığında olan katılımcıların yaş ortalaması 33 oldu. Ölçeğin uygulanmasıyla elde edilen ortalama puan 104 bulundu. Ölçekten alınabilecek en düşük puan 28, en yüksek puan ise 140 oldu. Ölçek puan aralıklarına göre 28-65 arası az seviye, 66-102 orta seviye, 103-140 arası yüksek seviye olarak belirlendi. Alınan puan orta seviyenin biraz üzerinde bulundu.Cinsiyete göre farklılık bulunmadı, kuşak farkı ortaya çıktıAraştırmada 1026 katılımcı yaş gruplarına göre X,Y,Z kuşağı olarak gruplandırıldı. Z kuşağının diğer kuşaklardan istatistiksel olarak farklılaştığı ortaya çıktı. Buna göre en düşük yaşam amaçları becerisi puanını Z kuşağı aldı. Z kuşağı ölçeğin toplamından 100,7 puan aldı. Bu sonuç orta seviyede yaşam amaçlarını yönetebilme becerisi gösterdiklerini ortaya koydu.Popüler olma, kolay kazanç ve rahat yaşam Z Kuşağının tercihi…Z kuşağı olarak en küçüğü 15 yaşında olan bireylerden elde edilen sonuçlar, gençlerin popüler olma, biran önce görevinde yükselme, kolay yoldan kazanç elde etme ve kolay harcama, hayattan zevk almayı amaçlama, uğruna zorluk çekeceği hedeflerden kaçınma, geleceğe yatırım yapmak için sıkıntı çekmektense bugünü rahat geçirmeyi tercih etme, kendi ihtiyaçlarına önplanda tutma, başarı için aile iletişimini erteleme, kendi mutluluğunu başka şeylerden daha fazla önemseme gibi davranışları benimsediklerini ortaya koyuyor.Zorluklarla başa çıkma becerisinin henüz gelişmediği ortaya çıkan Z kuşağının somut anlam becerileri, soyut anlam becerileri, ölüm inancı, doyum erteleme becerisi, iç kontrol becerisi, orta ve uzun vadeli planlama becerisi ve ego ideali algısı için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle bu becerilerin ölçülmesi için “7 Boyutlu Üsküdar Yaşam Amaçları Ölçeği” geliştirildi. Ölçemediğimiz şeyi yönetemeyiz. Ölçek yapılacak çalışmalar için durum tespitinin belirli aralıklarla yapılmasını sağlayacak.Araştırmada Z kuşağı 15-29 yaş aralığı olarak ele alındı, 30-45 yaş arasındakiler Y kuşağı, 45 yaş üzerindekiler X kuşağı olarak gruplandırıldı. X ve Y kuşağı ölçekten birbirine yakın puan alarak yüksek seviye aralığında bulundu (107 puan).X ve Y kuşağı olarak araştırmada odaklanan 30 yaş ve üzeri kişilerin geleceklerini planlanlamaya, aile iletişimine, topluma faydalı olmaya daha fazla önem verdikleri ortaya çıktı. Aynı zamanda ölüm sonrası hakkında düşünmeye ve öldükten sonra nasıl bir iz bırakacaklarına dair düşüncelere eğilim konusunda 45 yaş üzerindeki bireyler kadar 30’lu yaşlardaki bireylerin de kafa yormaya başladıkları sonucuna varılmıştır.Sonuçlar değerler eğitimine işaret ediyor… Ölçekte yer alan ölüm inancına dair öldükten sonra mezar taşında ne yazacağını düşünme, ölüm hakkında düşünmek isteyip istememe, öldükten sonra nasıl bir insan olarak anılacağını düşünme ifadelerine Z kuşağı bireyleri düşük puan vermiştir. Buna göre 15-29 yaş aralığındaki gençlerin ölüm inancı konusundaki kabul becerilerinin düşük seviyede olduğu görülmüştür. Anı yaşamak konusundaki heyecan ve istekleri Z kuşağının belirgin özellikleri olarak kendini gösterirken, ölüm hakkında düşünmek istemedikleri ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları Z kuşağına değerler eğitimlerinin verilmesinin önemine işaret etmektedir. Üsküdar Üniversitesi’nde Prof. Dr. Nevzat Tarhan öncülüğünde kuşaklara yönelik iletişim, değerlerin farkındalığı ve eğitimine dair çalışmaları kapsayan bir proje için adımlar atılmıştır.Ölçeğin geçerlilik ve güvenirliği yapıldıDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, ölçek ve çalışmaya ilişkin verdiği bilgide 1026 kişiye uygulanan Üsküdar Yaşam Amaçları Ölçeği (ÜSYAM) verileri ile ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları yapıldığını söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, şu bilgileri verdi:“Buna göre veri seti ikiye bölünerek, 510 kişilik bölümüne açıklayıcı faktör analizi (AFA), 516 kişilik bölümüne ise doğrulayıcı faktör analizi uygulandı. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin 7 boyuttan oluştuğu ortaya çıktı. Ölçeğin açıklayıcılığı %52 bulundu. Bu oran sosyal bilimlerde iyi seviyeyi göstermektedir. Boyutların doğrulanabilmesi için ortaya çıkan 7 boyuttan AMOS programında model oluşturuldu. Yapılan analizlerde uyum iyiliği sonuçları yeterli seviyeyi gösterdi. Boyutları kapsayan maddelerin içeriklerine isimlendirmeler yapıldı. Buna göre ölçek “Somut Anlam Becerileri”, “Ölüm İnancı”, “Doyum Erteleme Becerisi”, “Soyut Anlam Becerisi”, “İç Kontrol Becerisi”, “Orta ve Uzun Vadeli Planlama Becerisi”, “Ego İdeali Algısı” boyutlarında ölçüm yapabilmektedir.Ölçeğin toplamından alınan puanlar 3 seviyeyi göstermektedir. Buna göre, 28-65 arası “Az Seviye”, 66-102 arası “Orta Seviye”, 103-140 arası “Yüksek Seviye” olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen sonuç yaşam amaçlarını yönetebilme becerisini 7 boyut kapsamında ortaya koymaktadır.Ölçeğin 1,2,4,26. Maddeleri somut anlam becerilerini, 5,6,7. Maddeleri ölüm inancını, 8,9,10,17. Maddeleri doyum erteleme becerisini, 11,19,20,22,23,28. Maddeleri soyut anlam becerilerini, 12,13,14,15. Maddeleri iç kontrol becerisini, 16,18,27. Maddeleri orta ve uzun vadeli planlama becerisini, 21,24,25. Maddeleri ego ideali algısını ölçmektedir.”7 Boyutlu Üsküdar Yaşam Amaçları Ölçeği- ÜSYAMÖlçekteki yaşam amaçlarına yönelik ifadelere katılımcılar “Hiç Katılmıyorum”, “Az Katılıyorum”, “Orta Katılıyorum”, “Çok Katılıyorum” ve “Tamamen Katılıyorum” olarak derecelendirilen katılım sıklığını belirtiyorlar (Hiç Katılmıyorum: 1 puan, Tamamen Katılıyorum: 5 Puan). 28 maddeye verilen puanlar toplandıktan sonra, alınan puan uygun aralığa göre değerlendiriliyor.3, 6, 7, 11, 16, 18, 22, 27. Maddeler dışındaki maddeler ters kodlanmalıdır.1.         Zengin olma hayali kurarım.2.         Ünlü olma hayali kurarım.3.         En büyük isteğim her şeyden önce sağlıklı olmaktır.4.         Makam sahibi olmak çok önemlidir.5.         Öldükten sonra nasıl bir insan olarak anılacağımı pek önemsemem.6.         Hayatımın sonlandıktan sonra mezar taşımda ne yazılacağı benim için önemlidir.7.         Ardımda iyi bir hikâye bırakmak için attığım adımlara dikkat ederim.8.         Geleceğe yatırım yapmak için sıkıntı çekmektense, bugünü iyi geçirmeyi tercih ederim.9.         Zorluklarla karşılaştığımda kendimi fazla zorlamam, konuyu değiştiririm.10.       Uğrunda zorluk çekeceğim hedeflerden kaçınırım.11.       “Bayrak”, “Vatan”, “Tanrı” kavramları benim için büyük önem taşır.12.       Daha büyük kazanç için beklemeyi sevmem, hemen sonuç almak benim için daha önemlidir.13.       Alışveriş tutkumu kontrol edemem.14.       Kolay âşık olurum.15.       Ders çalışırken veya bir iş yaparken sıkılınca hemen bırakırım.16.       Sevmediğim işleri yaparken orta ve uzun vadede bana kazandıracaklarını düşünüp devam edebilirim.17.       Maddi olarak daha fazla şeye sahip olabilmek için sıkıntıya girmeyi istemem.18.       İnsanlığa faydası olan bir kâşif, mucit ya da Nobel ödülü alan bir bilim insanı olmayı hayal ederim.19.       Benim için kendi ihtiyaçlarım, milli değerlerden daha önceliklidir.20.       Benim için kendi ihtiyaçlarım, dini konulardan daha önceliklidir.21.       Emek verdiğim bir konuda başarılı olmak, insani ilişkilerden daha önemlidir.22.       “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır” sözüne inanırım.23.       Ölüm ve ölümden sonrasını düşünmemeyi tercih ederim.24.       Beğenilen ve özenilen biri olmayı, topluma faydalı biri olmaya tercih ederim.25.       Amaç daha başarılı ve mutlu olabilmekse, ailemi ihmal etmek beni çok üzmez.26.       Başkalarının benden överek söz etmesini çok önemserim.27.       Biraz risk alıp yeni ve farklı işler yapmayı severim.28.       Kendi mutluluğum ve isteklerim, diğer birçok konudan daha önemlidir.Değerlendirme:28-65 arası az seviye66-102 arası orta seviye 103-140 yüksek seviye

15 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesi 56 Yeni Akademisyen Alacak!

Üsküdar Üniversitesi 2547 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri, “Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nin yürürlükteki ilgili maddeleri ile “Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ve “Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Usul ve Esasları” hükümlerine göre öğretim elemanı alımı yapacak.Üsküdar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, İletişim Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin çeşitli bölümlerinde araştırma ve öğretim görevlisi olarak görevlendirilmek üzere 56 personel alımı yapılacak.Ayrıntı için: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/6473/13-03-2021-tarihli-ogretim-elemani-kadro-ilani

15 MAR 2021

Suriyeli Annelerin Gözünden Göçmenlik…

İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Havvanur Özdemir, yüksek lisansını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümünde, Prof. Dr. Nazife Güngör’ün öğrencisi olarak yaptı. Özdemir, Suriye krizinin başladığı Mart 2011’den itibaren memleketi Gaziantep’te bulunan kampları ziyaret ederek göç olgusunu kadınlar, özellikle de anneler üzerinden ele aldı. Araştırmasının ilk sonuçlarını 2017 yılında Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Göç̧ ve Çocuklar Sempozyumu’nda sunan Özdemir’in bu çalışması Transnational Press London tarafından İngiltere’de yayımlanan kitapta yer aldı.Göç olgusuna Prag’dan bakışGöç olgusunu daha iyi anlamak ve farklı deneyimleri yerinde görmek için Erasmus ve stajını Prag’da bulunan Charles Üniversitesi’nin Coğrafi Göç̧ Merkezi’nde yapan Havvanur Özdemir, göç olgusunu farklı bir açıdan inceledi. 2018 yılında Finlandiya Göç̧ Enstitüsünde misafir araştırmacı olarak bulunan Özdemir, Ista Kadın Derneği’nin “İş Bilen Kadınlar Geliyor” konulu AB projesinde ise koordinatör olarak görev yaptı.  Çalışmalarını ABD’de sürdürüyorHavvanur Özdemir, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümündeki “Suriyeli Annelerin Gözünden Göç Olgusu ve Değişen Göç Söylemleri” başlıklı yüksek lisansı tezini 2020 yılının Eylül ayında tamamladı. 2011 yılından beri göç̧ olgusu, zorunlu göç̧, Suriyeli göçmen çocukların eğitimi, Suriyeli göçmen anneler, değişen göç söylemleri ve AB projeleri üzerine çalışan Havvanur Özdemir, Ekim 2020’den bu yana ise çalışmalarını Amerika’da sürdürüyor.“Kadın ve göçmen bu düzende ikincilleştirilmiş konumlardır”Göç ve göçmen konusuyla ilgili uzun süredir çalışmalarını sürdüren Havvanur Özdemir’in tez çalışması son olarak Lejand Yayınları tarafından kitap olarak yayınlandı. Raflardaki yerini alan kitaba takdim yazan Prof. Dr. Nazife Güngör göç ve kadın olgusuna şu cümlelerde dikkat çekiyor; “Kadın olmak ve göçmen olmak. Her ikisi de ne yazık ki insanlığın kendisi için kurmuş olduğu bu dünya düzeninde ikincilleştirilmiş konumlardır. İkincil konumdakiler için hayat her zaman zordur. Kadınlar erkek egemen düzenin bağımlı konumdaki kesimidir, göçmenler ise o an yaşamakta oldukları ülkenin vatandaşlarına göre ikincil konumdadırlar ve gerek kadınlar gerekse de göçmenler yaşadıkları yaşamın nesnesi konumundadırlar. İşte Suriyeli kadın göçmenler için trajedi bu noktada ikiye katlanmıştır. Hem kadın hem de göçmen olmak onlar için yaşamı gerçek anlamda bir trajediye dönüştürmüştür. Bu aynı zamanda dokunulması ve iyileştirilmesi gereken önemli bir toplumsal ve insani sorundur. Toplumsal ve insani sorunlara tümelden çok tikel düzeydeki dokunuşlarla dikkat çekmek ve çözüm önerileri geliştirmek daha gerçekçi ve geçerlidir. Havvanur Özdemir de Suriyeli sığınmacı/göçmen kadınlar üzerine yaptığı bu çalışmasıyla söz konusu toplumsal soruna somut bir dokunuşta bulunmayı ve bu alana dikkat çekmeyi amaçladı.”

12 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesinden 23 Bin Öğrencisine ZOOM Lisansı!

Önemli yatırımlar ile sağlam teknolojik altyapı oluşturan Üsküdar Üniversitesi, Pandemi sürecinde öğrencilerine uzaktan, kesintisiz eğitim olanakları sunmak üzere “Fi-Jital Üniversite” kavramını hayata geçirmişti. Bu adımla birlikte öğrenciler üniversitenin hem fiziki hem de dijital eğitiminden en efektif şekilde yararlanıyor. Birçok dijital platform üzerinden gerçekleştirilen uzaktan eğitim ders ve uygulamalarıyla Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, ALMS programı ile sanal sınıf uygulaması Perculus’a girerek senkron (canlı) şekilde online eğitim alabilirken şimdi Zoom ile iş birliğine gidildi. ALMS üzerinden Zoom’ a girerek senkron (canlı) eğitim yapılması ve yapılan derslerin kayıt ve yeniden izlenmesine yönelik entegrasyon çalışmaları ise ayrıca sürdürülüyor.İnteraktif Katılım Kolaylaştı Öğrencilerinin online derslerden daha fazla verim alabilmesi adına önemli bir adım daha atan üniversite, akademik kadroyla birlikte her bir öğrencisi için toplam 23 bin Zoom lisansı satın aldı. Öğrencilere daha kolay interaktif katılım imkânı sunan, etkileşim ve süre sınırının olmadığı STIX programı üzerinden, Yüksek Lisans derslerinin Zoom yazılımı aracılığı ile verilmesi testlerinden sonra, şimdi de alınan Zoom lisansları ile ALMS üzerinden Zoom yazılımı kullanılarak dersler yapılacak. Zoom derslerinde, tüm öğrenciler kişi sınırı olmaksızın kameralarını da açık tutabilecek. Mikrofon ile anında katılım sağlayabilecek. Böylece daha interaktif yapılacak derslerde öğrenme veriminin artması ve etkileşimin üst düzeye taşınması amaçlanıyor.Öğrenciler çok daha nitelikli eğitim alabilecek...ZOOM programından online toplantı ve konferanslardan da yararlanabilen akademisyenler ve öğrenciler aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi Bilgi Teknolojileri Direktörlüğü’nün geliştirdiği STIX programı (stix.uskudar.edu.tr) ile birbirleriyle iletişim halinde olarak bilgi, belge ve ödev paylaşımını 7/24 sağlayabiliyorlar.

11 MAR 2021

Gazeteci Şaban Özdemir: “İletişim, Pandemide Parlayan Alanlardan Biri Oldu”

Online ortamda gerçekleşen seminerin moderatörlüğünü Pendik Kişisel Gelişim Kursu Müdür Yardımcısı Elif Gedikli üstlendi. Gazeteci Şaban Özdemir, “İletişime Dair Bir Kariyer ve Hayalin Var Mı?” başlıklı konuşmasında iletişim alanına dair önemli bilgiler paylaştı. İletişim alanının insanlık boyunca var olmaya devam edeceğini vurgulayan Özdemir; “İletişim, insanlığın başlangıcından bu yana var olan temel öğelerden biri. Derdimizi anlatabilmek için iletişim her zaman gerekli olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca da var olmaya devam edecek.” Dedi.“İletişim, pandemide parlayan alanlardan biri oldu”İletişim Fakültesi bünyesinde Gazetecilik, Radyo TV ve Sinema, Halka İlişkiler ve Tanıtım, Reklamcılık, Görsel İletişim Tasarımı gibi bölümler bulunduğunu ifade eden Özdemir, bölümlerin üniversitelere göre farklılık gösterebileceğine değindi. Özdemir; “Derdimizi anlatabilmek için iletişim her zaman gerekli olmuştur. İletişim hayatın her alanında var, henüz yatağımızdan uyandığımız an itibariyle bir iletişim, etkileşime maruz kalıyoruz. Pandemide bizi dışarıya, hayata bağlayan tek şeyin iletişim olduğunu anladık. İletişim, pandemiyle birlikte parlayan, önemi anlaşılan alanlardan biri oldu.” Şeklinde konuştu.“Keyif aldığınız işi yaparsanız işsiz kalma korkunuz olmaz”İletişim Fakültelerinden mezun olanların her alanda aktif olarak çalıştığını ifade eden Özdemir; “Örneğin bir markanın tüm reklam çalışmalarında iletişimciler yer alıyor. Bir televizyon kanalında sadece canlı yayının aktarılmasında onlarca kişi görev alıyor, radyoda da durum aynı. Dijital platformlarda da iletişimciler aktif bir biçimde çalışıyor. Yani iletişimciler hayatın her aşamasında varlar. Bizim anlatacak çok şeyimiz olduğu için her yerde ve alanda çalışma imkânımız var. İletişim Fakültesinde okuyanlar için alan çeşitliliği oldukça fazla. Arkadaşlarımız sahaya girip birçok alanı deneyimledikten sonra uzmanlaşmak istedikleri alanlara karar veriyorlar. Öğrenciler ‘İş bulabilir miyim?’ sorusundan daha önce ‘Ben bu alanda mutlu olabilir miyim?’ sorusunu kendilerine sormalılar. Keyif aldıkları işi yaparlarsa işsiz kalacaklarını düşünmüyorum." Dedi.“Sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmazsınız”Kişilerin mesleklerini severek yapmalarının önemine de değinen Özdemir; “Mesleğe ilk atıldığımda televizyonda çalışırken habere belediye otobüsle gidip gelirdim. Yani bu kolay bir iş değil. Zorlu süreçlerden geçtik ama bu güne kadar yaptığım iş bana bir gün bile ağır gelmedi. ‘Eğer sevdiğiniz işi yapıyorsanız bir gün bile çalışmazsınız’ der ünlü düşünür Konfüçyüs… Bu gerçekten böyle. İletişim Fakültesi düşünen arkadaşlara tavsiyem bu alandan mezun olan herkesle değil, bu alanda severek çalışanlarla görüşsünler. Ancak bu şekilde sağlıklı karar verebilirler.” Dedi.İletişim stratejisinde 4 Doğru…İletişim alanında yetenek elbette önemli ama çalışarak başarılamayacak hiçbir şey yok diyen Özdemir, “İletişim Fakültesi okuyan öğrenciler başarılı olmak için dört doğruyu senkron bir şekilde harekete geçirmeliler. Doğru içeriği, doğru zamanda, doğru mecrada, doğru kitleye aktarabilmek gerekiyor.” Dedi.“Hayaller insanların yakıtı gibidir”İletişim alanında yaptığınız işlere güvenmeniz ve her zaman arkasında durmanız gerekiyor ifadelerini kullanan Gazeteci Şaban Özdemir, “Başarısızlıkla sonuçlanan işler de olacaktır elbette ama onları birer basamak olarak görebiliriz. Çünkü her hata ders alındığı taktirde bizi güçlendirir. İletişim Fakültesi okuyacak olan öğrencilere metropolde olan iletişim fakültelerini tercih etmelerini de ayrıca öneriyorum. Çünkü büyük şehirlerde medya sektörünün olanakları çok daha fazla. İşin merkezi buralar. Ve iletişim fakültelerinin öğrencilere sunduğu uygulama olanakları da göz önünde bulundurulmalı. Fakültenin mutlaka uygulama olanağı sunduğu bir televizyonu, radyosu, haber ajansı, gazetesi, dergisi olmalı. Ve son olarak şunu söylemek isterim. ‘Hayaller insanların yakıtı gibidir eğer hayaller biterse insanların umutları da biter, yaşamları da.” Dedi.

08 MAR 2021

Ekslibris Önemli Bir İletişim Aracı!

Programın moderatörlüğünü Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasip Pektaş yaptı.“Geleneklerin dışına çıkmamayı tercih ediyorlar”İlk ekslibrisini hocasının zoruyla, yüksek baskı tekniğiyle yaptığını dile getiren Prof. Dr. Baeyenes: “Soyut bir ağaç gravür yaparak katıldığım bir toplantıda kimse benim tarzıma ilgi göstermedi. Genç bir sanatçı için oldukça sinir bozucu bir durumdu. Birkaç yıl sonraki deneyimlerimde yine aynı sonuçları verdi. Deneyimlerimden yeni olanın her zaman halkı korkuttuğu sonucunu çıkarttım. Geleneksel tekniklere bağlı kalındığı çok açıktı. Bu yüzden genç ekslibris sanatçılarının aynı olumsuzlukları yaşamaması için onlara ön ayak olmaya çalışıyorum.” Dedi.“Ekslibris kelimesi Latin alfabesi dışında evrenseldir”Ekslibrisin ne olduğunu anlatan Baeyenes: “Kitabın sahibini belirtmek için kitabın ilk sayfasına ekslibris yapıştırıyoruz. Ekslibris yapmak için grafik tekniği kullanıyoruz. Bu nedenle ekslibrise küçük grafik veya mini baskı resim diyoruz. Çoğunlukla bir ekslibris üzerinde ekslibris kelimesini, kitabın sahibinin adını veya baş harfleriyle beraber ‘kütüphanesinden’ anlamına gelen bir ifade kullanıyoruz. Ekslibris kelimesi, Latin alfabesinin kullanmadığı ülkelerde bir evrenseldir.” İfadelerini kullandı.“En sevgi dolu şey kitaptır”Prof. Dr. Baeyenes, “Ekslibris tasarlama ve yaratma görevi güzel ve ilginç bir dürtüdür.” diyerek ekslibriste metin ve resmin uyumlu bir kompozisyona oluşturulması gerektiğini vurguladı. Sanatçının sadece kitap sahibinin özelliklerine değil, ekslibris tasarımının sanatsal düzeyine de dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Baeyenes; “Dünyadaki en sevgi dolu basılı şey kitaptır. Kitap her zaman sahibiyle iyi ilişkisi olduğu için hayatta kalır.” Şeklinde konuştu.“Önünüze çıkan rüzgâra sırtınızı dönmeyin”Her zaman yeni yolların keşfedilebileceğine ve tüm olasılıkların araştırılması gerektiğine değinen Baeyenes; “Genç sanatçı ve tasarımcılar, aramaya hazır olmak koşuluyla tasarım dünyasında kendi yerlerini bulabilirler. Koleksiyoncular yollarına çıkan yeni rüzgârlara lütfen sırtlarını dönmesinler.” Dedi.

25 ŞUB 2021

Belgeselci Hasan Özgen'e Onur Ödülü

20-21 Şubat 2021 tarihlerinde gerçekleştirilen Uluslararası Kültür Sanat Belgeselleri Film Festivali’nde festival komitesi, “Türkiye’de özgün belgesel sinema dilinin oluşmasına, Anadolu kültür ve sanatının belgesel sinema aracılığıyla hafızalara yerleşmesine ve filmleriyle geçmişten geleceğe aracılık etmesi nedeniyle” öğretim görevlimiz Belgesel Sinemacı-Yazar Hasan Özgen’i “Belgesel Ustası Onur Ödülü” ödülüne layık gördü.Hasan Özgen 1968 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1974-1982 yılları arasında TRT Haver Merkezi’nde çalıştı. 1983 yılında Suha ARIN ile birlikte MTV A.Ş.’nin kuruluşuna katıldı. 1987’de kendi ajansını kurdu. Halen Nöbetçi Ajans Filmtel Reklamcılık Film Yapım Yönetim şirketinin kurucu ortağı ve yöneticisidir. TRT ile başlayan tv-sinema deneyimi ağırlıklı olarak belgesel filmlerin üretimine katılarak gelişti. Kameraman, görüntü yönetmeni, senarist ve yönetmen olarak çalıştı. Çalıştığı filmler pek çok ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül aldı. Şubat 2011-2013 yıllarında BSB Sinema Eserleri Meslek Birliği’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. 2013 yılında TRT Onur Ödülü’nün sahibi oldu.

16 ŞUB 2021

TRT Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanı Adem Özkan Üsküdar’da…

Alanında önemli isimleri kadrosuna katan Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosunu sahadan isimlerle güçlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesine Medya, Din ve İletişim dersini TRT Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanı Adem Özkan veriyor.“Dünyaya Doğan Güneş: Prof. Dr. Fuat Sezgin’le İslâm Bilim Tarihi” Belgeseli, TRT 1 Ramazan Sevinci, Sahur Zamanı, Düşünce İklimi, gibi birçok programa imza atan Özkan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğrencilere ders veriyor.Adem Özkan Kimdir?Adem Özkan, Kırıkkale’de doğdu. Kırıkkale Lisesini bitirdi. 1987’de Marmara Üniversitesi-İlâhiyat Fakültesinden mezun oldu ve İzmir’de öğretmenliğe başladı. Yedek subay olarak askerliğini yaptı. Devlet Memurları Yabancı Diller Eğitim Merkezini bitirdi ve aynı yıl TRT Ankara Televizyonu-Din ve Ahlâk Programlarında Program-Haber Uzmanı olarak çalışmaya başladı. Eğitim-Kültür Programları, TRT GAP Yayınları ve Belgesel Programlarda Yapımcılık-Yönetmenlik, Sunuculuk ve Metin Yazarlığı yaptı. 1997’de MGK Kamu Diplomasisi programını tamamladı. 2004-2012’de TRT Din ve Ahlâk Programları Müdürü olarak çalıştı. Burada birçok programın Genel Koordinatörlüğünü yaptı. Halen TRT Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak çalışmaktadır.“Bilim Tarihinde Ezberbozan: Prof. Dr. Fuat Sezgin’le Birlikte-2019” adlı Üsküdar Belediyesi tarafından yayınlanmış bir kitabı bulunmaktadır.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde “Medya, Din ve İletişim” Dersi vermektedir.Arapça ve İngilizce bilen Âdem Özkan evli ve üç çocuk babasıdır.

12 ŞUB 2021

Öğrenciler pandemide uzaktan eğitim uygulamalarından memnun…

Üsküdar Üniversitesi’nde 2020-2021 güz döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 17 bin 684 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi. Çalışmaya göre aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı:Sosyal medya uygulamalarından %81 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine katılımcılardan %81 oranındaki 12 bin 365 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %78“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 800 katılımcıdan %78 oranındaki 11 bin 608 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.  Uzaktan eğitim uygulamalarında %79 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 998 katılımcıdan %79 oranındaki 12 bin 571 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.  STIX programından %87 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 16 bin 109 katılımcıdan %87 oranındaki 14 bin 42 kişi olumlu görüş bildirdi.  Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 907 katılımcıdan %73’ü (11 bin 612 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.  İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 999 kişiden %81 oranındaki 11 bin 316 kişi olumlu yanıt verdi.  Danışman hoca memnuniyeti %83“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 570 katılımcıdan %83 oranında 12 bin 151 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.  Online mecralardaki etkinlikler %70 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 913 katılımcıdan %70’i yani 9 bin 691 kişi olumlu görüş bildirdi.  Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %79“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 11 bin 702 kişiden %79 oranındaki 9 bin 258 kişi olumlu görüşlerini iletti.   Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 11 bin 296 katılımcıdan %78’i yani 8 bin 804 katılımcı olumlu yanıt verdi.  %74’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor “Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 15 bin 330 katılımcıdan %74’ü yani 11 bin 297 öğrenci, aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını ifade etti.

15 OCA 2021

Prof. Dr. Hasip Pektaş TED İstanbul Koleji Öğrencileri ile Buluştu

“Bu sanatın ülkemizde koleksiyonculuğu yaygın değil”65 kişinin takip ettiği programda Pektaş, Türkiye’de ekslibrisin durumu ve sanat eğitimi hakkında bilgiler verdi. Türkiye’de ekslibrisin Batıdan alınan kitaplarla tanındığını belirten Pektaş, “Osmanlı geleneğinde mühür var. Mühür Ekslibris değil ama mülkiyet işareti. 2000’li yıllardan bu yana sanat eğitimi verilen okullarda Ekslibris eğitimi veriliyor. Bu sanatın ülkemizde koleksiyonculuğu yaygın değil” şeklinde konuştu.

12 OCA 2021

Pandemi, Yeni Nesil Alışveriş Platformlarına Talebi Artırdı

Hayatımıza son birkaç yıldır dâhil olan yen nesil uygulamalar alışverişte de önemli ölçüde yer kaplamaya başladı. Yeni nesil alışveriş platformları olarak ifade edilen bu uygulamalar, temelde akıllı cihazlar üzerinden market alışverişi yapabilmemizi sağlayan, siparişleri belirli saatler içerisinde tüketicilere ulaştıran mobil uygulamalardır. ‘İstegelsin’, ‘Banabi’, ‘Getir’, ‘Migros Hemen’ uygulamalardan bazıları. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Becan, Nöropazarlama Anabilim Dalı Programından Gökçe Tamer ile birlikte 2020 yılının Kasım-Aralık dönemine yönelik gerçekleştirdikleri araştırmalarında, tüketicilerin pandemi dönemi öncesi ve pandemi dönemi alışveriş alışkanlıklarını ve çevrimiçi uygulamaların kullanımını incelediler.Dr. Öğr. Üyesi Becan yapılan araştırmayla ilgili; “Çevrimiçi ortamda 25 Kasım – 15 Aralık 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen ankete katılan tüketiciler, salgın öncesine ve salgın dönemine ait hazırlanan motivasyonları ölçen soruları yanıtladı. Yüksek güvenilirlik düzeyine sahip ankete, % 73’ü kadın, % 47’sinin 25 – 34 yaş grubu aralığında olan, % 51’inin ise çalışanların oluşturduğu toplam 487 kişi katıldı. Ortaya çıkarılan motivasyon faktörlerinin ortalamaları doğrultusunda, bağımlı-örneklem ikili testlerden alınan sonuçlara göre, tüketicilerin pandemi döneminde, önceki döneme göre yeni nesil alışveriş platformlarında alışveriş eylemine geçme oranının % 18 oranında arttığı tespit edilmiştir. Daha önce yeni nesil alışveriş platformlarıyla ilgili farkındalık sahibi olup seyrek kullanan tüketici grubunun, artık daha sık ve yoğun bir şekilde alışveriş yapmaya başladığını gözlemliyoruz. Tüketicilerin yeni nesil alışveriş platformlarında alışveriş yapma motivasyon faktörleri çerçevesinde, pandemi dönemi öncesi ve pandemi dönemi arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır.” şeklinde konuştu.“Tüketiciler yeni nesil alışveriş platformlarını daha güvenli buluyor”Dr. Öğr. Üyesi Becan, “Tüketicilere yöneltilen ölçek soruları için yapılan faktör analizi sonuçlarına göre ‘algılanan risk’in, en yüksek güvenilirlik katsayısına sahip faktörün olduğunu tespit ettik. Araştırmaya katılanlar tarafından yeni nesil alışveriş platformlarını kullanarak ürünlerin sağlıklı bir şekilde temin ettikleri, kendilerini sağlık açısından daha güvende hissettiği, yeni nesil alışveriş platformlarında alışveriş yapmanın daha akıllıca olduğu yönündeki görüşleri, ölçekteki en yüksek ortalamaya sahip olduğu gözlemlenmiştir. Yeni nesil alışveriş platformlarından yararlanılması sayesinde insan kalabalığından kurtulmasına olanak sağlaması yine katılımcılar tarafından ağırlıklı bir şekilde dile getirilmektedir.” dedi."Dijital ortamda kalma süresi yeni nesil alışverişi artırıyor"Dr. Öğr. Üyesi Becan sözlerine ekleyerek “Katılımcıların yeni nesil alışveriş platformlarına yönelik motivasyonlarının, dijital ortama bağlanma sürelerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığını gördük. Farklılaşmanın hangi bağlanma süresi arasında olduğunu belirlemeye yönelik yürütülen Post hoc testlerinden Tukey testi ile ikili karşılaştırmalar sonucunda, dijital ortama günlük ortalama 3 saatten fazla bağlanan katılımcıların, yeni nesil alışveriş platformlarına yönelik ilgisi ve motivasyonlarının, daha az bağlanma sürelerine göre arttığını söyleyebiliriz.” dedi. Dr. Becan ayrıca yeni nesil alışveriş platformlarında alışveriş yapma sıklığının artmasıyla, insanların bu uygulamalar üzerinden alışveriş yapma isteklerinin daha da arttığını belirtmektedir.“Tüketiciler gelecekte de yeni nesil alışverişi tercih edecek”Araştırma sonuçlarının tüketicilerin gelecekte de yeni nesil alışveriş uygulamalarını yoğun olarak kullanmaya devem edeceğini gösterdiğini belirten Dr. Becan, özellikle kıyafet, gıda ve elektronik ürünlerin çevrim içi ortamda satın alınma eğiliminde olduğunu belirtti. Dr. Becan, araştırma sonuçlarının tüketicilerin gelecekte fiziksel ortamda alışveriş imkânlarının olması durumunda da çevrim içi alternatifleri kullanmaya devam edeceğini gösterdiğini ifade etti.

11 OCA 2021

Erdoğan Aktaş: “Gazetecilik ölmeyecek, boyut atlayacak”

 “Sıralama her şeyi anlatıyor”Türkiye’de adalet ve gazetecilikten bahseden Erdoğan Aktaş; “Aslında hem çok genel hem de çok ciddi şeyler konuşulabilir. Çünkü Türkiye hâlihazırda bütün dünyadaki basın özgürlüğü sıralamasında sondan üçüncü sırada. Bu sıralama hemen hemen her şeyi anlatıyor. Türkiye ekonomik olarak çok ciddi sıkıntılar çekti. Medya sisteminde çalışan insanlar da bundan etkilendi. Örneğin Olay TV açıldı ve kapanmak zorunda kaldı. Bunun haricinde son on yıla FETÖ denen örgüt damgasını vurdu ve çok fazla gazeteci arkadaş sıkıntılar çekti. Çok sorunlu bir on yılı geride bıraktık.” Şeklinde konuştu.“Gazetecilik ölmeyecek, boyut atlayacak”Teknolojik gelişmeler ile birlikte yaşadığımız pandemi sürecinin tarihe dijital darbe olarak geçeceğini belirten Aktaş; “Hem teknolojik gelişmeler hem dünyanın dönüşümü ve yaşadığımız bu pandemi süreci tarihe dijital darbe olarak geçecek. İnsanlar zorunlu olarak dijitalleşiyor. Ama gazetecilik ve habercilik asla ölmeyecek, sadece boyut atlayacak. Bu dönemde kâğıt baskı gazetecilikte sıkıntı var. Bu koşullar altında kâğıt baskı gazete geriye doğru gitti. Özellikle televizyonda ciddi değişiklik ve çeşitlenmeler var. Tüketici ve üretici alışkanlığı değişiyor. İçerik üreticilerinin izleyici kitleyi gözlemleyerek hareket etmesi gerekir.” İfadelerini kullandı.“Para kazanalım ama önce ahlaklı olalım”Medya patronlarının finans, banka, inşaat, turizm gibi pek çok sektörde var olmalarının Türk medyasının en büyük sıkıntısı olduğunu ifade eden Aktaş; “Bu durum çok yanlış. Eskiden patronlar sadece medya ile ilgileniyorlardı. Patronların medyadan kazandığını medyaya yatırması gerekir. Şimdi öyle değil. Bizim böyle patronlara ihtiyacımız var. Sadece medya sektörü için değil, genelde ülkemizde bir Danimarkalı, Norveçli ya da İsveçli kadar ahlaklı olmak zorundayız. Para kazanmak istiyorsak çalışalım, ama önce ahlaklı olalım.” Dedi.“Kendini geliştiren arkadaşlar fark yaratacaktır”Gazeteciliğin sadece İletişim Fakültesi mezunlarının yaptığı bir iş olmadığını dile getiren Aktaş; “Bir yönetici olarak siyaset, tarih, felsefe, hukuk okuyanları tercih etmeye çalışıyorum. Bu İletişim Fakültelerini arka planda bırakmak anlamına gelmiyor. İnsanların kendisini geliştirmesi gerekiyor. Muhabir haber veren kişidir. Dolayısıyla okuyan, kendisini geliştiren, gündemi takip eden arkadaşlar muhabirlikte, gazetecilikte fark yaratacaktır.” İfadelerini kullandı.Haber: Betül Yiğit

31 ARA 2020

Mehmet Gözetlik: “Tipografinin Süper Kahramanları ve Düşmanları var”

“Tipografinin süper kahramanları ve düşmanları var”Tipografi öğrenmede en önemli unsurlardan birsinin de dil olduğunu vurgulayan Gözetlik; “Tipografi öğrenmek istiyorsanız mutlaka dil öğrenmeniz gerekiyor. Tipografinin de süper kahramanları ve düşmanları var. En basit tanımıyla tipografi yetenekleri olan, insanüstü tipografik güçlerle donatılmış kişi tipografik süper kahramandır. Bu süper kahramanlar kendilerinin tipografi dünyasındaki düşmanlarla savaşa alıyor. Tipografi dünyasındaki düşmanlar ise olağan şüpheliler. İnperkt, papirus gereğinden fazla kullanılan font, yazı karakterleri, yazı yüzleri bunların en belalılarından biri papirus ve papirus watch diye bir program.” İfadelerini kullandı.“Bazen yürümeyi öğrenmeden koşmanız gerekir”Konuşmasının devamında tipografik süper kahramana dönüşmek için yapılması gerekenlere değinen Gözetlik; “Doğuştan tipografik bilgilere sahip değilseniz kendinizi bu anlamda geliştirmeniz gerekiyor. Özellikle yüz yıllara dayanan tipografik bilgiye hâkim olmanız ve aynı zamanda yazı karakteri tasarımında hâkimiyet kazanmanız gerekiyor. Fark edilebilir bir bilgiye de sahip olmanız gerekiyor ki öne çıkabilesiniz. Bazen yürümeyi öğrenmeden koşmanız gerekir. Böylelikle tipografi konusunda bir süper kahramana dönüşebilirsiniz.” Şeklinde konuştu.“Ben öğrenmeyi öğretmeye çalışıyorum”Gözetlek, sözlerinin devamında şunları söyledi: “Ben derslerimde de eğitimlerimde de öğretmekten ziyade öğrenmeyi öğretmeye çalışıyorum. Size direkt bilgi vermektense bilgilerinizi nasıl geliştirirsiniz, nerelerden, hangi kanallardan öğrenebilirsiniz? Onu öğretmeye çalışacağım. Bizim en güçlü kaynağımız Google. Eğer tipografik kitaplarda ararsanız Desingers&Books listesine ulaşabilirsiniz. Eğer tipografi konusunda yeteneklerinizi arttırmak istiyorsanız internetle kısıtlı kalmayın. Çeşitli kitap listelerini araştırın. Günümüzde evimizden, oturulduğumuz yerden erişebileceğimiz çok bilgi var fakat kitaplar çok daha derin bilgilere sahiptir.” Dedi.

30 ARA 2020

Gazeteci Nazan Öçalır: “80’li yıllarda gazetecilik yapmak çok zordu”

“Haberciliğe dair teknikleri bilmek çok önemli”Haber yazma tekniklerini bilen bir gazeteci için haberi hızlı bir şekilde yazmak ve aktarmanın çok kolay olduğuna değinen Öçal; “Haberi yazmak ve aktarmak çok kolay ama haber yazma tekniklerini bilmeyen bir insan için bir cümleyi kurmak bile çok zaman alabilir. Bu yüzden haberciliğe dair teknikleri bilmek çok önemli. Şimdilerde televizyon haberciliği söz konusu.  Dolayısıyla anında aktarım yapılması gerekiyor. Tüm bunları yanı sıra Türkçe’nin güzel konuşulması ve cümlelerin anlamlı kurulması da gerekiyor. Özellikle televizyon haberciliği için okullarımızda öğrendiğimiz haber yazım teknikleri gibi pek çok tekniğin büyük katkısı oluyor.” Dedi.“80’li yıllarda gazetecilik yapmak çok zordu”Seksenli yıllardaki gazetecilik öğreniminden bahseden Öçalır, “Bugüne kadar öyle çok değişiklik yaşadık ki o değişiklik içerisinde bizler orta yaş olmamıza rağmen birdenbire tarih olduk. Bu hızlı değişime ayak uyduranlar ancak varlıklarını sürdürebilecekler, sizler çok şanslısınız bilgisayar çağının öğrencilerisiniz. Şu an gençlerin kullandığı teknolojik araç gereçlerin hiçbiri 80’li yıllarda yoktu. Ve gazetecilik yapmak çok zordu. Bir araştırma için saatlerce kütüphaneden çıkamazdık. Şimdilerde ise tek bir tıkla her bilgiye ulaşılabiliyor. Bu yüzden gençler şu an çok şanslı.” Şeklinde konuştu.“O zamanlar imkânlar oldukça kısıtlıydı”80’li yıllarda iletişim bölümlerinde imkânların çok sınırlı olduğundan bahseden Nazan Öçalır, “Okullardaki alet edevatlar bozulmasın diye genelde öğrencilerle buluşturulmuyordu, o yıllarda gazetecilik dersleri için bölümleme yoktu. Biz orada birtakım dersler alıyorduk ve her şeyden bir şey biliyorduk. Ama ekonomi muhabirliği, kültür sanat muhabirliği gibi uzmanlaşma dersi görmüyorduk. Şu an siz derslerinize hangi bölüme yöneleceğinize göre karar veriyorsunuz, o yıllarda bizim böyle bir şansımız yoktu. O zamanlar imkânlar çok kısıtlıydı.” İfadelerini kullandı.“Gençlerin bu meslekte cesur ve istekli olması şart” Öğrencilik yıllarındaki staj döneminden de bahseden Nazan Öçalır; “Bizim zamanımızda alaylı gazeteciler vardı ve bu kişiler gazetelerin en üst seviyelerini kapmış kişilerdi.  Gazetecilik öyle bir meslek ki yeni gelenlere yol açmak gibi bir şey söz konusu bile değil. Bu meslek ölene kadar sizinle devam ediyor ve yaşam biçimi haline geliyor. Bu yüzden gazetedeki yerler boşalmıyor, gençlere fırsat tanınmıyor. Çekilen en büyük sıkıntı bu oluyor.  Benim staj yaptığım kurumlarda insanlar o kadar yoğun çalışıyordu ki kimse beni görmüyordu. Uzun süre bekledikten sonra cesaretimi göstererek burada ben de varım demeye başladım. Gençlerin cesur, istekli ve arzulu olmaları gerekiyor.” Dedi.

29 ARA 2020

“Tasarım Sohbetleri: Hesaplamalı Sanat ve Tasarım” Konuşuldu

“Sanal, kafa içinde de olabiliyor.”Bilgisayarın içindeki sanal şey ile kafamızın içerisinde olan sanal şeylerin farklı ama ikisinin de sanal olduklarına değinen Memo Akten; “Ben bilgisayar programlamaya on yaşında başladım. Yani neredeyse ilk lisanım diyebilirim. Orada fizik kurallarına bağlı değilim. Yer çekiminin yan olmasını istiyorsam yan yaparım. Tabi başka kısıtlamalar var. Mesela hafıza sorunu olması gibi. Bu ikinci cümle grubunun onu doğanın ehilleştirmesi onu ben aslında genel olarak teknoloji için kullanıyorum. Biz bir şey icat ettiğimizde icat kelimesi bile aslında biraz yetersiz. İcat ettiğimiz şey doğanın ehilleştirilmesini sağlayan bir mekanizma. Simülasyon kelimesini, burada uygun görmüyorum. Şöyle benim için simülasyon var olan bir şeyin benzerini yaratmaya çalışmadır ve biz bunu çok fazla yapıyoruz. Şu anda bu bir simülasyondur. Yani biz burada sanki yüz yüze konuşuyormuşuz hissi vermeye çalışıyoruz ama bu dijital evrende simülasyon olmayan şeylerde yapılıyor. Yani fiziksel dünyada alışılagelmemiş çok farklı hatta doksan derece farklı yönlere de gidebiliyoruz. Artık buna simülasyon denmesini tartışmak istemiyorum. Sanal, kafa içinde de olabiliyor. Ben hayal ettiğim zaman kafamın içinde olan şey de sanaldır. Dolayısıyla bilgisayar içindeki sanal şey ile benim kafamın içerisinde olan sanal şey farklıdır ama ikisi de sanaldır.” Şeklinde konuştu.“Günümüzde hiçbir eser bir araç kadar etkili olamıyor”Biz halk olarak bir tarih yazdığımız zaman o başka bir tarih olacaktır. O yüzden bu kavramlarda buna göre değişir diyen Bager Akbay de; “Bir yerde büyük iş olması için diktatörlük olması lazım. Diktatörlük yoksa büyük iş pek olmaz. Dağılımı daha düzgün olur yani Mona Lisa abartılmış bir iştir. Yani atfedilen değerle eserin değeri arasında bir alaka yok. Onu söylüyorum, eser kötü demiyorum. Birileri tarih yazıyor oradan oluyor. Çalınmasa muhtemelen depoda durmaya devam edecek eserlerden biriydi Mona Lisa. Nedir en yakını diye bakarsam ben mesela Tik tok’ u ve instagramı derim. Aleti koyarım. Çünkü günümüzde hiçbir eser bir araç kadar etkili olamıyor. Yeni medya dünyada sanat demek ama Türkiye’de iletişim demek. İletişim, sosyal medya demek. Yeni, teknoloji, yakın gibi kelimeler zaten süper anlamsız. Yani konulabilir ve o isim oturursa da oturur o ayrı ama bir şey ifade etmiyor. Bunlar kötü isimlendirmeler yani tarih tekrar yazılır ve isimleri daha doğru konur. Bu zaten yapılmıştır ve elbet yapılacaktır. Tarih düzenli olarak zaten tekrar yazılan bir şeydir.  Tarihe yaklaşımımız artık sürekli değişiyor. Veri var. Veri veridir ama tarihin özetlenmesi de bir modellemedir. O da aslında ne işe yarar? Tarih niye özetlenir? Geleceğimizi ön görebilelim diye özetlenir. Bizim için odur ama bir devlet otorite için tarih neden yazılır? Geleceği hükmetmek için yazılır. Dolayısıyla biz halk olarak bir tarih yazdığımız zaman o başka bir tarih olacaktır. O yüzden bu kavramlarda buna göre değişir.” İfadelerini kullandı.“Bir yanılsama olarak görüyoruz çünkü bize öyle yansıyor”Yanılsama bir dünyanın içinde olduğumuzu belirten Esra Özkan ise “Dil dediğimiz konu hakikaten neyi anlıyoruz veya neyi görüyoruz buna bağlı. Her şeyden önce iki kere ikinin dört ettiğini düşündüğümüz bir dünyanın içindeyiz ama doğada dört rakamını görmüyoruz. Ya da dördü biz söylüyoruz. Güneşin battığını görüyoruz ya da doğduğunu görüyoruz ama onu da bir yanılsama olarak görüyoruz çünkü bize öyle yansıyor. Her şeyi hesaplayarak ya da düşünerek yaptığımız bir dünyadayız. Yani mesela Mars’a gidiyoruz. Nasıl gidiyoruz? Neyle gidiyoruz? Yanılsama bir dünyanın içindeyiz ve bunun üzerinden bir şeyleri hesaplayarak matematik, istatistik ve birtakım şeyler var ve bunlarla devam ediyoruz. Aynı şekilde dilde öyledir. Bu değildir denilen noktada mesela pipoya pipo değil de çatal deselerdi biz ona şu anda çatal diyecektik. Dilin hakikaten farklı şekilde anlamları var ama dilden önce insan zihnine geldiğimizde yani muhakeme yapmaya geldiğimizde konu izlenim ve fikir olarak ikiye ayrılıyor. İzlenimler algıları oluşturuyor buna bağlı deneyimler var. Renkler var, yansımalar var. Aklımızda oluşan semboller var. Aslında tüm bu hikâye zorunlu olduğumuz yargılara dönüşüyor. Benim için hesaplamada böyledir. Yani bir zorunlu olarak öğrettiklerimiz ve öğrenen, bize bir çıktı sunan tıpkı bir insan gibi, bizim gibi çevreden aldığımız ve öğrendiğimiz şeyler. Bir yandan da kimsenin etkisi olmadan kendimizden gelen düşünceler.”  Dedi.  

28 ARA 2020

Dr. Cihan Becan: Instagram'ın tüketimi tetikleyen bir yapısı var

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi RGB ekranında yayımlanan HaberVesaire Soruyor programında sosyal medya etkileşim istatistiklerinde uzun süredir lider konumda olan Instagram'ın karakteri konuşuldu. Programda, 'Diğer mecralarda olmayıp Instagram’da olan şey ne?', 'Instagram neden tüketime özendiriyor?', 'Influencer marketing (etkileyici pazarlama) doğru kullanılıyor mu?' gibi Instagram'a ilişkin sorulara yanıt arandı. HaberVesaire muhabirleri Tuğçe Ecem Sağır ve Duygu Çağlayan tarafından yöneltilen sorular, dijital pazarlama ajansı 4129GREY’in yöneticisi Kayhan Dural ve Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Becan tarafından yanıtlandı.Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan: “Bu gösterişçi tüketimin nasıl cereyan ettiğini görmek istedik”HaberVesaire muhabiri Duygu Çağlayan, Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan’a, "2019 tarihli bir makalenizde sosyal medyadaki tüketici davranışlarını incelediniz. Bu araştırma içinde onlarca sosyal medya uygulaması arasından Instagram’ı seçtiniz. Neden Instagram’ı seçtiniz?” sorusunu yöneltti. Cihan Becan soruyu, “Herhalde gösterişçi tüketici bağlamında sorduğunuzu düşünüyorum. Bu çalışmayı İranlı, yüksek lisans yapan bir öğrencim ile yapmıştık. Türkiye’de Instagram kullanımının belli bir düzeyde olduğunu söyleyebiliriz ama acaba İran’da bu nasıl diye düşündüm ve bunu ortaya koymaya çalıştık. İran’da belli bir sınırda kullanıldığını tahmin ediyordum. Öğrencim de bu anlamda net bir bilgi vermeye çalıştı. Ben biraz zorlanacağımızı düşünüyordum fakat yanılmıyorsam 250-280 civarı kişiden oluşan bir denek grubuna ulaştık. Araştırma ile bu gösterişçi tüketimin nasıl cereyan ettiğini görmek istedik. Özellikle İran tarzı devletlerin sosyal medya uygulamalarında kısıtlama var. Öğrencim ülkede daha çok Telegram kullanıldığı bilgisini önceden vermişti. Çalışmamız sonucunda da Telegram'ın daha ağırlıklı kullanıldığını görmüş olduk” şeklinde yanıtladı. Dr. Becan, çalışmada neden Instagram’ı ele aldıklarını ise şöyle açıkladı: “Instagram'ı ele aldık çünkü tüketim odaklı faaliyetin sadece bir ürün satın almadan ibaret olmadığını da ortaya koyarak, Twitter'a ve Facebook’a nazaran insanların daha çok alışveriş niyetlerinin, anlık satın alma davranışlarının ağırlıklı fotoğraf ve görsel uygulamalarının Instagram tabanlı çok daha rahat hareket edebileceğini ve bunun tüketim açısından insanları nasıl etkileyebileceğini biraz daha görmeye çalıştık. Tabii ki biz tüketim faaliyetlerinin nasıl etkileneceğini, rasyonelden daha çok hazcı bir tüketim anlayışı mı ön planda, kendini sembolik bir çerçeveye yerleştirerek ürünlerini bir şekilde elde etmek için Instagram ile ne kadar bağlantılı olarak bunu kullanabildiğini görmeye çalıştık. Instagram kullanma sebebimiz budur. Daha çok ürün ve hizmet ağırlıklı, takip etme motivasyonunun bu yönde yoğunlaştığını varsayarak hareket etmemiz bunun en temel sebebini oluşturuyor.”“Gösterişçi tüketim, insanın rasyonel ihtiyaçlarını devreden çıkartarak bir ürün veya nesne ile kendini anlatma ve anlamlandırma biçimidir”Muhabir Duygu Çağlayan'ın “Peki, makalenizde de bahsettiğiniz gösterişçi tüketim kavramını bize biraz açıklayabilir misiniz?” sorusu üzerine Cihan Becan, “Gösterişçi tüketim, akademik anlamda insanların daha çok rasyonel özelliklerini göz önüne almadan kendisini edindiği ürünlerle ve markalarla bir anlatma biçimidir. Yani ben kendimle ilgili bir mesajı verirken, 'şöyleyim ya da böyleyim' demekten ziyade elde ettikleri ürünleri, kendilerini bir anlatma aracı olarak bir mesaj ile kendisini gösterme amaçlı bir tüketim eylemi olarak söyleyebiliriz. Çalışmada kozmetik, giyim, tekstil tarzında ağırlıklı ürün kategorilerinin toplandığını görüyoruz. Gösterişçi tüketim, aslında insanları irasyonel bir biçimde, bazen kendilerinin bile neden satın aldıklarına cevap veremedikleri ve kendilerini bir şekilde tatmin etme amaçlı, anlıkta olsa geçici tüketim isteğini kapatmak suretiyle ortaya konulan bir tüketim türüdür. Instagram, o kıyafeti giyerek kendini gösterme amaçlı hareket edileceği ortam olarak görülüyordu. Bunun dünyanın pek çok yerinde geçerli oluğunu düşünebiliriz. Neden Instagram olduğu konusuna da burada cevap verebilirim. Araştırmalarımın sonucunda İran çerçevesinde Instagram'da etkileyici pazarlamada kozmetik ve giyim ürünlerinin daha çok rağbet gördüğü ortaya konulmuştur. Aslında yapılan araştırmalara bakacak olursak, konumuz influencer olduğu için en fazla %45’lere varan oranda Twıtter, Facebook ve YouTube’un üzerine çıkarak bu tarz tüketim faaliyetlerinin en çok gerçekleştiği sosyal medya platformu olarak geçiyor 2018 yılı verilerine göre. Dolayısıyla da Instagram'ın neden yapıldığını da bu şekilde söyleyebilirim.”Kayhan Dural: “Farkı olmasaydı var olamazdı”HaberVesaire Muhabiri Tuğçe Ecem Sağır'ın Dijital Pazarlama Ajansı Yöneticisi Kayhan Dural’a “Yaratıcı içerikler üzerine eğitimler veriyorsunuz. Instagram içeriğinin diğer sosyal medya mecralarından farkı nedir?” sorusunu Kayhan Dural şu şekilde cevapladı: “Instagram'ın diğer mecralardan farkı olması lazım. Çünkü Instagram’ın kendi dinamikleri var. Her mecranın içeriğinin kendine has olması gerekiyor. Sizin Twitter’a girdiğinizdeki bulmak istediğiniz görüntü ile Instagram bir değil. Bu platformların çok fazla ortak noktası yok. Çünkü istediğinizi bulma konusu burada devreye giriyor. Mecranın var oluş sebebi bir şeyin diğerlerinden daha iyi olması. Görsel anlamda, grafik vs. olabilir. Aynı zamanda da duygusal anlamda da Instagram daha farklı bir yer. Markalar içerisinde de kullanışlı bir platform. Örnek verilecek olursa Twitter’a girerek parmak hızı olan bir insan için Instagram’da ise ‘story, hikaye’ gibi ‘bunları hızlı hızlı izleyeyim çabuk bitsin’ havasına girilmesinin nedeni de bu. Anlık paylaşma ve görme üzerine olan bir mecra. Farkı olmasaydı, var olamazdı.”Dr. Becan: “Diğer reklam alanlarına göre Instagram daha uygun bütçeli”HaberVesaire Muhabiri Duygu Çağlayan’ın “Instagram’ın ticari amacının bu kadar ön plana çıkması mecranın doğasıyla ilgili midir? Yoksa tamamen yönetim stratejisinin bir sonucu mudur? Bu değişim nasıl başladı?” sorusunu Dr. Becan şöyle yanıtladı: “Marka olarak bakıldığında x bir maliyetle bir kampanya yapılacak. İçeriği kendiniz oluşturacaksınız. Geri bilidirimi de belli araştırmalar ile alacaksınız. Fakat hedef kitle açısından bir takım boşluklar doğabilir. Sonuçta kitlesel olarak yapılacak bir çalışma. Bir de başka bir seçenek daha var. Bütçeniz bir önceki seçeneğe göre çok daha uygun olacak. Sizin belki ünlü bir kişi kullanımı üzerinden gideceğiniz kitlesel bir kampanyada o kadar çok yapmacık gözükmeyecek. İçeriği siz dönüştürmeyeceksiniz, size gerek kalmayacak. Zaten influencer üzerinden etkileyici bir takım dijital etki liderliği dediğimiz bu kişiler üzerinden siz zaten içeriği ortaya koyacaksınız ve sizin marka elçiniz haline gelecek. Geri dönüşüm anlamında da herhangi bir araştırma yapmadan da dijital dokümanlar ile görülebilecek. Hangisini tercih edersiniz dediğimizde herhalde hemen hemen herkes ikinci seçeneği seçecektir. Dolayısıyla da ticari anlamda dönüşmesinin de bu sebeple olması lazım. Marka bütçe açısından da avantajlı olabilecek. Diğer reklam alanlarına göre daha uygun olacaktır. İçeriği siz oluşturmuyorsunuz marka olarak ve asla yapmacık durmayacak. Influencer olsun ya da olmasın sonuç olarak duygularını ve hayat tarzını ortaya koyarak o reklamı yapacaktır. Platformun getirdiği beğenme, yorum yapma, paylaşma bunların hepsi de markayı tanıtacaktır."

23 ARA 2020

Görmeyi ve izlemeyi seviyoruz…

Program, Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder moderatörlüğünde Zoom üzerinden gerçekleştirildi.“Dünyada 3 milyar 810 milyon sosyal medya kullanıcısı var”Sosyal medyanın önemli bir haber kaynağı olduğuna değinen Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Derneği (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Eraslan; “Birçok olayda sosyal medya bizim için önemli bir haber kaynağı haline geliyor. İzmir Depreminde, toplumsal birçok olayda sosyal medyadan haber aldık. Dünyada 3 milyar 810 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Dünya nüfusunun 8 milyar olduğunu düşündüğümüzde aşağı yukarı yarısı bunu kullanmakta ve her yıl 304 milyon kişi sosyal ağlara girmekte. Yani dünyada neredeyse her iki kişiden biri sosyal medya ağlarında bir etkinlik gösteriyor. Ülkemizde 83 milyon nüfusun 77 milyonu mobil cihaz kullanıyor. Mobil cihaz varsa internet var, internet varsa sosyal medya var. 62 milyon internet kullanıcısının %64’ü ülkemizde sosyal medya kullanıyor.” İfadelerini kullandı.“Türkiye’de YouTube ön planda”Dünyada ve Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına değinen Eraslan; “Dünya yayılımına baktığımız zaman en çok kullanılan sosyal medya ağı Facebook. Youtube, Instagram, Whatsapp ve Facebook ise diğer platformlar arasında en çok kullanılanlar. Türkiye’de de YouTube ön planda. Hatta burada bir temsilcilik açmayı da kabul ettiler. YouTube Türkiye’de neden önde? Çünkü Türkler görmeyi ve izlemeyi seviyor YouTube da görme ve izleme tabanlı. Türkler YouTube’da en çok şarkı dinleyip film seyrediyorlarmış. 18-24 yaş grubunun yüzde 95’i YouTube kullanıyor yoğun bir şekilde YouTube’dayız.” Şeklinde konuştu.“30 adet yerli ve milli canlı konferans sistemi TÜBİTAK’ta test aşamasında” Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nde de görev aldığını belirten Eraslan; “Şu anda 30 adet yerli ve milli canlı konferans sistemi TÜBİTAK’ta test aşamasında. Bir süre sonra piyasada yerli ve milli konferans sistemlerini göreceğiz. Ama acele edilmeli çünkü Zoom şimdi ortalama ev hanımlarının kullandığı bir araç haline geldi. Zoom 2020 yılına damgasını vuran dijital şirketlerden biri haline geldi.” Dedi.

21 ARA 2020

Üsküdar İletişim'de Reklam Fotoğrafçılığı İrdelendi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından gerçekleştirilen etkinlikte Argos Reklam ve Tanıtım’dan İbrahim Yoğurtçu konuk edildi. İbrahim Yoğurtçu, reklam sektörü ile ilgili tecrübelerini öğrencilerle paylaştı. "Reklamda hedef kitleye göre karar veriyoruz"Reklam çekiminin önemine ve tekniğine değinen İbrahim Yoğurtçu, konuya ilişkin olarak şunları söyledi: “Bazı firmalarda hedef kitleye ve kime hitap edeceğimize göre bir karar veriliyor. Bu karar verilirken esas değinmek istediğim, biz reklam fotoğrafçılığında daha önce belirlenmiş, ajansın belirlediği, kreatif direktörün belirlediği içinde müşterinin de olduğu tasarımı, bir hayali görsele çeviriyoruz. Hazır bir konuyu, biz görsele çeviriyoruz. Aslında tekniği kullanarak bir şeyleri sağlıyoruz. Peki bu sürecin içinde fotoğrafçının yeri ne? Fotoğrafçı, ne kadar katkı sağlıyor bu sürece? Sonuçta reklam filmi, sinema filmi ve fotoğraf teknik bir süreç ve teknik bir iştir. Bunu öğrenci arkadaşlarla kısa film senaryolarında da çok görüyoruz. Yazı bir hayal. Hayalimizi, bir hikaye olarak yazıyoruz. Ama bunun çekilebilme noktasında sorunlar yaşıyoruz. Bu hikayede de reklam fotoğrafçılığında da reklam filminde de bir hayal olabilir. Bir senaryonuz olabilir. Bu teknik olanaklarla mekan, ışık, kamera veya daha teknik olarak bahsedecek olursak yüksek kare çekim, düşük kare çekim olanağını ancak bu işin uzmanına, yönetmenine veya fotoğrafçıya al-ver yaparak anlayabiliriz. Çünkü öyle şeyler oluyor ki: örneğin hayalinde bir yiyecek firması; yumurta tavaya yavaşça düşüyor ve etrafa yayılıyor ya da suyun içine makarna düşüyor. O suyun içinde kabarcıklar oluşuyor. Bunu yazmak ayrı bir şey çekmek ayrı bir şey. Örneğin çok yüksek kare çeken kameraya ihtiyacımız var. Biliyorsunuz ki ne kadar yüksek kare olursa o kadar görüntünüz 'slowmotion' olur. Mesela yumurta sarısının una düşme hızını çok çok yavaş yapmak istiyorsan çok teknik bir konudur bu. Siyah kare, yüksek kare çeken kameralarımız var. Onlardan almak gerekiyor. Mesela bu bir örnek olabilir. Senaryoda öyle bir şey var. Reklam fotoğrafçısı ya da yönetmen bir ajans fikri oluştururken, işin tam neresinde sorusunu oluştururken cevabına iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Sonrasında bir plan belirleniyor. Ürünümüz neyse 'yakın bir fotoğrafa ışık modumuz yani açı modumuz şöyle olacak' diye ajanslar ile bir al-ver yapıyoruz. Arabayı örnek vereceğim burada. Bu arabanın reklam çekimini gerçek bir yerde mi çekmek daha mı mantıklı yoksa belli bir hayalle ve kurguyla onu stüdyoda çekmek daha mı mantıklı? Bu fikirleri tartışmak için fotoğrafçı, sürekli bu toplantılara katılmak zorunda.”“Sizi farklı kılan şey, yaptığınız işlerdir”Pazarlama ve popülerlik unsurlarını ele alan İbrahim Yoğurtçu, “Bizim işimiz aslında çok popüler bir iş. Tepede satmak gibi amacımız olduğu için o popüler fikri, popüler unsurlarla desteklememiz gerekiyor. Gündelik alışkanlıklar, popüler olan dizi karakterleri, gündemde herhangi bir olay olabilir. O yüzden reklam fotoğrafçılığında bu işe ilgi duyan arkadaşların gündemi çok iyi takip etmesi gerekiyor. Çünkü iyi ajanslarla yaptığımız işlerde bu fikirler oluşturulurken o projeyi yöneteceğim için beni de dahil etmek zorundalar. Bu popüler unsur önemli bir konu. Bunu biraz açmak istiyorum. Bir konuyu bilmek, esas alanını bilmek, filmi, yönetmenliği bilmek sizi iyi fotoğrafçı ya da iyi yönetmen, reklam fotoğrafçısı yapmıyor. Benim çok önem verdiğim konulardan bir tanesidir. Yan alanlarda iyi bir hukukçu, fotoğrafçı ya da yönetmen olabilirsin. Sizi farklı kılan şey, yaptığınız işlerdir. O alanlarda edindiğiniz beceriler, sizin esas mesleğinizde diğer insanlardan ayrı tutar. Hayallerimizi biraz çemberin dışında tutmaya alışmamız lazım. İnanılmaz pazarlama bilmek, Netflix, sinema, kültür-sanat bilmek gerekiyor. Aslında bizim işimizde esas mevzu ne çekeceğimizi bilmektir. Kendimizi başka alanlarda yetiştirip, işimizde kullanabiliriz. Teknik iş esas konumuzdur. Seyirci ve ajans hayal eder ama görüntüyü, görüntü yönetmeni çeker. Yönetmen olmak farklı bir şeydir” dedi.

21 ARA 2020

Dr. Öğr. Üyesi Ünal: “Sosyal Medyada İz Bırakıyoruz”

 Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün desteğiyle gerçekleştirilen seminerde ele alınan; sosyal medya okuryazarlığı, sosyal medyanın bilinçli kullanımı, dijital sağlık okuryazarlığı konularına veliler yoğun ilgi gösterdi.  “Bağımlılık giderek artıyor”Dr. Aylin Tutgun Ünal, önceden sosyal medya bağımlılığının orta seviyelerde olduğunu fakat pandemi döneminde artık daha ileri boyutlara ulaştığını belirtti. Ünal; “Sosyal medya dünya genelinde yoğun bir şekilde kullanıyor. Özellikle genç kuşaklar, üniversite öğrencilerinin bulunduğu 20 ila 40 yaş aralığı yoğun bir şekilde sosyal medyayı zaten kullanıyordu. Pandemi dönemi ile birlikte evde geçirilen sürenin artmasıyla sosyal medya kullanımı daha da arttı. Öğrencilerin, velilerin, her yaş grubunun evde kalmanın verdiği durumdan dolayı iş yapma şekilleri değişti. Bir yandan tüm sektörlerin yanında, öğretmenler de Zoom’dan öğretim yapmaya başladı. Zaman ve mekân kavramı birbirine karıştı. Bu durum bir yanda da bizi bekleyen tehlikeler doğuruyor. Son zamanlarda araştırmalarımızda sosyal medya bağımlılığı seviyelerini ölçtüğümüzde orta seviye bağımlılık söz konusuydu fakat giderek artıyor. Bu bağımlılıklarla birlikte psikolojik sorunlarla da karşı karşıyayız.” Dedi.Sosyal medyanın 4 boyutu!Sosyal medya bağımlılığını tanımlamanın dört boyutu olduğunu vurgulayan Ünal; “Yaptığımız kuşak araştırmalarında orta seviyede bir sosyal bağımlılık olduğunu hatta genç kuşakların yüksek seviyeye doğru yaklaştığını bulguladık. Sosyal medya bağımlılığını psikolojik sorun olarak ele almak gerekiyor. 10-15 yıl önce araştırma yaparken internet bağımlılığının yatılı olarak tedavi edildiğini Kore’de böyle bir çalışma olduğunu duymuştum ve ilgimi çekmişti. Şu anda sosyal medya bağımlığını Kore gibi diğer bazı ülkeler yatılı olarak tedavi ediyorlar. Ülkemize baktığımızda ayaktan hizmet veren kliniklerimiz var. Bu çok ciddi bir sorun. Önleyici çalışmalar yapmamız gerekiyor.” Dedi.Sosyal medya bağımlılığı tanımlandığında dört boyutu olduğuna vurgu yapan Ünal şu değerlendirmelerde bulundu: “İlki, ‘meşguliyet’ yani sizi zihinsel olarak devamlı bağlı kılan bir durum. ‘Paylaşımım kaç beğeni aldı? Profilime kimler baktı?’ gibi merak etme durumları var. Bir diğer boyut, ‘duygu durum düzenleme.’ Moraliniz bozulduğunda sosyal medyanın o problemden uzaklaştıran etkisi. Kişiler geçici olarak o problemi unutup mutlu oluyor. Bu durum haz verdiği için devam ediyor. Bu da bağımlılık seviyesine geliyor. İşleriniz aksıyor, kişilerle sosyalleşemiyorsunuz. Arkadaş çevresinden tutun ailelerin birbirine vakit ayıramaması söz konusu oluyor. Bunu çift yönlü düşünmek lazım anne baba da sosyal medyada fazla vakit geçiriyorsa çocuklarını ihmal etme durumu oluşuyor. Bu gibi sorunlara yol açıyor sosyal medya bağımlılığı. Diğer yandan, ‘tekrarlama’ boyutu, azaltmak isteyip azaltmamak, diğeri de ‘çatışma.’ Az önce söylediğim gibi yüz yüze iletişimin yerine sosyal medya iletişiminin cazip gelmesi. Sosyal medya kullanımı aile içi iletişime engel olmamalıdır. Önce kendimiz bilinçli kullanacağız sonra çocuklarımıza anlatacağız. Dünyayı değiştirmek için kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Kendimiz sosyal medyayı bilinçli kullanıp etrafımıza doğrusunu anlatabiliriz.”  “Sosyal medyada iz bırakıyoruz”Konuşmasına sosyal medya okuryazarlığı bilinci ile devam eden Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Sahte hesaplara karşı dikkatli olmalıyız. Yeni açılmış hesaplara özellikle dikkat etmeliyiz. Kargaşa dönemlerini çok kullanıyorlar. İçerik paylaştığında, örneğin ‘Aşı bulundu’ paylaşımı yapılıyor. Bu haber başka yerde var mı diye kontrol etmemiz lazım. Anında paylaşma isteğimizi dizginlememiz gerekiyor. Olumsuz duygular yerine olumlu duyguları paylaşmamız gerekiyor. Sizin paylaştığınız bir içerik başkasını duygusal olarak etkileyebiliyor. Buna ‘duygusal bulaşma’ diyoruz. Olumsuz içerikler olumluya göre dört kat daha fazla yayılıyor. Etik değerler var. Örnek vermek gerekirse yaşlılarımız evden çıkamadı. Bu durumu karikatürize edenler var. Dışarıda fotoğraflarını çekenler oldu. Sosyal medyanın eğlencesinden yararlanmak olumlu bir şey fakat izin almadan fotoğraf çekmek etik değil, dikkat etmemiz gerekiyor. Diğer yandan paylaştığımız içeriklerin iz bıraktığını unutmayalım. Acele bir şekilde düşünmeden bir şey paylaşmayalım. Örneğin, işe alımlarda kişilerin sosyal medya paylaşımlarına bakılabiliyor. Küresel anlamda görünür şekilde iz bırakıyoruz. Bilinçli olarak kullanmamız gerekiyor.” Şeklinde konuştu. 

15 ARA 2020

‘Yapay Zekâ ve Sanat’ Etkinliği Gerçekleştirildi

Programa konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Cem Say, Sanatçı Bager Akbay, Medya Sanatçısı-Yönetmen Refik Anadol, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Doç. Dr. Ebru Yetişkin Doğrusöz katıldı.Refik Anadol: “Makinanın arkadaş olabilme ihtimalini hissediyoruz”Algoritmik düşüncenin sadece sistematik bir şey olmadığını, aynı zamanda hayal kurmanın da bir parçası olduğunu belirten Refik Anadol; “Benim şanslı olduğum bir kaç nokta vardı. Kişisel olarak deneyimlerimden bahsederek ayağı yere daha sağlam basan hatıraları paylaşmak istiyorum. Mesela okuma yazma öğrenmeden önce en azından benim zamanımda bir şekilde piyano çalmayı öğrenemiyordun. Okuma yazama bilmek zorunda bir öğrencinin piyano çalabilmesi için. Çok sevdiğim bir hocam ‘Öyle kitaplar var ki o kitaplardan renk ve geometrik şekillerle müzik öğrenilebiliyor, dil öğrenmeye gerek var?’ ve hakikaten algoritmik düşüncede böyle bir şey aslında. Benim en çok ilham aldığım yer sadece düşünce yöntemi olarak algoritmik değil aynı zamanda hayal kurmak. Bir oyun oynadığınız zaman makinanın aklında bir mekân olabilme ihtimali. Yani o oyunlar nerede geçiyor, oyunda neden duvar yok, niye başı sonu yok. Yani bu sorular zaten mekânsal algılamaya kadar giden sorularla başlıyor. Bunun üstüne eklediğimiz ve dijital dünyanın varlığını hissettiğimiz zaman üzerine makinanın bir arkadaş olabilme ihtimalini hissediyoruz. Algoritmik düşünce benim için öyle başladı sonrasında ise yaratıcı araçlar çok ciddi yardımcı oldu.” Dedi.Bager Akbay: “Yapay zekâyı kendi başlarına bir şeyler yapsınlar diye tasarlamadık”Bager Akbay, yapay zekânın meslekleri ele geçirmesi konusuna değinerek; “Zaten yapay zekâyı çok fazla övüyoruz ama oran olarak bir insanın vücudu ile elleriyle bir şey üretmesi ve bir aletle, makineyle üretmesi üzerinden bakarsak yapay zekânın esere etki oranı yüzde kırklara belki çıkmıştır. Belki çok abartı bir şey ama hala müellif insana şu açıdan bakabiliriz. Yapay zekâ bir elinde duracak bir aletse burada da bir insan yapay zekâ birleşimi sayborg dediğimiz organizma varsa sayborg daha her ihtimalde daha üstün. Şu anda yani insanın kontrol ettiği bir yapay zekâ Casporav’ da diyor ki; ‘Ortalama bir satranç oyuncusuna karşı yapılabilecek hamleyi 10’a indirin o zaten hepimizi yener.’ Yani ortalama bir satranç oyuncusu bile iyi bir yapay zekâya dünya şampiyonunu yenemeyecek bir yapay zekâyı da herkesi yenecek hale geliyor. Şimdi buna sayborg diyoruz. Aslında siber obje, birleşik organize insan artı yapay zekâ. Bu henüz çok üstün yapay zekâya göre. Yapay zekâ çok işe yarıyor. Ama patron şunu demiyor şirketin kontrolünü yapay zekâya bırakalım biz yatalım, tatile gidelim. Yapay zekâ bir yapsın bakalım nasıl gidiyor yani yönetiyor. Aslında bir stratejiyle bunları yönetiyor. O yüzden henüz oraya çok uzağız. Yapay zekânın tek başına bir şey yapmasın diye biz zaten yazılımları alet olsun diye tasarladık. Yani kendi başlarına bir şey yapsınlar diye değil.” Dedi.Prof. Dr. Say: “Yapay zekâ dersinin çocuklara anlattığımız bir algoritması var”Bilgisayarın hesaplama gücünü algılama konusuna değinen Prof. Dr. Cem Say; “Satranç oynayan bilgisayarları ele alalım. Yapay zekâ dersinin başlarında çocuklara anlattığımız bir algoritması var. Onların şu hamleyi yapayım, bu hamleyi yapayım diye hesaplaması gerekiyor. Esasen sonuç olarak bütün o hamle zincirlerinin on hamle sonra nereye varacağına zincirin başındaki hamle belirliyor. Ama bu işin başında hesaplama on saniye sürüyor. O sırada bilgisayar hangi hamleyi yapacağını düşünüyor desek yanlış mı olur. Çünkü tamamında yaptığı şey aynen bu biz buna dilimizde bu ismi koymuşuz. Çünkü o sırada bulduğumuz şu anda fark ettiğimiz olay buna aslında bilgisayarların yaptığı işle aynı iş.” İfadelerini kulandı.“Düşünme yolumuzu değiştiremiyoruz”“Süreç odaklı tasarımın felsefi boyutu var mı?” başlıklı konuşmasını gerçekleştiren Doç. Dr. Ebru Yetişkin Doğrusöz ise; “Güneş merkezli dünyaya geçtikte insanlar fark ediyorlar ki aslında dünyanın merkezinde falan değiller. Hala düşünme yolumuzu ne yazık ki değiştiremiyoruz. Bu da felsefede bizim karşımıza bir problem olarak çıkıyor.” Dedi.

11 ARA 2020

JNBS Dergisinden Uluslararası Başarı

 Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, ülkemizde sinirbilim alanındaki bilimsel çalışmaların gelişmesine, yaygınlaşmasına ve uluslararası iş birliklerine de katkı sağlayan JNBS dergisinin, yayınladığı 200’ün üzerinde makale ile ülkemizin sinirbilim alanındaki birikimine ve vizyonuna da katkı sağladığını söyledi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Hâlihazırda 9 indeks tarafından taranan ve Wolters Kluver Yayınevi tarafından basılan JNBS dergisi, 8 aylık bir değerlendirme süreci sonrasında önemli uluslararası indekslerden olan “Index Copernicus” veri tabanlarında da indekslenme hakkı kazanmıştır. 100’ü aşkın çok boyutlu parametrik değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan dergimiz, sinirbilim alanındaki indekslenen 780 uluslararası dergi arasına 91.48'lik reyting puanı ile 30. sıradan girerek de önemli bir başlangıç yapmıştır” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, uzun zamandır indekslenme çalışmalarına devam eden derginin TRDizin ve WOS kapsamındaki indekslerde de yer almasının kısa vadeli hedefleri arasında yer aldığını kaydetti.Dergimizin tüm sayılarına ulaşmak için;https://uskudar.edu.tr/tr/sureli-yayinlar/4/jnbs-dergisi,  Index Copernicus sayfasına ulaşmak için;https://journals.indexcopernicus.com/search/details?id=66771 adresinden erişebilirsiniz.

10 ARA 2020

Reklamcılıkta Stratejik Planlama Konuşuldu

“Yeni nesil projeler üzerinde çalışıyorum”  1998 yılından beri iletişim alanında çalıştığını ifade eden İsmail Seval; “Bu alanda çalışmaya çeşitli reklamlarda çalışarak başladım. Önce kurumsal iletişimle başladım aslında. Kurumsal iletişim, itibar bu gibi alanlarda çalıştıktan sonra reklam iletişimi ve stratejik reklam içinde stratejik planlama fonksiyonuna geçtim. Medya planlamadan, dijital pazarlamaya kadar bütün ajanslarda stratejik planlama ve veri odaklı stratejik bakış çerçevesinde bir takım entegre projeler gerçekleştirdim. Sonra kendi şirketimi kurdum ve reklam teknolojileri üzerinde bir takım yeni nesil projeler hayata geçirmeye çalışıyorum.” Dedi.“Reklamcılıkta üç temel fonksiyon var”Reklamcılıkta Stratejik Planlama hakkında bilgi veren İsmail Seval; “Bildiğiniz gibi reklam ajanslarında bir takım departman ve birtakım fonksiyonlar var. En temel olarak aslında birileri düşünüyor, organize ediyor, yaratıyor. Bu anlamda üç temel fonksiyon var. Düşünen kısım stratejik planlama. Organize eden kısım, müşteri temsilciliği. Üreten, yaratan ve hayata geçiren kısım ise yaratıcı departman. Bu şekilde çok net olarak özetleyebiliriz.” İfadelerini kullandı.“Bizim yaptığımız iş bir sanat değil, biz bir ticaret fonksiyonuyuz”Stratejik planlamanın öneminden bahseden Seval; “Stratejik planlama temel olarak bir reklamın, bir marka oluşturmanın yanı sıra aslında iletişimin kime hitap etmesi gerektiğidir. Çünkü bizim yaptığımız iş bir sanat değil. Biz bir ticaret fonksiyonuyuz. Ticari çarkları döndüren pazarlama fonksiyonunun bir uzantısıyız.” İfadelerini kullandı.

09 ARA 2020

Can Diker’in Kitabı Okuyucu ile Buluştu!

Toplumsal yabancılaşma adım adım inceleniyor…Doruk Yayınlarından okuyucularıyla buluşan kitapta ‘Batılı olmayan' sanat yapıtlarındaki kültürel temsillerin karakteristiklerinin, Batı kontrolündeki küreselleşme süreci sonucunda kendi toplumuna adım adım nasıl yabancılaştığı inceleniyor.  Sinema alanı için iyi bir kaynak!Diker’in kaleme aldığı, sinema alanına önemli bir katkı sunacak olan bu kitap kültür-sanat yapıtlarına örnek olarak sinema filmleri ele alınıyor. Öte yandan Şarkdöngü'nün film dili üzerinde nasıl yaratıldığı da tartışılarak film dili ve kültür arasındaki ilişkilerin oluşumu yönetmenler, festivaller ve film fonları üzerinden de irdeleniyor.

03 ARA 2020

Sarıoğlu: “Halkın Kültürü Popüler Kültürdür”

“Çiçekler halkın hafızasında pek çok anlama geliyor”Mehmet Süha Sarıoğlu, mitoloji için bir birikimin gerektiğini söyledi. Sarıoğlu; “Mitolojinin süsü olan çiçekler halkın hafızasında pek çok anlama geliyor. Bu anlamlardan en baskın olanını dinsel anlamlardır. Yunanistan, Mısır gibi yerlerde mitolojide ağaçların yeri çok önemlidir. Ağaç kesen bir kişinin sonu ölüme kadar gidebilir.” Dedi.“Halkın kültürü popüler kültürdür”Sarıoğlu; “Halkın kültürü popüler kültürdür, elitiz ve avangart kültürle karıştırmayalım. Toplumun bir kısmı kültürümüzde bulunmayan sushi ülkemizin mutfağında tercih etmesinin ve çiğ balığı benimsemesinin avangart bir yaklaşım.” Dedi.“Kırmızı yapraklar mahcubiyeti simgeliyor”Çiçeklerin mitolojik anlamları olduğuna değinen Sarıoğlu, sümbül çiçeğinde bulunan iki ayrı yeşil yaprağın Apollo’nun gözyaşları olduğunu ve bu sümbüllerin oldukça pahalıya satıldığını belirtti. Sarıoğlu; “Sümbül çiçeğini bir vazoya koyduğunuzda hemen porsur ve solar ama güneşe koyduğunuzda misler gibi koku yayar. Bir diğer çiçek olan anemon çiçeğini ise Osmanlı İmparatorluğu için önemli bir yere sahip. Bu çiçek fare zehrine dönüşüyor ve çok güçlü bir zehir oluyor. Şakayık çiçeği ise mahcubiyeti simgeliyor. Yapraklarındaki o kırmızılık bir konuda mahcup olunduğunu ifade ediyor. ”şeklinde konuştu.“Büyük İskender bile gitti”Büyücüler ilk çağlardan beri var olduğunu belirten Mehmet Süha Sarıoğlu, “Mısır büyüsü çok ünlüdür. Büyücülerin yanı sıra haber bilicileri de var. Hatta büyük İskender bile haber bilicilerin yanına giderek sorular sorarmış. Bütün bu memoratlar her yerde bulunuyor. Cevat Şakir Kabağaçlı’nın Anadolu Tanrıları ve Halikarnas Balıkçısı kitaplarını şiddetle öneriyorum. Yazar açık bir şekilde kitapta memoratlara olan ilgisini sergiliyor.” İfadelerini kaydetti.

01 ARA 2020

Dijital Sanatlar Her Yönüyle Ele Alındı!

Zoom üzerinden gerçekleşen programda dijital tasarım ve dijital sanatlar hakkında önemli değerlendirmelerde bulunuldu.Esra Özkan: “Dijital sanatlarda temel amacımız herkesin evine girmesi” Dijital sanat konusuna değinen Esra Özkan; “Ben plastik olan her şeyi bırakıp dijitale geçme kararı aldım. Benim için büyük bir değişim oldu. Son bir yıl, bu kararı alıp hemen harekete geçtim. Yolum bir şirketle karşılaştı. Onlarla yola başladık. Yeni medya, kinetik sanat, veri sanatındaki çalışmaları sergiliyorduk. Design Think projesi oluşturduk. Bu çok önemliydi. Dünyayı bir açık çar yaptık. Çünkü biliyorduk ki dijital sanatlar alanında bir sıkıntı var. Bütçe bulmak sıkıntı, gümrük sıkıntı vs. Kendi içinde bir sürü zorlukları vardı. 500 sanatçıya ulaştık. Anketler yaptık. Sonunda doğru rakamlara ulaştık. Anket sonuçlarıyla rapor oluşturduk. Biz bu raporun workshopunu yaptık. Akbank Sanat Workshopu yaptık. Sanatçıların da katılımıyla birlikte çözüm üretmeye başladık. 14 fikir ortaya çıktı. Bunlardan bazıları da hayata geçti. Mart ayında bir projeye başladık. Hem tüm dijital sanatlar bir araya gelmiş olur hem de bir gelir yaratılır. Dijital sanatlar da bir şekilde para kazanmaya başlar diye bir niyetle yola çıktık. Bir melek yatırımcı bize destek sağladı. Temel amacımız dijital sanatın, herkesin evine girmesi. Bunun için farklı üyelik modelleri var. Bu modellerle dijital sanatı buluşturuyoruz.” İfadelerini kullandı.Candaş Şişman: “Beş duyuyla dünyayı algılama metotlarımız gerçekliği tam olarak yansıtmıyor”Yeni dünyanın, algılama metotlarından bahseden Candaş Şişman; “Öncelikle odaklandığım nokta, insan algıları. Çünkü insan algısının, yaşadığımız gerçekliği ne kadar değiştirdiğini görebiliyoruz. Bizim aslında beş duyuyla dünyayı algılama metotlarımız gerçekliği tam olarak yansıtmıyor ve bu manipüle ettiğimiz gerçekliği de gerçeklik olarak sanıyoruz. Yani burada bilimsel olarak belli bir frekans aralığını görebiliyoruz, belli bir frekans aralığını duyuyoruz. Şu an algılayabildiğimiz şeyi gerçek olarak iddia etmek biraz fazla bir söylev olur. Mantalitemizin bir noktada şu olması gerekiyor; Biz eğer dünyayı algılamak için, birbirimizi görme biçimlerimizi değiştirirsek, gördüğümüz şey de değişir. Dolayısıyla kendi algılarımızın limitli olduğunu bilip, bunu nasıl geliştirebiliriz bunun üzerine düşünmeliyiz. Gerçekliği nasıl algılayabiliriz üzerine bir perspektif var. Bu kendimizi tasarlamak konusunda çok imkânlar açıyor. Bizim farklı duyuları, farklı bakış açısıyla kombine etme imkânımız var. Özellikle hem gelişen teknoloji, hem de biyoteknoloji alanındaki gelişmelerden dolayı, biz kendimizi farklı duyularla kendimize eklemlendirebilme imkânımız var ve bu giderek de artacak.” Dedi. Mert Kızılay: “Türkiye’de olgunlaşmamış bir sektör vardı”Jenerik Tasarımı konusuna değinen Mert Kızılay; “Okuldan sonra kendimi birçok şeye girip çıkmış hissettim. Tasarım, dijital, geleneksel vs. Konsept temelli kısa filmler yapmış olmak beni çok heyecanlandırmıştı. En çok hikâye üretmekten keyif alacağımı fark ettim. Ufak çaplı sanat işlerine girip çıktıktan sonra yurt dışına gittim. Türkiye’de olgunlaşmamış bir sektör vardı. Kısa film yapmaktan, fantezi üzerine sanat inşa etmekten zevk aldığım için, bunu canlı tutup, nasıl aynı zamanda para kazanırım diye düşünüyordum. Bu da beni yurt dışına itti. Bizde çok fazla yok, yeni yeni olmaya başladı; Jenerik Tasarımı. Şu anda çok aktif bir sektör. 4 sene kadar bu alanda çalıştım. Grafik, tasarım vs. yaptım. Sonra creative director oldum. Dizi, film genelde hep bir anlamı olduğu için, yaptığım tasarım görselleştirmenin vs. hep belli bir anlam taşıması gerekiyordu. Fikir anlamında bir şeye hizmet etmesi gerekiyordu. Bizim sektör dijital ağırlıklı ama en çok sevmemin sebebi, en önce ne tarzda olacağı konsept ediliyor.” Şeklinde konuştu.Ethem Cem: “Mimarlık ile Görsel Tasarımını birleştirdim”Jenerik Tasarımı konusunda deneyimlerinden bahseden Ethem Cem; “Ben mimarlık eğitimi almak için yurt dışına gittim. 4 sene orada yaşayıp, bölümü bitirmeden Türkiye’ye geldim. Mimar olmak istemiyordum. Kendi yaptığım şeylere yönelmek istiyordum. Uzun süre çizim eğitimi almıştım. Döndüğümde ona devam edip İstanbul’da Görsel İletişim Tasarımı bölümüne başladım. Mimarlıkta öğrendiğim o fiziksel mecrayla kendi öğrendiğim, görsel iletişim tasarımında öğrendiğim dijital mecrayı birleştirme denemelerine başladım. Hareketli grafik alanında da o zaman jenerik yapmıyorduk. Çok istiyorduk. Hatta bundan hep dert yanıyorduk. O sırada bir proje aldık. Şahsiyet dizisinin jeneriği için bize ulaştılar. Aslında biz ilk görüştüğümüzde, senarist de yönetmen de akıllarındaki fikirleri aktardırlar. Bir de dizinin şöyle bir şeyi vardı; Bu dizinin ana karakteri çok önemliydi. Onun oturduğu yer, kullandığı eşyalar, yaptığı şeyler de çok önemliydi. Bütün senaryo da onun üzerinden yürüyordu. Birkaç farklı şey ürettik. O fikirler karıştırılıp ortaya böyle bir şey çıktı. Ben mimarlıkta okurken öğrendiğim şeylerle, görsel iletişim tasarımında öğrendiğim şeyleri birleştirme isteğindeydim. Bu proje de aslında benim, bu konuda ilk deneyimimdi.” İfadelerini kaydetti.  Bager Akbay: “Bu işler Arse Elektronika Festivaliyle başlıyor”Tasarımcılık ve sanat konusuna değinen Bager Akbay; “Bu alanda dünyada görebileceğimiz birkaç temel şey var. Bu işler biraz Arse Elektronika Festivaliyle başlıyor mesela. İlgilenenler Arse Elektronika Festivalinin arşivine bakabilir. Önemli bir arşivdir. 79 yılından beri devam ediyor festival. 7-8 sene sonra da yarışma başlıyor. Trans medyayla da geliyor Almanya’da. Trans medyayla biraz daha teorik tarafla ilgilenen kişilerin bakması, Arse Elektronikada da biraz daha oyuncaklı teknoloji, ışıklar vs. tarafında daha kuvvetli. İkisinde de iki taraf var. Ama böyle bir ufak bir ayrım var arada. Türkiye’de de var bu çalışmalar. Ama tam bu alana benzer şeyler oldukça ilginç. Çünkü tasarımla doğuyor. Kodlamanın demokratikleştiği bir döneme denk gelmişti. 3D yazıcıların da geleceğine dair söylentiler vardı. Reprap diye bir proje vardı vs. Amber Festivali bizi bir araya getiren ikinci şey oldu. Bence sosyal medya denilen kavram, o zamanlar da vardı ama Twitter, Instagram, TikTok gibi ortamlar aslından bunların tamamen demokratikleşmesini sağladı. Bir şekilde artık herkes video çekiyor, herkes fotoğraf çekiyor. Çok normal bir hale döndü. Bu genel dönüşüme bir bakmak gerekiyor. Bunun getirdiği farklı bir algı var.” ifadelerini kullandı.

25 KAS 2020

TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması'ndan Üsküdar İletişim’e Bir Birincilik Bir İkincilik

TRT tarafından altıncısı düzenlenen Geleceğin İletişimcileri Yarışması'na bu yıl 76 üniversiteden 790 proje ile 884 öğrenci başvuru yaptı. 20 Kasım akşamı TRT2’den canlı olarak yayımlanan ödül töreni ile ilk üçe girerek derece alanlar belli oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden Zeynep Şahin, Nilay Soysev ve Rozerin Özbay, İnternet Yayıncılığı Kategorisi İnternet Sitesi Dalı’nda Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapiapis danışmanlığında hazırladıkları ‘Güneşten Haber Var’ isimli projeleri ile birincilik ödülünü kazandı. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden Dilber Dural ve Ece İnci ise Haber Yayıncılığı Kategorisi İnternet Haberi Dalı’nda Doç. Dr. Gül Esra Atalay danışmanlığında hazırladıkları ‘Uzmanlar Çevrim İçi Çocuk İstismarına Dikkat Çekiyor’ isimli projeleri ile ikincilik ödülünün sahibi oldu.Pınar Kandemir: “Gençler bizim için en önemli katkı sunan gruptur”İnternet Yayıncılığı Kategorisi İnternet Sitesi Dalı’nda yarışan eserler Yusuf Özhan, Hakan Söğüt, Levent Erden, İsmail Halis, Hakkı Alkan ve Arda Kutsal’dan oluşan jüri tarafından değerlendirildi. Törende, İnternet Sitesi Dalı’nda dereye giren öğrencilere ödüllerini vermek üzere sahnede yerini alan TRT Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanı Pınar Kandemir, “Herkese iyi akşamlar diliyorum. Yarışmada altıncı yılımız. Bu yarışma, bu sektöre en çok katkı sunan yarışmalardan, etkinliklerden bir tanesidir. Gençlerin sektöre katkıları için yarını beklemeyen, bugünden onları entegre etmeye çalışan ve onları bu alana heveslerini kırmadan dahil etmeye çalışan, müstakbel meslektaşlarımız olarak onları sahneye davet ettiğimiz bir etkinlik bu. Bu anlamda Genel Müdürümüz İbrahim Eren’in vizyonu şüphesiz çok önemli. Sadece bu yarışmada değil, TRT’nin pek çok etkinliğinde gençler bizim için en önemli katkı sunan gruptur diyebilirim. Bu anlamda da vizyonlarını, sektöre bakışlarını, iletişime sunacakları ve sundukları katkıyı çok önemsiyoruz. Biz onlardan çok şey öğreniyoruz. Geleceğin İletişimcileri Yarışması’nı bu sene büyüterek tüm haftaya yaydık. Önümüzdeki sene genç arkadaşlarımızı çok daha büyük sürprizler bekliyor. Bu yarışmanın içerisine sadece iletişimcileri değil, tüm diğer alanlardan da iletişime ilgi duyan arkadaşlarımızı dahil edeceğiz. İletişimin konuşulduğu büyük bir hafta düzenleyeceğiz. Güzel bir etkinlik planlıyoruz. Bu sene Korona şartlarından dolayı yine çok güzel bir şekilde İletişimciler Haftası düzenlemiş olduk. İnternet Kategorisi yine bizim için çok önemli. TRT’nin de bu noktada tüm trendleri çok yakından takip ettiği, en önde yürüdüğü bir alan. Muazzam bir değişime, bir dijitalleşmeye şahitlik ediyoruz. Bu dönüşümün içindeyiz ve aktörleriyiz. Bu anlamda da gençlerin özellikle bu alana sunduğu katkı bizim için çok kıymetli. Dört gözle onların sunacakları katkıyı da vizyonu da bekliyoruz. Dediğim gibi biz onlardan çok şey öğreniyoruz. Ben de heyecanla yarışmanın sonucunu bekliyorum. Kimin birinci olduğunu ben de bilmiyorum, şimdi burada sizlerle birlikte öğreneceğiz” ifadelerini kullandı.İnternet Sitesi Dalı’nda Üsküdar İletişim’e birincilik ödülüİnternet Sitesi Dalı’nda Üsküdar Üniversitesi’nden Zeynep Şahin, Nilay Soysev ve Rozerin Özbay “Güneşten Haber Var” isimli projeleri ile birincilik; Atatürk Üniversitesi’nden Yasin Muhammet Yavuz “Doğrulayanlar” isimli projesi ile ikincilik; İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Murat Ahmet Dönmez ve Muzaffer Kılcı ise “Medrese” isimli projeleri ile üçüncülük ödülünün sahibi oldu. Ekibi adına birincilik ödülünü almak üzere sahneye çıkan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencisi Zeynep Şahin şunları söyledi: “Öncelikle herkese iyi akşamlar diliyorum. Ekip arkadaşlarıma ve aileme çok teşekkür ediyorum. Bizden desteğini hiç esirgemeyen, her zaman yanımızda olan Nihal Toros hocama çok teşekkür ederim. Bize bu şansı veren TRT ailesine de sonsuz teşekkürler.”Faruk Demirel: “Öğrenciler muazzam işler yapıyorlar”TRT tarafından düzenlenen ödül töreninde, Üsküdar İletişim’e bir diğer ödül ise İnternet Haberi Dalı’nda verildi. Haber Yayıncılığı Kategorisi İnternet Haberi Dalı’nda yarışan eserler Bora Bayraktar, Ahmet Görmez, Ercan Gürses, Ersin Çelik, Mete Çubukçu ve İbrahim Altay’dan oluşan jüri tarafından değerlendirildi. Törende, İnternet Haberi Dalı’nda dereceye giren öğrencilere ödüllerini vermek üzere sahnede yerini alan Haber Global Genel Yayın Yönetmeni Faruk Demirel şunları söyledi: “Daha önce televizyon yayıncılığı olarak biz birbirimizin rakibiydik, birbirimiz ile yarışıyorduk. Şimdi artık internet haberciliğiyle de yarışıyoruz. O yüzden internet haberciliğine gönül veren, bu alanda emek sarf eden bütün arkadaşlarımı şimdiden tebrik ediyorum. Muazzam işler yapıyorlar.”İnternet Haberi Dalı’nda Üsküdar İletişim ikinci olduİnternet Haberi Dalı’nda Hacettepe Üniversitesi’nden Zafer Yılmaz “Dünyanın ‘Engin’ Hayranları, Türkiye’nin ‘Akyürek’li Elçileri” isimli projesi ile birincilik; Üsküdar Üniversitesi’nden Dilber Dural ve Ece İnci “Uzmanlar Çevrim İçi Çocuk İstismarına Dikkat Çekiyor” isimli projeleri ile ikincilik; Selçuk Üniversitesi’nden Azize Zehra Yıldırım “Meskenin Trafiği Yaşar’a Emanet” isimli projesi ile üçüncülük ödülünün sahibi oldu. İkincilik ödülünü almak üzere sahneye çıkan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencisi Dilber Dural, “Herkese iyi akşamlar diliyorum. Şu an çok mutluyum ve çok gururluyum. Öncelikle pandemiden dolayı burada olamasa da proje ortağım sevgili Ece İnci’ye, danışman hocalarım Gül Esra Atalay ve Selin Maden’e ve her zaman yanımda olan, desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, nazımı çeken sevgili aileme çok ama çok teşekkür ederim” dedi.11 kategoride 33 ödül verildiGeleceğin İletişimcileri Yarışması Ödül Töreni, 11 kategoride 33 ödülün açıklanmasının ardından son buldu.

19 KAS 2020

2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni, pandemi önlemleri çerçevesinde çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında 2020 – 2021 Akademik Yıl açılış töreninin pandemi gölgesinde gerçekleştirildiğini belirterek pandeminin ciddi bir şekilde herkesi etkilediğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “9 yılda çok önemli büyüme yaşadık”Üsküdar Üniversitesi’nin 22 bin öğrencileri olduğunu, vakıf üniversitesi olarak 9 senede ciddi ve hızlı bir büyüme yaşadıklarını ve altyapılarını genişlettiklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitelerin dört ayağı bulunduğunu hatırlattı.Birinci ayağın üniversite denildiğinde anlaşılan eğitim ayağı, ikinci ayağın AR-GE çalışmaları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “AR-GE ile ilgili daha yeni bir yapılanma hayata geçirdik. AR-GE’ye yönelik politikalarla ilgili ayrı bir birim kurduk. TÜBİTAK’ın yeni açıkladığı üniversitelerin yetkinlik hacimleri ve kaliteleri ile ilgili grafikte nörobilim, psikiyatri ve psikoloji alanlarında ilk sırada yer aldık. Diğer alanlarda da yayın kalitesi, yaptığı projeler ve diğer akademik etkinlikler açısından TÜBİTAK’ın istatistikleri bizi sevindirdi. Tabii devam etmek gerekiyor, sürdürülebilirlik önemli. Bir üniversitenin üçüncü ayağı bilgiyi ürüne dönüştürmesi. Yaptığı bilgiyi ticarileştirmesi, sanayi ile iş birliği yapabilmesidir. Bir üniversite bunu yapamazsa, sadece bilgi üreten ama topluma faydalı olmayan bir üniversite olur. Bilimin geleceğine katkı sağlaması gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal projeleri hayata geçiriyoruz”Üniversitelerin bir diğer görevinin de toplumu bilgilendirmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bununla ilgili sosyal projeler gerçekleştiriyoruz. TÜBİTAK sosyal projelerle ilgili daha çok bütçe ayırdı. Bu alanda çeşitli çalışmalarımız var.  Aileler Üniversitede, Gençler Üniversitede tarzında lise öğrencilerine ve ailelere üniversite ortamında eğitimlerle ilgili projelerimiz var. İstanbul Valiliği ile Aileler Üniversitede projesi için protokol imzaladık. 24 Kasım’da başlayacak projede birçok aileye dokunacağız” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Fi-jital Üniversite kavramını hayata geçirdik”Üsküdar Üniversitesi olarak hayatın her alanını etkileyen pandemi dönemine uyum sağlamayı başardıklarını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fi-jital üniversite kavramını hayata geçirdiklerini belirterek “Yaz döneminde vizyon toplanımızı gerçekleştirdik. Pandemi bu şekilde devam ediyorken önümüzdeki yıl ne yapacağımızı değerlendirdik. Mezuniyet törenini yapamadık, Akademik Yıl Açılış Töreni zamanında da pandeminin artacağını öngörüyorduk ve öyle oldu. Bunun üzerine toplantıda yüz yüze ile dijital eğitimi birleştirmeye yönelik ‘Fi-jital’ Üniversite kavramını hayata geçirmeyi kararlaştırdık. Sağlık alanındayız biz ve bu alanda uygulama önemli. Uygulamadan kopmamak gerekiyordu. Uygulamadan kopmamak için de gelebilecek öğrencileri yüz yüze seyreltilmiş şekilde, gelemeyecek öğrencileri de uzaktan hep canlı sınıf ortamında bulunmalarını sağlayarak akademik takvimi bozmadan eğitime bu şekilde başladık. Bu haftaya kadar ilerleyebildik ama bu hafta pandemi uçuşa geçti. Uçuşa geçtiği için de biz yeniden değerlendirme yapıyoruz. Bazı zorunlu olanlar dışında canlı sınıf şeklinde dijitale daha çok ağırlık vermek gibi bir planımız var” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz”Üsküdar Üniversitesi akademisyenlerinin bu süreçte büyük fedakarlıkları olduğunu kaydeden Tarhan, “Pandeminin zorluklarına karşı öğrenci danışmanlığı konusunda, sınıf yönetimleri ile kazasız ve belasız bir şekilde atlatabilmemizde çok faydaları oldu. Yaptığımız Fi-jital manifestoyu da tekrar okumamızda fayda var. Orada ‘Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz’ dedik. Bunu vurguladık. Eğitim usta – çırak işidir. Hoca ile öğrencinin usta – çırak ilişkisi var. Biz sadece bilim öğretmiyoruz aynı zamanda sanat da öğretiyoruz. Sanatta da usta – çırak ilişkisi önemli. Bu ilişkinin olması için de yüz yüze olma zorunluluğu var. Olamadığı zamanlarda telafi edeceğiz. Öğrencilerimizin en iyi eğitimi alması için öğrencinin yüksek yararını hedef ediniyoruz. Eğitim politikalarında karar verirken birçok konuda bizim için öğrencinin yüksek yararı stratejik bir ölçüttür. Buna göre hareket ediyoruz. Pandemi döneminde de buna önem verdik, umuyoruz ki bu sıkıntılı günler geçecek” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandeminin psikolojik boyutu ihmal edilmemeli”Pandemi sürecinin psikolojik boyutunun mutlaka ele alınması gerektiğini vurguluyan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pandeminin bütün dünyada yaptığı ikinci alevlenmesiyle ilgili görüşleri Levent Hocamızdan alacağız ama işin psikolojik boyutunun da önemli olduğunu hatta Dünya Sağlık Örgütü’nün psikiyatrik hastalık pandemisinden söz eden bir açıklaması olduğunu okudum. Bu da işin diğer bir ciddi yönü. O halde pandemiye karşı duruş önemli. Çin’in pandeminden sonra bir üniversite ile hazırlanan raporunu okumuştum. O raporda ‘Biz pandemiyi sosyal izolasyon ile değil sosyal iş birliği ile çözdük’ diyordu. Sosyal iş birliği ile çözülen bir pandemi, toplumla sağlık çalışanlarının, pandemi epidemiyologlarının, halk sağlığı uzmanlarının ve enfeksiyon uzmanlarının bunu iyi yönetmesi gerekiyor. Yeter ki kurallara uyulabilsin” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlere tavsiyelerde bulunduGençlere tavsiyelerde de bulunan Tarhan, “İnsan doğarken bazı şeyleri seçemiyor. Anne ve babasını, kendi cinsiyetini, etnik coğrafyasını ve etnik kökenini seçemiyor. Ama koronayı da seçemiyor. Covid pandemisini biz hiçbirimiz seçemiyoruz. Bazı şeyleri seçebiliriz. Bir genç için neler var seçebileceği? Varlıklı olmayı seçemiyorsun ama çok çalışmayı seçebilirsin. Hayatta bazı şeyler vardır. Ahlaklı, adaletli, iyi, dürüst, çalışkan olmak gibi bütün bu insani özellikleri seçebiliriz. Bunları seçmemizin bize faydası ne olacak diye düşünürsek orta ve uzun vadede hep faydası olduğunu söyleyebilirim. Her zaman vurgulamaya çalıştığım bir kural var: Erdemli olmak mı karlıdır, çıkarcı olmak mı karlıdır? Kapitalist mantıkla ve o ahlakla düşünen kişiler hep çıkarcı olmanın karlı olduğunu söyler. Kısa vadede öyle görünür ama orta ve uzun vadede tarihte erdemli olanlar kazanmıştır. Gandi örneği gibi. Bu nedenle gençlere seçim yapma hakkını da sunmak zorundayız. Gençlik dönemi sadece kısa vadeli düşünülen, akıldan ve mantıktan çok hislerin hakim olduğu bir dönemdir. Hisleri ile hareket eden bir gence o hislerini artıran yönelimlere girilirse o genç yanlış yapmaya devam eder. O halde onun düşünen beynini de devreye sokacağız. Sadece hisseden beyniyle hareket eden bir gencin düşünen beynini de devreye sokmak bizim de sorumluluğumuzdadır” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid konusunda delikanlılık yapılmaz”Pandemiyle ilişkiyi fırtınayla olan ilişkiye benzeten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yağmur ve fırtınayı kimse istemez. Dallar kırılır, sular basar, birçok zorluklar yaşanır. Biz fırtınaya karşı ilişkimizi doğru kurarsak, yani evimizi sağlam yaparsak, tedbirlerimizi alırsak ve güvenlikli bir ortam oluşturursak fırtına olduğu zaman tedbirimizi almış oluruz ve hayatımızdan vazgeçmeyiz, sokakta kalmamış oluruz. Aynı şekilde Covid’de de öyle. Gençlere özellikle söylüyorum: Covid konusunda delikanlılık yapılmaz. Fırtınaya karşı nasıl delikanlılık yapılmazsa bu Covid için de geçerli. Muhakkak önlemleri almak çok önemli. Bilimin söylediği temizlik, mesafe ve maske kuralı önemli. Amasyalı hekim Şerafettin Sabuncuoğlu, ‘Salgın olduğu zaman iyi ye, iyi uyu, uzaktan selam ver’ diyor. Şu anda sosyal mesafe dediğimizi hatta fiziksel mesafe olması gerekiyor, bunun aynısını söylemiş. İbn-i Sina da salgın olduğu zaman herkesin kaçtığını, kendilerinin de kaçması gerektiğini söyleyen yardımcısına sağlıkçı olduklarını ve kaçamayacaklarını söylemiş. Bunu düzeltmek vazifemiz diyerek alanda kalmış ve elini sirke ile yıkayarak hastaları görmüş. O zamandan bu yana 500 – 600 yıldır bir İbn-i Sina çıkaramadık, o da ayrı bir konu. Bu da bizim ders alacağımız bir örnek. Bilimin de doğruladığı temel kurallar değişmiyor. Gençlere bunu söylemek istiyorum” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemi, stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat”Pandemi döneminden çıkarılması gereken dersler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç arkadaşlara son tavsiyem de şu: Pandemi dönemi bize birçok şeyi öğretiyor. Daha çok kendimizi tanımak için bir fırsat. Zorluklara karşı, stres altında soğukkanlı kalma becerimizi geliştirmek için bir fırsat. Stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat. Bu pandemi neden oldu, neden istediğim gibi eğlenemiyorum, gezemiyorum diye yakınmak yerine bu krizi yönetmemiz önemli. Krizin iki ayağı var. Biri tehdit ayağı, diğeri de fırsat ayağı. Fırsat ayağını yönetebilirsek gençler için özellikle kazanım olur. Hayatın zor bir döneminde bazı şeyleri başarmamıza vesile olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın’dan ilk ders: “Covid Pandemisine Bakış”Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aşı Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Levent Akın tarafından “Covid-19 Pandemisine Bakış” başlıklı yeni akademik yılın ilk dersi verildi. İlk dersin moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Prof. Dr. Levent Akın: “Pandemileri bitirmenin tek yolu aşılamadır”Pandeminin dünyada ve ülkemizde görülmesinden itibaren yapılan çalışmalar hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Levent Akın, aşı çalışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Dünyada 180’den fazla, ülkemizde ise 12 aşı çalışması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Aşıya çok umit bağlandı. Dünyada bulaşıcı hastalık salgınlarına ve pandemilerini engellemenin yegane yolu aşılamadır. Önlemlerle bazı şeyleri düzeltebiliyoruz ama buna rağmen bu hastalığın ortadan kaldırılması ve tehdit boyutunun düşürülmesi için aşıya ihtiyacımız var” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “İnaktif virüs aşısının çalışmaları tamamlanmak üzere”Prof. Dr. Levent Akın, şunları söyledi: “Dünyada çok çeşitli çalışmalar var. Hacettepe Üniversitesi Aşı Enstitüsü olarak çalıştığımız recombinant bir aşı var. En yaygın olarak kullandığımız aşılardan biri inaktif virüs aşısı. Bu Çin kaynaklı bir aşı. Türkiye’de çalışmaları tamamlanmak üzere. Çin’den de bu anlamda ciddi miktarda aşı alınacağını, muhtemelen Aralık ayında uygulanabileceğini  tahmin ediyoruz. Öne çıkan konulardan biri RNA aşıları. Özellikle Almanya’da BioNTech’in yöneticisi olan Türk asıllı olması nedeniyle gurur duyduğumuz Prof. Dr. Uğur Şahin’in Türkiye’de de çalışmasını sürdürdüğü ki Türkiye’de bu çalışmasının olmasının sebebi Uğur Bey, Türkiye’de olmasını sağlamıştır.”Prof. Dr. Levent Akın: “Aralık’ta 1 milyon doz aşı geleceğini tahmin ediyoruz”Prof. Dr. Levent Akın, “BioNTech’in aşısının ticari olarak dağıtılması için Avrupa Birliği İlaç ve Tıbbi Malzemeler Kurulu dediğimz EMA diye bahsedilen kuruldan izin çıkması lazım. Ruhsat alması lazım. Bununla ilgili faz1 ve faz2 çalışmalarına ait raporları aldı. Faz 3 çalışmasının da olumlu raporunu alıp ruhsatın tamamlanmasını bekliyor. O yüzden beklenti, Aralık ayında Türkiye’de mRNA aşısının gelebileceğini tahmin ediyoruz. Çünkü Türkiye’de ciddi miktarda sözü var. Ama bütün dünya, ABD bu aşıdan 300 milyon doz istiyor. Türkiye’nin bu konuda yeteri miktarda alacağını tahmin ediyorum. Bazı tartışmalar var, sayı vermek ne kadar doğru bilmem ama Aralık ayında 1 milyon dozun geleceğini tahmin edebiliriz. Bu sayınım altında da kalabilir. Çünkü aşı üretimi biraz terzilik işidir de yani üretimde bir aksilik olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “mRNA aşısı, genetik yapıda değişiklik yapmaz”mRNA aşılarıyla ilgili dünyada çok çeşitli çalışmaların olduğunu, zaman zaman asılsız iddiaların da ortaya atıldığını kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Şu anda üç aşı çalışması insanlar üzerinde deneniyor. İki tanesiyle ilgili çalışması bitirmek üzere. Bazıları diyor ki ‘mRNA aşısı ki Almanya’da üretilen ve Türkiye’de yakın zamanda uygulamaya geçeceğini tahmin ettiğimiz aşıya genetik yapısına girer, genetik yapısını bozar.’ mRNA’lar kalıcı bir genetik materyal değildir. İhtiyaç olduğu zaman ortaya çıkar, gerekli protein üretimini yaptıktan sonra kendisini kaybeder. Bu hücre bilimlerini yakından bilen tüm arkadaşlarımızın bildiği bir özelliktir. Kabaca söylemek gerekirse siz RNA aşısını veriyorsunuz. Virüsün insan hücresine yapışan proteine karşı mRNA size o proteini üretiyor. O proteine karşı vücut antikor üretiyor. Antikor üreterek bağışıklık sistemini ona hazırlıyor. Dolayısıyla gerçek virüsle karşılaştığınızda hastalığı yok ediyor. Bunun başarısı %90’lar düzeyde. Net olarak altını çizeyim: mRNA aşılarının genetik yapıda herhangi bir değişikliğe sebep vermesi mümkün değildir” diye konuştu.Prof. Dr. Levent Akın, Covid-19’un bulaş yollarına ilişkin yapılan çalışmalara da değinerek bulaş riskinin en çok aile içinde aile bireyleri, arkadaş ve eş dost arasında olduğunu, seyahat etmenin, toplu taşıma araçlarının da önemli oranda risk barındırdığına dikkat çekti.Yükselen akademisyenler cübbe giydiZOOM, ÜÜ TV ve Youtube hesapları üzerinden de canlı seyredilen Akademik Yıl Açılış Töreninde akademik yükseltme cübbe giyme merasimi de düzenlendi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Prof. Dr. Ali Kocailik, Prof. Dr. Aslı Umut Dinç, Prof. Dr. Barış Metin, Prof. Dr. Burhan Pektaş, Prof. Dr. Ebru Öztürk, Prof. Dr. Ece Harman, Prof. Dr. Feride Gökben Hızlı Sayar, Prof. Dr. İbrahim Fırat Helvacıoğlu, Prof. Dr. Remzi Abalı, Prof. Dr. Sabri Cavkaytar, Prof. Dr. Sevgi Kızılcı Öz, Prof. Dr. Sevim Işık, Prof. Dr. Zehra Burçak Tümerdem Uluğ’a cübbeleri giydirildi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka da Doç. Dr. Asil Özdoğru, Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, Doç. Dr. Emel Kaşıkçı, Doç. Dr. Gül Esra Atalay, Doç. Dr. İbrahim Arslan, Doç. Dr. İsmail Oral Hastaoğlu, Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, Doç. Dr. Oğuz Tan, Doç. Dr. Özge Kılıçoğlu Mehmetcik’e cübbelerini giydirdi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk ise Dr. Öğretim Üyesi Nebiye Yaşar, Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, Dr. Öğretim Üyesi Öznur Karaoğlu, Dr. Öğretim Üyesi Yeşim Ünveren, Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Gümüş, Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Özçetin Şenöz’e cübbelerini giydirdi.2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni videosu için: 

23 EKI 2020

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemi Döneminde İletişimin Önemi Ortaya Çıktı”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen ve üç gün süren 7. Uluslararası İletişim Günleri Dijital Çağda İletişim Eğitimi Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kapanış konuşmasıyla tamamlandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çok kişiye ulaşan verimli bir bilimsel etkinlik oldu”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 7. Uluslararası İletişim Günleri Dijital Çağda İletişim Eğitimi Sempozyumu’nun 35 oturumda 190 konuşmacının katılımı, 150 bildiri, 3’ü uluslararası olmak üzere 7 keyspeaker ile gerçekleştirildiğini ve 2 bin 500 kişinin izlediğini, çok verimli bir sempozyumun gerçekleştirildiğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Düşüncenin gelişmesi için bilgi paylaşımında cömert olmalıyız”Pandemi önlemleri kapsamında dijital ortamda gerçekleşen sempozyumla aslında bu konuda da önemli bir tecrübe elde edildiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, katılımcı ve izlenme sayılarına bakıldığında çok fazla kişiye ulaşıldığını, bunun da bilimsel çalışmalar açısından önemli olduğunu söyledi. Tarhan, “Kongrelerin en önemli amacı, literatüre katkı sağlama ve tecrübe paylaşımı yapmaktır. O konuda dijital olması önemli katkılar sağladı. Bu sempozyum sonuçlarını detaylı bir şekilde içerecek e-kitabın da kapsamlı bir şekilde hazırlanmasını planlayacağız. Biz bilgi üretiyoruz, ürettiğimiz bilgileri paylaşıyoruz. Düşüncenin gelişmesi de böyle oluyor. Düşüncenin gelişmesini istiyorsak muhakkak bilgi paylaşımında cömert olmalıyız. Bilimsel standartlar içerisinde bilgilerimizi sunabilmemiz çok önemli” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemide canlı sınıf uygulamasını hayata geçirdik”İçerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinde özellikle eğitimde ve iletişimde dijitalleşmenin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dünyada şu anda ciddi bir ivme kazandı ve zorunluluk şekline dönüştü. İletişimde dijitalleşme konusunda geçtiğimiz dönemde birçok üniversite powerpoint sunumu ile ve video göndererek eğitimi bu şekilde tamamladılar. Canlı sınıfı yapamadılar. Biz canlı sınıfı geçen yıl 2’nci dönem Covid-19’un en maksimum olduğu dönemlerde rahatlıkla yapabildik” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Fi-jital üniversite kavramını ortaya çıkardık” Üsküdar Üniversitesi olarak altyapıyı yüzde 30 sanal sınıf uygulamasına göre hazırladıklarını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İki haftalık hazırlıktan sonra hızla başladık. Daha sonra dijitalleşme konusunda arama toplantısı gerçekleştirdik. ‘Eğitimin dijitalleşmesi ne getirir, ne götürür, bu ne kadar efektif olabilir’ konularını değerlendirdik. Orada Fi-jital Üniversite kavramını ortaya çıkardık. Öğretim dijital olabilir ama eğitim dijital olmaz. Onun için uygulamaların muhakkak alanında yapılması, usta ile çırak ilişkisinde olduğu gibi hoca ile öğrenci ilişkisi kurmak önemliydi. Aynı zamanda iletişimin sadece bilim yönü değil, sanat yönü de var. Öğrencilerimiz iletişimi hocalardan öğrenecekler. Bunun için de yakın ilişkiler önemli. Bu nedenle biz bu sistemi kurduk. Bir akademisyenin en önem verdiği şey iyi öğrenci yetiştirmek olmalıdır” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İletişimcilere önemli görevler düşüyor”TÜBİTAK’ın son zamanlarda hep özgün değerler, yaygın etki ve çıktı etkisi üzerinde durduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bunlar topluma ne kazandıracak, toplumun hangi ihtiyacını karşılayacak? Bu gibi konuların konuşulması noktasında en önemli kavram iş birliği. İş birliği kavramı içerisinde de iletişimcilere çok büyük iş düşüyor. Bununla ilgili bize kısa yollar öğretmeleri, yöntemler göstermeleri, toplumu bilgilendirmeleri gerekiyor. Akademisyenin ilk görevi eğitim, ikincisi AR-GE, üçüncüsü toplumu bilgilendirmektir. Toplumu bilgilendirme noktasında iletişimciler kritik kişiler olarak bu konuda neler yapılabilir diye yöntemler geliştirecekler” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemi döneminde iletişimin önemi anlaşıldı”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pandemi döneminde iletişimin öneminin bir kez daha anlaşıldığını belirterek “İletişimcilere bu konuda çok önemli görevler düşüyor. Sosyal izolasyonun aslında fziksel izolasyon olması lazım. Psikolojik izolasyona dönüştürülüyor. Psikolojik izolasyon olmadan sosyal izolasyon olabilir. Psikolojik izolasyon olunca da fiziksel mesafe açılıyor. Bu konuda iletişimcilerin bilimsel metodoloji ile çıkaracağı bilgilerin iletişim dünyasında iyi bir yansıma alacağını düşünüyorum” dedi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “8. İletişim Günleri’ni yaklaşık 2 bin 500 kişi izledi” Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör de 190 konuşmacının yer aldığı, 150 bildiri özetinin sunulduğu sempozyumda iletişim eğitiminin her yönden ele alınarak çok verimli bir bilimsel etkinliğin gerçekleştirildiğini söyledi. Çevrimiçi düzenlenen sempozyumun izlenme oranlarının oldukça yüksek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Yaklaşık 2 bin 500 civarında izlenme oldu. Davetli konuşmacıların katıldığı oturumların dışındaki 30 oturumun her birinde  en az 60 izleyici oldu. Youtube’a bin 500 izleyici katılımı oldu. Bu gerçekten bir rekor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “8. İletişim Günleri’nde ana tema Pandemi Döneminde İletişim olacak” Üç gün boyunca iletişimin her yönden masaya yatırıldığını belirten Prof. Dr. Nazife Güngör, eğitim boyutu, sanat boyutu, müfredat boyutuyla ele alındığını kaydetti. Pandemi nedeniyle eğitimde dijitalleşmenin öneminin anlaşıldıığı belirterek önümüzdeki yıl gerçekleştirilmesi planlanan 8. İletişim Günleri’nin ana temasının “Pandemi Döneminde İletişim” olacağını söyledi.190 konuşmacı katıldı, 150 bildiri sunuldu7. Uluslararası İletişim Günleri Dijital Çağda İletişim Eğitimi Sempozyumu, üç günde tamamlandı. Pandemi kapsamında alınan önlemler nedeniyle çevrimiçi düzenlenen, iletişim eğitiminin her yönüyle ele alındığı kapsamlı bilimsel etkinlikte üçü yurt dışından olmak üzere yedi davetli konuşmacının da aralarında bulunduğu 190 konuşmacı yer aldı. 35 oturumun gerçekleştirildiği sempozyumda yaklaşık 150 bildiri özeti sunuldu. Sempozyuma İngiltere’deki Central Lancashire University’den Prof. Dr. Erik Knudsen, Bournemouth University’den Doç. Dr. Salvatore Scifo, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu,  Prof. Dr. Maureen Ellis, İstinye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Peyami Çelikcan, Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Tokgöz, gazeteci araştırmacı Emre Kızılkaya davetli konuşmacı olarak katıldı.

21 EKI 2020

7. Uluslararası İletişim Günleri’nde “Dijital Çağda İletişim Eğitimi” Ele Alınıyor

 Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 7. Uluslararası İletişim Günleri Dijital Çağda İletişim Eğitimi Sempozyumu, ülkemizden ve dünyadan iletişim eğitimi alanındaki uzmanları bir araya getiriyor. Pandemi nedeniyle alınan önlemler kapsamında çevrimiçi olarak düzenlenen sempozyuma İngiltere’deki Central Lancashire University’den Prof. Dr. Erik Knudsen, Bournemouth University’den Doç. Dr. Salvatore Scifo, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu davetli konuşmacı olarak katıldı.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Pandemi nedeniyle dijital çağı çok yakından tanıdık” Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, açılış konuşmasında içerisinde bulunduğumuz pandemi koşulları nedeniyle dijital dünyanın artık hayatımızın her alanında yer aldığını söyledi. Dijital eğitim sempozyumunu düzenlemek istedikleri dönemde pandemiyi beklemediklerini kaydeden Güngör, “Birkaç ay içesinde kendimizi pandeminin içerisinde bulduk. Bir anda online eğitime geçtiğimizde dijital çağın evrimsel değil, tam anlamıyla devrimsel olarak geldiğini gördük. Bir anda hayatımızın içine dahil oldu. Zaten dahildi, kuşak farklılıklarını konuşuyorduk. Z kuşağından söz ediyorduk. Onların farklılıklarından, tavır ve davranışlarından söz ediyorduk. Dijital teknolojilerin bireyi, insanı toplumu farklılaştırmasından söz ediyorduk. Kültür üzerinde, toplum üzerinde, hayatın her boyutu üzerinde yarattığı etkilerden zaten söz ediyorduk. Ancak bir anda hayatın ortasına öyle bir dalış yaptı ki biz eğitimden ev içindeki hayata kadar bütün hayat tarzımızı bir anda dijital teknolojiye göre formatlamaya ve değiştirmeye başladık. Çok daha güçlü anladık ki dijital çağın içerisindeyiz ve dijital teknolojiler bizi etkiliyor” diye konuştu.Prof. Dr. Nazife Güngör: “İletişim eğitimi de bu değişime ayak uydurmalı”İletişim eğitimi veren kurumlar olarak dijital çağın dokunuşlarını çok daha fazla hissettiklerini ve iletişim eğitiminde de değişimin kaçınılmaz olduğunu belirten Prof. Dr. Nazife Güngör, “İletişim sektörüne öncelikle meslek insan yetiştiriyoruz. Medya sektörünün hızla evrilişine tanık oluyoruz. Bizim öğrencilik dönemimizde geleneksel basın vardı. Matbaalardan söz ediyorduk. Matbaaların çalışma biçimlerini izliyorduk bugün geldiğimiz noktada onlardan eser kalmadı. Fotoğraf basımı için karanlık odalardan söz ediyorduk artık sanal dünyanın hakim olduğu bir medya sektörüyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla çalışma şekli değişince, mesleğin yapılış şekli değişince, o zaman o sektöre yetişecek elemanı yetiştirme tarzının da bu işin eğitimini veren kurumlarda da hızla değişmesi gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Teknolojiyi iyi kullanmak için ihtiyaçlar iyi belirlenmeli”“Madem ki iletişimin formları değişiyor o zaman iletişimin eğitim tarzını da değiştirmek gerekiyor” diyen Prof. Dr. Nazife Güngör, “O zaman iletişim eğitiminde de hızla değişikliklere ihtiyaç var. İletişim fakültesi müfredatlarının değiştirilmesi, eğitim kadrolarının yönlendirilmesi, dijital teknolojiyle iletişim eğitim biçiminin baştan aşağı değişmesine ihtiyaç var. Dünyada da ülkemizde de bu değişim yaşanıyor. Ancak bu değişimin anlamlı bir şekilde programlanması bütün dinamikleri ve boyutuyla ele alınıp akılcı bir biçimde doğru bir şekilde bu sürece uyumlanabilmesi için iletişim eğitimini veren kurumların bu platformlarda tartışılması gerekiyor. Bu bilimsel kongre ve sempozyumlarla bu tür platformlarda neler yapılacağının konuşulması ve tartışılması gerekiyor. Eğer biz bu ihtiyaçları iyi saptamazsak eğer teknolojinin gidişatını saptamazsak ve ona göre eğitime yön vermezsek o zaman birey olarak toplum olarak teknolojinin öznesi değil, kendimizin icat ettiği geliştirdiği teknolojinin nesnesi haline geliriz. Teknoloji bize hükmeder. Teknolojinin altında dünya ve insanlık ezilir. Dolayısıyla insanın kendi üretimi olan teknolojiyi kendi yararları doğrultusunda kullanabilmesi için eğitim programlarının doğru dürüst yapılması lazım” dedi.Prof. Dr. Mehmet Zelka: “Pandemi döneminde 500 bin dolarlık ek yatırım yaptık” Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, her zamankinden daha hızlı değişen dünyada dijital dönüşümün günümüzün en dikkat çekici konularından biri olduğunu söyledi. 90’lı yıllardan itibaren gerçekleştirilmeye çalışılan dijitalleşme için dünyada 2019 yılında yapılan harcamaların toplamı 1.25 trilyon dolar iken 2020 yılında 2.2 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini kaydeden Prof. Dr. Mehmet Zelka,  “Bu rakamlar dijitalleşmenin öneminin ciddi bir göstergesi olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte yaşanmakta olan pandemi süreci dijitalleşmenin hayatımızda ne kadar müthiş bir etkiye sahip olduğunu gösterdi. Bu sürecin başlangıcında biz Üsküdar Üniversitesi olarak alt yapımızın müsait olmasına rağmen daha iyi bir şekilde süreci yürütebilmek için 500 bin dolarlık ek yatırım yapma ihtiyacı hissettik. Üniversitemizin bu alanda değişken giderlerimiz yılda 1 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmektedir” dedi. Üç gün sürecek kapsamlı bilimsel etkinlikte 190 konuşmacının yer alacağı 35 oturum gerçekleşeceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun kapsamlı ve iletişim açısından zengin içerikte bir sempozyum olduğunu sözlerine ekledi.Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu: “İçerik üretmenin özünde hikaye var”Açılış konuşmalarının ardından davetli konuşmacıların sunumları gerçekleşti. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Feride Zeynep Güler’in moderatörlüğünü yaptığı bölümde konuşan Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu “Dijital Çağda İletişim Eğitiminin Geleceğini Düşünenlere İpuçları” başlıklı sunumundan önemli detaylar paylaştı. Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, “Hikaye anlatma gerçekten çok önemli bir konu. İçerik üretmenin özünde de hikaye anlatma var. Hikaye anlatma teknolojilerinin çağımızdaki radikal dönüşümü ile sadece hikaye içerikleri değil ama aynı zamanda hikayeleri anlatan zihinsel yapılanmalarda da bir dönüşüm olabileceğinin dikkate alınması gerekiyor. Kendisini gelecekte iletişim eğitimin içinde görenler, özellikle gençler iletişim eğitimin önümüzdeki yıllarda neye evrileceğini düşünüyorlardır. 30 yılı aşkın bir süredir iletişim eğitiminin içerisinde olan biri olarak bu kadar hızla değişen bir dünyada özellikle dijital transformasyon dünyasında vereceğimiz eğitimin geleceği ne olmalı diye çok düşünüyorum. Tabii ki 30 küsur yılın avantajıyla geçmişe bakma şansım da oluyor. Nelerin yapıldığını, nelerin yapılmadığını, nelerin yapılamadığını görme fırsatım da oluyor” dedi.Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu: “İletişim eğitimi yol ayrımında”Son 2 yıldır başkanlığını üstlendiği İletişim Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Kurulu deneyiminin kendisine Türkiye’de bugünkü iletişim eğitiminin yapısı hakkında güçlü bir fikir verdiğini söyleyen Nalçaoğlu, “Bütün bu perspektif içinde bugün bir iletişim eğitimcisi olarak açıkçası bir yol ayrımında olduğumuzu düşünüyorum. Bu yol ayrımı şöyle bir şey; ya her şeyi olduğu gibi bırakacağız ve hayatın bizi sürüklediği yere doğru olağan akışında gideceğiz, ya da stratejik bir karar alıp vermeye devam ettiğimiz eğitim hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapacağız ve bu eğitime yeni bir yön vermek için çaba sarf edeceğiz. Benim idari deneyimim de mevcut kalıpları ve yapıları dönüştürme çabası ile geçti” diye konuştu.Doç Dr. Salvatore Scifo: “’Pandemide çevrimiçi dersler önem kazandı”Bournemouth Üniversitesi’nden Doç Dr. Salvatore Scifo ise “2020’li Yıllarda Bağlantılar ve Disiplinlerarası İletişim ve Medya” başlıklı konuşmasında medya iletişiminde gündemde olan kavram ve konseptleri ele aldı. Pandemide dijital eğitimin ve çevrimiçi derslerin önem kazandığını ve bu paylaşımların sadece öğrenciler tarafından değil toplumun belli bir kesimi tarafından hatta dünyanın farklı yerlerinden de takip edilebildiğini belirten Doç. Dr. Salvatore Scifo, eğitimin daha geniş kitlelere ulaşabildiğini örneklerle aktardı.Doç Dr. Salvatore Scifo: “’Pandemi Sonrası Üniversite’ kavramı ortaya çıktı”Doç Dr. Salvatore Scifo, şunları söyledi: “Pandemi sayesinde insanların neler yaşadığını videolar, çevrimiçi mesajlar, karikatürlerle daha çabuk öğrenme imkânına sahip olduk. Bu sayede de müfredat da değişti ve zenginleşti. Ayrıca bu sayede insanların iletişim ağları gelişti, daha farklı uzmanlara, konuşmacılara küresel bir ağ üzerinden ulaşabildiler.  Ekran üzerinden yapılan bu eğitimler, zihniyet değişikliği sağladı ve bir sınıf, kampüs mantığını unutarak öğrenme tasarımının ortak paylaşımı daha da önem kazandı. Dinamik uygulamalar ve karşılıklı paylaşımlarla eğitimde yeni bir sistem tasarımı gerçekleşti. Bu da Pandemi Sonrası Üniversite kavramını ortaya çıkardı. Bu kavram kimseyi geride bırakmama hedefine ulaşmak için dijital ortamda, eşitsizliklerin ve yetersizliklerin o kadar da güçlü olmadıklarını ortaya koydu. “Ayrıştırma, Demokratikleştir ve Çeşitlendir-(Decolonize, Democratize-Diversify)” amaçlarının meydana getirdiği 3D pedogojisi ve Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile küresel bilgi ağlarını ve açık bilgi depolarını üniversitelerde ve dışında da bu sayede tekrardan tasarlama imkânı bulunuyor ve öğrenme ortamlarını çeşitlendirme fırsatı var.”Prof. Dr. Erik Knudsen: “Hikaye anlatıcılığını kullanarak insanlara yardımcı olabiliriz”İngiltere Central Lancashire Üniversitesi Kültür ve Yaratıcı Endüstriler Fakültesi Medya Uygulamaları Profesörü ve Araştırma Fakültesi Direktörü Prof. Dr. Erik Knudsen de "Film Yapımında Kişisel Sesi Bulmak" başlıklı konuşmasında; kişisel ses konusunu ele aldı. Prof. Dr. Erik Knudsen, “Yaptığınız filmde elbette dilin önemi çok büyük. Ben buna film anlatımcılığında katılımcı his diyorum. Histen duygudan geçerek hikayelerimizi anlatıyoruz. Klasik öyküler artık bu duyguları anlatmıyor. Hikaye anlatıcı yapının önemi çok daha büyük. Bunu katılımcı duygularla bezemek gerekiyor. Ait olmak, özlemek ya da sevmek gibi. Bir noktada hikaye anlatıcılığı insanların iyileşmesi için çok büyük rol oynayabilir. Bir hikaye anlatıcısı olarak kendi ifade sesinizi nasıl bulacaksınız? Film yapımcılığı sadece bir eğlence aracı, değil aynen yazılı dünya gibi bir değişme içinde kullanılabilir daha iyi bir dünya için yardımcı olabilir” dedi.Dijital eğitimde iletişim eğitimi her yönüyle konuşulduSempozyumun ilk gününde “Dijital Çağda Gazetecilik Eğitimi ve Akreditasyon”, “Dijital Çağda İletişim Eğitimi ve Sektör Gereksinimleri”, “Salgın Krizi ve Online Eğitim”, “Sanat, Teknoloji ve Dijitalleşme”, “Dijital Çağın İletişimcisi”, “İletişimde Yeni Yaklaşımlar, Haber ve Etik”, “Yeni Medya Eğitimi”, “İletişim Eğitimi”, “Dijital Çağda Reklamcılık Eğitimi”, “televizyonun Dönüşümü”, “Dijital Dönüşüm ve Sinema İlişkisi”, “Djital Çağda Kişilerarası İlişkiler” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi.Sempozyumun ikinci gününde Prof. Dr. Maureen Ellis ve gazeteci araştırmacı Emre Kızılkaya davetli konuşmacılar olarak yer alacak. “Gazetecilikte Uzmanlaşma”, “Medya Okuryazarlığı”, “Dijital Çaüda Sanat ve Sanal Gerçeklik”, “Sosyal Medya, İletişim ve Toplum”, “Sosyal Medya Kullanımı”, “Dijitalleşme, Medya, Dil ve Yeni Gerçeklik”, “Sinema ve İdeoloji”, “Dijitalleşme, Reklamcılık ve Halkla İlişkilerde Yeni Yaklaşımlar”, “Reklam, Marka, Tüketim”, “Dijital çağda Reklamcılık ve Pazarlama Uygulamaları”, “Basın, Yayım ve Habercilikte Dönüşüm”, “İletişim Eğitiminde Yeni Dijital Mecralar” oturumları gerçekleşecek.Sempozyumun son gününde ise Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Prof. Dr. Süleyman İrvan moderatörlüğünde İstinye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Peyami Çelikcan ve Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Tokgöz birer konuşma yapacak. “Dijital Oyun”, “Dijitalleşme ve Kültür Endüstrisinin Dönüşümü”, “Halkla İlişkiler Eğitimi ve Akreditasyon”, “Dijital Çağda Halkla İlişkiler Uygulamaları”, “Dijitalleşme ve Medyanın Dönüşümü”, “Dijitalleşme ve Yeni Jenerasyon”oturumlarının yer alacağı sempozyum, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kapanış konuşması ile tamamlanacak.Program kitapçığı:https://ifig.uskudar.edu.tr/uploads/content/files/ifig-2020program-kitapcigi-v8-12ekim.pdf

14 EKI 2020

7. Uluslararası İletişim Günleri’nde Geri Sayım Başladı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından bu yıl 7.si düzenlenecek olan Uluslararası İletişim Günleri, içinde bulunduğumuz pandemi koşullarına uygun olarak “dijital çağda iletişim eğitimi” temasıyla düzenleniyor. Covid-19 önlemleri kapsamında çevrim içi ortamda gerçekleştirilecek olan sempozyuma ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda akademisyen de bildirileri ile katılım sağlayacak. 21-22-23 Ekim 2020 tarihlerinde düzenlenecek olan sempozyuma dinleyici olarak katılmak isteyenler de Zoom programı üzerinden etkinliğe katılım sağlayabilecekler.Dijital iletişim eğitimi akademisyenler tarafından üç gün boyunca tartışılacakMedya ve iletişim sektörünün dijital dönüşümünün hız kazandığı günümüzde iletişim eğitiminin de çağın gereklerine uygun olarak dijitalleşme sürecine uyum sağlaması gerektiği fikrinden hareketle seçilen ‘Dijital Çağda İletişim Eğitimi’ teması, bu yıl 7.si düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri Sempozyumu’nun ana gündemini oluşturuyor. İletişim Günleri’nin bir marka haline geldiğini belirten Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, sempozyumun uluslararası boyutunun da her yıl genişlediğine dikkat çekiyor.30 oturumda 156 bildiriSempozyum programına ilişkin açıklamada bulunan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, “Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından her yıl düzenlenmekte olan Uluslararası İletişim Günleri’nin yedincisi 21-22-23 Ekim günlerinde ‘Dijital Çağda İletişim Eğitimi’ ana başlığıyla gerçekleştirilecektir. Yurt dışından ve yurt içinden önemli konukların ağırlanacağı sempozyum yaklaşık 180 akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilecektir. 30 oturum halinde düzenlenecek olan sempozyumda Prof. Dr. Erik Knudsen, Prof. Dr. Oya Tokgöz, Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, Prof. Dr. Maureen Ellis, Prof. Dr. Salvatore Scifo, Prof. Dr. Peyami Çelikcan, gazeteci ve araştırmacı Emre Kızılkaya gibi alanında isim yapmış kişiler ana konuşmacı olarak yer almaktadırlar. Sempozyumda belli temalar etrafında oluşturulan 30 oturuma Türkiye’nin çeşitli iletişim fakültelerinden profesörler ve doçentler moderatörlük yapacaklar. Salgın nedeniyle Zoom üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştirilecek sempozyumun bildiri özetleri kitapçığı ve sempozyum programı 7. İletişim Günleri (İFİG) web sayfasında yayımlanmış bulunmaktadır. Sempozyumun sona ermesinin hemen ardından bildiri tam metinleri kitabının hazırlıklarına başlanacak, önceki yıl olduğu gibi bu yıl da bildiri tam metinleri kitabı elektronik ortamda yayımlanacaktır” dedi.Üsküdar İletişim’in markalaşmış etkinliğiİletişim Günleri’nin alanında bilimsel bir marka haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Uluslararası İletişim Günleri (İFİG) şu anda iletişim camiasında kesintisiz ve en geniş katılımla gerçekleştirilen çok az sayıdaki bilimsel etkinlikten biri olup, kendi alanında marka haline gelmiş bulunmaktadır. İletişim akademisyenlerinin her yıl düzenli olarak bir araya gelmesine ve bilimsel katkı ve paylaşımda bulunmasına ortam oluşturan İFİG’in etki alanının uluslararası düzlemde genişletilerek sürdürülmesi planlanmaktadır” dedi.Sekinci İletişim Günleri Mayıs 2021’deBu yıl 7.si 21-22-23 Ekim 2020 tarihlerinde düzenlenecek olan İletişim Günleri Sempozyumu’nun 8.sinin ise 27-28-29 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.

14 EKI 2020

Gazeteci Kemal Öztürk Üsküdar İletişimde...

Anadolu Ajansı eski Genel Müdürü, şimdiki Haber Türk köşe yazarı Kemal Öztürk, 2020-2021 akademik eğitim öğretim yılında Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine ders verecek. Siyasal iletişim, yakın tarih, şehir iletişimi, politik tarih ve iletişim konularında çok sayıda makale ve kitapları olan Kemal Öztürk “Ajans Haberciliği” dersinde öğrencilerle buluştu.Kemal Öztürk Kimdir?Kemal Öztürk, 1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu.1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde gazeteciliğe adım attı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonunda televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı.1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. Aynı yıl Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı.2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti.3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. Daha sonra köşe yazarlığı yapan Öztürk, televizyon kanallarında ve Youtube kanalında güncel konuları yorumladı. 2020 Eylül ayında raflarda yerini alan "Ortak Bir Hayal Kurmak" kitabında AA'da görev aldığı dönemi anlattı. Öztürk’ün çeşitli konularda beş kitabı ve yerli/yabancı kanallarda yayınlanan çok sayıda belgeseli bulunuyor.İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

23 EYL 2020

Oyuncular Platformu Aylık Olağan Toplantısı Yapıldı

Toplantıya birçok ünlü isim katıldı!Toplantıda başta Türk Tiyatro ve Sinema oyuncusu İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Ferdi Atuner olmak üzere Murat Bölücek, Ali Ertan Güney, Kadergül Öztürk, Mustafa Keser, İsmet Çık, Cahit Bal, Cahit Çiftçi, Hacer Togay, Yapımcı Cengiz Sülüş, Ebru Çömlekçi, Yıldıray Yıldızoğlu, Bülent Gülhan, Ahmet Ürküt, Mehmet Ali Vergili, Özkan Keskintürk, Muharrem Erdemir, Adli Psikoloji Uzmanı Nuransa Tepeli ve dizi, reklam ve sinema filmlerinde yer alan yüze yakın oyuncu bir araya geldi.Sektördeki sıkıntılara dair çözüm yolları arandı!Aynı meslek gurubundan olan kişilerin bir araya geldiği toplantıda setlerde uygulanan farklı muameleler, ödemelerin geç olması ya da hiç ödenmemesi, bütçelerin düşük ve değişken olması gibi sektörle ilgili sorunlar konuşulup çözüm yolları arandı.Ayrıca meslektaş olan oyuncular toplantı sırasında birbirleriyle kaynaşma fırsatı da yakaladı.

16 EYL 2020

İnternetten Hastalık Arama Hastalığı: Siberkondri

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal ve sağlık çalışanı Yücel Ekinci tarafından “Yeni Medya Çağında Kuşakların Siberkondri Düzeyleri ile Sağlık Okuryazarlığı İlişkisi” ve “İstanbul İli Kuşakların Siberkondri ve Sağlık Okuryazarlığı Haritası” araştırmaları gerçekleştirildi.İstanbul’un siberkondri seviyesi ölçüldüYeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal “Araştırmada çağımızın yeni hastalığı olarak tanımlanan siberkondri “internetten hastalık arama hastalığı” konusu ele alındı. Araştırmada İstanbul’da yaşayan 18-75 yaş arası kuşakların demografik özellikleri yönünden siberkondri düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı düzeylerinin hangi seviyede olduğunun tespit edilmesi ve aralarında anlamlı bir ilişki olup olmadığının araştırılması hedeflendi. Çalışma, ülkemizde sağlık okuryazarlığı ile siberkondri ilişkisine yönelik ilk çalışma olması yönüyle de önem arz etmektedir” dedi.Aylin Tutgun Ünal: “Tehlikeli sonuçlar doğurabilir”Yeni Medya ve Gazetecilik Yükseklisans öğrencisi, aynı zamanda da sağlık çalışına olan Yücel Ekinci ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Ünal, hastalık belirtileriyle ilgili internetten arama yapan bireylerin edindikleri bilgilerle hasta oldukları düşüncesiyle kaygılandığını, uzmanlara başvurmadan kendi kendilerine yanlış tanı/teşhis koyabilmekte ve yanlış tedavi yöntemlerine başvurabildiklerini kaydetti. Aylin Tutgun Ünal: “Bir an önce önlem alınmalı”Özellikle içinde bulunduğumuz salgın döneminde evde geçirilen sürenin artmasıyla birlikte internet kullanımında artış gözlendiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, şunları söyledi: “Bu durum, iletişim ve iş yapma şekillerinin dönüştüğü yeni medya çağında sağlık alanında oluşan yeni bir problemi gündeme getirmiştir. Diğer yandan yaşları 18 ile 75 arasında değişen tüm kuşaklarda orta seviyede bu rahatsızlığın görülmesi de tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu araştırma kapsamında %36.8 oranındaki bir kesimin hekim tavsiyesi dışında kendi isteğiyle ilaç kullandığını belirtmesi, %22 oranındaki bir kesimin ise tanısı koyulmamış bir hastalığının olduğunu düşünerek internette devamlı hastalık araması da sağlık alanında ayrı bir problemi gündeme getirmektedir. Her iki durumda da siberkondri düzeyinin yüksek seviyede seyretmesi bir an önce önlem alınması gerekliliğini ortaya koymuştur. Araştırmada ayrıca sağlık okuryazarlığı seviyesinin tüm kuşaklarda sınırda/sorunlu olarak bulunması, bu alanda çalışmaların “dijital sağlık okuryazarlığı” olarak güncellenerek başta Z kuşağına, ailelerine ve eğitimcilere olmak üzere tüm kuşaklara uygulanabilirliğinin sağlanması önem arz etmektedir. İnternette ulaştığı sağlık bilgisine daha çok güvenen bir Z kuşağı geliyor. Hastalık araştırma hastalığı ölçeği kullanarak yürüttüğümüz araştırma, hastalık belirtileri/şikayetleri olduğunda internete başvuran Z kuşağının, aile hekimi ya da uzman doktordan ziyade internetteki bilgiye daha fazla güvendiğini ortaya koydu. Bu durumun giderek yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Sadece Z kuşağı değil 18-75 yaş arasındaki herkes orta seviyede risk altında bulunuyor. Diğer yandan aile hekimlerine başvuran hastalar ile orta seviye sosyo ekonomik statüye sahip hastalarda “yüksek seviyede” siberkondri görülmesi ile hastaneye başvuranlarda orta seviyede seyretmesi çalışmalara Aile Sağlığı Merkezlerinde başlanabileceğinin sinyalini vermiştir.”Araştırmaya İstanbul’un 39 ilçesinden bin 196 kişi katıldı. Kadın katılımcı sayısı 610 (%51), erkek katılımcı sayısı 586 kişi (%49) oldu. 1946-1964 yılları arasında doğan Baby Boomer kuşağından 37 kişi (%3,6), 1965-1979 yılları arasında doğan X Kuşağından 176 kişi (), 1980-1999 yılları arasında doğan Y Kuşağından 671 kişi (%64,8), 2000 yılı ve sonrasında doğan Z kuşağının 18-20 yaş grubundan 151 kişi (,6) araştırmaya katıldı.Sağlık okuryazarlığı seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi azalıyorAraştırmada, siberkondri düzeyi ile sağlık okuryazarlık seviyesi arasındaki ilişki negatif bulundu yani sağlık okuryazarlığı seviyesi arttıkça siberkondri seviyesinin azaldığı görüldü.Z kuşağının siberkondri seviyesi en yüksek çıktıKuşakların siberkondri düzeyleri karşılaştırıldığında, 2000 yılı ve sonrasında doğan Z kuşağının siberkondri seviyesi diğer kuşaklara göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu. En düşük seviye ise Baby Boomer kuşağında bulunmuştur. Z kuşağında siberkondrik seviye “yüksek seviye” bulunurken diğer kuşaklarda “orta seviye” bulundu.Siberkondri ciddiyet ölçeğinden elde edilen ortalama toplam puan 96,48 olarak hesaplandı. Ölçekten en az 33 en fazla 165 puan alındı. Bu doğrultuda alınan ortalama toplam puana göre, tüm katılımcıların (kuşakların) siberkondri düzeyi “orta düzeyde” bulundu.Kuşakların siberkondri ölçeğinden aldıkları puanlarAraştırma sonuçlarına göre kuşakların siberkonrdi ölçeğinden aldıkları puanlar şöyle oldu:Baby Boomer: 86,24 (orta seviye)X kuşağı: 92,84 (orta seviye)Y kuşağı: 96,83 (orta seviye)Z kuşağı: 101,68 (yüksek seviye)Z kuşağı, internetten araştırıyorAraştırmada, Z kuşağının yüksek seviyede internette hastalık araştırma hastalığının olduğu ortaya çıktı.  Z kuşağının daha çok vücuduyla ilgili açıklayamadığı bir durum fark ettiğinde onu internette birçok kez araştırdığı, aile hekimi ya da uzman doktor görüşünden ziyade internetteki bilgileri ciddiye aldığı, hastalık belirtilerini/şikayetlerini internette araştırırken, o hastalığı olan kişilerin tıbbi durumlarının, hastalık belirtilerinin ve deneyimlerinin tartışıldığı internet sitelerini ziyaret ettiği, aynı sağlık durumuyla ilgili farklı internet sitelerini birçok kere ziyaret ettiği ve rahatlayamadığı, internette hastalık araştırdığı sürede diğer çalışmalarını aksattığı ortaya çıktı.Sağlık okuryazarlığı yaşlı kuşakta en üst seviyedeKuşakların sağlık okuryazarlığı seviyeleri karşılaştırıldığında, en yüksek seviye Baby Boomer yani en yaşlı kuşakta bulundu. Baby Boomer kuşağı ile Y kuşağı arasında anlamlı fark ortaya çıktı. Y kuşağının sağlık okuryazarlığı seviyesi diğer kuşaklardan anlamlı derecede düşük bulundu. Z kuşağının sağlık okuryazarlığı seviyesinin Y’lerden sonra ikinci sırada en düşük olduğu belirlendi.Kuşakların sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanlarAraştırma sonuçlarına göre kuşakların sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanlar şöyle oldu:Baby Boomer: 29,06 (sorunlu/sınırlı)X kuşağı: 27,31 (sorunlu/sınırlı)Y kuşağı: 25,15 (sorunlu/sınırlı)Z kuşağı: 26,77 (sorunlu/sınırlı)X kuşağı erkeklerinin siberkondri seviyesi yüksekKuşaklarda cinsiyete göre siberkondrik durum incelendiğinde, cinsiyete göre farklılaşmadığı görüldü fakat X kuşağı yani 1965-1979 yılları arasında doğanlarda erkeklerin siberkondrik durumları kadınlardan anlamlı derecede yüksek bulundu.  X kuşağında erkeklerin kadınlardan daha fazla siberkondrik olmasına paralel olarak sağlık okuryazarlığı seviyesi de anlamlı düzeyde daha düşük bulundu.Kadınların sağlık okuryazarlık seviyesi, erkeklere göre daha yeterliKuşaklarda cinsiyete göre sağlık okuryazarlığı seviyesi karşılaştırıldığında, kadınların sağlık okuryazarlığı düzeyinin “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde”; erkeklerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” bulundu. Tüm kuşaklarda kadınların sağlık okuryazarlığı seviyesinin erkelerden daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Y kuşağı yani yaşları 21-40 arasında olan grupta kadın ve erkeklerdeki sağlık okuryazarlık seviyesi oldukça yetersizlik sınırında olduğu belirlendi.Orta sosyo-ekonomik statüde “yüksek” siberkondri ölçüldüKuşakların Sosyo-Ekonomik Statüsüne (SES) göre siberkondri düzeyleri karşılaştırıldığında, sosyo-ekonomik statüde “üst” (AB) sınıfı (%27,6) ve “alt” (DE) sınıfı (%6,7) temsil eden her iki grupta siberkondrik durum “orta düzeyde”, “orta” (C1 ve C2) sınıfı temsil eden grupta (%65,7) ise “yüksek düzeyde” bulundu. Siberkondrik durum ile eğitim ilişkili bulundu ve eğitim durumlarındaki farklılık grupların sosyo-ekonomik statüsüne göre düzeylerini etkilediği; orta (C2) sınıfta bulunan bireylerin büyük oranının ilkokul mezunu olduğu ve yüksek düzeyde siberkondrik olduğu görüldü.Üst sosyo-ekonomik statüde sağlık okuryazarlığı sorunlu/sınırlı seviyedeKuşakların Sosyo-Ekonomik Statüsüne (SES) göre sağlık okuryazarlığı düzeyleri karşılaştırıldığında, sosyo-ekonomik statüde “üst” (AB) sınıfı temsil eden grubun sağlık okuryazarlığı düzeyi “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde”, “alt” (DE) sınıfı ve “orta” (C1 ve C2) sınıfı temsil eden her iki grubun ise “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” bulundu. Sağlık okuryazarlığı düzeyi eğitimle ilişkili olduğundan bireyin eğitim düzeyi arttıkça sağlık okuryazarlığı seviyesinin de arttığı ve statünün değiştiği kaydedildi.Eğitim yükseldikçe siberkondri azalıyorKuşakların eğitim durumu arttıkça siberkondri seviyesi azaldığı görüldü. Buna göre, eğitim durumu Yüksek Lisans+Doktora olanların siberkondri düzeyi diğer eğitim durumlarından anlamlı derecede düşük çıktı. Elde edilen ortalama toplam puanlara göre siberkondrik durum; Okuryazar+İlköğretim (419 kişi; %40,5) ve Lise (266 kişi; %25,7) olanlarda “yüksek düzeyde”; Yüksek Lisans+Doktora (62 kişi; %6) ve Önlisans+Lisans (288 kişi; %27,8) olanlarda “orta düzeyde” bulundu.Eğitim arttıkça sağlık okuryazarlık seviyesi de artıyorKuşakların eğitim durumu arttıkça sağlık okuryazarlık seviyesi arttığı ortaya çıktı. maktadır. Eğitim durumu Yüksek Lisans+Doktora olanlarda “Yeterli sağlık okuryazarlığı seviyesinde”; eğitim durumu Önlisans+Lisans olanlarda “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde” ve eğitim durumu Lise, Okuryazar+İlköğretim olanlarda ise “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” olduğu belirlendi.Kuşakların çalışma durumuna göre siberkondrik düzeyi farklılaştı. Ortalama toplam puanlara göre siberkondrik durum; çalışan (847 kişi; %81,8) ve çalışmayanlar (188 kişi; ,2) için “orta düzeyde” bulundu.İnternet kullanım süresi arttıkça siberkondri seviyesi azalıyorKuşakların günlük internete bağlanma süresine göre siberkondrik düzeyin farklılaştığı araştırmada 1 saatten az bağlananların siberkondri seviyesi en yüksek bulundu. Günlük internet kullanım süresi arttıkça siberkondri seviyesi azaldığı fakat genel olarak siberkondrik düzeyin orta seviyede seyrettiği tespit edildi.1 saatten az (128 kişi; ,4): Yüksek Düzey Siberkondrik, puanı: 101,641-3 saat (396 kişi; %38,3): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 98,604-6 saat (305 kişi; %29,5): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 95,207 saatten fazla (128 kişi; ,4): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 94,92Devamlı Bağlıyım (78 kişi; %7,5): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 84,84“İnternete devamlı bağlıyım” diyenlerin 1 saatten az kullananlara göre siberkondri seviyesi anlamlı derece düşük çıktı. Yani devamlı internet kullananların en az kullananlara (1 saatten az) göre hastalık araştırma hastalık seviyesi daha düşük olduğu tespit edildi.İnternete az bağlananların sağlık okuryazarlığı seviyesi de düşükKuşakların günlük internete bağlanma süresine göre sağlık okuryazarlığı düzeyi farklılaşmamakla birlikte, 1 saatten az bağlıyım diyenlerin “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde”, diğer bağlanma sürelerinde ise “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde” oldukları bulundu. İnternete günlük bağlanma sürelerinde 1 saatten az bağlıyım diyenlerin sağlık okuryazarlığı seviyesi diğer tüm bağlanma sürelerinden anlamlı derecede düşük bulundu.Sosyal medya kullananlarda siberkondri yüksekSosyal medya kullananların siberkondrik düzeyi daha yüksek bulundu. Sosyal medya “kullananların” siberkondri düzeyi (X=96,99) “kullanmayanlardan” (X=83,25) yüksek olduğu tespit edildi. Katılımcıların %96,3’ü sosyal medya kullandığını belirtirken, sadece 38 kişinin (%3,7) kullanmadığı ortaya çıktı. Günde 7 saatten fazla sosyal medya kullananların (%8,2) yüksek seviyede siberkondrik olduğu bulunurken daha az kullananların orta seviyededir.Facebook kullananlarda siberkondri seviyesi yüksekUygulama bazında değerlendirildiğinde, Facebook kullananların siberkondri düzeyi daha yüksek, sağlık okuryazarlık seviyeleri ise yetersiz bulundu. Katılımcılara en çok kullandıkları sosyal medya uygulaması sorulduğunda; %82,3’ünün Instagram, %9,1’inin Facebook, %4,4’ünün Twitter ve %4,2’sinin Youtube kullandığı belirlendi. Facebook kullanan grubun siberkondri seviyesi yüksek düzeyde bulunurken, diğer sosyal medya uygulamalarını kullananların orta düzeyde olduğu tespit edildi.Diğer yandan en çok Facebook’u kullandığını belirten %4,4’lük kesimin sağlık okuryazarlığı seviyesi yetersiz düzeyde bulundu. Diğer sosyal medya kullanıcılarının ise sorunlu/sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde oldukları tespit edildi. Daha çok gençler tarafında tercih edilen Instagram uygulamasını kullanan %82,3 oranındaki kullanıcının sağlık okuryazarlığı seviyesi sınırda bulundu. Gençlerin sağlık okuryazarlık seviyesinin neredeyse yetersiz düzeyde olduğu ortaya çıktı.Tanısı konulan hastalığa sahip olanların sağlık okuryazarlığı artıyorAraştırmaya göre tanısı konulan bir hastalığa sahip olma durumunda siberkondri seviyesi düşerken, sağlık okuryazarlığı seviyesi artıyor. “Tanısı konulan bir hastalığım yok” diyenlerin daha fazla siberkondrik olduğu ortaya çıktı. (X=97,75). Bununla birlikte tanısı konulmamış bir hastalığı olanların sağlık okuryazarlık seviyesi de daha düşük çıktı. (X=25,45). Bu durum sağlık okuryazarlığında bir fark yaratmadı. (Sorunlu/Sınırlı seviye). Bu soruya cevap veren 1034 kişinin %22,2’si tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşündüğünü belirtti.Henüz tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünenlerin daha fazla siberkondrik olduğu belirlendi. Henüz tanısı konulamamış bir hastalığa sahip olduğunu belirtenlerin siberkondri düzeyi yüksek seviyede (X=102,06), diğerlerinin orta seviyede bulundu. Bu durum sağlık okuryazarlığında bir fark yaratmadı. (Sorunlu/Sınırlı seviye)Hekim önerisi dışında ilaç kullananların oranı %36,8Son bir yılda düzenli ilaç kullanımı gerektiren bir hastalığı olanların oranı %22,3 bulundu. %77,7’si düzenli ilaç kullanımını gerektiren bir hastalığının olmadığını belirtirken; hekim önerisi dışında kendi isteği ile ilaç kullananların oranı %36,8 bulundu. Bu kişilerin orta seviyede siberkondri hastalığı olduğu ortaya çıktı.Son bir yılda hekim önerisi dışında tıbbi tetkik yaptıranlar %33,8 oranında olup siberkondri düzeyi daha yüksek bulundu. Son bir yılda hekim önerisi dışında kendi isteği ile tıbbi tetkik yapma durumlarında siberkondrik düzey “orta düzeyde”; sağlık okuryazarlığı seviyeleri ise “Sorunlu/Sınırlı” seviyede çıktı.Kuşaklarda herhangi bir hastalık/rahatsızlık durumunda ilk başvuracağı kaynağa göre siberkondrik durumİlk başvuracağı kaynağı “internet” olanların (%25,3; 261 kişi) siberkondri düzeyi (X=104,85), “sağlık tesisi” (X=93,75) olanlardan (%74,7; 770 kişi) daha yüksek bulundu. İlk başvuru kaynağı internet olanların siberkondrik düzeyi “yüksek düzeyde” sağlık tesisi olanların “orta düzeyde” çıktı. İlk internete başvuran %25,3 oranındaki katılımcının siberkondri düzeyi anlamlı derecede yüksek bulundu.Aile Sağlığı Merkezine başvuranlar daha fazla siberkondrikAile sağlığı merkezine başvuran kuşakların %35,1 oranında olduğu, internetten daha fazla hastalık araştırdığı ve yüksek seviyede siberkondrik olduğu ortaya çıktı. Aile sağlığı merkezine başvuranlarda sağlık okuryazarlığı seviyesi “yetersiz”, devlet hastanesi, üniversite hastanesi ve özel hastane gibi diğer kaynaklara başvuranlarda ise “sorunlu/sınırlı” seviye görüldü. Aile Sağlığı Merkezine başvuranlarda sağlık okuryazarlığı seviyesi yetersiz bulundu. Diğer kaynaklara başvuranların ise sorunlu/sınırlı düzeyde olduğu ortaya çıktı.Çevrimiçi anket yoluyla gerçekleştirilen araştırmada, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği ile Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Siberkondri Ciddiyet Ölçeği, 5 faktörden oluştu. Bu faktörler;  8 sorudan oluşan günlük yaşamda davranışsal girişim çevrimiçi aramaların sonucu zorlantı (compulsion), 8 sorudan oluşan aşırı kaygı (distress), 8 sorudan oluşan tıbbi bilgileri aşırı ve tekrarlayan biçimde internet araştırmaları aşırılık (excessiveness), 6 sorudan oluşan artan olumsuz etkiler için aşırı aramalar yaparken içini rahatlatma (reassurance), 3 sorudan oluşan tekrarlanan girişimlerde çevrimiçi aramalar sırasında edinilen bilgilere dayanarak tıp uzmanlarından doktora güvensizlik (mistrust of medical Professional) olarak adlandırıldı.Türkiye’de sağlık okuryazarlığı ölçeği ise, 15 yaş üzeri ve en az ilkokul mezunu olan kişilerde sağlık okuryazarlığını değerlendirmek amacıyla geliştirilmiş öz bildirim ölçeğidir. Ölçek, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Araştırma Konsorsiyumu (HLS-EU CONSORTIUM, 2012) tarafından geliştirilen kavramsal çerçeveye dayanmaktadır. Araştırmada siberkondri ciddiyet ölçeği ile Türkiye’de sağlık okuryazarlığı ölçeği ile 1196 kişiden oluşan tüm kuşaklardan veri toplandı.e-sağlık okuryazarlığı geliştirilmeli…Araştırmada yer alan Yücel Ekinci ise; “Araştırmanın sonucuna göre, herhangi bir sağlık sorununda ilk internete başvuranlarda endişenin gelişebileceği, bu bilgilere güvenip karar alma sonucunda da bu endişenin arttığını söyleyebiliriz. Bu durum, kişilerin siberkondri düzeyini yükseltebilmekte ve daha ileri durumlarda siberkondri hastalığına götürebilmektedir. Bu anlamda internet kullanımında bilinçli bir kullanıcı olmak önemli olduğundan e-sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi gerekiyor. İnternetten sağlık bilgisi arayan ve bu bilgilerle kendi sağlık sorunlarını gidermeye çalışan kişilere; bu yola başvurmadan önce mutlaka sağlık profesyonellerinden destek almalarını ya da bir sağlık merkezine başvurmalarını önerebiliriz.

02 EYL 2020

Sosyal Medya Fenomeni Hayalleri İçin Üsküdar İletişimi Seçti

Yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından kayıt işlemleri için ailesiyle Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkeye gelen ve Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümüne yerleşen Korkmaz; “Başta TikTok olmak üzere pek çok sosyal medya platformunda güzel başarılar elde ediyorum. Hayallerime ve hedeflerime ulaşmak için Yeni Medya ve İletişim Bölümünü tercih ettim. Üsküdar Üniversitesinin sağladığı olanaklar çok güzel. Yerleştiğim bölümde çok daha güzel işler başaracağıma inanıyorum.” İfadelerini kullandı. 

02 EYL 2020

Tam Bir Sosyal Medya Kuşağı: Z

Z Kuşağı tam bir sosyal medya kuşağı!2000 yılı ve sonra doğanlar olarak ele aldığımız bu kuşak teknolojiye doğdu. Z kuşağı gözünü dünyaya açtığında etrafında pek çok teknolojik aracı görerek diğer kuşaklardan bebeklikte farklılaşmaya başlıyor. Geniş bir yaş yelpazesi olduğundan Z kuşağı kendi içinde belirli gelişim evrelerine ayrılarak incelenirse daha belirgin özellikler ortaya koyuyor.Lise gençliği ile ilköğretim ikinci kademe çocukları ile yürüttüğümüz güncel bir araştırmada Youtube kullanımının daha çok alt yaş gruplarında yaygın olduğu ortaya çıktı. Bir yandan, İlköğretim ikinci kademede öğrenim gören Youtuber olmak isteyen çocuklar... Diğer yandan, Instagram ’da fotoğraf ve videolarıyla yer almak isteyen lise gençliği... Lise dönemi Youtube kullanımından Instagram kullanımına geçiş aşaması olarak görülebilir. Bu dönemde fotoğraflarına filtre/makyaj yaparak, kendini istediği görünüme sokarak sosyal medyada beğeni arzusu duyan gençlerin olması normal. Herkes beğenilmek ister. Özellikle Üniversite gençliği dönemi ile bu döneme yakın olan 15-20 yaşlarındaki gençler için gelişimsel görevlerden birisi de karşıt cins yaşıtları ile yakın ilişkiler kurmaktır.Kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşasıGelişim psikolojisi ve psikoanaliz alanlarında çalışma yapan psikolog Erik Erikson, insanın doğumundan ölümüne kadar 8 farklı evreden geçtiğini savunmaktadır. Bu evreler; (1) Temel güven karşısında güvensizlik (0-1,5 yaş), (2) Bağımsızlık karşısında utanç ve şüphe (1-3 yaş), (3) Girişimcilik karşısında suçluluk (3-5 yaş), (4) Üretkenlik karşısında küçük görülme-aşağılık duygusu (5-11 yaş), (5) Kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşası (12-19 yaş), (6) Yakınlık karşısında yalnızlık (20-30 yaş), (7) Üretkenlik karşısında durağanlaşma (30-60 yaş), (8) Benlik bütünlüğü karşısında umutsuzluk (60 yaş üstü). Bu evrelerin her birinde bireyin yaşadığı çatışmaları başarılı bir şekilde atlatması önemli görülmektedir.Günümüzde sosyal medya kimlik oluşturma aracı olarak gençler tarafından yaygın kullanılmaktadır. Çünkü sosyal medyada kişiler olmak istedikleri karaktere ve görünüme bürünebiliyor. Bu aşamada sosyal medyanın, Z kuşağının alt grubu olan çocuklardaki kimlik inşasına etkisi önem arz ediyor.Youtuber olmak isteyen çocuklar…Youtube video paylaşım platformu olarak teknoloji ile doğanlara hitap ettiğinden en çok Z kuşağı ve fenomenlere ev sahipliği yapar hale geldi. Çocukların internete girdikleri zaman Youtuber’ları izlemeyi tercih ettiklerini bildiren bir araştırmalarda, çocukların Youtuber’ları nasıl anlamlandırdığını ve günlük rutin hayatlarındaki rolü inceleniyor. 9-12 yaşlarındaki İsveç çocuklarla grup görüşmeleri ve gözlem yapılarak yürütülen araştırmada, çocukların izledikleri bir Youtuber’ı kendilerince nasıl inşa ettikleri ve yaptıkları yorumlar incelendiğinde, takip edilen Youtuber’ların kimlik inşasında rol oynadığı ve takip edilen fenomenin kişinin kim olduğunu belirlemede etkili olduğu bulunmuştur.Dünya geneline bakıldığında Youtube platformunu çoğunlukla en genç kuşakların tercih ettiği görülmektedir. Örneğin Swedish Media Council 2017 raporuna göre, İsveç'te Youtube, 9-18 yaş arasındaki Z kuşağı tarafından en popüler sitedir. Yine Ofcom’un 2017 raporuna göre, İngiltere'de, 8-11 yaş arası çocukların %81'inin Youtube kullandığı belirtilmektedir.Türkiye’de de durum farklı değil. 516 kişiyle yürüttüğümüz ve “sosyal medya kuşakları” adı verdiğimiz tüm kuşakların katılımıyla yaptığımız araştırmada, en çok Youtube kullanıyorum diyenler Z’ler oldu.Youtuber çocuklar’ı bekleyen tehlike nedir?Youtuber belirli takipçi sayılarına ulaşmış ve bilgisayar ortamında (sanal) orta seviyede tanınmış kişi olarak tanımlanmaktadır.Youtube’da dolaşan ve paylaşan tarafından düzenlenmiş/kurgulanmış videoların alt yapısında pek çok duygu barınmaktadır. Estetize edilmiş, diğer bir ifade ile süslenmiş görüntüler ile yayılan şiddet, korku, narsisim gibi duygulara çocukların maruz kalması hem psikolojik açıdan hem de kişilik gelişimleri açısından tehlike yaratabilmektedir. Bunun en belirgin örneği oyun veya oyun yorumları videolarını izleyip intihar eden çocuklardır. Oyunun cazibesi altında yatan şiddet, korku, saldırganlık, öfke gibi duyguların çocuk yaştaki kullanıcılara yayılması ve bu vesile ile çocuktan çocuğa da yayılması tehlikenin boyutunu arttırmaktadır.Sosyal ağlarda duygusal bulaşma söz konusuDiğer yandan duyguların çevrimiçi ağlarda yayılım gücünün olduğu, özellikle olumsuz duyguların daha hızlı ve geniş çapta yayılım gösterdiği bilinmektedir. Bu konuda Christakis ve Fowler’ın “Sosyal Ağların Şaşırtıcı Gücü” kitabını tavsiye edeceğim. Günlük yaşamda aynı sosyal ortamda bulunduğumuz kişilerin duygularından ne şekilde etkilendiğimizin örneklerini deneysel çalışmalar ile sosyal ağlar üzerinde denedikleri anlatılıyor. Buna göre, sosyal medyada paylaşım yaptığınızda o paylaşımın barındırdığı duygu üç dereceye kadar güçlü etki göstererek yayılıyor: Arkadaşına, arkadaşının arkadaşına ve onun arkadaşına. Dördüncü seviyede ise etki azalıyor. Buna sosyal ağlardaki duygusal bulaşma diyoruz.Bu da çocukları etkisinde bırakan ve olumsuz duyguları barındıran videoları işaret ediyor. Z kuşağı tarafından sıklıkla kullanılan Youtube’da dolaşan çeşitli videoların yol açacağı büyük sorunlar bu noktada tehlike arz ediyor. Youtuber’ların geniş kitlelere sahip olduğu düşünüldüğünde kanallarından paylaşacakları videoların çok sayıda kullanıcıdan oluşan çevrimiçi topluluklara ulaşacağı ortadadır. Böylece fenomenlerin topluluğu yönetebilecek potansiyel güce sahip oldukları söylenebilir. Çocuklar hassas yaştaki kullanıcılar olduğu için Youtube kullanımlarında aile kontrolünün önemi burada devreye girmektedir.Tik Tok kuşağı geliyor Z kuşağı çocukları Youtube ile birlikte yeni trend olarak Tik Tok uygulamasında da kendini gösteriyor. Bu kuşak olaylarla eğlenmeyi seviyor. Hatta bu kuşağı bir konuda bilgilendirmek veya bir konunun önemine dikkat çekmek isteyenlere bu platformlarda onların anlayacağı dilden mesajlarını verebileceklerini tavsiye ediyorum. Z kuşağının günlük rutin hayatlarında bulundukları çevrimiçi platformlar aslında onlara ulaşmak isteyen kitleler için önemli ipucu sağlıyor. Burada dikkat edilmesi gerek şey onların dilinden mesajı vermek.Tik Tok uygulaması çok ciddi bir platform değil. Daha çok eğlence merkezli paylaşımların dolandığı bir çevrimiçi sosyal ağ. Bu aşamada empati yeteneği de devreye giriyor. Örneğin haber üretimi ve tüketimi açısından ele aldığımızda, Tik Tok haberciliğine geçilmesi gerekiyor. Burada azımsanmayacak bir kitle bulunuyor ve haber ajanslarının bunu dikkate alarak Tik Tok doğasına uygun habercilik yapması Z kuşağına haberi ulaştırmada önemli rol oynuyor. Bunun için öncelikle sosyal medya gazeteciliği anlayışının haber ajanları tarafından anlaşılması ve benimsenmesi gerekiyor.Türkiye’de önde gelen üç haber ajansının Boomsocial verileri incelendiğinde orada Facebook, Twitter, Instagram ve Youtube kullanım istatistikleri bulunurken Tik Tok bulunmuyor. Henüz böyle bir habercilik anlayışı yok fakat Z kuşağı kayıp bir nesil olmamalıdır. Onlarla günlük olarak yoğun vakit geçirdikleri çevrimiçi platformlardan bağlantı kurulmalıdır.Tik Tok ile birlikte güvenlik sorunuTik Tok son günlerde güvenlik açığı sorununu gündeme getirdi. Aslında tüm sosyal medya uygulamalarında kurulum aşamasında birtakım güvenlik soruları ekrana geliyor. Zaten bu soruları onaylamadığınızda uygulamayı kullanamıyorsunuz. Sosyal medya uygulamaları gönüllülük ilkesine uygun olarak kişilerin onayını alarak onların galerilerine, konumlarına, mikrofonlarına, kameralarına erişiyor. Bu uygulamaları kullananların bu durumları bilerek kullandıkları varsayılıyor. Burada önemli olan kişisel bilgilerin kötü niyetli kişilerce ele geçirilmesi sorununun olup olmaması. Güvenlik açığı konusunda gündemi takip ederek, biraz da telefon kullanımında mahrem bilgilerini sınırlandırarak dikkati elden bırakmamak gerekir. Kişisel güvenliğimizi kendi etik anlayışımızla birlikte oluşturmalıyız.Z Kuşağı Toplumsal Cinsiyet Rollerinden Etkileniyor!Sosyal medya kuşakları adı altında İstanbul İlindeki tüm kuşaklardan oluşan 516 katılımcılı bir araştırmada geliştirdiğimiz sosyal medya kullanımı ölçeğini uyguladık. Sosyal medya yetkinliğini ve sürekliliğini belirleyen bu ölçek ile elde ettiğimiz sonuçlarda Z kuşağının sosyal medyada sürekli bulunduğu ve kendini yetkin hissettiği sonucu ortaya çıktı. Z kuşağı erkeklerinin kadınlara göre kendini daha fazla yetkin bulduğu da diğer bir sonuç.Araştırmada, 20 yaş ve altındaki erkeklerin sosyal medya ve internet kullanarak her işini yapabildiğini, günlük tüm etkinliklerini sosyal medya üzerinden yönetebildiğini, yaşamlarının her alanında sosyal medyayı aktif kullandığını ve aynı anda hem tablet, akıllı telefon kullanıp hem de diğer işlerini yapabildiğini bildirdiği ortaya çıktı.Z kuşağının çocukluk döneminden itibaren teknolojiyle büyüdüğü göz önüne alındığında, diğer kuşaklara göre daha fazla beceriye sahip olması beklenen bir durum olsa da erkeklerin kadınlara göre bilgisayar sistemlerinde kendilerini daha yetkin bulması, toplumsal olarak o şekilde konumlandırıldıklarına ve bunun toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklandığına işaret ediyor.Siz sosyal medya kullanımında ne kadar yetkinsiniz? Aşağıdaki sorulara katılım derecenizi işaretleyerek kendinizi değerlendirebilirsiniz.Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği İlk dört madde süreklilik, diğer dört madde ise yetkinlik boyutunu ölçüyor, her bir maddeye 1 ile 5 arasında değer veriniz. Ölçeğin toplamından 8 ile 40 arasında puan alınabiliyor. Yüksek puan sosyal medya kullanım seviyenizin yüksek olduğunu gösteriyor.(1: Bana hiç uygun değil, 2: Bana az uygun, 3: Bana orta seviyede uygun, 4: Bana çok uygun, 5: Bana tamamen uygun)1. Akıllı telefonumdan uzak kaldığımda kendimi eksik, huzursuz hissederim.2. Uyumadan önce ve uyandıktan hemen sonra mutlaka sosyal medya hesaplarımı kontrol ederim.3. Mobil cihazlarımla (tablet, telefon vs.) devamlı çevrimiçi/aktif bulunurum.4. Bir şey okuyup çalışırken sosyal medya bağlantımı da kesmem.5. Sosyal medya ve internet kullanarak her işimi yapabilirim.6. Günlük tüm etkinliklerimi (konuşma, oyun, banka alışveriş vb.) sosyal medya üzerinden yönetebilirim.7. Yaşamımın her alanında sosyal medyayı aktif kullanırım.8. Aynı anda hem tablet, akıllı telefon vb. kullanıp hem de diğer işlerimi yapabilirim.Kaynak: Lacivert Dergisi Eylül Sayısı

31 AĞU 2020

Yeni Medya ve Kent Araştırmaları Çalışma Grubu Kuruldu!

Vizyon ve Misyonu açıklandı Yeni Medya ve Kent Araştırmaları çalışma grubu hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, çalışma grubunun vizyonuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:“Kentle ilgili araştırmanın geliştirilmesi için ulusal ve uluslararası bir forum sağlamak, yeni medya ve kent çalışmaları temelli araştırmayı oluşturan çok çeşitli yöntemlerin, yaklaşımların ve paradigmaların kabul edilmesini ve anlaşılmasını teşvik etmek. Sosyal bilimlerde yeni medya ve kent çalışmalarını derleyen ve geliştiren bir bakış açısı geliştirmek, kent çalışmaları alanında var olan metodolojileri araştırmak, bunların yeni medya uygulamalarıyla ilgili metodolojilerin çağdaş ve güncel hale getirilmesi için uygun zemin geliştirmek. Yeni medya ve kent çalışmaları araştırma yöntemleri ve analitik yaklaşımlar arasında sentez yapabilen araştırmalar yapmak, çeşitli yaklaşımların, belirli yöntemlerin, temaların ve görsel fenomenlerin derinlemesine araştırılması için akademik alan ve arena sağlamak, kent çalışmaları ile ilgili akademik ve sanatsal atölye ve toplantılar düzenlemek, yeni medya ve kent çalışmaları için akademik alt yapı sağlamak ve yayın alanı açmak, geleneksel ve dijital medyada yeni medya ve kent çalışmaları bilincinin oluşmasına katkı sağlamak, kent çalışmaları kapsamında tarih, kent ve sanatla ilgili STK ve kurumlar, belediye ve yerel yönetimler, il kültür müdürlükleri ve müzelerle akademik işbirliklerini sağlayacak şekilde sosyal ekolojiyi oluşturmak ve zenginleştirmek.”Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, kent, toplum ve kültürle etkileşime giren bütün disiplinleri kapsayan ve etkileyen önemli bir çalışma alanı olan Yeni Medya ve Kent Araştırmaları Grubu’nun misyonunu ise özellikle kentle ilgili gerçekleştirilen çalışmaların bilimsel kullanımı için standart belirleme, bu standartların duyurulması ve görünürlüğünü arttırmaya yönelik çalışmalar yapma, kent çalışmalarını yeni iletişim araçlarıyla birlikte ele alma ve bunları bilimsel temele dayandırma olduğunu ifade etti.“Kent ve Yeni Medya alanına multidisipliner yaklaşım”Güder, çalışma grubunun aynı zamanda çeşitli disiplinlerde kent ve yeni medyanın değişen ve farklılaşan yönlerine odaklı araştırmalara, araştırma yöntemlerinin geliştirilmesine, sosyal ve kültürel gelişmeler hakkında yeni iletişim araçlarının araştırılmasını hedeflediğine de dikkat çekti.Çalışma grubunun üyelerini;Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder,Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin oluşturuyor.

20 AĞU 2020

Görsel Temelli Multidisipliner Girişim!

Üsküdar Üniversitesi Proje, Araştırma, Uygulama, Eğitim ve Geliştirme Koordinatörlüğü (PARGE) birimi bünyesinde Görsel Çalışmalar Araştırma Grubu adı altında yeni bir çalışma grubu kuruldu. Araştırma grubu, görsel ve görüntülerin güç ve yaşam üzerine etkilerini, disiplinler arası çalışmalar ile birleştirerek araştırma odağı olarak belirledi. Grup aynı zamanda görsel ve görüntü dünyasında görsel algı, görsel kültür, görsel kimlik, sanat çalışmaları, sanat akımları, geleneksel ve dijital medyada yer alan görseller üzerine araştırma ve çalışmalar ile görüntülerin anlamını, gücünü ve yaşam üzerindeki etkilerini anlamayı amaçlıyor. Bu çalışmaların alt yapısını, teoriler ve kavramlarla disiplinler arası çalışmalarla da destekliyor.Vizyon ve Misyonu açıklandıÇalışma grubu hakkında bilgiler paylaşan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, çalışma grubunun vizyonunun; Görsel araştırmanın geliştirilmesi için uluslararası bir forum sağlamak, görüntü temelli araştırmayı oluşturan çok çeşitli yöntemlerin, yaklaşımların ve paradigmaların kabul edilmesini ve anlaşılmasını teşvik etmek, sosyal bilimlerde görsel ve yazılı çalışmalar arasında denge sağlamak, görsel araştırma metodolojilerini araştırmak, yeni platformlarda yeni metodolojilerin uygulanması için uygun zemin geliştirmek, görsel araştırma yöntemleri ve analitik yaklaşımlar arasında sentez yapabilen araştırmalar yapmak, çeşitli yaklaşımların, belirli yöntemlerin, temaların ve görsel fenomenlerin derinlemesine araştırılması için akademik alan ve arena sağlamak, görsel kültür çalışmaları için akademik alt yapı sağlamak ve yayın alanı açmak, geleneksel ve dijital medyada görsel okur-yazarlık bilincinin oluşmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Görsel Çalışmalar Araştırma Grubu’nun misyonunu ise çeşitli disiplinlerde görsel odaklı araştırmalar yapma, görsel araştırma yöntemlerini geliştirme, sosyal ve kültürel dünyalar hakkında görsel iletişim araçlarını araştırma, görsel materyalin bilimsel kullanımı için standardı belirleme ve bu standartların duyurulması ve görünürlüğünü arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak olduğunu ifade etti.“Multidispliner alanlarda görsel temelli araştırma”Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, çalışma grubunun multidisipliner karakterinin, estetik, sosyoloji, felsefe, etnografi, antropoloji, kültürel ve medya çalışmaları, belgesel film ve fotoğrafçılık, bilgi teknolojisi, eğitim, iletişim çalışmaları ve görüntü tabanlı çalışma ile ilgili diğer alanlarda görsel temelli araştırmalara yansıttığının da altını çizdi.Çalışma grubunun üyelerini, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı  Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü ÜSÇÖZÜM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Kurtoğlu oluşturuyor.

11 AĞU 2020

Milyonlarca Aday Öğrenci ve Ailelerinden Yoğun İlgi

2020 Tercih ve Tanıtım Dönemi’ne pandemi koşulları altında giren Üsküdar Üniversitesi, aldığı yoğun önlemler ile hem yüz yüze hem de farklı dijital mecralar yoluyla aday öğrencileri bu yıl da yalnız bırakmadı. Hijyen ve fiziki mesafe kurallarına tam uyum içinde yerleşkeleri ziyaret eden binlerce üniversite adayı ve yakınları, güvenli bir ortamda tercih-tanıtım hizmeti almanın mutluluğunu yaşarken, üniversite bu tercih döneminde de pek çok farklı iletişim kanalı ile milyonlarca aday ve ailelerine ulaşmanın gururunu yaşıyor.Üsküdar Üniversitesi, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin ülkemizde de görüldüğü 2020 Mart ayı itibariyle uzaktan eğitime hızlıca adapte olmuş, ÜÜTV, ALMS, STIX ve ZOOM gibi farklı dijital platformlarla öğrencilere senkron (canlı) ve asenkron verilen eğitimlerle yükseköğretimi kesintisiz bir şekilde devam ettirmişti. Üniversite, uzaktan eğitimdeki başarısını 2020 Tercih ve Tanıtım günlerinde de sürdürdü. Türkiye’de ilk kez “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçirerek hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde harmanlayan Üsküdar Üniversitesi, zorlu YKS maratonunun ardından tercih yapacak aday öğrenciler için de adeta seferber oldu. İstanbul’un kalbi Üsküdar’daki yerleşkelerinde tüm temizlik, hijyen ve fiziki mesafe kurallarını harfiyen yerine getiren üniversite, 100’ü aşkın “sarı tişörtlü” görevli öğrenci ekibi, tanıtım uzmanları ve akademisyenleriyle üniversite adaylarının yanında oldu. 37 bini aşkın adayla birebir görüşmeYKS sonuçlarının açıklandığı 27 Temmuz 2020 itibariyle tüm yerleşkelerinde adaylara hizmet vermeye başlayan Üsküdar Üniversitesi, 15 günlük tanıtım dönemi zarfında binlerce aday öğrenci ve ailelerini tercih merkezlerinde ağırladı, onlara en doğru tercih konusunda destek oldu. Dijital mecraları da aktif bir şekilde kullanan üniversite, çağrı merkezi, canlı-destek, Microsoft Teams, WhatsApp, 360 derece sanal tur gibi uygulamalarla 37 bini aşkın adayla birebir iletişim kurdu. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Mütevelli Heyet Başkanı A. Furkan Tarhan başta olmak üzere tüm akademik ve idari kadro adaylarla birebir ilgilendi. Üsküdar Üniversitesi, resmi tercih sürecinin son bulacağı 14 Ağustos 2020, Cuma gününe kadar kesintisiz şekilde tercih-tanıtım hizmeti vermeyi sürdürecek. Sosyal medyada 10 milyonluk rekor izlenme Sosyal ve dijital medyada da aktif bir iletişim yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 28 saniyelik tanıtım filmi, sadece 15 gün içinde YouTube platformu üzerinden 1 milyon 350 bin kez izlenerek üniversiteler arasında adeta bir rekora imza attı. Facebook ve Instagram’daki tanıtım videolarının gösterim sayılarıyla sadece sosyal medyadaki izlenme rakamlarının 10 milyonu aşması dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi kısa kurumsal filmi:“Türkiye’nin Fi-jital Üniversitesi” yeni öğrencilerini bekliyor! Üniversite adaylarının bu zorlu dönemde hep yanında olan Üsküdar Üniversitesi, yeni dönemde de yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek hem fiziki hem de dijital altyapısını öğrencilerinin hizmetine sunarak “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Böylece “Üsküdarlı” öğrenciler, şartlar ne olursa olsun daha iyi bir geleceğe bilgili ve donanımlı emin adımlarla yürüyecekler. 

08 AĞU 2020

Tıp, Sanat, Tasarım ve Teknolojiyi Birleştiren Girişim

Üsküdar Üniversitesi Proje, Araştırma, Uygulama, Eğitim ve Geliştirme Koordinatörlüğü (PARGE) birimi bünyesinde Medikal Görsel Tasarım Teknolojileri adı altında yeni bir çalışma grubu kuruldu. Tıp, sanat, tasarım ve teknolojiyi birleştiren bir girişim olan grup sağlık bilimleri alanına yönelik tasarım odaklı çözümler üretme amacı ile yola çıktı.Vizyon ve Misyonu açıklandıÇalışma grubu hakkında bilgiler paylaşan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı - Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, çalışma Grubu’nun vizyonunun bilim, mühendislik, tasarım ve sanat alanları arasında çok-disiplinli (multi-disciplinary) ve disiplinler-arası (inter-disciplinary) kreatif bir döngünün ülkemizde oluşumunu sağlamak olduğunu belirtti.Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Medikal Görsel Tasarım Teknolojileri Çalışma Grubu’nun misyonunu ise, bilim, mühendislik, tasarım ve sanat alanları arasında tanımlanan bu kreatif döngü içerisinde, sağlık bilimlerinin inovasyonlarının görsel olarak okunur ve anlaşılır olabilmeleri için, görsel tasarım teknolojileri üzerinde akademik düzeyde kuramsal ve uygulamalı araştırmalar gerçekleştirmek olduğunu ifade etti.Çalışma grubunun üyelerini, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı - Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasip Pektaş, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dinçer Atlı, Dr. Öğr. Üyesi Fadime Canbolat ve Dr. Öğretim Üyesi Sadi Kerim Dündar oluştuyor.Medikal Görsel Tasarım Teknolojileri çalışma grubu şu alanlarda araştırma ve uygulama faaliyetleri yürütecek:• Medikal İllüstrasyon• Medikal Animasyon• Medikal Simülasyon• AR/VR Teknolojileri• Giyilebilir Teknolojiler• 3D Yazıcı Teknolojileri• Mobil Sağlık Uygulamaları• Medikal Yayıncılık• Medikal Fotoğraf ve VideoÇalışma grubuna ait daha fazla ayrıntı için:https://parge.uskudar.edu.tr/medikal-gorsel-tasarim-teknolojileri

30 TEM 2020

Üsküdar Üniversitesi Öğrencilerinin Memnuniyetini Araştırdı!

Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerinin memnuniyet düzeylerini ölçümledi. Yaklaşık 17 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde üniversitenin uzaktan eğitim, sosyal medya ve teknolojik altyapısına ilişkin görüşleri değerlendirildi. Çalışmada dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80 çıkarken, uzaktan eğitim uygulamalarına ilişkin memnuniyet düzeyi ise %78 olarak yansıdı.Üsküdar Üniversitesi’nde 2019-2020 Bahar döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 16 bin 991 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi.Çıkan sonuçlar ise şu şekilde:Sosyal medya uygulamalarından %80 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine 14 bin 983 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 960 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 110 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 223 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.Uzaktan eğitim uygulamalarında %78 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 275 katılımcıdan %78 oranında, 11 bin 935 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.STIX programından %85 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 15 bin 381 katılımcıdan %85 oranında 13 bin 126 kişi olumlu bulduğunu belirtti.Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 225 katılımcıdan %73’ü (11 bin 163 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 915 kişiden %81 oranındaki 11 bin 211 kişi olumlu yanıt verdi.Danışman hoca memnuniyeti %81 “Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 409 kişiden %81 oranında 11 bin 679 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.Online mecralardaki etkinlikler %81 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 800 katılımcıdan %72’si yani 9 bin 919 kişi olumlu görüş bildirdi.Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %77“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 13 bin 294 kişiden %77 oranındaki 10 bin 272 kişi olumlu görüşlerini iletti.  Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 12 bin 272 katılımcıdan %78’i (9 bin 535 kişi) olumlu yanıt verdi.%73’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 14 bin 995 katılımcıdan %73’ü (10 bin 896 kişi) aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söyledi.

14 TEM 2020

Dr. Aylin Tutgun Ünal TÜBA Kitabı İçin Yazdı

TÜBA-Bilişim Teknolojileri ve İletişim Çalışma Grubunun hazırladığı çok sayıda bilim insanı ve alanında uzman isimlerin kaleme aldığı tespit, öngörü ve analizlerden oluşan “Bilişim Teknolojileri ve İletişim: Birey ve Toplum Güvenliği” adlı kitap TÜBA tarafından yayımlandı. Kitapta, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın “Sosyal Medya Bağımlılığı Belirtileri Üzerine Etki Eden Faktörler” isimli çalışması yer aldı.Sosyal medya bağımlılığı belirtileri üzerine etki eden faktörlerÜsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal ve İstanbul Üniversitesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt’un birlikte yürüttü çalışmada sosyal medya bağımlılığı belirtileri üzerine etki eden faktörlerden bir model oluşturuldu. Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal “Modeli test ettiğimizde faktörlerden her birinin sosyal medya bağımlılığı belirtilerini etkilediği ortaya çıktı” diye belirtti.Araştırmada sosyal medya bağımlılığı, çok boyutlu olarak etki faktörleri açısından ele alındığını belirten Ünal, “sosyal medya bağımlılığı belirtileri üzerine etkileri incelendi. Kapsamlı bir alanyazın incelemesi sonucunda kurgulanan hipotezler açısından yürütülen araştırmada ayrı çalışmalarda belirtilen etki faktörleri bir araya getirilerek model oluşturulmuş olup pozitif yönde ilişkiler tespit edilmiştir.  Sonuçların alanyazına paralel olduğu ve sosyal medya belirtilerini açıklayıcı faktörlerin bir model oluşturduğu sonucuna varılmıştır” şeklinde konuştu.

10 TEM 2020

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: "Z Kuşağı Kayıp Kuşak Olmasın"

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji bölümü ile İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen araştırma, gençlerin aile ve evlilik kurumuna ilişkin güncel tutumlarını ortaya koydu. Türkiye’nin 7 bölgesindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 3 bin 266 öğrencinin katılımıyla gerçekleşen çalışma ilginç sonuçlarıyla dikkat çekti. Gençlerin %58.4’ü evlilik kurumunu “Mutlu bir beraberlik” olarak tanımladı. Araştırmada “Evlilik niçin önemlidir?” şeklindeki soruya  %89,2 oranında “Hayatı sevdiğimle paylaşmak için” yanıtı verildi. Katılımcılar “Eş seçerken nelere dikkat edersiniz?” sorusunda da %80,5 oranla “İyi huylu olması” yanıtını verdi. Tahsilli olması, iyi bir meslek ve iş sahibi olması ise daha az tercih edildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise araştırma sonuçlarının iyi okunması ve anlaşılması gerektiğini belirterek “Z kuşağının kayıp kuşak yani sıfır kuşağı olması istenmiyorsa karakter inşaa eden bir eğitim sistemine gidilmesi gerekiyor” uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı ve Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal sorumluluğunda gerçekleştirilen araştırma, üniversite gençliğinin aile ve evlilik kurumuna bakışını ortaya koymayı hedefledi.“Türkiye Gençlik ve Aile Araştırması” Sonuçları, Covid-19 salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında çevrimiçi düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Basın toplantısına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal katıldı.Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı: “Küresel boyutta olumsuz gelişmeler, Türk aile yapısı için de risk oluşturuyor”Günümüz toplumlarında toplumsal değişmenin etkisiyle aileye ve evliliğe yüklenilen anlamların farklılaştığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Son zamanlarda eşler arası yaşanan geçimsizlik, çatışma ve boşanma oranlarının yükselmesi gerek çiftler üzerinde gerekse evlenmemiş bireyler üzerinde aile ve evlilik kurumuna ilişkin farklı toplumsal, ekonomik ve psikolojik sonuçlar doğurmaktadır. Öte yandan evliliğin özellikle gençler arasında sorgulanmaya başlanması, yeni yaşam biçimlerinin doğmasına yol açmaktadır. Tek ebeveynli aileler, nikahsız birliktelikler, solo (tekil) yaşamlar aileye alternatif türler olarak ortaya çıkan yaşam biçimleri arasındadır. Bu bağlamda özellikle gençlerin aile ve evlilik kurumuna ilişkin güncel tutumlarının bilimsel alan araştırmalarıyla belirlenerek sonuçlarının kamuoyunun gündemine taşınması önem arz etmektedir. Bu araştırmayla gençlerin aile ve evlilik kurumuna ilişkin tutumlarının geniş bir çerçevede araştırıp analiz ederek, gerek sosyal bilimler literatürüne gerekse uygulayıcılara (devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları) katkı sağlanması amaçlanmıştır” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal: “Kültürel değerler ve hayata bakış farklılaştı”Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal ise yeni medya teknolojileri ile birlikte gelen ve dünya genelinde yaygın kullanım oranına kavuşan çevrimiçi etkileşimli ortamların iletişim biçimleri ve ilişkileri dönüştürdüğü bir çağda yaşadığımızı belirterek “Özellikle sosyal ağların sağladığı kolay iletişim ve topluluk oluşturma imkanının küresel boyutta olmasıyla, kültürel değerler ve hayata bakış açıları farklılaştı. Önceleri kuşaktan kuşağa değer aktarımı, yakın çevre ile sınırlıyken şimdilerde özellikle daha erken yaşta teknolojiyle tanışan gençler, dünyanın diğer bir ucundaki değeri benimseyip hayata geçirebiliyor. Böylece yaşanılan toplumda farklı yaş gruplarının farklı değerler sistemini hayata geçirmesiyle, iş yaşamı, sosyal yaşam, aile yaşamı ve evliliğe bakış açıları ve davranışları farklılık gösteriyor” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Dijitalleşme ile ortaya çıkan “kendi değerler sistemini oluşturma” anlayışı, birlik halinde bulunulan ortamlarda elbette iletişim farklılıklarından doğan anlaşmazlıkları beraberinde getirecektir. Farklı değerler sistemi doğrultusunda, evlilik kararı alsalar bile eşler arası iletişimsel farklılıklar aile birliğini etkileyecektir. Anne, baba, çocuk ilişkilerinin önemini bir kere daha gündeme getiren bu araştırmada anne ve babanın birlikte olup olmaması ve aralarındaki iletişime göre gençlerin evliliğe yükledikleri anlamın farklı olması ve aileye “güven” anlamını yüklemeleri, aile iletişimi ve güven ortamının çocuklar üzerindeki etkisini bir kere daha ortaya koymuştur” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Ailedeki sorunların tespiti ve çözümü için çalışıyoruz”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise toplumun temel taşı olan ailenin öneminin son yıllarda daha da anlaşıldığını belirterek üniversite olarak aile kurumundaki sorunların ortaya çıkarılması ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerde bulunmayı hedeflediklerini kaydetti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Aileler Üniversitede Projesi ile güçlü toplum hedefleniyor”Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi ve uygulama ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ile Aileler Üniversitede Projesini hayata geçirdiklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi’nin sosyal inovasyon projesi olan bu proje ile bireyin bilinçlenmesini, dolayısıyla sağlıklı aile ve güçlü toplumu hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sağlıklı ve mutlu bir aile için 5S + 1M kuralını öneriyoruz”Bugün sonuçları açıklanan araştırmanın gençlerin aile ve evlilik kurumuna bakışlarını ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çıkan sonuçlardan yola çıkarak aile içi iletişimin güçlendirilmesi, 5S +1M Güven Modeli ve toplumsal değerlerin öne çıkarılması gerektiğini kaydetti. Tarhan, “Sağlıklı ve mutlu bir aile için odağında manevi birikimler bulunan, sevgi, saygı, sadakat, samimiyet ve sabırı bir arada barındıran bir model öneriyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Z kuşağı, sıfır kuşağı olmasın”Ailenin bir sığınak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sağlıklı çocuklar yetiştirmek için sağlıklı ve güven dolu bir aile ortamına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Z kuşağından sonra önlem alınmazsa kayıp bir sıfır kuşağının gelme tehlikesine dikkat çeken Tarhan, çocuklara bilgelik değerlerinin öğretilmesi gerektiğini söyledi. Kayıp bir nesil istenmiyorsa mutlaka önlem alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Türk gençliği arafta. Bu araştırma, gençlerin evlilik ve aileye bakışı konusunda alarm verdiğini söylemek mümkün. Eğer önlem alınmazsa 20 yıl sonra İngiltere ya da Hollanda olabiliriz” uyarısında bulundu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Karakter inşa eden bir eğitim sistemine gidilmeli”Küresel bağlamda kuralsız, gevşek disiplinli, bilinçsiz, sorumluluk almaktan kaçan, bir anomik nesilden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 0-6 yaş politakalarının doğru şekilde inşaa edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Tarhan, “Gençlerde de karakter inşaa eden bir eğitim sistemine gidilmesi gerekiyor. İnançlı ve bilge bir nesil yetişmesi lazım. Değerlerin öğretilmesi lazım. Bilgeliği eğitim olarak çocuklarımıza öğretmezsek teknolojiyle rekabet edemeyeceğiz. Çocuklara birlikte yaşama bilincini öğretmek gerekiyor. Bu bilinci öğetmezsek benmerkezci kendi çıkarına odaklı bir nesil gelme ihtimali var. O nedenle eğitim sistemimizin yeniden inşaası, ailelerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve sosyal projeler yapılması gerekiyor” İfadelerini kullandı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yerel değerleri korumanın önemine de işaret ederek “Yerel olmayan evrensel olamaz” dedi.3 bin 266 öğrenci katıldıÇevrimiçi anketle gerçekleştirilen çalışmaya, Türkiye’nin 7 bölgesindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde 2019-2020 Akademik Yılında öğrenim gören 18-35 yaş arasında 3 bin 266 ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi katıldı. %54,3’ü kadın (1770 kişi), %45,7’i erkek (1491) olan katılımcıların %74,1’i lisans, ,6’sı ön lisans, %7,9’u yüksek lisans ve %1,3’ü ise doktora öğrencisiydi. Katılımcılardan %64,3’ü (2.100) devlet üniversitesi,  %35,7’si ise (1.166) vakıf üniversitesi öğrencisi oldu.Evlilik, mutlu bir beraberliktir“Evlilik sizce nedir?” sorusuna ülke genelinde; yarıdan fazla katılımcı (%58,4) “Mutlu bir beraberlik” cevabını verdi. İkinci sırada ise ,5 ile “sorumluluk” yanıtı verildi.  “Aşk ve tensel uyum” diyenler %9,8 oldu. Katılımcıların evlilikle ilgili farklı ifadeler kullandıkları dikkat çekti:imtihan (%2); esaret (%1,3); mecburiyet (%0,8); alışkanlık (%0,7); “çocuk sahibi olmak” (%2); “kurtuluş” (%0,4).Yarısından çoğu aşk evliliği istiyor“Aşk evliliği mi, mantık evliliği mi tercih edersiniz?” şeklindeki soruya %64,3 oranında genç, aşk evliliği yanıtını verirken; mantık evliliği istediğini belirtenlerin oranı ,7 oldu. Hiç evlenmek istemediğini bildirenlerin oranı ise ,9 olarak belirlendi. Hem aşk hem mantığın bir arada olabileceğini belirten gençlerin oranı ise %7 oldu. Cinsiyete göre aşk evliliği/mantık evliliği karşılaştırıldığında, kadınların aşk evliliğine yönelik görüşlerinin baskın olduğu görüldü. Ayrıca hem aşk hem de mantık evliliğini tercih etmede kadınlar lehine önemli bir farkın olduğu ortaya çıktı.“Evlenmeyi düşünmüyorum” diyenlerin oranında artış gözleniyor“Evlenmeyi düşünmüyorum” diyen gençler, ,6 ile en yüksek Güneydoğu Anadolu bölgesinden çıktı. Bu soruya en az yanıt ise ,2 oranı ile Marmara bölgesinden geldi. Bu soruya tüm bölgelerden yüzde 10’un üzerinde yanıt verildi.Aşk evliliğini tercih edenler, yüksek oranda Ege (%66,5) ve Marmara (%66,5) bölgesinde iken; bu bölgeleri Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri takip etti. Bu bölgelerde oran yüzde 60’ın üzerinde oldu. Mantık evliliği oranları en yüksek Karadeniz (%22,3) ve Güneydoğu Anadolu (%22,1) bölgesinde görüldü.İdeal evlilik yaşı nedir?Öğrencilerin görüşlerinden hareketle erkekler için ideal evlenme yaşı olarak 27-28 civarında çıkarken, kadınlarda bu yaşın 25-26 bandında olduğu saptandı. Genellikle tercih edilen evlenme yaşında kadınların erkeklere göre daha küçük yaşta evlenmesi gerektiği belirlendi.Çalışmada katılanlara “En uzun ilişkisinin süresi” de soruldu. Gençlerin yarısı (%50) 6 ay ile 5 yıl arasında olduğunu belirtirken; “İlişkim olmadı” diyen gençlerin oranı oldu. İlişkisi olmadığını belirtenlerde en yüksek oran İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bulundu. (). Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde bu oran yüzde 15 civarında oldu. “İlişkim olmadı” diyenlerin oranı en az olan bölge Marmara (%9,9) ve Ege () oldu.Büyük çoğunluk evlilik kararını tek başına alıyorEvlilikle ilgili karar aşamasında uygun durum sorulduğunda; ülke genelinde %67 oranında gençler “Kararı ben veririm, daha sonra ailemden onay alırım” dedi. oranında katılımcı ise “Kararı ben veririm, aileme danışmam” dedi. Bu durumda neredeyse %80 oranında genç kararı kendi vermek istediğini belirtti. “Kararı ailem verir, sonra benim onayımı alır” diyenlerin oranı ise %0.8 gibi oldukça düşük bir oranda kaldı. Aileyle görüş birliği yaparak evlilik kararı almayı bulan gençlerin oranı %20 oldu.Ailesinin karşı çıktığı biriyle evlenip evlenmeyecekleri sorulduğunda “Hayır evlenmem” diyenlerin oranı %65,2 oldu. Evlilik kararı alırken kadınların erkeklere göre ailesinin görüşlerine büyük önem verdiği görüldü. Erkekler bu noktada kadınlara göre kendi kararlarını verebileceğini ve başkasına danışma ihtiyacının olmadığı yönünde görüş belirtti.Ailenin kesin olarak karşı çıktığı biriyle evlenmek istenmesine yönelik öğrencilerin görüşleri incelendiğinde, erkeklerin bu durumda ailesine karşı çıkıp evlenmeyi istediği, kadınların ise evlenmeyi istemediği ortaya çıktı. Bölgelere bakıldığında; Doğu Anadolu bölgesinde %82,2 oranında genç ailesine karşı gelmeyeceğini bildirirken bu oran Güneydoğu Anadolu’da ise %71,4 oldu. Ailem karşı çıksa da evlenirim diyenlerin en yüksek olduğu bölgeler ise %37,6 ile Akdeniz; %36,7 ile Marmara; %35,6 ile Ege; %33,3 ile İç Anadolu Bölgesi oldu.Evlilik aşkı nasıl etkiliyor?“Sizce evlilik aşkı nasıl etkiler?” diye sorulduğunda; %42,1 oranında “aşkı güçlendirir” yanıtı alınırken; %34,9 ile ikinci sırada ise “Tam olarak öldürmese de zaman aşımına uğratır” cevabı verildi. “Sadece evlilik değil uzun süreli ilişkiler de aşkı öldürür” diyenler ,2’dir. Böylece, %48 oranında aşkın zaman aşımına uğrayacağı veya öleceğinin düşünüldüğü ortaya çıktı.Ayrıca %2’lerde seyreden bir grup, aşkın evlilikle birlikte yerini sevgi ve saygıya bırakacağını belirtti.Nikaha ilişkin görüşler sorulduğunda hem resmi hem dini nikah olması gerektiğini belirten gençlerin oranı %76,8 oldu. oranında genç sadece resmi nikah olması gerektiğini, dini nikaha gerek olmadığını düşündüğünü ifade etti.Katılımcıların yarısı iki çocuk istiyorEvlendikten sonra kaç çocuk sahibi olmak istedikleri sorulduğunda; katılımcıların yarısı 2 çocuk (%52) derken, %20,4’ü 3 çocuk, %6,7’si 4 çocuk istediğini belirtti. 5 çocuk isteyen %2 oranında genç bulunmuş, 1 çocuk yeterli diyenler ise ,8 oldu. “Çocuk istemiyorum” diyen gençlerin oranı ise %6,8 oldu. Evlendikten sonra istenilen çocuk sayıları incelendiğinde, erkeklerin kadınlara oranla daha fazla çocuk sahibi olmak istedikleri belirlendi.Tek çocuk olursa kız olsun“Sadece 1 çocuk olsa kız mı erkek mi isterdiniz?” şeklindeki soruya ise katılımcıların %33,1’i kız, %21,5’i erkek çocuk istediklerini belirtti. Fark etmez diyenlerin oranı %45,4 oldu.Sadece tek çocuğa sahip olunması durumunda cinsiyet tercihlerinde erkekler ile kadınlarda da benzer sonuçlar olduğu belirlenmiştir. Böyle bir durumda erkekler genellikle erkek çocuğuna sahip olmayı isterken kadınların ise kız çocuğuna sahip olmak istediği görüldü. Bölgeler açısından bakıldığında; kız çocuk isteyenlerin Doğu Anadolu (%34,9), Marmara (%34,3), Ege (%34) bölgesinde daha çok olmakla birlikte, İç Anadolu (%32,6) ve Akdeniz Bölgesinde (%31,8), Karadeniz Bölgesinde (%27,9) de birinci sırada geldiği söylenebilir.Diğer yandan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde erkek çocuk isteyenler daha fazla oldu. (erkek: %20,8; kız: ,5).Kadınlar yaşça büyük eş istiyor“Eş olarak seçeceğiniz kişinin yaşı size göre ne düzeyde olmalı?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde “Yaşı benden büyük veya benim kadar olmalı diyenler” ilk sırada yer aldı. (%27,7). Yaş farkı önemli diyenler %21,2, yaşı benden büyük olsun diyenler ,7, yaşı benden küçük veya benim kadar diyenler ,2 oldu. Eş olarak seçilen kişinin yaşının kendisine göre nasıl olması gerektiği ile ilgili görüşler incelendiğinde, kadınların daha çok kendinden büyük ve aynı yaştaki erkeklerle evlenmek istediği, erkeklerin de kendilerinden küçük ya da aynı yaştaki kadınlarla evlenmek istedikleri görüldü.eş“Eş olarak seçeceğiniz kişinin eğitim durumu size göre ne düzeyde olmalı?” sorusuna; yüksek oranda “Benimle aynı düzeyde ya da benden yüksek olmalı” yanıtı verildi. %43. “Eğitim farkı önemli değil” diyenlerin oranı %33,1, “Benimle aynı eğitim düzeyinde olsun” diyenlerin oranı ise oldu.Maddi durum farkı önemsenmiyor“Eş olarak seçeceğiniz kişinin maddi durumu size göre ne düzeyde olmalı?” sorusuna; birinci sırada “Maddi durum farkı önemli değil” yanıtı verildi. (%45,8). İkinci sırada “Maddi durumu benden iyi ya da benimle aynı düzeyde olmalı” diyenler yer aldı. (%31,5). Maddi durumu benimle aynı olsun diyenler ,1 oldu.“Eş seçerken nelere dikkat edersiniz?” sorusuna verilen cevaplar ise şöyle oldu:%80,5 – İyi huylu olması%68,4 – Aynı değerlere sahip olması%57,9 – İyi bir aileden olması%54,2 – Benimle aynı dünya görüşünü paylaşıyor olması%41,2 – Güzel/Yakışıklı olması%26,2 – Tahsilli olması%22,6 – İyi bir meslek sahibi olması%20,5 – İş sahibi olmasıEn az seçilen seçenekler ise %3,6 ile “Aynı takımı tutuyor olması”, %4,3 ile “Askerliğini yapmış olması”, %6,5 ile “Zengin olması” oldu.Eş adayının aynı dinden olması önemliÇalışmada katılanlara evlenecekleri kişiyle ilgili düşünceleri de soruldu. Katılımcıların yarısı evleneceği kişinin kendisiyle aynı dinden olmasının önemli olduğunu söyledi. Elde edilen sonuçlar şöyle oldu: Genel olarak bilinen tanışma usulleri dışında sosyal medyada tanıştığım biriyle evlenirim. %36,7Evleneceğim kişinin benimle aynı dinden olması önemli. %56,2Evleneceğim kişinin benimle aynı memleketten olması önemli. %6,9Evleneceğim kişinin benimle aynı etnik kökenden olması önemli. %23Evleneceğim kişinin benimle aynı siyasi görüşten olması önemli. %29,4Evleneceğim kişinin benimle aynı sosyo-ekonomik statüde olması önemli. %36,5Evleneceğim kişinin herhangi fiziksel engelinin olmaması önemli. %30,5Evleneceğim kişinin sağlıklı olması ve herhangi bulaşıcı hastalığının olmaması önemli %60Evleneceğim kişinin aileme saygı duyması önemli %83,2Evleneceğim kişinin dürüst olması önemli. %86,4Evleneceğim kişinin bana ekonomik güvence sağlaması önemli. %39,5Evleneceğim kişinin bana sadık olması önemli. %85,6 Görücü usulü evlilik çoğunlukla doğru bulunmuyor“Görücü usulü evliliği doğru buluyor musunuz?” sorusuna %42,5 oranında “Hayır” cevabı verildi. Doğru bulan gençlerin oranı ise %25,6; “Bu konuda kesin fikrim yok” diyenlerin oranı ise %31,9 oldu. Bölgelere göre; görücü usulünü doğru bulan %40,5 oranında gencin Doğu Anadolu bölgesinde olduğu bulunmuştur. Bu bölgede doğru bulmayanlar daha azdır (%25).Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görücü usulünü doğru bulan ve bulmayanlar eşit orandadır (%34,2). Diğer bölgelerde doğru bulmayanlar çoğunluktadır. Sırasıyla; Marmara Bölgesi (%45,5), Ege (%43,1), Akdeniz (%41,9), Karadeniz (%40,1), İç Anadolu (%37,4).Akraba evliliği sağlıksız bulunuyor“Akraba evliliğinin doğacak çocukların sağlığı açısından olumsuz sonuçlarına inanıyor musunuz?” sorusuna %80 genç “Evet” derken; “Hayır” diyenlerin oranı %9,4 oldu.  Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ,5 oranındaki genç bu görüşe katılmadığını bildirdi.Evlenmeden birlikte yaşamak kabul görmüyor“Evlenmeden birlikte yaşamayı onaylıyor musunuz?” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı %33,1; “Hayır” diyenlerin oranı ise %51,8 oldu. “Fikrim yok” diyerek kararsız kalanlar ,1 oldu.Birlikte yaşamayı onaylayanlar incelendiğinde en yüksek oranlar sırasıyla; Ege Bölgesi (%38,7), Marmara Bölgesi (%35,5), Akdeniz Bölgesi (%32,9) olurken; onaylayanların azınlıkta olduğu bölgeler; Doğu Anadolu Bölgesi (,7), Güneydoğu Anadolu Bölgesi (,5) oldu.Katılımcılar evlilik şartları olarak şu faktörleri sıraladı:%88,1 – Uygun eş adayı bulmak%82 – İş bulmak%62,6 – Mesleğimde ilerlemek%70,2 – Mezun olmakEn düşük orana sahip şartlar ise; Çeyiz tamamlamak (%8,9), Araba almak (,8), Ev almak (%27,8) oldu.Önceki duygusal ilişkiler engel olarak görülmüyor“Daha önce başkasıyla duygusal birlikteliği olmuş biriyle evlenir misin?” sorusuna; %62,6 oranında genç “Evlenirim” cevabı verirken;  %9,2 “Evlenemem” cevabını verdi. “Düşünmedim” diyenler %28,2. Bölgeler incelendiğinde; “Hayır evlenmem” diyenler en çok Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görüldü. (%26). İkinci sırada onaylamayanlar ise Doğu Anadolu Bölgesinde oranında görüldü.“Daha önce başkasıyla cinsel ilişkisi olmuş birisiyle evlenir misiniz?” sorusunda; evet ve hayır diyenler yakın oranda bulundu. Buna göre “Evet evlenirim” diyenler %37,5; “Hayır evlenmem”  diyenlerin oranı ise %38,8 oldu. “Düşünmedim” diyenlerin oranı ise %23,7 oldu.Bölgelere göre bakıldığında “Evet” diyenlerin açık ara farkla “Hayır” diyenlere göre daha yüksek orana sahip olduğu bölgeler Ege (%44,3) ve Marmara (%41,1) oldu. “Hayır evlenmem” diyenler ise en yüksek Doğu Anadolu Bölgesi (Hayır: %68,5; Evet: ,7) ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde (Hayır: %63,6; Evet: ,6) bulundu.Kadınlar birlikte yaşamayı reddediyorEvlenmeden birlikte yaşamayı nasıl gördükleriyle ilgili öğrencilerin görüşleri incelendiğinde, öğrencilerin büyük çoğunluğunun bu durumu onaylamadıkları görüldü. Fakat kadınların erkeklere göre bu durumu şiddetle reddettikleri de ayrıca belirlendi. Ayrıca katılımcıların yaşları ilerledikçe bu durumu onaylayanların sayılarında belirgin bir artış olduğu görüldü.Evlenmeden çocuk sahibi olmayı onaylayıp onaylamadıkları sorulduğunda; %82,6 genç hayır derken, %7,5 evet dedi. “Fikrim yok” diyenlerin oranı %9,9 oldu. Evlenmeden çocuk sahibi olunabileceğini onaylayan gençlerin ,3 oranında Ege Bölgesinde, %9,3 oranla Marmara Bölgesinde bulunduğu görüldü. Akdeniz ve İç Anadolu %5’lerde seyretti.Onaylamayanlar en çok Doğu Anadolu (%1,8) Bölgesi ile eşit oranda düşük iki bölge olan Güneydoğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesinde görüldü. (%2,6).Eşlerin aileleri ile yaşamak“Evlendikten sonra ayrı bir ev açmak yerine eşimin ailesiyle yaşayabilirim” ifadesine katılım düzeyleri incelendiğinde; kesinlikle katılmayan ve katılmayanların toplamı %77,8 oldu. Kararsız olanlar ,4 olup bu duruma katılanlar %5,8’dir. Katılanların çoğu Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ikamet etmektedir.Krizler evlilik kararını etkiliyor“Krizler (ekonomik, siyasal, salgın) aile kurma kararınızı etkiler mi?” sorusu incelendiğinde; “Evet etkiler” diyenlerin oranı %59,4 oldu. “Hayır, etkilemez” diyenlerin oranı %23,1 olurken; düşünmediğini belirtenlerin oranı ,5 oldu.“Eşinizin çalışma durumuna bakış açınız nasıl olurdu?” sorusuna; %93,5 genç “evet çalışabilir” cevabını verirken; “Hayır” diyenler %2,6, “Hiç düşünmedim” diyenlerin oranı %3,9 oldu.“Evleneceğiniz kişiyle evlilik sözleşmesi imzalar mısınız?” sorusuna; %61,8 oranında katılımcı “Hayır” derken; “Evet” diyenlerin oranı ,8 oldu. “Düşünmedim” diyenlerin oranı %26,5 oldu.“Evlilik sizin için önemli midir?” sorusuna; %82,3 oranındaki genç “Evet” derken; ,7 oranında gencin yanıtı “Hayır” oldu. Evliliğin önemli olmadığını belirtenler bölge bazında incelendiğinde Ege Bölgesi yüksek oranda (%22,1) yer alırken; ikinci sırada; Marmara (,3) sonra Akdeniz (,5) geldi. “Evet” diyenler en yüksek oranda Doğu Anadolu Bölgesinde görüldü. (%91,6).Evlilik hayatı sevdiğiyle paylaşmak için önemli“Evlilik niçin önemlidir?” sorusuna katılımcıların verdiği yanıtlar ve oranları da şöyle oldu:%89,2 – Hayatı sevdiğimle paylaşmak için%73,8 – Daha düzenli bir hayat için%50,8 - Neslin, soyun devamı için%37,5 – Dinimiz emrettiği için%31,1 – Rahat yaşamak için%30,4 – Güvenli yaşamak için%9,7 – Gelenek olduğu içinEvlenmekten korkanların oranı %37,5“Evlenmek sizi korkutuyor mu?” sorusuna; gençlerin yarısı (%51,3) hayır derken, %37,5’i “evet” demiştir. Bunu hiç düşünmedim diyenler ,2’dir.Evlenmekten neden korktukları sorulduğunda verilen cevaplar ise şöyle oldu:%29,1 – Sorumluluk almaktan korktuğum için (Doğu Anadolu)%25,4 – Gelecek hakkında iyimser olmadığım için (Daha çok Ege Bölgesi)%22,8 – Geçim sıkıntısına düşmekten korktuğum için (Daha çok Güneydoğu Anadolu)%21,6 – Evlenmeden önce yaptıklarımı yapamamaktan korktuğum için (Güneydoğu Anadolu)%6,9 – Cinsellik hakkında yeterli bilgiye sahip olmamak (Daha çok Karadeniz Bölgesi)“Anlaşamayan eşlerin boşanması uygun mu?” sorusuna; %87,4 genç uygun olduğunu belirtirken;  %2,9 uygun bulmadı. Fikri olmayanların oranı %9,7 oldu.“Çocuğu olanların boşanması uygun mu?” sorusuna; %72,5 uygunluk belirtirken; ,1 uygun bulmadı. Fikri olmayanların oranı ,4 oldu.“Şiddet” boşanma sebebi olabilir düşüncesine katılım düzeyleri sorgulandığında; %83,5 oranında genç “Kesinlikle katılıyorum” derken; ,8’i “katılıyorum” yanıtı verdi.Daha önce başından evlilik geçmiş biriyle evlenir misiniz sorusuna; “evet” diyenlerin oranı %27,5; “hayır” diyenlerin oranı ise %30,7 oldu.  %41,8 oranında “fikrim yok” denildi.“Bir imkân doğsa, sırf kendinize daha rahat gelecek sağlamak için yurt dışına yerleşmenize yardımcı olacak bir evlilik yapar mıydınız?” sorusuna “evet” diyenlerin oranı %43 olurken;  “Hayır” diyenlerin oranı ise %34,1; “Fikrim yok” diyenlerin oranı %22,9 oldu.“Ailenizle ilişkinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunda sunulan düzeylere göre; %41,1 katılımcı “iyi” olduğunu belirtti. Çok iyi olduğunu belirtenler %35,9; “orta” diyenlerin oranı , “kötü” diyenlerin oranı %2,8; “çok kötü” diyenlerin oranı %1,2 olarak belirlendi.Katılımcılar, “Kendi kuracağınız ailede, kendi ailenizden farklı olacağını düşündüğünüz konular” konusunda da şu görüşleri verdi:%53,9 – Eşler arası iletişim%45,6 – Ebeveyn ile çocuk ilişkisi%51,4 – Aile için rol ve görev dağılımı%27,8 – Çocuk eğitimi ve terbiyesi%21,1 – yakın akraba ve tanıdıklar ile ilişkilerAile “güven” ifade ediyor“Aile sizin için ne ifade ediyor?” sorusunun karşılığı da tek kelime ile istendi. Bu kelimeler de şöyle oldu:Güven ,9Huzur ,8Herşey %8,2Mutluluk %7,2Sevgi %6,1Hayat %5,7Birlik %5,1Sorumluluk %2,8Aile sizin açınızdan ne ifade ediyor?Ailenin öğrenciler açısından ne ifade ettiği anne/baba birlikteliği açısından incelendiğinde, anne/babası birlikte yaşayan öğrenciler için “mutluluk” olarak, anne/babasından ikisi ya da herhangi biri vefat edenler için “bağlılık” ve anne ve babası ayrı yaşayan/boşanan öğrenciler için ise “güven” olarak görüldü.Evdeki her türlü iş ortak yapılmalıKatılımcılara evde sorumluluk paylaşımı da soruldu. “Genel olarak eşler arasındaki sorumluluk paylaşımı konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna; çoğunlukla %67,8 oranında “Evdeki her türlü iş ortak yapılmalı” ifadesine katılım oldu. Neredeyse eşit oranda katılım gösterdikleri iki seçenek ise “Erkek ve kadının yapacağı işler farklıdır” ile “Kadın işlerle baş edemeyecek duruma geldiğinde erkek yardım eder” ifadeleri oldu. Bu durumda %30 oranındaki gencin, kadın ve erkek görev ve rollerinin farklı olduğunu düşündüğü sonucunu ortaya koydu.Sosyal medya kullanım alışkanlıkları da belirlendiÇalışmada katılımcıların sosyal medya alışkanlıklarına ilişkin de soru yöneltildi. “Sosyal medyaya günde kaç saat bağlanırsınız?” şeklindeki soruya verilen yanıtlar şöyle oldu:%46,6’sı günde 1-3 saat,%28,7’si günde 4-6 saat,%6,9’u günde 7 saat ve üzeri bağlanmaktadır. Yani günde 4 saat ve üzeri bağlananlar %35,6’dır.Devamlı bağlı olduğunu bildirenler %6,51 saatten az kullananlar ,4Sosyal medyayı daha çok günün hangi vaktinde kullandıkları sorulduğunda; %43,2’si gün içinde, %28’i hem gün içinde hem de kalkar kalkmaz ve yatmadan önce kullandığını bildirdi. Gece uyumadan önce bağlananlar ,9, sabah uyanır uyanmaz ve gece yatmadan önce bağlananların oranı ,1 oldu.“Sosyal medyada fotoğraf paylaşmadan önce filtre/makyaj uygular mısınız?” sorusuna katılımcıların %38,2’si uyguladığını, %61,8’i uygulamadığını belirtti. En çok yani birinci sırada kullandıkları sosyal medya uygulaması sorulduğunda; %64,5 oranında Instagram; ,4 Twitter; ,9 Youtube kullandıkları bulunmuştur. Facebook %1,6 bulundu.“Daha önce sosyal medyada tanıştığınız biriyle ilişkiniz oldu mu?” sorusuna %42,2’si oldu, %57,8’i olmadı olarak cevap verdi. Hayır diyenler en yüksek oranda Doğu Anadolu (%71,4) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde (%70,7) olduğu belirlendi.Yalnızlık algısı da ölçüldü“Kendinizi ne sıklıkla yalnız hissedersiniz?” sorusuna; orta seviyede olan düzey olarak “bazen” diyenler %40,8 bulundu. Nadiren olduğunu %30’u belirtirken; sık sık yalnız hissettiğini bildirenler ; her zaman yalnız hissedenler %5,8 oldu.Öğrencilerin kendilerini ne düzeyde yalnız hissettikleri anne/baba birlikteliği açısından incelendiğinde, anne ve babası bir arada yaşayan öğrencilerin büyük çoğunluğunun bazen kendilerini yalnız hissettikleri belirlendi. Anne ve babası ayrı yaşayan/boşanmış öğrencilerin ise anne ve babası beraber yaşayan öğrencilere göre kendilerini daha çok yalnız hissettikleri tespit edildi.

15 HAZ 2020

Yeni Medya ve Gazetecilik programı İLAD tarafından akredite edildi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik programı İLAD tarafından iki yıl süre ile akredite edildiÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik programı 2019 yılında değerlendirmeye alındı ve İletişim Eğitimi Değerlendirme Akreditasyon Kurulu (İLEDAK) tarafından yapılan değerlendirme sonucunda İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) tarafından verilen akreditasyonu almaya hak kazandı. Akreditasyon kararı hem İLEDAK Başkanı Prof.Dr. Halil Nalçaoğlu hem de İLAD Başkanı Prof.Dr. Aysel Aziz imzalarıyla Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığına iletildi.Değerlendirme süreci sorunsuz tamamlandıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Süleyman İrvan değerlendirme sürecinin aşamalarını ayrıntılarıyla Haber Üsküdar’a anlattı: “Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü olarak akreditasyon sürecine hazır olduğumuzu düşündük ve YÖK Kalite Kurulu tarafından 2018 yılı başında iletişim eğitimi veren programları akredite etme yetkisi alan İLAD’a başvurumuzu 2019 yılı Bahar döneminde yaptık. Ön başvurumuzun kabul edilmesi sonrasında bölüm ve fakülte olarak hummalı bir çalışmaya giriştik ve özdeğerlendirme raporumuzu hazırladık. Özdeğerlendirme raporunun değerlendirmeyi yapan İLEDAK komisyonu tarafından uygun görülmesi sonrasında saha ziyareti için İLEDAK değerlendirme ekibi oluşturuldu. Ekip başkanı Prof.Dr. Abdülrezak Altun, eş başkan Dr. Recep Yaşar, program değerlendiricileri Prof.Dr. Dilruba Çatalbaş Ürper ve Prof.Dr. Gülseren Şendur Atabek'ten oluşan İLEDAK değerlendirme ekibi, 10-12 Kasım tarihleri arasında Fakülteyi ziyaret ederek görüşmeler yaptı ve mekânları gezdi. Değerlendirme ekibi kurum ziyaretinin son günü olan Salı öğleden sonra gözlem ve değerlendirmelerine dayalı raporunu Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof.Dr. Mehmet Zelka'nın hazır bulunduğu toplantıda okudu. Bu rapor doğrultusunda Yeni Medya ve Gazetecilik programımız İLAD tarafından iki yıl süreyle akredite edilmiş oldu.”“Bu akreditasyon belgesi Üsküdar İletişim’in kaliteli eğitime verdiği önemin bir göstergesidir”Prof.Dr. Süleyman İrvan, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak kaliteli bir eğitimi hedeflediklerini ve bunu da alınan akreditasyon belgesiyle kanıtladıklarını söyledi. Yeni Medya ve Gazetecilik bölüm adındaki değişikliğe de değinen Prof.Dr. Süleyman İrvan, “Maalesef YÖK Yeni Medya ve Gazetecilik program adındaki yeni medyayı kaldırma ve Medya ve İletişim programının başına ekleme kararı aldı. Biz de program adımızı Gazetecilik olarak değiştirmek zorunda kaldık, çünkü bizde Medya ve İletişim programı da var. Ancak programdaki mevcut öğrenciler Yeni Medya ve Gazetecilik olarak eğitim görmeye ve diploma almaya devam edecekler. Bu onların kazanılmış hakkı” dedi.  Prof.Dr. Nazife Güngör: “Kalite çalışmalarına önem veriyoruz”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi’nde kalite çalışmalarının üç yıldan beri yoğun bir biçimde devam ettiğini, bu doğrultuda İletişim Fakültesi’ndeki bütün bölümlerin akreditasyon çalışmalarını başlattığını ifade etti. Prof. Güngör, “2019 yılında İletişim Fakültesi bünyesinde kurulan Kalite Komisyonu’nun da gözetiminde sürdürülmekte olan kalite ve akreditasyon çalışmaları sürecinde ilk somut adım Yeni Medya ve Gazetecilik bölümümüzce atılmış olup, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından akreditasyon için İLAD’a yapılan başvuru ve ardından başlatılan yoğun çalışmalar sonucunda bölüm süreçten başarıyla çıkmış ve program iki yıl süreyle geçerli olmak üzere akreditasyon almaya hak kazanmıştır. Fakültemizin diğer bölümleri de akreditasyon için hazırlık çalışmalarını sürdürmektedirler. Yeni Medya ve Gazetecilik bölümümüzün bu süreçten başarıyla çıkması diğer bölümlerimiz için de örnek ve model oluşturucu niteliktedir” dedi.NOT: Haberdeki fotoğraflar Koronavirüs süreci öncesine aittir. KAYNAK: HABER ÜSKÜDAR

28 MAY 2020

Doç. Dr. Gül Esra Atalay’ın Kitabı Okuyucu ile Buluşuyor!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Esra Atalay’ın editörlüğünü üstlendiği “Yeni Medya ve Alternatif Gazetecilik: Yeni Olanaklar, Sorunlar ve Tartışmalar” kitabı çıktı.Yeni medyadaki habercilik pratiklerine ilgi duyan herkesin okumalı!Yeni medya platformlarında gazeteciliğin yaşadığı dönüşümü, yeni olanaklar, sorunlar ve tartışmaları on bir farklı yazarın kaleminden yansıtan eserde Zaytung,  Limon Haber ya da Evrim Ağacı gibi güncel ve ilgi çekici alternatif medya örneklerini inceleyen bölümler bulunuyor. Hiper Yayınlarından okuyucusuyla buluşan kitap sadece iletişim alanındaki akademisyenlerin değil, yeni medyadaki habercilik pratiklerine ilgi duyan herkesin okuması ve keyif almasını hedefliyor.“Yeni medyadaki alternatif gazetecilik pratikleri avantajlar sunuyor”Doç. Dr. Gül Esra Atalay, yeni medya ve gazetecilik ile ilgili değerlendirmelerde bulunurken editörlüğünü üstlendiği Yeni Medya ve Alternatif Gazetecilik: Yeni Olanaklar, Sorunlar ve Tartışmalar” kitabının içeriği ile ilgili bilgi verdi.Atalay, “Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla alternatif gazetecilik olanakları bir hayli genişledi. Sabit herhangi bir noktadan denetlenemeyen ve kolay sansür edilemeyen yeni medya mecraları, her türden alternatif kimlik, hareket ve varoluş biçimlerine kendi sözlerini söyleme imkânı veriyor. Medya tekellerinde, ana akımda yoğunlaşan gücü dağıtarak farklı noktalara yayıyor. Bu açıdan yeni medyadaki alternatif gazetecilik pratikleri geleneksel medyaya göre demokratikleşme, farklı seslerin duyulması, halkın haber alma özgürlüğünün gerçekleşmesi, çok-çeşitlilik ve azınlık hakları konularında avantajlar sunuyor. Öte yandan, yeni medyanın haber ve habercilik alanında bir takım yeni sorunlar doğurduğu da yadsınamaz” dedi.Alternatif gazeteciliği yeni medya bağlamında ele alan Yeni Medya ve Alternatif Gazetecilik: Yeni Olanaklar, Sorunlar ve Tartışmalar kitabında yer alan kitap bölümleri şöyle:Dr. Öğr. Üyesi Bahar Muratoğlu Pehlivan: Yeni medyada bilim haberciliği: Bir alternatif habercilik örneği olarak Evrim AğacıDr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal:  Sosyal medya gazeteciliğiDr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay: Kültür bozumu ve alternatif medya olanağı olarak Zaytung haberleriGalip Eraydın Türkiye’de alternatif medya: Medyatava ve Medyaradar üzerine bir incelemeKubilay Kos:  Barış gazeteciliğiEda Gedikoğlu: Alternatif medya bağlamında etik değerlerin dönüşümüHediye Yorulmaz: İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve alternatif medyaSena Özşirin: Bir yurttaş gazeteciliği pratiği: papiroom örneğiEymen Yılmaz, Alternatif medya ve kadın ilişkisi üzerine: Kazete haber sitesi örneğiSalim Gören: @ Limon Haber Çerçevesinde Post Modern yurttaş GazeteciliğiMariye Özçelik: Alternatif Medyada Varolmak: Arama Motoru Optimizasyonu (SEO)

11 MAY 2020

Türk ve Güney Kore Gençlerinin “Sosyal Medya” Karşılaştırması

Koronavirüs döneminde sosyal medyada geçirilen süredeki artış dikkat çekiyor. Türkiye ve Güney Kore’de üniversite öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilen araştırmada ilginç sonuçlar elde edildi. Araştırma ülkelere göre sosyal medya bağımlılığının farklılaştığını ortaya koydu. Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı düşük seviyede bulunurken, Güney Kore’deki öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı orta seviyeye yakın tespit edildi. Araştırmaya göre Türk öğrencilerin yüzde 86.3’ü aileleriyle sosyal medya üzerinden haberleşiyor.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal ile Güney Kore Chung-Ang University The Graduate School of Advanced Imaging Science Multimedya Bölümünden Dr. Man-Ki Moon, İstanbul ve Seul kentlerindeki 270 üniversite öğrencisi ile yürüttüğü araştırmada sosyal medya bağımlılığı ölçeği uyguladı. İki üniversitede yürütülen araştırmada ülkelere göre sosyal medya bağımlılığının farklılaştığı ortaya çıktı.Seul gençleri daha çok sosyal medya bağımlısıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Ülke karşılaştırması yapılan araştırmada Güney Kore’deki öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı Türkiye’dekilere göre daha yüksek düzeyde bulundu. Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı az seviyede bulunurken, Güney Kore’deki öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı orta seviyeye yakın tespit edildi” dedi.Türklerin bağımlılığı düşük düzeyde Alt boyut, tekrarlama boyutu ve çatışma boyutlarında yapılan analizlerin sonuçlarına değinen Ünal, şunları söyledi: “Alt boyutlara göre yapılan analizlerde Güney Kore’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medyadan daha fazla duygusal destek aldığı ortaya çıktı. Buna göre Güney Kore’deki öğrencilerin yalnızlıklarını sosyal medya ile giderdikleri ve yaşamlarındaki olumsuzluklardan kaçmak için sosyal medyayı kullandıklarında onlara iyi geldiği sonucuna ulaşıldı. Tekrarlama boyutunda Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı düşük düzeyde bulunurken, Güney Kore’de orta seviyede tespit edildi.Sonuçlara göre Güney Kore’deki öğrencilerin sosyal medya kullanım miktarını azaltmak isteyip başaramadığı, artan dozda kullanıma devam ettikleri sonucuna varılabilir. Bu durum Güney Kore’deki üniversite öğrencilerinin günlük sosyal medya kullanım miktarlarının Türkiye’deki öğrencilerden fazla olduğu sonucunu ortaya koydu.Sosyal medya kullanımı yüzünden işlerini ihmal ediyorlarAyrıca çatışma boyutunda da Güney Kore’deki üniversite öğrencilerinin puanı yüksek bulundu. Sosyal medya bağımlılığı ölçeğindeki çatışma puanının yüksek olması; öğrencilerin sosyal medya kullanımları yüzünden işlerini, ders proje ve ödevlerini ihmal ettikleri, üretkenliklerinin azaldığı, başladıkları işleri zamanında bitiremedikleri, çevrelerindeki kişilerle çatışma halinde oldukları ve pek çok olumsuz sonuç yaşadıkları anlamına geliyor. Sosyal medya bağımlılığının bu denli sorunlara yol açması, diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi tedavi edilmesini gerektiriyor. Ülkemizde internet bağımlılığı klinikleri ayakta tedavi hizmeti sunarken, Güney Kore’de yatılı tedavi imkanları bulunuyor.”Türk öğrencilerin yüzde 20’si devamlı çevrimiçiDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, sonuçlar doğrultusunda günlük sosyal medya kullanım süresinin sosyal medya bağımlılığını etkilediği söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Araştırmaya katılan Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin yüzde 20’si ‘devamlı çevrimiçi’ olduklarını belirtirken, sosyal medyayı kullanmadıkları zamanlarda da çevrimiçi olduklarını belirtti. Bu durumun da orta seviyede meşguliyet bağımlılığı yarattığı ortaya çıktı.Sonuçlara göre sosyal medya kullanmadıkları zamanlarda sosyal medyada bulunma düşüncelerinin zihinlerini meşgul ettiği, sosyal medyada ne olup bittiğini devamlı düşündükleri söylenebilir. Söz konusu sorunlar günde 4 saat ve üzeri sosyal medya kullanan öğrencilerde de tespit edildi. Güney Kore’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığının günlük kullanım süresine göre farklılaşmadığı ortaya çıktı. Güney Kore’deki öğrencilerin yarısından fazlası günde 4 saat ve üzeri sosyal medya kullandıklarını belirtti.”Seul gençleri orta seviyede bağımlı çıktıTürkiye’de öğrenim gören üniversite öğrencilerinin sosyal medyaya az bağımlı olduğunu vurgulayan Ünal, “Araştırma sonuçları şu an için çok tehlikeli bir bağımlılık sorununu ortaya koymuyor. Güney Kore’deki üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığının ise orta seviyeye yakın bulunması çok yüksek düzeyde bir tehlikeyi ortaya koymamakla birlikte Türkiye’deki öğrencilere göre daha fazla risk altında olduklarını gösteriyor” dedi.Aileler ile online iletişimde Türk gençleri önde Gençlerin sosyal medya üzerinden aileleriyle iletişim kurup kurmadıkları sonucunu da değerlendiren Ünal, “Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin yüzde 86.3’ü aileleriyle sosyal medya üzerinden haberleştiğini bildirirken bu oran Güney Kore’de yüzde 64.2 oranında bulundu. Sosyal medya bağımlılığı açısından yapılan incelemede, aileleriyle sosyal medya üzerinden iletişim kuran Türkiye’deki üniversite öğrencilerinde meşguliyet ve duygu durum düzenleme boyutlarında anlamlı farklılaşma görüldü. Aileleriyle sosyal medya üzerinden haberleşen gençlerin sosyal medya kullanım sürelerinin de fazla olduğu ve sosyal medyaya zihinsel meşguliyetlerinin yüksek olduğu ortaya çıktı.Ayrıca Türkiye’deki üniversite öğrenci grubunda, sosyal medya üzerinden ailelerinden duygusal destek alan yüzde 86.3 oranında genç olduğu ortaya çıktı.  Güney Kore’de ise aileyle sosyal medya üzerinden iletişim kurmaya göre zihinsel meşguliyet veya duygusal destek alma bağlamında sosyal medya bağımlılığının farklılaşmadığı görüldü” dedi.

20 NİS 2020

Sosyal medya okuryazarlığı için 10 tavsiye!

Koronavirüsün yol açtığı Covid-19 salgını nedeniyle evde geçirilen zamanın arttığını hatırlatan uzmanlar, bu süreçte sosyal medyanın bilinçli kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, sosyal medya okuryazarlığı konusunda yol gösterici olabilecek 10 tavsiyede bulunuyor.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, bu dönemde en çok zaman geçirilen sosyal medyada okuryazarlığın önemine işaret etti. Sosyal medyanın etki gücü düşünüldüğünde bugünlerde bilinçli kullanımın önemli olmaktan ziyade bir sorumluluk haline geldiğini kaydeden Ünal, “Bu durumda sosyal medya okuryazarı olmada yol gösterici olabilecek on tavsiyeyi hayata geçirebiliriz” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, 10 tavsiyeyi şöyle sıraladı:1-Sosyal medya kullanımınızı kısıtlayın: Sosyal medyada geçirilen süre arttıkça sosyal, özel ve iş yaşamında sorunların oluşabilme potansiyeli de artıyor. İnternet bağımlılığı için süre tek başına belirleyici olmamakla birlikte uyku bozukluğu, yapılacak işlerin ertelenmesi, sosyal, özel yaşamdaki kişilere yeterli vaktin ayrılmaması ile ilişki problemleri, yeme bozuklukları, fiziksel birtakım ağrıların oluşumu gibi birtakım olumsuzluklar araştırmacılar tarafından rapor ediliyor. Sosyal medya uygulamalarının oldukça popüler olduğu günümüzde günlük sosyal medya kullanımı 4 saati geçmeye başladığında bir şeylerin bozulmaya başladığı pek çok araştırmada ortaya konuluyor.Sosyal medya bağımlılığı ölçeğinde yer alan bir boyut olan “Zihinsel meşguliyet (Occupation)” bağımlılığı kişilerin sosyal medya kullandığı ve kullanmadığı zamanlarda zihinsel olarak medyaya bağlı olma durumunu gösteriyor. Sosyal medya kullanımından alınan hazzın sosyal medya bağımlılığı olan kişilerde daha fazla kullanma isteği yarattığı bir gerçek.Bu dönemde dışarı çıkmak için hazırlanmak, bir araca binmek, okula gitmek, dolaşmak gibi birtakım rutinlere ayrılan zamanların ortadan kalkması sosyal medya kullanımına ayrılan zamanı arttırabilir. Bu noktada kontrolü elden bırakmamak gerekir. Kitap okumak, yazı yazmak, resim yapmak gibi farklı uğraşlara vakit ayrılabilir.2-Sosyal medyada da sosyal mesafe kuralını uygulayın: Koronavirüs salgını ile ortaya çıkan sosyal mesafe kuralının sosyal medya ağındaki kişilere ve paylaşımlarına karşı da uygulanması gerekiyor. Sosyal medya ağlarında dolaşan asılsız bilgiler, sahte hesapların iyi niyetli olmayan paylaşımları, yalan haberler, nefret söylemleri veya kötücül duyguların yayılmasına vesilen olan albenisi yüksek videolar bilgi kirliliğine ve olumsuz duyguların artmasına öncül oluyor.Bu noktada yapılması gereken seçici olmak. Karşımıza çıkan her içeriği tüketmeyerek, işimize yarayacak birtakım hesapları, devlet kuruluşlarının resmi hesaplarını, yakın arkadaşlarımızı takip ederek, tanımadığımız hesaplardan yayılan enformasyonlara mesafemizi arttırmalıyız.3-Olumsuz içerikler yerine olumlu içerikleri üretim/tüketim olarak tercih edin: Sosyal medyada paylaşılan olumsuz içeriklerin olumluya göre daha hızlı yayılım gösterdiği biliniyor. Şu dönemde sahte ve bot hesaplardan yayılan yalan haberler ile bilgi kirliliği artmış durumda. Karşımıza olumsuz içerikli gönderiler çıktığında beğeni ve tekrar paylaş yapmazsak yayılımını azaltabiliriz. İçeriklerin hangi hesaplardan yayıldığına dikkat ederek bu hesaplar sahte olabilir mi sorgusunu yapabiliriz.Ayrıca, sahte olsun olmasın devamlı olumsuz içerik paylaşan hesapların içeriklerinin sayfamızda görüntülenmemesini sağlayabiliriz.  İçinde bulunduğumuz panik, korku, öfke gibi duyguları sosyal ağlardaki paylaşımlarımıza taşıyarak üretim yapmak yerine bu duyguları hafifletmek için olumlu duyguları yayan enformasyonlarla ilgilenebiliriz. Sosyal medya ağlarında içerik üretiminde ve tüketiminde tercih bizim elimizde.4- Sosyal ağlarda duygusal etkileşim güçlü olduğundan paylaşımlarınızda seçici olun: Yapılan sosyolojik ve deneysel araştırmalarda tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi sosyal medya ağlarında da duygusal bulaşmanın olduğundan bahsediliyor. Gerçek yaşamda bir arada bulunduğumuz kişilerin duygusal durumlarından etkilendiğimiz gibi sosyal ağlarda da ağımızda bulanan arkadaşlarımızın ve arkadaşlarımızın arkadaşlarının duygularından etkilenme oranımız üç dereceye kadar yüksek olup etki derecesi dördüncü seviyede azalıyor.Sosyal medya ağlarında olumsuz duyguları içeren sayısız enformasyonel içeriğin küresel çaptaki yayılım gücü düşünüldüğünde duygusal felaketler kaçınılmaz olur. Koronavirüs ile ortaya çıkan ölümler sebebiyle içinde bulunulan birtakım olumsuz duygularla baş edebilme çabasında sosyal medyanın olumsuz etkileriyle işi zorlaştırmak yerine olumlu etkilerini arttırmak gerekir.Bu yüzden panik, korku, üzüntü, öfke, nefret gibi duyguları direkt olarak barındıran ya da estetize edilerek (içinde eğlence, merak, dikkat unsurları barındırarak) sunulan içerikler yerine olumlu duyguları enformasyonel olarak yaymalıyız.5-Sosyal medyayı bilinçli kullanın: Bu günlerde Koronavirüs hakkında yayılan, doğruluğu kanıtlanmamış pek çok bilginin beğenilerek paylaşılması, sosyal medyanın bilinçli kullanılması gerekliliğini gösterdi. Sosyal medyayı bilinçli kullanma konusu sosyal medya okuryazarlığını gündeme getiriyor. Toplumsal olaylar, siyasi, ekonomik ve biyolojik olayların dünya genelinde yaşandığı bir dönemde nefret söylemleri, doğruluğu teyit edilmeden yapılan bilgi paylaşımları, sahte hesaplardan yayılan kötü niyetli enformasyonların önüne geçmek için sosyal medya okuryazarlığı becerisi şart.Sosyal medya ağlarında faydalı bilgiler dolaştığı gibi sayısız yalan haber, sahte hesaplardan yayılan kötü niyetli mesajlar ve bilgi kirliliği de bulunuyor. Sosyal medyadaki bilgi kirliliği yayılımını azaltmanın ilk aşaması farkındalık yaratmaktır. Farkındalık yaratmak için eğitimler düzenlenebilir. Günümüzde sosyal medya kullanımı bu kadar artmışken sosyal medya okuryazarlığı konusunun örgün veya uzaktan eğitim programlarında ders olarak yer alması gerekiyor.6-Sosyal medya haberciliğine dikkat edin; karşınıza çıkan her haber içeriğini doğruluğunu teyit etmeden paylaşıp beğenmeyin:Bir konu hakkında haber içeriği üretirken veya tüketirken birkaç kaynaktan kontrol edilmesi gerekiyor. Şimdilerde Koronavirüs hakkındaki haberler için devlet kuruluşlarının resmi hesapları dışında haber sitelerinden, çeşitli alanlardaki uzmanlardan ve vatandaşlardan yayılan sayısız enformasyon, devasa çevrimiçi ağlarda içeriklerin birkaç internet alanından daha teyit edilerek tüketilmesi gerektiğini gösterdi. Bu bağlamda, sosyal medyadaki Koronavirüs haberlerini okumadan, paylaşmadan önce kimin paylaştığına (devlet kuruluşu, resmi haber kaynakları, konu uzmanları vs.) dikkat etmek gerekiyor.Böyle dönemlerde sahte ve bot hesapların artarak kötü niyetli içerikler üretme girişimi oluyor. Bunlar hem bilgi kirliliğini hem de olumsuz duyguların yayılımını arttırıyor. Bu dönemde özellikle sayfaya düşen içerikleri kaynağını sorgulamadan beğenip paylaşmamaya dikkat etmek toplumsal bir sorumluluktur.7-Sosyal medyada yetkin olduğunuzu düşündüğünüz alanlardaki bilgi ve becerilerinizi paylaşarak toplumlara faydalı enformasyonlar yaymayı amaçlayın: Sosyal ağlar dünya geneline açılan kapılar olarak küresel iletişime olanak sağlar. Uzmanlık veya ilgi alanı olarak deneyimlenen konularda bilgi paylaşımında bulunmak sosyal medyanın eğitsel alana katkılarını arttırır. Sosyal medya ağları bilgilerin kalıcı olarak depolanmasını sağlayan bir ajanda hizmeti sunarken bilgi paylaşımı ile insanlığa fayda sağlama aracı olmuştur.  Sosyal medyada bilgi ve beceri aktarımı ile eğitimin bir parçası olmak verimli zaman geçirmeye de işaret ederek kişiyi rahatlatır.8. Eğlence/mizah amaçlı sosyal medya kullanımında kişisel verilere ve etik değerlere dikkat edin: Koronavirüs salgınının yarattığı panik ve korku duygularından uzaklaşmak için haberler üzerinden mizah yapılarak üretilen içerikler ile eğlenceli videoların sosyal medya ağlarında dolaşması etik konusunu da gündeme getirdi. Etik değerlere uygun üretilen eğlenceli videolar bu dönemde kişilerin içinde bulunduğu ölüm korkusu ve panik duygularını hafifletmede fayda sağlayabilir.Burada dikkat edilmesi gereken kişilerin izninin olması ve toplumsal konumuna zarar verilmemesidir. Bilinçli yapıldığında olağanüstü hâl dönemlerinde mizahi içerikler rahatlatıcı olabilirken, etik değerler işe katılmadığında içeriklerin kişileri rencide etmesi söz konusu olur ve cezai yaptırımlar gündeme gelir.  Kişilerin içinde bulunduğu olumsuz durumlar, hastalıklar, sosyoekonomik ve sosyokültürel olarak kişinin toplum içindeki konumu eğlence aracı olmamalıdır. Fakat gönüllülük esasına ve usulüne uygun çekilen eğlenceli videolar panik ve korku atmosferinde kişileri rahatlatmada fonksiyonel olacaktır.9. Sosyal medyadaki sağlık haberlerini birkaç farklı internet alanından doğrulamayı ihmal etmeyin: Hastalıkla ilgili bilgi araştırma alışkanlığının internet sitelerinden sonra sosyal medya ağlarında da popüler olduğu görülüyor. Koronavirüs salgınının dünya genelinde yayılım göstermesi ve pandemi olarak ilan edilmesi ardından bu konudaki sosyal medya paylaşımlarının yoğunlaşması bir yandan bilgi kirliliğine de yol açtı.Sosyal medyada güncel haber takibi yapan kuşakların önüne bugünlerde Koronavirüs haberleri dolayısıyla sağlık içerikleri gelmeye başladı ve artan ivmeyle çoğalan hastalığa dair bilgiler ölüm korkusu ve panik duygularıyla karşılandığında kim tarafından paylaşıldığı arka planda kalabiliyor.Koronavirüs ile ilgili uzman paylaşımları ile Sağlık Bakanlığının resmi hesaplarının takip edilmesi gerekirken karşımıza ilgi çekici içerikler gelebilir. Bu durumda kaynağın kim olduğu, içeriğin başka bir internet alanında olup olmadığı, paylaşılan hesabın ne zaman oluşturulduğu gibi birkaç kontrol yapmak gerekir. Gerekmedikçe hastalıkla ilgili olumsuz mesaj veren paylaşımların üretimine ve tüketimine vesile olmayarak, gereksiz bilgi kirliliğine yol açmayarak bu sürece katkıda bulunabiliriz.10. “Sosyal medyada arkadaşım paylaştıysa ben de paylaşayım, beni beğeneni ben de beğeneyim” anlayışına dikkat edin: Sosyal medyada yaygınlaşan davranışlardan birisi de beğeni alışkanlıklarımız ile ilgilidir. Yapılan güncel araştırmalarda özellikle gençlerin beğeni alışkanlıkları sorgulanıyor. “Kişiye göre beğenirim yani içeriğin ne olduğu önemli değil, arkadaşım olduğu için beğenirim” diyenlerin oranı, içeriği görüp beğenenlere göre oldukça yüksek. “Beğeneni beğenirim” anlayışı ile beğeni kazanma davranışının gençlerde giderek yaygınlaşması kontrolü yapılmayan içeriklerin sosyal ağlarda dolaşmasına sebep oluyor. Bu da büyük bir bilgi kirliliğinin yanında tehlikeyi de doğuruyor.Y kuşağı mensubu 314 üniversite öğrencisi ile yürüttüğümüz güncel araştırmada içeriğe bakmaksızın kişiye göre beğenip geçen öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı da daha yüksek bulundu. Her gün sosyal ağında bulunan kişilerin tüm paylaşımlarını beğenme alışkanlığı zihinsel olarak orada neler olup bittiğini devamlı düşünmeyi de tetikliyor.  Bu durum hem kişiye hem de kontrol edilmeyen sayısız içeriğin sosyal ağlarda dolaşarak geniş kitlelere yayılmasıyla topluma/toplumlara zarar veriyor.Dünya genelindeki pandemi durumunu göz önüne alarak kişiden ziyade içeriğe göre beğeni alışkanlığına kaymamız gerekiyor. Aksi taktirde insanların içinde bulunduğu korku ve panik duygularını bilinçsizce besleyerek tehdit unsuru yaratabiliriz. Sosyal medya okuryazarı olarak bilinçli davranmak bu dönemde sorumluluktur.

06 NİS 2020

Üsküdarlı öğrencilerden uzaktan eğitime yoğun ilgi!

Koronavirüs nedeniyle uzaktan eğitime geçen Üsküdar Üniversitesi, eğitiminin aksamaması adına öğrencilerine uzaktan eğitimde birçok olanak sundu. Eğitim öğretime hız kesmeden devam eden ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, farklı dijital uygulamalar üzerinden sağlanan uzaktan eğitim derslerine ilk haftadan itibaren yoğun ilgi gösterdi.100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemini kullandıÜsküdar Üniversite öğrencileri ALMS arayüzü ile uzaktan eğitimde akademisyenlerle bir araya geldi. 1 hafta boyunca sanal sınıf uygulaması ALMS üzerinden 827 canlı ders gerçekleşti. 100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemine giriş yaptı.  ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yapıldı…Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini uzaktan eğitim için ALMS programının yanı sıra Zoom programı ile de destekledi. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği Zoom programında akademisyenler, ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yaptı.STIX sayfası 1.000.000’a yakın kez görüntülediÜsküdar Üniversitesi Yazılım Planlama Birimi tarafından geliştirilen STIX ise derse katılamayan öğrencilerin ders videosuna ulaşıp videoyu izlemesine olanak tanıdı. Üsküdarlı öğrenciler STIX sayfasını 1.000.000’a yakın kez görüntüledi.  Üsküdarlı öğrenciler ÜÜTV’de 35.000 canlı dersi izlediÖğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başlayan Üsküdar Üniversitesi tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin derslerini hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den de canlı olarak yayınladı.ÜÜTV1 ve ÜÜTV2 yayınlarından 35.000 öğrenci canlı dersi izledi. Öğrenciler, 1 hafta da ÜÜ Web sayfasını 275.000 kez görüntüledi.

30 MAR 2020

ÜÜ TV Canlı yayında uzaktan eğitime başladı…

Üsküdar Üniversitesi, YÖK’ün bahar dönemine yönelik kararı doğrultusunda öğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başladı. Tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin dersleri, hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den olarak yayınlanıyor. Üsküdar Üniversitesi, öğrenci odaklı faaliyetlerine Koronavirüs sürecinde de ara vermeden devam ediyor. Bahar döneminde örgün eğitimin yapılamayacak olması nedeniyle üniversitenin kanalı olan ÜÜ TV, Tıp, Sağlık Bilimleri, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri fakülteleri, SHMYO, Hazırlık Okulu ve enstitülerin derslerini yayınlayacak. Öğrenciler derslerine uzaktan canlı yayında devam edebilecek.  Uzaktan eğitim canlı yayınları başladıÜÜ TV’de yayınlanmaya başlayan uzaktan eğitim programları Pazartesi - Cumartesi akşamına kadar devam edecek. İlk 5 gün fakültelerin, hazırlık okulunun ve SHMYO’nun dersleri yayınlanacak, Cumartesi günü ise enstitü dersleri canlı yayın ile öğrencilerle buluşacak. Böylece öğrenciler üniversiteye gidemeseler de derslerine kaldıkları yerden etkin bir şekilde devam edebilecekler.ÜÜTV’nin https://tv.uskudar.edu.tr/ sitesi üzerinden başladığı uzaktan eğitimlerin programı ise şöyle;Pazartesi: 09:30 – 12:30 / Tıp Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Sağlık Bilimleri FakültesiSalı: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / İletişim FakültesiÇarşamba: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 18:30 / Hazırlık OkuluPerşembe: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek OkuluCuma: 09:30 – 12:30 / İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiCumartesi: 09:00 – 11:00 / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 11:00 – 13:00 / Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 13:00 – 15:00 / Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, 15:00 – 17:00 / Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, 17:00 – 19:00 / Fen Bilimleri EnstitüsüUzaktan eğitim yayın akışı için tıklayınız: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/5058/uutv-uzaktan-egitim-yayin-akisi

30 MAR 2020

Prof. Dr. Nazife Güngör’ün ‘İletişime Giriş’ kitabının 6’ncı baskısı çıktı!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün kaleme aldığı İletişime Giriş kitabının 6’ncı baskısı okuyucularıyla buluştu. Siyasal Kitapevi yayınlarından çıkan İletişime Giriş kitabı, geçmişten günümüze uygarlıkların gelişiminde iletişimin önemine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Nazife Güngör, İletişime Giriş kitabında iletişimin, uygarlığın belirleyicisi olduğunu ifade ediyor.Uygarlığın gelişmesinde iletişimin önemi…Geniş kitlelere ulaşan, İletişime Giriş kitabı 6’ncı baskısında Prof. Dr. Nazife Güngör, iletişim ve uygarlığın birlikte yaşadığını, birbirini beslediği ve birbirini geliştirdiğini belirtiliyor. İletişime ilgi duyan ve birçok okulda kaynak kitap olarak okutulan İletişime Giriş kitabı, uygarlığın gelişmesinde iletişimin önemine dikkat çekiyor.İletişimde kuramsal çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Nazife Güngör’ün; İletişim Kuramlar-Yaklaşımlar, Cumhuriyet Döneminde İletişim Kurumlar - Politikalar, Popüler Kültür ve İktidar, Medya İletişim Kültür, Atatürkçü Düşüncenin Bilimsel ve Felsefi Temelleri gibi birçok kitabı da bulunuyor.

23 MAR 2020

Evden çalışmada “zaman yönetimi ve iş disiplini” verimi artırıyor

Koronavirüs salgını ile birlikte dünyada ve ülkemizde gerek günlük yaşamda gerekse iş yaşamında köklü ve radikal değişiklikler yaşıyoruz. Bu süreçte aslında 21. Yüzyılda sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçerken ortaya çıkan esnek çalışma (Flexible working) modellerinden biri olan uzaktan/evden çalışma (teleworking/telecommuting) dünyanın dört bir yanındaki şirketler tarafından zorunlu bir çalışma modeli olarak geniş uygulama alanı buluyor. Uzmanlar, bu süreçte çalışanların zaman yönetimi, iş disiplini ve iletişim becerileri ile bu süreci yönetebileceğine, başarılı iş yerlerinin ise uzaktan çalışma koşullarında çalışanları ile iletişim halinde olarak belirli zamanlarda birlikte sosyalleşebilecekleri keyifli olanaklar ve fırsatları sunabileceğine dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dinçer Atlı, Koronavirüs salgınıyla gündeme gelen ve pek çok sektörde uygulanan evden çalışma yöntemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Uzaktan çalışma modeli, salgın devam ederse yaygınlaşacakDoç. Dr. Dinçer Atlı, “Uzaktan çalışma genel olarak Türk çalışma kültürünün çok aşina olduğu bir uygulama değil. Daha çok teknoloji yoğun ve çok uluslu şirketlerde gördüğümüz bir tarz. Özellikle yazılımcılar, finans sektörü çalışanları, eğitimciler, web tasarımcılar gibi mesleklerde çalışanlar için daha olası olan uzaktan çalışma, önümüzdeki süreçte virüs salgını devam ederse çok daha yaygınlaşacak. Virüs salgını öncesinde sektörü ve pozisyonu uzaktan çalışmaya uygun olan kişilerin esnek ve uzaktan çalışma uygulamaları ile iş tatminlerinin ve performanslarının olumlu etkilendiğini biliyoruz” dedi.Doğru strateji ile yönetilebilirse pozitif etki sağlanabilirEvden çalışma modelinin işverenler ve çalışanlar doğru bir strateji ile yönetilebilirse kişisel tatmin ve hayat kalitesi üzerinde pozitif etkileri bulunduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Çalışanlar için trafikte kaybedilmemiş zaman, buna bağlı olarak daha az stres söz konusu olabiliyor. Daha fazla uyku için zaman bulabilme, daha fazla fiziksel egzersiz için fırsat, fast-food yiyeceklerden uzak kalarak daha sağlıklı beslenme olanağı, uygulanacak birtakım yöntemler ile birlikte daha verimli çalışma gibi faydalar sağlanabiliyor. İşverenler açısından ise süreç doğru yönetilebilirse verimlilik artışı ve kaynak tasarrufu sağlanabiliyor” dedi.Zorluklarına dikkat!Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Bununla birlikte içinde bulunduğumuz konjonktür göz önüne alındığında zorunlu uzaktan çalışma birtakım zorlukları da beraberinde getirebiliyor” dedi.Uzaktan çalışma bazı çalışanlar için tercih sebebi ve verim artıran bir yöntem olabilirken bazı çalışanların çalışma tarzlarına uygun olmayabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Bu nedenle çalışan farklılıklarını göz önüne almak şirketler için her zamankinden daha önemli. Bu süreçte işverenlerin çalışanlarının yaşadıkları bu zorunlu çalışma modeli değişiminde çalışanları ile mümkün olduğunca iletişim içinde kalarak ve yeni çalışma koşulları ile ilgili bilgilendirmeler yaparak yaşanan değişimin yükünü hafifletmeleri gerekiyor. Uzaktan çalışma konusunda verimin artması ve güven ortamının sağlanması için ise yönetimin çalışanına yeterince güvenmesi ve etkili bir performans sisteminin kurulması hayati önem taşıyor. Bu süreçte olanak varsa çalışan ile yöneticinin güne başlarken ya da günü bitirirken bir telefon görüşmesi yapması da motive edici olabiliyor” tavsiyesinde bulundu.Kurum kültürünün uzaktan yaşatılması önemliÇalışanların kurumsal değerleri benimsemelerinin, şirket vizyonunu ve misyonunu yaşamalarının kurum kültürü ile ilgili olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dinçer Atlı, şunları söyledi:“Şirketler kurum kültürlerini sadece ofis ortamında değil, uzaktan çalışma ortamında da yaşatabilirler. Bu nedenle uzaktan çalışma durumunda kurum kültürünü yansıtan faaliyetlerin planlanması, önemli günlerin kutlanması, ödüllendirmeler, olumsuz durumlar için ilgili çalışanın yanında olduğunu gösteren uygulamalar bu süreçte de önemini koruyacaktır. İlginç bir uygulama olarak verimlilik ve dostluğu güçlendirmek için yenilikçi ve ilginç bir yol olarak şirket sponsorluğunda video konferans yoluyla ekipçe haftalık öğle yemeği yemek özellikle yurtdışındaki uzaktan çalışma kültürüne sahip şirketlerde görülen ilginç bir uygulamadır. Virüs yayılımını göz önüne alarak sanal öğle yemeği dışarıdan yemek sipariş ederek değil en uygun hijyenik koşullarda hazırlanarak planlanabilir.”Uzaktan çalışmanın zorlukları da varUzaktan çalışma modelinde çalışanlar açısından birtakım olumsuzlukların da olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Uzaktan çalışırken içsel motivasyonlarını sağlama konusunda zorluklar, zaman yönetimi becerileri ile ilgili sorunlar, sosyal izolasyondan kaynaklı yalnızlık duygusu, diğer çalışanlar ile ilgili iletişim sorunları ve salgın konusundaki endişe, korku ve çaresizlikten kaynaklanan travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlar oluşabiliyor. Tüm bu zorluklar ile baş etmek önemli hale gelirken çalışanın iş arkadaşları, yöneticileri ve iletişimde olduğu paydaşları iletişimini devam ettirmesi önemli hale geliyor” diye konuştu.Dijital ortamda sosyal etkileşim yalnızlık duygusunu azaltıyorBu dönemde uygulanan uzaktan çalışma modelinde yalnızlık duygusunun azaltılmasının dijital ortamda sosyal etkileşimle mümkün olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Dinçer Atlı, tavsiyelerini şöyle sıraladı:“Bu süreçte çalışanların; dijital olanaklar ile de olsa sosyal etkileşim içinde olmak iş birliği hissiyatı yaratarak yalnızlık duygusunu azaltır. Bu nedenle evden çalışan kişi için mesai aralarında ya da mesai sonrasında yalnızlık duygusunu azaltabilecek bir iş arkadaşı ya da iş arkadaşları ile sesli ya da görüntülü iletişim içinde olması ya da çalışanın aynı deneyimi yaşayan başka bir şirkette çalışan bir arkadaşı ile iletişim içerisinde olması faydalı olabilir. Olanak varsa çalışanların takım arkadaşları ile yüz yüze ofis deneyimini çoğaltacak video konferans ya da belgeler üzerinde aynı anda düzenleme olanağı sağlayan ekran paylaşımı gibi dijital uygulamalar ile çalışmaları yararlı olabilir.”Zaman yönetiminde Pomodoro TekniğiUzaktan çalışmada zaman yönetimi ve iş disiplininin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Günün başında yapılacak işleri listelemek ve günlük çalışma çizelgesi hazırlamak ve söz konusu çizelgeye bağlı kalarak bir zaman yönetimi verimlilik açısından faydalı olacaktır.  Bu arada zamanı iyi değerlendirmek için zaman Pomodoro Tekniği de önerebileceğimiz bir teknik olabilir. Bu teknikte pomodoro bir zaman birimi anlamında geliyor. 1 pomodoro birimi, 30 dakikalık süre anlamına geliyor. Teknik, öncelikle yapmak istediğiniz uzun ve kısa vadeli işleri içeren bir çizelge hazırlamakla başlıyor. Ardından öncelikli yapılacak işler belirleniyor. 25 dakikalığına işinize odaklanıyorsunuz, sonrasında 5 dakikalık bir mola veriyorsunuz. Böylece 1 pomodoro tamamlanmış oluyor. Dört pomodoro yaptığınızda, yarım saatlik bir mola verebiliyorsunuz. Günde 6-12 arası pomodoro yapmak, ideal kabul ediliyor. Bu da 3-6 saat arası bir zaman dilimine denk geliyor.  Kişi bu yöntemi kısmen ya da iş yoğunluğuna uygun ise tüm mesaisinde kullanabilir. Bu yöntemde kısa mola dilimlerinde, kahve arası, tatlı atıştırmalıklar, varsa evcil hayvanınızla ilgilenmek, kısa yürüyüş ya da kısa sosyal medyada sörfü gibi kişinin başarısını ödüllendirmesine neden olacak bireysel motivasyonu artırıcı faaliyetler yapılabilir. Gün sonunda yapılan çalışmaları ve sürelerini kaydetmek yine faydalı olabilir” diye konuştu.Doç. Dr. Dinçer Atlı, “Bunun yanında olanak varsa diğer aile bireylerinin çalışanı kesintiye uğratamayacağı bir çalışma yeri verimliliği çok artırıyor” dedi.Zaman yönetimi, iş disiplini ve iletişim becerisi ile bu süreç yönetilebilirDoç. Dr. Dinçer Atlı, “Özetle; bu süreçte çalışanlar zaman yönetimi, iş disiplini ve iletişim becerileri ile bu süreci yönetebilir.  Başarılı iş yerleri ise uzaktan çalışma koşullarında çalışanları ile iletişim halinde olarak belirli zamanlarda birlikte sosyalleşebilecekleri keyifli olanaklar ve fırsatları sunabilir. İşverenler uzaktan çalışmayı yüksek performans yaracak şekilde kurum kültürünün bir parçası olarak geliştirebilirlerse yeteneğin performansa dönüşebileceği bir ortam yaratılabilir” dedi.

19 MAR 2020

Sosyal medyadaki “duygusal bulaşmaya” dikkat!

Sosyal medyanın toplumu ve bireyi etkilemede oldukça güçlü bir araç olduğu biliniyor. Özellikle olumsuz içeriklerin olumluya göre daha hızlı yayılım ve etkileme gücü olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, sosyal medyadaki duygusal bulaşmaya işaret ederek sosyal medya okuryazarlığının önemine ve sosyal medyanın bilinçli kullanımına dikkat çekiyor.Koronavirüs nedeniyle evlerde geçirilen zaman uzadı. Doğal olarak sosyal medyada geçirilen zaman da arttı.Sosyal ağlardaki duygusal etkileşim çok güçlüÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, sosyal medyadaki duygusal bulaşmaya dikkat çekerek şunları söyledi: “Yapılan deneysel ve sosyolojik araştırmalarda sosyal medyada duygusal bulaşmadan bahsediliyor. Buna göre kişilerin sosyal ağlarında paylaştıkları gönderilerin arkadaşları ve arkadaşlarının arkadaşlarını etkileme gücü oldukça yüksek. Üç dereceye kadar etki yükselirken dördüncü seviyede etkileme gücü azalıyor. Tıpkı virüs gibi duygular da enformasyonel olarak sosyal ağlarda yayılıp insanları derinden etkiliyor. Olumsuz duyguları içeren sayısız paylaşımın küresel çevrimiçi ağlardaki yayılım gücü düşünüldüğünde duygusal felaketler kaçınılmaz oluyor.”Sosyal medya okuryazarlığı önemli Koronavirüs hakkında panik, korku, hatta nefret söylemlerini içeren enformasyonların hızla sosyal medyada yayıldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin yayılımını azaltmanın ilk aşaması farkındalık yaratmakla sağlanabilir. Biliniyor ki eğitimin ilk aşaması dikkattir. Dikkat sağlanmadıkça ne anlatırsanız anlatın karşınızdaki onu almayacaktır. Tam da bu noktada sosyal medya okuryazarlığının önemi gündeme geliyor” dedi.Sosyal medya bilinçli kullanılmalı!İnternet vatandaşlığı anlayışının geliştiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal sosyal medya okuryazarlığı müfredatı oluşturularak eğitiminin verilmesi gerektiğini vurguluyor. Ünal, “Toplumsal olaylar, siyasi, ekonomik ve biyolojik olayların dünya genelinde yaşandığı bir dönemde nefret söylemi, doğruluğu teyit edilmeden yapılan bilgi paylaşımları, troll hesaplardan yayılan kötü niyetli enformasyonların önüne geçmek için sosyal medya okuryazarlığı becerisinin kazanılması gerekiyor.Koronavirüs hakkında yayılan, doğruluğu kanıtlanmamış pek çok bilginin beğenilerek paylaşılması, sosyal medyanın bilinçli kullanılması gerekliliğini gösteriyor. Sosyal medya okuryazarlığı eğitimlerinin gerek uzaktan eğitim programlarında gerekse örgün eğitimde okullarda okutulması ve sosyal medya uzmanları tarafından halkı bilinçlendirmeye yönelik hızlandırılmış modüller ile seminerlerin verilmesi oldukça önemli” dedi.Sosyal medyada Koronavirüs paylaşımları dikkat çekiyorSosyal medya üzerinden Koronavirüs hakkında yoğun paylaşımlarında bulunan ülkelere dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, şunları söyledi: “Dünya geneline baktığımızda yapılan araştırmalar Koronavirüs ile ilgili en çok sosyal medya paylaşımında bulunan ülkelerin başında, birinci sırada Japonya (%23.12), ikinci sırada Amerika (%22,53), üçüncü sırada ise Güney Kore’nin (%3,52) geldiğini gösteriyor. Türkiye ilk 10 sırada yer almamakla birlikte dünya genelinde %2,20 oranında bilgi paylaşımında bulunduğu söyleniyor.Çin’in Wuhan kentinde ilk vakanın görülmesi ardından hızla yayılan Koronavirüs ile ölü sayısı artışının paniğe yol açması sosyal medya ağlarına yansıyarak dünya genelini etkisi altına aldı. Özellikle ölüm oranının fazla olduğu ülkelerde sosyal medya paylaşım oranlarının da yüksek oluşu ölüm korkusunun yayılımını arttırdı. Bu noktada alınacak tedbirler ile ilgili resmi kuruluşlar ile uzmanların paylaştıkları enformasyonel içeriklerin ikinci planda kalması söz konusu oluyor. Çünkü olumsuz içeriklerin olumlu içeriklere göre etki ve yayılım gücü fazladır. Alınacak tedbirler konusuna konsantre olmamız şart.”Olumsuz içerikleri paylaşmayı azaltalımAile içinde yaşanan panik havasını aza indirgemek ve özellikle çocukların güvenini kırmamak adına sosyal medyayı bilinçli kullanmanın önemine değinen Aylin Tutgun Ünal, “Vatandaşlar olarak olumsuz içerikleri paylaşmayı azaltabiliriz. Sağlık Bakanlığından, uzman doktorlardan ve devlet kuruluşlarından hastalık ve tedbirleri ile ilgili, çalışma düzeni ve yaşam koşulları ile ilgili verilen bilgileri takip edebiliriz. Diğer yandan, sosyal medya ağlarında dolaşan bilgilerin doğruluğunun teyit edilmemiş olabileceğini düşünüp paylaşmamaya özen göstermeliyiz. Özellikle trol hesaplar oluşturularak başka ülkelerde gerçekleşen olayların ülkemizde gerçekleşiyor gibi gösterilmesi, asılsız haberlerin oluşturulması için çabaların olması sosyal medya ortamında dolaşan veya birileri tarafından gönderilen iletilerin defalarca sorgulanmasını gerektiriyor” dedi.  Sosyal medya haberciliğine dikkat!Haber ajanslarının da sosyal medya haberciliği konusunda dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Instagram, Twitter ve YouTube gibi platformlarda genç kuşakların yoğun olduğu, sosyal medyayı aktif kullandıkları ve sosyal medyanın topluluk oluşturma gücünden yararlandıkları düşünüldüğünde panik duygusundan ziyade birlik ve beraberlik duygusuna yönelik paylaşımlar ile genç kuşağın desteğinden yararlanılabilir. Bu yönde haber ajansları, devlet kuruluşları ve konuyla ilgili uzman kişilerin sosyal medya paylaşımlarını düzenleyerek alınacak tedbirler konusunda genç kuşağı işe katması faydalı olacaktır.Korku yayılımını azaltmada bireysel çaba içinde olmalıyız ki dünya genelinde 275 milyonun üzerinde Koronavirüs ile ilgili paylaşımın çevrimiçi ağlarda dolaştığı bildiriliyor. Sosyal medyanın toplumu ve bireyi etki gücü düşünüldüğünde, faydalı bilgilerin yayılımını arttırabilmek ve panik, korku gibi duyguları azaltabilmek için bireysel olarak yaptığımız paylaşımlar ve yorumlarda daha bilinçli ve kontrollü olmalıyız” dedi.Sosyal medyada da sosyal mesafe kuralı Sosyal mesafe kuralını sosyal medyaya da uygulamamız gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Sosyal medya ağımızdaki kişilerin paylaşımlarına karşı da mesafeli olarak bu süreci atlatabiliriz. Sosyal ağımızda yer alan arkadaşlarımızın ve onların arkadaşlarının iletilerine karşı mesafeli durduğumuzda sosyal ağların üç dereceye kadar olan yüksek etki gücünden korunabiliriz, bunun yanında resmi kurumlar ile önleyici çalışmalar yapan uzmanların hesaplarına ise mesafemizi azaltabiliriz” dedi.

11 MAR 2020

Oyun Sektöründe Tasarım ve Girişimcilik konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı “Oyun Sektöründe Tasarım ve Girişimcilik” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konukları; Türk Video Oyunu Programcısı ve Yapımcısı Mevlüt Dinç, Gamelab Türkiye’nin Kurucusu Noyan Culum, Oyun ve Karakter Tasarımcısı Ahmet Gölbaş oldu.Güney Yerleşke Fuat Sezgin salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Görsel İletişim ve Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş yaptı. Öğrenciler, etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.“Şu anda dünyada iki milyar oyuncu var”Mevlüt Dinç, günümüz oyun sektörünün durumu ile ilgili bilgi verdi. Dinç, “Şu an dünyada iki milyar oyuncu var. Bu sayının yarısı oyunlara para harcıyor dolayısıyla oyun sektörünün yüz kırk, yüz elli milyar dolar olması hiç şaşırtıcı değil bu ciroyu da otuz küsur yıl gibi çok kısa sürede elde etmeyi başardı. Bu da oyun sektörünün ne kadar hızlı büyüdüğünü gösteriyor ve bu hızla büyümeye de devam edecek” dediOyunun parçası olmak isteyen siz gençler için önemsiyorum”Mevlüt Dinç, mobil oyunların aslında birer fırsat ve gençlerin ulaşabileceği bir sektör olduğunu belirtti. Dinç “Özellikle mobil oyunlarda inanılmaz bir yükseliş var ve bu yükselişin yarısı mobil oyun sektöründen geliyor. Oyun sektörüne girmek, geliştirmek ve oyunun parçası olmak isteyen siz gençler için önemsiyorum bunu. Mobil artık herkese fırsat tanıyor herkes bu işe hızlı bir şekilde girebilir. Nasıl ben seksenli yıllarda bu işe kendi başıma kendi bilgisayarımla öğrenerek yapmaya çalıştıysam sizlerde çok küçük ekiple hatta tek başınıza mobil oyun sektörüne girme imkânınız var.” şeklinde belirtti.“First Samuray 1991 yılın oyunu seçildi”1983 ve 2000 yılları arasında yaptığı ve tasarladığı oyunları tanıtan Mevlüt Dinç, öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Mevlüt Dinç “Gerry The Germ 1985 İngiliz Telekom'a sattım, Prodigy 1986, Knightmare 1987, Enduro Racer 1987, First Samuray 1991 yılın oyunu seçildi, Street Racer 1994 Ubisoft’a satıp 10 hafta boyunca listelerde 2 numarada kalmayı başardı. Oyun yapmak tasarlamak için özgün bir şey yapmak daha önce yapılmamış bir şey yapmak anlamına gelmiyor” dedi.“Oyun geliştirmek için mühendis olmanız gerekmiyor”İktisat okuduğunu ve teknik bir geçmişinin olmadığını belirten Dinç oyun sektörünün gençler için ulaşılabilir olduğunu söyledi. Dinç, “Oyun yapmak ve geliştirmek için mühendis olmanız gerekmiyor. Korkmayın Unity gibi oyun motorları var artık kodlama bile bilmeniz gerekmiyor” şeklinde konuştu.  Noyan Culum: “Oyun sektöründe yazılımcı çok, grafiker az”Noyan Culum, grafikere oyun sektöründe ihtiyaç duyulduğunu ve bunun yeni yeni çözülen bir sorun olduğunu ifade etti. Culum, “Oyun sektöründe yazılımcı çok, grafiker az. Çoğu yerde üniversitelerde oyun sektörü semineri olduğu anda programcılarla ve mühendislerle doluyor ve tasarımcıların katılımı düşük oluyor. Bunun nedeni iki yıl öncesine kadar insanlar daha çok baskılı işlere yönelik tasarımlar düşünmeleri. Dijital tasarım ve endüstrisi gelişmemişti. Türkiye'de iki üç yıldır üniversitelerimizin değerli katkısıyla dijital tasarım konusunda önemli bölümler açıldı. Oyun sektörünün gelişmemesinin sebebi biraz da buydu tasarımcıların grafiklerin sektörde çok fazla faaliyet göstermemesiydi” dedi“Ürünleri tutunduracak bir malzeme lazım.”Noyan Culum, geliştirilen ve yapılan oyunların pazarlaması ve nasıl tutundurulması gerektiği ile ilgili bilgi verdi. Culum, “Piyasada ürünü tutundurma sorunu var pazarlama harcaması yapılması gerek. Harcama yapıldıkça karşılığını alamıyorsun dolaysıyla tutundurmak çok önemli. Pazarlama politikasında ürünleri tutunduracak bir malzeme lazım, reklam masraflı bir malzeme” şeklinde konuştu.Ahmet Gölbaş: “Gerçek evren atomlardan oluşuyor bizim evrenimizde de pixel atomdur”Ahmet Gölbaş, dijital çizimin ve tasarımın yapı taşı olan pixel hakkında bilgi verdi. Gölbaş “Her çerçeve gerçek evrende ürettiklerimizi farklı bir evrene çevirir. Kendi içinde kendi kuralları olan bir evrenden bahsediyoruz. Bu pixel art yaparken de tuval üstüne resim yaparken de ya da insan beniyle de bir şey yaparken de gerçek evrenin bir yansımasının kopyasını yapıyoruz. Gerçek evren atomlardan oluşuyor. Bizim evrenimizde pixel atomdur. Bunu tek tek kullanarak bir şeyler yaratıyoruz” dedi.“Gerçekleşen hikâyeyi okuyabileceğinize inanıyorum”Ahmet Gölbaş, Karakter ve oyun tasarımı için aslında sanata da hâkim olup sanat tarihinden ipuçları alınması gerektiğini tavsiye etti. Gölbaş “Çizim alanınız kısıtlandığı zaman orada yaratım devreye giriyor. O yüzden önerim yaratım devreye girdiği için bize ipuçları verecek olan sanat tarihidir. Tek tuval üzerinde tam olarak neyin gerçekleştiği konusunda fikir sahibi olmamız ufkumuzu açacaktır. Gerçekleşen hikâyeyi okuyabileceğinize inanıyorum” ifadelerini kullandı.Program sonrası Mevlüt Dinç, okurlarının kitaplarını da imzaladı.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sonra erdi.

11 MAR 2020

İletişim Fakültesinde Kültürel Afiş Tasarımı Sergisi açıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim ve Tasarım Bölümü 3’üncü sınıf öğrencileri tarafından Kültürel Afiş Tasarımı Sergisi gerçekleştirildi. Görsel İletişim ve Tasarım Bölümü 3’üncü sınıf öğrencileri kendi yaptıkları afiş ve dergi tasarımlarını sergiledi. Sergiye İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün yanı sıra çok sıra akademisyen de katıldı.Serginin açılış konuşmasını Görsel İletişim ve Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş yaptı. Pektaş, serginin içeriği ile ilgili bilgi verdi.Güney Yerleşke Fuaye alanında gerçekleşen sergiye öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.Dergi tasarımları online hale getirildiSergide görücüye çıkan eserlerin bir kısmı İzmir Avrupa Caz festivali afişlerinden, diğer kısmı ise sanat edebiyat ve tiyatro afişlerinden oluşuyor. Ayrıca sergide dergi ve süreli yayın tasarımlarına da yer verildi. Dergi tasarımları ise online hale getirildi. Sergide katılan öğrencilere sertifika takdim edildi. Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.Sanatseverler sergiyi 10 - 17 Mart tarihleri arasında ziyaret edebilecek.

11 MAR 2020

Venüs’ün Doğuşu tablosu mitoloji ve semiyoloji yardımıyla çözümlendi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, Gösterge Bilimi dersi kapsamında “Venüs’ün Doğuşu Tablosunun Mitoloji ve Semiyoloji yardımıyla çözümlenmesi” konulu etkinlik düzenledi. Etkinliğin konuğu İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Mehmet Süha Sarıoğlu oldu.Güney Yerleşkede gerçekleşen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.Mehmet Süha Sarıoğlu: “Mitoloji hep ön plandadır”Mehmet Süha Sarıoğlu, mitoloji ve gösterge bilim yardımıyla Rönesans tablosunun çözümlenmesinin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgi verdi. Sarıoğlu, “Mitoloji hep ön plandadır. Her sanat eserinin bir hikâyesi mutlaka vardır” şeklinde konuştu.Program sonrası Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Mehmet Süha Sarıoğlu’na plaket takdim etti.

05 MAR 2020

Üsküdarlı iletişimciler 30’uncu Genç İletişimciler Yarışmasına damga vurdu!

Aydın Doğan Vakfı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti işbirliği ile düzenlenen 30’uncu Genç İletişimciler Yarışmasında Üsküdar Üniversitesine ödül yağdı. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri bir üçüncülük, iki ikincilik ve bir de birincilik ile toplam dört ödül almaya hak kazandı.Bu sene 30’uncusu düzenlenen Genç İletişimciler Yarışmasına 486 öğrenci 537 projeyle katıldı. Hilton İstanbul Bosphorus'ta gerçekleşen törende Üsküdarlı İletişim Fakültesi öğrencileri keyifli anlar yaşadı.Güneşe Dokunan Kadınlardan birincilik ödülü!Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri katıldıkları projeler ile ödül almaya hak kazandı. İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapıapıs’ın danışmanlığını yürüttüğü projede İletişim Fakültesi öğrencilerinden Ece Özipek, Nuriye Serenay Özkan ve Büşra Kaplan “Güneşe Dokunan Kadınlar” internet sitesi projesi ile birincilik ödülü almaya hak kazandı.Üsküdarlı iletişimcilere iki ikincilik ödülü birden…İnternet Medya Sitesi dalında danışmanlığını İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın üstlendiği İletişim Fakültesi öğrencilerinden Sema Kahriman, “Veriyle.com” adlı web sitesi ile ikincilik ödülünü kazandı. Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın danışmanlığında Blog Yayıncılığı dalında ikincilik ödülünü de Nilay Tuğçe Bostancı kazandı.Üsküdar’a sosyal sorumluluk dalında üçüncülük ödülüSosyal Sorumluluk dalında üçüncülük ödülünü ise İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay danışmanlığında İletişim Fakültesi öğrencilerinden Meliha Balaman, Muhammet Şahan Şengül, Elif Sena Demiroğlu, Lütfiye Öztunç kazandı.

04 MAR 2020

Game Of Thrones’un tasarımcısı Onur Can Çaylı Üsküdar Üniversitesinde!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü “Onur Can Çaylı ile Animasyon ve Konsept Tasarımı Üzerine” etkinliği düzenledi. Game Of Thrones gibi pek çok ünlü dizinin tasarımını üstlenen Çaylı, iletişim fakültesi öğrencilerine animasyon ve konsept tasarımı ile ilgili bilgi verdi.Güney Yerleşke Ayhan Songar Konferans salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Çizgi Film Animasyon Bölümü Prof. Dr. Hasip Pektaş yaptı. Öğrenciler, etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.“Kendi dünyamda, doğa ile iç içe yaşayan bir çocuktum”Onur Can Çaylı, animasyona nasıl başladığı ile ilgili bilgi verdi. Çaylı, “Belli bir yaşa kadar köyde anneannemlerin yanında kaldım ve bu dönem benim karakterimde çok büyük ve olumlu değişikliklere yol açtı. Doğayı gözlemleme fırsatı buldum, tasarım adına bu bana çok büyük fayda sağladı. Üniversitede kendimi sorgulamaya başladım. Yaptığım çizim ve tasarımları daha farklı kitlelere nasıl ulaştırabilirim derdine düştüm. Birçok farklı program öğrenerek, hiç durmadan çizerek tasarım yolculuğuna başladım” şeklinde konuştu.  “Kalemimi her zaman keskin tutmaya çalıştım”Her zaman anlatmak istediği bir hikâyesi olduğunu dile getiren Çaylı, tasarımın bir hikâye olduğunu ve onun her zaman alt metinde başladığını belirtti. Çaylı, “Tasarım için ilham veren şeyin hem görsel, hem teorik, hem de felsefe bağlamında bir fikir olması gerek. Tüm bunların tasarımın hikâyesini oluşturuyor. Kalemimi her zaman keskin tutmaya çalıştım çünkü bir proje geldiğinde hazır olmam gerekiyordu. O yüzden sürekli çiziyorum. Hala da eskiz yapıyorum, onları hiçbir zaman bırakmıyorum, çizim yapmadan kesinlikle bir projeye başlamam” dedi.“Yaptığım her işin anatomisi var”Anatomiye her zaman önem verdiğini ve yaptığı her işin bir anatomisi olduğunu söyleyen Çaylı, analitik düşünme yöntemiyle olaya yaklaşıldığında tasarlanan her şeyin altında yatan bir fikir olduğunun farkına varılabileceğini ifade etti. Çaylı, “Çok fazla kas ve iskelet sistemi inceledim ve her seferinde fark ettiğim yeni şeyler bana ilham oldu. Merak ettiğim şeyleri biyolojik ve fiziksel anlamda sürekli inceliyorum” şeklinde konuştu.“Ne yapacağımı bilemediğim zamanlarım oldu”Çaylı, sektöre girebilmek adına neler yapılabileceğine değindi. Çaylı, “Okuduğum zaman alabildiğim kadar faklı konu üzerine ders aldım. 2 boyutlu animasyon denedim, renklendirme denedim,  konsept tasarım gibi yapılabilecek her şeyi yaptım. Bana en uygun şeyi bulmaya çalıştım ve 3 boyutu algılayabilme ve konsept yeteneğimi birleştirerek kendime bir ürünü üretebilme metodolojisini kendim yarattım. Bu metodu kullanarak sektöre nasıl başlayacağınızı belirlemiş oluyorsunuz” dedi.Onur Can Çaylı, öğrenciler tarafından merak edilen soruları da cevapladı.Program sonrası Çizgi Film Animasyon Bölümü Prof. Dr. Hasip Pektaş, Onur Can Çaylı’ya teşekkür belgesi taktim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından program sona erdi.Haber/ Fotoğraf: Betül Yiğit

04 MAR 2020

“Sosyal Medya’nın Etkileri” kitabı yayımlandı

Teknoloji sayesinde hayatımızın parçası haline gelen sosyal medyanın etkileri, akademik bir çalışma ile kitap haline getirildi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın, “Türkiye’de ilk olan” sosyal medya bağımlığı ölçeğinden yola çıkarak hazırladığı, “Sosyal Medya’nın Etkileri” isimli kitabı okuyucusuyla buluştu. Kitabın takdimini yazan Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise sosyal medyanın en çok gelişen beyinleri etkilediğine dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, sosyal medya bağımlılığı ölçeğinden yola çıkarak kaleme aldığı “Sosyal Medya’nın Etkileri” isimli kitabını yayımladı. DER Yayınlarından çıkan Genç Bilim Emekçilerine ithafen hazırlanan kitabın içeriğinde sosyal medyanın etkileri, bağımlılığı ve ölçülmesi bilimsel verilerle ele alınıyor.Bilinçli kullanmak isteyene başucu rehberi olacakSadece sosyal medyaya ilgi duyanların değil, sosyal medyayı bilinçli kullanmak isteyen herkesin bu kitaptan yararlanabileceğini ifade eden Ünal, “Sosyal medya hem bireyi hem de toplumu oldukça etkileme gücüne sahip. Bu anlamda sosyal medyayı anlamak önemliydi ve aynı zamanda sosyal medya bağımlılığı çağımızın bir sorunu olarak görülüyor. Sosyal medya bağımlılığı araştırmalarına ve sosyal medya bağımlılığı ölçeğine de yer vererek okurlara faydalı olmasını hedefledim, umarım amacına ulaşır” dedi.İlişkiler daha kolay başlatılıp bitiriliyorDr. Aylin Tutgun Ünal, sosyal medya bağımlılığı ölçeği geliştirilmesiyle bu çalışmanın ortaya çıktığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Sosyal medyanın önemli etkilerinden birisi kısa sürede yeni bir ilişkinin kurulması ve yine kısa sürede ilişkilerin sonlandırılmasının sosyal medyada daha kolay olmasıdır. Diğer taraftan, küresel anlamda tek başına sağlanamayacak olan gücün, sosyal ağlar yardımıyla geniş çapta sağlanması, sosyal medyanın insanları etkileme gücünü ortaya koyuyor. Özellikle politik amaçlı kullanım ile kamuoyuna hitap edilmesi sosyal medyanın toplumsal etkilerini gözler önüne seriyor.Sosyal medya ağları sunduğu pek çok cazip özellik ile bireylerin pek çok ihtiyacına hitap ederek haz almalarını sağlıyor. Sonuç olarak; bu çalışmada öncelikle sosyal medyanın gelişim süreci ile tanım ve özelliklerine yer verilerek sosyal medya ağlarının anlaşılabilmesi amaçlandı. Daha sonra, sosyal medya bağımlılığına geçiş zemini sağlandı. Sosyal medya bağımlılığı bölümünde ise, sosyal medya bağımlılığı tanımlanmaya çalışılarak alanyazındaki araştırmalar konularına ayrılarak verildi. Sosyal medya bağımlılığının ölçülmesi konusu ise son bölümü oluşturdu ve ülkemizde geliştirilen ölçekler ele alındı. Yoğun bir alanyazın araştırması sonucunda derlenen bu çalışmanın sosyal medya bağımlılığı ve ölçülmesi konusunda bir başvuru kaynağı olabileceğini umuyorum.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal medya en çok gelişen beyinleri etkiliyor”Kitabın arka kapağında insan davranışlarını etkileyen dönemlerden bahseden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın sosyal medya kullanımına ilişkin görüşleri ise şöyle: “Sosyal psikoloji ve iletişim bilimi alanında yapılacak bilimsel alan çalışmaları geleceği öngörme ve mevcut sorunlara alternatif çözümler üretme konusunda çok faydalı hatta gerekli görüyorum.  Artık açıkça görülüyor ki sosyal medya kullanımı bir alışkanlık halinde iken şu anda tutku ve bağımlılık durumuna gelmiştir. Sos­yal medya bağımlılığı 2015 yılında DSM V’de Davranışsal Bağımlı­lık olarak artık sınıflandırma kapsamına alındı. Klinik tanı olma­sı biyolojik ve psikolojik tedavileri konusunda bize sorumluluklar yükledi. Özellikle kültürümüze uygun tanı yöntemleri gerekiyor­du çünkü sosyal medya en çok gelişen beyinleri etkiliyor. Beynin ödül ceza sistemi bozulduğu için bu kişilerin beyni hazza doymuyor ve tıpkı kokain gibi arama davranışına sürüklüyor.”

02 MAR 2020

Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Yalan haberle mücadelede medya okuryazarlığı şart”

TRT Radyo 1’de yayımlanan “Ailece” programına telefonla katılan Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, korona virüs salgını çerçevesinde medyanın tutumuyla ilgili soruları cevaplandırdı.Medyanın korona virüs haberlerine gösterdiği aşırı ilginin nasıl değerlendirilmesi gerektiği şeklindeki soruya İrvan şu cevabı verdi: “Medyanın yeni ortaya çıkan ve hızla yayılan bir virüse ya da aniden ortaya çıkan herhangi bir krize ilgi göstermesi elbette beklenen bir şey. Bunun çok yadırganmaması lazım. Ancak, son korona virüs salgını başladığında medyada birçok komplo teorisi yayıldı. Medya da sever komplo teorilerini. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Bugün itibarıyla 90 bine yakın kişiye bulaşmış korona virüsü. Bunların yaklaşık 80 bini Çin’de. Öte yandan 68 ülkede de korona virüse yakalanmış hasta tespit edildi.” Sağlık konusunda uzmanlaşmış muhabirlere ihtiyaç varTürkiye’de henüz bir vaka tespit edilmediğinin altını çizen Prof. Dr. İrvan, “Bu salgının Türkiye’ye ulaşmayacağı anlamına gelmiyor. Burada elbette medyaya çok büyük görev düşüyor. Medyanın doğru, sağlık haberciliğine uygun bir habercilik yapması gerekiyor. Maalesef hem geleneksel medyada hem de sosyal medyada bu salgın çok abartılı biçimde aktarılıyor” dedi. Bu tür bir haberciliğin toplumu paniğe sevk edebileceğini ifade eden İrvan, “Medya sağlıkla ilgili bir haberi verirken nelere dikkat etmeli?” şeklindeki soruya şu cevabı verdi: “Aslında sıkıntı şu. Türkiye’de sağlık konusunda uzmanlaşmış fazla gazeteci yok. Sağlık haberlerini de diğer haberleri yapan muhabirler yapıyor. Aslında sağlık konusu çok önemli ve bu konuda uzmanlaşmış muhabirlere ihtiyaç var. Aynı zamanda, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere sağlık konusunda yetkili kurumların gazetecileri bilgilendirmeleri gerekiyor.”“Bu haberler verilirken neye dikkat edilmeli?” şeklindeki soruyu da cevaplandıran İrvan, “Öncelikle bu haberlerin kaynağı kim, bilgiler kime dayandırılıyor o önemli. En başta bu haberler doğru kaynaklara, bu konuda uzman kaynaklara dayandırılmalı ve doğru bilgiler aktarılmalı” dedi.“İnsanlar Google’dan hastalıklarla ilgili araştırmalar yapıyorlar, bu konuda ne dersiniz?” sorusuna İrvan, bu durumun internetle birlikte yaygınlaştığını, kendisinin de zaman zaman internette hastalıklarla ilgili bilgi aradığını ifade etti. İrvan, internette doğru bilgiyi bulabilmenin çok önemli olduğunu, bunun için de medya okuryazarlığına önem vermek gerektiğini söyledi. Sosyal medyayı bir veri olarak kabul etmeliyiz “Sosyal medyada çok sayıda yanlış bilgi var, bununla nasıl mücadele edilmeli, kendimizi sosyal medyadan nasıl korumalıyız?” şeklindeki soruyu cevaplandıran Süleyman İrvan, özellikle genç kuşağın sosyal medyadan beslendiğini, sosyal medyayı yok saymanın mümkün olmadığını, sosyal medyanın bir veri olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. İrvan, “Peki bu konuda ne yapacağız? Nasıl bir politika üreteceğiz? Benim bu konuda yapabileceğim tek öneri, sosyal medyayı da içine alacak şekilde medya okuryazarlığıdır, çocuklarımızı medya okuryazarı haline getirmektir.” Sosyal medyada yanlış bilgiyle mücadele etmek için birçok yol olduğunun altını çizen İrvan, Sağlık Bakanlığı’nın oluşturacağı bir sosyal medya ekibiyle tıpkı teyit.org’un yaptığı gibi, sosyal medyada sağlıkla ilgili yanlış haberleri, bilgileri anında tespit edip toplumu doğru bilgilendiren bir çalışma yürütebilir.”“İnsanlar, açıklama yapılmazsa bilginin gizlendiğini düşünüyorlar” diyen İrvan, yeterli ve ikna edici bilgi verilmediğinde söylenti ve dedikodunun yayıldığını söyledi. “Bu tür konularda proaktif olmak, yani ön alıcı olmak lazım, ikincisi de önleyici çalışmalara çok ağırlık vermek lazım” dedi. 

28 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesi, öğrenci memnuniyetinde de iddialı!

Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim gören yaklaşık 18 bin öğrenciye yönelik düzenlenen ankette memnuniyet düzeyi ortalamasının yüzde 80’in üzerine çıkması dikkat çekti. 2019-2020 Güz Döneminin sonunda 17 bin 786 öğrenci ile gerçekleştirilen ankette üniversitenin derslik, teknolojik altyapı, AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının yanı sıra danışman akademisyenlerin öğrencilerine ayırdığı zaman, Erasmus olanakları ile öğrenci kulüplerine ilişkin görüşler değerlendirildi.Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırıyor“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” diyen 11 bin 798 öğrenci olumlu görüş verirken; olumlu görüş bildirenlerin oranı % 81 olarak ölçüldü. Aynı konuda güz döneminde yapılan çalışma, bu konuda memnuniyet oranlarının arttığını gösterdi. Bahar döneminde olumlu görüş verenlerin oranı % 79 olarak tespit edilmişti.Dersliklerin altyapı olanakları açısından yeterliliğinin de değerlendirildiği çalışmada 10 bin 539 kişi % 69 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar dönemindeki çalışmada da oranların yaklaşık olarak aynı olduğu görülmüştü.AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarını ulaşılabilir bulanların oranı % 73“AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğu şeklindeki görüşe ise 9 bin 156 kişi %73 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 71 olarak ölçülmüştü.Yerleşke ve teknolojik altyapı % 81 oranında beğeniliyor“Yerleşkeler teknolojik altyapı (bilgisayar, internet, ekranlar vb.) bakımından yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye %81 oranında 12 bin 87 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 79 oranında olmuştu.“Üniversite eğitimi beklentilerimi karşılıyor”“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” şeklindeki değerlendirmeye %75 oranında 11 bin 385 kişi olumlu cevap verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 71olarak ölçülmüştü.Kariyer hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Staj ve uygulama gibi kariyer hizmetleri” konusundaki memnuniyetin de ölçüldüğü çalışmada 8 bin 439 kişi % 69 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 65 olarak ölçülmüştü.Erasmus programları ulaşılabilir bulundu“Erasmus öğrenci değişim programlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğuna ilişkin soruya da 7 bin 694 kişi % 76 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 72 olarak tespit edilmişti.Sosyal ve dijital medyada yeterlilik üst seviyede“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanallarının aktif olarak kullanıldığı ve yeterli olduğu” şeklindeki değerlendirmeye 12 bin 823 kişi % 86 oranında olumlu görüş bildirirken; bahar döneminde bu konuda olumlu düşünenlerin oranı %83 olmuştu.Öğrenci kulüpleriyle ilgili memnuniyet de arttı“İlgi ve yeteneklerime uygun kulüpler bulunmaktadır” şeklindeki görüşe ise % 73’lük oranla 9 bin 759 kişi olumlu yanıt verirken; aynı konuda bahar döneminde yapılan çalışmada 8 bin 68 kişi %70 oranında olumlu görüş bildirmişti.Engelliler gözetiliyor“Hizmet alanları engellilerin durumu göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır” şeklindeki görüşü %85 oranındaki 10 bin 585 kişi olumlu bulurken, aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 83 olarak ölçülmüştü.Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterli bulunduÖğrenciler, akademisyenler ve idari personelden oluşan katılımcılardan 10 bin 535’i, “Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki görüşe %80 oranında olumlu görüş verdi. Bahar döneminde bu oran %77 olarak ölçülmüştü.Rehberlik hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli” olduğu yönündeki soruya da 8 bin 929 kişi %80 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 76 olarak görülmüştü.Etkinlikler tatmin edici olarak değerlendirildi“Sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” şeklindeki görüşe ise %68 oranındaki 9 bin 384 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı soruya 8 bin 195 kişi olumlu yanıt vermişti.Ulaşım hizmetleri % 88 oranında yeterli bulundu“Yerleşkelere ulaşım hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli olduğu” şeklindeki soruya 13 bin 515 kişi %88 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar dönemine oranla memnuniyet konusunda bir artış gözlendi.İdari hizmetler ve güvenlik hizmetleri değerlendirildi“Yemek ve kafeterya hizmetleri için temizlik, aydınlatma ve ısınma gibi fiziki koşulların uygunluğu” nun da sorulduğu çalışmada katılımcıların 12 bin 132’si %80 oranında olumlu görüş bildirir bahar dönemindeki çalışmada da aynı oranlar elde edilmişti.“Eğitim aldığım yerleşkede güvenlik hizmetleri yeterlidir” şeklindeki görüşe 13 bin 887 kişi olumlu yanıt verirken bahar döneminde %86 olan memnuniyet oranı böylece %90’a yükseldi.İbadet alanlarının ulaşılabilirliği ve yeterliliği konusundaki soru üzerine de 11 bin 273 kişi %88 oranında olumlu değerlendirmede bulundu. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 85 olarak ölçülmüştü.

25 ŞUB 2020

Öğrenci Tasarımları Sergisi ziyarete açıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hasip Pektaş, Grafik Tasarım ve Ambalaj Tasarımı dersleri kapsamında Görsel İletişim ve Tasarım ikinci ve son sınıf öğrencilerinin oluşturdukları tasarımları sergiledi.Öğrenci Tasarımları Sergisinde görücüye çıkan tasarımları Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da inceledi.Güney Yerleşkede İletişim Fakültesi Sanat Galerisinde gerçekleştirilen sergiye çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.  “Öğrenciler, hayali bir marka yerine var olan markalara alternatif tasarımlar yaptı”Serginin amacı ile ilgili paylaşımlarda bulunan Prof. Dr. Hasip Pektaş, öğrencilerin grafik tasarım dersi kapsamında kazanımlarına değindi. Pektaş, “Öğrenciler, grafik tasarım dersi kapsamında görsel iletişim tasarımı ögelerinden olan amblem, logotype tasarımı ile bunların kurumsal kimlik üzerinde uygulanması deneyimi kazandılar. Bir markanın diğer markalardan ayrılmasının ancak farklılığıyla, özgünlüğü ile olabileceğini kavradılar. Hayali bir marka yerine var olan markalara alternatif tasarımlar gerçekleştirdiler” dedi.“Öğrenciler tasarım dünyasına adım attılar”Pektaş, ambalaj tasarımı dersinin öğrencilere sağladığı fayda ile ilgili de bilgi verdi. Pektaş, “Ambalaj tasarımı dersi kapsamında marka, ürün kimliği ve ambalaj tasarımı üzerine uygulama yaptılar. Günlük yaşamda kullanılan ve tüketilen ürünlerin görsel kimliklerini oluşturdular. Ürün markası oluşturmada deneyim kazandılar. Sergide ürün ambalajları, etiketler ve alışveriş poşetleri gibi iki ve üç boyutlu tasarım uygulamaları yer alıyor. Öğrenciler yaptıkları bu çalışmalar ile tasarım dünyasının ilk basamaklarına adım attı” dedi.İletişim Fakültesi Sanat Galerisinde açılan sergi 24 Şubat- 6 Mart tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

11 ŞUB 2020

“Sapa Diyarlar” Sergisi İletişim Fakültesinde!

“Sapa Diyarlar” fotoğraf sergisi Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde açıldı. Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Çeyiz Makal Fairclough’un düzenlediği Sapa Diyarlar sergisiyle iklim değişikliği ve olası sorunlara dikkat çekiliyor.Güney Yerleşkede gerçekleşen sergi katılımcılar tarafından yoğun ilgi gördü.İklim değişikliğini konu alan serginin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı.Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş: “Fotoğraf çevreye karşı olan sorumluluğumuzu iletebileceğimiz bir yoldur”Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş, fotoğrafın iletişim tasarımında çok önemli bir yere sahip olduğuna değinerek problemleri görsel olarak anlatabilmenin büyük önem taşıdığını belirtti. Pektaş, sergideki fotoğrafların daha çok iklim değişikliği ve çevre ile ilgili fotoğraflar olduğunu, bir tasarımcı ve fotoğrafçı olarak bu problemlerin fotoğrafla da dile getirilebileceğini vurguladı. Pektaş, fotoğrafın çevreye karşı olan sorumluluğumuzu iletebileceğimiz en iyi yollardan biri olduğunun altını çizdi.Çeyiz Makal Fairclough “Yerin ruhu, zamanın ruhu”Doktora yaparken hocasının tavsiyesi üzerine doğa ile buluştuğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Çeyiz Makal Fairclough, Manchester’da bir bataklık olan Lindow Moss’u seçerek orada fotoğraflar çektiğini dile getirdi. Makal, “Bazen bataklığa gidiyor, akşama kadar fotoğraf çekmeden orada duruyordum, o ruhu hissetmeye çalışıyordum ve gerçekten bir zaman sonra o ruh bana gelmeye başladı, oradayken her şeyi hissedebiliyordum” ifadelerini kullandı.“Tüm zorluklara rağmen en önemli şey kameramdı”Bataklıkta pek çok zorlukla karşılaştığını söyleyen Makal, tüm bu zorluklara rağmen kendisi için en önemli şeyin kamera olduğunu vurguladı. Bu otobiyografik çalışması sayesinde çevre aktivisti olduğunu dile getiren Makal, çevre için gerçekleştirdiği çalışmalara devam ettiğini belirtti.“Bataklıklar dünyanın böbreği”Dr. Öğr. Üyesi Çeyiz Makal Fairclough, bataklıkların dünyanın böbreği olduğunu ve dünyaya hayat vermek gibi çok önemli bir görevinin bulunduğunu vurguladı. Bu projenin otobiyografik bir çalışma olarak başladığını fakat çevre projesine dönüştüğünü söyleyen Makal, proje üzerine çalışmalar yaptığını getirdi.‘Sapa Diyarlar’ fotoğraf sergisi 10-20 Şubat tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat Galerisi’nde sergilenmeye devam edecek.

04 ŞUB 2020

Türkiye’nin en iyi üniversite radyosu ÜÜRadyo seçildi

Üsküdar Üniversitesi Radyosu, MüzikOnAir ve Bahçeşehir Üniversitesi Radyosu iş birliğiyle dördüncüsü bu yıl düzenlenen "Müziğin Yıldızları" ödül töreninde “En iyi üniversite radyosu” ödülünü kazandı. Ödülü Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Üsküdar Üniversitesi Radyo Sorumlusu Emrah Korkunç aldı.Ödül töreni Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Fazıl Say Salonunda gerçekleşti. Törenin sunuculuğunu ise sevilen radyo programcısı Ceyhun Yılmaz üstlendi.Üsküdar Üniversitesi en iyi üniversite radyosu ödülünü kazandıAralarında Ayşegül Aldinç, Armağan Çağlayan, Bülent Seyhan, Ertuğrul Özkök, Hakan Gence, Hakan Uç, Hop Dedik Ayhan, Umut Parkın, Özcan Beylan gibi önemli isimlerin jüri üyesi olduğu yarışmada Üsküdar Üniversitesi Radyosu halkoyuyla en iyi Üniversite Radyosu kategorisinin birincisi oldu.Emrah Korkunç: “Üniversite radyolarına kulak verilmesi gerek”Tuğba Özerk’in taktim ettiği ödülü Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve ÜÜ Radyo Sorumlusu Emrah Korkunç birlikte aldı. Emrah Korkunç, üniversite radyolarında genç radyocuların yetiştiğini belirterek, üniversite radyolarına kulak verilmesi gerektiğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sanat ruhlara şifadır”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sanatın birleştirici, bütünleştirici evrensel bir dili olduğunu belirterek yerel değerlere sahip çıkmanın önemine vurgu yaptı. Tarhan, “Çocuklar konuşmayı bilmediği halde müzikle sanatla iletişim kurabiliyorlar ama sanatın bir özelliği daha var ruhlara şifadır sanat. Sanat tedavi açısından da çok önemli. 2006’dan beri NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde canlı müzik tekniğini ile tedavi uyguluyoruz. Yerel olmadan evrensel olamayız. Kendi değerlerimizi harekete geçirmeliyiz, kendi değerlerimizi canlandırarak evrensel akışta kendimizi daha iyi temsil edebiliriz” şeklinde konuştu.Toplam 24 kategoride 2019 yılının en iyilerinin seçildiği ödül törenine Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörü Tahsin Aksu, Medya PR Birim Yöneticisi Şaban Özdemir, Medya PR Birim Asistanı Meryem Özkan’nın yanı sıra çok sayıda sanatçı ve sanatsever de katıldı.Etkinlik, ödül alan sanatçıların toplu fotoğraf çektirmelerinin ardından sona erdi.

24 OCA 2020

Sosyal medya bağımlılığı fakültelere göre farklılaşıyor

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal ile Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinden Prof. Dr. Levent Deniz’in İstanbul’da 1034 üniversite öğrencisi ile yürüttüğü araştırmada öğrencilere sosyal medya bağımlılığı ölçeği uygulandı. Eğitim fakültesi, fen-edebiyat fakültesi ve iletişim fakültesine devam eden öğrencilerin mühendislik öğrencilerine göre sosyal medya bağımlılığı daha yüksek bulundu. Sosyal medya ile en çok meşgul olanların iletişim fakültesi öğrencileri olduğu ortaya çıktı. En az meşgul olanların mühendislik fakültesi öğrencileri olduğu belirlendi. İstanbul’da ikisi devlet, üçü vakıf olmak üzere toplam 5 üniversitenin farklı fakültelerinde 1034 öğrenci ile yürütülen araştırma, fakültelere göre sosyal medya bağımlılığının farklılaştığını ortaya koydu. Eğitim fakültesi, fen-edebiyat fakültesi ve iletişim fakültesine devam eden öğrencilerin mühendislik fakültesine devam edenlere göre sosyal medya ile daha fazla meşgul olduğu ortaya çıktı ve sosyal medya bağımlılığı daha yüksek bulundu.Sosyal medyadan uzak olmak istemiyorlarEğitim, fen-edebiyat ve iletişim fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin mühendislik fakültesindekilere göre sosyal medyada bulunma isteklerinin daha fazla olduğu, sosyal medyadan uzaktayken orada bulunma isteklerinin yoğun olduğu, sosyal medyada neler olup bittiğini devamlı merak ettikleri ve sosyal medya olmadığında hayatlarının boş, sıkıcı ve zevksiz geçeceğini düşündükleri ortaya çıktı.Sosyal medya duygu durum düzenlemede kullanılıyorDuygu durum düzenleme boyutunda öğrenim görülen fakülteye göre anlamlı düzeyde bir farklılık bulundu. Buna göre, eğitim fakültesi, fen-edebiyat fakültesi, iletişim fakültesi ve hemşirelik fakültesi öğrencilerinin mühendislik fakültesindekilere göre sosyal medyayı duygu durum düzenlemede daha fazla kullandıkları ortaya çıktı. Yani duygu durum düzenleme boyutunda sosyal medyayı en az mühendislik fakültesi öğrencileri kullanıyor.Hemşirelik öğrencileri sosyal medyadan duygusal destek alıyorDuygu Durum Düzenleme puanları incelendiğinde, en yüksek puan hemşirelik fakültesinde görüldü. Buna göre kadın öğrencilerin çoğunlukta olduğu hemşirelik fakültesi öğrencilerinin diğer fakültelerdeki öğrencilere göre sosyal medyadan daha fazla duygusal destek aldıkları bulundu. Bu öğrencilerin, yalnızlıklarını sosyal medya ile giderdikleri ve yaşamlarındaki olumsuzluklardan kaçmak için kullandıklarında sosyal medyanın onlara iyi geldiği sonucuna ulaşıldı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Araştırmada kadınların erkeklere göre sosyal medyadan daha fazla duygusal destek aldıklarının bulunması, çoğunlukla kadınlardan oluşan hemşirelik fakültesinin de duygu durum düzenleme boyutunda farklılaşmasına sebep olmuştur” dedi.Tekrarlama boyutunda, eğitim fakültesi ve fen-edebiyat fakültesi öğrencilerinin mühendislik fakültesindekilere göre sosyal medyayı anlamlı seviyede daha fazla tekrarladıkları bulundu. Yani eğitim fakültesi ile fen-edebiyat fakültesi öğrencileri belirli bir süre sosyal medya kullanımlarına sınırlama getirseler bile bir süre sonra eski kullanım alışkanlıklarını artan miktarda tekrarladıkları ortaya çıkmıştır.Mühendislik fakültesi öğrencilerinin puanı düşükÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, fakültelere göre sosyal medya bağımlılığının farklılaşmasına yönelik sonuçlar incelendiğinde, fakültelerin genellikle mühendislik fakültesinden farklılaştığının görüldüğünü belirterek “Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeğinden alınan puanlar incelendiğinde Mühendislik Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin ortalama puanlarının diğer Fakültelere göre daha düşük seviyede olduğu ortaya çıkmıştır” dedi.İletişim öğrencileri en çok meşgul oluyorÖğrencilerin meşguliyet puanları incelendiğinde, sosyal medya ile en çok meşgul olanların İletişim Fakültesi öğrencileri olduğu ortaya çıktı. En az meşgul olanların Mühendislik Fakültesi öğrencileri olduğu belirlendi. Ünal, “Üniversite öğrencileri ile yürüttüğümüz araştırmada Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi yer almıyordu. Bu araştırmadan sonra 2019 yılı Bahar Döneminde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğrenim gören 314 öğrenci ile yürüttüğüm araştırmada öğrencilerin diğer Üniversitelerin İletişim Fakültesi öğrencilerine göre bağımlılık düzeyi daha düşük seviyede bulundu” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Günümüzde kuşaklar ile yürütülen araştırmalarda, Y Kuşağının iş yaşamı ve hayata bakış açılarının, hatta pek çok konuya yönelik davranış ve değerlerinin aynı bölgedeki kurumdan kuruma bile fark edebileceği belirtiliyor. Bu yüzden şimdilerde araştırmaların genelden özele inilerek kurum bazında yürütülmesi önemli görülüyor. Üsküdar Üniversitesinde İletişim Fakültesi ile yürüttüğüm araştırma sonucunda öğrencilerdeki sosyal medya bağımlılığı riskinin az olduğu söylenebilir” dedi.Gençler risk altındaÜnal, araştırma sonucunda, çeşitli fakültelerde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin sosyal medyaya az bağımlı olduğu bulunduğunu belirterek “Bu sonuç, şu an için çok tehlikeli bir bağımlılık sorununu ortaya koymamaktadır. Fakat geçmiş yıllara göre günümüzde sosyal medya kullanımının ve çeşitliliğinin giderek artması, kullanım süresi ile kullanılan sosyal medya uygulama sayısının giderek fazlalaşması gençlerin sosyal medya bağımlılığı açısından risk altında olduğunu gösteriyor. Bu önerilere kulak verilmeliDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, araştırma sonucunda verilen birtakım öneriler ile sosyal medya bağımlılığı riski azaltılabileceğini belirterek şunları söyledi:1.         Sosyal medyanın daha çok kadınlarda zihinsel meşguliyet yaratmasından dolayı, üniversitelerde kadın öğrencilere yönelik (tiyatro çalışmaları, müzik çalışmaları vb. hobi grupları gibi) sosyal etkinliklerin düzenlenmesi önerilebilir. Böylece, öğrenciler söz konusu aktiviteler ile meşgul olacağından hem sosyal medyanın zihinsel meşguliyet yaratma oranı düşecek hem de kendilerini ifade etmelerine imkân sağlanmış olacaktır.2.         Kadınların sosyal medya ile duygu durumlarını düzenlemesi yine sosyal etkinlikler ile azalabileceği gibi yaşamlarındaki olumsuzlukları dışa vurabilmelerine imkân sağlayacak yazma çalışmalarına yönlendirilebilirler. Üniversitelerde özellikle danışman öğretim elemanları bu konuda çalışmalar yapabilir.Zaman kontrolü ve kişisel gelişim seminerleri verilebilir3.         Erkek öğrencilerin sosyal medya ile yaşadığı çatışmadan dolayı mesleki/akademik çalışmalarını ve çevrelerindeki kişileri ihmal etmesi hayatlarında büyük olumsuzluklar yaratacağından, sosyal medya kullanımlarını durdurmak yerine onlara bunu azaltabilecekleri çözüm yollarının geliştirilmesi gerekeceğinden, zaman kontrolü, mesleki/akademik başarı örnekleri ile kişisel gelişim konularında belirli aralıklarda seminerler düzenlenebilir.4.         Hem erkek hem kadın öğrenciler için derse yönelik motivasyonun arttırılması adına derslerin bir kısmı sosyal medya üzerinden yürütülebilir. Derslerin aktivite bölümleri ile ders amaçlı iletişim kurma sosyal medya üzerinden sağlandığında, öğrenciler arkadaşları ve öğretim elemanına rahatlıkla ulaşabileceğinden derse daha çok motive olacak, sosyal ilişkiler kurabilecek, dersle ilgili sorularına daha çabuk yanıt bulabilecek olup böylece sosyal medyadan da uzaklaşmamış olacaklardır.5.         Önleyici çalışmaların öncelikle üniversiteye yeni başlayan Hazırlık ve 1. Sınıf öğrencilerinden başlanabileceği düşünülmektedir. Bu yüzden sosyal medya bağımlılığının yarattığı olumsuzluklar ile zaman kontrolü/planlaması konularında seminerler alt sınıflardan başlanarak verilirse daha önleyici olabilir.Oryantasyon programları düzenlenmeli6.         Özellikle ailesinin yanından ayrılarak başka şehirlerden üniversiteye gelerek yeni bir sosyal ortam ile karşılaşan öğrenciler yabancılık ve yalnızlık çektiğinden dolayı sosyal medyaya daha çok yönelebilmektedir. Bu yüzden bilhassa üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için uyum (oryantasyon) programları yapılarak üniversitenin tüm sosyal imkanları (öğrenci kulüpleri, spor salonları vb.) tanıtılabilir, öğrencilerin kaynaşmasını sağlayabilecek tanışma toplantıları ile gezi programları da düzenlenebilir.7.         Üniversite yönetimleri üniversite içinde ve dışında sosyal ve kültürel etkinlikler/geziler düzenleyebilir. Böylece, öğrencilerin sosyal aktivitelere katılımları artacağından günlük sosyal medya kullanım süreleri de azalabilir.Farkındalık oluşturma çalışmaları yapılabilir8.         Araştırma kapsamında fakülteler arasında bulunan sosyal medya bağımlılığına yönelik farklılıklar, çalışmaların nereden başlanabileceği konusunda yardımcı olabilir. Öncelikle fen-edebiyat, eğitim ve iletişim fakültelerindeki öğrencilere, daha sonra mühendislik fakültesine yönelik farkındalık oluşturma ve önleme çalışmalarına başlanabilir.9.         Hemşirelik fakültesinde sosyal medya ile duygu durum düzenlemede ortaya çıkan farklılaşma için, fakültenin çoğunlukla kadın öğrencilerden oluşmasından dolayı kadınların duygu durum düzenlemeleri için verilen önerilerden yararlanılabilir (Madde 1 ve 2).10.       Öğrencilerin sosyal medya üzerindeki davranışları ve aktiviteleri sosyal medya bağımlılığı hakkında fikir verdiğinden, ağlarında öğretim elemanları bulunduğu takdirde öğrencilerin davranışlarında daha kontrollü olmaya çalışacağı düşünülebilir.

21 OCA 2020

Fotoğraf editörümüzün uluslararası alanda başarısı!

Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörlüğü Medya İlişkileri Uzmanı aynı zamanda PsikoHayat Dergisi fotoğraf editörü Mehmet Yaman, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu bünyesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İslam İşbirliği Gençlik Forumu’nun düzenlediği “Gönüllülük” temalı uluslararası fotoğraf yarışmasında derece aldı. Mehmet Yaman, Van- Erciş depreminde çektiği fotoğraflarla yarışmadan 3’üncülük ödülü kazandı.Ayrıca Yaman’ın 2 fotoğrafı da Ankara’da düzenlenecek sergide gösterilmeye değer görüldü.Haiyan Tayfunundan Arap Baharına… Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik eğitimi alan Mehmet Yaman, 2008 yılında basın fotoğrafçılığına başladı. 2015 yılına kadar farklı basın kuruluşlarında foto muhabiri olarak görev yapan Yaman, bu süre zarfında özel haberler, foto röportajlar gerçekleştirdi. Afrika ülkesi Mali’de iç savaşı fotoğraflayan Yaman, Filipinler’de Haiyan Tayfununu, Yemen’de Arap Baharını fotoğrafladı.Objektifini Dünya’nın dört bir yanına çevirdiMehmet Yaman, Bangladeş, Kenya, Irak, Suriye, Filistin, Lübnan, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Katar, Türkmenistan,  Bosna Hersek, Mısır, Malezya, gibi dünyanın birçok ülkesinde sıcak olayları takip etti.Mehmet Yaman’ın ulusal ve uluslararası alanda birçok ödülü de bulunuyor.Mehmet Yaman’ın kazandığı bazı ödüller;2012 yılında Foto Muhabirleri Derneği'nin düzenlediği Yılın basın fotoğrafları yarışmasında çevre kategorisinde birincilik ödülü.2013 yılında Galatasaraylı Yönetici ve İşadamları derneğinin düzenlediği sarı kırmızı kareler fotoğraf yarışmasından mansiyon ödülü.2014 İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul’un Semtleri Fotoğraf Yarışması mansiyon ödülü.2016 SKF TÜRK İzler ve İşaretler Konulu 14. Ulusal Fotoğraf Yarışması sergileme ödülü.2016 Türkiye Diyanet Vakfı’nın Uluslararası İyilik Temalı Fotoğraf Yarışması sergileme ödülü.2019 Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İslam İşbirliği Gençlik Forumu’nun düzenlediği “Gönüllülük” temalı uluslararası fotoğraf yarışması 3’üncülük ödülü.2019 Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İslam İşbirliği Gençlik Forumu’nun düzenlediği “Gönüllülük” temalı uluslararası fotoğraf yarışması sergileme ödülü.Haber: Meryem Özkan

17 OCA 2020

Üsküdar Üniversitesinden Siirt Köy Okullarına Uzanan El

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri bitirme projeleri kapsamında önemli bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdi. Öğrenciler “Bir El Uzat Bir Kalbi Aydınlat” isimli kampanyada Siirt’te bulunan 2 köy okuluna yardımda bulundu.2 köy okuluna yardım…Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, Siirt Baykan İlçesi Engin Köyünden Engin İlköğretim Okulu ve Şirvan İlçesi Soğanlı İlköğretim Okulu öğrencilerinin ihtiyaçları çerçevesinde giyecek ve kırtasiye malzemeleri yardımında bulundu.Danışman hocaları Dr. Öğretim Üyesi Nejla Polat’ın eşliğinde öğrencilerden Ece İnci ve Dilber Dural Siirt’te yardım ettikleri okulları ziyaret ederek ilkokul öğrencileri ile vakit geçirdi.Öğrenciler hayallerini anlatı…Engin İlköğretim Okulunda güzel vakit geçiren Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, onların sevinçlerine ortak oldu, gelecekteki hayallerini dinledi. Öğrenciler daha sonrasında Soğanlı İlköğretim Okulunu ziyaret etti.Dr. Öğretim Üyesi Nejla Polat: “Öğrenciler çok sevinçliydi”Dr. Öğretim Üyesi Nejla Polat’ın danışmanlığında gerçekleşen kampanyada 2 köy okuluna yardım yapıldı. Polat, yapılan yardım sonrası şu değerlendirmelerde bulundu:“Öğrenciler çok sevinçliydi. Öğretmenleri Sibel Erdoğan’ın eşliğinde heyecanla bizi bekliyorlardı. Aldıkları hediyelerden çok memnun kalmışlardı, sevinçten gözleri parlıyordu. Burada öğrencilerle oyunlar oynayıp, geleceğe yönelik hedeflerini dinledik. Akşam velilerden birinin daveti ile köyde kaldık. Tüm öğrencilerin anneleri bizi ziyarete geldiler, hepsi bizim orada olmamızdan memnun kalmışlardı ve duygularını nasıl ifade edeceklerini bilemiyorlardı.”  

08 OCA 2020

Prof. Dr. Güngör: “Bütün farklı karakter ve sorunlarıyla her çocuk özeldir”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi “Her Çocuk Özeldir Özel Öğrenme Güçlüğü Söyleşisi ve Kısa Film Gösterimi” etkinliği düzenledi. Söyleşide özel öğrenme güçlüğünün ne olduğu, tedavisinin olup olmadığı, eğitim kurumlarının ve farkındalığın önemi tartışıldı. Söyleşinin konukları, Türkiye Disleksi Vakfı Kurucu Başkanı Elif Yavuz, Türkiye Disleksi Vakfı Özel Eğitim Öğretmeni Gözde Durmuşlar ve Anadolu Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü Öğr. Gör. Mehmet Erdem Gösterişli oldu.Güney Yerleşke Fuat Sezgin konferans salonunda düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü Halkla İlişkiler Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Büşra Ay üstlendi. Katılımcılar etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.Prof. Dr. Güngör: “Bütün farklı karakter ve sorunlarıyla her çocuk özeldir”Söyleşinin açılış konuşmasını İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı. Güngör, Her Çocuk Özeldir projesinin çok özel olduğunu ve disleksinin önemli bir sorun olduğunu söyledi. Güngör, “Toplumdaki çözümü olabilecek sorunları görmezden gelip, o sorunu yaşayan çocukları ötekileştirip kendi haline bırakmak hiç kimseye fayda sağlamaz. Onlara duyarlılık oluşturmak ve sorunların arkasında ki gerçek nedenleri bulup üzerinde durmak da fayda sağlar. Bütün farklı karakter ve sorunlarıyla her çocuk özeldir” dedi.Mehmet Erdem Gösterişli: “Her insan koşulsuz değerlidir” Anadolu Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü Öğr. Gör. Mehmet Erdem Gösterişli, 2016 yılında gerçekleşen ‘Farkında mısınız?’ isimli disleksi temalı kısa film yarışmasında ‘Anlamadılar’ isimli filmiyle birincilik ödülü kazandığını belirterek filmin yapım, çekim aşamasına değindi. Gösterişli, disleksi hakkında bilgi verdi. Gösterişli, “Her insan koşulsuz değerlidir. Anlamak gerekiyor. Her çocuk özeldir, onlar geleceğimizdir. Anlamak zorundayız” şeklinde konuştu.Öğrenme güçlüğünde erken tanının önemi konuşuldu Türkiye Disleksi Vakfı Özel Eğitim Öğretmeni Gözde Durmuşlar, “Özel Öğrenme Güçlüğü Tanımı ve Detayları” adlı sunumunu gerçekleştirdi. Durmuşlar, özel öğrenme güçlülüğünün doğuştan veya sonradan olan bir travma sonucu meydana gelebildiğini belirtti. Öğrenme güçlüğü yaşayan kişilerin okul başarısızlığına bağlı olarak yaşadığı sıkıntılardan bahseden Durmuşlar, erken tanının önemini vurguladı.Elif Yavuz: “Disleksi bir hastalık değil, akademik problemdir”Türkiye Disleksi Vakfı Kurucu Başkanı Elif Yavuz ise “Özel Öğrenme Güçlüğünde Eğitim Kurumlarının Önemi” konulu sunumunu yaptı. Elif Yavuz, kendisinin disleksi olduğunu belirterek otuz sekiz yaşında kızında da aynı belirtileri görmesiyle doktordan disleksi olduğunu öğrendiğini söyledi. Yavuz, disleksinin bir hastalık değil akademik problem olduğunu vurguladı. Yavuz, “Çocukluk ve okul yıllarında ki zorluklar ve bunlarla mücadelede eğitim kurumları öğrenme güçlüğü üzerinde farkındalık oluşturmalı” dedi.Soru cevap eşliğinde devam eden söyleşi ardından Yönetmen Mehmet Erdem Gösterişli’nin ‘Anlamadılar’ adlı kısa filmi seyredildi.Program sonrası Halkla İlişkiler Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Büşra Ay katılımlarından dolayı konuşmacılara teşekkür belgesi taktim etti.

07 OCA 2020

Ercan Kesal: “Yerli diziler yersiz uzun”

Bir Zamanlar Anadolu’da filmindeki muhtar rolü ile hafızalara kazınan, Çukur dizisindeki İdris Koçovalı karakteri ile milyonları kendine bir kez daha hayran bırakan Oyuncu – Yazar Ercan Kesal, Üsküdar Üniversitesi öğrencileri ile buluştu. Ülkemizde okuma oranlarının azlığından yakınan Kesal, “Esin ve zanaat yazmanın en önemli iki noktası ancak çok okuyarak yazma ustalığına ulaşabilirsiniz. Gençlerimiz yazıyor ama bu esinlenme düzeyinde kalıyor, ustalaşmak için okumak gerekiyor” dedi. Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya Kulübü ve Eğitim & Araştırma Kulüpleri, Oyuncu – Yazar Ercan Kesal’I ağırladı. Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşen ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşide Ercan Kesal hayatındaki dönüm noktalarından bahsederken önemli tavsiyeler paylaştı.Kaybetmekten korkmayın Günümüzde kaybetmekten ve yaralanmaktan korkan bir nesil yetiştiğini söyleyen Oyuncu – Yazar Ercan Kesal, “Kayıplarımızla baş edemiyoruz, çabuk yıkılıyoruz. Kaybetmekten, yaralanmaktan korkmayın çünkü onlar size tecrübe katacak. Benim de kayıplarım oldu ama bana çok şey kattı. Yabancı bir yere gittiğinizde de kaybolabilirsiniz, bu sizi endişelendirmesin, önemli olan kayboldum diye yakınmak değil, önemli olan o durumun içinden nasıl çıkabileceğini bulmak ve size neler kattığını görebilmek. Christoph Colomb kaybolmasaydı Amerika’yı keşfedemezdi. Kayıplarımızdan ziyade kazançlarımızın da keyfine varabiliyor muyuz emin değilim” dedi.Yazıyoruz ama yeterince okumuyoruz Ülkemizde okuma oranlarının azlığından yakınan usta oyuncu Kesal, herkesin birşeyler yazabildiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti; “Esin ve zanaat yazmanın en önemli iki noktası ancak çok okuyarak yazma ustalığına ulaşabilirsiniz. Gençlerimiz yazıyor ama bu esinlenme düzeyinde kalıyor, ustalaşmak için okumak gerekiyor. Okuyun, yazarken okuduklarınızı taklit ettiğinizi göreceksiniz ama bir süre sonra yazdıklarınızın özgünleştiğini fark edeceksiniz. Rus edebiyatı çok değerlidir, Karamazov Kardeşleri mutlaka okumalısınız. Karamazov Kardeşler benim için Suç ve Ceza’dan daha öndedir. Andrey Tarkovski’nin Mühürlenmiş Zaman kitabı bana çok şey kattı, onu da mutlaka okuyun. Yazmak için okumak şart.”Çukur’dan ayrılma sebebim farklı Son üç yıldır büyük seyirci kitlelerine ulaşan Çukur dizisine ikinci sezonun sonunda veda eden Oyuncu Ercan Kesal, Türkiye’deki dizi sektörü ile ilgili görüşlerini Üsküdar Üniversitesi öğrencileri ile paylaştı. Kesal, “Türkiye’de yerli diziler yersiz uzun. Bir dizi iki buçuk saat sürer mi? Dizi sektöründe hızlı bir değişimle karşı karşıyayız. Son 10 yıldır teknolojik bir gelişim var. Diziler hızla televizyonlardan dijital medyaya kayıyor. Bazen nasıl bu kadar hızla ilerlediğini anlamak zor oluyor. Dizilerin bu hali ile sürdürülebilir olmadığını biliyorum. Bir dizi 3,5, 10 sezon sürer mi? Sürmez, sürmemeli çünkü bir süre sonra senaryo gevşiyor, kendini tekrar etmeye başlıyor. 10 sezonun üzerinde devam eden diziler var, başarısını eleştirmiyorum ancak nasıl devam edebildiğini de anlamak çok güç. Benim diziden ayrılma sebebim dizinin süresi değildi, senaryosunu sevdim ve kabul ettim. İki sezon sette bulundum, farklı şeyler de öğrendim ama ayrılma sebebim farklıydı. Artık farklı işlere yönelmem gerektiğini hisettim. Şu an çok önemli bir yönetmenle sanat filmi için çekimlerimiz devam ediyor” dedi.Kendinizi baştan yaratabilirsiniz Söyleşide hayatına da değinen Kesal, sözlerini öğrencilere tavsiyelerde bulunarak sonlandırdı; “Nevşehir’de bir köyde önce manavlık sonra da gazozculuk yapmış bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. İnsan doğarken ailesini, doğduğu yeri ve maddi durumunu seçme şansı olmuyor ama geleceğini şekillendirmek kendi elinde. Ben kendi geleceğimi kendim yarattım. Hekimlik de yaptım ama uzmanlık düzeyinde olmadı, yazarlığa ve 47 yaşımda da oyunculuğa yöneldim. Sizler de bu şansa sahip değilsiniz ama kendi hayatınızı yeniden inşa edebilirsiniz. Bu noktada ciddi bir talepte bulunmanız gerekiyor. Razı olmamak ve inat etmek lazım.”Etkinlik sonrası İletişim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay katılımlarından dolayı  Oyuncu – Yazar Ercan Kesal'a Hisseden İnsan heykeli taktim etti.Program toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

02 OCA 2020

Sanal dünyada çocuk emeği sömürüsüne dikkat!

Çocukların sosyal medya kullanımının mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle video paylaşım platformu YouTube’daki risklere dikkat çekiyor. Uzmanlar, ebeveynler tarafından kazanç elde etme amaçlı olarak yönetilen hesapların, çocukların kimlik gelişimi, mahremiyet ve özel yaşamı için tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, 12 farklı ülkeden 24 yazarla beraber kaleme alınan “Critical Global Semiotics: Understanding Sustainable Transformational Citzenship” (Eleştirel Küresel Göstergebilim: Sürdürülebilir Dönüştürücü Vatandaşlığı Anlamak) isimli kitapta YouTube’un çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, kaleme aldığı “New Age Child Labor in Turkey: Child Influencers on YouTube” (Türkiye’de Yeni Nesil Çocuk İşçiliği: YouTube’da Çocuk Influencerlar) başlıklı bölümde ilginç tespitlerde bulundu.Sosyal medya mecralarının kontrolünün geleneksel medyaya oranla çok daha sınırsız olduğuna dikkat çeken Atalay, bu durumun çocukları çok fazla etkilediğini belirterek “Sosyal medya kullanıcıların ürettikleri içeriklere dayalı platformlar ve buralarda paylaşılan içeriklerin kontrolü geleneksel medyaya göre çok daha sınırlı. İnternete ve gerekli teknolojilere ulaşabilen herkes bir sosyal medya hesabı sahibi olabiliyor.  Ne yazık ki buna çocuklar da dâhil” dedi.Çocuk kullanıcı sayısı hızla artıyorSosyal medya platformlarının belirlediği kullanıcı yaşı alt sınırının birçok ülkede olduğu gibi Türkiye için de 13 olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, “Fakat çok daha küçük yaşlarda çocukların sosyal medyada aktif olduğu görülmektedir. Özellikle videoya dayalı bir platform olan YouTube sosyal medya platformunda çocukların kullanıldığı kanalların sayısı hem dünyada hem de Türkiye’de gittikçe artmaktadır” dedi.Çocuklar kazanç kapısı olarak görülüyorDr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, “Ebeveynler tarafından kazanç elde etme amaçlı olarak yönetilen çocuk YouTuber hesapları çocukların kimlik gelişimi, mahremiyet ve özel yaşamı için tehdit oluşturuyor. Takipçilerin ilgisini canlı tutma amacıyla günde iki- üç video çekme baskısıyla karşı karşıya kalan çocuklar oyun ve eğitim için harcamaları gereken değerli vakitlerinden mahrum kalıyor. Problemin bir diğer kısmı bu aktivitelerde çocukların hem izlenme oranlarına bağlı olarak reklam geliri elde etmeleri hem de çeşitli marka ve ürünlerin tanıtımı için influencer olarak kullanılmaları. YouTube’da üzerinde neredeyse hiç konuşulmayan bir çocuk işçiliği ve dolayısıyla da emek sömürüsü oluşmuş durumda” uyarısında bulundu.Önlem alınmalıGeçtiğimiz Eylül ayında Amerika Birleşik Devletleri Federal Ticaret Komisyonu’nun YouTube’a çocukların gizliliğini ihlal etmek suçundan 170 milyon dolar ceza kestiğini hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, “Bu gelişmenin ardından birkaç hafta önce YouTube 2020 yılından itibaren çocuklara yönelik YouTube kanallarının Amerikan Coppa yani Çocukların Çevrimiçi Gizliliğini Koruma Yasası’na tabi tutulacağını açıkladı. Buna göre çocuklara yönelik kanallarda artık izleyicilere kişiselleştirilmiş reklam gösterilmeyecek. İzleyiciler çocuk kanallarına yorum da yapamayacak. Bu gelişmeler olumlu olmakla beraber YouTube kanallarında kullanılan çocukların korunması için yeterli görünmüyor” diye konuştu.Ebeveynlerin bilinç kazanması gerekiyorDr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, çocukların bu kontrolsüz mecralarda içerik üreticisi olmalarının, ürün tanıtma para kazanma sorumlulukları üstlenmelerinin, bir takipçi kitlesi tarafından izlenmelerinin kişilik gelişimleri açısından da sorunlara gebe olduğunu belirterek “Sadece YouTube gibi platformların atacağı adımlarla çözüme ulaşmak zor görünüyor. Ebeveynlerin bu konuda bilinç kazanması, çocuklara okullarda bu konuda uyarılar yapılması ve bu tür faaliyetlerde çocukları kullanan kişilere de cezai yaptırımlar uygulanması gerekiyor” diye konuştu.

31 ARA 2019

Üsküdar’da yeni yıla merhaba…

,Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi 2020 yılına hep birlikte merhaba dedi.İletişim Fakültesi öğrencileri, idari ve akademik kadrosunun organize ettiği yeni yıla merhaba etkinliğine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, İletişim Fakültesi akademik ve idari kadrosu ile öğrenciler katıldı.İletişim Fakültesi lobi alanında gerçekleştirilen etkinlikte eğlenceli anlar yaşandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, düzenlenen programda aynı zamanda Genç İletişimciler Yarışmasında ödül kazanan 9 öğrenciye kitaplarını da imzaladı.

31 ARA 2019

‘Kodlarla Haberler Dijital Sergisi’ açıldı…

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal, Yeni Medya Programlama dersi kapsamında Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencileri ile kodlarla oluşturdukları haber sayfalarını “Kodlarla Haberler Dijital Sergi” etkinliğinde sergiledi.Serginin açılışını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan ile Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal yaptı.“Öğrenciler kodlarla haber yazdı”İletişim Fakültesi Mac Laboratuvarında gerçekleştirilen sergide HTML ve CSS dillerinin kullanıldığı sayfa tasarımlarında öğrenciler yazdıkları haberleri kod yazarak yayınladı.Gerçekleştirilen sergiye katılımcıların ilgisi yoğun oldu.

27 ARA 2019

X kuşağı, iş aidiyeti yerine iş şartlarına önem veriyor

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Deniz ve Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın sosyal medya kuşaklarına yönelik hazırladıkları Çalışma Hayatı Ölçeği (ÇHÖ) ile yürüttükleri araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. 1965-1979 yılları arasında doğan X kuşağı, geleneksel değerlerden uzak. Bir işe bağlı kalma ve süreklilik sağlamada olumsuz görüşte olan X kuşağı, iş aidiyetinden ziyade iş şartlarına önem veriyor. İş yaşamında henüz bulunmayan Z kuşağının iş yaşamında kuralları ve geleneksel değerleri benimsediği ancak çalışmaya başlayınca bu tutumun değişebileceği belirtiliyor. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Deniz ile Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın sosyal medya kuşaklarına yönelik Çalışma Hayatı Ölçeği (ÇHÖ) ile yürüttüğü araştırmada ilginç sonuçlar elde edildi.516 kişiden oluşan Baby Boomers kuşağı (1946-1964 yılları arasında doğanlar), X (1965-1979 yılları arasında doğanlar), Y (1980-2000 yılları arasında doğanlar) ve Z (2000 yılı sonrası doğanlar) kuşaklarının işe önem verme ve kurallara uyma bağlamında iş yaşamı değerleri karşılaştırıldı.İşe önem verme ve kurallara uyma yönelimi incelendiÇalışma Hayatı Ölçeğinin “İşe Önem Verme” ve “Kurallara Uyma” isimlerindeki iki alt ölçekten oluştuğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal “İşe Önem Verme alt ölçeği, kişinin iş hayatına ve çalışmaya verdiği önemi, çalıştığı iş yerinde sürekli olma çabasını ve çalıştığı işyerine adanmışlığını; Kurallara Uyma alt ölçeği ise çalışma ortamının disiplinli ve kurallı olmasına ilişkin yönelimini/tercihini içermektedir. Kuşaklara uyguladığımız Çalışma Hayatı Ölçeği (ÇHÖ) ile yaptığımız araştırmada birtakım sonuçlara ulaşıldı” dedi.Z kuşağı geleneksel değerleri benimsiyorDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Kuşakların iş yaşamı değerleri incelendiğinde, iş yaşamında henüz bulunmayan Z kuşağının iş yaşamında kuralları ve geleneksel değerleri benimsediği ortaya çıktı. Diğer kuşaklarla karşılaştırıldığında iş yaşamında en gelenekselci kuşak Z çıktı. Ölçeğin “kurallara uyma” boyutundan alınan puanlar incelendiğinde, Z kuşağının  Baby Boomers kuşağından daha gelenekselci oldukları sonucuna varıldı” diye konuştu.X kuşağı iş şartlarına önem veriyor“İşe önem verme” boyutunda, çalışma hayatında yer alan ve 1965-1979 yılları arasında doğan X kuşağının geleneksel değerlerden uzak olduğu bulundu. Yani bir işe bağlı kalma ve süreklilik sağlamada olumsuz görüşte oldukları, iş aidiyetinden ziyade iş şartlarına önem verdikleri ortaya çıktı. Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Çalışma Hayatı Ölçeği toplamına da bu fark yansımış olup diğer kuşaklara göre en geleneksel değerlerden uzak kuşak X bulundu” dedi.İş yaşamında kadınlar daha gelenekselci Cinsiyete yönelik yapılan incelemede kadınların iş yaşamı değerlerinin erkeklere göre geleneksel değerlere daha yakın olduğunu bulundu. Özellikle kurallara uyma boyutunda kadınların erkeklere göre daha gelenekselci olduğu ortaya çıktı. Kadınların kuralları olan bir iş yerini benimseyip süreklilik sağlamada ve aidiyet duymada olumlu tutum sergilediği sonucuna varıldı.X kuşağı kadınlarının iş aidiyeti yüksekDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, kuşaklar açısından incelendiğinde, X kuşağı kadınlarının erkeklere göre işe önem verme boyutunda farklılaştığının görüldüğünü kaydederek “Yani X kuşağı kadınlarının iş aidiyetinin yüksek olduğu ortaya çıktı. Y kuşağı kadınlarının ise kurallara uyma bakımından erkeklerden farklılaştığı ve kuralları benimsediği saptandı. Baby Boomers ve henüz çalışmayan Z kuşağında cinsiyete göre bir farklılık bulunmamış olup her iki kuşağın geleneksel değerleri benimsediği ortaya çıktı” diye konuştu.Çalışan Y kuşağının iş aidiyeti düşükBir işte çalışıp çalışmamaya göre Y kuşağının kendi içinde farklılaştığının gözlendiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, şu değerlendirmelerde bulundu:“Y kuşağının bir kısmı iş yaşamında yerini alırken bir kısmı üniversite öğrencisi veya çalışmayanlardan oluşuyor. Yaptığımız incelemede çalışan Y kuşağının işe önem vermede gelenekselci olmadığı yani iş aidiyetinin düşük olduğu sonucuna varıldı.  Henüz bir işte çalışmayan Y kuşağının ise iş yaşamına dair daha geleneksel değerleri benimsediği ortaya çıktı. Fakat her iki durumda da ÇHÖ puanlarına bakıldığında çok gelenekselci olmadıkları söylenebilir. Henüz bir işte çalışmayan Y kuşağının halihazırdaki çok gelenekselci olmayan yapısı çalışmaya başladığında gelenekselcilikten daha da uzaklaşıyor.”Sosyal medya kullanımı düştükçe iş yaşamı kuralları benimseniyorİş yaşamı değerlerinin şekillenmesinde sosyal medyanın etkisinin de incelendiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Yaptığımız incelemede, 1 saatten az sosyal medya kullananların 4-6 saat kullananlara göre iş yaşamında kurallara uyma değerlerinin daha geleneksel değerlere yakın olduğu yani kuralları benimsediği ortaya çıktı” dedi. Ünal, günde 4 saat ve üzeri sosyal medya kullananların ise geleneksel değerlerden uzaklaştığını yani iş yerinde kuralların olmasından hoşlanmadığının tespit edildiğini kaydetti. Ünal, “Günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça iş yaşamında kuralları benimsemekten uzaklaşıldığı sonucuna varıldı” dedi.Z kuşağının tutumu iş hayatına girince değişebilirDr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, sosyal medya kullanımına istenildiği zaman vakit ayırabilme arzusu iş yaşamının kuralcı yapısına ters düştüğüne dikkat çekerek “Dolayısıyla günlük sosyal medya kullanımı 4 saati geçen kişiler iş yaşamının geleneksel değerlerinden ve kuralcı yapısından uzaklaşarak daha rahat hareket alanı olan işleri tercih etme eğilimine sahip oluyor. Fakat henüz bir işte çalışmayan Z kuşağının sosyal medya kullanımı iş yaşamına bakış açılarının geleneksel değerlerden uzaklaşmasında rol oynamadığı ortaya çıktı. Bu durum Z’lerin aile çevresindeki geleneksel yapının ve çevre faktörünün etkisinde kalmaları ile açıklanabilir. İleride çalışma hayatında nasıl bir Z kuşağı göreceğimiz sosyal medyanın o şartlardaki evrimi ile iş yeri-çalışan etkileşimine göre tekrar ele alınabilir” değerlendirmesinde bulundu.Kamu çalışanları kurallara uymada daha olumluKamu veya özel sektörde çalışanlara yönelik yapılan incelemede, kurallara uyma ve iş yaşamı değerlerinde kamuda çalışanların özel sektör çalışanlarına göre daha geleneksel değerlere yakın oldukları tespit edildi. Yani kamu çalışanlarının kurallara uyma ve süreklilik sağlamada daha olumlu bakış açılarına sahip olduğu bulundu.Kuşaklar arası farklılıklar değerlendirildiMarmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Deniz ise çalışmaya ilişkin şunları söyledi:“Kuşaklara yönelik olarak başladığımız çalışmalarda ulaşabileceğimiz tüm kuşaklara ait değer ve davranışları bir potada eritebileceğimiz, bir araya toplayabileceğimiz bir ölçek oluşturmak amacıyla yola çıktık. Ancak hem sosyal medya kullanımına yönelik davranışların, hem iş hayatı, aile hayatı, arkadaşlık ilişkileri ile ilişkili değerlerin yaptığımız geliştirme çalışmaları sonucunda tek bir ölçek olarak ortaya çıkması mümkün olmadı. Ancak çalışmalarımızı sürdürdükçe elimizdeki madde havuzundan farklı yapılardaki maddeleri sınıflayarak yaptığımız ölçek geliştirme çalışmaları sonucunda, üç bağımsız ölçeği ortaya çıkarmayı başardık. Bu ölçekleri Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği, Çalışma Hayatı Ölçeği ve Farklılıkları Kabul Ölçeği olarak adlandırdık. Her bir ölçeğin alt ölçeklerinin olması da ortaya çıkan bu yapıları daha farklı bileşenlerle ele almamızı sağladı.”Çalışma Hayatı Ölçeği 1.,2.,3.,4.,5. Maddeler “İşe Önem Verme” ve 6.,7.,8. Maddeler “Kurallara Uyma” boyutunu ölçüyor. Her bir maddeye 1 ile 5 arasında değer veriniz. 6. Madde hariç diğer tüm maddeler tersten puanlanmalıdır.Ölçeğin toplamından 8 ile 40 arasında puan alınabiliyor. Yüksek puan iş yaşamında geleneksel değerlerden uzaklığı, düşük puan ise geleneksel değerlerin benimsendiğini gösteriyor.(1: Bana hiç uygun değil, 2: Bana az uygun, 3: Bana orta seviyede uygun, 4: Bana çok uygun, 5: Bana tamamen uygun)Kariyerimde ilerlemek için aynı kurumda kalıp belirli bir süre emek vermem gerektiğine inanırım.İş hayatında kademe atlamak için sabredip çalışmak gerektiğine inanırım.Çalışma hayatı yaşamın en önemli parçasıdır.Aynı işte senelerce çalışmak bana güven verir.Maddi karşılığı yeterli olmasa da içinde bulunduğum kurumun/grubun başarısı için fazlasıyla çalışırım.Kuralları ve çalışma saatleri belirgin olan işlerin bana göre olmadığını düşünürüm.Çalışma saatlerinin belirgin ve düzenli olduğu bir işi tercih ederim.Disiplinin ön plana alındığı bir yerde çalışmak isterim.

26 ARA 2019

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, Yazar Nuriye Akman’ı ağırladı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi “Yaratıcı Yazarlık Atölyesi” etkinliği düzenledi. Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder’in moderatörlüğünde gerçekleşen etkinliğin konuğu Gazeteci, Yazar Nuriye Akman oldu.Güney Yerleşke de düzenlenen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.“Kimse kitap okumadan iyi bir yazar olamaz”Liselerde edebiyatın öğrencilere sevdirilmesi çok önemli olduğunu söyleyen Akman, öğrencilerin içlerinde ki edebiyat arzusunun ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı. Yazarların kişiliğine değinen Akman, “Yazar olaylara ne zaman mikroskop altında ve ne zaman teleskop ile bakacağını bilen insandır. Kimse kitap okumadan iyi bir yazar olamaz” dedi.“Edebiyat zihinle görmeyi sağlar” Okumanın ve yazmanın beynimizin çalışmayan bölgelerini çalıştırdığını söyleyen Akman öğrencilerin okuma ve yazma becerilerini geliştirmesi gerektiğini ifade etti. Akman, “Edebiyat zihinle görmeyi sağlar. İyi bir yazar olmanın ilk şartı okumaktır, yazar derdini derman yapan kişidir” şeklinde konuştu.“Arzuya bir engel eklemeniz halinde mükemmelliğe ulaşabilirsiniz”Edebiyatın ciddiyet ve sabır gerektirdiğine değinen Akman, “Bir kimsenin iyi bir yazar olması için tek şart doğuştan edinilmiş bir başarı değildir. Kişi okuyarak ve çaba göstererek de başarılı olabilir. Yazacağınız metinlerde yarattığınız arzuya bir engel eklemeniz halinde mükemmelliğe ulaşabilirsiniz” ifadelerini kullandı.Etkinlik sonunda Gazeteci, Yazar Nuriye Akman öğrencilere gerçekleştirdiği söyleşi üzerine kısa bir metin yazdırıp öğrencilerin sorularını yanıtladı.Program toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

26 ARA 2019

3. Halkla İlişkiler Sempozyumunda dijital çağda halkla ilişkiler konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü “3. Halkla İlişkiler Sempozyumu” etkinliğini gerçekleştirdi. Üsküdar Üniversitesinde gelenekselleşen sempozyumun bu yılki ana teması “Dijital Çağda Halkla İlişkiler” konusu oldu. Alanında uzman isimleri bir araya getiren sempozyumda birbirinden farklı konu başlıkları ele alındı.3’üncü Halkla İlişkiler Sempozyumunun konukları, Youtuber Uras Benlioğlu, İstanbul Kent Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Duygu Aydın Aslaner, İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Doç. Dr. Betül Onay Doğan, Öykü/Dialogue International Ajans Başkanı Necati Özkan ile Uluslararası Sosyal Medya Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Said Ercan oldu.Güney Yerleşke İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonunda düzenlenen etkinlik katılımcılar tarafından yoğun ilgi gördü. İki ayrı oturumda gerçekleşen sempozyumun açılış konuşmasını İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı.Güngör: “Öğrencilerimiz hem teorik hem de pratik bilgilerini pekiştiriyor”Sempozyumun her aşamasında halkla ilişkiler öğrencilerinin yer aldığını belirten Prof. Dr. Nazife Güngör, öğrencilerin hem teorik hem de pratik bilgilerini pekiştirdiğini söyledi. Güngör, “Bu sempozyumun 3’üncü yılı bir şeyi sürekli kılmak büyük bir başarı. Yavaş yavaş uluslararası alanına doğru gidecektir. Bu yılın en güzel katkısı sempozyumun her aşamasında etkinlik dersini alan öğrencilerimizin görevlendirilmesi oldu. Halkla ilişkiler bir yandan değerli akademisyenlerle bu platformda tartışılırken bir yandan da öğrencilerimiz eğitim öğretiminin pratik gerekliliklerini yerine getiriyor, hem teorik hem pratik bilgilerini pekiştiriyorlar” şeklinde konuştu.  Youtuber Uras Benlioğlu, “Yanlış kişiye yanlış reklam vermeyin batarsınız”Youtuber Uras Benlioğlu, “Bir Influencer’ın Gözünden Influencer Marketing ve Marka İletişimi” başlıklı konuşmasını yaptı. On dört sene boyunca aktif televizyonculuk yaptığını söyleyen Benlioğlu, televizyondan youtube platformuna geçiş sürecini anlattı. Benlioğlu, 2008 yılında televizyonun yok olacağını gördüm. Artık televizyondan dijitale doğru bir geçiş yaşanıyor. Özellikle önümüzdeki süreçlerde markalar influencerlarla iş birliği yapacak. Ancak bu birliktelikte markalara bir uyarıda bulanmak isterim. Yanlış kişiye yanlış reklam vermeyin batarsınız” dedi.“İçerik üreticisine kendi içeriğini üretme yetkisi vermelisiniz”Youtube içeriğinin çekiciliği kadar algoritmalarında önemli olduğunu vurgulayan Benlioğlu, marka ile yapılan iş birliğinde içerik üreticisine kendi içeriğini üretme yetkisinin verilmesi gerektiğini söyledi. Benlioğlu, “Biz içerik üreticisiyiz yalnızca video çekiyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Şans eseri veya belli bir potansiyelle bir yerlere gelebiliyoruz. Bizim içeriğimizin çekiciliği kadar aynı zamanda algoritmalarla da boğuşuyoruz. Bir markanın bunu anlayabilmesi için youtube önem vermesi gerekiyor. Bence hepinizin bu açıdan youtube kanalı olmalı. Markanın istediğini yapmışım elli bin izlenmiş, markaya diretmişim kendi isteğimi yaptırmışım iki buçuk milyon izlenmiş arada ki fark inanılmaz burada içerik üreticisine kendi içeriğini üretmek için yetki vermeniz sizin için ve markanız için çok daha iyi olacaktır” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Duygu Aydın Aslaner: “Türkiye’de beş farklı yerel kuşak var” Dr. Öğr. Üyesi Duygu Aydın Aslaner, “Dijital Çağ ve Türkiye’de Kuşaklar” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Kuşak kavramının tanımına değinen Aslaner, Türkiye’de ki yerel kuşaklar hakkında bilgi verdi. Aslaner, “Türkiye’de yerel kuşaklar olarak baktığınızda beş farklı kuşak var. Son kuşağımız alfa kuşağı geldi. Geleneksel kuşak ya da sesiz kuşak biz onları cumhuriyet kuşağı olarak biliyoruz, bebek patlaması kuşağı 68 kuşağı olarak bilinir, X kuşağı ara kuşak, Y kuşak bilgisayar çocukları kuşağı ve Z kuşağı kristal kuşak dediğimiz iki bin yılı sonrası doğanlar” şeklinde belirtti.Doç. Dr. Betül Onay Doğan: “Canlı videolar %300 izleniyor”Doç. Dr. Betül Onay Doğan “Dijital Çağda İçerik Üretimi” başlıklı sunumunu yaptı. Dijitalin geleceği ile ilgili önemli paylaşımlarda bulunan Doğan, içerik üretmenin gün geçtikçe zorlaştığını ifade etti. Doğan, “2025 yılında tükettiğimiz içeriklerin %75’inin video olacağı söyleniyor çok fazla video tüketiyoruz ve artık videolarda bizi kesmiyor özellikle marka iletişimi bağlamında baktığımızda canlı videoların %300 izlenme oranı olduğunu görüyoruz. Çok fazla içerik üretiliyor bu nedenle şaşırma ihtimalimiz, paylaşma ihtimalimiz gün geçtikçe azalıyor” ifadelerini kullandı.Necati Özkan: “Başarılı olmak için değerli olmak zorundasın!”Sempozyumun ikinci oturumunda Ajans Başkanı Necati Özkan, “Siyasal Kampanyalar ve Storytelling” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Reklamcılık serüveni ile ilgili bilgi veren Özkan, pazarlama ve iletişim dünyasında başarılı olmak için öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Özkan, “Beslendiğiniz kaynaklar neyse o kaynaklara göre dünyayı görüyorsunuz. İş dünyasında özelikle pazarlama ve iletişim dünyasının en temel başarı sırrı stratejidir. Hangi alanda olursanız olun başarılı olmak için değerli olmak zorundasınız. Değerli olabilmenin kuralları çok nettir. Değer dediğiniz şey kişiden kişiye değişir ve tamamen algılarla ilgilidir. Değer fiziki dünyadan bağımsızdır. Değerli olduğuna inandığınız bir şey zamanında aklımızı, kalbimizi fethettiği için onun değerli olduğuna inanırız" dedi.“Markanın özünde bir değer varsa iletişimci o değeri ortaya çıkarır”Değerli olmanın iletişim dünyasının ana konusu olduğunu söyleyen Özkan, bir markayı ya da bir siyasetçiyi değerli hale getirebilmenin yollarına değindi. Özkan, “Elinizdeki siyasetçiyi ya da elinizdeki markayı diğerlerinden daha değerli hale getirebilirsiniz. Ancak elinizdeki marka bu özelliklere sahipse bunu yapabilirsiniz. Markanın ya da siyasetçinin özünde bir değer varsa iletişimci o değerin ortaya çıkarılmasını sağlar” şeklinde konuştu.“Hikâyede sadakat önemlidir”Siyasetin pazarlamasında hikâye yazmak yerine gerçeğin hikâyeleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Özkan, hikâyede sadakatin önemli olduğunu belirtti. Özkan, “Akıllı bir iletişimci sıfırdan bir hikâye yazmak yerine gerçeği hikâyeleştirir. Hikâyede sadakat önemlidir. Belirlenen stratejiye uymak gerek, eğer uyulmuyorsa sopayı göstermek ya da kapıdan çıkmak gerekir. Hikâyede dört konuda sadakate ihtiyaç vardır. Koyduğunuz konuda sadakat, dinleyici hedef kitleye sadakat, belli bir kategorideki fikre inanan kişilere sadakat, kendi değerlerinize ve hedeflerinize sadık olmak gerekir. Bunlar kâğıt üzerinde çok kolay gözükür ama uygulamada o kadar kolay değildir” ifadelerini kullandı.  Said Ercan: “İnsan ırkını temsil son kişilersiniz”Uluslararası Sosyal Medya Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Said Ercan, “Yapay Zekâ ve Sosyal Medya” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yapay zekâ algoritması ile ilgili önemli paylaşımlarda bulunan Ercan, Türkiye’de sosyal medya kullanımı ile ilgili bilgi verdi. Ercan, siz belki de insan ırkını temsil son kişilersiniz yapay zekâ ile donatılmamış gerçek zekâ ile donatılmış son kişiler olabilirsiniz. Türkiye, Dünya’da instagram uygulamasını kullananlar arasında ikinci, TikTok uygulamasını kullananlar arasında üçüncü sırada yer alıyor” şeklinde konuştu.“Trump’ın metinlerini yapay zekâ yazdı”Sosyal medya hesaplarını kullanan kişilerin farkında olmadan data verdiğini belirten Ercan, yapay zekanın önemine değindi. Ercan, “Trump’a seçimi kazandıran yapay zekâ olmuştur. Trump’ın metinlerini yapay zekâ yazdı. Trump Teksas’a gittiğinde yapay zekâ Teksas’da en iyi ve en kötü konuşulan on maddeyi çıkardı ve önüne metin koydu. Trump konuştuğunda Teksaslı gibiydi oranın bütün meselelerini biliyordu. Sizin attığınız twitler üniversitenin en önemli sorunları ve en iyi konularını ortaya çıkarıyor. Siz farkında olmadan data veriyorsunuz” ifadelerini kullandı.Sempozyumun ardından plaket taktimi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleşti.

25 ARA 2019

Üsküdarlı 9 öğrenci Genç İletişimciler yarışmasında finalist

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Aydın Doğan Vakfı’nın (ADV) ortaklaşa düzenlediği 30’uncu Genç İletişimciler Yarışması’nın finalistleri belli oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinden 9 öğrenci ödül almaya hak kazandı.İletişim alanında eğitim gören gençlerin yeteneklerini ve yaratıcıklarını geliştirmeleri amacıyla, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Aydın Doğan Vakfı'nın işbirliğinde düzenlenen Genç İletişimciler Yarışması’nda dereceye giren öğrenciler açıklandı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin çeşitli bölümlerinde okuyan 9 öğrenci jüri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda ödüle layık görüldü.Üsküdar İletişim’e 4 ödülBu yıl 30’uncusu düzenlenen Genç İletişimciler Yarışması’nda iletişim fakültelerindeki öğrencilerin 2018-2019 eğitim öğretim yılında ürettikleri içerikler jüriler tarafından değerlendirildi.Başvurular yazılı, görsel, işitsel ve internet yayıncılığı ana dallarında yapıldı.24 Aralık 2019 tarihinde açıklanan sonuçlara göre, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Sema Kahriman, Nilay Tuğçe Bostancı, Meliha Balaman, Muhammet Şahan Şengül, Elif Sena Demiroğlu, Lütfiye Öztunç, Ece Özipek, Nuriye Serenay Özkan ve Büşra Kaplan finalist oldu.Öğrenciler 4 Mart 2020 Çarşamba günü saat 19.00’da Hilton İstanbul Bosphorus Oteli’nde yapılacak ödül töreni ile ödüllendirilecek.

25 ARA 2019

“Hayata Sen de Dokun” sosyal sorumluluk projeleri tanıtıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü öğrencileri “Hayata Sen de Dokun” etkinliği düzenledi. Şarkıcı Özgün Uğurlu ve eşi Nilda Uğurlu’nun da katıldığı etkinlikte birbirinden farklı sosyal sorumluluk projeleri yer aldı.Sosyal sorumluluk projeleri tanıtıldıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros’un Kurumsal İletişim Uygulamaları dersi kapsamında, dersi alan öğrenciler tarafından geliştirilen dokuz farklı sosyal sorumluluk projesi ziyaretçilere tanıtıldı. “Güneşe Dokunan Kadınlar, Güneşten Haber Var, Bir El Uzat Bir Kalbi Aydınlat, +1 Dokun, Kafes, Hayvanları Ev’lendiriyoruz, Göz Göre Göre, Bir Bağış Bir Umut, Lösemi Değil İyilik Bulaşıcıdır” isimli sosyal sorumluluk projelerine ziyaretçiler yoğun ilgi gösterdi.Projeler hakkında bilgi verildi İletişim Fakültesi lobi alanında gerçekleştirilen etkinlikte sosyal sorumluluk projelerini yürüten öğrenciler, ziyaretçilere projelerini anlatarak detaylı bilgi verdi. Şarkıcı Özgün Uğurlu ve eşi Nilda Uğurlu da etkinlik kapsamında proje stantlarını gezerek, projeler hakkında bilgi aldı.Tiyatro Kulübü ve Müzik Kulübünün de kısa performanslar sergilediği etkinlikte keyifli anlar yaşandı.Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros’un Özgün Uğurlu ve Nilda Uğurlu’ya adlarına dikilen fidan sertifikalarını takdim etmesiyle etkinlik sona erdi.

23 ARA 2019

Hareket et kendini mutlu et!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü 4’üncü sınıf öğrencileri “Hareket Et Kendini Mutlu Et” konulu sosyal sorumluluk kampanyası düzenledi. Kampanya ile gündelik hayatta hareket kısıtlığının aşılması hedefleniyor.Güney Yerleşke lobi alanında gerçekleşen etkinliğe öğrencilerin yanı sıra idari ve akademik personel de yoğun ilgi gösterdi.Sağlığını korumak ve dinç kalmak için hareket et!İnsanların gündelik hayatta hareket alanları kısıtlı olmasından dolayı sağlığını korumak ve dinç kalmak amacıyla insanları hareket ettirmeye teşvik eden sosyal sorumluluk kampanyasında insanların rahatlıkla hareket edebilecekleri bir gün belirlendi.Hareket etmenin yararları hakkında bilgi verildiHalkla İlişkiler 4’üncü sınıf öğrencileri insanlara hareket etmenin yararları hakkında bilgi vererek hareket etmeye teşvik edici alanlar oluşturdu. Öğrenciler, insanları yürüttükleri kampanyadan haberdar edebilmek için afişler astı, merdivenlere insanları hareket etmeye teşvik etmek amaçlı adım izleri koydu.Parkur alanında egzersiz yapıldıKeyifli anların yaşandığı etkinlikte yürüyüş, pilates çemberiyle bacak açma kapama hareketi, pilates topuyla oturma kalkma hareketi, mekik çekme, dambıl kaldırma, ip atlama ve tek ayak zıplama hareketleri gibi egzersizler yapıldı. Parkuru tamamlayan insanlara harekete teşvik edici hediyeler verildi.Parkur alanında hareket eden katılımcılar sonrasında müzik eşliğinde zumba dansı yaptı.Etkinlik sonrası katılımcılara çekiliş yoluyla hediyeler verildi.

20 ARA 2019

Dizi sektörünün uzmanları sektörün geleceğini tartıştı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ve TRT iş birliğinde “TRT Akademi Söyleşileri” kapsamında düzenlenen panelde “dizi sektörünün geleceği” sektörün uzmanlarınca konuşuldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, dizilerin kültürel, toplumsal ve bireysel gelişim açısından çok önemli bir alan olduğunu belirterek “Dizilere çok iş düşüyor. Diziler aracılığıyla verilen mesajlar kültürün dokuları içerisinde yerini alıyor. Kültürün en kılcal damarlarına kadar siniyor, orada kalıyor ve bizim kültürümüzün bir parçası haline geliyor” dedi. Panele katılan yapımcı Faruk Turgut, televizyon yayıncılığının da evrileceğini söyledi. Turgut, “Erkenci Kuş” dizisiyle tanınan oyuncu Can Yaman’ın oynadığı Can Divit karakteri için çok çalıştıklarını kaydetti. Turgut, çok tutulan Can Divit karakterinin mağduriyetini bugünlerde had safhada yaşadıklarını da belirtti. Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda “TRT Akademi Söyleşileri” kapsamında düzenlenen “Dizi sektörünün geleceği” başlıklı panelde iletişim ve dizi sektöründen uzmanlar bir araya geldi.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, açılış konuşmasında önemli bir paydaş olan TRT ile çok güzel bir iş birliği yapıldığını, bu önemli buluşmanın geleceğin iletişimcileri açısından çok iyi bir fırsat olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Dizilere çok iş düşüyor”Türkiye’nin Latin Amerika dizileri ile başladığı dizi macerasının sonra Dallas ile devam ettiğini belirten Güngör, dizilerin kültürel, toplumsal ve bireysel gelişim açısından çok önemli görevleri olduğunu kaydederek şunları söyledi:“İnsanlar o dizilerde hayatın her türlü yönünü gördüler ve çok sevdiler. Artık kendi dizilerimizi üretiyoruz. Yapımcılarımız, senaristlerimiz, oyuncularımız, bolca yapım ortaya koyuyor. Çok önemli bir iş yapılıyor. İşin bir tarafında kültür endüstrisi kavramı var. Diziler uzun soluklu filmlerdir ve insanlar bu uzun soluklu filmlerle birlikte yaşıyor. Empati kuruyor, para sosyal ilişki kuruyor. Orada içselleştirmeler, kültürün yapılarına ve dokularına ekmeler oluyor. Bu nedenle dizi yapımcılarına, senaristlere çok iş düşüyor. Ne verirseniz o diziler aracılığıyla verilen mesajlar kültürün dokuları içerisinde yerini alıyor. Kültürün en kılcal damarlarına kadar siniyor, orada kalıyor ve bizim kültürümüzün bir parçası haline geliyor. Dolayısıyla artık çok önemli. Nüfusun çok önemli bir kısmı saatlerce bunu izliyor. Diziler iyi ve kaliteli yapılırsa eğer çok büyük bir hizmet. Kaliteden taviz verilirse de çok önemli bir taviz. Kültürel, toplumsal ve bireysel gelişim açısından çok önemli bir alan.”TRT Eğitim Müdürü Ekrem Özdemir’in moderatörlük yaptığı panelde TRT1 Kanal Koordinatörü Cemil Yavuz, oyuncu Vildan Atasever, yapımcı Faruk Turgut, yapımcı Onur Güvenatam ve Blu TV İçerik Yöneticisi Şehnaz Uğur panelist olarak yer aldı. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde gündemde olan dijital platformlarda yayınlanan diziler ile televizyon dizileri arasında yaşanan rekabet, sektörel sorunlar, denetim konularının yanı sıra gelecekte dizi sektöründe yaşananlar konuşuldu.Yapımcı Faruk Turgut: “Televizyon yayıncılığı da evrilecek ve dijitale kayacak”Atıf Yılmaz ve Şerif Gören gibi Türk sinemasının usta yönetmenleriyle çalışan, birbirinden başarılı yapımlara imza atan, “Erkenci Kuş” dizisinin yapımcısı Faruk Turgut, ekran kültürünün içinde bulunduğu değişime değinerek “İlk özel televizyonun açıldığı 1993’ten 2012’ye kadar özel televizyonlar en güçlü dönemini yaşadı. 2012 sonrası ise dizi sürelerinin belirli bir süreye erişiminden sonra dizilere olan ilginin gün geçtikçe azaldığının bizler de fark ediyoruz. Şu anda da ağırlık olarak dizi seyircisinin büyük bir bölümünün dijital platformlara kaydığını çok net görüyoruz. Son dönemde özel dizilere özel seyirci geliyor ve dizi tercihi ile dizi seyredip devamlı olarak ekran karşısında kalmıyor. Bu da televizyonun geleceği açısından ciddi bir risk. Evrilecek, şu anki televizyon yayıncılığı daha ağırlıklı olarak dijitale kayacak. Biz de buna dönük gerekli hazırlıkları yapıyoruz” dedi.Faruk Turgut, en önemli şeyin içerik olduğunu belirterek “İçeriğiniz değerliyse öyle ya da böyle bir platformda yayınlama şansını elde edersiniz. Ancak dijital platformların şöyle bir özelliği var. Çağımız hız çağı. İnsanların 140 dakika dizi seyretmeye çok tahammülleri yok. Daha seri daha net ve daha çabuk anlatımları tercih ediyorlar. Bu anlamda da dijital içerikler daha çok öne geçiyor” dedi. Faruk Turgut geleceğin iletişimcilerine çok yönlü olmalarını, dünyayı iyi takip etmelerini, fark yaratmalarını ve bunu fark ettirmek için de çok çalışmaları gerektiğini söyledi.Yapımcı Faruk Turgut: “ Çok tutulan Can Divit karakterinin mağduriyetini yaşıyoruz” Son günlerde gündeme gelen Can Yaman’ın canlandırdığı “Erkenci Kuş” dizisindeki Can Divit karakterini nasıl oluşturduğuna da değinen Turgut, “Son dönemde romantik komedilerin seyirci nezdinde kalitesinin yükseldiğini fark etmiştim. Demet’le arka arkaya üç dizi çektim. Erkenci Kuş projesi bana geldiğinde Can Yaman’a farklı bir proje yapacaktım. Ama sonra şunu fark ettim. İki oyuncunun bir araya gelmesinden oluşacak sinerjiyi hissederek diğer diziyi iptal ettim. Burada en temel şey karakterin tasarımı önemli. Can Yaman daha önce dört dizide oynadı ama hiç bu kadar etkili olmadı. Bunun da temel nedeni styling meselesine, saçına, başına, vücut diline, postürüne ciddi anlamda zaman ayırarak çok titizlenerek bir çalışma yaptık. Cidden ben de bu kadar etki yaratacağını düşünmüyordum ama biraz da fazla bir etki yarattı. Şimdilerde onun mağduriyetini de had safhada yaşıyoruz. Karakter çok sevildi. Romantik komedi karakterinin bu kadar etkili olması Türkiye’de ilk kez olan bir şey” dedi.Yapımcı Onur Güvenatam: “Dijitalin gücü var ama televizyonun da ayrı bir gücü var”“Vatanım Sensin”, “İstanbullu Gelin”, “Hakan Muhafız” ve “Atiye” gibi birçok başarılı dizinin yapımcısı Onur Güvenatam ise çevrimiçi ve dijital platformların çok popüler olmasına rağmen televizyonun yerinin ayrı olduğunu söyledi. Güvenatam, “Dijitalin bir gücü ve kuvvet olduğu kesin ama televizyonun da bir gücü ve kuvveti olduğunu düşünüyorum. Hiçbir platform tek başına tekel değil. İçeriğin bir sınırı ve sonu yok. Bundan 8 yıl önce Netflix yoktu. Bu sürekli değişen bir şey. Ben dijitalde de televizyonda da izleyici kitlesinin her zaman olacağına inanıyorum. Bunun her zaman gelişeceğine ve dönüşeceğine inanıyorum” dedi. Güvenatam, dizilerin en çok duygulara dokunması nedeniyle izlendiğini ve izleyenleri etkilediğini söyledi.Oyuncu Vildan Atasever: “Kendimi keşfettirdim”Son filmi “Dilsiz” ile gündemde olan oyuncu Vildan Atasever de oyunculuğa öğrencilik yıllarında kendi girişimi ile başladığını belirterek “Kendimi keşfettirdim” dedi. Perihan Mağden’in romanı “İki Genç Kız”da Handan karakterini çok beğendiğini, “Keşke kitabın filmi çekilse de Handan’ı ben keşke ben oynasam” dediğini kaydeden Vildan Atasever, bir gün “İki Genç Kız” isimli romanın filme çekileceğini, Behiye karakterinin bulunduğunu ancak Handan karakteri için amatör ya da profesyonel oyuncular arandığını öğrendiğini kaydetti.Oyuncu Vildan Atasever: “O filmle ‘Yılın En İyi Kadın’ Oyuncusu seçildim”Oyuncu seçmeleri için başvurduğunda tıpkı Handan gibi giyindiğini ve onun gibi konuştuğunu ve sonunda Handan karakteri için seçildiğini belirten Atasever, “Yönetmen Kutluğ Ataman’la üç ay prova yaptık. Mezun olduktan sonra ikinci bir okula başlamıştım. Mükemmel bir pratik oldu. Sonra filmimizi çektik, bitti. Kadın İsterse diye bir diziye başladım. Dizi yayınlanırken o film Antalya Altın Portakal Film Festivaline gitti ve o filmle yılın En İyi Kadın Oyuncusu seçildim” dedi.Oyuncu Vildan Atasever: “Seyirciye karşı sorumluluğum var”Vildan Atasever, rol alacağı filmlerde önce anlatılan hikayeye baktığını belirterek “Bir oyuncu olarak seyircileri bir hayal alemine sürüklüyoruz. Hangi aleme sürüklediğiniz benim için çok önemli.  Oynadığım karakterin izleyiciler üzerinde nasıl bir etki bırakacağı benim için önemli. Derinliği var mı, farklılığı var mı? Seyirciye ne katacak onu çok önemsiyorum. Bu bir sorumluluk.  Ben bir sorumluluğumun olduğunu düşünüyorum” dedi.Cemil Yavuz: “Bir dizi 5 kuşak reklam almazsa maliyetini karşılayamaz”TRT1 Kanal Koordinatörü Cemil Yavuz ise televizyonun hiçbir zaman bitmeyeceğini düşündüğünü ancak televizyonun kendini yenilemesi gerektiğini söyledi. Yavuz, “Televizyon pastasından televizyonlara düşen pastayı biliyoruz. Ortalama bir televizyonun bütçesinin % 70’i prime time programlardan geliyor. Bunu hesap ettiğinizde şu ortaya çıkıyor. Bir dizi eğer 5 kuşak reklam almazsa o dizi maliyetini karşılayamıyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜ TV) tarafından canlı yayınlanan panel katılımcıların birlikte hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. 

18 ARA 2019

Senarist Eda Tezcan: “Egonuz yoksa senarist olamazsınız”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölümü Eda Tezcan’la Senaryo Konuşmaları etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu birçok dizi ve film senaryo yazarı senarist Eda Tezcan oldu. Etkinlikte senaristlik ve senaryo yazma konuları ele alındı.Güney Yerleşke Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.“Senaryo yazımı ve meslekte ilerlemek sabır işi”Tezcan, senarist olmak, senaryo yazma alanına yönelmek ve bu mesleği profesyonel bir şekilde icra etmek isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Tezcan, “İleri düzeyde bir noktaya gelmek gerçekten meşakkatli ve zor bir yol. Ben kendi ekibimi kuracağım ve kendi işlerimi yapacağım diyebileceğiniz bir seviyeye ulaşmak çok zaman alıyor. Vazgeçmemeniz gerekiyor. Senaryo yazımı ve meslekte ilerlemek sabır işi. Çok istekli olmak lazım. Eğer gerçekten istiyorsanız ve vazgeçmeyecekseniz bu yola girmeniz tavsiyemdir” dedi.“Dizi bir sanat dalı değildir”Televizyonun çok çabuk tüketilen bir alan olduğunu belirten Tezcan, televizyonun kitap ya da sinema kadar kalıcı olmadığını ifade etti. Tezcan, “İnsanların evine bedelsiz olarak satın aldıkları bir hizmetten söz ediyoruz. İzleyici kanalı açıyor ve o an canı onu seyretmek isterse seyrediyor. Bunun için herhangi bir bedel ödemiyor. Dizi orada yavaşladığı anda veya izleyiciyi sıkacak bir sahne koyduğun zaman, istemediği karakteri görünce anında kanalı değiştiriyor. Böyle bir mecrada kalıcı olmak zor. Dizi bir sanat dalı değildir. Fakat yine de biz senaristler daha fazla ne ekleyebilirim duygusuna kapılıyor ve bir şeyler katmaya çalışıyoruz” şeklinde belirtti.“Egonuz yoksa senarist olamazsınız”Tezcan, öğrencilere başarılı olmaları için izlemeleri gereken yollardan bahsederek kendi meslek hayatı ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Tezcan, “Ben kendi hayatımda acaba ne yazabilirim diyerek bu yola başladım. Hikâye, şarkı sözü, şiir, polisiye hikâye, polisiye dizi, romantizm, dram yazdım. Hangi alan benim kalemime daha çok uyuyor, hangisi duyguma uyuyor öncelikle bunu bularak belirledim. Senarist olmak konusunda çok kararlıydım. Kesinlikle bu işten vazgeçme düşüncesine sahip değildim. Kendinize alanlar açmaya çalışın. Kendinizi bir ekibin içine dahil edin. Bazı yarışmalara katılım sağlayarak projelerinizi sunmanız size yardımcı olabilir. Aranızda senaryo ekipleri oluşturarak çalışmalar yapın. Her şeyi yazmayı deneyin. Kısa filmler çekerek yarışmalara katılın. Kısa film senaryoları yazın. Kaleminize veya senaryonuza güveniyorsanız, kalemini size yakın gördüğünüz güçlü kişilere ulaşın. Egolar bizim mesleğimizde çok ön plandadır. Eğer egonuz yok ise gerçekten senarist olamazsınız” diyerek düşüncelerini aktardı.Etkinlik sonrası İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder’ konuşmalarından dolayı senarist Eda Tezcan’a plaket takdim etti. Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

11 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim bölümü tarafından düzenlenen bölüm etkinliklerinin ilki, İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. “Televizyon Haberciliği ve Haber Muhabirliği” konulu etkinlikte Kanal 7 Ana Haber Muhabiri Ahmet Furkan Başdemir muhabirlikte kazandığı deneyimleri öğrencilerle paylaştı.2019-2020 eğitim-öğretim yılında Medya ve İletişim bölümü tarafından gerçekleştirilen bölüm etkinliklerinin birincisinde “Televizyon Haberciliği ve Haber Muhabirliği” konuşuldu. Kanal 7 Ana Haber Muhabiri Ahmet Furkan Başdemir’in konuk olduğu ve tecrübelerini Üsküdar İletişim öğrencileri ile paylaştığı etkinlikte muhabirlik konusu derinlemesine ele alındı. Muhabir Ahmet Furkan Başdemir basın sektöründe iyi muhabir olmanın ipuçlarına değindikten sonra öğrencilerin muhabirliğe ilişkin sorularını cevaplandırdı.“Tarak ve kumanda ile muhabirleri taklit ederdim”Konuşmasına muhabirlik öyküsünü anlatarak başlayan Ahmet Furkan Başdemir, “Benim muhabirlik öyküm çocukluğuma kadar uzanıyor. Küçükken televizyonda haberler başladığında ve bir haber muhabiri gördüğümde elime bir tarak veya kumandayı alır, söylenenleri tekrar ederdim. Ben muhabirliğe böyle antrenmanlar yaparak başladım. Gazeteciliğe karşı hevesim ise ilkokul ve lise yıllarında başladı. Lisede ekran önünde münazaralar oluyordu ve ben onları yapmak isteyen heveste bir öğrenciydim. Daha sonra bu alanda kendimi yetiştirmek için çeşitli kurslardan eğitimler aldım. Eğitimler sırasında sizlerle hemen hemen aynı yaşlardaydım. Üniversite zamanlarımda diksiyon gibi birçok kursa katılmaya çalıştım. İstanbul Arel Üniversitesi’nde lisans okurken derslerimden geri kalan boş zamanlarımı oyunculuk, diksiyon, sunuculuk gibi eğitimlerle değerlendirmeye çalıştım. Sizlere de naçizane tavsiyemdir, mutlaka boş zamanlarınızı sizler de bu şekilde kurslarda değerlendirin.Daha sonraki yıllarda da kendi üniversitemin radyosunda yayınlar yaptım. Bunun yanı sıra Üsküdar Belediyesi’nde Boğazın Sesi Radyosu’nda çalıştım. Bu radyo kişinin gerçekten kendini geliştirmesi ve yetiştirmesi için çok ideal bir yer. Ardından Fuat Kozluklu Cem Öğretir Gülgün Feyman ,TRT ve birçok özel kanal spikerlerinden mesleğinin önde gelenlerinden eğitim alma şansını yakaladım. Bunların dışında kişisel röportajlar yapıyordum. Mesleğimizin önde gelenleri ile röportaj yapmak ve onların hayat hikâyelerini dinlemek, bu mesleği gerçekten seçmek isteyenler için gözden kaçırılmaması gereken bir eğitim sürecidir.  Bir süre sonra TRT Ankara’da staj yapma şansım oldu ve orada mesleğe karşı ilk temelleri attım. İhlas Haber Ajansı’nda da çalışma fırsatım oldu. Orası ajans haberciliğinin mutfağıdır. Bu mesleğe sevginizi katın ve özen gösterin sizler de orada çalışarak ajans haberciliği ile ilgili kendinizi  geliştirebilirsiniz” dedi.“Muhabirlik istiyorsanız ajans muhabirliğinden başlamalısınız”Öğrencilere muhabirlik hakkında bilgiler veren Başdemir, “Mezun olduktan sonra bir süre işsiz kaldım. İşsizlik bu mesleğin handikapıdır. O süreçlerde yine çeşitli kurslara gitmeye devam ettim. Daha sonra Kanal 7’de işe girdim ve yaklaşık 8 aydır da burada muhabirlik yapıyorum. 1 ay önce “Yılın En İyi Çıkış Yapan Muhabiri” ödülünü aldım. Eğer muhabirliği seçmek istiyorsanız öncelikle ajans muhabirliğinden başlamanızı öneririm. Ajans muhabirliğinin zor tarafları olsa da aslında mesleği asıl öğrenebileceğiniz yer orasıdır. Meslekte sabit kalmayıp öğrenime açık olun Sizlere önerim, kendinizi farklı alanlarda geliştirmek için sektörde farklı alanlarda staj yapmaya çalışın” şeklinde konuştu.Haber merkezinde bir gününü anlattıHaber merkezinde bir gününün nasıl geçtiğini anlatan Başdemir, “Sabah haber merkezine geldiğimizde güne ilk olarak toplantıyla başlarız. Ana haber saati için çalışmalar yaparız. Toplantıda ilk önce gündem belirlenir, bulunan ajans haberleri derlenir ve dosyalanır. Toplantı esnasında Ankara’daki haber merkezi ile iletişime geçilir ve siyasetin gündemi görüşülür. Muhabirler özel haberlerini sunup onaylattıktan sonra haberin taslağını oluştururlar. Daha sonra kameramanlar ile birlikte haber sahasına gidilir. Oluşturulan haber muhabir tarafından montajlanır ve kontrol edilmesi için kurgucuya gönderilir. Kurgucu haberi kontrol eder, eksik taraflarını düzeltir ve yayına hazır hale getirir” ifadelerini kullandı.“Muhabirlik için eğitim almak önemli”Şan ve diksiyon eğitimi almanın muhabirlik için önemli olduğunu vurgulayan Ahmet Furkan Başdemir, öğrencilere konuya ilişkin şu tavsiyelerde bulundu: “Benim sizlere tavsiyem, ses tonunuz ve mesleki  öğreniminizi daha iyi hale getirebilmek için spikerlik ve muhabirlik eğitimi alanıyla ilgili kurslardan iyi bir eğitim almanız olacak. Muhabirlik için bu eğitimlerin çok önemli bir yeri vardır. Özellikle kanallarda yapılan stajlar bu hususta çok önemli bir payı vardır. Hedefiniz muhabirlik ve bu alanda çalışmak  ise heyecanla ve sevgiyle bu işi yapmalısınız.Öğrenciler tarafından yöneltilen soruların cevaplanmasının ardından etkinlik, Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder’in Kanal 7 Muhabiri Ahmet Furkan Başdemir’e plaket takdim etmesi ve toplu fotoğraf çekilmesiyle son buldu.

10 ARA 2019

‘Genius’ mezun olmadan öğrencilere reklam ajansı deneyimi yaşatacak

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde geçen sene kurulan ve öğrencilerin pratik yapmalarına yönelik faaliyet gösteren Reklam Atölyesi, bu dönem itibariyle, bilinen atölye anlayışının ötesine geçerek ajans kimliğine bürünüyor. Diğer iletişim fakültesi reklam atölyelerinden farklı bir çalışma modelini getirmeye hazırlanan atölyenin, bundan sonra ‘Genius Creative Boutique’ adıyla faaliyetlerine devam etmesi bekleniyor.Atölyede yaşanan gelişme ile ilgili açıklamada bulunan Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı, “Reklam Tasarımı ve İletişimi bölümü olarak bizden eğitim alan bir öğrencinin mezun olmadan önce mutlaka uygulamalı bir eğitimden geçmesini sağlıyoruz. Bizim için öğrencinin teorik bilgileri ve mesleki formasyonu edinmesi kadar, bu bilgileri uygulamaya ne kadar dönüştürebildiğini ve pratik alana yansıtabildiğini görmek de çok önemli. Bu anlayışla bölüm çatısı altında kurduğumuz reklam atölyesini aynı zamanda, sektörde faaliyet gösteren, profesyonel her hangi bir ajanstan farkı olmayan bir yapıyla zenginleştirerek öğrencilerimizin gerçek zamanlı iş yapmalarını sağlamış olacağız. Böylece, mezun olmadan hem iş hayatında karşılarına çıkabilecek her türlü iş süreçlerini ve zorlukları tanımayı, gerçek müşterilerle nasıl iletişim kurulacağını öğrenecek hem de planlama, problem çözme, strateji üretme ve fikirleri pratik hayata geçirme becerisi kazanacaklar” şeklinde konuştu.    Atölye ve ajans bir arada yürüyecekİletişim Fakültesi bünyesinde uygulamalı öğrenci reklam ajansı olarak hayata geçen Genius, çalışmalarını atölye ve ajans olmak üzere iki farklı uygulama altında, birbirlerini destekleyecek şekilde sürdürmeyi planlıyor. Atölye içinde daha önceden başlanan reklam senaryosu oluşturma, yaratıcı brief yazımı, 360 derece kampanya planlama, fotoğraf çekim teknikleri vb. konularda eğitimler ve küçük çaplı seminerler verilmeye devam ederken, Genius çatısı altında hem kurum içinden hem de kurum dışından alınan ‘brief’ler doğrultusunda özgün, farklı ve yaratıcı reklam çalışmaları üretilmesi bekleniyor.Yaratıcı işler “bi’dolu fikir kovanı”ndan çıkacakReklam Tasarımı ve İletişimi başta olmak üzere diğer bölümden öğrencilerin de yer aldığı Genius’ta çalışmalar, projeler ve yarışmalar, İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan öncülüğünde koordine ediliyor. “Bi’ dolu fikir kovanıyız” mottosuyla harekete geçen ajans, iletişim stratejisinin gücüne olan inancından ve iç görüden ayrılmadan, her zaman daha iyi fikrin peşinden giderek yenilikçi çözümler üretmek misyonuyla yola çıkıyor.Gerçek ajanstan farkı yokGenius adıyla kurulan ajans her ne kadar öğrenci reklam ajansı olsa bile gerçek bir ajansı aratmıyor. Her çalışan öğrenci, profesyonel bir reklam ajansında karşılaştığımız müşteri ilişkileri (account), yaratıcı (creative), stratejik planlama, medya planlama gibi departmanları temsilen görev paylaşımıyla ve bilinciyle hareket ediyor. Belli bir ekip şu anda Açıkhava Reklamcıları Vakfı’nın düzenlediği yarışma için açılan brief’in üzerinde çalışmaya başlarken, ekibin diğer kısmı yeni gelen iki proje üzerinde toplanıyor.Kendine ait logosu olan öğrenci ajansıGerçek bir ajanstan farklı olmadığını ve yapılan işin ciddiyetini göstermek için ajansın kendine ait bir logosu da var. Tamamen beyin fırtınası ile ortaya çıkmış ve kendi öğrenci ekibi tarafından tasarlanmış olan logo, koyu gri fon üzerinde, siyah renkli yazılmış ‘genius’ kelimesinden ve sarı renkli altıgen şeklinden oluşmaktadır. Logonun hemen altında da ‘creative boutique’ yazısı mevcut.Koyu gri renk sağlamlığı ve istikrarlı yenilikleri çağrıştırırken, siyah renk başarıya odaklı olmayı ifade ediyor. Sarı renk ise ekip içindeki bitmeyen enerjiyi ve yeni çözümler bulmanın anahtarını işaret ediyor. Sarı fon rengindeki altıgen ise bal peteğini simgeliyor. Petek figürü, mottodan hareketle, arıların ballarını depoladığı gibi fikirlerin depolanmasını, bitmeyen yaratıcılığı ve çalışkanlığı anlatıyor. ‘İ’ harfinin üzerindeki petekten gelen bal ise özgün fikri içeriyor. Genius kelimesi, keşfedilmeyi bekleyen içimizdeki dâhiliği anlatırken, sarı renkli altıgen figür içindeki ‘us’un ayrı gösterilmesi ise Üsküdar üniversitesini çağrıştırıyor. “Boutique” kelimesi de yenilikçi üretim işini ve özgünlüğü sunuyor.  

09 ARA 2019

İletişim Fakültesi İnsan Hakları için 100 Afiş Sergisi düzenliyor!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 70. Yıldönümünü kutlamak üzere Paris’te gerçekleşecek sergi ile aynı gün açılacak olan “İnsan Hakları için 100 Afiş Sergisi” etkinliği düzenliyor.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatice Öz Pektaş öncülüğünde serginin İstanbul’da gerçekleşmesine, Poster for tomorrow’un Türkiye temsilcisi, İletişim Tasarımcıları Meslek Kuruluşu Derneği de (İTMK) katkı sağladı.“Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 70. Yıldönümünü kutlamak üzere Poster for tomorrow tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR), Paris Belediyesi ve Artutti Vakfı'nın desteğiyle hazırlanan davetli bir afiş projesidir. 10 Aralık 2017'den itibaren Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 70. Yılı için bir kampanya yürütülmektedir. Poster for tomorrow “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” fikrini destekleyen afişler yapmaları için dünya genelinden 100 tasarımcı davet edildi.10 Aralık 2019 tarihinde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Galerisi’nde, Paris’teki sergi ile aynı gün açılacak olan “İnsan Hakları için 100 Afiş Sergisi” 31 Aralık 2019 tarihine kadar devam edecek.Bu projeye katılan tasarımcılar;Abedini Reza , IranArbelo Frank , BoliviaArvanitis Dimitris , GreeceAzcona Coqué , SpainBankov Peter , RussiaBar Noma , IsraelBatory Michal , FranceBaur Ruedi , SwitzerlandBecas Diego , ChileBenziman Naama , IsraelBouvet Michel , FranceBundi Stefan , SwitzerlandCabanas Benito , MexicoCarreras Fabián , ArgentinaCerrella Coco , ArgentinaChwast Seymour , United StatesCoffey Edward , AustraliaCvetkovski Ladislav , MacedoniaCzerniakowska Justyna , PolandCórdova Marina , BoliviaDESIGN GROUP BEETROOT , GreeceDeuchars Marion , United KingdomDezzani Massimo , ItalyDoubleday Richard , United StatesDrewinski Lex , GermanyDrueding Alice , United StatesFarkas kiko , BrazilFuentes Mario , EcuadorGallen Marisa , SpainGarla Ricardo , BrazilGatillon Cédric , FranceGatti Mauro , ItalyGlaser Milton , United StatesGramlich Götz , GermanyGulitov Yuri , RussiaGurovich Igor , RussiaHartwig Sarah , GermanyHohl Teija , AustriaJENKO Radovan , SloveniaJerzy Skakun Joanna Gorska , PolandJordan Alex , FranceJunge Abby , IsraelKaric-Hadziahmetovic Dalida , Bosnia and HerzegovinaKath Gitte , DenmarkKatsui Mitsuo , JapanKlotzel Ruth , BrazilKunz Anita , CanadaLe Quernec Alain , FranceLemel Yossi , IsraelLewis Andrew , CanadaLins Rico , BrazilLiu Yang , GermanyLjubicic Boris , CroatiaLoesch Uwe , GermanyLogvin Andrey , RussiaMagallanes Alejandro , MexicoMao Ming , ChinaMarcolla Tomaso , ItalyMatsui Keizo , JapanMenéndez Pepe , CubaMieczyslaw Wasilewski , PolandMilani Armando , ItalyMiyagawa Tomoko , JapanMlodozeniec Piotr , PolandMorainslie Gus , MexicoNewhouse Meta , United StatesNygaard Finn , DenmarkOlivares Eric , MexicoOlivotti Sergio , ItalyOrosz Istvan , HungaryOzis Selcuk , TurkeyPennington Mary Anne , United StatesPerrottet Vincent , FrancePettis Valerie , United StatesPiippo Kari , FinlandPoroli Francesco , ItalyROJAS CAROLINA , ColombiaRouard Jean Pol , BelgiumSalgado María Mercedes , EcuadorScher Paula , United StatesSdralevich Teresa , BelgiumSeylan Ali , TurkeyShih Sophia , TaiwanSonia & gabriel un mundo feliz , SpainSonnoli Leonardo , ItalySosa Elmer , MexicoSpanier Ariane , GermanyStudio Cyan , GermanySun Byoung il , South KoreaTanus Ivan , MexicoTartakover David , IsraelTashakori Parisa , IranTroxler Niklaus , SwitzerlandTóxico Marco , BoliviaVarga Anna Gizella , HungaryVeiga Luís , PortugalVladimir Chaika , RussiaWasik Anita , PolandZiemiszewska Agnieszka , PolandZolezzi Lourdes , Mexico

06 ARA 2019

İletişim Fakültesi öğrencileri Hundez Film Işık firmasında…

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü öğrencileri, Televizyon Yayın Teknikleri dersi kapsamında Hundez Film Işık firmasında uygulama yaptı.Hundez Işık’ta gerçekleştirilen ışık uygulamalarının mentörlüğünü Yapımcı Görüntü Yönetmeni Radyo Televizyon ve Sinema bölümü Öğr. Gör. Ege Ellidokuzoğlu üstlendi.Öğrenciler ışık ortamları oluşturduİletişim Fakültesi bünyesinde bulunan kamera ve Hundez Işığın yeni nesil aydınlatma araçlarıyla yaratıcı ve öğretici ışık ortamları oluşturuldu. Hundez Film Işık Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Toz’un da bulunduğu ışık ortamlarında yönlendirmeyi ışık şefi Mehmet Toz, Şef görevini Emre Çakır asistanlığı ise Levent Toz üstlendi. İletişim Fakültesi öğrencilerinin de ışık ortamlarında aktif rol aldı.  Görüntünün olmazsa olmazı ışık…Görüntünün olmazsa olmaz parçası ışıkla yapılan çalışmalar sonucu, etkileyici resimler ortaya çıktı. İletişim fakültesi öğrencilerinin keyifli anlar geçirdiği uygulamada öğrenciler ekipmanlar ile çalışma yaparak yeni tecrübeler edindi.  ‘Paydos’ verildiEge Ellidokuzoğlu öğrencilerimizi sektöre yönlendirmek ve hazırlamak adına yeni buluşmalar programların yapılacağını belirtti.Toplu fotoğraf çekimi ardından ziyaret sona erdi.

06 ARA 2019

Dr.Öğr. Üyesi Gül Esra Atalay’ın çalışması uluslararası kitapta!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay’ın da yazarlarından biri olduğu “Critical Global Semiotics: Understanding Sustainable Transformational Citzenship” (Eleştirel Küresel Göstergebilim: Sürdürülebilir Dönüştürücü Vatandaşlığı Anlamak) isimli kitabın tanıtım toplantısı 3 Aralık 2019 Salı günü Londra'da, University College London’da gerçekleşti. 12 farklı ülkeden 24 yazarın katkı sağladığı kitap dünyanın en prestijli akademik yayın evlerinden biri olan Routledge tarafından yayımlandı.Atalay, Türkiye’de yeni nesil çocuk işçiliği konusunda sunum yaptı Londra’daki kitap tanıtım etkinliğe katılan Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, kaleme aldığı “New Age Child Labor in Turkey: Child Influencers on YouTube” (Türkiye’de Yeni Nesil Çocuk İşçiliği: YouTube’da Çocuk Influencerlar) başlıklı kitap bölümüyle ilgili bir sunum gerçekleştirdi. Çocukların YouTube ve benzeri sosyal medya mecralarında kazanç elde etme amaçlı içerik üretmelerinin sakıncalarına değinen Atalay, çocuklarını bu tür aktivitelere teşvik eden ebeveynlerin çocukluklarını metalaştırdığına, bunun bir emek sömürüsü ve çocuğun mahremiyetinin, kişilik haklarının ve özel yaşamının gizliliğine dair haklarının ihlâli olduğuna dikkat çekti.“YouTuber çocukları en değerli vakitlerini kontrolsüz içerik hazırlamak için harcıyor”Atalay, takipçi kitlelerini kaybetmemek uğruna günde iki-üç video çekme baskısıyla karşı karşıya kalan YouTuber çocukların en değerli vakitlerini bu kontrolsüz içerikleri hazırlamak için kaybettiklerinin, üstelik üretilen içeriklerin izleyen çocuklar için de birçok sakınca barındırdığının altını çizdi. Söz konusu sorunun multidisipliner bir yaklaşımla ve çocukların bu platformlarda yer almalarının kişilik gelişimine ve ruh sağlığına etkilerini de içerecek şekilde ele alınması gerektiğini söyleyen Atalay, kitaba katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi.Kitap tanıtımına çok sayıda yazar katıldıLondra’daki kitap tanıtımına katılan diğer yazarlar Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Wendy Purcell, Case Western Reserve Üniversitesi’nden Prof. Per Aage Brandt, Royal Central School of Speech and Drama’dan Prof. Paul Alen Barker, Angila Ruskin Üniversitesi’nden Dr. Alison Greig ve University College London’dan kitabın editörlüğünü yürüten Dr. Maureen Ellis oldu. Critical Global Semiotics: Understanding Sustainable Transformational Citzenship başlıklı kitap, çok modluluk, medya ve matafor üzerine odaklanarak eleştirel gerçekçilik ve sistemik fonksiyonel göstergebilim temelinde, disiplinlerarası bir perspektifle küresel bilinci geliştirmeye yönelik çabaları içeriyor.

04 ARA 2019

Mehmet Çam: “Belgesel çektikten sonra hayatım değişti”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Bir Düşün Sosyal ve Siyaset Kulübü “Mehmet Çam ile Hayat Bize Milyonluk Sorular Soruyor” etkinliği düzenledi.Etkinliğin açılış konuşmasını İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Can Diker yaptı. Programın moderatörlüğünü Bir Düşün Sosyal ve Siyaset Kulübü Başkanı Emirhan Dursun üstlendi.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.“30 binin üzerinde mülakat gerçekleştirdim” Program yapımcısı Mehmet Çam katılımcılarla tecrübelerini paylaşarak tavsiyelerde bulundu. Çam, “Bu zamana kadar 30 binin üzerinde mülakat gerçekleştirdim. Bu çok enteresan bir tecrübe. Yaptığım mülakatlar arasında bende iz bırakan üç kişi var. Bu üç kişiye milyonluk soru sordum” şeklinde konuştu.“Yaptığınız işin hakkını verin” Bölüm seçmenin zorluğuna değinen Çam, yapılan iş ne olursa olsun en iyi şekilde yapılması gerektiğini vurguladı. Çam, “Bölüm seçmek evlilik gibidir. Mide spazmı geçiriyor gibi hissedersiniz. Size bu konuda söyleyebileceğim tek şey yaptığınız işin hakkını verin. Yaptığınız iş her ne olursa olsun en iyi şekilde yerine getirin. Ben hayatımın her anında yaptığım her işin hakkını verdim. Bir şeylerin hakkını vererek yaparsanız size mutlaka geri dönüşü olur” dedi.“İçgüdü hayvanlara özgüdür”İçgüdünün insana değil hayvana özgü olduğunu belirten Çam, içgüdüsel olarak bir soruya cevap verilemeyeceğini ifade etti. Çam, “İçgüdü insanda yoktur, hayvanda vardır. Bir insan içgüdüsel olarak cevap veremez. Bir şeye dayandıramıyorsanız o adımı atmayın. Adımlarınızda temkinli olun. Risk alarak başarıya ulaşma olayının doğru olduğunu düşünmüyorum. Daha doğrusu hayatın her yerinde geçerli olmadığını düşünüyorum” şeklinde konuştu.“Belgesel çektikten sonra hayatım değişti”Çam, üniversite yıllarından program yapımcısı olma sürecine ilişkin paylaşımlarda bulundu. “Üniversite yıllarımda sorumsuz ve tembel bir öğrenciydim. Bir gün bir hocamın artık kesin kalacaksın demesiyle kendime geldim. Proje dersi için okula gittim ve benim konumun seçildiğini öğrendim. Seçtiğim konu hakkında belgesel çektikten sonra hayatım değişti. Ödül festivallerine katıldım ve kendimi buldum” dedi.Etkinlik sonunda Mehmet Çam, katılımcıların sorularını da cevapladı.İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkan Yardımcısı Can Diker katılımlarından dolayı Mehmet Çam’a teşekkür belgesi takdim etti.Toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.

28 KAS 2019

Marka Konuşuyoruz etkinliğinin konuğu Savaş Ceneviz oldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü’nün düzenlediği “Marka Konuşuyoruz” etkinliğinin bu haftaki konuğu, Mitsubishi Electric Türkiye Reklam ve Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Savaş Ceneviz oldu.Mitsubishi Electric olarak mottomuz “Daha İyisi İçin Değişim”Japonca’da Mitsu’nun “üç”, Bishi’nin ise “elmas” anlamına geldiğini ifade eden Savaş Ceneviz, Mitsubishi Electric markası hakkında bilgiler verdi. Dünya üzerinde Mitsubishi ismini kullanan 250’den fazla şirket olduğunu belirten Ceneviz, marka iletişimindeki en büyük problemlerden birinin markanın zaman zaman Mitsubishi olarak anılması olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti;‘’Bizim şirketimiz Mitsubishi Electric. Mottomuz ise “Changes for the Better” yani “Daha İyisi İçin Değişim”. Mitsubishi Electric bilgi işlem ve iletişim sistemleri, uzay geliştirme ve uydu iletişimleri, tüketici elektroniği cihazları, sanayi teknolojileri, enerji, nakliye ve inşaat makinelerinde kullanılan elektrikli ve elektronik donanımların üretimi, pazarlaması ve satışında dünyadaki ileri gelen markalardan biri olarak kabul ediliyor’’ dedi.Yaz ayları öğrenciler için büyük bir fırsatYaz aylarının öğrenciler için büyük bir fırsat olduğunu söyleyen Ceneviz, ‘’Staj yerlerinizi belirlerken kurumsal yapı ve disipline sahip kurumlarda başlamaya özen gösterin ve işini sevdiğiniz kurumlarda çalışın. Çünkü bu bir örgü gibi ve nereden başlarsanız hayat sizi o tarafa doğru götürüyor. Bu nedenle yaz aylarınızı iyi değerlendirmenizi ve çalışmanızı tavsiye ederim.  Yarı zamanlı ya da tam zamanlı olarak çalışabilirsiniz, yeter ki iş hayatının içerisine girin. Çünkü Türkiye çok ciddi bir genç nüfusa sahip. Dolayısıyla mezun olduktan sonra çalışacağınız alanda önde yer almak için erken yol almak çok önemli’’ dedi.Küresel düşün, yerel hareket etGlobal markaların iletişimde yerelleşme stratejileri üzerine bilgiler veren Ceneviz, markaların toplumların kültürü ile entegrasyonunun kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi. Bir iletişimcinin hangi hedef kitleye hitap edilecekse o kitleyi çok yakından tanıması gerektiğini söyleyen Ceneviz, ‘’Eğer global bir markaysanız, bulunduğunuz toplumun dinamiklerine uyum sağlamanız oldukça önemli. Aksi taktirde ciddi marka krizlerini yönetmek durumunda kalabilirsiniz. Biz de Mitsubishi Electric olarak markamızın global stratejilerinin ışığında yerelleştirme çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Gerek ürün odaklı iletişim çalışmalarımızda gerek kurumsal iletişimde global bakış açımız ile yerel zenginliklerimizin senkronizasyonu konusunda hassasiyet gösteriyoruz’’ diye konuştu.“Yenilikleri yakından takip edin’’Genç iletişimcilere tavsiyelerde bulunan Ceneviz, iletişimcilerin yenilikleri yakından takip etmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.Etkinlik bitiminde öğrencilerin sorularını yanıtlayan Savaş Ceneviz’e, konuşmasından dolayı Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan plaket takdim etti. Toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi. 

27 KAS 2019

Geleneksel “Rektörle Buluşmalar” başladı

Üsküdar Üniversitesinin geleneksel olarak düzenlediği 2013 yılından buyana gerçekleştirilen "Rektörle Buluşmalar" etkinliği başladı. Türkiye’de ilk kez Üsküdar Üniversitesinde gerçekleşen rektörle buluşmalar etkinliğiyle öğrencilerin istek, öneri, ihtiyaç ve beklentilerini bire bir ilgililere iletme imkânı buluyor.İletişim Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği gerçekleştiMerkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğin ilki İletişim Fakültesi öğrencileri ile yapıldı. “İletişim Fakültesi Rektörle Buluşmalar” etkinliğine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör katıldı.Öğrenciler etkinliğe yoğun ilgi göstererek istek, beklenti ve önerilerini dile getirdi.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği yapıldıİletişim Fakültesi öğrencilerinin ardından “Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Rektörle Buluşmalar” programı yapıldı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci öğrencilerin soru, istek ve önerilerinin dinleyerek fikir alışverişinde bulundu.Rektörle Buluşmalar etkinliği;Uluslararası öğrenciler ile 13 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonunda,Tıp Fakültesi öğrencileri ile 17 Aralık tarihinde İbn-i Sina Konferans Salonunda,Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile 18 Aralık tarihinde Emirnebi - 1 Konferans SalonundaSağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu öğrencileri ile 18 Aralık tarihinde Emirnebi - 1 Konferans SalonundaHazırlık öğrencileri ile 25 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonundaİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile 25 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonunda yapılacak.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

14 KAS 2019

Üsküdar Üniversitesinde Reklamcılık Workshopu gerçekleştirildi

Reklam Tasarımı ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı koordinatörlüğünde gerçekleşen etkinliğin konukları Reklamcılık Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Tribal Worldwide, İstanbul Ajans Başkanı Arda Erdik ve MindShare Reklam Ajansı İletişim Uzmanı Aslıhan Anarat Çöteleoğlu oldu.“Benim işim marka yaratmak ve yaşatmak” Bir reklamcı olarak markaların kendilerini ona emanet ettiklerini ifade eden Arda Erdik; “Markaları birer bebek gibi düşünün. Henüz bebekken bize gelen bir markayı alıp büyütüp bir yerlere getirmek bizim hedefimiz. Benim işim marka yaratmak ve yaşatmak.” şeklinde konuştu.“Marka yaratmak duygu işidir”Marka yaratmak için reklamcıların insanların önce gönüllerine sonra akıllarına girmeleri gerektiğini söyleyen Erdik; “Marka yaratmak için insanların önce gönüllerine sonra akıllarına girmek gerekiyor. Çünkü insanlar duygusal varlıklar. Bir çok önemli marka var ki hepsi insanların kafalarında duygu yaratır. Marka yaratmak da duygu işidir. İyi reklamcı olmanın baş şartlarından biride budur.“Duygu yaratacak işler yapın”Erdik, sözlerinin sonunda Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü öğrencilerine tavsiye olarak ise şu sözleri söyledi; “Meslek hayatınız boyunca gerçek hikâyeleri anlatarak, duygu yaratacak işler yapın. Hitap ettiğiniz kişide duygu uyandıracak tüm enstrümanları kullanın.” dedi.“İletişimi ve ikna kabiliyeti yüksek insanlara ihtiyaç var”Günümüzde hızla gelişen makinalaşmanın insanları işlerinden edeceği düşüncesinin yanlış olduğuna değinen Aslıhan Anarat Çöteleoğlu ise “Makinalar gelecek ve işimizi elimizden alacak diye bir şey yok. Makinalar da bile insan emeği var. Bizim sektörde insanların analitik zekâyı kullanarak gerçekten bir fark yarattıklarını görüyorum. Ama IQ’suz analitik zekâ değil. IQ kesinlikle gerekli çünkü gün içerisinde çok fazla insanla irtibat halindesiniz, çok fazla insana dokunuyorsunuz ve sürekli çözüm halindesiniz. Dolayısıyla iletişim becerileri ve ikna kabiliyeti yüksek olan insanlara ihtiyaç duyuyoruz.” şeklinde konuştu.“Sizin için konuşan markaların mesajlarına açıksınız” Sözlerinin devamında markaların müşterilerine mesaj vermekte çokta zorlanmadıklarını söyleyen Çöteoğlu; “Size, sizin için konuşan markaların mesajlarına açıksınız. Ve bunu böyle tercih ediyorsunuz. Dolayısıyla markanın mesajını size iletmeye çalışırken sizi bıktırmadan, usandırmadan başarabiliyor olması çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.En çok beğenilen fikre staj fırsatı!Konuşmaların ardından gerçekleştirilen WorkShop çalışmalarında öğrenciler çeşitli reklam filmi fikirlerini konuşmacılara sundu. En çok beğenilen fikrin sahibi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Enes Yörük, Tribal Worldwide İstanbul Reklam Ajansında staj fırsatı yakaladı.Etkinlik plaket takdimi ve toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi. 

28 EKI 2019

En tutucu kuşak, 2000 sonrası doğan Z kuşağı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Deniz’in sosyal medya kuşaklarına yönelik hazırladıkları ‘Farklılıkları Kabul Ölçeği’ (FKÖ) ile yürüttükleri araştırma ilginç sonuçları ile dikkat çekti. 516 kişinin katıldığı araştırmada farklılıkları kabul etmekte en zorlanan kuşak 2000’li yıllardan sonra doğan Z kuşağı oldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Deniz tarafından sosyal medya kuşaklarına yönelik olarak hazırlanan Farklılıkları Kabul Ölçeği (FKÖ) ile yapılan yeni bir araştırma kuşaklar arasındaki farkı ortaya koydu.Çalışmaya ilişkin bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Farklılıkları Kabul Ölçeği, kişinin farklı dini/etnik aidiyet sahibi, farklı dış görünüş ve düşüncelerde ve yaşam değerlerine sahip kişileri iş, aile ortamı gibi ortamlarda kabulünü ve bu gruplara ilişkin önyargılarını içermektedir. Böylece FKÖ kendi içinde üç ayrı alt ölçekten oluşmaktadır. ‘Farklı Dini/Etnik Yapıları Kabul’, ‘Farklı Dış Görünüşleri Kabul’ ve ‘Farklı Düşünceleri/Değerleri Kabul’ isimlerindeki alt ölçeklerin her biri kendine özgü maddeler ile ilgili boyuta dair farklılıklara kabul seviyesini belirlemektedir” dedi.Toleransı en düşük Z kuşağıKuşaklara uyguladıkları FKÖ araştırması ile birtakım sonuçlara ulaşıldığını belirten Ünal, “Kuşakların farklılıkları kabul seviyeleri incelendiğinde, farklı dini/etnik yapıları kabul toleransı en düşük kuşak Z bulundu. Hatta Z kuşağının X ve Y kuşakları haricinde 1946-1964 yılları arasında doğan Baby Boomer kuşağından bile anlamlı düzeyde farklılıkları kabul seviyesi düşük çıktı. “Farklı dini inançtan arkadaşlarımın olması beni rahatsız eder”, “Farklı dini inançtan olan insanların yer aldığı ortak çalışma gruplarına katılabilirim” ve “Farklı etnik gruplara ait kişilerle dostluk kurmam” maddelerinin yer aldığı alt ölçeğin uygulandığı Z kuşağının farklı dini/etnik gruplara tahammülünün zayıf olduğu sonucuna varıldı” dedi.Y kuşağı daha toleranslıDiğer alt ölçekler incelendiğinde, farklı dış görünüşleri kabul boyutunda Y kuşağının kabul düzeyinin yüksek bulunduğunu kaydeden Aylin Tutgun Ünal, “Y kuşağının, Z ve Baby Boomer kuşaklarından anlamlı düzeyde farklılaşarak farklı dış görünüşlere yüksek tolerans gösterdiği ortaya çıktı. Alt ölçek maddeleri incelendiğinde ‘Burnuna, kaşına, diline takı (piercing) takan birini kültürel olarak kaybolmuş kabul ederim’, ‘Vücudunun çeşitli yerlerine hızma/piercing takmış birine acırım’ ve ‘İşveren olsam vücudunun her tarafında dövmeler olan birini tercih etmem’ maddelerinin yer aldığı görülüyor. Buna göre, farklılıkları kabul seviyesinin yüksek bulunduğu Y kuşağının özellikle diğer kuşakların toleranssızlığına karşın farklı dış görüntüdeki kişilere daha sahiplenici tavır geliştirdiği ortaya çıktı. Alt ölçekten alınan puanlar incelendiğinde farklı dış görünüşleri kabul seviyesi en düşük olan kuşak Z bulundu. İkinci sırada kabul seviyesinin düşük bulunduğu kuşak ise Baby Boomer kuşağı oldu” dedi.Aylin Tutgun Ünal, farklılıkları kabul ölçeğinin tamamında, Z kuşağının X ve Y’ye göre anlamlı derecede farklılıkları kabul seviyesi düşük bulunurken; Baby Boomer kuşağı ile daha yakın görüşte olduklarının ortaya çıktığını söyledi. Ünal, “Böylece X ve Y kuşağının daha hoşgörülü ve anlayışlı olduğu, Z kuşağının ise farklılıklara karşı daha tutucu olduğu sonucuna varıldı” dedi.Kadınlarda kabul seviyesi yüksekCinsiyete yönelik yapılan incelemede farklılıkları kabul seviyesinin kadınlarda yüksek bulunduğunu kaydeden Ünal, “Alt ölçek ve ölçeğin tamamında yapılan incelemeler sonucunda, kadınların erkeklere göre farklılıklar konusunda daha anlayışlı olduğu ortaya çıktı. Erkekler, farklılıklar konusunda daha tutucu bulundu. Söz konusu farklılıklar farklı dini/etnik yapılar, farklı dış görünüşler ve farklı görüşler olarak sıralandığında tablo pek çok konuya gönderme yapıyor. Örneğin farklı görüş ve düşüncelere toleransının düşük olması durumu erkeklerin aile içi şiddet eğilimini arttırabilir mi? Veya farklı dini/etnik yapıları kabul seviyesi düşük olan bir kişinin çevresinde söz konusu farklılıkta birileri olduğunda toplumsal şiddeti etkiler mi? Sorularının cevabı için FKÖ ile daha geniş çapta ve derinlemesine araştırmalar yapılabilir” dedi.Farklılıkları kabul konusunda sosyal medyanın rolüAraştırmada kuşakların sosyal medya kuşakları olarak adlandırılması zaten sosyal medyanın bu konudaki önemini ortaya koyuyor. Araştırmada da günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça kuşakların farklılıkları kabul seviyesinin arttığı sonucuna ulaşıldı. Özellikle günde 4 saat ve üzeri sosyal medya kullananların farklı dış görünüşleri kabul seviyesi yüksek bulundu. Ayrıca sosyal medya kullanım zamanı da farklılıkları kabul seviyesinde belirleyici bulundu. Daha uzun yıldır sosyal medya kullananların farklı dini/etnik yapıları kabul, farklı dış görünüşleri kabul ve farklı düşünceleri/değerleri kabul seviyelerinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.Prof. Dr. Levent Deniz ise kuşaklara yönelik olarak başladıkları çalışmalarda ulaşabilecekleri tüm kuşaklara ait değer ve davranışları bir potada eritebilecekleri, bir araya toplayabilecekleri bir ölçek oluşturmak amacıyla yola çıktıklarını belirterek şunları söyledi: “Ancak hem sosyal medya kullanımına yönelik davranışların hem iş hayatı, aile hayatı, arkadaşlık ilişkileri ile ilişkili değerlerin yaptığımız geliştirme çalışmaları sonucunda tek bir ölçek olarak ortaya çıkması mümkün olmadı. Ancak çalışmalarımızı sürdürdükçe elimizdeki madde havuzundan farklı yapılardaki maddeleri sınıflayarak yaptığımız ölçek geliştirme çalışmaları sonucunda, üç bağımsız ölçeği ortaya çıkarmayı başardık.Bu ölçekleri Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği, Çalışma Hayatı Ölçeği ve Farklılıkları Kabul Ölçeği olarak adlandırdık. Her bir ölçeğin alt ölçeklerinin olması da ortaya çıkan bu yapıları daha farklı bileşenlerle ele almamızı sağladı. Örneğin, Sosyal Medya Kullanımı Ölçeğinde, Süreklilik ve Yetkinlik; Çalışma Hayatı Ölçeğinde, İşe Önem Verme ve Kurallara Uyma; Farklılıkları Kabul Ölçeğinde ise Farklı Dini/Etnik Yapıları Kabul, Farklı Dış Görünüşleri Kabul ve Farklı Düşünceleri/Değerleri Kabul benzeri bileşenler ölçeklere zengin ve çok boyutlu bir yapı sağlamıştır. Ortaya çıkan bu bağımsız üç ölçek aslında içinde yaşadığımız sosyal medya çağında özellikle genç kuşakları (Y, Z kuşakları gibi), daha önceki kuşaklara (baby boomers, X kuşakları gibi) göre sahip oldukları iddia edilen yeni ve farklı davranış ve değerler kapsamında değerlendirebilmek açısından yararlı olacaktır.”Farklılıkları Kabul Ölçeği Ölçekte 1.,2.,3. Maddeler farklı dini/etnik yapıları kabul; 4.,5.,6. maddeler farklı dış görünüşleri kabul; 7.,8.,9. Maddeler de farklı düşünceleri/değerleri kabul boyutunu ölçüyor. Her bir maddeye 1’den 5’e kadar değer verilmesi isteniyor. Ölçeğin toplamından en az 9, en fazla da 45 puan alınabiliyor. Yüksek puan, farklılıkları kabul seviyesinin yüksek olduğunu gösteriyor.(1: Bana hiç uygun değil, 2: Bana az uygun, 3: Bana orta seviyede uygun, 4: Bana çok uygun, 5: Bana tamamen uygun)NOT: Ölçekte 2. madde dışındaki tüm maddeler tersten puanlanıyor.1.    Farklı dini inançtan arkadaşlarımın olması beni rahatsız eder.2.    Farklı dini inançtan olan insanların yer aldığı ortak çalışma gruplarına katılabilirim.3.    Farklı etnik gruplara ait kişilerle dostluk kurmam.4.    Burnuna, kaşına, diline takı (piercing) takan birini kültürel olarak kaybolmuş kabul ederim.5.    Vücudunun çeşitli yerlerine hızma/piercing takmış birine acırım.6.    İşveren olsam vücudunun her tarafında dövmeler olan birini tercih etmem.7.    Sosyal medyada aykırı görüşe sahip olanlarla bağlantımı keserim.8.    Aykırı değer tercihleri olan kişileri aile çevremde görmek istemem.9.    Aykırı yaşam tarzı olan biriyle arkadaşlık etmek beni rahatsız eder.

27 EKI 2019

Üsküdar İletişim, eğitim yılının ilk akademik kurul toplantısını yaptı

 Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2019-2020 eğitim öğretim yılının başlaması dolayısıyla ilk Akademik Kurul toplantısını gerçekleştirdi.  Toplantı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve fakülte akademik kadrosunun katılımıyla, Merkez Yerleşke Rektörlük Senato Toplantı Odası’nda gerçekleştirildi. Toplantıda 2019-2020 eğitim-öğretim yılında yapılması planlanan çalışmalar ele alındı. Yapılan değerlendirmelerde yıldan yıla büyümeye devam eden Üsküdar İletişim’in artan başarısı ve kalitesi vurgulandı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve fakülte akademik kadrosunun katılımıyla gerçekleşen İletişim Fakültesi Akademik Kurul toplantısı Fakülte Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün açış konuşmasıyla başladı. Ardından Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan sözü alarak üniversite hakkında genel bir değerlendirme yaptıktan sonra İletişim Fakültesi’nin başarı ve kalitede gelmiş olduğu noktadan oldukça memnun olduklarını ve gurur duyduklarını belirtti. Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ise yıllar öncesinde, 2011 yılında başlayan kuruluş sürecinden bu yana alınan yolun ne denli ciddi ve önemli olduğunu vurgulayarak, bu süreçte İletişim Fakültesi’nin geldiği noktaya işaret etti ve gurur duyduklarını belirtti. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün sözü devralmasıyla devam eden toplantıda, fakülte akademik kadrosuna bu dönem katılan yeni öğretim elemanlarının tanıştırılması gerçekleşti. Ardından ise öğretim elemanları gerek bölümlerine gerekse de genel olarak fakülteye ilişkin görüş ve önerilerini aktardılar.  Üsküdar Üniversitesi AR-GE çalışmalarını önemsiyorÖğretim elemanlarının kendilerini tanıtmalarının ardından Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi’nin AR-GE çalışmalarını çok önemsediğini ve bu alanda çeşitli çalışmalar yapıldığını vurguladı. Prof. Dr. Zelka, üniversitede gerçekleştirilen çalışmalar için İletişim Fakültesi’nden de katkı beklediklerini belirtti. 2019-2020 eğitim-öğretim dönemi itibariyle Üsküdar Üniversitesi’nin 20 bini aşkın öğrencisi olduğunu ifade eden Zelka, tercih edilen bir üniversite olmanın kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirdi. Her geçen gün gelişmeye devam eden İletişim Fakültesi’nin de iki binden fazla öğrenciye eğitim verdiğini ve bu rakam ile Üsküdar İletişim’in farkını ortaya koyduğunu ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Her öğretim elemanımızın en az bir kitabı ve bir projesi olmalı” Kaliteli eğitimi çok önemsediklerinin altını çizen Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fakülte kadrosunda yer alan öğretim elemanlarının mutlaka birer kitap çıkarması ve bir projede yer alması gerektiğini belirtti. Bu konuda herkese destek verileceğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kaliteli eğitimin ancak kaliteli kadro ile gerçekleşebileceğini ve Üsküdar İletişim’in bu konuda başarılı bir tablo ortaya koyduğunu söyledi.Yeni yüksek lisans programı müjdesiÜsküdar İletişim’de Yeni Medya ve Gazetecilik, Medya ve Kültürel Çalışmalar ve Nöropazarlama olmak üzere üç yüksek lisans programının başarıyla sürdürüldüğünü vurgulayan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, akademik kurulda yeni bir gelişmeyi de katılımcılarla paylaştı. Görsel İletişim Tasarımı Yüksek Lisans Programı’nın açılmasına ilişkin süreçlerin tamamlandığını ifade eden Prof. Dr. Güngör, yakın zamanda öğrenci alımına başlanacağının müjdesini verdi. Diğer programlar gibi yeni açılacak programın da büyük ilgi göreceğinden emin olduğunu belirten Güngör, son hazırlıkların yapıldığını söyledi.Akreditasyon çalışmaları tüm hızıyla devam ediyorİletişim Fakültesi bünyesinde akreditasyon başvurusunda bulunan ilk bölüm olma özelliğine sahip Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nün devam eden sürecine ilişkin paylaşımların da yapıldığı toplantıda konuya ilişkin çeşitli bilgilendirmeler yapıldı. Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Kısa süre önce öz değerlendirme raporumuzu hazırlayarak İLEDAK’a gönderdik. Kasım ayı içerisinde de İLEDAK değerlendirme ekibi okulumuzu ziyaret ederek, gerekli görüşmeleri yapacaklar. Sürecin olumlu sonuçlanması halinde akredite bir bölüm olarak çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.Uluslararası İletişim Günleri artık bir marka haline geldiDijital Dönüşüm Sempozyumu başlıklı 6. Uluslararası İletişim Günleri’nin başarı ile tamamlandığını ve kısa süre önce bildiri tam metin kitabının yayımlandığını belirten Prof. Dr. Güngör, İletişim Günleri’nin yedincisi için çalışmaların hızla devam ettiğini söyledi. Güngör, 16-17 Nisan 2020’de Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan etkinliğe yoğun ilgi beklediklerini dile getirdi. Güngör, 2013 yılından bu yana kesintisiz sürdürülen Uluslararası İletişim Günleri etkinliğinin artık bir marka haline geldiğini de sözlerine ekledi. Toplantıda söz alan İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Şaha Özpınar da belirgin biçimde markalaşan Uluslararası İletişim Günleri etkinliği için maddi desteğin de arttırılması gerektiğine dikkat çekti.  6. Uluslararası İletişim Günleri için Rektörlüğümüzün verdiği desteğin yanında TÜBİTAK’tan da destek alındığını, bu yıl da destek için TÜBİTAK’a başvuru yapılacağını belirtti. Sempozyumun hızla markalaştığını ifade eden Özpınar, Üniversite Rektörlüğünün vermekte olduğu desteği biraz daha arttırması gereğinin altını çizdi.Yeni döneme çok daha sorunsuz girildiİletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Can Diker yeni dönem kayıt süreci, kayıt yenileme, danışmanlık vb. konularda genel olarak bilgilendirme yaparak, yeni döneme çok daha organize girildiğini, bu yönde tüm akademik kadronun canla başla çalıştığını, dolayısıyla da tüm hocalarımızın teşekkürü hak ettiğini dile getirdi.Çizgi Film ve Animasyon Bölümü heyecanlı başladıToplantıda İletişim Fakültesi’nin bu yıl yedi lisans programıyla eğitim öğretime başladığı belirtildi. Fakültenin yeni bölümü olan ve bu yıl ilk kez öğrenci alan Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hasip Pektaş, bölüm öğrencilerinin çok heyecanlı olduklarını, geçtiğimiz hafta sonu uluslararası bir etkinlikte bir araya gelerek mükemmel bir paylaşım gerçekleştirdiklerini, benzer etkinlik katılımlarının aynı coşkuyla süreceğini dile getirdi. Pektaş, fakültenin bu yıl  etkin hale getirilen Sanat Galerisinde de sergilerin planlandığını sözlerine ekledi.Akademik kurul dilek ve temennilerle son bulduKısa süre içerisinde yeni döneme ilişkin kayıt sürecinin başarı ile tamamlandığını ifade eden Prof. Dr. Nazife Güngör, fakültede öğrenim gören her bir öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenen ve öğrencilere danışmanlık yapan fakülte akademik kadrosuna özverili çalışmaları nedeniyle teşekkür etti. Akademik kurul, dilek ve temennilerin dile getirilmesinin ardından son buldu. 

23 EKI 2019

Üsküdar İletişim’de yeni medyada gazetecilik konuşuldu

2019-2020 eğitim-öğretim döneminde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen bölüm etkinliklerinin ilki, İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünü yaptığı “Yeni Medyada Gazetecilik” konulu söyleşi, DW Türkçe’den Burcu Karakaş, News Lab Turkey’den Mehmet Şafak Sarı ve Medyascope’tan Tamer Durak’ın katılımıyla gerçekleşti. Gazetecilikte güncel sorunların tartışıldığı etkinliğe İletişim Fakültesi öğrencileri yoğun ilgi gösterdi. Meslekte deneyimli gazetecileri öğrencilerle buluşturarak öğrencilerin meslek hakkında bilgilenmelerini amaçlayan Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü etkinliklerinin ilki “Yeni Medyada Gazetecilik” temasıyla gerçekleştirildi. Gelişen teknolojilerle birlikte değişen haber pratiklerinin konuşulduğu etkinlikte, yeni medya mecralarında icra edilen gazetecilik tartışıldı. Sektörden isimlerin konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte moderatörlüğü İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan üstlendi. Gazeteci adaylarına tecrübelerini aktaran konuşmacılar, günümüz gazeteciliğini farklı perspektiflerden değerlendirdi. Prof. Dr. İrvan, etkinlik süresince “gazetecilik bugün ne durumda ve nereye gidiyor?” sorularına yanıt aranacağını vurguladı.Burcu Karakaş: “Donanımlı gazeteci donanımlı haber demektir”Gazetecilik öyküsünü anlatarak konuşmasına başlayan gazeteci Burcu Karakaş, öğrencilerin okul yılları boyunca kendilerini donatmaları gerektiğini örnekler üzerinden aktararak şu değerlendirmelerde bulundu: “Gazetecilerin, teknolojik olarak kendilerini donatıp okuyucuya haberi donanımlı şekilde aktarmaları gerekir. Basılı gazetenin yok olmasına ağlayacağımıza, bunun yerine yeni yollar keşfedebiliriz. Örneğin Ankara katliamında yüzlerce insan öldü ancak hiçbir ana akım medya bunu haber yapmadı. Ben ise kendi imkânlarımı kullanarak Periscope üzerinden canlı yayın gerçekleştirdim. Basit bir tripot ve cep telefonu kullanarak yaşanan gelişmeleri izleyenlere aktardım. Olay yerinde bulunan kişilerle yaptığım telefon görüşmeleri ile yaşanan acıyı halka iletme görevi üstlendim. Bugün baktığınızda çok acemi olarak tanımlayabileceğimiz bu yayın aslında bize birkaç araç ile doğru gazeteciliğin yapılabileceğini kanıtlıyor. Bu nedenle öğrencilerimiz kendilerini donatmalı, yeni şeyler öğrenmeli ama bazen de eldeki imkânları kullanmayı bilmeli. Tüm bunları gerçekleştirirken doğru habercilik yapılması gerektiğini unutmamalı.”Tamer Durak: “Gazetecilikte merak kadar inatçı olmak da önemli” Öğrencilerin gazetecilik yapabilmeleri için inatçı olmaları gerektiğini ifade eden gazeteci Tamer Durak konuşmasına gazeteciliğe başlama hikâyesi ile başladı. Kararlılık ilkesinin altını çizen Durak, o günleri şöyle özetledi: “Beni gazeteciliğe sevk eden şey Cağaloğlu Lisesi’nde okumamdı. Lisenin bulunduğu bölge Bab-ı Ali olarak adlandırılan ve birçok gazetenin merkezinin bulunduğu bölgeydi. Hatta birçoğu okulun çevresindeydi. Bir gün okulumuzun önünden bir cenaze kalktı ve bu cenaze Çetin Emeç’e aitti. Ben de arkadaşlarımla birlikte bu cenaze törenine katıldım. Gazeteci olmak istediğimi tam anlamıyla burada anladım ve o gün gazeteci olmaya karar verdim. O zamanlar 3 ayda bir yeni televizyon kanalı ve gazete açılıyordu. Bu da daha geniş bir iş imkânı anlamına geliyordu. İletişim fakültesine başladığım hafta Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar’ın katıldığı bir konferans oldu. Ben de izleyici olarak katıldım. Konferans sonunda usta isimlerin yanına giderek üniversiteye yeni başladığımı, ancak onlarla birlikte çalışmak istediğimi söyledim. Uğur Dündar bir sonraki hafta gelerek yanlarında çalışabileceğimi söyledi. Onların yanına gitmeye karar vermem ve onlara kararlılığımı göstermem hayatım için bir dönüm noktası oldu.”“Bir gazeteci birden çok dil bilmeli” Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından yöneltilen, “Sizce öğrenciler kendilerini nasıl donatmalı?” sorusuna Tamer Durak şu şekilde cevap verdi: “Bu alanda çalışmak isteyen herkesin Türkçe dışında en az bir dili daha biliyor olması şart. Bu dil sadece İngilizce olmak zorunda da değil. Çince, Arapça, Rusça, Azerice, Ermenice gibi farklı bir dil olabilir. Birden fazla dile sahip olmak gazeteciyi her zaman bir adım öne geçirir. Öğrencilerimizin gazeteciliğe karşı bazı endişeleri varsa ve bu meslekten para kazanamayacaklarını düşünüyorlarsa iletişimin diğer alanlarında da kendilerini geliştirmeliler. Fotoğrafçılık, video haber üretimi gibi günümüzde daha popüler olan alanlar yeni iş imkânları anlamına da geliyor. Günümüzde gazeteci, yazı yazmanın yanı sıra habere katkı sağlayacak her türlü beceriye sahip olmalı ve gelişmeleri takip ederek kendini geliştirmeli.”   “Yerel gazetecilik hak ettiği değeri görmüyor” Günümüzde yerel gazetelerin hak ettiği değeri görmediğini ve ikinci plana atıldığını söyleyen Tamer Durak, “Öğrenciler büyük medya kuruluşlarının yanı sıra yerel gazetelerde de çalışma imkânına sahip. Bugün her ne kadar tercih edilmeyen bir alan olsa da aslında insan yakınında olan haberi daha çok merak eder ve öğrenmek ister. İnsanların çevrelerinde olan olaylara karşı tepkileri ve duyguları da daha büyük olur. Türkiye’de ajans haberciliği olarak adlandırdığımız kopyala-yapıştır habercilik revaçta. Çünkü bu habercilik türü, bir yere gidip haber üretmekten daha maliyetsiz ve daha kolay. Ancak masa başında yapılan bu tür haberler büyük ölçüde ülke dışında yaşanan ve muhabir gönderilmeyen haberleri içeriyor. Bu durum Türkiye’de haberciliğin genelden bireysele doğru yapıldığının kanıtı. Oysaki Üsküdar’da yaşanan bir olay, Çin’de meydana gelen bir olaydan daha çok dikkat çeker, okunur ve toplumu ilgilendirir. Öğrenciler bu mesleği yaparken kolay habercilik yapmaktan kaçınmalı ve olay yerinden hikayelere dokunabilecekleri bir haberciliği benimsemeliler” dedi.Mehmet Şafak Sarı: “Çok fazla yalan ve kirli haber var”Gazetecilerin, gelişen teknolojilere ayak uyduran bireyler olması gerektiğini vurgulayan Mehmet Şafak Sarı, “Yeni nesil teknolojiye ayak uyduramayan gazeteciler haberlerini insanlara duyuramıyor. Çok fazla yalan ve kirli haber var ve bu durum, yazınsal açıdan çok donanımlı gazeteciler tarafından üretilen haberlerin önüne geçiyor. Yeni mezun iletişim öğrencilerinin en büyük sorunu da yeni medya mecralarına hâkim olmamaları. Bu da meslekte başarılı olamamalarına neden oluyor. Çok köklü devlet üniversitelerini de bu konuda geriden gelmeleri nedeniyle eleştirmem gerekiyor. Öğrenciler, kaliteli teorik eğitimin yanı sıra yeni teknolojileri de öğrenebilecekleri dersler görmeliler” dedi.“Okullarda verilen gazetecilik eğitimlerini tamamlamaya çalışıyoruz”News Lab Turkey’in toplumda görülen bilgi eksikliğini giderme amacıyla kurulduğunu ve eğitime de çok önem verdiklerini ifade eden Mehmet Şafak Sarı, “Okullarda gösterilen yeni medya ve gazetecilik eğitimlerini nasıl tamamlayabiliriz diye düşündük ve bazı eğitimler verilmesi gerektiğine karar verdik. Genel olarak iletişimcilere pratik eğitimler veriyoruz ve online olarak da internette pratik içerikler yayınlıyoruz. Kısa süre önce sadece kadın gazetecilere yönelik verdiğimiz bir eğitimi tamamladık. Önümüzdeki süreçlerde ise 20 öğrenciye News Lab’da 8 haftalık bir eğitim vereceğiz ve bunun devamında proje üretmeleri için maddi olarak destek olacağız. Tüm bunların yanı sıra bu eğitimlerin sürdürülebilirliği üzerine de çalışmalarımıza devam ediyoruz” şeklinde konuştu.Burcu Karakaş: “Yeni medya yayıncılığında sürdürülebilirlik problemi yaşanıyor”Günümüzde gazeteciliğin ne durumda olduğuna ilişkin soruyu Burcu Karakaş; “Gazetecilik berbat bir durumda. Fakat her berbat durumdan iyi bir şeyler çıkabilir. Günümüzde ana akım medya haber yapamaz duruma geldiği için artık sosyal medya kullanılıyor. Gazeteciler sosyal medya aracılığı ile çeşitli yayınlar yapabiliyor ve büyük kitlelere ulaşabiliyor. İnternet hepimiz için bir alan açtı ama bu dışarıdan görünen kısım. Burada sürdürülebilirlik açısından bir sıkıntı var ve bunu fark etmek oldukça önemli. Ben bu işi hobi olarak değil, iş olarak yapıyorum. Ben paramı yazarak kazanıyorum. Ancak insanlar internette yazı yazmayı ve haber yapmayı iş olarak görmüyorlar. Bana zaman zaman ‘yazı yollar mısın’ diyenler oluyor. Ben de telif öderseniz tabii ki diyorum” sözleriyle yanıtladı.“Gazetecilikte staj önemli” Yeni medyada gazeteciliğin ele alındığı etkinlikte konuşmacıların deneyimlerini aktarmalarının ardından öğrenciler tarafından yöneltilen sorular cevaplandırıldı. Bir öğrencinin “Gazeteciliği seçtim, doğru yolda mıyım?” sorusuna Burcu Karakaş şu yanıtı verdi: “Bunu staj yaparken göreceksin. Her öğrenci, eğitim süreci boyunca mutlaka staj yapmalı. Staj süresince neyi isteyip neyi istemediğini görebiliyor ve çalışmak istediği alana karar verebiliyor. Yaz dönemlerinizi staj yaparak değerlendirebilir ve mesleğiniz için daha emin adımlarla il