Aday Üsküdar | Dünyayı Değiştirmeye Var mısın? uskudar.edu.tr/aday

Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi - Haberler

02 ARA 2022

“Kimyasal Reaksiyon Mühendisliği Temelleri” kitabı için tanıtım toplantısı düzenlendi

Prof. Dr. Selahattin Gültekin: “Kitabı şahsına mahsus bir kitap gibi görüyorum”Rektör Danışmanı, Kimya Mühendisliği (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selahattin Gültekin yayınlanan eserinin lansmanında değerlendirmelerde bulundu. Kitabın alanda şahsına mahsus bir eser olduğunun altını çizen Gültekin; “Biz de artık Türkçe kitapları bir kenara bıraktık. Yazacağım kitap, kimya mühendisliğinde en önemli kitaptır yani ders itibariyle. Reaksiyon mühendisliği. Tecrübeler de şunu gösterdi bana mesela bizim üniversitede burada, Türkçe eğitim var, İngilizce eğitim var. Türk öğrenciler var, Orta Doğudan gelen uluslararası öğrencilerimiz var. Dolayısıyla bizim bir şekilde her iki tarafın da ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde bir kitap yazabilir miyim diye düşündüm. Benim zaten doktora konum bu kimyasal reaksiyon mühendisliği. Bunun üzerine öyle bir kitap yazalım ki tercüme tarafında bir problem kalmasın. Dolayısıyla ben dersleri daha ziyade yurtdışında İngilizce olarak veriyordum, normali bu. Türkiye’de de verdim ve kimyasal reaksiyon mühendisliği ve tıpta böyle bir kitap yazayım dedim. Başladık, benim başlamam Kırgızistan’da oldu. Orası çok sakin bir yer. Huzurlu bir yer. Kimse kimsenin hakkında kesinlikle konuşmaz yani konuşmadan ziyade bilimsel münazaralar şeklinde olurdu. Dolayısıyla peaceful mind dediğimiz, huzurlu bir kafa vardı orada. Orada başladık, burada bazı son rötuşlarını yapmak suretiyle ve gördüğünüz ve elinizde olan arkadaşların, şu kitabımız çıktı ortaya. Şu ana kadar aldığım feedback, yayıncılardan veya bazı meslektaşlarımdan çok olumlu. Çünkü böyle bir kitap, şahsen ben görmedim. Aynı yazar tarafından hem İngilizce hem Türkçe görmedim. Yani unique bir şey. Şahsına mahsus bir kitap gibi görüyorum. Ben bunu böyle görünce bundan sonraki şeylerde ve mesela bazı kitapları daha gelecek, bunlar mesela şu anda matematiksel modelleme dediğimiz onun İngilizce ve Türkçesi aynı formatta. Bu kitabın ön sözünde Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan bir yazı kaleme aldı. O da böyle bir seri kitapların yazılmasını ve öğrencilere takdim edilmesini istemişti. Biz bunun peşindeyiz şu anda. Tabi Dekan hocamızın buraya gelmesi beni son derece memnun etti. Ben biliyorsunuz kurucu dekandım burada, mühendislik fakültesinin. Tecrübelerimizle hocamıza aktarıyoruz, elimizden geldiği kadar, alırsın almasın onu bilemem. Tabi sayın Prof. Dr. Tunç Çatal benim zamanında bizim çok sevdiğimiz çalışkan bir arkadaşımız. Murat hoca benim çok sevdiğim, çok takdir ettiğim bir arkadaşımız. Bugün beni yalnız bırakmadılar çok teşekkür ediyorum her birine. Diğer arkadaşlarımız, arkada öğrencilerimiz var.” dedi.Prof. Dr. Osman Çerezci: “Teknik kitapları yazmak gerçekten zor”Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, Prof. Dr. Selahattin Gültekin’in yeni eserinin lansmanında kitabın yazılma süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Osman Çerezci; “Teknik bir konuda kitap yazmanın zorluklarına dikkat çeken Çerezci, Üsküdar Üniversitesi Dekanlığının bilimsel çalışmaları her zaman desteklediğinin altını çizdi. Çerezci; “Önce tebrik ederim tabii ki ilk tebrik edenlerden bir tanesi de benim. Selahattin Hocam çalışma yapmak için bizden izin istedi. Benim şahsi görüşüm pek olumlu değildi çünkü kitap noktasında bir doygunluk var. Tabii ki İngilizceye Türk öğrenciler bayağı alışmış durumdalar. Ancak daha sonra tabii hocamız izah etti ve çalışmanın fasiküllerini getirdi inceledim, böyle bir çalışmadan önce dekanlıktan izin alması gerekiyordu. O izni verdik hocamız çok azimli güzel bir eser ortaya çıkardı. Üsküdar Üniversitesi de tabii çalışmaya her zaman teşvik ediyor böyle bir toplantıyı da tesis etmek de güzel oldu. Bundan sonraki çalışmalarda da böyle birlikte oluruz. Bir de tabii teknik kitapları yazmak gerçekten Selahattin Hocanın söylediği gibi zor, formüller şekiller vs. onlarda çok büyük bir emek istiyor. Tahmin edebilirsiniz ki tabii araştırma görevlileri de bu konuda epey bir destek veriyorlar. Bölüm olarak Kimya Mühendisliği ve başta Selahattin Hocamız da olmak üzere emek verenlerde tebrik ediyorlar devamını da tabii ki bekliyoruz. Diğer kitaplarda da bir seri olursa ülkemiz eğitiminde de iyi bir yer edinecek yani orijin olacak. Ben de 6 kitap yazdım dolayısıyla ne kadar zor olduğunu biliyorum.” ifadelerini kullandı.

29 KAS 2022

Elektromanyetik radyasyon Z kuşağını endişelendirmiyor…

Üsküdar Üniversitesi Elektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı (ERMA) Araştırması, ilginç sonuçlarıyla dikkat çektiÜsküdar Üniversitesi Türkiye’de 1187 katılımcı ile “Elektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı” araştırması gerçekleştirdi. Araştırmayı Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci ile İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi ve Ölçek Geliştirme Koordinatörü Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal yürüttü.Araştırmaya 1187 kişi katıldıAraştırmada veriler “Elektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı Ölçeği (ERMA-Ö)” ile toplandı. Gönüllülük ilkesine göre tesadüfi örnekleme yolu ile oluşturulan yaşları 18-72 arasındaki bin 187 kişi elektronik ortamdan araştırmaya katıldı.Genç kuşağın algı seviyesi düşük çıktıÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, araştırmanın “farkındalık”, ”bilinçlilik” ve “endişe” tematik anlamları ile analiz edildiğini belirterek “Araştırma raporundan  özellikle  yaş ve eğitim seviyesine  göre farklı EMR maruziyet algısı ortaya çıkmıştır. Özellikle genç kuşağın elektromanyetik radyasyon maruziyetine dair algı seviyesinin düşük çıkması dikkat çekmektedir.” dedi.Prof. Dr. Osman Çerezci: “Elektromanyetik radyasyon kirliliği insanlığı tehdit ediyor”Teknolojik gelişmelerin yaşama sağladığı kolaylıklar dolayısıyla insanları birçok elektronik cihaza bağımlı hale getirdiğini kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Elektriksel cihazları kullanırken çevreye yayılan elektromanyetik radyasyon kirliliği insan sağlığını etkileyebilecek seviyede yeni bir çevre sorunu olmaya doğru yükseliyor. Cep telefonları, baz istasyonları ve diğer iletişim araçlarının kullanımın sıklığına bağlı olarak insanlar dijital dünyanın çevresel atığı olan elektromanyetik kirliliğin atmosferine girmektedir.” dedi.Prof. Dr. Osman Çerezci: “Dijital dünyadan yayılan bir salgın”Elektromanyetik alan kirliliğine karşı sınır değer uygulayan ülkelerin duyarlılık yaklaşımlarının da farklı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Elektromanyetik radyasyon maruziyet limitlerinin   toplumun her kesimine aynı seviyede güven verebilmesi tartışılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü elektromanyetik alanları 2B sınıfı kanserojen olarak belirlemiştir. Uzun süreli elektromanyetik radyasyon maruziyeti kaynaklı sağlık sorunlarını yaşamamak için bilinçli teknoloji kullanıcısı olmaya özen gösterilmesi yani bireysel önlemler almak önemlidir. Elektromanyetik kirliliğin dijital dünyadan yayılan bir salgın olduğu unutulmamalıdır.” uyarısında bulundu.Prof. Dr. Osman Çerezci: Genç kuşak için farkındalık çalışması yapılmalıdırTeknolojinin çok hızlı gelişmesine paralel olarak genç kuşağın yaşamı boyunca daha fazla EMA etkisinde kalacak olmasının eğitim çağındaki gençlerimiz için dikkate alınması gereken bir risk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Osman Çerezci, “Bu nedenle eğitim çağındaki çocuklarımıza farkındalık çalışması yapılması önemlidir. Bu anket çalışması sağlıklı kuşakların yetişmesine katkı vermek için MEB ile iş birliği yapma çağrısı olarak kabul edilebilir.  EMR nerede? Okulda mı, evimizde mi, ofisimizde mi? EMR her yerde. Zaman, EMA maruziyetinin farkına varma, kendimizi ve ailelerimizin sağlığını korumak için  farkına varma ve  doğru pratik önlem alınması zamanıdır.” dedi.Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal: İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal ise şimdiye kadar dijital teknolojilerin kullanımını cep telefonu kulanım alışkanlıkları, sosyal medyanın etkileri gibi konuları iletişim, sosyoloji, psikoloji gibi disiplinler yönünden ele aldıklarını belirterek şunları söyledi:“İletişim teknolojilerinin elektromanyetik radyasyon maruziyeti açısından ele alındığı bu algı çalışması, farkındalık oluşturmada önemli bir adım oldu. Bu araştırma kapsamında sosyal bilimler ile mühendislik bilimi iş birliğinde Elektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısını ölçebileceğimiz geçerli ve güvenilir bir ERMA Ölçeği geliştirdik. Sosyal medya kuşağı olarak adlandırdığımız Z kuşağının bu araştırmada elektromanyetik radyasyon ve buna yönelik maruziyet algılarının düşük çıkması gençlerin sıklıkla kullandıkları cep telefonu, airpods kulaklık gibi teknolojik araçların yaydığı elektromanyetik radyasyona karşı dikkatli olmaları gerektiğini ortaya koymuştur. Diğer yandan, araştırma verileri yapılacak yeni çalışmalara bir yol haritası sağlayabilir.”Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 29,6 Araştırmaya %61,1 kadın (725 kişi), %38,6 erkek (458 kişi) olmak üzere bin 187 kişi katıldı. Yaşları 18 ile 72 arasında değişen katılımcıların yaş ortalaması 29,6 oldu. %31,5’i evli, %67,8’i bekar olan katılımcıların öğrenim durumları ise %62,8’i üniversite, ,5’i lisansüstü, ,4’ü yüksekokul, %5,1’i lise, %1,6’sı İlköğretim olarak belirlendi.Teknoloji kullanımına ilişkin sorular yöneltildiAraştırmada geliştirilen ERMA Ölçeğinin yanında demografik sorular ile birlikte cep telefonu kullanım amaçları, cep telefonu, kulaklık ve diğer elektronik aygıtların kullanım alışkanlıkları, sosyal medyada geçirilen süre ve elektromanyetik radyasyon farkındalığına yönelik sorular da soruldu.Katılımcıların ortalama puanı 34,9 olduAraştırmada kullanılan “Elektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı Ölçeği’nden” bin 187 katılımcının aldığı ortalama puan 34,9 bulundu. Ölçekten alınan puanlar 11-25 aralığında “Düşük Seviye”, 26-40 aralığında “Orta Seviye”, 41-55 puan aralığında “Yüksek Seviye” olarak değerlendiriliyor. Buna göre, araştırmada elde edilen 34,9 puan “orta seviyede” bir algıyı ortaya koydu.Ölçekteki boyutlardan alınan puanlar incelendiğinde, dört maddeden oluşan “Farkındalık” boyutundan alınan ortalama puan 13,23 bulundu. Diğer dört maddeden oluşan “Bilinçlilik” boyutundan alınan ortalama puan 13,57 bulundu. Her iki boyutun puan aralığı; 4-9 aralığında “Az Seviye”, 10-15 aralığında “Orta Seviye”, 16-20 aralığında “Yüksek Seviye” olarak değerlendiriliyor. Buna göre, araştırmaya katılan bin 187 kişinin elektromanyetik radyasyon maruziyetine yönelik farkındalığı orta seviyede; bilinçliliği orta seviyede olduğu belirlendi.Baz istasyonlarının ne hissettirdiği sorulduÖlçekteki farkındalığa yönelik maddeler incelendiğinde; “Evimin yakınındaki baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyonun ailemi etkileyeceğini düşünürüm”, “Evimin çok yakınında yüksek gerilim hattı olsa endişelenirim”, “Elektromanyetik kirlilik daima endişe ettiğim bir çevre sorunudur”, “Elektromanyetik radyasyon yayan cihazlardan mümkün olduğunca uzak dururum” ifadeleri ölçekte yer aldı.Orta seviyede endişe tespit edildiÖlçekteki bilinçliliğe yönelik maddeler incelendiğinde; “Yüksek gerilim, baz istasyonu ve trafo bulunan parklarda çocukların oynamaması gerektiğini düşünürüm”, “Elektromanyetik radyasyondan korunmak için saç kurutma makinasını az kullanırım”, “Yüksek gerilim hatları ve baz istasyonu yakınından ev almak veya kiralamak istemem”, “Cep telefonumda Airpods (kablosuz) yerine kablolu kulaklık tercih ederim” ifadeleri ölçekte yer aldı. Diğer yandan, “Endişe” boyutundan alınan ortalama puan 8,15 bulundu. Buna göre, alınan puan 3-6 aralığında “Az Seviye”, 7-11 aralığında “Orta Seviye”, 12-15 aralığında “Yüksek Seviye” olarak değerlendiriliyor. Buna göre, araştırmada endişe boyutundan alınan 8,15 puan orta seviyede bir endişe olduğunu ve bu endişeden dolayı önlem almaya yönelik orta seviyede bir algının var olduğunu gösterdi.Kadınlar daha bilinçli, erkekler daha endişeli çıktıElektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı çeşitli değişkenlere göre de incelendi. Cinsiyete göre yapılan incelemede, kadınların bilinçlilik puanı erkeklerden yüksek bulundu. Buna göre, kadınların erkeklere göre elektromanyetik radyasyon maruziyetine yönelik daha bilinçli olduğu ortaya çıktı. Fakat endişe boyutuna göre ise erkeklerin kadınlara göre daha endişeli olduğu ve önlem almaya yönelik algılarının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı. Kadınların elektromanyetik farkındalık, bilinçlilik ve genel olarak algı seviyelerinin erkeklerden yüksek olduğu, endişe ve önlem almaya yönelik algıların ise erkeklerde yüksek olduğu görülmüştür.Yaş arttıkça algı seviyesi artıyorYaşa göre yapılan incelemede; katılımcıların yaşları 18-29 (Sosyal medya kuşağı); 30-45 (Televizyon kuşağı); 45-72 (Radyo kuşağı) olarak üç kuşağa ayrılarak karşılaştırılmıştır. Yaş arttıkça elektromanyetik radyasyon maruziyet algı seviyesinin arttığı ortaya çıkmıştır. Yapılan karşılaştırmada, algı seviyesi en yüksek kuşak radyo kuşağı olarak adlandırılan 45 yaş üzerindeki kişiler olarak bulundu. Daha sonra televizyon kuşağı yani 30-45 yaş aralığındaki kişilerin algı seviyesi yüksek bulunmuştur.Z kuşağı endişe duymuyorElektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algı seviyesi en düşük kuşak ise sosyal medya kuşağı (18-29 yaş) bulundu. Yaş arttıkça elektromanyetik radyasyon maruziyet farkındalığı, bilinçliliği, endişe seviyesi ve buna yönelik önlem alma algısı arttığı görüldü. Sosyal medya kuşağı en endişe etmeyen kuşak olduğu için önlem almaya yönelik algı seviyeleri diğer kuşaklardan daha düşük çıktı.Maruziyet algısı eğitim yükseldikçe arttıÖğrenim durumuna göre elektromanyetik radyasyon maruziyet algısı (ERMA) lisansüstü öğrenim düzeyindeki katılımcılarda en yüksek bulundu. Üniversite ile lisansüstü öğrenim düzeyine sahip katılımcılar karşılaştırıldığında farklılık tespit edildi, lisansüstü öğrenim düzeyindeki kişilerin üniversitedekilere göre farkındalık ve algı seviyesi yüksek bulundu. Yapılan sıralamada en yüksek ERMA seviyesi lisansüstü, ikinci sırada lise, üçüncü sırada yüksekokul yer aldı. ERMA seviyesinde son sırada ise üniversite öğrencilerinin olduğu belirlendi.Katılımcıların çoğu cep telefonunu baş ucunda tutuyor“Yatarken cep telefonunuzu baş ucunda tutar mısınız?” sorusunun yöneltildiği araştırmada bin 187 katılımcının yarısından fazlası (%55,8) “sıklıkla” yanıtını verdi. Bazen diyenler %29,7, hiçbir zaman diyenler ise ,2 bulundu. Ölçeğe göre yapılan karşılaştırmada, yatarken cep telefonunu baş ucunda tutma sıklığı arttıkça elektromanyetik radyasyon maruziyet algısı düştü. Algı seviyesi en yüksek, yani farkındalık, bilinçlilik ve endişe sahibi kişilerin bu soruya “hiçbir zaman” yanıtı verdiği görüldü.Kablosuz kulaklık kullanımı da soruldu“Cep telefonunda airpods (kablosuz) kulaklık kullanır mısınız?” sorusuna bin 187 katılımcının %31,1’i “sıklıkla” dedi. Bazen diyenler %27,6, hiçbir zaman diyenler ise %41,1 oldu. Ölçeğe göre yapılan karşılaştırmada, cep telefonunda kablolu kulaklık kullananların ERMA algı seviyesi ve buna bağlı farkındalığı, bilinçliliği, endişeye bağlı önlem algısı en yüksek, airpods (kablosuz) tercih edenlerin daha düşük bulundu.“Evinizin çok yakınında yüksek gerilim hattı var mı?” sorusuna % 47,2 oranı ile en çok “bilmiyorum” yanıtı verildi. İkinci sırada % 44 ile “hayır” denildi. % 8,5 ise “evet” dedi. Ölçeğe göre yapılan karşılaştırmada, evinin yakınında yüksek gerilim hattı olmadığını belirtenlerin farkındalığı yüksek bulundu. Bilmiyorum ya da evet diyenlerin farkındalık, bilinçlilik ve endişe seviyeleri belirgin bir şekilde daha düşük bulundu.Katılımcıların yarısı dışarı çıkarken fişleri çekiyor“Dışarı çıkarken elektronik aygıtların fişini çeker misiniz?” sorusuna %51,1 oranındaki katılımcı “evet” dedi. % 28’i “bazen”, %20,8’i ise “hayır” dedi. Ölçeğe göre yapılan karşılaştırmada, dışarı çıkarken elektronik aygıtların fişini çekme sıklığı arttıkça farkındalık seviyesi arttığı görüldü. Evet ve bazen diyenlere göre, hayır diyenlerin farkındalık, bilinçlilik ve endişe seviyesi düşük çıktı.Baş ağrısı çekenlerin maruziyet algısı düşük çıktı“Baş ağrınız ne sıklıkla olur?” sorusuna %67,6 oranındaki katılımcı “bazen” dedi. % 16,3’ü “sıklıkla” yanıtı verdi. Buna göre, bazen ve sıklıkla yani baş ağrısına sahip katılımcı oranı %83,9 oldu. Sadece ,2 oranındaki katılımcı “hiçbir zaman” dedi. Baş ağrısı sıklıkla olanların ölçekten aldıkları puan en düşük yani elektromanyetik radyasyon maruziyet algıları daha düşük olduğu belirlendi. Özellikle endişe boyutunda; baş ağrısı sıklıkla olanların puanı düşük, yani endişesi düşük çıktı ve buna bağlı önlem almaya yönelik algıları da düşük çıktı. Diğer yandan baş ağrısı sıklığına “hiçbir zaman” diyenlerin endişe boyutunda seviyesi yüksek ve önlem algılarının da yüksek olduğu belirlendi.Araştırmaya katılanların yarısı sosyal medyaya 1-3 saat arası bağlanıyor“Sosyal medyaya günde ne kadar süre bağlanırsınız?” sorusuna 1-3 saat diyenler % 49,2’dir. Günde 4-6 saat bağlananlar % 28,2, 1 saatten az bağlananlar ise, ,5 olduğu belirlendi.  Günde 7 saatten fazla sosyal medyaya bağlananlar %6,8 bulundu. Ölçeğe göre yapılan karşılaştırmada günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça elektromanyetik radyasyon maruziyet algı seviyesi düştü. Günde 1 saatten az kullananların farkındalık, bilinçlilik ve endişeye bağlı önlem algıları en yüksek bulundu. En düşük farkındalık, bilinçlilik ve endişe seviyesi 7 saatten fazla kullananlarda görüldü. Daha sonra 4-6 saat bunu takip etti.Sosyal medyaya cep telefonundan bağlanılıyorSosyal medyaya hangi aygıttan bağlanıldığı sorulduğunda ise en yüksek oranda (%92,9) cep telefonu denildi. Sadece % 4,4’ü taşınabilir bilgisayar ve %2,2’si masaüstü bilgisayar yanıtı verdi. Cep telefonu sosyal medyaya bağlanmada en yüksek oranda tercih edilen aygıt olarak bulundu.Cep telefonu hangi amaçla kullanılıyor?Cep telefonunun hangi amaçlarla ne sıklıkla kullanıldığı ayrıca incelendi. Arama yapma sıklığı; %62,2 sıklıkla; %25,6 bazen; %7,6 nadiren; %3,5 hiçbir zaman bulundu.Mesaj yazma sıklığı; %57,9 sıklıkla; %20,1 bazen; ,8 nadiren; %4,2 hiçbir zaman bulundu.Fotoğraf çekme sıklığı; %41,5 sıklıkla; %33,9 bazen; ,3 nadiren; %3,5 hiçbir zaman bulundu.Video çekme sıklığı; %33,7 nadiren; %29,1 bazen; %26,1 sıklıkla; %4,8 hiçbir zaman bulundu.Müzik dinleme sıklığı; %51 sıklıkla; %21,3 bazen; ,1 nadiren; %7,2 hiçbir zaman bulundu.Film izleme sıklığı; %27,9 nadiren; %23 sıklıkla; %22,2 bazen; ,2 hiçbir zaman bulundu.Çevrimiçi toplantıya katılma sıklığı; %35,4 nadiren; %22,7 bazen; %21,8 hiçbir zaman; %9,2 sıklıkla bulundu.Whatsapp’ta mesajlaşma/görüntülü arama sıklığı; %55,8 sıklıkla; %25,3 bazen; ,8 nadiren; %4,2 hiçbir zaman bulundu.Sosyal medya uygulamalarını kullanma sıklığı; %65,4 sıklıkla; %20,6 bazen; %7 nadiren; %4,6 hiçbir zaman bulundu.Alarm kurma (Çalar saat) sıklığı; % 62,5 sıklıkla; ,1 bazen; %9,1 nadiren; %6,1 hiçbir zaman bulundu.Elektronik posta kullanma sıklığı; % 42 sıklıkla; %25,5 bazen; ,3 nadiren; %8,1 hiçbir zaman bulundu.Böylece cep telefonunun en çok temel kullanımı (arama yapma, mesaj yazma) yanında müzik dinleme, whatsapp’ta mesajlaşma / görüntülü arama, sosyal medya uygulamalarını kullanma ve çalar saat uygulaması kullanma amaçlarıyla da sıklıkla kullanıldığı tespit edildi.Araştırmanın detaylarıElektromanyetik Radyasyon Maruziyet Algısı Ölçeği (ERMA-Ö) araştırmacılar tarafından geliştirilen 11 maddeli ve 3 faktörlü geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Ölçekten 11 ile 55 arasında puan alınabiliyor. Buna göre, puan arttıkça elektromanyetik radyasyon maruziyet risk algısı da yükseliyor. Ölçekte yer alan ilk dört madde “Farkındalık” boyutundaki, devamındaki dört madde “Bilinçlilik” boyutundaki ve son üç madde “Endişe” boyutundaki algı seviyesini ölçüyor. Böylece farkındalık, bilinçlilik ve endişeye yönelik algı seviyesini belirlemede kullanılabilen ERMA Ölçeği, Mühendislik alanı ile Sosyal Bilimler alanının birleşmesiyle Türkiye’de ilk kez geliştirilmiş, elektromanyetik radyasyon maruziyetine yönelik risk algısını ölçebilen bir ölçek olarak alan yazına katılmış oldu. 

24 KAS 2022

CAR-T Hücre Tedavisi: Kanserin çaresi kendi hücrelerimiz olabilir mi?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2020’de dünya çapında 10 milyon insan kanserden yaşamını yitirdi ve yaklaşık altı ölümden biri kanser sebebiyle gerçekleşti.Kansere karşı yeni yöntem: CAR-T hücre tedavisiCAR-T hücre tedavisi, kanserle savaşta çığır açan bir yöntem olarak karşılanıyor. Dünyada ve Türkiye’de birçok merkez bu tedaviyi geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri Merkezi (TRGENMER) de onlardan biri.TRGENMER Direktörü Dr. Cihan Taştan, “Kansere karşı uzun yıllardır kullanılan klasik kemoterapi ilaçlarının yerine, artık genetik çalışmaların gelişmesiyle akıllı ilaç veya yaşayan ilaç dediğimiz yöntemler geliştirildi. Bu yöntemler son yıllarda FDA veya EMA onayı alarak insanlara uygulanabilir hale geldi” diye anlatmaya başlıyor.Kişiselleştirilmiş kanser tedavisiTaştan, geliştirdikleri CAR-T hücre tedavisi içinse şunları söylüyor:“Kansere karşı geliştirdiğimiz Car-T hücre tedavisi kişiselleştirilmiş ve kanseri tanıyıp öldürebilme özelliğine sahip. Klasik kanser tedavilerine nazaran daha spesifik, hedefe yönelik öldürmesinden dolayı hastanın bir kerede bütün kanserini öldürebilecek potansiyele sahip. Bu da hastanın tamamıyla kanserden kurtulabilmesi ümidini doğuruyor.”CAR-T hücre tedavisi nasıl uygulanıyor?CAR-T hücreleri aslında genetiği değiştirilmiş bağışıklık sistemi hücreleri. Taştan ile bu yöntemin nasıl uygulandığını konuşuyoruz. Ortaya çıkan en geniş çerçeve şöyle:İnsanların vücudunda bulunan sağlıklı bağışıklık hücreleri alınıyor, T hücreleri ayrıştırılıyor, hücrelerin genetiği geliştiriliyor, genetiği değiştirilmiş ve artık birer canlı ilaç haline gelmiş T hücreleri çoğaltılıp hastaya veriliyor. Ve CAR-T hücreleri görevine başlıyor.Hangi kanser türlerinde uygulanabiliyor?CAR-T hücre tedavisi onlarca farklı kanser türünde uygulanabiliyor. Taştan, şöyle anlatıyor:“İlk aşamada onay alan ilaçlar kan kanseri diyebileceğimiz hematolojik kanserler üzerine geliştirildi. Hematolojik kanserler üzerinde yüzde 80’den yukarı, bazen yüzde 100’e varan başarı oranları elde edildi.CAR-T hücre tedavi teknolojisinin ilk kahramanı Emily isimli bir bayan. Ve bu bayan kemoterapi, radyoterapi gibi birçok klasik tedavi yöntemini almasına rağmen, artık son aşamada tüm umutlar kesilmişken, CAR-T hücre tedavisini alıyor ve 10 yıldır tamamıyla temiz olarak yaşamını sürdürüyor. Zaten bu çalışmayla birlikte dünyanın her yerinde onlarca farklı kanser türünde akıllı yaşayan ilaçlar geliştirilmeye başlandı.”Taştan ve ekibi, kan kanseri başta olmak üzere birçok kanser türü üzerine çalışıyor:“Bizim laboratuvar olarak geliştirdiğimiz ilk asker hücreleri, akut lenfoblastik lösemi dediğimiz, ALL kan kanseri hastalığına karşı. Onun dışında özellikle katı tümörlü kanserler, glioma, beyin kanserleri gibi hastalıklara da yeni genetik tasarımlar geliştirdik. Bunlar arka arkaya kliniğe girecek yeni tedavi yöntemleri olacak.”Hücrenin hafızası artırılıyorYapılan çalışmalarda kanserin nüksetmemesi ana amaçlardan biri. Bu yüzden geliştirilen hücrelerde ‘hafıza hücre potansiyeli’ artırılıyor.“Normalde asker hücreleri üretebiliyoruz ve kanseri net olarak öldürebileceğimizi biliyoruz. Bu hücreleri hastaya verirken hem asker hem hafıza hücresi olmasına dikkat gösterdik. Böylelikle ilk aşamalarda kanseri tamamıyla hastadan sildikten sonra, ileriki yıllarda hastanın tekrardan bir tedavi almaması için hafıza hücre potansiyelini artırarak uzun yıllar kanserden temizlenmiş bir hasta potansiyeli oluşturmayı düşünüyoruz.”Temmuz 2023’te klinik çalışmalar başlayacakTaştan, bir yıllık çalışmadan sonra akıllı ve yaşayan hücreleri üreterek kanseri net olarak öldürebildiklerini söylüyor. Çalışmanın ikinci aşaması hayvanlar üzerinde uygulanıyor. Üçüncü aşama ise 2023’te başlayacak:“Üçüncü aşamayı 2023 Temmuz’unda planlıyoruz. Klinik aşamalara girip Türkiye’nin belirli kanser türlerinde akıllı yaşayan ilaçları, yani bizim CAR-T hücre dediğimiz ilaçları kullanabileceği bir döneme girmiş olacağız.”Türkiye’de bu tedavinin üretilmesi neden önemli? Taştan, şöyle açıklıyor: “Türkiye’de özellikle genetik geçişli olan hastalıklar çok fazla. Kanser hastalığı da bunlardan biri. Yurt dışında bu tedavilerin muadilleri milyon dolara varan fiyatlarla alıyorlar. Biz bunları çok daha ucuza mal edebiliyoruz ve hastalara uygulamayı vaat ediyoruz. Bu da önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi sağlık alanında, kişiselleştirilmiş tedavi ve genetik tedaviler alanında önder ülkelerden biri yapacak.”TRT HABER 

21 KAS 2022

TÜBİTAK, Üsküdarlı 18 öğrencinin projesini daha destekleyecek

TÜBİTAK 2209-A 2022/1. Dönem Öğrenci Projeleri Destek Program başvurusu yapılan 25 projeden Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı 2022/1 Dönemi Bilimsel Değerlendirme Sonuçlarına göre 17 proje desteklenmeye uygun görüldü.Aynı zamanda Üniversite Öğrencileri Sanayiye Yönelik Araştırma Projeleri Destekleme Programı 2022/1 Dönemi Bilimsel Değerlendirme Sonuçlarına göre de 1 TÜBİTAK 2209-B programı kapsamındaki proje desteklenecek.Lisans öğrencilerinin araştırma kültürü kazanması, proje geliştirme, sanayi ile birlikte proje geliştirme, başvuru ve yönetim yetkinliklerini artırarak; akademik dünya ile TÜBİTAK desteği ile birlikte tanışma fırsatı buldu.Projesi desteklenen öğrencilerin danışmanlığını Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Tunç Çatal, Prof. Dr. Korkut Ulucan, Doç. Dr. Mesut Karahan, Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, Doç. Dr. Vildan Enisoğlu Atalay, Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, Dr. Öğr. Üyesi Salih Tuncay, Dr. Öğr. Üyesi Özlem Oğuz, Arş. Gör. Göksu Yılmaz üstlendi.TÜBİTAK 2209-A, 2209-B Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destek Programı kapsamında desteklenecek öğrenci ve proje isimleri ise şu şekilde:

15 KAS 2022

Kadın teröristler özellikle mi seçiliyor?

Sempatizan pozisyonundan şiddet eylemlerine geçiyorlar…Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, son yıllarda gerçekleşen terör olaylarında kadınların daha fazla rol üstlendiğine dikkat çekerek bu durumun nedenlerine değindi.Suçtaki cinsiyet algısı değişti…Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, insanlık tarihi kadar eski olan suç kavramının sadece erkek cinsiyetine ait bir davranış şekli olarak görülmüş olup suç ve karşılığı olan cezalandırma sisteminin de buna göre düzenlendiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“İçinde bulunulan yüzyılda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de kadınların sosyal ve ekonomik hayatta aktif rol oynar hale gelmesi, kadınlar arasında işlenen suçların sayısında da artış görülmesine sebep oldu. Şehirlerdeki hızlı ve yoğun nüfus artışının yanı sıra toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimler de kadınların evdeki üslendiği rolün ötesinde toplum hayatına atılımını beraberinde getirdi. Bunun getirisi olarak suç kavramı da erkeklere has bir davranış biçimi gibi görünmekten çıkmış olup suçtaki cinsiyet algısı değişti. Sanayileşme, göç, geleneklerden uzaklaşma, işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, sosyal dışlanma, etnik yapı, akran grupları ve göç edilerek yerleşilen yer, aile yapısı, yaş, eğitim ve sosyalleşme süreci erkeklerde olduğu gibi kadınlar tarafından da işlenen suçların gittikçe artmasına yol açan etken sebepler arasında yer aldı.”Otokontrolü zayıf kişiler kolayca suç işleyebiliyorSosyal ve ekonomik olarak kaybetme korkusu olmayan insanlardaki daha iyi yaşam koşullarına ulaşabilme arzusunun suça sürüklenmelerine sebep olabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, “Çevre müdahalesine karşı çok daha açık olup sosyal ve oto kontrol mekanizması zayıf olan erkek, kadın ve gençler sosyal koşullardan daha fazla etkilenip kolaylıkla suç işleyebiliyorlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan pek çok hususun suçun işlenmesinde etken olduğu, bununla birlikte her ne kadar yoksulluğun tek başına etkili olduğu kesin olarak söylenemese de değişik hırsızlık suçlarının, gasp, yağma ve terörle iltisaklı suçların toplumun yoksul kesimindeki insanlar tarafından işlendiği de bilinen bir gerçektir. Fakat kadın ve genç bireylerin yaşadıkları çevredeki dış etkenlere karşı daha açık ve duyarlı olmaları onları daha riskli bir duruma sokuyor.” diye konuştu.Suça sürükleyen pek çok neden var!Terör örgütlerinin faaliyetleri çerçevesinde örgüte katılım gerekçeleri açısından bakıldığında öncelikle örgüte katılan kişilerin sorunlarını irdelemek gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, “Okuyan gençlerin eğitim düzeyine göre yaşadığı sorunların yanı sıra beslenme, barınma, arkadaş çevresi ile anlaşılamama, yalnızlaşma, kültürel sorunlar ve mezun olduktan sonraki iş bulma kaygısı gibi durumları gerekçe olarak sıralayabiliriz. Psikolojik açıdan çocukluk çağından ergenliğe geçişte yaşanan değişkenler olarak otoriteye başkaldırma, idealizm, bencillik, kabına sığmayan bir haleti ruhiye sahip olma, kendisini değersiz görme, sabırsızlık, alınganlık gibi özelliklere sahip olma şeklinde ifade edebiliriz. Ebeveyn davranışları açısından bakıldığında ise parçalanmış bir ailenin ferdi olmak, ilgisiz veya cezalandırıcı aile içerisinde büyümek ya da aksine himayeci sürekli koruma güdüsüyle hareket ederek çocuğun kişiliğinin gelişmesine engel olan bir ebeveyne sahip olmak şeklinde nedenleri sıralayabiliriz.” dedi.Kadınların örgüte katılım sayıları zamanla arttı…Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, ikinci dalga kadın hareketleriyle birlikte sosyal hayata daha aktif katılımlarının kadınlar arasındaki suça karışma oranını da artırdığına dikkat çekti ve sözlerini şöyle sürdürdü:“Kadınların terör ve şiddet içerikli eylemlere katılımının yeni bir olgu olmadığını söyleyebiliriz. Kadınlar 19. yüzyıldan bugüne kadar birçok farklı suç örgütüne ve terör örgütüne katılarak örgüt içerisinde birçok farklı rol üstlenmişler ve şiddet içerikli eylemlerde bulunmuşlar. Kadınların terör örgütleri içerisindeki üstlendiği roller; örgütün beslendiği ve temelini oluşturan toplumdaki kadın algısı,  devletin terörizmle mücadele politikası, ideolojisi ve ihtiyaçları gibi faktörlere bağlı olarak değişti. Başlangıçta kadınların aktif silahlı eylemlere katılımı oldukça sınırlı kalırken kadınlar çoğunlukla bilgi toplama, ulaşım ve yiyecek, barınma ve ekipman temini gibi destekleyici rollerde yer alıyordu. Eyleme katıldıkları zamanlarda da ise örgüte ait silahların ve mühimmatların nakli ya da saldırının gerçekleştirileceği yere bombanın yerleştirilmesi gibi faaliyetlerde bulunuyorlardı. Terör örgütleri faaliyet gösterdikleri bölgede devletin terörizmle mücadele politikasının giderek yoğunlaştığı ya da örgütün devamlılığının sıkıntıya girdiği dönemlerde örgüte daha çok eleman kazandırmak, örgütün devamlılığını sağlamak ve güvenlik kuvvetlerine karşı avantaj sağlamak amacıyla kadınların örgüte katılımındaki sayısının artışına önem vermeye başladılar. Bu durumda kadınlar daha aktif roller üstlenseler de örgütün üst yönetiminde yer alamıyorlar.”Kadın teröristler daha çok sosyal medya platformlarında…Kadın teröristlerin sosyal medya platformlarında fazlasıyla aktif hale geldiklerine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, “Kadınların örgütün propagandasını yaparak örgüte daha fazla eleman temin etmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Kendilerinin de örgüt içerisinde güçlü pozisyonlara gelebildiklerini göstererek birçok kadının örgüte katılımında rol oynadılar.” ifadelerini kullandı.Sempatizan pozisyonundan şiddet eylemlerine…Kadın teröristlerin terör örgütlerine katılımı aile, akrabalık ya da arkadaşlık bağları üzerinden incelendiğinde her örgütte kadınların sayıca erkeklere kıyasla daha az bir grubu temsil ettiklerini belirten Dr. Genç, “Başlangıçta terör faaliyetlerine sempatizan posizyonunda katılan kadınlar teröristler, daha sonra şiddet içerikli eylemlerin gerçekleştiricisi pozisyonuna yükseldiler. Terör örgütlerine katılımı sadece cinsiyet eşitliği temelinde olmayan kadınların kimi zaman kin, nefret ve öç alma duygusu, kimi zamansa eğitim aldıkları kurumlarda diğer örgüt militanları tarafından yapılan ajitasyon ve propaganda faaliyetleriyle önce sempatizan olarak örgüte dahil olduklarını ve örgüt içerisinde üstlendikleri destekleyici rollerden sonra da örgüte ait kamplarda erkek teröristlerle birlikte askeri eğitim alarak aktif olarak silahlı çatışmalara dahi katıldıklarını söylemek mümkün.” dedi.Kadınların toplumdaki rolleri kötü amaçla kullanıldıCinsiyet eşitliğini ön plana çıkaran Marksist-Lenininst düşünce yapısındaki sol terör ve bölücü terör örgütlerinin faaliyet gösterdikleri bölgelerde kadınların toplum içerisindeki statü değişiminin mutlak olduğuna inandıklarını belirten Dr. Zekai Genç, “Bu doğrultuda terör örgütleri kadın militanların örgüte katılımının artırılmasını sağlamaya çalıştı. Dini motifli terör örgütleri de toplum içerisinde bir önemi olmayan, pasif bir rol üstlenen kadına propaganda ve ajitasyonla şehit olarak cennete gitme vaadinde bulunarak sol terör örgütlerinde olduğu gibi intihar bombacısı olarak da kadınlardan fazlasıyla yararlandılar. Ayrıca kadınların üstlendikleri anne ve eş gibi rollerin bir tehdit unsuru olarak görülmemesi, uygulama ve arama noktalarında kadınların mahremiyetlerine saygı gösterilerek aranmaması, terör örgütlerinin eylemlerinde kadınları sıklıkla kullanmasına olanak sağladı.” diye konuştu.

10 KAS 2022

Adli Bilim öğrencileri fethi kabir uygulaması için sahaya indi

Adli Bilimler Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ünsal Sapan ve öğrencileri,  Küçükçekmece Adliyesi’nde görülen ve bilirkişi olarak görevli olduğu dava kapsamında fethi kabir alan uygulamasında bulundu.Olay Yeri İnceleme ve Biyolojik Delil Toplama dersi kapsamında düzenlenen uygulamada öğrenciler mezar açma uygulamasını tecrübe ederek, bu alanda mesleki deneyimlerini artırma imkânına sahip oldu.Bu anlamda Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Bölümü alanında teorik ve pratik çift yönlü donanımlı eğitimi ve saha tecrübesi ile dikkat çekmeye devam ediyor.

10 KAS 2022

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 84'üncü Ölüm Yıldönümünde Anıldı...

Üsküdar Üniversitesi olarak Atamızı bir kez daha saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.Üsküdar Üniversitesinde her yıl 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Atatürk Haftası'nda anma etkinlikleri düzenleniyor.10 Kasım 1938'de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çok sevdiği vatanına ve hayata gözlerini yumdu. Eğitime, kadına ve hayvanlara verdiği önemle herkese örnek olması gereken Atatürk'ün ölümü, Türk Milletini derinden üzmüştür. Sadece Türk halkının değil, diğer milletlerin de sıklıkla örnek aldığı ve sevdiği bir lider olan Atatürk, 10 Kasım 1938'de saat dokuzu beş geçe bizlere veda etmiştir. Atatürk, ölümünden günümüzü her 10 Kasım’da çeşitli etkinliklerle anılıyor.Üsküdar Üniversitesi akademik ve idari kadrosu da öğrencileriyle birlikte saatler 09:05'i gösterdiğinde tüm yerleşkelerinde Mustafa Kemal Atatürk'ü andı. 

28 EKI 2022

Üsküdarlı öğrenciler ‘Bilişim Vadisi’ nde…

İzmit Gebze’ de bulunan Bilişim Vadisinde, SKS Yöneticisi Sadık Paksoy’un başkanlığında gerçekleşen geziye 24,26, 27’nci dönem İstanbul AK Parti Milletvekili Osman Boyraz da katılım sağladı. Teknik geziye güzel bir karşılama ve vadideki sürdürülen faaliyetlerle ilgili aydınlatıcı bir sunumla başlandı.‘Bilenin öğretmen, bilmeyenin ise öğrenci olduğu’ bir geziTeknik Gezi organizasyonunda, vadide gerçekleşen Ekosistemindeki Tasarım Merkezleri ile ‘Bilenin Öğretmen, Bilmeyenin ise Öğrenci Olduğu’ Paris merkezli, Ecole 42 Yazılım Okulu’nu inceleme fırsatı bulundu. Burada geziye katılım sağlayan öğrenciler, alanında uzman kişiler ile tanışarak sorularını sorma imkânı elde etti.Gezinin ikinci durağında ise Bilişim Vadisi Tasarım Kümelenme Merkezi Direktörü Dr. Pınar Sipahi katılımcıları karşıladı. Bilişim Vadisinde yapılan tasarımların sadece estetik olarak değil altında yatan kültürel değerlerin öneminden bahsedilen sunumunda, öğrenciler sorularını Dr. Pınar Sipahi’ye ileterek interaktif, sohbet niteliğinde bir sunum gerçekleştirildi.Milli TOGG aracını yakından görme fırsatı yakaladı Yeni bir tasarım fikrine sahip olan öğrenciler, şirket olmadan ön kuluçka olarak, 3 yaşın altındaki firmaların kuluçka, 3 yaşın üzerindeki firmaların ise AR-GE şirketi olarak Genç Girişimcilerin Bilişim Vadisi Ekosistemine katılımlarını görmek ve üretilen en son teknolojilerle donatılmış ürünleri yerinde izleme fırsatı buldu.Öğrenciler, ülke olarak milli gurur haline gelen Yerli ve Milli TOGG aracını yakından görme şansı yakaladı ve bu bağlamda yetkililerden bilgi aldı.Gezi boyunca öğrenciler, teknik alandaki bakış açılarını genişletirken aynı zamanda gelecekleri için de ilham olabilecek projeler hakkında bilgi aldı.Bilişim Vadisi’nde gerçekleştirilen teknik gezi toplu fotoğraf çekilmesinin ardından sona erdi.

24 EKI 2022

Uzmanlar oltalamaya karşı uyarıyor!

Linke tıklamayın, akıllı mobil uygulama kullanın… Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği İngilizce Bölümü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı  Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Şenol, dijitalleşmeyle birlikte tüketim alışkanlıklarının zaman içinde değişimi ile ilgili değerlendirmelerini paylaştı.Cazip tekliflerle tuzağa çekiyorlar Dr. Ahmet Şenol, ‘Oltalama kişilerin bir sisteme girerken kullandıkları kullanıcı kodu ve şifre bilgilerinin veya buna benzer gizli bilgilerinin ele geçirilmesi maksadıyla sahte bir web adresine yönlendirilerek söz konusu gizli bilgileri girmesinin sağlanmasıdır’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:“Oltalama saldırısının aldatma odaklı olduğunu söyleyebiliriz. Gönderilen e-postada genelde ya ‘Bankamızın seçkin müşterilerinden biri olarak size özel dosya masrafsız tüketici kredisi hazırladık. Yıllık % 8 faiz seçeneği ile 140 bin TL krediyi çekebilmek için lütfen bankamıza aşağıdaki bağlantıya tıklayarak oturum açınız’ gibi çok cazip bir durumdan ya da acil bir durumdan bahsedilerek kişinin gerekli kontrol ve teyitleri yapmadan bağlantıya tıklaması amaçlanıyor. Kişi kendisine iletilen e-postada belirtilen bağlantıya tıkladığında aslında hizmet aldığı kuruma ait web sitesinin görüntüsüne sahip başka bir sahte siteye yönlendiriliyor. Bağlantı linkine tıklayan kurban, müşteri numarası ve şifresini girdiğinde bu bilgiler gerçekten ait olduğu kullanıcı kodu ve şifre doğrulama sistemine gitmeyecek, siber korsanın kendi veri tabanına kaydolacaktır. Burada korsanlar istediği bilgiyi almış olduğu için yapmış oldukları korsan sahte yazılımın login ekranında kum saati nispeten uzun bir süre dönmeye devam ettikten sonra “Üzgünüz. Bankamız geçici bir süre hizmet verememektedir” gibi bir mesajla işlemi sonlandıracaklardır.”Adresi web tarayıcısına kendimiz yazmalıyız… Oltalamada en çok kullanılan yöntemin kişilere e-posta göndererek e-posta içeriğindeki bağlantıya tıklamaları, bağlantının gösterdiği adrese de sahte web uygulaması konumlandırmak şeklinde olduğunu belirten Dr. Ahmet Şenol, “Bankacılık, e-devlet ve benzeri sistemlere bize gönderilen bağlantılara tıklayarak değil, web tarayıcıya adresi kendimiz yazarak veya akıllı telefonumuzdaki ilgili sistemin uygulamasını direk kullanarak yapmalıyız. Bu iki doğru yöntemden ikincisi yani doğrudan kurumun mobil uygulamasını kullanmak daha güvenli olacaktır.” dedi.E-postalara karşı temkinli olunmalıÜsküdar Üniversitesi Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Şenol, “Gelen e-postalara karşı temkinli olmalı, kullandığımız sistemlere epostadaki bağlantılara tıklayarak değil mobil uygulamamızdan veya adresi kendimiz yazarak girmeliyiz. E-postadaki göndericinin ismine değil, adresine bakmalıyız.” uyarısında bulunarak sözlerini sonlandırdı.

15 EKI 2022

TUBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal RaDiChal’i Teknofest’e davet etti…

Genetik temelli ortaya çıkan nadir hastalıkların tedavisine çözüm olabilecek araştırmalar yürüten öğrenciler RaDiChal22 yarışmasında bir araya geldi.Üsküdar Üniversitesi TRGENMER ve RaDiChal Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan öncülüğünde lisans düzeyindeki öğrenciler ile kurulan RaDIChal (Rare Disease Challenge) ekibinin başlattığı yarı final ve final aşamalarından oluşan yarışmaya bu yıl 95 öğrencinin yer aldığı 19 takım katıldı. 2020 yılında başlayan RaDiChal’ın bu yılki hedefi sıkça görülen nadir hastalıklar arasında yer alan WU Sendromu, LGMD (Eklem Kemeri Kas Yetersizliği) türleri ve MS (Multipl Skleroz) olarak belirlendi. Bu hastalıkları tedavi etmeye yönelik oluşturulan projeler finale kalmak için büyük mücadele verdi. Finale kalmaya hak kazanan projeler değerlendirme süreci tamamlandığında hayata geçirilmeleri için desteklenecek ve ödüllendirilecekler.Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan ve ekibi tarafından NP Diş ve Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu’nda bu yıl 3’üncüsü gerçekleştirilen RaDiChal22 final programına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TUBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, King's College London’dan Prof. Dr. Arif Mardinoğlu ve Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk konuşmacı olarak katıldı. Türkiye Kanser Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Burcu Yücel ve Uluslararası Nadir Hastalıklar Araştırma Konsorsiyumu’ndan Prof. Dr. Nabbout Rima’nın çevrimiçi bağlanarak sunumlarını paylaştıkları programa Northwestern Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mazhar Adlı da aynı şekilde katılarak ‘Onur Dersi’ verdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençlere bilim ile ilgili motivasyon sağlamalıyız”2013 yılında Türkiye’de ilk defa lise öğrencilerine yönelik ‘Bilim ve Fikir Festivali’ni başlattıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerine şöyle devam etti:“O dönemde dünyada böyle bir yarışma var mı diye araştırdık. Türkiye’de bir üniversite tarafından düzenlenen böyle bir yarışma yoktu. Dünyada ise sadece Oklahama’da bir üniversitede benzer bir yarışma vardı. Baktığımız zaman domates, kiraz festivali var ama bilim festivali yok. Nörobilime göre insanın öğrenebilmesi ancak eğlenceli ve disiplinli bir ortamda olursa mümkün. Biz de bunu sağlamak üzere başladık, ‘Bilim ve Fikir Festivali’ halen de devam ediyor. Lise öğrencileri bize ciddi şekilde projeler hazırlıyorlar. Gençlerin heyecanı ve gözlerindeki ışıltıyı gördükçe onlara bir ideal vermek gerektiğini düşündük. Gençlere bilim ile ilgili motivasyon vermek, onları güncel olayların rüzgarından kurtarmak ve orta-uzun vadeli üretmelerini sağlamak gerekiyor diyerek İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün destekleri ile festivale başladık.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “ARGE’ye önem vermezsek bilimin nesnesi oluruz” ‘Bilim ancak aşkla, motivasyonla ve şevkle yapılırsa bilim oluyor’ diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bilim insanı laboratuvarı cennet bahçesi gibi görmeli. Oraya girdiğinde saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacak. Teknofest’in aslında proje fikri bize ait. TUBİTAK’ın bütçesinin festivalden çok ARGE’ye ayrılmalı. Amazon’un başarısını araştırdığımda ayırdıkları bütçeden ARGE’ye verdikleri önemi gördüm. ARGE’ye önem vermezsek bilimin nesnesi oluruz. Bilimin öznesi olmak istiyorsak ARGE’ye öncelik vermemiz gerekiyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimde Yetenek Sizsiniz yarışması yapılmalı”Bilim ve Fikir Festivali’nde yapılan çalışmaların benzerinin RaDiChal’de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yapılan çalışmaları destekleyebilirsek güzel sonuçlar ortaya çıkabilir. Bilimde yetenek yöneticiliği çok önemli. RaDiChal’in başındaki Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan hocamız gençlerle uyum içinde çalışıyor. Yöneticilikte en önemli noktalardan biri de yetenek keşfetmeyi ve yönetmeyi bilmektir. Keşke bu yaptığımız çalışmaları biraz daha büyütüp ‘Bilimde Yetenek Sizsiniz’ diye daha büyük çaplı bir organizasyona dönüştürebilsek. Üniversiteler arasında yetenekli gençler buluşturulabilir. TUBİTAK’tan da bu konuda destek olabilir. Geleceğin nobel adaylarını çıkarabiliriz. Bilim sevgisini gençler arasında yaymak için onlara ihtimal iklimi sağlamalıyız. Zaten günümüzde bilginin doğruluğunu kanıtlamak için de bilimsel sağlamlık gerekiyor.” dedi.  Prof. Dr. Hasan Mandal: “Türkiye müthiş bir potansiyele sahip”Teknofest yarışması 2018 yılında başladığında 5 bin ziyaretçiye ulaştığını belirten TUBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, “2019 yılında dünyanın en büyük teknoloji festivali oldu, 1 milyon 721 kişi katılım gösterdi. 2022 yılında ise 600 bin öğrencimiz yarışmacı oldu. Bu da genç arkadaşlarımız açısından Türkiye’nin müthiş bir potansiyeli olduğunu gösteriyor. 600 bin öğrencimiz ‘Ben bilimi ve teknolojiyi araç olarak kullanarak bugünün ve geleceğin sorunlarını çözme konusunda adayım.’ diyor. Teknofest demek gençler, geleceğimiz demek. O yüzden bu duruma en çok atıfta bulunan bir kişi olarak Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamıza teşekkür ediyoruz.” dedi.Prof. Dr. Hasan Mandal: “RaDiChal’i Teknofest’e davet ediyoruz”Bu sene almış oldukları görece oransal rakamdaki fazlalığın gençlere yönelik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Mandal, “Harcadığımız rakamı da söylemek isterim. Bütçemizin sadece %1’i. Ne yazık ki az olarak ifade ediyorum. Özellikle bu bilim insanı destekleme programı değil, bu bizim bilim toplum kapsamında katkı verdiğimiz bir şey. Tabi Teknofest kapsamında sayısız kurumun katıldığı 15 tane yarışma düzenliyoruz. Cihan hocamızın da içinde olduğu ‘Biyoteknolojik İnovasyon Yarışması’ var ama esasında birçok yarışmada da yer alınabiliyor. Bir talep oluşursa biz RaDiChall’in Teknofestin içinde yer almasından ve ‘Biyoteknolojik İnavasyon’ yarışmasının dördüncüsü olarak birlikte yapmaktan büyük bir memnuniyet duyarız. Bunun masraflarının karşılanması konusunu da rahatlıkla yönetebiliriz.” diye konuştu.RaDiChall 6 ülkede 400 öğrenciye ulaştıÜsküdar Üniversitesi TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, yarışma ismini RaDiChall koymalarının çok nadir hastalıklar üzerine çalışmaları ile ilgili olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Neredeyse çok az insanın üzerine çalıştığı nadir rastlanan hastalıkları yüksek lisans, lisans ve doktora seviyesindeki öğrencilerimizin dert edinebilmeleri ve aynı zamanda sadece laboratuvarda çalışarak değil sosyal medyada, toplumun içerisinde sosyal farkındalık etkinlikleri düzenlemeleri çok önemliydi. 2 bin kişide 1 ya da çok daha nadir olarak gerçekleşen hastalıklara nadir hastalıklar diyoruz. Biz de RaDiChal yarışmasında 2020’den bu yana her yıl 3 farklı nadir hastalık seçerek öğrencileri tedaviye yönelik projeler yapmak üzere teşvik ediyoruz. Şu ana kadar 6 ülkeden 400 öğrenciden oluşan 89 üniversite takımı yarışmamıza katıldı. Bu yıl nadir hastalıklar arasından WU Sendromu, LGMD (Eklem Kemeri Kas Yetersizliği) türleri ve MS (Multipl Skleroz) hastalıklarını seçtik. 19 takımdan 10’u finale kaldı. Değerlendirme süreci tamamlandığında kazananları listesi açıklanacak, projeleri desteklenecek ve ödüllendirilecek.”RaDiChal Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, RaDiChal22’ye katılımları ve desteklerinden dolayı TUBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a plaket takdim etti.

07 EKI 2022

Bilinçli bireylerin yetişmesinde programlama önemli…

Programlama hangi alanlarda kullanılıyor?Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği İngilizce bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Handan Kulan, programlama kavramına ilişkin değerlendirmede bulundu.Dr. Handan Kulan, programlamayı “Herhangi bir problemin çözümü için gerekli komutlar dizisinin, bilgisayara adım adım ve mantıklı bir sırada tanıtılması, derlenmesi ve çalıştırılması süreci” olarak tanımladı.Programlama eğitiminin kapsamı nedir?Programlama eğitiminin kapsamına değinen Dr. Handan Kulan, “Programlama eğitiminin kapsamı öğrencinin programlamanın amacını ve problemin ne olduğunu anlaması, programlama dilinin sözdizimini kavraması, programlamada kullanılan standart yapıları anlayabilmesi ve program yazmak için gerekli olan ileri düzey becerilere sahip olmasını kapsamaktadır.Üst düzey düşünme becerisi kazandırılması hedefleniyorKodlama derslerinde, öğrencinin bir problemin çözümü için kullanılacak algoritmanın programlama diline kodlanması gösterildiğini ifade eden Dr. Handan Kulan, “Programlama eğitimi ise donanım ile yazılım arasındaki ilişkinin kavranmasını sağlayan bir süreçtir. Problemin programlama diliyle çözülmesinin yanında, programlama eğitimi sayesinde bir donanımın nasıl davranacağının anlaşılması ve mantık yürütme, karar verme gibi birtakım üst düzey düşünme becerilerinin öğrenciye kazandırılması hedeflenmektedir.” diye konuştu.Programlama hayatın her alanında kullanılıyorProgramlama temellerinin kullanılma amaçlarına da değinen Dr. Handan Kulan, “Hayatın her alanında bir problemle karşılaşıldığında sistematik düşünme, mantık yürütme, karar verme ve hata ayıklama gerektiğinde kullanılmalıdır.” dedi.Çağın ihtiyaçlarının belirlenmesi konusunda önemliProgramlamanın çağın ihtiyaçlarına bir farkındalık yaratma ve daha bilinçli bireylerin yetişmesi açısından oldukça önemli olduğunu kaydeden Dr. Handan Kulan, “Ezberci yaklaşım yerine problemin tanımlanmasını sistematik olarak kazandırıp toplumsal, sosyolojik ve ekonomik alanda toplumun ihtiyaçlarına cevap vermesi beklenmektedir. Programlama eğitimi, problemin belirlenmesi, çözüm değerlendirme sürecinin algoritmalarla tanımlanması, algoritmaların bilgisayara kodlandığı programlama dillerine genel bakışı, bilgi işleme düşünme tekniklerini ve günümüz teknolojik gelişmelerin açıklanması konularını kapsamaktadır.” dedi.Problem çözme, mantıksal düşünme becerilerini geliştirecekDr. Handan Kulan, 21. yüzyılda yetişen bireylerin problem çözme, mantıksal düşünme, yaratıcılık gibi çeşitli bilişsel becerilerinin programlama eğitimiyle geliştirilebileceğinin öngörüldüğünü sözlerine ekledi.

26 EYL 2022

Üsküdar Üniversitesinin 4 önemli projesi daha destek aldı…

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan Mart ayında gerçekleştirilen TÜSEB B Grubu Ar-Ge Proje Çağrısı kapsamında ‘Spinal Musküler Atrofi (SMA) Hastalığında SMN2 Gen Düzenlemesine Yönelik Ekzon7/ İntron 7 Hedefli Yeni Nesil CRISPR-Prime Editing ve SMN1 Kodlayan Motor Nöron Hücre Spesifik Nöral Lentivirüs Yaklaşımlarının İn Vitro ve Ex Vivo Araştırılması’ proje başlığı ile başvurulan projeden kabul alındı.Proje yürütücülüğünü üstlenen Taştan’ın ekibinde; İntergen Genetik Hastalıklar Tanı Araştırma ve Uygulama Merkezı Araştırmacı Doç Dr Serdar Ceylaner, Araştırmacı Doç Dr Gülay Ceylaner, TRGENMER yüksek lisans bursiyerlerinden Enes Bal, Sibel Pınar Odabaş Gamze Yelgen, Ayşenur Kurt, Bahar Çandur ve lisans bursiyeri Görkem Akgül bulunuyor.TÜBİTAK 1002 kapsamında gerçekleştirilen iki projeden kabul alındı!Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan TÜBİTAK 1002 kapsamında gerçekleştirilen ‘CRISPR Prime Editing Gen Düzenleme Teknolojisi İle Survival Motor Protein 2 (SMN2)Geni Hedefli Tek Nokta Nükleotit Modifikasyon Etkinliğinin, Stabilitesinin ve Hedef-DışıMutasyon (Off-Target) Kapasitesinin In Vitro ve Ex Vivo Araştırılması’ başlıklı projeden olumlu yanıt alındı.Proje yürütücülüğünü üstlenen Taştan’ın ekibinde; INTERGEN Genetik Tanı Lab. Araştırmacı Doç Dr Serdar Ceylaner, bursiyer yüksek lisans öğrencilerinden Enes Bal, Sibel Pınar Odabaş, Gamze Yelgen yer alıyor.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi l Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, TÜBİTAK 1002 kapsamında gerçekleştirilen ‘AgNP’lerin Pimpinella anisum L. Kallus Kültürlerinde Sekonder Metabolit İçeriğine Etkilerinin Belirlenmesi’ başlıklı projeden kabul alındı.Proje yöneticiliğini üstlenen Ulusoy’un ekibinde; Yıldız Teknik Üniversitesi’nden danışman olarak Prof. Dr. Semiha Erişen, Marmara Üniversitesinden danışman olarak Prof. Dr. Filiz Vardar ve araştırmacı olarak Yeniyüzyıl Üniversitesinden Dr. Hüseyin Servi yer alıyor.TÜSEB -B Grubu kapsamında bir projeden de kabul alındı!Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Prof. Dr. Sevim Işık ve Kimya Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nigar Çarşıbaşı’ nın Araştırmacı olarak katıldığı, yürütücülüğünü Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Prof Dr. Özlem Yayıntaş’ ın yaptığı TÜSEB -B Grubu kapsamında gerçekleştirilen ‘Yeşil Kimya ile Sentezlenen Altın ve Seryum Oksit Nanopartiküllerin Nöroprotektif Etkisinin İn Vivo ve İn Vitro Şartlarda Değerlendirilmesi’ başlıklı projeden kabul alındı.Proje yürütücülüğünü üstlenen Prof. Dr. Özlem Yayıntaş’ın ekibinde; Araştırmacı olarak Üsküdar Üniversitesinden Prof Dr. Sevim Işık, Dr. Öğr. Üyesi Nigar Çarşıbaşı,  Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Dr. Öğr. Üyesi Fadime Canbolat, Dr. Öğr. Üyesi Başak Büyük, Doç. Dr. Hüseyin Avni Eroğlu, Prof. Dr. Neslihan Demir, yüksek lisans öğrencilerinden ise Rama Şeyhali ve Büşra Dalgıç yer alıyor.

22 EYL 2022

E-ticaret tüketim alışkanlıklarını nasıl etkiledi?

Hesapsızca kredi kartı kullanımına dikkat! Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği İngilizce Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Şenol, dijitalleşmeyle birlikte tüketim alışkanlıklarının zaman içinde değişimi ile ilgili değerlendirmelerini paylaştı.2000’lerde AVM ve zincir marketler furyası başladı2000’li yıllardan itibaren alışveriş merkezleri ve üç harfli zincir marketler açılmaya başlandığını hatırlatan Dr. Ahmet Şenol, “Alışveriş merkezlerinde marketler genellikle zemin katlarda, yiyecek alanları en üst katlarda, giyecek mağazaları ve sinemalar da ara katlarda konuşlandırılmakta. Ayrıca üç harfli isimden oluşan marketler de açılmaya başladı. Sözü edilen alışveriş biçimlerinde hep alışveriş yapacak kişi ürünün fiziken bulunduğu yere gidip alışverişi yapıyor, tüketici ve üretici yüzyüze görüşüyordu.” dedi.İnternet ve online kredi kartı kullanımı arttı1992’li yılında dünyada internete bağlı cihaz sayısının yaklaşık 1 milyon olduğunu belirten Dr. Ahmet Şenol, “Hem internet ağının yaygınlaşması, hem bilgisayar ve cihazların daha ucuza üretilmesi ile 2003 yılında internete bağlı cihaz sayısı 500 milyona, 2020 yılında ise 50 milyara ulaşmıştır. İnternetin yaygınlaşması aynı zamanda kredi kartı kullanımını da artırmıştır. Günlük hayatta çok önemli yer tutan kredi kartları, Visa ve Mastercard gibi ödeme altyapılarını kullanarak fiziksel olarak para ödenmeden, aylık olarak günü geldiğinde ödemek şartıyla kredi kartını aldığımız bankaya borçlanma oluşturmaktadır.” ifadelerini kullandı.Sanal kredi kartı dolandırıcılığa karşı koruyorDr. Ahmet Şenol, kredi kartlarının hayatımıza 19’ncu yüzyılın sonlarında ilk olarak ABD’de girdiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Kredi kartı tüketici açısından hem nakit taşıma zorunluluğunu ortadan kaldırmış, hem ödeme günü gelene kadar kart ile sunulan kredi imkanından yararlanabilmeyi sağlamıştır. Kredi kart işlemleri POS cihazları üzerinden yapılmaktadır. Türkiye’deki POS cihazı sayısı 2003 yılında 600 bin civarında iken, Aralık 2020 itibarı ile 3 milyon 348 bin 258 adet POS cihazı bulunuyor. Kredi kartı kullanımı devlet açısından da yapılan satış işleminin kayıtlı hale gelmesi ve Katma Değer Vergisinin daha sağlıklı olarak toplanabilmesine imkan sağlaması nedeniyle faydalı olarak değerlendiriliyor. Ancak kredi kartı henüz cepte olmayan paranın kullanımına imkan tanıdığından, pek çok kişi de kredi kartının sunduğu bu imkanı hesapsızca veya çaresizce kullandığı için günü geldiğinde ödeyemeyip icralık olabiliyor. E-ticaretin yaygınlaşması ile beraber gelen sanal kredi kartı uygulaması tüketicinin kartta sadece belli tarih zaman aralığında belli bir miktar bulundurmasını sağlayarak kredi kartı dolandırıcılığına karşı koruma sağlıyor.”E-ticaret ile birçok sektörün de hacmi büyüdü E-ticaretin gelişmesi ve yaygınlaşmasının öncelikli olarak internetin yaygınlaşması, web uygulamalarının gelişmesi, internete bağlı mobil cihazların hayatımıza girmesi ile paralel olarak gerçekleştiğini belirten Dr. Ahmet Şenol, “E-ticaret, internet altyapısını kullanarak ürünün satıldığı mağazaya fiziksel olarak gitmeden web uygulaması veya mobil cihaz uygulaması kullanarak alışveriş yapmaktır. E-ticaret.gov.tr bilgilerine göre 2021 yılında Türkiye’de e-ticaret hacmi 381.5 milyar TL olarak gerçekleşirken, e-ticaretin genel ticarete oranının ise yüzde 17,7 olduğu görüldü. E-ticaret ile yapılan alışverişlerin kredi kartı kullanarak yapıldığı için kayıtlı ticaret oranının arttığı vergi gelirlerine olumlu yansıdığı söylenebilir. Kargo ve kuryecilik hizmetleri de paralel olarak e-ticaret ile daha bir önem kazandı ve hacmi büyüdü.” ifadelerini kullandı.Pandemi süreci e-ticaret hacmini genişletti Pandemi sürecinin e-ticaret ve kargo-kuryeciliğin hacmini daha da genişlettiğini vurgulayan Dr. Ahmet Şenol, “E-ticaret ürüne ulaşmayı kolaylaştırmış, yurt dışından direk tüketiciye ürün siparişi vermeyi mümkün kılmış, fiyat kıyaslaması yapan uygulamaların türemesine yol açmıştır. E-ticaret bir yönüyle geleneksel ticaret yapan işletmelerin işini zorlaştırmış, onları da e-ticaretin bir parçası olmaya zorlamış ve e-ticarete adım atamayanların pastasından azaltmıştır.” dedi.Teknoloji ile birlikte e-ticaretin kullanımı artacaktırE-ticaret’in geleneksel ticarete oranının gittikçe artmasının beklendiğini belirten Dr. Ahmet Şenol, “Drone tarzı araçların ürün teslimatında daha etkin kullanımı yine e-ticaretin geleceği açısından beklenenlerdendir. İnsansı robotların de gelecekte motokuryelerin yerini alabileceği öngörülüyor. Ancak işin sosyolojik boyutlarını da dikkate almak gerekiyor. Giderek, giyerek, deneyerek, tadına bakarak almayı tercih eden gelenekçi tüketici kitlesi de varolmaya devam edecektir.” diye konuştu.

20 EYL 2022

İşte yanıtı merak edilen soru: ‘Açık süt mü kapalı süt mü tüketilmeli?’

Kapağı açık ve şişesi deforme olmuş ürünlerden uzak durulmalı…Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik İngilizce Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Betül Gürünlü; süt başta olmak üzere alkolsüz ve alkollü içeceklerin tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalara değinerek önemli tavsiyelerde bulundu.Açık süt yerine uzun ömürlü kapalı süt tercih edilmeli!Son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin tüketilmemesini vurgulayan Dr. Betül Gürünlü, “Özellikle süt alırken sokakta satılan çiğ süt ürünleri tercih edilmemeli. Ambalajsız olarak satılan bu sütlere dayanma süresini uzatmak amacıyla karbonat, soda gibi maddeler katılmış olabilir. Hatta yağı alınıp su katılarak da hile yapılmış olabilir. Bu sütler tüketiciye ulaşana kadar soğuk zincir sağlanamadığından mikroorganizma yükü artabilir. Yine evlerde kontrollü ısıtma yapılamadığı için ve hatta kaynatıldığı için sütte vitamin B1, B6, B12, folik asit, vitamin C kaybı, renk ve lezzet değişiklikleri oluyor. Bu nedenlerle her zaman orijinal ambalajlı pastörize veya uzun ömürlü (UHT) sütler alınmalı.” ifadelerini kullandı.Görünüş, tat ve koku aynı, farkı kitler ile ortaya konabiliyor! Zaman zaman gündeme gelen sahte alkole de dikkat çeken Dr. Betül Gürünlü, sahte alkolü gerçek alkolden ayırt etmenin renk, koku açısından bir yolu olmadığını vurguladı. Dr. Betül Gürünlü, “Görünüş, koku ve tat olarak ikisi de birbirine çok benziyor. Yalnızca etil alkolü metil alkolden kimyasal olarak ayırt etmek amacıyla kitler var. Bu kitler yardımıyla sahte alkol gerçeğinden ayırt edebilir. Eğer restoranda alkol alınıyorsa şişenin göz önünde açılması istenmeli. Eğer şişedeki sıvı miktarı belirgin bir şekilde standart düzeyin altındaysa temkinli olmakta fayda var.” dedi.Şişesi açık ve etiketi yok ise uzak durulmalıDr. Betül Gürünlü sahte alkolden etkilenilmemesi için tavsiyelerini şöyle paylaştı:“Cam şişe dışında şişelenip satılan ürünler, şişenin daha önce kullanıldığına ait izlenim uyandıran ürünler, fiyatı piyasadaki fiyatın çok altında olan ürünler, şişesinde açık hata ve deformasyon bulunduran ürünler, kapağı açık alkol ürünleri, kapağı kapalı gibi görünen fakat daha önce açılmış ve tekrar kapatılmış izlenimi uyandıran ürünler, şişesinin üzerinde hologram bulunmayan ürünler, şişe kapak kodu ve boyun kodu birbirini tutmayan ürünler, şişesinin kapak kısmının tutkalla yapıştırılan ürünler, kapağında enjektör deliğine benzer delik bulunan şişesi olan ürünler, şişesinin arka yüzünde tüketiciyi bilgilendirme amaçlı Türkçe etiket olmayan ürünler, etiket üzerinde üretici veya ithalatçı firma adı veya adresi bulunmayan ürünler, görünür ve belirgin halde bulanıklık, tortu ve fiziki kirlilik içeren ürünlerden uzak durulmalı.”Kullanılacak su, içme suyu niteliğinde olmalı!İçecek hazırlamada kullanılan suyun içeceğin bileşimine gireceği ve insan tarafından tüketileceği için içme suyu niteliğinde olması gerektiğini ifade eden Dr. Betül Gürünlü, “İçerisinde fenol, ozon, serbest klor ve oksijen olmamalı. Gazlı içeceklerde şekerin çözünürlüğünün ayarlanması önemlidir. Kristalizasyonu engellemek için genellikle %65'lik şeker şurubu hazırlanıyor.” dedi ve gazlı içecek hazırlamada asit kullanılırken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle paylaştı:Asitlerin kurşun içerip içermediği kontrol edilmeli,Aksi halde toksik bileşikler nedeniyle tat değişimi oluşabileceği için asit çözeltileri boyalı ve paslanmaz çelik olmayan kaplara konulmamalı,Sitrik asit mikrobiyal faaliyeti engellemek için en az %25'lik hazırlanmalı.Alkolsüz gazlı içeceklerin yüzde 92’sini su oluşturuyorTüm alkolsüz gazlı içeceklerin basit bir karışım yapısından oluştuğuna dikkat çeken Dr. Betül Gürünlü, “İlk olarak su, içecek hacminin yüzde 87- 92’sini oluşturmaktadır. Kullanılan su safsızlıkları, kötü tat-koku bileşenlerini, mikroorganizmaları ve bulanıklık gibi diğer istenmeyen bileşikleri ayırmak için önceden kontrol ediliyor. Ayrıca sertlik ve alkalinitesinin ayarlanması gerekiyor. Örneğin, gazlı içecek üretimini etkileyen faktörler olan ürün sıcaklığı, gaz basıncı, doldurma seviyesi, ürün asitliği, CO2 içeriği ve şeker oranı (briks) sürekli kontrol edilmeli. Karbondioksit gazı, içeceğin tat profilinin oluşmasında oldukça büyük bir etkiye sahip olduğu için karbonasyon (gazlama) koşulları önemlidir. Düşük sıcaklıklarda karbondioksitin çözünürlüğü daha iyi olacağından sıcaklık proses boyunca kontrol altında tutulmalı.” dedi.Bal aromalı şurup üretilemiyorDr. Betül Gürünlü alkolsüz içeceklerin tiplerine özgü tat, koku, renk ve görünüşte olması gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Yabancı tat ve koku içermemeliler. İçeriğine alırken dikkat edilmeli. Resmi Gazetede belirtilen alkolsüz içecekler tebliğine göre alkolsüz içeceklerin içeriğinde üretimin doğasından kaynaklanabilecek etil alkol miktarı en çok 3,0 g/L, laktik asit miktarı en çok 0,6 g/L, uçucu asit miktarı en çok 0,4 g/L olmalı. Kafein miktarı en çok 150 mg/L olmalıdır. Gazlı içeceklerdeki karbondioksit miktarı en az 2 g/L olmalıdır. Enerjisi azaltılmış meyveli şuruplar hariç olmak üzere meyveli şuruplarda refraktometrik katı madde miktarı en az % 60 olmalıdır. Bal aroması ilave edilerek aromalı şurup üretilemez. Meyveli doğal mineralli içeceklerde meyve oranı, gazlı olanlarda ağırlıkça en az % 4, gazsız olanlarda ise ağırlıkça en az % 10 olmalıdır.”

13 EYL 2022

Kişiye özel tıpta yeni bir çağ başladı…

Biyoinformatik bilim insanlarına kolaylık sağlıyorÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik İngilizce Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, disiplinler arası bir bilim dalı olan biyoinformatikin sağlık alanında sağladığı faydalardan bahsetti.Talep sonucu hızla geliştiBiyoloji ve enformatik kelimelerinin birleşiminden oluşan biyoinformatiğin disiplinler arası bir bilim dalı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, “Biyoinformatik, biyolojinin sunduğu bilgi birikimini bilgisayar teknolojilerinin analiz teknikleri ile değerlendirmeyi sağlıyor. Bilgisayarların moleküler biyolojide kullanımı, moleküler dizilimler ve üç boyutlu moleküler yapı veri tabanlarının oluşturulması ile başladı. Kısa sürede çok yüksek miktarlarda veri üreten, gen ekspresyonu, protein-protein ilişkisi, biyolojik olarak aktif molekül araştırmaları, bakteri, maya, hayvan ve insan genom projeleri gibi biyolojik deneylerin doğurduğu talep sonucunda bu alandaki bilişim uygulamaları hızla gelişti.” dedi.Bilgi toplayıp analiz etmeyi amaçlıyorBiyoinformatiğin biyolojik veri ve bilgileri toplamak, depolamak, analiz etmek ve yaymak için bilgisayar teknolojisini kullanmayı içeren bilimsel bir alt disiplin olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, “Biyoinformatiğin birincil amacı biyolojik süreçlerin anlaşılabilirliğini artırmaktır. Bu amaçla örüntü tanıma, veri madenciliği, makine öğrenimi algoritmaları ve görselleştirme gibi farklı tekniklerden yararlanılıyor. Biyoinformatik araçları kullanılarak genom sekans verilerinin analizi, ilaç tasarımı, ilaç keşfi (hedef belirleme, biyobelirteç tahmini), gen/protein yapısı ve fonksiyonunun analizi ve tahmini, protein yapı hizalaması, gen varyasyonu ve ekspresyonunun analizi, protein-protein etkileşimleri, gen düzenleme ağlarının tahmini ve tespiti, evrim modellemesi ve hücre bölünmesi/mitoz gibi çeşitli alanlarda araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu.Çok yönlü ve disiplinli yaklaşım gerektiriyorDr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, ‘Biyolojik çeşitliliği oluşturan canlı sistemleri, bu sistemlerin işlevlerini, canlıları oluşturan biyomolekülleri, bu moleküllerin nasıl işlendiklerini ve genetik bilginin nasıl aktarıldığını araştıran moleküler biyoloji ve genetik çok yönlü ve çok disiplinli bir yaklaşımı gerektiriyor.’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:“Bilginin taşıyıcısı olan moleküllerin ve yaşam için elzem olan moleküler yapıların genellikle polimer yapıda olması son derece dikkat çekiyor. Diziler veya kelimeler olarak yazılabilen bu tür polimerler ve ilişkili konular bilgisayarlar tarafından işlenebiliyor ve biyolojik verilerin anlamlandırılması, saklanması ve görsel hale getirilmesi sağlanıyor. Böylece biyolojik soruların bilgisayar programları aracılığıyla çözülmesi biyoinformatik sayesinde mümkün hale geliyor. Biyoinformatik aracılığıyla biyolojik veri tabanlarında arama yapılarak hizalama ile dizilerin karşılaştırılmasını sağlanırken, protein yapılarının araştırılması ve filogenetik analizler gerçekleştirilebiliyor.”Kişiye özel tıpta yeni bir çağ başladıGenetik bozuklukların incelenmesiyle ilgili çalışmaların tek gen araştırmalarından hücresel gen ağlarının keşfedilmesine, bunların karmaşık etkileşimlerinin anlaşılmasına ve hastalıktaki rollerinin belirlenmesine doğru değiştiğini belirten Avcı, “Bunun bir sonucu olarak, kişiye özel tıpta yepyeni bir çağ başlamıştır. Biyoinformatik, araştırmacılara hesaplamalı biyolojinin getirdiği avantajlardan yararlanmaları için rehberlik ediyor ve yardımcı oluyor.” dedi.Biyoinformatik bilim insanlarına kolaylık sağlıyorGelişen teknoloji içerisinde bilginin dijital olarak işlenebildiği herhangi bir sistemin de biyoinformatiğin uygulama alanına girdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, “Böylece biyoinformatik tek bir hücreden bütün ekosistemlere kadar uygulanabiliyor. Bu sayede de biyoinformatik, özellikle hem hastalık yapan etkenlerin saptanmasında hem de bu hastalıkların tedavisinin bulunmasında bilim insanlarına kolaylık sağlıyor ve yeni teknolojilerin geliştirilmesine destek oluyor.” diye konuştu. 

12 EYL 2022

Real Time PCR cihazı ile daha hızlı ve etkin sonuç…

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Prof. Dr. Korkut Ulucan ve Farmakogenetik Uzmanı Tayfun Gözler üniversite tarafından satın alınan ve hastalıkların araştırılması ve tedavisinde kullanılacak olan “Real Time PCR Cihazı” ve farmakogenetik analizlerine dair değerlendirmelerde bulundu.“Bireye Uygun İlaç, Doz ve Zamanlama Açısından En Etkin Tedavi”Üsküdar Üniversitesi sağlık alanındaki yatırımlarına devam ediyor. Farmakogenetiğin, farmakoloji ve genetik biliminin kişiye özel yaklaşım ve tedavide uygulanmasını sağlayan bir bilim olduğunu dile getiren Farmakogenetik Uzmanı Tayfun Gözler farmakogenetik analiz uygulamalarından bahsetti. Gözler; Geno tipleme metotları kullanılarak bireylerin ilaç metabolizmasında rol alan yolakların incelenerek bireye uygun ilacı doğru doz ve zamanlamada en etkin tedavinin verilmesini hedefliyoruz. Bu bağlamda da Real Time PCR ile işlem yapıyoruz. Bu yöntemle süreç çok daha hızlı ve etkin sonuçlar elde ediyoruz.” dedi.“Hastalar Farmakogenetik Analizler Sonucunda Tedaviden En İyi Şekilde Yanıt Alıyor”Farmakogenetik analiz kullanımın önemine değinen Gözler, Üsküdar Üniversitesi’nin 2015 yılından beri farmakogenetik analizler yaptığını ve analiz sonuçlarının raporlandığını ifade etti. İlaç tedavisinin etkinliğinin ve yan etki riskinin genetik varyantlardan etkilendiğinin artık birçok bilimsel çalışmalarda gösterildiğini söyleyen Gözler; Üsküdar Üniversitesi Tıbbi Genetik ve Moleküler Tanı merkezi olarak Psikiyatri kliniğinde yatarak ya da ayaktan tedavi gören hastaların farmakogenetik analizlerini yaparak ilaç metabolizmaları ile ilgili genetik profillerini ortaya çıkarıyoruz. Hekimler bu genetik profil sayesinde hastalarına kişiye özel tedavi uygulama imkanına sahip oluyor. Hastalar da bu farmakogenetik analizler sonucunda tedaviden en iyi şekilde yanıt alıyor ve yan etki risklerinden oldukça yüksek oranda korunmuş oluyorlar. Üniversitemiz bu laboratuvar sayesinde sadece psikiyatri alanında değil birçok branşta tedavi alan hastalara farmakogenetik analizler yapma alt yapısına da sahip olduğunu.” ifade etti.“Analizleri pratik olarak uygulayabilecek metotları geliştirmeyi hedeflemekteyiz”Yakın zamanda şiozfreni, bipolar bozukluk ve otizm hastalıkları için de farmakogenetik paneller oluşturmaya başladıklarına dikkat çeken Gözler; “Teknoloji ve bilimsel gelişmeler ile birlikte daha etkin ve geniş genetik panelleri hem kendi öz kaynaklarımızla geliştirme (Tanı kiti) hem de analizlerini daha pratik olarak uygulayabilecek metotları geliştirmeyi hedeflemekte olduklarını.” vurguladı.Ulucan: “Sonuçların Tekrarlanabilirliği, Doğruluğu, Spesifikliği ve Maliyeti Çok Önemli!”Genetik çalışmalarda farklı metodolojilerin kullanıldığını belirten Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Prof. Dr. Korkut Ulucan ise; “Her geçen gün yeni analiz metotları ve yaklaşımları kullanılmaktadır. En güncel teknoloji, her zaman olmasa da çoğu zaman bilim insanlarına büyük avantajlar sağlamaktadır. Özellikle sonuçların tekrarlanabilirliği, doğruluğu, spesifikliği ve maliyeti çok önemlidir. Biz kurum olarak maliyetlerin ikinci planda tutup örneklerin hızlı ve sonuçların tekrarlanabilir olduğu güncel teknolojileri yakından takip ediyoruz. Son olarak kurumumuzun bize sağladığı olanaklar ile laboratuvarlarımıza kazandırdığımız Real Time PCR sayesinde çok daha hızlı sonuçlar elde edeceğiz.” dedi.“Teknolojik açıdan sistemin en donanımlı cihazı”Real Time PCR Cihazının bu sistemin teknolojik açıdan en donanımlı cihaz olduğunu söyleyen Ulucan; “Özellikle bir önceki, sürümüne kıyasla hız ve doğruluk açısından çok daha içerikli ve donanımlı bir sistem. Özellikle tek seferde birden fazla örneklerin çalışıldığında daha pratik ve kullanım dostu olması birçok merkezin bu cihazı tercih ettiğini.” belirtti.Real Time PCR Cihazı Nedir?PCR reaksiyonu gerçekleşirken gerçek zamanlı olarak reaksiyonun monitörden takip edilmesini sağlayan bir real time pcr cihaz sistemidir. 

09 EYL 2022

Hayali, dünyaya Türk üretimi olan bir ürünü duyurmak…

“Yeni bir alana yönelme arzusu beni Biyomedikal Mühendisliğine götürdü”Üsküdar Üniversitesi Kariyer Merkezi Mezunlar Ofisinin gerçekleştirdiği röportajda, Biyomühendislik bölümünden mezun olduğu için çok mutlu olduğundan bahseden Rümeysa Cebecioğlu; “Lisans ve yüksek lisans hayatım boyunca derslerime severek ve gerçekten çok eğlenerek katıldım. Sosyal hayatımda dahi böylesine multidisipliner bir alanda okumanın sayısız faydası oldu. Küçüklüğümden beri, tıp ve biyoloji alanlarına hem ilgiliydim hem de derslerde başarılıydım. Bunun vermiş olduğu güvenle ve istekle biyomühendisliği tercih ettim. Ancak ülkemizde henüz gelişmekte olan bir meslek olması sebebiyle ve zamanla içimde oluşan daha farklı daha etkili ve yepyeni bir alana yönelme arzusu beni Biyomedikal Mühendisliğine yönlendirdi. Tabi bu noktada hem doktora yaptığım kurum hem de doktora danışmanımın etkisi de oldukça fazla.” ifadelerini kullandı.Çalışmaları evrensel çaptaki çalışmalarla yarışıyor!Rümeysa Cebecioğlu, insanların hayatlarına dokunabileceğini bilmenin çok büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti. Cebecioğlu; “Şu an içinde yer aldığım çalışmalar, evrensel çapta çalışmalar yürüten laboratuvarlarda yapılan çalışmalarla yarışıyor. Kendimi geliştirebilmem için sayısız imkân sunuyor. Ama hepsinden önemlisi, ürettiğimiz projeler sonucunda tüm insanların hayatlarına dokunabileceğini bilmek benim için başlı başına bir motivasyon ve karar etkeni diyebilirim.” şeklinde konuştu.“Ülkemin adını tüm dünyaya duyurmaya karar verdim”Rümeysa Cebecioğlu en büyük içsel motivasyonunun bir Türk genci olarak ülkenin adını tüm dünyaya duyurmak ve kalıcı bir iz bırakmak olduğunu kaydetti. Cebecioğlu;  “Lisans eğitimimin ilk yılından itibaren PROMER Laboratuvarında çalışmaya başlamıştım. Bu süre zarfında, çok farklı insanlarla tanıştım. Çeşitli seminerlere, kongrelere katıldım. Yayın yazma süreçleri, proje oluşturma ve yürütme süreçleri, ekip çalışması ve yenilikçi düşünme gibi birçok farklı özellik kazandım. Bir şeyler üretme, okuma ve sürekli öğrenme süreçleri beni gittikçe daha fazla mutlu etmeye başlayınca da akademi de kalmaya ve gerçekten iyi ve donanımlı bir akademisyen olarak ülkemin adını tüm dünyaya duyurmaya karar verdim. Açıkçası bu süreçte birçok zorluk yaşadım ve hala yaşamaya devam ediyorum. Ama en büyük içsel motivasyonum, bir Türk genci olarak ülkemin adını tüm dünyaya duyurmak ve kalıcı bir iz bırakmak. Umarım ki, en kısa sürede bunu başaracağım. Tabi içsel motivasyona sahip olmak ve istemek tek başına yeterli olmuyor. Bunun haricinde tatil, yaz, kış demeden sürekli okumanız ve kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Yüksek lisans ve doktora eğitimleri için ALES, YÖKDİL vb. sınavlarda yeterli puanlar almanız ilk şartlardan bazıları. Ayrıca bunlara ek olarak, lisans ve yüksek lisans boyunca alanınızla alakalı seminerlere katılmalı, önde gelen isimleri ve dergileri takip etmeli, makalelerde ve projelerde yer almalısınız.” dedi.“Dönemsel olarak hem öğrenci hem hocayım diyebilirim” Şu anda Koç Üniversitesinde TÜBİTAK bursiyeri ve aynı zamanda teaching assistant olarak doktora yapmakta olan Rümeysa Cebecioğlu bu süreçten de bahsetti. Cebecioğlu; “Yani dönemsel olarak hem öğrenci hem hocayım diyebilirim. Sonuç kısmından bakacak olursak, yolum iyi ki burası ile kesişti diyebilirim. Ancak başlangıçtaki süreçler pek kolay değildi. Başvuru yaptığım süreçte, staj için yurt dışına gideceğim bir dönemdi dolayısıyla doktora eğitimime İtalya’da devam etme olasılığımda bulunuyordu. Orada doktora öğrencilerine sunulan imkanlar oldukça iyiydi. Ancak ben yine de kendi ülkemde de başvuru yapmak istedim ve bunun için benim alanımda 3 üniversiteye başvuru yaptım. Yurt dışına gitmeden önce hem Koç Üniversitesinden hem de İstanbul Teknik Üniversitesinden kabul almıştım. Ancak hala tam olarak karar verememiştim. Kesin kararımı İtalya’ya gittikten sonra verdim ve ülkemde yani Koç Üniversitesi’nde devam etmeyi seçtim. Daha önce de söylediğim gibi hem çalışma alanı hem de hocanın yaklaşımı ve okul imkânları bu kararı vermemde çok etkili oldu.” ifadelerini kullandı.Doktora kabul süreci hakkında bilgilendirmelerde bulunduMülakatlarda sorulan her tecrübe ve yeteneğin mutlaka insanın karşısına çıktığını kaydeden Cebecioğlu; “Kabul sürecinde öncelikle referans mektuplarının önemli olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda sizin kendinizi ve akademik tecrübelerinizi ifade ettiğiniz mektupta çok yüksek bir etkiye sahip. Mülakatlar sırasında özgüvenli olmalı ve gerekli altyapı olduğunda kendinizi geliştirebileceğinize inandığınızı karşı tarafa aktarmanız çok önemli. Mülakata girerken ki kıyafetiniz, el hareketleriniz kullandığınız kelimeler dahi bu aktarımda pay sahibi bunu unutmamalıyız. Ancak, sırf kabul almak için kendimize uymayan veya altından kalkmakta zorlanacağım alanlarda yeterli gibi gözükmemeliyiz. Çünkü tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, mülakatta sorulan her tecrübe ve yetenek mutlaka karşınıza çıkıyor. Zaten biraz zor bir süreç olan doktora eğitimini daha da zor hale getirebilir. O yüzden kişi bir bölüme ya da okula başvurmadan önce, kendi limitlerini ve yeteneklerini tanımalı, ne istediğinden emin olmalı. Zaten bunları bildikten sonra, mutlaka istediğine ulaşacaktır. Ayrıca, okul isimleri her ne kadar çok önemli gibi lanse edilse de asıl olan çalıştığınız ekip ve alandır. Bunu unutmayalım.” şeklinde konuştu.“Fikir alış-verişi akademik gelişimin en önemli kısmını oluşturuyor”Rümeysa Cebecioğlu özgün bir fikir sahibi olmanın ve bu fikri karşıdaki kişiye aktarmanın önemli olduğunu belirtti. Cebecioğlu; “Benim gözlemlediğim kadarıyla, klasik olacak ama öncelikle akademik alanda kendinizi ifade edebilecek şekilde İngilizce bilmeniz çok önemli. Çünkü, benim şu an ki ekibimde de olduğu gibi yurt dışında da birçok ekipte haftalık toplantılar yapılıyor ve sunumlar halinde haftalık gelişiminizi danışmanıza ve ekip arkadaşlarınıza anlatmanız gerekiyor. Fikir alış-verişi akademik gelişimin en önemli kısmını oluşturuyor ve bunun temelinde de kendinizi doğru ifade edebilmeniz yatıyor. Bunun dışında, bildiğim kadarıyla birçok üniversite kabul sırasında sizden kendi olası projenizi istiyor. Yani özgün bir fikir sahibi olmanız ve bu fikrinizi karsınızdaki kişiye aktarmanız gerekiyor. Ayrıca, yazılım programları, cihaz kullanımları ve güncel bilimsel gelişmelere olan hâkimiyetiniz özellikle yurt dışında eğitim için önemli.” dedi.“Mutlu ve huzurlu olunmadığı sürece akademik başarı tek başına bir şey ifade etmiyor”Akademinin uzun soluklu ve aslında hiç bitmeyen bir süreç olduğundan bahseden Cebecioğlu; “Aslında iş hayatınız boyunca sürekli hem öğrenci olmak zorundasınız hem de eğitici olmak zorundasınız. Çeşitli kültürden insanlarla çalışmanız gerekiyor. Aynı zamanda birden fazla projede yer aldığınız zamanlarda çoğunlukta. Tüm bunlar yüksek miktarda stres ve iş yükünü beraberinde getiriyor. Çoğu zaman uykusuz kalıyorsunuz ve sosyal hayatınızdan zaman zamanda olsa izole yaşamanız gerekebiliyor. Ayrıca maalesef ki, tatilleriniz hiçbir zaman tatil olarak kalamıyor. Ama bu süreci isteyerek seçtiyseniz, tüm bunlara zamanla alışıyorsunuz ve kendi çalışma dengenizi buluyorsunuz. Ondan sonrasında her şey çok daha kolay hale geliyor. Kendinize vakit ayırabiliyorsunuz ve bu sizin üretkenliğinizi destekliyor. Sadece dönemsel olarak stres ve yorgunluğa dayanıklı olmanız gerekli. Bir de okumayı yani öğrenci olmayı sevmeniz. Aksi takdir de hayal ettiğinizi akademi de bulamayabilirsiniz. Ama bu da kötü bir şey olarak algılanmamalı. İnsan mutlu ve huzurlu olmadığı sürece akademik başarı tek başına maalesef bir şey ifade etmiyor. Ancak dediğim gibi eğer o eşiği geçip kendi dengenizi bulursanız, ürettiğiniz şeylerin size makale, proje, poster ve ödül şeklinde geri döndüğü an yaşadığınız hazzı anlatmam mümkün değil. Hele ki bir ürün üretip, insanların hayatlarına dokunduğunuzu fark ettiğiniz o an…” ifadelerini kullandı.Tüm dünyaya Türk üretimi olan bir ürünü duyurmayı hedefliyor!5 yıl sonrasında kendini nerede gördüğüyle ilgili hedeflerinden bahseden Cebecioğlu; “5 yıl sonra kendimi doçentlik dosyasını hazırlayan genç bir doktor olarak görüyorum. Tabi bu 5 yıl içinde şu an için en büyük hayallerinden biri olan projesini gerçekleştirerek, tüm dünyaya Türk üretimi olan bir ürünü duyurmuş, gururlu ve mutlu bir doktor. Büyük bir ekibi olan ve heyecanlı genç bilim insanlarına bir şeyler öğreten, onları destekleyen bir akademisyen olmakta bir başka hayalim.” şeklinde konuştu. “Üsküdar Üniversitesi tam anlamıyla benim büyüdüğüm, olgunlaştığım yer”Üsküdar Üniversitesi mezunu olması hakkında düşüncelerini kaydeden Rümeysa Cebecioğlu, onun için okuldan ziyade hayatın kendisi olan bir yer olduğundan bahsetti. Cebecioğlu; “Üsküdar Üniversitesi tam anlamıyla benim büyüdüğüm, olgunlaştığım yer diyebilirim. Acı, tatlı, komik ve hüzünlü birçok hikayemin yaşandığı benim için okuldan ziyade hayatın kendisi olan bir yer. İlk öğrencilerinden biri olmanın verdiği güven ile sahiplenme duygusunu sonuna kadar yaşadığım bir kurum. İçinde tanıştığım ve yolumun kesiştiği herkesin bana şu an dönüp baktığımda ders niteliğinde olduğu bir serüven… Umarım Üsküdar Üniversitesi ile bir gün yollarımız yeniden kesişir. Burada tanıştığım ve ders alma şansını yakaladığım tüm hocalarım çok değerli. Hepsinin yeri bende ayrıdır. Biliyorum ki bizim de yerimiz her birinde ayrı. Şu an bile bizi gördükçe gururlandıklarını biliyorum. Umarım onları gururlandırmaya devam ederim. Bunu hem kendi adıma hem de diğer mezun arkadaşlarım adına söylüyorum.” dedi.

08 EYL 2022

Üsküdar’da 9. mezuniyet coşkusu!

“Sadece teknik becerileri bilmek, yanlış şeyler yaptırıyor”Ataşehir Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda düzenlenen 9. Dönem mezuniyet töreninde heyecan ve coşku bir arada yaşandı. Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve TARHAN-İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın da katıldığı törende Rektör Yardımcısı ve Mezuniyet Organizasyonu Koordinatörü Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak’ın da aralarında yer aldığı akademisyenler de hazır bulundu.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında yeni mezunlara tavsiyelerde bulundu.Üsküdar Üniversitesi ailesinin bir kez daha mezuniyet töreninde bir araya gelmesinin kendini mutlu ettiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pandemi döneminde üniversite öğrencisi olanlara artık gazi demek istiyorum.  Üniversiteyi zor şartlarda okudular. Kısmen üniversitede oldular, kısmen online dersler aldılar çevrimiçi olarak takip ettiler. Pandemi sürecinde biz üniversite olarak hızlı bir reaksiyon aldık. Çevik davrandık, hızlı bir şekilde online olarak canlı dersleri yaptık. Hiç videodan dersler yapmadan, hocalarımız büyük fedakârlık gösterdiler. Dersleri online olarak, canlı olarak dersleri, devam ettirdik ve bir şekilde eğitim kalitesini düşürmeden eğitimi yapmaya çalıştık. Çok şükür pandemiyle ilgili süreç de kontrol altında gidiyor. Hemen hemen artık bu konuda bu büyük toplantıyı yapabilecek seviyeye geldik. Bu nedenle aynı zamanda hepinize ve insanlığa geçmiş olsun da demek istiyorum.” dedi.Üniversite eğitiminin bir maraton olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç arkadaşlarımız için bu mezuniyet töreni, insanın hayatındaki çok önemli dönemeçlerden birisi. Artık öğrencilik bitiyor, öğrenciliğin özgürlük boyutu var, ders çalışmanın dışında sorumluluk boyutu daha az. Mezun olduktan sonra biraz özgürlük kısıtlanıyor, sorumluluk boyutu daha fazla ortaya çıkıyor. Bu nedenle mezun olanlara aynı zamanda hayatın gerçeklerine hoş geldiniz de demek istiyorum. Çünkü mezuniyet öncesi dinamikle, mezuniyet sonrası dinamik aynı olmuyor biliyorsunuz. Buna da uyum sağlamayı başaranlar, okulda başarılı olanlar sosyal hayatta da başarılı oluyorlar, meslek hayatında da başarılı oluyorlar aile hayatında da başarılı oluyorlar.” dedi.Üniversite olarak amaçlarının sadece teknik ve akademik becerileri öğretmek olmadığını, aynı zamanda yaşam becerilerini de öğretmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sosyal becerileri, duygusal becerileri size öğreterek hayatta da hem başarılı hem mutlu hem iyi şeyler yapan mezunlar olmanız yönünde strateji geliştirmiştik. Bunu da uygulamaya çalıştık bu strateji içerisinde 21. yüzyılın becerileri var. Yenilikçilik, girişimcilik becerileri var. Biraz önce söylediğim gibi yaşam becerileri var. Bu yaşam becerileri derslerini biz, üniversite ilk kurulduğu zaman 2013’te pozitif psikoloji dersi olarak kurduk. Sonra 2015’te Harvard başlattı. Sonra 2018’de Yale Üniversitesi başladı. Şimdi artık gelişmiş ülkelerde, ortaokul liselerde bu dersler var. Mindfulness yani farkındalık dersleri olarak sadece üniversitelerde değil, oralarda da okutuyorlar.” diye konuştu.Hayat becerilerini öğretmenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hayat becerilerini öğretmezsek, sadece teknik becerileri öğrenen gençler yanlış şeyler yapıyorlar. Bu yaşam becerileri dersinin içeriğine baktığımız zaman, ne öğretiyor? Kendini tanımayı öğretiyor, empatiyi öğretiyor, bağışlayıcılığı öğretiyor, yardımlaşmayı öğretiyor, paylaşmayı öğretiyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şöyle devam etti: “Bunlar zaten bizim Anadolu irfanının gerçekleri. Biz bunu bilimsel metodoloji içerisinde sunmaya çalıştık ve pozitif psikoloji derslerinde de sunduk. Bununla ilgili ciddi literatüre katkı sağladık ve bunun ilk sonuçlarını da akademik alanda aldık. Enteresan bir şey yaşadık. Mesela dünyada Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir gelişme programı var. O program içerisinde tanımlamam 17 tane etiket var. O 17 etiketten, iki etiketi Üsküdar Üniversitesi aldı. 2021 – 2022 yılı bu nedenle bizim için uğurlu geldi.” dedi.Etiketlerden birinin Quality Education yani “eğitim kalitesi” etiketi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dünya standartlarına uygun eğitim kalitesi verdiğimizi kanıtlamış olduk.  Dünyada Time Higher Education (THE), Birleşmiş Milletler’in standartlarını kullanan bir kuruluş geçtiğimiz Nisan ayında bize uluslararası standartlarda bu etiketi bize resmi olarak verdi. Diğer etiket de Good Health and Well Being etiketi. Türkçe karşılığı iyi sağlık iyi oluş demek. “İyi sağlık ve iyi oluş” etiketini de almaya hak kazanmamızın en büyük sebebi gençlere birinci sınıftan itibaren yaşam becerilerini öğretmemiz. Bunu da belgeleyince almış olduk. Bu etiketi almak kolay değil.” dedi.Bu konuda proaktif olmalarının dünyanın gidişini bazı konularda ön görebilmelerinin önemli bir katkısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünya üniversiteleri içerisinde ilk 500’e giren vakıf üniversitelerinden biri olduklarını belirterek şunları söyledi:“Bu sene biz yine bir sürpriz yaşadık. SCIMAGO diye derecelendirme kuruluşu var. THE kuruluşundan hariç. SCIMAGO da Scopus veri tabanında yapılan bir araştırma endeksinde dünya üniversitelerini derecelendiriyor. Dünya üniversitelerini derecelendirirken Türkiye’de de 500’ün altına giren vakıf üniversitesi dört tane var. O dört üniversiteden biri de biziz. Dünyada ilk 500 üniversiteye giren, araştırma endeksi puanı yüksek olan üniversiteyiz. Dünyada 5 araştırma endeksinde uluslararası bir derecelendirme kuruluşu tarafından ilk 500’e girdik. Hatta bizim sıralamamız 398, web sayfamızda da vardır, buna girdik.”Ayrıca güzel bir haberin de UNESCO’dan geldiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “UNESCO, TWAS programı var. UNESCO mükemmeliyet merkezleri belirliyor. UNESCO Temsilcisi üniversitemizi ziyaret etti. Bizi nörobilim alanında mükemmeliyet merkezi olarak ilan ettiler, yayınladılar. Türkiye’deki tek mükemmeliyet merkezi olan üniversiteyiz. UNESCO TWAS kuruluşu tarafından tanımlanmış ve burada nöro bilim dünyada postdoc olarak nörobilim yani doktora sonrası eğitim göndermek üzere bize öğrenci gönderme kararı aldı.Bu sene bir güzel haberin daha Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan geldiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bunu Sayın Bakanımız Mustafa Varank açıkladı. Türkiye’deki patent alan üniversitelerin listesini yayınladılar. Biz vakıf üniversiteleri arasında ikinci olarak bu sene 12 tane patent almışız. Türkiye’de 200 üniversite arasından, vakıf üniversiteleri arasından ikinciyiz patentte. Burada ben bu patent için başvuran, çalışan hocalarımıza özellikle teşekkür ediyorum ve burada bizim kurduğumuz teknoloji transfer ofisi var, kuluçka merkezimiz var. Biliyorsunuz Teknopark’ın bir öncesi. Kuluçka merkezimizde bununla ilgili patentten sorumlu bir görevlimiz var. Projeden sorumlu görevlimiz var. AR-GE’yle ilgili konularda görevli bölümlerimiz var. Tüm TÜBİTAK standartlarına uygun teknoloji transfer ofisi  kurmamızın ilk sonuçlarından birisi oldu. Bu kuluçka merkezimiz, teknoloji transfer ofisimizin ve hocalarımızın ciddi şekilde sahip çıkmasıyla yürüyor. Yani hocalarımız sahip çıkmasa bizim bu sonuçları almamız mümkün değil. Ben burada öğrencilerimin nezdinde onları yetiştiren hocalarımıza teşekkür ediyorum. Emekleri çok önemli. Aynı zamanda öğrencilerimizi buraya getirip bize emanet eden devamlı onların arkasında olan eli öpülesi annelere, babalara ve bütün büyüklerine de hepinize minnet ve şükranlarımı belirtmek istiyorum. Onlar da sağ olsunlar, var olsunlar.” diye konuştu.Üniversite olarak şu an 30 bin civarında mezun verdiklerini, şu anda 23 bin öğrencilerinin olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “6 fakülte var, 1 meslek yüksek okulu var, 5 enstitü var. 600’ü aşkın akademik kadromuz, 39 lisans bölümümüz, 59 ön lisans bölümümüz, 46 yüksek lisans bölümümüz, 14 doktora bölümümüz, 86 tane laboratuvarımız var resmi olarak tanımlanmış ve bizim uygulama ortağımız NPİSTANBUL Hastanesi var. Bu da Avrupa’da ikinci,Türkiye’de ilk olan nörobilim hastanesi, beyin hastanesi olarak hizmet veriyor. Bu hastane şu anda uluslararası alanda da ciddi şekilde faaliyet gösteriyor. Şu anda hasta yataklarının neredeyse 3’te birine yakını uluslararası hastalarla yürüyen bir hastane olarak da öğrencilerimizin hizmetinde. Hem stajyerler hem de bu sene Tıp Fakültemizin 4. Sınıfında okuyan öğrencilerimiz burada staj yapacaklar. Daha sonra intern yapacaklar.” dedi.Üniversite olarak dünya standartlarında değil, dünya standartlarının üstünde olmayı hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dünya standartları bizim için küçük bir hedef. Büyük hedef dünya standartlarının üzerinde olabilmek. Bu nedenle hedefimiz büyük olduğu için gençlere bir örnek anlatmak istiyorum. 1960’larda Amerikan Başkanı Kennedy NASA’yı ziyaret ediyor. Orada bir temizlik işçisi görüyor. Elinde süpürge, ona takılıyor, ‘Ne yapıyorsun?’ diyor. Temizlik işçisinin vizyonuna bakar mısınız, ‘Ben uzaya gönderilen araçların yetiştirilmesine yardım ediyorum’ diyor. Vizyon. Mimar Sinan, Süleymaniye’yi yaparken 1-2 işçiyi ziyaret ediyor. Onlara ne yaptıklarını soruyor. Biri ‘Ben yevmiye bu kadar çalışıyorum’ diyor. Diğeri ‘Ben dünyanın en büyük mabedini yapıyorum’ diyor. İkisi de aynı işi yapıyor fakat vizyon çok önemli.” diye konuştu.Vizyon sahibi olmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç arkadaşlarımız  vizyonunuz sizden büyük olsun. Vizyonunuz Türkiye’den de büyük olsun. Vizyonunuz evrenin üstünde olsun. Böyle olursa ancak hayatta doğru kararlar verirsiniz, doğru şekilde ilerlersiniz. Bizim bu nedenle de en çok önem verdiğimiz konulardan biri de pozitif psikoloji derslerinde öğretmeye çalıştığımız… Yale Üniversitesi de bu dersi verirken iyilik bilimi diye halka açtı. 2021'nin Mart ayında konuyu iyilik bilimi olarak halka açtı ve kısa sürede 3,5 milyon kişi kayıt yaptırdığı için New York Times haber yaptı. Neden? Çünkü insanlar iyilik bilimine ihtiyaç hissediyor. Dünyanın gidişi bu yönde. Bizim Anadolu kültürünün ürettiği bilgiler bunlar. Doğu kültürü bu. Sosyal sermayemiz bizim. Sosyal sermayemizi zenginleştirmemiz gerekir. Finansal sermayeye fazla odaklanan kapitalist sistem şu anda duvara çarptı artık sosyal sermeyenin üzerinde duruyor, daha çok psikolojik sermayenin üzerinde duruyor.” diye konuştu.İnsanın psikolojik varlık olduğunun anlaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2000'li yıllarda bütün iktisatçılar homo ekonomik istiyordu. 2002 yılında Nobel Ekonomi Ödülünü iktisatçı bir psikolog olan Daniel Kahneman aldı.  Onun tezi de satın alma davranışında psikolojik etkenlerdi. Artık ondan sonra insanın homo ekonomikus değil, homo psikolojikus olduğu anlaşıldı. İnsan psikolojik varlık. Yatırım yaparken para için yapmıyor sevdiği şeylere yapıyor, takdir için, güven için yapıyor. Bu nedenle kendimizi bu alanda geliştirmemiz gerekiyor. Sözü fazla uzatmadan şunu söylemek istiyorum. Genç arkadaşlar ideallerini gerçekleştirirken ego idealleri olsun, hedefleri olsun.” dedi.Genç mezunlara bir de uyarıda bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Onlara bir konuda uyarıda bulunmak istiyorum. Emin olun sosyal medya çok tehlikeli ve belalı bir alan. Bir hata yaparsınız yakınlarınız unutur ama sosyal medya unutmaz. Bir hata yaparsınız sevdikleriniz affeder ama sosyal medya affetmez. Onun için sosyal medyayı ben kötü yola düşen birine benzetiyorum kimin ne taraftan çekeceği belli olmuyor. Tecrübeyle sabittir. Herkese başarılar diliyorum.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezun öğrenciyle sohbet ettiÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet bölümünden mezun olan Gamze Önder ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan bir süre sohbet etti. Prof. Dr. Tarhan, tekerlekli sandalyede törene katılarak diplomasını alan Gamze Önder’in yanına giderek tebrik etti ve başarılar diledi.Dereceye giren öğrencilere plaket ve hediye takdimleri yapıldıTörende dereceye giren öğrencilere de plaket ve hediye takdimi oldu. Lisans düzeyinde ilk üç dereceye giren mezunlar Huriye Sude Ceşen, Rabia Duman, Sıla Kulaç, Seba Alturkmanı, Mohammad Al-Hammadi’ye Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Furkan Tarhan ve Tarhan Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan tarafından plaketleri verildi.Ön lisansta dereceye giren Ebru Güneş, Ülkü Dilli ve Sinemiz Kaçar da Rektör Yardımcısı, Mezuniyet Organizasyonu Koordinatörü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Rektör Danışmanı, İstanbul 22,23,24. Dönem Milletvekili Halide İncekara’dan plaket ve hediyelerini aldı.Kızına diplomasını takdim ettiMezuniyet töreninde mutlu anlar yaşandı. Üsküdar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Hasan Çiçek, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programından mezun olan kızı Cansu Çiçek’e diplomasını verdi.Dr. Osman Coşkun kızının mezuniyet sevincine ortak olduT.C. Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurul Üyesi Dr. Osman Coşkun da kızının diploma sevincine ortak oldu. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olan Neva Coşkun diplomasını babası Dr. Osman Coşkun’dan aldı.Başarılı spor takımlarına plaket verildiTörende branşlarında önemli başarılara imza atan Üsküdar Üniversitesi’nin spor takımlarına da plaket takdimleri yapıldı. Üniversitenin futbol, futsal, kadın ve erkek basketbol, kadın voleybol ve korfbol takımlarına Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Furkan Tarhan ve Tarhan Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan tarafından plaket takdimleri yapıldı.Mezunların sahneye çağrılarak diplomalarını aldığı törende bazı mezunlar, bebekleri ve çocuklarıyla diplomalarını aldı.Mezuniyet andı okuyup kep attılarÜsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, mezunlara mezuniyet andını okuttu. Mezunlar daha sonra kep attı. Heyecanlı ve coşkulu anların yaşandığı mezuniyet töreni DJ performansı ile sona erdi. Mezuniyet töreni ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi Youtube hesabından canlı olarak yayınlandı.

08 EYL 2022

Sakarya Üniversitesinden Prof. Dr. Osman Çerezci’ye teşekkür plaketi

Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci’yi makamında kabul etti.Başarılı çalışmalarından dolayı teşekkür plaketi takdim edildi1986-2018 yılları arasında Sakarya Üniversitesi’ne katkıları ve kurucusu olduğu Sakarya Üniversitesi Elektromanyetik Araştırma Merkezi'nde gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarından dolayı Prof. Dr. Osman Çerezci’ye teşekkür plaketi takdim edildi.Plaketi bizzat Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al verdi.

25 AĞU 2022

Dr. Cihan Taştan’a Limitsizlik Nişanı verildi

Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yürütülen “Limitless Makers “(Sınır Tanımayan Çözümler) Programı kapsamında 50 lise öğrencisi ile bir araya gelen Taştan, gençlere CRISPR Gen Mühendisliği ve Uygulamaları eğitimini ile ilgili bir sunum gerçekleştirdi.Gençlere CRISPR Gen Mühendisliği ve Uygulamaları eğitimi verdiği için gurur duyduğunu ve bakanlık tarafından ödüllendirildiği için mutlu olduğunu ifade eden Taştan, projede emeği geçenlere de teşekkür etti.

12 AĞU 2022

En yüksek verim için donanıma en uygun yazılımı bulmak gerekiyor

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği (İngilizce) Bölümü Araştırma Görevlisi Gamze Nilsu Çolak ve Araştırma Görevlisi Merve Mutlu Kul, içerisinde bulunduğumuz teknoloji çağında yazılım ve donanımın önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.Araştırma Görevlisi Gamze Nilsu Çolak, sadece içerisinde bulunduğumuz çağda değil, ortaya çıktığı andan itibaren teknoloji ve araçlarının hep önemli olduğunu belirterek “İnsanlığın gelişmesinde rol oynayan büyük etkenlerden biridir. Giderek önemini arttırmaya devam ettiği için, bulunduğumuz çağ tamamen teknoloji çağı olmuştur. Hal böyle iken günümüz dünyasında yazılım ve donanım bir tercih değil, ihtiyaçtır ve kullanılmadıkları bir alan neredeyse yoktur.” dedi.Donanımı işlevsel kılan yazılımdırYazılım denilen şeyin bilgisayardaki herhangi bir programın çalışması için gerekli olan komutlar bütünü, donanımın ise bilgisayarı oluşturan fiziksel parçalar olduğunu kaydeden Araştırma Görevlisi Gamze Nilsu Çolak, “İkisini ayrı telaffuz etsek de aslında birbirlerinden bağımsız çalışamazlar. Donanımı işlevsel kılan yazılımdır. Bu ürünlerden en yüksek verimi alabilmek için, eldeki donanıma en uygun yazılımı bulmak gerekir. En mikro işten en makro işe kadar, hayatın her alanını kolaylaştırmak üzere yazılımlar ve donanımlar kullanılmaktadır.” dedi.Yazılımlar zaman ve verim sağlıyorBu sistemlerin zaman kazandırmak açısından büyük öneme sahip olduğunu kaydeden Araştırma Görevlisi Gamze Nilsu Çolak, özellikle pandemi sürecinde yazılım ve donanımın öneminin daha iyi anlaşıldığını belirterek şunları söyledi:“Kullandığımız yazılımlar, bize zaman ve maksimum verim yani optimum sonuç sağlar. Para transferini bankaya giderek değil de cep telefonu aplikasyonundan yapmak, seyahati otobüsle değil de uçakla yapmak, önemli bir toplantıyı herkesin bir konuma gelmesini beklemek yerine anında çevrim içi gerçekleştirmek hepsi yazılımların eseridir.Pandemide süreç hız kazandıTüm bunları bir kenara koyup geçtiğimiz iki yıla bakarak, sadece küresel salgın döneminde yazılım ve donanımın insanlara sağladıklarını düşünmek dahi, önemini anlamak için yeterlidir. Çağın gereklilikleri zaten dijital bir dönüşüm başlatmıştı fakat pandemi ile bu süreç büyük bir hız kazandı. Herkes evlerinde kalmak zorunda olduğu ve evlerimizden dünyaya açılan kapı bilgisayarlarımız/telefonlarımız olduğu için, zaruri olarak dijital dönüşümde yol kat ettik. İlköğretimden yükseköğretime kadar eğitimin her seviyesinde sürecin uzaktan eğitim ile yönetilmesi, istisnasız tüm kurumların işlerini çevrim içi toplantılar ile yönetmesi, ihtiyaçlarımızın online marketlerden temin edilmesi, bu dönüşümün bazı örnekleridir.”Yazılım ve donanım, stratejik öneme sahipAraştırma Görevlisi Merve Mutlu Kul ise yazılım ve donanımın içerisinde bulunduğumuz çağda stratejik bir öneme sahip olduğunu kaydederek eğitim, sağlık, eğlence, otomotiv gibi pek çok sektörde kullanıldığını söyledi.Uzaktan eğitimden otonom araçlara, sanal asistandan akıllı cihazlara kadar günlük hayatta kaçınılmaz olarak kullanılan teknolojilerin potansiyelinin gün geçtikçe büyümeye devam ettiğini ifade eden Araştırma Görevlisi Merve Mutlu Kul, “Yakın gelecekte sosyal hayatımızı şekillendirecek en önemli gelişmelerin yapay zekâ ile gerçekleşeceği öngörülüyor. Makinelerin insan zekasını taklit etmesi olarak tanımlayabileceğimiz yapay zekâ günlük yaşamımızın neredeyse her yerinde mevcut ve hayatımızın daha büyük bir parçası olma yolunda ilerliyor.” dedi.Giyilebilir teknolojiler önem kazanacakCihazların fiziksel bileşenleri olan donanımın gelecekte de önemini sürdürmeye devam edeceğini kaydeden Araştırma Görevlisi Merve Mutlu Kul, “Moore Yasası, bir mikroişlemci üzerine yerleştirilebilecek transistör sayısının düzenli olarak her iki yılda bir ikiye katlandığını, böylece işlemcilerin gitgide daha küçük ve daha ucuz hale geleceğini söyler. Elektronik cihazların boyutları gitgide küçülerek çevreyle etkileşimleri farklı boyutlara taşınıyor. Şimdilik akıllı gözlükler ve akıllı saatler kullanıyoruz. Bunlar giyilebilir teknolojilerin ilk adımları. Önümüzdeki yıllarda da giyilebilir cihazların bir trend haline geleceği öngörülüyor. Dijital evren metaverse kullanımının yaygınlaşması ile giyilebilir teknolojiler bu süreçte önemli bir rol oynayacak gibi görünüyor.” diye konuştu.

03 AĞU 2022

“Kimyasal Reaksiyon Mühendisliğinin Temelleri” kitabı Üsküdar Üniversitesi yayınlarından çıktı

İki dilde bir kitap olması büyük bir önem taşıyor!                                                                                          Prof. Dr. Selahattin Gültekin, Kimyasal Reaksiyon Mühendisliği (KRM) dersi kapsamında, gerek yurtdışında (Suudi Arabistan, Malezya, Kırgızistan), gerekse Türkiye’ de çeşitli üniversitelerde kullandığı notlarını bir araya getirdi. Gültekin, özellikle İngilizceleri yeterli olmayan öğrencilere yönelik iki dilde bir kitabın hazırlanmasının hem Türkiye'deki öğrenciler için hem de coğrafyamızda eğitim gören yabancı öğrenciler için büyük önem taşındığına değindi.Kitabın, lisans seviyesindeki öğrenciler için hazırlandığını belirten Gültekin; ”Lisansüstündeki ilk KRM dersinde de kitabın öğrencilere büyük fayda sağlayacağını vurgulayarak kitabın hazırlanış aşamasında KRM alanında İngilizce yayınlanan hemen hemen bütün kitaplar taranarak ifade ve kavramların sadeleştirdiğini.” ifade etti.2016-2017 akademik yılında Üsküdar Üniversitesinden bir yıllık sabbatical izni alarak Kırgızistan’daki Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesine giden Prof. Dr. Selahattin Gültekin’in kimya mühendisliği dersleri verdiği süreçte kitap ile ilgili çalışmalar yürüttü.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bu temel kitap çok iyi bir başlangıç olacaktır”Eserin takdim bölümünde Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın düşüncelerine yer verildi. Tarhan; “Kimya mühendisliği, Mühendislik bilimlerinin doğa ve enerji ile köprü görevi gören alanı olarak gittikçe daha önemli olmaktadır. Özellikle nanoteknolojilerin başlamış olması, hesaplamalı biyoloji ve nöropsikolojinin konuşulduğu günümüzde yapay zekâ çözümlerinin önü açıldı. Kimyasal reaksiyonların ısı değişikliği ile nasıl değiştiği kimya biliminin geleceği ve ilaç teknolojilerinde devrimi olarak dikkati çekerken bu temel kitap çok iyi bir başlangıç olacaktır.” şeklinde düşüncelerini ifade etti.

01 AĞU 2022

Üsküdarlı mezun genç yaşında dünyadaki ilk ve tek medikal e-pazaryerini kurdu…

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü 2017 yılı mezunu Betül Bıyık, öğrenci olduğu yıllarda katıldığı bir fuardaki gözlemleri sayesinde ortaya çıkan fikrini hayata geçirerek dünyada bir ilke imza attı. Betül Bıyık, 43 ülkede faaliyet gösteren ve sağlık ürünlerine ulaşımı kolaylaştırmayı hedefleyen dünyadaki ilk ve tek medikal e-pazaryeri MediCoa.Com ve MediCoa Lojistik’i 2020 yılında kurarak öncü oldu.Müşteri ve tedarikçiyi kazandıran ekosistemi fark ettiÖğrenci olduğu dönemde Diş Sağlığı Cihaz ve Malzemeleri Fuarı’nda cerrahi diş aletleri satan yabancı bir firmaya tercümanlık yaptığını kaydeden Betül Bıyık, “Orada diş ürünlerinin bizim laboratuvarda kullandığımız malzemelerden çok farklı olduğunu gördüm. Fakat sterilizasyon, tıbbi tekstil gibi ortak bazı ihtiyaçlar vardı. Bir moleküler biyolog olarak otoklav almak için diş deposuna gitmek aklıma gelmezdi ama aynı ürün orada da vardı. Aynı şekilde bir diş deposu da beni hedeflemezdi halbuki ben de onun müşterisiyim. Burada pazarlama maliyetlerini düşüren hem müşteriyi hem tedarikçiyi kazandıran bir ekosistem olduğunu fark ettim ve tüm sağlık branşlarının ürünlerini sergileyebileceği dünyadaki ilk ve tek medikal e-pazaryerini kurdum. Kuruluştan bugüne kadar amacım hep bir problemi çözüme kavuşturmaktı. Şu an, sağlık ürünlerine ulaşımı kolaylaştırmak adına MediCoa.com ve MediCoa Lojistik hizmetlerimiz ile insanların, ilgili firmaların ve toplum sağlığının problemini çözmeye her geçen gün biraz daha yaklaşmak bizi motive ediyor.” dedi.MediCoa.com, pandemi sürecinde büyüdüMediCoa.com'un pandemi sürecinde büyüyen bir firma olduğunu kaydeden Betül Bıyık, “Hepimizin yakından şahit olduğu üzere gerek özel sektörde gerekse kamu kurumlarında, Covid-19 salgını ile pandemi döneminde dijitalleşme iş süreçlerinin devam ettirilebilmesi adına önemli bir araç haline geldi. Daha önce hiç internet üzerinden ürün almamış kişilerin yüzde 60'ı bile bu süreçte alışkanlıklarını değiştirerek online alışverişe yöneldi. Dolayısıyla sağlık sektörü de bu süreçten etkilendi. Stacline'nın e-ticaret kategorilerinde en hızlı büyüyen ilk 100 kategori listesine göre yüzde 670 ile ilk sırayı tek kullanımlık eldivenler alırken, yüzde 182 sağlık takip cihazları, yüzde 108 ile ilk yardım ürünleri ve yüzde 90 ile laboratuvar ve bilim ürünleri takip etti.” dedi. Medikal firmaları pandemide kesintisiz hizmet sunabildi Sağlık sektörünün her ne kadar kriz yönetiminde deneyimli olsa da hastanelere ürün tedariği konusuna hazırlıksız yakalandığını kaydeden Bıyık, “Sokağa çıkmanın ve hastaneye girişlerin yasak olduğu dönemlerde geleneksel ziyaret metotlarını uygulayamayan saha ekipleri ürünlerini hastanelere tanıtmakta zorlandı ve pandemiden en çok etkilenen birimlerden oldu. Böylece MediCoa.com olarak, medikal firmaların ürünlerini spesifik ihtiyaçlarına yönelik bir platformda sergileyerek satışlarının kaldığı yerden devam etmesine yardımcı olduk. Bununla beraber Vision ve Cesna Biyoteknoloji firmalarımızla ilk yerli Covid-19 ve maymun çiçeği virüsü tespit kitlerinden üreterek pandeminin yayılmasını önlemek adına insanların tedbir almasına yardımcı olduk. MediCoa Lojistik, bu zorlu süreçte fedakârca çalıştı.” dedi.MediCoa.com olarak 43 ülkede faaliyet gösterdiklerini kaydeden Betül Bıyık, “Her ülke bizim doğal yayılım sahamız. Ürettiğimiz ürünler her yaşın, cinsiyetin, milliyetin ve farklı gelir grubunun ortak ihtiyacı olan ürünler. Belirli bir estetik zevke ya da kültürel kodlara, coğrafi etmenlere, farklı demografilere göre talebi değişmeyen inelastik ürünler. Tüm dünya insanları bizim hedef kitlemizi oluşturuyor ve herkes gerek bireysel gerekse devlet yardımlarıyla müşterimiz olabiliyor. BM'ye üye ülkelerden bile daha fazla ülkeye ihracat yapıyor duruma çok kısa bir sürede gelebiliriz. Geçmiş deneyimimiz ve gelecek stratejimiz bu noktada bütünleşiyor ve alt yapımız da imkan veriyor. Özü itibariyle vizyonumuz da bu, temel motivasyonumuz da bu.” dedi.25 sağlık branşında faaliyet gösteriyorlar Türkiye’nin ve dünyanın ilk ve tek medikal e-pazaryeri olan MediCoa.com ile mevzuat çerçevesinde sağlık profesyonellerine hizmet verdiklerini kaydeden Betül Bıyık, 25 sağlık branşında, 32 kategoride, bini aşkın medikal mağazası ve bin 500 üyesiyle sağlık alanındaki satın almanın ekonomik ve hızlı bir ortamda yapılmasını sağladıklarını söyledi. Bıyık, “Sağlık profesyonelleri kapsamında; tedarikçi firmalara potansiyel müşteri arttırma ve kısa sürede ödeme alma konularında katkı sağlarken, satın alma yetkililerine zaman tasarrufu ve ürün çeşitliliğini arttırma konularında destek oluyoruz.” dedi.Biyoteknoloji kökenli MediCoa.com’un da dahil olduğu 14 firma ile güzel işlere imza attıklarını belirten Betül Bıyık, “Vision Biyoteknoloji ve Cesna Biyoteknoloji şirketlerimiz Covid-19, Maymun Çiçeği gibi test kitlerinin ARGE ve üretimini gerçekleştiriyor. Mission Biyoteknoloji firmamız yerli laboratuvar cihaz ve ekipmanları üretiminde faaliyet gösteriyor. MediCoa Lojistik nakliye hizmetinde destek oluyor.  MediCoa Dent yakında hizmete başlayacak bir şirketimiz. MediCoa ile biz hem bünyemizdeki ürünlerin hem de diğer medikal firmaların ürünlerin satışını gerçekleştirmekteyiz.” dedi.Test kitleri Almanya’da başarılı bulundu Betül Bıyık, üretimini gerçekleştirdikleri test kitlerinin başarılı bulunduğunu belirterek “Almanya’da bağımsız bir kuruluş tüm ülkelerden gelen test kitlerini toplayıp denetime aldığında ilk 5’te grup şirketlerimizden Cesna Biyoteknoloji iki ürünüyle yer aldı. Her yeni varyantta ürünün içeriğini güncelleyen ARGE ve ÜRGE laboratuvarlarımız olası bir salgında veya varyantlarda çalışmalarına devam edecektir.” dedi. Medikal sektörünün alışveriş alışkanlıklarını değiştirdik Kuruluş olarak gelecek hedeflerine değinen Betül Bıyık, “Bizim bir hayalimiz var. Önce Türkiye’de sonra dünyada 10 binden fazla tüm sağlık ve medikal firmalarının son teknolojiden yararlanarak güçlerini birleştirdiği, seslerinin daha gür çıktığı, tıbbi ürünlerin sadece eczane ve medikal firmalarında satıldığı, ödeme için beklemek zorunda kalmadığı, güvenilir bir alan oluşturmayı hedefliyoruz. Biz medikal sektörünün alışveriş alışkanlıklarını değiştirdik. Yapamazsınız veya olmaz diyenler olmadı mı? Tabi ki oldu. Evet, sistemi değiştirmenin kolay olmayacağını biliyorduk, ama başardık. Bizim kendimize inancımız tam, alanın içinden geliyoruz. İşimizi seviyoruz, önemsiyoruz ve gece gündüz en iyi hizmeti verebilmek için çalışıyoruz.” dedi.Öğrencilik yıllarımda yurt dışında çalışmalara katıldım Başarıya ulaşmasında Üsküdar Üniversitesi’ndeki eğitiminin önemli katkıları olduğunu kaydeden Betül Bıyık, şunları söyledi: “Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerini hem akademik yönden hem de etkinlikler yönünden destekleyen bir üniversite. Üçüncü sınıftayken Üsküdar Üniversitesi’nin de dahil olduğu toplam 5 üniversite birleşip Erasmus+ programını oluşturdu. Bu programın amacı ortak bir bütçe havuzu oluşturarak yurtdışında staj yapmak isteyen öğrencileri desteklemekti. Her okuldan ilk 30’a girebilen öğrencilere aylık burs gönderilirdi.  Ben Liverpool John Moores University Spor Genetiği departmanından kabul alarak 3 ay İngiltere’de staj yapma imkanı buldum. Burada Liverpool futbol oyuncularının ve Manchester rugby oyuncularının genlerini analiz ettik. Danışman hocamın ve doktora öğrencilerinin çalışmalarına katılarak laboratuvarda aktif rol oynadım. Hatta bilimsel bir çalışmada yer alarak uluslararası geçerliliği olan bir dergide yazarlar arasına girdim. Böylece, bölümümle ilgili yurtiçi ve yurtdışı yaşanan güncel gelişmeleri yakından takip edebilme avantajı yakaladım. Akademik çalışmaların yanı sıra sosyal etkinliklerde de yer aldım. Öğrenci Dans Kulübü’nü kurdum. Hobimle iş yaşamını birleştirerek gelecekte kuracağım şirket için prova yapma imkanı buldum. Burada ekip arkadaşlarımla beraber öğrencilerin dans eğitmenlerinden dans dersleri almalarını organize ettik. Müşteri ilişkileri, satış, ikna, personel yönetimi, kriz yönetimi ve finansal döngü gibi temel konulara burada adım atmış oldum.”Bu tavsiyelere kulak verin Meslek seçimi konusunda üniversite adaylarına tavsiyelerde bulunan Betül Bıyık, “Bölüm tercihi ve üniversite seçim ortaokul veya lise dönemlerinde yetkinliklerimizi ve yeteneklerimizi keşfetmemizle başlar. Çünkü bölüm seçmek 20-30 yıl severek çalışılacak bir alan belirlemek anlamına gelir. Bu nedenle, çok titiz düşünüp karar verilmesi gerekmektedir. Kendimizi keşfettikten sonra ilgilenilen mesleğin bizim yetenek ve karakterimize uygun olup olmadığına bakılır. Son olarak da her ikisinin de eşleştiği mesleklerde bu sefer de imkanları ve ne kadar geleceğe kalabildiği göz önünde bulundurulmalıdır. Üniversite tercihi ise daha farklı bir konu olarak değerlendirilmeli. Adından ziyade sizi geleceğe hazırlayabilecek potansiyeli yüksek okullar araştırılmalı. Staj programları, yurt dışında eğitim görme fırsatları, akademisyenlerinin özgeçmişi ve okul markasının uluslararası düzeyde tanınırlığına dikkat edilmesi avantaj olsa da ben asıl işin öğrencide bittiğine inananlardanım. Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay fakat o bilgiyi hayata geçirerek uygulayabilmek önemli.” diye konuştu.Tutkuyla çalışacağınız alanları keşfedin ve kendinizi geliştirin Bir kadın girişimci olarak kadın girişimci adaylarına önerilerde de bulunan Betül Bıyık, “Tüm basmakalıp tutumlara rağmen kadınların, son yıllarda iş hayatında daha fazla yer almaya başladıklarını görmek beni çok mutlu ediyor. Tutkuyla çalışabileceğiniz alanları keşfedin. Bir işte başarılı olabilmenin temel kuralı o işi sevmek ve kendini geliştirebilmek. Gündemi takip edin. Kendi işinizi kurmak istiyorsanız sektörü iyi takip edin ve sektördeki boş alanları veya yeni trendleri gözlemleyin. Düzenli araştırma yapmak, disiplinli olmak, çok çalışmak ve doğru kararlar vermek iyi bir analizin sonucu olarak ortaya çıkar. Teknolojiyle barışık olun. Dünya her geçen gün daha fazla küreselleşiyor. Gelişmiş ülkeler, gücün fiziksel değil eğitilmiş insan beyninde olduğunun farkında. Bu yüzden teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek bilgi toplumları arasında yerimizi alabilmemiz lazım. Network oluşturun. Sizi geliştiren, ufkunuzu açan, size yeni şeyler katan bağlantılar edinin. Vizyonunuz gelişir, bakış açınız berraklaşır ve düşünceleriniz daha güçlü hale gelir.” dedi.

25 TEM 2022

Mühendislik eğitimi, bilgi çağında ilerlemek için bir gereklilik

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, mühendislik eğitiminin ülkemizde ve dünyadaki önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.Mühendislik alanı bilgi çağında ilerlemeyi hedefliyorEmeklerinin karşılığı olarak üniversite eğitimi almaya hak kazanan  öğrencilerin tercihlerinde çok dikkatli ve titiz olmaları gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Bilgi çağının alt yapısını oluşturan sistem ve cihazların tasarımı, geliştirilmesi, üretimi, yönetimi ve teknolojide ilerlemek ülkemizin ve dünyanın en önde gelen mühendislik alanlarıdır. Mühendislik eğitimi de aynı ölçüde hem dünyada hem de ülkemizde önem arz etmektedir.” dedi.  Kaliteli bir mühendislik eğitimi veriliyorÇerezci, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi olarak bu disiplinlerde mutlu ve başarılı bir kariyer sahibi olmaları için modern eğitim araçları, gelişmiş laboratuvar alt yapısı ve uluslararası tanınırlığı olan akademisyenler tarafından verilen evrensel derslerle tüm  imkanların öğrencilerine en güzel şekilde sunulduğunu söyledi.Erasmus ile yurt dışındaki imkanlardan yararlanabilirlerÖğrencilerine sundukları eğitim standardı ile kritik düşünme, problem çözme, iş birliği yapma gibi becerileri kazandırmaya önem verdiklerini kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Fakültemizde öğrencilere ders seçiminde çok değişik imkanlar sunulmakta olup tüm fakülte imkanları öğrencilerimize açıktır. Öğrenciler Erasmus ile yurt dışı  imkanlarından yararlanabilirler. İkinci dalda eğitim (ÇAP) veya yan dal yapabilirler.” dedi.Projesi olan gençlere kapımız açıkProf. Dr. Osman Çerezci, kendini geliştirmek isteyen ve gelecek 50 yılın kariyer imkanlarına sahip olmak isteyen aday öğrencilere  kapılarının açık olduğunu vurgulayarak “Öğrencilerimizin  bilgiyi özgüven içinde kullanarak yenilik ve itici güce ulaşmalarına önem veriyoruz. Hocaları ile birlikte proje gruplarına dahil olabilirler. Projeleri varsa yarışmalar katılabilirler.” dedi.Dünyanın her yerinde geçerli diploma…Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nde tamamen İngilizce mühendislik eğitimi veren 6 bölüm olduğunu kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Bunlar Bilgisayar (İng), Yazılım (İng), Endüstri (İng), Kimya (İng), Elektrik Elektronik (İng) ve  Biyomühendislik (İng)  bölümleridir.  Fakültemizde ayrıca Adli Bilimler (Tr), Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü (Tr) ve tamamen İngilizce eğitim veren Moleküler Biyoloji ve Genetik  Bölümü (İng)   olmak üzere  toplam 9 adet bölüm vardır.” diye konuştu.Bu bölümlere kayıt olan öğrencilerin hem bugünün hem de geleceğin kariyer olanaklarına sahip olacaklarını kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, mezunların diplomalarının dünyanın her yerinde geçerli olduğunu söyledi.Merak ettikleri soruların yanıtlarını kampüsümüzde bulabilirlerGeleceğin mühendis adaylarını Üsküdar Üniversitesi’nin Merkez Yerleşkesinde devam eden Tercih ve Tanıtım Günleri’ne davet eden Prof. Dr. Osman Çerezci, sözlerini şöyle tamamladı:“Tercih öncesinde aday öğrenciler merkez kampüsümüze gelerek her gün  saat 09.00-19.00 arası  fakültemizi  ziyaret edebilirler. Merak ettikleri her soruyu bizzat ilgili hocalara sorup detaylı bilgi alabilirler ve laboratuvarları gezebilirler. Aday öğrencileri öğrencileri ülkemizde ve dünyada aranılan meslek sahibi  olarak yetiştirmek için bekliyoruz.”

21 TEM 2022

SMA’da yerli gen tedavisinde önemli adım…

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, Mart ayında gerçekleştirilen TÜSEB B Grubu Ar-Ge Proje Çağrısı kapsamında ‘Spinal Musküler Atrofi (SMA) Hastalığında SMN2 Gen Düzenlemesine Yönelik Ekzon7/ İntron 7 Hedefli Yeni Nesil CRISPR-Prime Editing ve SMN1 Kodlayan Motor Nöron Hücre Spesifik Nöral Lentivirüs Yaklaşımlarının İn Vitro ve Ex Vivo Araştırılması’ proje başlığı ile başvurulan projeden olumlu yanıt alındı.Spinal Musküler Distrofi (SMA) hastalığına yerli gen tedavisi geliştirme çalışmalarına 2021 yılında başladığımızdan beri geldiğimiz aşamada dünyada tek ve özgün olan gen tedavisi yöntemleri geliştirdik diyen Taştan, “Projemiz sonucunda üreteceğimiz prototip SMA gen tedavisi adaylarını geliştirebilmek için Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB)'na yaptığımız başvurumuzun tam destekle onay alması bizi çok mutlu etti. 24 aylık desteklenen proje sonucunda SMA modeli hayvanlarda kullanmayı amaçladığımız prototip gen tedavisi adaylarımızı belirlemiş olacağız. Bu çalışmaların gerçekleşebilmesi için uzman araştırmacı kadromuzun oluşmasını ve tüm çalışmaların yapılabileceği Türkiye'nin önde gelen Gen Tedavisi ve Kanser İmmunoterapi ArGe çalışmaları yaptığımız Transgenik Hücre Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER)mizi kurmamızı sağlayan Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve tüm yöneticilerimize gönülden şükran borçluyum.” ifadelerini kullandı.Proje yürütücülüğünü üstlenen Taştan’ın ekibinde; İntergen Genetik Hastalıklar Tanı Araştırma ve Uygulama Merkezi Araştırmacı Doç. Dr. Serdar Ceylaner, TRGENMER yüksek lisans bursiyerlerinden Enes Bal, Sibel Pınar Odabaş, Gamze Yelgen, Ayşenur Kurt, Bahar Çandur ve lisans bursiyeri Görkem Akgül bulunuyor.

07 TEM 2022

200 TL ile girişimci olunur mu?

Dr. Öğr. Üyesi Münire Berna Beşkese: “Öğrenciler arasında iş birliği becerisi en çok fark yaratan beceri oldu”Açılış konuşmasını gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Münire Berna Beşkese; “Uzun süren bir yolculuğun ekinlerini biçiyoruz. Üsküdar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği olarak yeni bir bölümüz. Takım arkadaşlarımızla 3 yıl önce bu serüvene başladık. Bu serüvenin sonucunda da öğrencilerimizin yaptığı projeleri aktaracağız. Endüstri Mühendisliğine Giriş dersinde öğrencilere gruplar arası iletişim, liderlik becerileri, problem çözme gibi beceriler katmaya çalışacakları bir program hazırladık. Beceri geliştirme sonuçlarına göre öğrenciler arasında iş birliği becerisi en çok fark yaratan beceri oldu.” dedi.Prof. Dr. Osman Çerezci: “Bu çalışmayı her bölümümüze örnek bir çalışma olarak sunmamız gerekiyor”Endüstri Mühendisliği 1’inci sınıf öğrencilerine bu dinamizmi aşılamanın bir başarı olduğunu belirten Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci; “Bütün bölümlerimizde 1’inci giriş dersleri var ama bu kapsamda ilk defa heyecanlı ve canlı bir şekilde takip edildiğine şahit oluyorum. Bu çalışmayı her bölümümüze örnek bir çalışma olarak sunmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Mehmet Savsa: “Endüstri Mühendisliği problemi görüp çözmek demektir”Endüstri Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Savsar Endüstri Mühendisliği’nin diğerlerine göre girişimciliği daha çok gerektiren bir mühendislik dalı olduğuna değindi. Savsar; Endüstri Mühendisliği problemi görüp çözmek demektir. Sizin bir yere gittiğiniz zaman ilk yapacağınız şey oradaki problemi görüp çözmektir” ifadelerini kullandı.Proje sunumlarının ardından öğrenci grupları hocalarına teşekkür ederek böyle bir deneyim yaşadıkları için mutlu olduklarını ifade ettiler.

27 HAZ 2022

Adli Bilimler ve Ceza Adaleti Kulübü boğaz turu düzenledi

Programın açılış konuşmasını Adli Bilimler ve Ceza Adaleti Kulübü başkanı Rabia Mutanoğlu yaptı. Dönem boyunca düzenlenen 21 etkinlikten bahseden Mutanoğlu; “Biz kulüp olarak beş buçuk ay gibi kısa bir sürede toplam 21 etkinlik gerçekleştirdik. Hem öğrenciliği, hem kulüp işini gayet güzel bir şekilde yürüttük. Bölüm hocalarımız gerektiği zaman her türlü desteği vermekten hiç çekinmedi. Alanında uzman isimlere yönlendirerek, her sıkıştığımızda bizlere hep yardımcı oldular.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Hepinize sağlıklı ve başarılı güzel bir ömür dilerim”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy etkinliğe katılım sağlayan herkese teşekkürlerini iletti. Atasoy;  “Adım adım hep daha iyi organizasyonlar gördük. Biz burada çok sayıda öğretim üyesiyiz ve hepimiz ara ara mutlaka sizlere hitap ederiz. Geldiğiniz için hepinize teşekkür ederiz. Bu ekip değişiyor, bazı insanlar gelip gidiyor. Son sınıf öğrencilerimizin bir bölümünü yüksek lisansa tabi ki bekliyoruz. Hepinize sağlıklı ve başarılı güzel bir ömür dilerim.” ifadelerini kullandı.Adli Bilimler bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ünsal Sapan, Öğr. Gör. Ümit Ertem, Dr. Öğr. Üyesi Zekai Genç, Öğr. Gör Duygu Yavuz Kılıçaslan, Öğr. Gör. Burak Sucaklı, Dr. Öğr. Üyesi Soner Kızıl etkinliğe katılım sağladı.Önemli isimler de boğaz turuna katıldı…Etkinliğe davetli olarak ise Anadolu Ajansı Güvenlik Muhabiri Halil Demir, Sözcü Gazetesi Güvenlik Muhabiri Habip Atam, Emekli Deniz Kıdemli Binbaşı Ömer Koçelli, Avukat Tuğba Sucaklı,  Gazeteci Metin Mutanoğlu ve Medya İlişkileri Uzmanı Ayşe Nur Akçelik' de katılım sağladı.

24 HAZ 2022

Üsküdarlı Adli Bilimcilerin uluslararası başarısı

Adli Bilimler bölümünden mezun olan ve yine Üsküdar Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Buse Bayraktar “Genetik” alanında, ABD Los Angeles Kriminal Laboratuvar’ında incelemelerde bulunmak üzere kabul aldı.Henüz lisans öğrencisi olan Ayşe Öykü Tuncay “İz Delilleri” alanında, Egemen Güneş Erbay “Adli Belge İnceleme ve Kan Lekeleri Örüntü İncelemesi” alanında ve Adli Bilimler lisans 3. Sınıf öğrencisi Yusuf Asker de “Ateşli Silahlar ve Balistik” departmanlarındaki çalışmaları izlemek üzere 2022 Ekim - Kasım aylarında ABD Los Angeles Kriminal Laboratuvarlarına kabul edildi.

23 HAZ 2022

Biyomühendislik öğrencileri İTÜ Nanoteknoloji ve Uygulama Araştırma merkezini ziyaret etti

BEN213 Biosensors dersi kapsamında, Dr. Öğr. Üyesi Betül Gürünlü önderliğinde gerçekleşen etkinlikte Biyomühendislik bölümü öğrencilerine İTÜ Nanoteknoloji ve Uygulama Araştırma merkezinde Dr. Ilgın Nar eşlik etti.Ziyaret kapsamında öğrencilere ‘Sensör Üretim ve Karakterizasyon Laboratuvarları’ tanıtıldı.Teorik bilgiyi sahada pratikte görme fırsatı bulan öğrencilerin soruları da cevaplandırıldı.Etkinlik toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

10 HAZ 2022

19. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi Üsküdar ev sahipliğinde yapılacak

Aselsan, Huawei, Microsoft, Emlakjet, Trendyol, ING ve Intertech gibi sektörün öncü firmalarının yanı sıra Teamplay ve Udo Games gibi çeşitli firmalar da Kongre’ye katılım sağladı.Konya Teknik Üniversitesi Rektörü ve Bilgisayar Mühendisleri Odası Başkanı’nın açılış konuşmalarıyla başlayan Kongre’de yirmiden fazla oturum ve workshop düzenlendi.2023’te “19. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi” ne Üsküdar ev sahipliği yapacak!2023 yılı Şubat-Mart aylarında gerçekleştirilmesi planlanan ve 1500’ün üzerinde katılımcının beklendiği “19. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi”ne Üsküdar Üniversitesi ev sahipliği yapacak.Seçim, Üsküdar Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi arasında oldu!Otuzdan fazla üniversitenin katılımıyla gerçekleşen Kongre’ye öğrenciler de büyük ilgi gösterdi. Kongre’nin organizasyonu Konya Teknik Üniversitesi öğrencilerinden oluşan 24 kişilik “Organizasyon Komitesi” tarafından gerçekleştirilirken, yürütme kurulu’nda 8 farklı üniversiteden 11 öğrenci görev aldı. Kongrenin 2. günü bir sonraki yıl Kongre’nin düzenleneceği aday üniversite isimleri açıklandı.Toplam 4 üniversitenin adaylık başvurusu yaptığı ancak şartları yerine getiren 2 üniversite olduğu ifade edilerek, seçimin Üsküdar Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi arasında olacağı duyuruldu. Üniversitelerin temsilcileri, resmi katılımcılara 14 Mayıs saat 17.00’de 10 dakikalık üniversite tanıtım sunumunu gerçekleştirdi. Yapılan sunumların ardından propaganda çalışmaları için aynı gün saat 19.00’da kokteyl düzenlendi. Resmi katılımcı ve aday üniversitelerin ekiplerinin katıldığı kokteyle Üsküdar Üniversitesi’ni temsilen 4 kişilik ekip katılım sağladı. Ayrıca Kongrenin önceki senelerde gerçekleştirilmesinde büyük emekleri olan Danışma ve Denetleme Kurulu üyeleri de katılıp deneyimlerini aktardı.  2023’te “19. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi” ne Üsküdar ev sahipliği yapacak!Kongrenin son günü yapılan konuşmaların ardından ilk olarak Yürütme Kurulu seçimleri gerçekleştirildi. Yürütme Kurulu’na Üsküdar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Nurullah Guguk ve Yazılım Mühendisliği öğrencisi Nisa Nur Aktaş aday oldu. Yapılan propaganda konuşmalarının ardından oylamaya geçildi. Gizli oy açık sayım usulü ile gerçekleşen seçimde Nisa Nur Aktaş ve Nurullah Guguk Yürütme Kurulu yedek üyesi olarak seçildi. Yürütme Kurulu seçiminin ardından aday üniversite seçimine geçildi. Resmi katılımcıların bazıları Yürütme Kurulu’nda yer aldığı için (Yürütme Kurulu’nun oy kullanma hakkı bulunmamaktadır) toplam 16 Resmi Katılımcı hem Yürütme Kurulu hem de Aday Üniversite seçimi için oy kullandı. Üsküdar Üniversitesi kullanılan 16 oyun 13’ünü alarak 2023’te “19. Bilgisayar Mühendisliği Öğrencileri Kongresi”ne ev sahipliği yapmaya hak kazandı.                                                                                               

09 HAZ 2022

Üsküdar’da “Cinayet Büro ve Olay Yeri İnceleme” konuşuldu

“Cinayet, bir canlının yaşamına son vermektir”Cinayet kavramından bahseden Demirbilek; “İnsanlar, çoğu zaman cinayetin tanımını seri katilin tanımıyla karıştırırlar. O kadar kavram karmaşası vardır ki bunları bazı konularda netleştirmemiz lazım. Cinayet her şeyden önce bir suç teşkilidir. Bir şeyin suç olabilmesi için ceza kanunlarınca tanımlanmış bir davranış olması gerekiyor. Aksi halde kanunlarda yoksa suç da yoktur. Cinayet, bir canlının yaşamına son vermektir. Aslında baktığımızda insanı öldürmek ile hayvanı, bitkiyi, canlı olan herhangi bir şeyi de öldürmek aynıdır. Peki, her şeyi öldürmek suç mu? Hayır değil. Öldürmenin suç kabul edildiği yönler de var kabul edilmediği yönler de var. Bir insanın yaşamını bilerek, isteyerek ve kanunlara aykırı olarak son vermek cinayettir. Özellikle kanunlara aykırı olarak öldürmekten bahsediyoruz.” dedi.“Siber cinayette bütün siber, dijital sistemler kullanılıyor”Siber cinayet kavramından bahseden Demirbilek; “Cinayet öyle bir şey ki piramidin en tepesindeki suçtur. Dünyada bir insanı öldürmekten daha büyük bir suç yoktur. Hayatımızı internet her şekilde şekillendiriyor. Bu şekillenmeler de bize yeni yeni cinayet örneklerini gösteriyor. Siber cinayet tanımı siber suç ile karışıyor. Siber cinayette bütün siber, dijital sistemler kullanılıyor. Bunların sonucunda bir insan, hayatını kaybediyorsa o siber cinayettir. Siber cinayetin tanımını uzun yıllar boyunca hukukçular yapamadı. Çünkü farklı görüşler vardı.” ifadelerini kullandı.“İllegal klonlamalarla yakın zamanda çok daha karşı karşıya kalacağız”Biyolojik klonlamalardan bahseden Demirbilek; “Biyolojik klonlamalar, aslında daha çok hayvanlarda yapılırdı. Şimdi ilk insan klonlaması yapıldı. Yapılır yapılmaz da bütün dünyada kararlar çıkarıldı, etik olarak yasaklandı. Çin de bunu dinlemedi tabi. Çin’de bunun yapıldığına dair birçok makaleler de var. Kanun dışında yapılan her şey illegaldir. İllegal yapılan klonlamalarla yakın zamanda çok daha karşı karşıya kalacağız. Başımız daha çok derde girecek gibi görünüyor. Şu an dünyada daha çok etik kurullar tarafından durduruluyor. Kanunlar hep çok daha sonrasında gelir. Önce düzenlemeler ondan sonra kanunlar oluşur. Bu konu yakın zamanda bizim karşı karşıya kalacağımız bir konudur.” şeklinde konuştu.

07 HAZ 2022

Adli bilimlerde en iyi sözel bildiri ödülü Üsküdar’ın…

Üsküdar Üniversitesi’ne “En İyi Sözel Bildiri” ödülüDoç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey’in davetli konuşmacı olarak katıldığı kongrede iki lisans, iki yüksek lisans öğrencisiyle birlikte toplam dört adet sözel bildiri sunumu gerçekleştirdi. Bu bildirilerden “Mermi Çekirdeklerinin Hedef Hattında Farklı Yüzeyler Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi” isimli çalışmalar “En İyi Sözel Bildiri” ödülüne layık görüldü.“Üsküdar Üniversitesi olarak kongreye iz bıraktık”Kongreye katkı sağlayan herkese teşekkürlerini ileten Sarıbey; “Sözel bildiri sunan lisans öğrencilerim Ümmühan Çakırtekin, Öykü Tuncay ve Yüksek Lisans öğrencilerim Gülhanım Erdoğan, Mehlike Gezici’yi ayrıca bildiri sunan arkadaşlarına moral, motivasyon ve manevi destek sağlayan, ekip ruhu içerinde hareket eden tüm katılımcı öğrencilerimi tebrik ediyorum. Kongreye etkin bir biçimde katılarak Üsküdar Üniversitesi olarak iz bıraktığımızı düşünüyorum. Bu vesileyle bizlere bu güzel atmosferi sağlayan Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a, Rektör Vekilimiz Prof. Dr. Mehmet Zelka’ya, her daim ilham kaynağımız Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Sevil Atasoy’a teşekkürlerimi sunarım.” dedi.Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, 16. Uluslararası Adli Bilimler Kongresi için gittikleri Ankara’da tüm öğrencileriyle birlikte Anıtkabir ziyareti de gerçekleştirdi.Öğrenciler, Ankara’da çeşitli kurum, kuruluş ve müzelere de ziyaretlerde bulunarak kongreyi verimli biçimde değerlendirdiler.

02 HAZ 2022

Moleküler Biyoloji ve Genetik Kariyer Günü Etkinliği gerçekleştirildi

Programa; Sanovel İlaç şirketinde Product Manager Doğuş Kurt, Parexel Kıdemli Klinik Araştırma Görevlisi Yıldız Özlem Ateş, Robert Koleji Biyoloji Öğretmeni Ece Terzioğlu Kara, Prizma Lab Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. Satış Yöneticisi Eda Emiroğlu, IQVIA Klinik Araştırma Görevlisi Dilara Seray Hamurcu, Hannover Medical School Doktora Öğrencisi Atalay Ata, Yeditepe Üniversitesi AR&GE Merkezi Mikrobiyoloji ve Kozmetik Laboratuvar Uzmanı Gökçe Alındı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fizyoloji ABD, yüksek lisans öğrencisi Kaan Cengiz konuşmacı olarak katıldı.Belkıs Atasever Arslan: “Kariyer zamanla yapılmaz, yaptıklarınızla oluşur”Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan yaptı.Kariyer kavramından bahseden Arslan; “Kariyer nedir sorusuna cevap vermeye çalışayım. Kariyer aslında insanların zamanla sizinle ilgili kafalarında oluşan algıdır. Yani aslında kariyer yapılmaz. Kariyer yaptıklarınızla oluşur. Bu açıdan kariyer dediğiniz kavram zaman, yer ve kişiye göre farklık gösteren öznel bir kavramdır. Kariyeri belirleyen şey sadece nereden mezun olduğunuz, işinizi nasıl yaptığınız değil bununla birlikte iş ahlakı, etiği sosyal çevreniz, insanlarla ilişkileriniz de insanların sizinle ilgili kariyer algısını oluşturuyor." şeklinde konuştu.Doğuş Kurt: “Sosyalliğe yatkın değilseniz, satış ve pazarlamada yer alamazsınız”Network ve pazarlamanın önemine dikkat çeken Kurt; “Çalışmış olduğunuz alanda kendinizi iyi pazarlarsanız, başarısız olmanızın imkânı yok. Ben bir alana gireceğim ve ömür boyu orada kalacağım gibi bir korkunuz olmasın. Eskiden böyle bir şey vardı ama şu an öyle bir şey söz konusu değil. Ekip çalışmasına, sosyalliğe yatkın değilseniz, satış ve pazarlamada yer alamazsınız. Ama işin arka kısmında, mutfağında çalışabilirsiniz. Kendinize şunu sormalısınız. ‘Nasıl bir hayat istiyorum?’Stressiz, sakin bir iş yok. Bunu bilin. İlaç endüstrisinden ziyade büyük açıdan bakıp bütün sektörü öğrenmelisiniz. ‘Kim? Ne? Ne zaman? Nasıl? Nerede? Neye?’ sorularının cevaplarını biliyor olmanız gerekir. Bunun için de inovatif bir vizyonunuzun olması gerekir. Bir çocuk matematik dersinde zayıf, tenis dersinde iyiyse matematik dersi aldırırlar ama ben tenis dersi aldırırım ki teniste daha iyi olsun. Yollarınız her yerde çatallaşacak ama bir yol seçmek zorundasınız. Unutmayın ki her şey Network ve pazarlamada yatar.” ifadelerini kullandı.Eda Demiroğlu: “Sektörde ilerlemek istiyorsanız kendinizi çok iyi ölçmeniz gerekir”Öz motivasyonun öneminden bahseden Demiroğlu; “Ben işin mutfak kısmını öğrendikten sonra işin satış kısmına geçtim. Benim ilk büyük satışım, Üsküdar Üniversitesi ile oldu. Prizma ile Genetik Laboratuvar ürünlerinin satışını gerçekleştirdim. Bu arada satış müşteriyle anlaştım, sattım, günü kapattım değildir. Satılan ürünleri, müşteri psikolojisini çok iyi bilmeliyim ve ürünün takibini çok iyi yapmalıyım. Motivasyondan ziyade en önemli şey öz motivasyondur. Eğer bu sektörde ilerlemek istiyorsanız sabırlı ve kendinizi çok iyi ölçmeniz gerekir” dedi.Dilara Hamurcu: “İş hayatı, aile, sağlık ve arkadaş ilişkilerinden daha zor değildir”İş hayatının önemini dile getiren Hamurcu; “Deneyim çok önemli. Farklı deneyimler kazanmaya çalışın. Benden sonra gelen nesile önerim, farklı multidisiplinler edinmeliler. Tek bir alanı bilmek yetmiyor. Gelişim ve deneyim çok önemli. Hayatımızda yönetmemiz gereken şeyler var. Şöyle düşünün, hayatımızda 4 top var. 3’ü cam, 1’i kauçuk. 3 topu temsil eden aile, sağlık, arkadaş. Diğer top ise iş hayatını temsil ediyor. Hayatınız boyunca bu 4 topu döndürüyorsunuz. Kauçuk olan topu düşürdüğünüzde, esnek bir yapıya sahip olduğundan topu geri alabilir ve döndürmeye devam edebilirsiniz. Ama diğer 3 toptan biri düştüğünde camdan oldukları için her geri almaya çalıştığınızda elinize batar, toplayamazsınız, size acı verir. Bu yüzden iş hayatı, aile, sağlık ve arkadaş ilişkilerinden daha zor değildir.” diye ifade etti.Yıldız Özlem Ateş: “Potansiyel ilaçların bir dizi araştırma ile ispatlanması gerekir.”Klinik araştırmanın ne olduğundan, nerelerde yapıldığından ve araştırmayı kimin yaptığından bahseden Ateş; “Potansiyel ilaçların, tıbbi cihazların diğer tanı, tedavi ürün ve yöntemlerinin, kamunun kullanımına sunulması için bu ürün yöntemlerin güvenliğinin ve etkililiğinin bir dizi araştırma ile ispatlanması gerekir. Gönüllü kişilerin katılımıyla gerçekleştirilen ve tıbbi bilgi elde etmeyi amaçlayan bu bilimsel çalışmalara klinik araştırma denir. Üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, üniversitelere bağlı onaylanmış araştırma geliştirme merkezleri ve Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde tercihen klinik araştırma yapmak üzere tasarlanmış yerlerde yapılır. Sorumlu araştırmacı, araştırma konusu ile ilgili dalda uzmanlık veya doktora eğitimini tamamlamış olup, araştırmanın yürütülmesinden sorumlu olan hekim veya diş hekimidir.” diyerek öğrencilere bilgi aktarımında bulundu.Atalay Ata: “Akademik anlamda ilerlemek istiyorsanız doktora seviyesine gelmelisiniz”Yurt dışı eğitim sistemi ve başvuru süreçlerin detaylarını anlatan Ata; “Moleküler Biyoloji ve Genetik lisans diploması, sizi bazı konseptlere hâkim kılıyor fakat akademik anlamda ilerlemek istiyorsanız doktora seviyesine gelmelisiniz. Genelde sonbahar dönemlerinde alımlar yapılır. Eleme sürecinden bahsetmek istiyorum. Hangi ülke olursa olursun, iki üç aşamalı eleme süreçleri mutlaka oluyor. Burada yabancı dil ve genel not ortalamanız önem kazanıyor. Fakat özgeçmişinizde daha önce araştırma deneyimleriniz, referanslarınız varsa bunlarında önemi büyük arz ediyor. En önemli kısmı mülakat aşaması oluyor. Sunduğunuz evraklar sizin özgeçmişinizde, ne yaşadığınızdan tutun şimdiye kadar ne yaptığınıza kadar yargılanıyorsunuz. Son aşama, en önemli aşama. Burada sunum becerilerinizle kendinizi ifade etme yetenekleriniz öne çıkıyor. Gençler yurt dışı başvuruları yapmak istiyorlarsa, mutlaka hocaları ile canlı bir mülakat yapmalarını öneririm.” şeklinde konuştu.Ece Terzioğlu Kara: “Hiçbir yaş, hiçbir şey için son değildir”Öğretmenliğin öneminden bahsederken insanın kendisine yapması gereken yatırımı da anlatan Kara; “İyiler, kötüler, başarılılar be başarısızlar diye ayırmamak gerekir. Hepsi birer seçenektir. Ben araştırma yapmak istediğimi, devam etmek istediğimi, farklı laboratuvar deneyimlerim sonucu öğrendim. Bu yoldan devam etmek istiyorum ama yurt dışına gitmek istemiyorum. Yüksek lisansımı Bilkent’te, doktoramı Boğaziçi’nde yaptım. Araştırma yapmayı seviyorum ama öğretmeyi de seviyorum. Boğaziçi’nde doktora yaparken aynı zamanda öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik demek, hayat boyu öğrencilik demek. Onların yoluna eşlik ediyorsunuz ve bu yolda onlar gibi sizde bir şeyler öğreniyorsunuz. Önemli olan kendinize yatırım yamanız. Hiçbir yaş, hiçbir şey için son değildir. Hayalleriniz varsa yaşınız kaç olursa olsun, kovalayın. Sadece sizden istenileni değil, kendi istediğiniz şeyi de yapın.” diye konuştu.Kaan Cengiz: “Önemli olan ne istediğinizi bilmek ve ona göre hareket etmek”Kişinin kim ne derse desin bir şeyi gerçekten istediği takdirde elde edebileceğine dair kendi hayatından da örnek veren Cengiz; “Bilim bir tutku, bastırılamayan bir tutku. Benim hedefim hem bilim insanı olmak hem de sanatçı olmaktı. Hocalarım ve yakın çevrem bana iki farklı alanı bir arada götüremeyeceğimi ve ikisini de yürütmeye çalışırken her ikisinde de başarılı olamayacağımı söyledi. Fakat ben ikisini de istiyordum ve ikisini de çok başarılı bir şekilde idare edebiliyorum şu an. Burada önemli olan ne istediğinizi bilmek ve ona göre hareket etmek.” diyerek sözlerini bitirdi.Gökçe Alındı: “Başarılı deneyimler kadar başarısız deneyimler de büyük önem taşıyor”Alanıyla ilgili edindiği deneyimlerin değerinden bahseden Alındı; “Yeteneklerimiz ve becerilerimiz var. Ama aynı zamanda ne yapmak istediğimiz, nerede olmak istediğimiz ve hayallerimiz de var. Kendinize ‘Ben nerede olmalıyım?’ sorusunu sorun. Kendinizi geliştirme fırsatı bulursanız gıda kontrol laboratuvarlarında çalışmanızı öneririm. Çok fazla ders ve uygulama görüyoruz. O yüzden dikkatle takip etmenizi öneririm. Birçok firmaya görüşmeye gittim ve ret cevabı aldım. Geriye dönüp baktığımda, iyi ki ret cevabı almışım. Bu alanda çalışmaya devam ediyorum ve alanımla ilgili kazandığım başarılı deneyimler kadar başarısız deneyimler de büyük önem taşıyor. Çok tökezleyeceksiniz ama kendinize güvenin ve ne istediğinizi bilin.” diye ifade etti.Moleküler Biyoloji ve Genetik Kariyer Günü Etkinliği, Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan’ın konuklara ödül takdimi vermesi ve daha sonra Kaan Cengiz ve Moleküler Biyoloji ve Genetik 1. Sınıf öğrencisi Saba Eylül Özyurt’un müzik dinletisi ile sona erdi.

27 MAY 2022

Üsküdar Üniversitesi’nden Erciyes Üniversitesi’ne ziyaret

Üsküdar Üniversitesi heyeti, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Çalış’ı makamında ziyaret ederek üniversite bünyesinde faaliyet gösteren Genom ve Kök Hücre Merkezi ile Nanoteknoloji Araştırma Merkezi ile ilgili bilgi aldılar.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan, Üsküdar Üniversitesi Kök Hücre Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSKÖKMER) Müdürü Prof. Dr. Sevim Işık ve AR-GE, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Özdemir ve Yenilik Politikaları Direktörü Meltem Bayraktar, Rektör Prof. Dr. Mustafa Çalış ve Genkök Müdürü Prof. Dr. Yusuf Özkul ile bir süre sohbet etti. Prof. Dr. Özkul ve Prof. Dr. Zühal Hamurcu Üsküdar Üniversitesi heyetiyle yakından ilgilenerek gün boyunca GENKÖK laboratuvarlarını gezdirdi ve gerçekleştirdikleri çalışmalarla alakalı heyetimizi ayrıntılı şekilde bilgilendirdi.Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Çalış görüşme sonrası kendisini ziyaret eden Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk’a plaket takdim etti.

23 MAY 2022

Bi Başka Mühendislik Zirvesi TECH’22, teknoloji girişimcilerini bir araya getirdi

Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır: “Teknoloji girişimleri ve patent başvuru sayıları arttı”Üsküdar Üniversitesi Altunizade Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen “Bi Başka Mühendislik Zirvesi TECH’22” açılış töreninde açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kaçır ve Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka yaptı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençler çok şanslı” Yapılan işlerin iyi olmasının yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yaygın etkinin de çok olması gerekiyor. Hatta sosyal etkinin de çok olması gerektiğini söylemeliyiz. Üniversitelerin sosyal etki güçleri yapılan araştırmalarda üzerine çalışılan bir konu. Topluma etkilerine ve bilgilendirme düzeylerine bakılıyor. Genç arkadaşlarımız bu açıdan şanslılar. Sosyal etki, yenilikçilik, girişimcilik ve yeni şeyler yapabilmek yönünden önlerinde çok daha fazla fırsatlar var.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençlere ihtimal iklimi oluşturmayı amaçlıyoruz”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversite olarak gençlere ihtimal iklimi oluşturmayı amaçladıklarını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Gençlere her türlü ihtimalleri ortaya çıkarıp yeteneklerine göre bu ihtimallere göre donanım sahibi olup ilerlemelerini istiyoruz. Hem mesleki kazanım açısından hem de ülkenin geleceği açısından bu çok önemli. Sadece kendine yatırım yapan bir insan olmak değil yaşanılan topluma, insanlığa ve gezegene de yatırım yapmamız, sorumluluklarımızı hissetmemiz gerekiyor. Bu nedenle 2013’te ABD Başkanı Obama, küresel bir proje olarak beyin insiyatifini başlattı. 2018’de de Davos’ta artık teknolojinin hayatımızda olduğu ve zihinlerimizin kontrol edilebileceği söylendi. Daha önce veri her şeydir deniyordu ama anlaşıldı ki her şey veri. Tuttuğumuz kağıt bile dijital formata çevrildiği zaman veri haline geliyor. Madde kavramının anlamı değişti.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mühendisler gelecekte daha çok söz sahibi olacaklar”Günümüzde daha çok kuantum konuşulduğunu anımsatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu nedenle mühendislere çok iş düşüyor. Mühendisler gelecekte daha çok söz sahibi olacaklar. Dijital evreni ve dijitalleşmeyi iyi bilmeleri gerekiyor. Dijitalleşme ile entegre bir şekilde mesleklerini icra etmeleri önemli. Bu yüzden de öğrenmeye açık olmaları gerekiyor. Teknoloji tarafsız olduğu için hangi amaçla kullanılırsa ona hizmet ediyor. Şu an dünyada popüler kültürün etkisi var. Popüler kültürün etkisi ile insanlar artık aynı şeye gülüyorlar, aynı şey ile eğleniyorlar, aynı şeyi hissediyorlar. Küresel olarak birçok kültür yakın zamanda yok olacak. Kendi kültürümüzü koruyarak modernleşebilmemiz için dijitalleşmeyi amaç edinmemiz gerekiyor. Harari’nin dediği gibi dünya dijital diktatörlüğe doğru gidiyor. Biz özgür son nesiliz demişti. Bunu ciddiye almak gerekiyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilişim Vadisi çok önemli bir proje”Karamsar olmaya gerek olmadığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Türkiye çok şeyler başardı ve başarmaya devam edecek. Bizi aşağı çekmeye çalışanları hiç ciddiye almayalım. Birçok alanda olduğu gibi bilimde ve teknolojide de doğru yolda ilerleyelim. Bunu yaparken de küresel teknolojinin nesnesi olmayalım, öznesi olalım. Yönetilen değil yöneten olalım. Proje üretelim, kendi platformlarımızı oluşturalım ve bizdeki genç insan unsurunu da bu şekilde değerlendirelim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın gençlerin önünü açabilecek çok güzel projeleri var. Özellikle Bilişim Vadisi’nde üniversite öğrencilerine karşılıksız kendilerini geliştirme fırsatı verilmiş.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençlerin kendilerini aşan amaçları olmalı”Gençlere kendilerini geliştirmelerini tavsiye eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ama bunun için gençlerin kendilerini aşan amaçları olması gerekiyor. Eğer böyle olursa hayat daha anlamlı olur ve daha mutlu olurlar. Popüler kültürün bize sunduğu gibi ‘Az üret, çok tüket’ felsefesi insanlığını geleceğini mahvedecek bir felsefe. Gelişen ülkelerin de felsefesi bu değil aslında. Orta uzun vadeli düşünmek gerekiyor ama popüler kültür anı yüceltiyor.” ifadelerini kullandı.Mehmet Fatih Kacır: “Dünya basını teknolojik girişimlerimizden bahsediyor”Son dönemde dünya basınında Türkiye ile ilgili çıkan haberler içinde en iyilerinin ülkemizin teknolojik girişimlerinden bahsedilen haberler olduğunu vurgulayan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “Uluslararası medya son yıllarda maalesef ülkemizle ilgili olumlu haberler yapmıyor. Bu da çok tesadüf değil. Tam bağımsızlık iddiasına ne kadar vurgu yaparsanız dünyada da birileri bundan rahatsız olabiliyor. Teknoloji girişimciliği uluslararası basının ülkemizle ilgili son derece güzel haberler yapmak zorunda hissettikleri bir alan haline geldi. Financial Times’ta ‘Türkiye nasıl Avrupa teknolojisinin yıldızı oldu?’ başlıklı haber yayımlandı. Bu haber teknoloji girişimciliğimizin nasıl dikkat çekici başarılar ortaya koyduğunu gösteriyor.” dedi.Mehmet Fatih Kacır: “6 teknolojik girişimimiz milyar dolar seviyesine ulaştı” 1.5 yıl içerisinde ülkemizdeki 6 teknolojik girişimin milyar dolar seviyesine ulaştığını vurgulayan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “2022’nin sonuna geldiğimizde 10 Türkhorn hedefini aşmış olacağız. Bu da dünyayı büyük bir hızla değiştirip dönüştüren 4’ncü sanayi devrimi teknolojileri sayesinde oluyor. Teknolojinin bütün sektörleri hızla dönüştürdüğü bir evren içerisindeyiz. Bu evrende bize düşen başarılı örneklerin sayısının çoğalabileceği bir iklim oluşturmaktır. Temel stratejilerimizi de bu alana odaklı olarak hayata geçirmeye gayret gösteriyoruz.” diye konuştu.Mehmet Fatih Kacır: “Milli Teknoloji Hamlesi Politikaları’nı hayata geçirmeye gayret ediyoruz”Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “Başka ülkelerin kendi hedefleri doğrultusunda yürüttükleri politikaları taklit etmek, kopyalayıp yapıştırmak yerine Türkiye’nin kendi fırsatlarını ve kendi güçlü yanlarını odağa aldığımız, karşı karşıya olduğumuz sınamaları ve tehditleri dikkate aldığımız özgün politika yaklaşımımızı kapsayan ‘Milli Teknoloji Hamlesi Politikaları’nı Cumhurbaşkanımız öncülüğünde hayata geçirmeyi gayret ediyoruz.” dedi.Mehmet Fatih Kacır: “Savunma sanayisinde yerli ürünlerin payı yüzde 70’lere çıkarıldı”Milli Teknoloji Hamlesi’nde politikaları yönlendirdikleri temel yaklaşımın kritik teknolojilerde tam bağımsızlığı sağlayabilmek olduğunu ifade eden Kacır, sözlerine şöyle devam etti:“Kritik teknolojilerin geliştirilmesinde ve üretilmesinde başka kimseye bağımlı kalmamayı hedefliyoruz. Tam bağımsızlık vurgusu yaptığımızda öncelikle savunma sanayisinden bahsediyoruz. Teknolojinin bütünüyle dönüştürdüğü savunma sanayisi derken tümüyle dijitalleşmiş bir alandan bahsediyoruz. Bu alanda başka ülkelerin teknolojilerine mahkum olanlar asla tam bağımsızlıktan söz edemezler, uluslarının güvenliğini sağlamakta başarılı olamazlar ve asla bağımsız karar alamazlar. Türkiye, savunma sanayisinde tam bağımsızlığı sağlamayı milli teknoloji hamlesinin öncü hamlesi olarak gördü ve bu doğrultuda çok önemli adımlar atıldı. Savunma sanayisinde yerli ürünlerin payı yüzde 20’lerden yüzde 70’lere çıkarıldı. Bu işin ekonomik boyutundan daha önemlisi kritik platformlarda yerlileşmeyi büyük ölçüde başarmış olmamızdır. Finans, sağlık, ilaç, tarım, gıda ve enerji teknolojileri ile teknolojinin tüm alanlarında kritik sistemleri yerli ve milli geliştirmeksizin tam bağımsızlıktan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Çünkü teknoloji tüm sektörlerin en temel öznesi olmuştur.”Mehmet Fatih Kacır: “Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda gençler en büyük gücümüz”Milli teknoloji hamlesi yaklaşımı çerçevesinde ortaya konulan projelerde en büyük gücü gençlerden aldıklarını vurgulayan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “Türkiye ortanca yaşı 32 olan bir ülke, yani nüfusumuzun yarısı 32 yaşın altında. Bu milli teknoloji hamlesi yolunda en büyük gücümüz. Bugünün dünyasında teknolojiyi geliştiren, dünyayı dönüştüren işlere imza atanların büyük ölçüde gençler olduğunu söyleyebiliriz. Şu an dünyada kullanılan çok büyük uygulamaların yaratıcılarının girişimlerini kurduklarında çok genç oldukları bilinen bir gerçek. Türkiye’nin iftihar duyduğu projelere baktığımızda da ortanca yaşı 28-30 olan şirketler görüyoruz. Dolayısıyla genç nüfusumuzun önündeki engelleri kaldırmak, gençlerimizi teknoloji girişimciliğine yönlendirmek, proje geliştirme, AR-GE ve inovasyon süreçlerine dahil etmek milli teknoloji hamlesi yolculuğunda bizim en büyük gücümüzdür.” ifadelerini kullandı.Mehmet Fatih Kacır: “Türkiye ekonomisinin büyümesi milletimizin ortak başarısıdır”Türkiye’nin son 20 yıllık dönemde büyük başarı hikayeleri ortaya koyduğuna dikkat çeken Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “Ortalama yıllık büyüme yüzde 5’in üzerinde gerçekleşti. Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri yüzde 1.5 – 2 seviyesinde, gelişmekte olan ülkeleri yüzde 3-4 seviyesinde büyürken 20 yıllık döneme baktığımızda Türk ekonomisinin yıllık yüzde 5’in üzerinde büyüme performansı gerçekleştirdiğini görüyoruz. Türkiye toprakları altından petrol ve doğalgaz çıkarıp bunları dünyaya satarak kolay yoldan gelir elde eden bir ülke değil. Türkiye neyi başarıyorsa alın teri döken, akıl teri döken insanları sayesinde başarıyor. Bu başarı milletin ortak başarısı ve bu başarı çıtasını geleceğe daha da yükselterek taşımak en temel hedefimizdir.” dedi.Mehmet Fatih Kacır: “Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 7 milyar dolara yaklaştı”Üniversite öğrencisiyken Türkiye’nin tüm teknoparklarını gezdiğini belirten Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır sözlerini şöyle sürdürdü:“Çok zor olmamıştı çünkü 4 ya da 5 tane teknopark vardı. Şimdi ise 90’ın üzerinde teknopark var. Bu teknoparklarda 7 binden fazla araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyeti yürüten şirket, bin 500’ün üzerinde AR-GE ve tasarım merkezi var. Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 7 milyar dolara yaklaştı. Sadece savunma sanayii ihracatımız 2022 yılında 4 milyar dolara yaklaştı. Belki de yılsonunda geçeceğiz. Büyük bir kapasite inşa edildi. 200’den fazla üniversitemiz var. Eş zamanlı olarak kuluçka merkezleri ve teknoparklarda teknoloji start-up’larına yönelik 60’dan fazla hızlandırıcı program yürütülüyor. Bunların çok büyük kısmı da kamu ve devlet destekleriyle yürütülüyor. Dolayısıyla büyük bir ekosistem inşa etmiş olduk. Başarılı neticeler de bu ekosistemin inşaası sayesinde ortaya çıktı. Milli gelirimizden AR-GE’ye ayırdığımız pay binde 5’ler seviyesindeyken yüzde 1’lerin üzerine çıktı.”Mehmet Fatih Kacır: “Yapay zeka çok kritik bir alan”Yapay zekanın çok kritik bir alan olduğunu ifade eden Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “Yapay zeka bütün sektörleri, kamu yönetimi süreçlerini ve bireysel yaşamı büyük bir hızla dönüştürüyor ve dönüştürmeye de devam edecek. Sadece istihdam üzerindeki etkisinden bahsedecek olursak bugün Türkiye’de 30 milyona yakın istihdam var. 8 yıl sonra 2030’lara geldiğimizde bu 30 milyon istihdamın 8 milyonunu artık insanların değil, makinelerin, yazılımların gerçekleştireceği işler olarak tanımlamamız mümkün. Yani bu 8 milyon kişinin yaptığı işleri yapacak insanlara ihtiyaç kalmayacak. Bu işleri akıllı sistemler, yazılımlar, makinalar ve bilgisayarlar gerçekleştiriyor olacak. Araştırmalarımız, yaklaşık 9 milyon yeni iş alanının ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Bütün bu teknolojileri, dijital ürün ve hizmetleri geliştirmeye ve kullanmaya yönelik yeni nesil iş alanları ortaya çıkabilir. Dolayısıyla çok çalışmalıyız ki kendi insanımıza yeni iş alanları yaratabilelim.” dedi.Mehmet Fatih Kacır: “Otomotiv sektöründe 30 milyar dolara yakın ihracat var”Türkiye’nin otomotivde çok önemli bir üretim gücüne sahip olduğunu vurgulayan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “2 milyona yakın yıllık araç üretim kapasitesi var. Pek çok global marka Türkiye’de üretim yapıyor. Bütün sektör açısından baktığımızda 250 bine yakın istihdam, 30 milyar dolara yakın ihracatı var. Avrupa’da 4’üncü, dünyada ise 14’üncüyüz ama bir yerli ve milli otomobil markamız yoktu. Ama şimdi TOGG var. Elektrikli otomobiller yaygınlaşıyor. Sıfır emisyonlu, sessiz, çevre dostu ve elektrikli otomobiller hayatımıza giriyor, hızla yaygınlaşıyorlar. 2030’lara geldiğimizde satılan araçların yarısından fazlası elektrikli araçlar olacak.” diye konuştu.Mehmet Fatih Kacır: “Teknoloji girişimleri ilk 3 ayda 1.2 milyar doların üzerinde yatırım aldı”Türkiye’de teknoloji girişimlerine yönelik fonların büyük bir hızla büyüdüğünü ifade eden Kacır, “Teknoloji girişimleri 2021’de 1.5 milyar doların üzerinde yatırım aldı. Bu rakam ondan önceki on yılın toplamından daha fazlaydı. 2022’nin ilk çeyreğinde sadece 3 ayda 1.2 milyar doların üzerinde yatırım aldılar. Bu yıl, 2021’i de katlamış olacak. Dolayısıyla önümüzdeki dönem, çok daha fazla teknolojik girişimlerin çok daha fon yatırımıyla buluştuğu ve büyüme süreçlerini hızlandırdığımız bir dönem olacak. Geçtiğimiz yıl bir uygulamada bir değişiklik yaptık. Bir programımız daha önce sadece 4’üncü sınıf öğrencilerini kapsıyordu. Artık üniversiteye adım atan herkes destek programlarına başvurabilecek. İçinde girişimci ruhu taşıdığını düşünen herkes bir an evvel adım atsın ki biz de onların yanında olalım.” dedi.Mehmet Fatih Kacır: “Patent başvuru sayısı 20 yılda 21 katına ulaştı”Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki teknolojik girişimlerle yakından takip ettiklerini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:“AR-GE insan kaynağımız 2004’te 40 bin iken, 2020’de 200 bin’e yükseldi. Yani 5 misline ulaşmış. Paralel bir artış patent başvurusunda da gerçekleşti. Bütün ülkede 2002’de yapılan patent başvuruları 414 iken, 2020’ye geldiğimizde ise bu rakam 8 bin 400’lere çıkmış. Patent başvuru sayısı da 21 katına ulaşmış. Bu aslında doğru yolda olduğumuzu hepimize gösteriyor. 2018’den beri dünyanın en büyük teknoloji festivallerini Türkiye’de düzenliyoruz.  2019 yılında 1 milyon 720 bin ziyaretçi Teknofest’e katıldı. Bu dünyada eşi, benzeri görülmemiş bir rekor. Toplumsal farkındalık, toplumsal bilinç, toplumsal iddia ve teknoloji hamlesine bağlılık Türkiye’nin geleceğine atacağımız en büyük imza olacaktır.”Üsküdar Üniversitesi Teknoloji Kulübü Başkanı Nurullah Guguk’un da açılış konuşması yaptığı zirvede 3D Stüdyo kurucusu Emre Kutlu “Metaverse”, Turkcell Blockchain Servis Uzmanı Ömer Faruk Boztaş, “Blockchain Teknolojileri” başlıklı sunumlarını yaptı.Microsoft Türkiye Teknoloji Strateji Lideri Ezgi Hız Buyurgan’ın “İnovasyon ve Çeşitlilikle Beslenen İş Dünyası” başlıklı konuşmasıyla katıldığı zirvede Kastamonu Entegre Global İnsan Kaynakları Direktörü Selim Çelebi, “İnsan Kaynakları” başlıklı sunumuyla katıldı. Zirvede ayrıca Lumtify kurucusu Sabri Suyunu, “Veri Bilimi”, Google Bulut Sistemleri Uzmanı Emrah Mete, “Bulut Sistemleri”, Üsküdar Üniversitesi’nden hiDNA Kurucu Direktör Cihan Taştan, “Gen Biliminin Geleceği” başlıklı sunumlarını yaptı.Zirve iki gün sürecekİki gün sürecek zirvenin ikinci gününde ise Bay İfade Eğitim Tasarımcısı Volkan Akay, “Ne Zaman Hayatının Kahramanı Olacaksın?”, Albaraka Tech Global Genel Müdür Yardımcısı Hasan Laçin “Finansal Ekosistemlerde Kariyer Yolculuğu “, Ericsson Türkiye Ağ Sistemleri Direktörü Taner Duman, “Yeni Nesil Ağ, 5G”, Bilişim Vadisi Genel Müdür Danışmanı, Octopus Kurucusu Emre Yıldız, “Girişimcilik”, Huawei Türkiye Ar-GE Departman Direktörü Emre Günaydın, “5G ve Huawei Cloud Ekosistemi”, Cezeri Yapay Zeka Robotik Teknolojileri İd. Sorumlusu Ertuğrul Akhan, “Savunma Sanayi”, SanLab Kurucusu Salih Kükrek, “Teknoloji Girişimciliği Tecrübe Paylaşımı” başlıklı sunumlarıyla katılacak.Zirve, Queeme Kurucu Ortak Ersoy Soyer, Lodestar Business Solutions Kurucusu Dr. Naci Adalılar ve Uygur Danışmanlık Kurucusu Serkan Uygur’un katılımlarıyla gerçekleşecek Girişimcilik ve İnovasyon Paneli ile sona erecek.

29 NİS 2022

Üsküdar ve NPİSTANBUL Ailesi çevrimiçi bayramlaşmada bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesinde Ramazan bayramı coşkusu! Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nin akademik, uzman ve idari personeli bayram heyecanını öncesinden yaşadı. Zoom üzerinden gerçekleşen dijital bayramlaşma törenine ilgi oldukça yoğun oldu.Tarhan: “Camdam cama değil candan cana bayramlaşabileceğimiz nice bayramlara” Tören Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuşmasıyla başladı. Tarhan; “Ramazanın verdiği manevi zenginlik atmosferinin devam etmesini temenni ediyorum. Çocuklarımızda kültürel aktarımı maalesef aile değil, sosyal medya yapıyor. Bayramın etkisinin güzelliklerinin devam etmesi ve hakiki bayram olması için çocukların sevinebilmesi, mağdurların mutlu olması, toplumun bir parçası olduğunu hissettirmek gerekiyor. Bütün çalışma arkadaşlarımın bayramlarını en iyi dileklerimle kutluyorum. Candan cana bir araya geldiğimiz bayramlaşma yapabildiğimiz güzel günlere diyorum.” dedi.Üsküdar üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın da katılım sağladığı törende Furkan Tarhan güzel dileklerde bulunarak “Ramazan bereketini tüm yıl yaşamak dileğiyle herkese sevdikleriyle mutlu bayramlar.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Üsküdar Üniversitesi ailesinin bayramlaşma merasimini her bayramda sürdürmesinden duyduğu mutluluğu dile getirerek; “Güzel bir Ramazan ayından sonra bayramlaşma imkânı bulmak mutluluk belirtisidir. Bundan sonraki bayramlarda inşallah yüz yüze de bayramlaşmalarımız olur. Herkese sağlıkla nice bayramlar dilerim.” dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk da iyi dileklerde bulunarak “Bütün çalışma arkadaşlarımızın bayram tadında bir bayram geçirmelerini dilerim.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy da bayram heyecanını dile getirdi. Atasoy; “Üniversitemizin tüm mensuplarının aileleriyle ve sevdikleriyle birlikte nice bayramlara erişmelerini diliyorum.” dedi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak ise bayram dileklerini paylaştı. Koçak; “Üsküdar ailesinin bayramlarını kutluyorum.” ifadelerini kullandı.Daha sonra söz almak isteyen herkes bayramla ilgili dilek ve temennilerini dile getirerek birbiriyle bayramlaştı.

28 NİS 2022

Aday buluşmalarına yoğun ilgi…

Üsküdar Üniversitesi aday buluşmaları sürüyor. Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi öğretim üyeleri sınava hazırlanan aday öğrencilerle bir araya geldi.Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği 6. Geleneksel Üniversite ve Meslek Tanıtım Günleri kapsamında Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde “Metaverse Ekosistemi” konulu seminer gerçekleştirdi. Ergüzel, dijitalleşmenin ve sanal dünyanın geldiği noktalara değinerek, olası riskleri de vurgulayarak öğrencileri bilgilendirdi.Öğrencilerin Ergüzel’e ilgisi ise dikkat çekiciydi.Öğrencilerin dikkatini çeken bir diğer başlık ise “CRİSPR ve Genetik Mühendislik” oldu. Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, İTÜ ETA Vakfı Bostancı Doğa Koleji öğrencileriyle bir araya geldi. Taştan, CRİSPR tekniğini kullanarak MS, kanser, Alzheimer gibi birçok kronik ve ölümcül hastalığa çözümler üretebilmenin mümkün olduğunu ve yeni bir teknik olmasına karşın giderek artan oranda kullanıldığını anlattı.Bir diğer buluşma ise Nazmi Arıkan Fen Bilimleri öğrencileriyle Bağlarbaşı Kültür Merkezi kariyer günlerinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Becan, Reklamcılık alanı ve eğitimine ilişkin adaylarla bilgi paylaştı. Becan, öğrencilerin merak ettiği soruları da cevapladı.

19 NİS 2022

TRGENMER, 44. COSPAR Bilimsel Kuruluna Davet Edildi

 “Türkiye’yi temsilen proje başvurumuzu yaptık ve sözlü sunuma hak kazandık”Yunanistan Atina’da yaklaşık 8 gün sürecek konferansta projenin sunumunu TRGENMER Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan gerçekleştirecek. Projenin başvuru sürecinden bahseden Taştan, Uzay Araştırmaları Komitesi (COSPAR) hakkında bilgi verdi. Dr. Taştan; “TRGENMER olarak ekibimiz astronotların uzayda uzun süre kalması durumunda karşılaşabilecekleri biyolojik tehlikeleri ve bunların çözümlerine yönelik çalışmalar sürdürüyor. Biz bu çalışmaları toparlayarak Türkiye Uzay Ajansı’nın da aday olduğu Uzay Araştırmaları Komitesine (COSPAR) başvuruda bulunduk. Bu komite her yıl bir araya geliyor fakat bu yıl ilk defa Yunanistan Atina’da bir araya gelerek yaklaşık 8 gün sürecek bir konferans gerçekleştirecek. Biz de Üsküdar Üniversitesi’nde astroloji çalışmaları yapan bir ekip olarak bu komiteye Türkiye’yi temsilen proje başvurumuzu yaptık ve sözlü sunumuna hak kazandık. Bizim gibi Türkiye’den katılım sağlayan neredeyse hiç yok. Özellikle ‘Astrobiyoloji’ dediğimiz alanda yani bizim başvurduğumuz klasmanda hiçbir Türk yok.” şeklinde konuştu.“Saklı kalan, cevaplanmamış çok soru var”Projenin oluşturulma amacına dair değerlendirmelerde bulunan Taştan; “Orada gerçekleştireceğimiz sözlü sunum ile hem network yapabilecek hem de uzay çalışmalarında merak edilen, cevaplandırılmamış birçok soruya cevap vermeye çalışacağız. Zaten bu soruların çoğu, sadece uluslararası uzay istasyonunda cevaplandırılmaya çalışılan sorular.  Dünyada böyle bir imkânı çok az yer sağlıyor. Biz de onlardan biri olmaya çalışıyoruz. Çünkü ‘yerçekimsiz bir ortamda vücudumuzda hangi genler, DNA’lar aktifleşir?’ gibi birçok sorunun cevabını bilmiyoruz. Böyle saklı kalan, cevaplanmamış çok soru var. Biz de öğrencilerimizle birlikte bu soruların cevabını verebilecek araştırmalar yürütüyoruz. Sunumu sadece ben yapacağım. Öğrencilerim, ikisi yüksek lisans, üçü lisans öğrencisi olmak üzere Büşra Tekirdağlı, Ebru Çan, Özge Demir, Berranur Sert ve Gamze Gülden.” dedi.“Biz bu teknolojiyi daha önce hiç sorulamamış bazı sorular üzerinde test edeceğiz”Acoustic Levitation teknolojisinin ne olduğu ve çalışmalar sırasında ne amaçla kullanılacağı hakkında bilgi veren Taştan, projenin temelinde yer alan sorulardan bahsetti ve ekledi: “Benim Türkiye’ye dönmeden önce yaklaşık 7 yıllık bir hayalim vardı. NASA’ya doktora sonrası çalışma başvurusu yapıyordum. Onunla ilgili 2015 yıllarından kalan bir proje fikri makalem var. Orada şu soruyu sormuştum. ‘Artık insanlar uzayda yaşamaya başlıyor. Uluslararası uzay istasyonunda, astronotlar var. Bu astronotlar bazen 1 yıl bazen daha fazla süre içinde orada çalışması gerekiyor. Kaldı ki Elon Musk’ın yaptığı SpaceX gibi son yapılan teknolojik çalışmalar önümüzdeki yıllarda insanların Mars’ta veya daha uzak gezegenlerde kolonisi olması ihtimalini doğuruyor. Burada önemli olan şey ise insan biyolojisi. İnsan biyolojisi uzay ortamına hazır mı?’ demiştim. Dünyadaki yer çekimiyle Mars’taki, Ay’daki veya diğer gezegenlerdeki yer çekimleri benzer değil. Özellikle uluslararası uzay istasyonlarında yerçekimi neredeyse yok gibi. Biz buna ‘micro gravity’ yani ‘mikro yerçekimi’ diyoruz. Tabi insan vücudu, dünyadaki şartlara hazır olduğu için yerçekiminin olmadığı ortamlarda hücrelerimizin nasıl çalışacağını bilmiyoruz ya da bunun hakkında çok az şey biliyoruz. Bilebilmek için bu deneyleri özellikle uluslararası uzay istasyonlarında yapılan çalışmalarla desteklemeye çalışıyoruz. Orada uzun yıllardır çalışmalar yapılıyor ama dünyada yerçekimsiz ortam taklidinin sağlanabileceği laboratuvarlar, çalışmalar çok az. Biz de burada NASA’nın uzun yıllardır kullandığı ‘Acoustic Levitation’ adı verilen yeni nesil teknolojiyi kullanacağız. Nedir bu Acoustic Levitation teknolojisi? Acoustic Levitation özellikle iki plaka arasında sonik ses dalgaları oluşturan bir makine. Bu sonik ses dalgaları birbirleriyle uyuştuğu anda, aralarda boşluklar oluşuyor ve siz boşluklar arasında sıvı damlacıklarını tutabiliyorsunuz. O makine çalıştığı sürece bu sıvı damlacıkları yere düşmeden kalabiliyor. Biz bu teknolojiyi daha önce hiç sorulamamış bazı sorular üzerinde test edeceğiz. Bununla ilgili hem üniversitemizin BAP programına hem de TÜBİTAK’a başvuruda bulunduk.” şeklinde konuştu.

11 NİS 2022

II. MBG Günleri Kongresi alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi

Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Bu mesleğe gönül vermiş, bu alana yönelmiş insanlar olduğu sürece bu ülkenin sırtı yere gelmeyecektir”Günümüz teknolojilerinin bilim üzerindeki etkisini dile getiren Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Hep söylediğim gibi artık bilgi çağında yaşıyoruz. Bu bilgilere nasıl, nereden ulaşacağımız, hangisini kullanacağımız konusunda da sıkıntı yaşıyoruz. Biz bu bilgileri bulamıyorduk onun sıkıntısını yaşıyorduk sizlerde şimdi bilgi denizi içerisinde boğuluyorsunuz. Ancak ne olursa olsun söylemek istediğim şey, mesleğinizin her zaman gelişmeye açık bir meslek olduğu. Bilgi her 2 yılda 1 defa katlanıyorsa artık 2 yıl önceki bilgileriniz ortadan kalkmış denemez. Ancak demode olmuş durumda olabilir. Dolayısıyla biz öğrenciyken sadece 3 tip RNA’yı öğrenmiştik. Başka RNA bilmiyorduk. DNA’nın da öyle. Hatta kromozomun bize şekilleri çizildiği zaman dışına böyle protein bir kılıf çiziyorduk. İçerisine kromatif materyallerini çizgiler şeklinde gösteriyorduk. Bir de boncuklar vardı. O boncukların ne olduğunu pek bilmiyorduk bile. Ancak o zaman ki bilgilerimiz dâhilinde DNA molekülünün etrafı protein bir kılıfla sarılıyor. Bu da kromozomu meydana getiriyor diyebiliyorduk. Bizim onları öğrendiğimiz sıralarda sadece bu bilgiler vardı. Ama şimdi öyle mi? Değil. Bırakın bizim 3 tane RNA molekül çeşidini, günümüzde artık RNA molekül çeşitlerinin tiplemesini yaparak hastalık teşhisi koyuluyor. Öyle değil mi? Mikro RNA tiplemesi yapmak suretiyle artık biyopsiye bile gerek kalmadan insanların hangi tip hastalığa yakalandığını rahat bir şekilde söyleyebiliyorsunuz. Bu yüzden sizin kadar bu mesleğe gönül vermiş, bu alana yönelmiş insanlar olduğu sürece bu ülkenin sırtı yere gelmeyecektir.” ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Farmakogenetik esas itibariyle bireye özgü tedaviyi içermektedir”Farmakogenetik alanında yapılan çalışmalara ve günümüz etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk; “İnsan Genom Projesi başladığı zaman bu genom projesine çok farklı anlamlar yüklenmişti. İşte şu olacak bu olacak diyerek çıkarımlar yapılmıştı. Hatta ilk tahmin edilen şey E.Coli DNA’sının uzunluğundaki gen miktarıyla insan DNA’sının uzunluğundaki gen miktarıydı. İntronlar 1977 yılında ilk defa ortaya çıkartılmıştı. Ama insanlar çok fazla da bilmiyordu. Dolayısıyla bizim DNA’mızın bütününün Prokaryotik DNA’sı gibi arada hiç boşluk olmadan böyle genlerle dizili olduğu tahmin ediliyordu ve buna bağlı olarak da iki buçuk milyon tane genimizin olması bekleniyordu. 2003 yılında ilan edildiği şekliyle 22 bine düştü. Şimdi transnational science aslında Farmakogenetik dediğimiz çalışma alanı temel itibarıyla genom projesinden elde edilen verilerin sağlık alanında farklı şekilde uygulanması olarak aklınızda bulundurmanızı isterim. Zaten transnational science da temel birimden elde edilen bilgilerin başka alanlarda uygulanabilmesi olarak ifade edilebilir. Burada gördüğünüz gibi transnational science tıp olarak ya da transnational medicine olarak isimlendirilebilir. Ancak esas ifade de ‘bench to bed’ yani sizin laboratuvarınızda elde ettiğiniz verilerin yatakta yatan hastalara uygulanması, ona bir takım faydalar getirmesi şeklinde ifade edilebilir. Farmakogenetik veya Farmakogenomik dediğimiz bu bilim alanı da bu kapsamdaki alanların içerisine giren yeni bir disiplin olarak düşünülebilir. Bunun özellikle değişik şekillerde isimleri de var. İşte precision medicine de deniliyor. Yani kusursuz tıp olarak da isimlendiriliyor. Ancak şu biological engineering, computational and mathematical biology, systems biology vs. gibi alanlarda sonradan ortaya çıkan transnational science şeklinde karşımıza çıkan bilim alanları olarak ifade edilebilir. Bu yüzden Farmakogenetik esas itibariyle bireye özgü tedaviyi içermektedir.” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Aslı Kutlu; “Rett Sendromu da nöropatik nadir bir hastalıktır”‘Nadir hastalıklara ilişkin etki mekanizmalarının bilgisayar temelli yöntemler ile aydınlatılması: Rett Sendromuna kısa bir bakış’ konu başlığı üzerinden sunumunu gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Aslı Kutlu, görülen nadir hastalıklara dair bilgi verdi. Dr. Kutlu; “Nadir hastalıklar dediğimiz şey nedir? Nadir hastalıklar, kalıtsal olarak nüfusa kıyasla insanlarda çok daha az görülebilen, prevalansı düşük hastalıklardır. Şimdiye kadar literatürde yaklaşık 8 binden fazla nadir hastalık bulunmaktadır ve bunların %80’i genetik geçiş olarak bilinmektedir. Genelde nadir hastalıklı bireylerin %50’sini çocuklar oluşturmaktadır. Onlarda 5 yaşının altında olan bireylerdir ve maalesef ki 5 yaşının altındaki insanlarda nadir hastalıklar, ya fonksiyonel kayıplar ya da hayati kayıplarla yani ölümlerle sonuçlanır. Ancak çok kısıtlı bir kısmı 5 yaşının üzerine çıkarak yaşamlarını farklı, zorlu ve fiziksel engellerle sürdürebilirler. Rett Sendromu da nöropatik nadir bir hastalıktır. 30 bin kişide bir görülen nadir bir prevalansı var. Rett Sendromunda çalışmalar, önemli bir gen olan MECP2 (metil-CpG bağlayıcı protein 2) üzerindeki varyantların hastalık etkemik yapısı üzerindeki etkilerini moleküler kısmi hastalarında incelenmesi ile oluyor.” şeklinde konuştu.Enes Bal; “Hastaların yaklaşık %50’si çocuklardan oluşuyor”Nadir hastalıklara sahip olan bireylerin gereksinimleri hakkında bilgi veren Enes Bal; “Bizler hem SMA hem de gösterdiğim hedef hastalıklarla beraber olan nadir hastalıklar alanında çalışmalar yapıyoruz. Peki, nadir hastalık dediğimiz zaman, bunun tanımı nedir? Genel tanımı olarak bunu nasıl oluşturabilir ve kafamıza oturtabiliriz? Nadir hastalıkların ne olduğuna dair en yaygın açıklama, nüfusun 2000 veya daha azında görülen, hastalık sonrasında ilerleyici metabolik, kronik ve ölümcül tiplere sahip olan bir hastalık grubu olduğu şeklindedir. %80’ine yakın bir kısmı genetik temellidir ve hastaların yaklaşık %50’si çocuklardan oluşuyor. Maalesef ki bu yüzden popülasyonun %30’u 5 yaşını göremeden hayatını kaybediyor. Hastalığa sahip olunduğu çoğu zamanda özel gıda takviyelerine, özel tıbbi ilaçlara ve genetik tedavilere (hastaya spesifik olan genetik tedavilere) ihtiyaç duyuyorsunuz. Özel gıdalara ve tıbbi cihazlara da ihtiyacınız saf malzemeler ile artıyor. Tabi bunların dışında da nadir hastalıklar, hem hasta ve hasta ailesi için hem de toplum açısında süreci ve sonuçları çok ağır olan bir hastalık grubu.” dedi.Prof. Dr. Tuba Günel; “Biz de sizlerle birlikte tarihe tanıklık etmiş olduk”‘Genetik geleceği nasıl değiştirebilir?’ sorusu üzerinden değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tuba Günel, insan Genom Projesi ile tarihe tanıklık edildiğine dikkat çekti. Günel; “14 milyar yıllık bir evrimin sonucunda en büyük dönüm noktası İnsan Genom Projesi aslında bizler başlangıcına tanık olduk. Sizler bitişinde belki daha öğrenciydiniz ama biliyorsunuz 31 Mart’ta Science Dergisinde bir yayın çıktı ve nedir? İnsan Genom Projesi başladığında ve bittiğinde dendi ki ‘işte tüm şifre çözüldü’ ama %8’lik bir kısmı henüz tamamlanamamıştı. İşte 31 Mart 2022 tarihinde bu bilinmeyen %8’lik kısmı da tamamladılar ve o bilgileri bizlerle paylaştılar. Biz de o zaman dedik ki demek ki %8’lik kısmın tamamlanmasıyla tanısı koyulabilen yaklaşık 7 bin hastalığın belki de tedavisiyle ilgili büyük bir adım atılacağını da bu yayında yine bildirdiler. Biz de sizlerle birlikte tarihe tanıklık etmiş olduk.” şeklinde konuştu.Dr. Öğr. Üyesi Hasan Demirci; “Bilim ekip işidir”‘Yapısal Biyolojinin Türkiye’deki Parlak Geleceği’ konusuna dair konuşmasını gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Hasan Demirci, ekip çalışmasının öneminden bahsetti. Dr. Demirci; “Bugün size Türkiye’deki çok parlak bir gelecekten bahsedeceğim. Bugünden en az bir milyar kat daha parlak arkadaşlar. Ben femtosaniye ışınları kullanarak supramoleküler yani biyolojinin en büyük yapılarını çözmeye çalışıyorum. En büyük ve en zorlu problemlerini çözmeye çalışıyorum. Çalışıyorum diyorum arkadaşlar. Burada tekil konuşuyorum. Aslında öyle değil, çalışmazsınız. Bilim ekip işidir. Size çalışıyorum, yapıyorum diye anlatan insanlardan kaçın, uzaklaşın. Bilim ekip işidir. Hiç kimse hiçbir şeyi tek başına başaramaz. Sizin de bu noktada beraber çalışmayı öğrenmeniz lazım. Hem de bunu şimdi öğrenmeniz lazım. Yani ‘biz bir ekip olarak çalışıyoruz ve şüphesiz ki harika işler başaracağız’ diyebilin. Paylaşmak bu noktada çok önemli.” ifadelerini kullandı. ‘Pankreastik Kanserde Tümör Mikroçevresinin Hedeflenmesi’ başlığı altında sunum yapan Dr. Öğr. Üyesi Didem Karakaş Zeybek, şemalar üzerinden katılımcılara yapılan çalışmaları anlattı. Deney türleri ve farklılıklarından bahseden Zeybek, sunumunda detaylı hücre gösterimini aşamalarına ayırarak görsel açıdan ele aldı.Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan’ın yaptığı kapanış konuşmasının ardından Moleküler Biyoloji ve Genetik Kulübü üyeleri tarafından konuşmacılara plaket takdimi ile kongrenin ilk günü tamamlandı.Moleküler Biyoloji ve Genetik Kulübü öğrencileri tarafından düzenlenen, “Moleküler Biyoloji ve Genetik MBG Günleri” kongresinin ikinci gününde ise yine alanında önemli isimler kongrede yer aldı.  Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Doç. Dr. Pınar Öz, Yeditepe Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Genetik ve Biyomühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Üçışık, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, İstinye Üniversitesi İTBF Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Sinem Fırtına ve Gebze Teknik Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Prof. Dr. Ayten Kandilci katılım sağladı.Doç. Dr. Pınar Öz: “Uyku, yaşam boyu öğrenme ve bellek için gereklidir”İkinci günde “Uyku ve Nörogelişim” başlığı altında değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Pınar Öz şu değerlendirmelerde bulundu: “Rem uykusu ve Non Rem olarak 2 önemli fazı tespit etmek için elektro fizyolojik yöntemler uyguluyoruz. Bebeklikten itibaren derin uyku fazlarında artış gözlemleniyor. Zamanla uykuya duyduğumuz ihtiyaç azalıyor. Uykunun gelişimine baktığımızda uyku ve beyin, zaman geçtikçe gelişimini sürdürmeye devam ediyor. Beyin gelişimimiz doğumla bitmiyor. Sinoptik bağların kurulabilmesi için uykuya ihtiyacımız var. Uyku eksikliğinin yan etkisi olarak halüsinasyonlar görülmeye ve beynin aktivitesi bozulma görülmekte. Uykunun, takım ruhsal bozukluklarla ilişkili olduğu gözlemleniyor.” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Üçışık: “Her bilimsel gelişme birer ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkar” Kongrede “Nano- ilaçlar: Prensipleri, Özellikleri ve Uygulamalar” başlığı altında Kişiselleştirilmiş Tıp uygulamaları konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Üçışık,“Kişiye özel ilaç alımı ve her ilacın yan etkisi, iyi mi yoksa kötü mü geldiği kişilerin biyolojik farklılığına göre değişim gösteriyor. Bu bağlamda Kişiselleştirilmiş Tıp, gelecek değil günümüz. Hastalıkların çok önceden tespit edilmesi ve tedavilere erken başlangıç yapabilmek için biyobelirteçlerin tespiti ve geliştirilmesi önemli. İkinci olarak tedavisi gerçekleştirilecek hastaya, dokusuna güvenli bir şekilde tedavinin ulaşabilmesi açısından ilaç taşıyıcı sistemlerin de geliştirilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan: “Sizin için deney yapacak robotlar geliyor”Laboratuvarda bir deney gerçekleştirebilmeniz için öncelikle kalifiyeli bir bilim insanı olmak lazım” diyen Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ve TRGENMER Direktörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, “Transgenin hücre teknolojileri merkezi TRGENMER olarak sentetik biyolojiyi, CRISPR gen mühendisliğini kanser ve nadir hastalıklar gibi tedaviye muhtaç alanlarda insanlara tedavi üretebilmek için kullanmaya, araştırmaya, üretmeye çalışırken aynı zamanda Disruptive Technologies dediğimiz yıkıcı teknolojileri de sentetik biyolojiyle bir araya getirmeye çalışan birçok farklı proje geliştiriyoruz. İnsan geni projesi 2000 yılında açıklandığından itibaren sadece DNA’mızı okumuyoruz, okuduğumuzu anlıyoruz. Anladığımız kelimelerin yerlerini değiştiriyoruz. Cümlelerin ifadelerini, noktalamalarını, virgüllerini CRISPR veya diğer gen mühendisliği teknolojileriyle değiştiriyoruz. Son yıllarda yapılan çalışmalarla bütün bu gen mühendisliklerinin, analiz cihazlarının, mikroskop tekniklerinin hepsinin bir araya getirilebildiği ve buradaki bütün sonuçların işlendiği analiz edildiği ve yapay zekâyla doğru bilimsel ve istatistiksel olarak önemli sonuçların ortaya çıkartılabildiği bir devire giriyoruz. Bu devir artık bizim automated approach dediğimiz tamamıyla otomotize edilen yaklaşımlardan oluşuyor. Bildiğiniz gibi laboratuvarda bir teknik yapabilmeniz için, laboratuvarda bir deney gerçekleştirebilmeniz için sizin öncelikle kalifiyeli bir bilim insanı olmanız lazım. Çoğu teknikte başarılı bir şekilde deneylerinizi batırmadan ya da hatalı yapmadan çok iyi bir el becerinizin olması deney yapabilme tecrübenizin olması gerekiyor. ” dedi.Dr. Öğr. Üyesi Sinem Fırtına: “Nadir hastalıklarda genetik tanı, aileye çok şey kazandırıyor”İstinye Üniversitesi İTBF Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Sinem Fırtına, Nadir Hastalıkların Genetik ve Epigenetik Temellerinden bahsederek; “ Nadir hastaların aile öyküsünü dinleyerek nasıl bir temele sahip olduğuyla ilgili genetik alt yapının tespit edilmesi aileye, genetik danışmanlıkta bazı terapi seçenekleri için oldukça yararlı. Aileye özgü gen analiz akışları yapılarak bu tanılara kolaylıkla ulaşılabilir. Anne babada olmayan ancak çocukta ortaya çıkan ‘De Novo’ varyantı gibi olasılıklar da hastaların genom bilgisine ulaşılıp, hastalığın kalıtım şeklini ve hedef genlerini öğrenerek tespit edilebiliyor. Nadir hastalıklarda epigenetik değişimler var. Bunu hastalığın sebebi ya da sonucu olarak görüyoruz.” dedi.Prof. Dr. Ayten Kandilci: “Bir Hipotezin yanlış olması, size araştırma yolunda yeni yollar yaratabilir”Kongrede “DEK Proteinin Fonksiyonel Karakterizasyonu” başlıklı konuşmasında Multipl Miyelom hastalığına da değinen Prof. Dr. Ayten Kandilci, “Plazma hücrelerinden birinde oldukça nadir görülen bir kanser türü. Plazma hücreleri aslında kemik iliğinde ve bağışıklık sistemi hücrelerinden bir grup hücre. Diğer kanserlerde olduğu gibi plazma hücrelerinde de genetik epigenetik bazı DNA hasarlarının bir kısmı ve bunun sonucunda da hastalık görülüyor. Diğer kanserlerde olduğu gibi plazma hücrelerinin bir kısmı ölüyor, kemik iliğinde birikiyor ve kan hücrelerinin fonksiyonlarını engelleyerek hastalık tablosu ortaya çıkıyor. Normal ve kanseröz plazma hücrelerinde DEK ifadesi azalmaktadır. Bu durum genin kopya sayısındaki artıştan etkilenmemektedir. Dek proteinin yokluğu normal ve kanseröz plazma hücrelerinin histopatolojik ayırıcı tanısında marker olarak kullanılabilir.” ifadelerini kullandı.

05 NİS 2022

Siber Suçlar konuşuldu…

Prof. Dr. Serhat Özekes; “İşlenen suçlara yeni bir suç ortağı eklendi”Prof. Dr. Serhat Özekes, elektronik cihazların hayatımıza girmesi ile birlikte gelen iyi ve kötü yanları konu aldı; “Çağımız gereğince ilerleyen teknoloji hayatımızın her anında bulunmaya başladı. Bununla birlikte işlenen suçlara yeni bir suç ortağı eklendi; ‘elektronik cihazlar.’ Elektronik cihazların hayatımıza girmesi ile birlikte hayatımızın büyük bir kısmını bilen, dahası bunu depolayabilen bir tanık ortaya çıktı. Bu tanıklar, kimi zaman suçlular tarafından kötüye kullanılsa da çoğunlukla arkasında dijital bir delil bıraktığını bilmeyen veya bunun imhasını yapamayan suçluları tespit etmek isteyen bilişimciler tarafından, fırsata çevirerek suç ve suçlunun tespiti dijital ortamda sağlanmaktadır.” dedi.“Suç tiplerinin çoğu bilişim sistemi kullanılarak işlenebilir.”Prof. Dr. Serhat Özekes, hangi suçların siber suç kapsamına girdiğinden bahsetti ve ülkemizde yapılan siber suçların hukuki durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Özekes, “Siber suç kavramı, bir bilişim sistemi güvenliğini, buna bağlı birimleri ve kullanıcıları hedef alan ve bilişim sistemini kullanarak işlenen suçlara verilen genel bir isim. Siber suçu, diğer suçlardan ayıran en önemli özellik, bilişim sistemi olmadan işlenemiyor olması. Suç tiplerinin çoğu, bilişim sistemi kullanılarak işlenebilir. Ancak bu durum, bu işlenen her suçu siber suç olarak yapmıyor. ‘Avrupa siber suçlar sözleşmesi’ adında bir sözleşme var. Sözleşmeye göre, siber suç, bilişim sistemine izinsiz olarak ve hukuka aykırı olacak şekilde girilmesi ve sonrasında yapılan eylemlerin tümü olarak adlandırılıyor. Siber suçların hedefinde, bir kişi, bu kişinin mal varlığı veya kişinin sisteminin kendisi olabiliyor. Sisteme girerek zarar verme, veri ekleme, sistemin kullanımını engelleme, özel hayatın gizliliğine müdahale etme, iletişimi engelleme, iletişimi izinsiz takip etme ve kayıt etme gibi eylemler siber suç kategorisine girmektedir. Bizim en kıymetli varlıklarımızdan birisi, veri. Verilere yeni verilerin eklenmesi. Yani olmayan bir dosyayı ekleyerek o kişiye zarar verme çabası, var olanları değiştirmesi ve var olanların silinmesi bu kapsamda veriye yönelik suçlar kapsamında değerlendiriliyor. TCK’ da bu siber suçlarla ilgili çeşitli düzenlemeler bulunmakta. Bunlara değinecek olursak öncelikle tanımlanmış olan bir bilişim sistemine girme suçu veya bir kısmına girme olarak tanımlanıyor. Burada veri silinmesi veya bedel karşılığı hizmet verilen sistemlere karşı bu suçun işlenmesi durumunda bir artırıcı sebep olarak değerlendiriliyor.” şeklinde konuştu.

31 MAR 2022

Prof. Dr. Butt ile Organik Tarım konuşuldu…

“Hedef zararlıyı ortadan kaldırmak değil, zararlının zarar seviyesini en aza indirmektir”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk moderatörlüğünde gerçekleştirilen programda Prof. Dr. Tariq Butt, organik tarım hakkında değerlendirmelerde bulundu:Hedef zararlıyı tamamen ortadan kaldırmak değil zararını azaltmaktır“Sürdürülebilir organik tarım için kimyasal madde kullanımına sınırlama getirilmiştir. Kimyasal pestisitlere alternatif yöntemlerden en önemlisi doğal düşmanların kullanıldığı biyolojik mücadele yöntemidir. Organik tarım, çevresel ve ekonomik olarak sürdürülebilir tarımsal üretim sistemini oluşturmayı amaçlayan bir yaklaşım olarak tanımlanabilir. Organik tarımda, biyolojik mücadele uygun diğer mücadele yöntemleri ile uygulandığında çok daha etkili sonuçlar vermektedir. Organik tarımda zararlılarla mücadelede hedef zararlıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, zararlının zarar seviyesini en aza indirmektir. Bununla birlikte, organik tarım yapılan alanda bir üretim döneminde yetiştirilen bitkilerdeki zararlılarla mücadelede kullanılacak olan entomopatojenlerdir. Entomopatojenik mantarlar böceklerin ve öldürmelerin bir paraziti olarak işlev görebilen veya onları ciddi şekilde devre dışı bırakan mantarlardır.” şeklinde konuştu.Üsküdar Üniversitesi mezunları da çalışmada yer aldı! Prof. Dr. Butt’ın Türkiye’de yalnızca akademik değil, saha çalışmaları yaptığı da bilinirken,  Butt’un Birleşik Krallık’ta oldukça pahalı ve az bulunan kestane üzerinde yapmış olduğu çalışmalarda kestane biti ve kestane tortrixin larvalarını Türkiye'de Aydın'daki bir kestane işleme fabrikasından elde ederek çalışmalarında kullandığı da biliniyor. Bunun yanı sıra Üsküdar Üniversitesi mezunlarından Yarkın Çetin ve Merve Gözdenur Demirbek, Butt ile ortak çalışmada bulunarak bu alanda bir makale ortaya koydu.Moleküler Biyoloji ve Genetik Kulübü Temsilcileri ise bahar döneminde benzer etkinliklerin devam edeceğini belirtil.Butt’un çalışma alanları, biyokontrol ve doğal ürünler (Biocontrol and Natural Products; BAP) grubuna liderlik etmek olarak biliniyor. Swansea Üniversitesi'nde kurulan bu grubun amacı küresel ve sosyo-ekonomik öneme sahip eklem bacaklı haşerelerin kontrolü için sürdürülebilir, çevre dostu ürünler ve stratejiler geliştirmek.

24 MAR 2022

Konutlarda risk var

Prof. Dr. Osman Çerezci, konu hakkında şu açıklamada bulundu: “Yüksek gerilim hattının altındaki konutlarda risk var. Bu, tehlike boyutunda değil ama belirli bir olumsuzluk taşıdığı bilimsel olarak bilinen bir gerçektir. Elektromanyetik kirliliğin tadı yok, kokusu yok, fark edilemiyor. En çok çocuklar ve yaşlılar etkileniyor. Dünya Sağlık Örgütü, elektromanyetik kirliliği kanser yapıcı etkenler listesine ekledi. Avrupa, bu konuda oldukça hassas davranıyor. 2004 yılından bu yana 5 kişiden fazla işçi çalıştıran fabrika ve kurumlarda ölçümler yaptırmayı zorunlu hale getirdi. Limit değerler İtalya, Hollanda, İsviçre'de çok düşük iken bizde çok yüksek. Planlamaları doğru yaparak sınır değerler aşağıya çekilmeli. Uluslararası kuruluşlar, sınır değeri 200 mikrotesla olarak açıklıyor. Ülkeler, sıfır ile 200 arasında bir değeri sınır olarak belirleyebilir. Ülkemizde direk 200 mikrotesla sınır değer olarak uygulanıyor. Mesela İsviçre, sınır değeri 1 mikrotesla olarak baz alıyor. Bazı ülkeler 0,4 mikroteslayı sınır değer alıyor. Bunun nedeni sağlık açısından riskleri azaltmaktır. Öte yandan hattın taşıdığı güce bağlı olarak 30-50 metrelik mesafeyi korumakta fayda var.”Bursa Görüş

18 MAR 2022

Üsküdar heyeti Adli Tıp Kurumu Yeni Başkanı Aslıyürek’i ziyaret etti

Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Adli Tıp Kurumu Başkanlığı görevine 2011 yılından bu yana Adli Tıp Kurumu Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Dr. Hızır Aslıyüksek atandı.Aslıyürek’in bugün Üsküdar Üniversitesinden ziyaretçileri vardı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Genel Sekreter Selçuk Uysaler, Genel Sekreter Yardımcısı Ayşe Öztürk, Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Sait Cahit Alkış ve Adli Bilimler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nurettin Nezih Anolay göreve yeni atanan Dr. Hızır Aslıyüksek’i makamında ziyaret etti.Aslıyüksek ile bir süre görüşen Üsküdar Üniversitesi heyeti, başkana yeni görevinde başarılar diledi.Aslıyürek de hayırlı olsun ziyaretinde bulunan Atasoy ve beraberindekilere teşekkürlerini iletti.

11 MAR 2022

Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) 2021 Raporları açıklandı!

 Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, 2005-2010 ile 2015-2027 dönemleri Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi ve önceki Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, dünyayla aynı anda yaptığı açıklamada şunları söyledi:Pandemi uyuşturucuyla mücadele konusunda yeni zorluklara neden olduUluslararası topluluk, koronavirüs (COVID-19) salgını ile mücadelesine 2021 yılında da devam etti. Hafifleme emaresi göstermeyen salgın, insanların çektiği büyük sıkıntıların daha da uzamasına, ulusal sağlık sistemlerinin üzerine büyük bir yük eklenmesine, ülkelerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına yönelik sağladıkları ilerlemenin yavaşlamasına ve uyuşturucu kontrolü konusundaki (uluslararası) sözleşmelerin amaçlarına ulaşılmasının önüne yeni zorluklar çıkmasına neden olmaya devam etti.Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Üye Devletleri, uyuşturucu kontrolüne yönelik hem COVID-19 öncesinde var olan hem de COVID-19 salgını sonucu ortaya çıkan zorlukları aşmaları amacıyla destekliyor. COVID-19 salgını sonucu ortaya çıkan zorluklara yönelik örnekler INCB'nin hem COVID-19 salgınının küresel ilaç tedarik zincirini nasıl etkilediğini hem de COVID-19 hastalarını tedavi etmek için kontrollü ilaçlara yönelik artan talebi analiz ettiği 2020 Yıllık Raporlarında yer aldı.INCB 2021 Raporlarında, Üye Devletleri uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin hedeflerine ulaşılabilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına yönelik ilerleme sağlanabilmesi için nasıl desteklediği gibi geleneksel konular ele alınıyor. Raporlarda, COVID-19 tedavisinde kullanılan kontrollü ilaçların bulunabilirliği de inceleniyor.Organize suç gruplarının yasadışı finansal hareketleri incelenmeliRaporların tematik bölümü, yasadışı nakit akışının uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkisine ve bu gelişmelerin toplum üzerindeki daha geniş etkilerine odaklanıyor. Uyuşturucu kaçakçılığı organize suç grupları için oldukça kazançlı bir sektör olduğundan ve bu gruplar yasadışı faaliyetlerini genişletmek ve sürdürmek için yasadışı nakit akışlarına güvendiğinden, INCB, yasadışı finansal hareketlerin özel ilgi ve incelemeye alınması gerektiğini değerlendiriyor.  Uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili yasadışı nakit akışları, rüşvet, suç, yolsuzluk ve eşitsizliği teşvik ettiği ve siyasi ve sosyal istikrarsızlığa yol açtığı için geniş bir toplumsal etkiye sahip bulunuyor. Yasadışı nakit akışı, sürdürülebilir kalkınma için çok değerli kaynakların başka amaçlarla kullanılmasına yol açabilir. Yaşa dışı nakit akışı sınır veya milliyet tanımadığından mücadelenin ortak yürütülmesi gerekiyor. INCB üye devletlere söz konusu soruna çözüm bulunması için bir dizi öneride bulunuyor.Cannabis’in tıbbi olmayan amaçlar için kullanımı sözleşmelere ters Yıllık Raporlarda ele alınan başlıklardan biri de Cannabis (Kenevir). Sayısız üye devlet, cannabis’in tıbbi olmayan amaçlarla kullanımını suç olmaktan ve cezadan muaf kıldı. Birçok kesim bu durumu cannabis’in tıbbi olmayan kullanımının yasallaşması olarak yorumladı. Ancak, cannabis’in tıbbi olmayan amaçlar için kullanımının yasallaşması uyuşturucu kontrolü sözleşmeleriyle ters düşüyor. Yıllık Raporlarda bu bağlamda “yasallaştırma”, suç olmaktan ve cezadan muaf kılma” kavramları da inceleniyor.Sosyal medya platformları önemli riskler barındırıyorRaporlarda, internetin uyuşturucu kullanımındaki rolü, özellikle de internet üzerinden uyuşturucu satışı ve sosyal medyanın uyuşturucu kullanımına nasıl etki yaptığı ele alınıyor. Yıllık Raporlarda, organize suç gruplarının uyuşturucu satmak için interneti, e-ticaret platformlarını ve darknet (karanlık internet)’i nasıl kullandığını da araştırıyor. Yıllık Raporlar, sosyal medyanın sadece uyuşturucu kullanımıyla ilgili olumsuz davranışları özendirerek teşvik etmekle kalmadığını, aynı zamanda kullanıcılara birçok platformda esrar, reçeteli ağrı kesiciler ve diğer kontrollü maddeleri satın alma fırsatı sunduğunu ortaya koyuyor. Bu, yalnızca gençlerin sosyal medya platformlarının başlıca kullanıcıları olduğu için değil, aynı zamanda sosyal medya platformlarına maruz kalma ile uyuşturucu kullanımı arasında artan bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar olduğu için de büyük önem taşıyor. Bu nedenle, konunun sadece hali hazırdaki kullanıcılar için değil, sosyal medya platformlarını günlük yaşamda kullanacak gelecek nesiller için de ele alınması zorunludur.INCB, üye devletleri eğitim konusunda desteklemeye devam ediyorINCB, uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin uygulanmasında üye devletleri desteklemeye kararlıdır. INCB Learning ve INCB Tehlikeli Maddelerin Hızla Yasaklanması Küresel Programı (GRIDS) söz konusu desteğe yönelik önemli örnekleri teşkil ediyor. COVID-19 salgını nedeniyle ortaya çıkan zorluklara rağmen, INCB Learning programı 2020 Kasım-2021 Kasım döneminde 95 yetkili için üç çevrim içi kurs düzenleyebildi. GRIDS Programı Üye Devletleri eğitim ve INCB araçlarına ulaşım dahil olmak üzere birçok şekilde desteklemeyi sürdürebildi. INCB, Üye Devletleri uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin hedeflerine ulaşılabilmesi için mevcut tüm programlarından yararlanmaya teşvik ediyor.Uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin ana hedefi insanlığın sağlığını ve refahını korumaktır ve kolektif refahımızın tehdit altında olduğu bir dönemde INCB'nin bu hedefe ulaşmak için ortaya koyduğu çalışmalardan büyük gurur duyuyorum. Uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin hedeflerine ulaşmak ve ilgili Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarında ilerleme kaydetmek istiyorsak, toplumun tüm seviyelerinde birlikte ortak hareket etmemiz gerekiyor.Uluslararası Narkotik Kontrol KuruluUYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞIYLA BAĞLANTILI YASADIŞI NAKİT AKIŞLARI VE KALKINMA VE GÜVENLİK KONULARINA ETKİLERİ Yasadışı nakit akışlarının tanımlanmasıUyuşturucu kaçakçılığı sonucu ortaya çıkan yasadışı nakit akışı yolsuzluk, rüşvet, organize suç ve eşitsizlik şeklinde toplum için büyük tehdit oluşturuyor ve siyasi ve toplumsal istikrarsızlığa yol açabiliyor. Uyuşturucu kartellerinin ve organize suç gruplarının servetlerini arttırıyor. Yasadışı nakit akışı, kaynakların yoksulluğu azaltmak, sosyal ve ekonomik kalkınmayı geliştirmek için oluşturulan girişimler yerine başka kanallara aktarılmasına yol açıyor.Yasadışı finansal akışlar terimi, uyuşturucu kaçakçılığı, yolsuzluk veya vergi kaçakçılığı gibi yasadışı eylemlerden elde edilen parayı veya suç veya terörizmin finansmanı gibi yasadışı amaçlar için kullanılan mali kaynakları kapsıyor.Yasadışı finansal akışların durdurulması için ülkelerin birlikte hareket etmesi gerekiyor, çünkü uluslararası sınırları aşan finansal hareketleri takip edip orijinal kaynağa erişmek ve sahiplerinin hesap vermesini sağlamak zorlaşıyor.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerin organize suç örgütleri nedeniyle her yıl milyonlarca dolar kaybettiği tahmin ediliyor.Uyuşturucu kaçakçılığı, finansal akışlar ve topluma maliyetiUyuşturucu kaçakçılığı, dünya çapında artan uyuşturucu kullanımı nedeniyle organize suç grupları için en kazançlı işlerden biridir. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) 2021 Dünya Uyuşturucu Raporlarına göre, dünya çapında yaklaşık 275 milyon insan 2019'da uyuşturucu kullandı. Bu da 2010 yılına göre yüzde 22’lik bir artış anlamına geliyor. Cannabis, dünya çapında tahmini 200 milyon kullanıcıyla hala en yaygın kullanılan uyuşturucudur. Ayrıca, opioid kullanım bozukluklarından ölümler aynı dönemde dünya genelinde yüzde 41 artış gösterdi.Uyuşturucunun her aşaması ele alınmalıUyuşturucu kullanımı ve küresel uyuşturucu kaçakçılığı toplumlara yüksek bir maliyet çıkarıyor. Veriler, yüksek düzeyde uyuşturucu kaçakçılığı, ekimi, dağıtımı ve tüketimi olan ülkelerde yüksek düzeyde istikrarsızlık, şiddet, şiddet içeren suç ve cinayet olduğunu da gösteriyor. Olumsuz etkileri ve insanlara ödettiği maliyeti engellemek için, yetiştirme ve üretimden nakliye, dağıtım ve satışa kadar uyuşturucu kaçakçılığının tüm aşamalarının ele alınması şart.Yasadışı uyuşturucu arzını sınırlamaya ek olarak, uyuşturucu kaçakçılarının yasadışı finansal akışlardan elde ettiği kârları en aza indirmek de büyük önem taşıyor. Uluslararası seviyede finansal şeffaflık, kara para aklamayı engelleyecek güçlü yasalar ve yasadışı finansal akışların belirlenmesi için Hükümetler arasında iş birliği, organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelenin önemli unsurlarını oluşturuyor.Yasadışı finansal akışların gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisiUyuşturucu kaçakçılığından kaynaklanan yasadışı finansal akışlar, birçok ülkenin istikrarı ve güvenliğinin yanı sıra siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmasını da tehdit ediyor. Yasadışı kapital akışı, kamu girişimlerini ve hükümet programlarını fonlayacak yüz milyonlarca ABD Doları değerindeki çok ihtiyaç duyulan vergi gelirlerinin kaybı anlamına geldiğinden özellikle kalkınmakta olan ülkeler için yıkıcı oluyor.Buna ilave olarak gelişmekte olan ülkelerden gelen yasadışı finansal akışlar, genellikle gelişmiş ülkelerdeki bankalara ulaşıyor. 2021'deki Pandora Belgeleri, 2020'deki FinCEN Dosyaları, 2017'deki Paradise Belgeleri ve 2016'daki Panama Belgeleri, yasadışı gelirlerin uluslararası finansal sistemi nasıl bozduğunu ve baltaladığını ve kaynakları kalkınmadan nasıl uzaklaştırdığını ortaya koyuyor.Özellikle 2021 Pandora Belgeleri, politikacılar, üst düzey yöneticiler ve 45 ülkeden 130'dan fazla milyarder tarafından finansal bilgileri gizlemek için kullanılan offshore mekanizmalarına ilişkin bilgileri ortaya çıkararak kurumsal şeffaflığın önemini ön plana getirdi. Şeffaf olmayan kurumsal yapılar ve hesap sahiplerinin anonim kalması, suçların soruşturulması ve kovuşturulması ile yasadışı finansal akışların ifşa edilmesinin önünde önemli bir engel teşkil ediyor.Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının gerçekleştirilmesine etkileriGelişmekte olan ülkelerden her yıl milyarca doların yasa dışı yollardan başka ülkelere aktarıldığı tahmin ediliyor. Bu durum kamu kaynaklarının erimesine ve 2030 yılına kadar Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına erişilebilmesi için ihtiyaç duyulan kaynakların yaratılmasına yönelik çabaları baltalıyor. Aslında yasadışı finansal akışların azaltılması, hedeflerden (1.4) birini teşkil ediyor.Uyuşturucu kaçakçılığı eşitsizliği, yoksulluğu derinleştiriyorUyuşturucu kaçakçılığı sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar ve rüşvet, yasal kaynakların başka yönlere aktarılması yoluyla yasadışı finansal akışa imkân sağlıyor. Bu da iyi yönetişimi zayıflatıyor, ekonomik kalkınmayı engelliyor ve eşitsizliği, yoksulluğu ve çevre krizini derinleştiriyor.Yasadışı finansal akışlar özellikle Afrika’da yüksek oranda görülüyor ve birçok ülkenin kalkınmasına zarar veriyor.  Kıtanın gayri safi hasılasının yaklaşık yüzde 3,7'sini oluşturan tahmini 88,6 milyar ABD doları, her yıl yasadışı finansal akışlar nedeniyle kaybediliyor. Bu, resmi kalkınma yardımı ve doğrudan yabancı yatırımının yıllık toplam miktarıyla neredeyse aynı. Hükümetlerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını hayata geçirebilmeleri ve COVID-19 salgınının sağlık, sosyal ve ekonomik etkilerine çözüm bulmak için gerekli fonlara ve kaynaklara sahip olmaları için yasadışı finansal akışların incelenmesi bir öncelik olmalıdır.Yeni teknolojilerin yasadışı finansal akışlar üzerindeki etkisiKüreselleşme güçlendikçe para ve sermaye hareketleri kolaylaşıyor. Dijital para birimleri, mobil ödemeler ve e-cüzdan hizmetleri gibi yeni teknolojiler sayesinde uluslararası fon transferi daha kolay ve hızlı yapılabiliyor. Bununla birlikte, kullanıcıları ve süreçleri anonimleştiriyor ve yasadışı finansal akışlar için yeni yollar yaratıyor. Organize suç grupları, kara para aklamak ve kârlarını azami seviyeye çıkarmak için bu teknolojileri kullanıyor.Yeni teknolojiler, organize suç gruplarına imkanlar yaratıyorYeni teknolojiler, uyuşturucu, silah ve insan ticareti için rekabet eden organize suç grupları için yeni imkanlar yaratırken diğer taraftan da suç faaliyetlerini tespit etmeye ve izlemeye çalışan yetkililer için yeni engeller ortaya çıkarıyor. Finansal hizmetlerde ileri bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımı arttıkça yasadışı finansal akış tehditleri de o oranda artıyor.INCB, hükümetlere uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili yasa dışı mali akışlarla mücadelede yardımcı olmak üzere paydaşlarla bir dizi küresel istişare gerçekleştiriyor. INCB, ayrıca, Tehlikeli Maddelerin Küresel Hızlı Yasaklanması (GRIDS) Programı aracılığıyla, tehlikeli maddelerin üretimi ve ticareti yoluyla potansiyel yasadışı finansal akışların oluşmasına karşı hükümetler ve finansal hizmetler alanında faaliyet gösteren özel sektör ortakları arasında farkındalık yaratıyor. Program ayrıca, Hükümetler ve finansal hizmet sağlayıcılar arasındaki gönüllü iş birliği çabalarını teşvik ediyor ve destekliyor.Tavsiyeler Yasadışı finansal akışlar uluslararası sınırları aştığı için üye devletlerin birlikte harekete geçmesine ihtiyaç duyuluyor. INCB, ülkelere yasadışı finansal akışlarla mücadelede yardımcı olmak için bir dizi tavsiyede bulunuyor. Üye devletlere şu tavsiyelerde bulunuluyor:İstihbarat paylaşımı, yasadışı mali akışları araştırmak ve organize suç ağlarını belirlemek için ulusal ve uluslararası düzeylerde uzmanlaşmış görev güçleri oluşturulmasıEtkin şeffaflığı ve uygun cezaların verilmesini sağlayacak yasalarKara para aklamayla mücadele önlemlerinin daha da güçlendirilmesiYasadışı finansal akışları da kapsayacak şekilde uyuşturucu arz ve talep azaltma stratejilerine eşit olarak odaklanılmasıEğitim müfredatına sivil ve ahlaki değerlerin erken bir aşamada dahil ederek yolsuzluğu ve yasadışı ekonomiyi engelleyecek bir hesap verebilirlik ve şeffaflık kültürünün teşvik edilmesiYasadışı finansal akışlar ve uyuşturucu kaçakçılığı arasındaki ilişki ve bunların istikrar ve kalkınma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında farkındalığı artırmak için özel sektör, sivil toplum ve kamu ile çalışılmasıBaşta uyuşturucu kaçakçılığı, yasadışı finansal akışlar ve yolsuzluk olmak üzere sınır aşan organize suçlarla mücadele ile ilgili tüm Birleşmiş Milletler sözleşmelerine taraf olunması ve uygulanmalarıKara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadeleye İlişkin Uluslararası Standartların uygulanmasıTehlikeli madde kaçakçılığıyla mücadele amacıyla e-cüzdan ve dijital para birimleri gibi yeni ortaya çıkan finansal hizmet ve ürünlerin kötüye kullanılmasını önlemek için adımlar atılmasıKÜRESEL KONULARUluslararası insani acil durumlar için kontrollü maddelere gecikmeden erişimKontrollü maddelerin mevcudiyeti ve bunlara erişim, acil durumlarda kaliteli bakım sağlamanın temelini teşkil ediyor. COVID-19 salgını sırasında, acil durumlarda basitleştirilmiş kontrol önlemlerinin etkinliği test edilmiştir.INCB, üye devletlerin acil durum hazırlıklarını geliştirmelerine yardımcı olmak için, acil durumlarda kontrollü maddelerin zamanında tedarikini kolaylaştırma konusunda ülkelerin ve insani yardım kuruluşlarının tecrübelerini derleyerek yayınladı.  INCB, üye devletleri mevcut ulusal mevzuatlarını gözden geçirmeye ve acil durumlarda kontrollü maddelerin uluslararası ticaretinde daha fazla esnekliğe izin vermeye teşvik ediyor.İlaçların tıbbi olmayan amaçlarla kullanımının teşvik edilmesinde sosyal medyanın rolüSosyal medya platformları, tıbbi olmayan uyuşturucu kullanımının kolaylaştırılması ve cazip hale getirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi olumsuz davranışı teşvik ediyor. Sosyal medya platformlarında cannabis, reçeteli ağrı kesiciler ve diğer kontrollü maddeleri kolayca satın alma imkânı bulunabiliyor. Gençler, sosyal medya platformlarının başlıca kullanıcıları olmanın yanı sıra uyuşturucu kullanım oranlarının da yüksek olduğu gruptur. Sosyal medyaya maruz kalma ve uyuşturucu kullanımı arasındaki bağlantı, üye devletleri bu alanı düzenlemede daha aktif bir rol almaya hazır hale getirmelidir. INCB, sosyal medya şirketlerinin platformlarını denetlemesini ve kendi düzenlemelerini yaparak tıbbi olmayan ilaç kullanımı reklamlarını ve tanıtımını sınırlamalarını tavsiye ediyor.COVID-19, narkotik ilaçlar ve psikotrop maddelerCOVID-19 salgını sırasında ilaçlarda kullanılan bazı ana maddelerin üretimindeki kesinti bazı üretici ülkelerde küresel arz zincirini etkiledi. Bazı ülkelerce sınırların kapatılması ve fiziksel mesafe kuralları lojistik sorunları daha da karmaşıklaştırdı.2020 yılına ait narkotik ilaçlara ilişkin konsolide istatistikler, bazı ülkelerde özellikle fentanil ve analogları olmak üzere tüketimde, üretimde ve stoklanmada artış olduğunu gösteriyor. Bu eğilim, büyük ölçüde yoğun bakım ünitelerinde COVID-19 hastaları için ağrı kesicilere yönelik artan ihtiyaçtan kaynaklanıyor.Salgının başlangıcında, dünyanın bazı bölgelerinde midazolam maddesini içeren ilaçların bulunamadığına dair raporlar vardı. Midazolam’ın ciddi COVID-19 vakalarının tedavisinde çok önemli olduğu kanıtlanmış bulunuyor. Bulunamama, kısmen yüksek talepten ve COVID-19 nedeniyle sınırlarda uygulanan kısıtlamaların yol açtığı teslimat ve nakliye aksaklıklarından kaynaklandı. Salgının ilerleyen günlerinde, üye devletler tarafından sağlanan veriler, durumun düzeldiğini ve ülkelerin dünya genelinde midazolam ithalat ve ihracatını başarıyla sürdürdüklerini gösteriyor.Ağrı yönetimi için kullanılan kontrollü ilaçların tüketiminde bölgesel farklar varlığını sürdürüyorAğrı kesici genel opioid analjezik tüketimine ilişkin bölgesel analizler, bölgeler arasında hâlâ büyük farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Neredeyse tüm opioid analjezik tüketimi, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi gelişmiş bölgelerde yoğunlaşırken, dünyanın diğer bölgelerindeki tüketim söz konusu bölgelerdeki nüfusun tıbbi ihtiyaçlarını karşılamak için genellikle yetersiz kalıyor. 2018-2020 döneminde ağrı yönetimi için en yüksek ortalama opioid tüketimini bildiren ülkeler, sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Avusturya, İsrail ve Belçika olmuştur.Küresel düzeyde, narkotik ilaçlar üretmek için kullanılan opiyat hammaddeleri, 2021 ve 2022 için bildirilen küresel ihtiyaçları karşılamaya yeterli seviyede kalmaya devam ediyor. Birçok ülke, opioid analjeziklerine yönelik tıbbi ihtiyaçlarını doğru şekilde tahmin etmediği veya bunlara sınırlı erişime sahip olduğu için, narkotik ilaçların mevcudiyetinde bölgeler arasındaki farklılıklar varlığını sürdürüyor. INCB, tüm ülkeler ve bölgeler için yeterli bulunabilirliğin sağlanmasının önemini vurguluyor ve daha fazla kaynağa sahip üye devletlere, daha az kaynağa sahip devletlere narkotik ilaçlara erişim ve bulunabilirliği sağlama konusunda yardımcı olmaları için çağrıda bulunuyor.Fentanil ve fentanil analogları konusunda yaşanan zorluklar Fentanil ve fentanil analogları, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nde sentetik opioidlere atfedilen aşırı doz ölümlerinin sayısını artırmaya devam ediyor. Aşırı doz ölümlerinde fentanil analoglarının rolü genellikle tespit edilmediğinden ve bu nedenle yeterince raporlanamadığından sorunun daha yaygın olduğu tahmin ediliyor. Bu tür analogların tanımlanması için özel toksikoloji testlerinin uygulanması gerekiyor.Fentanil analogları çok güçlüdür ve genellikle küçük miktarlarda ve küçük paketlerde ticareti yapılır. Satıcılar, platform yöneticileri tarafından tespit edilmemek için e-ticaret platformlarında ve darknet’te (karanlık internette) fentanil analoglarını pazarlayarak kâr elde edebiliyor.INCB, mevcut tıbbi, endüstriyel veya diğer meşru kullanımları olmayan 140'tan fazla fentanil ile ilgili maddenin listesini tutuyor. INCB, üye devletleri ve endüstri ortaklarını, listede yer alan maddelerin üretimi, pazarlanması, taşınması ve paraya çevrilmesini engellemek üzere listeden yararlanmaya çağırıyor.1988 Sözleşmesinin 13. Maddesi, yasadışı uyuşturucu üretiminin gelişimini izlemek için büyük fırsatlar sunuyorYasadışı uyuşturucu üretiminin hızlı gelişimi, yasadışı üretimde kullanılan ekipman ve malzemelerle ilgili 1988 Sözleşmesi'nin 13. maddesinin daha iyi uygulanması için daha hızlı hareket edilmesini gerektiriyor.INCB, 13. maddenin operasyonel kullanımının artırılmasına ilişkin iki uzman grubu toplantısı düzenledi. Bu toplantılar sonucu özel kullanım malzemelerinin amaç dışı kullanımının önlenmesi ve araştırılması konusunda başarılı çok taraflı iş birlikleri ortaya kondu. Uzmanların katkıları, INCB tarafından 2022'de gözden geçirilecek ve ardından uluslararası toplumla paylaşılacak bir farkındalık yaratma ve rehberlik belgesinde toplandı.ÖNCÜL MADDELER 2021 RAPORUKimyasal Öncüllerin kontrolünün ve düzenleyici çerçevesinin güçlendirilmesi gerekiyorINCB tarafından 2021 Haziran ayında Hükümetler tarafından kimyasal öncü maddelerle ilgili hükümlerin uygulanmasına yönelik olarak gerçekleştirilen kamuoyu yoklamasına göre internet üzerinden yapılan ticaret de dahil olmak üzere kimyasal öncü maddelerin ulusal seviyede üretimi, ticareti ve dağıtımı konusunda ciddi eksiklikler bulunuyor. Siz konusu kontroller olmadan kaçakçılar kimyasal öncü maddeleri durumun farkında olmayan tacirlerden elde edebilir.  Araştırmaya katılan Hükümetlerin üçte biri 1988 Sözleşmesinin I ve II sayılı Tablolarında yer alan maddelerin kontrolüne yönelik ulusal kontrol sistemleri oluşturmamış bulunuyor.Yasadışı uyuşturucu üretiminin gösterdiği gelişimden dolayı listelerde yer almayan kimyasalların ve tasarım öncü maddelerin yayılmasını önlemeye yönelik küresel eyleme geçilmesi gerekiyor1988 Sözleşmesinin I ve II tablolarında yer almayan ve kontrol altındaki öncü maddelerin yerine yasadışı uyuşturucu üretiminde kullanılabilecek kimyasallara artık dünyanın dört bir yanında rastlamak mümkün.  Amfetamin ve Metamfetamin’in yasa dışı üretiminde kullanılan ve yakın zamanda listelere eklenen tasarım öncü maddelerin ele geçirilme verilerinin analizi, bu öncü maddelerin uluslararası düzeyde ilgili listelere eklenmelerini takiben ele geçirilen miktarlarının önemli ölçüde azaldığını gösteriyor. Bu dönemde listelerde yer almayan alternatif öncü maddeler piyasada görülmeye başlıyor.INCB, listelerde yer almayan kimyasallar ve tasarım öncü maddeler hakkında farkındalığı artırmak ve küresel eylem konusunda fikir birliği oluşturmak üzere 2021 yılında çeşitli girişimleri ve istişareleri destekledi. INCB kimyasal madde kontrol sistemini daha da güçlendirme amacıyla listelerde yer almayan ve tasarım öncü maddelerin yaygınlaşmasının önlenmesine yönelik yaklaşımları ve önlemleri içeren bir derleme hazırladı.Öncü kimyasal maddelerin temini için internet platformları kullanılmaya devam ediyorINCB tarafından 2021 Şubat ayında 34 Hükümetin ve dört uluslararası kuruluşun katılımıyla “Operation Acronym” adı altında belli hedefleri olan ve belli bir süre ile sınırlanan bir operasyon gerçekleştirildi. Söz konusu operasyonla öncü maddelerin internet üzerinden kaçakçılığı ve bu maddelerin takibinde yaşanan zorluklar ele alındı. Operasyon, öncü kimyasal maddelerin çevrimiçi olarak tedariki için güvenli sanal özel ağların ve mesajlaşma hizmetlerinin kullanıldığını tespit etti. Bu sonuç, üye devletlerin öncü maddelerle ilgili siber suç soruşturmalarına dikkat çekilmesine ve internet hizmet sağlayıcıları, e-posta ve sosyal medya hizmetleri ve İnternet işletmeleri ile yakın iş birliğine ihtiyaç olduğunun altını çiziyor. INCB, Üye Devletlerin çabalarını desteklemek amacıyla kapasite geliştirme girişimlerini hayata geçiriyor.İlgili sektörlerle etkileşim büyük önem taşıyorYasadışı uyuşturucu üretiminde, listelerde yer almayan kimyasalların ve tasarım öncü maddelerin kullanılması nedeniyle, kimya ve ilaç endüstrileri öncü madde kontrol çabalarında hayati öneme sahip. INCB, bu alandaki girişimleri desteklemeye ve teşvik etmeye devam ediyor ve öncü maddeler konusunda endüstriyle iş birliğine ilişkin küresel en iyi uygulamaları ve olası durumlara karşı uygulamaya konabilecek senaryoları derlemek için bir anket gerçekleştirmiş bulunuyor.COVID-19 salgınının yasadışı uyuşturucu üretiminde kullanılan öncü kimyasal maddelerin tedarikine fazla bir etkisi olmadıKüresel seviyede ele geçirildiği belirtilen efedrin miktarı, son yıllarda gözlemlenen düşüş eğilimini doğrular nitelikte. Bu durumun aksine, 1988 Sözleşmesinin I numaralı tablosuna en son eklenen madde olan MAPA’nın ele geçirilen miktarları tasarım öncü maddelere doğru bir kayış olduğunu ortaya koyuyor.  Aynı gelişme, fentanil, fentanil ile bağlantılı maddeler ve metakalon öncü maddeleri için de geçerli. Yasadışı kokain üretiminde kullanılan başlıca öncü madde olan potasyum permanganat ve kilit eroin öncü maddesi asetik anhidrit ele geçirme oranları, COVID-19 kısıtlamalarından etkilenmediklerini gösteriyor.INCB’nin Öncü Maddelerle ilgili İletişim Sistemi, bilgilerin gerçek zamanlı olarak paylaşılmasına yardımcı oluyor INCB’nin Öncü Maddelerle ilgili İletişim Sistemi (PICS) kullanıcılarına öncü maddelerin kaçakçılığıyla bağlantılı bilgilerin güvenli bir şekilde gerçek zamanlı olarak paylaşılmasına imkân sağlayan bir platform sunuyor.  PICS ayrıca uluslararası kontrol altında olan öncü maddeler ve ilaç üretim ekipmanı hakkında bilgi sunuyor. Bu şekilde, ele geçirilen maddelerin yıllık istatistiklerinde sağlanan ayrıntılar ve diğer bilgiler yetersiz olsa bile, PICS, yetkililerin, yeni eğilimleri, kaçakçılık güzergahları ve alternatif öncü maddeleri belirlemelerine yardımcı olabilir.INCB 2021 RAPORUNDA ÖNE ÇIKAN BÖLGESEL KONULARAFRİKA  UNODC'ye göre, mevcut uyuşturucu kullanımı seviyeleri devam ederse, kıtadaki nüfus artışı nedeniyle önümüzdeki on yılda uyuşturucu kullanan insan sayısında artış bekleniyor.Afrika'da tıbbi kullanım için yasal cannabis ekimine izin veren Devletlerin sayısı artmaya devam ediyor. Bu ülkelerin çoğu sadece cannabis ihraç etmeyi amaçlarken, diğerleri cannabis’in tıbbi amaçlarla yurt içinde kullanılmasına izin veriyor.AMERIKA Orta Amerika ve Karayipler Uluslararası Göç Örgütü (IOM), uyuşturucu tacirlerinin Orta Amerika ve Meksika'da insan kaçakçılığı ağlarını kullandığına dair bir kanıt bulamadı.Tıbbi kullanım için narkotik ilaçların bulunamaması. 2020 yılında Orta Amerika ve Karayipler'de tıbbi amaçlar için kullanılan opioid-analjeziklerin mevcudiyeti, tüm bölgeler arasında en düşük olanlardan biriydi.Uyuşturucu kullanımının yaygınlığını gösteren veri eksikliği. Bölgedeki çoğu ülkede, uyuşturucu kullanım yaygınlığına ilişkin son tahminler bulunmuyor. Cannabis ve kokain kullanımı, yeni psikoaktif maddelerin yaygınlaşması ve reçetesiz kontrollü ilaçların kullanımı endişe kaynağı olmaya devam ediyor.Kuzey Amerika Aşırı doz uyuşturucu nedeniyle ölenlerin sayısı Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nde artmaya devam etti. Amerika Birleşik Devletleri'nde, 2021 Nisan ayı itibarıyla 12 aylık dönemde, bir önceki yıla göre yüzde 28,5'lik bir artışla tahminen aşırı doz uyuşturucu nedeniyle 100.306 ölüm gerçekleşti. Söz konusu dönemde opioidlerden kaynaklanan aşırı doz ölümlerinin tahmini sayısı, 56.064'ten 75.673'e yükseldi. COVID-19 salgınının başlangıcından bu yana, esas olarak giderek artan toksik ilaç arzı nedeniyle Kanada'da opioid doz aşımı ve ölümlerinde artış oldu. Bu ülkelerde kötüleşen aşırı doz krizi, metamfetamin gibi psikostimulanları içeren ölümlerin sayısındaki artışlarda göze çarpıyor.Cannabis ile ilgili düzenlemeler Kuzey Amerika'da yaygınlaşmaya devam ediyor. Meksika'da, yetişkinlerin tıbbi olmayan amaçlarla esrar kullanımına ilişkin yeni düzenlemeler, 2021 Haziran tarihli Yüksek Mahkeme kararına dayanarak gözden geçiriliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde, kanabilin federal seviyede kontrol altında olmasına rağmen, önceki yıl altı eyalette daha yetişkinler tarafından esrarın tıbbi olmayan amaçlarla kullanılmasına ve bulundurulmasına izin vermek üzere eyalet düzeyinde yasalar çıkarıldı.Güney AmerikaÇok miktarda kokain ve kimyasal öncü madde ele geçirildi. Bölgedeki organize suç grupları, COVID-19 salgınının ilk birkaç ayında yaşanan mali kayıpları telafi etmek için bölge içindeki ve dışındaki yasa dışı pazarlara sevkiyat miktarlarını artırdı. Avrupa ve Afrika'da yetkililer, Güney Amerika'dan gelen kokain miktarlarında artış olduğunu bildirdi.COVID-19 kısıtlamalarına rağmen kaçakçılar tarafından kullanılan rota ve ağların sayısı arttı. Hava ve deniz yolları, uluslararası kontrol altındaki maddelerin taşınmasında tercih edilen yöntem haline geldi. Suç örgütlerinin, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay ve Uruguay'ı Atlantik Okyanusu'na bağlayan 3.400 km'lik kesintisiz nehir bağlantılarından oluşan Paraguay-Parana Su Yolu Sistemini kullanarak Bolivya'dan kokain kaçakçılığı yaptığı görülüyor.  İnternetin, özellikle de “darknet” ve sosyal medyanın uyuşturucu satışı için kullanımında da artış oldu. Uyuşturucular çevrimiçi olarak satılıyor ve posta ve kurye hizmetleri aracılığıyla dağıtılıyor.Bolivya ve Peru artış bildirirken, Kolombiya'da koka ekimi yapılan alan azalmaya devam ediyor. Kolombiya'daki azalma, Hükümetin çabaları da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Bolivya ve Peru'daki artışa, COVID-19 kısıtlamaları sırasında eradikasyon çabalarının askıya alınması, artan ekonomik belirsizlik ve siyasi istikrarsızlık neden olmuş olabilir.Bölge hükümetleri cannabis sanayisi kurmaya hazırlanıyor. Bölgedeki artan sayıda Hükümet tıbbi, bilimsel ve endüstriyel amaçlarla cannabis ekimi, üretimi ve ticaretine düzenleme getiriyor. Bazı Hükümetler, COVID-19 sonrası ekonomik toparlanma çabalarına yardımcı olmak için esrar endüstrileri kurmayı planlıyor.Bölgede yeni psikoaktif maddelerin artışına ilave olarak ecstasy benzeri uyuşturucularda da artış oldu. Arjantin, Brezilya ve Şili, 2015 ve 2019 yılları arasında en büyük ecstasy benzeri uyuşturucu ele geçirme olaylarını bildirdi. Özellikle endişe verici olan, lise ve üniversite öğrencileri arasındaki tüketim oranıdır. Farklı ilaçlar adı altında satılan yeni psikoaktif maddelerde de artış olduğuna dair raporlar mevcut. ASYA Doğu ve Güneydoğu Asya Yasadışı sentetik uyuşturucu üretimi, kaçakçılığı ve kullanımı devam ediyor; yeni uyuşturucular ortaya çıkıyor. INCB, sentetik uyuşturucuların, özellikle ketamin, metamfetamin ve sentetik kannabinoidlerin yasadışı üretimi, kaçakçılığı ve kullanımındaki artıştan endişe duyuyor. Uyuşturucu sorununun bölge ülkeleri için ciddi sağlık, insan hakları, güvenlik ve ekonomik sonuçları bulunuyor.Çin, sentetik kannabinoidleri kontrol etmek için genel bir tanım kullanmaya başladı.2019 yılında fentanil ile ilgili maddeleri grup olarak listeleme kararının ardından, bu maddelerin kullanımında keskin bir düşüş sağlayan Çin, 2021'de sentetik kannabinoidleri kontrol amacıyla genel tanım kullanmaya başladı.Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri, en yaygın opioid analjeziklerin mevcudiyetinde alt sıralarda yer alıyor. Bölgedeki diğer ülkeler psikotrop maddelerin tüketimi konusunda yeterli raporlama yapmıyor. Kurul, bölgedeki birçok ülkede narkotik uyuşturucu ve psikotrop maddelerin yeterli miktarda bulunmadığını hatırlatıyor ve tıbbi kullanım için uluslararası kontrol altında olan maddelerin yeterli seviyede bulunması ve erişiminin sağlanmasının önemini vurguluyor.Bölgedeki birçok ülkede uyuşturucu kullanımı ve tedavi talebine ilişkin veriler yeterli seviyede bulunmuyor. INCB, bölgedeki üye devletleri, önleme ve tedavi alanında kanıta dayalı kararların geliştirilmesini sağlamak üzere uyuşturucu kullanımı eğilimleri ve tedavi taleplerine ilişkin verilerin toplanmasına öncelik vermeye teşvik ediyor ve ikili ortakları, bölgesel ve uluslararası kuruluşları söz konusu çabalara destek olmaya çağırıyor.INCB, uyuşturucuya bağlı suçlara yönelik hukuk dışı müdahalelerin, uyuşturucuyla ilgili suçların ceza hukuku ve uluslararası kabul görmüş yasal süreç standartlarına sıkı sıkıya bağlı kalma yoluyla ele alınmasını gerekli kılan uyuşturucu kontrol sözleşmelerinin açık ihlali olduğu görüşünü mümkün olan en güçlü şekilde yeniden belirtiyor. İlgili uluslararası sözleşmeler ve protokoller ile Genel Kurul, Ekonomik ve Sosyal Konsey ve diğer Birleşmiş Milletler organlarının ölüm cezasına ilişkin kararları ışığında, INCB, tüm Devletlere ölüm cezasının kaldırılmasını ve uyuşturucuya bağlı suçlar için verilmiş ölüm cezalarının hapis cezasına çevrilmesini düşünmeye çağırıyor.Güney AsyaFarmasötik opioidler bölgede büyük miktarlarda yakalanmaya devam ediyor. En yaygın olarak ele geçirilen maddeler kodein ve kodein bazlı öksürük şuruplarıdır. Bunu uluslararası kontrol altında olmayan bir opioid olan tramadol ve fentanil ve metadon takip ediyor.İnternetten ilaç satın alma yönündeki küresel eğilimin bölgeye yayıldığı görülüyor. Bu yönde hareket eden kişiler, “darknet” ticaret platformlarından yararlanıyor ve uyuşturucu satın almak için kripto para birimleri kullanıyor.COVID-19 kısıtlamalarının, bölgede daha fazla eroin ele geçirmesini sağladığına dair bir bilgi bulunmuyor. Salgın sırasında küresel ekonominin yavaşladığı dönemde organize suç grupları, konteynırlar ve posta hizmetleri gibi yeni uyuşturucu kaçakçılığı yöntemlerini kullanarak ve kripto para ödemeleri yoluyla kazanç transferi için darknet’ten yararlanarak yeni stratejiler geliştirdiler.Güney Asya, dünyada en yüksek afyon kullanım oranlarından birine sahip olmaya devam ediyor. UNODC'ye göre, bölgedeki 15 ile 64 yaş arasındaki kişilerin yüzde 1,1'i afyon kullanıyor.  2019 istatistiklerine göre, Asya'da yıllık 21,7 milyon eroin ve afyon kullanıcısı bulunuyor. Bu da geçtiğimiz yıl sayıları 31 milyon olarak tahmin edilen dünya çapında afyon kullanıcılarının yüzde 70’ine denk geliyor.Pandemi tedaviye erişimi zorlaştırdıCOVID-19 kısıtlamaları, bölgedeki bazı ülkelerde uyuşturucu tedavisine erişimde bir engel teşkil etti. Sokağa çıkma yasağı ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği, madde kullanım bozukluğu olan dezavantajlı gruplardan kişilerin tedaviye erişimini zorlaştırdı.Teknolojik gelişmeler tedavi hizmetlerinin sağlanmasına yardımcı oluyor. Hindistan'da doktorlar opioid agonist tedavileri için çevrimiçi eğitim alıyor. Opioid bozukluklarına ilişkin internet tabanlı eğitim materyalleri geliştiriliyor ve sağlık uzmanlarının ücretsiz olarak erişmeleri sağlanıyor.Bölgede tıbbi ve bilimsel kullanım için narkotik ilaçların ve psikotrop maddeler düşük düzeyde bulunuyor. Güney Asya'daki ülkeler bu tür maddelerin tüketiminin düşük seviyede olduğunu bildiriyor. INCB, başta ağrı yönetimi olmak üzere tıbbi kullanım için, uluslararası kontrol altında olan maddelerin yeterli düzeyde mevcudiyetinin sağlanmasının önemini yineliyor. INCB, Güney Asya'daki devletlere, uyuşturucu kullanım yaygınlık oranları hakkında veri ve istatistik toplamanın ve bu bilgilerin düzenli olarak sağlanmasının gerekliliğini ve ülkelerinin tamamında uygun fiyatlı ve erişilebilir uyuşturucu tedavi hizmetlerinin sağlaması gerektiğini hatırlatıyor.Batı AsyaAfganistan, yasadışı afyon üretiminde lider konumunu koruyor.  Afganistan, 2021 yılında 6.800 ton potansiyel üretim miktarıyla yasadışı afyonun en fazla üretildiği ülke olmaya devam ediyor. 2021 yılında toplam yasadışı afyon ekim alanı yüzde 21 azalmasına rağmen, afyon üretimi bir önceki yıla göre yüzde 8 artmış bulunuyor.Orta Asya Devletleri, amfetaminler, sentetik kannabinoidler ve diğer çeşitli yeni psikoaktif maddeler dahil olmak üzere artan sentetik uyuşturucu kaçakçılığı ve istismarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Kaçakçılar bu maddelerin reklamını yapmak ve satmak için interneti ve sosyal medyayı kullanıyor. Bu bölgede sentetik uyuşturuculara olan talebin artmasının nedeninin, salgın sırasında cannabis ve opiyatların bulunabilirliğinin azalması olduğu değerlendiriliyor.AVRUPAKolluk kuvvetleri, suç gruplarının faaliyetleri hakkında önemli bilgileri açığa çıkaran şifreli iletişim cihazlarına erişim sağlıyor.  Kolluk kuvvetleri tarafından yapılan çeşitli operasyonlar, suç faaliyetleri için kullanılan şifreli iletişim cihazlarının ele geçirilmesiyle sonuçlandı. Yetkililer, suç gruplarının faaliyetleri hakkında kolluk kuvvetlerine değerli bilgiler veren şifreli cihazlara ve yüz milyonlarca mesaja erişebildi. Söz konusu bilgi sayesinde, Avrupa ve diğer bölgelerdeki suç faaliyetleri durduruldu, büyük miktarda uyuşturucu ve öncü kimyasal madde ele geçirildi ve yasadışı laboratuvarlar dağıtıldı.Tıbbi ve bilimsel amaçlar için esrar kullanımını genişleten yasal ortam. Avrupa Adalet Divanı geçtiğimiz günlerde cannabis bitkisinden elde edilen CBD'nin 1961 veya 1971 Sözleşmeleri kapsamında uyuşturucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğine karar verdi. Birçok Devlet, yasalarını bu kararla uyumlu hale getirmek için halihazırda düzenleme yapıyor. Birkaç Avrupa Birliği üyesi Devlet, cannabis ürünlerinin tıbbi amaçlarla kullanımını genişletmek için yasalar çıkarıyor. Bölgedeki birçok ülke, 1961 tarihli Narkotik Uyuşturucu Tek Sözleşmesi'ne aykırı olarak, esrar kullanımını tıbbi olmayan amaçlarla genişletmeyi ele alıyor veya bu yönde adımlar atıyor. INCB, 1961 Sözleşmesinin tüm taraflarına, 4(c) maddesi uyarınca, uyuşturucu üretimi, imalatı, ihracatı, ithalatı, dağıtımı, ticareti, kullanımı ve bulundurulmasının yalnızca tıbbi ve bilimsel amaçlarla sınırlı olduğunu hatırlatıyor.COVID-19 kısıtlamalarının, yasadışı uyuşturucu arzı ve talebi üzerinde sınırlı etkisi oldu. Avrupa'daki COVID-19 kısıtlamalarına rağmen sentetik uyuşturucu üretimi ve kokain seviyesinde azalma olmadı. Özellikle Batı Asya'dan eroin ve Fas'tan Avrupa'ya kenevir reçinesi kaçakçılığı için kara yolu yerine deniz yoluna geçildiği gözlemleniyor. Uyuşturucu kullanımı seviyeleri karantina döneminin başlarında düşse de kısıtlamalar kaldırıldığında artış gösterdi.Bölgedeki uyuşturucu kullanım çeşitleri de farklı uyuşturucuların varlığı ve erişilebilirliği nedeniyle daha karmaşık hale gelmiş bulunuyor. Erişilebilirlik ve çeşitlilikteki bu artış, uyuşturucu kullanan kişilerin aynı anda birden fazla uyuşturucu türünü veya farklı uyuşturucu türlerini sırayla tükettiği, çoklu uyuşturucu kullanım kalıplarına yol açıyor. Ortaya çıkan bir diğer eğilim ise benzodiazepinler’in uyuşturucu kullanan yüksek riskli kişiler, mahkumlar ve diğer gruplar arasında zaman zaman opioidler veya alkolle birlikte tıbbi olmayan kullanımıdır.OKYANUSYAUyuşturucu kaçakçılığı da dahil olmak üzere sınır aşan suçlar, Pasifik adalarında artmaya devam ediyor. Organize suç grupları, özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda'ya uyuşturucu ticareti yapmak için küçük tekneler kullanıyor. Pasifik Ada Devletleri de sentetik opioidlerin Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerine uyuşturucu kaçakçılığında geçiş noktaları olarak ortaya çıkıyor.Uyuşturucu kontrol sözleşmelerine taraf olmayan ülkelerin çoğunluğu Okyanusya'da yoğunlaşıyor. Değiştirilmiş şekliyle 1961 Sözleşmesine henüz katılmamış 10 Devletten yedisi Okyanusya’da bulunuyor. 1971 Sözleşmesine taraf olmayan 13 Devletten sekizi ve 1988 Sözleşmesine taraf olmayan yedi ülkeden dördü Okyanusya’da.Yeni Zelanda, Uyuşturucu ve Madde Kontrolü Yasasını (2 No'lu) kabul etti. Bu yasa, 2020-2021 yaz festival sezonunda uyuşturucu ve madde testi hizmetlerine izin verilmesi amacıyla 2020 Aralık ayında yürürlüğe giren geçici yasanın yerini alıyor.INCB GRIDS Programı, INCB ve Okyanusya Gümrük Örgütü (OCO) arasında gümrük memurları için bilgi ve istihbarat paylaşımını kolaylaştırmak amacıyla yapılan anlaşmanın parçası olarak OCO ve Pasifik genelindeki üyelerine eğitim sağlıyor.Dört ülkedeki ulusal makamlar INCB Eğitim (Learning) e-modüllerine kaydoluyor. Avustralya, Kiribati, Yeni Zelanda ve Papua Yeni Gine'den uyuşturucu kontrol yetkilileri, narkotik uyuşturucuları, psikotropik maddeleri, öncü maddeleri ve uluslararası uyuşturucu kontrol çerçevesini kapsayan e-modüller için kayıt yaptırıyor.Düşük dozlu CBD karışımları, Avustralya'da Liste 4'ten Liste 3'e aktarıldı. Bu değişiklik, Terapötik Ürünler İdaresi tarafından onaylanan bu tür karışımların günde maksimum 150 mg'ının yetişkinlerin tüketimi için reçetesiz olarak eczaneden alınmasına izin veriyor.Okyanusya’da en fazla uyuşturucu Avustralya ve Yeni Zelanda’da ele geçiriliyor. Bununla birlikte, komşu Pasifik Ada Devletlerinde ele geçirilen uyuşturucular, bu ülkelerin Avustralya ve Yeni Zelanda'ya uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığını gösteriyor.Avustralya'da metamfetamin pazarında canlanma. Nisan 2021'de Avustralya nüfusunun yüzde 56'sını kapsayan atık su analizi, yasadışı metamfetamin pazarının yeniden canlandığını gösterdi. Analiz ayrıca fentanil ve oksikodon tüketiminde rekor seviyede düşüş gösterdi.Yeni Zelanda'da metamfetamin kullanımında düşüş. Nüfusun yüzde 75'ini kapsayan atık su çalışması, 2021'in ilk çeyreğinde metamfetamin kullanımının bir önceki çeyreğe göre yüzde 14 ve 2020'nin aynı dönemine göre yüzde 30 azaldığını gösteriyor.Pasifik Ada Devletlerinde tıbbi ve bilimsel amaçlar için uluslararası kontrol altındaki ilaçların bulunabilirliğinin düşük düzeyde olması. Okyanusya'daki opioid tüketimi seviyesi, özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda'daki tüketim nedeniyle dünyadaki en yüksek seviyeler arasında olsa da, Pasifik Ada Devletlerinde daha düşük tüketim seviyeleri görülüyor.INCB ÜYE DEVLETLERE DESTEK OLUYORINCB KÜRESEL TEHLİKELİ MADDELERİN HIZLI YASAKLAMASI (GRIDS) PROGRAMI Gerçek zamanlı iletişim platformu IONICS de dahil olmak üzere GRIDS Programı, tehlikeli maddelerin tüketici pazarlarına ulaşmasını önlemek için kolluk kuvvetleri tarafından bilgi paylaşımını teşvik ediyor. IONICS aracılığıyla paylaşım sayısı sürekli arttı ve 100 binden fazla istihbarat alındı ve analiz edildi. Bu sayede, Üye Devletler, tehlikeli maddelere el konulmasını, kaçakçıların yakalanmasını, kovuşturulmasını ve uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ağlarının dağıtılmasını sağlayan soruşturma ve analizleri gerçekleştirebildi.GRIDS Programı, iletişim platformları ve diğer kaynaklar aracılığıyla sağlanan bilgilere dayalı toplantıların gerçekleştirilmesini sağlıyor. Bu sayede soruşturmalar güçlendirildi, operasyonel kapasiteler arttırıldı ve uluslararası iş birliğini kolaylaştırıldı. GRIDS'in kamu-özel sektör ortaklıkları üzerindeki çalışmaları ayrıca yüzlerce tehlikeli madde satıcısının e-ticaret platformlarından çıkarılmasını ve böylece son kullanıcı için tehlikeli maddelerin erişilebilirliğinin azaltılmasını sağladı.2020 ve 2021'de GRIDS Programı, üye devletlerin temsilcilerini ve e-ticaret platformlarının, e-cüzdan hizmetlerinin, kimyasal referans standartları şirketlerinin, nakliye komisyoncularının, özel posta ve ekspres posta operatörlerinin önde gelen küresel özel sektör ortaklarını bir araya getiren altı uzman grubu toplantısı düzenledi.GRIDS Programı, tıbbi amaç dışı kullanılan sentetik opioidlerin artan dolaşımına müdahalede Üye Devletleri destekliyor. 152 fentanil ile bağlantılı maddeyi içeren INCB listesi, bu maddelerin amaç dışı kullanımını ve kaçakçılığını önlemek ve potansiyel son kullanıcılara ulaşmasını azaltmak için pratik bir araçtır. GRIDS programı kapsamında, fentanil dışı opioidlerin ve diğer yeni psikoaktif maddelerin ikinci bir listesi geliştirildi. INCB, tüm Hükümetleri ve onlar aracılığıyla endüstri ortaklarını, söz konusu listelerde yer alan maddelerin hiçbir meşru amacı olmadığı için bu maddelerin üretim, pazarlama, ihracat, ithalat veya dağıtımından gönüllü olarak kaçınmaya davet ediyor.GRIDS Programı, 2021'de dünya genelinde devlet memurlarına istihbarat geliştirme, yeni psikoaktif maddeler hakkında farkındalık ve opioidler için güvenli kullanım ve yasaklama yöntemleri gibi konularda çevrimiçi eğitim sağlamaya devam etti. Söz konusu eğitimlere 84 üye devlet ve uluslararası kuruluşu temsil eden toplam 750 yetkili uzaktan katıldı.Yeni Ufuklar Operasyonu kapsamında 2021 yılında 70 üye devleti ve dört uluslararası ortağı (INTERPOL, Okyanusya Gümrük Örgütü, Dünya Posta Birliği ve WCO) temsil eden 164 yetkili bir araya geldi.INCB Eğitimi 2021'de INCB Eğitimi (Learning), Güney Amerika, Batı Afrika ve Güneydoğu Asya ve Pasifik'teki 21 ülkeden 95 yetkili için üç çevrimiçi eğitim semineri düzenledi. Bu eğitim oturumlarına katılanların yüzde 68 oranıyla çoğunluğu kadındı.INCB Eğitimi, uluslararası uyuşturucu kontrol çerçevesi üzerine İngilizce ve İspanyolca olarak sunulan dördüncü e-modülü geliştirdi. E-modüller ücretsizdir ve incb.learning@un.org adresinden talep edilmesi halinde yetkili ulusal makamların kullanımına açıktır.

21 ARA 2021

Adli Bilim Öğrencileri Sahada…

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimler Fakültesi Adli Bilimler bölümü öğrencileri uygulamalı derslerini Gümüşyolu Parkı’nda gerçekleştirdi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Sevil Atasoy öncülüğünde işlenen ders çevredeki insanların da ilgisini çekti.Prof. Dr. Sevil Atasoy önderliğinde Türkiye’de sadece Üsküdar Üniversitesinde eğitim veren Adli Bilimler, suç ve suçlunun kanıtlanmasında, suçlunun saptanması konusunda teknik hizmetler yürüten bir alan. Terör olayları, insan kaçakçılığı, siber suçlar, rüşvet, silah kaçakçılığı gibi dünyada artan birçok suçun önlenmesi ve aydınlatılması konusunda kriminal alanda hizmet veriyor. Adli Bilimler bölümünde öğrencilere teorik eğitimin yanı sıra çok sayıda seçmeli ders, uygulama ve staj imkanı sunuluyor.“Geleceğin Adli Bilimcileri donanımlı bir şekilde yetiştiriliyor” Öğrencilerin 4 sene boyunca Adli Bilimlere Giriş, Türk Ceza Hukukuna Giriş ve Ceza Yargılaması, Bilirkişilik ve Etik, Olay yeri İnceleme, Anayasa Hukukunun Genel İlkeleri, Kriminalistik, Enstrümantal Analiz, Uyuşturucu ve Suç, Parmak izi ve Balistik İnceleme, Ateşli Silah Kullanımında Yeniden Canlandırma, Adli Bilişim Suçlarında Soruşturma ve Adli Laboratuvar Yönetimi gibi dersler veriliyor.Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler Bölümü, geleceğin adli bilimcilerine sahada pratik yapma ve uygulama imkânı sunuyor. Yapılan uygulamalı eğitimde olay yeri incelemeden DNA analizine ve balistikten toprak analizine kadar dijital delillere varan geniş kapsamlı dersler veriliyor.“Son teknoloji ile donatılan cihazlar kullanılıyor” DNA’nın her türlü analizini yapabilecek cihazlar, Türkiye’de sınırlı sayıda bulunan belge inceleme, imza inceleme için kullanılan son teknoloji ile donatılan cihazlar, balistik yani silah bilimi eğitimi için gerekli olan mukayese mikroskopları, böcekleri karşılaştırmak için kullanılan mikroskoplar gibi pek çok cihaza ve alt yapıya sahip olan Üsküdar Üniversitesi Adli Bilimler bölümü, alanında ilk ve tek olmanın haklı gururunu yaşarken her geçen gün kendini geliştirmeye devam ediyor.

20 ARA 2021

Üsküdar Üniversitesi 10. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Kongresinde anlattı…

Prof. Dr. Muhsin Konuk; “İn silico çalışmalarının ve bilgisayarların bize ne kadar yardımcı olduğunu da ortaya koymuş olduk”Oturumun kapanış panelinde yapılan sunumlar üzerine değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Gerçekten çok güzel özellikle uluslararası bir ağ tarafından ağ dahilinde ya da network dahili içerisinde böyle çalışmalar yapıyorsunuz. Bugünkü panel ile bize bir şekilde de yani Ebru hocanın tabiri ile ıslak laboratuvara daha girmeden aslında ıslak laboratuvarda bir sürü kimyasal ve benzeri şeylerin saf malzemeyi kullanmadan, cihazı kullanmadan, enerji sarf etmeden çünkü orada bildiğiniz gibi hep deneme yanılma ya da kafadaki bazı teorilerin denenmesi şeklinde ilerleyen çalışmaların artık hedeflenmiş bir çalışma haline dönüştürülmesinde in silico çalışmalarının ve bilgisayarların bize ne kadar yardımcı olduğunu da ortaya koymuş olduk. Ben bütün konuşmacı arkadaşlarıma bizleri dinleyen bütün katılımcı arkadaşlarımıza ve bu programı düzenleyen düzenleme ekibine, kongre düzenleme ekibine tekrar tekrar teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Pınar Öz; “İlk farklılaşma asimetrik bölünmeyle oluyor”‘Yetişkin Nörogenezin in silico modelleri’ konusu üzerine sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Pınar Öz; “Yetişkin nörogenez dediğimiz zaman aslında memeli beyninde embriyonik gelişiminden sonra süregiden yeni nöro üretiminden bahsediyoruz. Yetişkin nörogenezin beyinde yapısal ve fonksiyonelin özgür bir formu olarak devam ettiğini söyleyebiliriz. Embriyonik nörogenezin farklı süreçlerle devam eden ve beyinin sadece sınırlı bölgelerinde karşımıza çıkan bir süreçtir. Yetişkin nörogenezdeki süreçlere baktığımız zaman burada önce kök hücre havuzundan bahsediyoruz. Yaşla beraber sessizlik haline geçtiğini görüyoruz. Sık bir simetrik bölünmeyle kendini yenileme, asimetrik bölünmeleri farklılaşarak hızlı bir şekilde nöron oluşumuna yol açacak olan süreci başlattığını görüyoruz. Asıl havuzumuz radyal geriye hücresidir. İlk farklılaşma asimetrik bölünmeyle oluyor. Farklı hücre tiplerinin de oluşması mümkün. İkinci ara basamak olan hücreler çoğunlukla geçici dediğimiz hücreler. Çok hızlı bir şekilde bölünen ve farklılaşan hücrelerdir ve farklılaşmayan hücrelerin de öldüğü geçici popülasyonu burada bahsediyoruz. Üçüncü popülasyonumuzsa bir önceki aşama olarak değerlendirebileceğimiz nöroplazmalar. Hızlı bir farklılaşma sürecinden sonra immatür olgunlaşmamış nörona ulaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan; “Genetik tedaviler aslında multidisipliner bir yaklaşım gerektiriyor”Son yıllarda gelişen mühendislik yöntemlerinin biyoendüstriyi nasıl şekillendirdiğine dair bilgiler veren Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Direktörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan; “Genetik tedaviler aslında multidisipliner bir yaklaşım gerektiriyor. Hem doktor yani tıp çalışanlarının hem de moleküler biyoloji ve genetik alanında uzmanlaşmış insanların bir arada çalışması sonucunda ortaya çıkacak tedavilere biz genetik tedaviler diyoruz. Burada amaç özellikle hastanın vücudunda çalışmayan organ, doku veya hücrelerdeki spesifik proteinleri üretmek veya bu proteinleri kodlayan genlerde bir mutasyon olduysa son yıllarda gelişen en etkin genetik mühendislik teknikleriyle bunları tedavi etmek ki bunların başında CRİSPR gen mühendisliği geliyor ve daha sonra bu genetik tedavi yöntemlerini tasarladıktan sonra hedef doku, hücre veya organlara spesifik olarak transfer edebilmek de yine bu genetik tedavi yönteminin en önemli parçalarından biridir. Bütün genetik tedavi çalışmalarını bir araya getirdiğimizde özellikle şu an dünyanın en pahalı ilacı statüsünde bulunan SMA hastalığındaki genetik tedavi ilacı yaklaşık 2 milyon dolarlık bir ilaç ama içeriğine baktığımızda bu sadece SMA hastalığına sebep olan SMN1 geninin bir işlevsel kopyasını adeno-associated virüs dediğimiz bir virüs tarafından motor nöron hücrelere aktarılması tekniğine dayanıyor. Tabi bunun üretilmesi takibi sürecinde de büyük bir know-how gerektiği için fiyatlar bu kadar pahalı hale gelebiliyor. Türkiye’de de özellikle genetik tedavi ürünlerini geliştirmek noktasında Üsküdar Üniversitesi’nde kurulan Transgenik Hücre Uygulama ve Araştırma Merkezimizin de özellikle misyonu bu genetik tedavi yöntemlerinin araştırılması, yeni patentlerle yeni ürünlerle Türkiye’de üretilmesidir.” dedi.Doç. Dr. Mesut Karahan; “Karşılaştırdığımızda minimum yüz kat daha ucuz bir teknolojiden bahsediyoruz”‘Peptit Bazlı Aşı Modelleri’ başlıklı sunumunda peptit aşıların avantajlarından bahseden Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Mesut Karahan; “Sentetik peptit aşıların avantajı ne olabilirdi ki şu anki aşılara alternatif olabilsin?  Temel düşünce buydu aslında. Nano yapılı biyopolimerler veya nano yapılı olmadan önce biz biyopolimerleri adjuvant olarak kullanmıştık. Tabi teknoloji geliştikçe nano yapıya çevirerek bu sefer nano yapılı polimerlerimize peptitleri yükleyerek bu şekilde oluşturmaya çalıştık ve bizim aşılarımız hiçbir şekilde canlı virüs içermiyordu, bu bizim için çok büyük bir avantajdı. Çünkü soğuk zincire de ihtiyacımız yoktu ve istediğimiz kadar saklama şansına sahiptik. Değişik adjuvant kullanma şansına sahibiz. Biz genelde az önce de söylediğim gibi biyopolimerlerle başladık, bu polimerlerin adjuvant etkisi olanları özellikle bazı özelliğe sahip olan biyopolimerleri kendimiz sentezleyip adjuvant olarak kullanmıştık. Sonrasında nanopartiküllere artık bir dönüş oldu. Biliyorsunuz şu anda çok güncel konular nanopartiküllerle yapılan çalışmalarda, bizde onlara ayak uydurmuştuk, iyi sonuçlarda elde etmiştik ve toksisitelerinin olmaması ve T hücrelerine bağımlı olmamalarının birçok avantajı var. Bence en önemli avantajı şu anda bu ekonomik anlamda yaşanan, dünya genelinde yaşanan bu krizde herhalde en önemli şey maliyettir ve bunun maliyeti çok düşük çünkü bir peptitle çalışıyorsunuz, herhangi bir canlı ile çalışmıyorsunuz, herhangi bir laboratuvar ortamında yapabileceğiniz bir çalışma, dolayısıyla maliyetini diğer aşılar ile karşılaştırdığımızda minimum yüz kat daha ucuz bir teknolojiden bahsediyoruz.” şeklinde konuştu.Dr. Öğr. Üyesi Ebru Özkan Oktay; “Yazılım araştırma seçimi de aslında önemli bir nokta”Moleküler biyolojide in silico uygulamalarını örnekleri ile açıklayan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Laboratuvar Teknolojisi Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ebru Özkan Oktay; “Bir aminoasit değişikliğinin herhangi bir etkisi olmayabileceği gibi proteini işlevsiz hale de getirebilir. Biz yaptığımız in silico analizlerle bu olası etkiler ne olabilir diye yazılım araçları kullanarak bunları tahmin ediyoruz. Yani herhangi bir aminoasit değişiminde proteindeki fonksiyon ya da sterilizasyon yapı nasıl değişebilir, etkisi ne olabilir essentiallerin, bunları analiz etmiş oluyoruz. Şimdi bu in silico essential analizlerinden yine kısaca bahsetmek istiyorum. Çeşitli biyoinformatik araçlar kullanıyoruz tabi ki bu amaçla.  Aslında in silico essential analizi daha çok iki tane iki farklı şekilde karşımıza çıkıyor. Bunlardan birincisi ıslak laboratuvar teknikleriyle daha fazla araştırma yapmadan önce bir gendeki potansiyel zararlı essentialleri taramak için kullanabiliyoruz. Yani hedef bir gendeki essentialleri önce belirliyoruz. Sonra bu essentialleri protein yapısı, fonksiyonu, sterilizasyonu üzerine etkileri, proteinlerin üç boyutlu yapısı üzerindeki etkisi nedir? Bunlar modeller oluşturularak tahmin edilebiliyor. İkincisi de tüm ekzon dizisinden elde edilen essentiallerde in cellic olarak değerlendirilebiliyor. Bu amaç nerede kullanılıyor? Ben şimdi ilkinden bahsetmek istiyorum size. Yani hedef bir gen örneğin önemli bir yolakta veya bir hastalıkla bağlantısı olan bir gen olabilir. Bu gendeki essentiallerin in silico analizi için şöyle bir iş akışı izliyoruz. İlk önce veri eldesi gerçekleştiriliyor. Gendeki tüm essentialler aynı zamanda protein, aminoasit dizisi gibi bilgiler, veriler elde ediliyor. Sonrasında zaten bu birimler yazılım araçlarında girdi olarak kullanılıyor. Fonksiyonel analizler ve essentiallerin hastalıkla ilişkisi üzerine çeşitli yazılım araçları var. Bu yazılım araştırma seçimi de aslında önemli bir nokta.” dedi.

14 ARA 2021

Prof. Dr. Sevil Atasoy kadın kırımını anlattı…

“Saldırıya uğrayan aslında kadın kimliği”Femisidin tıbbi tanımını açıklayan Prof. Dr. Sevil Atasoy; “Kadın kırımı çok yaygın bir kavram değil aslında biz kadın cinayetleri olarak daha çok duyuyoruz. Ben Artık Türkiye’de olan biteni bir kadın kırımı olarak tanımlamayı daha uygun görmekteyim. Femisid; embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği yapısına aykırı eylemleri bahane edilerek bir erkek tarafından öldürülmesi, ya da intihara zorlanması. Saldırıya uğrayan aslında kadın kimliği.” ifadelerini kullandı.“İnsanın kendini en güvende hissetmesi gereken yer ölümüne mekân oluyor”Şiddete tanık olan çocukların travmaları atlatamadığını söyleyen Prof. Dr. Sevil Atasoy konuşmasına şöyle devam etti; “Kasım ayında koruma kararı olduğu hâlde öldürülen kadın oranı %8 ama geri kalanını ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız’ platformu tespit edememiş, ancak biz kendi yaptığımız araştırmada son iki yıl içinde öldürülen kadınların %50 kadarının koruma tedbiri olduğunu gördük. Kadınların en çok öldürüldüğü yer ise maalesef kendi evi. İnsanın kendini en güvende hissetmesi gereken yer ölümüne mekân oluyor. 2021 yılının Kasım ayında öldürülen kadınların %56’sının çocuğu var. Kadınların kendi çocuklarının cinayete tanık olduğunu görüyoruz. Bu çok ciddi bir sorun çünkü böylesine büyük bir travmayla karşılaşan çocuğun gelecekte bu travma ile başa çıkmasının mümkün olamadığını ve toplumun içerisinde bir şekilde suç işleyecek olan ya da kendileri suç mağduru olacak olan çocuklar olduğunu unutmamak gerekiyor.” şeklinde konuştu.“Kadın cinayetleri gerçekten politiktir”Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile kadın cinayetleri ilişkisinden bahseden Atasoy; “Cinsiyet eşitsizliği bir toplumda ne kadar yaygınsa o toplumda kadın cinayetlerinin yüksek olduğunu görüyoruz. Meclislerdeki kadın milletvekili sayısına bakmak gerekir. Cinsiyet eşitsizliğinin en kolay anlaşılan belirteçlerinden bir tanesidir. Ne yazık ki ülkemizde ne milletvekili sayısında ne de bakan sayısında kadınların eşit olduğu bir duruma rastlamıyoruz. 100 yıl içinde bir tane kadın başbakanımız oldu. Ayrıca suçlarda cezanın ağırlığı caydırıcı olmuyor. Uyuşturucu kaçakçılarını idam ediyorlar onlar yine uyuşturucu kaçırmaya devam ediyor. Kadın cinayetleri için de mutlaka başka önlemler almak lazım. Bu önlemler biliniyor aslında ama çok ciddi kaynak ayırmak gerekiyor. Kadın cinayetleri gerçekten politiktir. Bunun arkasında siyasi irade yoksa eğer kadınların korunması mümkün olmaz.” dedi.   

08 ARA 2021

Merkeziyetsiz merkez: Metaverse

Sanal yaşam mecrası Metaverse yeni bir dünya sunuyorÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, sanal evren “Metaverse” kavramına ilişkin değerlendirmede bulundu.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, son günlerde sıklıkla duyduğumuz “meta-verse” yani “universe” ötesi anlamına gelen “sanal evren” kavramını, “birbirlerinden bağımsız mecralarda çalışan sosyal medya uygulamaları, çevrimiçi oyunlar, artırılmış gerçeklik ve dijital paraları bir araya getirerek yaşama, kazanma, çalışma, satın alma gibi gerçek dünya davranışlarımızı artırılmış gerçeklik teknolojisi ile tecrübe edilmesini amaçlayan, kendi sanal öğeleri ile gerçek dünyamızdan ayrılan sanal bir yaşam mecrası” olarak tanımladı.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, birbirleri arasında geçişler olan sanal evrenler kripto evrenler üzerinde etherium block zinciri kullanan Mana (Decentraland), Sand (Sandbox), AXS (Axie Infinity), ENJ (Enjin Coin) gibi tokenler ile gerçek sanal paralar kazanıp harcanabildiğini söyledi.İlk olarak 1992 yılında karşımıza çıktı"Metaverse" kavramının ilk olarak Neal Stephenson'ın Cyberpunk yani yapay zeka ve sibernetik gibi bilgisayar teknolojisinin hakim olduğu geleceğin kentsel toplumlarıyla ilgilenen 1992 basımı bilim kurgu romanı Snow Crash'de karşımıza çıktığını belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“Kitapta, Metaverse ‘dünya çapındaki fiber optik ağı üzerinden topluma sunulan’ ve artırılmış gerçeklik gözlüklerine yansıtılan ortak bir ‘sanal evren’ olarak tanımlanmıştır. Halihazırda sadece ziyaretçi olarak yer aldığımız internet mecrasının yeni, etkileşimli ve gerçekçi formu olarak metaverse (sanal evren) içerisinde uygulama geliştiriciler gerçek yaşama ait tüm nesneleri, alışkanlıkları, mağazaları ve günlük yaşama ait kuralları inşa edebilirler. 16 Kasım 2021 itibariyle Barbados Metaverse üzerinde elçilik açarak kendi ifadeleriyle teknoloji diplomasisi ile kültürel ve uluslararası diplomasiyi geliştirmeyi hedefliyorlar.”Metaverse: İnternetin “vücut” bulmuş haliBu yeni sanal dünyanın aslında eski adıyla Facebook yeni marka adıyla Meta’nın kurucusu Zuckerberg’in tanımladığı “Internetin vücut bulmuş hali” olduğunu belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Daha önce kullanıcı tanımımız kullanıcı adı ve profil resmi gibi kavramlar ve statik nesneler ile tanımlanırken sanal evrende her bir kullanıcı konuşabilen, hareket edebilen bir kişiselleştirilebilir avatar olarak tanımlanabilecek. Aynı kullanıcı bu yeni görsel “kimliği” ile sanal evrende sanal sokaklarda yaşayacak, alışveriş yapabilecek, gerçek sanal para kazanabileceği mağazalar açabilecek, eğitim alabilecek ve yukarıda ifade ettiğimiz gibi vize işlemlerini de yapabilecek.” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İdeal bir sanal evrende, her kullanıcı kendisine ait, müstakil ve sanal evrenler arası geçişlerinde de kalıcı olan nesneleri satın alabilir, oluşturabilir, satabilir ve takas edebilecekler. Bu dijital varlıklar (NFT, non-fungible token) sanal evren yatırımcıları ve içerik üreticileri için önemli bir pazar olacak.” dedi.NFT nedir?NFT kavramına da değinen Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “NFT dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve bu nedenle birbirinin yerine geçemeyeceğini blokzincir ile onaylayan bir veri birimidir. Bu veri avatarlarımız, dijital arsalar, sokaklar, mağazalar evler, video, ses veya diğer tüm dijital dosya türleri gibi öğeleri temsil etmek için kullanılabilir. Ancak, orijinal dosyanın herhangi bir kopyasına erişim, NFT'nin alıcısı ile sınırlı değildir. Bu dijital öğeleri herkes edinebilir ve NFT nesneleri için aidiyet bilgisi blok zincirler ile saklanır. Bunu aslında şöyle ifade edebiliriz, günlük hayatta kullandığınız tüm bizlere ait varlıkların benzerleri hatta aynıları başkalarında da olabilir ve bunları kimi zaman kullanır veya yanımızda taşırız. Ancak sanal evrende fiziksel olarak yanımızda bulunduramayacağımız NFT varlıkların aidiyet ve kullanım hakkı bilgisi blokzincir ile koruma altına alınmaktadır.” diye konuştu.Bu evrenin tek bir sahibi olmayacakBu sanal evrenin kime ait olduğunun da merak edildiğini belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi: “Mark Zuckerberg ve Epic Games CEO'su Tim Sweeney gibi teknolojinin önde gelen isimlerin yatırım yaptığı sanal evren için sorulan “Peki Metaverse kimin?” sorusu aslında sonsuz sanal evrenin yer alacağı bir büyük sanal evrenin sahipliği sorusuna cevap aramak anlamına geliyor. Dolayısıyla şirketlerin kendi hizmet ve servisleri ile yer alacakları büyük bir sanal evrenin tek bir sahibi olmayacak. Giderek artan ve sonsuz büyüklüğe erişebilecek sana evrenlerin sahibi aslında hesapları, sahip oldukları nesneleri, tüm varlıkları ile kullanıcılar ve yatırımları ile şekillendirecekleri politikaları ile yatırımcılar diyebiliriz.Meta yöneticilerinden Andrew Bosworth ve Nick Clegg’in Metaverse hakkındaki, “Kullanım koşullarının, gizlilik kontrollerinin ve güvenlik önlemlerinin yeni teknolojilere uygun olmasını ve insanları güvende tutmasını sağlamak için çalışıyoruz. Herhangi bir şirket tek başına bu işi yapmayacak. Doğru yapılması için endüstri genelinde uzmanlarla, devletlerle ve düzenleyicilerle işbirliği yapılması gerekecek.” açıklaması aslında metaverse kavramının sahipliği veya yönetimine dair “The Metaverse” değil “A Metaverse” mimarisi ile kullanıcılar için farklı sanal evrenler arası geçiş mümkün olacağını öngörebiliyoruz.” Gerçek dünyanın dijital kopyalarına yatırım yapılıyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Meta ve Epic Games ile birlikte 3D geliştirme platformu Unity’nin  de "dijital ikizlere" gerçek dünyanın dijital kopyalarına yatırım yaptığını, grafik şirketi Nvidia da "Omniverse" adını verdiği, 3D sanal dünyaları birbirlerine bağlayan bir platform geliştirdiğini söyledi. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Burada sanal evren geliştirme süreci ile birlikte Metaverse üzerinde kullanıcı deneyimlerinin sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik ile yaşatabilmek için Meta, Oculus şirketini 2 milyar dolara bünyesine katarak bu alanda 5-10 yıl içerisinde öngördüğü yaygın kullanım hedefine ulaşmayı planlıyor.” dedi.Milyon dolarlık yatırımlar yapılıyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, bu sanal evrende yapılan yatırımlara da örnekler vererek şunları söyledi:“Ağırlıkla ‘gayrimenkul’ yatırımları ile başlayan sanal evrende geçtiğimiz günlerde bir kullanıcı The Sandbox'ta Republic Realm tarafından geliştirilen dijital bir yata 650 bin dolar (149 Etherium) ücret ödedi. Benzer şekilde Decentraland sanal evreninde Kanada merkezli bir yatırım şirketi 116 parselden oluşan 600 metrekare büyüklüğündeki arsaya 618 bin MANA (2.43 milyon dolar) ödeme yaptı. Metrekare fiyatının yaklaşık 4 bin dolara tekabül eden yatırım oldukça iddialı olmakla birlikte arsa üzerinde alışveriş ve yaşam merkezleri yapılması planlanıyor. Kasım ayı içerisinde Decentraland, The Sandbox, CryptoVoxels ve Somnium Space gibi 4 büyük sanal evren projesinde 106 milyon dolarlık satış gerçekleştirilirken 6000’i aşkın yatırımcı yeni NFT varlığa sahip oldu. Yüksek işlem hacmi ve yatırımcı ilgisi güven sorunu yaşayan kripto para piyasasının güven kazanmasına yaygınlaşmasına katkı sağlayacağını söyleyebiliriz. Özellikle Çin ve ABD’nin kripto para piyasaları ve madencilerine ilişkin yeni regülasyonları da aslında sanal evren varlık finansmanı için oldukça önem arz ediyor. Arzı yeterli ve güvenli olmasını sağlayan ülkeler sonraki yıllarda bu yatırımlarının karşılığını finansal olarak alacak ancak kripto paraların madenciliğinin sebep olduğu yüksek karbon salınımı ile de ilgili düzenlemeler yapmak zorunda kalacaklar.”İstihdam imkanları sunuyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Meta şirketinin Reality Labs bölümünde artırılmış ve sanal gerçeklik projeleri üzerinde çalışan 10 binden fazla çalışanı var ve yakında Avrupa'da 10 bin kişiyi daha işe almayı planlanıyor. Meta şirketi başta start-up olmak üzere yatırımları için 10 milyar dolar harcayacağını duyurdu.” dedi.Temel çalışma alanları 5 başlıkta toplanıyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Metaverse" ile birlikte teknoloji endüstrisi temsilcileri ve uygulama geliştiriciler için temel çalışma ve odak alanlarını beş başlıkta toplanabileceğini söyledi:Eski web hizmetleri veya gerçek dünya aktiviteleri ile örtüşen özellik kümeleri,Gerçek zamanlı 3D bilgisayar grafikleri ve kişiselleştirilmiş avatarlar,Alışılagelmiş oyunlardan ziyade sosyal etkileşimli, daha az rekabetçi ancak hedef odaklı oyunlar,Kendi sanal öğelerini ve ortamlarını oluşturan kullanıcı desteği veİnsanların sanal ürünlerden kâr edebilmesi için dış ve gerçek ekonomik sistemlerle etkileşim.2-5 yıl içerisinde ürün geliştirme süreci başlayacakDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yüksek öngörülü çalışmalarıyla bilinen Gartner araştırma şirketinin Ağustos 2021 itibariyle duyurduğu 2021 yılı gelişen teknolojiler beklenti eğrisinde artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, NFT, merkeziyetsiz kimlik ve yapay zeka alanlarının en yüksek beklentili araştırma ve yatırım alanları olduğu bu alanlardaki ürünlerin 2-5 yıl içerisinde ürün geliştirme sürecine başlayacağı öngörüsünde bulunduğunu ifade etti.Merkeziyetsiz kimlikler de metaverslerde kullanılacakDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, sözlerini şöyle tamamladı:  “Şu andaki merkezi fiziksel ve dijital kimlik ekosisteminin, merkezi olmayan ve demokratik bir mimari halinde tamamen yeniden yapılandırılmasını vaat edeceği iddiasıyla merkezi olmayan dijital kimlik (DDID) yatırımları ile Microsoft DDID ile kullanıcı adları gibi tanımlayıcıların kendine ait bağımsız kimliklerle değiştirilebildiği ve hem gizliliği hem de işlemleri korumak için blok zinciri ve dağıtılmış kayıt defteri teknolojisiyle veri alışverişini mümkün kılan bir güven çerçevesinin mimarisini kullanıcılarına sunuyor. Yakın gelecekte merkeziyetsiz (kripto) paraların yanında merkeziyetsiz kimliklerin de metaverselerde kullanıldığını da göreceğiz.”Kaynak: Gazete Vatan

08 ARA 2021

Verilerinizi boynunuzda taşır mıydınız?

Verileri saklamak tarih boyunca hem önemli hem de biraz güç oldu. Taşlar, ceylan derileri, kil tabletler kullanıldı. Ardından bunların yerini kâğıt aldı. Şimdilerde milyonlarca kitabı sığdırabildiğimiz çiplerimiz var. Ancak bu çipler de artık yeterli gelmiyor.Yeterli değil çünkü eskiye göre muazzam miktarda veri üretiyor ve depoluyoruz. Metaverse, blockchain gibi teknolojiler geliştikçe ürettiğimiz verinin miktarı da hızla artıyor. Realite şu soruyu zorunlu kılıyor: Ürettiğimiz bu muazzam veri gelecekte ne olacak? Nasıl depolanacak, nasıl saklanacak? Uzmanların üzerinde durduğu seçeneklerden biri DNA…Kimileri için şaşırtıcı olabilir ama DNA’da veri depolamak mümkün. Peki, DNA’da veri nasıl depolanır, güvenli mi, bu teknoloji neler getirir? Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri Merkezi Direktörü Dr. Cihan Taştan, bu yeni alternatif yol ile ilgili soruları yanıtlıyor.Neden DNA?Harici bir disk, bir flash bellek ya da bulut uygulamalarını düşünün. Verilerimizi bu alanlarda saklıyoruz. İstediğimiz zaman da bu verileri bilgisayar, telefon gibi bir cihaz yardımıyla tekrar görüntüleyebiliyoruz, okuyabiliyoruz.Bilim insanları DNA’nın da aynı diskler ya da bulut uygulamaları gibi bir depolama alanı olarak kullanılabilmesi için çalışıyor. Çünkü DNA muazzam bir veri depolama kapasitesine sahip. Öyle ki bütün genetik talimatlarımızı yani milyarlarca satır veriyi taşıyor. Geçmiş yıllarda yapılan bir araştırma, 1 gram DNA içerisinde yüzlerce terabayt veri depolanabileceği göstermişti.Ayrıca DNA oldukça küçük bir yer kaplıyor. Taştan’ın yaptığı şu kıyaslama dikkat çekici:“Şu ana kadar doğan bütün insanların DNA’larını bir araya getirdiğimizde bir şeker küpü kadar ediyor ve bir insanın DNA’sı binlerce gigabayttan ölçülüyor. Dolayısıyla siz bir şeker küpü içerisinde terabaytlarca bilgiyi saklayabilirsiniz. Burada bir oda dolusu hard diski düşünün. Bunu bir şeker küpü içerisinde saklayabilme ve istediğiniz anda her bilgiyi geriye döndürüp okuyabilmeniz söz konusu.”DNA tabanlı geçmiş ve gelecekTaştan’a göre, DNA tabanlı bir geçmişimiz olduğu gibi hiç olmadığı kadar DNA’ya bağımlı bir gelecek bizi bekliyor. Çünkü DNA bozulmuyor, kaybolmuyor, yüksek miktarda veriyi depolayabiliyor, oldukça küçük bir yer kaplıyor ve nesilden nesle aktarılabiliyor. DNA’yı katı, yani elle tutulabilir bir madde olarak düşünmek mümkün. Küçük ve yaşadığımız ortama dayanıklı olması da onu her yerde saklanabilir kılıyor.Taştan, “Bu özellikler bizim yakın gelecekte ses, görüntü, yazı gibi bütün dijital verileri de DNA’da kodlayabilmemizin önünü açtı” diyor.Dijital veriler DNA’da nasıl kodlanıyor?Dijital verilerimiz 0 ve 1’lerden oluşuyor. DNA’ya veri depolamak için bu 0 ve 1’leri DNA’nın dört harfine çevirmek gerekiyor yani A, T, C ve G’ye. Bunu yapabilmek için DNA yazma makineleri geliştiriliyor.Taştan, “Bizim bütün yazılarımız, görüntülerimiz, seslerimiz aslında 0 ve 1 dediğimiz ikili kodlardan oluşuyor. DNA ise bunun boyutunu biraz daha geliştirdi. İki kod değil dört tane harfimiz var. Bu sefer biz bilgisayardaki 0 ve 1 kodlarını bir düzenleme yardımıyla dörtlü kod sistemine çeviriyoruz. Adenin, Timin, Sitozin, Guanin” diyor.DNA nasıl güvenle saklanacak?DNA bir yerde saklanabileceği gibi yüzlerce farklı yere de kopyaları yerleştirilebiliyor.Taştan, “Yazdığınız ya da saklanmasını istediğiniz bilgiyi sizden başka birisinin bulabilmesi ihtimali de yok. Çünkü her taraf sonsuz olasılık içeriyor. Dolayısıyla DNA'nın nerede olduğunu sizden başkası da bilemez, böylelikle verileri istediğiniz yerde saklayabilirsiniz, depolayabilirsiniz” diyor.Şu örneği veriyor:“DNA’larınızı isterseniz odanızdaki bir çiçeğin içerisine kodlayabilirsiniz. O çiçeği büyütürken aslında bütün verileri onun içerisinde depoladığınızı sadece siz bilebilirsiniz.”Yaşayan bir insanın içinde veri depolamaDNA’ya veri depolamanın ve saklamanın mümkün olduğunu anladık. Bir adım ileri gidersek yaşayan bir canlının DNA’sına veri depolamak mümkün mü? Taştan’ın cevabı şöyle:“Mümkün. Çünkü biz bunun benzerini genetik tedavilerde yapıyoruz. Yani genetiği bozuk olan, bazen de genetiği çalışmayan insanların hücrelerinin içerisine dışarıdan makine ile ürettiğimiz DNA dizilerini enjekte edip orada saklayabiliyoruz. Böylelikle insanların hayatını kurtarabiliyoruz. Bu mantığın tam tersini düşündüğümüzde değerli gördüğünüz verileri yine de DNA’da, kendi hücreleriniz içerisinde saklayabilirsiniz.”Boynunuzda şifrelerinizi taşımakTaştan, ekipten genç bir bilim insanın taşıdığı kolyeye dikkat etmemizi istiyor. Diğerlerinden farksız görünen bu kolyenin içerisinde, taşıyan kişinin DNA’sı bulunuyor. Sevdiğimiz insanların DNA’sını ya da ses, görüntü, yazı gibi anılarımızı on yıllarca yıl güvenle saklamayı amaçlamışlar. Bunun için geliştirdikleri yöntemi de bir DNA hatıra kolyesine çevirmişler.Bu DNA hatıra kolyesinin içindeki DNA, ultra viyole ışık altında tespit edilebilecek şekilde tasarlanmış. Yani hiç kimse fark etmeden boynunuzdaki bir kolyede istediğiniz veriyi taşımanız mümkün.DNA’da veri depolamanın geleceğiTaştan’a bu teknolojinin geleceğini de soruyoruz. "Geçmişte USB’nin ilk geliştirildiği zamanları hatırlayalım" diyor. O zamanlarda birkaç MB’lık küçücük bir veri oda büyüklüğündeki bir makinede saklanabiliyordu. Şu anda geliştirilen DNA yazma cihazı da oda büyüklüğünde. 2 GB’lık bir veriyi birkaç saat içerisinde DNA’ya dönüştürebiliyor. Bu teknolojinin ilerleyeceği aşikâr.Taştan bilgisayar devi şirketlerin DNA yazma cihazları üzerinde çalıştığını belirtiyor. “Onlar da şu an odanızda, evinizde bir yazıcı gibi DNA yazıcıları üretmek üzerine çalışıyorlar. Bu teknoloji önümüzdeki yıllarda evimize girebilecek ve hızlı bir şekilde DNA yazabileceğimiz ve geriye okuyabileceğimiz sistemler için ürünleri görebileceğiz ve aktarabileceğiz” diye açıklıyor.Kaynak: TRT HABER

25 KAS 2021

Prof. Dr. Sevil Atasoy Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu’na katıldı

Pandemi başlangıcından bu yana ilk kez yüz yüze yürütülen 132. Oturumda Kurul üyeleri, 5 ayrı dairede görev yapan 42 uzmanın oluşturduğu sekreteryası ile birlikte üç hafta boyunca denetimdeki maddelerin yasal ticaretinin uluslararası sözleşmelere uygunluğunu denetlemeyi sürdürdü.  Deprem, sel, pandemi gibi afet dönemlerini de içerecek biçimde denetimdeki 136 narkotik ve 144 psikotrop maddenin tıbbi ve bilimsel amaçlara yeterliliği, üye ülkelerin yürürlükteki uluslararası sözleşmelere uyumu ve 2021 yılı dünya raporunun tamamlanması gündemin bir bölümünü oluşturdu.Ülkelerin daimî temsilcileri ile bir araya gelen Kurul, 1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 12 ve 13. Maddelerinin uygulanışını desteklemek amacıyla yasadışı imalatta kullanılan APA, APAAN, MAPA, asetik anhidrit, efedrin gibi kırka yakın öncül kimyasal, araç ve gereçler konusunda bilgilendirdi.Üye ülkelerin BM 2030 hedeflerine ulaşma gayretlerinin yanı sıra, bir yandan yasal ticareti teşvik ederken, diğer yandan yasa dışı kullanım ve kaçakçılığı önleme faaliyetleri hakkında bilgi almak üzere temaslarda bulunan Kurul, bu çerçevede Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Uyuşturucu Maddeler Komisyonu (CND), Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Gümrük Birliği (WCO) ve Interpol başkan ve uzmanlarıyla görüş alışverişinde bulundu.Kurul’un gündeminde, Afganistan’daki gelişmeler, uyuşturucu kaçakçılığına bağlı yasa dışı gelir akışının ekonomik gelişme ve güvenliğe etkisi, tıbbi amaçlar dışında cannabis (esrar) kullanımına sözleşmelere aykırı biçimde izin verenlere uygulanacak yaptırımlar gibi konular yer aldı.INCB’nin bir sonraki toplantısı, 31 Ocak – 5 Şubat 2022 haftasında Viyana’da toplanacak, Türkiye’nin sözleşmeler doğrultusundaki arz ve taleple mücadelesine ilişkin ayrıntıları da içeren 2021 yılı Dünya Raporu, 10 Mart 2022’de ulusal ve uluslararası basın yayın kuruluşları ile paylaşılacak.INCB Hakkında:INCB, Birleşmiş Milletlere üye olan ülke hükümetlerinin uyuşturucu ile mücadele konusundaki üç farklı sözleşmeye uyumunu özendirmek ve denetlemek ile görevlendirilmiş bağımsız ve yarı-yasal (quasi-judicial) bir organdır. Bunlar, Uyuşturucu Maddelere Dair 1961 Tek Sözleşmesi, 1971 Psikotrop Maddeler Sözleşmesi ve 1988 Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’dir.  İlk kez 1909’da Şangay’da 1961 TEK Sözleşmesi ile kurulan INCB’nin on üç üyesi, bilgi birikimi ve deneyimleri gözönüne alınarak Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından beş yıl süre ile seçilirler. Sevil Atasoy, Kurul’un tarihinde başkanlık yapmış ikinci kadın, ve 3. Kez başkan seçilmiş olup, Mayıs 2027’ye kadar görev yapacaktır. 

25 KAS 2021

Üsküdar Üniversitesinde Öğretmenler Günü coşkusu yaşandı

Üsküdar Üniversitesi Öğrenci Konseyi Temsilcileri, öğrenci konseyi başkanı Emine Sıla Kanat önderliğinde 24 Kasım Öğretmenler Gününü akademik kadronun tamamına kahve ve lokum dağıtarak kutladı. Üsküdar Üniversitesinin Merkez, Çarşı ve Güney Yerleşkelerinde akademisyenleri karşılayan konsey temsilcileri tüm gün lobi alanlarında, oturma alanlarında ve odalarında akademisyenlerimize kahve ve lokum dağıtarak 24 Kasım Öğretmenler Gününü kutladı.Kendilerine lokum ve kahve hediye eden öğrencilerini gören İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Baver Demircan, İletişim Fakültesi Yeni Medya Ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder, İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Doç. Dr. Gül Esra Atalay mutluluklarını gizleyemedi.

12 KAS 2021

Üsküdar Üniversitesi öğrencilerine bir de gümüş madalya

Üsküdar Üniversitesi öğrencileri başarılarına bir yenisini daha ekledi.39 takımın katıldığı RadiChal 2021’de oluşturdukları 7therapy takımı ile Üsküdar Üniversitesini temsil eden öğrenciler,  Epidermolizis Bülloza hastalığına genetik tedavi yöntemi geliştirerek gümüş madalya almaya hak kazandı.  7therapy takımı üyeleri şöyledir:Talha Yaşar -  Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik - Biyomühendislik (İngilizce)   İrem Çelik - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik - Biyomühendislik (İngilizceİrem Köhserli -   Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik - Biyomühendislik (İngilizce)   Beyza Nur Akı - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik - Yazılım Mühendislik (İngilizce)RaDiChal Nedir?Toplumda sayıları nispeten az, seslerini duyurmaya ihtiyacı olan nadir hastalıklar ve bunlara sahip olan bireylerin sesini duyurmak, bu hastalıklara dair tedavi stratejileri geliştirmek için düzenlenen ve Uluslararası düzeyde üniversite öğrencilerinin katıldığı Nadir Hastalıklar Genetik Tedavi yarışmasıdır.7therapy, çözüm odaklı yaklaşım ile bir araya gelen 4 arkadaşın kurmuş olduğu, halk arasında kelebek hastalığı adıyla bilinen Epidermolizis Bülloza için #kelebeketkisi etiketiyle yola çıkarak farkındalık ve tedavi stratejisi planlayan bir grup.Epidermolizis Bülloza yani kelebek hastalığı gerek hastalığın alt dalları gerekse istatistiksel olarak ülkemizde çok büyük bir veri eksikliği bulunmakta olan bir hastalık. Günümüzde birçok kelebek hastası, hastalığının farkında dahi değil.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü öğrencileri, bu boşluğu kapatmak, veri akışını sağlamak ve olumlu bir etki yaratmak için tüm gücüyle çalışmalarına devam ediyor.

05 KAS 2021

TRGENMER TUBİTAK 2209 proje başvurularında 6'da 6 destek kazandı!

Dr. Öğr. Üyesi. Cihan Taştan danışmanlığında yürütülen projenin amacı üniversitelerde öğrenim görmekte olan öğrencileri, projeler yoluyla araştırma yapmaya teşvik etmek olarak açıklandı. Desteklenen proje çalışmalarına değinen Cihan Taştan; “Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezimizde (TRGENMER) hali hazırda 5 TUBİTAK-2209 desteklenen proje ile toplam 11 adet TUBİTAK 2209, 1 Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), 1 Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP), 1 Sponsor destekli proje çalışılmaya devam etmektedir.” dedi.Program hakkında değerlendirmelerde bulunan Taştan; “Bize tamamıyla üretken bir araştırma olanağı ve ekosistemi sağlayan başta Kurucu Rektörümüz sevgili Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamıza, sevgili Prof. Dr. Muhsin Konuk hocamıza ve tüm yöneticilerimize gönülden şükran borçluyum.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fak. Moleküler Biyoloji ve Genetik (İng)TRGENMER ekibi;Beste GelsinHale Ahsen BabarNülifer Neslihan TiryakiTarık TeymurBuket BudaklarYasin Ayİnstagram ve Twitter: @trgenmer

02 KAS 2021

‘Ailevi Akdeniz Ateşi’ alanındaki çalışmaları Altın Madalya getirdi

Rare Disease Challenge (Nadir Hastalıklar Genetik Tedavi Proje Yarışması) Nedir?Nadir hastalıklara sahip bireylerin toplumumuz arasında dolaştığını, onları duyacak olan insanlara seslerini duyurmayı ve farklı zihinlerden farklı tedaviye yönelik projeler çıkartarak ‘Nadir Hastalıklar’ üzerine bir alt yapı oluşturmayı hedefleyen Türkiye geneli ve üniversiteler arası bir yarışma.Ailevi Akdeniz Ateşi hastalığının tedavisini hedefliyorlar… Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünden 5 öğrenci mart ayında bir araya gelerek ‘Resesif16’ adı ile bir ekip oluşturdu. Aylar süren çalışmaları ile birlikte, Türkiye'de sık görülmekte olan ‘Ailevi Akdeniz Ateşi’ Hastalığına yönelik genetik tedavi projesi ve sosyal farkındalık çalışmalarını geliştirdi ve ekim ayında canlı yayın ile jüriye sunumlarını gerçekleştirdi. Bu şekilde Rare Disease Challenge 2021'de finale kalarak altın madalya kazandı.Proje ekibi, projenin deney aşamaları için çalışmalarını sürdürüyor. Resesif16 Ekibi Üyeleri;Menekşe Yamaç - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce)Kübra Nur Gökdemir - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce)Melike Ekşi - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe)Dilara Bulut - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe)Elif Karakişi - Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe)İnstagram ve Twitter: @resesif16

01 EKI 2021

Prof. Dr. Sevil Atasoy; “Her Çikolata Yenmez”

Ülkemizde Adli Bilimler mesleğinin daha çok yeni uygulanmaya başlandığını vurgulayan Prof. Dr. Sevil Atasoy, Adli Bilimler lisans ve yüksek lisans eğitimlerine ilişkin bilgi verdi.Yurt dışında Adli Bilimler alanında yapılan çalışmalar hakkında örnekler vererek Adli Bilimlerin ülkemizde hangi aşamada olduğunu izah eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, Adli Bilimler bölümünü okumak isteyen öğrencilerin bölümü sadece fen alanından tercih edebileceklerini fakat sözel öğrencisi olup Adli Bilimleri merak eden öğrencilerin de yüksek lisansta bu eğitimi alabileceklerini dile getirdi.Öğrencilere hedef belirleme ve motivasyon konusunda birkaç tavsiyede bulunarak konferansı sonlandıran Atasoy, hangi alanda hedef belirlenirse sadece o alanda ilerlenmek zorunda olunmadığını, öğrencilerin farklı alanlarda da eğitimlere devam edebileceğinden bahsetti.

03 EYL 2021

Üsküdar’da renkli ve coşkulu diploma heyecanı!

Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştirildi.Küçük Üsküdarlılar ilgi odağı olduPandemi nedeniyle seyreltilmiş olarak düzenlenen ve üç gün boyunca devam eden mezuniyet töreninde mezunlar heyecanlı ve coşkulu anlar yaşadı. Tören ilginç ve renkli anlara da sahne oldu. Bazı mezun öğrenciler, bebekleri ve çocukları kucaklarında diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle de hocaların ve katılımcıların ilgi odağı oldu.Minik kızıyla diplomasını aldıİkinci gün düzenlenen törenlerde de Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu Diş Protez programından mezun olan Ebru Yiğit Akgül de minik kızıyla diplomasını aldı. Çiçeği burnunda mezun Akgül, minik kızıyla diploma sevinci yaşadı. Bazı mezunlar da törene sevimli dostları ile katıldı.Kendi törenleri için çalıştılarİletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü 2019-2020 Akademik Yılı mezunlarından Şahan Şengül ve Rüveyda Gönülalçak hem mezun oldular hem de mezuniyet töreni organizasyonunda görev aldılar. Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Birimi’nde çalışan Şahan Şengül, diplomasını almak için sahneye çıkarken yüzleri gülümseten bir pankart taşıdı.Pankartta son dönemde sosyal medya platformlarında gündem olan bir akıma ait olan bir ifade yer aldı. Pankartta “Sizce ben mezun olduğum üniversitede işe girip, kendi mezuniyet törenimi düzenlemiş miyimdir?” yazarken, Rüveyda Gönülalçak ise diplomasını almak için sahneye çıkana kadar ve diplomasını aldıktan sonra da Üsküdar Üniversitesinin kurumsal sosyal medya hesaplarını yönetmeye devam etti.Şengül ve Gönülalçak öğrencilik dönemlerinde Kurumsal İletişim Direktörlüğünde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladılar, gösterdikleri üstün gayret ve performansı beğenilince mezun olduktan sonra Kurumsal İletişim Direktörlüğünde profesyonel iş hayatına adım attılar.İSG mezunları baretleriyle diploma aldıSağlık Hizmetleri Yüksekokulu İş Sağlığı ve Güvenliği mezunları da kırmızı baretleri ile diplomalarını aldı.Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlandı.İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi mezunlarına diplomaları takdim edildi. İkinci günde Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirildi. Mezuniyet Töreninin üçüncü gününde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunları diplomalarını aldı. 

02 EYL 2021

Üsküdar’da Görkemli Mezuniyet Coşkusu

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En büyük proje kendinizsiniz”Üsküdar Üniversitesi 2019-2020 Akademik Yılı 7. Dönem ve 2020-2021 Akademik Yılı 8. Dönem Mezuniyet Töreni, Şaban Özdemir ve Ece Tözeniş’in sunumlarıyla Ümraniye Millet Bahçesi Etkinlik Alanında gerçekleştiriliyor.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın önderliğinde Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Üsküdar Üniversitesi Senato Üyeleri öğrencileri selamlayarak törendeki yerlerini aldı. Mezuniyet törenine Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan, Kurucu Mütevelli Heyet Üyesi Mustafa Ataş, Yönetim Üst Kurulu Üyesi ve İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın yanı sıra çok sayıda aile de katıldı.Dereceye giren mezunlara plaket ve hediyeleri takdim edildiTörende dereceye giren lisans ve ön lisans mezunlarına diploma, plaket ve hediyeleri Fırat Tarhan, Mustafa Ataş, Furkan Tarhan, Prof. Dr. Hikmet Koçak ve Prof. Dr. Muhsin Konuk,  tarafından takdim edildi. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, 7. Dönem Üniversite Birincisi Psikoloji mezunu Serap Akbulut, 8. Dönem Üniversite Birincileri Kimya - Biyoloji Mühendisliği İngilizce mezunu Sara Yassine, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü mezunu Feyza Remziye Tuncer’e plaket ve hediyelerini takdim etti. Rektör Yardımcısı, Mezuniyet Organizasyonu Koordinatörü Prof. Dr. Sevil Atasoy ise ön lisans birincileri Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Mezunu Rabiye Demir, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri Mezunu Mine Taban, Anestezi Mezunu Fatma Tengiz, Sosyal Hizmetler Mezunu Banu Gündoğdu’ya plaket ve hediyelerini verdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, doktora mezunlarına cübbelerini giydirdiTörende enstitü mezunlarını temsilen Sağlık Yönetimi Doktora Programı Mezunu Arzu Bulut ve Psikoloji Doktora Mezunu Hüseyin Koç’a cübbeleri Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından giydirildi. İlk günkü açılış töreninde okul birincileri kütüğe plaket çakarken; sancak devir teslim töreni de gerçekleşti. İlk günkü öğleden önceki tören Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından mezuniyet andının okutulması ve keplerin havaya atılmasıyla sona erdi.Tebrik mesajları gönderildiTörene katılamayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Sarınay, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ataç’ın gönderdiği mesajlar okundu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mezunlarımız hayatlarının önemli dönemlerinden birini yaşıyor”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuşmasında pandemi gölgesinde gerçekleştirilen törende önlemler aldıklarını belirterek çifte mezuniyet sevinci ve mutluluğunu bir arada yaşadıklarını söyledi. Tarhan, mezunların hayatlarındaki en önemli dönemlerden birini yaşadıklarını da ifade etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sağlık ve teknolojiyi birleştiren tema oluşturduk”Üsküdar Üniversitesi’nin 10 yıllık geçmişi, 25 yıllık sağlık alanında geçmişi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Davranış bilimleri ve sağlık, nörobilim ve mühendislik konusunda AR-GE odağı oluşturduk. 2011’de kurulduğumuzda sağlık ve teknolojiyi birlikte kurmak gibi bir tema oluşturduk. Geleceğin bilimi bu yöndeydi. Mümkün olduğunca gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bilgisayar yazılım, endüstri, biyomühenslik gibi mühendislik alanlarıyla beraber multidisipliner çalışma yönündeydi. Bunun ne kadar isabetli olduğu 2018’de Davos’taki toplantıda yapay zeka konusu vurgulandı. Eylem planımızın isabetli olduğunu zaman bize gösterdi. 2013’te İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde bilim ve fikir festivali yaptık. Halen festivalimize devam ediyoruz. Bu alanda da öncü olduk. Bizden sonra benzer birçok festival düzenlenmeye başlandı. Bunun proje fikrini de bizim çıkardığımızı söylemem gerekiyor. Bu konuda mütevazı olamayacağım.” dedi.Üsküdar Üniversitesi olarak 23 bin mezun verdiklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geçen yılki mezunlarla beraber bu törende toplam 13 bin 763 öğrencinin mezun olduğunu belirterek “Yeni akademik yılda yaklaşık 4 bin yeni öğrencimiz aramıza katılacak. Onlara da huzurunuzda teşekkür ediyorum, her birini tebrik ediyorum. Onlara da inşallah güzel bir eğitim verme sorumluluğumuzu hissettiğimizi belirtmek istiyorum.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Çevik üniversite kavramını hayata geçirdik”Pandemi sürecinde değişen koşullara Üsküdar Üniversitesi olarak iki hafta gibi çok kısa bir sürede uyum sağladıklarını belirten Tarhan, “Hocalarımızla iş birliği yaptık. Altyapımızı hemen güçlendirerek çevik üniversite kavramını hayata geçirmiş olduk. Senkron, canlı dersleri aynı anda yapabildik. Video göndererek ders vermek değil, bire bir canlı dersleri hocalarımız evde oldukları zaman bile online çevrimiçi derslere katıldılar. Eğitimlerimizi aksatmadan yapmaya çalıştık. Bu sene yüz yüze eğitime başlıyoruz. Bunun  müjdesini vermek isterim. Dersler %60 yüz yüze % 40 online olarak seyreltilmiş şekilde olacak.”dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitimin yüz yüze olması şart”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi yönetimi, akademik ve idari kadrosu olarak Fi-jitalleşme Manifestosu yayınladıklarını belirterek “Uzaktan öğretimin olacağına ama eğitimin uzaktan olmayacağına inandık. Öğretim teorik olabilir fakat eğitimin yüz yüze olması şart. Eğitimin yüz yüze olması için muhakkak uygulamasının yapılabilmesi gerekiyor. Bunu da en iyi şekilde yapmaya çalıştık.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diş Hekimliği Fakültesi’nin 2021-2022 Akademik Yılında eğitime başlayacağını, aynı zamanda Tıp Fakültesi İngilizce bölümünün de açıldığını söyledi.30 Ağustos Zafer Bayramı kahramanlarını andıİki gün önce kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı’na da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bugün burada toplanabiliyorsak burada üniversiteyi bitirip tören yapabiliyorsak emin olun 30 Ağustos zaferini kazanan, o günlerde çile çeken kahramanlara çok şey borçluyuz. Onlara minnet ve şükran borçluyuz. O zamanki silahlı kuvvetlerimizin komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına çok şey boçluyuz.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, zaferin kazanılmasında ve Kurtuluş savaşının kazanılmasında katkıları bulunan Fahrettin Paşa ve Denizli Müftüsü Nusret Efendi gibi gizli kahramanların da minnet ve şükranla anılması gerektiğini kaydetti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İş birliği kurma becerisi edinin”Genç mezunlara 21. yüzyıl becerilerini edinmelerini tavsiye eden Tarhan, üniversite olarak bu becerileri hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi. Tarhan, “Hayat mücadeledir diyen eski versiyon bilginin yerine hayat iş birliği ve uyumdur bilgisi, 21. Yüzyıl becerisi. İyi iş birliği yapabilen uyum sağlayabilen başarılı oluyor, güçlü oluyor. Başkasını ezen başarılı olmuyor. Bunun için sihirli kelime iş birliği. Kim iyi iş birliği yaparsa o kişi fark oluşturabiliyor. Biz bunu pozitif psikoji ve iletişim becerileri olarak 2013 yılında ders olarak koyduk. 2015 yılında Harvard’ın ders olarak koyduğunu gördük 2018’de Yale, 2019’da Bristol üniversitesi ders olarak koydu. Pozitif psikoloji 21. Yüzyıl değeri. İş birliği kurabilmek meslek hayatında da özel hayatta da önemli. Hayatın yaşam boyu öğrenme olduğunu da hep vurguluyoruz.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İlk projeniz kendiniz olmalı”Proje kültürünün önemini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine proje kültürünü öğretmeyi hedeflediklerini belirterek “İlk projeniz kendiniz olmalı. En büyük proje kendinizsiniz. Kendinizi yeniden inşa etmek, yapılandırmak çok önemli. Projede ne vardır? Mantıksal bir hedef vardır ve yol haritası çizilir. Buna göre her şey planlanır ve mantıkal çerçevede gider. Hayat da bir projedir. Mutlaka iyi bir projeniz olsun. Son olarak muhakkak hayatta hedef piramidiniz olsun. Burada soyut hedefler olmalı. Hayatınızın sonunda nasıl anılmak istiyorsunuz, bunları unutmamanız lazım.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz”İlk gün düzenlenen İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninin açılış konuşmasını yapan İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, üniversiteyi dereceyle bitiren öğrencilerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek “Türkiye Cumhuriyeti’nin kadınları olarak gümbür gümbür geliyoruz. Bu çok önemli.  Her yere izimizi bırakacağız.” dedi.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Varanlar sadece yürüyenlerdir”İnsanın ulaştığı en uzak noktanın ay olduğunu, dünyayla ay arasındaki mesafenin 360 bin kilometre olduğunu kaydeden Prof. Dr. Arıboğan, “Bir insan yaklaşık 70 yıllık ömrü içerisinde her gün 20 bin adım atması halinde aya yürüyerek varabiliyor yani yukarı doğru gittiğimizde aya gidebiliyoruz. Dünyanın en derin yeri ise Mariana Çukuru. O da 11 bin kilometre. Sadece iki yılda 20 bin adım atarak oraya da ulaşabiliyoruz. Bunu neden anlattım? İki tane şey için. Yürüyerek ulaşabileceğimiz yerin sonu yok. Her yürüyenin varması kesin değil ama  varanlar sadece yürüyenler. Onun için yürümeye devam edeceğiz. Burası bir bitiş değil, başlangıç. Bundan sonra daha uzun ve daha sebatkar ve azimli bir biçimde yürümeye devam etmeniz gerekiyor. İki, nereye doğru yürüyeceğinize siz karar vereceksiniz. Ya göğe doğru yürürsünüz ya çukurun dibine doğru yürürsünüz. Bu sizin hayatta neyi hedeflediğinizi gösteren bir şeydir. Üstelik çok emin olun çukura doğru yürümek çok daha kolay sadece iki yılınızı alıyor. Yükseğe doğru yürümek çok daha zor, çok emek vermeniz gerekiyor. Ama sonunda gideceğiniz yer sizin hedeflediğiniz yer. Çukuru mu gökyüzünü mü hedefleyeceksiniz, buna siz karar vereceksiniz. Size son tavsiyem: Sadece hedefleyin. Limanınızı iyi hedefleyin ve insan kendisinden ne inşa ediyorsa ondan ibarettir derler. Hepiniz kendi kendinizin heykeltraşınız.” diye konuştu.Prof. Dr. Şefik Dursun: “En iyisi olmak için gayret gösterin”Mezuniyet törenlerinin öğleden sonraki bölümü Sağlık Bilimleri Fakültesi Diploma Töreninde konuşma yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun da pandemi gibi zor bir dönemde mezun olan öğrencileri ve ailelerini tebrik etti. Prof. Dr. Şefik Dursun, “Öğrencilerimize elimizden geldiği kadar bildiklerimizi aktardık. Yapabildiğimiz kadar uygulamalarımızı yaptırdık. Çok değerli evlatlarım buradan mezun olurken her şeyi biliyor değilsiniz. Biz bildiğimiz kadarını size öğrettik. Ancak hayatta çok daha farklı olaylarla karşılaşacaksınız. Bu durumda yeni tecrübeler edineceksiniz. Herkes işini iyi yapmalı. En iyisi olmak için gayret gösterin.” tavsiyesinde bulundu.Mezunlar üç günlük törenlerle uğurlanıyorGeçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle yapılamayan 7. Dönem Mezuniyet Töreni ile bu yıl mezunlarını kapsayan 8. Dönem Mezuniyet Töreni bir arada pandemi önlemleri alınarak gerçekleştiriliyor. İlk günkü törende enstitüler, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi törenleri yapıldı. Mezunlara diplomaları takdim edildi. İkinci gün Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu 1. Töreni gerçekleştirilecek. Mezuniyet Töreni üçüncü günde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu mezunlarının diploma takdimleri ile sona erecek.En küçük ÜsküdarlıBüyük bir coşkuyla gerçekleşen mezuniyet töreninde bazı mezun öğrenciler bebekleriyle diplomalarını aldı. Sağlık Bilimleri Fakültesi Törenine annesiyle birlikte katılan minik bebek, kendine özel dikilen cübbesiyle hocaların ilgi odağı oldu. Mezuniyet töreni, Üsküdar Üniversitesi ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi Youtube sayfasından da canlı olarak yayınlanıyor.  

12 AĞU 2021

Üniversite tercihleri devam ederken Prof. Dr. Muhsin Konuk, iyi bir üniversite eğitiminin nasıl olması gerektiğini anlattı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, gençlere tavsiyelerde bulunarak, iyi bir üniversite eğitiminin nasıl olması gerektiğini Tv100’de Şaban Özdemir’in sunduğu HAYAT TERCİHTİR Programı’nda anlattı.Üniversite eğitimi nasıl olmalı?Üniversite eğitimlerinde öncelikle hedefin iyi bir insan yetiştirmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Konuk, “Öncelikle insanlara faydalı olan insanlar yetiştirmek gayemiz. Bizim değerlerimize, kültürlerimize bizi var eden şeylere bağlı insanlar yetiştirmeliyiz. Bizde bu bağlamda Üsküdar Üniversitesi olarak bu fikirle hareket edip iyi bir meslek sahibi olurken bunun yanında iyi bir insan olmasına da gayret ediyoruz” şeklinde konuştu.“Bilgi üretilmeli, uygulanmalı daha sonra ise para kazandırabilmeli”İyi bir üniversite eğitiminde AR-Ge ve projelerin önemine değinen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Daha önce üniversiteler bilgiyi üretme ve bu bilgiyi karşı tarafa aktarma olarak görülüyordu ama artık işin öyle olmadığının farkına varıldı. Üreten ve uygulanabilir bir üniversite olması önemli. Uygulanabilir bilgininde uygulanabilir hale gelmesinden sonra artık biraz kapitalist sisteminde etkisiyle birlikte para kazandırması lazım. Dolayısıyla AR-GE ve projeler bu bağlamda bir üniversitenin olmazsa olmazıdır. Biz ürettiğimiz bilgileri artık uygulamaya dönüştürebilmeli ve o uygulamadan da para kazanmalıyız ve onu tescillendirmeliyiz. Başka ülkelerde bizim o bilgimizi kullandığında da para ödemeli. Bu bağlamda artık yeni nesil üniversitelerin bu şekilde planlanıldığını görüyoruz” dedi.Haber Linki :Kaynak :  Bölge Haber Ajansı

12 AĞU 2021

El titremesini önleyen bileklik tasarlandı!

Üsküdar Üniversitesi BrainPark Kuluçka Merkezi’nin girişimci şirketi ALEA, giyilebilir teknoloji ürünleri üretmeye başladıBrainPark TTO desteğiyle,  Üsküdar Üniversitesi BrainPark Kuluçka Merkezinde kurulan ALEA Nöroteknoloji ve AR-GE Anonim A.Ş., özellikle giyilebilir nöroteknoloji alanında hizmet vermeyi hedefliyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ve ekibi Pusat Furkan Doğan ile Metehan Kaya’nın öncülüğünde kurulan ALEA tarafından geliştirilen özel bileklik, “tremor” olarak adlandırılan el titremesi hastalığının tedavisine imkân sunuyor.El titremesini önleyen bileklik tasarlandıALEA şirketi, “tremor” olarak adlandırılan el titremesi hastalığının tedavisine yönelik çalışmalar yürütüyor. Kişinin yeme-içme eylemlerinin zorlaşmasına, günlük aktivitelerin aksamasına, yazı yazma ve alet kullanmada halsizliğe, yorgunluk ve denge kaybı gibi zorluklar yaşanmasına neden olan bir hastalık olan tremor, bireyin yaşam kalitesini düşürüyor. ALEA tarafından tasarlanan sönümleyici bileklik ile tremorun azaltılması, hastaya ağırlık yapmadan titremeyi engellemesi ve hastaya kaliteli bir hayat imkânı sunması hedefleniyor.Tremor Hastalığının Tedavisinde Türkiye’de İlk Yerli ÜrünGiyilebilir nöroteknoloji alanında Tremor Hastalığının tedavisinde Türkiye’de bir rakibi bulunmayan ALEA, hem fiyat hem de sunduğu özellikler ile sektörde öne çıkıyor. Global pazara açılmak için hazırlık yapan ALEA, pratik ve uygun maliyetli çözüm önerisi ile ön plana çıkmaktadır.Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “Tremoru tedavi etmeyi hedefliyoruz”ALEA Nöroteknoloji ve AR-GE Anonim A.Ş. Kurucu Ortağı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, yaşlanma, stres, hipertiroid, inme, travma ve parkinson gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanan tremoru tedavi etmeyi ve hastanın yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflediklerini söyledi.Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak gerçekleşen, uzuvlarda yaşanan titremelerin, hayat kalitesini düşürdüğünü ve bu titreme yüzünden birçok sorunla baş etmeye çalışan insanların daha depresif olduğunu gözlemledik. Geliştirdiğimiz bileklik ile titremeleri azaltarak hayat kalitesini artırmayı hedefliyoruz.” dedi.ALEA giyilebilir ürünlerle birçok hastalığı tedavi edecekGiyilebilir nörolojik ürünlerle birçok hastalığa tedavi imkanı sunmayı planladıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “Şimdilik sadece el bilekliği ile başladığımız yola diğer uzuvlardaki titremeyi iyileştirecek giyilebilir teknolojiler ile devam edeceğiz. Bunun yanı sıra epilepsi, migren, depresyon, ülseratif kolit, atriyal fibrilasyon, hipertansiyon, diyabet ve tinnitus (kulak çınlaması) gibi nörolojik hastalıklar için de geliştirdiğimiz ürünleri çok yakında tanıtacağız. Üsküdar Üniversitesi BrainPark Kuluçka Merkezi’nde şirketimizi kurduk. Ticarileşme, yatırım ve globale açılma konularında Kuluçka Merkezi’mizle birlikte hareket etmekten ve verdikleri destekten ötürü çok memnunuz. Yerel ve global pazarda pratik ve uygun fiyatlı giyilebilir teknoloji sunmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.

12 AĞU 2021

Mühendislik eğitimi neden önemli?

Prof. Dr. Osman Çerezci: “Mühendislik, gelişmenin can damarlarından biri”Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, mühendislik eğitimi ve önemine ilişkin değerlendirme yaptı.Mühendislik eğiminin bir ülkedeki teknolojinin temel taşlarını oluşturan insan kaynağını sağlayan kaynak olduğunu belirten Prof. Dr. Osman Çerezci, “Mühendislik, fiziksel olayları gözlemleyerek, matematiksel hesaplamalarla ihtiyaçlara yönelik tasarımlar yapmak şeklinde tanımlanabilir. Benzer şekilde; fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimleri de kullanarak, doğa olaylarını modellemek, insanlığın ihtiyaçlarına yönelik yeni, basit veya karmaşık ürünlerin tasarlanması şeklinde ifade edilebilir. Genel ifade ile ölçülebilir, matematiksel hesaplarla tasarımlar yapmak, bir kısım olay ve materyalleri modellemek veya geliştirmek şeklinde ifade edilebilir. Mühendisliği diğer bilim dallarından ayıran en önemli fark, nesnel hesaplamalar ve subjektif olmaktan uzak ölçüm ve matematiğe dayalı sonuca ulaşmaktır.” diye konuştu.Mühendislik eğitimi, gelişmenin kaynaklarından biri“Mühendislik eğitimi, bir ülkenin gelişmesinin can damarlarından biridir” diyen Prof. Dr. Osman Çerezci, “O ülkenin gelişme ve teknolojik altyapısının güçlenmesinde en önemli rolü mühendisler oynamaktadır. Bu yüzden ülkelerin de teknoloji politikalarının güçlü olması, mühendislik ve teknoloji eğitimini en az diğer kalkınma alanları kadar önemli değerlendirmeleri o ülkelerin gelişmeleri adına çok büyük kazanımlar edinmelerine neden olmaktadır.” dedi.Tayvan önemli bir örnekMühendislik eğitiminin önemini Tayvan örneğiyle anlatan Prof. Dr. Osman Çerezci, “Dikkat çeken bir örnek olarak, Tayvan, ülke politikası olarak elektronik endüstrisinin gelişmesini birinci sıraya koymuştur. Bu sayede, elektronik üretim endüstrisinde çip tasarımı dahil olmak üzere dünyada elektronik endüstrisinde ilk sıralara yerleşmiştir. Mühendislik eğitimi, matematik, fizik ve sayısal bilimlerde ileri düzeyde eğitim vermesi nedeniyle, analitik düşünme yeteneği dediğimiz mantık yürütme ve fiziksel olayları anlamlandırma becerilerinin geliştirilmesinde önem arz etmektedir. Bu da düşünen, değerlendiren bir toplum için yine önemli bir yapı taşıdır.” dedi.Bilişim ve sağlık bilimleri alanında mühendislik eğitimi veriliyorÜsküdar Üniversitesi’nin mühendislik eğitimini Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi altında verdiğini kaydeden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Fakültemizde Yazılım, Bilgisayar, Elektrik Elektronik Mühendisliği gibi bilişim endüstrisine hizmet veren alanlarla beraber, Kimya Mühendisliği ve Biyomühendislik alanları da bulunmaktadır. Ayrıca Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümümüz de Biyomühendislik çalışmalarına destek vermektedir. Böylece hem bilişim hem de sağlık bilimleri alanında üniversitemiz, ülkemizde önemli bir ihtiyaca cevap vermektedir.” diye konuştu.Pek çok alanda istihdam imkanı bulunuyorProf. Dr. Osman Çerezci, mühendislerin ilgili bilim ve teknoji alanlarında hizmet verdikleri gibi, mantıklı karar verebilme kabiliyetleriyle yönetim bilimlerine ve ekonomi alanlarında da kendilerini geliştirebildiğini söyledi. Prof. Dr. Osman Çerezci, “Bir kısım mezunlar alaylı olarak yönetim kabiliyetlerini geliştirirlerken, işletme yönetimi, ekonomi gibi alanlarda akademik çalışmalarla kariyerlerini yine kolaylıkla renklendirmektedirler. Matematik ve analitik düşünme kabiliyetleri, bu alanlarda da mühendislik mezunlarınının temayüz etmelerine olanak sağlamaktadır.” dedi.

05 AĞU 2021

Tercih maratonu uzadı…

“Hayat Tercihtir” yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Cumartesi ve Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde, Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu programda, alanında uzman akademisyenler misafir ediliyor.Tercihler boyunca hafta sonu ekranlarda…Çekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programında  7 Ağustos 2021 Cumartesi gününün konukları, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve  Rektör Yardımcısı, Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Koçak olacak. Arıboğan ve Koçak, Üsküdarlı olmak, İTBF bölümleri, Tıp eğitimi, geleceğin meslekleri, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara önerilerde bulunacak.8 Ağustos Pazar, fi-jital üniversite konuşulacakProgramın 8 Ağustos 2021 Pazar günkü bölümünde ise Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ile Rektör Yardımcısı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk adaylarla buluşacak. Prof. Dr Mehmet Zelka ve Prof. Dr. Muhsin Konuk, fi-jital eğitim, Üsküdar’da öğrenci olmak, AR-GE çalışmaları, üniversitelerde proje kültürü, sosyal, kültürel etkinlikler, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda bilgiler verecek.Tahsin Aksu danışmanlığı, Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen program tercih döneminde her cumartesi-Pazar 12:05’te TV100 ekranlarında.

05 AĞU 2021

Kariyer Testi ile mesleğinizi seçin

1 milyon kişi, Kariyer Testi ile mesleğini bulduÜsküdar Üniversitesi, YKS’nin en önemli aşamalarından biri olan tercih döneminde adaylara önemli bir hizmet sunuyor. Üniversite tarafından 2015’ten bu yana uygulanan Kariyer Testi, meslek seçiminde kararsız olan adaylar için önemli bir yol gösterici oluyor.Yaklaşık 1 milyon kişiye kılavuz olduKariyer Testi sayesinde adaylar ilgi, yetenek ve kişilik özelliklerine uygun meslekleri görme şansına sahip olabiliyor. Bugüne kadar kariyer testini yaklaşık 1 milyon aday çözerek kariyerine yön verdi.Kariyer Testi, başarılı olunabilecek alanları belirliyorBu test ile kararsız olanlar kendi yetenek ve ilgileri doğrultusunda başarılı olabileceği alanları belirleyebilirken, mesleğiyle ilgili karar vermiş olanlar da o mesleğin kendine ne kadar uygun olup olmadığını test etmiş oluyor.Kariyer Testi nedir?Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş: “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği ‘hoşlanırım’ ya da ‘hoşlanmam’ yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. ‘Gerçekçi’, ‘Araştırıcı’, ‘Artistik’, ‘Sosyal’, ‘Girişimci’ ve ‘Geleneksel’ olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testinde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.” dedi.Tercih danışmanları yol gösteriyorÜsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Tercih uzmanları yardımcı oluyorAdaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabiliyor. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabiliyor.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.Kariyer testine aşağıdaki linkten ulaşılabiliyor:https://uskudar.edu.tr/tr/kariyer-testi

30 TEM 2021

Tercih Buluşmaları Üsküdar’da başladı

Davranış bilimleri ve sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi,  bir sınav maratonunu geride bırakan, tercih aşamasına gelen öğrenci adayları ve ailelerine kapılarını açtı. Üsküdar Üniversitesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da aday öğrencilere, aldıkları puanlara göre, doğru bölümleri tercih etmeleri için uzman rehberler eşliğinde hizmet veriyor. 30 Temmuz-13 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercih tanıtım günleri kapsamında adaylar merak ettikleri her şeyi uzmanlardan öğrenebilecek.Hem yüz yüze hem çevrimiçi görüşme imkânıPandemi sürecinde öğrencilerini fi-jital eğitim anlayışıyla tanıştıran Üsküdar Üniversitesi pandemi tedbirleri kapsamında özellikle de şehir dışında olan adaylar için bu yıl yüz yüze tanıtımın yanı sıra online tercih danışma hizmetleri de veriliyor. Üsküdar Üniversitesi çevrimiçi iletişim merkezi, farklı kanallarla adaylara yol gösteriyor. Adaylar, her zaman her yerden ulaşabilecekleri bu merkezde çevrimiçi görüşme, canlı destek, çağrı merkezi, WhatsApp hattı, bilgi formu ve sosyal medya gibi pek çok kanaldan bilgiye ulaşabiliyor.360° Sanal Tur ile tek tıkla Üsküdar’ı keşfet!Üsküdar Üniversitesini ziyaret etme imkânı bulamayan öğrenci adayları için sanal tur ile üniversitede kısa bir sanal tur da yapılabiliyor. Adaylar üniversitenin tüm alt yapısını uzaktan görebilme olanağı buluyor.YÖK sanal fuarında adaylarla buluşuyoruzÜsküdar Üniversitesi öte yandan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarının yer aldığı en kapsamlı sanal fuar niteliği taşıyan Study in Turkey YÖK Sanal Fuarı 2021’de de yer alıyor. "Üniversiteni Keşfet YÖK Sanal Fuarı 2021" adıyla düzenlenecek olan fuar, dört gün boyunca 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Dev Kız Kulesi bu kez EKET Fuarı’ndaÜsküdar Üniversitesi, adayları bu yıl EKET Fuarı’nda da yalnız bırakmıyor. Üniversite ve bölüm tercihlerinde adaya kılavuz olan bu fuarda Üsküdar’ın uzman kadrosu adaylarla bir araya gelecek. Hem akademisyenler hem de tercih danışmanları 3 gün boyunca fuara katılacak adaylara bölüm ve programlar hakkında bilgi verecek. Adaylar yüz yüze tercih danışmanlarıyla bir araya gelme fırsatı yakalayacak. Adaylar bu yıl da fuar alanına taşınan dev Kız Kulesi’nin etrafında buluşacak.Hayat Tercihtir fuar alanında adaylarla buluşuyorFuar kapsamında Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş ve Şaban Özdemir “Hayat Tercihtir” buluşmaları ile İstanbul Kongre Merkezi fuar alanında aday öğrencilerle bir araya gelecek. Tözeniş ve Özdemir, adayların merak ettiği tüm soruları yüz yüze cevaplayacak.“Hayat Tercihtir” hafta sonu TV100 ekranlarındaTercih dönemi boyunca her cumartesi ve pazar günü TV 100 ekranlarından yayınlanan, sunuculuğunu gazeteci Şaban Özdemir’in yaptığı, Eğitim Uzmanı Psk. Dan. Ece Tözeniş’in daimi konuk olduğu “Hayat Tercihtir” programı, adaylara meslek ve üniversite seçimi konusunda kılavuzluk yapıyor. Ebranur Özdemir editörlüğünde gerçekleştirilen programda üniversite adaylarına tercih dönemiyle ilgili bilgi veriyor.“Üsküdar’a Gelirken”  ÜÜ TV’deAdaylara destek ÜÜ TV’den de sürdürülüyor. Ali Çakmak moderatörlüğünde hafta içi her gün ÜÜ TV’den canlı gerçekleştirilen programlarda bölüm, program ve üniversitenin sunduğu olanaklar akademisyen ve uzman isimlerin katılımıyla anlatılıyor.Adayları yine “Sarı Tişörtlüler” karşılıyorÜsküdar Üniversitesini ziyaret eden adaylara, bu yıl da üniversitenin öğrencileri karşılıyor. Nam-ı diğer “Sarı tişörtlü”ler, üniversitenin bölümlerini adaylara gezdirerek merak ettikleri her konuda kendilerini bilgilendiriyor.“Kariyer Testi” ile mesleğini belirleÜsküdar Üniversitesi, seçeceği meslek konusunda kararsız kalan adaylara kariyer testi imkânı da sunuyor. “Holland Meslek Tercihi Puanlama Cetveli” olarak da bilinen Kariyer Testi, 90 sorudan oluşuyor. Adayların sorulara verdiği “hoşlanırım” ya da “hoşlanmam” yanıtı adayların kişilik tipini ortaya çıkarıyor. “Gerçekçi”, “Araştırıcı”, “Artistik”, “Sosyal”, “Girişimci” ve “Geleneksel” olarak belirlenen tiplerin belirgin özelliklerinin öne çıktığı Kariyer Testi’nde bu tiplere uygun etkinlikler ve tipik meslekler anlatılıyor.Kariyer Testi, seçeceği meslekle ilgili karar vermekte zorlanan adaylara ilgi duydukları alan konusunda yardımcı olmayı amaçlıyor.Tercih uzmanlarıyla tercih…Adaylar, kariyer danışmanı Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş önderliğinde, eğitim uzmanı Ertuğrul Tut ve beraberindeki rehber uzmanlar ile tercihlerini yapabilecek. Adaylar öte yandan sunulan tercih robotu hizmetiyle de başarı sırasına göre yine tercih danışmanları ile tercih listesi oluşturabilecek.Güçlü akademik kadro ile bir arada olma imkanıÜsküdar Üniversitesi’nin yerleşkelerini ziyaret eden adaylar, aralarında Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haydar Sur, Prof. Dr. Muhsin Konuk ve Prof. Dr. Sinan Canan’ın da bulunduğu önemli isimlerle bir araya gelme fırsatı da buluyor.

16 TEM 2021

Adaylara yol gösterecek “Hayat Tercihtir” TV100’de başlıyor

Üsküdar Üniversitesi akademik kadrosunun desteğiyle hazırlanan ve üniversite adaylarına meslek seçimi ve doğru tercihler konusunda yol gösterecek olan “Hayat Tercihtir” programı, Pazar günleri saat 12:05’te TV 100 ekranlarında izleyicisiyle buluşacak. Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşecek programda Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, alanında uzman akademisyenleri ağırlayacak.İlk program 18 Temmuz Pazar yayınlanacakÇekimleri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “Hayat Tercihtir” programı, 18 Temmuz 2021 Pazar günü saat 12:05’te ilk bölümüyle TV 100’de yayınlanacak.Her bölümde iki uzman akademisyenin ağırlanacağı programın ilk konukları, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Ensititüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ve Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur olacak.Prof. Dr. Sevil Atasoy, adli bilimlerde kariyer planlamayı anlatacakUzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, programın ilk yarısında Prof. Dr. Sevil Atasoy ile Üsküdar Üniversitesi fırsatları ve adli bilimlerde kariyer planlama, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktalarını ele alacak.Prof. Dr. Haydar Sur, tıp eğitimiyle ilgili bilgi verecekProgramın diğer yarısında ise Uzm. Psk. Dan. Ece Tözeniş, Prof. Dr. Haydar Sur ile Üsküdar’da tıp eğitimi, tıp fakültesi fırsatları, doğru tercih ve meslek seçiminin püf noktaları konusunda adaylara bilgi verecek.Tercih dönemi boyunca adaylara tercihlere dair püf noklarınının anlatılacağı programın sonraki bölümlerinde Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Muhsin Konuk, Prof. Dr. Mehmet Zelka da paylaşımlarda bulunacak.

12 TEM 2021

Üsküdar Üniversitesi Akademisyenleri SBMT Zirvesine katıldı

Araştırmacılar çalışmalarını sundu2019 yılında SBMT tarafından Golden Axon liderlik ödülüne de layık görülen Prof. Dr. Nevzat Tarhan başkanlığındaki araştırmacılar zirvede elektromanyetik alan ve beyin sağlığı başlığında çalışmalarını dair sunumlar gerçekleştirdi.Elektromanyetik kirlilik, manyetik alana maruziyet ve nöropsikiyatrik etkiler anlatıldıSinirbilim alanındaki birikimini, araştırmalarını ve çalışmalarını her yıl katıldığı konferanslarda uluslararası araştırmacılarla paylaşan Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri şimdi de 08-11 Temmuz tarihleri arasında Los Angeles'da gerçekleştirilen konferansta Prof. Dr. Nevzat Tarhan başkanlığındaki araştırma grubu ile katılım sağlayarak, elektromanyetik kirlilik, manyetik alana maruziyet ve nöropsikiyatrik etkilerine dair sunumlar gerçekleştirdi.Kongrenin ilk gününde;“Rising Mental Illness Disorders Related to the Covid19 Pandemic” oturumunda;Prof. Dr. Nesrin Dilbaz: “Psychiatric disorders and their treatments during Covid-19”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid-19 Pandemic and Psycho-Social Consequences”Doç. Dr. Özlem Kızılkurt: “Post-Covid Maturation”  Prof. Dr. Barış Metin: “Neurological complications and electrophysiological findings during Covid-19 infection” başlıklarında sunum gerçekleştirdi.Kongre kapsamında diğer oturumunda ise Üsküdar Üniversitesi öğretim üyeleri elektromanyetik kirlilik, manyetik alana maruziyet ve nöropsikiyatrik etkilerini dünyanın farklı ülkelerinden gelen bilim insanlarıyla paylaştı. Prof. Dr. Osman Çerezci: “Human Exposure to Electromagnetic Pollution in the living areas” Prof. Dr. Barış Metin: “Neuropsychiatric damage caused by wi-fi signals: Are we overlooking a serious threat”Prof. Dr. Selim Şeker: “Estimating Biological Changes in Human Brain”Doç. Dr. Türker Ergüzel: “Predicting Health Effects of Electromagnetic Pollution Using Fuzzy Logic” başlıklarını ele aldı.Nöroloji, psikiyatri, mühendislik, biyoloji ve psikoloji olmak üzere yakın komşuluğundaki disiplinden bilim insanlarının bir araya geldiği ve akademik birikimlerini bilimsel çalışmaya dönüştüren Üsküdarlı araştırmacılar, sinir sisteminin temel fonksiyonlarını ve hastalık durumda meydana gelen değişiklikleri elektroensefalogram, manyetik rezonans görüntüleme ve fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme gibi beyin görüntüleme yöntemleri ile değerlendirdi. Üsküdar Üniversitesi araştırmacıları öte yandan, özellikle çeşitli nöropsikiyatrik hastalıklarda nöral biyobelirteçler ortaya çıkarmak, sağlıklı ve hasta kişilerde beyin haritalarını ortaya çıkarma odaklı çalışmalarına hesaplamalı psikiyatri başlığı altında uluslararası işbirlikleri ile sürdürüyor.Prof. Dr. Tarhan, “Bu kongre birçok bilim dalını bir araya getiren multidisipliner bir kongre”Society for Brain Mapping and Therapeutics – SBMT dair izlenimlerini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Alzheirmer ve bağımlılık konuları konferanslarda ele alındı. Bu kongreye katılan grup G20 Zirvesi’ne katılan, aynı zamanda da N20 olarak Nöroscience20 olarak eşlik eden kişilerden oluşan grup. Los Angeles Convention Center’da gerçekleştirilen programda sunumlara baktığımızda Society for Brain Mapping and Therapeutics Derneği, sadece teşhis değil de tedaviyi öne alan, kişinin beyin bilimlerini kullanarak tedavilerle ilgili alanlarda uğraşanların bir araya geldiği bir dernek olarak karşımıza çıkıyor. Burada mesela Alzheimer’da yenilikler, şizofrenide yenilikler, madde bağımlılığında yenilikler, beyin ameliyat gibi beyin cerrahları da var multidisipliner bir toplantı. Bu kongrede cerrahinin çeşitli alanlarından örneğin omurilik cerrahisi alanında çalışan uzmanlar da katılıyor. Yani beyinle bağlantılı olan bütün alanları bir araya getiren bir kongre.” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi dünyadaki gelişmelere yoğun katkı sağlıyorÜsküdar Üniversitesi ile bilim ve uygulama ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi, tedavisel beyin haritalama ve nöroteknoloji alanında çalışan laboratuvarları, uygulama ve araştırma merkezleri, yetiştirdiği araştırmacıları ve öncü bilimsel katkısıyla ile sinirbilim alanındaki gelişmelere yoğun katkı sağlıyor.Nöroloji, psikiyatri, mühendislik, biyoloji ve psikoloji olmak üzere yakın komşuluğundaki disiplinden bilim insanlarının bir araya geldiği ve akademik birikimlerini bilimsel çalışmaya dönüştüren araştırmacılarımız, sinir sisteminin temel fonksiyonlarını ve hastalık durumda meydana gelen değişiklikleri elektroensefalogram, manyetik rezonans görüntüleme ve fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme gibi beyin görüntüleme yöntemleri ile araştıran çalışmaları da yürütüyor. Özellikle çeşitli nöropsikiyatrik hastalıklarda nöral biyobelirteçler ortaya çıkarmak, sağlıklı ve hasta kişilerde beyin haritalarını ortaya çıkarma odaklı çalışan Üsküdar Üniversitesi, hesaplamalı psikiyatri başlığı altında topladığı çalışmalarını uluslararası ortaklı yapay zekâ odaklı çalışmaları ile sürdürüyor.Üsküdar’da sinirbilim alanında yüksek lisans ve doktora düzeyinde araştırmacılar yetiştiriliyor.Sadece sinirbilim alanında altmışı Web of Sience (WOS) kapsamında olmak üzere uluslararası hakemli dergilerde basılmış araştırma makaleleri bulunmakla birlikte Üsküdar Üniversitesinin The Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT), American Psychiatric Association (APA),International Brain Research Consortium (IBRC), EEG and Clinical Neuroscience Society (ECNS), International Society For Neurofeedback & Research (ISNR) gibi araştırma merkezi ve beyin araştırmaları toplulukları ile uzun süredir akademik işbirlikleri yürütüyor.Türkiye’de sinirbilim alanında yüksek lisans ve doktora düzeyinde araştırmacı yetiştiren Üsküdar Üniversitesi, araştırmacıları ile kognitif nörobilim, klinik nörobilim, nörobiyofeedback, nöroteknoloji, biyoinformatik laboratuvarlarında, uygulama ve araştırma merkezlerinde çalışmalarını sürdürüyor.

02 TEM 2021

Bilim dünyasının yeni bahçesi: In Silico

Üsküdar Üniversitesi, bilgisayar üzerinde hesaplı simülasyon ve öngörü modelleri prensibiyle çalışan In Silico teknolojileriyle önemli çalışmalara imza atıyor. Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, üniversitenin kullandığı In-Silico yöntemleri ile ABD, Kanada ve İngiltere’deki önemli üniversite ve araştırma merkezleri ile birlikte çalıştığını, bu alanda uluslararası bilinirliğe sahip olduğuna dikkat çekti. Ergüzel, “Geçtiğimiz yıllarda In-silico çalışmaları ile dikkat çeken Nörobilim yüksek lisans öğrencimiz, RIKEN Brain Science Institute'ün yaz araştırma programını tamamlamış ve araştırmalarına Nörobilim doktora programımızda devam etmektedir.” dedi.In-Silico kavramını bize açıklar mısınız?70 yıl önce “Makinalar düşünebilir mi?” sorusuyla yola çıkan Alan Turing karar verebilen, akıllı ilk fiziksel sistem Turing Machine ile bu süreci başlatmıştı. Zamanla bu fiziksel sistemler yerini yarı iletken teknolojisine ve silikon ile üretilen, yüksek hız ve doğrulukla çalışan işlemcilere bıraktılar. Temel olarak bilgisayar üzerinde hesaplamalı simülasyon ve öngörü modelleri anlamında kullanılan “In-Silico” kavramı bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler, işlemcilerin artan hızı ve toplanan yüksek çözünürlüklü veri ile birlikte son yıllarda sıklıkla kullanılmaktadır. Sağlık bilimleri başta olmak üzere yüksek öngörü becerileri ile araştırmacıların ilgi alanına giren hesaplamalı yöntemler, 1990 yılında başlayan Human Genom, 2005 Blue Brain ve 2013 Human Brain Araştırma projelerinde kullanılması ve yüksek performansları ile birlikte araştırmacılar “kuru laboratuvar” kavramı ile tanıştı.In-Silico yöntemler nörobilimde nasıl uygulama alanı buldu?Blue Brain Projesi’nin temel amacı, başlangıç olarak farelerin, nihai olarak ise insan beynini biyolojik olarak detaylandırılmış dijital bir modelini ve simülasyonunu oluşturarak süper bilgisayarlar ile tasarlanan model ve simülasyonlar ile beynin çok düzeyli yapısını ve fonksiyonunu anlamaktı. Bu hesaplamalı yöntemlerin ve modelleme algoritmaların kullanıldığı çalışmalar aslında Human Brain Projesi’nin de vizyonunu belirleyen bir mirastı. Human Brain Projesi’nde bu birikimden istifade ederek radikal bir yaklaşım ile öngörülü sinirbilim çalışmalarına ağırlık verildi ve beynin yapısal ve organizasyonel işleyiş kurallarını algoritmik olarak yeniden yapılandıran bir beyin modeli oluşturuldu. Kullanılan hesaplamalı yöntemler, erişilen hız ve kapasite ile nörobilim alanındaki çalışmalar akademik çalışmalarda da karşılık bulmuş, 2021 yılı itibariyle bu alanda çıkan yayın sayısı 30 bine ulaşmıştır.Nörobilim alanında In-Silico çalışmalarla siz ne hedefliyorsunuz?Üniversitemiz kurulduğu 2011 yılından itibaren uygulama ve bilim ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nde toplanan veriyoğun nörogörüntüleme veri analizini bünyesindeki yazılım ve bilgisayar mühendisleri ile birlikte yürütmektedir. Sadece bu verilerin analizi ile çalışan yapay zekâ ve akıllı sistemler uygulama ve araştırma merkezi ve oluşturulan tedavisel beyin haritalama ve nöroteknoloji çalışma grubunda yer alan araştırmacılar, çeşitli nöropsikiyatrik hastalıklarda nöral biyobelirteçler elde etme, sağlıklı ve hasta kişilerde beyin haritalarını çıkarmak çalışmaları yürütmektedir. Hesaplamalı yöntemler ile makina öğrenme, özellik seçimi gibi yöntemler ile başlayan araştırma çalışmaları günümüzde yapay zekâ destekli derin öğrenme tabanlı modeller ile devam etmektedir.Yüksek lisansta In Silico Nörobilim dersi veriliyorSağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde yer alan Nörobilim yüksek lisans ve doktora programlarında yer alan araştırmacılarımız kognitif nörobilim, klinik nörobilim, nörobiyofeedback, nöroteknoloji, biyoinformatik laboratuvarlarında in-silico yöntemleri kullanarak çalışmalarını yürütmektedir. Bu alandaki yetkinliği, çalışmaları, altyapı ve akademik birikimiyle üniversitemiz, in-silico araştırmaların gelişmesi, araştırmacılar yetiştirmesine verdiğimiz önemi de işaret ettiği için yüksek lisans programında verilmekte olan “Teorik ve Hesaplamalı Nörobilim” dersi önümüzdeki yıl itibariyle “In-Silico Nörobilim” adı ile yer yürütülecektir. Aynı isimle bu ders Blue Brain Projesi yürütücüsü EPFL- Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne Doğa Bilimleri Mühendisliği yüksek lisans programında da 14 haftalık ders olarak verilmektedir.In-Silico çalışmalarınız yaygın etki sağlıyor mu?Üsküdar Üniversitesi’nin sadece sinirbilim alanında 60'ı WOS kapsamında olmak üzere uluslararası hakemli dergilerde basılmış araştırma makaleleri bulunmaktadır. Bununla birlikte üniversitemiz The Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT), American Psychiatric Association (APA), International Brain Research Consortium (IBRC), EEG and Clinical Neuroscience Society (ECNS), International Society For Neurofeedback & Research (ISNR) gibi araştırma merkezi ve beyin araştırmaları toplulukları ile uzun süredir akademik iş birlikleri yürütmektedir.Kullandığı In-Silico yöntemleri ile ABD, Kanada ve İngiltere’deki önemli üniversite ve araştırma merkezleri ile birlikte çalışan Üsküdar Üniversitesi bu alanda uluslararası bilinirliğe de sahiptir. Geçtiğimiz yıllarda In-silico çalışmaları ile dikkat çeken Nörobilim yüksek lisans öğrencimiz RIKEN Brain Science Institute'ün yaz araştırma programını tamamlamış ve araştırmalarına Nörobilim doktora programımızda devam etmektedir.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a Golden Axon Liderlik ÖdülüAyrıca 2019 yılında Beyin Haritalama ve Tedavileri Birliği (SBMT) tarafından bu alanda yürüttüğü çalışmalar ile daha önce Nobel Ödüllü Nöropsikiyatrist Eric Kandel’e verilen Golden Axon Liderlik Ödülü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a verilmiştir.

24 HAZ 2021

Nadir hastalıklar ve kök hücre temelli çalışmaların yürütüleceği Türkiye’nin iki önemli laboratuvarı törenle açıldı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hastalıkların tedavisinde gen çalışmaları önem kazanıyor”Nadir hastalıklar başta olmak üzere kanser gibi pek çok genetik kökenli hastalığın araştırılması, bunların tedavilerine ilişkin genetik hücre teknolojileri ve kök hücre çalışmaları yürütmek amacıyla kurulan Üsküdar Üniversitesi TRGENMER ve ÜSKÖKMER laboratuvarları düzenlenen törenle açıldı. TRGENMER’de genetik hastalıklar ve kanser gibi hastalıklarda tanı kitleri ve tedavi üretilmesi amaçlanıyor.  Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, nadir hastalıklar, psikiyatrik hastalıklar gibi pek çok hastalıkta gen çalışmalarının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bebek daha anne karnındayken hastalığı teşhis etmek, birçok şeyi değiştiriyor. Bunun için de transgenetik çalışmalar giderek önem kazanıyor.” dedi. TRGENMER Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan, SMA gen tedavisindeki ilk bütçelerini aldıklarını ve araştırmalar için çalışmalara başladıklarını belirterek bu yılın sonunda ilk preklinik laboratuvar çalışmaları yapacaklarının müjdesini verdi. Laboratuvar açılış programıyla birlikte gerçekleştirilen panele katılan uluslararası dünyaca saygın üniversitelerden akademisyenler de laboratuvar çalışmalarında birliktelik ve başarı dileklerini iletti.İki laboratuvar törenle açıldıÜsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi içerisinde yer alan iki laboratuvar düzenlenen törenle açıldı. Laboratuvarın açılışı Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı, PARGE Koordinatörü Prof. Dr. Muhsin Konuk, ÜSKÖKMER Müdürü Prof. Dr. Sevim Işık ve TRGENMER Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan’ın birlikte kurdele kesmesiyle yapıldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Somut adımlar attık, hayalin ötesine geçtik ve gerçekleştirdik”Laboratuvarın açılışının ardından Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda bir panel düzenlendi. Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRGENMER ve ÜSKÖKMER laboratuvarlarının oluşmasında başından sonuna kadar çok emek verildiğini ve iyi bir altyapı oluşturulduğunu söyledi.“Hocalarımızın ve öğrencilerimizin bu heyecanı hissetmeleri, burada yeni bir şeyler bulma ile ilgili çabaları bizleri de heyecanlandırıyor” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Zaten böyle olursa sonuç çıkabiliyor. Somut adımlar attık, hayalin ötesine geçtik ve gerçekleştirdik. Hem hücre üretimi hem de gen ve virüs laboratuvarımız var. Alt yapı ve fiziksel yatırımdan daha da önemlisi bilgi birikimiydi. Hocalarımızın birikimi olmasa böyle bir adım atamazdık ve başaramazdık. Hocalarımızdaki vizyonu, isteği ve çabayı görünce de bize de bu somut adımları atmak kaldı.” dedi.Bilimleri birlikte sentezlemeyi amaçladıkBu laboratuvarlar sayesinde artık TÜBİTAK, ulusal ajans projeleri, Avrupa Birliği ve Kalkınma Ajansı projelerini yürütmenin daha kolay olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:“Üsküdar Üniversitesi’nin kuruluşunda AR-GE odaklarımız vardı ve kuruluş felsefesini onun üzerine kurduk. Mühendislik, moleküler genetik ve biyoloji bilimlerini,  sağlık bilimlerini ve davranış bilimlerini birlikte sentezlemeyi amaçladık. Dünyanın gidişi bu yönde. 10 yıl önce kurarken dünyada biyomühendislikle ilgili gelecek vardı. Hatta beyin – bilgisayar arayüzü ile ilgili laboratuvarı o zaman kurduk. Bu o zamanlar hayaldi ama bilimde önce yapılandırılmış, içi doldurulmuş hayaller oluyor ve daha sonra adımlar oluyor. Üretken düşünce amaca yönelik bir hayal kurumu olacak. Amaca yönelik hayal kurulduktan sonra hayaller kuluçkaya yatıyor. Kuluçkaya yattığı zaman da başka işlerle meşgul olurken bir anda parlak fikir ortaya çıkıyor.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bütün oklar gen tedavilerini gösteriyor”2003’te Genom Projesi açıklandığı zaman birkaç milyar doların tüm projenin yapılması için harcandığını, bu alanda yapılan çalışmaların ucuzladıkça daha kolaylaşacağına dikkat çeken Tarhan, gen çalışmalarının öneminin her geçen gün daha fazla anlaşıldığını söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir klinisyen olarak şizofreniyle, bipolar bozuklukla, otizmle, Alzheimer’la, demansla ve parkinsonla uğraşıyorum. Bize gelen vakalar hep son istasyon gibi geliyor. Son aşamada bize gelmese yurt dışına gidiyorlar. Zor hastalar var. Tedavilerinde ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Çok zorlandığımız bir konu vardı. Nöropsikiyatride de karşımıza bir otistik hasta veya demans hastası geldiği zaman hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini hissediyorduk. Bu hastalıklar daha başlamadan neler yapılabilir diye araştırma yaparken bütün ok işaretleri genleri gösteriyordu. Bu hastalıkların tedavisi ile ilgili daha anne karnındayken veya yürümeye başlamadan önce teşhis edebilmek çok şeyi değiştiriyor. Bunun için de transgenetik çalışmalar gittikçe önem kazanıyor.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Enerjimizi hayal kurmaya ve üretmeye ayırmalıyız”“İnsan laboratuvara girince haz ve heyecan yaşarsa orada yenilikler üretebiliyor” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Akademideki hocalarımın zeki, çalışkan ve dürüst olmalarını önemsiyorum. Ancak bu şekilde bir araya gelinebildiğinde takım çalışması ortaya çıkıyor. Aynı amaç için benzeyen hareket şekliyle farklı insanların oturup çalışması takım çalışmasıdır. Takım çalışması aynı zamanda 21. yüzyılın becerisidir. Bunu da yapmaya çalışıyoruz. Enerjimizi hayal kurmaya ve üretmeye ayırmalıyız. Hayalini kurduğum bugünü gençliğimde görmeyi çok arzu ederdim ancak bugüne nasipmiş.” diye konuştu.Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan: “Bir hücrenin bütün fonksiyonlarını analiz edebileceğiz”TRGENMER Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan, merkezin kuruluşu için verdiği destekten dolayı özellikle Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a teşekkür ettiğini belirterek “Vizyoner olmak çok önemli bir şey ve bu vizyon doğrultusunda harekete geçmek ve bir fiil üretmek çok değerli. Bu fiil karşılığında bilimsel araştırma projesi kapsamında sevgili Prof. Dr. Sevim Işık hocamla beraber güzel bir yol arkadaşlığımız var. Bu yol arkadaşlığında iki farklı laboratuvarı birleştirip aslında Türkiye’de DNA’dan tutarak bir hücrenin bütün fonksiyonlarını analiz edebilecek iki merkezimizi kurduk.” dedi.TRGENMER’in 2018 yılında Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu direktörlüğünde kurulduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan, “Bu merkezin kurulmasındaki amaç genetik hastalıklar, kanser gibi hastalıklarda hem tanı kiti üretmek hem tedaviler üretmek. Yani son kullanıcı ya da ihtiyaç duyan hastalarımızın yararlanacağı birçok farklı mekanizmayı entegre ettik. Aslında Üsküdar Üniversitesi bir sağlık grubu ve ailesi. Hastanemizden üniversitemize, üniversitemizden araştırma ve uygulama merkezlerine kadar bir kompleks. Bu kompleks içerinde TRGENMER ve ÜSKÖKMER hastalarımızın tedavisinde kullanılabilecek birçok  farklı ürün ve projeyi gerçekleştirmeye devam ediyor.” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan’dan iki müjde TRGENMER olarak iki güzel haberin müjdesini veren Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan, “SMA gen tedavisindeki ilk bütçemizi aldık. Şu an araştırmalar için çalışmalara başladık ve bu yılın sonunda da ilk preklinik laboratuvar çalışmalarımızı yapacağız. Diğer taraftan Türkiye’de ve dünyada sayılı üniversitelerin yapabildiği  kanser immünoterapi alanında kanserli hastaların asker hücrelerinin genetiğini değiştirecek car-t tedavileri çok sayılı yerlerde yapılabiliyor. Çünkü sadece laboratuvar imkanı değil, aynı zamanda no how gerektiren bir ortam. Artık Üsküdar Üniversitesi TRGENMER’de TÜSEV’in de desteğiyle yarım milyonluk  ilk projemizin çalışmalarına başlayacağız.” diye konuştu.Prof. Dr. Sevim Işık: “Kök hücre temelli kişiye özel tedavi konusunda AR-GE çalışmaları hedefleniyor”ÜSKÖKMER Müdürü Prof. Dr. Sevim Işık ise kısa bir sürede kurulan merkezde önemli çalışmalar gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirterek “Kasım ayında üniversitemiz tarafından BAP projesi olarak desteklenmeye karar verildi. Tamamen üniversitemiz tarafından karşılandı.  Sadece cihazlara 2 milyon 600 bin TL yatırım yapıldı. Pandemi dönemi gibi zor bir zamanda üniversitenin böyle bir araştırma merkezine yatırım yapması takdire şayan. ÜSKÖKMER’de amaç olarak öncelikle nörolojik hastalıkların erken tanısı, tedavisi, hücre bazlı ve kök hücre temelli kişiye özel tedavi hususunda Ar-GE çalışmaları yapmayı ve bu konuda da insan uygulamalarına yönelik üretim yapmayı planlayan bir merkez.” diye konuştu. Prof. Dr. Muhsin Konuk: “Bir dönüm noktasındayız”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı, PARGE Koordinatörü Prof. Dr. Muhsin Konuk, panelin moderatörlüğünü yaptı.“ÜSKÖKMER ve TRGENMER laboratuvarlarını açtığımız bugünün Üsküdar Üniversitesi için dönüm noktalarından biri olduğunu söyleyebiliriz.” diyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, 1990 yılında James Wattson’un başkanlığında insan genom projesi başladığında aslında kök hücre epey yol almıştı. Kök hücreye yönelik çalışmalar daha ileri durumdaydı. İnsan genom projesine çok farklı anlamlar yüklendi ve bu proje başladığında kök hücre ile ilgili olan çalışmalar, kök hücre tedavileri ile ilgili gayretler gölgede kaldı. Ancak günümüzde ne gen tedavisinin kök hücresiz, ne de kök hücrenin gen tedavisiz olamayacağını anlamış durumdayız.” dedi. Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Öğrencilerimizin bu ülkenin bir bireyi olarak onlara verilen imkânların değerlendirip dünyada aynı işi yapan insanlarla yarışabilir hale gelmeleri ve onlardan bir adım öteye gitmeleri gerekiyor. Bu da ülkenin gençlerin omuzlarına yüklediği en büyük sorumluluktur.” dedi.Doç. Dr. Serdar Ceylaner: Ya servis sağlayıcı olacağız ya da servis alıcı olacağız”Avrupa ve Tıp Uzmanları Birliği, Nadir Hastalıklar Komite Üyesi Doç. Dr. Serdar Ceylaner, zoom yayınıyla katıldığı panelde bir tıbbi genetik uzmanı olarak bütün hayatını nadir hastalıkları muayene ederek, değerlendirerek, klinik tanılarını koyarak ve onların tedavileri için harcadığını söyledi.Nadir hastalıkların iki boyutu olduğunu, bunlardan birinin insani ağır bir yük olduğunu kaydeden Ceylaner, “Şu anda üretebildiğimiz tedavi yok ama bu tedaviler artık yakınımızda duruyor. Teknolojiyi çok iyi kullanan uzmanlarımız var ve biran önce aktive etmemiz lazım. İkinci boyutu ise ülkemiz açısından maalesef akraba evlilikleri nedeniyle nadir hastalıklarla karşılaşıyoruz. SMA her zaman akraba evliliği sonucu olmuyor ama akraba evliliği yapanlar nadir hastalıklarla daha fazla karşılaşıyorlar. Tartışmalarla gündemi meşgul eden bir konu da bunlara çok fazla para harcamamızdır. Bizim bu aşamada iki seçeneğimiz var; ya biz bu işe çok para harcayacağız ya da biz bu işten gelir elde edeceğiz. Ya servis sağlayıcı olacağız ya da servis alıcı olacağız.” dedi.Prof. Dr. Arife Polat Düzgün: “TBMM’de Nadir Hastalıklar Komisyonu kurduk”Nadir Hastalıklar Komisyon Üyesi 27. Dönem Milletvekili Prof. Dr. Arife Polat Düzgün ise çevrimiçi olarak katıldığı panelde nadir hastalıklarla ilgili vatandaşların sorunlarını ve sıkıntılarını gördükleri için TBMM’de Nadir Hastalıklar Komisyonu kurduklarını belirterek komisyonun çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.Prof. Dr. Arife Polat Düzgün, bu komisyonun hazırladığı rapor doğrultusunda yaptıkları çalışmalara değinerek şunları söyledi:“Çalışmalar sırasında Otizm Zihinsel Özel Gereksinimler ve Nadir Hastalıklar Daire Başkanlığı’nı kurduk. Nadir hastalıklarla ilgili farkındalık oluşmasını önemsiyoruz. Şu anda nadir hastalıkların tedavisinin ne kadar zor olduğunu, araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu ve önemini tüm kamuoyu biliyor. Nadir hastalıklardan birine Üsküdar Üniversitesi’nde çözüm bulunabilirse çok mutlu olacağız. Nadir hastalıklar arasında en çok bilinen SMA hastalığında, nusinersen sodyum etken maddeli bir ilacın uygulanması ve hasta faaliyetlerinin yürütülmesi için yetkilendirilmiş merkez sayısı 25’ti. Daire başkanlığımız kurulduktan sonra vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişebilmeleri için merkezlerin sayısını 78’e çıkardık. Herkesin takip ettiği ve bizim için de akraba evlilikleri çok önemli olduğu için evlilik öncesi SMA taraması pilot çalışmasını sürdürüyoruz. Bu pilot çalışmalar, ülke genelinde taramanın gerçekleşmesini sağlayacaktır. Bununla birlikte nörovasküler hastalıklarla ilgili bir yönetmelik çıktı. Yönetmelikle birlikte ülke genelinde Nörovasküler Hastalıklar Birimi Merkezleri açılacak. Nadir hastalıklar konusunda tüm sağlık tesisleri ve akademisyenler ile irtibat kurulup konu kapsamında ülke çapında hastalık çalışma envanteri oluşturulması için girişimler sürdürülüyor. Bu verilerin yapılacak çalışmalarla ve araştırmalarla amacına ulaşacağını ümit ediyoruz.”Panele çevrimiçi olarak katılan Emsey Hospital’den Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Visiting Prof. University of California Urvine, Pharmaceutical Sciences Prof. Dr. Mehmet Şenel, Almanya Freiburg Üniversitesi’nden Dr. Can Dinçer, İngiltere Birmingham Üniversitesi’nden Dr. Pınar Ustaoğlu ve İngiltere Westminster Üniversitesi’ndenDr. Pınar Uysal Oyganer de merkezlerin bu alandaki çalışmalara önemli destek vereceğini kaydetti.Törene Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan’ın annesi Necla, babası Yavuz Taştan, eşi Halime Taştan ve kızı Zeynep Alya da katıldı. ÜÜTV’den canlı olarak yayımlanan program, hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.

23 HAZ 2021

Müsilajın nedeni stres

Temizlenen bölüm, buz dağının görünen kısmıMarmara denizinde aylardır etkili olan müsilajın ekosistemde yıllara bağlı meydana gelen bozulmanın bir sonucu olduğunu belirten uzmanlar, tehlikeye dikkat çekiyor. Müsilajın, denizdeki ekosistemin bozulması nedeniyle strese giren canlıların kendini koruma refleksiyle ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Şu anda bizim yüzeysel olarak temizlenen materyal buz dağının görünen kısmıdır. Esas müsilajın deniz tabanında olduğunu düşünelim. Deniz tabanında canlılar daha çok müsilaj üretiyorlar.” uyarısında bulunuyor.Müsilaja yol açan temel etkenler varMarmara denizinde meydana gelen müsilaj tehlikesinin oluşum temellerine değinen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Biyolojik olmayan doğal faktörlerin başında Marmara denizinde iki farklı su katmanı var, devamlı akıyor. Karadeniz ile Akdeniz’e doğru su akışıdır. Su akışının temelinde, yüzeydeki suyun tuz oranı tabandaki suyun tuz oranından daha düşüktür. Bölgedeki su daha fazla ısınmaya maruz kalıyor; çünkü doğrudan güneşle temas ediyor. Müsilaj oluşması için o şartların temelinden bir tanesini meydana getiriyor. Hem tuz farkı hem sıcaklık farkı ve iki katmanın birbirine temas etmeden yüzey farklılığıyla akış yapmasıdır.” dedi.Düşen oksijen miktarı, canlıların ölümlerine sebep oluyorEkosistemde canlı ve canlı olmayan faktörlerin var olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Bu faktörler birbirleriyle devamlı iletişim ve ilişki halindedir. Siz bu ekosistemi oluşturan zincirlerden bir tanesini bozarsanız ya da birkaç tanesine müdahale edip onları stres içerisine sokarsanız, bu stres neticesinde bu canlılar kendilerini korumak için birtakım savunma mekanizmaları geliştirir. Bu müsilaj da özellikle canlıların etrafını, diğer canlıların da dış yüzeylerini kapladığı için oksijen miktarını düşürüyor. Denizdeki oksijen miktarı düşüyor ve bu düşen oksijen miktarı da canlıların ölümlerine sebep oluyor.” dedi.Prof. Dr. Muhsin Konuk, şu anda Marmara denizinde kükürt oranının oldukça fazla olduğunu belirterek kükürt oranı ve fosfor oranı ciddi miktarda artığında denizdeki bazı organizmalarda stres durumu oluştuğunu, bu strese karşı koymak için protein karışımı glikoprotein ve organik asit salgıladıklarını bunun da müsilaj oluşturduğunu kaydetti.Yüzeysel olarak temizlenen müsilaj, buz dağının görünen kısmıMüsilajın büyük tehlikeler yaratabileceğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Şu anda bizim yüzeysel olarak temizlenen materyal buz dağının görünen kısmıdır. Esas müsilajın deniz tabanında olduğunu düşünelim. Deniz tabanında canlılar daha çok müsilaj üretiyorlar. Bir de üst katmanda yaşayan ve üst katmanda hareket halinde olan planktonların ve birtakım protist dediğimiz tek hücreli organizmaların ürettiği materyallerdir.” dedi.En büyük etken kirlilik“Normal şartlarda ekosistemde bir denge vardır” diyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Siz eğer oraya müdahale etmezseniz, orayı elinizle karıştırıp bozmazsanız o sistem kendi kendini tamir edebilir. Bunun 20- 25 yıl önce ilk belirtileri yavaş yavaş görülüyordu ama tabii insanlar o dönemde bunları çok ciddi olarak dikkate almıyor. Eğer insanlar bu doğa olaylarına karşı veya doğadaki ekosisteme karşı durmadan tahrip edici etkilerine devam ettirirse doğa bizden öcünü alır. Neticedeki şey canlılık bitiyor. Şu anda da Marmara Denizi’nin bu olayın oluşmasındaki en temel etkenler kirlilik ve bu kirliliğe bağlı olarak sanayi atıklarla ve evsel atıklardan dolayı kükürt ve fosforun çok fazla miktarda olmasıdır.” dedi.Yıllarca süren kirliliğin ve hoyratça davranışımızın neticesini görüyoruzDoğaya zarar veren canlının insan olduğunu söyleyen Konuk; “İnsan kendi bozdu, kendi düzeltecek. Ben derslerde de öğrencilerime de söylüyorum: Doğada insandan daha vahşi bir yaratık yoktur. Her şeyi kendi faydasına, kendi faydalanmak için yapar, tabiatın normal işleyiş sistemini bozar işte ozon niye inceldi? Yine insan sonucudur. Göller niye kuruyor? Ağaçlar niye yok ediliyor? Sonuç yine insan değil mi? Yani aslında insan kendi sonunu getirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Marmara denizi biraz küçük bir iç deniz olduğu için o kirliliği taşıyamıyor, akıntılar tam yetmiyor ancak şu anki bilimsel çalışmalar yani ekologların yaptığı çalışmalara göre bütün Akdeniz havzasında da ileride problem mutlaka oluşacaktır. Kimsenin birbirini suçlamadan gerekli tedbirler alması lazım. Çünkü bugünün bir sorunu değil, bu yıllarca süren kirliliğin ve hoyratça davranışımızın neticesidir.” şeklinde konuştu.

03 HAZ 2021

Türkiye’nin Rakipsiz İlk Adli Bilimcileri Devlet Kadroları İçin Hazırlanıyor…

Prof. Dr. Sevil Atasoy öncülüğünde, Türkiye'nin ilk adli bilimcilerini yetiştiren Üsküdar Üniversitesi'nin Adli Bilimler Bölümü, 4 yıllık eğitimin ardından bu yaz ilk mezunlarını veriyor.4 yıl boyunca hem teorik açıdan hem uygulama açısından kapsamlı bir eğitimden geçerek bu noktaya gelen Türkiye'nin ilk adli bilimcileri, Adli Bilimler Bölümünün ve mezunlarının, YÖK ve ilgili bakanlıklar tarafından tanınmasının ardından, şimdi ilk mezunlar olarak devletin çeşitli kademelerine atanmaya hazırlanıyor.Türkiye’nin ilk adli bilimcileri KPSS’ye giriyor…7-8 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS)’ na girecek ilk adli bilimcilerin Türkiye'de bu unvana sahip olan tek adaylar olacağını vurgulayan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, rakipsiz olan ilk adli bilimcileri yetiştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi. Atasoy şu değerlendirmelerde bulundu:Atasoy: “Eğitimleri ve unvanları açısından rakipsiziler…”“Adli bilimciler, içerik olarak zengin eğitimlerinin de yardımıyla, diğer adayların aksine, çok sayıda bakanlığa ve devlet kademesine birer aday konumundalar. Gerek eğitimleri gerekse unvanları açısından alanında rakipsiz olan adli bilimcilerimizin hepimizi gururlandıracak bir sonuç alacağına inanıyor, şimdiden tüm öğrencilerimize başarılar diliyoruz.” ifadelerini kullandı.Tarhan: “Adaletin tecellisinde görev alacak arkadaşlarıma başarılar dilerim”Adli ve idari soruşturmalar sırasında elde edilen maddi delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi, suç ve suçlunun saptanması ve kanıtlanmasında, adaletin tecellisinde önemli bir alan olan adli bilimlerin ilk mezunlarını vermenin haklı gururunu yaşadıklarını ifade eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulundu. “Adli Bilimler alanının ilk mezunları olan öğrencilerimiz rakipsiz olarak ülkemizin önemli devlet kadrolarında görev almaya hazırlanıyor. Elbette bunun haklı gururunu yaşıyoruz. Üsküdar Üniversitesi olarak başta Sevil Atasoy hocam ve çok değerli akademisyen ve uzman kadrosuyla öğrenci arkadaşlarımızı iyi birer profesyonel olarak yetiştirilmeye gayret ettik. Elimizden gelenin en iyisini vermeye çalıştık. Şimdi sıra onlarda. Onlardan, bulundukları kurumda bizleri en iyi şekilde temsil etmelerini bekliyoruz. Adaletin tecellisinde ülkemiz için görev alacak tüm mezun arkadaşlarımda yeni yolculuklarında başarılar diliyorum.”

17 MAY 2021

Üsküdarlı Öğrencilerin 14 Projesi TÜBİTAK’tan Araştırma Desteği Aldı!

 TÜBİTAK 2209-A Programın amacı, üniversitelerde öğrenim görmekte olan lisans öğrencilerini, projeler yoluyla araştırma yapmaya teşvik etmek. TÜBİTAK 2209-A Programında desteklenen 14 adet lisans araştırma projesinin 8 tanesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, 6 tanesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerine ait. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden 6 adet Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, 1 adet Biyomühendislik Bölümü ve 1 adet de Adli Bilimler Bölümünden olmak üzere 8 öğrenci projesi desteklenmeye uygun görüldü.  Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında desteklenen projelerin 5 tanesi aynı zamanda TRGENMER (Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi) bünyesinde, Merkez Direktörü Dr. Öğretim Üyesi Cihan Taştan eş danışmanlığında araştırma projesi olarak devam ediyor.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Desteklenen ProjelerProje YürütücüsüProje İsmiProje DanışmanlarıÖzüm KılıçMilnesium Tardigradum Türünde Bulunan hsp70 Proteini ile Rekombinant Dondurma SolüsyonuDr. Öğr. Üyesi Cihan TaştanHasret ArazAntibiyotik Dirençli Mycobacterium Smegmatis Bakterisi için CRISPR Kullanarak Dirençsiz Hale GetirmekProf.Dr. Sevim IşıkDr.Öğr. Üyesi Cihan Taştanİlayda ÇavrarAntibiyotiğe Dirençli Escherichia Coli Bakterisini CRISPR ile Dirençsiz Hale GetirmeProf.Dr. Sevim IşıkDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanBuse BaranBuğdayın (Triticum Vulgare), Buğday Cüce Virüsü (WDV)’ne Karşı Direncini Artırmak İçin CRISPR Tabanlı Modifikasyonların UygulanmasıProf. Dr. Muhsin KonukDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanCemre Can İnciHIV Hızlı Tanı KitiDoç. Dr. Kaan YılancıoğluDr.Öğr. Üyesi Cihan TaştanFurkan MeriçKuarsetin- Saponin Moleküllerinin Kronik Myeloid Lösemi Hücrelerinde Antikanser Etkilerinin ve Sinyal Yolaklarinin BelirlenmesiDoç.Dr.Belkıs Atasever ArslanAfra Gülsüm DuranMuşmula (Mespilus germanica) ve Yerelması (Helianthus tuberosus) Bitkilerinin Antioksidan Aktivitelerinin, Rooibos (Aspalathus linearis) Bitkisinin Antioksidan Aktivitesi ile KarşılaştırılmasıDr.Öğr.Üyesi Tuba SevimoğluAyşe Öykü TuncayAdli Bilimlerde Lif Delili ve Adli TekstilDoç.Dr.Aylin Yalçın SarıbeyÖte yandan, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinden 2 adet Ergotizm Bölümü, 2 adet Ebelik Bölümü, 1 adet Ortez/Protez Bölümü ve 1 adet Dil ve Konuşma Terapisi Bölümünden olmak üzere toplam 6 adet öğrenci projesi desteklenmeye uygun görüldü. Sağlık Bilimleri Fakültesi Desteklenen ProjelerProje YürütücüsüProje İsmiProje DanışmanlarıMelike ŞahanErgotizmProf.Dr. Sevda Asqarova Menekşe YükselDokun DinleProf.Dr. Sevda Asqarova İlayda AltundalSağlık Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinin Şiddet Eğilimi Prof.Dr.Güler CimeteYasin TutkunKabartmalı TPE Protez EldiveniDr.Öğr.Üyesi Ayşe Nedret OkanBetül ÇetinkayaGebelerin Doğum Şekillerine İlişkin Tercihlerini Etkileyen FaktörlerDr.Öğr.Üyesi Tuğba Yılmaz Esencan Ayşe Nur DuranTüp Batma Derinliği Ve Sıvı Yoğunluğu Bakımından Modifiye Edilmiş LaxVox®Egzersizlerinin Akustik, ElektroglottografikVe Nazometrik Ölçümlere EtkisiAraş.Gr.Göksu YılmazProf.Dr.Ahmet Konrot AR GE ve Yenilik Politikaları Direktörlüğü (ARGEYEP) Direktörü Halime Usta Yoğun, TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destek Programı kapsamında desteklenen proje yürütücüsü öğrencileri ve danışman akademisyenleri tebrik ettiklerini belirtti.

07 MAY 2021

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid-19 biyomühendisliğin önünü açtı”

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik bölümü ve Biyomühendislik Kulübü tarafından ‘9.Biyomühendislik Günleri’ başlıklı çevrimiçi sempozyum düzenlendi. Pandemi koşulları nedeniyle çevrimiçi düzenlenen 9. Biyomühendislik Günleri Sempozyumu, bu alanda eğitim gören öğrencileri uzman isimleri buluşturdu. Programın sunuculuğunu Biyomühendislik Bölümü üçüncü sınıf öğrencileri olan Biyomühendislik Kulübü başkanı Mehmet Akyıldız ve Kulüp Başkan Yardımcısı Şeyma Türkan Koyun yaptı. İki oturumda gerçekleşen programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Tuba Sevimoğlu gerçekleştirdi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Biyomühendisliğin nörobilim ayağı da var”Kimya biyomühendisliğinin özellikle ilaç üretiminde ve çeşitli araştırmalar açısından önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Biyomühendisliğin bir de nörobilim ayağı var. 2018'de Davos'ta neural network’ün önemi bütün dünyada patlama yaptı. Biyomühendisliğin biyoinformatik ayağı ve onunla ilgili olan nöro teknoloji ile birlikte kullanımı biyomühendisliğe yeni bir alan açtı. O dönemde tabii biyomühendislikte kimyacılar ağırlıklı gidiyordu. Onun üzerine bunlarla ilgili bazı dersler de koymayı ve araştırmalarla göz önüne almayı önemsemiştik. Şu anda bilimdeki gelişmelerle biyomühendisliği sadece ilaca indirgemek doğru değil. Biyomühendisliğin aynı zamanda nörobilim ayağını da ön plana çıkarmak gerekiyor.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Biyomühendislik kuantuma da dokunmalı”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insandaki beyin sisteminin üç şekilde çalıştığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:“Beyin elektriksel sinyal üretiyor, kimyasal ateşlemelerle çalışıyor ve bu mevcut çalışmalar içerisinde enerji akışı olurken bilgi akışı gerçekleşiyor. Elektriksel akış, kimyasal akış ve bunlarla eş zamanlı bilgi akışı oluyor. Bunlar beyinde oluşuyor. Beyin ile ilgili çalışmalarda biyomühendislik artık kuantuma da biraz dokunmalı. Beyin nasıl karar veriyor diye incelendiğinde elektrofizyolojik ölçümlerde görülüyor ki bir eylemle ilgili karar verdikten 300 milisaniye sonra P300 dalgası ortaya çıkıyor. O zaman karar veren beyin değil. Beynin üzerinde bir kuantum beyin var ve yeni bilinç çalışmalarında buna bilinç diyoruz. Beynin üzerinde evrensel enerji ile bağlantılı bir kuantum beyin var. O da karar vermeyi etkiliyor. Karar verdikten sonra beyindeki elektriksel potansiyel ortaya çıkıyor. Ondan sonra elektriksel potansiyel devam ettiği zaman kimyasal dönüşüme uğruyor. Kimyasal dönüşümüne uğradığında da o kalıcı bilgi haline geliyor.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimin öznesi olmak için AR-GE’ye yatırım yapmalıyız”İnsanın bir bilgiyi beyne ilk olarak elektriksel olarak kaydettiğini ifade eden Tarhan,  sözlerini şöyle sürdürdü:“Onu tekrar ederse veya çok güçlü bir duygusal yükle kabul ederse beyine bu sefer elektriksel değil kimyasal harflerle yazılıyor ve kalıcılaşıyor. Beyin kimyası ile ilgili çalışmalarda bu bulgular çok önemli. Elon Musk deney hayvanlarında beyin-bilgisayar ara yüzü çalışmaları yaptı. Bir maymuna oyun oynattı. Bunu aslında bir iş adamı mı yapacak? Üniversitelerin yapması lazım ama onlarda sermaye bizde ise fikir var. İkisini Türkiye’de bir araya getirmek mümkün değil.  Amerika böyle değil. Elon Musk bir şeye karar verdiği zaman o işi en iyi bilenleri bir araya getirerek müthiş bir AR-GE ekibi kuruyor. Örneğin Amazon’un sahibi kazancının yüzde 80'ini AR-GE’ye yatıyormuş. Türkiye'de maalesef son zamanlarda ancak yüzde 3’e çıktı. AR-GE'ye yatırım yapmıyorsan ancak bilimin nesnesi olursun. Bilimin öznesi olacaksak yatırımı AR-GE'ye yapmalıyız. Biz maalesef taşa, toprağa yatırım yapan bir ülkeyiz. Tarım toplumlarında taşa, toprağa yatırım yapılır. Bilgi toplumlarında tasarımlara yatırım yapılır. Bilgiye yatırım yapılmadıkça kendi kendimize övünüp dururuz.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid-19 biyomühendislerin önemini öğretti”Biyomühendisliği henüz Türk bilim dünyasının çok tanıdığını ve önemini fark ettiğini düşünmediğini belirten Tarhan, “Covid-19 çok ciddi bir şekilde biyomühendislerin önemini öğretti. Moleküler biyoloji ve genetik ile biyomühendislikteki öğrencilerimiz mezun olur olmaz işe girmeye başlayacaklardır. Mezun olmadan işe girenler bile olmaya başladı. Şu anda sağlık yatırımları dünyada ilk sıraya yerleşti. Biyomühendislik’de bu ikisinin sentezi yapılacak. Dijital bir evrendeyiz, evrensel veritabanı var. Evrensel veritabanının üzerinde önce bilgi var sonra matematik, geometrik tasarım, enerji, fizik, kimya geliyor yani madde ve ondan sonra da biyolojik canlı geliyor. Bunlar hepsi birbirinin halkaları, birbirinin içerisindeler. Madde diye bir şey yok aslında, madde bir enerji yoğunlaşmasıdır.” İfadelerini kullandı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Biyomühendislikte devamlı alt disiplinler olacaktır”Uygulama ortakları NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nde Track monitoring yani LCMS cihazları ile ilaç kan düzeylerine baktıklarını söyleyen Tarhan, “Biri toksikoloji yani madde de ölçüyor. Diğeri psikiyatrik ilaçlar için ilaç kan düzeyini ölçüyor. Mesela bir et parçası geliyor ve o etin hangi hayvana ait olduğunu proteininin iyon yüküne bakarak gösteriyor. Bir balın gerçek ya da sahte olduğunu gösterebiliyor. İlacın da uygunluğunu iyon yüküne göre söylüyor. Yüzde 99 üzerinde doğruluk sonuçları veriyor. Bütün bunlar biyomühendislik kapsamında yer alıyor. Beyin, kimya ve teknolojinin ortak kullanılması ile ilgili alanlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanları bilen kişiler şu anda geleceğin mühendisleri olacaklar. Bazısı kimyaya odaklanarak ilerleyecek bazısı nörobilime odaklı ilerleyebilir. Kişiler bunun kararını kendileri verecekler. Devamlı olarak alt disiplinler olur.” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimlerin multidisipliner çalışması gerekiyor”Biyolojik bilimlerle mühendislik bilimlerinin birlikte multidisipliner çalışması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Zaten şu anda da bilimlerin öyle tekilliği değil bilimlerin çoğulculuğu ve bütüncüllüğü ön planda. Eklektik yaklaşım ön planda. Bilimlerin takım halinde çalışması yeni keşifleri ortaya çıkarıyor. Çok gelişmiş ülkelerde doktordan çok mühendisler var. Tahmin ediyorlar, seçenekleri sunuyorlar ve işte daha kolay daha az hatasız yapıyorlar. Onun için bunların hayata geçirilmesi gerekiyor ama insanlık olarak bunu anlamamız için Covid-19 gibi bir tokat yememiz gerekiyormuş. Covid-19 tokadı zihinlerde ezberleri bozdu. Zihinlerde mühendisliğe sadece materyalist bir bakışla baktırmıyor artık bütün disiplinlerin birlikte olduğunu, bütün bilim dallarının takım halinde çalışması gerektiğini daha çok ortaya çıkardı.” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenciler mutlaka projeler yapmalı”İnovasyonların topluma bir şeyler öğretmesi gerektiğini belirten Tarhan, “Bazı şeyleri yeniden düşünmemiz, yapılandırmamız ve keşfetmemiz gerekiyor. Covid-19 bence biyomühendisliğin, moleküler biyoloji ve genetiğin önünü açtı. Daha da açacak gibi görünüyor. Bu gözle değerlendirmek gerekiyor. Gelecekteki öğrenci arkadaşlarımız da muhakkak projeler yapmalı. TÜBİTAK gibi kurumlar öğrenci projelerini destekliyor. Hocaların danışmanlığında o projelerle çok bilgi edineceklerdir. Üniversite lisans döneminde proje yapmak geleceğe farklı bakmayı sağlıyor. Bilimsel duran, objektif durur. Objektivizm bilimin en büyük özelliğidir. Her şeye karşı objektif olmalıyız.” dedi.Açılış konuşmacılarından olan Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Tuba Sevimoğlu da çevrimiçi olması nedeniyle şehir dışından da katılımların olduğunu belirterek sempozyumun verimli ve başarılı bir şekilde geçmesini temenni etti.Sempozyumda 2 oturum gerçekleştirildi Açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçildi. Birinci oturumda Koç üniversitesi’den Dr. Öğr. Üyesi Hasan Demirci “Structural Biology”, Acıbadem Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tanıl Kocagöz “Laboratory methods used in the diagnosis of COVİD-19” ve Sabancı Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Christopher Mayack ise “Systems Biology” başlıklı sunumunu katılımcılar ile paylaştı.Sempozyumun ikinci ve son oturumunda ise 6 konuşmacı yer aldı. İkinci oturumda Acıbadem Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metehan Özen “The Miracle of Microbiota”, İstinye Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayça Zeynep İlter “Cancer Biology”, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Doç. Dr. Emre Yörük “Plant Pathology”, Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Büşra Bolat “Targeted Drug Delivery in Cancer Therapy”, Omid Afarinan şirketinin kurucusu ve CEO’su Majid Hajihosseinali “3D BioPrinting Technology” ve Üsküdar Üniversitesi’den Prof. Dr. Kayhan Erciyeş “Bioinformatics Algorithms” başlıklı sunumu yaptı.Program ikinci oturumdaki sunumların tamamlanmasının ardından sona erdi.

30 MAR 2021

5G teknolojisi koronavirüsle mücadelede yüksek risk oluşturacak!

Tüm sorular bilimsel referanslar ışığında yanıtlanıyorHayykitap tarafından okuyucularla buluşturulan ve ortak bir çalışmanın ürünü olan “Korona Aşısı” kitabı; Üsküdar Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker, Uzm. Dr. Belkıs Meltem Özen, Uzm. Dr. Murat Balanlı, Uzm. Psk. Selen Can ve Avukat Mahir Işıkay tarafından kaleme alındı. Korona aşısı hakkında akıllardaki tüm soruların bilimsel referanslar ışığında yanıtlandığı kitapta, Covid-19 virüsünün ve aşılarının nitelikleri, içerikleri, olası yan etkileri, koruyuculuklarının yanı sıra konunun ulusal ve uluslararası boyutu ele alınıyor.“5G teknolojisi koronavirüsle mücadelede en önemli risk unsuru”Prof. Dr. Selim Şeker  “Korona Aşısı” kitabında, 3G ve 4G teknolojisi ile insanların hayatına giren cep telefonlarının ve yakın gelecekte 5G teknolojisi ile gelecek yüksek risklerin koronavirüsle mücadelede en önemli risk unsuru olduğunu dile getiriyor. Cep telefonlarından ve baz istasyonlarından yayılan radyasyonun, bağışıklık sistemi ve genel anlamda insan sağlığı için risk teşkil ettiğini ifade eden Şeker, yakın zamanda insan hayatına girmesi planlanan 5G teknolojisinin ise koronavirüs ile mücadelede çok daha yüksek risk teşkil edeceğini belirtiyor.

18 MAR 2021

2020 Yılının En İlgi Çeken Makalelerinden Oldu…

“2020 yılında basılmış tüm makaleler arasında en üst %5'lik dilimde”Doç. Dr. Yılancıoğlu ve Dr. Öğr. Üyesi Taştan’ın SARS-CoV-2 enfeksiyonunun genetik mühendislik yöntemleriyle tanı ve tedavisini kapsayan derlemesi, 3 ayda 13 bin etkileşim ile 2020 yılında basılmış tüm makaleler arasında en üst %5'lik dilime girdi. Derleme aynı zamanda Gene Therapy dergisinde yayınlanan içerikler arasında ise en çok ilgi çekenler listesinde ilk 5’te yer aldı.Yayın ve diğer listeye ulaşmak için:https://www.nature.com/collections/digbgjccaj

16 MAR 2021

Moleküler Biyoloji ve Genetik Günleri Gerçekleştirildi

Programa; Üsküdar Üniversitesi Şirketleşme ve Girişimcilik Uzmanı Cihan Kaplan, Üsküdar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Moleküler Biyoloji ve Genetik Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, Biyogüvenlik Ananbilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Doç. Dr. Mehmet Gönen, Araştırma Grubu Lideri Arif Engin Çetin, Medeniyet Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Aydın konuşmacı olarak katıldı.Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, öğrencilerin etkinliği düzenlemede büyük emek sarf ettiğini belirterek; “Yaklaşık beş, altı aydır bu iş üzerinde kafa yoruyorlar ve gayret ediyorlar. Öğrencilerimizin davetlerini kırmadan, nezaketle kabul ederek kendi tecrübelerini gençlerimize aktaracak olan akademiden ve bu işin içerisinde olan bütün katılımcı arkadaşlarımıza, hocalarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.” Dedi.Kaplan: “Biyogirişimcilik iş birliğine ihtiyaç duyulan bir alanadır”Etkinlikte “Biyogirişimcilik” başlığı altında değerlendirmelerde bulunan Şirketleşme ve Girişimcilik Uzmanı Cihan Kaplan; “Biyoteknolojide iş ve ürün geliştirme süreçlerine baktığımızda aslında biyogirişimcilik, tek başına bir ekibin veya birey olarak kişinin çalışmasından ziyade iş birliğine, ekosisteme ihtiyaç duyan bir alandır. Çünkü işin içinde mutlaka akademi ve sanayi iş birliğinin olması gereklidir. Akademinin bilgi birikimi, araştırmaları, deneyleri sanayinin de bu ürünleri ticarileştirme ve pazara sunmasıyla alakalı bir iş birliğinin olmasını gerekli kılar. Akademi kısmında araştırma ve laboratuvar ortamı çok önemli ve gerekliyken, sanayi kısımda ise bu işin akademide araştırılan kısmının pazarın ihtiyacı haline getirilmesi çok önemlidir. Bu yüzden genelde biyoteknolojik ürünlerde akademi ve sanayi iş birliğinin yeri değerlidir.Bir fikri düşünürken ‘Ben bunu hayata geçireceğim, inanılmaz bir şey bu, dünyayı değiştireceğim’ dediğinizde genelde o başlangıç heyecanıyla beraber işe çok yüksek başlanır. Daha sonra bir yol haritasının olmamasından ve işteki zorluklardan dolayı kaybolma hissi ortaya çıkar. Ekibini kuran veya o yol haritasını oluşturan kişiler ise her şeyin yolunda gitmediği durumlarda iş geliştirmenin zorluklarını görürler. Yani Türkiye’de ürününüz çok mükemmel dahi olsa onu pazarlayamayıp satamayınca veya onu insanlar kullanmayınca motive olamıyorsunuz. O yüzden sürekli bir iş geliştirmek zorundasınız. Genelde girişimciler iş geliştirme zorluklarında kayboluyorlar. Daha sonra durgunluk ve toparlanma evresi oluyor. Benim bunu yapmam lazım dediği anda da bu durgunluk döneminden çıkıp genelde başarılı oldukları böyle bir karmaşık bir evre var.” İfadelerini kullandı.Doç. Dr. Ergüzel: “Toplanan büyük verinin kıymetli olduğu ortaya çıktı”Etkinlikte “Sağlıkta Yapay Zekâ Uygulamaları” başlığı altında bir konuşma gerçekleştiren Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Yazılım mühendisliği bölümü olarak biz, bilgisayar mühendisliği, makine mühendisliği, endüstri mühendisliği gibi alanlardaki hocalarımızda daha yakın olduğumuzu düşünürken buradaki çalışmaları ve hocalarımızın katkılarını dinledikten sonra aslında oldukça ortak yanımız olduğunu görüyoruz. Bu da bizler için çok değerli. Zira bizim temel ihtiyacımız aslında sağlık bilimleri alanında toplanan dataların analizi üzerine olduğu için sizlerden sağlanacak datalar kullanıyor. Bunların biliniyor olması bizler içinde çok kıymetli. Bu yüzden disiplinler arası değerlendirme çalışmaları çok daha önemli. Endüstri 4.0 ile beraber fabrikalarda sistemlerin birbirleriyle etkileşimleri, birbirleriyle haberleşerek daha hızlı ve daha yüksek doğruluklu üretim sistemleri planlandı. Ancak bu o kadar öngörülemeyen bir noktaya geldik ki artık işin içerisinde üretim bantlarıyla beraber hızlı üretimin sağladığı büyük veri ortaya çıktı. Şimdi toplanan bu büyük verinin aslında zaman içerisinde işlenmesi gerektiği ve çok kıymetli olduğu ortaya çıktı.” Dedi.Öğr. Üyesi Taştan: “Dünya buna onay, hatta maddi destek verecek”Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, moleküler biyoloji ve genetikte güncel gelişmelerden bahsederek; “MRNA gibi yeni nesil bir teknolojinin normal şartlar altında dünya tarafından bu kadar kolay kabul edilip bir pazara girmesi, bir ekonomi ürünü olarak ortaya çıkması kesinlikle beklenemezdi. Birçok farklı yan etki veya insanları korkutan olasılıklar, durumlar vardı. Ancak Covid-19 pandemisi biyoteknoloji alanının yeni nesil ürünlerinin bir anda kabul edilebilmesini sağladı. Çünkü insanlar can havli ile etkinliğini gördüğü bütün ürünleri kabul edebilir hale geldi. Her ne kadar şu an Covid-19 pandemisi özelinde üretilmiş olsa da bu ürünler, özellikle biyoteknolojinin diğer alanlarında kullanılabileceğini ve hem devletler nezdinde hem de toplumlar nezdinde insanların buna destek verebileceğini gösterdi. Biz MRNA’yı, artık kulaklar aşina olduğu için vücuda vereceğiz. ‘İnsanın genetiğini değiştireceğiz ve tedavi edeceğiz’ dediğimizde yüksek olasılıkla dünya buna destek, onay hatta maddi destek verecek.” Şeklinde konuştu.Doç. Dr. Yılancıoğlu: “Dün olmayan şeyler bugün kullanımda”Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, teknolojinin hızlanmasına bağlı olarak hastalığın teşhis kısmının da hızlanmasına değindiği konuşmasında; “Hiçbirimiz bugünden yarına bir değişimden bahsetmiyoruz. Bu olabilecek bir şey değil. Bugünden yarına değil ama önümüzdeki on yıl içinde, yirmi yıl içinde çok şeyin değişeceği belli, bu bir gerçek. Çünkü dün olmayan şeyler bugün kullanımda. Kullanan teknolojisi gibi yapılmış bir şeyden bahsediyoruz ve bu çok yüksek meblağlarda değil. 10-15 yıl sonra ki teknolojileri inanın tahmin edemiyorum. Her şey çok daha hızlanacak, dolayısıyla hastalığın teşhis kısmı da çok hızlanacak. Bakkaldan peynir, ekmek alır gibi sekansımızı arttıracağız. Bugün öyle teknolojiler var ki yani fenotipte o kadar ilerledi ki çok kompleks sebeplerden bahsediyorum. Fenotipimiz; görüntümüz, yüzümüz. Şu anda yüzümüzü bile DNA’dan modelleyebileceğimiz sistemler ortaya çıktı. Bunlar korkunç sistemler ki kanser buna nazaran çok daha az kompleks olan bir şey. Daha kaotik bir süreçten bahsediyorum ama yine de bununla kıyaslarsanız daha basit. Bu sistemleri bile yapabiliyorsak kanser için bunu yapabilmek daha basit olacaktır. En azından şu anda öyle görünüyor.” Dedi.Dr. Öğr. Üyesi Aydın: “İnsanlar kendilerini modifiye etmeden önce öldürecekler”Medeniyet Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Dr. Öğr. Üyesi Cihan Aydın, moleküler biyoloji ve genetik alanındaki güncel gelişmelerde bahsederek; “İnsanlar kendilerini modifiye etmeden önce kendilerini öldürecekler. Çünkü bu bilgisizce, bilinçsizce yapılabilecek bir iş değil. İşin kontrolsüz ve regülasyon dışı olmasından dolayı ilk başta daha kötüye gideceğini düşünüyorum. Mesela bir doktor bir ameliyat yapana kadar kaç sene uğraşıyor. Beş, altı sene tıp fakültesi okuyor daha sonra uzmanlığını alıyor, eline neşteri alacak kapasiteye gelebiliyor. Altyapı bilgisi olmadan bu işe girişildiği zaman tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Özellikle etik kısımları içinde bu tarz gen modifikasyon çalışmalarının sıkı bir şekilde regüle edilmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanlık olarak her şeyi kısa yoldan yapmaya, her şeyden kar sağlamaya çalışacak girişimleri yapmaya genetik olarak kodlandık. Özellikle kominite projelerinde patlayan çok kişi ve çok fazla iş var.” Dedi.Doç. Dr. Gönen: “Kanser erken aşamada fark edilirse yüzde yüze yakın başarıyla tedavi edilebiliyor” Etkinlikte gerçekleştirdiği “Yapay Öğrenme Modelleri ile Kanser Biyolojisini Anlamak” başlıklı konuşmasında Doç. Dr. Mehmet Gönen, “Kanser oluşmaya başladığında önce bir hücrede daha sonra birkaç hücrede ortaya çıkıyor. Tümör; etrafa yayılmadığı, kendi organında kaldığı, büyüklüğünün belli bir miktardan küçük olduğu erken aşama dediğimiz aşamada yakalandığında cerrahi müdahaleyle, yüzde yüze yakın bir başarıyla tedavi edilebiliyor. Çünkü lenf bezlerine yayılmamış, ilerdeki organlara yayılmamış dolayısıyla tedavi etmesi nispeten kolay oluyor.” İfadelerini kullandı.Çetin: “Dönüştürücüler bağlanma olayını farklı sinyallere dönüştürebiliyor” Araştırma Grubu Lideri Arif Engin Çetin ise “Optik Biyosensörler ve Uygulamaları” başlıklı konuşmasında; “Biyosensörler, biyolojik yanıtları, analitik sinyalleri anlamlı sinyallere çevirebilen aygıtlardır. Bu sinyaller elektronik, optik, mekanik veya kimyasal sinyaller olabilir. Bu sinyallere bağlı olarak kullandığımız yöntemlerin isimleri değişmektedir. Optikbiyosensörler, elektrokimyasal adlandırılabilirler. Dönüştürücüler bağlanma olayını farklı sinyallere dönüştürebiliyorlar. Bunun anlamı biyolojik yanıtı elektrik, optik ya da bir sıcaklık yanıtına çevirmektedir.” Dedi.

15 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesi 56 Yeni Akademisyen Alacak!

Üsküdar Üniversitesi 2547 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri, “Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nin yürürlükteki ilgili maddeleri ile “Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ve “Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Usul ve Esasları” hükümlerine göre öğretim elemanı alımı yapacak.Üsküdar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, İletişim Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin çeşitli bölümlerinde araştırma ve öğretim görevlisi olarak görevlendirilmek üzere 56 personel alımı yapılacak.Ayrıntı için: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/6473/13-03-2021-tarihli-ogretim-elemani-kadro-ilani

15 MAR 2021

Prof. Dr. Muhsin Konuk, Uluslararası İnovasyon ve Girişimcilik Zirvesine Katıldı!

“Bilimi Sevmeyen Çocuk Kalmasın” sloganıyla yola çıkan Bilim Sen Ol Platformu tarafından düzenlenen zirve, Teknoloji ve İnsan Kolejleri (TİNK) ev sahipliğinde online olarak gerçekleşti.Konuşmacıların fiziksel katılım sağladığı etkinliğe katılan birçok yerli ve yabancı iş insanı, akademisyen, bilim insanı ve girişimci gençlerle bilgi ve tecrübelerini paylaştı. Açılışı Bilim Sen Ol Platformu Kurucusu Uluslararası Balkan Üniversitesi öğrencisi Emirhan Belli tarafından gerçekleştirilen zirvede söz alan Uluslararası Balkan Üniversitesi Rektör Danışmanı Fahri Karaman, girişimci gençlere daima destek vereceğini dile getirdi.Prof. Dr. Konuk, genç girişimcilerle bir araya geldiZirvede genç girişimcilere bilgilerini aktaran Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk ise “Bireyselleşmiş Tıp” konusunda değerlendirmelerde bulundu.Etkinliğe ayrıca; Genç Başarı Eğitim Vakfı Türkiye Genel Müdürü Üretken Akademi kurucusu Kadircan Kırkoyun, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı İŞ Geliştirme ve Gönüllü Koordinatörü İrem Bayraktar, Tink Kolejleri Kurucusu Zeynep Dereli, MIT Sloan- Harvard Tıp Fakültesi ortaklığında hazırlanan Sağlık İnovasyonu programına Türkiye’den seçilen tek kişi Şevval Karadağ, Dünya Sürdürülebilir Enstitüsü Başkanı Gökhan Yıldırım katıldı.Zirvenin ikinci gününde ise CNN Türk Muhabiri Fulya Öztürk canlı yayınla etkinliğe katılarak kendisini izleyen binlerce gence tavsiyelerde bulundu.

12 MAR 2021

Üsküdar Üniversitesinden 23 Bin Öğrencisine ZOOM Lisansı!

Önemli yatırımlar ile sağlam teknolojik altyapı oluşturan Üsküdar Üniversitesi, Pandemi sürecinde öğrencilerine uzaktan, kesintisiz eğitim olanakları sunmak üzere “Fi-Jital Üniversite” kavramını hayata geçirmişti. Bu adımla birlikte öğrenciler üniversitenin hem fiziki hem de dijital eğitiminden en efektif şekilde yararlanıyor. Birçok dijital platform üzerinden gerçekleştirilen uzaktan eğitim ders ve uygulamalarıyla Üsküdar Üniversitesi öğrencileri, ALMS programı ile sanal sınıf uygulaması Perculus’a girerek senkron (canlı) şekilde online eğitim alabilirken şimdi Zoom ile iş birliğine gidildi. ALMS üzerinden Zoom’ a girerek senkron (canlı) eğitim yapılması ve yapılan derslerin kayıt ve yeniden izlenmesine yönelik entegrasyon çalışmaları ise ayrıca sürdürülüyor.İnteraktif Katılım Kolaylaştı Öğrencilerinin online derslerden daha fazla verim alabilmesi adına önemli bir adım daha atan üniversite, akademik kadroyla birlikte her bir öğrencisi için toplam 23 bin Zoom lisansı satın aldı. Öğrencilere daha kolay interaktif katılım imkânı sunan, etkileşim ve süre sınırının olmadığı STIX programı üzerinden, Yüksek Lisans derslerinin Zoom yazılımı aracılığı ile verilmesi testlerinden sonra, şimdi de alınan Zoom lisansları ile ALMS üzerinden Zoom yazılımı kullanılarak dersler yapılacak. Zoom derslerinde, tüm öğrenciler kişi sınırı olmaksızın kameralarını da açık tutabilecek. Mikrofon ile anında katılım sağlayabilecek. Böylece daha interaktif yapılacak derslerde öğrenme veriminin artması ve etkileşimin üst düzeye taşınması amaçlanıyor.Öğrenciler çok daha nitelikli eğitim alabilecek...ZOOM programından online toplantı ve konferanslardan da yararlanabilen akademisyenler ve öğrenciler aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi Bilgi Teknolojileri Direktörlüğü’nün geliştirdiği STIX programı (stix.uskudar.edu.tr) ile birbirleriyle iletişim halinde olarak bilgi, belge ve ödev paylaşımını 7/24 sağlayabiliyorlar.

11 MAR 2021

Pandemi İyi Planlamanın ve Verimliliğin Önemini Hatırlattı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hasan Çiçek, planlama ve verimliliğin önemi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.Tüm süreçlerde ilk aşama iş planı yapmaktırPlanlamayı “belirlenen amaçlara ulaşmak adına öngörüde bulunup karar alma süreci olarak” tanımlayan Dr. Öğretim Üyesi Hasan Çiçek, “Tabii planlama yaparken geçmiş tecrübelerimizden faydalanırız. Tüm süreçlerimizde ilk yaptığımız iş, plan yapmaktır. Üretim sistemlerinde verimlilik, girdi ile çıktı arasındaki orandır. Verimlilikte amaç en az girdi ile maksimum çıktıyı elde edebilmektir” ifadelerini kullandı.Rekabet gücü, iyi planlama ve verimli çalışmaya bağlıKuruluşların rekabet gücünün iyi planlama ve verimli çalışmalarına bağlı olduğunu belirten Çiçek, “Dolayısıyla planlaması zayıf kuruluşların global pazarda kalmaları mümkün gözükmemektedir. Verimliliği düşük kuruluşlarda maliyet yüksek olacağından rakiplerinden geriye düşecektir. Planlama ve verimlikte kullanılan hesaplamalar kuruluşa rehberlik edip, bu süreçlerin etkin olmasında rol oynarlar. Tabii günümüzde kullanılan yazılım programları bu konuda kuruluşlara büyük destek sağlamaktalar” dedi.Dr. Hasan Çiçek: “Pandemi verimli ve planlı olmamız gerektiğini öğretti”Dr. Öğretim Üyesi Hasan Çiçek, “Pandemi, kuruluşlara hem iyi planlamanın hem de verimliliğin ne kadar önemli süreçler olduğunu hatırlattı” dedi ve ekledi:“Özellikle uzaktan çalışma modelinde planlı ve verimli olmak pek kolay değil. Ancak pandemi şartları hepimize uzaktan çalışsak da verimli ve planlı olmamızın gerektiğini öğretti. Bu süreçte bence öne çıkan en önemli alanlar eğitim, bankacılık ve pazarlama. Uzaktan eğitimle ilk defa tanıştık ve bunun iyi planlaması eğitimin verimli olması açısından önem arz etti. Bu konuda üniversitemiz çok iyi planlama yaptı. Hemen uzaktan eğitime geçtik ve olabildiğince verimli hizmet sunduğumuza inanıyorum. Sonuç olarak şunu söylemek mümkün, kuruluşlar eğer başarılı ve rekabetçi olmak istiyorlarsa mutlaka planlamalarını etkin yapsınlar ve verimliliklerini üst düzeye çıkarsınlar.”

01 MAR 2021

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Büyük yolculuklar küçük adımlarla başlar”

“Hocalarımız gençler için bir ışık”Girişimci ve yenilikçi kişilerin gençler için büyük şans olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Hocalarımıza, yetenek avcısı tabirini çok yakıştırıyorum. Öğrenmek, bilmek ve araştırmak genç bireyler için artık mümkün. Bilimle uğraş, merak ve keşfetmekten geçiyor. Başarılı yollar düz yollardan değil, taşlı yollardan geçer. Başarılı yürüyebilmek ve yönetebilmek çok önemlidir. Bu yarışmalar güzel niyetlerle başladı ve devam ediyor. Gençlerin yeteneklerini ortaya koyabilmek bir başarıdır. Hocalarımız gençler için bir ışıktır.” İfadelerini kullandı.“Büyük yolculuklar küçük adımlarla başlar”Gen tedavileri ve genetik bilimi çalışmalarında ön tahminler ile üniversite olarak başlangıç yapıldığına değinen Tarhan; “Gen merkezleri kurmak kolay değildir. Çalışmalar ve uygulamalar konusunda adımları atıyoruz. Özellikle tıbbın aciz kaldığı zamanlarda başarılı adımlara doğru yol alıyoruz. Üsküdar Üniversitesi olarak, yapay zekâya da önem veriyoruz. Büyük hedeflerimiz var. Gençlere bilim heyecanında ışık olacağız. Onlarda gördüğümüz yeteneklere sahip çıkmak bizler ve hocalarımız için bir umuttur. Ufkumuz ve vizyonumuz bu şekilde ortaya çıkar. Bilimsel çalışmalarda iş birliğine önem verelim. RaDiChal grubuna başarılar diliyorum. Büyük yolculuklar, küçük adımlarla başlar.” Şeklinde konuştu.Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Direktörü Dr. Cihan Taştan ve ekibini tebrik etti.

01 MAR 2021

Genetik Tedavi Yarışması Dünyaya Açılıyor

Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Direktörü Dr. Cihan Taştan'ın, nadir hastalıklara tedavi geliştirmek için geçen yıl başlattığı Radichal genetik tedavi yarışması, bu yıl dünya çapında yapılacak. 28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü'nde dünyadaki tüm ilgili üniversitelere çağrısı yapılacak yarışma kapsamında, tıp, moleküler biyoloji ve biyomühendislik gibi çeşitli disiplinlerden ekipler, genetik tedavi projelerini gerçekleştirmek için yarışacak. Elemelerin uluslararası bir jüri tarafından yapılacağı yarışmanın bu yıl hedefi Epidermolizis bülloza (EB) ya da halk arasındaki adıyla kelebek hastalığı, kistik fibrozis ve Ailevi Akdeniz Ateşi (Familial Mediterranean Fever, FMF) hastalıklarına genetik çare aramak. Yarışmayla ilgili bilgi veren Dr. Taştan, "Geçen yıl yarışma Türkiye içinde yapıldı. 31 ekip ve 150 öğrenci Spinal Muskülar Atrofi (SMA), glikojen depo hastalığı (GSD) ve Friedreich's ataxia (FA) hastalıkları için tedavi projeleri ile yarıştı. En yüksek puanı alan ekip SMA hastalığına genetik tedavi projesi sunmuştu. Ödül olarak bu yıl yaz aylarında laboratuvarımızda çalışmalarını gerçekleştirecekler. RaDiChal yarışmamız 17 bin doktorun oylamasıyla 4. Doktorclub Awards-Türkiye'nin Sağlık Ödülleri'nde 2020 yılının sosyal sorumluluk projesi ödülüne layık görülmüştü. Gördüğü ilgi üzerine bu yıl yarışmamızı dünyaya açıyoruz. Yarışmamız yeni mezunlara, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine açık" dedi.Hedef SMA tedavi masrafını 20 kata kadar düşürebilmek!Son dönemde adını sıkça duyduğumuz SMA hastalığına yerli tedavi geliştirmek üzere TRGENMER'de 3 ay önce 15 kişilik bir ekip ile çalışmalara başladıklarını da aktaran Dr. Taştan şu bilgileri paylaştı: "Hepimizin sosyal medyada kampanyalar vasıtasıyla gördüğü 2 milyon dolarlık SMA tedavisinin benzerini yerli olanaklarla geliştirmek üzere 3 ay önce yola çıktık. Keşke SMA çalışacak daha fazla laboratuvar kurulsa Türkiye'de. 2 milyon dolara bir çocuk değil, belki onlarca çocuğun kurtulabilmesi mümkün olur böylece. Hedefimiz en geç 3 yıl içinde klinik aşamaya yani insan üzerinde test edilebilir aşamaya gelebilmek ve SMA tedavisini 100-200 bin dolar civarına düşürebilmek. Yani tedavi maliyetini 10-20 kata kadar düşürme hedefimiz var. SMA'da tedavi maliyetlerinin çok yüksek olması sadece Türkiye'nin değil bütün dünyanın sorunu. Üstelik yurt dışındaki mevcut genetik tedaviden sonuç alma oranı da yüzde 66 civarında. Dünyada toplam tanımlı 6172 nadir hastalık var. Bazılarından dünyada sadece birkaç yüz hasta muzdarip. Nadir hastalıklarda hasta sayısı, yani ilaç firmalarının müşterisi çok az olduğu için, bilimsel çalışmalara yapılan yatırımın karşılığı olarak tedavilerin etiket fiyatları çok yüksek olabiliyor. Nadir hastalıklarda tedavilerin ucuzlaması bu nedenle mümkün olamıyor. Bu tür hastalıklara yerli imkanlarla genetik tedaviler geliştirmek işte tam da bu sebepten dolayı şart. Akademi de elini taşın altına koymak zorunda. Biz de kalifiye iş gücümüzü artırmak için yarışmamızı ilkin ülkemizde ve şimdi de tüm dünyadaki üniversitelere açtık. Yarışmada bu yıl kelebek hastalığı, kistik fibrozis ve FMF hastalıklarına genetik tedavi çözümü olan projeler yarışacak. Elemeler de uluslararası bir jüri tarafından yapılacak."SABAH

17 ŞUB 2021

Genetik Tedavilerde Son Gelişmeler Konuşuldu…

“Birçok kalıtsal hastalıkların iyileşmesinde gen tedavilerinin etkisi var”Genetik tedaviler konusunda Türkiye’nin bu konuda geç kaldığını ancak alt yapıya sahip olduğuna işaret eden Taştan; “Ekonomik anlamda zorlayacak düzeyde olduğu için dış ülkelerden satın alıyorduk. Ama artık alt yapıya sahibiz. 2013 yılında genetik tedavi onaylandı ve artık her sene birçok tedavinin onay alarak iyileştirebileceğini bize gösterdiler. Kendi yerli DNA’larımızı, genetik tedavi uygulama çalışmalarına başladık. Bizim ülke olarak bunlara ihtiyacımız var. Çünkü birçok kalıtsal hastalıkların iyileşmesinde gen tedavilerinin etkisi var.” Diye konuştu.“Klinik denemeler hayal değil” Bu kapsamda Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan; “Ülkemizin epigenetik tabanlı milli ilaç geliştirme çabalarına katkı sağlamak amacıyla da planlanmıştır. Klinik denemeler hayal değil. Vizyon ve misyon yetmiyor. Bilen insan yetiştirmek gerekiyor ihtiyacımız var. Biz de üniversite olarak 25 kişilik bir TRGENMER LAB ekibiyle uygulamaları ve çalışmaları hayata geçiriyoruz. Gerçekleştirmek için çaba sarf ediyoruz. Üsküdar Üniversitesi bilen, çalışan insan yetiştirmek için her zaman hazır.” İfadelerini kullandı. 

12 ŞUB 2021

Öğrenciler pandemide uzaktan eğitim uygulamalarından memnun…

Üsküdar Üniversitesi’nde 2020-2021 güz döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 17 bin 684 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi. Çalışmaya göre aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı:Sosyal medya uygulamalarından %81 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine katılımcılardan %81 oranındaki 12 bin 365 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %78“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 800 katılımcıdan %78 oranındaki 11 bin 608 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.  Uzaktan eğitim uygulamalarında %79 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 998 katılımcıdan %79 oranındaki 12 bin 571 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.  STIX programından %87 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 16 bin 109 katılımcıdan %87 oranındaki 14 bin 42 kişi olumlu görüş bildirdi.  Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 907 katılımcıdan %73’ü (11 bin 612 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.  İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 999 kişiden %81 oranındaki 11 bin 316 kişi olumlu yanıt verdi.  Danışman hoca memnuniyeti %83“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 570 katılımcıdan %83 oranında 12 bin 151 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.  Online mecralardaki etkinlikler %70 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 913 katılımcıdan %70’i yani 9 bin 691 kişi olumlu görüş bildirdi.  Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %79“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 11 bin 702 kişiden %79 oranındaki 9 bin 258 kişi olumlu görüşlerini iletti.   Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 11 bin 296 katılımcıdan %78’i yani 8 bin 804 katılımcı olumlu yanıt verdi.  %74’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor “Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 15 bin 330 katılımcıdan %74’ü yani 11 bin 297 öğrenci, aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını ifade etti.

08 ŞUB 2021

Dijital Teknoloji Hayatımızın Her Alanına Girdi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı, Yapay Zeka ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAZAMER) Müdürü Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, içerisinde bulunduğumuz pandemi döneminde teknolojinin hayatımızın her alanında kullanıldığını söyledi.Teknoloji kullanımı %70 artış gösterdiBu dönemde teknoloji kullanımında artış olduğunu belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Sağlıklı kalma mücadelesi verdiğimiz salgın döneminde ev ve iş yaşamında zaruri teknoloji kullanımı ile internet kullanımlarımız uyku dışı zamanlarda 70%’ine varan oranda artış gösterdi. Sosyal medya kullanımı, ofis uygulamaları, oyun, eğitim, alışveriş ve amaçsız web sitelerini gezme sırasıyla kullanım yoğunluğu görülen teknoloji alışkanlıklarımız yıkıcı etkileri itibariyle olumsuz algılanmakla birlikte özellikle zaman ve mali kaynak tasarrufunda dikkat çekicidir” dedi.Sağlık sorunlarına yol açabiliyorTeknoloji kullanımının çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabildiğini kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Ancak özellikle uzun süreler ekran karşısında geçirilen zaman göz ağrıları, kas iskelet sistemi sorunları, uyku problemleri, yalnızlık ve sosyal izolasyon kaynaklı duygusal sorunlar, çocuklarda bilgisayar oyunları kullanımındaki artış, obezite, şiddet gösterme gibi dolaylı sonuçları beraberinde getirmiştir” diye konuştu.Eğitimde de teknoloji uygulamaları öne çıktıPandemi sürecinde yoğun talep ve yaygın kullanım alanına ulaşan eğitim teknolojilerinde dönüşüm ve bu dönüşüme oldukça hızlı uyum sağlayan bir eğitici, öğrenci popülasyonunun dikkat çektiğini belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Üçüncü yarıyılına girilen süreçte çevrimiçi eğitim platformlarında (MOOC - Massive Open Online Courses) pek çok öğrenci alternatif mecralardan ders materyallerine ulaşabilmiş ve kişisel gelişmelerine önemli katkı sağlamıştır” dedi.İş yaşamı etkilendiİş hayatında da teknoloji kullanımın artış gösterdiğini ve yeni çalışma modellerinin ortaya çıktığını kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İşyerinde üretimin ve verimliliğin esas olduğu çalışma hayatında özellikle etkin teknoloji kullanımı sağlayan ve dönüşüm sürecini hızlı sağlayan tüm kurumlar ekonomik olarak az etkilenmiş teknoloji kullanım yoğunluğuna göre görülmemiş bilanço yazan şirketler bu dönemin karlı çıkan oyuncularındandır. 1 yıl öncesine kadar adını çok az kullanıcının bildiği Zoom Video ve iletişim yazılım şirketinin piyasa değeri son 6 ay içerisinde 7 katına kadar ulaşmıştır. İş geliştirme çözümlerinde teknolojiyi doğru ve zamanında kullanan şirketlerin hızlı büyümelerini doğru strateji ile sağlamışlardır” diye konuştu.Dijital okur yazarlık önem kazandıTeknoloji kullanımıyla beraber dijital okur yazarlığın önemine işaret eden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“MOOC platformlarının öğrencilerin erişimine açılması, okul ve üniversitelerde çevrimiçi ders içeriklerinin tekrar izlenebilir olması, fırsat eşitliği sağlaması ve geniş bir kitleye ulaşabilmesi sistemin üstünlükleri olarak dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, öğretim yönteminin değişmesi ölçme ve değerlendirme sisteminde de değişiklik gerektirmektedir. Öğrencilerin derslerde yalnızlık, destek bulma, disiplin ve teknoloji uyumu gibi sorunları, öğretim elemanlarının ise içerik yönetimine dair adaptasyonu ve güncel içerik sağlama yeterliliklerinin iyileştirilmesi dikkat çekmektedir.Eğitim programlarına katılım arttıBu dönemde pek çok kullanıcının (öğrenci, çalışan, eğitimci) çevrimiçi eğitim ve sertifika programlarına kayıt olarak akademik ve mesleki gelişimlerine katkı sağladığı bu sayının önceki yılın aynı dönemine göre 7 kata kadar artış göstermiştir. Uluslararası Teknoloji Eğitim Kurulu ITEA tarafından teknoloji okuryazarı bir bireyin özellikleri tanımlamıştır. Ülkemizde teknoloji okuryazarlığın gelişmesi yeni neslin dönüşüm yetkinlikleri ve yeni nesil teknoloji dönüşümü birlikte ele alındığında ilkokul düzeyinden itibaren ailede sağlıklı teknoloji kullanımı, okulda da zihinsel dönüşüme katkı sağlayacak ve kullanıcı değil geliştirici zekaya yatırım yapan teknoloji mentörlerinin atanması ile sağlanabilir.”

06 ŞUB 2021

MDBF Akademik Kurul Toplantısının 2.’si Yapıldı

Pandemi tedbirleri kapsamında dijital platformda gerçekleştirilen toplantıda, Güz Döneminin Eğitim-Öğretim değerlendirmesi, yapılan AR-GE çalışmaları ile Teksas State Üniversitesi ortak çalışmaları değerlendirildi.

04 ŞUB 2021

Prof. Dr. Kayhan Erciyeş’in Kitabı Okuyucu ile Buluştu!

Erciyeş’in kitabı referans olacak!Springer yayınlarından okuyucusuyla buluşan “Discrete Mathematics and Graph Theory”  kitabı bir ders kitabı niteliği taşıyor.Bilgisayar Bilimleri dışındaki ana dallar için ayrık matematik ve grafik teorisinin kapsamlı bir el kitabı olarak hizmet edebilecek olan kitap daha önce ayrı bir matematik dersi almamış profesyoneller ve araştırmacılar için de referans olacak.“Discrete Mathematics and Graph Theory” kitabı algoritmik bir yaklaşım izliyor!Kayhan Erciyeş’in kaleme aldığı kitap, metin öğrenmeyi pekiştirmek ve kavramların gerçek dünya uygulamalarında nasıl uygulanacağını göstermek için uygulanabildiği yerlerde, ayrık matematik ve grafik problemleri için algoritmik bir yaklaşım izliyor. 

22 OCA 2021

Üsküdar Üniversitesi Aday Öğrencileri Bilgilendirmeye Devam Ediyor

Meslek tanıtımları gerçekleştirildiÖğrencilerin kariyerlerine yönelik çalışmalarına devam eden Üsküdar Üniversitesi fijital üniversite anlayışıyla online meslek tanıtım buluşmaları gerçekleştiriyor. Bu kapsamda Bahçelievler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Bilyön Koleji, Zonguldak Devrek Anadolu Lisesi, ODTÜ Geliştirme Vakfı Kocaeli Okulları, Sabri çalışkan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Ümraniye Era Koleji aday öğrencilerine meslek tanıtımları gerçekleştirildi.SHMYO TanıtıldıSağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdürü Yardımcısı Öğr. Gör. Ömer Faruk Karasakal adaylara Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda yer alan programlar ile ilgili bilgilendirme yaparken, Öğr. Gör. Selen Akçay Gıda Teknolojisi, Öğr. Gör. Eyser Kılıç Boz Biyomedikal Cihaz Teknolojisini, Öğr. Gör. Müge Çolakoğlu Özer Çocuk Gelişimini, Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karaoğlu Sağlık Kurumları İşletmeciliğini anlattı.Mühendislik ve Sağlık Bilimleri Bölümleri Anlatıldı Öte yandan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Gökhan Apaydın öğrencilere Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü anlatırken, Prof. Dr. Tunç Çatal Moleküler Biyoloji ve Genetik, Dr. Öğr. Üyesi Uğur Çini Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Dr. Öğr. Üyesi Murat Anlı Endüstri Mühendisliği, Arş. Gör. Mina Gök Sağlık Bilimleri Fakültesi bölümleri, Berfin Demirci de Ergoterapi, bölümlerini anlattı.İkinci dönemde de devam edecekÜniversitenin sağladığı eğitim imkânları, mezuniyet sonrası iş olanakları hakkında öğrencilere detaylı bilgi verilen buluşmalar eğitim öğretim yılının ikinci döneminde de devam edecek.

15 OCA 2021

Pandemi Sürecinde Zaman İyi Değerlendirilmeli

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, pandemi sürecinde uzaktan eğitimin üniversitelerindeki gelişimini ve başarısını değerlendirdi.Öğretim materyallerinin revizesi gereklidirDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Uzaktan öğretim sistemlerinin ülkemizde ve dünyada bundan sonraki seyrine baktığımızda özellikle öğretim yönteminin değişmesiyle birlikte öğretim materyallerinin ve değerlendirme sisteminin de buna uygun şekilde revize edilmesinin zaruri hale gelmesidir. Aynı müfredata tâbi olmak kaydıyla öğrencinin öğrenme yöntemine, hızına ve becerisine uygun öğretme yöntemini uygulayacak, geri bildirim esaslı, adaptif ve akıllı öğretim yöntemleri geliştirilecektir. Zira bu hususta özellikle ÖYS yazılımı geliştiricilerinin de teknik altyapı ve bilgi birikimlerini bu yönde değerlendirdiklerini görüyoruz” dedi.Kişiselleştirilmiş öğretim yönetim sistemleri öne çıkacakGelecekte kişiselleştirilmiş öğretim yönetim sistemlerinin önem kazanacağını belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Uzaktan öğretim sistemleri bir süre sonra her ne kadar interaktif olma iddiasında olsa da öğrencinin öğrenme motivasyonunu sağlayacak ve akademik gelişimlerine katkıda bulunacak yöntem kişiselleştirilmiş öğretim yönetim sistemleridir ve bu sistemler de veri yoğun alt yapıları ile yakın zamanda akıllı öğretim yönetim sistemleri olarak karşımıza çıkacaklardır” dedi.Pandemi koşullarında iletişim kanalları zenginleştiÖğrencilerin bu süreçte derslere katılımlarının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Üsküdar Üniversitesi olarak öğrencilerin derse katılımlarını sağlamak için tüm derslerin Öğretim Yönetim Sistemi (ÖYS-Perculus) üzerinden canlı yürütüldüğünü söyledi.Sistem sayesinde öğrenci katılımı ve memnuniyetinin üst düzeyde olduğunu kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“Bu sayede gerek derslerin akıllı tahta üzerinden öğrencilere anlatılması, gerekse sanal sınıflarda eşzamanlı ve etkileşimli yürütülmesiyle öğrenci katılımı ve memnuniyeti üst düzeyde sağlanmıştır. Tabii burada yüz yüze öğretim ile uzaktan öğretimi karşılaştırmak yerine, mevcut pandemi koşullarında öğrencilerimizin almaları gereken akademik bilgiyi ve kazanacakları akademik kültürü, birikimi, sosyalleşmeyi sağlamak adına kullandığımız tüm iletişim kanallarının (ÜÜTV, STIX, Zoom, Perculus gibi) bu geçiş sürecini öğretim elemanlarımız ve öğrencilerimiz için daha verimli ve yönetilebilir kıldığını belirtmeliyiz.”Uzaktan eğitime adapte oldukUzaktan eğitime öğrencilerin adaptasyonunun beklentilerin üzerinde sağlandığını söyleyen Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, öğrencilerin sınav performansları ve yarıyıl sonunda yapılan öğrenci memnuniyet anketlerinde bunu görebildiklerini ifade ederek “Tabii burada öğrencilerimizin haklı olarak eksikliğini hissettikleri en önemli husus öğretim görevlileri ile etkileşim ve arkadaşları ile sosyalleşme süreçlerindeki görece azalmadır. Bunu da zamanla salgındaki seyir normalleştikçe aşacağımızı düşünüyorum. Ancak öğretim elemanlarımızın ve öğrencilerimizin uzaktan öğretim süreçlerindeki uygulama ve fiziksel sistemlerin kullanımına dair teknik adaptasyon becerilerinin oldukça tatmin edici olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.Ders anlatımında görsel önem kazandıDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, önceki yarıyıllarla karşılaştırıldığında öğretim sürecinin içerisinde fiziksel mevcudiyet, derse katılım, göz teması azaldığı için öğrencileri derse çekebilmek için kullanılan yöntemlerin farklılaştığını kaydetti. Ergüzel, “Ders materyallerinde öğrencilerimizin dikkatini çekecek görsel uyaranları artırmayı ve canlı ders esnasında daha fazla etkileşim kurarak içeriği paylaşmayı değişen içerik sunma yöntemlerimiz olarak sayabilirim” dedi.İletişim kanalları arttıGenel olarak bakıldığında, uzaktan öğretim sürecinde derslerin verimli, öğrencilerin akademik performanslarının yüksek olduğunu söylenebileceğini ifade eden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, bu tespitlerin sadece kendilerine ait değil, öğrencilerin de geri bildirimlerinde altını çizdikleri hususlar olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“Bununla birlikte iyileştirilebilir bazı alanlar da dikkatimizi çekmektedir. Zaman zaman öğrencilerimizin, hizmet aldığımız uygulama geliştiricilerin sunucularının, yoğun talep ve trafik esnasında teknik aksaklıklara sebep olduğu görülmüştür. Özellikle sınav dönemlerinde bunu aşmak adına öğrencilerimize telafi sınavları uygulanarak bu sorun da aşılmıştır. Sistemin sağlıklı kurgulanması ve uzaktan öğretime ilişkin ayrı bir hiyerarşik yapı kurulması ve tüm bilgilendirmelerin öğrencilerimize zamanında ve farklı pek çok kanaldan yapılması süreci daha yönetilebilir kılmış ve öğrencilerimizin de süreçte yapıcı, etkin rol almasını sağlamıştır.” Uzaktan eğitimde başarı için tavsiyelerÜsküdar Üniversitesi’nde derslerin tamamının canlı yürütüldüğünü aktaran Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, derslere katılımın gerek dersin öğretim elemanı ile iletişimin sağlanması gerekse de anlaşılmayan hususların cevaplanması adına oldukça değerli olduğunun altını çizdi. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, öğrencilere ve ailelerine ayrıca şu tavsiyelerde bulundu:Derslere canlı katılım mutlak surette önemli.  Her ne kadar dersler daha sonra asenkron olarak izlenebiliyor olsa da etkileşim fırsatı ancak canlı derslerde mümkün oluyor.Öğrencilerimizin Coursera, EdX gibi pek çok uluslararası içerik sağlayıcının ders materyallerine ulaşması ve izlemesi mümkündür. Öğrencilerimiz alternatif kaynaklardan ulaşabilecekleri bu içerikler ile akademik gelişimlerine ayrıca katkı sağlayabilir, kendilerini daha fazla geliştirebilirler.Pandemi sürecini tamamlanması gereken bir kayıp zaman dilimi olarak görmek değil bilakis akademik, kültürel gelişimlerine olanak sağlayan bir zaman dilimi olarak görmelerinde fayda var. Bundan sonraki yaşamlarında bu kendilerine bu kadar geniş zaman ayırabilecekleri bir fırsat daha bulamayabilirler. 

14 OCA 2021

WhatsApp, Kişisel Veri Kullanımını Yasal Zemine Taşımak İstiyor…

Üsküdar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı, Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSUZEM) Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, son günlerde sıkça konuşulan sosyal medya uygulamaları ve kişisel verilerin gizliliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl: “WhatsApp, verileri zaten kullanıyordu”WhatsApp uygulamasının daha önce de kişisel verileri kullandığını ancak bu sefer bir sözleşme sunduğunu kaydeden Dr. Öğretim Görevlisi Nuri Bingöl, “Siz konum uygulamasını kullanıyorsunuz. WhatsApptan konum bilgisini açarak karşı tarafa gönderiyorsunuz. Karşı tarafa gönderdiğiniz veri her ne kadar uçtan uca şifrelenerek gitse de whatsApp kullanabiliyor. Kendi çıkarı için de kullanabilmesi mümkün. Sıkıntı da zaten buradan doğuyor. WhatsApp,  bizim verilerimizi zaten kullanıyordu. Şimdi ise ‘Bana izin verin ben zaten bu verileri kullanıyorum. Şimdi açık açık daha net kullanacağım’ diyen bir sözleşme gönderdi” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl: “WhatsApp, uygulamasını yasal zemine oturtmak istiyor”WhatsApp’ın bu sözleşmeyle uygulamasını yasal bir zemine oturtmak istediğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, “Kendine göre yasal bir düzen oturtmak ve bu verileri üçüncü şirketlere satmak istiyor. Kendi şirketleri Facebook ve Instagram uygulamaları için kullanıyordu. Bunları kullanmasındaki amacı da ticari amaçlı. Pazarlama ve reklam söz konusuydu. Şimdi ise üçüncü kişilere, hükümetlere satabilecek. Özellikle Amerika gibi birçok devletin hükümeti tarafından birtakım terörize olaylar için zaten yapay zeka uygulamaları kullanılıyor. Dolayısıyla bu kişisel bilgiler onlara verebilecek. Kaldı ki Facebook gibi sicili bozuk bir şirketin yapması zaten beklenen bir şeydi. Ancak yasal bir zemine oturtarak gelecekte olası bir yargılama durumunda ‘Ben senin verini kullandım. Sen benim sözleşmemi kabul etmiştin, bu bir delildir’ diyerek mahkemeye sunabilecek” dedi.Söz konusu sözleşme nedeniyle kullanıcıların kendini güvende hissetmediğini belirten Bingöl, sözleşme nedeniyle pek çok kullanıcının alternatif başka uygulamalara geçiş yaptığını söyledi. Bir göçün başladığına dikkat çekti.Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl: “WhatsApp’ın sözleşmesi çifte standart”WhatsApp’ın bu sözleşmeyi ülkemize uygulamasının çifte standart olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, “Avrupa ülkelerine farklı bize farklı bir uygulama söz konusu. Birçok uzman, bunun nedenini hukuksal zeminimizin zayıflığına bağlıyor ama değil. Bunun nedeni aslında Avrupa Birliği’nin alım gücünün yüksek olması, daha iyi pazar olması ve Avrupa Birliği’nden vazgeçemiyor olması” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl: “Türkiye’de ofisleri bulunmalı”Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, Facebook, Twitter, YouTube gibi sosyal medya uygulamaları ve platformların Türkiye’de ofis bulundurmasının gerekli olduğunu belirterek “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dijital  Dönüşüm Ofisi, bu şirketlerin Türkiye’de ofis açmalarını istiyordu. Tüketici siteleri, satış siteleri de dahil ofislerini burada açmaya başladı. En büyük problemimiz burada yasal temsilciliği olmayan bir kuruluşa hesap soramıyoruz. Bizim ülkemizde iş yapmak istiyorlarsa bunların burada ofisleri olması ve bizim yasalarımıza tabii olması gerekir” dedi.Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl: “Yerli uygulamalar için yeni fırsatlar doğabilir”Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, bu alanda yaşanacak birçok zorluğun yerli yeni uygulamaların ortaya çıkması için de fırsat oluşturabileceğinin altını çizdi. Bingöl, “Biz de artık uygulamalarımızı geliştirdik, yerli uygulamalarımız var, yerli firmalarımız var. Uygulamalara çok rahat geçebiliyoruz. Uzun bir süredir de zaten kullanıma açılmıştı. Denenmiş, test edilmiş, güvenli, birtakım verileri tutmayan ve işlemeyen platformlar var” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel: “En büyük tehlike sesimizin taklit edilebilmesi”Üsküdar Üniversitesi Yazılım Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel ise kişisel verilerin paylaşımının önemli olduğunu belirterek burada en önemli tehlikenin sesin kopyalanması olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“WhatsApp denildiği zaman ilk akla gelen yazılı iletişim kurulan bir alan olması. Metin üzerinden iletişim ilk olarak düşünülüyor. Ama asıl kıymetli olan ne biliyor musunuz? Delil öğrenme algoritmalar üzerinden uygulamalar bulunuyor. Sizin WhatsApp üzerinden gönderdiğiniz sesiniz tekildir. Size mahsustur. Ses işleme algoritmaları ile size mahsustur. Artık sesi taklit etme algoritmalarını oluşturabiliyorlar. Sizin ses tonunuzla konuşan mobil uygulamadan veya bir uygulamadan algoritmadan bahsediyorum. Asıl zaten tehlike arz eden bu. Bizim metinlerimiz, paylaştığımız resimlerden ziyade bize ait tekil bir veriden bahsediyorum, o da ses datası. Arka tarafta konum bilginizi alıyorlar, görsellerini alıyorlar ama diğer taraftan asıl kıymetli olan ses gibi size mahsus biyolojik datayı da topluyorlar. O datanın işlenmesiyle bu bahsettiğim algoritmaları sizin sesinizi öğrenerek, sizin gibi konuşan duygusunu uyandıran, sizin gibi ifade eden, ses tonuyla sesi sizin gibi örtüşen bir algoritma oluşturmaya çalışacak. Asıl tehlike de varacağımız nokta o. Büyük veri üzerinden bir veri analizi. WhatsApp diyor ki , ben bu verileri Facebook’a sağlıyorum. Benim Facebook’um yok zaten. Size değil, büyük veri ambargosuna sağlıyor olacak. O da sonrası için büyük soru işaretleri barındıran bir konu olacak.”WhatsApp’ın Avrupa Birliği ülkelerine böyle bir dayatmada bulunmadığını belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Avrupa Birliği ülkeleri bu metne imza atmıyorlar. Gelişmekte olan ülkelere bir dayatma bu” dedi.Uçtan uca şifreleme sisteminde karşı tarafa mesaj gönderildiğinde gönderilen mesajın ancak karşı tarafta açılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Arada veriler transfer edildiği için hiçbir kaynak bu gönderdiğiniz mesaja ulaşamaz. Bu ses datası ya da görüntü datası olabilir. Ona kimse ulaşamıyor. Gönderenle alıcı arasında bir şifreleme vardır, şifre çözücü algoritması ile çalışır ve verinin güvenliğini garanti eder aslında” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel: “Bireysel güvenliğe dikkat edilmeli”Bu tür uygulamaların kullanılmasında dikkat edilmesi gereken noktalara da değinen Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Hangi uygulama kullanılırsa kullanılsın mutlak surette her zaman dikkat edilmesi gereken husus size ait mahremin bilgilerin korunması. Kişisel verilerin korunması gereği de bu bilgilerin paylaşılmaması gerekiyor. Kendinizi koruyacağız. Size mahsus verilerin bilgisayarlarınızda ve telefonlarınızda olmaması lazım. Bireysel güvenliğin sağlanması ve nelerin telefonlarda saklanacağına dikkat ediyor olması önemlidir” diye konuştu.

31 ARA 2020

Prof. Dr. Avcıbaş: “Siber güvenlik eğitimleri anaokulundan itibaren verilmeli”

“Teknoloji gelişirken kişisel hayatlarımızı tehdit eder hale geliyor”Teknolojinin faydalarının yanı sıra risklerinin de olduğuna değinen Prof. Dr. İsmail Avcıbaş; “Fiziksel dünyada toplumda nasıl yaşayacağımızı öğrendik. Toplumsal, normlar ve değerler bu açıdan önemli. Birlikte yaşamayı onlar sayesinde öğreniyoruz. İhlal edenler de var ama bunlar olmasaydı toplum durağan olurdu. Toplumsal normlar olmayınca insan gelişimi söz konusu olamaz. Toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en önemli etken de güvendir. Güven olmazsa itibarlarımız da zedelenir. Teknoloji gelişirken kişisel hayatlarımızı da tehdit eder hale geliyor.” Dedi.“Siber dünyada ortak değer ve sınırlar yok” Siber dünyanın güvensiz olduğunu vurgulayan Avcıbaş; “Siber dünyada sınır yok, ortak değerler yok ve paylaşılmıyor. En önemlisi de hukuk yok. Fiziksel dünyadan ayrılan büyük etkenler var. Kullanıcıların eğitim eksikliği, farkındalık eksikliği yüksek. Ve en önemlisi fiziksel ipucuna dair bir şey yok. Herhangi bir gerçek bilgi var mı yok mu tam olarak kestiremiyoruz. Bu saydıklarımın hepsi birer güvensizlik oluşturuyor.” İfadelerini kaydetti.“Yeni ortaya çıkan tehditler büyük problem”Teknolojinin gelişmesiyle yeni tehditlerin ortaya çıktığına dikkat çeken Avcıbaş; “Artık maalesef ki mahremiyet kalmadı. Güvenlik açıkları oluşuyor. Bu tehditlere bir de bilgi savaşını ekleyebiliriz. İleride bütünlük gerçeğine maruz kalacağız. Her gördüğümüz şeye şüphe ile yaklaşacağız. Bir toplumda güvensizlik oluşursa neler olacağını tahmin bile edemiyorum.” İfadelerini kullandı.“Siber güvenlik eğitimleri anaokulundan itibaren verilmeli” Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan tehditlere karşı yapılması gerekenlere değinen Avcıbaş; “Yapılması gereken en önemli şeylerden biri siber güvenlik ve farkındalık eğitiminin anaokulundan itibaren başlatılmasıdır. Siber güvenlik konusu insanların farkında ve bilinçli olması gereken bir konu. Bu alanda uzmanlar yetiştirilmeli. Ve ülkeler vatandaşlarını daha iyi korumalı. Siber saldırı düzenlemek artık çocuk oyuncağı maalesef. Toplumda tehdit edilecek birileri mutlaka oluyor. Ve sonuçları rıza dışı cinsellik, ulusal güvenlik, dolandırıcılık gibi ağır oluyor.” Dedi.

30 ARA 2020

Doç. Dr. Şenel: “Pandemi Sağlık Alanına Daha Fazla Önem Verilmesine Vesile Oldu”

Zoom üzerinden gerçekleştirilen programın moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sevim Işık yaptı.“Çalışmaların temelinde disiplinler arası etkileşim var”Biyomedikal uygulamalarda malzeme kullanımı konusuna değinen Şenel; “Fonksiyonel malzemeler, belirli bir etkinlik kazanmış malzemeler olarak tanımlanabilir. Bu malzemeleri biyomedikal uygulamalarda kullanabilmek için çeşitli temel alanlarda hazırlıyoruz ve ona göre şekillendiriyoruz. Bunlar temelde kimya, biyoloji ve belirli mühendislik alanları. Bu alanların bir araya gelmesiyle ilaç taşıma sistemleri rejeneratif tıp ve biyosensörler konusu üzerine değişik çalışmalar yapma imkânım oldu. Bu çalışmaları iş birlikleri çerçevesinde şekillendirdik. Bunların temelinde disiplinlerarası etkileşimler söz konusu.” Dedi.“Pandemi, sağlık alanına daha fazla önem verilmesine vesile oldu” Rejeneratif tıp konusunda değerlendirmelerde bulunan Şenel; “Rejeneratif tıp, içerisinde üç farklı alt bilim dalı diyebileceğimiz geniş çalışma alanını kapsıyor. Bunlar kök hücre terapisi, biyomalzemeler ve doku mühendisliği. Bunların da kesiştiği noktalarda rejeneratif tıp dediğimiz, bu alan için çeşitli ürünler ortaya çıkıyor. Bu ürünler özellikle günümüz dünyasında tıp sektöründe insanlığın ihtiyaç duyacağı malzemeler. Teknolojiler, tedavi alanları, bu çalışma kollarının iş birliğiyle veya bağımsız olarak geliştirdiği teknolojilerle ilerliyor. Özellikle son dönemde yaşadığımız pandemi süreci sağlık bilimlerinin parlamasına, insanların sağlık alanına daha da önem vermesine vesile oldu. Tabi ki öncesinde de önemliydi ama çok ciddi bir derecede popülaritesi arttı.” İfadelerini kullandı.“Biyosensörler çok geniş bir uygulama alanı” Biyosensörler konusunun çok geniş bir uygulama alanı olduğuna dikkat çeken Şenel şunları söyledi; “Biyosensörler pek çok alan için çok kıymetli bir konu. Sadece medikal alanla sınırlı değil. İnsanlar, çevre, gıda ve laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar için bunları söyleyebiliriz. İnsanda ölçümler, laboratuvardaki deneylerin takibi, fabrikalardaki üretim takibi gibi birçok alanda kullanılıyor dolayısıyla uygulama alanı çok geniş.” Dedi

24 ARA 2020

Yılın sosyal sorumluluk projesi ödülü Üsküdar’ın oldu…

“24 bin hekimin oylarıyla kazananlar belirlendi”Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Doktorclub Awards “Türkiye’nin Sağlık Ödülleri” online olarak düzenlenen törende sahiplerini buldu.Doktorclub Awards ‘Türkiye’nin Sağlık Ödülleri’nde bu yıl yapılan toplam 122 geçerli başvuru arasından, 106 kişiden oluşan jürinin ön değerlendirmesi ile 70 aday finale kaldı.Doktorclub üyesi 24 bin hekimin verdiği oylar ile 18 ayrı kategorinin kazananları belirlendi.Yılın sosyal sorumluluk projesi ödülü Üsküdar’aYarışmada Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan ve ekibinin hayata geçirdiği Türkiye Geneli Nadir Hastalıklar Genetik Tedavi Yarışması - HiDNA-RaDiChal ile Yılın Medikal Endüstri Ödülleri- Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi ödülünü kazandı. 

22 ARA 2020

Genetik testler, sporcu için yol gösterici oluyor

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Prof. Dr. Korkut Ulucan, Galatasaray oyuncusu Taylan Antalyalı’nın geçtiğimiz günlerde yaptırdığı “genetik test” ve genetik testlerin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Önemli olan test sonuçlarına göre yol alınmasıGenç futbolcu Taylan Antalyalı’nın “genetik test”sürecini de yöneten spor genetiği uzmanı Prof. Dr. Korkut Ulucan, bu testlerin sonucunda ortaya çıkan verilere göre bir yol çizilmesinin önemine işaret etti. Prof. Dr. Korkut Ulucan, “Yıllardır bu tip testleri bizler sporcularımıza uyguluyoruz ve çok olumlu dönüşlerini de aldık. Bu konu da bireysel spor dallarında yarışan ve ülkemizi başarı ile temsil edip, altın madalyalar alan sporcularımız da var. Önemli olan bu testlerin yapıldıktan sonra uzman antrenörler tarafından sporculara uygulanabilmesi yani test tek başına yeterli değil” dedi.Sporcunun yatkınlıkları tespit ediliyorBu test çıktılarının sporcunun yatkın olduğu özelliklerin belirlenmesinde çok önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Korkut Ulucan, “Bu konu gerçekten çok farklı yerlere çekilebiliyor. Bu tip testler ile bizler sadece antrenman ile ilgili bilgileri sporculara tavsiye edebiliyoruz. Ne tip egzersize yatkınlar, darbeye bağlı olmayan sakatlıklara yatkınlıkları, sporcuların mental motivasyonu ve beslenme programları ile ilgili bilgiler bu tip testler ile belirlenebiliyor” diye konuştu.Genetik yapısına uygun hareket ederse uzun yıllar başarılı olur Son günlerde gündemde olan ve başarılı sporcu Taylan Antalyalı ile yapılan testlere ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Korkut Ulucan, “Kendisi çok akıllı, çalışkan ve efendi genç bir sporcu, önünde yılları var. Kendisine böyle bir yatırım yapması bu işe verdiği önemi gösteriyor. Kendisi ile güzel bir test süreci geçirdik ve çıktılarını kendisi ile paylaştık. İnşallah genetik yapısına uygun olarak hayatını düzenler, beslenme programına, uykusuna ve yapması gerekenlere dikkat ederse uzun yıllar göğsümüzü kabartır” diyerek testlerin ancak çıktılarının uygulanması ile beklenilen sonuçlara ulaşılabileceğinin altını çizdi.

16 ARA 2020

Kurucu Rektör Tarhan: “Geri bildirimler bizim için armağandır”

Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği gerçekleştiZoom Webinar üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilen etkinliğin ilki Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile yapıldı.“Mühendislik ve Doğa Bilimler Fakültesi Rektörle Buluşmalar” etkinliğine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci ile fakülte akademik kadrosu katıldı.Öğrenciler çevrimiçi olarak katılım sağladığı buluşmaya yoğun ilgi göstererek istek, beklenti ve önerilerini dile getirdi.Tarhan: “Geri bildirimler bizim için armağandır”Eğitim başta olmak üzere sunulan her türlü imkanın daha da iyileştirilmesi adına rektörle buluşmaları önemsediğini dile getiren Tarhan, “Öğrencilerimizin geri bildirimleri bizim için şikayet değil armağandır.” İfadelerini kullandı.Tıp Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği yapıldıMühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin ardından “Tıp Fakültesi Rektör Buluşmaları” programı yapıldı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur öğrencilerin soru, istek ve önerilerinin dinleyerek fikir alışverişinde bulundu.

11 ARA 2020

JNBS Dergisinden Uluslararası Başarı

 Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, ülkemizde sinirbilim alanındaki bilimsel çalışmaların gelişmesine, yaygınlaşmasına ve uluslararası iş birliklerine de katkı sağlayan JNBS dergisinin, yayınladığı 200’ün üzerinde makale ile ülkemizin sinirbilim alanındaki birikimine ve vizyonuna da katkı sağladığını söyledi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Hâlihazırda 9 indeks tarafından taranan ve Wolters Kluver Yayınevi tarafından basılan JNBS dergisi, 8 aylık bir değerlendirme süreci sonrasında önemli uluslararası indekslerden olan “Index Copernicus” veri tabanlarında da indekslenme hakkı kazanmıştır. 100’ü aşkın çok boyutlu parametrik değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan dergimiz, sinirbilim alanındaki indekslenen 780 uluslararası dergi arasına 91.48'lik reyting puanı ile 30. sıradan girerek de önemli bir başlangıç yapmıştır” dedi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, uzun zamandır indekslenme çalışmalarına devam eden derginin TRDizin ve WOS kapsamındaki indekslerde de yer almasının kısa vadeli hedefleri arasında yer aldığını kaydetti.Dergimizin tüm sayılarına ulaşmak için;https://uskudar.edu.tr/tr/sureli-yayinlar/4/jnbs-dergisi,  Index Copernicus sayfasına ulaşmak için;https://journals.indexcopernicus.com/search/details?id=66771 adresinden erişebilirsiniz.

04 ARA 2020

Genetiğiniz Kaderiniz Olmayacak!

“Artık genlerimiz kaderimiz değil diyebiliyoruz”CRISPR-CAS Nobel Kimya ödüllü genetik düzenleme sisteminin geliştirilmesiyle artık rahatça genetiğin, insanların kaderi olmadığını dile getirebildiklerini söyleyen Yılancıoğlu; “Biliyorsunuz CRISPR-CAS doku sistemi Nobel ödülü aldı. Bu sistemin gelişmesiyle birlikte açık bir şekilde, genetiğin kaderimiz olmayacağını dile getirebiliyoruz. Eskiden genlerimiz kaderimizdi diyorduk artık genlerimiz kaderimiz değil diyebileceğimiz bir noktaya gelmeye başladı.” Şeklinde konuştu.“Her ne kadar yeni olduğu zannedilse de, çok da yeni bir sistem değil”CRISPR-CAS sisteminin oldukça yeni bir sistem olarak bilindiğini ifade eden Yılancıoğlu; “Açıkçası birçok insan bu sistemi yeni duydu. Nobelle duyanlar da var fakat bizim alanımızda çalışan insanların uzun süredir takip ettiği bir sistem. Öncelikle her ne kadar yeni olduğu söylense de çok da yeni bir sistem değil. Çünkü 1993 yılında CRISPR sistemi aslında bir bakteriyel adaptif bir immün sistem, adaptif bir bağışıklık sistemi olarak ortaya çıktığını biliyoruz. Alicante isimli bir üniversitede bu durumun varlığından şüphelenen bir bilim insanı 1993 yılında bakterilerin böyle bir immün sisteminin, bağışıklık sisteminin olup olmadığını merak ediyor. Ve böyle bir sistemin aslında varlığını ilk keşfeden ve ilk ortaya atan kişi oluyor. 2003 yılında bundan 10 sene sonra yine kendisi tarafından bakterilerin böyle bir bağışıklık sisteminin olduğu ve bunun adaptif bir bağışıklık sistemi olduğunu buluyor ve bunu makale olarak ortaya koyuyor. Bu noktadan sonra o zamanlar CRISPR sisteminin bu noktaya gelmesi gibi bir durum söz konusu değil. O zaman sadece bakterilerde bir mekanizma olarak düşünülüyor. 2006 yılında yavaş yavaş bu iş diğer bilim insanları tarafından da Avrupa’nın ortalarına doğru yayılıyor ve burada kanıtlar ortaya çıkmaya başlıyor. 2008’de ilk defa CRISPR sistemi programlanarak çalıştırılıyor ve aynı yıl yine CRISPR’ın DNA’yı hedefleyebildiği görülüyor.” İfadelerini kullandı.“Gelecekte çok farklı bitki türleri ve genetiği değiştirilmiş canlılar ortaya çıkacak”Zamanla biyoendüstri denilen dev bir endüstrinin ortaya çıktığını ifade eden Yılancıoğlu; “Bugünden itibaren bunu daha çok duyacağız. Özellikle koronavirüs zamanında aşıyı sürekli duyuyoruz. İşte bu biyoendüstrinin artık bir noktada çok büyük bir hal alacağının habercisi. Burada insan sağlığı, tarım, biyokaynak, hayvan ve besin gibi aklınıza gelebilecek canlıyı ilgilendiren tüm teknolojiler üzerinde CRISPR yöntemi kullanılacak. Tarımda bitkilerin ilaçlara karşı dirençli kılınması, bitkilerin bir şekilde kuraklığa, tuzlu topraklara, rüzgâra aklınıza gelebilecek her türlü biyotik ve abiyotik stres koşullarına karşı direncin sağlanması için birçok çalışma yürütülüyor. Birçok firma tarafında patent hâlihazırda alınmış durumda. Bu firmalar elinde çokça patent bulunduruyor. Gelecekte üretilecek birçok tarım ürününün de bu patentlerden ortaya çıkacağını söyleyebiliriz. Bunu söylemek kehanet, kâhinlik olamayacak. Gelecekte çok farklı bitki türleri, genetik olarak değiştirilmiş bitkiler ortaya çıkacak. Daha önceden de yapıyorduk evet fakat bir bitkinin birden fazla genini aynı anda değiştirmek çok zordu, çok zaman gerektiriyordu, yıllar sürüyordu. Şuan CRISPR sistemi ile genetik modifikasyonları yapmamız mümkün. Hem de aklınıza gelebilecek sayıda on tane, yirmi tane genetik modifikasyonu aynı anda yapabileceğimiz bir yöntemden bahsediyoruz. Yani eskiden bir mutasyonu yapmak bitkide yıllar alacaktı ama şuanda aylar içerisinde bir bitkiye onlarca mutasyonu yani onlarca farklı özelliği kazandırmak mümkün.” Dedi.

25 KAS 2020

Dünyanın Saygın Üniversiteleri ve Araştırma Merkezleri Beyin Araştırmaları İçin Çalışıyor

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da katıldığı konsorsiyum üyeleri ile işbirliği başlıklarının görüşüldüğü toplantının ardından değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Uluslararası Beyin Araştırmaları Konsorsiyumu (International Brain Research Consortium-IBRC) çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.Dünyanın önde gelen üniversiteleri ortak çalışma yapıyor“IBRC, 10 yıllık birikimi ile Üsküdar Üniversitesi’nin ve uygulama ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nin 22 yıllık birikiminin yanında, akademik kadrosu, sinirbilim araştırmaları ve uluslararası bilinirliği ile doğal olarak ortaya çıkmış bir akademik birikim iş birliğidir. Mutabakat ile imzalanan uzlaşı belgesi (MOU) ile konsorsiyumda üniversitemiz ve hastanemiz ile birlikte ABD’den VA Palo Alto/Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mount Sinai Icahn Tıp Fakültesi, Kanada’dan Ottawa Universitesi ve İran’dan Atieh Clinical Neuroscience Center / Tahran Üniversitesi araştırmacıları birlikte akademik iş birliği yapma mutabakatına varmışlardır. Konsorsiyum halihazırda 6 bağımsız araştırma merkezi/üniversiteden müteşekkil olmakla birlikte uzlaşma metnindeki üye araştırma merkezi / üniversitenin tamamının onayı olmak kaydıyla yeni üyelerin katılımına olanak tanımaktadır.Araştırmacı değişimi yapılabilecekIBRC ortaklığında yürütülecek olan çalışmalar araştırma makalaleri, konferans katılımları, ortak katılımlı projeler, araştırmacı değişimini kapsamakla birlikte aynı zamanda konsorsiyum ortaklarının; veri toplama olanakları ve araştırmacı kaynaklarını, toplanan verinin analizini yürütebilme yetkinliğini ve müşterek bilgi üretebilme / yöntem geliştirebilme kapasitesini artırmayı hedeflemektedir.Öncelikli araştırma odakları, nörogörüntüleme ve nöromodulasyon Konsorsiyum üyesi üniversitelerin araştırmacıları farklı üniversitelerde görev alsalar da geçtiğimiz 3 yıl içerisinde akademik iş birlikleri ile öncelikli araştırma odakları olan nörogörüntüleme, nöromodulasyon, davranış ve klinik araştırmalar çerçevesinde, beyin fenotipleri (beyin volumetrik ölçümleri, kortikal kalınlık, beyaz madde mikro düzeydeki yapısı, task tabanlı beyin aktivasyonları, fonksiyonel bağlantısallık ve EEG/MRI temelli biyobelirteçleri ile birlikte demografik, tanı, davranış ve semptomatoloji verileri) ile gelişen veritabanı oluşturulacaktır.Toplanan büyük verinin analizi, Üsküdar Üniversitesi’nde yürütülecekAraştırma merkezlerince toplanan verilerin eş zamanlı olarak bu veritabanındaki veri makina öğrenme algoritmaları ile işlenerek ön tanı, sınıflandırma, biyobelirteç ortaya çıkarma süreçleri için kullanılacaktır. IBRC bünyeisnde toplanan büyük verinin derin öğrenme algoritmaları ile analizi tamamen Üsküdar Üniversitesi’nce yürütülecek olup çalışma odağının belirlenmesi, veri toplama süreci, verinin saklanması, bulguların klinik değerlendirmesi konsorsiyum ortaklarınca yürütülecektir.İlk analiz depresyonla ilgili yapıldıKonsorsiyumun öncelikli amacının bağımsız araştırma merkezlerinin araştırma, fMRI ve EEG analizi gibi sistematik nörogörüntüleme analizlerinin birleştirilerek araştırmacılara farklı ve yeni çalışma alanları açmak, araştırmacı değişim programları ile bu birikimi paylaşmak olduğunu ifade eden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Toplumların psikiyatrik karakteristiklerini inovatif beyin haritalama ve analiz metodları ile de çalışacak olan konsorsiyum ilk analizini depresyon tanılı erkek ve kadın hastaların TMU yanıtları arasında cinsiyet farklılığından kaynaklanan cevap performansı bulguları ile tamamlamıştır” dedi.Konsorsiyum üyelerinin sorumlulukları varIBRC üyesi araştırma merkezlerinin öncelikli gördükleri ve katkıda bulunacakları alanlar için analiz prosedürleri geliştireceğini ve büyük veri işleme yöntemleri ile beyin fenotipleri analizleri yürüteceğini kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Toplanan büyük verinin saklanması ve organizasyonu, korunması, sahipliği, analizi ve çıkacak bilimsel bilginin dağılımı uzlaşma metninde ortakların mutabakatıyla imza altına alınmıştır. Bu adımlarda başarılı olmak için IBRC’nin bilimsel inisiyatifi ve politikaları izlenecek olup konsorsiyum üyelerince denetlenecektir. Konsorsiyum üyeleri zamanlama, etik yönergelerin uygulanma ve izlenmesinden ve araştırma sonuçlarının düzenli yayınlanmasına dair sorumluluk sahibidirler” dedi.Yüksek lisans öğrencilerine katılım olanağı IBRC’nin üyesi olarak sinirbilim lisansüstü öğrencilerinin de bu çalışmalarda yer alabileceklerini ifade eden Sağlık Bilimleri Enstitüsü müdürü Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Üniversitemiz bünyesinde Nörobilim Ylüksek Lisans, Nöropazarlama Yüksek lisans, Nörobilim Doktora ve Moleküler Nörobilim Doktora programlarımızda bu alanlarda çalışan araştırmacı öğrencilerimiz öğrenim görmektedir. Konsorsiyum üyesi araştırma merkezi / üniversitelerdeki araştırmacılar seminer derslerinde öğrencilerimize çalışmaları hakkında her yarıyıl olmak üzere telekonferans yapacaklardır. Öğrencilerimizden araştırmalarını derinleştirmek isteyen öğrencilerimiz konsorsiyum içerisinde tezleri ile çalışmalarımıza katılabileceklerdir” diye konuştu. 

19 KAS 2020

2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Fi-jital Açılış Töreni, pandemi önlemleri çerçevesinde çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında 2020 – 2021 Akademik Yıl açılış töreninin pandemi gölgesinde gerçekleştirildiğini belirterek pandeminin ciddi bir şekilde herkesi etkilediğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “9 yılda çok önemli büyüme yaşadık”Üsküdar Üniversitesi’nin 22 bin öğrencileri olduğunu, vakıf üniversitesi olarak 9 senede ciddi ve hızlı bir büyüme yaşadıklarını ve altyapılarını genişlettiklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitelerin dört ayağı bulunduğunu hatırlattı.Birinci ayağın üniversite denildiğinde anlaşılan eğitim ayağı, ikinci ayağın AR-GE çalışmaları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “AR-GE ile ilgili daha yeni bir yapılanma hayata geçirdik. AR-GE’ye yönelik politikalarla ilgili ayrı bir birim kurduk. TÜBİTAK’ın yeni açıkladığı üniversitelerin yetkinlik hacimleri ve kaliteleri ile ilgili grafikte nörobilim, psikiyatri ve psikoloji alanlarında ilk sırada yer aldık. Diğer alanlarda da yayın kalitesi, yaptığı projeler ve diğer akademik etkinlikler açısından TÜBİTAK’ın istatistikleri bizi sevindirdi. Tabii devam etmek gerekiyor, sürdürülebilirlik önemli. Bir üniversitenin üçüncü ayağı bilgiyi ürüne dönüştürmesi. Yaptığı bilgiyi ticarileştirmesi, sanayi ile iş birliği yapabilmesidir. Bir üniversite bunu yapamazsa, sadece bilgi üreten ama topluma faydalı olmayan bir üniversite olur. Bilimin geleceğine katkı sağlaması gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Sosyal projeleri hayata geçiriyoruz”Üniversitelerin bir diğer görevinin de toplumu bilgilendirmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bununla ilgili sosyal projeler gerçekleştiriyoruz. TÜBİTAK sosyal projelerle ilgili daha çok bütçe ayırdı. Bu alanda çeşitli çalışmalarımız var.  Aileler Üniversitede, Gençler Üniversitede tarzında lise öğrencilerine ve ailelere üniversite ortamında eğitimlerle ilgili projelerimiz var. İstanbul Valiliği ile Aileler Üniversitede projesi için protokol imzaladık. 24 Kasım’da başlayacak projede birçok aileye dokunacağız” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Fi-jital Üniversite kavramını hayata geçirdik”Üsküdar Üniversitesi olarak hayatın her alanını etkileyen pandemi dönemine uyum sağlamayı başardıklarını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fi-jital üniversite kavramını hayata geçirdiklerini belirterek “Yaz döneminde vizyon toplanımızı gerçekleştirdik. Pandemi bu şekilde devam ediyorken önümüzdeki yıl ne yapacağımızı değerlendirdik. Mezuniyet törenini yapamadık, Akademik Yıl Açılış Töreni zamanında da pandeminin artacağını öngörüyorduk ve öyle oldu. Bunun üzerine toplantıda yüz yüze ile dijital eğitimi birleştirmeye yönelik ‘Fi-jital’ Üniversite kavramını hayata geçirmeyi kararlaştırdık. Sağlık alanındayız biz ve bu alanda uygulama önemli. Uygulamadan kopmamak gerekiyordu. Uygulamadan kopmamak için de gelebilecek öğrencileri yüz yüze seyreltilmiş şekilde, gelemeyecek öğrencileri de uzaktan hep canlı sınıf ortamında bulunmalarını sağlayarak akademik takvimi bozmadan eğitime bu şekilde başladık. Bu haftaya kadar ilerleyebildik ama bu hafta pandemi uçuşa geçti. Uçuşa geçtiği için de biz yeniden değerlendirme yapıyoruz. Bazı zorunlu olanlar dışında canlı sınıf şeklinde dijitale daha çok ağırlık vermek gibi bir planımız var” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz”Üsküdar Üniversitesi akademisyenlerinin bu süreçte büyük fedakarlıkları olduğunu kaydeden Tarhan, “Pandeminin zorluklarına karşı öğrenci danışmanlığı konusunda, sınıf yönetimleri ile kazasız ve belasız bir şekilde atlatabilmemizde çok faydaları oldu. Yaptığımız Fi-jital manifestoyu da tekrar okumamızda fayda var. Orada ‘Uzaktan öğretim olur ama uzaktan eğitim olmaz’ dedik. Bunu vurguladık. Eğitim usta – çırak işidir. Hoca ile öğrencinin usta – çırak ilişkisi var. Biz sadece bilim öğretmiyoruz aynı zamanda sanat da öğretiyoruz. Sanatta da usta – çırak ilişkisi önemli. Bu ilişkinin olması için de yüz yüze olma zorunluluğu var. Olamadığı zamanlarda telafi edeceğiz. Öğrencilerimizin en iyi eğitimi alması için öğrencinin yüksek yararını hedef ediniyoruz. Eğitim politikalarında karar verirken birçok konuda bizim için öğrencinin yüksek yararı stratejik bir ölçüttür. Buna göre hareket ediyoruz. Pandemi döneminde de buna önem verdik, umuyoruz ki bu sıkıntılı günler geçecek” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandeminin psikolojik boyutu ihmal edilmemeli”Pandemi sürecinin psikolojik boyutunun mutlaka ele alınması gerektiğini vurguluyan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pandeminin bütün dünyada yaptığı ikinci alevlenmesiyle ilgili görüşleri Levent Hocamızdan alacağız ama işin psikolojik boyutunun da önemli olduğunu hatta Dünya Sağlık Örgütü’nün psikiyatrik hastalık pandemisinden söz eden bir açıklaması olduğunu okudum. Bu da işin diğer bir ciddi yönü. O halde pandemiye karşı duruş önemli. Çin’in pandeminden sonra bir üniversite ile hazırlanan raporunu okumuştum. O raporda ‘Biz pandemiyi sosyal izolasyon ile değil sosyal iş birliği ile çözdük’ diyordu. Sosyal iş birliği ile çözülen bir pandemi, toplumla sağlık çalışanlarının, pandemi epidemiyologlarının, halk sağlığı uzmanlarının ve enfeksiyon uzmanlarının bunu iyi yönetmesi gerekiyor. Yeter ki kurallara uyulabilsin” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlere tavsiyelerde bulunduGençlere tavsiyelerde de bulunan Tarhan, “İnsan doğarken bazı şeyleri seçemiyor. Anne ve babasını, kendi cinsiyetini, etnik coğrafyasını ve etnik kökenini seçemiyor. Ama koronayı da seçemiyor. Covid pandemisini biz hiçbirimiz seçemiyoruz. Bazı şeyleri seçebiliriz. Bir genç için neler var seçebileceği? Varlıklı olmayı seçemiyorsun ama çok çalışmayı seçebilirsin. Hayatta bazı şeyler vardır. Ahlaklı, adaletli, iyi, dürüst, çalışkan olmak gibi bütün bu insani özellikleri seçebiliriz. Bunları seçmemizin bize faydası ne olacak diye düşünürsek orta ve uzun vadede hep faydası olduğunu söyleyebilirim. Her zaman vurgulamaya çalıştığım bir kural var: Erdemli olmak mı karlıdır, çıkarcı olmak mı karlıdır? Kapitalist mantıkla ve o ahlakla düşünen kişiler hep çıkarcı olmanın karlı olduğunu söyler. Kısa vadede öyle görünür ama orta ve uzun vadede tarihte erdemli olanlar kazanmıştır. Gandi örneği gibi. Bu nedenle gençlere seçim yapma hakkını da sunmak zorundayız. Gençlik dönemi sadece kısa vadeli düşünülen, akıldan ve mantıktan çok hislerin hakim olduğu bir dönemdir. Hisleri ile hareket eden bir gence o hislerini artıran yönelimlere girilirse o genç yanlış yapmaya devam eder. O halde onun düşünen beynini de devreye sokacağız. Sadece hisseden beyniyle hareket eden bir gencin düşünen beynini de devreye sokmak bizim de sorumluluğumuzdadır” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid konusunda delikanlılık yapılmaz”Pandemiyle ilişkiyi fırtınayla olan ilişkiye benzeten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yağmur ve fırtınayı kimse istemez. Dallar kırılır, sular basar, birçok zorluklar yaşanır. Biz fırtınaya karşı ilişkimizi doğru kurarsak, yani evimizi sağlam yaparsak, tedbirlerimizi alırsak ve güvenlikli bir ortam oluşturursak fırtına olduğu zaman tedbirimizi almış oluruz ve hayatımızdan vazgeçmeyiz, sokakta kalmamış oluruz. Aynı şekilde Covid’de de öyle. Gençlere özellikle söylüyorum: Covid konusunda delikanlılık yapılmaz. Fırtınaya karşı nasıl delikanlılık yapılmazsa bu Covid için de geçerli. Muhakkak önlemleri almak çok önemli. Bilimin söylediği temizlik, mesafe ve maske kuralı önemli. Amasyalı hekim Şerafettin Sabuncuoğlu, ‘Salgın olduğu zaman iyi ye, iyi uyu, uzaktan selam ver’ diyor. Şu anda sosyal mesafe dediğimizi hatta fiziksel mesafe olması gerekiyor, bunun aynısını söylemiş. İbn-i Sina da salgın olduğu zaman herkesin kaçtığını, kendilerinin de kaçması gerektiğini söyleyen yardımcısına sağlıkçı olduklarını ve kaçamayacaklarını söylemiş. Bunu düzeltmek vazifemiz diyerek alanda kalmış ve elini sirke ile yıkayarak hastaları görmüş. O zamandan bu yana 500 – 600 yıldır bir İbn-i Sina çıkaramadık, o da ayrı bir konu. Bu da bizim ders alacağımız bir örnek. Bilimin de doğruladığı temel kurallar değişmiyor. Gençlere bunu söylemek istiyorum” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemi, stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat”Pandemi döneminden çıkarılması gereken dersler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç arkadaşlara son tavsiyem de şu: Pandemi dönemi bize birçok şeyi öğretiyor. Daha çok kendimizi tanımak için bir fırsat. Zorluklara karşı, stres altında soğukkanlı kalma becerimizi geliştirmek için bir fırsat. Stres yönetimini öğrenmek için bir fırsat. Bu pandemi neden oldu, neden istediğim gibi eğlenemiyorum, gezemiyorum diye yakınmak yerine bu krizi yönetmemiz önemli. Krizin iki ayağı var. Biri tehdit ayağı, diğeri de fırsat ayağı. Fırsat ayağını yönetebilirsek gençler için özellikle kazanım olur. Hayatın zor bir döneminde bazı şeyleri başarmamıza vesile olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın’dan ilk ders: “Covid Pandemisine Bakış”Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aşı Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Levent Akın tarafından “Covid-19 Pandemisine Bakış” başlıklı yeni akademik yılın ilk dersi verildi. İlk dersin moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Prof. Dr. Levent Akın: “Pandemileri bitirmenin tek yolu aşılamadır”Pandeminin dünyada ve ülkemizde görülmesinden itibaren yapılan çalışmalar hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Levent Akın, aşı çalışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Dünyada 180’den fazla, ülkemizde ise 12 aşı çalışması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Aşıya çok umit bağlandı. Dünyada bulaşıcı hastalık salgınlarına ve pandemilerini engellemenin yegane yolu aşılamadır. Önlemlerle bazı şeyleri düzeltebiliyoruz ama buna rağmen bu hastalığın ortadan kaldırılması ve tehdit boyutunun düşürülmesi için aşıya ihtiyacımız var” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “İnaktif virüs aşısının çalışmaları tamamlanmak üzere”Prof. Dr. Levent Akın, şunları söyledi: “Dünyada çok çeşitli çalışmalar var. Hacettepe Üniversitesi Aşı Enstitüsü olarak çalıştığımız recombinant bir aşı var. En yaygın olarak kullandığımız aşılardan biri inaktif virüs aşısı. Bu Çin kaynaklı bir aşı. Türkiye’de çalışmaları tamamlanmak üzere. Çin’den de bu anlamda ciddi miktarda aşı alınacağını, muhtemelen Aralık ayında uygulanabileceğini  tahmin ediyoruz. Öne çıkan konulardan biri RNA aşıları. Özellikle Almanya’da BioNTech’in yöneticisi olan Türk asıllı olması nedeniyle gurur duyduğumuz Prof. Dr. Uğur Şahin’in Türkiye’de de çalışmasını sürdürdüğü ki Türkiye’de bu çalışmasının olmasının sebebi Uğur Bey, Türkiye’de olmasını sağlamıştır.”Prof. Dr. Levent Akın: “Aralık’ta 1 milyon doz aşı geleceğini tahmin ediyoruz”Prof. Dr. Levent Akın, “BioNTech’in aşısının ticari olarak dağıtılması için Avrupa Birliği İlaç ve Tıbbi Malzemeler Kurulu dediğimz EMA diye bahsedilen kuruldan izin çıkması lazım. Ruhsat alması lazım. Bununla ilgili faz1 ve faz2 çalışmalarına ait raporları aldı. Faz 3 çalışmasının da olumlu raporunu alıp ruhsatın tamamlanmasını bekliyor. O yüzden beklenti, Aralık ayında Türkiye’de mRNA aşısının gelebileceğini tahmin ediyoruz. Çünkü Türkiye’de ciddi miktarda sözü var. Ama bütün dünya, ABD bu aşıdan 300 milyon doz istiyor. Türkiye’nin bu konuda yeteri miktarda alacağını tahmin ediyorum. Bazı tartışmalar var, sayı vermek ne kadar doğru bilmem ama Aralık ayında 1 milyon dozun geleceğini tahmin edebiliriz. Bu sayınım altında da kalabilir. Çünkü aşı üretimi biraz terzilik işidir de yani üretimde bir aksilik olabilir” dedi.Prof. Dr. Levent Akın: “mRNA aşısı, genetik yapıda değişiklik yapmaz”mRNA aşılarıyla ilgili dünyada çok çeşitli çalışmaların olduğunu, zaman zaman asılsız iddiaların da ortaya atıldığını kaydeden Prof. Dr. Levent Akın, “Şu anda üç aşı çalışması insanlar üzerinde deneniyor. İki tanesiyle ilgili çalışması bitirmek üzere. Bazıları diyor ki ‘mRNA aşısı ki Almanya’da üretilen ve Türkiye’de yakın zamanda uygulamaya geçeceğini tahmin ettiğimiz aşıya genetik yapısına girer, genetik yapısını bozar.’ mRNA’lar kalıcı bir genetik materyal değildir. İhtiyaç olduğu zaman ortaya çıkar, gerekli protein üretimini yaptıktan sonra kendisini kaybeder. Bu hücre bilimlerini yakından bilen tüm arkadaşlarımızın bildiği bir özelliktir. Kabaca söylemek gerekirse siz RNA aşısını veriyorsunuz. Virüsün insan hücresine yapışan proteine karşı mRNA size o proteini üretiyor. O proteine karşı vücut antikor üretiyor. Antikor üreterek bağışıklık sistemini ona hazırlıyor. Dolayısıyla gerçek virüsle karşılaştığınızda hastalığı yok ediyor. Bunun başarısı %90’lar düzeyde. Net olarak altını çizeyim: mRNA aşılarının genetik yapıda herhangi bir değişikliğe sebep vermesi mümkün değildir” diye konuştu.Prof. Dr. Levent Akın, Covid-19’un bulaş yollarına ilişkin yapılan çalışmalara da değinerek bulaş riskinin en çok aile içinde aile bireyleri, arkadaş ve eş dost arasında olduğunu, seyahat etmenin, toplu taşıma araçlarının da önemli oranda risk barındırdığına dikkat çekti.Yükselen akademisyenler cübbe giydiZOOM, ÜÜ TV ve Youtube hesapları üzerinden de canlı seyredilen Akademik Yıl Açılış Töreninde akademik yükseltme cübbe giyme merasimi de düzenlendi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Prof. Dr. Ali Kocailik, Prof. Dr. Aslı Umut Dinç, Prof. Dr. Barış Metin, Prof. Dr. Burhan Pektaş, Prof. Dr. Ebru Öztürk, Prof. Dr. Ece Harman, Prof. Dr. Feride Gökben Hızlı Sayar, Prof. Dr. İbrahim Fırat Helvacıoğlu, Prof. Dr. Remzi Abalı, Prof. Dr. Sabri Cavkaytar, Prof. Dr. Sevgi Kızılcı Öz, Prof. Dr. Sevim Işık, Prof. Dr. Zehra Burçak Tümerdem Uluğ’a cübbeleri giydirildi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka da Doç. Dr. Asil Özdoğru, Doç. Dr. Aylin Yalçın Sarıbey, Doç. Dr. Emel Kaşıkçı, Doç. Dr. Gül Esra Atalay, Doç. Dr. İbrahim Arslan, Doç. Dr. İsmail Oral Hastaoğlu, Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, Doç. Dr. Oğuz Tan, Doç. Dr. Özge Kılıçoğlu Mehmetcik’e cübbelerini giydirdi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk ise Dr. Öğretim Üyesi Nebiye Yaşar, Dr. Öğretim Üyesi Nuri Bingöl, Dr. Öğretim Üyesi Öznur Karaoğlu, Dr. Öğretim Üyesi Yeşim Ünveren, Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Gümüş, Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Özçetin Şenöz’e cübbelerini giydirdi.2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni videosu için: 

06 KAS 2020

Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Mesulam Sendromu, 65 yaş öncesinde başlayabiliyor”

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 2. Multidisipliner Nörodejenerasyon Kongresi, nöroloji, psikiyatri, farmakoloji, fizyoloji, anatomi, moleküler biyoloji ve genetik, biyoinformatik, biyomühendislik alanlarında araştırmacıların katılımıyla başladı.Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam ve Prof. Dr. Scott Brady’den açılış konferansıKongrenin açılış konferansı konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ moderatörlüğünde Northwestern Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam ve Chicago İllinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Scott T. Brady gerçekleştirdi.Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Primer Progresif Afazi, Mesulam Sendromu olarak biliniyor”Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, bugünkü konuşmaya konu olan Primer Progresif Afazi (PPA) sendromunun tıp tarihinde benzerleri olsa bile 1980’lerin başında tamamen farklı kriterlerle tanımlandığını söyledi. Tanrıdağ, Primer Progresif Afazi sendromunun bundan dolayı tanımlayanın ismiyle anıldığını, tıp tarihindeki diğer örnekleri gibi Mesulam Sendromu diye bilindiğini kaydetti.Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Beynin sol yarısının nörodejenerayonuyla başlıyor”PPA’nın özel bir beyin hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Beyinde özellikle dil işlevleri yönünden baskın olan sol yarının nörodejenerasyonuyla, daha sonra genetik faktörler ve bazı moleküler biyolojik faktörler ortaya kondu. Başlayan ve seyreden özel bir beyin hastalığı sendromu. Kendi içinde dil etkilenmesinim farklılıkları temelinde agramatik, logopenikl ve semantik alt tipleri var. Broca’nın çok iyi bilinen 1861’deki otopsisinden sonraki 159 yıllık beyin afazi literatüründe Mesulam Sendromu’nu andıran en erken bildirim 1893’te Serieux P. Sur tarafından 47 yaşında kadın bir hasta nedeniyle bildirilern vaka raporudur. Onun dışında bunun benzerlerini ve tekrarlarını literatürde görmemekteyiz” dedi.Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “65 yaş öncesinde ortaya çıkabiliyor”PPA sendromunun modern literatürde ilk olarak 1982’de Prof. Mesulam tarafından beyin biyopsi bulguları ile bildirildiğini kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Genellikle bazı sonu demansla biten sendromlar gibi yaşlılık döneminde değil, 65 yaş öncesinde başlar. İlk bir iki yıl diğer nörolojik ve demansiyel belirtilerin silikliğinde dil bozukluğu belirtileri ile seyrettikten sonra bu dil bozuklukları da başta tutuk konuşma ve kelime bulma zorluğu şeklinde olabilir. Ve hastalara bağlı değişmek üzere 2-10 yıllık süreler içerisinde yavaş bir seyirle genel bir demans sendromuna evrilir. Cinsiyetler arası farklı sıklıklarla rapor edilmemiştir, benzer sıklıkla görülür. Beyin incelemelerinde asimetrik soldaki etkilenme sağdaki etkilenmeden daha büyük olmak üzere perisilviyan kortikal atrofi, hipoperfüzyon, hipometabolizma vardır. PPA, aralarında Alzheimer hastalığı ve frontotemporal lobar dejenerasyonun da bulunduğu bir hastalık grubunun genetik ve patolojik özelliklerini bazı bakımlardan paylaşabilir” dedi.Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam: “PPA sendromunda görülen depresyon tedavi edilmelidir”Northwestern Üniversitesi Mesulam Bilişsel Nöroloji ve Alzheimer Hastalığı Merkezi Direktörü, Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam, “Primer Progresif Afazi Demans Heterojenisi ve Dil Nöroanatomisi” başlıklı sunumunda PPA sendromunun tedavi şekillerine ilişkin tavsiyelerde bulundu. Prof. Dr. Mesulam, şunları söyledi: “Eğer hasta Alzheimer ise çeşitli inhibitörler kullanılabilir. Eğer hasta Alzheimer değilse FTLD-Tau veya FTLD-TDP olması araştırılmalı. Pet modalitelerine bakarak daha detaylı bir görüntü yakalanmalı. Bu ayrıştırıcı tanıyı yaptıktan sonra, biyomarkörler kullanılarak hastanın uygun klinik denemelere yönlendirilmesi gerekiyor. Depresyon bu hastalarda sıklıkla görülüyor ve tedavi edilmesi gerekiyor. Farmakolojik olmayan tedavi için de konuşma terapisi son derece önemli ve beynin sağ tarafını aktive etmek için de Transkraniyal Manyetik Uyarım önerilmektedir.” Chicago İllinois Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anatomi ve Hücre Biyolojisi Prof. Dr. Scott T. Brady ise “Aksonal Nakil, Motor Nöron Hastalığı ve Nöronal Sinyalleşme” başlıklı sunumlarını yaptı. Prof. Dr. Scott T. Brady, nörodejenerasyon konusunda yaptıkları çalışma ve araştırmalara değinerek bu hastalıkların beyindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

06 KAS 2020

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bugünkü Psikiyatri Kendini Yenilemezse Elinde Sadece Depresyon Kalacak”

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 2. Multidisipliner Nörodejenerasyon Kongresi, nöroloji, psikiyatri, farmakoloji, fizyoloji, anatomi, moleküler biyoloji ve genetik, biyoinformatik, biyomühendislik alanlarında araştırmacıların katılımıyla başladı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirilen kongrenin açılış konuşmasında Multidisipliner Nörodejenerasyon Kongresi’nin, şu anda dünyada en çok merak edilen tıbbi konulardan birini açıklamaya çalışan bir kongre olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimin yeni uzayı Beyin…”Özellikle son yıllarda bilimin yeni uzayının beyin olarak tespit edildiğini belirten Tarhan, “Beyin alanında yapılacak çalışmalarda birçok hastalığın tedavisinde bize ciddi bir şekilde ufuk açıcı ve ilham verici çalışmaları sunabilecek bir alan olduğunu söyleyebiliriz. Bu özelliği nedeniyle Üsküdar Üniversitesi olarak biz nörobilim alanını AR-GE odağı olarak belirledik. AR-GE’de Selection Concentration olarak tanımlanan bir prensip vardır. Bir konuyu seçersiniz ve o konuda derinleşirsiniz. Eğer bu olursa AR-GE olabiliyor, her şeyde AR-GE yapmaya çalışıldığında pek anlamı olmuyor. Biz nörobilimi seçtik ve bu alanda derinleşmeye çalışıyoruz. Bununla ilgili hasta bilgileri açısından çok güçlü bir veri tabanına da sahibiz” dedi.Laboratuvar altyapısı göz önüne alındığında şu anda Türkiye’de bu konuda birçok ilki başlatmış konumda olduklarını dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Özellikle üniversitenin kuruluşunda tema olarak konseptimiz sağlık alanında davranış bilimlerine odaklandığımız için nörobilimi önemli bir AR-GE odağı olarak tercih ettik. Uygulama ve bilim ortağımız NPİSTANBUL Beyin Hastanesi bu çalışmaların bir parçası. Orası en son tedavi yöntemlerini uygulama konusunda bize ciddi destek veriyor. Tıp Fakültesi de aynı şekilde. Aynı zamanda nörobilim ve nörogenetikle ilgili çalışmalara olanak sağlayan laboratuvar altyapılarımız var. Kök hücre çalışmalarını gerçekleştirebileceğimiz laboratuvarla ilgili girişimlere başladık” diye konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Covid-19 pandemisinde mezunlarımız aranan eleman oldu”Beyin bilimleri ile ilgili yani nörobilimlerle bilgisayar bilimlerinin ve diğer psikolojik bilimlerin birlikte olduğu multidisipliner bir alanda çalıştıklarını kaydeden Tarhan, “O yüzden üniversitenin ilk kuruluş zamanında özellikle bilgisayar, yazılım mühendislikleri, biyo mühendislik, Türkçe ve İngilizce moleküler biyoloji ve genetik bölümlerini ilk senede açtık, mezunlar verdik. Özellikle Covid-19 pandemisi döneminde üniversitemizden mezun olan biyo mühendisler ve moleküler biyoloji – genetik mezunları ciddi şekilde aranan eleman oldular. Her yerde iş imkanı buldular. Şu anda birçok kuruma girişte kapıda PCR testi uygulanıyor. 1 – 1.5 saat içinde sonuç veriyor ve yapılmıyorsa içeri almıyorlar. Geleceğin mesleği olarak öngördüğümüz için bu alana önem ve öncelik verdik. Gençlerimiz de bunun faydasını gördüler” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Psikiyatristler yerinde sayarsa şizofreniyi de kaptıracaklar”Üniversite olarak AR-GE alanında Alzheimer, otizm gibi nörogelişimsel, nörodejeneratif hastalıkları seçtiklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pek çok psikiyatrik hastalığın artık nörologlar tarafından incelendiğini belirterek psikiyatri uzmanlarına uyarılarda bulundu: “Şizofreni de bir nörodejerenatif hastalık değil diyemiyoruz şu anda. Özellikle beyinde hastalıkla ilgili konnektomlar anlaşılmaya başlandı. Belki de 5-10 yıl sonra şizofreni yerine beynin şu konnektom bozukluğu diyeceğiz. Beynin şu bölgesinde ya da bu bölgesinde konuşamama bozukluğu var diyeceğiz. Depresyon ya da bipolar demeyeceğiz de patolojiden hareketle tanı konacak. Şu anda psikiyatride patolojiden hareketle değil, sınıflandırmadan hareketle deskriptif olarak tanı konuluyor. Nörologlar şu anda daha çok otizmle, şizofreniyle ilgileniyor. Eğer psikiyatristler halen aynı yerde sayarlarsa Alzheimer’ı kaptırdıkları gibi şizofreniyi davranış nörologlarına ve çocuk nörologlarına otizmi de emanet edecekler. Bunu bilmek gerekiyor. Nörobilimdeki yeniliği takip etmezse psikiyatristin elinde sadece depresyon kalacak, o zaman da psikiyatri sadece depresyon uzmanlığına indirgenebilir. Depresyonun da artık şu anda ön beynin bir hastalığı olduğu ile ilgili kanıtlar çok fazla. Bu nedenle psikiyatri ve psikoloji profesyonelleri eğer klinisyense bir hastaya dokunmak istiyorsa beyni bilmek zorunda. Temel beyin bilgisi olmayan bir insana psikoloji diploması verilmesi etik değil.” Üniversite olarak Türkiye’de ilk defa Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı açtıklarını da belirten Tarhan, nörobilimle ilgili stratejik hedeflerinin bulunduğunu belirterek “Bununla ilgili yayınlarımız da belli bir noktada epeyce çoğaldı. Daha çok araştırma yapılabilmesi, TUBİTAK projelerinin alınabilmesi için AR-GE ve yenilikçi politikalarla ilgili bir yapı da oluşturduk. Uluslararası projelerin bir parçası olabilmek çok önemli. Bu nedenle davranış nörolojisinde dünyadaki öncülerden olan İstanbul doğumlu Marcel Mesulam hocamız da kongremizde misafirimiz olacak, onu da dinleyeceğiz” dedi.Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan: “Nörodejeneratif hastalıklar her yönüyle ele alınacak”Üsküdar Üniversitesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Kongre Başkanı da olan Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan da açılış konuşmasında “Kongremizde Prof. Dr. Marek Marsel Mesulam (Northwestern University) ve Prof. Dr. Scott T Brady (University of Illinois at Chicago) açılış konferansları ile bizi onurlandıracaklar. Nörodejenerasyon; nöroloji, psikiyatri, farmakoloji, fizyoloji, anatomi, moleküler biyoloji ve genetik, biyoinformatik, biyomühendislik alanlarında araştırmacıların katılacağı multidisipliner bir yaklaşımla ele alınacak. Nörodejeneratif hastalıkların tanı ve tedavisi üzerine klinik, in vivo, in vitro ve mühendislik çalışmaları bu alanda önde gelen bilim insanları tarafından konferans ve panellerde ele alınacak. Sözlü bildirileri hakem değerlendirmesi sonucuna göre yapılacaktır. Tüm bildiri özetleri Journal of Neurobehavioral Sciences dergisinde yayınlanacaktır. Kongrenin, tüm katılımcılara bilimsel etkileşimler için fırsatlar sunacağını umuyoruz” dedi. Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan, “Nöroinflamasyon, Nörodejenerasyon ve MikroRNA’lar” başlıklı sunumunu yaptı.Doç. Dr. Barış Metin, fonksiyonel MR kullanımına ilişkin sunum yaptıÜsküdar Üniversitesi Üsküdar Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, “Fonksiyonel MR kullanılarak bellek lateralizasyonun belirlenmesi” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Bellek lateralizasyonun belirlenmesinde Üsküdar Üniversitesi bünyesinde dört yıldır fonksiyonel MR’ın kullanıldığını belirten Doç. Dr. Barış Metin, hem üniversite içinde hem de dışarıya hizmet verilerek rapor hazırlandığının altını çizdi. Bugüne kadar 150 hastanın fonksiyonel MR’ını çektiklerini aktaran Doç. Dr. Barış Metin, bunların 37’sinin ameliyat olduğunu dile getirdi. Bu yöntemle Alzheimer hastalarında bellek bozulması düzeyinin ve tedaviye dirençli epilepsi vakalarının etkin şekilde belirlenebildiğini aktardı.Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam ve Prof. Dr. Scott Brady açılış konferansı verdiKongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi, Üsküdar Tıp Fakültesi Nöroloji ABD Başkanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ moderatörlüğünde Northwestern Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam ve Chicago İllinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Scott T. Brady gerçekleştirdi.Northwestern Üniversitesi Mesulam Bilişsel Nöroloji ve Alzheimer Hastalığı Merkezi Direktörü, Prof. Dr. Marek-Marsel Mesulam, “Primer Progresif Afazi Demans Heterojenisi ve Dil Nöroanatomisi”; Chicago İllinois Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anatomi ve Hücre Biyolojisi Prof.Dr. Scott T. Brady ise “Aksonal Nakil, Motor Nöron Hastalığı ve Nöronal Sinyalleşme” başlıklı sunumlarını yaptı.Kongrenin ilk gününde Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Celal Şalçini, “Primer Progresif Afazi ve Davranışsal Frontotemporal Demans Hastalarında Saat Çizimi Testi Analizi” başlıklı sözlü sunumunu yaptı.Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, “Nörodejeneratif hastalıklarda psikobiyotik kullanımı” başlıklı sunumuyla kongrede yer aldı.Kongre iki gün sürecek Üsküdar Üniversitesi’nin yanı sıra çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin sözlü bildiriler ve sunumlarıyla gerçekleşen kongrenin ikinci gününde ise Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü’nden Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı İbrahim Yaşa, “Nörodejeneratif Afazilerde Dil ve Konuşma Terapisi”, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Psikolg İnci Birincioğlu, “Nörodejeneretif hastalıklarda nöropsikolojik değerlendirme ve profiller”, Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Doç. Dr. Arzu Çelik, “Sirke sineği modelinde nörolojik hastalıkların modellenmesi”, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Erdinç Dursun, “Nörodejenerasyonun moleküler mekanizmaları: Vitamin D – VDR yolakları” başlıklı sunumlarını yapacak. İkinci günde İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Gürvit, "Nörodejeneratif Hastalıklarda Multimodal Nörogörüntüleme", İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Tamer Demiralp, “Nörodejeneratif Hastalıklarda Entrensek Bağlantısallık Ağları” ve Boğaziçi Üniversitesi, Elektrik & Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Acar, "Makine Öğrenmesi Yaklaşımları ile Beyin Ağ Analizi"başlıklı sunumlarını gerçekleştireceği panelin yanı sıra sözlü bildiriler de yer alacak.

30 EKI 2020

Altuğlu: “EEG Sinyallerinin Doğrusal Olmayan Bir Yapısı Var”

“Hastalık derecesi arttıkça karmaşıklığımız düştü”Hastalık derecesinin artmasının karmaşıklıkları düşürdüğünü söyleyen Altuğlu; “Literatüre bakıldığı zaman psikiyatrik hastalıklarla ilgili yapılmış çalışmalarda EEG sinyal karmaşıklarının psikiyatrik hastalıklara sahip insanlarda sağlıklı kontrollere kıyasla daha düşük olduğunu gördük. Bu da aslında bize tutarlı bir sonuç verdi. Hastalık derecesi arttıkça karmaşıklığımız düştü.” İfadelerini kullandı.“EEG sinyallerinin doğrusal olmayan bir yapısı var”Sonuçlara bakıldığında tutarlı sonuçlar olmadı diye belirten Altuğlu; “EEG sinyalleri aslında beyin elektriksel aktivitelerini ölçen sinyallerdir. Bu çalışmaların geneline baktığımız zaman EEG sinyallerinden çıkartılan bant gücü üzerine yapılmış çalışmalardır. Sonuçlarına baktığımız zaman tutarlı sonuçlar yoktur. Biz de kendi çalışmamızda bant gücüne karşılık olarak yaklaşık entropi yöntemini kullanarak bir çalışma yaptık. Yaklaşık entropi aslında sinyalin karmaşıklığını ölçen ve doğrusal olmayan bir yöntemdir. Literatürde EEG sinyallerinin de doğrusal olmayan bir yapısı olduğunu göz önünde bulunduracak olursak EEG sinyalleri için uygun bir yöntem olduğu söylenir” dedi.“OKB üzerinde çalışmamız var ama EEG üzerinde farklı birçok çalışma var”EEG üzerinde farklı birçok çalışma olduğundan bahseden Altuğlu; “OKB hastalarının üzerinde bizim çalışmamız var ama EEG üzerinde farklı birçok çalışma var. Özellikle son zamanlarda oldukça arttı. Bu çalışmadaki katılımcılardan bahsedeceğim. Toplam 57 katılımcı bulunmakta. Bunlardan 29’u tedaviye yanıt veren 15 erkek ve 14 kadından oluşuyor. Yaşları 18 ile 48 arasında değişiyordu. 28’i ise tedaviye yanıt vermeyen yaşları 19-65 arasında değişen 9 erkek ve 19 kadın katılımcıdan oluşmaktaydı. Bu katılımcılardan EEG kaydı alınmadan iki hafta önce herhangi bir ilaç kullanmadılar. Tedaviye dirençte OKB semptomlarının altı ay sonra anlamlı bir şekilde değişim olmaması olarak belirlendi. OKB’nin şiddetini ölçen skorun %35 derecesinde azalmadığı takdirde tedaviye yanıt alınmadığı şeklinde hastalar gruplandırıldı” şeklinde konuştu.

15 EKI 2020

Nobel Kimya Ödülü Alan Teknolojinin Çalıştayı 2016’da Üsküdar’da Yapılmıştı…

Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna, gen biçimlendirme teknolojisindeki çalışmalarıyla Nobel Kimya Ödülünü paylaşan ilk kadınlar oldu.Crispr-Cas9 adıyla bilinen "genetik makaslar" yaşayan hücrelerdeki DNA'larda belirli ve hassas değişiklikler yapmaya izin veriyor.2017 yılında Üsküdar’da çalıştayı yapılmıştı…DNA hasarı nedeniyle zararlı protein üretimine neden olan bozuklukların DNA’da yapılacak müdahale ile ortadan kaldırılmasını sağlayan Crispr-Cas9 çalıştayı iki kez 2017 yılında Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirilmişti.2012 yılında ortaya konulan bu yöntem; hızlı, kolay ve ucuz bir yöntem olması yönüyle de dikkat çeken bir metot olarak görülüyor.Özellikle kalıtsal nedenlere bağlı hastalıkların ortadan kaldırılması için kullanılabilecek bir yöntem olması da ayrı bir özelliği.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu’nun organizasyonunda gerçekleştirilen çalıştaya eğitimci olarak Abdullah Gül Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Kaplan, Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Cihan Aydın, Acıbadem Üniversitesinden Dr. Cihan Taştan, İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Osman Doluca ve GENZ Biyoteknoloji'den Umut Ağyüz katılmıştı.Çalıştaya ilişkin ayrıntı için:https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/2632/2-crispr-cas9-dna-ameliyati-calistayi-uskudar-universitesinde-yapildi

27 AĞU 2020

Biyomühendislik Anabilim Dalı İlk Mezunlarını Verdi!

Biyomühendislik Anabilim Dalı Başkanı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu danışmanlığında tezini tamamlayan İlknur Korkmaz, “Serebral Palsi, Adrenolökodistrofi ve Parkinson Hastalıklarının Ortak Genetik Mekanizmalarının Biyoinformatik Yaklaşımı ile İncelenmesi” isimli tez çalışmasını başarı ile sundu.Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu danışmanlığında tez çalışmalarını tamamlayan bir başka isim Başak Demir ise, “Şizofreni, Bipolar Bozukluk Ve Depresyon Hastalık Proteinlerinde Yeniden Pozisyonlama Yöntemiyle Aday Etken Moleküllerinin Belirlenmesi” isimli tez çalışmasının sunumunu gerçekleştirdi.Protein Uygulama ve Araştırma Merkezi (PROMER) Müdür Yardımcısı ve Biyomühendislik Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Vildan Enisoğlu Atalay’ın danışmanlığında tezini tamamlayan İbrahim Barış Ölüç, “Fındık Meyvesinin Antioksidan Aktivitesinin Hesaplamalı Kimya Yöntemleri İle Tespit Edilmesi” isimli tez çalışmasını başarı ile sundu. Yine Dr. Atalay’ın danışmalığında olan Ceren Kaya, “Par1 Ve Par4 Genleri İle Antikoagülan İlaç Etkileşimlerinin Kenetlenme Yöntemi İncelenmesi Ve Olası Daha Aktif İlaç Moleküllerinin Tasarımını Yapılması” isimli tez çalışmasını başarı ile sundu.Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lokman Torun da tez sunumlarına dış jüri üyesi olarak katılım sağladı.Mezun olan öğrenciler ve jüri üyelerinin toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından tez sunumları sona erdi.

11 AĞU 2020

Milyonlarca Aday Öğrenci ve Ailelerinden Yoğun İlgi

2020 Tercih ve Tanıtım Dönemi’ne pandemi koşulları altında giren Üsküdar Üniversitesi, aldığı yoğun önlemler ile hem yüz yüze hem de farklı dijital mecralar yoluyla aday öğrencileri bu yıl da yalnız bırakmadı. Hijyen ve fiziki mesafe kurallarına tam uyum içinde yerleşkeleri ziyaret eden binlerce üniversite adayı ve yakınları, güvenli bir ortamda tercih-tanıtım hizmeti almanın mutluluğunu yaşarken, üniversite bu tercih döneminde de pek çok farklı iletişim kanalı ile milyonlarca aday ve ailelerine ulaşmanın gururunu yaşıyor.Üsküdar Üniversitesi, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin ülkemizde de görüldüğü 2020 Mart ayı itibariyle uzaktan eğitime hızlıca adapte olmuş, ÜÜTV, ALMS, STIX ve ZOOM gibi farklı dijital platformlarla öğrencilere senkron (canlı) ve asenkron verilen eğitimlerle yükseköğretimi kesintisiz bir şekilde devam ettirmişti. Üniversite, uzaktan eğitimdeki başarısını 2020 Tercih ve Tanıtım günlerinde de sürdürdü. Türkiye’de ilk kez “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçirerek hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde harmanlayan Üsküdar Üniversitesi, zorlu YKS maratonunun ardından tercih yapacak aday öğrenciler için de adeta seferber oldu. İstanbul’un kalbi Üsküdar’daki yerleşkelerinde tüm temizlik, hijyen ve fiziki mesafe kurallarını harfiyen yerine getiren üniversite, 100’ü aşkın “sarı tişörtlü” görevli öğrenci ekibi, tanıtım uzmanları ve akademisyenleriyle üniversite adaylarının yanında oldu. 37 bini aşkın adayla birebir görüşmeYKS sonuçlarının açıklandığı 27 Temmuz 2020 itibariyle tüm yerleşkelerinde adaylara hizmet vermeye başlayan Üsküdar Üniversitesi, 15 günlük tanıtım dönemi zarfında binlerce aday öğrenci ve ailelerini tercih merkezlerinde ağırladı, onlara en doğru tercih konusunda destek oldu. Dijital mecraları da aktif bir şekilde kullanan üniversite, çağrı merkezi, canlı-destek, Microsoft Teams, WhatsApp, 360 derece sanal tur gibi uygulamalarla 37 bini aşkın adayla birebir iletişim kurdu. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Mütevelli Heyet Başkanı A. Furkan Tarhan başta olmak üzere tüm akademik ve idari kadro adaylarla birebir ilgilendi. Üsküdar Üniversitesi, resmi tercih sürecinin son bulacağı 14 Ağustos 2020, Cuma gününe kadar kesintisiz şekilde tercih-tanıtım hizmeti vermeyi sürdürecek. Sosyal medyada 10 milyonluk rekor izlenme Sosyal ve dijital medyada da aktif bir iletişim yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 28 saniyelik tanıtım filmi, sadece 15 gün içinde YouTube platformu üzerinden 1 milyon 350 bin kez izlenerek üniversiteler arasında adeta bir rekora imza attı. Facebook ve Instagram’daki tanıtım videolarının gösterim sayılarıyla sadece sosyal medyadaki izlenme rakamlarının 10 milyonu aşması dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi kısa kurumsal filmi:“Türkiye’nin Fi-jital Üniversitesi” yeni öğrencilerini bekliyor! Üniversite adaylarının bu zorlu dönemde hep yanında olan Üsküdar Üniversitesi, yeni dönemde de yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek hem fiziki hem de dijital altyapısını öğrencilerinin hizmetine sunarak “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Böylece “Üsküdarlı” öğrenciler, şartlar ne olursa olsun daha iyi bir geleceğe bilgili ve donanımlı emin adımlarla yürüyecekler. 

10 AĞU 2020

Araştırma, Top Social Media Articles Listesinde

Üsküdar Üniversitesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi bilimsel işbirliği ile Bioresource Technology Report dergisinde yayınlanan çalışma sosyal medyada 2019-2020 makaleleri arasında Top Social Media Articles kategorisinde en çok dikkat çeken makale olarak birinci sırada listelendi.“Atık sudan elektrik üretildi!”Kenevir metabolitlerinden elektrik üretimi başlıklı çalışmada, kenevir metabolitleri ile kirletilmiş atık sular kullanılarak, biyoyakıt hücreleri ile elektrik üretimi gerçekleştirilmesi ve aynı zamanda biyogiderimi yapılması ele alındı. Araştırmada, kenevirin temel etken maddesinin ürünlerini içeren atık sudan elektrik üretildi.Çalışmada, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan başta olmak üzere Moleküler Biyololoji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Vildan Enisoğlu Atalay, Kişiye Özel Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi (KİMER) Müdürü Uzm. Selma Özilhan, Uzm. Murat Özdemir ve İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Hakan Bermek araştırmacı olarak yer aldı.“İdrarla elektrik üretimi mümkün!”Moleküler Biyololoji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal, konuyla ilgili şu görüşleri aktardı: “Araştırmanın NPİSTANBUL Beyin hastanesi ile bilimsel işbirliğinde yürütülmüş olması, özgün sonuçlar ortaya koymamıza yardımcı oldu. Çalışmalarımız, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi bilimsel işbirliği ile devam etmektedir.”Çatal, idrar kullanılarak herhangi bir ön muameleye gerek kalmaksızın elektrik üretiminin mümkün olabildiğinin, bu çalışma ile doğaya idrarla karışarak tahribata yol açan kenevir metabolitlerinin dikkate değer oranda giderilebildiğinin altını çizdi.

09 AĞU 2020

Grip ile Covid-19 Aynı Anda Bulaşır Mı?

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı,  Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) - Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk Star Açık Görüş için  grip ve covid-19 ilişkisini kaleme aldı.Grip ile Covid-19'a insanlar aynı anda yakalanabilir. Zaten birisi vücuda girdikten sonra bağışıklık sistemimiz onunla mücadele ederken zayıflayarak diğerinin enfeksiyon geliştirmesine engel olamayabilir. Dolayısıyla özellikle riskli grupta yer alanların bu mevsimde grip aşılarını olmaları faydalı olacaktır.Bilindiği gibi grip virüsü ile Covid-19 virüsleri birbirinden ayrı ve bağımsız ailelere ait iki farklı enfeksiyon ajanları olmakla beraber her ikisi de nükleik asitleri (genomları) açısından RNA virüsleridir. Dolayısıyla hücrelere tutunma ve giriş mekanizmasını sağlayan yollarını sağlayan spike olarak adlandırılan proteinlerinin yapısı birbirinden farklıdır (Şekil 1). Bu da ikisinin değişik mekanizma ile hücreye girişlerine neden olmaktadır.Giriş yolları aynıHer iki virüsün de vücuda giriş yolları aynıdır. Yani virüsü taşıyan kişilerle temas (tokalaşma, sarılma, ya da etrafa yayılmış olan virüslere elle temas ve bu elin burun, göz ağız gibi organlarımıza teması gibi) enfeksiyonun yayılma mekanizmalarındadır. Onların enfeksiyonundan kurtulmanın yolları da el temizliği, sosyal mesafe ile ağız ve burnumuzu kapatmaktan geçiyor.Bu arada her ikisi de öncelikle üst solunum yollarından vücuda girip öncelikle yine aynı organlarda etkilerini göstermektedir. İkisi arasında çok sayıda benzerlik ve farklılıklar bulunmaktadır. Bununla beraber soğuk algınlığı (nezle) ve alerjiye benzeyen yönleri de bulunup testler yapılmadan hangisiyle baş etmeye çalıştığımızı da anlamak zordur.Grip aşısının önemiHer ikisi açısından da 2 yaş altı ve 65 yaş üstü insanlar ile yaş farkı olmaksızın kronik hastalığı olan insanlar ciddi risk altındadır. Bu kıyaslamalardan sonra, hem grip hem de Covid-19’un özellikle okulların açılacağı ve genelde sonbaharda patlayan grip virüslerinin her ikisi de aynı anda bulaşır mı, grip aşısı olmalı mıyız, grip aşısı bizi Covid’den korur mu? gibi bir takım sorular akla geliyor. Evet, grip ile Covid-19’a insanlar aynı anda yakalanabilir.Zaten birisi vücuda girdikten sonra bağışıklık sistemimiz onunla mücadele ederken zayıflayarak diğerinin enfeksiyon geliştirmesine engel olamayabilir. Dolayısıyla özellikle yukarıda bahsettiğim riskli grupta yer alan insanlarımızın grip aşılarını olmaları faydalı olacaktır. Öte yandan yapılan çalışmalarda çocukken verem (BCG) aşısı olmuş insanların Covid-19 ile mücadelede daha başarılı oldukları görülmektedir. Bu durumda özellikle çocuklarını aşı yaptırmaktan kaçınan ebeveynlerin ne kadar yanlış davrandıkları da anlaşılmaktadır.Sıcak, artışı önlemediÖte yandan bazı bilim insanlarının ihtilafa düştükleri konulardan biri de grip hastalığına benzetilerek Covid-19’un sıcak mevsimle birlikte artış hızının düşeceği ihtimali idi. Hâlbuki biz kışı yaşarken yaz mevsiminde olan güney yarımkürede de hastalığın artışının önlenemediği bir gerçektir. Bu konuyla ilgili olarak ekibimizle yaptığımız bir çalışmada Covid-19’un radyasyona karşı olan direncinin grip virüsünden daha fazla olduğunu belirledik. Dolayısıyla bizim bulgularımız o düşüncenin sadece güneş radyasyonuyla ilişkilenen tarafının çok da doğru olmadığını göstermektedir.05 Temmuz 2020 tarihinde yayınlanan bir derlemede, eskiden diğer Corona (SARS ve MERS) hastalıklarını geçirmiş olan insanlarda Covid-19 semptomlarının daha yavaş seyrettiği rapor edilmiştir. Bununla beraber 31 Temmuz 2020’de yayınlanan bir raporda da özellikle 16 yaş altı çocukların genizlerinde diğer yaşlardakilerden daha fazla Corona taşıdıkları ABD, Almanya ve Güney Kore’de ayrı ayrı çalışmaların sonucu olarak yayınlanmıştır.Nörodejeneratif hastalıklarGrip virüsünün özellikle solunum yollarımızda geliştiği ve bu organlara zarar verdiği düşünülmekteydi. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar neticesinde grip enfeksiyonu ile nörodejeneratif hastalıklar (Alzheimer, Parkinson, MS gibi) arasında ciddi bir ilişki olduğu konulduğunu bahsetmeden geçemeyeceğim. Covid-19’a gelince; şurası bir gerçek ki, Corona virüsünü yeni yeni tanıyoruz ve yaptığı hasarları daha yeni yeni gözlemliyoruz. Özellikle hücreye iki farklı protein aracılığıyla girdiği için Covid-19’un etkilediği organlar sadece solunum sistemi olarak düşünülmemelidir. Virüs, burun, geniz ve soluk borusu, akciğerler, ince barsak, kalp, karaciğer, idrar kesesi, böbrekler, pankreas, beyin, prostat ve testisler ile plasenta üzerinde ciddi hasarlar yapmaktadır.Özellikle hastalığın ilk başlarında (herkeste görülmemekle birlikte) koku ve tat alma duyularının kaybolması nörodejenarasyonun ilk belirtileri olarak düşünülmüştü. Ancak çok kısa bir zaman sonra düzinelerce içerisinde nadir hastalıkları da kapsayan nörolojik hastalıkların başlamasına neden olduğu öğrenilmeye başlandı. Hazırlanan raporda bilim insanlarının nörodejenerasyon hastalıklarının şimdi görülen yaşlardan 15-20 yıl daha önceden başlayabileceğini ileri sürmektedir.Yükseliş devam ederse...Öte yandan, yapılan otopsilerde görülmektedir ki virüs, özellikle damar hücrelerini çok etkilediğinden dolayı, organlarda kanamalara neden olarak çoklu organ yetmezliklerinden ölümlere de sebebiyet verebilmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. İnsanlarımızın hem grip hem de Covid-19 hastalığını basite almaması gerektiğini vurgulamakta ve Sayın Sağlık Bakanımızın “neler yaşayacağınızı bir bilseniz” mealindeki sözünü yinelemekte fayda var.Günümüz Covid-19 enfeksiyon oranlarının tekrar artışa geçişi ve yükseliş trendi, geçici de olabilir, bu hızla devam da edebilir. Eğer artış eğilimi devam ederse tekrar eski sınırlamalar kaçınılmaz olarak geri gelecektir. Eğer hem grip hem de Covid-19’un ikici dalga salgını aynı zamanda yaşanacak olursa oluşacak tabloyu düşünmek bile ürpertici. Son olarak, lütfen hijyene, fiziksel mesafeye ve maske takmaya dikkatlice uyalım. İnsanlarımızda çene altı, bilek kol ve ceplerde yer alan maskenin hiçbir koruyuculuğu olmadığını, çünkü hastalığın ağız-burun-göz üçlüsünden bulaştığını defalarca hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum.Kaynak: Star Açık GörüşHaberin linki: https://www.star.com.tr/acik-gorus/grip-ile-covid19-ayni-anda-bulasir-mi-haber-1563886/

30 TEM 2020

Üsküdar Üniversitesi Öğrencilerinin Memnuniyetini Araştırdı!

Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerinin memnuniyet düzeylerini ölçümledi. Yaklaşık 17 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde üniversitenin uzaktan eğitim, sosyal medya ve teknolojik altyapısına ilişkin görüşleri değerlendirildi. Çalışmada dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80 çıkarken, uzaktan eğitim uygulamalarına ilişkin memnuniyet düzeyi ise %78 olarak yansıdı.Üsküdar Üniversitesi’nde 2019-2020 Bahar döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 16 bin 991 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi.Çıkan sonuçlar ise şu şekilde:Sosyal medya uygulamalarından %80 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine 14 bin 983 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 960 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 110 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 223 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.Uzaktan eğitim uygulamalarında %78 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 275 katılımcıdan %78 oranında, 11 bin 935 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.STIX programından %85 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 15 bin 381 katılımcıdan %85 oranında 13 bin 126 kişi olumlu bulduğunu belirtti.Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 225 katılımcıdan %73’ü (11 bin 163 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 915 kişiden %81 oranındaki 11 bin 211 kişi olumlu yanıt verdi.Danışman hoca memnuniyeti %81 “Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 409 kişiden %81 oranında 11 bin 679 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.Online mecralardaki etkinlikler %81 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 800 katılımcıdan %72’si yani 9 bin 919 kişi olumlu görüş bildirdi.Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %77“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 13 bin 294 kişiden %77 oranındaki 10 bin 272 kişi olumlu görüşlerini iletti.  Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 12 bin 272 katılımcıdan %78’i (9 bin 535 kişi) olumlu yanıt verdi.%73’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 14 bin 995 katılımcıdan %73’ü (10 bin 896 kişi) aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söyledi.

29 TEM 2020

Prof. Dr. Erciyeş’in Kitabı Amazon’da İlk Sırada!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kayhan Erciyeş’in yazmış olduğu “Distributed Graph Algorithms for Computer Network” kitabı Japon Amazon’da yüzlerce kitap arasından "Computer Networks" dalında en çok satan kitap oldu.Erciyeş, Springer, Computer Communication Series yayınevinden çıkan kitapta bilgisayar ağları problemlerinin graf (çizge) teorisi yöntemleri ile çözen algoritmaları ele aldı.“Tamamen çizge teorisi kullanılan ilk kitap”Erciyeş, araştırma kitabını yazma sebebini şu şekilde değerlendirdi:“Bu konuyla ilgili daha önce yazılmış bir kitap bulunmamakta. Dağıtık algoritmalar üzerine kitaplar var ama yazmış olduğum bu eser, tamamen çizge teorisi kullanılan ilk kitap. Bu konuda araştırma yaparken kaynak bulmam çok zor olmuştu. Araştırmacılara yardımcı olmak düşüncesiyle kaynakların hepsini tek bir esere topladım.” Dedi.Erciyeş’in başka bir kitabı olan Complex Networks (CRC Press,Taylor and Frabcis) de üç kategoride 1’inci, 2’nci ve 3’üncülük almıştı.

27 TEM 2020

YAZAMER Uluslararası Bilimsel Köprüler Kuruyor

Gelişen teknolojiyle beraber hayatın bir parçası haline gelen yapay zeka, özellikle sağlık bilimlerin alanında yenilikler getiriyor. Üsküdar Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Yapay Zeka ve Akıllı Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi (YAZAMER),  sağlık bilimleri temelli bilimsel çalışmalara önemli katkılarda bulunuyor. Akademik birikimini uluslararası iş birlikleri ile güçlendiren YAZAMER, Stanford Üniversitesi, Ottawa Brain and Mind Research Institute ile sağlık bilişimi alanında yoğun çalışmaları yürütüyor. Son 2 yılda 16 SCI sınıfı araştırma makalesi ile dikkat çeken YAZAMER, 2021 Şubat ayında Hindistan Christ University ve Springer Nature iş birliği ile düzenlenecek olan Uluslararası Data Science, Communication and Security (IDSCS-21) Konferansı’na ev sahipliğine hazırlanıyor.Üsküdar ÜniversitesiMühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı, Yapay Zeka ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAZAMER) Müdürü Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, YAZAMER ile yapay zeka ve simülasyon alanında gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.Sağlık bilişimine önemli katkılar sağlanıyorAlanda disiplinler arası çalışmalar ile öncü olan Üsküdar Üniversitesi’nin, Sağlık Bilimleri Enstitüsü'ndeki Lisansüstü Programları ve Uygulama ve Araştırma Merkezleri ile lisansüstü öğrencilerimize araştırma yapma ve bilimsel çalışmalara katılma imkanları sunduğunu belirten Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“Yüzeysel ve derin öğrenme algoritmaları, simülasyonlar ve büyük veri analizi çalışmaları ile önemli çalışmalar yürüten Üsküdar Üniversitesi, bu alanlarda ihtisaslaşmış merkezleri ile sağlık bilimlerine katkı sağlamaya devam ediyor. Merkezlerimiz,  görüntü işleme, sinyal işleme, özellik çıkartma, özellik seçimi, makina öğrenme ve son olarak derin öğrenme yöntemleri ile yapay zeka alanındaki hesaplamalı analizleri medikal veri alanındaki uygulamaları ile 11. Kalkınma Planı’nda da altı çizilen robotik, mikro/nano/opto-elektronik, biyo-teknoloji, kuantum, sensör teknolojilerinin uygulamalarına öncülük etmektedir. Yapay zekâ teknolojileri alanında ve sağlık bilişimi özelinde yerli teknoloji üretme kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve bu teknolojilerin ekonominin genelinde etkin kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik ulusal ölçekte bilimsel katkı sağlamaktadır.”Sinirbilim alanında çalışmalar yürütülüyorSinirbilim alanındaki çalışmaların sağlık bilimleri ile mühendislik bilimlerinin en geniş anlamda iş birliği yapabildiği alan olduğunu kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şunları söyledi:“Bu alandaki çalışmalara genel bir kronolojik sıra ile baktığımızda 1906 yılında Santiago Cajal beyinde her hücrenin ayrı bir ünite olduğunu ve bu hücrelerin sinapslar aracılığı ile nöronal ağ oluşturduğunu görüntülemiş ve Nobel Ödülü almıştır. 2005 yılında Mavi Beyin (Blue Brain) projesinde süper bilgisayarlar ile tasarlanan model ve simülasyonlar, beynin çok seviyeli yapısını ve fonksiyonunu anlamaya yönelik cebirsel topoloji ile modelleme yaparak fare beyninin 3 boyutlu haritasını oluşturmayı başardı. 2009 İnsan Konnektom Projesi ile insan beyninin işleyişini bilgisayar ortamına taşıyacak teknolojilerin geliştirilmesi amaçlandı. Çıkartılacak ağ haritası ile sağlıklı insan beynindeki anatomik ve fonksiyonel bağlantısallığı anlamak, gelişmiş MRI teknolojileri ile ve otizm, şizofreni, Alzheimer gibi hastalıklar konusunda yapılacak çalışmalara destek olmak projenin öncelikli amacı olarak karşımıza çıkıyor. Geldiğimiz noktada merkezimizde bu alanlara yönelik olarak MR ve EEG verileri işlenerek bağlantısallık ve örüntü analizleri ile öğrenen modeller ortaya çıkarıyoruz. Bu modeller ile davranış modelleme, hastalık sınıflandırma, tedavi sonucu öngörme çalışmaları ile sağlık bilişimi alanında ve sinirbilim özelinde yayınlar, araştırmalar ve projeler yürütüyoruz. Özellikle hastalıkların sınıflandırmasında biyo-belirteçlerin tespiti ve ayırt edicilik potansiyeli önem arz ediyor. Bu noktada entropi, bağlantısallık gibi alanda yeni biyo-belirteçlerin tespitine dair tamamlanmış önemli bazı çalışmalarımıza ve yapay modeller ile tedavi sonucu öngörü çalışmalarımıza aşağıda verilen bağlantılardan, çalışmaların tamamına ise YAZAMER web sayfasından ulaşabilirsiniz.”Yapay zeka teknolojileri sağlık alanında yaygın şekilde kullanılıyorYAZAMER olarak yapay zekâ teknolojileri alanında ve sağlık bilişimi özelinde yerli teknoloji üretme kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve bu teknolojilerin ekonominin genelinde etkin kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik ulusal ölçekte bilimsel katkı sağlamayı amaçladıklarını kaydeden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “YAZAMER, medikal verinin hesaplamalı yöntemlerle kullanıldığı merkezlerden birisi. Dünya genelinde yapay zeka destekli gelecek vadeden çalışmalar devam ediyor. Örneğin radyoloji yapay zeka AI programları; beyin tomografilerindeki acil önem arz eden tanıları radyologlar kadar iyi belirleyebiliyor. Giyilebilir teknolojiler ve IoT teknolojileri ile biyosensörlerin önemli veri toplama görevleri olacak. Glukoz düzeyi, arteriyel basınç, kalp atımı, kan oksijen düzeyi gibi temel verileri toplayıp kullanıcı veya hekimleri uyarabilecek. Akıllı hapların kullanımını artık FDA onaylı. IoMT - AI - Sağlık Bilişimi birlikteliği ile ortaya çıkan cardiotrak firması ECG sinyalini işleyip kalp sağlığı problemleri ile ilgili tanı sürecine önemli katkılarda bulunuyor. Biosensörlerin kullanımı ile hastaların kandaki glikoz, oksijen, alkol düzeylerini, kalp atım sayısı gibi pek çok veriyi yutulan bir hap toplayarak IoT teknolojisi  ile hekiminize gönderebiliyor. AI tabanlı biomind yazılımı ile Çin'in seçkin uzmanlarının nörogörüntüleme verisi ile beyin tümörü tanılama ve hematoma genişlemesinin tahmini performansları dikkat çekici. AI destekli medikal tanı ve tedavi süreçleri Society 5.0'a hizmet ediyor. Bu çalışmalar merkezimiz bünyesinde özellikle Beyin Bilgisayar Arayüzü (Brain Computer Interface) çalışmaları, EEG kontrollü robotik kol kontrolü, derin öğrenme tabanlı hastalık tanılama ve modelleme çalışmaları yürütmektedir. Bu çalışmalarımızda sinirbilim yüksek lisans ve doktora programlarımızdaki öğrencilerimiz de yer almakta ve gelişimlerine katkı sağlamaktadır” diye konuştu. YAZAMER’in akademik çalışmalarıDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren ve sinirbilim alanındaki yapay zeka uygulamaları ile dikkat çeken Yapay Zeka ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAZAMER) öğretim üyelerinin son iki yıl içerisinde 16'sı SCI sınıfı olmak üzere 19 araştırma makalesi, 2 BCI (Book Citation Index) kitap bölümü yayınladığını kaydetti.ÜSMERA ile önemli çalışmalar yürütülüyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, YAZAMER’in Üsküdar Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Medikal Radyasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSMERA) ile ortak çalışmalar yürüttüğünü  ifade etti. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İki araştırma merkezi ortak yürüttükleri projelerle medikal radyasyon alanında önemli çalışmalara imza atmışlardır. Halihazırda Covid19’in klinik öncesi radyofarmasötik tedavisi ve radyasyon direnci tepkilerine dair 2 araştırma makalesi önemli dergisinde değerlendirme aşamasında olan merkezlerimizin bundan sonraki süreçte de üniversitemizin öncelikli araştırma alanı olan sağlık bilimleri alanında lisansüstü öğrencilerimizin katkılarıyla bilim üretmeye devam edecektir” dedi.YAZAMER, uluslararası akademik çalışmalarda yer alıyorHer iki merkez bünyesinde önlisans, lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitimlerini sürdüren öğrencilerin sağlık bilimleri alanındaki çalışmalara önemli katkılar sağladığını ifade eden Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Üniversitemizde yürütülen pek çok çalışma uluslararası ortaklı ve işbirliği çerçevesinde yürütülüyor. Bu iş birliklerinden öğrencilerimizin de istifade etmesini sağlıyoruz. Yetiştirdiğimiz öğrenciler önceki yıllarda ‘RIKEN Brain Science Institute' gibi uluslararası alanda öncü eğitim kurumlarından kabul aldı. . Bununla birlikte özellikle lisansüstü öğrencilerimizin tezlerinden de dikkat çekici yayınlar çıkmaktadır. Sözgelimi Nörobilim Yüksek Lisans programından mezun olan bir öğrencimiz ile 5’i WOS kapsamında 7 yayın yapılarak bilim insanı olması yolunda önemli katkı sağlanmıştır. Üniversitemizdeki araştırma ve uygulama merkezlerimizde, laboratuvarlarımızda biyoinformatik, sinirbilim, sağlık bilişimi ve sağlık fiziği alanlarında bizlerle birlikte çalışan öğrencilerimizin gelişimlerini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. YAZAMER, Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Adamson Beyin Uyarım Laboratuvarı ile yürüttüğü iş birliği ile özellikle gelişmiş nörogörüntüleme yöntemleri ile toplanan veriler üzerinden travma sonrası stres bozukluğu, Alzheimer odaklı çalışmalar yürütürken; Ottawa Brain and Mind Research Institute ile sağlık bilişimi alanında unipolar ve bipolar bozukluk tanılı hastalar ile ilgili görüntülenme yöntemleri ile toplanan veriler üzerinden derin öğrenme model çalışmalarını yürütmektedir. Ayrıca 2021 Şubat ayı içerisinde Hindistan Christ University ve Springer Nature iş birliği ile düzenleneycek olan Uluslararası Data Science, Communication and Security (IDSCS-21) Konferansına ev sahipliği yapacaktır” dedi.Yapay zeka ile beyin çalışmaları hedefleniyorDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, önümüzdeki yıllarda özellikle yapay zeka çalışmaları ile tanı ve tedavi süreçlerine dair özellikle “Radyolojik doz takip sistemi ile hastaların ilk 5 yıl içerisinde aldıkları kümülatif doz tespit edilerek oluşturulacak öngörü modeli ile hekimin sonraki tedavi süreçlerine dair hastaları koruyucu yöntemler önerilecektir. Derin öğrenme algoritmalarının ve büyük veri ile medikal veri analizi yapılarak biomarker potansiyeli olan işaretçilerin tespit edilmesi, akıllı fiziksel sistemler geliştirilmesi, psikiyatrik hastalıkların sınıflandırılması ve tedavi yöntemlerinin önerilmesi çalışmalarına ağırlık verilecektir” diye konuştu.YAZAMER’in çalışmalarıDoç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, YAZAMER’in literatüre psikiyatrik hastalıkların yapay zeka algoritmaları ile sınıflandırılması, entropi ve biyo-belirteç potansiyeli, derin öğrenme algoritmaları ve tedavi sonucu öngörü potansiyeli ile katkı sağlayan bazı yayınlara aşağıda verilen bağlantılardan ulaşılabileceğini kaydetti:- Entropy-Based Feature Extraction Technique in Conjunction with Wavelet Packet Transform for Multi-Mental Task Classification- Major Depressive Disorder Classification Based on Different Convolutional Neural Network Models: Deep Learning Approach- Artificial Intelligence Approach to Classify Unipolar and Bipolar Depressive Disorders

24 TEM 2020

MBDF Akademik Kurul Toplantısı Gerçekleştirildi

 Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Akademik Kurul toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci’nin katılımlarıyla Güney Yerleşke bahçesinde yapıldı.“Eğitimde dijitalleşmeye giderek yenilikçiliği yakalamış oluruz”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Covid-19 salgınının tüm dünyada dijitalleşmeyi artırdığına dikkat çekerek; “Covid-19 salgını tüm dünyada dijitalleşmeyi arttırdı. Big datayı kullananlar dünyaya hükmedebilecek. Bunun sonucunda gelecekte pek çok meslek grubu yok olacak. Fakat bilgisayarın yapamayacağı işler var. Değerler eğitimi, sosyal beceriler gibi. İnsan, yaptığı işlere bunları katarsa bu yenilikçilik olur. Biz de eğitimde dijitalleşmeye giderek yenilikçi davranmış oluruz. Bu konuda yeni projeler üretmemiz lazım. Bunun için AR-GE gerekiyor. AR-GE olanaklarını sağlayacak alanlar da mühendislik ve fen bilimleri alanlarıdır. Bu yolda akademisyenler, AR-GE ve öğrenciler de aynı anda hareket etmeliler.” Şeklinde konuştu.“Kısa zamanda çok yol kat ettik”Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, akademik kurul toplantılarının rutin haline getirileceğini, bunun öz değerlendirme açısından önemli olduğunun altını çizerek; “Bu bir öz değerlendirme toplantısıdır. Yıllık olarak neler yaptığımızı değerlendirmemiz bizim için çok önemli. Bunu rutin hale getirerek her sene dönem sonunda yapacağız. Üniversite olarak kat ettiğimiz mesafe emsallerini imrendirecek seviyeye geldi. Şu an 22 bin öğrencimiz var. Pek çok üniversitenin uzun yıllarda gelemediği mesafeye biz kısa bir sürede geldik. Kısa zamanda çok yol kat ettik” Dedi.“Uzaktan eğitimde en başarılı üniversitelerdeniz”Üsküdar Üniversitesinin Covid-19 pandemisi boyunca uzaktan eğitimde en başarılı üniversitelerden olduğunu dile getiren Prof. Dr. Osman Çerezci; “Covid-19 pandemisi boyunca uzaktan eğitimde en başarılı üniversitelerden birisiyiz. Öğrencilerimiz de anketlere verdikleri cevaplarla bunu kanıtladılar. Akademisyenlerimiz bu süreçte büyük özveri ile çalıştılar.” İfadelerini kullandı.İdari ve akademik kadronun katılımlarıyla gerçekleştirilen toplantıda aynı zamanda Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nin artıları, eksileri ve gelecek planları hakkında da fikir alışverişi yapıldı.

23 TEM 2020

Konuk:“Pandemi Varlığımızı Sorgulama Fırsatı Verdi”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Eğitim Fakültesi tarafından düzenlenen “Covid-19 Pandemisi ve Eğitim Sistemi Üzerindeki Etkileri” konulu söyleşinin konuğu oldu. Instagram canlı yayını üzerinden gerçekleşen söyleşide Konuk, Covid-19 ve eğitim konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.“Dezenfektan ürünleri kullanmayı abartmamak lazım”Pandemi döneminde herkesin daha hassas olduğu hijyen konusuna dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk; “Hijyene dikkat edeceğim derken insanlarımızın da ölçüyü kaçırmaması gerekiyor. Dezenfektanları çok fazla kullanmamak gerekiyor. Hatta lavaboda sabun kullanırken de anti bakteriyel sabun kullanmamak gerekir çünkü anti bakteriyel sabun antiviral etkiye sahip değildir. İnsan vücudunda, derimizin dış yüzeyinde, vücudumuzun iç organlarında, bizim daha sağlıklı hayat sürmemizi sağlayan bakteri grubu var. Bu bakteri grubunun her zaman orada bulunması gerekiyor. Elimizi yüzümüze sürdüğünüz zaman oradaki bakteriler orada bazı şeyler varsa onları da kaldırmaya destek sağlıyor. Dolayısıyla elimizi anti bakteriyel sabunlarla yıkarsak yararlı bakterileri de uzaklaştırmış oluyoruz. Bu sefer vücudumuzda değişik deformasyonlar ortaya çıkabiliyor. Eğer bu hususlara dikkat edilmezse yakın bir zamanda insanlar cildiye kliniklerine başvurmaya başlayacaklar onun için dezenfektan ve anti bakteriyel ürünleri kullanmayı da abartmamak lazım.” Şeklinde konuştu.“Pandemi bize kendi varlığımızı sorgulama fırsatı verdi”Sözlerinin devamında pandemi sürecinin olumlu yanlarına değinen Konuk; “Pandeminin bize kazandırdığı olumlu şeyler de oldu. Şimdiye kadar sağlık konusunda hep olumsuz yönlerine baktık ama aslında ailelerin hep birlikte evde kalmaları da aile bağlarının kuvvetlenmesi açısından çok iyi oldu. Bu post modern çağ durmadan koşturma, durmadan hareket etme ve durmadan çalışmaya yönelik. Anadolu’nun şehirlerinde hayat çok sakin, ama İstanbul’da bir defa çıkıyorsunuz evden bazen iş yerinize ulaşmanız 2 saat sürüyor. İşiniz bitiyor tekrar dönüşünüz o kadar sürüyor. Bu arada ailenize ve çocuklarınıza ayırabileceğinizi vakit çok olmuyor. Pandemi bu bağlamda bizi bir ailemizin olduğu fikrine döndürdü ve kendi varlığımızı sorgulama fırsatı verdi.” İfadelerini kullandı.“Covid-19 bize yeni başlayacak çağın denemelerini gösterdi”Covid-19 pandemisinin eğitime etkilerinden de bahseden Konuk; “Bundan sonra Covid-19’dan önce ve Covid-19’dan sonra diye bir çağ başlıyor. Özellikle şimdi yapay zekânın da temellerinin atılmasıyla birlikte yapay zekâyı da kullanmak suretiyle bazı dijital teknolojilerin kullanılması dönemi ortaya çıkıyor. Bilgiye sahip olmaktan ziyade bilgiyi kullanabilme çağı başlıyor. Aslında Covid-19 bize yeni başlayacak çağın denemelerini gösterdi. Aslında biz bütün eğitimin tamamını uygulamalar hariç olmak üzere oturduğumuz yerden yapabilirmişiz o koca koca binaları dikmemize gerek yokmuş bunu anladık.” Dedi.

22 TEM 2020

Pandemik Senaryo ve Sağlık Sorunları Konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Pakistan Virtual Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümünün düzenlediği “Pandemik senaryo ve sağlık sorunları” webinar konferansına katıldı. Dünyanın birçok ülkesinden alanında uzman isimlerin katıldığı konferansta Prof. Dr. Muhsin Konuk, pandeminin insanlığa öğrettikleri konularında paylaşımda bulundu.Pakistan Virtual Üniversitesinin düzenlediği konferansa Türkiye’den Prof. Dr. Muhsin Konuk katılırken, Amerika, Çin, Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan’dan da bilim insanları programa konuşmacı olarak yer aldı.Prof. Dr. Muhsin Konuk, Covid-19 pandemi ilan edildikten sonra insanlık neleri tecrübe etti? Bu dönemde bilimsel hangi çalışmalar yapıldı? Konularına ilişkin paylaşımlarda bulundu.

19 HAZ 2020

Covid 19'a Matematiksel Bakış...

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, World Speech Day of Morocco-2020'ye konuşmacı olarak katıldı. 100’den fazla ülkeden konuşmacının katıldığı etkinlikte Gürbüz, "A Mathematical Approach to Covid-19/ Covid-19'a Matematiksel Bir Yaklaşım" başlığı altında konuşma gerçekleştirdi.Covid-19 sonrası dünya kadınlarının bakış açısıEtkinlik bu yıl Fas, Mohammed Premier Oujda Üniversitesi'nde Prof. Dr. Saida Belouali ev sahipliğinde "Women's perspectives on world post Covid-19/ Covid-19 Sonrası dünya kadınlarının bakış açısı" başlığı ile İngilizce, Fransızca ve Arapça dillerinde online olarak düzenlendi.Program kapsamında Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz,  "A Mathematical Approach to Covid-19/ Covid-19'a Matematiksel Bir Yaklaşım" konulu bir konuşma gerçekleştirdi.Dünya vatandaşlığı ile köprüler kuruluyor"World Speech Day", platformu 100'den fazla ülkede açık etkinlikler düzenleyerek insanları konuşma yapmaya ve fikirlerini paylaşmaya teşvik etmek için düzenleniyor. İnsanlara dünya vatandaşlığı ile aralarında köprüler kurulabileceğini gösteren bir ortam sunan platform British Council ile ortak çalışmalar da yürütüyor.

12 HAZ 2020

Şiddetli Covid-19’a Neden Olan Genler Belirlendi

Tüm dünyayı etkileyen Covid-19 salgınının nedenleri ve tedavisine ilişkin çalışmalar devam ederken; bilim insanları hastalığın kimilerinde şiddetli kimilerinde hafif şekilde seyretmesine ilişkin nedenleri de araştırıyor. Salgının ilk günlerinde başlayan çalışmaların çoğunun yaz aylarında sonuç vereceğini belirten Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Son yapılan bir çalışma, bazı insanların hastalığı daha şiddetli geçirmesinin nedeninin genlerle ilgili olduğunu ortaya koydu” dedi. Doç. Dr. Korkut Ulucan, İspanya ve İtalya’daki hastalar üzerinde yapılan çalışmada A kan grubuna sahip hastaların diğer kan gruplarına sahip hastalardan 1,5 kat daha fazla solunum problemi yaşadıklarının tespit edildiğini kaydetti.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Doç. Dr. Korkut Ulucan, yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan Covid-19 ve genler arasındaki ilişkiye dair çarpıcı bilgiler paylaştı.Hastalığın şiddetinde genler etkiliCovid-19’un ülkemizde ve dünyada her ne kadar hızı kesiliyor gibi gözükse de yayılmaya devam ettiğine işaret eden Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Bazı ülkeler başarılı hamlelerin sonucunda hastalığı kontrol altına almış olarak gözüküyor, bazı ülkelerde ise normalleşme sonrasında sayılarda artışlar olabiliyor. Her geçen gün yeni bilgiler elde etmeye devam ediyoruz. Son yapılan bir çalışma, bazı insanların hastalığı şiddetli geçirmesinin nedeninin genlerimiz olduğunu ortaya koydu. Tabii ki bu bilgi beraberinde tartışmaları da getirdi” dedi.Salgın yeni tartışmalara neden olacakCovid-19 ile ilgili her gün yeni bilgiler öğrendiklerini ve öğrenmeye devam edeceklerini belirten Ulucan, “Çalışmalar hızla devam ediyor ve sonuçları olgunlaşmaya başlıyor. Hastalığın ortaya çıkması ile başlayan çalışmaların çoğu yaz aylarında ilk sonuçlarını verecek. Koronavirüs, özellikle yaz aylarında tedavi, aşı ve genetik üzerinden tartışılacak gibi görünüyor. Şu ana kadar yapılan çalışmaların çoğu ya virüsün genetik materyali üzerineydi ya da insan genlerinden bazı spesifik genler üzerineydi. Ancak daha geniş verili ve total genomu kapsayan çalışma verileri henüz elimizde yoktu. Bu çalışmaların anlamlı olabilmesi için belli sayıda hasta olan ve olmayan bireylerin iyi sınıflandırılması ve daha sonrasında GWAS gibi uygun genetik metodoloji ile genetik taramaların yapılması gerekiyordu” dedi.Veriler artık daha netGWAS çalışmaları ile tek seferde birçok genetik varyant analiz edildiğini ifade eden Ulucan, “Genomumuz bölümler halinde değil total olarak analiz edilir. Nisan ayının sonu ve Mayıs ayının başında başlanan bu çalışmalar sonuçlarını vermeye başladı ama genetik çalışmaların sonuçları zaman alabiliyor. Hastalığın ilk gününden beri insan genlerinin bu hastalığa olan katkısının sınırlarını tahmin edebiliyorduk ama elimizde kesin kanıtlar yoktu. Şimdiki veriler ile çok daha net yaklaşımlarda bulunabiliyoruz. Bu çalışmalar tedavinin yönüne etkide bulunabiliyor” dedi.A kan gruplarına sahip hastalar daha riskli bulundu2 Haziran 2020 tarihinde yayınlanan bir çalışmanın hastalığın şiddeti ile kan grupları arasındaki ilişkiyi araştırdığını söyleyen Ulucan, sözlerine şöyle devam etti:“Daha önce kan grupları ile yapılan ilk çalışmalardan biri Wuhan merkezliydi. Bu çalışma A kan grubuna sahip bireylerin daha sık hastalığa yakalandığı ile ilgiliydi. Aynı çalışma A kan grubunun hastalığı en azından yatarak geçirenlerde daha yüksek oranda bulunduğunu, 0 kan grubunun ise diğer kan gruplarına kıyasla daha az bulunduğunu göstermişti. Ancak o zamanlar elde edilen verilerin hastalık ve kan grubu ilişkisi için yeteri kadar değildi. Son yayınlanan çalışmada İspanya ve İtalya’daki hastanelerde yatılı olarak ventilasyon veya oksijen desteği alan bin 610 hasta ile aynı bölgelerden 2 bin 205 sağlıklı birey genetik açıdan analiz edildi. Elde edilen genetik varyasyonlar, iki grup arasında karşılaştırıldı. İki grup arasındaki en büyük farklardan biri kan gruplarını kodlayan genlerde bulundu ve A kan grubuna sahip hastaların diğer kan gruplarına sahip hastalardan 1,5 kat daha fazla solunum problemi yaşadıkları belirlendi. 0 kan grubunun ise hastalığın şiddeti üzerine koruyucu etki yaptığı gösterildi. Bunlar çok değerli bilgiler ancak halen kan grupları ve hastalığın şiddeti arasında net ilişkinin varlığı için yeterli olmadığını düşünüyorum.”Covid-19’un şiddetini, bir gendeki farklılık belirliyorAynı çalışmada hastalığın şiddeti ile insanlardaki 3’ncü kromozomun özel bir bölgesinin ilişkili olduğunun belirtildiğini söyleyen Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Artık hepimiz biliyoruz ki SARS - COV2 hücrelere ACE2 reseptör yolu ile giriyor. Tabii bu reseptörlere yardım eden bazı farklı reseptörler de mevcut. Bunlardan biri 3’ncü kromozomun hastalık ile ilişki kurulan bölgesinde yer alan ve bazı amino asitleri taşımasında rol alan SLC6A20 reseptörünü kodlayan gen. Bu gendeki bazı farklılıkların, hastalığın daha şiddetli geçirilmesi ile ilişkili olduğu belirlendi. Bu reseptör, kalsiyum ve klor minerallerine bağımlı çalışan bir molekül ve belki de hastalığın neden hipertansiyon hastalarında daha şiddetli olduğunu da açıklayabilir. Aynı bölgede bulunan ve hastalık ile ilişkilendirilen genler, bağışıklık sistemimizin önemli üyelerinden olan T hücrelerinin virüslerle karşılaştıklarında farklılaşmalarına neden olan genler. Bu genler üzerinde bulunan varyasyonlar, hastalığın şiddetli geçirilmesi ile ilişkili bulundu” dedi.  Yapılacak çalışmalar yol gösterecekDoç. Dr. Korkut Ulucan, bu konuda birçok haber ve çalışma sonuçları görüleceğini belirterek “Artık elimizdeki veriler birikmeye başladı. Bu veriler ne kadar farklı popülasyonlardan gelirse o kadar değerlidir. Bu çalışmaların sonuçları tedavi, aşı çalışmaları ve hastalığın önlenmesi ile ilgili çok değerli bilgiler verecek” dedi. 

08 MAY 2020

8i’nci Biyomühendislik Günleri Online Gerçekleşti!

Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik Bölümünün düzenlediği Biyomühendislik Günlerinin 8’incisi online gerçekleşti. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşması yaptığı programda Dünya’da önceliklerin değiştiğini belirten Tarhan, “Dünyada silah sanayisine, petrole yatırım öncelikliydi. Ama artık sağlığa, insana yatırım öncelikli” dedi.  Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu ve Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik Kulübü Başkanı Mehmet Yunus Çomar yaptı.“Biyomühendisliğin önemi daha da anlaşılıyor”Mehmet Yunus Çomar, son günlerde biyomühendisliğin öneminin günümüzde daha çok anlaşılmaya başlandığına dikkat çekti. Çomar, “Biliyoruz ki Biyomühendislik içinde birçok farklı multidisipliner bölümü içermekte. Biyoteknoloji, mühendislik alanını birleştirdiği için aşı ve ilaç teknolojisi veya cihaz ve tanı kitleri gelişimi konusunda çok önemli bir bölüm. Bundan yola çıkarak bölümümüzü daha iyi tanıtma daha iyi anlaşma ve neler yapabileceğimizin farkına varmak için bu programı hazırladık” ifadelerini kullandı.Dr.Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu: “Biyomühendislik Bölümü üniversitemizin kuruluşundan beri var”Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu, Biyomühendislik bölümünün ve kulübün Üsküdar Üniversitesinin kuruluşundan beri var olduğunu belirtti. Her sene düzenli olarak gerçekleştirilen Biyomühendislik Günleri Programının öğrencilerin geleceğin mesleği olarak adlandırılan Biyomühendislik hakkında farkındalık oluşturmak için önemli olduğunu vurguladı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Biyomühendisliğe yapılacak yatırımların önemi anlaşıldı”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, biyomühendisliği Korona Pandemisiyle birlikte Dünya ve Türkiye’nin yeni fark etmeye başladığını ve bununla birlikte PSR cihazlarının ve bu tarz cihazların da ne kadar önemli olduğunun görüldüğünü kaydetti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Daha önce biyomühendislik denilince ‘Ne yapıyorsunuz siz?’ diye sorarlardı ya da Moleküler Biyoloji ve Genetik için bunu sorarlardı. Şu anda herkes bu konuda bilgilenmiş oldu.Karar verecek öğrencilerin farkındalığı açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu konuda yapılacak yatırımlarında ne kadar önemli olduğu anlaşıldı. Sağlığa yapılacak en önemli yatırımlar burada tanıya tedaviye hizmet edecek ilaç ve cihaz üretiminin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu gördük. Bütün bu aşı üretiminden tutun da mühendislik ve biyolojik bilimler arasındaki o dengeyi kuran bilim dalı olan Biyomühendisliği anlatmak çok önemli.” şeklinde konuştu.“Biyomühendislere daha çok ihtiyaç olacak”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, biyomühendisliğin fizik, kimya, matematik, nörobilim, yapay zekâ gibi alanları da içine alan bir bölüm olduğunu belirtti. Tarhan, Biyomühendislik bölümünde yetişenlerin biyolojik müdahaleler etme, biyolojik hesaplamalar yapma, genetik dizilimleri etkileme, değiştirme ve bütün bunlarla ilgili çalışma alanları var. Bu nedenle Biyomühendisliği biyoinformatikle bağlantısını kurarak anlatmak önemli.Biyomühendislik dendiği zaman sadece kimyasal ilaç geliştirme olarak ele alınması yanlış. Buradaki kimyasal bilgilerle biyolojik bilgilerin birleştirilmesiyle yatırımlar yapabilmek, proteinler üretebilmek, antikorlar, aşılar üretebilmek önemli. Diğer taraftan nörobilim ve yapay zekâ biyomühendisliğin bir parçası. Bunun için biyomühendislerin bununla ilgilenmesi gerekiyor. Bununla ilgili daha çok yazılım derslerinin alınması ve genetik bilimle sinir bilimin hatta davranış bilimiyle de birleşmesi gerekiyor. Bu birleşmenin sonucunda da gelecekte biyomühendislere daha çok ihtiyaç olacak. Koronavirüs salgınının bize en çok öğrettiği şeylerden bir tanesi bu alandaki kişilere daha çok ihtiyaç olacağıdır.” dedi.“Önceden silah sanayisine yatırım öncelikliydi şimdi insana yatırım öncelikli”Prof. Dr. Nevzat Tarhan korona salgınının göğüs cerrahisi açısından da önemli olduğunu vurguladı. Tarhan, “Uzak alanlar diye düşünüyoruz ama Toraks Cerrahi Kongresinde sadece korona konuşuluyor. Çünkü onun getirdiği birçok yenilik tıpta da farklı bakış açıları getirdi. Şu anda ‘Koronavirüs bizde neleri nasıl yapmamızı değiştiriyor?’ sorusunu sormak lazım. Çünkü öncelikler değişti.Dünyada silah sanayisine, petrole yatırım öncelikliydi. Ama artık sağlığa, insana yatırım öncelikli. İnsanın sağlıklı yaşamaya, tedaviye ulaşma hakkı var. Bu haklara ulaşabilmesi için muhakkak yeni tanı ve tedavi metotlarına ihtiyaç var. Bir kazanım insanın konforuna hizmet etmiyorsa bunun ne faydası var ki insanlığa. Gücün insana hizmet etmesi önemlidir. Biyomühendislikte biz nelere öncelik vermeliyiz? Biyomühendisler arasında bundan sonraki politikalarımız nasıl olacak konusunun konuşulması önemli diye düşünüyorum. Önümüzdeki birkaç sene artık önem ve önceliklerimizi bu duruma göre değiştirmemiz gerekir diye konuşulacak” ifadelerini kullandı.COVİD19- ve Biyomühendislik konuşuldu8’nci Biyomühendislik Günleri önemli isimleri de bir araya getirdi. Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Dilek Kazan, COVİD19 ve Biyomühendislik konulu bir sunum yaptı. Öte yandan; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Dr. Bircan Dinç, Calorimetric Techniques in the Biophysical Characterization” konulu sunumunu yaparken,  Tribor Arge Şirketi Araştırma ve Geliştirme Uzman Dr. Zulhice Tanrıseven de Boron in Health Applications konusunda paylaşımlarda bulundu.COVİD-19 için Gen Düzenleme Tedavileri tartışıldıNOTE Kozmetik şirketinin Genel Yöneticisi Beril Koparal Kariyer Yolculuğu konusunda bilgi verdi. Muğla Sıtkı Koçma Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Turan Demircan, “Successful spinal cord regeneration in metamorphic Axolotl: How is it possible?” konusunda sunum yaparken, Tarım Bakanlığından Dr. Hamit Ekinci, Bitkisel Biyoteknoloji konusunda sunum yaptı. Acıbadem Üniversitesi LabCell’de AR-GE Danışmanı Dr. Cihan Taştan, Gene Editing Therapies for COVİD-19” konusunda paylaşımlarda bulundu.Ümit Ünal: “7’den 70’e teknoloji üretimini kültür olarak yaymalıyız”İstanbul Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Ümit Ünal, biyoteknoloji ve biyogirişimcilik konulu sunumunu gerçekleştirdi. Ünal, “Biz Türkiye’de 7’den 70’e teknoloji üretimini bir kültür olarak yaymalıyız. Özellikle fen bilimleri, mühendislik, teknoloji, matematik, kodlama, algoritma gibi bir takım eğitimleri vermemiz gerekiyor” dedi.Doç. Dr. Korkut Ulucan: “Bulunduğumuz çağ kişiye özel çağdır”Programın son konuşmacısı Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünden Doç. Dr. Korkut Ulucan oldu. Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Bulunduğumuz çağ kişiye özel çağdır, kişiye özel yaklaşımdır. Çünkü genetik yapıdaki farklılıklar artık fonksiyonel olarak anlam kazanmaya başladı. Bizlerde İnsan Genom Projesinin çıktılarıyla beraber artık birçok olayı hastalık bazında da olsa günlük yaşam bazında da, duygu durum bile olsa yorumlayabiliyoruz.” dedi.

24 NİS 2020

Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz 100 matematikçiden biri olarak seçildi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, matematik ve bilgisayar bilimi alanlarında çalışan genç araştırmacıları buluşturan The 8th Heidelberg Laureate Forum organizasyonuna katılacak 100 matematikçiden biri olarak seçildi.Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, The 8th Heidelberg Laureate Forumunda…Forum, bilgisayar ve matematik alanında fikirlerin şekillenmesi ve gelişmesi için bir alan oluşturmak amacıyla düzenleniyor. Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, Abel Ödülü, ACM A.M. Turing Ödülü, the ACM Computing Ödülü, the Fields Medal, and the Nevanlinna Ödülü sahibi bilim insanları ile The 8th Heidelberg Laureate Forum organizasyonunda bir araya gelecek.Üsküdar Üniversitesi akademisyeni Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, The 8th Heidelberg Laureate Forum katılacak olan 100 matematikçiden biri olarak seçildi. 2013 yılında kurulan HLF, her yıl Heidelberg Laureate Forum Vakfı (HLFF) tarafından organize edilen matematik ve bilgisayar bilimlerinde özenle seçilmiş genç araştırmacıların disiplinlerinin ödülleri ile etkileşime girdiği bir hafta geçirdikleri ağ konferansı.Bilgi İşlem Makineleri Birliği (ACM), Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi (DNVA) ve Uluslararası Matematik Birliği (IMU) üyelerinden oluşan komite tarafından katılımcıların seçildiği, Heidelberg Laureate Forum organizasyonu ile düzenlenen bu önemli platforma finansal destek Almanya-Klaus Tschira Stiftung (KTS) tarafından sağlanıyor.

07 NİS 2020

Öğrencimiz Orhun Karakuş, Covid - 19 Tanı Merkezinde virüs ile savaşacak…

Öğrencilerimiz covid-19 ile saha savaşlarını sürdürüyor. Lisans ve ayrıca yüksek lisans öğrencimiz Orhun Karakuş, Sağlık Bakanlığı’nın çalışmaları kapsamında Nisan ayından itibaren Covid - 19 Tanı Merkezlerinin Kurulması Projesinde Uzman Genetik Mühendis olarak çalışıyor.  Orhun Karakuş, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Lisans, aynı zamanda Fen Bilimleri Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Yüksek Lisans özel öğrencisi.Alanında uzman isimlerden hem teorik eğitim hem uygulamalı eğitim alan Karakuş, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı işbirliğince yürütülen Covid - 19 Tanı Merkezlerinin Kurulması Projesinde yer alıyor.  Karakuş, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Uzman Mühendis olarak Nisan ayından itibaren çalışıyor. Covid - 19 Tanı Merkezinin dört günde kurulduğunu belirten Karakuş, “Türkiye'de en çok test Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Covid - 19 Tanı Merkezinde uygulanıyor” dedi.

06 NİS 2020

Üsküdarlı öğrencilerden uzaktan eğitime yoğun ilgi!

Koronavirüs nedeniyle uzaktan eğitime geçen Üsküdar Üniversitesi, eğitiminin aksamaması adına öğrencilerine uzaktan eğitimde birçok olanak sundu. Eğitim öğretime hız kesmeden devam eden ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, farklı dijital uygulamalar üzerinden sağlanan uzaktan eğitim derslerine ilk haftadan itibaren yoğun ilgi gösterdi.100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemini kullandıÜsküdar Üniversite öğrencileri ALMS arayüzü ile uzaktan eğitimde akademisyenlerle bir araya geldi. 1 hafta boyunca sanal sınıf uygulaması ALMS üzerinden 827 canlı ders gerçekleşti. 100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemine giriş yaptı.  ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yapıldı…Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini uzaktan eğitim için ALMS programının yanı sıra Zoom programı ile de destekledi. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği Zoom programında akademisyenler, ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yaptı.STIX sayfası 1.000.000’a yakın kez görüntülediÜsküdar Üniversitesi Yazılım Planlama Birimi tarafından geliştirilen STIX ise derse katılamayan öğrencilerin ders videosuna ulaşıp videoyu izlemesine olanak tanıdı. Üsküdarlı öğrenciler STIX sayfasını 1.000.000’a yakın kez görüntüledi.  Üsküdarlı öğrenciler ÜÜTV’de 35.000 canlı dersi izlediÖğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başlayan Üsküdar Üniversitesi tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin derslerini hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den de canlı olarak yayınladı.ÜÜTV1 ve ÜÜTV2 yayınlarından 35.000 öğrenci canlı dersi izledi. Öğrenciler, 1 hafta da ÜÜ Web sayfasını 275.000 kez görüntüledi.

30 MAR 2020

ÜÜ TV Canlı yayında uzaktan eğitime başladı…

Üsküdar Üniversitesi, YÖK’ün bahar dönemine yönelik kararı doğrultusunda öğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başladı. Tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin dersleri, hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den olarak yayınlanıyor. Üsküdar Üniversitesi, öğrenci odaklı faaliyetlerine Koronavirüs sürecinde de ara vermeden devam ediyor. Bahar döneminde örgün eğitimin yapılamayacak olması nedeniyle üniversitenin kanalı olan ÜÜ TV, Tıp, Sağlık Bilimleri, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri fakülteleri, SHMYO, Hazırlık Okulu ve enstitülerin derslerini yayınlayacak. Öğrenciler derslerine uzaktan canlı yayında devam edebilecek.  Uzaktan eğitim canlı yayınları başladıÜÜ TV’de yayınlanmaya başlayan uzaktan eğitim programları Pazartesi - Cumartesi akşamına kadar devam edecek. İlk 5 gün fakültelerin, hazırlık okulunun ve SHMYO’nun dersleri yayınlanacak, Cumartesi günü ise enstitü dersleri canlı yayın ile öğrencilerle buluşacak. Böylece öğrenciler üniversiteye gidemeseler de derslerine kaldıkları yerden etkin bir şekilde devam edebilecekler.ÜÜTV’nin https://tv.uskudar.edu.tr/ sitesi üzerinden başladığı uzaktan eğitimlerin programı ise şöyle;Pazartesi: 09:30 – 12:30 / Tıp Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Sağlık Bilimleri FakültesiSalı: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / İletişim FakültesiÇarşamba: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 18:30 / Hazırlık OkuluPerşembe: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek OkuluCuma: 09:30 – 12:30 / İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiCumartesi: 09:00 – 11:00 / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 11:00 – 13:00 / Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 13:00 – 15:00 / Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, 15:00 – 17:00 / Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, 17:00 – 19:00 / Fen Bilimleri EnstitüsüUzaktan eğitim yayın akışı için tıklayınız: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/5058/uutv-uzaktan-egitim-yayin-akisi

24 MAR 2020

Prof. Dr. Muhsin Konuk: “Covid-19 virüsü belirleyecek test kiti üzerinde çalışıyoruz”

Koronavirüs Covid-19 salgınının moleküler biyoloji ve genetik alanındaki çalışmaların önemini bir kez daha ortaya çıkardığını belirten uzmanlar, ülkemizin bu alanda sahip olduğu teknolojik altyapı ve insan gücüne dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda önemli çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu tip virüslerin belirlenmesine imkân sağlayan test kiti üzerinde çalışmalar yürüttüklerini, yetkili kurumlardan talep gelmesi halinde devletle iş birliği yapabileceklerini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Koronavirüs salgını sürecinde moleküler biyoloji ve genetik bölümünün öneminin bir kez daha anlaşıldığına dikkat çekti. Pandeminin moleküler biyoloji ve genetik bölümünün ve bu bölümde eğitim gören uzmanların iyi eğitim almalarının ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Şu anda devletimizde kısa süreli bir test yapılıyor. 15 dakika içerisinde yanıt veren bu test sonucuna göre negatif çıkanların da genetik özelliklerine moleküler teknikler ile bakılması için yönlendiriliyor. Moleküler tekniklerde standartlar bellidir eğer siz bu standartlara iyi uyarsanız moleküler teknikler hata yapmaz. Ancak o tekniği uygulayanlar hata yaparlar. İşte burada da moleküler biyoloji ve genetik eğitiminin ne kadar ciddi olarak yapılması gerektiği önümüze çıkıyor” dedi.Laboratuvarda DNA çalışmaları yürütülüyorBu bölümün alt yapısının çok önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Burada en temel şey o bilgiyi uygulayabilmek. Öğrencilerin o bilgiyi uygulamaya dönüştürebilme yeteneklerini geliştirmek. Üniversite olarak öğrencilerimize laboratuvar alt yapıları ve derslerin uygulamalarında olanaklar sunuyoruz. Mesela 3. sınıf öğrencilerimiz tarafından gen transferi yapılıyor yani öğrenci kendisi bir canlıdan DNA’sını çıkarıyor, o DNA’dan istediği gen bölgesini ayrıştırıyor. Sonra o gen bölgesini çoğaltıyor, onu bir vektöre ya da aktarıcı bir moleküle ya da plazmite ekliyor. O eklediği plazmit ve vektörü başka bir canlıya aktararak istediği gen bölgesinin aktarılıp aktarılmadığını kontrol ediyor. Hem de istediği şekilde aktarıldıysa onlarda ne gibi fenotipik değişiklikler meydana geldiğine bakabiliyor. Şimdi bu tamamen Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünün işi” dedi.Mutasyona uğrayacak başka virüsler için de kit üretmek mümkün!Gündemin en önemli konusunu oluşturan Koronavirüs Covid-19’la ilgili çalışmaların da Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünün alanına girdiğini kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Şu anda biyoteknoloji şirketleri genetik mühendisliğinin imkânlarını ve tekniklerini kullanarak kit üretiyorlar. Mesela biz de üniversite olarak bir şirket ile bu işi yapan bir biyoteknoloji şirketi ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunduk. Onların primer bölgelerini bizim bölümümüzden bir arkadaşımız dizayn etti. O çalışmalar neticesinde artık biz neredeyse %98’e varan oranda doğruluğu kesin sonuçlar veren kitleri üretme imkânına sahibiz. Yani üniversite olarak biz de sanayi ile iş birliği kapsamında bir sanayi kuruluşuna böyle bir destekte bulunduk” dedi.Prof. Dr. Muhsin Konuk, gelecekte mutasyona uğrayacak başka virüsler üzerinde çalışmalar yapılmasına imkân sağlanacak kitleri üretmenin de mümkün olduğunu söyledi.Covid-19 testini yapmaya hazırız…Prof. Dr. Muhsin Konuk, Covid-19 virüsünü belirlemeye yönelik çalışmalara ilişkin sonuçları aldıklarını belirterek, “Eğer devletimiz sadece kamuya ait hastanelerde ve belirli hastanelerde yapılan bu testlerle ilgili moleküler test teknikleri ile bir çağrıda bulunursa Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü olarak biz bu testleri devletimize, devlet adına halkımıza sunmaya hazırız. Biz her türlü desteğimizi veririz. Biz bu ülkeye destek olmak için varız” dedi.Covid-19 aşısı da geliştirilmeliBu kapsamda yapılan çalışmaların sadece virüsün varlığının tespit edilmesi için değil, bununla beraber bu virüse karşı aşı geliştirilmesi için de yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Devletimizin değişik kaynaklardan sunduğu imkânlar var ancak biz aşı geliştirme ile ilgili alt yapıya da sahibiz. Özellikle Slovakya ve bu ülkedeki bir üniversite ile ilgili olarak Q hummasına karşı prototipini geliştirdiğimiz aşı var. Yani dolayısıyla eğer yine bu bağlamda devlet çok özel spesifik destekler sağlayabilirse hem Covid-19 hem de diğer mikroorganizmalara karşı aşı geliştirme konusunda gerekli altyapıya sahibiz. Ülke olarak aşı konusunda çalışma yapacak altyapı ve teknik imkânlara sahibiz” dedi.Covid-19 aşısı Kasım-Aralık gibi…Covid-19 aşısı ile ilgili çalışmaların bazı ülkelerde devam ettiğini belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu aşıların Kasım-Aralık ayından önce uygulamaya geçmesinin beklenmediğini söyledi.Yetkili kurumlara itibar edilmeliSağlık Bakanlığı başta olmak üzere devletin yetkili kurumlarının açıklamalarına itibar edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, yetkililerin evde kalın uyarısına uyulmasının da önemli olduğunu söyledi.

17 MAR 2020

Korona günlerinde “temassız ödeme”

Dünyada ve ülkemizde artan vaka sayılarıyla gündeme gelen Koronavisün ticari hayata etkileri de konuşuluyor. Salgının yayılma riskinin azaltılması adına banknot ve madeni paralardan uzaklaşılmaya çalışılabileceğini belirten uzmanlar, temassız ödeme gibi dijital teknolojilerin bu dönemde kullanımının artabileceğine dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Özekes, küresel bir salgın haline dönüşen Koronavirüsün ekonomik ve ticari anlamdaki etkilerine de dikkat çekti.Banknot ve madeni paralardan uzaklaşılabilirProf. Dr. Serhat Özekes, hastalığın yayılma riskinin azaltılması için birtakım önlemlerin alındığını belirterek  “Çin, Güney Kore ve ABD'deki merkez bankaları, Yeni Koronavirüs Hastalığının (Covid-19) patlak vermesi üzerine potansiyel olarak kontamine olmuş nakit parayı “karantinaya almaya” karar verdiler. Bunun üzerine “kâğıt para hastalığı yayabilir mi?” sorusu gündeme oturdu. Bu soruya eşlik eden diğer bir soru da “nihayet nakitsizleşme zamanı geldi mi?” oldu. Dijital ödeme firmalarının, finans dünyasının ve devlet politikalarına yön verenlerin kolaylık ve maliyet adına banknot ve madeni paralardan uzaklaşmaya çalıştıkları bir süredir biliniyor. Hastalığın yayılma riskinin azaltılması adına alınan tedbirler bu çalışmaları hızlandıracak gibi görünüyor” diye konuştu.Temassız ödeme bir yöntem olarak önerildiDünya Sağlık Örgütü’nün de bu süreçte temassız ödeme yöntemlerini gündeme getirdiğini kaydeden Prof. Dr. Serhat Özekes,  şu değerlendirmelerde bulundu:“Çin devlet bankasının eski başkanı Lihui Li, salgın nedeniyle Çin merkez bankasının bir süredir üzerinde çalışılan ve Çin’in ulusal para birimi olan Yuan’ın dijital bir versiyonu olarak bilinen DCEP (Digital Currency Electronic Payment) dijital para biriminin piyasaya sürülmesinin hızlandırılması ve fiziksel nakit yerine kullanılması gerektiğini savundu. Ardından geçtiğimiz hafta, paranın Koronavirüsü yayıp yaymayacağı sorusuna cevaben Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sözcüsünün “mümkün olduğunca temassız ödeme yöntemlerini kullanmak iyi bir fikir” demeci medyaya yansıdı.”Popüler alışveriş yöntemleri çok tercih ediliyorOnline sipariş kanalları ile alışverişin son günlerde popüler olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat Özekes, “Virüslerin yayılma riskini azaltacak temassız ödeme yöntemleri düşünüldüğünde; kredi kartları, banka transferleri, elektronik cüzdanlar ve dijital değer transferi yöntemleriyle ünlü olan blokzincir tabanlı kripto para birimleri akla gelmektedir. Kâğıt paradan sonra en çok kullanılan ödeme yöntemi olan kredi kartlarının da elden ele geçerek ve panel aracılığıyla şifre girilerek kullanılması durumunda malzemeleri gereği en az kağıt paralar kadar virüs yayma potansiyeli olduğu sağlık uzmanları tarafından bildirilmektedir. Online sipariş kanalları aracılığıyla alışveriş yapmak, web tabanlı güvenli kredi kartı ödeme yöntemlerini seçmek ve siparişin kapımıza kadar gelmesi, pek çok şirketin evden çalışmayı tercih ettiği bugünlerde ülkemizde popüler bir alışveriş yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi.Mobil uygulamalar da tercih ediliyorProf. Dr. Serhat Özekes, şunları söyledi: “Teknolojik olarak gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan bir diğer yöntem de mobil cihazlar aracılığıyla kullanılabilen Venmo, PayPal, Cash App, Android Pay veya Apple Pay gibi mobil cüzdan uygulamaları aracılığıyla satın alma işlemi gerçekleştirmektir. Hayatımızın pek çok alanında ürünlerini görmeye başladığımız yapay zekâ teknolojilerinden birisi de yüz tanıma tabanlı ödeme yöntemidir. Yeni para birimi olarak da tanımlanan büyük veriyi kullanarak derin öğrenme yöntemleriyle öğrenen yüz tanıma teknolojileri, artık sadece cep telefonu ekranlarımızın kilidini açmak veya topluluk içerisindeki potansiyel suçluları takip etmek için kullanılmıyor. Teknolojik olarak gelişmiş ülkelerdeki bazı satın almalar bu teknoloji sayesinde kameraya gülümseyerek de yapılabiliyor.”Banknot kullanımı sorgulanıyorSağlık uzmanlarının insanlarla etkileşimi azaltmanın, kâğıt ve madeni para gibi temiz olmayan yüzeylere dokunulduğunda elleri gözlerden, ağızdan ve burundan uzak tutmanın hastalanma olasılığını azaltacağını belirttiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Serhat Özekes, “İçinde bulunduğumuz korona günlerinde, uzun süredir devam eden dijital para birimleri ve elektronik ödeme yöntemleri ile ilgili yapılan çalışmalar yeniden gündem olmuş; banknot paraların kullanım ömrünü yeniden sorgulatmıştır. Ülkemizde şimdiye kadar bir yandan banknot para ve kredi kartı kullanımı, bir yandan da kredi kartı tabanlı online ödeme yöntemleri kullanımı yaygındır. Her iki yöntemin birlikte kullanıldığı bu dönemi belki bir geçiş aşaması olarak görmek mümkündür. Zira bugün bile online ödemelerin alışverişlerimizdeki vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, yüz tanıma tabanlı ödeme ve dijital paraların günlük hayatımıza girerek yaygınlaşması çok yakın gözükmektedir. Görünen o ki Koronavirüs salgınından sonra dünya birçok anlamda bildiğimiz dünya olarak kalmayacak ve birçok alışkanlığımız tarih olacak” saptamasında bulundu.

12 MAR 2020

Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve senato üyeleri TÜBİTAK’tan destek gören öğrencileri kabul etti

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, projelerine TÜBİTAK desteği alan Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini Senatoda kabul etti. Tarhan ve senato üyeleri öğrencileri tebrik etti. Tarhan, “Laboratuvara girmek cennetin bahçesine girmek gibidir” ifadelerini kullandı.Projeleri kabul gören Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi Sıla Arslan, Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe Bölümü öğrencileri Samed Refik Sar ve Furkan Meriç, Biyomühendislik bölümünden Beyza Sözer, Asya Dicle Kaya, Aybüke Gür, Dilruba Baykara ve Esra Pilavcı, Moleküler Biyoloji ve Genetik 4’üncü sınıf öğrencileri Berfin Tanhan, Cansu Antepüzümü ve Oğuz Kaan Tombul’u Senato toplantısında Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Senato üyeleri tebrik etti.Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu: “Öğrencilerimizin 7 adet öğrenci  TÜBİTAK 2209-a projesi kabul oldu”Senato toplantı odasında gerçekleşen programda öğrencilerin projeleri hakkında bilgi veren Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu, “Mühendislik Fakültesinden on bir öğrencimizin TÜBİTAK projesi kabul oldu. Toplamda yedi proje ama bazı projelerde birer öğrenci bazılarında ise ikişer, üçer öğrenci var. Biz bu öğrencilerimizin danışmanlığını yürüteceğiz. Öğrencileri tebrik ederim” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Laboratuvara girmek cennetin bahçesine girmek gibidir”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, projelerinden dolayı öğrencileri ve proje süresince onları yalnız bırakmayan danışman hocalarını tebrik etti. Tarhan, “Öğrencilerimiz projelerini severek yapmışlar. Zaten proje gönüllülük işidir. Bir proje, kişide onu laboratuvarda yapma hissiyatı uyandırıyorsa o proje iyi sonuçlanır. Laboratuvara girmek, kişinin cennet bahçesine girmiş gibi hissetmesini sağlar. Kişi, bu şekilde görürse projesini tamamlayabilir. Proje işi böyle bir gönüllülük ve adanmışlık istiyor. Bizim gençlerimiz de öyleler. Hepinizi tebrik ederim” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrencilikte proje almak çok iyi bir fırsat”Projelerin devam etmesi gerektiğini söyleyen Tarhan tek bir proje ile kısıtlı kalınmaması gerektiğini vurguladı. Öğrencilikte proje almanın çok iyi bir fırsat olduğuna değinen Tarhan,  “Bu projeniz bitince mutlaka ikinci ve üçüncü projelerinizi tasarlayın. Öğrencilikte proje almak çok iyi bir fırsat. Danışman hocalarınıza da çok teşekkür ederim. Onların eli olmasa zaten bu projeler ilerlemez” ifadelerini kullandı.Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

09 MAR 2020

Üsküdar Üniversitesi öğrencilerine TÜBİTAK desteği

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü öğrencileri, alanlarında hazırladıkları projeleri ile TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazandı.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi, aynı zamanda PROMER Mikrobiyal Biyoteknoloji Araştırma Laboratuvarı asistanı Sıla Arslan’ın “farklı bir yöntem ve mikrobiyal suş kullanılarak yoğurt üretimi” başlıklı projesi, TÜBİTAK 2209-A projesi kapsamında desteklenmeye hak kazandı.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce), PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal’ın danışmanlığını yürüttüğü araştırma PROMER laboratuvarlarında yürütülecek.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe Bölümü öğrencileri Samed Refik Sar ve Furkan Meriç'in "In vitro kan beyin bariyerinde demir yığılımına bağlı oksidatif strese karşı gallik asitin koruyucu etkisinin araştırılması" 2209-A projeleri TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazandı.Projelerin danışmanlığını Moleküler Biyoloji ve Genetik - Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belkıs Atasever Aslan yürütecek. Hücre kültürü laboratuvarının kuruluşunun 7. yılında 7. TÜBİTAK öğrenci projesi kabul edildi.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Can Timuçin'in danışmanlığında MBG İngilizce bölümünden Beyza Sözer'in “K-Ras Dimerizasyonunu Engelleyebilecek İşlemsel Peptit Tasarımı Ve Moleküler Analiz” projesi de Tübitak 2209-A'dan destek aldı.Biyomühendislik bölümünden üç proje Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik bölümünden dört öğrenci tarafından yürütülecek üç ayrı proje de TÜBİTAK tarafından desteklenecek.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Dekan Yardımcısı, Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tuba Sevimoğlu’nun danışmanı olduğu 4. sınıf öğrencisi Asya Dicle Kaya'nın “Beyaz Çay, Bamya Tohumu ve Kiraz Sapı Bitkilerinin Antioksidan Aktivitelerinin Belirlenmesi” ve Aybüke Gür'ün “Siyah Çay ve Kekik Çayı Özütleri Kullanılarak Polimerik Nanofiber Sentezi” 2209-A öğrenci projeleri TÜBİTAK tarafından desteklenecek.Dr. Öğretim Üyesi Zihni Onur Çalışkaner'in danışmanlığında bulunan Dilruba Baykara ve Esra Pilavcı'nın “Kitosan ve Bazı Tohum Yağlarının Mikrobiyal Üreme Üzerindeki Sinerjistik Etkilerinin Araştırılması“ isimli 2209-A öğrenci projeleri TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazandı.Deneysel olarak yürütülecek olan söz konusu araştırmalar, Biyomühendislik Temel ve Uygulamalı Laboratuvarında gerçekleştirilecek.Moleküler Biyoloji ve Genetik 4. Sınıf öğrencilerinin projesi de TÜBİTAK' a kabul edildiSağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Mesut Karahan'ın danışmanlığında Moleküler Biyoloji ve Genetik 4. Sınıf öğrencileri Berfin Tanhan, Cansu Antepüzümü ve Oğuz Kaan Tombul ile “Asitretin Konjuge Edilmiş Silika Nanopartikülünün İmmun Trombositopenik Purpura Hastalığında Sitotoksik Etkinin İncelenmesi” başlıklı 7. TÜBİTAK 2209 A projesi de kabul edildi. 

28 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesi, öğrenci memnuniyetinde de iddialı!

Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim gören yaklaşık 18 bin öğrenciye yönelik düzenlenen ankette memnuniyet düzeyi ortalamasının yüzde 80’in üzerine çıkması dikkat çekti. 2019-2020 Güz Döneminin sonunda 17 bin 786 öğrenci ile gerçekleştirilen ankette üniversitenin derslik, teknolojik altyapı, AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının yanı sıra danışman akademisyenlerin öğrencilerine ayırdığı zaman, Erasmus olanakları ile öğrenci kulüplerine ilişkin görüşler değerlendirildi.Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırıyor“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” diyen 11 bin 798 öğrenci olumlu görüş verirken; olumlu görüş bildirenlerin oranı % 81 olarak ölçüldü. Aynı konuda güz döneminde yapılan çalışma, bu konuda memnuniyet oranlarının arttığını gösterdi. Bahar döneminde olumlu görüş verenlerin oranı % 79 olarak tespit edilmişti.Dersliklerin altyapı olanakları açısından yeterliliğinin de değerlendirildiği çalışmada 10 bin 539 kişi % 69 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar dönemindeki çalışmada da oranların yaklaşık olarak aynı olduğu görülmüştü.AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarını ulaşılabilir bulanların oranı % 73“AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğu şeklindeki görüşe ise 9 bin 156 kişi %73 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 71 olarak ölçülmüştü.Yerleşke ve teknolojik altyapı % 81 oranında beğeniliyor“Yerleşkeler teknolojik altyapı (bilgisayar, internet, ekranlar vb.) bakımından yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye %81 oranında 12 bin 87 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 79 oranında olmuştu.“Üniversite eğitimi beklentilerimi karşılıyor”“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” şeklindeki değerlendirmeye %75 oranında 11 bin 385 kişi olumlu cevap verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 71olarak ölçülmüştü.Kariyer hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Staj ve uygulama gibi kariyer hizmetleri” konusundaki memnuniyetin de ölçüldüğü çalışmada 8 bin 439 kişi % 69 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 65 olarak ölçülmüştü.Erasmus programları ulaşılabilir bulundu“Erasmus öğrenci değişim programlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğuna ilişkin soruya da 7 bin 694 kişi % 76 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 72 olarak tespit edilmişti.Sosyal ve dijital medyada yeterlilik üst seviyede“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanallarının aktif olarak kullanıldığı ve yeterli olduğu” şeklindeki değerlendirmeye 12 bin 823 kişi % 86 oranında olumlu görüş bildirirken; bahar döneminde bu konuda olumlu düşünenlerin oranı %83 olmuştu.Öğrenci kulüpleriyle ilgili memnuniyet de arttı“İlgi ve yeteneklerime uygun kulüpler bulunmaktadır” şeklindeki görüşe ise % 73’lük oranla 9 bin 759 kişi olumlu yanıt verirken; aynı konuda bahar döneminde yapılan çalışmada 8 bin 68 kişi %70 oranında olumlu görüş bildirmişti.Engelliler gözetiliyor“Hizmet alanları engellilerin durumu göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır” şeklindeki görüşü %85 oranındaki 10 bin 585 kişi olumlu bulurken, aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 83 olarak ölçülmüştü.Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterli bulunduÖğrenciler, akademisyenler ve idari personelden oluşan katılımcılardan 10 bin 535’i, “Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki görüşe %80 oranında olumlu görüş verdi. Bahar döneminde bu oran %77 olarak ölçülmüştü.Rehberlik hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli” olduğu yönündeki soruya da 8 bin 929 kişi %80 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 76 olarak görülmüştü.Etkinlikler tatmin edici olarak değerlendirildi“Sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” şeklindeki görüşe ise %68 oranındaki 9 bin 384 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı soruya 8 bin 195 kişi olumlu yanıt vermişti.Ulaşım hizmetleri % 88 oranında yeterli bulundu“Yerleşkelere ulaşım hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli olduğu” şeklindeki soruya 13 bin 515 kişi %88 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar dönemine oranla memnuniyet konusunda bir artış gözlendi.İdari hizmetler ve güvenlik hizmetleri değerlendirildi“Yemek ve kafeterya hizmetleri için temizlik, aydınlatma ve ısınma gibi fiziki koşulların uygunluğu” nun da sorulduğu çalışmada katılımcıların 12 bin 132’si %80 oranında olumlu görüş bildirir bahar dönemindeki çalışmada da aynı oranlar elde edilmişti.“Eğitim aldığım yerleşkede güvenlik hizmetleri yeterlidir” şeklindeki görüşe 13 bin 887 kişi olumlu yanıt verirken bahar döneminde %86 olan memnuniyet oranı böylece %90’a yükseldi.İbadet alanlarının ulaşılabilirliği ve yeterliliği konusundaki soru üzerine de 11 bin 273 kişi %88 oranında olumlu değerlendirmede bulundu. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 85 olarak ölçülmüştü.

07 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesinde milli reaktif geliştirildi

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Arel Üniversitesi bilimsel iş birliğinde yeni bir reaktif geliştirildi. “Catal's Reagent” olarak adlandırılan reaktif, demir sülfatın hassas ve kolorimetrik olarak ölçülmesine olanak sağlıyor. Dünya kimya endüstrisine ve bilime önemli katkı yapacak olan reaktif, tamamen yerli imkânlarla geliştirilen ve inovatif bir ürün olma özelliği taşıyor. Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Arel Üniversitesi bilimsel iş birliğinde yeni bir reaktif geliştirildi.Molekül ortak çalışmayla sentezlendiÜsküdar Üniversitesi İstanbul Protein Araştırma Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER) Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal tarafından geliştirilen reaktifte kullanılan tiyoantrakinon molekülü,  İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihal Onul, Araştırma Görevlisi Dr. Funda Özkök, Doktora Öğrencisi Kamala Asgarova ve Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ArelPOTKAM (Polimer Teknolojiler ve Kompozit Uygulama ve Araştırma Merkezi) Müdürü Yeşim Müge Şahin tarafından özgün olarak sentezlendi.Kimyasal özellikleri modellendiÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, PROMER Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Vildan Enisoğlu Atalay, yeni molekül ve reaktifin kimyasal özelliklerinin modellemesi çalışmalarını yürüttü.Biyolojik özellikleri araştırılırken keşfedildiMultidisipliner bir araştırma sonucu bu keşfin ortaya çıkarak geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Tunç Çatal, "Yeni ve özgün molekülün esasında moleküler biyolojik özelliklerini araştırma amacı ile laboratuvarda çalışırken tesadüfen demir sülfat ile spesifik reaksiyona girdiğini keşfettik” dedi.Kimya literatürüne kazandırıldıBelli bir bileşik ile karakteristik olarak reaksiyona girebilen ve böylelikle spesifik bir bileşiğin varlığını veya miktarını belirlemeye yarayan bileşik olarak tanımlanan reaktif ile ilgili Prof. Dr. Tunç Çatal, “Özellikle atık sularda, demir sülfatın kullanıldığı endüstrilerde, akvaryum sularında, araştırma laboratuvarlarında ve üniversitelerde AR-GE amaçlı kullanılabilmesi için reaktif haline getirerek ‘Catal's Reagent’ olarak kimya literatürüne kazandırıldı. Ulusal Patent başvurusu ve akabinde Uluslararası PCT patent başvurusu yapıldı. Geliştirilen reaktif kimya, biyokimya, tarım, ziraat ve biyoteknoloji endüstrisinde kullanılacaktır. Ayrıca su sistemleri, atık sular, biyolojik materyaller, gıda maddeleri, toprak örnekleri ve sentetik karışımlarda demir (2) sülfat tayininde kullanılabilecektir” dedi.Bilim dünyasının hizmetine sunulacakÜsküdar Üniversitesi Genç Beyinler Akademisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Nebiye Yaşar koordinatörlüğünde Prof. Dr. Tunç Çatal tarafından KOSGEB, AR-GE ve İnovasyon Destek Programı kapsamında desteklenen araştırmalar ile “Catal's Reagent” isimli reakfin ticarileştirilerek bilimin hizmetine sunulması çalışmaları da yürütülüyor.Yerli bir ürün Dünya kimya endüstrisine ve bilime önemli katkı yapacak olan reaktif, tamamen yerli imkânlarla geliştirilen ve inovatif bir ürün olma özelliği taşıyor.

29 OCA 2020

Prof. Dr. Osman Çerezci’nin yürüttüğü Elektromanyetik Kirlilik ölçüm sonuçları açıklandı…

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci tarafından yürütülen “Bursa Nilüfer Belediyesi Elektromanyetik Kirlilik İzleme Projesi” ölçüm sonuçları açıklandı. Çıkan değerler Avrupa değerlerinin üzerinde…Nilüfer Belediyesi Halk Evi Basın Toplantı Odası'nda düzenlenen toplantıda, Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile projeyi yürüten Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, elde edilen verileri kamuoyuyla paylaştı.Çerezci, "Değerler Avrupa'ya göre kat kat yüksek"Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, yapılan çalışmalara yönelik teknik açıklamalarda bulundu. Çerezci, elektromanyetik alan kirliliğinin ciddiye alınması gereken bir çevre sorunu olduğunu da vurgulayarak yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.Elektromanyetik kirlilikle Türkiye'de en etkin mücadele eden kurumun Nilüfer Belediyesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çerezci, "Nilüfer Belediyesi yaptığı çalışmalarla Türkiye'de bu konudaki açığı kapatıyor. Elektromanyetik kirliliğin tadı yok, kokusu yok, fark edilmeyen bir şey ve biz bununla yaşamımızı sürdürüyoruz. Bundan en çok çocuklar ve yaşlılar etkileniyor. Dünya Sağlık Örgütü elektromanyetik kirliliği kanser yapıcı etkenler listesine aldı. Avrupa bu konuda oldukça hassas davranıyor. 2004 yılından bu yana 5 kişiden fazla işçi çalıştıran fabrika ve kurumlarda ölçümler yaptırmayı zorunlu kıldı. Limit değerler İtalya, Hollanda, İsviçre'de çok düşük iken bizde çok yüksek. Planlamaları doğru yaparak değerleri aşağıya çekmeliyiz" dedi.Ölçümler ücretsiz Nilüfer Belediyesi ile yürütülen proje kapsamında bu yıl 73 ölçüm yaptıklarını belirten Prof. Dr. Çerezci, "Yapılan ölçümler sonucu elde edilen veriler DSÖ ve Avrupa ortalamalarına göre yüksek seviyelerde. Yüksek gerilim hatları ve trafolarla ilgili incelemelerde maksimum 5.2 manyetik alan seviyesi tespit edildi. Nilüfer'de 2019 ölçüm değerlerine göre ortalama seviye 1.32 iken Avrupa bu oran 0.07 ve bu da gösteriyor ki bizdeki oran kat kat fazla. Ayrıca Nilüfer'de baz istasyonlarıyla ilgili yapılan incelemelerde 2019 yılı ortalama seviye 1.12 V/m'dir. Bu da Avrupa'ya göre 2 kat yüksek seviyede" diye konuştu.Nilüfer Belediyesinin çalışmaları anlatıldıNilüfer Belediyesi olarak halk sağlığı adına çevre sorunlarına özel bir önem verdiklerini ifade eden Başkan Turgay Erdem, "İlçemizdeki hava ve su kalitesini izlediğimiz gibi, günümüzde önemli bir çevre sorunu olan elektromanyetik alan kirliliğini belirlemeye yönelik de çalışmalar yapıyoruz. Vatandaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda ücretsiz elektromanyetik alan ölçümleri yapıyor ve Nilüferliler'in bu konuda bilgi sahibi olmalarını sağlıyoruz. İlgili kurumlar bu ölçümleri 750 lira gibi bir rakam karşılığında yaparken biz kamu yararına tamamen ücretsiz bir çalışma yürütüyoruz. 2010 yılından bu yana, yaklaşık 2000 ölçüm gerçekleştirdik. Bu konuya halk sağlığı adına bir sosyal sorumluluk projesi olarak bakıyoruz. Nasıl ki hava kirliliğiyle ilgili yaptığımız ölçümleri halkla paylaşıyor ve alarm veren konularda önlem alınması için yetkilileri uyarıyorsak, elektromanyetik kirlilik de bu çerçevede bizim çalışmalarımız arasında yer alıyor. Nilüfer'de yapılan bu çalışmalar, çeşitli bilimsel kongrelerde ve çalıştaylarda da sunularak tartışmaya açılmıştır" dedi.Ayrıntı:http://www.bursadabugun.com/haber/bursa-nilufer-de-elektromanyetik-kirlilik-raporu-aciklandi-1245038.html

16 OCA 2020

Lisansüstü eğitimde örnek başarı!

Üsküdar Üniversitesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM) Öğr. Yrd. Ayşe Özçetin Şenöz,  Üsküdar Üniversitesi’nde Nörobilim Yüksek lisansını birincilikle bitirdi ardından vakit kaybetmeden de doktorasını tamamlayarak doktor unvanı aldı.Üsküdar Üniversitesi NPFUAM Öğr. Yrd. Ayşe Özçetin Şenöz lisansüstü alandaki başarısıyla dikkat çekiyor.“Deneysel çalışmalarımı Üsküdar Üniversitesinde yaptım”Doktorada ders dönemimi bitirdikten sonra Üsküdar Üniversitesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM)’nde işe girdiğini söyleyen Şenöz, Tez aşamasında merkezdeki olanakları kullandığını belirtti. Şenöz, “Tez aşamasında deneylerimi de NPFUAM’da tamamladım. Hem yüksek lisans tezimin hem de doktora tezimin deneysel çalışmalarımın tamamını Üsküdar Üniversitesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM)’nde gerçekleştirdim. Bütün çalışmalarımı da oradaki cihazlar ve hayvanları kullanarak yaptım. Bana deneysel anlamda çok büyük katkısı oldu” şeklinde konuştu.“Hem çalışıp hem okumak biraz zor”Hem idari hem akademik anlamda kendini geliştiren Şenöz, yüksek lisans, doktora ve iş hayatına değindi. Şenöz, “2013 yılında Üsküdar Üniversitesi’nde Nörobilim Yüksek Lisansına başladım. 2015 yılında yüksek lisansı bitirdim. Hiç ara vermeden yine 2015 yılında başka bir üniversitede doktora programına başladım. Doktoramı sinirbilim alanında yaptım ve 4.5 yılda doktoramı bitirdim. Yüksek Lisansımı yaparken çalışmıyordum ama doktoraya başladığımda aynı zamanda Üsküdar Üniversitesinde işe başladım ve çalışırken doktoramı da bitirdim. Hem çalışıp hem okumak biraz zor tabi. Ama ben deneysel çalışmalarımın tamamını çalıştığım yerde yaptığım için beni çok fazla zorlamadı” ifadelerini kullandı.“Prof. Dr. Tayfun Uzbay yüksek lisans tez danışmanımdı”Yüksek Lisans tezinde Üsküdar Üniversitesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM) Müdürü Prof. Dr. Tayfun Uzbay ile çalıştığını söyleyen Şenöz, yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları ile ilgili önemli paylaşımlarda bulundu. Şenöz, “Prof. Dr. Tayfun Uzbay yüksek lisans tez danışmanımdı. Şizofreni konusunda tezim üzerinde çalıştık. Tez aşamamda bütün çalışmalarımı Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM)’nde gerçekleştirdim. Yaklaşık bir yıl sürdü çalışmalarım. Doktora tezimi de Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM)’nde yaptım” dedi. 

09 OCA 2020

Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel yapay zekâ ve gelecek vizyonunu anlattı

 Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Pendik İTO Şehit Ahmet Aslanhan Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerine "Yapay Zekâ ve Gelecek Vizyonu” başlığında konferans verdi.Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta Ergüzel, büyük veri ve yapay zekâ teknolojisinin önemine değindi.Büyük veriye sahip olanlar politik ve stratejik güce sahip olacakGünümüz ve gelecekteki teknolojiler hakkında paylaşımda bulunan Ergüzel, “Büyük veriye sahip olan ve doğru kullanan, bu veriyi yapay zekâ teknolojileri ile yöneten kurumlar, ülkeler gelecek vizyonunu belirleyecek, akademik, ekonomik, politik ve stratejik güce sahip olacaklar” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel konferansın sonunda merak edilen soruları da cevapladı.Katılımlarından dolayı Pendik İTO Şehit Ahmet Aslanhan Anadolu İmam Hatip Lisesi Okul Müdürü Ebamüslim Yaşaroğlu, Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel’e hediye taktim etti.

23 ARA 2019

Adli Bilimler Bölümü Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Adli Bilimler Bölümü 3’üncü sınıf öğrencileri, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Adli Bilimler Bölümü 3’üncü sınıf öğrencileri açık alan olay yeri inceleme uygulaması gerçekleştirdi.Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy öncülüğünde düzenlenen eğitime Kimya-Biyoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Kaan Yılancıoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ünsal, Dr. Öğr. Üyesi Aylin Yalçın Sarıbey ve Arş. Gör. Kemal Akın’ın katıldı.Adli Bilimler Bölümü saha uygulamasında Adli Bilimler Bölümü 3’üncü sınıf öğrencilerine akademik ortamda açık alan olay inceleme eğitimi verildi. Öğrencilerin birebir uygulama yaptığı eğitimde öğrenciler üç takım halinde kendilerine  ayrılan parkurda daha önceden hocaların yerleştirdiği delilleri buldu.Prof. Dr. Atasoy: “Türkiye’de ilk kez akademik ortamda olay inceleme eğitimi”Sivil akademik ortamda olay yeri incelemenin Türkiye’de ilk kez yapıldığını ve tarihi bir gün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevil Atasoy, daha sonraki günlerde bu delilleri toplama aşamasına geçeceklerini belitti.

19 ARA 2019

Prof. Dr. Muhsin Konuk 8. Uluslararası Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Konferansına katıldı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Dekan Yardımcısı PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal İleri Protein Analiz Laboratuvar Sorumlusu Rümeysa Cebecioğlu ve Dilan Akagündüz 8. Uluslararası Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Konferansına katıldı.Prof. Dr. Tunç Çatal, PROMER laboratuvarlarında yürütülen araştırmaları anlattıMoleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji konularında yeni araştırma ve gelişmeleri paylaşıldığı kongrenin açılış konuşmasını Prof. Dr. Muhsin Konuk yaptı. Kongrenin açılış sunumunu Rümeysa Cebecioğlu ve Dilan Akagündüz gerçekleştirdi.Prof. Dr. Tunç Çatal, 8. Uluslararası Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Konferansında, PROMER laboratuvarlarında yürütülen araştırmalarla ilgili sunumunu yaptıKonferansa katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.

06 ARA 2019

Prof. Dr. Çerezci Mühendislik Fakültesi Dekanlar Konseyi Toplantısına katıldı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci Ankara’da 38’inci Mühendislik Fakültesi Dekanlar Konseyi Toplantısına katıldı.Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Elmas’ın yanı sıra farklı üniversitelerden Mühendislik Fakültesi Dekanlarının katıldığı toplantı Yüksek Öğretim Kurulu Konferans Salonunda gerçekleştirildi.  Yükseköğretimin gelecekteki vizyonu tartışıldıYükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ve Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Elmas’ın sunumlarını gerçekleştirdiği toplantıda yükseköğretimin gelecekteki vizyonunun ana hatları ve YÖK 100/2000 projesi katılımcılara anlatıldı.Toplantının devamında mevcut mühendislik fakültelerindeki eğitimin dijitalleşmesi ve geleceğe yönelik değişimi konusunda beyin fırtınası gerçekleştirildi.

02 ARA 2019

Biyomühendislik öğrencileri Sankara Beyin ve Biyoteknoloji Araştırma Merkezini ziyaret etti

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik (İngilizce) Bölümü 2’nci sınıf öğrencileri danışmanları Dr. Öğr. Üyesi Z. Onur Çalışkaner eşliğinde Sankara Beyin ve Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’ni ziyaret etti.Süreçle ilgili teknik bilgi aldılarİstanbul Üniversitesi Avcılar Yerleşkesinde öğretim üyeleri ve öğrenciler, merkezin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İhsan Kara ve Genel Koordinatör Can Kayacılar tarafından karşılandı.Öğrenciler, kısa bir tanıtım sunumunun ardından birim sorumluları eşliğinde moleküler üretim birimi ve fonksiyonel gıda üretimine yönelik zeytinyağı dolum tesisi ve fonksiyonel unlu mamul üretim tesislerini gezerek süreçlerle ilgili teknik bilgi edindi.Prof. Dr. İhsan Kara’nın ülkemizdeki biyoteknolojik üretimin artırılması ve gelecekteki potansiyeli ile ilgili tavsiyelerini ilgiyle ve merakla dinleyen öğrenciler, sonrasındaki merkez gezisi ile kendi alanları ile ilgili örnek prosesleri yerinde inceleme fırsatı buldu.Türkiye’de özel sektör tarafından desteklenerek kurulmuş ilk ve tek tematik Ar-Ge Merkezi olan Sankara Beyin ve Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nde insan sağlığına yararlı bitkisel antioksidanların endüstriyel ölçeklerde saflaştırılması, bu bileşenlerin hücre kültürlerindeki ve model organizmalar üzerindeki moleküler aktivitelerinin (antikanser, antiobezite, enerji verici, nörodejenerasyonu engelleyici etkileri gibi) araştırılması ve saflaştırılan antioksidanlar ile zenginleştirilmiş gıdaların (ekmek ve zeytinyağı gibi) üretimi gerçekleştirilmektedir.

27 KAS 2019

Geleneksel “Rektörle Buluşmalar” başladı

Üsküdar Üniversitesinin geleneksel olarak düzenlediği 2013 yılından buyana gerçekleştirilen "Rektörle Buluşmalar" etkinliği başladı. Türkiye’de ilk kez Üsküdar Üniversitesinde gerçekleşen rektörle buluşmalar etkinliğiyle öğrencilerin istek, öneri, ihtiyaç ve beklentilerini bire bir ilgililere iletme imkânı buluyor.İletişim Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği gerçekleştiMerkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğin ilki İletişim Fakültesi öğrencileri ile yapıldı. “İletişim Fakültesi Rektörle Buluşmalar” etkinliğine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör katıldı.Öğrenciler etkinliğe yoğun ilgi göstererek istek, beklenti ve önerilerini dile getirdi.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Rektörle Buluşmalar etkinliği yapıldıİletişim Fakültesi öğrencilerinin ardından “Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Rektörle Buluşmalar” programı yapıldı.Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci öğrencilerin soru, istek ve önerilerinin dinleyerek fikir alışverişinde bulundu.Rektörle Buluşmalar etkinliği;Uluslararası öğrenciler ile 13 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonunda,Tıp Fakültesi öğrencileri ile 17 Aralık tarihinde İbn-i Sina Konferans Salonunda,Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile 18 Aralık tarihinde Emirnebi - 1 Konferans SalonundaSağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu öğrencileri ile 18 Aralık tarihinde Emirnebi - 1 Konferans SalonundaHazırlık öğrencileri ile 25 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonundaİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile 25 Aralık tarihinde Nermin Tarhan Konferans Salonunda yapılacak.

25 KAS 2019

Ara tatilde eğitimcilere 4 isimden 7 konferans…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri ara tatilde “Öğretmen Mesleki Gelişim Programları” kapsamında 7 farklı konferansla eğitimcilerle bir araya geldi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, eğitimcilere birbirinden farklı konularda buluştu.Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl ilk defa uyguladığı ara tatilde eğitimcilere bir araya gelerek eğitimcilere farklı konu başlıklarının ele alındığı yedi ayrı konferans verdi.Eğitimcilerin konferanslara ilgisi oldukça yoğun oldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Bağcılar ve Avcılar’da eğitimcilerle buluştuÜsküdar Üniversitesi Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ara tatilde ilk olarak Bağcılar İlçesinde görev yapan eğitimcilere “Eğitimde Pozitif Psikoloji Uygulamaları” başlıklı konferans verdi. Tarhan, pozitif psikoloji, ideal öğrenme ve stres yönetimi hakkında eğitimcilerle önemli bilgiler paylaştı. Tarhan daha sonra 2023 Eğitim Vizyonu Programı kapsamında Avcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından eğitimcilere yönelik düzenlenen programa katıldı. Tarhan, Avcılar bölgesinde görev yapan eğitimcilere “Ergenlerde Depresyon” konulu konferans verdi. Prof. Dr. Deniz Arıboğan Üsküdar ve Ümraniye ilçelerindeydi… İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Ümraniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Rehberlik Merkezi’nin düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan, 400 eğitimciye “Kötülüğün Sıradanlaşması ve Dijital Teknolojilerin Etkisi” konulu sunum yaptı.Arıboğan daha sonra ise Üsküdar İlçe Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yürütülen “Kendini Geliştir, Geleceği Değiştir” projesi kapsamında Öğretmen Mesleki Gelişim Konferanslarına konuşmacı olarak katıldı. Arıboğan burada da eğitimcilerle önemli paylaşımlarda bulundu.Prof. Dr. Ahmet Konrot ise “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunu anlattıÜsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün eğitimcilere yönelik düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. İlginin yoğun olduğu konferansta Kontrot, “Dil ve Konuşma Bozukluğu Sağaltımı” konusunda değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel de “Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu” nu anlattı. Sosyal sorumluluk bağlamında Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel ise ara tatilde Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu başlığında sunum yapan Ergüzel farklı bir günde de Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği “Eğitim Seninle Başlar” konferansına da konuşmacı olarak katıldı.

22 KAS 2019

Prof. Dr. Osman Çerezci, TÜBİTAK’ta araştırmasını sundu

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Pof. Dr. Osman Çerezci TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü tarafından düzenlenen Frekans Seçici Elektromanyetik Kirlilik Ölçümleri Ulusal Çalıştayına katıldı. Çerezci “Elektromanyetik Alanlara Farkındasız Maruziyet Ölçümleri” başlıklı araştırmasını sundu. Çerezci araştırması ile büyük beğeni topladı.Baz istasyonlarında doğru ölçüm teknikleri tartışıldıAvrupa'da kullanılan ölçüm metodu seviyesine ulaşılması ve elektromanyetik kirlilik ölçümlerinin yüksek doğruluk ve düşük belirsizlikle gerçekleştirilebilmesini amaçlayan çalıştaya GSM operatörleri, telekomünikasyon şirketleri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan ve Üniversitelerden çok sayıda araştırmacı katıldı.Elektromanyetik kirliliğin tartışıldığı çalıştayda baz istasyonlarında doğru ölçüm teknikleri ve yönetmeliklerdeki belirsizlikler değerlendirildi.

21 KAS 2019

Doç. Dr. Ergüzel Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonunu anlattı

Üsküdar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği “Eğitim Seninle Başlar” konferansına konuşmacı olarak katıldı. Ergüzel, “Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu” konulu sunum yaptı.Pendik Yunus Emre Kültür Merkezinde gerçekleşen etkinliğe çok sayıda eğitimci katıldı.“Günümüz ve gelecek teknolojilerinin dönüşüm göstereceğini biliyoruz”Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, günümüz ve gelecekteki teknolojiler ile ilgili bilgi verdi. Ergüzel, “Günümüz ve gelecek teknolojilerinin hangi çerçevede ve ne şekilde bir dönüşüm göstereceğini biliyoruz” dedi. Ergüzel, günümüz yapay zekâ alanındaki, ülkelerin özellikle sağlık alanındaki yatırımlarını değerlendirdi.“Büyük veriyi doğru yöneten ülkeler birçok güce sahip olacak!”Ergüzel, büyük veri ve yapay zekâ teknolojisinin önemini vurguladı. Ergüzel, “Büyük veriye sahip olan ve veriyi doğru kullanan, yapay zekâ teknolojileri ile yöneten kurumlar, ülkeler gelecek vizyonunu belirleyecek, akademik, ekonomik, politik ve stratejik güce sahip olacaklar” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel konferansın sonunda öğretmenlerin sorularını da cevapladı.Program sonunda Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel’e katılımlarından dolayı Pendik İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Kenan Bilici tarafından plaket taktim edildi.

20 KAS 2019

Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel “Teknolojiyi doğru kullanan gelecek vizyonunu belirleyecek”

Üsküdar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün öğretmen eğitimleri kapsamında düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Ergüzel, “Yapay Zekâ Teknolojileri ve Gelecek Vizyonu” konulu sunum yaptı.Bağlarbaşı Kültür Merkezinde gerçekleşen etkinliğe çok sayıda eğitimci katıldı.“Teknolojiyi doğru kullanan ülkeler gelecek vizyonunu belirleyecek!”Ergüzel, günümüz ve gelecekteki teknolojiler hakkında paylaşımda bulundu. Ergüzel, büyük veri ve yapay zekâ teknolojisinin önemine değindi. Ergüzel, “Büyük veriye sahip olan ve doğru kullanan, bu veriyi yapay zekâ teknolojileri ile yöneten kurumlar, ülkeler gelecek vizyonunu belirleyecek, akademik, ekonomik, politik ve stratejik güce sahip olacaklar” şeklinde konuştu.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel konferansın sonunda öğretmenlerin sorularını da cevapladı.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

18 KAS 2019

Erasmus öğrencileri deneyimlerini paylaştı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde Erasmus staj ve öğrenim hareketliliğinden yararlanan öğrenciler, üçüncüsü gerçekleştirilen ‘Erasmus Hakkında Bilinmeyenler’ programında deneyimlerini paylaştı.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Tuba Sevimoğlu ve Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Shirin Tarbiat moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlik yoğun ilgi gördü.Öğrenciler hikâyelerini anlattıMerkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen etkinlikte sunumların bir kısmı İngilizce bir kısmı ise Türkçe yapıldı. Yabancı öğrencilerin de katılım sağladığı etkinlikte, öğrencilerin kafasındaki birçok soru cevaplandı. Birbirinden farklı tecrübeler paylaşan öğrencilerin hikâyeleri büyük ilgi uyandırdı.Çok sayıda öğrenci erasmus staj ve öğrenim hareketliliğinden yararlanıyorEtkinliğin açılış konuşmasını Dr. Sevimoğlu yaptı. Sevimoğlu, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinde yer alan Biyomühendislik, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümlerinde eğitim gören çok sayıda öğrencinin Erasmus staj ve öğrenim hareketliliğinden yararlandığını belirtti. Sevimoğlu, Erasmus ile giden öğrencilerin bu programda tecrübelerini paylaşarak diğer bölümler de okuyan öğrencilere de teşvik oluşturmasını istediğini söyledi.Erasmus hakkında bilgi verildiProgramın başında Uluslararası Ofis Direktörlüğü'nden Özge Alacakoç Erasmus ile Avrupa’ya gitmek için gerekli şartları, öğrenim ve staj sürelerini, verilen hibe miktarları ve bu hibe miktarlarının ülkeden ülkeye değiştiğini anlattı. Alacakoç program süresince öğrencilerin merak ettiği soruları yanıtladı.Celil Eren Kalkan: “Ders seçimi önemli”Geçtiğimiz Bahar Dönemi Erasmus aracılığıyla Polonya'nın Lodz şehrinde okumuş olan 3. Sınıf Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Celil Eren Kalkan katılımcılara tecrübelerini aktardı. Bölümünün ülkemiz dışında mühendislikten uzak bir dal olduğunu söyleyen Kalkan, bunun neden olduğu farklılıkları dile getirirken, ders seçiminin de önemini vurguladı.Kalkan, "Erasmus'un en can alıcı noktası kültürel etkileşimdir”Kalkan, Erasmus söz konusu olduğunda en önemli tecrübenin, kültürel etkileşim olduğunu söyledi. Kalkan, "Erasmus'un en can alıcı noktası kültürel etkileşimdir. Ben Erasmus boyunca, Çin'den Brezilya'ya kadar, dünyanın en uzak köşelerinden dahi arkadaş edinerek kendime bir şeyler kattım. Böyle bir imkânı başka yerde bulmanız mümkün değil. Bulunduğunuz ortamdaki herkesin farklı milletten olduğu böylesi bir oluşum kaçırılmaması gereken bir fırsat” dedi.Stajını Barcelona’da yaptı! 4. sınıf Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencisi ve Biyomühendislik çap öğrencisi Mehmet Yunus Çomar, yazın Barcelona da Vall d'Hebron Institut de Recerca de yaptığı stajı anlattı. Çomar stajını üniversite yerine araştırma hastanesinde yaptığını ve orada çok çeşitli teknikler öğrendiğini anlattı. Çomar, üniversiteler yerine bu tarz yerlerde de staj yapabileceklerinden değinerek Barcelona şehir yaşamı ve İspanya/Portekiz kültüründen bahsettiEbru Destan: “Cambridge zor ama keyifliydi” 4.Sınıf Biyomühendislik bölümü öğrencisi olan ve aynı zamanda Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde çap yapan Ebru Destan, Cambridge Üniversitesinde gerçekleştirmiş olduğu Erasmus stajı hakkında öğrencileri bilgilendirdi. Ebru Destan bu sürecin çok zorlu fakat keyifli olduğunu vurguladı. Destan, yaptığı çalışmaların geleceğine katkı sağladığını belirterek tecrübelerini ve alanıyla ilgili öğrendiği metotları öğrencilerle paylaştı. Bu süreçte birçok zorlukla karşılaşıldığını fakat güzel şeylerin kolay elde edilemeyeceğini söyledi.Özge Gül: “Güz yerler keşfettim”Biyomühendislik mezunu ve Endüstri ve Sistem Mühendisliği son sınıf öğrencisi Özge Gül, staj yapmış olduğu South Bohemia Üniversitesini, çalıştığı alanı ve gezilerini anlattı. Yurtdışında banka kartı, ISIC kartı kullanımı gibi konulardan ve tecrübelerinden bahsetti. Gül, Erasmus sınavı, staj ve konaklama için yer bulma, vize işlemleri gibi süreçlerin zor ve uzun olsa da yeni yerler keşfetmenin, güzel deneyimlerin her şeye değdiği ifade etti.Uğur Coşkun: “Olumlu yanıt alamasanız da hemen pes etmeyin”4. Sınıf Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) öğrencisi Uğur Coşkun Polonya'da " Nencki İnstitute of Experimental Biology"de yaptığı staj hakkında öğrencileri bilgilendirdi. Konuşmasının başında, staj yeri bulma sürecinde dikkat edilmesi gereken konulardan bahseden Coşkun, bu süreçte birçok Profesör ‘den olumlu yanıt alamayacaklarını ama asla pes etmemeleri gerektiğini belirtti. Daha sonra, staj sürecinde yürüttüğü "Fear Memory Extinction in Mice" adlı projesi hakkında detayla bilgi vererek, Nencki enstitüsünün Nörobilim alanındaki olanaklarına dikkat çekti.“Hafta sonunu değerlendirdik bir çok şehri gezdik”4. Sınıf Moleküler Biyoloji ve Genetik(İngilizce) öğrencileri Özlem Özge Yılmaz ve Tolga Polat Potsdam’da yaptıkları staj hakkında öğrencileri bilgi verdi Yılmaz “Max Planck Institute of Colloids and Interfaces” , Polat “Max Planck of Plant Physiology” de stajını tamamladı. Konuşmalarında staj sürecinde yaptıkları projelerden bahseden Yılmaz ve Polat, bu süre boyunca teorik ve uygulamada kendilerini geliştirdiklerinden bahsetti. Ayrıca, staj süresince hafta sonlarını değerlendirerek birçok şehri gezdiklerini dile getirdiler. Gezilerini nasıl planladıklarını ve Erasmus’a gidecek öğrencilerin gezi maliyetini nasıl uyguna getirecekleri hakkında paylaşımlarda bulundu.Program sonunda sunum yapan öğrenciler Mühendislik ve Doğa Bilimleri Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Sevimoğlu ile toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirdi.

11 KAS 2019

Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz Almanya’da seminer verdi

Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, Almanya’da bulunan Johannes Gutenberg-Mainz Üniversitesi (Johannes Gutenberg-Universität Mainz)'nde “SIR salgın modellerinin çözümü için sayısal bir yaklaşım” konulu seminer verdi.Yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler paylaştıDr. Öğr. Üyesi Burcu Gürbüz, Johannes Gutenberg-Mainz Üniversitesinin teklifi üzerine Post-Doctoral Research Associate (Doktora Sonrası Araştırmacı) olarak geçici görev yaptığı Matematik Enstitüsü'nde “SIR salgın modellerinin çözümü için sayısal bir yaklaşım” başlığı altında, yaptığı çalışmalara dair önemli paylaşımlarda bulundu.“Nümerik çözümlerinin hastalık dinamiklerinin anlaşılmasında oldukça önemli”Matematik Enstitüsünde görev alan öğretim üyeleri, doktora öğrencileri ve akademisyenlerin katılımcı olarak yer aldığı seminer yoğun ilgi gördü. Gürbüz, epidemik modellerin nümerik çözümlerinin hastalık dinamiklerinin anlaşılmasında oldukça önemli olduğunu vurguladı.Gürbüz, seminer sonrasında katılımcıların sorularını da yanıtladı.

09 KAS 2019

Dijital paralar hakkında bilginiz yoksa dikkat!

Türkiye'nin dört bir yanından yüzlerce kişiyi sanal para bitcoin borsasında dolandıran “Bitcoin Safiye” lakaplı kadın broker Safiye G. Y. ile gündeme gelen dijital para, şifreli ve dijital bir para birimi. Uzmanlar, 2008 yılında Satoshi Nakamoto takma adlı kişi veya grup tarafından yayınlanan bir dokümanla hayatımıza giren Bitcoin’i, merkezi bir kuruluşa bağlı olmayan açık kaynaklı, şifreli ve dijital bir para birimi olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, “kişilerin kendi kontrolünde olmayan ve güvenilirliği tam olarak test edilmemiş yatırım araçlarına başvurmamaları gerekiyor” uyarısında bulunuyor. Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü ve Adli Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Özekes, Bitcoin’in ülkemizde popüler bir yatırım aracına dönüştüğünü ancak dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.Prof. Dr. Serhat Özekes, BTC kısaltması ile gösterilebilen Bitcoin’in herhangi bir kurum ya da kuruluşa bağlı olmayan ve herkesin kullanımına açık bir teknoloji olduğunu belirterek “Bitcoin transfer işlemlerini içeren dijital küresel hesap defterine Blokzincir adı veriliyor. Kişiler sahip oldukları Bitcoinleri, Bitcoin cüzdanı adı verilen programlar sayesinde kolaylıkla kullanabiliyor. BTC istendiği zaman Türk Lirası, Amerikan Doları, Euro veya diğer para birimlerine takas edilebiliyor” dedi.Yatırım aracı olarak dijital para kullanırken dikkat edin!Aydın'da kendisini ekonomist ve broker olarak tanıtarak Bitcoin dolandırıcılığı yapan ve Bursa’da yakalanan Bitcoin Safiye olarak adlandırılan Safiye G. Y. ile gündeme gelen dolandırıcılık olayını da değerlendiren Prof. Dr. Serhat Özekes, şu uyarılarda bulundu:“Bu vakada hemşireden, polise çeşitli meslek gruplarından 40 kişi, Safiye. G. Y.’yi ekonomist-broker olarak benimseyip yüksek kazanç vaatlerine inanarak toplamda 600 Bitcoin karşılığı 30 milyon lira dolandırılmış. Bu olay bize Bitcoin’in ülkemizde ne kadar popüler bir yatırım aracına dönüştüğünü gösteriyor. Fakat dijital paralar hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin, yatırımlarını gözleri kapalı bir şekilde bir aracıya emanet etmeleri ve içinde ne olduğunu bilmedikleri kapalı bir kutudan çıkacak sonucu beklemeleri ciddi risk taşıyor. Ülkemizde gerçekleşen benzer dolandırıcılık olayları da göz önüne alındığında, kişilerin kendi kontrolünde olmayan ve güvenilirliği tam olarak test edilmemiş yatırım araçlarına başvurmamaları gerekiyor.”Bitcoin henüz gelişimini tamamlamadı Bitcoin’in henüz gelişimini tamamlamadığını ve insanlık tarihinin sadece son 10 yılında var olan deneysel bir para birimi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serhat Özekes, “Bitcoin hakkındaki bilgi birikimi arttıkça daha güvenli bir yatırım aracı haline gelebilir. TÜBİTAK aracılığıyla bir Blokzincir teknolojik araştırma laboratuvarının kurulması ve 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı yıllık programında Blokzincir tabanlı dijital merkez bankası parasının uygulamaya konma çalışmalarının planlandığı haberleri toplumun dijital para birimleri konusunda bilinçlendirilmesi doğrultusunda önemli gelişmelerdir. Ayrıca şifreli dijital para alım-satım yapan şirketlerin kanunlarla denetlenerek, bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması sayesinde güven ortamı oluşacağından Bitcoin Safiye olayındaki gibi dolandırıcıların toplumu kandırması önlenebilir” dedi. Bitcoin neden değerli? Veri madenciliği ve yapay zeka konusunda çalışmalar yürüten Prof. Dr. Serhat Özekes Bitcoin sisteminin toplam 21 milyon Bitcoin üretilebilecek şekilde tasarlandığını belirtit. Prof. Dr. Serhat Özekes, “Kasım 2019 itibariyle 18 milyon adet ile tüm Bitcoin’lerin %85’i üretilmiş olup piyasa değeri 165 milyon dolar civarındadır. Alt yapısında SHA-256 özet (hash) fonksiyonu kullanıldığından ve yüksek performanslı bilgisayarlar kullanan Bitcoin madencileri (Bitcoin miners) tarafından üretilecek yeni Bitcoin’lerin daha önce üretilmemiş bir özet değerine ulaşması gerektiği için, her yeni Bitcoin bloğunun üretilmesi işlemi giderek zorlaşmaktadır. Günde 1800 adet olan Bitcoin üretiminin giderek zorlaştığı da düşünüldüğünde, son Bitcoin’in 2140 yılında üretileceği tahmin ediliyor. İlk ve en çok kullanılan şifreli para birimi Bitcoin olsa da 2300’ü aşkın şifreli para birimi bulunuyor. Şifreli para birimlerinin toplam piyasa değeri 245 milyon dolar civarında” dedi.Kimlik bilgileri gizli kaldığı için tercih ediliyor İnternet üzerinde Bitcoin kullanılarak yapılan alışverişlerde kullanıcı kimlik bilgilerinin gizli kalması konusuna da değinen Prof. Dr. Serhat Özekes, “Kimlik bilgilerinin gizli kalması ve takip edilmesinin zorluğu gibi nedenlerle, internet ortamının büyük bir bölümünü oluşturan ve internetin karanlık tarafını ifade eden darkweb ortamındaki yasa dışı alışverişlerde çoğunlukla Bitcoin kullanılıyor. Bunun yanında artan hacmi ile yatırım aracı olarak görülen Bitcoin’in saklanması için kullanılan online cüzdanlar, mobil cüzdanlar, çevrim dışı cüzdanlar, fiziksel cüzdanlar ve kâğıt cüzdanların yanında Bitcoin borsaları, kolay kullanımları nedeniyle yatırımcılar tarafından çoğu zaman tercih ediliyor. Bitcoin borsasında da Bitcoin fiyatı diğer geleneksel para birimlerinin etkilenebileceği faktörlere bağlı olarak dalgalanabilir” dedi. 

06 KAS 2019

Kendi cilt sorununa çözüm ararken yeni bir marka ortaya çıkardı!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Shirin Tarbiat, kendi girişimiyle geliştirdiği cilt bakım serisi ile dikkat çekiyor. Dr. Shirin’s markası ile oluşturulan cilt bakım kremi ve peeling tozu ile doğal kozmetik ürün kategorisine yeni bir marka ile katıldı.Bir akademisyen olarak kendi cildinde yaşadığı sorunlara çözüm bulmak için iki yılı aşkın süre boyunca yaptığı çalışmaların ardından elde ettiği ürünleri Dr. Shirin’s markası altında toplayan Dr. Öğretim Üyesi Shirin Tarbiat, oluşturduğu doğal cilt bakım serisi ürünleri geliştirmeye devam ediyor.İlk etapta cilt bakım kreminin formülünü oluşturan Dr. Öğretim Üyesi Shirin Tarbiat çalışmaları hakkında şunları söyledi:Tamamen organik malzemelerden üretildi…“Dr. Shirin’s doğal cilt bakımı serisi, tamamen organik malzemelerden üretilen bir seridir. Aslında ilk başta kendi cilt problemime çözüm bulmak için başladığım çalışmalar beni bu noktaya getirdi. Benim gibi alerjik ve hassas cilt problemine sahip kadınların doğal bileşenli ürünlerle sağlıklı bir cilde kavuşmalarını istiyorum. Alınan olumlu sonuçlarla birlikte cilt bakım kategorisinde yeni ürünler geliştirmeye devam edeceğiz.”“Saf, doğal ve güvenilir ürün sunmayı hedefliyoruz”Dr. Shirin’s markasının temel prensibi ve dayanağının dürüstlük ve doğruluk olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Shirin Tarbiat, “Bir ürünün cilt sağlığınıza iyi gelmesinin yanı sıra aynı zamanda güvenilir bir ürün olması çok önemli. Dr. Shirin’s markasının vizyonu sadece güzelliğe odaklanmak değil, saf, doğal ve güvenilir ürün sunmaktadır. Ürünlerin yapımında hiçbir kimyasal madde yer almamaktadır. Bu hassasiyetimizle ürün içeriklerini web sitemizde ve ürün etiketlerinin üzerinde paylaşıyoruz. Şu anda iki ürünümüz bulunuyor, biri cilt bakım kremi diğeri de peeling tozu…” dedi.Dr. Shirin’s Peeling Tozu; İçeriğinde, kayısı çekirdeği kabuğu, nar yağı, deniz tuzu, pirinç unu, mısır nişastası bulunan Dr. Shirin’s  Peeling Tozu cildi tahriş etmeden pürüzsüz ve parlak bir cilt görünümü sağlamaktadır.Dr. Shirin’s Yaşlanma Karşıtı Yüz Bakım Kremi; İçerdiği 7 doğal avokado, zeytin, Hint, üzüm çekirdeği, limon kabuğu, Shea ve Hindistan cevizi yağları ile birlikte kuru ve yıpranmış ciltleri yenileme özelliği taşımaktadır. Paraben ve silikon içermeyen ürünler gündüz ve gece kullanımı ile cildi yeniler, bakımını sağlamaktadır.

01 KAS 2019

Üsküdar Üniversitesinden yeni uygulama

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi son sınıf öğrencisi Mustafa Mert Topuz, bitirme projesi olarak doğal kaynaklarının korunması, kâğıt kullanımının azaltılması, kâğıt tasarrufunun sağlanması amacına yönelik QR kod destekli uygulama geliştirdi.  Yazılımın ilk uygulaması Türkçe ve İngilizce olmak üzere Nermin Tarhan Konferans Salonunda iki oturumda gerçekleştirildi.Üsküdar Üniversitesi öğrencisinden çevre bilincine destekÜsküdar Üniversitesi birinci sınıf öğrencilerinin, birinci sınıf müfredatında bulunan Üniversite Kültürü dersine katılımları ve derse dair raporlarını QR kod desteği ile oluşturup gönderebildiği uygulama doğal kaynakların korunması, kâğıt kullanımının azaltılması için bilinç oluşturmayı hedefliyor.Öğrencilere Kahoot testiMühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi son sınıf öğrencisi Mustafa Mert Topuz’un geliştirdiği yazılımın ilk uygulaması Türkçe ve İngilizce olmak üzere Nermin Tarhan Konferans Salonunda iki oturumda yapıldı. Oturumun tamamlanması ardından öğrencilere Kahoot testi yapıldı.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, Kahoot testi sonunda dereceye giren öğrencilere ödüllerini takdim etti.

01 KAS 2019

Üsküdarlı öğrencinin geliştirdiği 3D yazıcının teslim töreni gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi Ahmet Faruk Şenormancı’nın geliştirdiği 3D yazıcı makinesinin Sağlık Bilimleri Fakültesine teslim töreni gerçekleştirildi.Merkez Yerleşke Kanlıca Toplantı Salonunda gerçekleştirilen teslim törenine Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu ve akademisyenler katıldı.Törene katılanlar başarılarından dolayı Ahmet Faruk Şenormancı ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’nu tebrik etti.Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

22 EKI 2019

Biyomühendislik 1’inci sınıf öğrencileri kahvaltıda buluştu

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü 1’inci sınıf öğrencileri tanışma kahvaltısında bir araya geldi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Fuaye Alanı’nda gerçekleşen organizasyona Mühendislik ve Doğa Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci başta olmak üzere Mühendislik ve Doğa Bilimleri Dekan Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Fatma Gizem Avcı, Dr. Öğr. Üyesi Zihni Onur Çalışkaner ve Ar. Gör. Ecem Kaplan da katıldı.Biyomühendislik bölümü 1’inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen kahvaltıda öğrencilere dekan ve bölüm hocaları ile tanışma ve birbirleri ile yakından iletişim kurma fırsatı sunuldu.Organizasyonda aynı zamanda bölüm akademisyenleri tarafından öğrencilerin merak ettikleri sorular da cevaplandı.

09 EKI 2019

2019-2020 akademik yılı oryantasyon programları sona erdi

Üsküdar Üniversitesinin 2019-2020 akademik yılında Üsküdar Üniversitesini kazanan öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında öğrencilere bilgi verildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda Tıp, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü de öğrencilerle tanışarak birimlerini tanıttı.

02 EKI 2019

Üsküdarlı öğrenciler kanserin izini sürüyor…

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Orhun Karakuş’un “CD27’nin Olası Etkisinin İncelenmesi Gastrik Kanserinde Genel Polimorfizm olası etkisinin araştırılması” çalışması Haliç Üniversitesinde gerçekleşen 7’nci Uluslararası Moleküler Tıp Kongresinde poster olarak sunuldu.Karakuş’un çalışması İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Moleküler Tıp Anabilim Dalı ve Üsküdar Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Moleküler Tıp ABD Başkanı Prof. Dr. İlhan Yaylım danışmanlığında yapıldı.Çalışma aynı zamanda TÜBİTAK 2209 A programı Bilim İnsanı Destekleme Daire başkanlığı tarafından da desteklendi.“Mide kanseri hastaları çalışmaya dâhil edildi”Çalışmada, genlerin neden olduğu hastalıkların teşhisini kolaylaştıran ve bunlara tanı koyulmasını sağlayan genetik polimorfizm ile CD27 geninin sahip olduğu mutasyonların mide kanseri üzerindeki etkilerin araştırılması üzerine polimorfizm çalışmaları yapıldı.CD27 SNP'lerinden biri olan rs2267966'i ilk kez dünyada mide kanserli hastalarda ve Türk popülasyonunda araştırıldığı çalışmada İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği dalı tarafından tanısı koyulmuş 22 Kadın 45 erkek olmak üzere 67 mide kanseri hastası incelendi.Kontrol grubu olarak ise 49 kadın, 54 erkek olmak üzere toplam 103 sağlıklı gönüllü birey çalışmaya dâhil edildi.Projenin sonuçları, "Yaş parametrelerine göre yapılan değerlendirme sonucunda hasta ve kontrol gurubu içerisinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Mide kanserli nod metastası olan 59 hastanın %42.4 yani 25 kişi CD27 geninde AT genotipi taşırken nod metastası olmayan 8 hastanın AT genotipini hiç taşımadığı gözlemlendi. Bu bulgu istastiksel olarak anlamlıdır. Her ne kadar CD27 genotipi risk anlamında hasta ve kontrol grunu arasında her hangi bir genotipsel (genetiksel) farklılık göstermese de, AT genotipinin özellikle pozitif nod metastası (N+) olan hastalar negatif nod metastası (N-) olanlara göre istatiksiksel olarak anlamlıdır. Bu nedenle hasta grubuda belkide CD27'nin genotip durumu hastalığın ilerleyişi ile alakalı bir parametre olarak yer alabileceği ön görülmektedir." şeklinde açıklandı.

17 EYL 2019

Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek Macaristan’daki konferansa katıldı

Üsküdar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek Macaristan’ın Budapeşte şehrinde düzenlenen Fifth International Mediterranean Congress on Natural Sciences, Health Sciences and Engineering -MENSEC 5 konferansına katıldı.Konferansta oturum başkanlığı da yapan Çiçek, “The Malfunctions in Supply Chain Management causes the remarkable reduction in companys profil”  konulu makalesini de sözlü olarak sundu. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek, konferansta Üsküdar Üniversitesi hakkında da katılımcılara bilgi verdi.Öte yandan konferansa Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Görevlisi Ayşe Özçetin Şenöz de katılarak makalesini sözlü olarak sundu.

04 EYL 2019

Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel Yapay Zekâ ve Gelecek vizyonunu anlattı

Üsküdar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Öğretmeni ile Güçlü Okul Projesi” kapsamında düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı. Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel konuşmasında yapay zekâ teknolojileri ve gelecek vizyonu konularında önemli bilgiler verdi.İstanbul Kabataş Erkek Lisesi konferans salonunda gerçekleşen programda Ergüzel, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli öğretmenlere yönelik “Yapay Zekâ ve Gelecek Vizyonu” başlığında konferans verdi.Konferansa öğretmenlerin ilgisi yoğun oldu.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel konferansın sonunda öğretmenlerin sorularını da cevapladı.

26 AĞU 2019

Gene göre spor ile süper çocuklar yetiştirmek mümkün

Daha çok kanser tedavilerinde gündeme gelen genetik testler, gençlerin başarılı olabileceği spor dallarını belirlemede de kullanılıyor. Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğrt. Gör. Genetik Uzmanı Doç. Dr. Korkut Ulucan, erken yaşta yapılacak analizlerle sporcuların önemli başarılar elde edebileceğini söylüyor.Tıp dünyasının insan genom projesini tamamlamasından sonra genlere bakılarak yapılan tedaviler, en çok kanser alanında kullanılmaya başladı. Tümörün genetik haritasının çıkarılması ile gelişen immünoterapilerle kanser tedavisinde önemli başarılar elde edildi. Ancak genetik bilgiden sadece kanser tedavisinde değil hayatın tüm alanlarında faydalanılıyor.Genler, “süper sporcuların” yetiştirilmesinde de kılavuz oluyor.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğrt. Gör.Genetik Uzmanı Doç. Dr. Korkut Ulucan öncülüğünde Ulusal Spor Genom Projesi’nde, genç sporcuların genetiğine bakılarak uygun antreman modelleri, beslenme ve psikolojik destek yönetimleri oluşturulmaya çalışılıyor. Proje kapsamında bir gen havuzu oluşturulduğunu ve yaklaşık 2000 sporcunun genetik materyalinin toplandığını söyleyen Doç. Dr. Ulucan, “Hedef uluslararası başarılara imza atan sporcular yetişmesine destek olmak” dedi.GERÇEK DOPİNG GENLERDE GİZLİKişinin birçok özelliğinin genetik yapısında gizli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ulucan “Kaslarımızın çalışma şeklinden kasılmalarına, oksijen tüketimlerinden ortam değişikliklerine adaptasyonları genlerin kontrolünde oluyor. Günümüzde genlerdeki bu değişiklikleri belirleyebiliyoruz. Bu farklılıklara bakılarak bir kişinin ne tarz bir fiziksel aktiviteye yatkın olabileceği belirleniyor. Kişinin özelliklerine göre de bireysel antreman programları ile sporcu performansları geliştirilebiliyor. Amacımız, gençleri bir spor dalına yönlendirmek değil, ilgi duydukları spor dalında hangi alanda daha başarılı olabileceklerini belirlemek. Mesela atletizme ilgi duyuyorsa, maratonda mı yoksa kısa mesafe koşuda mı daha başarılı olabileceğini tespit edebiliyoruz. Amaç, dopingsiz, sürdürülebilir başarılara ulaşmak. Hep şunu söylüyoruz gerçek doping genlerinizde gizli. Başka bir maddeye gerek yok. Eğer biz sporculara genetik, biyokimyasal açıdan ve fizyolojik açıdan güzel yaklaşım yapmayı bilirsek dopingsiz süper sporcular yetiştirebiliriz” diye anlattı.16 GEN BÖLGESİ ARAŞTIRILIYORGenç sporcu adaylarının genetik testlerinin Marmara Üniversitesi ve Üsküdar Üniversitesi’ndeki laboratuvarlarda yapıldığını anlatan Doç. Dr. Ulucan, “Ulusal Spor Genom Projesi için bir çekirdek gen grubu belirledik. 15-16 gen bölgesine bakıp bireyler hakkında sonuç elde edebiliyoruz. Bunu istersek 100 tane gene de bakıp yapabiliriz. Şu anda sakatlığa yatkınlıklarına, atletik performanslarına ve psikolojik durumlarına etki eden genleri okuyoruz. Benim asıl isteğim bunu federasyonlarla ortak geliştirmek. Birkaç pilot konu belirleyip genetik haritalamayı olimpik sporculara, bizim U 15, U 14 sporcularımıza uygulayarak pilot çalışma yapmak. Zaten bu çalışmanın çıktıları ele alındığında fark ortaya çıkacak, bütün takımlar bunu uygulayacak. Bilim bu yöne doğru gidiyor” dedi.İngiliz olimpik sporcuların ve Barcelona, Almanya ve Polonya’nın bu testleri yaptıklarını anlatan Doç. Dr. Ulucan, genetik testlerin etkinliğinin en çarpıcı örneğinin Mısır millî futbol takımında yaşandığını söyleyerek; “Mısır futbol millî takımı 2015’te tüm futbolcuların beslenme ve atletik performans genlerine baktırdı ve Mısır 30 yıl aradan sonra dünya kupasına katıldı” dedi.ÇOCUĞUNU SPORA YÖNLENDİREN AİLELERE REHBERGenetik testler çocuğunu spora yönlendiren ve bu şekilde eğitim bursu kazanması için çaba gösteren aileler için de rehber. Olimpik sporcular yetiştirebilmek için federasyonların bu konuya el atmasını isteyen Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Bütün kabiliyetlerimiz genlerde gizli. Hastalıklara yatkınlık, zayıf ve güçlü yönlerimiz DNA’mızda... Son yıllardaki bilimsel gelişmeler, genetik materyalleri okuyarak sağlığı yönlendirmek üzerine kuruluyor” dedi.HER YAŞIN EGZERSİZİ VARHer yaşta egzersiz tavsiye edildiğini hatırlatan Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Şunu unutmamak gerekir ki, egzersiz ilaçtır. Özellikle damar sisteminin iyi çalışması için metabolizmaya uygun egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz kalpte ve beyinde plak birikimini engeller ve zararlı maddeleri temizler. O yüzden egzersiz yapanların Alzheimer’a yakalanma riskleri daha düşüktür. Ayrıca egzersiz, mutluluk hormonu olarak da bilinen endorfin salgılanmasını sağlayarak sağlık verir. Her yaşın, her hastalığın egzersizi var. Yatalaksanız bile uzmanların tavsiye ettiği ezgzersizi yapmak zorundasınız” dedi.Egzersizin uzman tavsiyesi ile yapılması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ulucan özellikle ileri yaşta bunun çok önemli olduğunu belirterek, aşırı egzersizin zararlı olduğunu belirtti. Her dönemde yapılacak egzersizin farklı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ulucan, “İleri yaşta en iyi egzersiz yürüyüştür. Diğer sporları yapmak isteyenlerin öncelikle aile hekimlerine giderek sağlık kontrollerini yaptırmaları ve onların izin verdiği ağırlıkta spor yapmaları daha faydalıdır. Ezbere yapılan ağır sporlar ileri yaşta kalp krizi riskini artırır” dedi.ŞİŞMANLIĞIN TEMELİNDE DE GENETİK YATIYORObezitenin gelişiminde çevresel faktörlerin yanında genetik altyapının da çok önemli etkisinin olduğunu söyleyen Doç. Dr. Korkut Ulucan, “İki kişi aynı yaşta, kilosu her şeyi aynı. Aynı egzersizi yapıyor, aynı şeyleri yiyip içiyor, biri kilo verebiliyor diğeri veremiyor. İşte burada kişinin gen yapısı devreye giriyor. Bizi birbirimizden farklı kılan binde birlik genom farkıdır. Bizler laboratuvarda bu binde birlik farkları analiz edip, ona göre “sen şunu şu kadar yersen senin için daha iyi olabilir” tavsiyesinde bulunuyoruz. Bizim yaptığımız genetik testler, kişinin dışarıdan aldıklarından bağımsız olarak olaya karşı verdiği cevabı gösteriyor. Mesela, kafeini metabolize eden geni analiz edip kişiye gün içinde kaç gram kafein tüketebileceğinin tavsiyesini yapabiliyoruz. Bu genetik bilgiye sahip olmak neyi engeller? Taşikardi, yüksek tansiyon gibi problemlerin ortaya çıkışını, genç bireylerse gebelikteki düşük riskini engeller” dedi.METABOLİZMAYI HIZLANDIRALIM AMA NE KADAR?Son yıllarda “metabolizmayı hızlandırmak”la alakalı birçok tavsiye duyuyoruz. Beslenme uzmanları spor hocaları sağlığın, kilo vermenin ve daha fit görünmenin formülünün metabolizmayı hızlandıran davranışlardan geçtiğini savunuyorlar. Peki metabolizmayı hızlandırmanın bir sınırı var mı? Doç. Dr. Korkut Ulucan, her yaşın metabolizma hızının farklı olması gerektiğini söylüyor. Aşırı sporla metabolizmayı hızlandırmaya çalışmanın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini hatırlatan Doç. Dr. Ulucan, “25 yaşındaki bir insanın metabolizma hızı ile 55 yaşındaki bir insanın metabolizma hızı bir değil. Benim en çok karşı çıktığım olay, herkese ‘metabolizma hızını hızlandırın’ tavsiyesi yapılması. Hayır, belli bir yaşta metabolizmanın yavaşlaması lazım. Metabolizmanın yavaşlaması birçok hastalığın yayılmasını engelliyor” diyor.ANİ KALP ÖLÜMLERİ DE ÖNLENEBİLİRGenetik testler sayesinde genç yaştaki sporcu ölümlerinin önüne geçebileceğini belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Ailesel formları olan kalp-damar hastalıkları önceden tahmin edilebilir, tedbirleri daha belirtiler başlamadan alınabilir. Özellikle profesyonel sporcular hayatlarında sadece bir defa yaptırabilecekleri genetik testlerle herhangi bir hastalığa yatkın olup olmadıklarını öğrenebilirler” dedi.Ziyneti Kocabıyık​TÜRKİYE GAZETESİ​​​

29 TEM 2019

Sporcuların atletik performansını gaita nakli artabilir mi?

Son yıllarda önemi anlaşılan, birçok hastalığın tedavisi konusunda umut veren ve “mikrobiyata” olarak adlandırılan bağırsakta bulunan mikroorganizmalar, aktif sporcuların performansını artırmada etkili olabilir mi?  Spor genetiği alanında çalışmalar yapan uzmanlar, gaita naklinin sporcuların performansını artırmada etkili olabileceğini belirtiyor. Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Korkut Ulucan, önemi son yıllarda anlaşılan mikrobiyatanın (bağırsaklarda bulunan mikroorganizmalar) aktif sporcuların performansını artırmasına yönelik çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Son 4-5 yılda önem kazanan mikrobiyotanın (bağırsakta bulunan mikroorganizmalar) birçok hastalığın tedavisine umut verdiğini belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Birçok hastalığın tedavisinde fekal transplantasyonların nakli hızla gelişiyor ve ilerliyor. Sadece bağırsak sorunlarına karşı değil, obeziteden metabolik sendroma, birçok psikiyatrik hastalıkların tedavisinde uygulamalar hastalıkların semptomlarının giderilmesinde güzel sonuçlar veriyor” dedi.Dışkı nakli ile ümit vaat ediyor Yapılan çalışmalarda etkinliği kanıtlanan gaita naklinin aktif sporcularda işe yarayabileceğinin akıllara geldiğini belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Bağırsağımızda yaklaşık 100 trilyon bakterinin yaşadığı tahmin ediliyor. Bu bakteriler bizler için bazı büyük molekülleri parçalarken bizlere hormon gibi, vitamin gibi metabolizmamız için gerekli kimyasal moleküller sentez ediyor. Yani bir çeşit mutual yaşam söz konusu. Bu bakterilerin 500- 1000 farklı tür olabileceği ve genetik çeşitlilik olarak bizden çok daha fazla farklılık gösterdiği biliniyor. Mikrobiyota konusunda bir dolu çalışma yapıldı ve bu konu daha da bilim dünyasını meşgul edecek gibi gözüküyor. Özellikle sağlıklı bireyler ile hasta bireylerin mikrobiyota farkı, fekal mikrobiyota transplantasyonunu yani kabaca dışkı naklini gündeme getirdi ve ümit vaat eden sonuçlar elde edildi” diye konuştu.Fekal mikrobiyota atletik performansı artırmak için yapılabilirAtletik performans ve mikrobiyota ilişkisine ilişkin çalışmaların da gündeme geldiğini belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, mikrobiyatanın egzersiz için önemli olduğunu kaydederek “Atletik performans konusunda da güzel çalışmalar yapılıyor ve alanında daha başarılı sporcuların mikrobiyota analizleri gerçekleştirildiğinde toplumun genelinden daha farklı olduğu gözlemleniyor. Son yapılan çalışmalarda her ne kadar iki farklı kişinin mikrobiyatası aynı olmasa da sporcularda birbirine çok yakın olduğu gözlemlenmiş. Mikrobiyotayı oluşturan bakterilerden Veillonella’nın başarılı sporcularda daha fazla bulunduğunu analiz edilmiş. Bu bakteriyi denek hayvanlara aktardıklarında deneklerin performansının daha arttığını gözlemlemişler. Bu bakterinin egzersiz sonucunda oluşan laktatı tekrar metabolizmaya sokarak farelerin daha fazla enerji sağlamasına yol açtığı gözlenmiş. Bu çalışma gösteriyor ki mikrobiyota egzersiz için önemli” dedi.Sorulara çalışmalar yanıt verecekDoç. Dr. Korkut Ulucan, “Tabi akla birçok soru geliyor; acaba egzersizin sonucu olarak bu bakterilerin florada sayısı mı artıyor, yoksa bu bakterilerin çoğalması sonucu mu atletik performans artıyor. Bu tip çalışmalar ile bu ilişki daha da irdelenecek gibi görünüyor” diye konuştu.Fekal mikrobiyota transplantasyonu doping sayılacak mı?Doping uygulamasının çok hassas olduğunu belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:“WADA ve iştirakçileri bu konuda çok hassas, vücudumuza doğal olmayan ve atletik performansı artıran aktiviteler doping uygulaması içine alınabilir. Bu bakterilerin zaten doğal yollarla sayısının artması, örneğin beslenme ile doping uygulaması olarak kabul edilemez. Ancak normal sınırları artırmak için bu tip uygulamalar yapılır ve vücutta zararlı olabilecek yan etkilere sebep olursa o zaman doping mi, değil mi tartışması alevlenebilir. Çalışmaların zamanla artması ve mikrobiyota metabolizmanın daha da aydınlatılması, bu soruların cevabı da olacaktır. Bu konuda daha fazla çalışma yapılması gereklidir.”

20 TEM 2019

Tercih fuarında Üsküdar Üniversitesine yoğun ilgi!

İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen ve 105 üniversitenin katıldığı üniversite tercih fuarında Üsküdar Üniversitesi standı yine aday öğrenciler ve ailelerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve uzman tercih danışmanları tercihte bulunacak aday ve velilere her konuda bilgi veriyor.İstanbul Kongre Merkezi Seminer Salonu’ndaki fuara Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da katıldı. Tarhan ve Arıboğan, aday öğrenci ve velilerle sohbet ederek onların sorularını cevapladı.“Yapacağınız tercih hayatınızın son tercihi değil”Tercih günleri kapsamında, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere bir de konferans verdi. “Değişen Dünyada Doğru Tercih ve Yeni Meslekler” başlıklı konferansta Arıboğan katılımcılara ufuk açıcı söylemlerde bulundu.Adaylara, hayatınızın önemli bir dönemindesiniz hatırlatmasını yapan Arıboğan, tercihin hayatın son tercihi olmadığını, bunun için stresten uzak durulması gerektiğini söyledi.  “Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda” Değişen dünyada yeni bir uygarlık düzlemi oluştuğunu ifade eden Arıboğan, “Yeni uygarlık düzlemi alışılagelmiş meslekleri tahrip ediyor. Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda. Yapay zekâ bilmeyen doktor, avukat olmamalı. Geleceğin mesleklerine bu düzlemde yön verilmeli” şeklinde konuştu.“Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz”Gençleri yetenekleri doğrultusunda mesleklere yöneltmenin önemini vurgulayan Arıboğan, “Bütün gençler kendi yetenekleri doğrultusunda bir mesleğe yönlendirilmeli. Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz. Bir mesleği severek yapmak, o meslekte ilerlemeyi beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.“Doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” Prof. Dr. Arıboğan, sözlerinin devamında “Öğrenciler kendi yeteneğiyle uyumlu meslekler yapsın. İstedikleri alanlara yönelsin. Gitar çalmayı seven gitar çalsın, mühendis olmasın. Dikiş dikmeyi seven dikiş alanında uzmanlaşsın. Yeteneğiniz yoksa bir alanda belirli bir yere kadar gidebilirsiniz. Ama yapacağınız doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” diyerek öğrencilere ilgi alanlarına yönelme konusunda tavsiyeler verdi.Program Arıboğan’ın öğrencilerin sorularını cevaplamasının ardından sona erdi.21 Temmuz tarihine kadar sürecek olan fuar 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

19 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesinde “Gıda ve Bağırsak Kök Hücreleri” konuşuldu

MIT ve Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Yılmaz, Üsküdar Üniversitesinde ‘Gıda ve Bağırsak Kök Hücreleri’ başlıklı konferans verdi.Merkez Yerleşke Ayhan Songar Konferans Salonunda yapılan etkinliğe Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcılarından Prof. Dr. Mehmet Zelka, Prof. Dr. Muhsin Konuk, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şefik Dursun da katıldı. Konferansta Doç. Dr. Ömer Yılmaz, açlık oruçları, bağırsak kök hücreleri gibi konularda katılımcılara önemli bilgiler aktardı.Bağırsak kök hücreleri birçok anlamda ele alındıKonuşmasının başlangıcında bağırsak kök hücrelerinden bahseden Doç. Dr. Ömer Yılmaz : “Bağırsak epitelyumunda kök hücre özelliği gösteren hücreler Lgr5+ olarak karakterize edilmekte ve kript bölümünde Paneth hücreleri ile komşuluk içerisinde yerleşim göstermektedir. Bu kök hücreler izole edilerek kültür ortamında mini-bağırsak organoidlerinin oluşumunda kullanılabilmektedir. Paneth hücreleri kök hücrelerin çoğalma ve farklılaşmasında yardımcı görev oynamaktadır. Kültür ortamına dâhil edilmeleri halinde organoid oluşumunu arttırırlar. Yapılan çalışmalardan elde edilen en önemli bulgulardan biri Yüksek Yağlı Diyet (YYD) sonucunda Paneth hücreleri bulunmayan kültürlerde dahi organoid oluşumunu arttırmasıdır” şeklinde konuştu.Yüksek yağlı diyetin etkileriSözlerinin devamında yüksek yağlı diyetin etkilerine değinen Yılmaz, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “ Bu etki Paneth hücreleri varlığında daha da artmaktadır. Görülen etkinin PPAR-delta reseptörü aktivasyonuna bağlı olduğu gösterildiği düşünülmüş ve bu hipotez PPAr-delta agonisti GW501516 uygulaması sonucunda da aynı etkinin gözlenmesi ile doğrulanmıştır. PPAR-delta aktivasyonu bağırsak kök hücre sayısını ve proliferasyonunu arttırmaktadır ve bu süreçlerde elzemdir. İlginç olarak, aynı yolak üzerinden kök hücre olmayan progenitör hücreler de indüklenebilmekte ve organoid oluşumuna neden olabilmektedir.Obezite kaynaklı tümör oluşumuDoç. Dr. Yılmaz: “Obezite kaynaklı tümör oluşumlarında, diğer indükleyicilerle oluşanlardan farklı olarak, hem bağırsak kök hücre kökenli hem de kök hücre olmayan "progenitör" hücre kökenli kompozit bir yapı görülmektedir. Sonuçta, YYD sonucunda bağırsak kök hücrelerinin nişten bağımsız hale geldikleri ve kök hücre olmayan hücrelerin de kök hücre karakteri kazandıkları gösterilmiştir. PPAR-delta reseptörü üzerinden aktive olan hücre içi yolaklarda en önemli hedef olarak HMGCS2 öne çıkmaktadır. İlginç olarak, açlık (fasting) halinde kök hücre sayısında normale göre 20 kat, YYD sonucunda ise 5 kat artış görülmüştür. HMGCS2 enziminin hız sınırlayan basamağı oluşturduğu ketogenez yolağının temel ürünü olan beta-HB seviyeleri karakteristik olarak kök hücrelerde çok yoğun olup, en az Paneth hücrelerinde görülmektedir. HMGCS2 nakavt farelerde kök hücrelerin salgılama görevi üstlenen Paneth hücrelerine dönüştüğü görülmüştür. Bunun temelini oluşturan mekanizma olarak beta-HB'nin HDAC1 inhibisyonunu neden olması ve Notch sinyalini düşürmesi önerilmektedir.” İfadelerini kullanarak obezite kaynaklı tümör oluşumları hakkında da dinleyicilere bilgi verdi.Konuşmasının ardından Doç. Dr. Ömer Yılmaz, katılımcıların sorularını da cevapladı.Konferansın sonunda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Doç. Dr. Ömer Yılmaz’a plaket takdim etti.Konferans, toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

06 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi’nin Mezuniyet Coşkusu

Üsküdar Üniversitesi’nin 2018-2019 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci görkemli bir törenle diplomalarını aldı. Genç mezunlara tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi. Çocuk Gelişimi mezunları, “çocuk gelinler” sorununa dikkat çekerken; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı.İstanbul Ataşehir’deki Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen törende Üsküdar Üniversitesi’nin ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci törenle diplomalarını aldı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezuniyet konuşmasında ilk mezunlarını 2014 yılında verdiklerini ve o zaman 230 olan mezunların her yıl katlanarak arttığını, bu yıl 5 bin 943 öğrenciyi mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenci odaklı üniversiteyiz”Öğrencilerinin sadece başarılı olmaları için değil, iyi insan olmaları için de çalıştıklarını belirten Tarhan, kaliteyi yüksek tutmaya ve öğrenci odaklı olmaya çalıştıklarını belirterek “Öğrenci odaklı olmak gibi bir kalite standardımız var. Bunu önemsiyoruz çünkü kalitenin olmadığı yerde verimli üretim olmuyor. Üniversite olarak kalite çıtasını daha da yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz”“Üniversiteye gelirken kıvılcımdınız, şimdi alev oldunuz” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alev ne yapar? Etrafını aydınlatmaya ve ısıtmaya başlar ama aydınlatmadan önce kendisinin yanması lazım. Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz. Eğer bir şeyler yapacaksanız ilk başarınızı, zaferinizi kendinize karşı kazanmanız önemli. Dünyayı düzeltmeye kendinizden başlamanız önemli genç arkadaşlarım” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır”Hayat mücadeledir sözünün günümüzde yanlış anlaşılan bir söz haline geldiğini belirten Tarhan, “Hayat mücadeledir sözünde rekabet var. Oysa hayatta yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır. İnsan ilişkilerinde de güven esastır, kuşku istisnadır. Kuşkuyu güvensizliği teşvik eden sözler nedeniyle ilişki sermayesini kaybetmeyin” dedi. Tarhan, gelecek kaygısının en büyük sebebinin mutsuzluk, yalnızlık ve amaçsızlık olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tavsiyeler 21. Yüzyılın becerilerinin yenilikçilik, girişimcilik ve en önemlisi de takım çalışması olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine ego ideallerinin olmasını, gelecekle ilgili plan yapmalarını, bir yabancı dil öğrenmelerini, teknoloji bağımlısı değil ama teknolojiye hâkim olmalarını tavsiye etti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı iyi niyetli olmak hatadan korumaz, vatansever olmak korumaz, dindar olmak korumaz, insanı koruyan şey hesap verebilirliktir. Muhakkak hesap verme duygunuzu kaybetmemeniz gerekiyor” dedi. Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi.Dereceye girenlere ödül verdiİşaret dili eğitmeni Ahmet Kerem Erkan da işaret dili ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a eşlik etti. Törende ilk üç dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Dereceye giren öğrencilerin yanı sıra törende Uluslararası Öğrenci Temsilcisi Firomsa David Osman ve Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler birer konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve İDER Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi. Rektör Yardımcıları, Fakülte Dekanları, SHMYO Müdürü ile diğer akademik kadro da mezunlara diplomalarını takdim etti.Törende üniversiteler arası spor müsabakalarında Üsküdar Üniversitesini başarıya taşıyan futbol, futsal ve basketbol sporcuları da ödüllendirildi.Kızlarına diplomalarını takdim ettiler Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Ak Parti 22, 23 ve 24. Dönem İstanbul Milletvekili Halide İncekara, psikoloji bölümünden mezun olan kızı Ülkü İncekara’ya; Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek de İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olan kızına diplomasını takdim etti. Törende Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu,  Moleküler Biyoloji ve Genetik İngilizce bölümünden mezun olan kızı Fatma Hacer Kurtoğlu’na diplomasını verdi. Anne-kız birlikte mezun oldu Heyecanlı, coşkulu ve zaman zaman da duygulu anların yaşandığı törende Psikoloji bölümünden mezun olan anne-kız birlikte diploma almanın sevincini yaşadı. Filiz Yılmaz ve kızı Zeynep Yılmaz, törende ilgi odağı oldu.Gazze’den gelen mesajla gözleri doldu Törende bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı. Dader, kendisiyle gurur duyduğunu belirten ailesinin sözleri nedeniyle hüzünlendi.“Çocuk gelinlere” dikkat çekildi Birbirinden renkli pankartların açıldığı törenin en ilginç ve dikkat çeken mesajını Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi mezunları verdi. “Dünyada her 7 dakikada bir çocuk ‘gelin’ oluyor/Dünyada her 7 dakikada bir çocuk umutlarına küsüyor/Dünyada her 7 dakikada bir yarının ışıklarından biri daha sönüyor” yazılı pankart dakikalarca alkışlandı.Keplerini attılarMezuniyet töreni flama teslim töreni ve mezuniyet andının okunması ile sona erdi. Oldukça coşkulu geçen tören, yeni mezunların kep atmaları ile son buldu. Mezuniyet töreni ÜÜ TV’den ve Üsküdar Üniversitesi Facebook hesabından canlı olarak yayınlandı.

21 HAZ 2019

Prof. Dr. Osman Çerezci Türk Dünyası Mühendislik, Mimarlık ve Şehircilik Zirvesine katıldı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci Türk Dünyası Mühendislik, Mimarlık ve Şehircilik Zirvesi ve Türk Üniversiteler Birliği buluşmasına katıldı.Türk Dünyasının sivil toplum ve resmi kuruluşları tarafından müşterek hazırlanan etkinlikte 14 farklı Türk Cumhuriyetlerinden gelen Rektörler ve Bakanlardan oluşan katılımcılar ile Türk dünyasında Ortak şehircilik kültürünün ve ortak Mühendislik Eğitiminin gelişimi konularında forumlar yapılarak karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.Bir hafta süren etkinlik süresince İstanbul’un tarihi mekânları ziyaret edildi. Ayrıca programın Sakarya’da devam eden etkinliğinde de Kırgızistan Oş şehri ile Sakarya’nın kardeşlik protokolü imzalandı. Sakarya Türküsü okunarak Türk dünyası resim sergileri ve müzik gösterileri yapıldı.

22 MAY 2019

Üsküdar Üniversitesi öğrencileri “Molecular Medicine Symposium by the Bosphorus” kongresinde!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik 4. Sınıf öğrencileri Özge Gül ve Sümeyye Çimen International Molecular Medicine Symposium by the Bosphorus kongresinde tezlerini sundu. Kongrede sadece Üsküdar Üniversitesi öğrencileri lisans düzeyinde sözlü sunum gerçekleştirdi.Bahçeşehir Üniversitesinde gerçekleşen kongrede Özge Gül ‘The Human Microbiota Analysis Techniques’ sunumunu yaparken, Sümeyye Çimen ise ‘Neurodevelopmental Disorders and miRNA Association’ adlı bitirme tezlerini sundu.Lisans düzeyinde sözlü sunumu sadece Üsküdar Üniversitesi öğrencileri yaptı16-18 Mayıs 2019 tarihleri arasında Bahçeşehir Üniversitesinde gerçekleşen International Molecular Medicine Symposium by the Bosphorus kongresinde lisans düzeyinde sözlü sunumu sadece Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik öğrencileri Özge Gül ve Sümeyye Çimen yaptı. Özge Gül ve Sümeyye Çimen Üsküdar Üniversitesini başarı ile temsil ettiler.

17 MAY 2019

Yeniliği arama davranışı, beyni olumlu etkiliyor

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü tarafından düzenlenen Alzheimer Sempozyumunda konunun uzmanları moleküler, fizyolojik ve nörolojik olarak hastalığı çok yönlü ele aldı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, beynin kullandıkça açılan bir organ olduğunu belirterek “Yeniliği arama davranışı olanlarda beyin, büyüme faktörü üretiyor. Beyinde yeni bağlantılar oluşuyor, beynini çok yoğun kullanan kimsenin Alzheimer’la ilgili genetik yatkınlık da olsa Alzheimer benim kaderim dememesi gerekiyor. Beyin sağlığı üzerinde en çok durulan şeyler, kişinin yeni deneyimlere açık olması, yeni şeyler öğrenmesi” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen Alzheimer Sempozyumu, bu alanda çalışma yapan uzmanları bir araya getirdi.Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan: “Alzheimer farklı yönleriyle ele alınacak”Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan, açılış konuşmasında birbirinden değerli konuşmacıların Alzheimer’ı çok çeşitli yönlerden ele alacağını belirterek “Moleküler, fizyolojik ve nörolojik olarak, multidisipliner bakış açısıyla farklı yönlerini de görmüş olacağız. Sizlerden etkin bir şekilde konuşmalara dahil olmanızı istiyoruz çünkü her yeni soru yeni fikir ve projeler olarak dönüş yapacaktır ” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Alzheimer, demans grubunun %60’ını oluşturuyor”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Alzheimer’ın hastalık olarak Üsküdar Üniversitesi’nin de AR-GE odaklarından biri olduğunu belirterek “Alzheimer, şizofreni, otizm, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu öncelikli araştırma alanlarımız arasında yer alıyor. Moleküler, genetik ve nöropatolojik boyutları var ve en çok kliniğe yansıyan da psikiyatrik ayağı var. Alzheimer, demans grubunun yarıdan biraz fazlasını %60 gibi bir kısmını oluşturuyor. Diğer demans türleri de var ama Alzheimer teşhisi bir Alman tarafından bulunuyor. Hastalık da onun ismiyle anılıyor ve bir gözlem sonucu bulunuyor. Tıpta gözlem çok önemli. Hiç kimsenin görmediği ayrıntıları fark edebilmek önemli, keşifler de böyle oluyor. Sizin de yeniliği arama ve keşifler konusunda bağlantılar kurarak düşünmeniz gerekiyor” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Beyin kullandıkça açılan bir organ”Alzheimer hastalığının beynin bellekle ilgili hipokampus bölgesindeki bozulmayla ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Amiloid plakalar birikiyor fakat Alzheimer’la ilgili kliniğe yansıyan şöyle tecrübe var; Kaliforniya’da bir matematik profesörü satranç oynarken 8 hamle sonrasını düşünürken artık 5 hamle sonrasını düşündüğünü ve hafızasında bir problem olabileceğini belirterek doktora başvuruyor. Yapılan kontrollerde herhangi bir demans ya da Alzheimer belirtisine rastlanmıyor. Ölümünden sonra beyninde yapılan incelemelerde beyninde yoğun Alzheimer plağı bulunuyor. O kadar yoğun plak olan kişide Alzheimer belirtilerinin, bellek bozukluklarının olması gerekirken bu kişi hiç birini yaşamamış. Bunun nedeni araştırılırken kişi beynini yoğun kullanan biri. Beyin öyle bir organ ki kuyu gibi, kuyudan su çektikçe kuyu açılır. Beyin de kullandıkça açılan bir organ. Alzheimer’la ilgili plaklar beyinde oluşuyor fakat kişi beynini kullandıkça beyni kolleteral yollarını oluşturuyor yan yollarını oluşturuyor. Oluşan yollar nedeniyle beyin yeni öğrenmeler yaptığı için hemen yeni snaptik ateşlemeler yapıyor. Yeniliği arama davranışı olanlarda beyin, büyüme faktörü üretiyor. Beyinde yeni bağlantılar oluşuyor, beynini çok yoğun kullanan kimsenin Alzheimer’la ilgili genetik yatkınlık da olsa Alzheimer benim kaderim dememesi gerekiyor. Beyin sağlığı üzerinde en çok durulan şeyler, kişinin yeni deneyimlere açık olması, yeni şeyler öğrenmesi. Eve giderken bile aynı yolu kullanmayın deniyor. Beslenme tarzı önemli, bütün bunlar epigenetik faktörler” dedi.Alzheimer’da keşfedilecek çok şey varAlzheimer’ın yeni bir keşif alanı olduğunu belirten Tarhan, “Newton’a daha neler keşfedeceğini soruyorlar; ‘Biz gerçekler denizinin kenarında oynayan çocuklar gibiyiz’ diyor. Denizin kenarında oynayan çocukların denizden ne kadar haberi varsa bizim de gerçeklerden o kadar haberimiz var. Şu anda Alzheimer’de yapılan keşifleri de ben buna benzetiyorum. Alzheimer denizinin kenarında dolaşıyoruz. Daha keşfedilecek çok şey var” dedi.Prof. Dr. Scott Brady, Alzheimer’da Aksonal Transport’u anlattıChicago Illınois Üniversitesi’nden Prof. Dr. Scott Brady, Alzheimer’da Aksonal Transport” başlıklı konferansında ilerleyen yaşla beraber Alzheimer arasındaki ilişkiden bahsetti. Alzheimer alanında yaptıkları çalışmaları anlatan Prof. Dr. Scott Brady, Alzheimer’ın ortaya çıkmasından sonra beyinde meydana gelen değişikliklere ilişkin bilgileri paylaştı. Alzheimer’a yol açan plakları hedefleyen klinik çalışmalar olduğunu ancak bunlardan tam olarak sonuç alınamadığını kaydetti.Prof. Dr. Kemal Türker: “Diş kaybı arttıkça düşünme kapasitesi azalıyor”Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kemal Türker, “Alzheimer Hastalarında Motor Fonksiyonlar” başlıklı konuşmasında Alzheimer hastalığının yaşlandıkça ortaya çıkma olasılığının güçlü olduğunu belirterek “Alzheimer giderek daha çok artacak. Alzheimer’in  yaşlanmayla ilgisi var. Yaşlandıkça kaslarda erime ortaya çıkıyor. Ne kadar çalıştırırsak o kadar güçlenir. Sinir kas kavşaklarında bozulmalar başlıyor. Hızlı kas lifleri daha çok etkileniyor. Motor birimlerin özellikleri değişiyor. Atım frekansları azalıyor dolayısıyla zayıflıyor ve kuvvetsiz hale geliyor” dedi.Prof. Dr. Kemal Türker, yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda Alzheimer hastalarının daha kısa, daha yavaş adım attığını belirterek “Adımlar arasında daha uzun süre bekliyor. Adımlar arasında bekleme ve adım atma için geçen süreleri daha belirsiz olduğu saptanmış” dedi. Yapılan çalışmaların ağız ve diş sağlığı ile Alzheimer arasında bağlantıyı da gösterdiğini belirten Prof. Dr. Kemal Türker, “Diş çekildikçe Alzheimer arasında bağlantı olduğuna ilişkin bulgular var. Diş ve ağız sağlığına dikkat etmeniz Alzheimer’ı önlemede işe yarayabilir. Diş kaybı ile düşünce kapasitesi kaybı arasında negatif bir ilişki bulunmaktadır. Diş kaybı arttıkça düşünme kapasitesi azalmaktadır. Birçok çalışma çoklu diş kaybının düşünme kapasitesini azalttığını göstermektedir. Sağlıklı diş ve ağız sağlığı düşünsel gerilemelerin görünme oranını azaltmaktadır ” dedi.Alzheimer hastalarıyla yapılan araştırmayı anlattıMoleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan ise “Alzheımer Hastalığında Mikro RNA’ların Biyomarker Potansiyeli” başlıklı sunumunda Prof. Dr. Scott Brady’nin başkanlık yaptığı, Ümraniye Devlet Hastanesi ile beraber Alzheimer tanılı hastalara ilişkin yaptıkları araştırmaya ilişkin bilgiler verdi.Prof. Dr. Nihan Erginel Ünata: “ Türkiye’de demans hastalarının oranı %2”İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü’nden Prof. Dr. Nihan Erginel Ünata ise “Alzheimer Hastalığı ve Genetik” başlıklı konuşmasında hastalığın en sık görülen nörodejeneratif hastalıklardan biri olduğunu belirterek “Nöronların ilerleyici ve geri dönüşümsüz kaybı bulunmaktadır. Demans hastalarının sayısının her 20 yılda 2 kat kadar artması beklenmektedir. Türkiye’de demans hastalarının oranı %2’dir. Alzheimer demansın en sık görülen formudur. Bu oran %50-70 arasında değişmektedir” dedi. Prof. Dr. Nihan Erginel Ünata, Alzheimer’ın genetik nedenlerinin halen belli olmadığını, bu alandaki çalışmaların devam ettiğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk “Nörodejenerasyonda Hücre Tedavisi”, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ ise “Alzheimer Hastalarında Klinikte Erken Tanı” başlıklı sunumlarıyla katıldı. NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin de “Alzheimer ve Diğer Demanslarda Nörogörüntüleme” başlıklı sunumunu yaptı.Üsküdar Üniversitesi Televizyonunda da canlı olarak yayınlanan sempozyumda ayrıca Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ozansoy, “Alzheimer Hastalığının Patogenezinde Astrositlerin Rolü”, Doç. Dr. Başar Bilgiç, “Alzheimer Hastalığının Farklı Yönleri”, Dr. Bedia Marangozoğlu, “Alzheimer Hastalığında Biyoişaretleyicilerin Klinik Kullanımı”, Prof. Dr. Tamer Demiralp “Nörokognitif Ağların Görüntülenmesi ve Nörodejeneratif Hastalıklar” başlıklı sunumları ile katıldı.

14 MAY 2019

Biyomühendislik öğrencileri Dr. Kateb ile buluştu

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğrencileri - Beyin Haritalama ve Tedavi Derneği Bilimsel Direktörü ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Babak Kateb ile bir araya geldi.Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’nun koordinatörlüğünde gerçekleşen ve Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT) - Beyin Haritalama ve Tedavi Derneği Bilimsel Direktörü ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Babak Kateb ile bağlantılarla devam eden Nanoneurobioscience dersi kapsamında Biyomühendislik öğrencileri Dr. Kateb ile İstanbul’da buluştu. Kaliforniya’da gerçekleşecek olan 17th Annual World Brain Mapping Konferansı için poster sunumları hazırlayan öğrencilerle seçtikleri konular ve yaptıkları çalışmalar konusunda görüşen Dr. Kateb öğrencilerden çok memnun olduğunu belirtti.

10 MAY 2019

Biyomühendislik öğrencilerine interaktif Nanoneurobioscience dersi!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümünde 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı Bahar Döneminde seçmeli olarak açılan Nanoneurobioscience dersi Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’nun koordinatörlüğünde, Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT) - Beyin Haritalama ve Tedavi Derneği Bilimsel Direktörü ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Babak Kateb bağlantıları ile devam ediyor.İnteraktif olarak gerçekleştirilen derste Dr. Kateb öğrencilerle birebir konuşma imkânı buluyor. Öğrencilerin nano boyutta tedavi ve teşhis yöntemlerini öğrendiği derste geçtiğimiz hafta Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Otolarinjoloji Bölümünden Dr. Vicky Yamamoto Baş ve Boyun Kanserleri ve bunların nanoteknoloji ile teşhis ve tedavileri konusunda bir sunum gerçekleştirdi.

06 MAY 2019

Üsküdar Üniversitesi 7. Biyomühendislik ve Genetik Günleri programı gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümlerinin ortak olarak düzenlediği 7. Biyomühendislik ve Genetik Günleri etkinliği katılımın yoğun olduğu bir programla gerçekleştirildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu gerçekleştirdi.Biyomühendislik bölümü hakkında bilgi veren Dr. Sevimoğlu, Biyomühendisliğin nasıl ortaya çıktığını anlattı. Bu sene üçüncü mezunlarını vereceklerini ifade eden Dr. Sevimoğlu öğrencileriyle gurur duyduğunu kaydetti.“İnsanı anla dünyayı değiştir sözcüğü bize çok şey veriyor”Prof. Dr. Osman Çerezci, Üsküdar Üniversitesinin insan odaklı, insana ve topluma hizmet etmeyi önemli bir şiar edinmiş ve önemli bir ölçü olarak sunduğunu belirtmesinin ardından “İnsanı anla dünyayı değiştir sözcüğü bize çok şey veriyor. Çünkü insanı anladığımız zaman yeryüzünü anlamış olacağız. Dünyayı ve evreni anlamış olacağız. Bu bize bilimsel araştırmalarımızda son derece yardım edecektir çünkü evrende var olan kanunları anlamaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.“İnsanı kontrol etmenin en eski metodu zihin kontrolüdür”Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker de, uzaktan zihin kontrolü veya medya tacizi hakkında konuştu. İnsanı kontrol etmenin en eski metodunun zihin kontrolü olduğunu söyleyen Dr. Şeker, “Bu metot ile kimyasal madde kullanılarak kişiler, insanlara istediklerini yaptırmıştır. İnsanları çeşitli cinayetlere ve suçlara itmişlerdir. 15 Temmuz olaylarına benzer çok çok kötü şeyler yaptırılmıştır” diyerek ve insanı o hale soktuktan sonra bir daha kontrol etmenin mümkün olmadığının altını çizdi.“Çok değerli bir alandasınız”Üsküdar Üniversitesi SHMYO Müdürü Doç. Dr. Hüseyin Ozan Tekin, biyomühendislik ile radyasyon arasındaki ilişkiyi ne anlamda değerlendirmemiz gerektiğini ve günümüzde radyasyonla ilgili konularda radyobiyoloji ve radyasyon biyolojisini veya ileri adımlarında biyomedikal teknolojileri düşünmemenin mümkün olmadığını söyledi. Dr. Tekin; “Radyasyon ile ilgili çalışmalar uzun vadede bilimsel literatüre çok katkı yapacaktır ve günümüzde de trend olacaktır. Çok multidsipliner ve değerli bir alandasınız.” ifadelerini kullandı.7. Biyomühendislik Günleri programa konuşmacı olarak katılan Acıbadem Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof Dr. Cengiz Yakıcıer,  Sabancı Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümünden Prof Dr. Ali Koşar,  Acıbadem Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyes Doç Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, Yesil Science CEO’su ve kurucusu Dr. Yusuf Yeşil ve Geen Biyoteknoloji kurucusu Arda Deniz Dokuzoğlu’na Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Promer Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Vildan Enisoğlu Atalay ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’utarafından plaket takdim etmesiyle sona erdi.

02 MAY 2019

TOSB’da Elektromanyetik Radyasyon Ölçüm projesi tamamlandı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, 80 civarında firmanın faaliyet gösterdiği TOSB Otomotiv Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesinde, fabrikaların dış mekân işletme alanlarında ELF ve RF frekans bandlarında elektromanyetik alan ölçüm ve inceleme projesini tamamladı.Prof. Dr. Osman Çerezci tarafından hazırlanan, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Resmî Gazetede yayınlanan ”İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyonun Olumsuz Etkilerinden Çevre Ve Halkın Sağlığının Korunmasına Yönelik Yönetmelik” kapsamındaki projede sona gelindi.Çalışma sonunda elde edilen sonuçlar elektromanyetik alan seviyeleri İş Sağlığı ve İş Güvenliği açısından değerlendirilerek TOSB yetkililerine elektromanyetik radyasyon maruziyet raporu olarak sunuldu.İstanbul Maltepe ve Bursa Nilüfer Belediyelerine Elektromanyetik Kirlilik konusunda danışmanlık yapan Prof. Dr. Osman Çerezci, öte yandan eğitim kurumlarına elektromanyetik kirlilikten korunma konusunda seminerler veriyor.

02 MAY 2019

“Dijitalleşen Dünyada Siber Riskler” Semineri Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi fakülte seminerleri kapsamında önemli bir ismi misafir etti. “Dijitalleşen Dünyada Siber Riskler” konulu seminere Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Siber Güvenlik Merkezi yöneticisi Doç. Dr. Bilgin Metin konuşmacı olarak katıldı.Seminerde ilk olarak Üsküdar Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selim Şeker konuştu. 5G nesnelerin internetinin iletişim teknolojisin kullanımı sonucunda ortaya çıkan elektromanyetik radyasyon kirliliğinin siber riskler açısından değerlendirmesini yapan Şeker, elektromanyetik radyon kirliliğinin gelecekte oluşturacağı olumsuzluklar hakkında da katılımcılara önemli bilgiler aktarıldı.Doç. Dr. Bilgin Metin ise siber güvenliğin günümüzde şirketlerin siber saldırılara karşı, fikri mülkiyetlerin, finansal bilgilerin ve şirketlerin itibarının korunması konusunda önemine değindi. İş sürekliliğinin sağlanarak üretim kesintilerinin yaşanmamasında kritik bir rol oynamakta olduğunu vurgulayan Metin, akıllı şehirlerdeki ulaşım, haberleşme, finans, sağlık tesisleri ile elektrik, su gibi kamu hizmetlerinin, siber tehditler açısından göz ardı edilemeyeceğini söyledi. Metin, siber güvenliğin ulusal savunma açısından önemini ve siber tehditlere karşı stratejik bir bakış hakkında yapılan uygulamalardan da örnekler verdi.Seminerin sonunda Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci, siber güvenlik konusunda Ülkemizin ihtiyaç duyduğu elaman ihtiyacı dolayısıyla öğretim planlarında yeni düzenlemeler ulusal ve uluslararası ortaklıklı eğitim programları oluşturma çalışmaları yapmakta olduklarını açıkladı.

15 NİS 2019

Prof. Dr. Muhsin Konuk 10’uncu Biyoloji Günlerine katıldı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk Süleyman Demirel Üniversitesi Biyoloji bölümü tarafından düzenlenen 10’uncu Biyoloji Günleri etkinliğine katıldı.Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde gerçekleşen programda Konuk, farklı üniversitelerden gelen üniversite öğrencilerine “Farmakogenetik ve Uygulamaları” konulu bir konuşma gerçekleştirdi.Konuk’un sunumuna öğrenciler büyük ilgi gösterdi.Programın sonunda Konuk, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

20 MAR 2019

2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Beyin Haritalama Vakfı tarafından 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü’ne layık görüldü. Liderlik ödülü sahiplerinin arasındaki tek Türk olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ödülü, Los Angeles'ta düzenlenen törende takdim edildi. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görülmüştü.ABD merkezli Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation) tarafından düzenlenen Yıllık Dünya Beyin Haritalama Kongresi’nde dünyanın önde gelen 800'den fazla bilim insanı buluştu.Los Angeles Kongre Merkezi’nde düzenlenen 2019 Dünya Beyin Haritalama Kongresi kapsamında; İnsani Yardım Ödülü, Tıpta Öncü Ödülü, Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ve Golden Axon Liderlik Ödülü sunuldu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan Liderlik Ödülü’ne layık görüldü 2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri; stratejik programlar, küresel iş birlikleri ve ortaklıklar yoluyla vakıf ve vakıf misyonu hakkında farkındalık yaratmadaki rolleri ile Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. Jeff Wang, Harry Kloor, Oyuncu, Yönetmen ve Yapımcı Sean Stone’a takdim edildi.2019 İnsani Yardım Ödülü, küresel insani ve hayırsever çalışmaları dolayısıyla Dr. Deepak Chopra; Tıpta Öncü Ödülü, Avrupa İnsan Beyin Projesi'nin bilimsel direktörü olarak rol aldığı çalışmaları ve insan beyninin 3B atlasını geliştirmesi nedeniyle Dr. Katrin Amunts ve Teknoloji Gelişiminde Öncü Ödülü ise Musküler Distrofisi olan binlerce hastanın hayatını kurtaran ve hayat kurtarıcı ilaçların tanıtılmasındaki çabaları için Fransız Musküler Distrofisi (AFM) Telethon'una verildi.Öncü olan ve liderlik gösteren kişilere sunuluyor   Prof. Dr. Nevzat Tarhan, liderlik ödülü takdim edilen isimler arasında tek Türk oldu. Aynı ödüle 2018’de Nobel Ödüllü Amerikalı Nöropsikiyatrist Eric Kandel layık görüldü.Beyin Haritalama Vakfı (Brain Mapping Foundation), yıllık toplantıları birçok faklı disiplinden bilim adamlarını, doktorları ve mühendisleri bir araya getiriyor.Bunun yanı sıra nörolojik bozukluğu olan siviller ve yaralı askerlerin bakım ve tedavisi her zaman ön planda yer alıyor. Bu kapsamda hayat kurtaran multidisipliner klinik denemeler de gerçekleştiriyor. Bu organizasyon, her yıl hayırseverlerin yanı sıra bu alanda öncü olan ve liderlik gösteren kişilere ödül veriyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü töreninde Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Aylin Şenyüz Eleveld ile de bir süre görüştü.Ödül töreninden görüntüler için;Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın 2019 Golden Axon Liderlik Ödülü Töreninde gösterilen filmi için:2019 Golden Axon Liderlik Ödülleri ile ilgili bilgi için;

18 MAR 2019

Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenciye staj imkânı!

Üsküdar Üniversitesi; Psikolojiden, Diyalize; Anesiteziden, Radyoterapiye; Sağlık Yönetiminden, Otopsi Yardımcılığına; Fizyoterapi ve Rehabilitasyondan, Ebeliğe; Dil ve Konuşma Terapisinden, Çocuk Gelişimine kadar birçok bölümde eğitim gören öğrencilerine kamu ve özel hastanelerde staj ve tecrübe imkânı sağlıyor. Başta Üsküdar Üniversitesi’nin bilim ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere birçok kurumda tecrübe kazanan öğrenciler, iş hayatına donanımlı bir şekilde hazırlanıyor.Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine staj imkânı sağlıyor. Üsküdar Üniversitesi’nden binlerce öğrenci, bu yıl başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, kamu & özel hastaneler, rehabilitasyon merkezi, eğitim evi, itfaiye vb. birçok kurum ve kuruluşta staj yaparak tecrübe kazanıyor.3 bin 156 öğrenci staj yapıyor! “Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Fizyoterapi Ön Lisans, Ağız ve Diş Sağlığı, Anestezi, Yaşlı Bakımı, Radyoterapi, Diyaliz, Tıbbi Laboratuvar Teknikleri, Tıbbi Dökümantasyon ve Sekreterlik, Sosyoloji, Sosyal Hizmet, Sağlık Yönetimi, Sağlık Bilgi Sistemleri, Sağlık Kurumları İşletmeciliği, Psikoloji, Patoloji, Otopsi Yardımcılığı, Odyometri, Odyoloji,  Elektronörofizyoloji, Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon, Biyomedikal, Çocuk Gelişimi, Dil ve Konuşma Terapisi, Ebelik, Ergoterapi, Evde Hasta Bakımı, Gıda Teknolojisi, Ameliyathane Hizmetleri, Acil Durum ve Afet Yönetimi, Hemşirelik, İlk ve Acil Yardım, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği” bölümlerinden bu yıl 3 bin 156 öğrenci, birçok hastane ve kurumda staj yaparak, tecrübe kazanma fırsatı buldu.Kamu & özel hastanelerde tecrübe fırsatıÜsküdar Üniversitesi öğrencileri, başta NPİSTANBUL Beyin Hastanesi olmak üzere, Sultanbeyli Devlet Hastanesi, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin de aralarında bulunduğu birçok hastane ve kurumda iş hayatına hazırlanıyor.Öğrenciler, akademik hayatlarında öğrendikleri teorik bilgileri, uygulama alanlarında bire bir görme şansını yakalıyor.  

14 MAR 2019

Uluslararası öğrenciler ülkelerindeki kadınları anlattı

Üsküdar Üniversitesi Çözüm Odaklı Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSÇÖZÜM) ev sahipliğinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Ülkemde Kadın Olmak” konulu program Üsküdar Üniversitesinde bulunan 40 farklı ülkeden gelen uluslararası öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirildi.8 Mart Dünya Kadınlar Günü uluslararası öğrencilerin ‘Ülkemde Kadın Olmak’ başlıklı sunumlarıyla coşkulu ve anlamlı bir şekilde gerçekleşti.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinin çoğunlukta olduğu etkinlik renkli görüntülere sahne oldu. Etkinlikte Etiyopya, Filistin, Nijerya, Nijer, Hindistan, Yemen, Libya, Mısır, Suriye gibi on farklı ülkeden gelen uluslararası öğrenciler, ülkelerinde siyaset, eğitim ve iş hayatında isim yapmış kadınları, hazırladıkları başarılı sunumlar ile anlattı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen programın sunuculuğunu yapan Üsküdar Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Kulübü Başkanı Abdülmecid Çacabo’nun kadınların bu özel gününde Türkçe sunum yapması seyirciler tarafından hayranlıkla karşılandı.Daha sonra ÜSÇÖZÜM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Kurtoğlu günümüzde kadınlara asıl tehdidin başkaları tarafından zamanlarının örgütlemesi olduğuna dikkat çekerek özellikle sosyal medya okuryazarlığı eğitiminin önemini dile getirdi. Ayrıca tam bir kadın dayanışması örneği olarak gerçekleştirilen etkinlikte Dr. Kurtoğlu, akademisyenler adına Biyomühendislik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu’na teşekkür etti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilgi gücüyle kadınlar ön plana çıktı”Programa katılarak bu güne verdiği önemi gösteren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan konuşmasında günümüzde eskisi gibi kol ve makine gücünün ön planda olmadığını, artık gücün bilgi ve bilimde olduğunu söyledi. Artık hüzünlü kadın değil bilge kadın rolünün öneminin arttığını dile getiren Tarhan, İslam’ın kadına verdiği önemi de ayrıca vurguladı.Kadınlar günü erkeklerin de yoğun katılımı ile renkli görüntülere sahne oldu. Bunlardan birisi de programda uluslararası öğrencilerin ülkelerine özgü motiflerle sergiledikleri rap ve dans gösterileri idi.Etkinlikte Üsküdar Üniversitesi öğrencileri de ülkelerindeki kadınları anlattı.Programın kapanış konuşmasında Küreselleşme ve Gençlik Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KÜGEMER) Müdürü Doç. Dr. İsmail Barış yaptı. Barış, gençlere çok çalışıp kadınların hak ve özgürlüklerini temin edilmesi gerektiğini ifade ederek, bütün dünya kadınlarının kadınlar gününü kutladı.Samimi bir ortamda tamamlanan program sonrasında farklı yeni etkinlikler için de planlanmalar yapıldı.Programa seyirci olarak katılan öğrencilere karanfil takdim edildi ve program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.Üsküdar News Agency (ÜNA)

05 MAR 2019

Suçun önlenmesinde yapay zekâ ve derin öğrenme konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Elektronik Mühendislik bölümün düzenlediği programa Brezilya University of Campinas (Unicamp) öğretim üyesi Prof. Anderson Rocha konuşmacı olarak katıldı. Rocha, derin öğrenme ve yapay zekâ yöntemleri konularında önemli bilgiler paylaştı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen programda Prof. Anderson Rocha sofistike suçların ve terör tehditlerinin giderek daha yaygın hale gelmesi, sahte haberlerin ortaya çıkması ve yayılması gibi olaylara dikkat çekti. Rocha, bu olaylarda “kim” “hangi koşullarda”, “neden” ve “nasıl” gibi soruları cevaplamaya yardımcı olmak için derin öğrenme, yapay zeka yöntemleri kullanılarak geliştirilen araçlar ve bu konuda yürütülen araştırmalar hakkında bilgi verdi.Programda ayrıca araştırma ve işbirliği olanakları konularına da değinildi.Programın sonunda katılımlarından dolayı Rocha’ya plaket taktim edildi.

18 ŞUB 2019

Keçiboynuzu araştırması Pharmacognosy Dergisinde

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü mezunu Fehmi Kiğılı’nın TÜBİTAK Projesi kapsamında yaptığı çalışmayla ilgili makalesi, Pharmacognosy Magazine (SCI-E) dergisi tarafından kabul edildi. Söz konusu araştırma, “Keçiboynuzu ektresinin Androjen reseptörü (NR3C4) gen düzenlenme mekanizmaları üzerine etkisini” inceliyor.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) bölümü mezunu Fehmi Kiğilı'nın TÜBİTAK Projesi’ne ilişkin makalesi bilim dünyasının önemli yayınlarından biri olan Pharmacognosy Magazine (SCI-E) dergisi tarafından kabul edildi.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan’ın danışmanı olduğu 2209-A TÜBİTAK Projesi’nde Fehmi Kiğılı, “Keçiboynuzu ekstresinin Androjen reseptörü (NR3C4) gen düzenlenme mekanizmaları üzerine etkisini” araştırdı.Söz konusu araştırma ile keçiboynuzu ektresinin Androjen reseptörü (NR3C4) gen düzenleme mekanizmaları üzerine etkileri araştırıldı.

18 ŞUB 2019

TEDx Uskudar University’de değişen dünya konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor.  Bu yıl “Değişen İnsan, Değişen Bilim” temasıyla gerçekleştirilen TEDx Uskudar University’de siyasetten psikiyatriye pekçok farklı alanda uzman fikirlerini paylaştı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bugün yepyeni bir duvar sisteminden bahsedildiğini belirterek “Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen TEDx Uskudar University, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirdi.Artık konumuz Meksika duvarıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar” başlıklı konuşmasında dünya siyasetini uluslar arası ilişkileri fazlasıyla etkileyen ülkeler arasındaki duvalarların sadece dünya siyasetini değil, insanların ve toplumların hayatını etkilediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Arıboğan, Berlin duvarının yıkılmasıyla dünyada pek çok şeyin değiştiğini belirterek “Bugün yepyeni bir duvar sisteminden söz ediyoruz. Bir zamanlar Berlin duvarının yıkılışıyla özdeşleştirdiğimiz o yeni dünya paradigmasını, bugün başka bir dünyada başka bir duvarın inşası üzerinden yepyeni formatlar içerisinde tanımlıyoruz.  Artık konumuz Berlin duvarının yıkılışı değil, Meksika duvarının dikilişi. Bu çok önemli bir değişikliiğin göstergesi. Dünya üzerinde politik yapıda ve mimaride çok ciddi değişikliklerin olduğunu gösteriyor. Artık 1980’li yılların sonunda başlayan o çok optimist iyimser hava, dünya üzerinde çok fazla yaygın değil. Küreselleşmeciler, küresel yönetişimciler, liberalleşmeciler, özgürlükçüler seslerini önemli ölçüde kısmış durumdalar. Çünkü artık bugünün dünyasında insan haklarından refahtan sınırları olmayan dünyadan küresel bir köye dönüşmüş gezegenimizden söz etmiyoruz. Tam tersine sınırları uzaydan görünebilen, 3 metreden yüksek duvarlarla tahkim edilmiş, elektrikli dikenli tellerle çevrilmiş ülkesel sınırlardan söz ediyoruz” dedi.Göçmenler, duvarlardan sonra mülteci olduTarihte görülen bütün duvarların aşıldığını belirten Prof. Dr. Arıboğan, çok eski zamanlardan beri var olan göç olgusunun devam ettiğini vurguladı. Bütün duvarların içinde yaşayan insanları kendi içlerine doğru kapattığını, dışarda kalan insanlar için ise o duvarın aşılmasının en büyük motivasyon kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, şunları söyledi:“Bir yerde bir duvar olduğu zaman o duvar dışında kalan  insanların temel motivasyonu o duvarı aşmaktır. Bu onlar için hayat-memat meselesidir. Hayatlarının ana dinamiğidir. Bugün dünyada 244 milyon göçmenden söz edliyor. 65 milyon mülteciden, 10 milyon vatansızdan söz ediyoruz. Bu rakam 2. Dünya Savaşı koşullarından daha ağır rakamlar. İnsanlar bir yerlere gitmeye çalışıyor. Bütün bu düz dünya sırasında yani sınırları zayıflatılmış dünya sırasında insanlar bir yerden bir yere gitmeye çalıştılar. Bu sırada göçmendiler ama  insanlar ne zamanki duvarlar oluşmaya başladı ondan sonra mültecileşmeye başladılar. Mülteciler hayatlarını kurtarabilmek, evini barkını bırakıp bütün hayatını hatıralarını geride bırakarak sığınmak zorunda kalan, güvenlik endişesi yaşayan insanlardan söz ediyoruz. Bunlar hayatlarını kurtarmak için bir yerlere sığınmaya doğru gelirken duvarların gerisinde yaşayan insanlar için yeni bir motivasyon vardır. Eski hayatlarını korumak, işlerini ve statülerini korumak duygusundadır. Onlar hayatlarını korumak isterken bunlar da hayatlarını korumak istemektedir. Aslında bu çatışma duvarların bitirilişi için kullanılabilecek çok önemli bir motivasyona dönüşmüş. Halk yavaş yavaş ne kadar liberal, özgürlükçü, insani  olursa olsun bunların meşruiyetine inanmaya başlar ve duvarlı dünya kafamızın içerisnde bir yerlere yerleşmeye başlar.”Yaratıcı beyinler engelleri fırsata çeviriyorÜsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek” başlıklı sunumunda eşi karikatürist İrfan Sayar’ın çizimlerinden örnekler verdiği sunumunda yaratıcı beyne sahip olan kişilerin aslında sıradışı düşünme tarzına sahip olduklarına işaret etti. Sıradışı düşünme tarzı olan kişilerin özelliklerini sıralayan Sayar, “Engeller karşısında yılmazlar. Bizler genellikle bir engelle karşılaştığımızda motivasyonumuz düşer, bu kişiler aşılması gereken engelleri fırsata çeviriyor. Problemlere daha farklı açılardan bakmayı biliyorlar. Birden fazla ilgi alanlarına sahip olmaları da diğer bir özellikleri. Tarihe baktığınızda da örnekler görüyorsunuz. Einstein keman çalıyor, Churchil resim yapıyor yani sıradışı düşünce tarzına sahip kişiler tek bir alanda çalışmıyorlar, birden fazla ilgi alanları oluyor” dedi.Psikolojik iyi oluşun kaynakları; anlamlı yaşam, umut ve şükran duygusuİnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”nı anlattığı konuşmasında yaşamın anlamlı kılınmasının önemli olduğunu belirterek “Anlamlı yaşam bizim çabalarımız sonucu ortaya koyduğumuz bir şey. Derinlemesine düşündüğümüzde yaptığımız her şeyin neredeyse tamamının yaşamı anlamlı kılmak için yaptığını görürüz. Çocuk sahibi olmak istiyoruz, kariyer yapmak istiyoruz. Anlamlı ilişkiler kurmak istiyoruz. Tüm bunların amacı yaşamımızı daha anlamlı hale getirmek.Bunu başaramazsak iyi yaşayamamış olmanın suçluluğunu duymuş oluyoruz” dedi. Doğan, sosyal destek, umut ve şükran duygusunun da psikolojik iyi oluş kaynakları arasında yer aldığını söyledi.Bebeklik döneminde ebeveynle kurulan ilişki geleceği etkiliyorÜsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlıklı konuşmasında depresyon başta olmak üzere Bipolar Bozukluk gibi hastalıkların obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi metabolik hastalıklarla olan ilişkisinden bahsetti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı sunumunda özellikle 0-3 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde ebeveynle kurulan sağlıklı ilişki ve iletişimin çocuğun gelecek hayatındaki etkilerine dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi”,  Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katıldığı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam etti.Bilim değişiyor, biz değişiyoruzÜsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu, “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşması ile yer alırken, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin, ’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmalarında cinsel terapilerde geleneksel tedavi bakış açısına cinsel beynin de katılması gerektiğini belirterek “Geleneksel tedaviler, mekanik ve tekrarlayıcı. Oysa sürekli tekrar edilen ödevler bir süre sonra otomatik davranışlara döner. Ve otomatik davranışlar ne daha fazla düşünmeyi sağlar ne de mutluluk ve haz hormonlarını salgılamamızı teşvik eder. Bilim değişiyor, bizler değişiyoruz. Bugün bilimin önündeki en büyük engel hayal gücünü yok saymak” dedi.Üsküdar Üniversitesi Proje Geliştirme Müdürü, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin’in koordinatörlüğünü yürüttüğü program sonunda katılımcılar birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

07 ŞUB 2019

Türk bilim insanları, atık sudan elektrik üretti

Türk bilim insanları kenevir metabolitlerini kullanarak, elektrik üretmeyi başardı. Üsküdar Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirilen çalışma,  Bioresource Technology Reports dergisinde yer aldı.Üsküdar Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi kenevirin temel etken maddesinin ürünlerini içeren atık sudan elektrik üretti.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tunç Çatal, Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Vildan Enisoğlu Atalay, Uzm. Selma Özilhan, Uzm. Murat Özdemir ve İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Hakan Bermek’in Bioresource Technology Reports dergisi için yazdıkları makalede, mikrobiyal yakıt hücrelerinde şimdiye dek kullanılmamış bir atık suyu enerji kaynağı olarak kullandıklarını belirtti. “THC, kişiye sarhoşluk veren ana bileşiktir”Biyoyakıt hücreleri doğaya kullanılmadan bırakılan ve kimi zaman çok zararlı olabilen biyokimyasal bileşiklerin yıkımını yapan ve katma değer olarak da düşük güçte ama kesintisiz DC voltaj üretimi gerçekleştirmek için özel bakterileri kullanan biyo-elektrokimyasal araçlardır. Bu çalışmada söz konusu molekül; COOH-THC (aka 11-Nor-9-carboxy-THC), THC'nin (delta9-tetrahydrocannabinol) biyolojik parçalanmasının ana ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. THC kenevir bitkisinden elde edilir ve kişiye “sarhoşluk veren” ana bileşiktir. Hint kenevirinin etken maddesi THC, karaciğerdeki sitokrom p450'nin enzimatik reaksiyonları yoluyla çeşitli küçük ve çoğunlukla biyo-aktif moleküllere metabolize edilir. Ana yıkım ürünleri arasında Δ9-THC, 11-OH-THC ve 11 veya 9 carboxy Δ9 tetrahydrocannabinol (COOH-THC) bulunmaktadır. İkincisi, insan idrarında bulunan primer glukuronid konjugatıdır. “Kenevir metabolitlerinin atık sulara karışmasının nedeni kenevir kullanıcılarının idrarları”Kenevir metabolitlerinin atık sulara karışmasının temel kaynağının kenevir kullanıcılarının idrarları olduğunu belirten Prof. Dr. Tunç Çatal,“Peki, bu nasıl gerçekleşiyor? Yıkım ürününün (metabolitin) hem doğaya verdiği olası zararın ortadan kaldırılması ve hem de aynı anda elektrik üretimi nasıl mümkün olacak?” Yeni yayımlanan bilimsel makaleye göre, hava katodlu mikrobiyal yakıt hücrelerinde (MFC) bu madde idrarla birlikte bakteriler tarafından yıkılmakla kalmayıp, yanında 0.3 Volta ulaşan elektrik üretildi.MFC'ler şu şekilde çalışıyor: Karbon bazlı bileşikleri parçalayan ekzoelektrojenik mikroorganizmalar, elektronları elektrik üretiminde kullanmak üzere değerlendirebiliyor. Bu elektronlar bir katoda taşınıyor ve süreçte bir elektrik akımı üretiyor. Bu ekzoelektrojenik bakteriler, polisakkaritler gibi karbon temelli substratları özellikle tercih ederken, hiç tahmin bile edemeyeceğiniz çok zehirli veya kanserojen kimi maddeleri de bertaraf edebiliyorlar” şeklinde konuştu.  Bu teknik, birçok alanda başarı ile kullanıldıBu teknik; tüm karbohidrat türevleri, amonyak, hidrokarbonlar, etanol, propanol, etilen glikol, gliserol, halkalı ve polialkoller, formik asit vb. gibi standart biyomoleküllerden sonra her çeşit zararlı endüstriyel ve evsel atık sularda ve hatta çok yakın zamanda idrar gibi direkt atıklarda da başarıyla kullanılmıştır. Hem sentetik hem de COOH-THC bulunan gerçek idrar elektrik üretimi bazında karşılaştırıldı. Son olarak Prof. Dr. Tunç Çatal ve birlikte çalıştığı bilim insanları tarafından, doğaya insan atıkları içerisinde karışarak çok zararlı olma potansiyeli mevcut olan antibiyotikler veya keyif verici madde metabolitleri-kokain, kannabinoid gibi substratlar bu amaçla kullanılmıştır. Araştırmacılar, bu son çalışmada örneklerden COOH-THC'nin %62'sinden fazlasını bertaraf etmeyi başardılar.“İdrar kullanarak elektrik üretmek mümkün”İstanbul Protein Araştırma-Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER), Mikrobiyal Biyoteknoloji laboratuvarında gerçekleştirilen çalışma ile ilgili olarak PROMER Müdürü Prof. Çatal, “İdrar kullanılarak herhangi bir ön muameleye gerek kalmaksızın elektrik üretiminin mümkün olabildiğinin gösterildiğinin, bu çalışma ile doğaya idrarla karışarak tahribata yol açan kenevir metabolitlerinin dikkate değer oranda giderilebildiğinin altını çizdi.“Mikrobiyal yakıt hücreleri, geleceğin vazgeçilmez teknolojilerinden biri olacak”Araştırmanın katılımcılarından ve Türkiye’ye mikrobiyal yakıt hücreleri çalışmalarını ilk tanıtan kişilerden biri olan İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Bermek, çalışma hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etti:“Özellikle bugünün enerji kaynakları ve bunların kullanımına dayalı dünyaya verdiğimiz hasar artık yeni enerji kaynaklarının ve teknolojilerinin kullanılmasını kesinlikle zorunlu hale getirmiştir. Mikrobiyal yakıt hücrelerinin bu aşamada avantajı, elde edilen enerji seviyesinin şu an itibarıyla biraz düşük kalmasına rağmen, doğayla son derece uyumlu bir yaklaşımla atık arıtımını da beraberinde mümkün kılması sebebiyle kesinlikle geleceğin vazgeçilmez teknolojilerinden biri olacaktır. Biz de bu sebeple 10 yıldan fazla bir süredir buradaki örnekte görüldüğü türden çalışmalarımızı MFC (microbial fuel cell) üzerine yoğunlaştırmış biçimde sürdürmekteyiz.”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da çalışmaya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:“Hesaplamalı kimya ile hesaplamalı psikiyatri birleştiğinde bağımlılıkla mücadele daha kolay olacak. Çünkü madde kullananların kendilerine ve doğaya verdikleri zaralar ölçülebilecek ve görülebilecek. Böylece hasta ve yakınlarımız yaptıkları işin sonucunu kötü tecrübe yaşamadan görebilecekler, bağımlılıkla mücadele kolaylaşacak. Üsküdar Üniversitesi Laboratuvarlarında bu çalışmaların yapılabilmesi Türkiye için şanstır.”

06 ŞUB 2019

Üsküdar Üniversitesi, zayıflama çayındaki “yasaklı maddeyi” tespit etti

Üsküdar Üniversitesi İleri Toksikoloji Analiz Laboratuvarı tarafından bir zayıflama çayında yapılan incelemede “yasaklı madde” tespit edildi. Şikâyet üzerine yapılan incelemelerde, zayıflama amaçlı kullanılan üründe kalp hastaları için ciddi risk oluşturan “sibutramin” etken maddesine rastlandı. Söz konusu maddeyi ihtiva eden zayıflama hapı, 2010 yılında genç bir kadının ölümüne neden olmuş, bunun üzerine Sağlık Bakanlığı ve İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, “sibutramin” etken maddeli ilaçların ruhsatlarını askıya almıştı.Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde tedavi gören ve zayıflama çayı kullanan bir hastanın şikâyeti üzerine, hastanın kullandığı ürün, Üsküdar Üniversitesi İleri Toksikoloji Analiz Laboratuvarında LC-MS/MS yöntemi ile analiz edildi. Söz konusu ürünün içeriğinde “sibutramin” etken maddesi tespit edildi. Hastadan idrar örneği alınarak yapılan analizde ise; sibutramin metabolizasyonu sonucu vücutta oluşan iki aktif metabolit tespit edildi.“Sibutramin” sinir sistemi ve kardiyovasküler hastaları için risk oluşturuyorSağlık Bakanlığı ve İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından Türk Eczacıları Birliğine gönderilen 22 Ocak 2010 tarihli yazı ile “sibutramin” etken maddesi içeren ilaçların “kardiyovasküler hastalarda oluşturduğu risk gerekçesiyle” ruhsatları askıya alınmış ve ilgili  (eczane, ecza deposu, hastane vb.) yerlerden geri çekme işleminin uygulandığı bildirilmişti. Bakanlığın Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Danışma Komisyonunca alınan karar gereği,  farmakovijilans verilerine dayanılarak sibutramin etkin maddesi içeren müstahzarlara ait ruhsatnamelerin askıya alındığı 21 Ocak 2010 tarihinde bildirilmişti.2010’da can almıştıBakanlığın 2010 yılında söz konusu kararı almasından yaklaşık 6 ay önce Kastamonu’da 23 yaşındaki Nilay Dinçer, “sibutramin” etken maddesi ihtiva eden bir zayıflama ilacı kullandıktan sonra hayatını kaybetmişti. Üsküdar Üniversitesinin yaptığı inceleme, aradan geçen 9 yılda Bakanlığın ruhsatları askıya almasına rağmen bazı firmaların ürünlerinde tüm riskleri göz ardı ederek “sibutramin” kullanmakta ısrar ettiğini ortaya koydu.“Zayıflama çaylarının incelenmemesi, önemli bir halk sağlığı sorunu”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, piyasada bulunan ve zayıflama çayı adı ile kullanıma sunulan örneklerle ilgili şu uyarılarda bulundu:“Piyasada bulunan ve ‘zayıflama çayı’ adı ile kullanıma sunulan örneklerin sibutramin içerip içermediklerinin tespitinin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu madde özelikle psikoz, depresyon gibi ruhsal hastalıkları tetikler. Kişide muhakeme ve dikkat bozukluğu yapar.Özellikle ergenlikte akademik yaşamı da olumsuz etkiler. Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görmesi durumunda, piyasada mevcut ürünlerin söz konusu analizlerini, uluslararası ölçekte ISO 17025 akreditasyon belgesine sahip olan Üsküdar Üniversitesi İleri Toksikoloji Analiz Laboratuvarında yapabiliriz. Toplum sağlığını tehdit eden böylesine hassas bir konu için Üniversite olarak üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız.”

31 OCA 2019

Deney Hayvanları Kullanım Sertifikası eğitim programı başladı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinin bu yıl beşincisini düzenlediği Deney Hayvanları Kullanım Sertifikası eğitim programı başladı. 10 gün sürecek olan programa 50 öğrenci katılacak.Eğitim programının açılış konuşmasını Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay geçekleştirdi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay hayvanlar üzerinde deney yapılabilmesi için bu sertifikanın gerekli olduğunu vurguladı. Genellikle sıçan ve fare üzerine çalışılacağını belirten Uzbay önemli olan öğrencilerin öğrenciyken laboratuvarlardan uzak kalmaması gerektiğini söyledi. Uzbay bu işin ciddi bir iş olduğunu, çalışılan organizmaların canlı organizmalar olduğunu ve çalışmalar için bu hayvanların canlarından olacağını bu yüzden de daha çok araştırıp kitap okunulması gerektiğini kaydetti.Bakanlık onaylı sertifika programına toplamda 50 kişi katılırken, 10 gün sürecek programda alanlarında uzman akademisyenler ders verecek.Lisans mezunu olmayan öğrencilere B, lisans mezunu olan öğrencilere ise A sınıfı sertifika verilecek.Haber-Fotoğraf: Melek Ozat

23 OCA 2019

Türk bilim insanları kokain tespitinde yeni biyosensör geliştirdi

Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi iş birliği ile kokain tespitinde yeni bir çalışmaya imza atıldı. Yürütülen araştırmada, insan idrarında kokain metabolitlerinin tespit edilmesi ile ilgili yeni bir mikrobiyal biyosensör geliştirildi.Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi iş birliğinde kokain tespitinde yeni bir yönteme imza atıldı.Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Protein Araştırma Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER), Kişiye Özel Tedavi Merkezi (KİMER) ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ortaklığında yürütülen araştırmada, insan idrarında kokain metabolitlerinin tespit edilmesi ile ilgili yeni bir mikrobiyal biyosensör geliştirildi.Araştırma, Prof. Dr. Tunç Çatal öncülüğünde gerçekleştiÜsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi ve PROMER Kurucu Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal öncülüğünde tamamlanan araştırmada, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Vildan Enisoğlu Atalay, KİMER Müdürü Uzm. Ecz. Selma Özilhan, Uzm. Aykut Kul, Uzm. Murat Özdemir ve İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Dr. Hakan Bermek araştırmacı olarak yer aldı.Çalışmanın çıkış noktası: Kokainin doğaya verdiği zararın önlenmesi Çalışmanın çıkış noktasının, dünyada artan kokain kullanımına bağlı olarak idrarla doğaya karışan kokain metabolitlerinin, doğal yaşama ve ekosistemdeki özellikle sucul canlılara geri dönüşümündeki olumsuzlukların önüne geçebilmek olduğunu belirten Prof. Dr. Tunç Çatal,“Araştırmayı yürütürken kokainin idrarda bulunan başlıca metaboliti olan benzoylecgonine konsantrasyonu ile voltaj üretimi arasında anlamlı korelasyon bulduk ve yaptığımız analizlerde idrardan bu metabolitlerin biyogideriminin mümkün olduğunu gösterdik. Mikrobiyal yakıt hücreleri kullanılarak geliştirilen yöntemde, analit spesifisitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir” şeklinde konuştu.PROMER Müdür Yardımcısı ve Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Vildan Enisoğlu Atalay ise “İdrarda kokain tespit mekanizmasını hesaplamalı kimya yöntemleri uygulayarak aydınlattık” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: "Hesaplamalı kimya ile hesaplamalı psikiyatri birleştiğinde bağımlılıkla mücadele daha kolay olacak."Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da çalışmaya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:“Hesaplamalı kimya ile hesaplamalı psikiyatri birleştiğinde bağımlılıkla mücadele daha kolay olacak. Çünkü madde kullananların kendilerine ve doğaya verdikleri zaralar ölçülebilecek ve görülebilecek. Böylece hasta ve yakınlarımız yaptıkları işin sonucunu kötü tecrübe yaşamadan görebilecekler, bağımlılıkla mücadele kolaylaşacak. Üsküdar Üniversitesi Laboratuvarlarında bu çalışmaların yapıılabilmesi Türkiye için şanstır.”Araştırma sonuçları, Uluslararası saygın dergilerden Journal of Power Sources dergisinde ve cannabinoid metabolitleri ile ilgili sonuçlar Bioresource Technology Reports dergilerinde yayınlandı.https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0378775318314290https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2589014X19300039

17 OCA 2019

TEDx buluşmaları, 2. kez Üsküdar Üniversitesinde!

Üsküdar Üniversitesi, dünyanın en önemli fikir ve tartışma platformlarından biri olan TEDx’e ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Şubat ayında gerçekleştirilecek programda; Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Sermin Kesebir ve Prof. Dr.  Nurper Ülküer ile Doç. Dr. Gökben Hızla Sayar’ın da aralarında bulunduğu akademisyenler, “Değişen İnsan, Değişen Bilim” başlığı altında, kendi alanlarında en çok ilgi çeken konuları konuşacak.Üsküdar Üniversitesi Altunizade Kampüsü Nermin Tarhan Konferans Salonunda 15 Şubat 2019 Cuma günü gerçekleştirilecek TEDx, kamuoyunun çok yakından tanıdığı akademisyenleri bir araya getirecek.Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan “Dünyamızı Çevreleyen Duvarlar, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir “Psikiyatrik Bozukluklar, Bedensel Hastalıklardır (Brain, Mind and Body)” başlığı ile katılacağı programda, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer de “Bebeklikte İçilen ‘Bir Fincan Sevginin’ Yaşam Boyu Süren Hatırı” başlıklı konuşması ile yer alacak.Psikolojik iyi oluştan, yaratıcı beyinlere yolculuk…Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar “Daha Yaratıcı Beyinler Geliştirmek”, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tayfun Doğan “Psikolojik İyi Oluşun Kaynakları”, Reklam Tasarımı ve İletişimi Dr. Öğretim Üyesi Dinçer Atlı “Yetenek Yönetimi” konusunda görüşlerini paylaşacak.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Rüştü Murat Demirer’in “Gelecekte Yapay Zekâ ve Büyük Veri Paradigmalarında Devrimler Olacak mı?”, Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Dr. Öğretim Üyesi Esin Tümer’in ise “İstanbul! Her Bina Residense, Hwer Oda Ayrı Akıllı. Kentten Önce, Zihni Dönüşüm…” başlıklı konuları ile katılacağı program, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Ünübol’un “Mutsuzluk, Mutluluğun Sermayesidir” başlıklı konuşmasıyla devam edecek.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Kaan Yılancıoğlu’nun “İnsanoğlu Antibiyotiksiz Çağa Hazır mı? Hayatta Kalabilecek miyiz?” başlıklı konuşmasını gerçekleştireceği paylaşacağı TEDx – Üsküdar buluşması, Üsküdar Üniversitesi GETIPMER Müdürü Dr. Murat Ulusoy ve GETIPMER Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Uzm. Psikolog Nalan Eyin’in “’Artırılmış Cinsel Doyum – Expanded Sexuel Response Hipnoz’ Neden ve Niçin Gerekli?” başlıklı konuşmaları ile tamamlanacak. Daha fazla bilgi için: https://tedxuskudaruniversity.com/tr/2019

02 OCA 2019

Üsküdar MDBF öğrencileri Berko ve Aromsa üretim tesislerini gezdi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomühendislik Bölümü öğrencileri, Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Sevimoğlu ile Berko İlaç Sultanbeyli Üretim Tesisi ile Aromsa Üretim Tesisini ziyaret etti.Berko İlaç üretim tesisiGezinin ilk ayağı Biyomühendislik 3. Sınıf öğrencileri ile Berko İlaç Sultanbeyli Üretim Tesisine yapıldı.1984 yılında Berko İlaç ve Kimya Sanayi Ltd. Şti. olarak ilaç sanayinde yerini alan tesis, T.C. Sağlık Bakanlığı ruhsatlı farmasötik ürünlerin ve T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan ruhsatlı takviye edici gıda preparatlarının üretiminin gerçekleştirilmesi yönüyle önem taşıyor. Öğrenciler hammaddenin tartımı işlemlerinden, ilacın paketlemesine kadar olan bütün süreçleri ilgiyle takip edildi.Aromsa üretim tesisine ziyaret İkinci gezi 4. Sınıf öğrencileri ile Aromsa üretim tesislerine yapıldı.Aromsa Türkiye’de aroma arttırıcılar konusunda üretim yapan, yabancı ortağı olmayan tek Türk firma olarak dikkat çekerken öğrenciler üretim tesislerinde aroma arttırıcılar, şuruplar, meyve tozları gibi ürünler mevcut olan tesisin ARGE laboratuvarlarını gezdi. Öğrenciler ilgililerden yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı.

30 ARA 2018

Üsküdar Üniversitesi IPEG 2018’de

Üsküdar Üniversitesi İsviçre’de her iki yılda bir gerçekleştirilen IPEG 2018 konferansına katıldı. Konferansta Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Murat Demirer ve matematikçi Robert Kozma ortak bildiri sundu.International Pharmaco- EEG Society tarafından düzenlenen IPEG 2018 konferansına Üsküdar Üniversitesi "Search for new stratified psychiatry from smooth mixing information flows in scalp EEG fields" ortak bildiri sundu.Dünyada ilk defa EEG akışları matematiksel olarak tanımlanmış olacağını ifade eden Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Murat Demirer “Farklı bandlardaki akışların yavaş olarak karıştığı ve bilgi geçişini sıfır entropi üzerinden yapıp sonra tekrar normal entropiye döndüğünü ispatladık ve buna bağlı kestirimsel biyobelirteçleri tanımladık” şeklinde konuştu.

29 ARA 2018

Üsküdar Üniversitesi IPEG 2018’de

Üsküdar Üniversitesi İsviçre’de her iki yılda bir gerçekleştirilen IPEG 2018 konferansına katıldı. Konferansta Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Murat Demirer ve matematikçi Robert Kozma ortak bildiri sundu.International Pharmaco- EEG Society tarafından düzenlenen IPEG 2018 konferansına Üsküdar Üniversitesi "Search for new stratified psychiatry from smooth mixing information flows in scalp EEG fields" ortak bildiri sundu.Dünyada ilk defa EEG akışları matematiksel olarak tanımlanmış olacağını ifade eden Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Murat Demirer “Farklı bandlardaki akışların yavaş olarak karıştığı ve bilgi geçişini sıfır entropi üzerinden yapıp sonra tekrar normal entropiye döndüğünü ispatladık ve buna bağlı kestirimsel biyobelirteçleri tanımladık” şeklinde konuştu. 

27 ARA 2018

Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Hazlarınız sizi değil siz hazlarınızı yöneteceksiniz!”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü ile Pozitif Psikoloji kulübü tarafından düzenlenen ‘Hazdan Bağımlılığa’ konferansı gerçekleştirildi. Konferansa konuşmacı olarak Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay katıldı.‘Hazdan Bağımlılığa’ kitabının yazarı olan Uzbay, Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede psikoloji bölümü öğrencilerine, bağımlılığı, türld ve haz duyduğumuz şeylerin nasıl bağımlılığa dönüştüğünü anlattı.“İnsan hazza ve konfora yatkındır”“İnsan hazza ve konfora yatkındır” diyen Uzbay, Canan Karatay vb. kişilerin toplum içerisinde ön planda olmasının, medyanın dikkatini çekmesinin ve medyanın sürekli olarak bunları ön plana çıkartmasının nedenini, bu kişilerin limbik konuşması ve hazza odaklı duymak istediklerimizi söylediğine bağladı. Uzbay; “Duymak istediğinizi söyleyen insanlara daha toleranslısınızdır. Sizi eleştiren insanlar, gerçekten dostunuz olsa ve gerçekten doğru şeyleri söylese bile duymak istemediğiniz şeyleri size iletiyorlarsa onlarla tartışırsınız. Homosapiens dediğimiz bizler yani modern homosapiens tembeldir, hazdan yanadır” dedi.“Haz almak sonsuz ve sınırsızdır”Haz veren şeylerin pekiştirici ve tekrarlama eğiliminde olduğunu dile getiren Uzbay; “Bir kere haz alın bırakmazsınız. Haz almak sonsuz ve sınırsız bir şeydir ve tekrarlayıcı, pekiştiricidir. İnsanların pekiştirilmiş hazları, zaaflarını oluşturur. Yani hazlarınız zaaflarınızla ilişkilidir. Pekiştirildiği zaman zaaflarınız ortaya çıkar” dedi. İnsanın zaaflarını yönetmek zorunda olduğunu, zaafların aynı zamanda insanın zayıf noktası olduğunu ve hayatta kalma ihtimalini düşürdüğünü bunun sonucunda çevreyle adaptasyonuyla ilgili sıkıntıların çıkabileceğini söyledi. “Zaaflarınızı yönetemediğiniz zaman zaaflarınız davranışlarınızı yönetmeye başlar. Ve haz veren şeyin bağımlısı olursunuz” diye ekledi.Bağımlılığın en tehlikeli dönemi: Gençlik!Bağımlılığın, en çok gençlik yani ergenlik döneminde oluştuğunu söyleyen Uzbay; “Bağımlılığın olabilmesi için gençlik en tehlikeli dönemdir. Birçok bağımlılık yapan madde ile insanların ilk tanışması ezici bir çoğunlukla ergenlik dönemidir. Sigara bağımlılığında ergenlikte ne kadar erken nikotine bağlanmışsanız o kadarda bırakmanız zordur veya alkol davranış bozukluğu şeklinde ne kadar erken kullanılmaya başlanmışsa o kadar bundan kurtulmak zorlaşır” dedi.Elektronik sigara, saf nikotin bağımlılığını başlatıyor!Elektronik sigaranın nikotin bağımlılığından kurtulmak için sigaranın kesildiği dönemde belli bir süre sonra bırakmak koşuluyla, çok işe yaradığını ama bırakılmazsa saf nikotini alıp yine bağımlılığın aslında sürdürüldüğünü dile getiren Uzbay: “Burada tek farklı olan şey şu; tütünün yanma ürünlerinden akciğerlerinize karaciğerinize veya başka organlarınıza gelen zarar buradan gelmiyor. Ama bunun ne gibi zararları olup olmadığını ilerleyen dönemler bize gösterecek. Daha tehlikelisi bu elektronik sigaraların içine bonzai başta olmak üzere tabi uyuşturucular da eklenerek bu şekilde de maalesef kullanılabiliyor” dedi.“Obezite bir yeme bağımlılığıdır ama her obezite bir yeme bağımlılığı değildir”Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Şöyle bir kavram karmaşası var obezite bir yeme bağımlılığıdır ama her obezite bir yeme bağımlılığı değildir. Bazı obezler yeme bağımlısıdır ama birçok yeme bağımlısı fittir. Yani bir insan fit olarak da yeme bağımlısı olabilir. Bir özelliği de yeme bozukluğudur. Bunlar tıkanıncaya kadar yerler sonra gidip kusarlar sonra gelip yine yerler. O da bir yeme bozukluğu bağımlılığı içinde değerlendirilebilir. Yeme bağımlısı ve obezite iki farklı şekilde değerlendirilmesi gereken ve iki farklı kanaldan tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Bunun farkına varmamız lazım” diyerek ikisinin aynı kavram olmadığını belirtti.Öğrencilere eleştirel düşünmeyi analitik yaklaşımları benimsemeleri tavsiyesinde bulunan Uzbay; “Eğer iyi bir eğitim modeli içindeyseniz ve kendinizi doğru yetiştirmişseniz hazlarınız olacak ama hazlarınız sizi değil siz hazlarınızı yöneteceksiniz” diyerek sonlandırdı.Konferansın sonunda Doç. Dr. Tayfun Doğan tarafından Prof. Dr. Tayfun Uzbay’a çiçek taktim edildi.Uzbay program sonunda ‘Hazdan Bağımlılığa’ kitabını öğrencilere imzaladı.

25 ARA 2018

MDBF Bölüm seminerlerinin ikincisinde moda ve e-ticaret konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinin düzenlediğin MDBF Bölüm Seminerlerinin ikincisi yapıldı. Programa ’LTB' adlı markanın Pazarlama Müdürü Eda Uz,  E- ticaret Müdürü Sertaç Biriken konuk oldu.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkede gerçekleşen seminerin açılış konuşmasını Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Serap Tepe gerçekleşirdi. Seminerde tekstil, ticaret ve marka olmak için yapılması gerekenler hakkında bilgilendirilme yapıldı.“Modanın kalbi İstanbul”Standartlara yön vermek ve geleceği şekillendirmek için çalışan Çak Group'un her sektörde insan odaklı yaklaşımı ile aslında dünya kalite standartlarında faaliyet gösterdiklerine vurgu yapan Uz, “Türkiye’de 31 bin tane firma olduğu bilinmektedir. Sektörü oluşturan firmaların %61’lik kısmı İstanbul’da ve bu da İstanbul ekonomisinin %20’sini oluşturmakta yani modanın kalbi İstanbul diyebiliriz. İstanbul’dan sonra da İzmir, sektörün ikinci önemli şehri. Biz yılda 15 milyon jean ve 6-7 milyonda üst giyim üretiyoruz. Aslında bir yıllık planımızı yaparken jeanı her zaman ayrıştırırız ve çok iddialı oluruz. 72 ülkedeyiz. Türkiye’de olduğumuz kadar yurt dışında da varız” şeklinde konuştu.Hem Türk piyasasına hem de yurtdışı piyasasında olmanın çok kolay bir şey olmadığını belirten Uz, “Asıl üretim Türkiye’de gerçekleşiyor. Burada üretirken yurt dışının hava şartlarını ve daha fazla giyileceğini düşünmek zorundayız. Oradaki satış temsilcilerimizi ara sıra Türkiye’ye getirip eğitim veriyoruz” dedi.“Başarı, küçük doğruların bir araya gelmesiyle olur!”Sektöre atıldığı zaman kısa zamanda gelişmediğini, arkasındaki küçük ayrıntılarla ilgilenmek gerektiğini dile getiren Uz; “Çünkü başarı dediğiniz şey, aslında küçük küçük doğruların bir araya gelmesiyle olur. Ben pazarlama bölümü olarak her Eylül ayında bütçemi ayarlıyorum. Sizden yıllık planınızı isteyecekler ve o plana göre yol haritası ayarlanacak.Planı hazırlarken önce bir sektörünüze bakmanız gerekiyor. Sektörde neler olduğunu ve ekonomi dergilerini takip etmeniz gerekiyor. Daha sonra kendi firmanızın iç görünümüne bakmanız gerekiyor” dedi.“Markalaşma zordur!”Türkiye ‘de çok fazla firma olduğunu söyleyen Uz; “Çok fazla firma var ama çok fazla marka yok. Markalaşma zordur. Bunun için çok büyük bir savaş veriliyor ve bu savaş, moda sektöründe daha da zordur” dedi.“İnsanlara alternatif sunmak istiyoruz” LTB markasının e-ticaret müdürü olan Sertaç Biriken ise, öğrencilere teslimat sürecini anlattı. “Teslimat sürecinizi ne kadar hızlandırırsanız, ciro o şekilde artıyor. Bunu gerçekleştirmeye çalıştık. Teslim sürecimiz uzundu, 48 saate indirdik. İnsanlara alternatif sunmak istiyoruz. 2019’ da mağaza teslimatına başlayacağız” dedi.“Müşteriler özel günleri takip ediyor”Biriken şöyle konuştu: “Bizim fiyat ve kalite oranımızın iyi olduğunu düşünüyorum. E-ticaret konusunda kafalarda çok soru var. Mağaza fiyatlarıyla internet fiyatları farklı mı olmalı? İnsanlar internet fiyatlarının daha düşük olması gerektiğini düşünüyor. Fakat o zaman da mağazaya gitme oranı düşüyor. Biz bu konuya şöyle bir çözüm getirdik. İnternet ile mağaza fiyatları aynı, sadece özel günlerde internet indirimi yaptık. Böylece müşteriler özel günleri takip ediyor. Ayrıca insanların ayağı alışsın diye ilk siparişlerde indirim kampanyalar başlattık.”Soru cevap şeklinde ilerleyen seminer, gelen konuklara çiçek takdimi ardından toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

18 ARA 2018

Ali Bakaner; “Zoru başarın, imkânsız zaman alsın”

Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi “Bölüm Seminerleri” ne bir yenisi daha eklendi. Etkinliğin konuğu Alfa Metal Alüminyum Şirketi’nin sahibi Ali Bakaner oldu. Bakaner, öğrencilere iş hayatındaki tecrübeleri aktardı.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Serap Tepe’nin koordinatörlüğünde, Merkez Yerleşke Kuleli salonda gerçekleşen etkinlikte Bakaner, Endüstri Mühendisliği bölümü öğrencilerine Endüstri Mühendisliği, İnsan Kaynakları Yönetimi, İş ve Staj imkânları konusunda bir sunum gerçekleştirdi.Konuşmasına kendi iş ve sosyal hayatından bazı kesitler anlatarak başlayan Bakaner, iyi bir mesleğe sahip olmaktaki en önemli unsurun istekli olmak olduğunu vurguladı.“Alan el değil, veren el olun”Öğrencilere mesleklerini istekli yapmaları konusunda tavsiyeler veren Bakaner, iş hayatında sıradan olmamaları konusunda öğrencileri uyardı ve “Sıradan maaşlı mühendis olmayın, sıra dışı olun. Alan el değil, veren el olun“ dedi.“Parasız iş yaparsınız ama itibarsız iş yapamazsınız”Sonrasında itibar konusuna değinen Bakaner, itibar konusunun kendi adına çok mühim bir konu olduğunun da altını çizdi. Dinleyen öğrencilere kendi itibarları oluşturma konusunda ısrarcı olmaları gerektiğini söyledi, parasız iş yaparsınız ama itibarsız iş yapamazsınız dedi.Bu konuda kendi hayatından bir örnek veren Bakaner, “Benim kasamın anahtarı muhasebecimde durur. İçindeki parayı da çeki de ben bilmem, o bilir. Bu muhasebecimin bana verdiği güvendir, bende bıraktığı itibardır. Siz de iş hayatınızda ve sosyal hayatınızda böyle güzel itibar oluşturmaya çalışın” dedi.“Çöpçü bile olsanız kaliteli olun”Firma olarak gelen CV’lerde neye dikkat ettiklerini anlatan Bakaner, CV’de akademik bilginin yanında aradıkları tek unsurun “kalite” olduğunu söyledi. İşi iyi ve doğru yapmanın yanı sıra yapılan işin kaliteli olmasının çok önemli olduğuna değinen Bakaner, “Sadece mühendislikte değil, hayatınızın her alanında kaliteli olmanız gerekiyor. Çöpçü bile olsanız kaliteli olun. Kaliteli mal kendini sattırır, kötü malı satmak için siz taviz verirsiniz. Taviz veren değil, taviz verdirten taraf olun” şeklinde konuştu.“Çevre en büyük sermayedir” Sonrasında Endüstri Mühendisliği iş ve staj imkânlarından bahseden Bakaner,  iş sahibi olabilmenin ilk ve en önemli unsurunun kendine güvenmek olduğunu söyledi. Kişinin kendine olan güvenini yitirmesi sonucu hiçbir işte başarılı olamayacağının da altını çizdi. Aynı zamanda stajın öğrencilerin kendilerini geliştirmek konusunda en büyük fırsat olduğunu vurgulayan Bakaner, “gerek staj, gerek iş konusunda çevreniz sizin en büyük sermayenizdir. Çevrenizi geniş tutun ve çevrenizdeki herkes işe yarar insanlardan oluşsun” diye ifade etti.“Zoru başarın, imkânsız zaman alsın”Stajın hem sosyal hem de teknik bir hayat olduğunu söyleyen Bakaner, “Staj esnasında işverenin gözüne girerseniz bu sizin ileri dönemdeki iş hayatınızı hazırlamış olur. Mezun olmadan işiniz hazır olabilir. Hiçbir şey imkânsız değildir. Zoru başarın, imkânsız zaman alsın” dedi.Bakaner konuşmasının sonunda ise öğrencilere “Alacağınız yol uzun, zamanınız az, hızlı hareket edin ki aradaki açığı kapatın” diye uyarıda bulundu.Dr. Öğr. Üy. Serap Tepe tarafından Bakaner’e Hisseden İnsan Heykeli takdim edildi. Etkinlik toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.Haber-Fotoğraf: Şüheda Damgacı

17 ARA 2018

Üsküdarlı öğrenciler İzmit KORDSA’yı ziyaret etti

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Endüstri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek ile Endüstri ve Liderlik Kulübü, 1973 senesinde Sabancı Holding iştiraki olarak kurulan dünyanın en büyük kord bezi üreticisi KORDSA’nın İzmit’teki genel merkezini ziyaret etti.Dünyanın önde gelen endüstriyel naylon ve polyester iplik, lastik kord bezi ve tek kord üreticisi olarak hizmet veren KORDSA gezisine öğrenciler yoğun katılım ve ilgi gösterdi.Öğrenciler ilgililerden bilgi alırken, sonrasında toplu fotoğraf çektirdi.

11 ARA 2018

Prof. Dr. Muhsin Konuk Bozüyük’te öğrencilerle buluştu

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Üsküdar Üniversitesi ve Bozüyük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile düzenlenen Bozüyük Kariyer Günleri’nin konuğu oldu. Prof. Dr. Konuk, Bozüyük ilçesi genelindeki 400 lise öğrencisine Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü hakkında bilgiler verdi.Bozüyük Kariyer Günleri’nin Mühendislik günleri kapsamında Bozüyük Fen Lisesi Konferans Salonunda öğrencilerle buluşan Prof. Dr. Muhsin Konuk aday öğrencilere kariyerleri alanında önemli bilgiler verdi.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümüne ilişkin paylaşımlarda bulunan Konuk öğrencilerin sorularını da cevapladı.Programın sonunda Bozüyük İlçe Milli Eğitim Müdürü Servet Çetinkaya katılımlarından dolayı Prof. Dr. Muhsin Konuk’a plaket ve çiçek taktim etti.Toplu fotoğrafın çekilmesinin ardından program sona erdi.

10 ARA 2018

Üsküdar Üniversitesi TÜSEB'i ziyaret etti

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk ile öğretim üyeleri Doç. Dr. Türker Ergüzel ve Doç. Dr. Barış Metin, TÜSEB Genel Sekreteri Prof. Dr. Bayram Yılmaz'ı makamında ziyaret etti.Toplantıya TÜSEB Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. İlhan Satman’ın yanı sıra TÜSEB Daire Başkanları ve Müşavirleri de katıldı.Toplantıda, TÜSEB’in çalışmaları ve Ar-Ge projelerine yönelik destek programları ele alındı.TÜSEB’in bilimsel araştırma proje destek programları için 2019 yılı içerisinde çağrıya çıkmayı planladığını belirten TÜSEB Genel Sekreteri Yılmaz, ülkemizin sağlık alanındaki dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için bilimsel ekosistemin kurulmasının önemine ve TÜSEB’in buradaki rolüne dikkat çekti.

06 ARA 2018

Yeni nesil robotlar artık hissediyor

Üsküdar Üniversitesinde “Biomedikal Mühendisliğinde Tıbbi Cerrahi, DA Vinci Robot, Görünmez Tehlikeler ve Gelecek” adlı program gerçekleştirildi. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. R. Murat Demirer tıp alanında geliştirilen robotlar hakkında önemli bilgiler verdi.Robotlar cerrahların yerini mi alacak?Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen etkinlikte Demirer, tıp alanı için geliştirilen robotların cerrahların yerini alamayacağını belirtti. Demirer şunları söyledi: “Bu robotlar cerrahların yerini mi alacak? Hayır, biz şuan ki aşamada cerrahlara yardımcı olacak robotlar geliştiriyoruz. Peki, burada ne yapıyoruz, arada fark var mı? Ne yazık ki, bunun hep iyi tarafları anlatılıyor ama bunların zayıf tarafları da var” dedi.Cerrahi robotların iyi ve kötü yönlerini bir doktorla karşılaştıran Demirer “İnsanlarda karar verme özelliği mükemmel. Robot cerrahide karar verme henüz yok. El göz koordinasyonları sınırlı, yorum yapamıyor. Dokunma hissi verilmeye çalışıyor ama doktor seviyesine ulaşılamıyor. Cerrahın el ve göz koordinasyonu mükemmel, el yetenekleri çok iyi. Doktor bilgi kaynaklarını gözüyle, kulağıyla, dokuyla birleştirebiliyor. Fakat robotlar bunu yapamıyor, robotlarda bu tarz problemler var ama avantajları da var; mesela geometrik göz açısından milimetrik rezolüsyon yapabiliyor ve hiç yorulmuyor, kararlı bir yapısı var aynı zamanda tomografi altında da uzun süre çalışabiliyor bir doktorun eli kadar mükemmel değil, onu hissetmesi gerekli” şeklinde konuştu.Yeni nesil robotlar artık hissediyor Yeni nesil robotların artık hissettiğini, çok amaçlı optimizasyon yapısı olduğunu vurgulayan Demirer “medikal robotlar 3’e ayrılıyor. Aktif, yarı aktif ve pasif olarak 3 çeşit sınıflandırma var. Aktif robotlar şu anda dünyada yok 21.yüzyılın sonlarında olması ihtimal. Pasif robotlar doktorların kontrolleriyle çalışırken yarı aktif robotlar karar vererek doktorları yönlendiriyor. Yarı aktif robotlar pasif aktif robotlardan daha fazla tercih ediliyor” dedi.Şu anda ne durumdayızRobotların, obje tanıma yeteneği 2, el yeteneği 6, sosyal tanıma 8 yaşında olduğunu belirten Demirer, “bir robotu tanımlamak için 6 koordinat gerekiyor. Üç boyutlu, uzayda x, y, z olarak gösteriliyor. Cerrahi robot yapabilen ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Cerrahi robot yaptığınız zaman askeri robotta yapabilir, belirli bir bilimsel güce de erişmiş olursunuz” dedi.Program soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.Haber: Melek Ozat

03 ARA 2018

5 G beraberinde sorunları da getirecek!

Günlük yaşantımızın bir parçası haline gelen cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyon olumsuz etkileriyle yaşam kalitesini bozabiliyor. Kısa dönemde uykusuzluk ve halsizlik gibi etkileri hissedilen elektromanyetik radyasyon, biyolojik yapıdan hormonlara ve DNA’ya kadar vücudumuzda pek çok değişikliğe yol açıyor. Özellikle cep telefonu gibi cihazların kullanımında mesafenin önemli olduğuna dikkat çeken uzmanlar, telefonda konuşurken cihazı 1 cm uzakta tutmanın radyasyonu - %20 oranda azalttığına dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi Elektrik- Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, son zamanlarda sıkça gündemi meşgul eden elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerinde oluşturduğu etkilere değindi. Hay Kitap’tan da okuyucusuyla buluşan ‘5G Nesnelerin İnterneti ve Sağlığımız” isimli kitabında da konuları ayrıntılı bir şekilde ele alan Prof. Dr. Şeker, insanların çok sık maruz kaldığı cep telefonu radyasyonu hakkında bilgi vererek cep telefonundan alınan radyasyonu en aza indirecek önlemleri anlattı. 5G teknolojisinin hayatımıza girmesi ile meydana gelecek değişimlere dikkat çeken Şeker, 5G’nin sağlık açısından oluşturduğu sorunlar hakkında bilgi verdi.“Elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik alan birbirinden farklıdır”Elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik alan kavramlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Şeker, elektromanyetik radyasyonun bütün elektrik enerjisini kullanıp normal fonksiyonlarını icra ettiğini ve bu nedenle yüksek frekanslı cihazların radyasyon yaydığını, düşük frekanslı cihazların örneğin ev aletlerinin radyasyondan ziyade elektromanyetik alan yaydığını ifade etti.“İnsan DNA’sını etkiliyor”Elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerinde en belirgin etkilerinin 2004 yılında yayımlanan Refleks çalışması ile ortaya çıktığını ifade eden Şeker, bu çalışmanın sonucunda elektromanyetik radyasyonun çocuklarda ve yetişkinlerde birbirinden farklı etkilerin görüldüğüne dikkat çekti. Elektromanyetik radyasyonun kısa dönem etkileri uykusuzluk, halsizlik olarak görülürken uzun dönem etkilerinin insanın biyolojik yapısını, hormonal aktivitelerini ve insan genetiğini değiştirdiğini insanın DNA’sını etkileyerek zararlarının sonraki nesillerde dahi ortaya çıkabileceğini ifade etti.Elektromanyetik radyasyon, beynin savunma mekanizmasını etkiliyorElektromanyetik radyasyon ve insan ruhunun birer enerji olduğunu ifade eden Prof. Dr. Selim Şeker, insanın bir günde harcadığı gücün 40 watt civarında olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şeker, iki enerjinin birbiri ile etkileşimi sonucu elektromanyetik radyasyonun beyne etki ederek beynin savunma mekanizmasına zarar verdiğini ve beynin kısımlarını girip beyinde Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara neden olduğunu, standardın bin kat altındaki radyasyonların ise nöronların ölmesine sebep olduğunu ve bunun da insan yaşamını tehlikeye soktuğunu söyledi.“Kullanım süresi ve mesafe radyasyonu etkiliyor”Elektrikli cihazların yaydığı radyasyonların bazı ölçütlere göre değişiklik gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Şeker, 5 dakika kullandığımız saç kurutma makinasının yaydığı radyasyonu vücudun geri kalan zamanda atabildiğini belirterek çok sık kullanılan cep telefonlarının yaydığı radyasyonun etkilerinin vücuttan atılmasının zor olduğunu ifade etti.Mesafeye dikkatElektrikli cihazlardan yayılan radyasyonun kullanım sıklığı dışında değişiklik gösterdiği diğer ölçütün ise mesafe olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şeker, elektrikli aletlere ne kadar yakın olunursa o denli radyasyondan etkilenildiğini, telefonda konuşurken telefonu 1 cm uzakta tutmanın radyasyonu - %20 oranda azalttığına dikkat çekti.Cep telefonları sigaradan bile daha zararlıElektrikli cihazların en tehlikelisinin cep telefonu olduğunu belirten Şeker, herkesin sigara içmediğini ama herkesin telefon kullandığını bu nedenle cep telefonlarının sigaradan bile daha zararlı olduğunu ifade etti. Cep telefonlarının yaptığı hasarın hücreler üzerinde ve kalıcı olduğunu belirten Şeker, bu zararı telafi edebilmek için vücuda fırsat vermediğimizi bu durumun kalıcı hasarlara neden olduğunu ifade etti.Cep telefonları kanser yapan cihazlar listesindeDünya Sağlık Örgütü tarafından evlerde kullanılan elektrikli cihazların kanser yapma ihtimali olduğuna dair listeye alındığını belirten Şeker, cep telefonlarının ise 2011’de listeye alındığını ifade etti. Prof. Dr. Selim Şeker, 1993’te cep telefonu firmalarının isteği üzerine yapılan araştırma bulgularında dahi cep telefonunun kansere neden olduğu saptandığını ancak 6 sene süren araştırmanın sonuçlarının cep telefonu firmalarınca yayımlanmasının engellendiğini ifade etti.Cep telefonu kullanırken dikkat edilmesi gerekenlerCep telefonu kullanırken radyasyonun kulağımızdan içeri girip beyne ulaştığını ifade eden Şeker, kafatasının radyasyonu engellemediğini belirterek cep telefonundan yayılan radyasyonun etkisinin azaltılması için önerilerde bulundu. Cep telefonunun aradığınız kişiye ulaşabilmesi için yüksek dozda güç yaydığını belirten Şeker, bundan korunmak için karşı tarafın cevap vermesinden sonra kulağımıza götürmemiz gerektiğini aynı zamanda, kulaklık kullanmanın hoparlörde konuşmanın radyasyonu azalttığını ifade etti. Telefonu gün içerisinde sıkça kullanmak yerine kısa mesaj göndermenin radyasyon etkisini azalttığını belirten Şeker, uyuduğumuz yerde cep telefonunun bulundurmamız gerektiğinin altını çizdi.5G teknolojisi nedir?5G teriminin kablosuz teknoloji için kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Şeker,  5G’nin daha hızlı ve daha yüksek yayılım kapasitesi sağladığını belirterek 5G teknolojisinin çevremizde bulunan mikrodalga ve milimetrik dalga radyasyonlarını aşırı derecede artıracağını ifade etti. 5G teknolojisinin Türkiye’de çalışabilmesi için birkaç milyon baz istasyonu kurulması gerektiğini belirten Şeker, bunun da her 3 metre ile 10 metre arasında baz istasyonu ile karşılaşma anlamına geldiğini ifade etti.5G teknolojisi beraberinde sağlık sorunlarını da getiriyor 5G teknolojisinin kullanımı ile doğada elektrosisin artacağını belirten Şeker, 5G’nin getirdiği radyasyondan dolayı doğal ekosistemi ve hatta atmosferi olumsuz etkileyeceğini ifade etti. İnsan vücudunun daha önce hiç tanımadığı, hiç karşılaşmadığı türden bir radyasyona maruz kalacağını ifade eden Şeker, bunun sonucunda oluşabilecek sağlık sorunlarına dikkat çekti. 5G’nin hücre büyümesi ve organlara etki ederek kanserlerin artmasına neden olacağına, bağışıklık sisteminde, kalp ve dolaşım sisteminde, biyolojik işlevlerde kaçınılmaz olarak etki edeceğine değinen Şeker, ayrıca ısısal etkilerin göz yüzeyinde ve gözde hasar oluşturmanın yanı sıra deriyi de etkilediğini ifade etti.    Şeker, dünyanın pek çok yerinde, evlerin yakınında baz istasyonu yapmak yerine fiber optik kabloların döşenmesi gerektiğini belirtti. Fiber optik kablolamanın daha hızlı, emniyetli ve yüksek kapasiteli olduğunun altını çizen Şeker, iletişim şirketlerinin daha çok kar elde etmek istemelerinden dolayı fiber optik yerine kablosuz mobil telefon üyeliğini tercih ettiğini ifade etti. 

21 KAS 2018

Prof. Dr. Osman Çerezci cep telefonu kullanımı konusunda uyardı!

Günlük hayatın vazgeçilmezi olan cep telefonları, bataryaların patlama riski nedeniyle kimi zaman tehlike oluşturabiliyor. Bataryaların ömrünü uzatmak ve batarya patlamalarının önüne geçebilmek için uzmanların önerilerine kulak vermek gerekiyor: Telefonlar sıcak ortamlarda bulundurulmamalı, hızlı şarj edilmesi durumunda bile yüksek enerji verilmemeli ve arızalı telefonların tamiri için profesyonel destek alınmalı. Orijinal şarj cihazları kullanılmalı. Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Çerezci, son günlerde patlayan cep telefonu bataryaları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.Telefonunuzu sıcak ortamlarda bulundurmayın!Batarya patlamalarının alınacak bazı önlemlerle mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Osman Çerezci, “Batarya patlamalarının önüne geçebilmek için cep telefonları sıcak ortamlarda bırakılmamalıdır. Telefonun hızlı şarj edebilmesi durumunda dahi  yüksek enerji verilmemelidir. Çünkü yüksek enerji bataryanın içerisindeki kimyasal sıvıya zarar vererek patlama gibi beklenmedik olaylara yol açabilmektedir. Telefon bataryalarının patlamasında çok değişik faktörler bulunmaktadır. Kullanılan ürünün testten geçmiş olması, CE belgesi alan ürün olmasına dikkat edilmelidir” uyarısında bulundu.Orijinal parça ve malzemeler tercih edilmelidirCep telefonlarında yan sanayi ürünlerinin kullanılmaması gerektiğini de vurgulayan  Prof. Dr. Osman Çerezci, “Arıza yapan cep telefonunu tamir edecek kişi dikkatli seçilmelidir. Batarya tamir edilirken batarya zarar göreceği ortamlarda kalabilir. Farkına varmadan başka batarya ile değişebilir. Takılan parçaların orijinal olmaması nedeniyle cep telefonu ile uyum sağlayamayabilir ve bu durum patlamalara neden olabilir” diye konuştu.Bataryanın görünümündeki değişiklilik patlamanın habercisi olabilir!Tüketici olarak teknolojinin doğru kullanımı ile ilgili bilinçli olmanın da önemine işaret eden Prof. Dr. Osman Çerezci, “Bataryaların fiziksel görünümündeki değişiklikler, patlamanın habercisi olabilir. Eskiyen ve yıpranan bataryalara dikkat edilmelidir. Bataryada aşırı şekilde ısınma fark edilmesi halinde cep telefonunu kapatılıp bir müddet bırakılmalıdır. Sonrasında bataryanın fiziksel görünüşü mutlaka kontrol edilmelidir” uyarısında bulundu.Şarjda olan telefonu kullanmayınProf. Dr. Osman Çerezci, Üsküdar Üniversitesi olarak cep telefonlarının elektromanyetik radyasyon etkisi, kullanımı ve günlük hayatta nasıl kullanılması gerektiğine dair okullara giderek bilgilendirmelerde bulunduklarını ifade ederek “Şarjda olan telefonu kullanmak bataryanın bozulma sürecinde etkendir. Şarj cihazlarının da orijinal olmasına dikkat etmek gereklidir. Bu uyumsuzluk, bataryayı zayıflatan etkenler arasında yer almaktadır” diye konuştu.

19 KAS 2018

5G Nesnelerin interneti sağlığımızı nasıl etkiliyor?

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker’in “5G Nesnelerin İnterneti ve Sağlığımız” kitabı raflardaki yerini aldı.Hayy Kitap yayınlarından çıkan kitap, teknolojinin beşinci nesli ve nesnelerin interneti” konularından okuyucuları aydınlatıyor.Dünya Ekonomik Forumu, 5G ve nesnelerin internetini, siber güvenlik ve doğal afetlerden sonra dünyanın en büyük üçüncü riski ilan etti ve uyardı:- Dünyanın etrafına yerleştirilecek en az 20 bin uydu ile radyasyonsuz hiç bir yer kalmayacak!- Nesnelerin interneti ile saldırılar çok daha yıkıcı olabilir.- Uçak düşürme, arabaları durdurma veya çalıştırma, seçim sonuçlarını değiştirme, tıbbi cihazları uzaktan etkileyerek cinayet işleme gibi sonsuz ihtimaller var!Peki, kişisel çabamızla bizler ne yapabiliriz?Bilgi sahibi olmak çok önemli; kitap bu gibi sorulara cevap veriyor.

19 KAS 2018

Üsküdar’dan sonra Harvard ve Yale Üniversitesinde okutuluyor

“Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, empati, duygusal zeka, sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerin artırılmasını hedefliyor. Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor. “Mutluluk Bilimi” olarak da bilinen Pozitif Psikoloji, bireyin empati, duygusal zeka, stres ve sıkıntılarla başa çıkma gibi kişisel becerilerinin artırılmasını ve kişinin sosyal başarı konusunda hedefliyor.Amerika’daki Yale ve Harvard üniversitelerinde ders olarak okutulan Pozitif Psikoloji, Üsküdar Üniversitesi’nde 2012’den bu yıla zorunlu ders olarak okutuluyor.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hayat başarısında akademik donanım, mesleki bilgi ve tecrübenin önemli olduğunu ancak insani ilişkilerin güçlü olması, empati kurma gibi özelliklerin de fark oluşturduğuna dikkat çekti.Üniversite olarak “iyi insan” yetiştirmeyi amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Akademik donanımın yanı sıra öğrencilerimize Proje Kültürü, İletişim Becerileri ve Pozitif Psikoloji derslerini zorunlu olarak veriyoruz. Harvard Üniversitesi’nin en çok tercih edilen dersi pozitif psikoloji. Çığır açan ders olarak web sitelerinde duyurdular. Yale Üniversitesi’nde de Pozitif Psikoloji ders olarak müfredatta yer alıyor. Üniversite olarak biz 2012 yılından bu yana Pozitif Psikoloji bilimini ders olarak veriyoruz. Sadece akademik başarıyı önemsemiyoruz. Bu sayede sosyal başarı, mutluluk bilimini ve insani değerleri öğretmeyi hedefliyoruz. Harvard ve Yale Üniversiteleri bu dersi daha yeni vermeye başladılar” dedi.

15 KAS 2018

UNESCO TWAS tarafından belirlenen tek Türk Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi oldu

Uluslararası birçok öğrencinin doktora kapsamındaki bilimsel çalışmalarını TÜBİTAK’ın desteğiyle gerçekleştirdiği Üsküdar Üniversitesi, UNESCO TWAS’ın Mükemmeliyet Merkezi olarak belirlediği Çin, Endonezya, Lübnan, Mexico, Filipinler ve Tayvan’da yer alan merkezler arasındaki tek Türk Üniversitesi oldu. UNESCO tarafından Nörobiyoloji, Bilişsel Tıp ve Beyin Araştırmaları alanındaki çalışmalarından ötürü mükemmeliyet merkezi olarak tayin edilen Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, UNESCO TWAS tarafından Mükemmeliyet Merkezi olarak tayin edilen kurumlar arasındaki tek Türk Üniversitesi oldu.The World Academy of Sciences (TWAS) / Dünya Bilimler Akademisi – TWAS’ın Türkiye’de mükemmeliyet merkezi olarak seçtiği ilk üniversite Üsküdar Üniversitesi. TWAS, UNESCO tarafından gelişmekte olan ülkelerin bilim anlamında ileri düzeye çıkmalarını sağlamak amacıyla kurulmuş olan bir organizasyondur. Bunun için kendilerince seçilmiş olan ileri düzey alt yapıya sahip kurum ve kuruluşları “mükemmeliyet merkezi” olarak belirleyip, gelişmekte olan ülkelerin genç ve parlak beyinlerini kendisi seçerek, mükemmeliyet merkezlerinde eğitimlerini sağlamaktadır.Mükemmelliyet Merkezine giden süreçÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Gelişmekte Olan Dünya için Bilimler Akademisi Koordinatörü Dr. Max Paoli’nin Üsküdar Üniversitesini ziyaretini ve süreci değerlendirdi.Üsküdar Üniversitesinin sahip olduğu laboratuvar ve araştırma merkezlerini gezen Dr. Max Paoli’nin çok etkilendiğini ve TWAS’ın Türkiye’de mükemmeliyet merkezi olarak Üsküdar Üniversitesi’ni seçtiğini belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu ziyareti ve sonrasındaki gelişmeleri şöyle anlattı:“Dünya Bilimler Akademisi’nin koordinatörü, UNESCO ile Dünya Bilimler Akademisi arasındaki koordinasyonu sağlayan Dr. Max Paoli İstanbul’da Dünya Bilimler Akademisi’nin düzenlediği bir toplantı münasebetiyle İstanbul’a geldiğinde, Dünya Bilimler Akademisi’nin Türkiye üyesi olan arkadaşına, İstanbul’a gelmişken akademisyenlere bir konuşma yapmak istediğini söylüyor. Arkadaşı da beni aradı. Bir görüşme organize ettik, Dr. Max Paoli ile üniversitemizde görüştük.Protein mühendisi olmasından dolayı kendisine üniversitemizin laboratuvarlarını gezdirdik. Laboratuvarlarımızı ve çalışma alanlarımızı gördü. Deney hayvanı ünitelerimizi; farmakogenetik, moleküler biyoloji, genetik, nörobilim ile nöroteknoloji laboratuvarlarımızı dolaştıktan sonra kendisi bana bir teklifte bulundu. ‘Biz Dünya Bilimler Akademisi olarak gelişmekte olan ülkelerin doktora öğrencilerinin, kendi belirlediğimiz mükemmeliyet merkezlerinde çalışmalarını sağlıyoruz.Özellikle üniversitenizin, nörobilim, beyin ve bilişsel süreçlerle ilgili çalışmalarından dolayı, size bir teklif getirsek kabul eder misiniz?’ dedi. Bundan sonra bu süreç gelişti.”TWAS’ın mükemmeliyet merkezi seçtiği Türkiye’deki ilk üniversiteBu süreç içerisinde, gelişmekte olan ülkelerin akademisyenlerinin, UNESCO’nun kendi çağrısı ile başvuranlar arasından seçtiği doktora öğrencilerini, Dünya Bilimler Akademisi Mükemmeliyet Merkezine kabul ettiğine değinen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “TWAS, öğrencileri farklı yerlere gönderip çalışmalarına orada devam etmelerini sağladı. Dolayısıyla şu an Türkiye’de TWAS’ın mükemmeliyet merkezi olarak seçtiği ilk üniversite biz oluyoruz” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.TÜBİTAK desteğiyle çalışacaklarİyi insan yetiştirmeye odaklanmış olan Üsküdar Üniversitesinin dünyanın farklı bölgelerinde insan yetiştireceğinin altını çizen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Bu sadece üniversitemiz açısından değil, ülkemiz açısından da ciddi anlamda bir prestij artışı demek.Prof. Dr. Muhsin Konuk şunları söyledi: “Bununla ilgili olarak gelecek öğrencilerin beslenme ve konaklama sağlamak adına, TÜBİTAK ile yaptığımız görüşmeler neticesinde TÜBİTAK bir destekleme programında daha önceden 12 ay olan destek süresini bizim teklifimizle 36 aya çıkardı. Dolayısıyla, bizim vesilemizle bütün Türkiye üniversitelerinin faydalanacağı yeni bir destekleme programı geliştirilmiş oldu. Bu konuda başta Sayın TÜBİTAK Başkanımız, Başkan yardımcıları, Daire başkanları, Uzman ve uzman yardımcısı olarak bu süreçte bize destek olan ve yardımlarını esirgemeyen tüm TÜBİTAK personeline teşekkür etmeyi Üsküdar Üniversitesi olarak bir borç biliyoruz.”Bu çalışmalar neticesinde anlaşma metnine TÜBİTAK desteği maddesini de ekleterek TÜBİTAK’ın ismini de geçirmiş olduklarını ifade eden Konuk, “TÜBİTAK gelişmekte olan ülkelerden gelecek olan Doktora öğrencilerine maddi destek sağlayacak, bizim laboratuvarlarımız ve araştırma imkânlarımız dâhilinde hocalarımızın danışmanlığında gelen uluslararası öğrenciler çalışmalarını tamamlayacaklar ve kendi ülkelerinde bizim araştırma disiplinimiz ve metotlarımızı model alarak kendi laboratuvarlarını kurup onlar da insan yetiştirmeye başlayacaklar.” şeklinde konuştu.UNESCO TWAS’ın Mükemmeliyet Merkezleri tam listesini aşağıdaki linkten görebilirsiniz.   https://twas.org/sites/default/files/assoccentres.pdf

14 KAS 2018

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, İnme ve Nörolojik Bozukluklar konulu konferansa katıldı

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, İstanbul Polat Rezidans Otel’de düzenlenen 5. İnme ve Nörolojik Bozukluklar (5th Annual Conference on Stroke and Neurological Disorders) konulu toplantıya katıldı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay, toplantıda Gen esnekliği (Genoplasticity) ve nöropsikiyatrik hastalıkların ilişkisini ve geleceğe yönelik tedavi stratejilerini anlattı.Yoğun ilgi gören programın sonunda, katkılarından dolayı Uzbay’a teşekkür belgesi takdim edildi.

09 KAS 2018

Prof. Dr. Muhsin Konuk Uluslararası Tıbbi ve Biyolojik Bilimler Kongresine katıldı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk,  Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi tarafından düzenlenen “Uluslararası Tıbbi ve Biyolojik Bilimler Kongresi”ne Davetli konuşmacı olarak katıldı. Uluslararası Tıbbi ve Biyolojik Bilimler Kongresi,  Sidney’den Avustralya’ya, Japonya’dan İngiltere’ye dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılara ev sahipliği yaptı.Brain Initiative ve Brain Precision Medicine projelerine ilişkin bilgi verildiÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, ABD Eski Başkanı Barack Obama öncülüğünde 2013 yılında hayata geçirilen ve Türkiye'deki temsilciliğini ve proje ortaklığını Üsküdar Üniversitesinin yürüttüğü Brain Initiative Project  ve Precision Medicine Project konularını içeren farmogenetik ve Nörobilim temelli 2 panel gerçekleştirdi ve bu panellerin moderatörlüğünü üstlendi.Kongreye Üsküdar Üniversitesi  Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi  Dr. Öğr. Üyesi Pınar Öz’ de Nörobilim panelinde konuşmasını  gerçekleştirdi.Kongre sırasında Afrikada yayın yapan ilk ve tek TV olan Doğal TV’ye de röportaj veren Konuk, Üsküdar Üniversitesinin başlangıçtan bugüne geldiği noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Pakistan ekibi Üsküdar Üniversitesine  yoğun ilgi gösterdiProf. Dr. Muhsin Konuk, konuşmasında Üsküdar Üniversitesinin Farmogenetik, Nörobilim dalında UNESCO’nun TWAS tarafından Nörobiyoloji, Bilişsel Tıp ve Beyin Araştırmaları alanındaki çalışmalarından ötürü mükemmeliyet merkezi seçildiğini ifade etti. Pakistan ekibinin yoğun ilgisi ile karşılaşan Konuk, önümüzdeki yıl içerisinde Üsküdar Üniversitesinin Pakistan’dan doktora öğrencilerin üniversiteye geleceğini söyledi.Yoğun katılımın olduğu panelin sonunda Konuk, katılımcıların sorularını yanıtladı. 4 gün süren kongre Kapadokya gezisi  ile sonlandı.

26 EKI 2018

TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Üsküdar Üniversitesi’nden Fahri Doktora

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, günümüzde insanların ve kurumların artık belirledikleri alanlarda referans gösterilecek işler yapmaya yöneldiğini belirterek “Üsküdar Üniversitesi'nin de bu çerçevede nöroloji, psikiyatri, psikoloji birlikteliğini gerçekleştirerek, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye'ye taşımaya çalıştığını görüyoruz” dedi.Davranış Bilimleri ve sağlık alanında Türkiye'nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi 2018-2019 Akademik Yıl Açılış Töreni, TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Törende TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahri Doktora unvanı takdim edildi ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından cübbesi giydirildi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen 2018-2019 Akademik Yıl Açılış Törenine TBMM Başkanı Binali Yıldırım, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. Erman Tuncer, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, Kadıköy Kaymakamı Dr. Mustafa Özarslan,  İl Halk Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Abdullah Emre Güner, Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Mustafa Ataş, Kredi Yurtlar İl Müdürü Cemil Bağlama katıldı.Prof. Dr. Tarhan: “Ar-Ge odağı olarak nörobilimi seçtik”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, törenin açılış konuşmasını yaptı. “Değişen Dünya ve Gençlik” başlıklı akademik yılın ilk dersini veren Tarhan, 7. Akademik Yıl Açılışını gerçekleştirdiklerini üniversitenin 14 bin mezun verdiğini, 5 fakülte, 1 sağlık meslek yüksekokulu ve enstitülerde 19 bin civarında öğrencilerinin bulunduğunu söyledi. Bir vakıf üniversitesi olarak en iyiyi yapmaya çalıştıklarını belirten Tarhan, üniversitelerin 4 önemli fonksiyonu olduğuna dikkat çekerek “Meslek edindirme, toplumu bilgilendirme, Ar-Ge yapmak ve bilginin ürüne dönüştürülmesini sağlamak. Biz bu dördüne birlikte yönelmeye özen gösteriyoruz. Üniversite olarak Ar-Ge odağı olarak nörobilim üzerine çalışıyoruz” dedi.Niyetin nörobiyolojisi araştırılıyorDünyada şu anda niyetin nörobiyolojisinin araştırıldığını ifade eden Tarhan, “İnsanın karar verme bölgesi aynı zamanda niyet bölgesi. Neye niyet ediyorsanız, beyniniz bir şeyi hayal ettiği zaman mesela yemek yemeyi hayal ederken beynin o bölgesi, yemek yiyormuş gibi çalışıyor. Bunun için niyetlenmiş davranışın insanların davranışında temel davranış olduğu biliniyor. Bu bizi pozitif psikoloji çalışmalarına götürdü, ahlakın nörobiyolojisine götürdü. Kişi niyetlediği zaman beynin ayna nöronları çalışıyor. Bu nedenle niyetlenmiş davranış, artık bilimsel bir kategori. Sadece edebiyatçıların ve dil bilimcilerin ele alabileceği bir konu değil, psikoloji biliminin de konusu. Şu anda Harvard Üniversitesi’nde pozitif psikoloji dersi okutuluyor” dedi.Üsküdar Üniversitesinde 2012’den bu yana pozitif psikoloji dersinin zorunlu dersler arasında olduğunu ifade eden Tarhan, “Bu derste insani değerleri öğretiyoruz. Pozitif Psikoloji kuramı sanki Mevlana’dan alınmış, sistematize edilmiş, metodoloji haline getirilmiş, bilimsel gerekçelerle anlatılıyor ama maalesef referans vermemişler. Bu da bizim kusurumuz” dedi.Eleştirisel düşünceden vazgeçmek, düşüncenin ilerlemesini durdurduOsmanlı’nın sanayi devrimini kaçırmasının nedenlerine değinen Prof. Dr. Tarhan, “18. Yüzyılda medreselerden mantık, matematik, astronomi, felsefe dersleri kaldırıldı. İbni Sina, İbni Rüşt, İkinci Aristo denilen Farabi eğitimden çıkarıldı. Ortaçağ’da Avrupa eleştirisel düşünce okuluna başlamışken vakıf korumasındaki medrese eğitiminde eleştirisel düşünceden vazgeçerek korumacı davrandı. Düşüncenin ilerlemesini durdurdu” dedi.Eleştirel düşünmeyi öğretmek gerekiyorProf. Dr. Tarhan, eleştirel düşüncenin mekteplerde öğretilmesinin önemine işaret ederek “Din eğitimi ile pozitif bilimlerin beraber verilmesi burada çok önemli. Düşüncenin ilerlemesini sağlamak açısından. Eleştirebilen ve sorgulayabilen bir kuşak yetişmesi bu açıdan önemli” dedi.Değer içerikli eğitim önemliYapay zeka konusunun dünya genelinde konuşulan bir konu olduğunu, şu an hem Batı’da hem de Doğu’da bir medeniyet krizi yaşandığını belirten Tarhan, “Bununla ilgili değişen bir gençlik var. Değer içerikli bir eğitim olması önemli. Yardımseverliği, bağışlayıcılığı, iyi insan olmayı öğretebilmek önemli. Yeni yetişen gençleri böyle kazanabiliriz” dedi.Gençlerin psikolojik ihtiyaçlarına karşılık vermeliyizGünümüzde gençlerin üç kırılgan noktasının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Genç kuşakta adalet beklentisi yüksek. Buyurgan yaklaşımdan nefret ediyorlar ve özgürlük beklentileri yüksek. Gençlerin bu beklentilerine ve psikolojik ihtiyaçlarına uygun biçimde karşılık vermezsek genç kuşaklarla aramızda bağlantı kurmak çok zor oluyor. Sultan Abdülhamid çok iyi liderdi, padişahtı. Güçlü bir askeri yapıya kadar büyük işler yaptı fakat bunu yaparken bir yerde bir açık verdi; o açık da genç kuşaklarla diyalog kuramadı. Bu nedenle yetiştirdiği çocuklar ona karşı oldular. Bu nedenle buradan ders alarak gençlerle duygusal bağ kurabilmeyi başarmamız gerekiyor” diye konuştu.Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, fahri doktora gerekçesini okuduÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, fahri doktora gerekçesini okumasının ardından fahri doktora töreni gerçekleştirildi. Fahri Doktora gerekçesinde “Üsküdar Üniversitesi Senatosu’nun aldığı kararla; bugüne kadar gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk ve altyapı çalışmalarıyla, toplumu birleştiren kişiliğiyle ve ilkeli duruşuyla Türk siyasetine, demokrasimize ve Türk Halkına yaptığı anlamlı katkılardan dolayı TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahrî Doktora takdim edildiği belirtildi.TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a fahri doktora takdim edildiTBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Fahri Doktora takdim edildi ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından cübbesi giydirildi. Üsküdar Üniversitesi Hisseden İnsan Heykelinin de verildiği törende Yıldırım, bir konuşma yaptı.TBMM Başkanı Binali Yıldırım: “Bu gençler istikbalimizin umudu haline geliyorlar”Temelleri 1999 yılında NP Grup tarafından atılan Üsküdar Ünivesitesi’nde 4 fakülte, 5 enstitü ve 1 yüksekokulunda 19 binin üzerinde gencin eğitim gördüğünü ifade eden Binali Yıldırım, “Bu gençler aldıkları formasyon eğitimiyle, istikbailimizin umudu haline geliyorlar. Çünkü Üsküdar Üniversitesi; gerçekleri arayan pozitif bilimlerle; iyi, güzel ve doğruyu arayan sosyal bilimleri buluşturan bir üniversitedir. Arkadaşlarımız üniversitenin Türkiye'nin ilk davranış ve sağlık temalı üniversitesi olduğunu söylediler bana." diye konuştu.Üsküdar Üniversitesi, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye’ye taşımaya çalışıyorGünümüzde her alanda, her konuda iyi olmanın mümkün olmadığını, 'Her işi yaparım ağabey' döneminin artık tarihte kaldığını belirten Yıldırım, şunları söyledi:“İnsanlar ve kurumlar artık belirledikleri alanlarda referans gösterilecek işler yapmaya yöneliyorlar. Üsküdar Üniversitesi'nin de bu çerçevede nöroloji, psikiyatri, psikoloji birlikteliğini gerçekleştirerek, teşhisten tedaviye çok disiplinli yaklaşımı Türkiye'ye taşımaya çalıştığını görüyoruz. Bu yönüyle diğer üniversitelerden ayrılan bir üniversite olduğunu da söyleyebilirim. Bu arada sağlık bilimlerini klasik alandan bilgisayar tabanlı gerçeğe taşımaya çalıştığı da bir gerçek. Üniversitenin bu vasfının psikoloji ve davranışsal sağlık bilimlerine ilgi duyan gençlerimize iyi hitap ettiğini söyleyebilirim. Evren, şehir manasına gelen üniversite yerelden evrensele ulaşmanın kapısıdır. Evreni bir bütün olarak kabul eder, insanlığın birikimlerinden yararlanarak farklı inanç, düşünüş ve yorumlarla yeni bir senteze ulaşmaya çalışır. Bu noktada ideolojik, doğmatik davranmamak çok önemlidir. Bilgiyi sistematik şekilde üretmek, akademik düşünceyi öğretip, analiz gücünü elde etmek için üniversitelere ihtiyaç olduğu aşikar. Farklılıkları zenginlik olarak görüp, iletişim ve istişare kültürünü geliştirerek, demokrasiyi olgunlaştırmak için yine üniversitelere ihtiyacımız var. Bu manada sağlık, mühendislik, sosyal bilimler gibi sahalarda, bilgi ve değer üreten üniversiteler insanlık ailesine çok büyük katkı sağlıyor.”Meclis Başkanı Yıldırım’dan Rektör Tarhan’a teşekkür  TBMM Başkanı Binali Yıldırım, “İlkelerini eleştiriye açık, özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı olarak ifade eden Üsküdar Üniversitesi’nin size çok müthiş imkanlar sunduğunu bugün yakından gördüm, şahit oldum. Bir kez daha bu üniversitenin düşüncesini ortaya koyan, gerçekleştiren başta Prof. Dr. Nevzat Tarhan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.Sosyal sorumluluk projelerini takdir ettiÜsküdar Üniversitesi’nin sadece akademik eğitim-öğretim ile meşgul olmayıp, toplumsal sorumluluk projeleri de gerçekleştirdiğini öğrendiğini de kaydeden Yıldırım, “Haydi Tut Elimi, Mutlu Yuva Mutlu Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları marifeti ile istismara uğrayan, barınma ihtiyacı olan yavrularımıza, gençlerimize el uzatıyor olmanızı da takdirle karşılıyorum. Toplumla bütünleşmek ve nazariyeden uygulamaya yönelmek işte budur. Toplumsal sorunlarımızı çözme noktasında faal bir şekilde sahada olmanızdan dolayı da ayrıca tebrik ediyorum” dedi.Bu yıllar sizin altın yıllarınız, iyi değerlendirin“Sevgili gençler, Türkiye’nin istikbalini korumasında, istikbale umutla bakmasında şüphesiz en iyi güvencemiz, güç kaynağımız sizlersiniz” diyen Binali Yıldırım, “Mutlaka üniversitedeyken bir dil öğrenin. Yazmayı, konuşmayı, her yönüyle bir dil öğrenin. Bu yıllar sizin altın yıllarınız. Eğer bu sıralarda öğrenmemişseniz, sonrası biraz daha zor oluyor. 45 yaşıma geldim, 2 sene yurt dışına gittim, çoluğu çocuğu bıraktım lisan öğrendim. İhtisas da yaptım. Ama buna ihtiyacımız var. Hangi mesleğin eğitimini alırsanız alın, eğer dünyaya açılmak istiyorsanız, dünyada ne oluyor, ne bitiyor anlamak istiyorsanız, mutlaka bir lisan öğrenin. 1 tane öğrenin, hangisi olursa olsun” tavsiyesinde bulundu.Meclis Başkanı Yıldırım: “Okumayı bırakmayın”Öğrenmenin yaşının olmadığını belirten TBMM Başkanı Binali Yıldırım, "Okumayı bıraktığınız an yaşlandınız demektir. İster 60, ister 20 yaşında olun okumak insanı genç tutar. Onun için gençler okuyacağız. Daha çok okuyacağız. Okumak insanları bir anlamda törpüler. Kavgacı kimliğini tamamen ortadan kaldırır. Okumak, her şeyi karşılıklı anlayışla halletmenin daha doğru olduğu noktasına getirir” dedi.Prof. Dr. Sevil Atasoy, cübbelerini takdim ettiTörende Akademik Yükseltme Cübbe Giyme Merasimi gerçekleştirildi. Törende doktor öğretim üyeliği, doçentlik ve profesörlük unvanı alan hocalara yeni cübbeleri takdim edildi.İlk olarak doktor öğretim üyeliğine yükselişi olan hocalara cübbeleri Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından takdim edildi. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji (İngilizce) Bölümü’nden Merve Çebi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü’nden Zeynep Bahadır Ağce, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Çetin Sayaca, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Eczane Hizmetleri Programından Sultan Mehtap Büyüker, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Laboratuvar Teknolojisi Programından Ebru Özkan Oktay, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Programından Feride Kulalı, Miraç Kamışlıoğlu, Özge Kılıçoğlu,  Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Programından Tuğba Kaman cübbelerini giydi.Prof. Dr. Mehmet Zelka, doçentlik cübbelerini giydirdiDoçentlik unvanı alan hocalara ise cübbeleri Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Zelka tarafından takdim edildi. İletişim Fakültesi Medya ve İletişimi Bölümünden Feride Zeynep Güder, Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümünden Özgül Dağlı ve Dinçer Atlı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümünden Çiğdem Yazıcı, Psikoloji Bölümünden Işıl Göğcegöz Gül, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümünden Türker Tekin Ergüzel, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümünden Cemal Onur Noyan, Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Programından Mesut Karahan, Sağlık Yönetimi Bölümünden Tuğba Altıntaş, Radyoterapi Programından Hüseyin Ozan Tekin cübbelerini giydi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, profesörlük cübbelerini takdim ettiProfesörlük unvanı alan akademisyenlere ise cübbeleri Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından takdim edildi. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümünden Tunç Çatal, Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Nedret Hızel, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünden Defne Kaya, Odyoloji Bölümünden Arif Şanlı, Sosyal Hizmet Bölümünden Abdullah Karatay ve İsmet Galip Yolcuoğlu ile Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Programından Niyazi Beki’ye cübbeleri takdim edildi.ÜÜ TV’den canlı olarak yayınlanan tören sonunda birlikte hatıra fotoğrafı çektirildi.Tören sonrası öğle yemeğini de Üsküdar Üniversitesinde yiyen Binali Yıldırım’a Erzincan fasulyesinden yapılmış özel kuru fasulye yemeği ikram edildi.

25 EKI 2018

FEDEK akreditasyon belgeleri takdim edildi

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Türkçe-İngilizce, Moleküler Biyoloji ve Genetik Türkçe-İngilizce ile Felsefe bölümleri FEDEK akreditasyon katılım belgeleri Merkez Yerleşke Senato toplantı odasında gerçekleştirilen törenle fakülte dekanlarına takdim edildi.Üsküdar Üniversitesi 5 farklı programla FEDEK akreditasyonu aldıFEDEK tarafından ilk kez genel değerlendirmesi yapılan birinci örgün öğretim lisans programları ile Nisan ayında 5 farklı programa akreditasyon verildiği belirtilmişti.Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi; Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinin Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) ile Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) programları, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinin Felsefe, Psikoloji (Türkçe) ve Psikoloji (İngilizce) programları yapılan değerlendirmeler sonucunda FEDEK Akreditasyonu almaya hak kazanmıştı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, FEDEK yönetim kurulu üyeleri Prof. Dr. Kenan İnan, Prof. Dr. Figen Kadırgan ve Üsküdar Üniversitesi öğretim üyelerinin katıldığı toplantıda akreditasyon belgeleri takdimi gerçekleşti.FEDEK Yönetim Kurulu tarafından Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’a akreditasyon katılım belgeleri verildi.

25 EKI 2018

Akademik kurul toplantısı gerçekleşti

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi 2018-2019 eğitim öğretim yılının ilk akademik kurul toplantısı Merkez Yerleşke Senato toplantı salonunda gerçekleştirildi.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katılımı ve Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın başkanlığında toplanan kurulda akademik personel de hazır bulundu.Sıcak ve samimi bir havada geçen toplantıda gündeme dair konularda fikir alışverişinde bulunuldu.

22 EKI 2018

Prof. Dr. Muhsin Konuk: Proje tabanlı çalışma kültürünü oturtmaya çalışıyoruz

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Kumral Abdal Anadolu Lisesi’nin başvurduğu “TÜBİTAK 4007 Bilim Şenliği Projesi” kapsamında Bilecik ve Bozüyük’te “Biyolojik Bilimler ve Geleceğimiz” başlıklı konuşmasıyla liselilerle buluştu.4 gün süren etkinlikte 11 ve 12. sınıflar ile buluştuklarını ifade eden Konuk, “Bu 4 gün içeresinde değişik üniversitelerden eğitimciler de katıldı.  Etkinlik sonrası öğrencilerle konuşma fırsatım oldu. Gençlerin yaşam bilimlerine yönelik sorularını yanıtlandım.Etkinliğin diğer konuşmacıları fizikçiler, kimyacılar ve astrofizikçilerdi. Çarşamba günü başlayıp cumartesi akşamı biten etkinlikte öğrencilerle atölye çalışmaları gerçekleştirildi” şeklinde konuştu.“Bilim şenlikleri lise çağındaki çocuklar ile gerçekleştirilmeli”Prof. Dr. Muhsin Konuk Türkiye’de temel bilimlerdeki çöküş, öğrencilerin temel bilimleri tercih etmemesi gibi nedenlerden ötürü gençleri temel bilimlere yönlendirmek, kafalarında kıvılcım oluşturabilmek adına bilim şenliklerinin lise çağındaki çocuklar ile gerçekleştirilmesinin kazanımları olduğuna inandıklarını belirtti.Konuk “özellikle öğrencilere vurguladığım şeyler biyoteknoloji, bitki ve hayvan biyoteknolojisi, bitki ve hayvan doku kültürleri ve bu sayede neler ürettiğimiz, nano biyoteknoloji, kök hücreler ve uygulamaları, bireyselleşmiş tıp-farmakogenetik, gelişmekte olan bir alan olarak nörobilim gibi konuların temellerini anlattım. Amacımız gençlerin hayal ve düşüncelerinde bir kıvılcım çaktırıp, kafalarında bir şeyler canlandırmaya çalışmaktır” dedi.Etkinlikte gençleri proje bazlı çalışmaları gerektiği konusunda uyardığının altını çizen Konuk “Geçtiğimiz hafta içeresinde 2 farklı lise benden projeleri ile ilgili destek istediler. Ben de bir tanesinin konusunun yeterince özgün olmadığını başka bir konu üzerine yönelmesi gerektiğini belirttim” dedi.“Proje tabanlı çalışma kültürü hedefliyoruz”Üsküdar Üniversitesinin düzenlediği Bilim ve Fikir Festivali öğrencileri proje tabanlı çalışmaya yöneltmekte olduğunu söyleyen Konuk “Proje kültürü olmayan bir millet olduğumuz için öğrencileri proje tabanlı çalışmaya yöneltmenin semeresini yakın bir gelecekte daha etkin göreceğiz. Proje tabanlı çalışma kültürünü oturtmaya çalışıyoruz ve bu da tabi ki zaman alacak” şeklinde konuştu.

22 EKI 2018

PROMER 3. MMG AR-GE ve İnovasyon Zirvesi ve sergisine katıldı

17 – 18 Ekim tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Protein Araştırma-Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER) çalışmaları tanıtıldı.PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal, Müdür Yrd. Dr. Öğr. Üyesi Vildan Enisoğlu Atalay ve laboratuvar sorumlusu Rümeysa Cebecioğlu’nun katıldığı ARGE etkinliğinde sanayiden firmalarla görüşmeler yapıldı.Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) Genel Sekreteri Özgül Özkan Yavuz ve MMG Genel Başkanı Osman Balta Üsküdar Üniversitesi PROMER standını ziyaret ederek, PROMER Merkez faaliyetleri ile ilgili bilgi aldı.PROMER Plos One’da…Etkinlikte, 18 Ekim tarihinde Plos One dergisinde yayınlanan ve Ulusal patent başvuru yapılan çalışmalar da tanıtıldı. PROMER Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Vildan Enisoğlu Atalay, Hücre Kültürü Araştırma Laboratuvarı Direktörü Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan, PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal ve KİMER Müdürü Uzm. Selma Özilhan öncülüğünde yürütülen çalışmada Uzm. Aykut Kul, Promer İleri Protein Analiz Laboratuvar Sorumlusu Rümeysa Cebecioğlu, Moleküler Biyoloji ve Genetik lisans programı mezunu Buğra Yaman ve Biyomühendislik lisans mezunu Fatih Özen araştırmacı olarak görev aldı.PloS One dergisinde çevrimiçi yayınlanan İstanbul Kalkınma Ajansı destekli disiplinler arası araştırma makalenin tam metni için;https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0205817

18 EKI 2018

En pahalı tedavi, etkisiz tedavi!

Üsküdar Üniversitesi Farmakogenetik Laboratuvarı kurucusu merhum Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak amacıyla ikincisi bu yıl düzenlenen “İlaçtan Genetiğe” başlıklı Kişiye Özel Tedavi Paneli’nde psikiyatrik hastalıklarda kişiye özel tedavinin önemi konuşuldu. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2009 yılında kurulan Farmakogenetik Laboratuvarının ülkemizde bir ilk olduğunu belirterek “Tedaviye dirençli hastalar için bu laboratuvarı kurduk. Bir insanı tedavisiz bırakmanın maliyeti daha pahalıdır. O nedenle en pahalı tedavi etkisiz tedavidir diyoruz. Bu nedenle biz ızdırap içinde tedavi arayan insanlara çare bulmak istiyoruz” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen “İlaçtan Genetiğe” başlıklı Kişiye Özel Tedavi Panele merhum Prof. Dr. Tuncel Özden’in eşi Seçkin Özden de katıldı.Prof. Dr. Tuncel Özden’in anısını yaşatmak istiyoruzÜsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında hem Farmakogenetik Laboratuvarının kurucusu merhum Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak ve onun anısını yaşatmak hem de farmakogenetik alanındaki yenilikleri güncel hale getirmek ve yenilikleri takip etmeyi amaçladıklarını söyledi.Tedaviye dirençli hastalar için kurulduÜsküdar Üniversitesi’nin 2015 G20 Toplantısına katılan tek üniversite olduğunu belirten ve Ar-Ge odağının beyin araştırmaları olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, Farmakogenetik Laboratuvarının kuruluş öyküsünü anlattı. Prof. Dr. Nevzat  şunları söyledi: “2013 yılında Obama, Beyin İnisiyatifi Projesi başlattı. Orada şöyle söyledi: ‘Biz genetik bilimlere 1 yatırdık, 147 dolar kazandık. Şimdi de beyin araştırmalarına aynı şekilde yatırım yapacağız ve aynı sonuçları bekliyoruz.’ 2015’te bunu 10 yıllık plana çevirdi. Bu çerçevede nörogenetik ve farmakogenetik ön plana çıktı. Bununla ilgili NASA’nın içerisinde bulunduğu büyük önemli çalışmalar var. Nöralnetwork’le genetik algoritmanın ve davranış bilimlerinin birleştiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Hatta bu yıl Davos’ta zihin kontrolü, yapay zeka konuşuldu. Üniversitemizin Ar-Ge odağı da bu çerçevede. Farmakogenetik Laboratuvarını 2009 yılında şu gerekçelerle kurduk: Tedaviye dirençli hastalarımız var. Bununla ilgili dünyada hangi yenilikler var diye araştırırken bilimsel referansı olan yeni çalışmalar, ilaç genetiği çalışmaları, farmakonenetik çalışmalar karşımıza çıktı. O dönemde Türkiye’de yoktu ve bu laboratuvarı kurmaya karar verdik.  Araştırma yaparken Tuncel Hoca’yı Ankara’da bulduk, laboratuvarda ilaç kan düzeyinin bakılmasıyla ilgili çalışıyordu. Daha sonra Selma Hanım, Uğur Hocam bir araya geldiler. Şu anda Ankara Tıp’ta psikiyatride ilaç kan düzeyi bakıldığını öğrendim, çok sevindim. Sadece bizde değil başka yerde de yapılması ve kabul görmesi çok güzel.”En pahalı tedavi, etkisiz tedavidirBu alandaki yapılan çalışmalara kaynak aktarılmasının bazı çevrelerde gereksiz bulunduğunu ve eleştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Tıpta bir söz vardır; en pahalı tedavi, etkisiz tedavidir diye. Bazıları niye bu kadar yatırım yapıyorsunuz diye soruyor. Ben onlara bu sözü hatırlatıyorum. Bir insanı tedavisiz bırakmanın maliyeti daha pahalıdır. Bu nedenle biz ızdırap içinde tedavi arayan insanlara çare bulmak istiyoruz. Zor olan bu, biz zor olana talip olduk. Dirençli psikiyatri hastalıklarının tedavisinde önemli olan bir yöntem. Bu nedenle bu yöntemin daha çok yaygınlaşması ve kabul görmesi bizim için önemlidir” dedi.DNA pasaportunun kullanımı yaygınlaştırılmalıAvrupa Farmakogenetik Derneği Başkanı ve Erasmus Üniversitesi Farmakogenetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rohn Van Schaik, “Günümüzde ve Gelecekte Farmakogenetik Testlerin Klinik Kullanımı” başlıklı sunumunda farmakogenetik çalışmaların ve kişiye özel tedavi yöntemlerinin önemine işaret etti. “DNA pasaportu” tanımını kullanan Prof. Dr. Schaik, bilim insanlarının DNA’nın ilaçlara olan tepkilerini araştırdığını belirterek şunları söyledi:“Önemli olan bir şey olmadan önce öngörüde bulunup olmamasını sağlamak. Kişiye özel ilaçlar konusu çok önemli. Şöyle bir zaman gelecek mi dersiniz? Kişi eczaneye gidip DNA pasaportunu gösterecek ve karşılığında alması gereken ilacı, hangi dozda olması gerektiğine göre alacak. Hangi hastaların ilaçlara yan etkilerinin olabileceği bu sayede öğrenilebilecek. Yan etkilerden dolayı ölenlerin sayısı ciddi oranda ve bunu azaltmak bu yöntemle mümkün. Herkesin aynı metabolik yapıda olduğunu düşünemeyiz. Bu farklılıklar insan ırkları arasında da mevcut ve etnik geçmişleri ile de alakalı. Hastanın genotipini biliyorsanız, çok doğru bir karar vermeye daha yakınsınız. Bu konuda oldukça bilgiye sahibiz. Psikiyatride yan etkilerden dolayı ilaçlarını bırakanlar var. Psikiyatri, kardyoloji, onkoloji gibi birçok alanda faydalı. Türkiye’de de DNA pasaportunun tanıtılıp kullanımının genişletilmesi gerekir. Hastayı tedavi edeceksek, onlara en güvenli ilaçları sunmalıyız.”Depresyon tedavisinde farmakogenetik çalışmaları anlattıÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Arıkan, aynı zamanda moderatörlüğünü yaptığı panelde “Farmakogenetik Klinik Avantajları” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Depresyon tedavisi gören hastalarda farmakogenetik çalışmaların önemine işaret eden Arıkan, “Üsküdar Üniversitemizin veri tabanlı bir projesi var. Çok yakında hayata geçecek. O zaman bu tür çalışmalarda daha doyurucu bilgilere ulaşma ihtimalimiz olacak” dedi.Prof. Dr. Uğur Atik: 3 yılda 45 bin analiz yapıldıÜsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Atik ise “Farmakogenetik Laboratuvarı İlaç Düzeyleri İzleme (TDM) Deneyimleri” başlıklı sunumunda” Farmakogenetik Laboratuvarının kuruluşundan bu güne kadar geçen süreçte yaşananları ve Prof. Dr. Tuncel Özden’in bu süreçte yaptığı çalışmaları özetledi. Laboratuvarda 2015-2018 yılları arasında 45 bin 204 ilacın analizinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Uğur Atik, “NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ile beraber yaklaşık 10 yıldır eşgüdümlü çalışan laboratuvarımızın verileri, bireyin genetik yapısına özel, akılcı ilaç kullanımı uygulamalarına yardımcı olmakta, sağlık ekonomisine katkı sağlamakta, hastalık merkezli tedaviden bireyselleştirilmiş tedaviye geçişte önemli mesafeler alınmasına aracı olmaktadır” dedi.Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Güncel Farmakogenetik Uygulamalar; Üsküdar Üniversitesi Örneği” başlıklı sunumunda üniversitede bu alanda yapılan çalışmaları anlattı. Doç. Dr. Korkut Ulucan, 2015’ten bu yana 5-HTT (Serotonin Geri Alım Proteini) analizlerini laboratuvarlarında yaptıklarını belirterek “2015’te 24 analiz yaptık, 2016’da bu sayı 30’a çıktı. 2017’de ise 49’a ulaştı. Şu ana kadarki ortalama böyle giderse 70’leri bulabilir” dedi.TDM, ilaç dozunu ayarlama imkanı veriyorÜsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi psikiyatri uzm.  Doç. Dr. Gül Eryılmaz, “Tedavisel ilaç kan düzeyi ölçümü” başlıklı sunumunda klinik örnekler verdi. Doç. Dr. Eryılmaz, terapötik ilaç kan düzeyi monitorizasyonunun farmakoterapiyi optimize etmek için en geçerli yol olduğunu belirterek TDM’nin klinisyene ilaç dozunu hastanın kişisel özelliklerine göre ayarlayabilmesi için imkan tanıdığını ifade etti.

15 EKI 2018

Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Kanıta dayalı tıbba kulak vermek gerek”

Probiyotik Prebiyotik Derneği tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresinin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay gerçekleştirdi.Antalya Gloria Golf Otel’de düzenlenen etkinlikte Uzbay, "cehalet bilimi ve akademik cehaleti destekleyen medyamın halk sağlığı üzerine olumsuz etkileri" konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Halkın ilaç ve sağlık okuryazarlığının düşük olduğuna dikkat çeken Uzbay, akademisyenlerin popülist ve spekülatif yaklaşımlarının da halkı yanlış yönlendirerek, zarar görmesine neden olduğunu söyledi. Uzbay, kanıta dayalı tıbba ve etik kaygı ile hareket eden akademisyen ve sağlık profesyonellerine kulak vermek gerektiğinin de altını çizdi.Programın sonunda katılımlarından dolayı Uzbay’a teşekkür belgesi takdim edildi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay eczacı gençlik buluşmalarına katıldıUzbay öte yandan, İstanbul Eczacı Odası Gençlik Meclisinin düzenlediği “Eczacı Gençlik Buluşmasına” katıldı.Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evinde, mesleğe atılacak eczacılık fakültesi öğrencilerin, çeşitli sektörler hakkında bilgilenmesi ve İstanbul’daki eczacılık fakültesi öğrencilerinin kaynaşması amacıyla düzenlenen etkinlikte Uzbay, öğrencilere bir sunum gerçekleştirdi.Türkiye’de Nobel’i düşünmek ve İcat çıkarmak konulu sunum gerçekleştiren Uzbay’a katılımlarından dolayı plaket takdim edildi.

09 EKI 2018

Geleceğin çevre sorunu: Elektromanyetik kirlilik!

Cep telefonu ile konuşmaya başlanıIdığı andan itibaren elektromanyetik radyasyon baş çevresinde yoğunlaşmaya başlıyor. Cep telefonunun başa yaklaştırıldığı her milimetrede radyasyona maruz kalma seviyesinin arttığını belirten uzmanlar, cep telefonu ile uzun süre konuşan kişilerin ciddi oranda risk altında olduğunun altını çiziyor.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Çerezci, cep telefonları ve baz istasyonlarının yaydığı radyasyon ve etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.Cep telefonları masum değil!“Dünya sağlık örgütü cep telefonu ve baz istasyonlarının kullandığı RF frekanslı radyasyonu ‘2B sınıflı kanserojen’ olarak  web sayfasında duyurmaktadır. Hiçbir cep telefonunun ve baz istasyonun bu bakımdan masum olduğu söylenemez” diyen Prof. Dr. Osman Çerezci, “Güvenlik standartlarının da yüzde yüz güvenli olmayacağı bilinmektedir. Bazı ülkeler, mevcut limitlerin çok altında sınır değerleri (Örneğin; İsviçre) uygulayarak  halkını  elektromanyetik  kirlilikten korumaya çalışmaktadır” şeklinde konuştu.Reklamlar, toplumu elektromanyetik kirliliğe itiyor!“Tüketim toplumu olmak için sürekli yapılan reklamlar aslında arka planda insanları elektromanyetik kirlilik isimli bir çorbanın kazanına itmektedir” diyen Prof. Dr. Osman Çerezci,“Su dolu kabın içine havlu sokulunca nasıl ki havlu suyu emerse, çevremizde de elektromanyetik radyasyon varsa, aynı şekilde vücudumuz da elektromanyetik radyasyonu emer.  Elektrikle çalışan bedenimizin her bir hücresi, çevresindeki elektromanyetik dalgalara duyarlı bir anten özelliğinde olması dolayısıyla hücrelerimiz elektromanyetik kirlilikten olumsuz yönde etkilenir. Literatürde, radyasyona düşük dozlarda fakat uzun süreli maruz kalınması halinde; baş ağrısı, migren, beyin hücrelerinin ölümü, hafıza kaybı gibi birçok olumsuzluklardan bahsedilmektedir. Nilüfer Belediyesi tarafından ücretsiz dağıtılan ”EMA (Elektromanyetik Alan) Kirliliği“ kitabımızda bu konuda daha  geniş açıklamalar yapılmıştır.  Geleceğin çevre sorunu: Elektromanyetik kirlilik!Prof. Dr. Osman Çerezci, “‘Nasıl korunabiliriz’ sorusu çok yönlü ele alınabilir. Biz, Üsküdar Üniversitesi olarak okullarla yapmış olduğumuz proje faaliyetlerinde ve verdiğimiz seminerlerde gençlerimizi, ‘Teknolojiyi Doğru Kullanalım’ parolası ile bilinçlendirmeye gayret ediyoruz” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:“Baz istasyonları ve cep telefonları kaynaklı elektromanyetik kirlilik, geleceğin en önemli çevre sorunlarından birisi olacaktır. Ülke olarak bu konuda daha duyarlı tedbirler alınmalıdır. Cep telefonu ile haberleşmesi  çok güzel;  fakat bunun sonucunda çevremizde bulunan baz istasyonlarının daha hızlı iletişim sağlamak için daha çok elektromanyetik radyasyon  gönderdiğinin  farkında mıyız? Acaba kaçımız evimizin içindeki radyasyon seviyesinden  haberdarız?Elektromanyetik radyasyona maruz kalınınca vücudumuzun en çok etkileneceği; beynimiz, gözümüz ve işitme organımız cep telefonu fiyatı ile mukayese edilebilir mi ? Elektromanyetik  kirliliği Çevre ve Sağlık Bakanlığı tarafından mercek altına almalı ve bizim gibi bağımsız ölçüm ve araştırma yapan bilim odaklarının çalışmaları desteklenmelidir. Elektromanyetik kirliliğe karşı önlem almada lider ülke olmalıyız.”

05 EKI 2018

Öğrenci oryantasyon programları tamamlandı

Üsküdar Üniversitesinin öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında bilgilendirmeler yapıldı.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü öğrencilerle tanışarak birimleriyle ilgili üniversiteyi anlattı.

26 EYL 2018

Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Ülkede bilim iklimini oluşturmak zorundasınız”

Dünya Eczacılık Günü dolayısıyla TEB Eczacılık Akademisi tarafından düzenlenen "Eczacılık Akademisi Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülleri", Ankara Marriott Otel’de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Törende Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı ve TEB Eczacılık Akademisi Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay bir konuşma gerçekleştirdi.“iyi çalışan bilim insanlarına ihtiyacımız var”TEB Eczacılık Akademisi Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bilimin ilerleyebilmesi için sadece üniversitelerin iyi olmasının yetmediğine, ilkokuldan başlayarak eğitim sisteminin çok iyi bir şekilde kurulmuş olmasının gerekli olduğuna işaret etti.Üniversitelerin temel amacı bilimin ürettiği bilgileri ezberleyen değil, bu bilgilerin nasıl üretildiğini anlayan öğrenciler yetiştirmek olması gerektiğini belirten Uzbay, “Bunun için de özerk üniversitelere ve düzgün, iyi çalışan bilim insanlarına ihtiyacımız var" şeklinde konuştu.“Adil bir eğitim sistemi olması gerekiyor”Eğitim, bilim ve sanatta fırsat eşitliği ve adil bir eğitim sistemi olması gerektiğini söyleyen Uzbay, “Muassır medeniyet seviyesinin ilerisine geçebilmek istiyorsak öncelikle ülkede bilim iklimini oluşturmak zorundasınız” dedi.Türkiye'nin son yıllarda ciddi bir beyin göçü verdiğine dikkati çeken Uzbay, bilim ve liyakate önem vererek Türkiye'den yurt dışına giden değerli bilim insanlarının kazanılabileceğini vurguladı.

25 EYL 2018

Elektromanyetik kirlilikten koruyan kitap!

Dijital teknolojinin kullanımı sonucu yaşamın her alanını istila eden elektromanyetik radyasyon hayatımızı ne kadar etkiliyor? Maruz kaldığımız radyasyon ve etkilerini Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Çerezci “Görülmez-Duyulmaz Risk Elektromanyetik Alan Kirliliği” kitabında her yönüyle irdeliyor. Kitapta, elektriğin kirli yüzünden, elektromanyetik kirliliğin ölçümlenesinin önemine, elektromanyetik radyasyon maruziyetinin farkına varılmasından, kablosuz iletişim araçları ve çevreye yayılmış olan elektromanyetik radyasyon seviyelerine, günlük yaşamımızda vazgeçemeden kullandığımız EMR kaynaklarına kadar birçok önemli konular yer alıyor.Ayrıca kitapta günlük hayatta merak edilen, elektromanyetik radyasyon nükleer radyasyon gibi etkili midir? Cep telefonları mı yoksa baz istasyonları mı daha zararlı olabilmektedir? gibi sorulara açıklık getiriliyor.İlaçla zehri ayıran ‘doz’ durDuyularımızla farkına varamadığımız ve çeşitli frekanslı elektromanyetik radyasyonla kuşatılmış bir çevrede yaşadığımızı belirten Prof. Dr. Osman Çerezci, geçmişte çevre kirliliği olarak su kirliliği, hava kirliliği, gürültü kirliliği biliniyorken şimdi iletişim teknolojisinin oluşturduğu yeni bir kirlilikte karşı karşıya kaldığımızı söyledi. Duyularımızla fark edemediğimiz ve giderek çevremizde arttığı için diğerlerine göre daha fazla dikkat edilmesi gereken elektromanyetik kirliliğe karşı günlük yaşamımızda elektromenyatik alan maruziyetinin olabildiğince en düşük seviyede düşük tutulmasını başarmak gerektiğinin altını çizen Çerezci; “Bilindiği gibi ilaçla zehri birbirinden ayıran şey tayin edilen ‘doz’ dur” ifadelerini kullandı.

25 EYL 2018

Üsküdar Üniversitesinde TÜBİTAK Destekli Proje Yazma Eğitimi verildi

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji (İngilizce) Bölüm Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tunç Çatal ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Karahan tarafından Nermin Tarhan Konferans salonunda “TÜBİTAK Destekli Proje Yazma Eğitimi” verildi.Eğitim programının açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk yaptı.Açılışın ardından Prof. Dr. Tunç Çatal Mikrobiyal Biyoteknoloji Araştırma Laboratuvarı ile İleri Protein Analiz laboratuvarları ve PROMER faaliyetleri hakkında katılımcılara bilgiler verdi.Çatal, bilimsel bir projenin yeni bilgiler üretmek, bilginin uygulamaya dönüştürülmesi, bilimsel çıktılar için yazıldığını belirtti.Doç. Dr. Mesut Karahan ise sunumunda, ideal proje yazmak ve proje metninin hazırlanmasında konusunda katılımcıları bilgilendirdi.Karahan, ideal bir projenin hazırlanma sürecinin 3-6 ay olması gerektiğini, proje metninin hazırlanması ve nihai hale getirilmesi için yaklaşık 6 haftalık bir süreye ihtiyaç olduğunu söyledi.Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen eğitime, öğretim görevlilerinin katılımı oldukça yoğun oldu.   Katılımcılara Prof. Dr. Haydar Sur ve Prof. Dr. Hasan Hüseyin Eker’in kalem aldığı “Giriş Kapısı-Akademisyenliğe İlk Adım” kitabı da dağıtıldı.  

28 AĞU 2018

Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek İskoçya’daki konferansa katıldı

Üsküdar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek, Birleşik Krallık’a bağlı İskoçya’nın Edinburg şehrinde düzenlenen “8th International Conference on Information Communication and Management (ICICM 2018)” konferansına katıldı.40 ülkeden bilim adamlarının katıldığı konferansta Türkiye’den makale sunan tek kişi olan Çiçek, konferansta “Difficulties and Solution Proposals Relevant in the Application of ISO 9001:2015 Quality Management System Standards to Small and Medium Sized (SME) Companies” adlı makaleyi sundu.Konferansta Üsküdar Üniversitesini tanıtma imkânı da bulduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Çiçek, farklı ülkelerden çok sayıda bilim insanı ile tanışma fırsatı yakaladığını da sözlerine ekledi.

16 AĞU 2018

PROMER enzim çalışmalarında yeni gelişme

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Protein ve Araştırma ve İnovasyon Merkezi (PROMER) laboratuvarlarında yürütülen çalışma “Preparative Biochemistry and Biotechnology” dergisinde yayına kabul edildi.PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal danışmanlığında Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik ve Biyomühendislik lisans programı öğrencilerinden Betül Zehra Karakuş, İlknur Korkmaz, Kübra Demirci, Kadir Sinan Arslan isimli lisans mezun öğrenciler ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Ünlü tarafından gerçekleştirilen çalışma yaklaşık bir buçuk yıl sürdü.Merkez altyapı imkânları ile izole edilerek tanımlanan Bacillus sp. türü mikroorganizmaların Uluslararası GenBank veritabanına kayıtlarının yaptırıldığını belirten Prof. Dr. Tunç Çatal, “Araştırmada endüstride yaygın kullanımı olan amilaz enzim üretim süreci araştırılmış ve uygulanan deneysel yöntem ve optimizasyon çalışmaları ile enzim üretimi de arttırılmıştır” şeklinde konuştu. Milli bir ürünİstanbul Kalkınma Ajansı desteği ile yürütülen çalışmanın, aynı zamanda alan uygulamaya dönük enzim üretim metodunu da kapsayan milli bir ürün olarak tasarlanıp patent başvurusu Teknoloji Transfer Ofisi, Üsküdar Üniversitesi Rektörlüğü ve Mütevelli Heyeti desteği yapılmıştır.

15 AĞU 2018

Üsküdar Üniversitesinde milli ilaç geliştirecek merkez açıldı

Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri Ve Epigenetik Uygulama Ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) ülkemizin epigenetik tabanlı milli ilaç geliştirme çabalarına katkı sağlıyor. Ülkemizdeki tıbbi araştırmalara destek veren merkez, milli ürünler geliştirerek, dışa bağımlığı azaltmayı amaçlıyor.Ülke ekonomisine katkı sağlayacakTÜİK verilerine göre eczacılık ürünleri kalemi ithalatına ayrılan bütçe her yıl artmakta olup, bu kalemin ithalatı 2017 yılında yaklaşık 4,5 milyar dolar civarında seyretmiştir. Bu nedenle, ülkemize ithalatı yapılabilecek biyoteknolojik ürünleri gelecekte sınırlarımız dâhilinde üreterek ülke ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla, ülkemizdeki tıbbi araştırmalara destek verecek, milli ürünler geliştirecek, bu noktada dışa bağımlığı azaltmayı amaçlayan merkez Üsküdar Üniversitesi bünyesinde açıldı.“Dışa bağımlılığı azalmayı amaçlıyoruz”TRGENMER Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Kaan Yılancıoğlu merkez hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Ülkemizde transgenik hücre teknolojileri ve epigenetikin yeni gelişmekte olan alanlar olduğuna dikkat çeken Yılancıoğlu,  bu alanların dünyadaki öneminin gittikçe arttığını ifade etti.Yılancıoğlu “Merkezimizde transgenik hücre teknolojileri ve epigenetik mekanizmalar araştırılarak, yeni transgenik hücre hatları oluşturulacak, kök hücre araştırmaları yapılacak, rekombinant protein üretimi gerçekleştirilecek, yeni tanı kitleri geliştirilecek, peptit ve peptidomimetik tabanlı ilaç adayı moleküller tasarlanacaktır. Böylece biyoteknolojide dışa bağımlılığın azaltılması amaçlanmaktadır” şeklinde konuştu.Transgenik Hücre Teknolojileri Ve Epigenetik Uygulama Ve Araştırma Merkezinin bölgede kimya ve ilaç sektöründe hizmet veren firmalar belirlenip ziyaret edileceğini belirten Yılancıoğlu, “KOSGEB, TOBB ve benzeri resmi kurumlardan ve veri tabanları incelenecektir. Ürettikleri ürünler ve üretim aşamasında kullandıkları ilişkili biyolojik makromoleküller hakkında veriler toplanacaktır. Firmalarla görüşmeler doğrultusunda bu konuda beraber yapılabilecek faaliyet ve projeler belirlenecektir” dedi

10 AĞU 2018

İnsan neden bağımlı olur?

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, yeni kitabı “Hazdan Bağımlılığa”da bağımlılık ve bağımlılığın insan beyni ile doğrudan ilişkisini anlatıyor. Birçok bağımlılık alanında güncel bilgiler veren kitap, bağımlılık hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için kaynak yayın olma özelliği taşıyor.Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Hazdan Bağımlılığa” adlı yeni kitabında, bağımlılığı tüm yönleri ile ele aldı.Hazdan Bağımlılığa, 3 bölüm ile karşımıza çıkıyorProf. Dr. Tayfun Uzbay, yeni kitabında ilk olarak bağımlılığı biyolojik bir yaklaşımla ele alarak, bu durumun nasıl oluştuğunu bilimsel gerçekler ışığında anlatıyor.Ardından bağımlılık yapan maddelere dayalı bağımlılık tiplerinin açıklandığı kitapta, Türkiye’deki temel sorunlar, madde bağımlılığı özelinde bağımlılık ile mücadele ve bağımlılığın sosyokültürel boyutları ayrı bir bölüm olarak yer alıyor.Son bölümde ise yeme, alışveriş, kumar ve seks bağımlılığı gibi diğer bağımlılık tipleri hakkında güncel bilgiler veriliyor. “Hazdan Bağımlılığa” kitabı, bağımlılık alanında çalışma yapmak isteyenlerin kaynak olarak yararlanabilecekleri bir başvuru kitabı olma özelliği taşıyor.“Bağımlılık, insanlık tarihi kadar eski bir kavram”Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın bağımlılıkla ilgili açıklamaları yeni kitabında şu şekilde karşımıza çıkıyor:  “Bağımlılık insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Bağımlılık yapan tüm eylem ve nesnelerin ortak özelliği haz verici olmalarıdır. İnsani hazların tümü evrenseldir ve haz veren her şey bağımlılık yapabilir. İnsanlar sadece çeşitli maddelere bağımlı olmazlar. Kumar, alışveriş, çeşitli gıdalar, seks, internet ve medya gibi insanların dikkatini çeken veya kullanmaktan hoşlandıkları birçok nesne ve yapmaktan hoşlandıkları eylem de bağımlılığa yol açabilir. Bu kitapta karmaşık ve bilimin farklı alanlarını ilgilendiren bir olgu olarak gelecekte de sorun olmaya devam edecek gibi görünen bağımlılık, tüm yönleriyle anlaşılır bir şekilde ele alınmaya çalışılmış ve her zaman gerek toplum gerekse medya için önemli bir ilgi odağı olan bağımlılık hakkında yanlış anlamalara neden olan bazı inanış ve yanlış değerlendirmelerin düzeltilmesi ve okuyucunun aydınlatılması amaçlanmıştır.”

09 AĞU 2018

UNESCO, Türkiye’nin ilk mükemmeliyet merkezini seçti

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, UNESCO tarafından Nörobiyoloji, Bilişsel Tıp ve Beyin Araştırmaları alanındaki çalışmalarından ötürü mükemmeliyet merkezi olarak tayin edildi. Bu kapsamda, Üsküdar Üniversitesi’ne birçok ülkeden doktora öğrencisi gelecek. Academy of Sciences for the Developing World / Gelişmekte Olan Dünya için Bilimler Akademisi – TWAS’ın Türkiye’de mükemmeliyet merkezi olarak seçtiği ilk üniversite, Üsküdar Üniversitesi oldu.Prof. Dr. Muhsin Konuk, o ziyareti anlattıÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Konuk, Gelişmekte Olan Dünya için Bilimler Akademisi Koordinatörü Dr. Max Paoli’nin bir süre önce davetleri üzerine Üsküdar Üniversitesi’ni ziyaret ettiğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi’nin sahip olduğu laboratuvar ve araştırma merkezlerini gezen Dr. Max Paoli’nin çok etkilendiğini ve TWAS’ın Türkiye’de mükemmeliyet merkezi olarak Üsküdar Üniversitesi’ni seçtiğini belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu ziyareti ve sonrasındaki gelişmeleri şöyle anlattı:“Dünya Bilimler Akademisi’nin koordinatörü, UNESCO ile Dünya Bilimler Akademisi arasındaki koordinasyonu sağlayan Dr. Max Paoli İstanbul’da Dünya Bilimler Akademisi’nin düzenlediği bir toplantı münasebetiyle İstanbul’a geldiğinde, Dünya Bilimler Akademisi’nin Türkiye üyesi olan arkadaşına, İstanbul’a gelmişken akademisyenlere bir konuşma yapmak istediğini söylüyor. Arkadaşı da beni aradı. Bir görüşme organize ettik, Dr. Max Paoli ile üniversitemizde görüştük. Protein mühendisi olmasından dolayı kendisine üniversitemizin laboratuvarlarını gezdirdik. Laboratuvarlarımızı ve çalışma alanlarımızı gördü. Deney hayvanı ünitelerimizi; farmakogenetik, moleküler biyoloji, genetik, nörobilim ile nöroteknoloji laboratuvarlarımızı dolaştıktan sonra kendisi bana bir teklifte bulundu. ‘Biz Dünya Bilimler Akademisi olarak gelişmekte olan ülkelerin doktora öğrencilerinin, kendi belirlediğimiz mükemmeliyet merkezlerinde çalışmalarını sağlıyoruz. Özellikle üniversitenizin, nörobilim, beyin ve bilişsel süreçlerle ilgili çalışmalarından dolayı, size bir teklif getirsek kabul eder misiniz?’ dedi. Bundan sonra bu süreç gelişti.”TWAS’ın mükemmeliyet merkezi seçtiği Türkiye’deki ilk üniversite Bu süreç içerisinde, gelişmekte olan ülkelerin akademisyenlerinin, UNESCO’nun kendi çağrısı ile başvuranlar arasından seçtiği doktora öğrencilerini, Dünya Bilimler Akademisi Mükemmeliyet Merkezine kabul ettiğine değinen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “TWAS, öğrencileri farklı yerlere gönderip çalışmalarına orada devam etmelerini sağladı. Dolayısıyla şu an Türkiye’de TWAS’ın mükemmeliyet merkezi olarak seçtiği ilk üniversite biz oluyoruz” şeklinde konuştu.Üsküdar Üniversitesi iyi insan yetiştirecekİyi insan yetiştirmeye odaklanmış olan Üsküdar Üniversitesi’nin dünyanın farklı bölgelerinde insan yetiştireceğinin altını çizen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Bu sadece üniversitemiz açısından değil, ülkemiz açısından da ciddi anlamda bir prestij artışı demek. Bununla ilgili olarak gelecek öğrencilerin beslenme ve konaklama sağlamak adına, TÜBİTAK ile yaptığımız görüşmeler neticesinde TÜBİTAK bizim vesilemizle bütün Türkiye üniversitelerinin faydalanacağı yeni bir destekleme programı geliştirdi. Aslında eskiyi geliştirmiş oldu. Yani TÜBİTAK öğrencilere maddi desteği sağlayacak, bizim laboratuvarlarımızda bilim insanlarımızın ve hocalarımızın danışmanlığı altında bu öğrenciler çalışmalarını tamamlayacaklar” şeklinde konuştu.

09 AĞU 2018

Üsküdar Üniversitesinde yapay zekâ ve robotik çalışmalar konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi, tercih ve tanıtım günleri kapsamında düzenlediği tercih buluşmalarının üçüncüsü gerçekleşti. Aday öğrenci ve velileri, alanlarında uzman akademisyenler ile bir araya gelerek bilgisayar mühendisliği alanındaki gelişmeler hakkında bilgi sahibi oldu.Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Serhat Özekes ve Dr. Öğr.  Üyesi Ihab Elaff Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda Yapay Zekâ ve Robotik Çalışmaları konulu konferanslarını gerçekleştirdi.Yapay zekânın gelişimi, temel dinamikler, yeni nesil robotlar ve programlar gibi konuların anlatıldığı konferansta, yakın geçmişte hayata geçirilmiş projelerden örnekler verilerek gelecekte gerçekleşmesi planlanan projelere değinildi.Öğrenme ve çalışmanın zekâya etkisi var mı?Yapay zekânın tanımını yapmadan önce zekâ tanımının ve türlerine değinen Doç. Dr. Serhat Özekes, araştırmaların sonucunda alışmanın ve yeni bilgilere ulaşmanın, bu bilgileri kendi benliğimize yerleştirmenin zekâ üzerinde pozitif yönde bir katkısı olduğunu ortaya çıktığını aktardı. Özekes, yapay zekâ için, “İnsanın düşünme yapısını anlamak ve bunun benzerini ortaya çıkartarak bilgisayarın işlem yapmasını sağlamayı amaçlayan bir bilim dalıdır” dedi. Yapay zekânın, bilgi edinme ve bu edindiği bilgiye göre belirli bir algılama ve görme işlemleri sonrasında karar verme aşamalarını içerdiğini söyleyen Özekes, bunları benimseyen ve bunları yapabilen bilgisayar ürünlerinin ortaya konmasını amaçladığını söyledi.Yapay zekâ yaklaşımlarıDoç. Dr. Serhat Özekes, iki tür yapay zekâ yaklaşımı olduğunu, birinin zayıf yapay zekâ, diğerinin ise kuvvetli yapay zekâ yaklaşımı olduğunu belirtti. Özekes şunları söyledi: “Zayıf yapay zekâ yaklaşımında makinelerin hiçbir zaman insanlar gibi düşünerek zekice hareketler yapamayacağı öngörüsünden geliyor. Bu yaklaşıma göre makineler düşünemezler ancak yeterince doğru bir şekilde eğitilmeleri durumunda belirli bazı işlemleri çok iyi bir şekilde yapabilirler. Kuvvetli yapay zekâ yaklaşımında ise makinelerin düşünerek karar verebilecekleri, kendi kendilerine çevrelerinden öğrenebilecekleri ve kendi kendilerine insanlarla etkileşime girebilecekleri öngörülüyor.”Yapay zekâ alanında çalışmalar yapan ünlü isimlerden de bahseden Doç. Dr. Serhat Özekes, devamında bu alanda geliştirilmiş uygulamaları ve robotları sunum içerisinde videolar ile örnekledi.“Bu alanı seçecek adayları zevkli bir iş hayatı bekliyor”Üsküdar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği akademisyeni Dr. Öğr. Üyesi Ihab Elaff da “Gerçek bir dünya ürünü ortaya koymak düşünülenden oldukça zor bir mesele, gerçekten önemli olan bu” diyerek Üsküdar Üniversitesi olarak bu konuda yapılmış olan bazı çalışmaları katılımcılarla paylaştı.Bu branşı seçecek olan öğrenci adaylarının onları oldukça zevkli bir iş hayatının beklediğine değinen Özekes ise tüm öğrenciler için başarı dileğinde bulundu.

08 AĞU 2018

Üsküdar Üniversitesi “Yapay Zekâ” da iddialı!

Üsküdar Üniversitesi bünyesinde kurulan Yapay Zekâ ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAZAMER), akıllı sistemler ve yapay zekâ alanında hızla gelişen ve değişen teknolojiler ile kurumları bir araya getirecek. Teknolojik gelişmelerle ilgili detaylı araştırmaları dahilinde birçok alanda iş birliği hedefleyen YAZAMER, eğitim alanında da önemli çalışmalar gerçekleştirmeye hazırlanıyor.  Üsküdar Üniversitesi, akıllı sistemler ve yapay zeka alanındaki tüm çalışmalarını Üsküdar Üniversitesi Yapay Zekâ ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAZAMER) çatısı altında birleştiriyor. YAZAMER’den iş birliğiYapay Zekâ ve Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi, akıllı sistemler ve yapay zekâ alanında hızla gelişen ve değişen teknolojileri takip etme, veri toplama ve analiz etme, katma değer üretme potansiyeli olan ürün ortaya çıkarma, akademik yayın yapma, ulusal/uluslararası projelere katılma ve katkı sağlama noktasında akademisyenler, kuluçka merkezleri, hızlandırıcılar ve teknoloji transfer ofisleri ile iş birliği yapmaya hazırlanıyor.YAZAMER ulusal ve uluslararası düzeyde yapay zekâ sistemleriyle ilgili danışmanlık hizmeti de verecek. Merkez aynı zamanda sağlık bilişimi, sanayi ve hizmet sektörlerinde yapay zekâ özelindeki ulusal ve uluslararası projelere de katılmaya hazırlanıyor.Lisansüstü programların açılmasına destek olacakYAZAMER, ilgili Üniversitenin bölüm ve anabilim dalları ile iş birliği yaparak yurt içinde ve yurt dışında özellikle yapay zekâ uygulamaları ile ilgili akademik anlamda bilimsel çalışmalar yapmayı, projeler oluşturmayı ve devam eden projelere katılmayı hedefliyor.YAZAMER, çalışmalarını toplum ve ekonomi yararına sunmayı amaçlıyorYAZAMER’in amacının öncelikle yüksek katma değerli ürün geliştirme sürecine katkıda bulunmak olduğunu söyleyen YAZAMER Müdürü Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel merkeze ilgili şu bilgileri verdi.Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel; “Bu merkez ile teorik ve teknik bilgiyi kişilerle ve kurumlarla paylaşmanın yanında elde edilecek fiziksel ve sanal (yazılım) ürünleri toplum ve ekonomi yararına sunmayı hedefliyoruz.  Üniversitemizin deneyimli eğitim kadrosunu, gelen talepler doğrultusunda yönlendirmeyi, akıllı sistemler ve yapay zeka alanında talepte bulunan kurum veya akademisyenlerin ürün elde etme ve gelişme süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz” dedi.

18 TEM 2018

Petshop’lardaki büyük tehlike!

Beslediği kobra yılanı tarafından zehirlenen illüzyonist Aref Ghafouri için gereken panzehire yurt dışında ulaşılması, Türkiye’deki olası tehlikeyi de gündeme getirdi. “Aref’in en büyük sıkıntısı bu yılanı yurt dışından getirtmiş veya getirmiş olması. Dolayısıyla o yılan nereden gelmişse, panzehiri o bölgede var” diyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, farklı yılan türlerinin ülkemize getirilmesinin altında yatan tehlikeye dikkat çekti. Prof. Dr. Muhsin Konuk, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen farklı yılan türlerinin bir süre sonra sahipleri tarafından kanalizasyona atıldığını belirterek bu durumun benzer olaylara yol açabileceğini ifade etti.Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, yurt dışından  getirtilen hayvanlar ve zehirlenme vakaları ile ilgili önemli bilgiler verdi.En büyük sıkıntı yılanın yurt dışından getirilmesi “Türkiye’de aslında kobra yılanı yok değil. Bize özgü “çöl yılanı” dediğimiz tür, Türkiye’nin özellikle Güneydoğu bölgesinde var; ancak tabii ki bizim kendi ülkemizde yaşayan bu tür zehirli yılanlara karşı geliştirdiğimiz sistemler sayesinde panzehirleri de normal bir şekilde üretiliyor” diyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, şunları söyledi: “Aref’in en büyük sıkıntısı bu yılanı yurt dışından getirtmiş veya getirmiş olması. Dolayısıyla o yılan nereden gelmişse doğal olarak nerede yaşıyorsa o bölgedeki insanlarda panzehiri var.Zaten haberlerde de takip ettiğim kadarıyla Fransa’da da bu panzehirin bulunduğu söyleniyordu. Gelişmiş ülkeler özellikle insanların çok yoğun olarak gittiği ülkelerde benzer olaylar göz önünde bulundurularak bu panzehiri üretiyorlar.”Yılanın ıssırık şiddeti önemliKobra zehirinin Aref Ghafouri’nin vücuduna yayılmamış olmasının temelinde ıssırığın şiddeti olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Kılcal damarlar vasıtasıyla veya damarlar aracılığıyla vücuda bu zehir girdi, zehir özellikle yılanın ısırık şiddetine bağlı olarak girdi. Bu da yılanın karşı taraftan ne kadar korktuğuyla alakalı bir durum. Yılan zehir kesesindeki zehrin tamamını boşaltıyor ya yarısını boşaltıyor ya da üçte birini boşaltıyor.Zannediyorum korkusu çok fazla değildi” değerlendirmesinde bulundu.Prof. Dr. Muhsin Konuk, Aref Ghafouri’ye hastanede yapılan ilk müdahalenin hayatta kalmasında etkili olduğunu söyledi.Petshop’lardaki büyük tehlike!Özellikle kobra yılanlarının zehirlerinin 2 saat içerisinde ölüme yol açtığını belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Esas olan yılanın ne kadar zehiri boşalttığını bilmemiz yani kesedeki zehirin tamamını boşalttıysa bu çok hayati tehlike taşıyor” dedi.Bu olayın ülkemizdeki gizli bir tehlikeyi de gündeme getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, şunları söyledi:“Petshopların  çoğalmasıyla birlikte ülkemize ait olmayan bir sürü hayvan ülkemize getirildi. Özellikle şu anki sıkıntı o yılanın ülkemize ait olmaması. Dolayısıyla farklı yılan türleri de farklı hayvanlar da ülkemize getirildi.Bir dönem bu konu basına da yansımıştı; hayvanların bakımını yapmamak için ya da artık onlardan bıktıklarından dolayı onları kanalizasyon kuyularına veya kanalizasyon yolaklarına boşaltmaya başladılar. Belki önümüzdeki dönemde bizi bekleyen diğer sıkıntılardan bir tanesi de bu olacak. Yani başka ülkeden getirtilmiş yılan türleri, elimizde antidotu yok, antidotu olmayan hayvanlar ileride kanalizasyon sistemiyle birlikte bazı evlere girebilir. İşte orada çok önemli sıkıntılar ortaya çıkabilir.”Ülkemizde yaşayan bütün zehirli yılanlara karşı panzehirimiz varTürkiye’de yaşayan bütün zehirli yılanlara karşı panzehirin üretildiğini ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Ülkemizin toprakları üzerinde yaşayan veya yakın bölgelerde yaşayan zehirli yılanların özellikle iki tanesi bizim için çok zehirli.Diğer 10 tanesinin zehiri o kadar çok şiddetli değil yani hayati bir tehlike oluşturacak düzeyde zehirinden bahsetmemek gerekir ama iki tanesi  hakikaten zehirli. Her ne kadar çok ya da az zehirli de olsa hayati tehlike olup olmamasına bakmaksızın bence günümüz itibarı ile bizim ülkemizde yaşayan bütün zehirli yılanlara karşı ülkemiz kendi antidotlarını panzehirlerini üretmiş durumda. Bunlarla ilgili hiçbir sıkıntı yok zaten sağlık kurumlarımızda da bu antidotlara ulaşmak çok mümkün yeter ki ısırık olur olmaz hemen zehir boşaltılsın ve acil bir şekilde sağlık kurumuna yetiştirilsin” şeklinde konuştu.Yılan zehirlenmeleri iki farklı şekilde etki gösteriyorYılan zehirlenmelerinin iki farklı şekilde etkileri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Bir tanesi özellikle kan damarlarımızın içerisinde bizim kanımıza kırmızı rengini veren alyuvar hücrelerimizin parçalanmasını sağlıyor.Böyle bir etkisi var; zaten o ısırığın etrafındaki morarma ve kanlanma onun en büyük işareti. İkinci olarak da yılan zehirleri özellikle beynimizdeki merkezi sinir sistemimizdeki solunum merkezini felç ediyor.Bu merkez felç olduktan sonra zaten insanlar yılan ısırdıktan sonra ölmüşlerse nefes alamadıkları için ölmüş oluyorlar. Solunum merkezi felç olduğu için bu refleks yani nefes alıp verme olayı duruyor buna bağlı olarak ölüm gerçekleşiyor.Çok şiddetli ağrımalar, zonklamalar, morarmalar ve kanlanmalar özellikle ısırık bölgesinde varsa hemen boşaltmak mümkün değilse bile o bölgenin boğularak çok sıkı olmayacak şekilde bir anda kana karışmasının önlenmesi gerekiyor” uyrısında bulundu. 

05 HAZ 2018

6 öğrenci projesi daha TÜBİTAK desteği aldı

Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin hazırladıkları projeler, TÜBİTAK 2209-A - Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında kabul edildi.Danışmanlığını, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden Doç. Dr. Mesut Karahan’ın yaptığı projede, Biyomühendislik 3. Sınıf Öğrencisi Cansu Aydın’ın “Metronidazol yüklü insan serum albümin nanopartiküllerinin üretimi ve karakterizasyonu” başlıklı projesi kabul edildi.Hedef dokuya istenilen sürede ilaç etkisiBu projede; gelişmekte olan kontrollü ilaç salınım sistemlerindeki çalışmalarda faydalı olacağını düşündüklerini belirten Doç. Dr. Mesut Karahan “İlaç etken maddesi Metronidazolü nanopartikül hale getirilmiş İnsan Serum Albumine yüklenmesini, karakterizasyonunu ve in vitro salınım çalışmalarının gerçekleştirilmesidir. Oluşturulan nanopartikül yüklü ilaç etken maddesi kontrollü ilaç salınımı ve ilacın hedeflenmesi için çok önemli bilgiler verecektir. Bu proje ışığında nano boyutlu ilaç sistemlerinin etki göstereceği yere giderek daha etkin tedavi amaçlanırken, ilaca yüklenen nanopartükülün sadece hedef dokuya, istenilen zaman diliminde etkisi amaçlanmaktadır” şeklinde konuştu.Danışmanlığını, Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan’ın yaptığı projeleri de 3 öğrencinin projesi kabul edildi.Keçi boynuzunun testosteron etkisi araştırılacakMoleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) bölümü öğrencisi Fehmi Kiğılı  “Ceratonia siliqua (Keçi Boynuzu) Ekstresinin Androjen Reseptörü (NR3C4) Gen Düzenlenme Mekanizmaları Üzerine Etkisi” başlıklı projesi kabul edildi.Projenin amacının bu bitkinin androjen reseptör gen kontrol mekanizmaları üzerine etkisini araştırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan “Hücre içinde hangi sinyal yolakları üzerinden androjen reseptörlerini etkilediğini belirlemektir. Spermatogenezin ana hormonu testosterondur. Ayrıca kas gücü ve kütlesi, vücut yağ dağılımı ve kemik yoğunluğunun sağlanmasında önemli rol oynar. Obezite, hipertansiyon, dislipidemi ve insülin direnci gibi kardiyovasküler risk faktörleri ve serum testosteron seviyesi arasındaki ters ilişki gösterilen bir durumdur. Androjen düzeyi kadar androjen reseptörünün fonksiyon bozuklukları da bu hastalıklara yol açabilmektedir. Bu nedenle androjen reseptörünün düzeyini arttıran yeni ilaç moleküllerinin keşfedilmesi ve hücre içi sinyal yolaklarının belirlenmesi oldukça önemlidir” şeklinde konuştu.ALS’de folik asit etkisiMoleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) bölümü öğrencisi Büşra Özcan  “Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) Hastalığının Hücresel Modellemesinde Folik Asitin Etkisin Araştırılması” başlıklı projesi kabul edildi. Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan, projenin amacının Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığının hücresel modellemesini oluşturarak folik asitin etkisini araştırmak olduğunu söyledi.Alzheimer tedavisinde östrojen etkisi araştırılıyorBir diğer proje ise Biyomühendislik bölümü öğrencisi Halime Eda Yalçın “Östrojenin Nöroinflamasyon Üzerine Etkisi” başlıklı projesi. Doç. Dr. Belkıs Atasever Arslan “östrojenin, TNF-α aracılı nöroinflamasyon mekanizmasının moleküler düzeyde araştırılması ve östrojenin hücre içi sinyal mekanizmalarının belirlenmesidir. Östrojenin nörodejenaratif bir hastalık olan Alzheimer üzerinde olumlu etkileri öngörülmektedir. Östrojenin nörodejenerasyon üzerine moleküler mekanizmasının anlaşılması etkin tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için önemlidir” diye belirtti.İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. İlhan Yaylım'ın danışmanlığında yaptığı,  "Mide kanserli olgularda CD27 gen polimorfizminin olası etkisinin araştırılması" başlıklı proje ile Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) Bölümü 2. sınıf öğrencisi  Orhun Karakuş TÜBİTAK desteği alan beşinci öğrenci oldu.Öte yandan Moleküler Biyoloji ve Genetik (Türkçe) öğrencisi Efe Cuma Yavuzsoy’un da 2209-A TÜBİTAK projesi kabul edildi."Yetişkin Nörogenezin Düzenlenmesi İçin SVZ ve SGZ Nöral Progenitör Hücreleri Üzerinde Sitokininlerin Farmakolojik Etkileri”  isimli proje Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Pınar Öz'ün danışmanlığında sürdürülüyor.  Dr. Öğr. Üyesi Pınar Öz, projenin amacını şu sözlerle açıkladı: "Yetişkin beyninde sınırlı sayıda bölgede nöral kök hücre bulunur ve bu hücreler uygun mikroçevre içerisinde yeni nöron üretimine devam eder. Memeli beyninde subventriküler zon isimli bölgeden olfaktör kortekse yeni ara nöronlar ve subgranüler zon isimli bölgeden de uzun dönemli bellekte kilit rol oynayan hipokampusa yeni granül hücreler üretilir. Özellikle, hipokampustaki yeni nöron üretimi bellek kapasitesinin kontrolü ve nörogelişimsel bozukluklarda görülebilecek uzun süreli bellek bozuklukları ile ilgili de önemli bir farmakolojik hedef oluşturuyor. Bu süreci kontrol eden mikroçevrenin farmakolojik uygulamalarla nasıl düzenlenebileceğini üzerine yaptığımız çalışmaların devamı niteliğindeki bu projede, bitki büyüme hormonlarının yetişkin nöral kök hücrelerin çoğalma ve farklılaşma potansiyeline etkilerini hücre kültüründe araştırıyoruz."

18 MAY 2018

Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü öğrencileri tez sunumlarını gerçekleştirdi

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) bölümü 4