Aday Üsküdar | Dünyayı Değiştirmeye Var mısın? uskudar.edu.tr/aday

Reklamcılık Akademik Etkinlikler

03 OCA 2022

Üsküdar İletişim’de mezuniyet projeleri heyecanı yaşanıyor

Üsküdar İletişim’de mezuniyet projeleri heyecanı yaşanıyorHaber Üsküdar – Melike ÇakırÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin tüm bölümlerinde son sınıf dersi olarak verilen Mezuniyet Projesi I ve II dersleri kapsamında öğrenciler kendi eğitim programlarına uygun olarak hazırladıkları proje ve tezleri jüriler önünde sunuyor. 2021-2022 eğitim yılı Güz döneminde tüm bölümler jürilerini 14-18 Şubat 2022 tarihleri arasında yapma kararı aldılar.   Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Yeni Medya ve Gazetecilik mezuniyet projesi sunumlarına gazeteciler de katılacak”Gazetecilik Bölümü Yeni Medya ve Gazetecilik programı son sınıf öğrencileri mezuniyet projesi dersi kapsamında hazırladıkları bireysel haber siteleriyle basılı gazetelerini 15-17 Şubat tarihlerinde jüri önünde sunacaklar.Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, proje sunumlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Öğrencilerimiz Mezuniyet Projesi I ve II derslerinde dilerlerse tercih yaparak ya tez yazıyorlar ya da proje hazırlıyorlar. Tez yazanlar ilk dönemde tezin teorik çerçevesini ikinci dönemde de araştırmayı yaparak tezlerini tamamlıyorlar. Bu öğrencilerimiz sunumlarını tezleri bittiği ikinci dönemde yapıyorlar. Proje seçenler ise ya tematik bir haber sitesi hazırlıyorlar ya da 8 sayfalık bir gazete tasarlıyorlar.” Prof. İrvan, proje seçen öğrencilerin her dönem sonunda jüri önünde sunum yaptıklarını, proje notlarının bu sunumlara katılan jüri üyeleri tarafından verildiğini ifade etti. Prof. Dr. Süleyman İrvan proje sunumları hakkında da şu açıklamayı yaptı: “Bu dönem bölüm olarak pandemi koşullarını da gözeterek sunumları çevrim içi ortamda yapmaya karar verdik. Ayrıca jürilere her gün için bir gazeteci de davet edeceğiz.”Doç. Dr. Özgül Dağlı: “Reklamcılık Bölümü öğrencileri reklam verene sunum yapar gibi hazırlanıyorlar”Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı, dönem sonu mezuniyet projesi sunumlarının 15 Şubat’ta gerçekleşeceğini açıkladı. Dağlı, sunumlar hakkında şu bilgileri verdi: “Reklamcılık Bölümünde 7 ile 10 kişilik öğrenci grupları reklam ajansı olarak sunum yapıyorlar ve reklam verene sunum yapar gibi detaylı hazırlıklarını gerçekleştiriyorlar. İlk dönem ajanslarını ve markaları ile ilgili pazar ve durum analizini bizlere sunacaklar. Jüri üyeleri ise Reklamcılık bölümündeki tüm hocalar ile dış paydaşımız olan Kooperatif Ajans başkanı Tolga Kayasu olmasını planlıyoruz. Öğrenciler ile konuşarak belki salgının seyri sebebiyle sunumları çevrim içi olarak revize edebiliriz.”Doç. Dr. Esennur Sirer: “Proje sunumlarımız Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda yapılacak”Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Başkanı Doç. Dr. Esennur Sirer, mezuniyet projesi sunumlarının 14,15,16 Şubat 2022 tarihlerinde Güney Yerleşke Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda yapılacağını açıkladı. Sirer, yaklaşık 80 öğrencinin mezuniyet projesi kapsamında hazırladıkları kısa film, belgesel, radyo ve televizyon programı veya tezlerine ilişkin sunumlarını yüz yüze ortamda gerçekleştirileceklerini, jürinin bölüm öğretim elemanlarından oluşacağını ifade etti.Doç. Dr. Özge Uğurlu: Proje sunumlarımız çevrim içi ortamda gerçekleştirilecek”Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanı Doç. Dr. Özge Uğurlu, bölümün mezuniyet projesi sunumlarının 15-16 Şubat 2022 tarihlerinde Zoom üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştirileceğini açıkladı. Bölümün son sınıfında okuyan 75 öğrenci arasından kampanya seçenler ile tez seçenler sunumlarını Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyelerinden oluşan jüri önünde sunacaklar. Özge Uğurlu, “Kampanya yapacak öğrencilerimiz yapacakları halkla ilişkiler kampanyalarına ilişkin detaylı araştırma raporlarını, amaçlarını ve planlamalarını sunacak, bitirme tezi yazan öğrencilerimiz ise literatür taramalarını ve ileriye dönük çalışma takvimlerini bölüm hocalarıyla paylaşacaktır” dedi.Doç. Dr. And Algül: Görsel İletişim öğrencileri mezuniyet projelerini Mac Lab’da sunacaklar”Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. And Algül, bölüm mezuniyet projesi sunumlarının 14-15-16 Şubat 2022 tarihlerinde Mac Lab 1’de yapılacağını duyurdu. And Algül şu bilgileri verdi: “Toplamda tahmini 91 öğrencinin mezuniyet projesi sunumu yapılacak. Jüri yüz yüze gerçekleştirilecektir. Juri üyeleri Doç. Dr. And Algül, Doç. Dr. İpek Fatma Çevik, Doç. Dr. Tolga Erkan, Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, Dr. Öğr. Üyesi Ebru Karadoğan’dan oluşacaktır. Öğrencilerin sunumları mezuniyet projesinde proje veya tez konusunu seçmelerine bağlı olarak değişiklik arz edecektir. Mezuniyet projesi kapsamında tez hazırlamak isteyen öğrenciler sunumlarında tez çalışmalarının aktarımını sağlarken, proje seçen öğrenciler belirledikleri proje kapsamındaki çalışmalarını jüri üyelerine kendilerine tanımlanan süre kapsamında sunacaklardır.”Doç. Dr. Feride Zeynep Güder: “Yeni Medya ve İletişim öğrencileri mezuniyet projesi sunumlarını çevrim içi ortamda yapacaklar”Yeni Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, bölümün son sınıf öğrencilerinin mezuniyet projeleri sunumlarını 14-15-16 Şubat tarihlerinde Zoom üzerinden çevrim içi olarak gerçekleşeceklerini açıkladı. Doç. Dr. Güder şu bilgileri verdi: “Öğrenciler bölüm öğretim üyelerinden oluşan jüri önünde 10’ar dakika süre kullanarak hazırladıkları belgesellerin yazılı halini, foto projelerini, podcastlerini veya tezlerinin birinci bölümünü sunacaklar.”Kaynak için: Haber Üsküdar

28 EYL 2021

Netnografi ve Diğer Projektif Araştırma Teknikleri

İletişim 4.0 Araştırma Webinarları’na Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı konuk oldu. ‘Netnografi ve Diğer Projektif Araştırma Teknikleri' konulu webinarda araştırma teknikleri ve pazarlamada netnografiye duyulan ihtiyaç konuşuldu.Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Selçuk İletişim Dergisi Editörü Prof. Dr. Hüseyin Altunbaş’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen İletişim 4.0 Araştırma Webinarları'nın altıncısında, Doç. Dr. Özgül Dağlı araştırma teknikleri ve netnografi konusunu ele aldı.‘‘Netnografi, etnografi kelimesinin kökeninden geliyor’’Etnografinin dönüşümünden ve bugünkü tanımıyla ortaya çıkan araştırma tekniklerinden kısaca bahsederek konuşmasına başlayan Doç. Dr. Özgül Dağlı, ‘‘Son dönemde reklamda araştırma ve yaratıcılık derslerinde reklam araştırmaları ve tüketici davranışlarındaki yeni boyutla ilgili birçok konu tartışıyoruz. Reklamcılık ve reklam araştırmalarında birincil ve ikincil verileri topladığımız ve kendimizi buna yönlendirdiğimiz araştırma türleri var. Bunlar da ‘nitel’ ve ‘nicel’ olarak isimlendiriliyor. Çoğu zaman geleneksel araştırma teknikleri veya yeni nesil araştırma teknikleri olarak da karşımıza çıkabilir. Yeni nesil tekniklerde ise etnografinin dönüşümü, netnografi ve projektif tekniklerden bahsedilebilmektedir. Netnografi, etnografi kelimesinin kökeninden geliyor. Arada bir geçiş süreci var. Öncelikle netnografiyi tanımlamalı, nasıl bir gelişim süreci izlediğini anlamalı, yöntembilimsel açıdan izlenilmesi gereken aşamaları betimlemeli, verilerin toplanması ve yorumlanması sürecini ele almalıyız’’ ifadelerini kullandı.‘‘Yorumsamacı paradigmada araştırmacının konunun katılımcısı olması öngörülmektedir’’Yorumsamacı paradigma ve postmodern yaklaşımlardan bahseden Doç. Dr. Dağlı, ‘‘Tüketiciyi rasyonel bir bilim olarak gören pozitivist paradigmanın tersine yorumsamacı postmodern yaklaşımlar; tüketiciyi içinde bulunduğu sosyal ve kültürel gerçeklik temelinde anlama amacı taşır. Netnografi ve etnografi, bu kültürel gerçekliği sorgulayan bir çalışma alanıdır. Yorumsamacı paradigmada araştırmacının incelediği özne ile etkileşim ve iş birliği içinde olması, diğer bir ifadeyle konunun katılımcısı olması öngörülmektedir. Bildiğimiz geleneksel anket alan araştırması gibi pozitivist paradigmaya dayanan, neden-sonuç ilişkilerini araştıran ve hipotez testlerine dayanan kalitatif araştırmalardansa daha çok yorumsamacı dediğimiz kalitatif araştırmalar bu paradigmada şu an kültürel bağlamda tüketici araştırmalarında daha önemli değerlendirilmektedir. Etnografya gibi hümanistlik yaklaşıma dayalı araştırma yöntemleri tüketici sorunlarının doğuşunun nedenlerini anlamada kullanılmaktadır. Hisler, metaforlar, vücut dili ve görsel tasvir araştırmacıları en çok zorlayan olgulardır’’ dedi.‘‘Son dönemde online alışveriş davranışı çok yüksek oranlarda arttı’’Araştırmalarda, tüketicinin ürün ve hizmetlere olan davranışsal tepkilerinin öğrenilmesinin amaçlandığını söyleyen Doç. Dr. Dağlı, ‘‘Pazarlama ve reklam araştırmalarının özünde; tüketici davranışları ve güncel dönemde de alışveriş deneyimini şekillendiren değişkenleri anlamak ve analiz etmek var. Birçok makale okuyoruz, dolayısıyla karşımıza çıkıyor. Özellikle son dönemde online alışveriş davranışı çok yüksek oranlarda arttı. Tüketicinin ürün ve hizmetlere ya da genel anlamda markalara yönelik gösterdikleri davranışsal tepkilerini de araştırma yöntemleriyle öğrenmek amaçlanmaktadır. Aslında pazarlamanın başlangıcından beri yöntem kendini sürekli yeniliyor. Çünkü dijitalleşme hiç kimsenin kaçamadığı bir süreç olarak karşımıza çıkıyor’’ şeklinde konuştu.Birincil ve ikincil araştırma türlerine değinildiKonuşmasında birincil ve ikincil araştırma türlerine de değinen Doç. Dr. Dağlı şu şekilde konuştu: "Değişkenlere dair bilgi (veri) edinmek için pazar araştırmalarının en temel sınıflandırması, veri kaynağına bağlı olarak birincil ve ikincil araştırmadır. Bir pazar/tüketici iş görüsü veya tepkisi söz konusu olduğunda uzmanlar önce istenen bilginin hali hazırda bir biçimde mevcut olup olmadığına bakabilir. Önceden yapılmış pazar araştırması sonuçları; kitaplar, dergiler, raporlar, ansiklopediler, ticari basın yayınları ve hatta Twitter yorumları, ikincil verilere ucuz yoldan erişim sağlar. Daha önce yapılmış araştırma sonuçlarının bulunmaması, araştırmacının özellikli bir sorusu olması durumunda veya yeni, güncel bilgiler gerekiyorsa daha maliyetli ve zaman alan birincil araştırma yöntemleri kullanılır. Birincil araştırma, araştırmanın ihtiyaç duyduğu verileri kendisinin sistematik olarak toplanması anlamına gelir.’’‘‘Dijital teknolojilerin yardımıyla bulgulara kolaylıkla ulaşılır duruma gelindi’’İnternet ve dijital teknolojilerin de yardımıyla araştırma yöntemleri ve ölçümleme araçlarının çeşitlenmesinden ve toplumsal değişime adapte olmaya başlamasından bahsederek konuşmasında devam eden Doç. Dr. Özgül Dağlı, ‘‘Bunlardan bazıları; online tüketici panelleri, projektif teknikler, QR kodu anketleri, Geofencing (lokasyon odaklı pazarlama), nöropazarlama, GSR (Galvanik Skin Response), mobil etnografi ve netnografidir. Bu yöntemler ile gün geçtikçe güncellenen geleneksel veri toplama araçlarıyla elde edilemeyen (insight) bulgulara kolaylıkla ulaşılır duruma gelinmiştir. Çoğu zaman da kollektif bir araştırma tasarımı tercih edilerek, geleneksel ölçümleme teknikleri ile birlikte yeni nesil yöntemler beraberce harmanlanarak, tüketici hakkında derinlemesine verilere ulaşmak mümkün kılınmıştır’’ dedi.‘‘Kelime çağrışım testleri marka imajı araştırmaları için oldukça kullanışlı bir yöntemdir’’Araştırma tekniği türlerini ele alan Doç. Dr. Dağlı şunları söyledi: ‘‘Projektif teknikler, çağrışım teknikleri, tamamlama teknikleri, yapım teknikleri ve anlatımcı teknikler. Çağrışım teknikleri, adından da anlaşılabileceği gibi katılımcıya sözlü bir uyaran verilmesini ve bu uyaranın onda hangi duygu ve düşünceleri çağrıştırdığının ortaya çıkarılmasını içerir. Tüketici araştırmaları alanında en sık kullanılan çağrışım tekniği kelime çağrışım testidir. Kelime çağrışım testinde katılımcıya bir kelime verilir ve katılımcıdan aklına ilk gelen kelimeyi söylemesi istenir. Tahmin edilebileceği gibi kelime çağrışım testleri marka imajı araştırmaları için oldukça kullanışlı bir yöntemdir. Tamamlama tekniklerinde ise katılımcıdan tamamlanmamış bir uyarıcıyı tamamlaması istenir. Pazarlama ve tüketici araştırmaları alanında en sık rastlanılan uygulamalar, cümle ve hikaye tamamlamadır. Katılımcıya konuyla ilgili bir ya da birkaç cümle vererek tamamlanması istenir.’’‘‘Marka toplulukları da etnografik analize konu ve veri oluşturan en temel girdilerden bir tanesidir’’Netnografiye duyulan gereksinime değinen Doç. Dr. Özgül Dağlı, ‘‘Dijitalleşme, netnografiye doğru uzanan süreçte en temel nedenlerden bir tanesidir. Netnografinin temelini oluşturan etnografik çözümleme, belirli bir gruba ya da topluluğa ait sosyal ilişkilerin, öğrenilen ve paylaşılan inançların, değerlerin ve davranışların tanımlanması ve yorumlanmasıdır. Marka toplulukları da aslında etnografik analize konu ve veri oluşturan en temel girdilerden bir tanesidir ve reklam araştırmalarının son yıllardaki en popüler öğeleri arasındaki yerini almış durumdadır. Reklamcılık, algı yönetiminin tasarımsal ve ticari boyutu ile ilgilenen popüler bir pazarlama iletişiminin karma ögesidir. Reklamcılık bir tarafıyla anlam ve içerisinde yer aldığı bağlam ile ilişkili olarak analiz edilirken, yakın tarihte oldukça ilgi gören diğer nörobilimsel araştırma yaklaşımları ile de ilişkilendirilmektedir. Nörobilim ve netnografi gibi yeni niteliksel yaklaşımları bunların arasına dahil edebiliriz. Tüm bu yenilikler ışığında reklam literatürü ve alanda yapılan bilimsel araştırmalar için rahatlıkla ‘tüketicinin zihinsel ve duyusal yapısı’ odaklı bir değişim yaşandığını söyleyebiliriz’’ sözlerini kullandı.Kaynak: Haber Üsküdar

24 MAY 2021

Etkili Sosyal Medya Kullanımı

Oğuzhan Saruhan- Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Seminerleri: “Etkili Sosyal Medya Kullanımı "

06 MAY 2021

Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Seminerleri Dijital Pazarlamada SEO yaklaşımı

Tolga Kayasu: Google algoritması kalite puanı üzerine kuruluÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık ile Halkla İlişkiler Semineri kapsamında ‘Dijital Pazarlamada SEO Yaklaşımı’ konulu etkinlik düzenlendi. Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Reklamcılık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı’nın konuğu Koperatiff Ajans kurucusu Tolga Kayasu oldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü ile Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü tarafından ‘Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Semineri: Dijital Pazarlamada SEO Yaklaşımı’ konulu etkinlik düzenlendi. Doç. Dr. Özgül Dağlı’nın konuğu Tolga Kayasu, Google algoritması ile web sitelerinin nasıl ön plana çıkabileceği hakkında konuştu. Etkinliğe İletişim Fakültesi araştırma görevlileri ve öğrencileri katıldı."Türkiye’de AVM ve perakendeye yoğunlaşmış bir ajans yoktu"Pazarlama alanındaki eğitim ve tecrübelerini paylaşarak konuşmasına başlayan Tolga Kayasu, ‘‘Ben de Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunuyum. Sonrasında yüksek lisans yaptım. Aktif bir öğrencilik hayatım oldu. Okurken birçok yerde çalıştım. Uluslararası ajanslarda görev aldım. Özellikle sağlık, ilaç firması ve hastane grubuyla çalıştım. Hem Türkiye hem Ortadoğu hem de Kuzey Afrika bölgelerinde çalıştım. Daha sonra işin kurumsal tarafını görmek istedim ve Etika Sağlık Grubu’nun Pazarlama Müdürlüğü’nü yaptım. Sonrasında işin marka boyutu olan bir alana girmek istedim bu da bir AVM idi aslında. İçerisinde birçok markanın pazarlamasını ve çatı markaları yürüttüğüm bir iş oldu. Kurumsal hayatımı da bu şekilde sonlandırdım. Sektörün açığını gördüm; Türkiye’de AVM ve perakendeye yoğunlaşmış bir ajans yoktu. Bu açığı görerek ‘Koperatiff’ kuruldu. Türkiye’de ilk AVM ve perakendeye yoğunlaşmış ajansız. Birçok AVM ve AVM iç mağazası ve yönetim şirketleriyle çalışıyoruz" sözlerini kullandı."Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı onaylı ürünlerin reklamı için aradaki ince çizgiyi bilmelisiniz"İşin sağlık kısmına değinerek sağlık sektöründe dijital pazarlamanın önemine dikkat çeken Kayasu, ‘‘Ufak bir soruyla başlamak istiyorum. Dünyada en fazla harcamanın yapıldığı sektörler; sağlık, tütün ve alkol, silah ve benzer harcamalar. Aslında reklam pastasında en fazla paralar buralara gidiyor. Buralarda kapalı devre çalışmalar yapılıyor. Bu alanlara özgü ajanslar kurulmuştur. Bu üç sektörde de reklam yasağı vardır. İçerik pazarlaması ve alt kırılım ilerler. Bunun da yanında reklam yaparlar ama kime nasıl yaptıkları bir sorun. Sağlık ajansları bakımından anlatacağım, kariyerinizi bu yönde yapabilirsiniz. Aynı şekilde dijital pazarlama konusuna da değineceğim ve SEO kavramından da burada bahsedeceğim. Sağlık sektörünün şöyle bir farkı vardır; reklam yasağı vardır ama kime ve neye göre vardır? Kozmetik ve besin destekleri de sağlığa girer ve ikiye ayrılır birisi Sağlık Bakanlığı'na bağlı olanlar diğeri Tarım Bakanlığı'na bağlı olanlar. Besin destekleri Tarım Bakanlığı onaylıdır ve burada reklam yapabilirsiniz ama burada içeriğiniz önemlidir. Sağlık Bakanlığı bir tek vereceğiniz içeriğe bakar. Dünyada ise bütün kozmetikler Sağlık Bakanlığı onaylıdır. En basit ruj bile onaylıdır ve dikkat edin reklamlarını yapabilirsiniz. Buradaki ince çizgileri bilmeniz gerekir’’ ifadelerini kullandı."Bütün sosyal medya mecraları birer arama motoru mantığıyla ilerliyor"SEO yani ‘Arama Motoru Optimizasyonu’ndan bahseden Kayasu, ‘‘Web sitesi hakkında arama motorları için yapılan tüm iyileştirme çalışmaları olarak tanımlanır. Google nedir? Google bir teknoloji şirketi ve dünyanın en büyük reklam ajansıdır. Bir reklam şirketidir ve ana gelir kaynağı da reklamdır ve buradan para kazanır. Geriye kalan her şey ise Google’ın ürünüdür. Mesela; Gmail’ler, Navigasyon’lar, Analytics’ler hep Google’ın ürünleridir. En büyük görsel ve video arama motoru ise YouTube’dur. Google’ın iki tane arama motoru var birisi metinsel olarak bildiğimiz diğeri ise görsel ve video aradığımız ‘YouTube’. YouTube’da da metin olarak arayıp buluyoruz. Mesela bir algoritması var; benim dinlediğim bir iki müziği alıp onlara göre bir liste çıkarıyor. Artık benim tüketici davranışımı ölçüyor. Aynı mantıkla Instagram, Facebook ve diğer arama motorları da aynı şekilde çalışıyor. Artık bütün sosyal medya mecraları birer arama motoru mantığıyla ilerliyor. Biliyorsunuz bir kelime yazıyorsunuz ve insanları bulmaya çalışıyorsunuz. Bundan dolayı da yapacağınız bir SEO çalışması bunların hepsinde geçerli oluyor. Üretilen her çalışma burada devam ediyor. Dikkat edin; besin destekleri, ilaç firmaları sizleri buradan yakalamaya çalışıyor. Özellikle pandemi döneminde besin desteği pazarı yüzde 30 büyüdü’’ ifadelerini kullandı."Google her şeyi literatür taramasından geçiriyor"SEO hakkında konuşmaya devam eden Kayasu, web sitemizi ön plana çıkarabilmemiz için nelere dikkat etmemiz gerektiğini şu sözlerle belirtti: ‘‘Arama motoru optimizasyonları nasıl yapılıyor? Bir kelime seçiyorsunuz örneğin, C vitamini. Ama bu C vitaminine çıkana kadar Google algoritması bütün alt kırımlara kadar iniyor: ‘Siz neden vitamin tercih ediyorsunuz? Neden C vitamini kullanıyorsunuz? Neden C vitamini almalısınız?’ bunların bütün kelime analizlerini çıkartarak ‘kelime araştırması’ noktasına geliyor. ‘Keyword research’ dediğimiz olay budur. Ve bu araştırmalar sonucunda sizin kelimenizin ön plana çıkma durumuna bakılıyor. Google’ın temel algoritması kalite puanı üzerine kuruludur. Sizin o kelimeyle kurulu ne kadar çok içeriğiniz, alt yapınız var ise kalite puanınız o kadar yüksektir. Bu bahsettiğim C vitamini araştırırken altında yatan bütün kelimelerle siz ürettiğiniz içeriği beslediyseniz o kadar çok öne çıkarsınız. SEO’nun ilk aşaması budur. İkinci aşama ise bizim ‘links building’ dediğimiz olaydır. Bu siz bir şeyler öğrenirken de meydana geliyor. Size öğretilen her şey birçok literatür taramasından geçiyor. Yani benim arattığım şey hakkında ne kadar çok kaynak var. Google bunun taramasını yapıyor. Sizin güvenirliliğinizi araştırıyor; ne kadar çok yer sizden bahsetmiş, ne kadar çok kişi sizin hakkınızda yorum yapmış bunları çıkarıp tespit ediyor. Bu nedenle forum siteleri ya da benzer haber portalları çok değerli. Hep ürün hakkında bilgi aradığınızda öne çıkıyor. Ya da YouTube’da karşımıza çıkan kutu açılımları da bunlara dahil’’ sözlerini kullandı."Her bir görselinizin ve içeriğinizin hem Google’a hem de kullanıcıya yönelik olması gerekiyor"Tolga Kayasu içeriğin hem kullanıcıya hem de arama motorlarına uygun bir şekilde sunulması gerektiğini belirterek, ‘‘Yaptığınız her işi optimize etmeniz gerekiyor. Dikkat edin çok uzun sürede açılan sitelere girmiyoruz, arama yaparken çok alt satırlarda kalıyorsa ne yapıyoruz siteden çıkıyoruz. Bunlara site optimizasyonu diyoruz. Her bir görselinizin, içeriğinizin hem Google’a hem de nihai kullanıcıya yönelik olması gerekiyor. Yazılımınızın da bu işe uygun olması gerekiyor. Biz buna ‘Responsive Tasarım’ diyoruz. Her cihaza uygun şekilde açılmasıdır. Mesela Trendyol. Hepimiz alışveriş yapıyoruz. Web siteniz tabletlerde, telefonlarda ve bilgisayarlarda farklı açılır. Birçok web sayfası buna dikkat eder. Her şekle uyum sağlayabilir. Dikkat edin bilgisayarda sayfalar yatay açılır, telefonda ise dikeydir. Yatay olan bir şeyi dikey ekranda açamazsınız ya da zor okursunuz büyütmeye çalışırsınız, olmaz ve kapatırsınız. Bunun için yazılımınızın da uyumlu olması lazım. Bir de ‘Web Design’ var. Sizlerin dikkatini çekecek tarzda tasarımın olması gerekiyor. Çok karamsar, görselleri büyük, okuyamadığınız sitelere girmiyorsunuz. Dikkat çekici, size uygun olan sitelere girersiniz. Ama bütün noktalar markalara göre değişir. Nihai tüketicinizin web sitenizdeki geri bildirimlerini inceleyerek sürekli bir strateji belirlemeniz gerekiyor. Bu noktada araştırmalar yaparak ve uygulamalarla takip ederek stratejinizi belirlemeniz gerekiyor’’ ifadelerini kullandı.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

28 NİS 2021

Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Seminerleri: "MÜŞTERİ DENEYİMİNİ HARİTALAMAK”

İnci İşler- Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Seminerleri: "MÜŞTERİ DENEYİMİNİ HARİTALAMAK”

27 NİS 2021

Girişimcilik Adımları ve Girişimcilik Finansmanı

Üsküdar Üniversitesi Reklamcılık Bölümü tarafından "Girişimcilik Sohbetleri: Girişimcilik Adımları ve Girişimcilik Finansmanı" konulu söyleşi gerçekleştirildi. Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Doç. Dr. Dinçer Atlı’nın konuğu ise yönetim ve yatırım danışmanı Dr. İsmail Gürsoy oldu.Üsküdar Üniversitesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen söyleşide “Girişimcilik Sohbetleri: Girişimcilik Adımları ve Girişimcilik Finansmanı” konusu ele alındı. Doç. Dr. Dinçer Atlı, konuğu yönetim ve yatırım danışmanı Dr. İsmail Gürsoy ile girişimcilik üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide girişimciliğin yaşı, nelere ve nasıl yatırım yapılması konuları üzerinde duruldu."Erken yaşta girişimde bulunmak mümkün"Girişimciliğin yaş aralığına değinen yönetim ve yatırım danışmanı Dr. İsmail Gürsoy, "25 yaş altı olanlar var. Mark Zuckerberg, Bill Gates, Steve Jobs gibi örnekleri sayabiliriz. Türkiye’den de Nevzat Aydın, o da 25 yaş altındaydı. 25-30 yaş aralığında ise Amazon’un kurucusu Jeff Bezos var. Ali Baba’nın sahibi Jack Ma var. Türkiye’den Trendyol’un sahibi Demet Mutlu buna örnektir. 36-45 kısmına Türk olarak örnek verecek olursak, Getir’in sahibi Nazım Salur olur. Bu örneklere baktığımız zaman net bir yaş aralığından bahsetmek zor. Ben özellikle bu konuyla ilgili araştırmaları da inceledim. Harvard Business Review’in 2018’de yaptığı çalışma var. Onlar ortalama girişimcilik yaşını 45 olarak belirlemişler. Bundan erken yaşta da girişimde bulunmak mümkün. Genelde deneyimle beraber, piyasayı daha iyi analiz ederek, hesapları daha iyi yapılan girişimlerin çok tutulduğunu da biliyoruz" dedi."Her işletme bir girişim değildir"Türkiye’nin iş modeli yaklaşımından bahseden Dr. İsmail Gürsoy, "Girişimcilik aslında yeni bir şeyi ortaya koymak demek. Mutlaka yeni bir yaklaşım olması lazım. Her işletme bir girişim değildir. Bu yeni bir ürün olabilir ya da o ürünün yeni kullanımı olabilir. Mutlaka yenilikçi olmanız gerek. Bunu yaptığınızda işte o zaman bir fark yaratabiliyorsunuz. Bu yeni fikir ya da ürün müşteri için ne değer katıyor? Buna dikkat etmemiz lazım. Yurt dışındaki Türk girişimciliğine değinmek istiyorum. Almanya üzerinden örnek vermek istiyorum. Yahudilerin girişimciliklerini ve Türklerin girişimciliklerini incelemişler. Yahudiler bir yere gittikleri zaman ondan önceki Yahudiler ne iş yapıyorlar ona bakıyorlar ve onların yapmadığı bir ürünü ya da bir fikri ortaya koymaya çalışıyorlar. Böylece birbirlerinden alışveriş yapıp birbirlerine destek oluyorlar. Türklere baktığımız zaman, bir Türk Almanya’ya gidiyor ve dönerci açıyor. Arkasındaki kişi de dönerci açıyor. Onun arkasından giden kişi de dönerci açıyor. Belki o ilk gelen arkadaşın Almanya’da yaptığı bir yenilikti. Fakat arkadan bu kadar kişi gelip de bu kadar aynı tür dükkan açtıklarında ya da ürün ürettiklerinde arz-talep dengesizliği oluşmaya başlıyor. Çünkü herkes bu işi yapınca eğriyi aşağıya doğru çekilmeye başlıyorlar" ifadelerini kullandı."Popüler trendler risk taşıyor"Kaynak İçin: Haber Üsküdar

02 NİS 2021

Girişimciler için Hukuk

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından "Girişimcilik Sohbetleri: Girişimciler için Hukuk" konulu söyleşi gerçekleştirildi. Etkinliğe, Can Avukatlık Bürosu sahibi Avukat Ömer Can, Avukat Ferhunde İlhan ve Avukat Ömer Faruk İbrahimbaş konuk oldu. Etkinlikte rekabet yasağı, KVKK, veri, aydınlatma yükümlülüğü gibi konular ele alındı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü'nün çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği "Girişimcilik Sohbetleri: Girişimciler için Hukuk" konulu söyleşisinin konukları, Can Avukatlık Bürosu sahibi Avukat Ömer Can, Avukat Ferhunde İlhan ve Avukat Ömer Faruk İbrahimbaş oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine verilen Girişimcilik ve Proje Kültürü dersi kapsamında düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Reklamcılık Bölümü'nden Doç. Dr. Dinçer Atlı üstlendi."Rekabet yasağı genel çerçevede yer ve zaman olarak sınırlandırılıyor"Doç. Dr. Dinçer Atlı’nın yönelttiği ‘İşveren sözleşmede rekabet yasağı diyerek en fazla kaç yıl sınırlayabiliyor?’ sorusunu yanıtlayan Av. Ömer Faruk İbrahimbaş, genel çerçevede yer ve zaman olarak sınırlandırıldığını vurgulayarak şu sözleri kullandı; ‘‘Özellikle müvekkillerimiz, şirketler tarafından istenen sınırlandırmaları soruyorlar. Yer ve zaman olarak bunları sınıflandırmamız gerekiyor. Yani Türkiye çapında siz; teknoloji, yazılım sektörü alanında Türkiye sınırları içerisinde çalışamazsınız. Genellikle ya Marmara bölgesi olarak bölge bazında ya da İstanbul olarak il bazında sınırlandırabiliyoruz. Veya İç Anadolu bölgesinde, aynı konu içerisinde aynı çalışma hayatı içerisinde faaliyette bulunamayacağınızı belirterek rekabet yasağını gündeme getirtebiliyoruz.’’‘45 saatin üzerindeki çalışmaları kanıtlayarak tahsil edebilirler’‘Girişimci işe aldığı kişiyi iş kanununun üzerinde çalıştırıp ücret ödemeyebiliyor. Bu konuda ne yapılabilir?’ sorusu yöneltilen Av. İbrahimbaş, ‘‘Kanuna, kamuya aykırı tüm hükümler genel çerçevede geçersizdir. Yani, siz her ne kadar iş sözleşmesinde ‘Ben sizi 45 saatin üzerinde çalıştırsam dahi ödeme yapmayacağım’ derseniz herhangi bir geçerliliği bulunmamaktadır. Sözleşme bütün olarak geçersiz olmaz. Ancak bu görmüş olduğumuz kanuna aykırı hüküm geçersiz hale gelecektir. Burada, çalışanlar 45 saatin üzerinde yapmış oldukları çalışmaları da kanıtladıkları taktirde bunlarla ilgili haklarını işin devamı noktasında bir alacak davasına konu ederek tahsil edebilirler’’ sözlerini kullandı."Bir ay dahi geciktirildiğinde çalışan açısından iş halinin haklı feshi başlamış olur"‘Kaç ay ücret ödenmezse çalışan haklı sebeple iş sözleşmesini feshedebilir ya da işi durdurabilir?’ sorusuna da cevap veren Av. İbrahimbaş, ‘‘İşverenin borcu ile ilgili kısımda, bir ay dahi geciktirildiğinde çalışan açısından iş halinin haklı olarak feshi başlamış olur. Tabii bunu genel çerçevede uygulamalı olarak şu şekilde ilerletiyoruz; çalışan-çalışanlar olarak ödeme borcunu yerine getirmediği an itibariyle özellikle noterle iddianame hazırlamaktayız. Ve işverenin yapmış olduğu yanlış eylemin gereğini yerine getirmesini talep edebilmekteyiz’’ dedi."Temel hak ve hürriyetler kapsamında kişisel verilerin korunması yasal zorunluluk"Av. Ferhunde İlhan kişisel verilerin korunması ile ilgili sorulara cevap verirken, ‘KVKK denilince herkesin aklına veri sorunu geliyor. KVK Kanunu nedir? Mevzuatımıza nasıl giriş yaptı? Bunun bir tarihi var mı? Bu yeni bir kanun türü mü?’ sorusuna yanıt olarak, ‘‘Aslında baktığımızda KVKK adı ne kadar yeni olsa da bizim literatürümüze çok öncesinden girmiştir. Temel hak ve hürriyetler kapsamında; özel yaşamın gizliliğiyle birlikte, kişisel verilerin korunmasını da bünyemize almış ve kabul etmiş olduk. Bunu da 2015 yılında yargı kararıyla taçlandırmış olduk. Biz 2010 yılında, özel hayatın gizliliği adı altında anayasamızın 7. maddesine ek olarak kişisel verilerin korunması kapsamında bir kanun ekledik. Sonrasında 2016 yılında Avrupa'da uygulanan Kişisel Veri Kanunu’nu değiştirerek kendi bünyemize aldık. Fakat Avrupa Birliği bir çalışma yaparak 2018 yılında GDPR dediğimiz bir sisteme geçiş yaptı. Bu da genel veri koruma yönergesi olarak geçmektedir ve Kişisel Veri Kanunu’ndan üst boyutta veriyi koruyan ve gözeten bir kanundur. Ve biz bir alt versiyonu olan KVKK’da şu an kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Burada özellikle internet hususu ön planda’’ ifadelerini kullandı."Gerçek kişiyi belirlenebilir kılan her türlü bilginin sorumluluğu var"Yargı sistemimizin veriyi sadece dijital olarak kabul etmediğini dile getiren Av. Ferhunde İlhan, ‘‘Veri nedir?’ dediğimizde aklımıza hep dijital veriler geliyor. Ama bizim yargı sistemimiz veriyi sadece dijital olarak kabul etmiyor. Otomatik ve manuel olarak işlemiş olduğumuz verileri de kapsıyor. Veriden kastımız ‘bilgi’ anlamındadır. Kişisel veri ise kişiyi belirleyen her türlü verisidir. Bunlar genel ve özel olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel nitelikli verilerimize kabataslak baktığımızda; ismimiz, soyadımız, boyumuz, kilomuz, yaşımız, telefon numaramız ve e-mailimiz kişisel verilerdir. İlgili kişi dediğimiz; kişisel verisi işlenen kişi. Gerçek kişi belirlenebilir her türlü bilginin sorumlusudur. Yani hepimiz ilgili kişiyiz. Kişisel Verilerin Korunması Kurumu adı altında bir özel kurum dahi açıldı. Kurum bu süreçleri yürütmektedir. Kişisel Veriler nasıl işlenmektedir? Aslında hukukun temel kavramlarında ilkeleri yer almaktadır. Bizlerin verileri bu genel ilkelere göre işlemesi gerekmektedir. İlkelere uygun işlediklerimizin de bir şartı vardır; açık rıza gerekmektedir. Açık rıza her şekilde alınabilecek bir şey değildir. Bir kişiyi işe alacağımız zaman; ismini, soyadını alıyoruz. Verilerini işlemek zorundayız. Bu kanun baygınlık halinde, acil müdahale gerektiren ‘fiili imkansızlık’ durumlarında geçerli değildir. Bu imkansızlık hali sona erdikten sonra, biz kişinin rızasını almakla görevliyiz’’ sözlerini kullandı."Verileri korumaya çalışmalısınız"Aydınlatma yükümlülüğüne de değinen Av. İlhan, ‘‘Şu an, bir su sipariş ettiğimizde kişisel verilerin korunması kapsamında aydınlatma verilerini size aktarıyorum diyebilirler. Bu da, ‘Neden sizin verilerinizi işliyorum?’ demektir. Aydınlatma metni de ‘Ben sizin verilerinize bu nedenden dolayı erişiyorum’ diyor. Peki verilerimiz ifşa edilirse, hukuka aykırı işlenirse yapmamız gereken; 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’na göre, 11. maddeye göre şikayet edeceksiniz. Ama öncesinde veri sorumlusuna başvuruda bulunacaksınız 30 gün içerisinde cevap gelmezse Kişisel Veri Kurumu'na dilekçe ile başvuruda bulunabiliyorsunuz. Siz verileri korumaya çalışmalısınız. Gerek şifreleme yaparak gerekse aydınlatma metni yayımlayarak. Açık rıza ve kişiye yönelik sözleşme yaparak bunu yerine getirmeye çalışmalısınız.  Bunları yapmazsanız Suçlar ve Kabahatler Kanunu yani yine KVKK 17. maddedeki düzenlemeye göre veriyi silmezseniz, yok etmezseniz hapis cezasına çarptırılırsınız’’ ifadelerini kullandı."Bir ticari faaliyet yapılıyorsa sorumlulukları bilinmeli"İşin ticari boyutuna değinen Av. Ömer Can ise ‘‘İşin ticari faaliyetlerle ilgili ikinci kişi ya da üçüncü kişilerle aralarındaki ilişkiler, ticari ya da bir hizmet anlamında kendisiyle ilgili olan konuların düzenlenmesiyle ilgili faydalı bilgiler vereceğim. Ben ticari faaliyetler yürütüyorum, günün sonunda vasiretli olarak bütün işlemlerimi buna göre halletmem gerekiyor. Ve bu çerçevede bir bakış açısıyla ticari hayatımı sürdürmem lazım. Vasiret ihtiyacı dediğimiz aslında basit bir ifadeyle; Kanunda ve Yargıtay kararlarında görüyoruz, hayatın olağan akışına göre; bugün kapımızın önünde bir aracımız var, aracımızı satmamız gerekiyor. Aracımızı veriyoruz, ödemesini yarın istiyoruz. Yaptığımız sözleşme falan yok. Belki bir belgesini alırız. Ya da öğrenciyiz diyelim; bir ürün yaptık, gönderdik ama herhangi bir sözleşme yok ve tahsil edemiyorum. Vasiretli oluyorum. Aslında bir ticari faaliyet yapılıyorsa sorumlulukları bilinmeli, alacak verecek durumları bilinecek ayrıca bütün konuların hepsi yazılı bir metin üzerinde belirtilecek. Yapılması gereken kural; sözleşmeye dayalı faaliyetleri yürütmek’’ sözlerini kullandı."Risk bu yolculuğun içerisinde"Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan Doç. Dr. Dinçer Atlı, uzmanlardan bilgi almanın önemine şu sözlerle değindi; ‘‘Girişimcilik, vahşi bir ormanda yolculuk yapmaya benzer. Karşımıza hangi yırtıcı canlının çıkacağı; zehirli olup olmayacağı o kadar belirsiz ki! ‘Risk’ bu yolculuğun kendi içerisinde. Bu noktada hukuk bilgisi çok önemli bir koruma kalkanı sunuyor. Özellikle iş sözleşmelerinde. Birçok sözleşme türü var. Bu noktada hukuk bilgisini arttırmak, konuyla ilgili uzmanlardan bilgi almak çok önemli’’ dedi.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

25 MAR 2021

Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Seminerleri: Marka Seçim Setleri

Halkla İlişkiler söyleşisinde nörobilimin pazarlama üzerindeki etkileri ele alındıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü ile Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümlerinin düzenlediği “Marka Seçim Setleri” söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinliğe pazarlama uzmanı ve reklamcı Deniz Karaca konuk oldu. Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Uğurlu’nun yaptığı etkinlikte, Deniz Karaca “Marka Seçim Setleri” konulu çalışması hakkında bilgi verdi.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü ile Reklamcılık Bölümü’nün çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği etkinliğe Pazarlama Uzmanı ve Reklamcı Deniz Karaca konuk oldu. Söyleşinin moderatörlüğünü Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Uğurlu’nun yaptığı etkinlikte, “Marka Seçim Setleri” tezi üzerinden nörobilimin pazarlama üzerindeki etkisine değinildi.“Yeni dönemde liste sistemi çok farklı boyutlara taşındı”Kariyerine ve nörobilimi neden seçtiğine değinen Reklamcı Deniz Karaca, “Ben de sizler gibi iki ay öncesine kadar Üsküdar Üniversitesi’nde öğrenciydim. Nöropazarlama alanında yüksek lisans tezimi tamamladım. Üsküdar Üniversitesi’nde tamamladığım yüksek lisans tezimin konusu da 'Marka Seçim Setleri' hakkındaydı. Bu konuyu size anlatmaya gayret göstereceğim. Önce kısaca kim olduğumdan bahsetmek istiyorum. 43 yaşındayım. ODTÜ İstatistik bölümünden mezun oldum. Mezun olduktan sonra iş hayatına başladım. Yaklaşık on beş sene boyunca Anadolu Efes ve McDonalds’ta pazarlamanın çeşitli alanlarında yöneticilik yaptım. 2017 yılında iş hayatıma ara verdim ve öğrencilik hayatıma dönme ihtiyacı duydum. Üsküdar Üniversitesi'nde Nöropazarlama programında yüksek lisansa başladım. ‘Niye nöropazarlama?’ diyecek olursak, benim çok ilgi duyduğum bir konuydu ve gördüğüm kadarıyla da kariyerim boyunca pazarlama faaliyetlerini anlamlandırabilmek için insan beyninin nasıl işlediğini bilmek gerekiyordu. Nöropazarlamanın daha çok teorik kısmı ile ilgilendim. Bunu pazarlama ile nasıl birleştirebilirim gayreti içerisinde oldum ve araştırdım. Kent FM’de radyo programcılığı yaptım. Kent’in Sesi adında bir programım vardı. Bu ‘Marka Seçim Seti’ konusunu bulma hikayem esasında radyoculuğumdan kaynaklandı. Radyo olarak çok dinlenenler seviyesine ulaşamıyorduk. ‘Biz nasıl dinleniriz?’ sorusuyla yukarılara çıkmak için çözüm aramaya başladık. O zaman 2000’lerin başındaki arabaların radyo kısmı vardı ve o radyolarda 6 düğme var. Bu düğmelerde 6 tane hafızaya atma hakkınız var. Bu 6’lı sete nasıl gireriz diye düşünürken benim o an aklıma ‘Marka repertuarı nasıl oluşturulur?’ diye br düşünce geldi. Şimdiki dönemde liste sistemi çok farklı boyutlara taşındı” ifadelerini kullandı.“Liste yapmak hayatımızın bir parçası”Liste sisteminin ve yapılmasının hayatımızda önemli bir yerde olduğuna değinen Deniz Karaca, “Liste yapmamız hayatımızın bir parçası. Bizim geçmişten günümüze hayatımızı kolaylaştıran ve daha hızlı, kolay karar vermemizi sağlayan duruma gelmiş durumda. Günümüzde Spotify, Netflix gibi uygulamalarda yaptığımız sıralama da bu örneklerimizin birkaçını oluşturuyor. Alışveriş yaparken bile o kadar çeşitlilik arasında bazı ürünleri favori listemize alıyoruz. Favorilerimiz arasına aldığımız ürünler arasında bu sefer seçim yapma gayretine giriyoruz. Onedio gibi siteler içerisinde ‘Bunlar olmazsa olmaz denilecek on yedi şey’ gibi listeler içerisinde dolaşıyoruz. Dolayısıyla ‘Bu listelere ihtiyaç nereden çıkmış?’ ve ‘Bu listelere ilgi ne kadar oldu?’ gibi soruların üzerine çalışmalar yapılmış ve benim bu konular merak odağım oldu. Bu konuları araştırmak istedim. Bu çalışma ile ilgili uluslararası literatürde çok fazla çalışma yapılmasına rağmen Türkçe literatürde tek araştırma var. O da yurtdışındaki çalışmaları Türkçe’ye kazandırmış. Onun dışında bir çalışma yapılmamış. Fakat pazarlama açısından çok önemli bir konuydu. Marka seçim setlerinin nasıl oluşturulabileceğini bilmek gerekiyor. Çünkü yarın bir gün birçoğunuz pazarlamacı olacaksınız ya da birçoğunuzun kendi şirketi olacak. Bu kurduğunuz markaları ya da yönettiğiniz markaları insanların hafızalarına nasıl sokabileceğinizi anlamak, onların seçim setleri içerisine bu markaları nasıl ekleyebileceğinizi öğrenmek, size pazarlama açısından çok yarar sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.“Beyin küçük olmasına rağmen en çok enerji tüketen organ”Beynin küçük, verimsiz olduğunu ancak hayati bir öneme sahip olduğunu dile getiren Deniz Karaca, “Bunu anlayabilmek için de beynimizin nasıl çalıştığını anlamamızda fayda var. Beynimiz, normal vücut ağırlığımızın %2’sini oluşturuyor. Ortalama 65-70 kiloluk bir insandan bahsediyoruz. Bu sonuçta 1 ya da 1.5 kilo arasında değişiyor. Beyin vücut oranımıza göre küçük olmasına rağmen vücut enerjinizin %25’ini tek başına kullanıyor. İnanılmaz enerji tüketen bir organ. Tabii bunun ilk amacı sizi hayatta tutabilmek. Bunları yapmazsa hayatta kalamazsınız ama çok verimsiz. Dolayısıyla beyin de bu verimsizliği kapatabilmek için kendine bazı kısa yollar geliştiriyor. Bunların en akla geleni duygularımız. Sevinme, üzülme, öfkelenme gibi duygularımız, temelde bizim hayatta kalmamızı sağlayan kısa yollar. Örneğin bir yemeğin vücudumuzda olumsuz etki bırakmaması için ve beynin bunun için çok enerji harcamaması için beyin kısa yollar kullanır. Yemeği kokusundan ve şeklinden anlayabiliriz. En çok kullandığımız kısa yollar ise standart alışkanlıklarımız. Pazarlamada detaylandırmak yerine bunları küçük bir liste haline getirip sadece sizi onlara yönlendirmeye çalışıyor. Tamamen o enerjiyi korumak ve o enerjiyle sizi hayatta tutabilmek için bunu yapıyor” dedi.“Tüketicinin hafızasında yer edinebilmemiz gerekiyor”‘Tüketici Satın Alma Süreçleri’ konusuna değinen Deniz Karaca, kültür ve referans gruplarının çok önemli faktörler arasında olduğunu dile getirdi. Karaca, “Bir diğer konumuz da ‘Tüketici Satın Alma Süreçleri’. Bu süreç üç temel aşamadan oluşuyor. Bunlardan biri ‘girdi’ aşamasıdır. Bu aşama siz herhangi bir konu hakkında karar almadan önce sizin beyninize, hafızanıza hangi bilgileri depoladığınızla ilgili şeyleri inceler. Bunlar sadece bilgi de olmayabilir. Aşamalardan bir diğeri ‘Pazarlama Aktarması’. Öncelikle bir markanın olması lazım. Markanın da olabilmesi için bir ürün olması gerekiyor. Üründen sonra da bu ürünü satabilmemiz gerekiyor. Satabilmemiz için ise bu ürünü tüketicilere ulaştırmamız gerekiyor. Ulaştırmak da yetmiyor, üketicilerin hafızalarında yer alabilmemiz, tanınabilmemiz, tercih edilmemiz için tutundurma faaliyeti yürütmemiz gerekiyor. Bu ürünlerde yapılan promosyonlar, festivaller, aktiviteler tutundurma faaliyetlerini oluşturmaktadır. Bu süreçleri etkileyen bazı faktörler var. Kültür faktörü çok önemli. Doğu ile Batı kültüründe farklılıklar olduğu için kültür faktörü bu aşamada çok büyük rol oynar. Sosyal sınıf da bunlardan biri olabilir. Toplumdaki gelir düzeyine veya eğitim durumunuza göre alımınız çok farklı olabilir. Özellikle bizim gibi ülkelerde çok farklı bir süreç. Referans grupları çok ciddi etki ediyor. Bu referans grupları içerisinde aile, cemiyet, dernek, dini inanca yönelik gruplar insanların tüketim sürecini çok ciddi bir şekilde etkiliyorlar. Bir diğer faktör de ‘Kurumsal Faktörler’. Yaşadığınız çevre, sosyal ortamınızın nasıl olduğu, bir süreçte karar alabilmeniz için ne kadar zamanınızın olduğu, hangi amaçla alışveriş yapmak istediğiniz, duygusal durumlarınız bunlara örnektir. Kurumsal faktörler biraz da sizin kim olduğunuzu belirler. 'Pazarlama ve İletişim' kaynaklı faktörleri ise dışarıdan gelen mesajları belirlerler” ifadelerini kullandı.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

24 MAR 2021

Nöropazarlama ve Girişimcilik

Girişimcilik Sohbetleri'nde nöropazarlama konuşulduÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen "Girişimcilik Sohbetleri: Nöropazarlama" konulu söyleşi gerçekleştirildi. Etkinliğe, Neuroscience Ltd. Genel Müdürü Dr. Fatih Ölçekçiler konuk oldu. Moderatörlüğünü Doç. Dr. Dinçer Atlı’nın yaptığı etkinlikte Fatih Ölçekçiler pazarlama, ben- merkezci uygulamalar ve nörobilim konularına değindi.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü'nün çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği "Girişimcilik Sohbetleri: Nöropazarlama" konulu söyleşisinin konuğu, Neuroscience Ltd. Genel Müdürü Dr. Fatih Ölçekçiler oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine verilen Girişimcilik ve Proje Kültürü dersi kapsamında olan etkinliğin moderatörlüğünü Reklamcılık Bölümü'nden Doç. Dr. Dinçer Atlı yaparken, yönelttiği sorularla etkinliğin etkileşimci şekilde sürdürülmesini de sağladı."Nörobilim, biz farkında olmadan üzerimizde kullanılabiliyor"Nörobilimin temelde pek çok konuyla bağlantılı olduğunu söyleyen Dr. Fatih Ölçekçiler, "Nörobilim, sadece pazarlama, tıp, ekonomi alanlarıyla değil, daha birçok alanla bağlantılı olan bir bilim dalı. İşletmeler açısından ise strateji, pazarlama, operasyon yönetimi, insan kaynakları ve finans alanlarında kullanılabiliyor. Nörobilim son dönemde insan kaynakları alanında oldukça etkili olmaya başlayan ve kullanımının yaygınlaştığı, sizlerin farkında olmadan üzerinizde uygulanmaya başlandığı bir yöntem. İş görüşmesine gittiğinizi düşünün, orada adayları beş dakika bekletmeye başlatırlar. Bu süre içerisinde sizin mimik hareketlerinizi, davranışlarınızı, ne kadar stresli olduğunuzu, sorulara vereceğiniz cevaplardan ne kadar samimi olacağınızı alıp bunları kameralarla işleyebiliyorlar’’ dedi."Uygulama ve teori temelli nörobilimin farkı uygulama araçlarıdır"Uygulama ve teori temelli nörobilim uygulamaları arasındaki farkları açıklayan Ölçekçiler, ‘‘Nörobilim ve insan tarafından baktığımızda; nörometrik, biyometrik ve psikometrikler vasıtasıyla insan kararlarını araştıran bilim dalı. Temelde nörobilimin iki uygulamasından bahsedebiliriz; teori temelli nörobilim uygulamaları ve uygulama temelli nörobilim uygulamaları. Teori temelli nörobilim uygulamaları şimdiye kadar görmüş olduğumuz derslerde, size verilen bilgilerden yararlanmakta. Meselâ; renklerin dili, rafların dizaynı gibi teori temelli nörobilim uygulamalarından bahsedebiliriz. Uygulama temelli nörobilim uygulamaları ise araştırma sonuçlarına dayanıyor. Bu noktada ikisinin arasındaki fark aslında uygulama ve teori temelli nörobilimin uygulama araçlarıdır. Yani bir nörobilim çalışması yapılmadan renklerin hangi noktada yardımcı olacağını bilmemiz aslında mümkün değil. Ama bunları herkese uygulamak çok yanlış. Çünkü Türkiye’de belli renkler insanları farklı şekilde etkilerken, bir başka ülkede de farklı şekilde etkiler. Bu noktada her ülkede ayrı ayrı çalışmalar yapılmalı. Yapılan çalışmaların sonuçları değerlendirilmeli’’ ifadelerini kullandı."Beyinin üç ana bölümü var; yeni beyin, orta beyin ve alt beyin"Teori temelli uygulamalardaki amaçlara da değinen Ölçekçiler, ‘‘Amaç; beynin işleyişini ve geçmişte yapılmış olan araştırmaların sonuçlarını baz alarak insan davranışlarını etkilemek. Temelde beynin üç ana bölümünü inceleyelim; yeni beyin, orta beyin ve eski yani alt beyin. Teori temelli uygulamaların üstünde durduğu en önemli olay, alt beyini etkilemek. Yani bizim içgüdüsel olarak geliştirdiğimiz ve öğrenerek edindiğimiz beyini etkilemek noktasında bize yardımcı oluyor’’ ifadelerini kullandı."Bir olayla karşılaşıyoruz, amigdalanın içerisinden geçiriyoruz ve sonuca ulaşıyoruz"Sinir sistemi tarafından işlenen beynin sürecini paylaşan Dr. Fatih Ölçekçiler, ‘‘Duygunun algılanması, yorumlanarak bütünleştirilmesi, tepkinin verilmesi şeklinde üç aşamada gerçekleşir. Olayların amigdalada nasıl gerçekleştiğine bakalım; olayla karşılaşıyoruz, amigdalanın içerisinden geçiriyoruz ve sonuçla karşılaşıyoruz. Meselâ; otobüsün üzerimize gelmesi. Otobüs üzerimize gelirken ani olarak hayatımıza tehdit olarak algılıyoruz. Sonucunda ise gelişen ani tepkiyle kaçmaya başlıyoruz. Fakat bu kortex’te gerçekleştiğinde bir düşünme ve hesaplama süreci işin içine giriyor. Meselâ 28x12=? Hemen verebildiğimiz bir cevap değil. Oturup düşünmemiz ve bir cevaba ulaşabilmemiz gereken bir durumla karşı karşıya kalıyoruz’’ şeklinde konuştu."Alt beyini etkileyen altı faktör var; ben merkezci, kontrast, somutluk, başta ve sonda, görsel, hisli uyarılar"Eski/alt beyni etkileyen faktörleri çeşitli reklam ve örneklerle destekleyerek anlatan Fatih Ölçekçiler, ‘‘Altı faktörden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki ‘ben merkezci’. Reklamlarda ve pazarlama alanlarında yavaş yavaş görmeye başlamışsınızdır. Artık ‘sen yapabilirsin’, ‘sen başarabilirsin’, ‘susuzluğunu gider’, ‘sadece yap’ gibi ben merkezciliği öne çıkaran söylemlerden yararlanılıyor. Çünkü insanın yapısında olan bir şey. Bu durumdan çabuk etkilenebiliyoruz. İkinci faktör ise ‘kontrast’. Kontrastın da aslında beynimizde çok büyük bir yeri var. İnsanların otomatik olarak verdiği tepkiler vardır. Eğer bir şeyi siyah ya da beyaz olarak gördüysek bunu hemen algılarız. Uzun-kısa olarak gördüysek bunları hemen ayırt edebiliriz. Bunlara karşı tepkimizi anında değiştirebiliriz. Bu nedenle kontrast reklamda oldukça fazla kullanılan olgulardan bir tanesi. Meselâ öncesi-sonrası dediğimiz, bir kişinin saçlı ve saçsız haline baktığımızda bunun kullanılmasının sebebi insanların ürün sonucunda neyle karşılaşacaklarını görmeleri ve nasıl bir fayda sağlayacaklarını bilmeleri açısından kontrast önemli bir olgu. Üçüncü faktör de ‘somutluk’. Somut öğelerle bize ürünün varlığını gösterebilmek. Meselâ; kirli bir yolda beyaz bir alan var diyelim. Beyaz alan deterjanla temizlenmiş. Burada, deterjanı kullanım sonucunu yol ile somut bir şekilde göstermişler. Dördüncü faktör ise ‘başta ve sonda’. Yani reklamın başında ve sonunda önemli öğeleri kullanarak insanları etkileyebiliyoruz. Bir film yapımcısı olan George Lucas’ın söylediğine göre, ‘Ortalarında saçmalamadığınız sürece iyi bir film için gerekli olan sadece iyi bir başlangıç ve iyi bir sondur.’ Bunun örneklerini çevremizde görebiliriz. Beşinci faktör ise ‘görsel’. Amigdalamızda görsel öğeyle bizlere mesajlar veriyorlar. Son olarak altıncı faktör ise ‘hisli uyarılar’. Biz yine amigdalamızda acıma ve duygusallık hissini oldukça fazla yaşıyoruz. Sigara paketlerindeki ‘sigara içenler genç yaşta ölür’, ‘hamileyken sigara içmeyin’, ‘sigara içmek akciğer kanserine neden olur’ gibi görsellerle kullanılan mesajlar tamamen hissiyatımızı hedef alarak amigdalamızı etkileme çabasında’’ sözlerini kullandı."Günümüzde nörobilimsel metodoloji güçlü nörolojik görüntüleme araçları içermektedir"Konuşmasında nörobilim araştırma yöntemlerine de değinen Dr. Fatih Ölçekçiler; ‘‘Günümüzde nörobilimsel metodoloji, insan beyni aktivitesiyle ilgili hemodinamik veya elektromanyetik sinyaller toplanmasına dayanan güçlü nörolojik görüntüleme araçları içermektedir. Aslında bu tanımları özellikle değerlendiriyorum. Şu an herhangi bir nörobilim ya da nöropazarlama kursuna katılsanız size elektromanyetikler gibi nörolojik görüntüleme araçları falan öğretilecek. Ama temelde çok fazla terimlere ve yapılara kapılmamanız gerektiğini söylüyorum. Nörolojik görüntüleme araçlarını kullanmaya olan ilginin nedeni, kişilerin açıkça sorduğunda tercihlerini tamamen açıklayamadıkları varsayımından kaynaklanmaktadır. En popüler beyin araştırma yöntemleri; MRI, elektroansefalografi, galvanik deri tepkisi ve elektromiyografidir’’ dedi. Neuroscience Ltd. Genel Müdürü Dr. Fatih Ölçekçiler, konuşmasını çeşitli örneklerle destekleyerek sona erdirdi.Kaynak için: Haber Üsküdar

18 MAR 2021

Kadın Girişimciliği

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen ‘‘Girişimcilik Sohbetleri: Kadın Girişimciliği’’ konulu söyleşi gerçekleştirildi. Etkinliğe, TimePR kurucusu ve ajans başkanı Sevda Solak konuk oldu. Moderatörlüğünü Doç. Dr. Dinçer Atlı’nın yaptığı etkinlikte Solak; tutku, kararlılık ve cesaretin girişimciliğin en önemli yapı taşı olduğunu belirtti.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü'nün çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği ‘‘Girişimcilik Sohbetleri: Kadın Girişimciliği’’ konulu söyleşisinin konuğu, TimePR kurucusu ve ajans başkanı Sevda Solak oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ikinci sınıf Girişimcilik ve Proje Kültürü dersi kapsamında olan etkinliğin moderatörlüğünü Reklamcılık Bölümü'nden Doç. Dr. Dinçer Atlı yaparken, yönelttiği sorularla etkinliğin interaktif şekilde sürdürülmesini de sağladı.‘‘Girişimciliğimi üç kelimeyle özetlersem; tutku, kararlılık ve cesaret’’Konuşmasına kendini tanıtarak paylaşan Sevda Solak, ‘‘İletişim danışmanıyım. 15 yaşında bir oğlum var. 2004 yılında bir PR ajansının kurucu ortağıydım. 2007 yılında yollarımızı ayırdık. TimePR’ı kurdum ve yoluma devam ettim. 2004-2007 arası benim için bir okul oldu. Birçok tecrübe edindim. Bir arkadaşım, bir kurumun kurumsal iletişim direktörüyken PR ajansı kurmayı teklif etti. Birlikte yola çıktık. Bir süre sonra farklı yakalarda oturmamız nedeniyle benim için zorlayıcı olmaya başlamıştı. O sırada oğlum doğmuştu. Ben de yolumu ayırmaya karar verdim. Sonrasında TimePR’ı kurdum. Bu üç yıllık dönemde benim için ‘Bir girişim nasıl yapılır?', 'Girişimin finansmanı nasıl sağlanır?', 'Kuruluş aşaması, kuruluştan sonra müşteri nasıl bulunur?', 'Müşteriler içeride nasıl tutulur?', 'Müşterilerle iletişim nasıl sağlanır?', 'Şirketin muhasebe ve finansmanı nasıl yönetilir?' gibi sorular bir şirketi kurup yönetmenin kritik okulu olmuştu. 2007'de TimePR’ı kurarken de o bilgiler benim hayatımda kritik öneme sahip oldu. Sonrasında hızlı bir şekilde kendi şirketimi kurup belirli noktaya taşımam da aslında itici güç oldu. Tüm bu süreçte girişimciliğimi üç kelimeyle özetlersem; mesleğime olan tutku, kararlılık ve cesaret. Girişimcilik risk barındıran bir alan. Cesaret buradaki en büyük destekçiniz oluyor’’ ifadelerini kullandı.‘‘Toplumsal cinsiyet girişimcilikte de ön planda’’Kadın girişimciliğine değinen ve bunun sabır işi olduğunu belirten Solak, ‘‘Kadın girişimci, bir kadın olarak toplumsal cinsiyetin üzerimize yüklediği birtakım kimlikler ve roller var. İş dünyasında bir işi alırken bile öncesinde ajans sahibinin kadın ya da erkek olmasına bakan kurumlarla karşılaştım. Son ikiye kaldığımız konkurlarda bile sadece kadın girişimci olduğum için ajans başkanı ve o işin lideri kadın olduğu için işi alamadığım oldu. Son kararı yönetim kurulu ve tepe yönetim veriyor. ‘Niye?’ diye sorduğumuzda ‘Diğer arkadaş futboldan çok iyi anlıyor ve biz onunla çok iyi anlaşacağız’ gibi cevaplar alıyoruz. Zaman zaman kadın girişimciliği içerisinde ne kadar tecrübeli ne kadar yaratıcı olsanız da toplumsal cinsiyetin zorlayıcı taraflarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Daha büyük etki edebilmeniz için de sabretmeniz gerekiyor’’ dedi.‘‘Arkamda beni destekleyen bir ailem olmasaydı bu noktada olamazdım’’Doç. Dr. Dinçer Atlı’nın yönelttiği "Hayatınızda neler eksik olsaydı bu noktaya gelemezdiniz?" sorusuna Solak şu sözlerle yanıt verdi: ‘‘Arkamda beni destekleyen bir ailem olmasaydı bu noktada olamazdım. Çünkü zaman zaman düştüğünüz anlar oluyor. Girişimciliğin inen ve çıkan yollar olduğunu düşündüğünüz zaman tepeden aşağıya düştüğünüzde sizi kaldıracak bir ailenizin olması gerekiyor. Bu psikolojik ya da ekonomik olarak olabiliyor. Daha büyük bir işi başarabilmek için desteklenmeniz gerekiyor. Ailemin desteğini hissettim. Destek almasaydım belki de inişli çıkışlı yollardan giderken pes edebilirdim. Dolayısıyla bir yola çıkarken sizi destekleyen gücü yanınıza çekmeniz gerekiyor. ‘Ben istediğim şeyi yaparım’ diye bir şey yok. Sonuçta biz de insanız. Evet her şeyi yapmak için yola çıkabiliriz ama yolda iş değişebiliyor. O zamanda aileniz sizin yanınızda oluyor ve gerçekten o noktalarda sizi yukarıya doğru taşıyacak kişilere ihtiyaç olabiliyor.’’‘‘Edinilen tecrübeler iş alanında sizleri destekler’’Öğrencilere kendi deneyimlerinden yola çıkarak tavsiyelerde de bulunan Solak, ‘‘Daha önce okuldan itibaren başladığım stajlar, edindiğim farklı tecrübeler de bugün daha iyi bir şey yapabilmem için beni destekliyor. Sepetime attığım tüm birikimler bugün beni destekliyor. Ayrıca sizlere de tavsiyem; çok okuyun, hangi alan olursa olsun mutlaka staj yapın, her şeyi almaya çalışın. Bütün bunlar sizin için kritik noktalarda işe yarar bir şeye dönüşüyor’’ dedi.‘‘Sosyal sermayenize önem verin’’Doç. Dr. Atlı’nın yönelttiği "Etrafında girişimcilik tecrübesiyle katkı sağlayan birileri var mıydı?" sorusuna sosyal sermayenin önemini vurgulayarak cevap veren Solak, ‘‘Gerçekten hayata başladığınızdan itibaren biriktirdiğiniz insanlar sizin için çok değerli. Bugün adına sosyal sermaye deniliyor ve ilerlerken, işi yaparken sosyal sermayeniz sizin her şeyiniz oluyor. Bugün benim çalıştığım kişilere bakarsanız büyük oranda 20 yıldır temas ettiğim insanlardan oluşuyor. Bir tanesi x zamanda şirketin marketing menajeriyken öbürü bir şirketin CEO’su. Hepsi sosyal sermaye. Hayata başladığınızdan itibaren pozitif bir yaklaşım içerisinde olursanız ve gerçekten kendiniz de etrafınızı destekleyen bir noktada durursanız sosyal sermayeniz her zaman güçlü oluyor. Yani siz insanlara bir şey verdiğiniz zaman, insanlar da sizlere bir şeyler vermeye başlıyor. Bu bir döngü içerisinde devam ediyor’’ şeklinde konuştu.‘‘Başarma tutkusu beni mutlu ediyor’’Kendi işini kurmanın avantajlarından bahseden Solak, ‘‘Ben profesyonel olarak çalıştığım dönemlerde, yaptığım bütün işlerde hep kendi işim gibi çalıştım. Bir işi alıp sonuna kadar götürmek, başarıya ulaştırmak için çok çabaladım. Bu zaman zaman çok saatler alabiliyordu ve etrafımdaki herkes bana ‘başkasının işinde bu kadar çok emek harcayan, üretmek için çaba gösteren çok az insan vardır’ diyordu. O başarma tutkusu beni mutlu ediyordu. Kendi işimi kurduktan sonra bunun daha büyük bir mutluluk olduğunu fark ettim. Daha önce başkası için ürettiğinizi bugün kendiniz için üretiyorsunuz. Daha yüksek doyum alıyorsunuz. Başardıkça, kurumunuz bilindikçe, sektörde anılmaya başlandıkça, bu daha da büyük bir mutluluk oluyor. Kazanç olarak da özgür olabiliyorsunuz. Sınırlarınızı siz belirleyebiliyorsunuz. Gücü elinizde taşıdığınızı bilmek gerçekten büyük mutluluk. Bu mutlulukla girişimcilikten asla vazgeçemiyorsunuz’’ diyerek başarıdan aldığı hazzı aktardı.‘‘Her şey çiçek bahçesi gibi olmuyor’’Doç. Dr. Atlı’nın yönelttiği "Girişimci olunca devlete, çalışanlara ve müşterilere karşı olan sorumluluğun hissiyatı nasıl?" sorusunu yanıtlayan Solak, işin sırrının proaktif olmayla bağlantılı olduğunu şu sözlerle açıkladı: ‘‘Devletle olan ilişkilerinizde çok iyi bir mali müşavir ve muhasebe bürosuyla çalıştığınızda süreci düzenleyebiliyorsunuz. Devletle olan süreçlerde iyi bir vergi veren kurum olduğunuzda, kurallara uyduğunuzda bir sorun oluşmuyor. Ama her şeye rağmen iyi niyetli olmayan çalışanlar olduğunda sorun olabiliyor. Devlet her zaman çalışanın yanında oluyor. Sonrasında bunların risk olduğunu öğrendik. Her şey çiçek bahçesi gibi olmuyor. Şirketim böyle bir zamanda yukarıya doğru giderken olaydan sonra bir süre aşağıya doğru gitti. Tekrar toparlandım ve yukarıya doğru taşımaya başladım. Bana birçok noktada nasıl davranmam gerektiği, hangi önlemleri almam gerektiği, süreçleri nasıl yönlendirmem gerektiği konusunda belki de hiçbir okulun, kitabın öğretemeyeceği kadar çok şey öğretti. Olaylara böyle baktığınızda motivasyonunuzu kaybetmiyorsunuz.’’ ‘‘Başlangıçta her şeyi sizin denetlemeniz gerekiyor’’Öğrencilerin yönelttiği "Kişinin iradesini ve sosyal zekasını en iyi biçimde kullanmasını gerektiren girişimcilik, diğer meslek dallarına göre zor mu? Kolay mı? Yani herkes girişimci olabilir mi?’" sorusunu Sevda Solak, ‘‘İyi bir mali müşavir, muhasebe ofisi hayati önem taşıyor ama denetlemek daha da önemlidir. Ben bu konularda olabildiğince çok sürecin içinde olmaya çalışıyorum. Devlet tarafından da sürekli denetlemeniz gerekiyor. Gelir idaresi sistemine girip kontrol etmeniz, her şeyde biraz obsesif olmanız gerekiyor. Birileri her an farklı bir şey yapabilir. Kontrolü elden bırakmamak gerekiyor. Soruya tekrar dönüyorum. Sosyal zekasını en iyi kullanması gereken alan girişimcilik. Gerçekten çok büyük sermayeli bir sürece giriyorsanız, işi geliştiren; finansı, muhasebeyi, her şeyi yapan büyük takımlar yaratmalısınız. Ama genelde daha küçük sermayeyle sürece başlıyoruz. İş büyüdükçe fon alıp süreci başka yere taşıyabilirsiniz. Başlangıçta her şeyi sizin yapmanız gerekiyor. Yani faturayı kesmeniz, müşteriyi bulmanız, çalışan prosedürünü sizin belirlemeniz gerekiyor. Bu süreçte sizin sosyal zekanız, dışa dönük yanınız kritik önem taşıyor’’ sözleriyle cevaplandırdı. Sevda Solak konuşmasını, Melinde Emerson’un ‘‘İş hayatında asla kaybetmezsin, ya kazanırsın ya da öğrenirsin’’ sözüyle bitirdi.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

08 MAR 2021

Marka Konuşuyoruz, “Yeni Nesil Anlam ve Değer Arıyor. Hazır Mısınız?

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen ‘‘Yeni nesil anlam ve değer arıyor. Hazır mısınız?’’ başlıklı etkinlik gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapiapis’in yaptığı etkinliğe Neslihan Muradoğlu konuk oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından çevrimiçi olarak gerçekleştirilen etkinlikte, sürdürülebilirlik konusu ele alındı. Sektörel deneyimlerini paylaşan Neslihan Muradoğlu, öğrencilere önerilerde bulundu.Büyük resimde ne görüyoruz?Günümüz dünyasından bahsederek sürdürülebilirlik ile ilişkisine değinen Neslihan Muradoğlu, ‘‘Son bir yıldır sıra dışı bir dönemden geçiyoruz. Üç ay evde vakit geçirdik. Sonra çıktık sokaklara dağıldık. Sokaklara dağılmamızın cezasını paramparça bir giriş-çıkış, izin-yasak metodu içerisinde çekiyoruz. Ben çok yakın arkadaşlarımı kaybettim. Sevdiğim insanların arasında vefat edenler oldu. ‘Pandemi var mıydı? Yok muydu? Komplo muydu? Teori miydi?’ falan derken insanlar yakınlarını, çocuklarını kaybettiler. Çok basit bir sistemi yani ‘maske tak, ellerini yıka, sosyal mesafene dikkat et, mümkünse evde kal’ gibi bir sistemi hayata geçiremediğimiz için çok zarar gördük. Pandeminin en başında ben mikrobiyolog olan abimi aradım. ‘Bunu yapabilecek miyiz?’ tarzında sorular sordum. ‘Kurtuluş Savaşı'nda değilsiniz, cepheye kurşun taşımıyorsunuz. Evde oturun diyoruz, bu mu size zor geldi?’ diye cevap aldım. ‘Ama ben yaşlıyım çıkamadım', 'işlerim vardı', 'banka işleri kaldı’ gibi şeyleri toplum olarak sorun haline getirdik. Fakat bir yılın sonunda çok şey öğrendik. O şeylerden biri de ‘sürdürülebilir bir hayat kurmak ne kadar önemliymiş’ oldu. Ben kendi kendime ‘bundan 50 yıl önce babaannemin evinde yaşarken pandemi olsaydı ne olurdu?’ diye düşündüm ve bir çıkarım yaptım. Bu çıkarımın içinde babaannemin küçücük bahçesi olan tek katlı bir evi vardı. Bu bahçenin içerisinde küçük bir bostanı vardı. Dolayısıyla da sürdürebilirlik adına hiçbir yere gitmeden, o bostandan iki üç parça şey toplayıp yerdi’’ ifadelerini kullandı.‘‘Sürdürülebilirlik eşittir tarhana çorbası’’Eskiden sürdürülebilirlik anlayışının daha yaygın olduğunu, şimdi ise bir değişim yaşandığını belirten Muradoğlu, ‘‘Babaannem her kışa geçtiğimiz zaman tarhana çorbası yapardı. En kötü ihtimalle biraz suyla karıştırırsın, salça ve tereyağ ile çevirirsin. UNICEF, tarhana çorbasını en yüksek besin değerine sahip yiyeceklerden biri seçti. Bir gün dünyada çok büyük bir kuraklık olursa, tarhana çorbası çözümlerin arasında geçiyor. Çok ekstrem bir durum olmadığı müddetçe biz o küçücük evde 6 ay yaşardık. Sürdürülebilirlik açısından o küçük, yoksul evde yaşardık. Peki şimdi biz ne olduk? Bu sürdürülebilirlik anlayışıyla en ufak bir yakınlığımız olmadığı için, akşama kapanacağız dedikleri anda marketlerin tepesine çöktük. Nedeni belirsiz bir tuvalet kağıdı spekülasyonu çıktı. Aşırı bir stoklama yaptık. Başka şeyler de stokladık. Yalandan ekmek yapmalara başladık. Ben de yaptım, bütün trendlere uydum. Bütün bunlar oldu. Ama biz bir sene boyunca bu yoksunlukla ilgili derdimizi, sürdürülemezlik kafamızla eleştirip durduk. Eleştirilerden biri tamamen kapanmaktı. Destekledim çünkü tamamen kapanmama durumunun bizim uzun süreli kriz içerisinde kalmamızı sağlayacağına inandım. Pandemiden bahsettim çünkü pandemi bize şunu öğretti; kendimiz için, ülkemiz için, ailemiz için sürdürülebilir bir hayat kurmuyorsak işimiz zor’’ dedi.‘‘Kadın-erkek eşitliğinin sürdürülebilir kalkınmadaki yeri azımsanmayacak düzeyde’’Ekonomimizin sürdürülebilir olması için istihdamın artması gerektiğini vurgulayan Muradoğlu, ‘‘Hemen herkesin üretime katıldığı ve üretime katılmasının zorunlu olduğu bir düzen kurmak gerekiyor. Bugün, Türkiye'de kadın ve erkek nüfusunun eşitlendiği bir dönemdeyiz. Biz ekonomik açıdan son derece sıkıntıda olan bir ülkeyiz. İlk bakışta kadınların bu resimde yer almaları gerektiğini gösteriyor. Çünkü nüfusun yüzde 50’si çalışıp diğer yüzde 50’sini besleyemez. Yüzde 100’ü istihdamın içine girecek ki biz ekonomik olarak sürdürülebilir bir model yakalayalım. Bu kadar basit bir bakış açısından bahsediyoruz. Kadın-erkek eşitliğinin sürdürülebilir kalkınmadaki yeri gerçekten azımsanmayacak düzeyde. Kadınların liderlik ettiği yerlerde kriz yönetme, krizin etkilerinden arınma düzeyleri daha yüksek. Çünkü kadınlarda soft skill olarak söylenen bir dizi beceri var. Bunlar şu anda yönetim açısından çok itibar gören şefkatli yönetim biçimini doğruyor. Kadın yönettiği ülkeye çevresel anlamda bir kadın gibi yaklaşarak, şefkatli yaklaşarak sürdürülebilirliğe destek oluyor. İklim değişikliği, çok uzaklarda yaşayan insanların sorunu gibi lanse edildi. Fakat gerçekten büyük bir erime var. Londra büyüklüğünde bir parça koptu. Bu kopma deniz seviyesinde bir metre yükselme meydana getirecek. Bu yükselme sahil kesiminde yaşayan, ekonomisini denizden kazanan yüz milyonlarca insanın yaşam alanını kaybetmesine sebep olacak’’ şeklinde konuştu.‘‘Genç nesil sürdürülebilirlikte uyumlu şirketlerle çalışmak istediklerini belirtiyor’’Konuşmasında, İngiltere’de yapılan bir araştırmaya da değinen Muradoğlu, ‘‘Araştırma, gençlerin yüzde 50’sinin yeşil ekonomiden yana olduğunu ve yerküreyi korumak isteyen şirketlerle çalışmak istediğini ortaya koydu. Genç nesil, sürdürülebilirlikle uyumlu şirketlerle çalışmak istediklerini belirtiyor. Yaşları 18-34 arasında değişen bin kişiyle yapılmış bir araştırma bu. Çocuklar mutlaka çalışmak istedikleri şirketlerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin bir yerinde olmak istediklerini ortaya koyuyorlar. Herkesin düşündüğünün aksine, bu, sosyal medya influencerlığını son derece net bir oranla geçmiş durumda. Influencerlığa özenenlerin oranı yüzde 10, sürdürülebilirlik alanında çalışmak isteyenlerin oranı yüzde 60. Şu anda farkındalık bizim zamanımıza göre çok yüksek. Yeni nesil kendisi için anlam ve değer sağlamak için birçok şeyi değiştirecek. Biz bunun yüzünden gençlere anlam ve değer yaratan bir kültürel yapı oluşturmalarını öneriyoruz. Tutarlı ve kalıcı politikalar oluştursunlar’’ dedi.‘‘Her 60 dakikalık video görüşmesinde 12 litre su harcanıyor’’Video konferans görüşmeleri ile ilgili ek bir bilgi de veren Muradoğlu şunları söyledi: ‘‘Video görüşmelerinde kameraların kapatılması, o görüşmenin karbon emisyon oranını yüzde 96 düzeyinde azaltıyor. Bilim insanları, video konferanslar sırasında kameraların kapatılmasının su, toprak ve karbon emisyonu açısından olumsuz etkileri azaltmaya destek verdiğini keşfettiler. Yani her 60 dakikalık video görüşmesinde 12 litre su harcandığı, 150-1000 gram karbondioksit yayıldığı belirtildi. Kameralarımızı kapattığımızda bu oran yüzde 96 azalıyor."‘‘İş birliği yapmak sürdürülebilirlik politikalarının kalıcı olması için şart’’Birleşmiş Milletler'in (BM) sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden de bahseden Neslihan Muradoğlu, ‘‘Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin farkında olunmaz ve herkes kendi hedefiyle ilgili bir şey yapmazsa bizi iyi bir gelecek beklemiyor. Bu lafın altında çok dramatik rakamsal öğeler var. Bu hedeflerin birincisi ‘yoksulluğa son’. Dünyada yoksulluğun azalması için BM, sivil toplum kuruluşlarıyla, ülkelerle çok ciddi çalışmalar yapıyor. 'Cebimde param yok, ortada dolanıyorum' diyenleri ben espriyle karşılıyorum. Asıl yoksulluğu bilmiyoruz. ‘Açlığa son’ ve ‘sağlıklı bireyler’ konusuna da değinmek gerekiyor. Susuzluk ve açlık öyle bir şey ki bireyin sağlıklı yaşam hakkını elinden alıyor. Kötü su içiyorsunuz; size kötü hastalık ve problemler getiriyor. ‘Nitelikli eğitim’ de şart. ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’ bugünün anlam ve önemine istinaden 5 numaralı hedef. ‘Temiz su ve sıhhi koşullar’ sağlamak da önemli. Dünyada çok su var fakat temiz ve kullanabilir su eksik. Suyun düzgün kullanılması gerekiyor. Daha sayılabilecek birçok başlık var. Bütün yapılan bu şeyler, çok ciddi bir iş birliği gerektiriyor. İş birliği yapmak sürdürülebilirlik politikalarının kalıcı olması için olmazsa olmaz. Biz herkesle aynı gökyüzüne bakıyoruz. Kurumlar, hükümetler, sivil toplum kuruluşları farkındalıkların bireye inmesi için çok büyük çaba sarf ediyorlar. Etki alanınızı fark edin’’ ifadelerini kullandı.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

18 ARA 2020

Gelenekselden Yeni Nesile Reklamda Görsellik ve Reklam

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen “Gelenekselden Yeni Nesile Reklamda Görsellik ve Reklam Fotoğrafçılığı Dinamikleri” konulu etkinlik gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan’ın üstlendiği etkinliğe Argos Reklam ve Tanıtım’dan İbrahim Yoğurtçu konuk oldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından gerçekleştirilen etkinlikte Argos Reklam ve Tanıtım’dan İbrahim Yoğurtçu konuk edildi. İbrahim Yoğurtçu, reklam sektörü ile ilgili tecrübelerini öğrencilerle paylaştı. "Reklamda hedef kitleye göre karar veriyoruz"Reklam çekiminin önemine ve tekniğine değinen İbrahim Yoğurtçu, konuya ilişkin olarak şunları söyledi: “Bazı firmalarda hedef kitleye ve kime hitap edeceğimize göre bir karar veriliyor. Bu karar verilirken esas değinmek istediğim, biz reklam fotoğrafçılığında daha önce belirlenmiş, ajansın belirlediği, kreatif direktörün belirlediği içinde müşterinin de olduğu tasarımı, bir hayali görsele çeviriyoruz. Hazır bir konuyu, biz görsele çeviriyoruz. Aslında tekniği kullanarak bir şeyleri sağlıyoruz. Peki bu sürecin içinde fotoğrafçının yeri ne? Fotoğrafçı, ne kadar katkı sağlıyor bu sürece? Sonuçta reklam filmi, sinema filmi ve fotoğraf teknik bir süreç ve teknik bir iştir. Bunu öğrenci arkadaşlarla kısa film senaryolarında da çok görüyoruz. Yazı bir hayal. Hayalimizi, bir hikaye olarak yazıyoruz. Ama bunun çekilebilme noktasında sorunlar yaşıyoruz. Bu hikayede de reklam fotoğrafçılığında da reklam filminde de bir hayal olabilir. Bir senaryonuz olabilir. Bu teknik olanaklarla mekan, ışık, kamera veya daha teknik olarak bahsedecek olursak yüksek kare çekim, düşük kare çekim olanağını ancak bu işin uzmanına, yönetmenine veya fotoğrafçıya al-ver yaparak anlayabiliriz. Çünkü öyle şeyler oluyor ki: örneğin hayalinde bir yiyecek firması; yumurta tavaya yavaşça düşüyor ve etrafa yayılıyor ya da suyun içine makarna düşüyor. O suyun içinde kabarcıklar oluşuyor. Bunu yazmak ayrı bir şey çekmek ayrı bir şey. Örneğin çok yüksek kare çeken kameraya ihtiyacımız var. Biliyorsunuz ki ne kadar yüksek kare olursa o kadar görüntünüz 'slowmotion' olur. Mesela yumurta sarısının una düşme hızını çok çok yavaş yapmak istiyorsan çok teknik bir konudur bu. Siyah kare, yüksek kare çeken kameralarımız var. Onlardan almak gerekiyor. Mesela bu bir örnek olabilir. Senaryoda öyle bir şey var. Reklam fotoğrafçısı ya da yönetmen bir ajans fikri oluştururken, işin tam neresinde sorusunu oluştururken cevabına iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Sonrasında bir plan belirleniyor. Ürünümüz neyse 'yakın bir fotoğrafa ışık modumuz yani açı modumuz şöyle olacak' diye ajanslar ile bir al-ver yapıyoruz. Arabayı örnek vereceğim burada. Bu arabanın reklam çekimini gerçek bir yerde mi çekmek daha mı mantıklı yoksa belli bir hayalle ve kurguyla onu stüdyoda çekmek daha mı mantıklı? Bu fikirleri tartışmak için fotoğrafçı, sürekli bu toplantılara katılmak zorunda.”“Sizi farklı kılan şey, yaptığınız işlerdir”Pazarlama ve popülerlik unsurlarını ele alan İbrahim Yoğurtçu, “Bizim işimiz aslında çok popüler bir iş. Tepede satmak gibi amacımız olduğu için o popüler fikri, popüler unsurlarla desteklememiz gerekiyor. Gündelik alışkanlıklar, popüler olan dizi karakterleri, gündemde herhangi bir olay olabilir. O yüzden reklam fotoğrafçılığında bu işe ilgi duyan arkadaşların gündemi çok iyi takip etmesi gerekiyor. Çünkü iyi ajanslarla yaptığımız işlerde bu fikirler oluşturulurken o projeyi yöneteceğim için beni de dahil etmek zorundalar. Bu popüler unsur önemli bir konu. Bunu biraz açmak istiyorum. Bir konuyu bilmek, esas alanını bilmek, filmi, yönetmenliği bilmek sizi iyi fotoğrafçı ya da iyi yönetmen, reklam fotoğrafçısı yapmıyor. Benim çok önem verdiğim konulardan bir tanesidir. Yan alanlarda iyi bir hukukçu, fotoğrafçı ya da yönetmen olabilirsin. Sizi farklı kılan şey, yaptığınız işlerdir. O alanlarda edindiğiniz beceriler, sizin esas mesleğinizde diğer insanlardan ayrı tutar. Hayallerimizi biraz çemberin dışında tutmaya alışmamız lazım. İnanılmaz pazarlama bilmek, Netflix, sinema, kültür-sanat bilmek gerekiyor. Aslında bizim işimizde esas mevzu ne çekeceğimizi bilmektir. Kendimizi başka alanlarda yetiştirip, işimizde kullanabiliriz. Teknik iş esas konumuzdur. Seyirci ve ajans hayal eder ama görüntüyü, görüntü yönetmeni çeker. Yönetmen olmak farklı bir şeydir” dedi.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

10 ARA 2020

Reklamcılıkta Stratejik Planlama

Reklamcılıkta yeni dönem: İnsan odaklı pazarlamaÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen Reklamcılıkta Stratejik Planlama etkinliğine sektörün önemli isimlerinden İsmail Seval konuk oldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Hande Vatandost’un üstlendiği etkinlikte Newton.ddc kurucu ortağı İsmail Seval, reklam sektörünün değişen dinamiklerini ve sektörde başarılı olmanın yollarını anlattı. İsmail Seval, yeni pazarlama çağında dikkat edilmesi gerekenleri, reklam üretirken yakalanması gereken bakış açısını ve içinde bulunduğumuz dijital çağda pazarlamaya nasıl bakıldığı üzerinde durdu.İsmail Seval, ‘‘Reklam ajanslarında birtakım fonksiyonlar var. Aslında en temel olarak; düşünülüyor, birileri tarafından organize ediliyor, birileri tarafından da yaratılıyor. Düşünülen kısım stratejik planlama, organize edilen kısmı temsilcilik, hayata geçirilen kısmı ise yaratıcı departmanı. Stratejik planlama iki farklı kanaldan ilerliyor. İngilizler reklam üretirken şunları fark ediyorlar; biz bunları üretiyoruz ama bizler yüksek gelirli reklamcılarız, fakat ürettiklerimizi çok farklı kesimlere pazarlamamız gerekiyor. Dolayısıyla daha araştırma odaklı, iç görü odaklı bir kanaldan stratejik planlama fonksiyonunu kuruyorlar. Tabii 1968-1969 yıllarında fark ediliyor; pazarlama dünyasıyla reklamın dünyası birbirlerinden biraz farklı, iki dünya da birbirleriyle yeteri kadar konuşmuyor. Yani bir dünya yaratmaya odaklanmışken öteki dünya tamamen iş yapmaya, kar elde etmeye, sonuç elde etmeye odaklanmış. Bu iki farklı ticari dünyayla kreatif üretim dünyası bir araya getirilince pazarlama daha net anlaşılacak. Dolayısıyla tüketicinin sesiyle pazarlama ve reklam arasında köprü olan şeye biz stratejik planlama diyoruz’’ ifadelerini kullandı."Negatif algıyı giderecek strateji planlamaları gerekiyor"Stratejik planlamanın özellikle marka algısını yönetmekte hayati bir önem sahip olduğunu belirten Seval, negatif algının yönetilmesi için stratejik planlamanın kilit bir öneme sahip olduğunu belirtti. İsmail Seval: ’’Temel olarak bir reklamın, bir marka oluşturmanın yanı sıra aslında bir iletişimde kiminle konuşulması gerektiğini kime hitabet edilmesi gerektiğini bilmek gerekir. Biz ticari bir fonksiyonuz ve birilerini etkilemeliyiz. Nasıl etkileyeceğiz? Kimi etkileyeceğiz? İnsanlarda nasıl bir duygu yaratmak istiyoruz? İnsanlar ürünlerimizle ilgili daha fazla bilgiye mi sahip olsun? Mevcut davranışlarını değiştirsinler mi? Marka ve itibarı hakkında daha farklı mı düşünsünler? Mesela bir marka var, yıllarca kötü ürün üretmiş, şimdi daha kaliteli bir ürün bandına geçiyor fakat insanların negatif bir algısı var. Bu algıyı giderecek çok farklı perspektiflerden bir strateji planlamaları gerekiyor. Ben kiminle konuşacağım? O kişide uyandırmak istediğim tepki ne? İşte stratejik planlamacı bu gibi düşünceleri, sistematik bir şekilde ve farklı perspektiflerde ortaya çıkaran ve bunları bir bütün halinde kreatif departmanla paylaşan bir oyun kurucudur. Stratejik planlamada iyi olmak için üç şey vardır; sürekli ‘Neden?’ sorusunu sormak, temiz düşünmek, analiz yapıp analitik düşünmek’’ ifadelerini kullandı.İnsan odaklı pazarlamaPazarlamanın artık insan odaklı olmasının bir zorunluluk haline geldiğini belirten Seval, ‘‘Artık tüketici değil insan diyeceğiz. Çünkü insan dediğimiz şey tüketiciden büyüktür ve tüketim alanını kapsar. Tüketici insanın sadece bir boyutuna bakar. Biz pazarlama problemine rakamlar ve tüketim üzerinden değil, insanların gözünden bakmalıyız. Son zamanlarda pazarlamaya ‘Etnografi’ girdi. Artık karşımızdaki kişinin kültürel kompozisyonunu, kültürel sermayesini ve onu hayata iten kültürel faktörlerin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Amacı bulmak için de ürünün ne yaptığını değil insan hayatındaki yerini bulmamız lazım. Amaç, markanın var olma sebebi, satma sebebi değildir. Neden bunu satıyoruz değil, ne için varız. Bir amacı olan markalar bu markayı neden sattıklarını bilirler. Eskiden konumlandırma diyorduk. ‘Rekabet ne söylüyor? Nereye konumlanacağım?’ diyorduk. Artık ‘Ben neye inanıyorum? Ne için varım?’ diyoruz. Mevzu artık insanların hayatlarında nasıl bir yerde olduğumuz. Nike’a baktığımızda ‘Sporcular beni tercih ediyor’ diyor. ‘Bir vücudu olan herkesin potansiyel olarak bir sporcu olduğuna inanıyoruz’ deyip o sporcuyu ortaya çıkarmak için var olduğunu söylüyor. Starbucks, Amerikan filmlerinde polislerin içtiği bir kahveydi. Ama sonra kahvenin bir ürün olmadığını, deneyim olduğunu söyledi. Şehirli insanların evi ve ofislerinden sonraki üçüncü mekânı olmak için var olduğunu söyledi. Spotify da müziğin dinlenmediğini yaşattığını söylüyor. Tüm insanların hayatının fon müziği olmak için var olduğunu belirtiyor. Ikea ise tüm insanların şık mobilyaları hak ettiğini söylüyor. İnsanların günlük hayatlarını iyileştirmek için var olduğunu belirtiyor’’ diyerek markaların insan odaklı yaklaşımından güncel örnekler verdi."Gözlem yeterli değil, araştırma verilerine bakmak gerekiyor"Pazarlama ve reklam alanında sıklıkla gözleme dayanan yargıların neden olduğu yanılgılara düşüldüğünü belirten Seval, bir ürünü doğru şekilde pazarlayabilmek için öncelikle hedef kitleyi doğru tanımak gerektiğini belirtti. Seval, ‘Gerçekten gözlemlemek lazım. Fakat sadece gözlemlemek gerekmez. Bizler, ‘kesin şunlar hakkında söyle düşünüyordur’ hatasına çok düşüyoruz. Elimizde bir araştırma yok. O zaman arayacaksın. Elinde hiçbir tüketici yok. Gidip etrafında kim varsa soracaksın. Tüketicilerle konuşacaksın. Dışarıdan bakmayın içeriye girin. Ve tabii çok okuyun ve sık sık yazın’’ ifadelerini kullandı.Kaynak İçin: Haber Üsküdar

12 ŞUB 2020

İletişim Trendlerinde Reklam Teknolojileri ve Özgün İçeriğin Önemi

"Reklamcılık dünyasında, veriyi en iyi kullanabilen ajanslar yükselişte"Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü yeni dönemin ilk etkinliğini gerçekleştirdi. Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı’nın üstlendiği, “İletişim trendlerinde reklam teknolojileri ve özgün içeriğin önemi” konulu etkinliğe Reklamcılık Vakfı Koordinatör Yardımcısı Hande Vatandost konuk oldu.Söyleşiye Hande Vatandost’u tanıtarak başlayan Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı, “Hande Vatandost, Reklamcılık Vakfı gibi sektörün kilit noktalarında yer alan, gerek dergilerde gerekse de reklamcılık sektörü ile alakalı faaliyetleri gerçekleştirebileceği çeşitli alanlarda deneyim sahibi olmuş ve çalışmış bir sektör profesyoneli. Hande Vatandost, Johns Hopkins Üniversitesi'nde Sosyoloji'de okurken 2003 yılında Yeditepe Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümüne geçiş yaptı. 2004 yılından itibaren yedi sene The Guide dergilerinde çalıştı. 2011’de MediaCat’e geçtiğinde Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi yüksek lisansını tamamlamıştı. MediaCat’te etkinlik yöneticiliği yaptı. Yurt dışı işbirliği, konuşmacı anlaşmaları, içerik pazarlaması ve satışı konusunda uzmanlık kazandıktan sonra kurumsal etkinlik düzenleyen ve farklı firmalarda proje bazlı görev alan Hande Natandost, 2018 yılında Reklamcılık Vakfı’nda koordinatör yardımcısı olarak görev aldı. Şimdi ise Pazarlamasyon.com'da iş geliştirme yöneticisi olarak çalışıyor” ifadelerini kullandı.“Özgün ve kreatif içerik yaratamayanlar ilerleyemiyor”Sektöre dergicilikle girdiğini belirterek konuşmasına başlayan ve dönemin zorluklarından bahseden Hande Vatandost, o zamanları şu cümlelerle anlattı: “Senelerdir iletişim ve medya sektöründeyim. Birçok reklam ajansı ve sosyal medyayla ilgilenen ajansla, dijital pazarlamayı kendine görev edinmiş birçok profesyonelle çalıştım. Buradaki arkadaşlarımız belki bu sektörden ilerleyecekler ya da ilerlemeyecekler. İlk olarak ben sektörün geleceğinden ve ne gibi zorluklarla mücadele edeceğimizden bahsetmek istiyorum. Ben dergicilikle başladığım zaman, 2004’te dijitalin hiçbir şekilde oluşmadığı, daha web sitelerinin bile yeni yeni kurulduğu, hatta web sitelerinde içerik oluşturulmadığı bir dönemden bahsediyorum. Fakat benim kafamda her zaman var olan tek değer, içeriğin çok önemli olduğu yönündeydi. Biz ajans ya da marka olalım veya sosyal medya ile ilgilenelim, mutlaka sosyal medyada içerik yaratmaya çalışmalıyız. Çünkü reklam teknolojisi çok gelişti. Markalar müşterilerini her yerde yakalamaya çalışıyorlar. Fakat ne yazık ki özgün ve kreatif içerik yaratamayan kimse ileri gidemiyor. Markalar da bu yönden belli bir amaç edinmek zorunda kalıyorlar. Amacı olmayan markalar da artık sınıfta kalıyor. Bunu en iyi şekilde Covid ile gördük. Covid döneminde bugüne kadar üzerine düşeni yapmamış markalar toplumsal algıda sınıfta kalmış oldu ve toplumsal olarak da kendilerini göstermemiş oldular. Bazıları son anlarda bir şeyleri göstermeye çalışsa da bunun organik ve doğal olmadığı çok belli oluyor. Biz eskiden medyada içerik oluştururken yazılı medyada ilanlarla bile müşterimize bir şekilde ulaşıyorduk. Biz marka olarak kendimizi vitrinde satıyorduk. Şu anda satamaz haldeler. Bunun nedeni tamamen bir amacın olmaması ve topluma bir fayda sağlayamamalarıdır. Bunu yapan markalar ön plana geçiyor. Ben başladığım zaman dergi ile başladım. Biz dergide içerik oluşturuyorduk. İçeriği derliyorduk ve en doğru şekilde okuyucumuza sunuyorduk ve bunun yanı sıra reklam alıyorduk. Buna da ilancılık deniyordu. Şimdi ilancılık dediğimiz kavram dijital alana taşınmış oldu ve artık önümüzde çok bilinçli bir tüketici var. Kimse eskisi gibi reklam numaralarına kanmıyor. Markaların artık reklam platformunu doğru bir şekilde ve eğitimli üreticilerle ele alması gerekiyor.”"Basılı dergilerin yerini tümüyle dijital dergiler alacak"Geleneksel derginin son anlarını yaşadığını düşünen ve dijital dergileri değerlendiren Hande Vatandost, dijitalleşme sürecini ise şu sözlerle değerlendirdi: “Ben basılı derginin bittiğini düşünüyorum. Gazete bitmeyebilir ama dergi biter gibi hissediyorum. Derginin şöyle bir farklılaşması olacak; ücretsiz dergiye dönmeye çalışabilirler. Hatta bazı dergiler ücretsize geçti. Artık yoğun olarak dijital dergiler var. Dergi formatı ve tasarımında bir şekilde kendisinin anlaştığı firmalarla abonelik usulü ile ilerleyebilirler. Bu benim görüşüm tabii. Reklam alanında dergi çok arka planda kaldı. Geleneksel mecralar tek tek kayboluyor. Dijital medyaya hem çabuk ulaşıyoruz hem de yer kaplamıyor. Gazeteyi ellemek ve koklamak çok başka bir şey. Yeni nesil bunu yaşayamayacak.”"Veriyi en iyi kullanan ajanslar öne geçiyor"Reklam dünyasının gidişatını da değerlendiren Hande Vatandost, “MediaCat şirketindeki reklamcılarla çok çalıştım. Orada şöyle bir eksen vardı; MadiaCat’in markalarla anlaşması söz konusuydu. Vodafone gibi markalar kampanyalarını anlatmak üzere bize konuk olurlardı. Her zaman marka ve ajans arasında ilginç bir ilişki vardı. Bazı noktalarda marka daha ön planda olabiliyor çünkü araştırmalarını çok iyi yaptırtabiliyor. Fakat ajans da mutfağı çok iyi olan bir yer. Atölye çalışmaları ve alternatif yaratıcılık opsiyonları çok fazla. Bu ikisinin bir araya gelmesiyle bir ilişki yaratılıyor. Bu ilişkinin iyi olması ya da kötü olması tamamen kendi aralarında geçen diyalogla ilgilidir. MadiaCat’teki durum etkinlik bazındaydı ve yazılı basın olarak dergimiz vardı. Bir yandan çevrimiçi platformda birçok ödül alan firmalara ve içeriklerine yer veriyorduk. Reklam dünyasında şu an veriyi en iyi kullanabilen ve bunu arka planda destekleyen reklam teknolojilerinin altyapısını güçlendirebilen ajanslar yükseliştedir. Sosyal medyadan ilerlemeye çalışanlar biraz arka planda kaldı. Şu an sadece o veriyi inceleyip müşterisine reklam kampanyası yaratan, kullanıcıların internet gezintisinden elde edilen verilerle yaratıcı fikirlere ulaşan ajanslar oluşmaya başladı” dedi.Kaynak için: Haber Üsküdar

02 MAY 2019

Dijital dönüşüm Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tartışıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası İletişim Günleri’nde (İFİG) iletişimde dijital dönüşüm her yönüyle irdelendi. Sempozyumda Türkiye’nin yanı sıra İngiltere ve İspanya’dan da alanında tanınmış akademisyenlerin katılımıyla dijital dönüşümün etkileri ve geleceği tartışıldı.Yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli üniversitelerden yaklaşık 150 akademisyenin bildiri katılımının yanı sıra yerli ve yabancı tanınmış ana konuşmacıların sunumlarıyla iki gün boyunca, eşzamanlı oturumlar biçiminde, 23 oturumla gerçekleştirilen sempozyumda dijitalleşme süreçleri iletişim eksenli olarak çeşitli yönleriyle masaya yatırıldı.Yazılı basından yeni medyaya, sinemadan reklamcılığa, halkla ilişkilerden kişilerarası iletişime, iletişimin tüm boyutlarında etkisini gösteren dijitalleşme olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele alındı. İletişim akademisyenleri ve medya profesyonelleri tarafından gerçekleştirilen oturumlarda konular çeşitli yönleriyle tartışıldı.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılış töreninde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, altı yıldan bu yana kesintisiz şekilde düzenledikleri etkinlikte bu yıl bir yenilik yaptıklarını ve İletişim Günleri’ni bildirilere açtıklarını söyledi.Prof. Dr. Güngör: “Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi bir markadır, İFİG de fakültemizin marka değerini pekiştirmektedir”Akademik camiayı birlikte tartışmak ve çözüm aramak için davet ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Her yıl akademik camiada tartışılan konulara göre temaları belirleyip tüm üniversitelerin katılımı ile gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Son yıllarda özellikle iletişim bilimlerinde dijitalleşmenin etkisi ile çok önemli değişimler oluyor. Dijitalleşme nasıl ki toplumun, kültürün, siyasetin değişik alanlarına, toplumun kılcal damarlarına kadar etkisini gösteriyor ve etkili oluyor, aynı şekilde iletişim bilimlerinin de kılcal damarlarına kadar etkisini göstermeye başladı. Bu çok büyük anlamlar taşıyor. İletişim bilimlerinde şu ana kadar ortaya konulan kurallar ve yaklaşımların, metodolojinin yeniden ele alınması ve üzerinde yeniden düşünülmesi ihtiyacı bulunuyor. Biz de bu nedenle birlikte tartışalım ve iletişim bilimlerinin bu yeniye açılan boyutlarını ele alalım istedik. İletişim bilimleri bu teknolojik dönüşümle birlikte artık çok merkezi bir yerde, iletişim bilimlerinde yeni tartışmalar devam ediyor. Bütün kurum ve kuruluşlarda birimler oluşmaya başladı, bu da gelecekte iletişimciler için önemli istihdam alanları olduğu anlamına geliyor. Değişen dijital süreç ile birlikte bu yıl sempozyumda dijital dönüşümü tartışacağız” dedi. Bu yıl TÜBİTAK desteği ile düzenledikleri sempozyuma yoğun katılımdan duyduğu memnuniyeti vurgulayan Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin artık bir marka fakülte olduğunu, Uluslararası İletişim Günleri’nin ise İFİG logosuyla marka bir bilimsel etkinlik haline geldiğini dile getirdi. İFİG’in tam bir takım çalışmasıyla gerçekleştiğinin altını da çizen Güngör,  etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti.Prof. Dr. Atasoy: “Dijital dönüşümün suç dünyasına etkisi çok büyük”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Adli Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, açılış konuşmasında bu yılki konusu “Dijital Dönüşüm” olarak belirlenen, iletişim akademisyenleri ve medya profesyonellerinin katılımı ile gerçekleşecek sempozyumun çok başarılı ve verimli geçeceğini düşündüğünü söyledi. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” diyen Prof. Dr. Sevil Atasoy şunları söyledi: “Belki sizlerin dikkatini çekmemiştir ama dijital dönüşümün suç dünyasına etkisi çok büyük. Bu nedenle dönüşümün sağlıklı işleyişi siber suçlarla mücadelenin başarısına bağlı. Teknolojik gelişmeyi patolojik bir suçlunun elindeki baltaya benzeten Albert Einstein kadar kötümser değilim ama hastaneler, telefon şirketleri, bankalar, üniversiteler ve hükümetlerin yanı sıra bireylere yönelik olarak gerçekleştirilen siber saldırılar, suç örgütlerinin en azından şimdilik yasal organizasyonlardan çok daha hızlı ve başarılı bir biçimde dijitalleştiğinin bir göstergesi. Nitekim son 10 yılda hırsızlık, gasp gibi geleneksel suçlar azaldı, buna karşın sahte, çalıntı kredi kartı ya da kredi kartı bilgilerinin kopyalanması ile yapılan online alışverişler, ayrıca hedefin ya da silahın bilgisayar olduğu değişik nitelikte siber suçlar logaritmik olarak arttı. Bu nedenle gerek lisans gerek lisansüstü düzeydeki adli bilimler programlarımızda yer alan kriminalistik ders içeriklerine dijital olay yeri inceleme, siber suçlu profillemesi, siber suç soruşturmasında coğrafi profilleme gibi konuları ekledik.”İnternetin bir de özel yazılımlarla ulaşılabilen darkneti olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bu karanlık dünyada uyuşturucu, silah, mermi ve patlayıcı satışlarından çocuk pornografisine, kiralık katil bulma sitelerinden ya da 2014 ortalarında hizmete giren Google benzeri arama motorundan ve bütün bu melanetlerle ilgili olarak yapılan reklamlardan haberimiz çok yok. Dijital dönüşüm ile birlikte henüz bilmediğimiz yeni suç tipleri ortaya çıkacak. Hatta adam öldürmek için yeni yöntemler olacak. İnsanoğlunun ilk büyük keşfi ateştir, nasıl ateşin hem bizi ısıtmak, yemeklerimizi pişirmek gibi faydaları, buna karşılık yangın çıkarma gibi zararları varsa dijital dönüşümün de iyi ve kötü yanları bulunuyor. Bunları değerlendirmek için önümüzde 23 oturum var. Ancak unutulmamalı ki dönüşümün henüz çok başındayız” dedi.Prof. Dr. Arıboğan: “İnsanlık tarihi denilen şey, aslında teknolojinin tarihi”Sempozyumun davetli konuşmacıları arasında yer alan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Siyasette Dijital Dönüşüm” başlıklı konuşmasında siyaset biliminin devlet merkezli incelenen bir alan olduğunu ancak son yıllarda teknolojik gelişmeler eşliğinde de okunduğunu söyledi. Siyaset biliminin genel olarak ana laboratuvar alanı olarak kullandığı şeyin tarih olduğunu belirten Prof. Dr. Arıboğan, “Siyasi tarih içerisinde değerlendirilir ve bunlar üzerinden bir dünya okuması yapmaya çalışırız. Yakın zamanlarda uluslararası ilişkiler alanındaki önemli değişikliklerden biri insan psikolojisi üzerinden yapılmaya başlandı. Bir diğeri de teknoloji bilimi üzerinden okumalar ve yeni yaklaşım tarzları ortaya çıktı. Dönüşüm, dijital dönüşüm, yeni dünya dediğimiz şey aslında tarihte ilk defa bu kadar büyük bir hızla, devrimci yapının merkezine doğru vurarak geliyor. İnsanoğlunun, insan topluluklarının tarihin başından beri bir değişim dönüşüm içerisinde olduğu aşikar. İnsanlık tarihi denilen şey, aslında teknolojinin tarihi. Teknoloji geliştikçe insan dönüşüyor, insan değiştikçe teknoloji gelişiyor. İnsanoğlu içinde yaşadığı teknolojiyi bir an kabul ediyor. Aslında bunun ne kadar olağanüstü olduğuyla da çok fazla ilgilenmiyor. Onu hayatın bir parçası olarak düşünüyor. Bugün ilk defa karşımızda insan topluluklarından, yaşam tarzımızdan kısmen bağımsızlaşmaya başlayan ve sanki başka bir uygarlığın izlerini, alarmını bize doğru yansıtmaya başlayan bir dönüşümden bahsediyoruz” dedi.Siyaset bilimi açısından iletişimin çeşitli taktikler sunduğunu, değişimin kaçınılmaz olduğunu ve mutlaka uyum sağlanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Sistem değişiyor, sadece ders anlatım biçimleri değil. Yeni dünyaya adapte olmazsak tamamen out’a çıkma ihtimalimiz var. Bizim deneyimlerimiz ‘Endüsrti 4.0’ın, gençliğin dünyasına yetişemiyor. Onun için zamanı durdurmaya çalışıyoruz. Duvarlı dünya aslında zamanı durdurmaya çalışan orta yaşın dünyası. Bu büyük dönüşümü durdurmanın yolu yok, adapte olamıyoruz. Daha kaç kuşak tarımda büyüdük, sanayide büyüdük, sanayi sonrasında olgunlaştık, bu da dördüncü. Kaç uygarlık birden göçebe yaşayacağız? Bari bunu tutalım diyoruz” diye konuştu.Prof. Dr. Nalçaoğlu: “Geleceğin bilimi yapay zekâ ekseninde biçimlenecektir”Sempozyumun ana konuşmacılarından Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, “Bir Paradigmanın Dönüşümü: Sibernetikten Yapay Zekaya” başlıklı konuşmasında yapay zekanın istihdam alanlarının kapanması, etik sorunlara ve yönetsel/yönetişimsel sorunlara yol açtığını söyledi. Nalçaoğlu, “Yapay zeka kavramı günümüz bilim dünyasına temel oluşturmaya, tüm düşünsel paradigmamızı etkilemeye başladı. Olumlu yanları ve olumsuz yanlarıyla ele alınması gerekiyor. Etik meselesi çok önemli” dedi.Prof. Dr. Antonioi: “Biz hala buzdağının görünen kısmını görüyoruz”Ana konuşmacılardan İspanya Santiago de Compostela Üniversitesi’nden Prof. Dr. Neira Cruz Xose Antonioi ise dijital çağda iletişim yöntemlerini anlattı. Prof. Dr. Neira Cruz Xose Antonioi, gelişen teknolojilerle beraber dijital çağda kullanılan iletişim araçlarının değiştiğini, bunun da kitle iletişiminde çok önemli değişmelere yol açtığını söyledi. Dijital çağda iletişimin yeni bir dile sahip olduğunu belirten Antonioi, kitle iletişiminin beraberinde değerli avantajlar, sayılamayan ihtimaller ve belirsiz sınırlar ortaya koyduğunu kaydederek “Biz hâlâ buzdağının görünen kısmını görüyoruz” dedi.Dijital dönüşüm her yönüyle ele alındıÜÜ TV’den canlı olarak yayınlanan, iki gün süren sempozyumun ilk gününde Güney Yerleşkesi’nde “Dijital Dönüşüm ve Artırılmış Gerçeklik”, “Dijital Dönüşüm ve Pazarlama”, “Popüler Kültür ve Gündelik Yaşam”, “Sosyal Medya ve Sosyal Ağlar”, “Geleneksel Medyadan Yeni Medyaya”, “Dijital Kültür”, “Dijital Dönüşüm ve Sanat”, “Dijital Dönüşüm, Yeni Medya ve Etkileri”,  “Dijital Dönüşüm, Tüketici ve Tüketim”, “Dijital Dönüşüm ve İletişim Bilimleri” ve “Dijital Bağımlılık” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi.İletişim Günleri, oturumlar ve kültürel etkinlikler ile ikinci günde de devam ettiSempozyumun ikinci gününde ise davetli konuşmacı Bournemouth Üniversitesi’nden Doç. Dr. Salvatore Scifo, “Radio, Audio and Digitalization: The Changing Roles of Broadcasters Producers and Listeners” başlıklı bir konuşma yaptı İngiltere’de BBC’nin dijital dönüşüme nasıl ayak uydurmaya çabaladığını anlattı. Scifo, radyo dinleme alışkanlıkları açısından kuşaklar arası farkla bulunduğunu ve radyo yayıncılarının da özellikle genç kuşağın beklentilerine uymaya çabaladıklarını söyledi.Basın İlan Kurumu İlan Hizmetleri Müdürü İdris Armağan Çam ise “Basın İlan Kurumu ve Yeni Medyaya İlişkin Faaliyetleri” başlıklı bir konuşma yaparak, Basın İlan Kurumu’nun dijital dönüşüme nasıl hazırlandığını anlattı. Çam, yerel medyanın dijital dönüşümüne de katkı koyduklarını ifade etti. Çam, internet gazeteciliğinin yasal mevzuata henüz sahip olmadığını, Basın İlan Kurumu olarak bu sorunun çözümüne de katkı koymaya çabaladıklarını ifade etti.İkinci günde 11 oturumSempozyumun ikinci gününde davetli konuşmacıların dışında “Haber İncelemeleri”, “Dijital Dönüşüm ve Reklam”, “Gazetecilik”, “Yapay Zekâ”, ”Dijital Çağda Gerçekliğin Yeniden Üretimi”, “Dijital Dönüşüm ve Görsel İletişim Tasarımı”, “Halkla İlişkiler”, “Dijital Dönüşüm ve Yayıncılık”, “Dijital Dönüşüm ve Sinema” ve “Dijital Dönüşüm ve Siyaset” oturumları gerçekleştirildi.Sempozyuma çeşitli üniversitelerden çok sayıda akademisyen bildirileriyle katılırken yine çeşitli üniversitelerden akademisyenler de oturumlarda moderatörlük yaptı. İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan, İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Suat Gezgin, Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk, Prof. Dr. Murat Özgen, Marmara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Filiz Aydoğan, Prof. Dr. Ebru Özgen, Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selahattin Yıldız, Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Defne Özonur, İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özer Kambur ve Doç. Dr. Deniz Yenğin, Ankara Hacı Bayram Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aytül Tamer, Doç. Dr. Esra Keloğlu ve Dr. Kurtuluş Özgen, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özlem Pektaş Turgut bildiri ve oturum moderatörlükleriyle sempozyuma destek verenler arasındaydılar.İFİG kapsamında açılan sergiler büyük beğeni aldı6’ıncı İletişim Günleri kapsamında bu yıl öğretim üyelerinin ve öğrencilerin çalışmalarından oluşan sergiler de açıldı. Prof. Dr. Hasip Pektaş’ın Ekslibris Sergisi Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışını Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı sergi 12 Mayıs’a kadar ziyarete açık tutulacak.Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencilerinin Uygulamalı Gazetecilik dersi kapsamında, hocaları Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın danışmanlığında açtıkları Gazete Sergisi de Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından açıldı.Görsel İletişim ve Tasarım Bölümü öğrencilerinin Grafik Tasarım dersi kapsamında, hocaları Öğr. Gör. Pınar Çelik danışmanlığında gerçekleştirdikleri sergi de bir dijital teknoloji harikası olarak etkinlik kapsamındaki yerini aldı.İFİG kapsamında İletişim Fakültesi öğrencilerinin sosyal sorumluluk projeleri de dikkat çekiciydi. İnsanları su içmeye teşvik eden ‘Su İçin’ sloganlı sosyal sorumluluk projesi sayesinde sempozyum konukları kana kana su içtiler. Bir çevre dostu olarak yeşili korumayı ve organik beslenmeyi teşvik eden projeyle ise konuklara bitkiler dağıtıldı.İFİG genç iletişimcilere etkinlik yönetimi deneyimi kazandırdı6. Uluslararası İletişim Günleri’nde, Etkinlik Yönetimi dersi öğrencileri uygulamalı eğitimin bir parçası olarak görev aldılar. Dr. Öğr. Üyesi Şaha Özpınar tarafından verilmekte olan dersin uygulamalı eğitim kesitini öğrenciler İFİG organizasyonunda görev alarak tamamladılar. İletişim öğrencileri başarılı çalışmalarıyla başka üniversitelerden sempozyuma katılan akademisyenlerin ve öğrencilerin takdirini topladılar.6. Uluslararası İletişim Günleri, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün teşekkür konuşmasıyla sona erdi. Güngör, teşekkür konuşmasında fakültenin akademik kadrosuna, etkinlikte özveriyle görev alan öğrencilere, sempozyuma bildirileriyle katılan akademisyenlere, oturum başkanı olarak katkı veren akademisyenlere, sempozyuma desteğini esirgemeyen Rektörlük Yönetimi’ne, üniversitenin ilgili idari birimlerine, sempozyuma destek veren TÜBİTAK’a ve etkinlikte kahve sponsorluğu desteği veren Tchibo’ya teşekkürlerini iletti.  Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

17 NİS 2019

Brand Camp Marka Günleri 3. kez Üsküdar’da!

Üsküdar Üniversitesi, “Brand Camp Marka Günleri” etkinliğine 3. kez ev sahipliği yapıyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinin geleneksel hale getirdiği Brand Camp Marka Günleri etkinliği sektörün önde gelen isimlerini öğrencilerle buluşturmaya devam ediyor.İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü ile Halkla İlişkiler Bölümünün ortaklaşa düzenlediği etkinliğe Wave İstanbul Storyteller Onur Çakı, Promedia PR Ajans Başkanı Feray Alpay, Reklam Derneği Ajans Başkanı aynı zamanda Tazefikir Reklam Ajansı Başkanı Çağlar Gözüaçık, Y&R Team Red ekibinden Reklam Yazarı Burcu Tatari ve Reklam Yazarı Hüseyin Gündüz konuk oldu.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin sunuculuğunu Reklam Tasarımı ve İletişimi 2. Sınıf öğrencileri Özge Özcan ve Anıl Özkonuş üstlendi. Brand Camp Marka Günleri etkinliği saygı duruşu ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı.Etkinliğin açılış konuşmalarını Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı.Doç. Dr. Dağlı: “Brand Camp Marka Günleri öğrencilerimizin oluşturduğu bir fikir”Doç. Dr. Özgül Dağlı, gelenekselleşme yolunda ilerleyen Brand Camp Marka Günleri fikrinin öğrenciler tarafından geliştirildiğini belirterek ortaya çıkış hikâyesini katılımcılarla paylaştı. Dağlı, “Brand Camp Marka Günleri etkinliği bu sene üçüncüsü ile karşınızda aslında bu öğrencilerimizin reklama giriş dersinde geliştirdiği, afiş tasarımları dahi öğrencilerimizin oluşturduğu bir fikir. Umuyorum ki Brand Camp fakültemizde gelenekselleşerek marka olarak anılacak bir etkinlik olacak” dedi.Doç. Dr. Dağlı: “Teknolojik gelişmeler markanın başarısında önemli faktörlerdendir”Reklam sektöründeki teknolojik gelişmelere ilişkin paylaşımlarda bulunan Dağlı, yaşanan teknolojik gelişmelerin marka başarısında önemli rol oynadığını ifade etti. Dağlı, “Reklam ve marka ile ilişkili tüm sektörler için başarının yolu yaratıcılık ve bilimin birlikte harmanlandığı doğru bir pazarlama iletişimi stratejisinden geçiyor. Teknolojik gelişmeler, yoğun rekabette bir markanın başarısında göz önünde bulundurulması gereken önemli faktörlerin başında yer alıyor, reklam sektöründeki hızlı teknolojik dönüşümler reklam ve pazarlama araştırmalarındaki yenilikleri sektörle değerlendirmek oldukça önemli” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Güngör: “Sektörle buluşmalar derslikteki eğitimlerin önemli bir pekiştiricisi!”Prof. Dr. Nazife Güngör üniversitede oluşturulan networklerin, yapılan ortak çalışmaların iş hayatında önemli katkıları olduğunu belirterek sektörden isimler ile öğrencilerin bir araya gelmesinin önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. Güngör, “Üniversitede kurduğunuz arkadaşlıklar, birlikte yaptığınız çalışmaların uzantısı iş hayatıdır. Her biriniz sektörün bir yerinde yer alacaksınız ve birbirinizden haberdar olacaksınız.  Birtakım işleri hem sektörde hem profesyonel hayatta birlikte çoğaltacaksınız. Sektörle buluşmalar bilimsel çalışmaların, derslikteki eğitimlerin çok önemli bir pekiştiricisi. Sektördeki kişileri burada tanıyarak yavaş yavaş sektöre kayıyorsunuz. Bu tür platformlar önemli buluşma, önemli paylaşım ve önemli işbirliği platformlarıdır” dedi Güngör sektörle buluşmaların sıklıkla yapılması ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı.Çakı, Konvansiyonel taraf dijitali, dijital taraf konvansiyoneli kabul etmiyor”Açılış konuşmaları ardından Wave İstanbul Storyteller Onur Çakı, “Marka ve Reklam Üzerine” konulu sunumunu yaptı. Kendisi hakkında bilgi veren Çakı, tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Çakır, 20 senedir hem konvansiyonel alan hem de dijital alanda çalıştığını belirtti. Çakır, “Yaklaşık 20 senedir hem konvansiyonel reklam hem dijital reklam alanında çalıştım ve hep şunu gördüm konvansiyonel taraf hiçbir zaman dijitali, dijital taraf da hiçbir zaman konvansiyonel tarafı kabul etmiyor” dedi.Alpay, “Her şey beyinde başlayıp beyinde bitiyor”Promedia PR Ajans Başkanı Feray Alpay, “Marka ve Reklam Üzerine” konulu sunumunu yaptı. Çalışmaları hakkında bilgi veren Alpay, halkla ilişkiler sektörünün geleceği ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Alpay, “Sektörün geleceği ile ilgili yapılan çalışmalarda neuromarketing çalışmalarının önemi büyük, ardından internet ve sosyal medya geliyor. Gelenekselin dışında günümüzde neuromarketing çalışmaları çok önem kazandı” şeklinde konuştu. Teknolojik gelişmelerin takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Alpay, öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Alpay, “Her şey beyinde başlayıp beyinde bitiyor, beyine bu kadar önem veren bir üniversitede iletişim ile ilgili eğitim alıyorsunuz bunun kıymetini iyi bilin” dedi. Reklam sektöründeki önemli isimler konuşulduEtkinliğin 2. oturumunda Reklam Derneği Ajans Başkanı ve Tazefikir Reklam Ajansı Başkanı Çağlar Gözüaçık,  “Neden Reklamcı Oldum? Nasıl Reklamcı Olursun?” konulu sunum yaptı. Reklam Derneği hakkında bilgi veren Gözüaçık derneğin yaptığı ve yapacağı projelere değindi. Gözüaçık, reklam mesleğini seçme nedenlerini belirterek sektördeki önemli isimler hakkında paylaşımlarda bulundu.Yaratıcı işler üzerinden yaratıcı süreç ele alındıY&R Team Red ekibinden Reklam Yazarı Burcu Tatari ve Reklam Yazarı Hüseyin Gündüz “Reklamda Yaratıcı Strateji Konuşuyoruz” konulu sunum yaptı. Yaratıcı işlerin meydana geliş aşamasında yaşanılan sıkıntılara değinen Tatari, sorunların üstesinden nasıl geldiklerini anlattı. Hüseyin Gündüz ise ödül kazanmış yaratıcı işler üzerinden yaratıcı süreç ile ilgili öğrencilere bilgi verdi.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi. 

15 NİS 2019

Marka Konuşuyoruz'da “Bozkırda Bir Modern” konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü tarafından organize edilen “Marka Konuşuyoruz” etkinliğinin bu haftaki konuğu; ‘Bozkırda Bir Modern’ Belgesel Filmi Yönetmeni Kurtuluş Özgen oldu.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşkede gerçekleştirilen etkinlikte ‘Bozkırda Bir Modern’ Belgesel Filminin katılımcı öğrencilerle birlikte izlenmesinin ardından yönetmen Kurtuluş Özgen ile belgesel filminin analizi yapıldı.“Türk toplumu üretimden kopup, tüketime yöneldi”Bir toplumun ulusa dönüşebilmesi için kendi ayaklarının üzerinde durması gerektiğini söyleyen Özgen, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayi tesisi Sümerbank’tır. Günümüzde Türk toplumu üretimden kopup tüketime yöneldi. Ben de bu filmi bir hatırlatma için yaptım. Bu filmle tarihe şerh düşmek istedik” dedi.Etkinliğin devamında Özgen, öğrencilerin sorularını yanıtladı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hale Yaylalı tarafından Yönetmen Kurtuluş Özgen’e plaket takdiminin ardından etkinlik sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

08 MAR 2019

Marka Sohbetlerinde imaj ve algı konuşuldu!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü tarafından organize edilen Marka Konuşuyoruz etkinliğinin konuğu gazeteci, yazar ve aynı zamanda da akademisyen olan Dr. Zehra Güngör’dü. Güngör, imaj ve algı yönetimi hakkında yaptığı sunumunda katılımcılara önemli bilgiler aktardı.“Bir ülkeyi bir marka gibi düşünebilirsiniz”Bir ülkeyi yönetmekle, bir markayı yönetmenin stratejik olarak çok benzer noktalar olduğunu söyleyen Güngör, “Bir ülkeyi bir marka gibi düşünebilirsiniz, ikisinde de yapmanız gereken tek şey algı yönetimi yapmak. Bunu başarabilen herkes amacına ulaşır” dedi.Algıda en önemli fonksiyon: Empatiİletişimde empati duygusunun önemine dikkat çeken Güngör, “Karşınızdaki kişiye empati yaptırmayı başarabilirseniz algısını çok daha rahat yönetirsiniz” dedi ve bu noktada algının empati duygusunun önüne geçebileceğini vurguladı. “İletişim matematik, algı ise bu işin cebiridir” Algı yönetiminin ciddi bir matematik operasyonu olduğunu söyleyen Güngör, “İletişim matematiktir, algı da bu işin cebiridir” dedi ve bu işin matematiğini bilmeyenlerin her zaman algı konusunda kusurlu olacaklarının altını çizdi. “Kandırılmaya müsaitseniz algınız yönetilir”Konuşmasının devamında “Bir şeyin gerçek olmasından önemli olan, söylenenin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır” diyen Güngör, kandırılmaya müsait olan insanların algılarının daha kolay yönetilebileceğini söyledi.“Algı yönetiminden kurtuluş yok” Günümüzde hala daha akıl savaşlarının sürdüğünü söyleyen Güngör, “Dünya döndüğü sürece algı yönetiminden kurtuluş yok” diyerek bu konu hakkında özellikle gençlerin daha çok çalışma yapması gerektiğini vurguladı.Keyifli geçen etkinliğin ardından, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapıapıs, katılımından dolayı Dr. Zehra Güngör’e teşekkür plaket takdim etti. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

01 KAS 2018

“Yapay zekâ, işe ruh katamaz”

“Yapay zekâ, işe ruh katamaz”Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin düzenlediği Marka Atölyesi etkinliği Güney Yerleşkede gerçekleştildi. Programın konuğu Neslihan Muradoğlu oldu. Muradoğlu, İletişim Fakültesi öğrencilerine “İletişim kocaman bir dünya, sizin alanınız ne olacak? konulu bir sunum gerçekleştirdi.Son iki senedir kariyer üzerine çalışmakta olduğunu belirten Muradoğlu “Kariyer deme bana adlı kitabım 2019'da raflarda olacak. Bu kitap tam sizlere yönelik bir kitap. Benim kurumsal hayatımı anlatan, teoriden uzak, pratik tabanlı bir kitap ve sizlere katkı sağlayacağını düşünüyorum” dedi.“Dijital medya iletişimcilerin önünü kolay kolay kesemez”Dijital öyle bir noktaya gelecek ki insan gerektiren işlerin sayısı yüzde otuz azalacak diyen Muradoğlu “Fakat yapay zekâ, işe ruh katamaz bu sebepten dolayı iletişimcilerin meslek hayatındaki avantajı çok yüksek. Dijital medya iletişimcilerin önünü kolay kolay kesemez” şeklinde konuştu.“İletişimi en iyi boyutta sağlayacaksınız”Neslihan Muradoğlu şunlar söyledi: Arkadaşlar ister firma, ister ajans, ister müşteriye yakın ya da uzak çalışın her halükarda insanlarla iletişiminiz olacak. Bir gün aynı gün içerisinde dört farklı iş yapacaksınız ve bunu iletişimci olarak en iyi şekilde yönetmelisiniz. İnsanlarla en iyi şekilde koordine olmalısınız. Yapacağınız her iş farklı gibi gözükse de bir biri ile bağlantılı ve iç içe olacak tüm bunların ayarlamasını siz yapacaksınız. İnsanı yapay zekâdan ayıran bu, işe ruh katacak, iletişimi en iyi boyutta sağlayacaksınız.“İletişimci olarak bir şey koyamıyorsanız bu bir kayıptır”Gençlerden gelen maillerin ortak konusunun öz geçmişimizi nasıl yazalım sorusu olduğunun altını çizen Muradoğlu “Bunun cevabını zaten internet veriyor, ayrıca buna iletişimci olarak bir şey koyamıyorsanız bu bir kayıptır. İletişimci olarak sizlerin çok iyi Türkçe yanı sıra çok iyi İngilizce bilmeniz gerekmektedir. Akıllı, hızlı ve güler yüzlü olunması iletişimciler için önemli konular” diye belirtti.“İletişiminizi en iyi şekilde kullanmanız gerekiyor”İş hayatından bahseden Muradoğlu, “Herkes aynı enerjide olmak zorunda değil, fakat benim enerjimi düşüremezsin bu yüzden herkesin çalıştığı yerde güler yüzlü olması çok önemli. İletişim okuyorsunuz ve çalıştığınız ajansta, kanalda aslında her yerde, çalışanların hepsi ile iletişiminize dikkat etmeniz ve en iyi şekilde kullanmanız gerekmektedir” ifadelerini kullandı.“Kaygılanmayın ve kalıpların dışına çıkın”CV’ler üzerinde duran Muradoğlu, “İçerisinde hedeflere yönelik yapılan, işe yönelik giriş cümlesine ihtiyacım var. Öncelikle duygunuzu o CV'de görmem gerekiyor. Kaygılanmamanız gerekiyor, kalıpların dışında samimi düzgün bir şeyler çıkartın. Farklı olun fakat farklı olurken kendiniz olun ve samimi olun en önemlisi kariyerinize odaklanın” diyerek öğrencileri uyardı.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA) 

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!