Tıp Fakültesi - Haberler

23 OCA 2020

Prof. Dr. İbrahim Öztek: “Her Türk genci Aziz Sancar gibi çalışmalar yapmalı”

Hocalı, Karabağ gazisi madalyalarının sahibi, Türk spor dünyasının “Aksakallısı” olarak bilinen, spordan tıbba, federasyon başkanlığından antrenörlüğe, fikir adamlığından kitap yazarlığına kadar birçok branşta söz sahibi olan Prof. Dr. İbrahim Öztek Üsküdar Haber Ajansı muhabiri Şüheda Damgacı’nın sorularını yanıtladı. “Ben 50 senedir zamandan kazanabilmek ve çalışmalarımı sürdürebilmek için her gece 3 saat uyuyorum” diyen Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Öztek son olarak “İlhanlı Azerbaycan Döş Nişanı”na layık görüldü. Öztek, ülkemizin kalkınması için her bir Türk gencinin Aziz Sancar gibi Nobel ödüllerine layık çalışmalar içerisine girmesi gerektiğine dikkat çekiyor.“Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş çalışmalar yapıyoruz”Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?“1996 yılında GATA Haydarpaşa Askeri Eğitim Araştırma Hastanesinden emekli oldum ve Tıp profesörüyüm. Serbest olarak hekim olarak da çalışıyorum ve dört yıldan beri Üsküdar Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görevimi sürdürmekteyim. Eski bir milli sporcuyum. Yirmi seneye yakın Türkiye Judo, karate, aikido, wushu, kungfu federasyonlarının başkanlıklarını yaptım. Ve şu anda da sportif olarak Dünya Geleneksel Sporlar Federasyonu’nun ve Dünya Aba Güreşi Federasyonunun başkanıyım. Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Federasyonu’nun da onursal başkanıyım. Yine Türkiye-Azerbaycan dev kardeşlik, candaşlık ve strateji platformunun başkanıyım. Yanı sıra Türkiye Anadolu Aydınlar Ocağı genel başkanıyım. Tabi bunlar her şeyden önce kültür ve spor esaslı kuruluşlar ve aynı zaman da Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş çalışmalar yaptığımız sivil toplum örgütleridir.”“Azerbaycan ve Türkiye ikiz kardeştir”“Ben yirmi beş yıldan beri özellikle Türkiye’nin kültürel dertleriyle dertleniyorum. Azerbaycan’da yaşayan Türk halkının 1880’lerden beri uğradıkları soykırımlar var. Bu soykırımlar Ruslar ve Ermeniler tarafından uygulanan soykırımlardır. Biz oradaki halkımızın yanındayız. Çünkü oradakiler de Türk halkıdır. Aynı soydan geliyoruz, aynı dindeniz, kan kardeşiyiz. Türkiye için dış dünyaya karşı yapacağımız müdafaamızı Azerbaycan için de yapmak zorundayız. Çünkü o da bir Türk devletidir ve bugün her iki devlette birbiriyle kardeştir. İkiz kardeşler birlikte acı çekerler, birlikte sevinç paylaşırlar. Onun için de bizim de bu acıları paylaştığımız gibi sevinçlerimizi de paylaşmak zorundayız. Bunlar hem kandaşımız, hem Candaş’ımız, hem de dindaşımız.”“Yaptığım çalışmalar sonucunda birçok ödüle layık görüldüm”“Benim Hocalı Soykırımı ile ilgili yaptığım çalışmalar sonucunda orada bana “Sen Hocalı Gazisisin, sen Karabağ Gazisisin” diyorlar. Sağ olsunlar. “Biz savaştık, bizim için silahlı savaş bitti. Ama siz hala savaşıyorsunuz. Onun için siz Karabağ Gazisisiniz.” dediler. Karabağ Gazisi madalyası takdim ettiler bana. Bu madalyanın adı da “Vatan Namına”. Yakın zamanda bir başka madalyaya daha layık görüldüm. Bu ise “İlhanlı Azerbaycan Döş Nişanı”. Döş demek, göğsümüzü kabartan demek. İlhanlı da Cumhurbaşkanı’nın müsaadesiyle yapılmış bir şey olduğu için oradan geliyor. Orada birçok milletvekillerine de takdim edilmiş bu nişan. Bu ödüllerin en büyük nedeni yaptığım çalışmalardır.”“Hocam, ülkemize benim aracılığımla bir sınav kazandırdı”Ülkemizde pek çok bilimsel dereceler ve ödüller kazanmış olup, 10 adet TÜBİTAK teşvik ödülü sahibisiniz. Çalışmalarınızdan biraz bahsedecek olursak neler söylemek istersiniz?“İstanbul’daki ilk görev yerim Çamlıca Askeri Hastanesi’ydi. Oradaki Patoloji Bölümü’nün şefiydim. Sonra GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi kurulunca beni de oraya kurucu üye olarak aldılar. O sırada Ankara’da Gülhane’nin başında Genel Cerrah hocamız Tümgeneral Necati Köral vardı. Ben oraya gittiğim zaman uzmandım. Bilimsel etkinlik için Yardımcı Doçent, Doçent veya Profesör olmak lazımdı. Bizi o zaman çalışmalarımızdan dolayı Yardımcı Doçent ilan ettiler. Çünkü Patolog olarak çok fazla hizmetimiz vardı. Sonra Necati Köral hoca bana “Hazırlanıyor musun?” diye sordu. Ben de “Bir bakıma hazırım, ama aynı zamanda da hazırlanamıyorum.” dedim. Çünkü yabancı dil sınavını geçmem lazımdı ve benim yabancı dilim de Rusçaydı. Doçentlik sınavında da Rusça seçeneğimiz yoktu. Bu olay benim bilimsel hayatımda dönüm noktamı oluşturur. Kendisi YÖK’te görevliydi ve benim Rusçadan Doçentlik dil sınavına girmemi sağladı. Aynı zamanda ülkemize bir sınav kazandırdı. Ve buna Bulgaristan’dan gelen arkadaşlarımız da çok sevindiler. Hepsi sınava bu şekilde girdiler. Yoksa Batı dillerinden sınava girmek mümkün değildi. Belki İngilizce vardı ama yeterli değildi.”“Yaptığımız çalışmalarla askeri nizamda değişiklik yaptık”“Doçent olduğum zaman 40’a yakın çalışma yapmışım. Hatta yaptığım tez çalışmam dünyada nadir çalışmalardan birisiydi. Derinin içindeki ter bezi, yağ bezi, kıl kökü gibi organizmaları çıkartıp mikroskop altında dağıtıp derinin içindeki organelleri tek tek görebilmenizi sağlıyor bu. Çok ses getirdi asistanlığım sırasında. Bu çalışmalarımın hepsini yayınlamıştım. GATA bilimsel açıdan çok önemli bir yerdi. Çok değerli arkadaşlarım vardı. Birlikte çok güzel deneysel çalışmalar yaptık. Bu çalışmalarımızdan bir tanesi Dünya Kongresi’nde birincilik elde etti. Ve onun üzerine Amerikan Anjiyoloji Koleji bizi bilimsel konsey üyeliğine seçti. O konseyin halen üyesiyim. Bu üyelikle Amerika’da çalışma hakkı elde ettik. Araştırmamızın konusu da köpeklerde kopan damarları iç içe geçirerek kaynatma esasına dayalıydı. Bir de Dünya üçüncülüğü alan çalışmamız var. Gözlerde kornea çizilerek göz numarası küçültme olarak yapılan bir icattı. Bu ameliyatı geçiren kişiler pilot olamıyordu, denizaltı alanlarında çalışamıyorlardı. Biz şunu ispat ettik, bu ameliyatı geçiren kişilerin gözleri eskisinden daha keskin görüyordu. Bu bir askeri kanundu. Kanunu değiştirdik biz bu şekilde. Bu çalışmamız dünya kongresinde yayınlandı. Ben emekli olduğumda toplamda 360 tane yayınım vardı. Bu Türk bilim hayatında büyük bir sayıdır. Halen de önüme çıkan fırsatlar oldukça bilimsel çalışmalar yapmaya devam ediyorum.”“Üsküdar Üniversitesi bilimselliğini ortaya koymuş durumda” “Bilimsel hayatıma hala devam ediyorum. Bu bilimsel hayatımızı da inşallah bundan sonra Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam ettireceğiz. Çünkü üniversitemizin Rektörü Sayın Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile biz GATA Haydarpaşa’da beraber çalıştık. Bilime son derece düşkün, bilimselliğini ortaya koymuş durumda. Nöropsikiyatri İstanbul Hastanesi ve Türkiye’nin ilk beyin hastanesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesini kurmakla da bunu ispat etmiş oldu. Bu yüzden Üsküdar Üniversitesinin istikbali parlak gözüküyor.”Türk spor dünyasının “Aksakallısı” olarak biliniyorsunuz, spordan tıbba, federasyon başkanlığından antrenörlüğe, fikir adamlığından kitap yazarlığına kadar birçok branşta söz sahibisiniz 2017 yılında verdiğiniz bir röportajda “Ben 50 senedir zamandan kazanabilmek ve çalışmalarımı sürdürebilmek için her gece 3 saat uyuyorum” ifadelerini kullandığınızı görmekteyiz. Çalışmalarınızdaki motivasyon kaynağınız nedir? Neler söylemek istersiniz?“Her Türk genci Aziz Sancar gibi çalışmalar yapmalı” “Evet, toplamda 23 tane kitabım var. İki kitabım da şu anda baskıya hazırlanıyor. Bunlardan bir tanesi sigara alkol uyuşturucu ve spor kitabı, bir tanesi de ergoterapi ve psikopatoloji kitabı. Maksadımız üniversitemize bir bilimsel katkımız olması. Ülkemizin bilimsel anlamda çok eksikleri var bu esikleri tamamlamak lazım. Bilim aşığı, çalışma aşığı bilim adamlarımızın olduğundan çok daha fazla gayret göstermesi lazım. Bu gayreti gösterebilmeleri için de gecede 3-4 saat uyumak bana yetiyor, zamandan anca böyle kazanmış olabiliyorum. Zaman kısa, ömür kısa ve bize bir emir var “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış” diye.  Biz hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyoruz. Herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerekir ki ülkemiz bir an evvel daha ilerilere gitsin. Öğrencilerimiz bilimin her dalında şimdiden ödül getirmeli. Bizim temennimiz her bir Türk gencinin Aziz Sancar gibi Nobel ödüllerine layık çalışmalar içerisine girmesi.”Aynı zamanda bir Tıp doktorusunuz ve hayatınızı spora vakfetmişsiniz insanları kötü alışkanlıklardan korumak için çalışmalar yapıyorsunuz, hem tıbbi çalışmalarınızı sürdürüyor, paneller düzenliyor hem de federasyonlardaki görevlerinizi yürütüyorsunuz. Sizce tıp ve spor dalları arasında nasıl bir bağlantı var açıklayabilir misiniz?“Sporcu gençlik, yarının akıl küpüdür”“Benim yaptığım spor dalları çok geniş. Bunların içinde yüzme var, kürek çekme var, boks var karate, judo, futbol, hentbol gibi sporlar da var. Fırsat buldukça yapabildiğim her sporu yapmaya çalıştım. Sporun her dalındaki 20 yıla yakın bir federasyon başkanlığı, yıllarca Türkiye olimpiyat başkanlığı milli olimpiyat komitesinde 30 yılı aşmış hizmet… Bunlar birçok spor dalının inceliklerini bildiğimi gösteriyor. Bir de Türk sporunun kalkınması için spor bilincinin ve spor kültürünün yerleşmesi lazım. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Sporcu gençlik, yarının akıl küpüdür. Akıllı insanlar olacak. Köhne bir şekilde geçen gençlikten çok fazla şey bekleyemeyiz çünkü spor, beden sağlığı verdiği gibi akıl ve ruh sağlığı da kazandırır.”Türkiye Cumhuriyeti ülkelerine ciddi bir hassasiyetiniz var bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Gençlere ne tavsiye edersiniz?“Milliyetçiliği kavimcilikle karıştırmayın”“Türk milleti Dünyada en çok soykırıma uğrayan millettir. Son 200 yıldır balkanlarda 5 milyon insanımızı kaybettik. Bu insanları çoğu belki bizlerin ailelerinden. Selanik’ten Bulgaristan’dan Yunanistan’dan göçen bir sürü insan var. Oradaki düşmanlarımız onların kaçmasına bile müsaade etmediler, hepsini öldürdüler. Kırım’da aynı şeyleri yaşadık. Bugün Çin’de Uygur Türkleri hala Çin’in zulmüne uğruyor. Herkes kendi milletinin milliyetçisi olmak zorunda. Milliyetçiliği kafatasçılıkla, kavimcilikle karıştırmayın. İkisini birbirinden ayırmak lazım. Ben Türk’sem Türk’ü sevmek zorundayım.”“Devletlerarası sınırlar var ama insanların yüreklerinde sınır yok”“Dünyanın her yerindeki Türklerin rahat yaşamasından, dilini, dinini rahatlıkla kullanmasından yanayım. Benim onlara sempatim buradan geliyor ve bu sempati öyle bitecek bir sempati de değil. Dünyanın neresinde Türk varsa, ne şekilde bir ıstırap çekiyorsa bende o ıstırabı hissetmeliyim. Türk olmak Dünya’da zor bir iş çünkü herkes Türk deyince düşman gözüyle bakıyor. Onun için hepimizin görevi öncelikle ailemiz bildiğimiz Türklüğümüzü, vatanımızı korumak. Devletlerarası sınırlar var ama insanların yüreklerinde bu sınır yok. Bu sınır o devletlerarası sınırı aşıyor.”Röportaj: Şüheda DamgacıFotoğraf: Esra Gül Batal  

20 OCA 2020

Prof. Dr. İbrahim Öztek, "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu katkıları, Azerbaycan haklarının dünyada kollanması ve tanıtılması yönünde yapmış olduğu özel hizmetler nedeniyle "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi.Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu katkıları, Azerbaycan haklarının dünyada kollanması ve tanıtılması yönünde yapmış olduğu özel hizmetler nedeniyle "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi.Prof. Dr. Öztek'e "İhamlı Azerbaycan" nişanı ödülü, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu geniş ölçüdeki katkıları ve bu yöndeki hizmetleri, Karabağ ve İrevan/Erivan gerçeklerinin dünyaya duyurulmasında emeği, Ermenilerin Azerbaycan'a karşı giriştikleri soykırım olaylarını konferans, kitap ve yazılarıyla gerektiği şekilde duyurarak, bu yolda verdiği mücadeleler dolayısıyla verildi.Prof. Dr. İbrahim Öztek, "İlhamlı Azerbaycan" ödülü verilmek üzere Hocalı Soykırımı anma günleri arifesinde Azerbaycan'a davet edildi. Ödülü, 26 Şubat günü Bakü'de Azerbaycan İrevan Devlet Dram tiyatrosunda Prof. Dr. İbrahim Öztek'in vereceği Hocalı Soykırımı konferansı ve Tiyatro Direktörü Dr. İftihar Piriyev'in yöneteceği soykırım ile ilgili tiyatro oyunu sırasında düzenlenecek törenle takdim edilecek.Kaynak: İHA

15 OCA 2020

Üsküdar Üniversitesinde sigara ile savaş sürüyor

Patoloji Anabilim Dalı Başkanı, aynı zamanda Uluslararası Sigara Alkol ve Uyuşturucu ile mücadelede Spor Platformu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Ergoterapi öğrencilerine sigaranın zararları, sigaranın yol açtığı akciğer ve diğer organ kanserleri ile kalp damar hastalıkları konusunda verdiği seminerlere devam ediyor.Sigaranın insanda fiziki, psikolojik, sosyal, ekonomik ve ahlaki yıkım oluşturduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Öztek sözlerini şöyle sürdürüyor; “Sigara ile başlayan uyuşturucu, insan eli ile üretilen, insanı insanlığından eden, insanın masumiyetini yok eden, insanın özgürlüğünü, hür iradesini, insani yüksek değerlerini ve erdemlerini elinden alan en acımasız ve kahredici bir canavardır. Merkez sinir sisteminde, yani beyinde kimyasal olaylar ve hasarlar meydana  getirir.”Prof. Dr. İbrahim Öztek; “Sigara dumanında çok sayıda gaz ve toz halinde kanser yapan (karserojen) ve kanser yapıcı maddelerin etkisini artıran (kokanserojen) maddeler bulunmaktadır, bunların sayısı binleri geçmektedir. Kısaca Polonyum 210 isimli radyoaktif maddeden arseniğe, böcek ilacından siyanüre kadar her şey var. Yak bir tane, bir taneden ne çıkar diyerek, sigarayı bir kez deneyen dört çocuktan üçü ileride tiryaki oluyor. Sigara kötü alışkanlıkların ilk basamağını oluşturuyor ve bunu kısa zamanda alkol ve uyuşturucu takip ediyor” dedi.Öztek, sigara ile oluşan akciğer kanserinin son derece acımasız seyrettiğini ve kısa zamanda beyin, karaciğer ve kemiklere atlayarak, hastaya ve çevresine kabuslar yaşattığını belirtti. Bundan sonra içilen sigaraların Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) haline getirildiğini ve bunun da bir nesil sonra insanları kısırlaştıracağını belirtti. Bunun da bir ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ olduğunu söyledi.Sigara içen kızlarımızın derhal sigara ile vedalaşmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İbrahim Öztek; “Zira sigara içen kadınların çocukları sakat doğuyor. Nikotin damarları daralttığı için çocuğa giden kan azalıyor, oksijen azalıyor, besin maddeleri azalıyor. Çocuğun kanına karışan nikotinle de çocuk dünyaya birçok hastalıkla geldiği gibi aynı zamanda sigara tiryakisi olarak doğuyor. Nikotin anne sütünden de çocuğa geçiyor ve bu da çocuğun sigara tiryakisi olmasına neden oluyor” dedi.  Prof. Dr. İbrahim Öztek sigara kullanımı ile ilgili çarpıcı veriler paylaştı…Türkiye’de küçük büyük yirmi milyon insan sigara içiyor. bunun % 38’i erkek, ’i kadın.Türkiye’de bir yılda sigaranın yol açtığı akciğer kanseri ile buna bağlı kalp damar hastalıklarından 120 bin kişi hayatını kaybediyor..Bir yılda sigaraya 80 milyar lira ve sigaranın yol açtiğı hastalıklarin tedavisine ise en az 30 milyar olmak üzere, toplam 110 milyar lira harcıyoruz. Bu parayı havaya üflüyoruz.Bu kadar para eğitime harcanacak olsa, en başarılı üniversitelerimiz dünya sıralamasında 400. 500. sıralarda kalmaz, birinciliğe çıkardı.Bu para ile her yıl bir İstanbul Hava Limanı, 15 tane Marmaray, 4 tane Yavuz Sultan Selim köprüsü, hatta 2 tane nükleer santral yapmak mümkün olurdu..

14 OCA 2020

1 milyon sağlık çalışanı sorunlarına karşı birleşiyor

Sağlık sektörü temsilcileri, sağlık çalışanları kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Tanıtım Toplantısı’nda bir araya geldi. Toplantıda sağlık çalışanlarının sorunları ele alındı.Sağlık Çalışanları Kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Tanıtım Toplantısı, Şişli'deki bir otelde gerçekleştirildi. Toplantıya İstanbul İl Sağlık Müdürü ve Sağlık Çalışanları Kongresi Onursal Başkanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı Serdal Zelyurt, Sağlık Çalışanları Kongresi Genel Sekreteri Şule Yılmaz ile İstanbul'daki birçok hastanenin yöneticileri ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı. Toplantıda, sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları konuşuldu. 5-8 Mart arasında Antalya'da düzenlenecek olan Sağlık Çalışanları Kongresi'ne ilişkin bilgiler verilerek tüm sağlık çalışanları kongreye davet edildi.HASTALAR İÇİN VARIZProf. Dr. Kemal Memişoğlu, "Sağlıkta dönüşümü başarıp çoğu ülkenin 100 yılda yaptığını biz 6-7 senede yapabildiysek bunun en büyük sebebi sağlık çalışanlarının özverisidir. Sağlık çalışanları bu kadar özveri ile hizmet sunarken, bu çalışmaların kamuoyunda ses getirecek bir oluşuma ihtiyacı var. Her sağlık çalışanı bu kongrede yer alsın, fikrini söylesin istiyoruz. Biz sağlıkçılar, hastaları iyileştirmek için varız. Sağlık çalışanları toplumumuzun yansımasıdır, toplumumuzdan da sağlık çalışanına sahip çıkmasını istiyorum. İl sağlık müdürü olarak değil, bir hekim olarak sağlıkta dönüşüm için 17 senedir çabalayan bir fert olarak bu tür kongrelere katkı vermeye çalışacağım" dedi. İstanbul eski İl Sağlık Müdürü ve Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde görevli olan Ali İhsan Dokucu da yaptığı konuşmada, "Sağlık çalışanlarının hem çalışma şartları, hem de beklentileri ile ilgili yaptığı işten dolayı kendisinin doğru yerde konumlandırılmaması en önemli eksikmiş gibi geliyor. Bunun dinlemesi çok önemli bir aşama olacak" ifadesini kullandı.UYUMLU ÇALIŞMALIYIZSağlık çalışanlarına özel bu tarz kongrelere daha fazla ihtiyaç olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, düşüncelerini şöyle dile getirdi: "Sağlık sisteminin paydaşları var. Hastalar bir paydaş grubu ise sağlık çalışanları da çok önemli bir paydaş grubunu oluşturuyor. Sağlık çalışanlarının hastalarla uyumunu sağlamak gibi bir misyon, tarihi misyonumuz olacaktır."Kaynak: Sabah GazetesiHaberin linki: https://www.sabah.com.tr/yasam/2020/01/14/1-milyon-saglik-calisani-sorunlarina-karsi-birlesiyor

03 OCA 2020

Tıp öğrencilerinden masa tenisi turnuvası

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Tıp Öğrenciler Birliği Kulübü ile “Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Masa Tenisi Turnuvası” etkinliği düzenledi.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesinde düzenlenen etkinlikte keyifli anlar yaşandı.İlk 3’e giren ödüllendirildi Masa tenisi turnuvası eleme maçları, final maçı ve üçüncülük maçları sonucunda Tıp Fakültesi öğrencilerinden Ömer Faruk Kara birinci, Ömer Polat Yetim ikinci, Muhammet Numan Bozdağ üçüncü oldu.Çekişmeli geçen turnuva sonrası dereceye giren Tıp Fakültesi öğrencilerine Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ödül taktim etti.

26 ARA 2019

Tıp Fakültesinden ‘Hastalık ve Hasta Davranışı’ etkinliği

 Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Hastalık ve Hasta Davranışı” etkinliği düzenledi. Etkinliğe NP İstanbul Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen ve Maltepe Üniversitesinden Doç. Dr. Gökçesu Akşit konuk oldu.Tıp Fakültesi NP yerleşkesi İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin moderatörlüğünü Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay yaptı. Uzbay, “Bütün meslek yaşamınız boyunca hem meslek hem de iş kalitenizi ortaya koymanızı sağlayacak en önemli unsur hasta ile olan etkileşiminizdir” dedi.“Hastalık kişiyi başkasına muhtaç hale getirir” Hasta ve hastalığın tanımını yapan Prof. Dr. Erkmen, bu tanımlamaların çok anlamlı olmayacağını söyledi. Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Hastalık kişiyi başkasına muhtaç hale getirir. Bu muhtaçlık tatsız bir boyutta da olabilir. Kulağınız ağrırsa kulak burun boğaz doktoruna muhtaç hale gelir ve yaşamını onun önerdiği şekilde sürdürmek zorunda kalırsınız” şeklinde konuştu.“En yaygın tepki hastanın doktora güvenmesidir”Erkmen, herkesin hastalık algısının farklı olduğuna ve buna göre de gösterdikleri tepkilerin farklı olduğunu belirtti. Erkmen, “En yaygın olan tepki hastanın güvendiği doktora kendini bırakması, o ne derse yapıp iyileşmeye çalışmasıdır” dedi. Erkmen, doktorun hastasına her şeyden önce güven vermesi gerektiğinin önemli olduğunu vurguladı.“Doktoru toplumsal algıdan bağımsız düşünmemek gerekiyor” Doç. Dr. Gökçesu Akşit, kişiye hastalık tanısı konmadan önce rahatsızlığının başladığını ve doktora gitmeden önceki aşamada çok daha karmaşık toplumsal süreçlerin olduğunu söyledi. Akşit, “Hasta da aslında ciddi bir geçmişi taşıyan farklı hastalıklarla ilgili pek çok farklı bakış açıları olan biri. Öteki tarafta da doktor aslında objektif değil. Onunda bir tarihi, hastalıkları, geldiği bir kültür var. Bilimsel bir objektifliğin dışında doktor da bir insan. Doktoru toplumsal algıdan bağımsız olarak düşünmemek gerekiyor” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, Prof. Dr. Hüsnü Erkmen ve Doç. Dr. Gökçesu Akşit’e konuşmalarından dolayı plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

23 ARA 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavi, gereksiz ilaç kullanımını önlüyor”

5 Şubat 2017 tarihinde yaşamını yitiren Üsküdar Üniversitesi İleri Toksikoloji Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak için düzenlenen ve geleneksel hale getirilen “Akılcı İlaç Kullanımı” panelinin 3’üncüsünde de bilinçli ilaç kullanımına dikkat çekildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişiye özel tedavinin ilk adımlarını yıllar önce attıklarını belirterek “Yaptığımız çalışmalar kişiye özel tedavinin uygun maliyetli olduğunu gösteriyor. Kişiye özel tedavi lüzumsuz ilaç kullanımını da önlüyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen “Prof. Dr. Tuncel Özden Anısına 3. Kişiye Özel Tedavi Toplantısı” programında akılcı ilaç kullanımı ele alındı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin ilgi gösterdiği programa katılan Prof. Dr. Tuncel Özden’in eşi Prof. Dr. Seçkin Özden, Üsküdar Üniversitesi’nin vefa göstererek anma töreni düzenlemesini çok anlamlı bulduğunu belirterek, Üsküdarlı öğrencilerin çok şanslı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Prof. Dr. Tuncel Özden’i bilimsel bir toplantıyla anmak istedik”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Tuncel Özden’i rahmetle anarak başladığı konuşmasında bilime çok değerli katkıları bulunan Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak için bu sempozyumu düzenlediklerini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavi çalışmalarına Prof. Dr. Tuncel Özden ile başladık”Üniversite ve hastane olarak kişiye özel tedavi alanındaki çalışmalara Prof. Dr. Tuncel Özden ve Üsküdar Üniversitesi Kişiye Özel Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Eczacı Selma Özilhan’la başladıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Biz bu yolculuğa Tuncel Hocamız ve Selma Hocamız ile şöyle çıkmıştık. 2009 yılında psikiyatrik tedavi bir noktada tıkanmıştı. Hastalara tedavi uygularken çok dirençli hastalar geliyordu. Bazı hastalara bakıyorsunuz küçük doz ilaç veriyorsunuz alerji ortaya çıkarken; bazı hastalarda ise aynı ilaçtan yüksek doz verilmesine rağmen ilacın tesirinin olmadığı durumlar ortaya çıkıyordu.  Bu neden, nasıl oluyor? Hekimlikte herkesin bildiği bir gerçek vardır; hastalık yok hasta vardır. Bunun bilimsel bir açıklaması olması lazımdı. Neden aynı ilaç hastada hemen etkili olurken; bir diğer hastada etkisini göstermiyor? Biz de bu arayışa girdik. Aynı ilaç farklı hastalara neden farklı etki ediyor kısmı önemliydi. Değişik bir vizyona ihtiyacımız vardı” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kusursuz tıp anlayışının üçayağı var”2015’te ABD Başkanı Obama’nın başlattığı proje ile ortaya çıkan “Kusursuz Tıp” anlayışının üçayağı olduğunu belirten Tarhan, “Birincisi; genetiğe göre ilaç kullanımı yani doğru ilaç, doğru doz, doğru sürede uygulama. İkincisi teknoloji kullanımı, robotlar vs. gibi uygulamalar. Üçüncüsü ise medikal kayıtların tutulması. Bunlar sayesinde kişinin 10 yıllık tıp geçmişine bakabileceğiz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavinin pek çok olumlu yanı var”Farmakogenetik alanında çalışmalarının da bu dönemde yapıldığını belirten Tarhan, ilk ilaç kan düzeyi cihazlarını 2008 Aralık’ta aldıklarını, kullandıklarını ve olumlu sonuçlar elde edildiğini kaydetti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişiye özel tedavinin pek çok olumlu yanı olduğunu belirterek şunları söyledi:“Örneğin 10 defa yatmış ve çıkıp tekrar hastaneye yatmak zorunda olan bir şizofren hastası vardı. Yatış olunca düzeliyor, çıkınca yine hasta oluyor. Ailesi ilaçlarının düzenli kullanması için çok hassas davranıyor ve tüm hassasiyeti gösteriyor. Bu geçmişle bize geldi, yatırdık, tedavi oldu ve ardından taburcu edildi. Sonrasında kontrol ettiğimizde gördük ki hastanın kanında ilaç kullanım düzeyinde, hastaneden çıktıktan sonra düşüş var. Bunun nedenini araştırmaya koyulduk ve fark ettik ki, hasta dışarı çıktığında aşırı sigara kullanımına yöneliyor. Aşırı sigara kullanımı metabolik etkisi ile ilaç etkisini düşürüyor, aileyi bu yönde uyararak sigara kullanımını azaltarak hastalığı kontrol altına aldık. Bu durum yani kişiye özel tedavi, aslında cost effective/uygun maliyetli olduğunu gösteriyor. Kişiye özel tedavi lüzumsuz ilaç kullanımını da önlüyor. Bu nedenle akılcı ilaç olarak adlandırılıyor. Bu çalışmaların bir kısmı yayınlandı. Biz psikiyatri hastalıklarının tedavisinde bu yaklaşımla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yeniliklere açık bir anlayışla çalışmalarımıza devam ediyoruz”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, farmakogenetikten sonra toksikoloji alanında ilk doğrulama laboratuvarını kurduklarını kaydederek “Doğrulama laboratuvarını ilk biz burada kurduk. Yeni deneyimlere açık olmak, hastanın iyiliği için en yeni bilimsel referansı olan pratik tedavi yöntemlerini uygulamak gibi ilkemiz ve motivasyonumuz var. Bizi motive eden şeylerden biri de şudur; askeriyede bir kural vardır; komutan sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumludur. Biz tıpta bu motivasyonla yani hekim yapılan tedavilerden değil, yapılmayan tedavilerden de sorumludur. Bir hastanın iyiliği için dünyadaki en ileri tedavi yöntemlerini bulup buraya getirmek ya da hastaya tavsiye etmek bizim sorumluluğumuzdadır. Bu bakış açısı bizi farkında olmadan zora talip olmaya itti. Biz bu anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu motivasyon ile yeni tedavileri araştırıyoruz” diye konuştu.Programın açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Atik’in moderatörlüğünde “Akılcı İlaç Kullanımı” paneli gerçekleştirildi. Prof. Dr. Uğur Atik, “Bilim insanları yaşarken yarattığı değerler, ortaya çıkardığı çalışmalarla yaşamlarını yitirdikten sonra anılırlar. Tuncel Hocamız da arkasında çok önemi çalışmalar, bilimsel eserler bıraktı” dedi.Üsküdar Üniversitesi Kişiye Özel Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Eczacı Selma Özilhan, “Prof. Dr. Tuncel Özden Laboratuvarı İlaç Düzeylerini İnceleme Deneyimleri” başlıklı sunumunda laboratuvar olarak yaptıkları çalışmalardan örnekler verdi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Çocuk ve ergenlerde psikiyatrik ilaç kullanırken çok dikkatli olunmalı”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve NPFUAM Müdürü Prof. Dr. Tayfun Uzbay da “Nöropsikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı” başlıklı sunumunda günümüzde özellikle psikiyatri alanında ilaç kullanımının yaygınlaşmasına dikkat çekti. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, özellikle çocuk ve ergenlerde psikiyatrik ilaç kullanımında çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak “Elbette gerekirse kullanılacak ama nasıl kullanılacak? Kesinlikle çocuk veya ergen psikiyatrisi gözetiminde doğru tanı alarak ve hasta takip edilerek kullanılmalı. Çocuk ve genç çok dikkatli gözlemlenmeli” uyarısında bulundu.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Herkes zekâsının gelişmesini ve mutlu olmak istiyor”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Herkes kavrayışının çok artmasını istiyor. Zekâsının çok gelişmiş olmasını istiyor. Bir dinleyişte hocayı anlayıp bir okuyuşta bir sayfayı ezberlemek istiyor. İnsanlar kalabalıklarda başarılarıyla öne çıkmak istiyor. Bu da zekâyı artırıcı birtakım yollara sapmayı kolaylaştırıyor. Depresyon çağımızın en önemli sorunlarından biri ancak depresyon şu tarafa doğru geliyor. Kalabalıklar içindeki insanlar aynı zamanda mutlu olmak istiyorlar. Mutlu olmayı depresyonla özdeşleştiriyorlar. Bu büyük bir yanlış. Depresyon mutluluktan çok daha fazlasıdır. Ama maalesef toplumda şöyle bir algı oluşmuş durumdadır. Mutluluk eşittir, depresyondan kurtulma. Bu böyle bir şey değildir. Bunlar nöropsikiyatrik anlamda bu sorunların çözümü için büyük bir baskı yaratıyor” dedi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay, özellikle ilaçlarla ilgili medyadaki popüler söylemlere de dikkat çekerek toplumun bu söylemlere itibar etmemesi gerektiğini vurguladı.Programa katılan Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Sinem Ezgi Gülmez ise dünya genelinde akılcı ilaç kullanımı ve uygulamalarına ilişkin bilgi verdi.

17 ARA 2019

Prof. Dr. İbrahim Öztek: “Sigaraya harcadığımız parayı havaya üflüyoruz”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek ve Öğretim Görevlisi Eda Yetimoğlu, Üsküdar Üniversitesinde sigara ile savaş başlattı. Öztek, öğrencilere yönelik verdiği konferansta sigaranın zararlarına değindi.Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Federasyonu Onursal Başkanı, Uluslararası Sigara Alkol Uyuşturucu ve Spor Platformunun başkanlığını yürüten Prof. Dr. İbrahim Öztek önemli paylaşımlarda bulundu.“Sigara ile başlayan uyuşturucu kahredici bir canavardır”Sigara ile savaşın diğer üniversitelerde de başlatılması gerektiğini ifade eden Öztek, gerekirse arzu eden tüm eğitim kurumlarında konferans vermeye hazır olduklarını bildirdi. Öztek, “Sigara ile başlayan uyuşturucu, insan eli ile üretilen, insanı insanlığından eden, insanın masumiyetini yok eden, insanın özgürlüğünü, hür iradesini, insani yüksek değerlerini ve erdemlerini elinden alan en acımasız ve kahredici bir canavardır” ifadelerini kullandı.“Akciğer kanserinin bir numaralı nedeni sigara dumanıdır” Sigaranın insan sağlığına verdiği zarara değinen Öztek, “Akciğer kanserinin bir numaralı nedeni sigara dumanıdır. İçimize çektiğimiz bu dumanın içinde bulunan radyoaktif madde de içeren binlerce zehirli madde önce solunum yollarını tahrip ediyor. Sonra tahrip ettiği bu alanlara zehirli maddelerini sıvazlıyor. Bu zehirli maddelerin altındaki hücreler yavaş yavaş kötü yönde şekil değiştiriyor. Bu değişiklikle hücreler kanser hücresi halini alıyor ve buradan büyüyerek büyük kitleler oluşturuyor. Eğer zaman zaman geniş kapsamlı tıbbi muayenelerden geçmiyorsak, bu kötü tümörlerin bir kısmı hiçbir bulgu vermeden portakal büyüklüğüne ulaşıyor ve tanımlandığı zaman da artık iş işten geçmiş oluyor” şeklinde konuştu.“Sigara nedeni ile yaklaşık 150 bin kişi hayatını kaybediyor” Günde bir paket sigara içen insanın hiç sigara içmeyenlere oranla en az on misli akciğer kanserine yakalanma riski taşıdığını ifade eden Öztek, sigara dumanının neden olduğu hastalıkları belirtti. Öztek, “Sigara dumanı ile temas etmeyen pankreas, karaciğer ve idrar kesesi gibi organlarda da sigaranın sebep olduğu kanserlere sıkça rastlanıyor. Türkiye’de sigara içimine erken yaşta başlandığı için buna bağlı ölümler en çok ortalama 50 yaşında görülüyor. Gelişmiş batı ülkelerinde ise en çok ölüm 60-65 yaşlarında oluyor. Geç tanımlandığı için de hastalar ameliyat şansını kaybediyor. Bunun yanı sıra yine ülkemizde sigaraya bağlı akciğer kanseri ile sigaranın sebep olduğu kalp damar hastalıklarından yılda yaklaşık yüz elli bin kişi hayatını kaybediyor. Amerika’da bu rakamın iki yüz bin kişi olduğu belirtiliyor” dedi.“Emziren anne sigara içiyorsa bebek sigara tiryakisi oluyor” Sigara içen annelerde sigaranın bebeğe etkisi ile ilgili önemli paylaşımlarda bulunan Öztek, “Sigara içen annelerde, sigara etkisi ile bebeğe giden damarlar daralıyor. Öyle olunca da bebeğe az miktarda oksijen ve az miktarda hayati besinler ulaşabildiği için bebek zekâca geri, yapı taşları eksik ve hatta sakat olarak dünyaya geliyor. Emziren anne sigara içiyorsa nikotin sütten çocuğa geçiyor ve süt emme yaşındaki bebek sigara tiryakisi oluyor” şeklinde konuştu.“Her yıl 7 yüz bine yakın çocuk sigaraya başlıyor”Çocuklarda sigara içme yaş aralığı ile ilgili istatistikler paylaşan Öztek, “Çocukların % 27’ si 7-13 yaşında, % 37’ si ise 14-16 yaşında sigarayı deniyor. Bu çocukların % 15’i, 13 yaşında, %29’u ise 14-16 yaşında sigara içicisi oluyor.  Ortaokul ve lise öğrencileri arasında yapılan resmi bir araştırmanın sonuçlarında ise; 2007 yılında bunların ’i, 2008 yılında ’i, 2017 yılında ise %25’i sigara içiyor. Her yıl yedi yüz bine yakın çocuk sigaraya başlıyor” ifadelerini kullandı.“Elektronik sigaranın normal sigaradan hiçbir farkı yok”Bir nargilenin 40 sigara zararına eşit olduğunu söyleyen Öztek, Elektronik sigaraların ise sadece avutma aracı olduğunu ifade etti. Öztek, “Elektronik sigaranın normal sigaradan hiçbir farkı yok. Sigara bağımlılık yapan bir maddedir. Kişinin özellikle merkezi sinir sistemini, yani beynini etkiler. Beyinde kimyasal olaylara neden olur. Bir iki saat sigara içemeyen tiryaki çıldıracak gibi olur. Oruç tutan bir sigara tiryakisi on sekiz saat kendini tutar ama iftar eder etmez sigara yakar. Bunun psikolojik etkisi irade ile yenilebilir” şeklinde konuştu.“Tütünün genetiği değiştirildi” Öztek, tütün ekimi ve genetiği değiştirilmiş tütün ile ilgili bilgi verdi. Öztek, “Bugün tütün ekimi ve sigara imalatımızın büyük bir kısmı Amerikalıların eline geçmiştir. Tütünümüz artık genetiği değiştirilmiş tütün haline gelmiştir. Bu da bu sigarayı içen insanlarımızın kısa bir zaman sonra kısırlaşacaklarına işarettir” dedi.  “Sosyal ve ekonomik düzeyleri düşük toplumlar kötü alışkanlıklara yöneltmektedir”Günümüzde devletlerin bozulmuş insan sağlığını düzeltmek için bütçelerinden çok büyük pay ayırdığını belirten Öztek, insan sağlığının korunması için aynı duyarlılığın gösterilmediğini vurguladı. Öztek, “Sosyal ve ekonomik düzeyleri düşük toplumlarda, aynı zamanda eğitim ve kültür eksikliği, insanları suç işlemeye ve kötü alışkanlıklara yöneltmektedir. Yine bu toplumlardaki ortam koşulları, uyuşturucu alışkanlığı ve kullanımını da teşvik etmektedir. Aile ve arkadaş ortamları konuya sahip olma alanlarıdır. Bu konuda basın yayın organlarımıza sinema film ve dizilerine, öğretmenlerimize büyük iş düşmektedir” şeklinde konuştu.“Sigaraya harcadığımız parayı havaya üflüyoruz”Öztek, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünün (OECD) sigaraya yönelik verilerini paylaştı. Öztek, “Türkiye’de küçük büyük on beş milyon insan sigara içiyor. Bunun % 38’i erkek, ’i kadın. Bir yılda sigaraya 22 milyar lira ve sigaranın yol açtığı hastalıkların tedavisine en az 10 milyar olmak üzere, toplam 32-35 milyar lira harcıyoruz. Bu parayı havaya üflüyoruz. Bu para ile her yıl İstanbul hava limanından üç tane, Marmaray Çanakkale veya Yavuz Sultan Selim köprüsünden dört tane, hatta iki tane nükleer santral yapmak mümkün.” ifadelerini kullandı.“Sigaraya karşı en önemli kalkan spordur”Sigaraya karşı en önemli gücün spor olduğunu belirten Öztek, çocukları erken yaşta spora yönlendirmenin önemine değindi. Öztek, “Özellikle yüzme, jimnastik ve atletizm ile mücadele sporları onlara temel spor bilgisini kazandıracaktır. Sporla birlikte müzik, resim, folklör, okuma ve kültürel etkinliklerde çocuğu kötü alışkanlıklardan uzak tutacaktır” dedi.Öztek, akciğer kanserinin klinik bulguları ile ilgili bilgi verdi;Akciğer filmlerinde daha önce olmayan bir lekenin tespit edilmesi.Öksürük.Akciğerden gelen kanama.Hırıltılı, ıslık çalar şekilde nefes alıp verme (wheezing).Gırtlakta darlık oluşması ve bu darlıktan dolayı sesli soluk alma (stridor).Nefes darlığı.Çabuk yorulma.Halsizlik.İştahsızlık.Kilo kaybı.Sebepsiz omuz ve sırt ağrıları.Boynun şişmesi.Ses kısıklığı.Boyun bezelerinin ele gelmesi.El parmak uçlarının, trampet çubuğu gibi topaklaşması.

16 ARA 2019

Üsküdar’da Sağlık Müdürlükleri ve Çalışmaları konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü Koordinatörlüğünde Tıp Öğrencileri Birliği Kulübü “Halk Sağlığı Günlükleri: Sağlık Müdürlükleri ve Çalışmaları” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuşmacıları Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Sağlık Müdürlükleri tıp öğrencilerine çalışmalarını anlattı  Tıp öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği etkinlikte Sağlık Müdürlükleri çalışmaları ile ilgili bilgi verdi.Etkinlik sonrası konuşmalarından dolayı Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç’a Prof. Dr. Haydar Sur tarafından plaket taktim edildi.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

11 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde Kalbin Yolculuğu konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde “Anne Karnından Sonsuzluğa- Kalbin Yolculuğu” başlıklı konferans düzenledi. Konferansın konuğu Memorial Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji- Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler oldu. Özler, kalbin işleyişini, kalpte çıkan sorunları, çözüm önerilerini anne karnı, çocukluk, ergenlik, olgunluk, ileri yaşlılık olarak beş evrede ele alarak önemli paylaşımlarda bulundu.  Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina salonunda gerçekleşen konferansa tıp öğrencileri yoğun ilgi gösterdi.“Kalbimiz olağanüstü bir motordur”Özler, kalbi olağanüstü bir motora benzeterek insan kalbinin işleyişini anne karnından yaşlılığa kadar ele aldı. Kalp yolculuğunun anne karnında başladığını belirten Özler, anneye düşen büyük görevler olduğunu, kullandığı zararlı maddelerin bebeğin kalbine zarar vereceğini söyledi. Özler, çocuğun hastalığı bilmediği için ebeveynleri tarafından korunması ve kontrol edilmesi gerektiğini de dile getirdi.‘Yaşamda her şeyin bir bedeli var’Özler çocukluk dönemi ardından ergenlik ve olgunluk dönemine de değindi. Şişmanlığın yanında getirdiği kolesterolün, sigaranın, stresin, kalp damarlarımızı bozma riski olduğunu söyleyen Özler, kalp sağlığı ve beslenmenin önemine değindi. Özler, “Kalp sağlığında sağlıklı beslenme çok önemli. Yaşamda her şeyin bedeli olduğu gibi hamburger, çikolata gibi vücuda zararlı olan besinlerin yenilmesinin de bir bedeli var. Vücudumuza bunları alıyorsak sonucuna da hepimizin katlanması gerek” şeklinde konuştu."Hareketsiz yaşam damarlardaki daralmayı zamanla arttırıyor"Hareketsiz yaşamın getirilerinden biri olan obezitenin bilgisayar ve telefondaki gelişmelerle arttığını söyleyen Özler, sigara, stres, şişmanlık ve hareketsiz yaşamın damarlardaki daralmayı zamanla arttırdığını ifade etti. Özler, “1980’li yıllarda bilgisayarlar dev gibi insanlar ince, şimdi geldiğimiz zaman ise insanlar şişmanladı, bilgisayarlar küçüldü hatta artık telefonlar cebe sığacak kadar inceldi” dedi.“Kalp, anne karnında başlayıp ölümle birlikte sonsuzluğa yolculuğunu tamamlıyor” Özler, sunumunun sonunda Jorge Luis Borges’ten Anlar şiirini okuyarak tıp öğrencilerine tavsiyelerde bulundu. Özler, “Anne karnında 19’uncu günde bir serçe kuşu kadar başlayan yaşam gittikçe irileşerek güvercin kadar büyüyen bir kalbe dönüşüyor ve ölümle birlikte inancımız ne ise sonsuzluğa yolculuğunu tamamlıyor” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Azmi Özler öğrencilerin sorularını da cevapladı…Konferansın ardından Prof. Dr. Azmi Özler'e Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Kalemoğlu tarafından plaket takdim edildi.Toplu fotoğraf çekimi ardından konferans sona erdi.

10 ARA 2019

Prof. Dr. Haydar Sur: “İnsanlığın en önemli silahı elinden alınıyor”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde düzenlenen “Türkiye'de Aşı Karşıtlığı: Doğrular ve Yanlışlar” başlıklı basın toplantısında son günlerin çok tartışılan konusu “aşı” masaya yatırıldı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşı karşıtlarının öne sürdüğü noktaların bilimsel bir dayanağı olmadığını belirterek bebek ve anne sağlığı başta olmak üzere toplum sağlığı açısından bağışıklamanın önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu iddiaları ortaya atarak en önemli bulaşıcı hastalıklara karşı insanlığın en önemli silahını elinden alıyorsunuz” dedi.  İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin de Genişletilmiş Bağışıklama Programı doğrultusunda çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olunmasını, % 90 tam aşılı hale getirmeyi ve % 95’in üzerinde okul çağı çocuklarını aşılama hedefleri olduğunu söyledi. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün düzenlediği, Üsküdar ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürlerinin destek verdiği toplantıda son günlerin çok tartışılan konusu aşı masaya yatırıldı. Türkiye'de Aşı Karşıtlığı: Doğrular ve Yanlışlar” başlıklı basın toplantısında aşılama ve bağışıklamanın önemine işaret edildi. Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç da basın toplantısına katılıdı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonunda düzenlenen basın toplantısında Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin açıklamalarda bulundu.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Türkiye’de sağlık sisteminde eksiksiz bir şekilde yerine getirilen uygulamanın bağışıklama programı olduğunu, bunun Türkiye’nin yüzakı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Aşı karşıtı iddiaların bilimsel kanıtı yok” Aşı karşıtlarının öne sürdüğü noktaların bilimsel bir dayanağı olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, bebek ve anne sağlığı başta olmak üzere toplum sağlığı açısından bağışıklamanın önemli olduğunu söyledi. Aşı reddinin yeni bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Şuanda da bazı karşı çıkışlar var. Bu karşı çıkışların hepsinin ortak özelliği kanıta dayalı tıbbın metodolojisinden yoksun iddialardır. Birkaç araştırma var ama kanıta dayalı dediğimiz zaman bir grubu araştırdığımız zaman onun kontrol grubunu da araştırırsınız. ‘Bunda bu var, bunda yok’ dersiniz. Tek başına ‘Bunda var’ demeniz yetmez çünkü bunda da olabilir. Dolayısıyla kontrolü olmadan tıpta ileri sürdüğünüz hiçbir kanıtın kanıta dayalı tıpta yeri yok. Aşı karşıtlarının bilimsel kanıt diye ileri sürdüğü bütün çalışmaların ortak özelliği kontrol gruplarından yoksun olması. Objektif kanıttan ziyade ‘inanç, sezgi veya bana öyle geliyor’ gibi daha yuvarlak ve subjektif nedenlere dayanmış olmasıdır” dedi. Bebek ölüm oranları düştü Mesleğe başladığı 35 yıl önce Türkiye’de bebek ölüm hızının binde 156 olduğunu kaydeden Sur, “Sağlık Bakanlığı bu oranın bugün binde 8, Dünya Sağlık Örgütü ise bu oranın 12 olduğunu belirtiyor yani ortalama binde 10. Bu kadar bebek ölümleri neyle engellendi. Anne aşılaması da önemli. Bu oranların daha da azalması için daha çok anneyi ve daha çok bebeği aşılayacağız” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Türkiye’de inek jelatininden üretilen aşı kullanılmaktadır”Aşı karşıtlarının öne sürdüğü beş mesnetsiz iddia olduğunu belirten Prof. Dr. Haydar Sur, bunlardan birinin dini inançlarla ilgili olan “aşılarda domuz jelatini kullanıldığı” iddiası olduğunu kaydederek “Aşılar domuz menşeilidir diyerek dini nedenlerle aşı yaptırmayan kişiler var.  Domuz jelatininden üretilen aşıların olduğu doğrudur ancak ülkemizde Sağlık Bakanlığı bir tercih yaparak sığır jelatini üzerinden üretilmiş aşılar satın almaktadır. Bu öbüründen daha da pahalıdır. Ülkemizdeki titizlenmeye bakın. Mısır’da 2010 yılında 129 İslam ülkesinin sağlık ve din  uzmanları bir araya gelerek domuz jelatinini de inceliyorlar. Orada sağlık uzmanları din adamlarına domuz jelatinin nasıl bir yolla geldiğini anlatıyorlar. Verdikleri fetva enaz 30 aşamada kimyasal işlem görüyor. Bu ortaya çıkan maddenin domuzla bir alakası yoktur. Dinen caizdir diyorlar. Oy birliği ile kabul ediliyor, bir kişi bile buna karşı çıkmıyor. Bunun İslam dininin yasakları ile ilgisi olmadığına kanaat getirmişler. Nitekim bugün Suudi Arabistan gibi bazı müslüman ülkeler domuz jelatini içeren bazı aşıları kullanmaktadır ama bizim ülkemiz toplumunun hassasiyetine çok daha fazla saygı göstererek daha pahalı olduğu halde sığır jelatini içeren aşıları satın almaktadır. Bizim ülkemize domuz jelatininden üretilmiş bir aşı girmiyor. Dini bir tartışma haline getirmenin mantığı da yok, mesneti de yok. Dini hassasiyete sonuna kadar saygı duyacağız ama çocukların sağlığına da saygı duyacağız” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Aşıların otizme yol açtığı iddiasının bilimsel olmadığı ortaya çıktı”Aşıların bazı hastalıklara örneğin otizme yol açtığı iddiasına de değinen Prof. Dr. Haydar Sur, İngiltere’de 2010 yılında dünyanın en prestijli dergilerinden birinde yayınlanan bir makalede otistik çocuklara yapılan aşılar ile otizme arasında bir bağlantı olduğu şeklindeki iddianın olumsuz etkilere yol açtığını belirterek “12 otistik çocukla aşı arasında bağlantı kuran bu makale inanılmaz sonuçlara sebep oldu. % 96 olan İngiltere bağışıklama oranları % 80’in altına düştü. Tek bir makale ile birçok çocuğun aşısı engellendi. Bilim adamları bu araştırmayı incelediklerinde kontrol grubu olmadan 12 çocuk üzerinde yapıldığı ve bu nedenle bilimsel bir yöntem olmadığı anlaşıldı. Dergi makaleyi geri çektiğini ilan etti. Böyle bilimsel sahtekarlık yapan bir makaleye itibar edip bilimsel doğruları ortaya koyan binlerce makaleye itibar etmemenin nedeni ne olabilir? Bu tarihi bir vesikadır. Sadece bu makalenin etkileri Türkiye’de devam edip otizmle ilişkisi varmış diyenleri duydukça ben üzüntü duyuyorum” dedi.Kısırlığa yol açtığı iddialarını da yalanladı Aşılarda civa ve alüminyum maddelerinin bulunduğu iddiasının da aşı karşıtlarıının kullandığı bir argüman olduğunu kaydeden Sur, “Sodyum klorür yani sofra tuzu. Sodyum doğada çok sık rastlanan bir maddedir. Klor gazı da patlayıcıdır. Tek tek ele aldığınızda bu vasıfları taşıyan iki maddeden bahsediyoruz. Sodyum klorür haline geldiği zaman ortadaki madde ne sodyumdur ne klorürdür. Sodyum klorürdür. Dolayısıyla buradaki en büyük düşünce sahtekarlığı aşıların içerisinde kullanılan maddelerin kimyasal bileşenlerinin tek tek cımbızla çekerek o molekül üzerinden bizi tartışmaya çekmektir. Bu, tıp bilmeyen, kimya bilmeyen birinin yapacağı sahtekarlıktır” dedi. Prof. Dr. Haydar Sur, aşı karşıtlarının ortaya attığı bir diğer iddianın da kısırlık (infertilite) olduğunu kaydederek bu iddiaların da asılsız olduğunu söyledi. Sur, “1986 yılından bu yana aşılama yapılıyor. En azından 20 yıldır % 90 ve üzerinde aşı bağışıklama yapılıyor. Her yıl ortalama 1 milyon 300 bin bebek dünyaya geliyor. 20 senede 26 milyon bebek dünyaya gelmiş” dedi. Prof. Dr. Haydar Sur, aşıdan dolayı kısır kalmış bir bebek gösterilemeyeceğini ifade etti.Prof. Dr. Haydar Sur: “İnsanlığın en önemli silahını elinden alıyorsunuz”Bu tür iddiaları ortaya atanların insanlığı tehlikeye attığını kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu iddiaları ortaya koymak, insani ve hakkaniyetli bir şey değildir. İnsanlığın en önemli bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli silahını elinden alıyorsunuz. İnsanın biraz sorumluluk taşıması lazım. Ülkeni koruyacaksan bulaşıcı hastalıklardan koru. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada % 75-80 oranında aşıların koruyucu olduğuna ve aşıya tam güven duyuluyor. Aşıyı zararlı bulup yaptırmayacağını belirtenlerin oranı ise % 2’nin daha altında. Kararsızların oranı ise % 15 kadar. Onlar da aşıları seçerek yaptırıyormuş. Aklı olanın insanın aşı kadar yararlı bir şeyi kolay kolay reddedemeyeceğini düşünüyorum” dedi.Dr. Esra Şahin: “Çocuklarımıza dünyanın en kapsamlı aşı programını uyguluyoruz”İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün aşılama çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Aşıların yurt dışından geldikten sonra Aşılama Takip Sistemi ile takiplerinin yapıldığını belirten Şahin, “Çocuklarımıza 13 farklı hastalığa karşı dünyanın en kapsamlı aşı takvimini uyguluyoruz.  Aşılama, koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmasının yanı sıra hastalıklarda, öldürücü veya sakat bırakıcı önemli hastalıklara karşı çok ufak işlemlerle bu koruyuculuğu sağlamış oluyoruz. O yüzden de aşılama üzerinde önemle duruyoruz” dedi.Çocuklarda % 97 üzeri aşılama oranı hedefleniyorGenişletilmiş Bağışıklama Programı genelgesi uyarınca çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olmanın hedefleri arasında bulunduğunu belirten Dr. Esra Şahin, bu oranın da tutturulduğunu belirterek şunları söyledi:“Genişletilmiş Bağışıklama Programı genelgemiz var. Bu genelgeye uygun olarak da hedeflerimiz var. Çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olmak, % 90 tam aşılı hale getirmek, % 95’in üzerinde okul çağı çocuklarını aşılama hedeflerine ulaşmak, bunun dışında sadece çocuklarla değil, gebelerde aşılama programımız var. Difteri ve tetanoz aşılaması yapıyoruz. Bu hem bebek hem de anne için önemli çünkü anneden geçen antikorlarla çocukta da bağışıklamayı sağlamış oluyoruz. 65 yaş üstü bireylerde yaşlı sağlığına uygun olarak aşılama yapıyoruz. Bununla birlikte toplumsal bağışıklık için önemli olan sağlık çalışanları gibi birçok meslek gruplarına aşılama hizmeti veriyoruz. Hac ve umre ziyaretleri öncesinde de aşılama hizmetlerimiz mevcut. Bunları da yine sağlık merkezlerimizde yapıyoruz. Bu hizmetleri şu anda binin üzerinde aile sağlığı merkezlerinde, yaklaşık 4 bin 500 aile hekimi ile yapıyoruz. Bunu dışında özel ya da kamu tüm sağlık kurum kuruluşlarında yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı’ndan aşılar ücretsiz olarak temin edilebiliyor. Ücretsiz olarak da başvuran herkese yapılabiliyor.”Dr. Esra Şahin, aşılarda domuz jelatini kullanıldığı iddiasıyla kimi zaman ortaya çıkan aşı reddine ilişkin olarak da Türkiye’de inek jelatini kullanılarak üretilen aşıların kullanıldığını söyledi. “Bakanlığımızın yaptığı aşı alımlarında kesinlikle biz bu hassasiyetin üzerinde durulduğunu biliyoruz. Bakanlığımız inek jelatini kullanılan aşıları kullanıyor. Bu mesnetsiz iddialar aşı reddini etkilememeli” dedi.

09 ARA 2019

Prof. Dr. Haydar Sur "Çalışan Hakları ve Güvenliği" sempozyumuna katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi Vehbi Koç Vakfı Acil Tıp Merkezinin düzenlediği Çalışan Hakları ve Güvenliği sempozyumuna konuşmacı olarak katıldı. Eğitimci, yönetici ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği sempozyumda Sur; ‘Sağlığı Okşayan Hastaneler’ konusuna ilişkin önemli paylaşımlarda bulundu.“Hastanelere atfedilen değişik dostluklar ve özellikler vardır”Hastanelere atfedilen değişik dostluklar ve özelliklerin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur; “Bu atıflar içerisinde hasta dostu hastane, bebek dostu hastane, anne dostu hastane, yeşil hastane, yalın hastane ve sağlığı geliştiren hastane ifadelerini kullanıyoruz” dedi.Ayrıca 1986 Ottowa Bildirgesinden ve 1997 Jakarta Bildirgesinden bahseden Sur, bildirgelerin hedefleri ve önemine ilişkin de bilgiler verdi.Prof. Dr. Haydar Sur, sağlık sektöründe hastane çalışanlarının, hastaların ve toplumun önemli etkinliklerine değindi. Sur şunları söyledi:“Hastalara ve topluma yönelik etkinlikler arasında sağlıklı beslenme, emzirmenin özendirilmesi, astım programı, 4 yaş altıda güvenli yeme, 2 yaş altı güvenli uyku ve zehirlenme önleme programlarının yanı sıra çalışanların hastane içerisindeki etkinlikleri arasında çalışanların aşılanması, kadın sağlığı kliniği, emzirme ve süt sağma koşullarının sağlanması, sağlıklı hastane yiyecek ve içecekleri, öğlen yürüyüş gruplar ve aerobik sınıflar çalışanlar için çok önemli etkinlikler.”“Yeşil binaların sağlık sektöründeki yeri çok önemli”Yeşil binaların amaçlarından bahseden Sur; bu amaçlar içerinde yapısal çevrenin insan sağlığı ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak, enerji, su ve doğal kaynakları verimli kullanmak, kullanıcı sağlığını korumak, üretkenliği geliştirmek ve atıf, israf, kirlilik ve çevresel tahribatı azaltmak” olduğu ifadelerini kullandı.

09 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi Havacılık Uzay ve Psikoloji (HUP) Kongresi’ne katıldı

Havacılık ve Uzay Psikolojisi üzerine Türkiye’de ilk kez 1. Havacılık Uzay ve Psikoloji (HUP) kongresi düzenlendi. Kongrenin Onursal Başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç üstlendi. Çetingüç, “Uzay Psikoloji” konusunda değerlendirmelerde bulunurken Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ise kongrede “Havacılık Nörobilimi” konusunda sunum yaptı.Ana teması "Başlangıç" olarak belirlenen kongre 7 – 8 Aralık tarihlerinde Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezinde gerçekleşti. Kongrenin açılış konuşmasını Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç yaptı.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzaya giden doktorun psikolojisi o görevin başarısı için çok önemli”Uzayda psikoloji ve psikiyatriden bahseden Çetingüç, psikolojinin hayatın her alanında yer aldığı gibi emniyetin de emniyetsizliğin de, başarı ve başarısızlığın da kilit unsuru olduğunu söyledi. Çetingüç, “Uzay uçuşlarını bunun dışında tutamayız; uzaya uçan insanın, uzay uçuşlarında rolü olan insanların bunun yanı sıra orada bulunan bilim adamlarının ve uzaya tıbbi araştırma için giden doktorların psikolojisi o görevin başarısı için de çok önemli” dedi.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzayda psikolojik ve mental değişimler meydana geliyor”Uzayda özel fizyolojik değişimlerin olduğunu belirten Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç, uzayda psikolojik ve mental değişimlerin de meydana geldiğini, uzayda yer çekimi olmaması ve uzaydaki radyasyona bağlı olarak orada bulunan kişilerin mental süreçlerinin değiştiğini söyledi.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzaya gerçekleşen uçuşlar insan psikolojisini etkiliyor!”Uzaya gerçekleşen uçuşlarda dünyadan kopmuş olmak ve uzaydan dönüş olup olmayacağının belirsizliğinden bahseden Çetingüç, tüm bunların insan psikolojisini etkilediğinin altını çizdi Çetingüç, psikolojik bozulmaların yanı sıra psikiyatrik bozulmalarında var olduğunu belirtti.   Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Havacılık sektörünün kendine ait karmaşası var”Nörobilim ile ilgili paylaşımlarda bulunan Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, nörobilimin havacılıkla ilgili neler yaptığından bahsetti. Sayar; “Havacılık sektörünün kendine ait karmaşası var bunun yanı sıra insan beyninin de kendi karmaşası var ve bu ikisi bir araya geldiği zaman karmaşık sistemler bütünü oluşuyor” şeklinde konuştu.  Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Riski en aza indirebilmek için tüm disiplinlerin birlikte çalışması gerek”Havacılıktaki risklerden bahseden Sayar, riskin en aza indirilebilmesi için yapılması gerekenlere değindi. Sayar, “Matematik, fizik, nörobilim ve diğer alanlarda birliktelik olmalı, tüm alanların bir arada el ele vererek çalışması gerek. Böylelikle havacılıkta bulunan riskleri birazda olsa en aza indirebiliriz” dedi. Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Ergonomi, havacılık ve nörobilimin bir araya geldiği nokta”Havacılık ve nörobilimin bir araya geldiği noktanın ergonomi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Hızlı Sayar, ergonominin insanın yapısal, fizyolojik ve psikolojik özelliklerini incelediğini belirtti. Sayar nöroergonomi ile ilgili bilgi verdi.Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Kişi havada uyaranlara kör hale gelebiliyor”Bazı şeylerin insanda zihinsel yük yarattığını söyleyen Doç. Dr. Hızlı Sayar, hiçbir insanın sınırsız kapasitesinin olmadığı vurguladı. Sayar, “Havada da bir sürü alarmlar çalıyor, uyarılar var, bir sürü göstergeler var ve eğer kişinin beyninde odaklandığı seçili olarak dikkatini yönelttiği bir şey varsa diğer uyaranlara kör hale gelebiliyor” dedi.Konuşmasının ardında Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar’a Kpt. Plt. Ali Faruk Yalap hediye takdiminde bulundu.

06 ARA 2019

Prof. Dr. Cengiz Yakıncı: “Her hastalık bir hikâyedir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Seda Nur Akyol moderatörlüğünde “Hekim Olmak” adlı etkinlik gerçekleştirildi. Etkinliğin konuğu, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Yakıncı oldu.NP Yerleşkesi İbni Sina salonunda gerçekleştirilen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.“Doktorluğun reçetesi olmaz”Tıp eğitimiyle ilgili çalışmalar yaptığını belirten Yakıncı, hekimlik mesleğine ilişkin öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu. Yakıncı, “Doktorun reçetesi olur ama doktorluğun reçetesi olmaz. Hepimiz farklıyız. Her hasta size bir şeyler öğretecek ve bu öğrendiklerinizin birleşimi sizin doktorluğunuz olacak” şeklinde konuştu.“Üstat olamayız, olmamalıyız”Sağlığın zenginlik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengiz Yakıncı “Ben her şeyi biliyorum demek yanlış bir yaklaşım. Ben her şeyi biliyorum dediğiniz anda hataya düşersiniz. Bu konuda dikkatli olmalı, hataya düşmemelisiniz” dedi.“Hastalık yok hasta var”Bireylerin farklı olduğunu ifade eden Yakıncı, hastalığın olmadığını var olan şeyin aslında hasta olduğunu söyledi. Hastalıkların kişiden kişiye değiştiğini bu yüzden hastalık hakkında söylediklerimizin bir kısmının doğru, hiçbir şeyin doğru ve kesin olamayacağını belirtti.“Çocuk hekimleri, çocukların avukatıdır”Sadeleştirmenin önemi hakkında konuşan Prof. Dr. Yakıncı bilginin verilirken sadeleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yakıncı, “Bir şeyi sadeleştirebiliyorsanız onu biliyorsunuz demektir. Her bilgiyi vereceksiniz ama sadeleştireceksiniz. Bilgiyi sadeleştirerek bunu bir çocuğa bile anlatabilirsiniz” dedi.Çocukların korunması gerektiğini belirten Yakıncı, “Siz uyanık olup çocuklara sahip çıkıp teşhisini koymalısınız. Söylenmeyeni okuyabilmelisiniz” şeklinde konuştu.“En güçlü tarafınız sorun çözmek”Hastaneleri gül bahçesi olarak görmemiz gerektiğini söyleyen Yakıncı, hekimliğin teoride kolay ama pratikte zor bir meslek olduğunu belirtti. Yankıcı, “Sizin tarlada yani alanda, hastanelerde yetişmeniz gerekiyor. Teorik olarak kolay fakat pratikte zor bir mesleğe sahipsiniz. Sizin en güçlü tarafınızın sorun çözmek olduğunu düşünüyorum” dedi.“Neden tıp tarihini bilmemiz gerekiyor?”Doktorluk mesleği ile ilgili paylaşımlarda bulunan Yakıncı, bilginin önemine değindi. Yakıncı, “Doktorluk öyle bir serüvendir ki, hastayla başlar, hastayla devam eder ve hastayla biter. Bilgileri hasta üzerinde nasıl kullanabilirim diyerek öğrenmelisiniz. Yoksa tüm bilgiler size yük olur. Hastalara, karşılığı olan bilgileri anlatmamız lazım”  şeklinde konuştu.“Eğitimde hikâyenin gücü”Eğitimde hikâyenin gücüne de değinen Prof. Dr. Cengiz Yakıncı hikâyenin duygusal bir alan olduğunu söyledi. Yakıncı, “Duygusallık insanın aklında her zaman yer ediniyor, her hastalık bir hikâyedir” dedi.Etkinliğin sonunda Dr. Öğr. Üyesi Seda Nur Akyol katılımlarından dolayı Prof. Dr. Cengiz Yakıncı’ya plaket taktim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

06 ARA 2019

Prof. Dr. Faik Çelik “İnsanın ilk çığlığına koşan hekimdir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Hekimliğin Seyir Defteri” etkinliği düzenlendi. Etkinliğin konuğu, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Faik Çelik oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlikte Prof. Dr. Faik Çelik, genç hekim adaylara önemli tavsiyelerde bulunarak hekimliğe dair önemli bilgiler verdi.“İnsanın ilk çığlığına koşan hekimdir” Hekimliğin insanlık tarihiyle aynı olduğunu ve insanın ilk çığlığına koşanın her zaman hekim olduğunu söyleyen Çelik, hekimliğin insanlık tarihiyle eşit konumda olduğunu, sanat ve felsefenin çok daha sonra ortaya çıktığını belirtti. Prof. Dr. Faik Çelik, “İnsanlar korktuklarını tanrı kabul ediyorlar. Biraz daha ileri gidip doğayı anlama, yönlendirmeye çalışıyorlar ve bununla birlikte bir inanç sistemi ortaya çıkıyor ve tıp ilkel dönemlerde tanrılara yakarışlar, tanrılardan medet umarak kendilerini kötülüklerden, hastalıklardan korumaya gayret ediyorlar. Çünkü kötülüklerin, hastalıkların tanrıların gazabı olduğunu düşünüyorlar” dedi.“Hekimliğin toplumda ayrı bir yeri var”Prof. Dr. Faik Çelik insanın, insafının zaafından ve hırsından fazla olması gerektiğini belirtti. “Kaçınız ideal, kaçınız statü, kaçınız para için bu işe girdi bilmiyorum. Ama bir işi hor görüp, adının kötüye çıkmasına neden olmamalısınız. Paraya tamah edip, kendinizi halk katında saygınken aşağılatmamalısınız. Hekimlik öyle bir meslek ki kutsallık atfediliyor, imparatorlar tarafından her türlü imkân sağlanıyor, yere göğe koyulmuyor. Hekimliğin toplumda ayrı bir yeri var bunu ileride siz de hissedeceksiniz.” ifadelerini kullandı.“Bir taraftan ödül, bir taraftan ceza”Prof. Dr. Çelik, hekimliğin zorluklarına değinerek mesleğin önemini vurguladı. Çelik, “AİDS, zika virüsü gibi tehlikeli hastalıklarla iç içe bulunuyorsunuz, radyasyona maruz kalıyorsunuz. Yani tehlikeleri biliyorsunuz ama işin içine giriyorsunuz. Bir taraftan ödül, bir taraftan ceza. Çok çelişkili ve paradoksal bir meslek. Bir tarafta kutsal hekim, bir tarafta cezalandırılan hekim. Bunları bile bile bu mesleği seçiyorsunuz” şeklinde konuştu.Etkinlik sonunda Prof. Dr. Faik Çelik, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur konuşmalarından dolayı Prof. Dr. Faik Çelik’e plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

03 ARA 2019

Tıp öğrencilerinin çay saati buluşmaları başladı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Öğrencileri Topluluğunun düzenlediği “Çay Saati” etkinliğinin ilk konuğu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur oldu. Sur, Tıp Fakültesi öğrencileriyle doktorluk anılarının yanında müzik, spor, şiir konuları üzerinde samimi sohbet gerçekleştirdi.Hekimlik sadece tıptan ibaret değildir!Hekimliğin sadece tıptan ibaret olmadığını belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, “Toplumu kazanmak da önemlidir. Eğer gerçekten toplumu kazanmak istiyorsanız hekimliğinizin yanında toplumun ihtiyaçlarından da haberdar olmanız gerekmektedir” şeklinde konuştu.Hasta hekim iletişiminde hastaya karşı üslup çok önemlidir!Hekimlikte en önemli unsurlardan birisinin hasta hekim iletişiminde üslup meselesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Hayda Sur; “Hastaya ne kadar anlayışla yaklaşırsanız, sizi o kadar samimi bulacaktır. Böylece hekimlik görevimizde üstümüze düşeni yapmış oluruz ve insanların kalbine dokunuruz” ifadelerini kullandı.Sanat, spor ve müziğin hayatımdaki yeri çok farklıdır!Sanat, müzik ve spor peşinde koşmanın önemine değinen Sur; “Bu aktivitelerle uğraşmak için insan kendisine zaman ayırmalı ve boş vakit yaratmalı. Böylece sanat, spor ve müziğin insan ruhuna işler hale geldiğini” söyledi.Klinik alanında öğrendiklerim hayatıma çok şey kattı!Sur; doktorlukta mecburi hizmet görevi için gittiği Muş anılarını ve hekimlikte karşılaştığı zorluklarla baş edebilme yöntemlerini ve akademisyenlik yolundaki anılarını öğrencileriyle paylaştı.Sur, öğrencilerin sorularını yanıtladıktan sonra toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle etkinlik sona erdi.

27 KAS 2019

Prof. Dr. Haydar Sur’dan öğrencilere sürpriz ziyaret

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, güz dönemi vize sınavlarına hazırlanan tıp fakültesi öğrencilerini ziyaret etti.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ayhan Songar Kütüphanesinde güz dönemi vize sınavlarına hazırlanan 1’inci sınıf tıp öğrencileri gecenin ilerleyen saatlerinde Prof. Dr. Haydar Sur ile bir araya geldi.Sur: “Öğrencileri motive edebilmek için çalışma ortamlarını ziyaret ettik”Prof. Dr. Haydar Sur öğrencilerin başarılı bir sınav dönemi geçirmeleri temennilerinde bulundu. Sur, “Öğrencilerimizi sınav dönemlerinde yalnız bırakmamak ve onları motive edebilmek için çalışma ortamlarını ziyaret ettik” dedi.“Öğrencilerimize güvenimiz sonsuz’’Tıp fakültesi öğrencilerinin sınava hazırlık çalışmalarını başarılı bulan Sur, öğrencilere tavsiyelerde bulunarak onları motive etti. Sur, “Öğrencilerimize güvenimiz sonsuz’’ şeklinde konuştu.Prof. Dr. Haydar Sur,  öğrencilerin görüş ve taleplerini dinlediSamimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşen gece ziyaretinde Prof. Dr. Haydar Sur, öğrencilerin fakülte mekânlarının kullanım olanaklarına ilişkin görüş ve taleplerini dinledi. Sur, kendisine yöneltilen soruları da içtenlikle yanıtlayarak öğrencilerle yakından ilgilenmeyi ve sohbet etmeyi ihmal etmedi.

25 KAS 2019

Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi ve Sağlık Politikaları paneline katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Toros Üniversitesi Sağlık Yönetimi Topluluğu tarafından düzenlenen Sağlık Turizmi ve Sağlık Politikaları paneline konuşmacı olarak katıldı. Panelde sağlık turizmi ve sağlık politikaları konularından önemli bilgiler paylaşıldı.Bahçelievler Kampüsü Konferans Salonunda düzenlenen panele, Toros Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Setaç Özveren, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Mazmanoğlu, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Atılım Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Md. Yard. Doç. Dr. Abdullah Çalışkan,ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.Sağlık turizminde yabancı dilin önemiSağlık turizminde dünya ile rekabet edebilmek için yabancı dil bilgisinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, “Devlet mekanizmaları ve özel sektör mekanizmaları hakkında sürekli bilgi sahibi olmalıyız. Girişimciliği, yatırım risklerini ve uluslararası ticari ilişkilerin nasıl kurulduğunu öğrenmeliyiz. Özellikle sağlık yöneticiliği alanında hizmete başlarken hizmetin finansman ya da sunum kısmını mı seçeceğinize iyi karar vermeniz gerekiyor. Bu nedenle ‘makro planda çalışan sağlık finansmanı yöneticisi, makro planda çalışan sağlık hizmetleri sunumu yöneticisi, mikro planda çalışan sağlık finansmanı yöneticisi ve mikro planda çalışan sağlık hizmetleri sunumu yöneticisi’ alanları hakkında az çok bilgi sahibi olup, tek bir alanda uzmanlaşmalısınız” şeklinde konuştu.Program katılımcıların sorularının cevaplanması ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

25 KAS 2019

Tıp Fakültesinin ilk bilimsel etkinliği gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Türkiye Spor Yaralanmaları Astroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği işbirliği ile düzenlenen “Sporcuda Üst Ekstremite: Sorunlar, Korunma ve Çözümler” sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Otopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora başkanlığında gerçekleşti.Merkez Yerleşke D Blok Ayhan Songar Konferans Salonunda düzenlenen sempozyumun açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Hekimlik sanatsız ve sporsuz olmaz”Prof. Dr. Haydar Sur, tıp fakültesi bünyesinde gerçekleşen etkinlikler ile ilgili bilgi verdi. Sur, “Bugün çiçeği burnunda tıp fakültemizin ilk bilimsel etkinliğini yapıyoruz. Üç gün önce tıp fakültesinde meslektaşımız Doç. Dr. Murat Salim Tokaç’ı ağırladık ve ilk sanatsal etkinliğimizi gerçekleştirdik. Böylece ilklerimizi gerçekleştirmiş olduk. Hekimlik sanatsız ve sporsuz olmaz.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Haydar Sur: “Dekan olarak değil de kurban olarak konuşuyorum”Tıp fakültesi alanında bilimsel çalışmaların önceleri yetersiz olduğunu söyleyen Sur, yürütülen bilimsel çalışmaların önemini vurguladı. Sur, “Bugün karşınızda bir dekan olarak değil de kurban olarak konuşuyorum. Profesyonel ligde voleybol oynuyordum. Üst omuz bağlarımdan birisi kopmuş olduğu için bilinçsiz sporcu olmanın acı faturasını mesleki hayatım kadar ümit bağladığım spor hayatımı feda ederek ödedim. Keşke o zamanlarda şimdiki kadar bilimsel etkinlikler, sporcunun üstüne düşen bilim adamları ve bilimsel çalışma sonuçları yayınlansaydı” dedi.​​​​Ortopedi ve Travmatoloji konulu sunumlar gerçekleştiSempozyumun ilk oturumu Üsküdar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Parmaksızoğlu moderatörlüğünde gerçekleşti. Parmaksızoğlu, “El Parmak Kırık ve Çıkıkları” başlıklı sunumunu yaptı. Ardından Acıbadem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Cihangir Tetik “Radius Distal Uç Kırıkları”, Biruni Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Hoşbay’ın “El ve El Bileği Kırıklarında Rehabilitasyon” başlıklı sunumlarını yaptı.Güney Kore’den canlı yayın!Moderatörlüğünü Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özkan’ın yaptığı öğleden sonraki ilk oturumda Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Demirtaş, Güney Kore’den canlı yayın ile “Üst Ekstremite Spor Yaralanmaları: Nasıl Yaklaştım? Deneyimlerim” başlıklı sunumunu yaptı.Sporcu rahatsızlıkları tartışıldıProf. Dr. Mehmet Kerem Canbora “Sporcuda İlk Çıkığa Yaklaşım: Takip Ederim”, Prof. Dr. Özgür Ahmet Atay “Sporcuda İlk Çıkığa Yaklaşım: Ameliyat Yaparım”, Prof. Dr. Mehmet Demirhan “Sporcuda Omuz İnstabiliteleri”, Prof. Dr. Barış Kocaoğlu “Adölesan Atlet: Fark nerede? Yaklaşım”, Prof. Dr. Mustafa Karahan ise “Sporcu Omuzu: Kıkırdak Sorunları, Erken Artroz” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.Sporcu yaralanmaları masaya yatırıldıModeratörlüğünü Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora’nın yaptığı ikinci oturumda ise Doç.Dr. Ali Erşen “Sporcuda Sıkışma ve Rotator Manşet Sorunları”, Prof. Dr. Nuri Aydın “Sporcuda Akromiyoklavikuler Eklem Yaralanmaları”, Prof. Dr. Mustafa Karahan “Labrum İnternal Sıkışma ve Biseps Sorunları”, Prof. Dr. Derya Çelik “Sporcularda Skapular Diskinezi Önemli mi?” başlıklı sunumlarını yaptı.Sempozyum sonunda konuşmacılara teşekkür belgesi verildi. Toplu fotoğraf çekimi ardından sempozyum

22 KAS 2019

Doç. Dr. Tokaç: “Emekliliği olmayan tek meslek hekimliktir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Tıp ve Musiki; Söyleşi, Tambur ve Ney Dinletisi” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu, İstanbul Devlet Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu Sanat Yönetmeni Doç. Dr. Murat Salim Tokaç oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesinde düzenlenen etkinlikte Doç. Dr. Tokaç, öğrencilerle söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşi sonrası Tokaç, tambur çalarak öğrencilerle keyifli vakit geçirdi.“Müzik dinletisi yapılan ve yapılmayanlar arasında ciddi farklar oluyor”Musiki ve hekimliğin aileden geldiğini, anne karnından itibaren müzik sesiyle hemhal olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Salim Tokaç, “Bugün bilimsel araştırmalara bakınca anne karnında müzik dinletisi yapılan ve yapılmayanlar arasında hem beyin gelişimi hem olaylara yaklaşım hem pratik sonuçlara varma noktasındaki bilimsel verilerde ciddi farklar gözüküyor. Bir şekilde hobi olarak başlayan bu faaliyetler ders döneminde hiçbir negatif etki etmeden, aksine tıp fakültesi gibi yoğun geçecek dönemde ne kadar doğru bir seçim olduğunu hem eğitim hayatınızda, hem de mesleğe girdiğinizde göreceksiniz” şeklinde konuştu.“Emekliliği olmayan tek meslek hekimliktir”Doç. Dr. Murat Salim Tokaç hekimlik mesleği ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Tokaç, “Bu işi aktif olarak yapın ya da yapmayın oturduğunuz evde, iş yaptığınız ortamda hekim olduğunuzu ve diplomanızın garantili olduğunu bilen kim olursa olsun, gece iki buçukta sen hekimlik yapmıyorsun diye kapınızı çalmayacağının garantisi yok. Hekimlik emekliliği olmayan bir meslektir. Lüksünüz ise her zaman ona karşılık vermekle mutlu olmak ve bu mutluluğun karşısında duyacağınız ‘ağrım geçti’ kelimesidir. Neye inanırsanız inanın vesile olduğumuz deva, hekimliğin karşılığını alabileceğiniz en güzel cevaptır” dedi.“Çoğaltarak paylaşmanız en güzeli olacaktır”Doç. Dr. Murat Salim Tokaç, insanın kişiliğinde olmayan ya da geliştiremediği bir alışkanlığın veya duygunun müziğine, yaptığı ve yapacağı işe yansımayacağını dile getirdi. Tokaç, “Önce kendinizi tatmin edin, sonrasında tatmin etme noktasındaki taşma karşıya doğru yansımaya başlayacaktır. Sanatın kendi kuralları içerisindeki disiplini muhakkaktır ama sanatı açılım haline getirmek, paylaşmak o disiplin şartları içerisinde sizin duygularınızı ve her gördüğünüz olaya yeni bir duygu katarak, heybenizi genişletip taşıdıkça çoğaltarak paylaşmanız en güzeli olacaktır” şeklinde konuştu.Söyleşinin sonunda, Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Sevda Asqarova tarafından Doç. Dr. Murat Salim Tokaç’a plaket takdim edildi.Hatıra fotoğrafı çekiminin ardından söyleşi sona erdi.

20 KAS 2019

Balon balığı zehirlidir, sakın yemeyin!

Son günlerde gündeme gelen ve zehirli olmasıyla bilinen balon balığında bulunan bir toksinin kanser ilacı yapımında ve bağımlılık tedavisinde kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunuyor. Balon balığının çok zehirli olduğunu vurgulayan uzmanlar öldürücü etkisi nedeniyle kesinlikle tüketilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor.Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıbbı Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, zehirli olmasıyla bilinen balon balığında bulunan tetrodotoksin isimli toksinin tıp ve eczacılık alanında kullanılmasına ilişkin dünyada çalışmaların yapıldığını, bu alandaki çalışmaların ülkemizde de yapılabileceğini söyledi.Balon balığının küresel ısınma ve iklim değişiklikleri nedeniyle ülkemizin kıyılarında görülmeye başladığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Daha önceki yıllarda böyle bir problem yoktu. Bu balık ekosistemi de bozuyor. Bulunduğu yerde diğer balıkların göç etmesine yol açıyor ve o nedenle bir sıkıntı yaratıyor. Ancak bu balığın şöyle bir özelliği var; bu balık bol miktarda tetrodotoksin içeriyor. Tetrodotoksin bir nörotoksin yani bir zehir aslında ancak bu toksin ilaç sanayi ve ilaç endüstrisinde kullanılıyor. Kanada’da bulunan bir firma bu toksini hammadde olarak kullanıp ‘Tektin’ ismiyle ticarileştirmiş durumda. Firma özellikle kanser ağrılarının tedavisine yönelik olarak bu ilacı üretiyor” diye konuştu.Kanser ve bağımlılık alanındaki çalışmalar sürüyorBu toksinin bazı metastatik kanserlerin önlenmesi ve metastazın engellenmesine yönelik çalışmalarda kullanılmasına ilişkin çalışmalar olduğunu da belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Burada bazı umut verici sonuçlar var ancak bunlar henüz kliniğe taşınabilmiş durumda değil. Bunların dışında tetrodotoksinin lokal anestezik olarak kullanılma potansiyeli var. Bu toksinle ilgili üzerinde çalışılan bir diğer konu ise bağımlılık tedavisiyle ilgili. Eroin bağımlılığının tedavisinde, eroin bağımlılığında ortaya çıkan yoksunluk krizinin tetiklenmesine ve eroin arzulamaya neden olan arama davranışını engellemek için üzerinde araştırmalar sürdürülen ilaç potansiyeline sahip bir toksindir” diye konuştu.Balon balığı asla yenilmemelidir!Balon balığına ilişkin yapılan klinik çalışmalardan yola çıkılarak balon balığının asla tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bu haberleri izleyen vatandaşlarımız ‘Kansere bu iyi geliyor, lokal anestezi özelliği gösteriyormuş’ da ‘Eroin bağımlılığına iyi geliyor’ şeklinde yanlış bir düşünceye kapılıp bu balığı asla yemesinler. Bunun altını çizmemiz lazım. Balon balığını yemek son derece tehlikelidir. Tek bir balığın yenmesi dahi öldürücü olabilir. Aşağı yukarı 2 miligramlık dozu 50 kilo ağırlığında bir insanı rahatlıkla öldürebiliyor” uyarısında bulundu.Kalp durması ve felç ortaya çıkabilirBalon balığının kalp sağlığı üzerinde çok ciddi şekilde olumsuz etkileri olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Kalp durması ortaya çıkabiliyor. Zehirlenme nedeniyle birçok başka zehirlenme vakalarında olduğu gibi baş dönmesi ve terleme ortaya çıkıyor. Kol ve bacaklarda uyuşukluk görülebiliyor ve genel bir felç tablosu da ortaya çıkabiliyor. Yoğun bakıma girip çıkan kişilerin birçoğunda da kalp yetmezliği sorunu ortaya çıkıyor. O yüzden balon balığının tüketilmesi son derece tehlikelidir. Zaten kanunlarda da karaya çıkarılması ve satışı yasak olan bir balıktır” dedi.Tetrodotoksini biz de elde edebilirizBu toksini yabancı ilaç şirketlerine ihraç etmek üzere çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Tetrodotoksini başka ülkelere ihraç etmek yerine doğrudan doğruya bu balıktan izole edip kullanılabiliriz. Türkiye’nin bunu yapabilecek alt yapısı var. Bunun dışında sadece balon balığı ile ilgili değil yeni ilaç geliştirme açısından da ülkemiz ve doğamız oldukça yeni imkânlar sunabilecek nitelikte. Bunun için tabi bu yöndeki çalışmaları projelendirmek lazım. Bu konuda bir vizyon sahibi olmak lazım. Üniversitelerin böyle bir hedefi olması lazım ve buraya yatırım yapmak lazım. Yatırım yapıldığı taktirde neden olmasın? Türkiye bunu kendisi de izole edilir. En azından tetrodotoksini kendisi izole edip balığı değil de tetrodotoksini satmak daha karlı bir iş olabilir” diye konuştu.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

15 KAS 2019

Üsküdar Tıp Kulübünün ilk etkinliği gerçekleşti!

Üsküdar Üniversitesi Tıp Kulübü ilk etkinliklerini gerçekleştirdi. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla gerçekleştirilen etkinliğin konuşmacıları Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay,  Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ferit Kerim Küçükler oldu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinlikte Diyabet hastalığı farklı yönlerden ele alındı.“Diyabetle obezite kol kola yürüyor”Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Türkiye’de diyabet görülme sıklığı %34’e yaklaştı. Diyabet hastalığının en çok görülme nedeni ise kötü beslenme alışkanlığı. Kötü beslenme alışkanlığı zaten günümüzün en büyük problemi. Diyabetle obezite kol kola yürüyor. Beslenme diyabette çok ama çok önemli.” şeklinde konuştu.“Tıbbın alternatifi yine tıbbın içindedir”Sözlerinin devamında özellikle Türk toplumunda çok sık yapılan alternatif tıbba yönelme hatasına değinen Uzbay; “Tıp bir bilim alanıdır. Dünyanın bilim lokomotifi tıptır. Tıp gibi bir bilim alanında aranacak çareleri alternatif tıpta arayıp, tıbbın nimetlerini yok saymak hatadır. Alternatif tıp da uzmanlık gerektirir. Etik kurallar ve koşullar vardır. Tıbbın dışında tıbbı tamamlayan bir alan yoktur. Tıbbın alternatifi yine tıbbın içindedir.” ifadelerini kullandı.“Sağlıklı beslen, spor yap”Obezite ve diyabet konularına değinen Prof. Dr. Haydar Sur ise kilo alımı artışının diyabeti tetiklediğine dikkat çekerek; “Yediğimiz şeylerden aldığımız kalorileri yakarak aldığımız kiloları dengelemeli, hareket etmekten korkmamalıyız. Sağlığa zaman ayırmalı spor yapmalıyız. Paketli gıdalar tüketme, hareketsizlik ve uzun mesai saatleri kilo alımıyla beraber diyabet hastalığına davetiye çıkartıyor.” dedi.“Obeziteye teslim olmayın”Tıp biliminin kişilerin hayatındaki kilit noktasını vurgulayan Sur; “Sizler tıp öğrencilerisiniz. Örnek olacak kişilersiniz. Hayatınızı öyle bir yaşayın ki başta hastalarınıza sonra çevrenizdekilere örnek olun. Tıp, hayatınızı sağlıklı yaşamaya vesile olsun. Obeziteye teslim olmayın.” şeklinde ifadeler kullandı.“Türkiye’de sekiz milyon kişide diyabet var”Konuşmasının başında diyabet hastalığının Türkiye’de ve dünyada görülme oranlarına dikkat çeken Doç. Dr. Ferit Kerim Küçükler ise; “Kaba bir hesapla Türkiye’de sekiz milyon kişide diyabet var. Dünyada ise 425 milyon kişi diyabet hastalığıyla yaşıyor. Bunlara ek olarak her yıl yedi milyon kişiye diyabet teşhisi konuluyor. Bunlar çok riskli rakamlar.” şeklinde konuştu.“Diyabet vücudumuzda pek çok sistemi etkiler”Küçükler, diyabet hastalığının hafife alınmaması gereken bir hastalık olduğuna dikkat çekerek “Diyabet vücudumuzda pek çok sistemi etkiler. Damar olan her yerde hasar bırakma potansiyeline sahip. Aynı zamanda diyabet, yaşam süresini 5-10 yıl azaltır.” dedi.Etkinlik, plaket takdimi ve toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

01 KAS 2019

Üsküdar Üniversitesi yazarları TÜYAP Kitap Fuarında…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri bu yıl 38’incisi TÜYAP Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Cemalnur Sargut söyleşi ve kitap imza programlarıyla okurlarıyla bir araya gelecek.Kaleme aldıkları kitaplarıyla milyonlarca okurun beğenisi toplayan Üsküdar Üniversitesi yazarları bu yıl da TÜYAP Kitap fuarında okurlarıyla buluşuyor. 2-10 Kasım arasındaki ziyaret edilebilecek fuarda; Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy,  Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Sultan Tarlacı ve Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut okuyucularıyla bir araya gelecek.Akademisyenlerimizin 38’inci TÜYAP Kitap Fuarı söyleşi ve imza programları:Prof. Dr. Tayfun Uzbay2 Kasım CumartesiDestek Yayınları16:00 Kitap İmzaCemalnur Sargut3 Kasım PazarNefes Yayınları13:00 Kitap İmzaProf. Dr. Sevil Atasoy9 Kasım CumartesiDoğan Kitap13:00 “ Çürük Elmalar & Masum Mahkûmlar” Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Nevzat TarhanTimaş Yayınları9 Kasım Cumartesi17:30 “Duygusal Boşluk” Söyleşi/Kitap İmzaProf. Dr. Deniz Ülke Arıboğan9 Kasım Cumartesiİnkılâp Kitapevi18:30 Kitap İmzaProf. Dr. Sinan Canan10 Kasım PazarTuti Kitap14:00 "Keşfeden beynim" Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Sultan Tarlacı10 Kasım PazarDestek Yayınları14:00 Kitap İmza

09 EKI 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan geleceğin hekimlerine önemli tavsiyeler

Bu yıl ilk öğrencilerini alan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, düzenlenen törenle 2019-2020 akademik yılına başladı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın ve Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç’in de katıldığı törende akademik yükseltme cübbe giyme merasimi de gerçekleştirildi. Üniversite olarak kaliteli ve altyapısı sağlam tıp eğitimi vermeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tıp mesleğinin sadece meslek değil, sanat olduğunu söyledi. Değişim ve acı çekmenin gelişmenin bir parçası olduğunu belirten Tarhan, eleştirel düşünce ve sorgulamanın önemine işaret ederek iş birliği, takım çalışması ve iletişimin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geleceğin hekimlerine hayal kurun tavsiyesinde bulundu.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen törenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2011 yılında kurulan ve 2012’de ilk öğrencilerini alan Üsküdar Üniversitesinin 5 fakülte ve bir sağlık meslek yüksekokulunda 20 binin üzerinde öğrencisine eğitim verdiğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Alt yapısı güçlü ve kaliteli tıp eğitimi vermeyi hedefledik”Davranış bilimleri ve sağlık alanında tematik üniversite olmaları dolayısıyla tıp fakültesinin kendileri için önemli bir basamak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, alt yapısı güçlü ve kaliteli bir tıp eğitimi vermek için çalıştıklarını, ortalamanın üzerinde standartları oluşturduklarını ve 2019-2020 akademik yılında ilk öğrencilerini aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve Memorial Sağlık Grubu ile iş birliği halinde takım olarak yola çıktıklarını belirtti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Tıp mesleği sadece meslek değil, sanattır”Tıp mesleğinin sadece meslek değil, sanat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tıp öğrencilerine “kıdemli bir yol arkadaşın tavsiyeleri” şeklinde önerilerde bulundu. 21. yüzyıl becerilerinin geleceği yakalamak açısından önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerinin bu becerilere sahip olması için çalışacaklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Değişmek ve acı çekmek gelişmenin bir parçasıdır”21. yüzyıl becerilerinin sadece bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediğini belirten “Geleceğin ihtiyaçlarını gören bir anlayış olursa insan buna göre gelişir ve ilerler. İnsan hayatında değişmek ve gelişmek kimi zaman sancılı ve zordur. Tıp öğrencileri neredeyse 24 saat çalışmak zorundadır. Değişmek ve acı çekmek de gelişmenin bir parçasıdır. Zora talip olacaksınız ve acı çekeceksiniz ve bu şekilde kişi kendini geliştirebilir. Kişi, gelecekteki kazanımları düşünerek şu andaki zorluklara katlanabilir. Dayanıklılık eğitimi bunun için pozitif psikolojinin eğitimlerinden bir tanesidir” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Deneyimleyerek öğrenmede bilgi kalıcı oluyor”21. Yüzyıl becerilerinden bir tanesinin deneyimleyerek öğrenmek olduğunu kaydeden Tarhan, “Teorik bilgi unutuluyor, oysa yaşayarak ve deneyimleyerek öğrendiği zaman onu unutmuyor. Belleğimize kalıcı bilginin yansıması için sadece görme ve işitme gibi beş duyumuz yetmiyor. Sezgi ve duyguların da devreye girmesi gerekiyor. O zaman bilgi kalıcı oluyor. Biz üniversite olarak bunu yapmaya çalıştık. Hibrit Yönetim ve Eğitim Sistemini uygulamaya çalıştık. Eski klasik sistem yerine uygulamanın daha ilk yıldan yapılmasını hedefledik. Tıp öğrencilerimiz deneyimleyerek öğrensin istedik” dedi.İş birliği, iletişim ve hayal kurmanın önemini vurguladıEleştirel düşüncenin ve sorgulamanın önemini de vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine çok soru sormalarını ve meraklı olmalarını tavsiye etti. Üniversite olarak öğrenen örgüt felsefesini benimsediklerini, öğrencilerin de hocaların da öğrendiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iş birliği, takım çalışması ve iletişimin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hekimr adaylarına şimdiden network’lerini oluşturmalarını tavsiye etti ve kuvvetli bir hayal gücüne sahip olmaları gerektiğini vurguladı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Yüzlerce yıllık tecrübeyle şekilleneceksiniz”Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur da tıp fakültesini kurarken çileli zorlu bir yoldan geçtiklerini ve Memorial Grubu ile yaptıkları iş birliğinin önemli olduğunu söyledi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve akademisyenlere de teşekkür etti. Prof. Dr. Haydar Sur, “Siz yenisiniz, fakülte yeni ama şu akademik kadronun yüzlerce yılı bulan tecrübesiyle siz burada şekilleneceksiniz” dedi.Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç: “Çok çalışın ve fark yaratın”Memorial Grubu CEO’su Uğur Genç de açılış konuşmasında bu iş birliğine çok önem verdiklerini belirterek “Sizlere değer katmak ve iyi hekimler yetiştirmek için bu yolculuğa çıktık” dedi. Uğur Genç, hekim adaylarına “Çok çalışın. Çalışmayan başarılı olamaz. Fark yaratın, sıradan olmayın” tavsiyesinde bulundu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, törene katılan Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın’a Hisseden İnsan heykeli takdim etti. Yaşar Aydın da iş birliğinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.İlk dersi Prof. Dr. Nevzat Tarhan verdiKurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Pozitif Psikolojinin Tanımı ve Temel Kavramlar” başlıklı ilk dersi verdi. Pozitif psikolojinin doğumdan ölüme kadar bireylerin yaşama bağlanmalarına ve yaşamı daha olumlu bir noktaya götürmelerine yardımcı olan bir alan olduğunu belirten Tarhan, 2000’li yılların başında ortaya çıkan pozitif psikoloji diğer adıyla mutluluk biliminin mutluluğu kazanma silahı olduğunu söyledi.Cübbe giyme merasimi gerçekleştirildiKurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur,  Memorial Grubu CEO’su Uğur Genç ve Memorial Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın tarafından Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesine atanan Dr. Öğretim Üyeleri Sait Cahit Alkış, Ayhan Özşahin, Mehmet Güven Günver, Yunus Veli Emir, Songül Özer, Aydın Enver Süzer, Seda Nur Akyol, Güzin Oğuz Yıldırım, Mehmet Soyarslan, Necati Alp Tabak, Merve Setenay İris Koç, İlknur Bozkurt, Deniz Ergeç, Sevda Yeşm Özdemir ve Yusuf İlker Çömez’e cübbeleri giydirildi.Törende doçentlikten profesörlüğe atanan Prof. Dr. Turan Tunç, Prof. Dr. Cihan Meral, Prof. Dr. Nur Dilek Bakan, Prof. Dr. Cem Çelik, Prof. Dr. Fehmi Kaçmaz, Prof. Dr. Engin Acıoğlu, Prof. Dr. Argun Ediz Yorgancılar, Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora ve Prof. Dr. Umut Demirci’ye de cübbeleri takdim edildi. Üsküdar Üniversitesi TV’den canlı olarak yayınlanan törenin sonunda hatıra fotoğrafı çektirildi.

09 EKI 2019

2019-2020 akademik yılı oryantasyon programları sona erdi

Üsküdar Üniversitesinin 2019-2020 akademik yılında Üsküdar Üniversitesini kazanan öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında öğrencilere bilgi verildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda Tıp, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü de öğrencilerle tanışarak birimlerini tanıttı.

30 EYL 2019

Yeni akademik yıl tıp ve hazırlık öğrencilerinin oryantasyonuyla başladı

2019-2020 Akademik yıl öğrencilerin oryantasyonuyla başladı. İlki olarak Tıp Fakültesi ve hazırlık öğrencileri oryantasyon programına katıldı. Öğrenciler, akademik ve idari alandaki çalışmalara dair bir çok konuda bilgilendirildi. NP Yerleşkesi İbn-i Sina Konferans salonunda Tıp Fakültesi öğrencileri için düzenlenen programda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları anlatıldı.“Tıp eğitiminde hiçbir şey hayali değildir”Programda konuşma yapan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, üniversite hayatının insanın olgunluğa geçişinde en önemli ön aşama olduğunu söyledi. Tıp eğitimi uzun bir maratonun adıdır diyen Sur; “Ama bu insan odaklı olduğu için çok zevklidir. Bu eğitimde hiçbir şey hayali değildir, gerçek hayatta insan bedeni ve ruhundaki somut şeyleri öğreniriz” ifadelerini kullandı.“Herkes bir enstrüman öğrenerek mezun olacak”Tıp eğitiminin sadece tıpla sınırlandırılmasının kişiyi eksik bırakacağına vurgu yapan Sur, “Ağır bir eğitiminiz olacak. Ancak sosyal yaşamdan kopmanızı istemeyeceğiz. Sosyal faaliyetlerle, müzik ve resim gibi hobilerinizle ilgilenmenizi istiyoruz. Çünkü bu şekilde hastanızla bir araya geldiğinizde ruh ve zihin bütünlüğü sağlayabilirsiniz. Buradan mezun olan her öğrencinin bir enstrüman öğrenmesini istiyoruz”  şeklinde konuştu.“Beyaz önlük giymek dikkat ister”Beyaz önlük töreni düzenleyeceklerini de ifade eden Sur, “Beyaz önlük giymek dikkat ister. Bir kez giyerseniz çıkaramazsınız. Beyaz önlük temizliği, dürüstlüğü ve hastanızın yaşama dair ümitlerini pozitif yönde olmasını temsil eder” ifadelerini kullandı.İdari birimler öğrencileri bilgilendirdiÜsküdar Üniversitesi Genel Sekreteri Selçuk Uysaler’in de katıldığı programın devamında Kariyer Merkezi Direktörü Asil Barış Bağ, Kurumsal İletişim Direktörü Tahsin Aksu, Öğrenci İşleri Direktörü Cumhur Bakır, Sağlık Kültür ve Spor Direktörü Özcan Demir, Kütüphane ve Dokümantasyon Direktörü Murat Gündoğlu ile Bilgi Teknolojileri Direktörlüğünden Dış Kaynak Yazılım Birim Yöneticisi Regaip Kırkıl birim ve işleyişiyle ilgili öğrencileri bilgilendirdi.Programın sonunda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, akademik kadroyu öğrencilere tanıttı.Hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından program sona erdi.Oryantasyon programları Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ve diğer fakültelerle devam edecek.

23 EYL 2019

Üsküdar Üniversitesi Akademisyenleri Bilim İletişim Zirvesi’nde buluştu

Üsküdar Üniversitesi bilimsel desteğiyle BİAKADEMİ tarafından “İnsanın Anlam Arayışı” temasıyla düzenlenen ‘Bilim İletişim Zirvesi’nde Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri konuşmacı olarak yer aldı. “İnsan, karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan “Anlamın Parçası Olarak İnsan” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Prof. Dr. Canan, geçmişten günümüze insanın canlılar arasındaki en garip varlık olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Yaşamları boyunca canlılardan beklenen üç şey var. Beslen, hayatta kal ve üre... Ama bunlar insana yetmiyor. İnsan bir türlü doymak bilmiyor. Dünya üzerinde insandan başka karnı doyunca arıza çıkaran canlı göremezsiniz.” “Anlam arayışı insanlığın en kadim sorunu” Tarih boyunca insanlığın hep bir anlam arayışı içinde olduğunu vurgulayan Canan, “İnsanın anlam arayışı insanlığın en kadim sorunudur. Bilimde ciddi bir sınırlılığımız var. İleriye gidemiyoruz, ama gideceğiz” şeklinde konuştu. “Ölüm bilinci hayata anlam katıyor”Canan, insan dışında hiçbir varlıkta ölüm bilincinin olmadığını dile getirerek “Öleceğimizi biliyor olmak hayatımıza anlam katıyor. Sonu bilmemek herkesi yorar. Dünyada herkesin ölmeden önce yapmak için çabaladığı şeyler var” dedi. “Evlilik aşkı öldürmez”Zirvenin sonraki konuşmacısı olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan ise “İnsanın Anlam Arayışı: Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli?” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Doç. Dr. Doğan, konuşmasının başlangıcında alışma sonucu olaylardan ve durumlardan alınan hazzın giderek azalması durumu olarak tanımlanan hedonik adaptasyona dikkat çekti: “Yaşamımızın her alanında hedonik adaptasyon var. Evlilik de hedonik adaptasyona uğrar. Zaman geçtikçe duygular azalır. Aşkı öldüren evlilik değil, hedonik adaptasyondur.” dedi.“Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür”Anlam arayışının insan varoluşunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Doğan; “Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür. İnsan varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan aynı zamanda dünyadaki var olan şeylere anlam verebilen ve anlam üretebilen tek canlıdır. İnsanın anlam arayışının sonucunda spor, bilim gibi pek çok şey üretilmiştir ifadelerini kullandı. “Tutkulu aşk tehlikelidir”“Aşkın sosyolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan ise aşkın otoriteler tarafından çok sevilmediğine değinerek “Tutkulu aşk tehlikelidir. Çünkü tutkulu aşk kişiyi sosyal hayatından, ailesinden ve işinden soyutlayabilir. Bu yüzden tehlikelidir” şeklinde konuştu.“Aşk evrensel bir olgudur”Geçmişten bugüne tüm toplumlarda aşk kavramının olduğunu belirten Erdoğan, zaman ve mekân değiştikçe aşkın şekil değiştirdiğini vurgulayarak “Aşk evrensel bir olgudur. Zaman veya mekân fark etmeden tüm toplumlarda aşk kavramını görmek mümkün. Aşk sadece şekil değiştirir.” dedi.“İnsan beyni hazza odaklıdır”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Kadın Beyni, Erkek Beyni” başlıklı sunumunda insan beyninin genel olarak hazza odaklı olduğunu vurguladı. Uzbay, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İnsan beyni haz ve konfor odaklıdır. Haz ve konfor alışkanlık yapar. İnsan, konforlu ortamdan daha az konforlu bir ortama girdiğinde ortama adapte olamaz.” “Sağ beyin/ sol beyin ayrımı yapmak yanlıştır”Günümüzde yaygın bir anlayış olan “Erkekler sol beyinli, kadınlar sağ beyinlidir.” Anlayışının yanlış olduğunun altını çizen Uzbay, “Erkekler mantık odaklı, analitik odaklı, objektif, liderlik anlayışına sahip oldukları için sol beyinli olarak kabul görürken kadınlar duygu odaklı, sezgisel ve empatik olduğu için sağ beyinli olarak kabul görmekte. Ama bu yaygın anlayış tamamıyla yanlış. Kadınlar da erkekler de gereken durumlar da hem sağ beyinlerini hem de sol beyinlerini kullanabiliyor.” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından BİAKADEMİ Kurucusu Dağhan Rasim Işık, konuşmacılara hediyelerini takdim etti.   

24 TEM 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hayalim Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan katıldığı radyo programında hayalinin Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek olduğunu belirtti.“Hayalim, tıp fakültesinde Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek” Üsküdar Üniversitesi Radyosunda Emrah Korkunç ile Doğru Tercih programına katılan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yeni açılan tıp fakültesiyle neyi hedefliyorsunuz” sorusu üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:“Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde de zorunlu olarak proje kültürü ve girişimcilik dersini müfredata ekledik. Bunu yaparak Nobel’e aday olacak gençler yetiştirmek istiyoruz. Kendi kuşağıma Nobel ödülü gibi bir hedef koymam gerçekçi değil ama hiç olmazsa yeni yetişen gençlere bu hedefi ve amacı koyalım. Yeni yetişen gençler amaçsız ve hayatın anlamı yok diye yetişiyor. Ben Nobel’e aday olacak bir çalışma yapacağım derse anlamlı bir şeyin parçası olacak ve hayattan, yaşamaktan zevk almış olacak.” dedi.“Kişi anlamlı bir değerin parçası olduğunu hissederse mutlu oluyor”Tarhan sözlerinin devamında, “Tercih yapacak öğrenci arkadaşlarım kendine ne seçecekse onun bir parçası olduğunu hissetsin ki çalıştığı, öldükten sonra boşa gitmesin. Ömrünü nerede harcadığını bilsin. Sadece kendine çalışan bir insan bu felsefeyi yakalayamadığı için mutsuz oluyor. Kişi anlamlı bir değerin parçası olduğunu hissederse mutlu oluyor.” değerlendirmelerinde bulundu.“İnsanlar ölmeyi bir çare olarak görüyor” Ölümden sonraki yaşamın bilincine varamamış olanların çareyi intiharda aradığını dile getiren Tarhan, “Avrupa ülkesinin birinde her gün trenler yarım saat ara verirmiş birisi kendini trenden atıyor diye. Çünkü yüksek bir değere inanmıyor, ölümden sonraki yaşamla ilgili bir bilinç oluşturamamış anlamlı bir değerin parçası gibi hissetmiyor kendini ve böyle durumlarda ölmeyi çare olarak görüyorlar.  Bunun için bunları gençlere anlatmak, öğretmek gerekiyor ve biz bunu pozitif psikoloji dersiyle yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

24 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, 21. yüzyılın hekimlik anlayışını getirecek

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2019-2020 akademik yılında ilk öğrencilerini alacak. Hibrit eğitim modeli ile öğrencilerine 21. Yüzyılın gerektirdiği bir eğitim altyapısı hazırladıklarını belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur; “Bilimin hızıyla koşmak zorundayız. Bunun için de hayat boyu öğrenme ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Öğrenci, öğrenim süresince değil, hayatı boyunca öğrensin diye çabalıyoruz. 21. yüzyılın hekimlerini yetiştireceğiz” dedi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, bu yıl ilk öğrencilerini alacak Tıp Fakültesi ile ilgili bilgi verdi.Üsküdar Üniversitesini 2011 yılında kurduklarında stratejik olarak Tıp Fakültesini hemen kurmadıklarını, sağlığın diğer alanlarıyla ilgili bölümler tamamlandığında Tıp Fakültesiyle taçlandırmayı düşündüklerini belirterek “Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan itibaren sağlık mesleklerinin neredeyse her alanında diploma veren bir üniversite oldu. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesini açarak üniversitemizi taçlandırmış olduk. Bugüne kadar tıpta ve diğer sağlık bilimlerinde gereken tüm altyapı ve akademik kadro kurulmuş oldu. En büyük avantajımız bu oldu. Sağlık Bilimleri Fakültesindeki denemeler Tıp Fakültesinin kurulumuna ışık tuttu. Böylece daha tecrübeli bir şekilde başladık” diye konuştu.Sadece tıp öğrencilerine ait alan…Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinin farklıklarına değinen Prof. Dr. Haydar Sur, tıp fakültesi öğrencileri için her ayrıntının düşünüldüğünü kaydederek şunları söyledi:“Tıp Fakültesi olarak birçok ayrıcalığımız var. 6 bin metrekarelik bir alana kurulmuş ve sadece tıp öğrencilerine ait başka bir tıp fakültesi olduğunu düşünmüyorum. Çok zengin ve estetik bir altyapımız var. Harika bir kütüphanemiz var. Tıp eğitimi diğer eğitim dallarından biraz daha fazla çalışma ortamı gerektiriyor. Tıp öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun zamanı kütüphanede geçer. Dolayısıyla kütüphane tıp öğrencilerinin ana konforlu alanı olmak zorundadır. Ben bizim kütüphanemizi gördüğümde keşke öğrenciliğimi yeniden yaşasam diyorum. Laboratuvarlarımız eğitimi en kolay verebileceğimiz şekilde tasarlanmış durumda. Öğrencilerimiz bu laboratuvarlarda eğitim gördükten sonra anlaşmalı olduğumuz NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve Ataşehir Memorial Hastanesinde uygulama imkânı bulacak. Akademik olarak ise Yükseköğretim Kurumu yeni açılan bir Tıp Fakültesine ilk üç yıl en az 19 hocayla çalışma zorunluluğu koyuyor. Biz şu anda 45 akademisyenle yola çıktık 40 akademisyenin daha gelmesi söz konusu. Bir öğrenciye bir buçuk akademisyen düşecek.”Hayat boyu öğrenme ortamı hazırladıkTıp ve tıp teknolojilerinin sürekli gelişen ve değişime açık bir alan olduğunu kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Tıp bilgisinin yarılanma ömrü 2,9 yıl olarak belirlendi. 3 yıldan daha kısa bir sürede bugün öğrencilerimize anlattığımız bilgilerin yarısı bilim tarafından yanlışlanacak. Bu da her zaman iyi kalabilmek için sürekli çalışmak gerektiği anlamına geliyor.  Dolayısıyla akademisyenler olarak biz de okuyacağız, öğrencilerimiz de sürekli okuyacak, tembellik etmek yok. Bilimin hızıyla koşmak zorundayız. Bunun için de hayat boyu öğrenme ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Öğrenci, öğrenim süresince değil, hayatı boyunca öğrensin diye çabalıyoruz. 21. yüzyılın hekimlerini yetiştireceğiz” dedi.Tıp Fakültesinde hibrit eğitim modeli uygulanacakTeknolojiler ve bunun sağladığı olanakların bir yandan eğitim modellerini geliştirirken, bir yandan da eğitimin dizaynında da değişikliklere yol açtığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Dünyada binlerce yıldır gelen bir yöntem vardır. Hoca ders anlatır, öğrenciler soru sorar. Eğitimde bilgisayar teknolojileri,  simülasyon ortamları gibi yeni yöntemler sonucunda hibrit modeller gibi değişik modeller de ortaya çıktı. Hibrit model dediğimiz, hem probleme dayalı öğrenme hem de entegre sistemi benimseyen fakülte anlamına geliyor. Üsküdar Üniversitesi olarak kendimize hibrit bir tıp fakültesi müfredatı belirledik. Yeri geldiğinde hoca öğrencilerine ödev verecek, sonra zamanı geldiğinde hoca ve öğrenciler bir masanın etrafına oturup o konuyu tartışacaklar. Sonra hocalar katkıları verecek. Böylelikle o problem tartışmalı olarak aktif öğrenme ortamında öğrenilmiş olacak. Entegre sistemde solunum, sindirim, dolaşım sistemleri gibi sistemler var. Mesela sindirim sistemi komite usulü anlatılacak. Aynı sistem etrafında tıbbın değişik alanları ele alınacak. Birbirinden farklı anabilim dalları aynı sistem içinde entegre edilecek. Modern çağın öğrenme yöntemi böyle olmalıdır. Artık öğrenciyi sıraya oturtup aklına zorla bilgi sokmaya çalışmak devri bitti” diye konuştu.Öğrenciler her an bilgiye ulaşabilecekÜsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi laboratuvarlarının en yeni sistemlerle donatıldığını, her öğrenciye bir mikroskop düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Teknoloji olarak ekranlarımız var. Öğrencilerimize aplikasyon yaptırdık. Dersler öğrenciler tarafından istenirse evde tekrar izlenebiliyor. Stix programı üzerinden irtibata geçme olanakları var. Bunların hepsi rüya gibi şeyler yeter ki öğrenmek istesinler. ‘Ben öğrenmek istedim ama bilgiye ulaşamadım’ mazeretini ortadan kaldırmış oluyoruz” dedi.Tıp fakültesi öğrenci adaylarına ve geleceğin hekimlerine tavsiyede de bulunan Prof. Dr. Haydar Sur, “Bir hekim olarak önce siz kendi vücudunuza iyi bakın, sağlıklı yaşam stillerini birinci sınıftan itibaren öğreteceğiz. Kendi sağlığına sahip çıkmayan, başkasının sağlığına hiç sahip çıkamaz” dedi.Ülkemizin hekim ihtiyacının arttığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Nüfusumuz yaşlanıyor ve nüfusumuz artıyor. Yaşlı demek, hekime daha çok ihtiyaç duyacak kişi demektir. İnsan yaşlandıkça baş etmesi çok daha zor hastalıklar geçirmeye başlar. Doğal olarak hekime ihtiyacı artar. İnsanların kalan hayatlarını en iyi şekilde yaşatmak da bizim en önemli görevimiz. Hekimlerin bilgilerini hayatları boyunca taze tutmaları gerekiyor. Biz 21. Yüzyılın hekimlik anlayışını getiriyoruz” şeklinde konuştu. Haber: Şüheda Damgacı

20 TEM 2019

Tercih fuarında Üsküdar Üniversitesine yoğun ilgi!

İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen ve 105 üniversitenin katıldığı üniversite tercih fuarında Üsküdar Üniversitesi standı yine aday öğrenciler ve ailelerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve uzman tercih danışmanları tercihte bulunacak aday ve velilere her konuda bilgi veriyor.İstanbul Kongre Merkezi Seminer Salonu’ndaki fuara Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da katıldı. Tarhan ve Arıboğan, aday öğrenci ve velilerle sohbet ederek onların sorularını cevapladı.“Yapacağınız tercih hayatınızın son tercihi değil”Tercih günleri kapsamında, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere bir de konferans verdi. “Değişen Dünyada Doğru Tercih ve Yeni Meslekler” başlıklı konferansta Arıboğan katılımcılara ufuk açıcı söylemlerde bulundu.Adaylara, hayatınızın önemli bir dönemindesiniz hatırlatmasını yapan Arıboğan, tercihin hayatın son tercihi olmadığını, bunun için stresten uzak durulması gerektiğini söyledi.  “Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda” Değişen dünyada yeni bir uygarlık düzlemi oluştuğunu ifade eden Arıboğan, “Yeni uygarlık düzlemi alışılagelmiş meslekleri tahrip ediyor. Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda. Yapay zekâ bilmeyen doktor, avukat olmamalı. Geleceğin mesleklerine bu düzlemde yön verilmeli” şeklinde konuştu.“Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz”Gençleri yetenekleri doğrultusunda mesleklere yöneltmenin önemini vurgulayan Arıboğan, “Bütün gençler kendi yetenekleri doğrultusunda bir mesleğe yönlendirilmeli. Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz. Bir mesleği severek yapmak, o meslekte ilerlemeyi beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.“Doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” Prof. Dr. Arıboğan, sözlerinin devamında “Öğrenciler kendi yeteneğiyle uyumlu meslekler yapsın. İstedikleri alanlara yönelsin. Gitar çalmayı seven gitar çalsın, mühendis olmasın. Dikiş dikmeyi seven dikiş alanında uzmanlaşsın. Yeteneğiniz yoksa bir alanda belirli bir yere kadar gidebilirsiniz. Ama yapacağınız doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” diyerek öğrencilere ilgi alanlarına yönelme konusunda tavsiyeler verdi.Program Arıboğan’ın öğrencilerin sorularını cevaplamasının ardından sona erdi.21 Temmuz tarihine kadar sürecek olan fuar 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

16 TEM 2019

Tarhan: "Egosu yüksek kişi daha fazla öfkeleniyor!"

Hayatın her alanında karşılaşılan öfke kontrolsüzlüğü sorunu, toplumsal yaşamı etkiliyor. Gelişmiş ülkelerde suç işleyenlere empati eğitimi verildiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öfke kontrolü için empati eğitimi verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Öfke kontrolsüzlüğünün altında başka sorunların da olabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, uzmana danışılması gerektiğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geçtiğimiz hafta Türkiye gündemine oturan olayla gündeme gelen ve benzerlerine ülkemizde sık rastlanan trafikte öfke kontrolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Yüksek egoda öfke kontrol sorunu yaşanıyorTrafikte öfke kontrolüne ilişkin her gün pek çok örnekle karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, egosu yüksek kişilerde öfke kontrol sorununun daha çok ortaya çıktığını söyledi. Egosu yüksek olan kişilerin engellenme eşiği düşük kişiler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Egosu yüksek olan kişide hak duygusu kendine yöneliktir ve kendi hakkının engellediğini düşünürler. Böyle durumlarda empati yapamazlar. Egosu yüksek kişiler, empati yapamadığı için genellikle narsistik kişiliklerdir” dedi.Öfkeli davranış, toplumda kabul görüyorsa dikkat!Öfke kontrolü sağlanamamasında psikolojik ve kültürel faktörlerin etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Egosu yüksek kişiler kendilerine fazlasıyla güvenirler, ‘Bana kimse bir şey yapamaz’ tarzında bir duyguya sahiptirler. Öfkelerini ifade etmekten rahatsızlık duymazlar. Psikolojik faktörler burada önemli.  Kişinin yapısı, kişisel özellikleri ve kendisini, bu konuda eğitmemiş olması en önemli etkenlerdendir. Kültürel faktörler de önemlidir. Öfke ve öfke kontrol sorunu, onaylayan kültürlerde daha çok yaygınlaşıyor. Öfke kontrol sorunu yaşayan kişi, toplum tarafından onaylanıyorsa, kişinin yaptığı davranış ‘Aferin aslansın, iyi yapmışsın’ gibi onay veren tarzda bir kabul görüyorsa bu davranış devam eder” diye konuştu.“Öfke bir iletişim şekli olarak görülmemeli”Öfkeli davranışın toplum tarafından onaylanmasının çocukluk döneminde başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum özellikle çocukluk döneminde başlıyor. Çocukluk döneminde kişinin öfkeli davranışları onaylanıyor ise birey öfkeyi bir iletişim şekli olarak kabul ediyor. Öfkeyi bir otorite aracı olarak ve bir güç ifadesi olarak kullanmaya başlıyor. Öfke ve şiddeti ikna yöntemi olarak kullanan kültürlerde bu olur. İlkel ve vahşi kültürler hiddeti besler. Oysa gelişmiş kültürlerde öfke ifadesi yerine ikna etme yöntemi kullanılmaya ve öfkenin yatıştırılmasına çalışılır. Geçenlerde yine trafikte böyle bir olaya rastladık. İki araba çarpıştı. Araç sürücülerinden biri aracından öfkeyle çıktı, diğer sürücünün üzerine gidecekti ki diğer otomobilin sürücüsü hemen elini uzattı ve ‘Geçmiş olsun kardeşim’ dedi. Bir anda karşı tarafın öfkesi geçti” diye konuştu.“Öfke, hak arama yöntemi olarak kullanılmamalı”Trafikteki öfke sorununda engellenme eşiği olmasının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumumuzda kültürel olarak zaman zaman öfkenin sorun çözme ve hak arama yöntemi olarak kullanıldığını belirterek şunları söyledi:“Bizim kültürümüzde maalesef sorun çözme yöntemi olarak, öfkeyi hak arama yöntemi olarak kullanmayı onaylayan özelliklerimiz var. Öfke ve şiddeti, hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak kullanan ve bu anlayışı onaylayan kişiler daha kolay öfkeleniyor. Burada toplumun rol model olarak kabul ettiği kişiler, yöneticilerin olumsuz örnek teşkil etmemesi gerekiyor. Mesela anne ve babada öfke modeli varsa çocukta öfke ortaya çıkıyor. Öfke modeli olan büyükler varsa o kişilerin çocuklarında öfke vardır.”Şiddetin üç türü varŞiddet üzerine yapılan çalışmalarda üç örnek inceleniyor. Birincisi canlı şiddet. İkincisi televizyonlarda gösterilen, çizgi filmlerdeki çocuklara öğretilen ya da dizilerdeki şiddet. Üçüncü şiddet türü ise akran şiddeti. Bunlar incelendiği zaman kişide en etkili olan şiddetin canlı şiddet olduğu anlaşılıyor. Eğer ailede birinci derecede yakınların arasında yani çocuğun yetiştiği ortamda şiddet varsa, çocuk şiddeti hak arama yöntemi, sorun çözme ve hâkimiyet kurma yöntemi olarak kullanıyor” dedi.Şiddeti onaylayan kültürler, şiddeti artırıyorŞiddet olayından sonra kişinin pişmanlık duyup duymamasının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pişmanlık duyuyorsa ve bu davranışı bir anlık öfkeyle yaptıysa kişinin öfke konusunda eğitim alma ve bu eğitimden kazanımlar elde etme ihtimali daha yüksek. Bu tarzdaki şiddet olaylarında muhakkak sosyal çalışma da yapmak gerekiyor. Şiddeti onaylayan ve öfkeyi onaylayan kültürler şiddeti arttırıyor” dedi.Öfkenin altında başka bir neden yatabilirÖfke kontrolü konusunda sorun yaşayan kişilerin mutlaka uzmana başvurması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, altında başka psikiyatrik sorunların yatabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Öfke bozukluğu yaşayan bir öğretmen hanımın sorununun arkasında örtülü depresyon vardı. Yapılan kontrollerde serotonin azaldığı ve buna bağlı öfke kontrolü sorunu yaşadığını tespit ettik. İlaçları verdik, üç hafta sonra geldiğinde, ‘Öfkem öyle bir geçti ki; öğrenciler sıraların üzerinde dolaşıyor yine de kızamıyorum’ demişti. Bazen öfkenin hastalık boyutu da oluyor; bu durumda uzmanlara yönlendirmek gerekebiliyor” dedi.  Empati eğitimi şart!Öfke kontrolünün sağlanmasında yasaların tek başına yeterli olmadığını, saygı, edep ve empati gibi kavramların ve toplumsal değerlerin daha ilkokuldan başlayarak öğretilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:“Kendi kültürümüzü öğreten bir ders olmalı ve bu seçmeli değil, temel ders olmalı. Değer içerikli eğitim verilmesi gerekiyor. Öfke kontrolü de bunlardan birisi olmalı. Etik değerleri, anne, baba ve okul birlikte öğretecek. İyi bir mühendis yetiştirmeden önce iyi bir insan yetiştirmemiz lazım. İyi olan bir insan empati duygusu olan bir insandır. Öfke, empati eksikliğinden kaynaklanıyor. Gelişmiş ülkelerde suç işleyenlere empati eğitimi veriliyor. ‘Bu yaptığın şeyi bir annene ya da ablana birisi yapsa ne hissederdin?’ diye soruluyor ve empati öğretiliyor. Topluma empati eğitimi gerekiyor. Bütün kötülüklerin kapısını empati yoksunluğu açıyor. Etik değerlerin eğitimi küçük yaşta başlarsa öfke kontrolsüzlüğünün de azalacağını düşünüyorum.”

06 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi’nin Mezuniyet Coşkusu

Üsküdar Üniversitesi’nin 2018-2019 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci görkemli bir törenle diplomalarını aldı. Genç mezunlara tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi. Çocuk Gelişimi mezunları, “çocuk gelinler” sorununa dikkat çekerken; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı.İstanbul Ataşehir’deki Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen törende Üsküdar Üniversitesi’nin ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci törenle diplomalarını aldı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezuniyet konuşmasında ilk mezunlarını 2014 yılında verdiklerini ve o zaman 230 olan mezunların her yıl katlanarak arttığını, bu yıl 5 bin 943 öğrenciyi mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenci odaklı üniversiteyiz”Öğrencilerinin sadece başarılı olmaları için değil, iyi insan olmaları için de çalıştıklarını belirten Tarhan, kaliteyi yüksek tutmaya ve öğrenci odaklı olmaya çalıştıklarını belirterek “Öğrenci odaklı olmak gibi bir kalite standardımız var. Bunu önemsiyoruz çünkü kalitenin olmadığı yerde verimli üretim olmuyor. Üniversite olarak kalite çıtasını daha da yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz”“Üniversiteye gelirken kıvılcımdınız, şimdi alev oldunuz” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alev ne yapar? Etrafını aydınlatmaya ve ısıtmaya başlar ama aydınlatmadan önce kendisinin yanması lazım. Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz. Eğer bir şeyler yapacaksanız ilk başarınızı, zaferinizi kendinize karşı kazanmanız önemli. Dünyayı düzeltmeye kendinizden başlamanız önemli genç arkadaşlarım” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır”Hayat mücadeledir sözünün günümüzde yanlış anlaşılan bir söz haline geldiğini belirten Tarhan, “Hayat mücadeledir sözünde rekabet var. Oysa hayatta yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır. İnsan ilişkilerinde de güven esastır, kuşku istisnadır. Kuşkuyu güvensizliği teşvik eden sözler nedeniyle ilişki sermayesini kaybetmeyin” dedi. Tarhan, gelecek kaygısının en büyük sebebinin mutsuzluk, yalnızlık ve amaçsızlık olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tavsiyeler 21. Yüzyılın becerilerinin yenilikçilik, girişimcilik ve en önemlisi de takım çalışması olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine ego ideallerinin olmasını, gelecekle ilgili plan yapmalarını, bir yabancı dil öğrenmelerini, teknoloji bağımlısı değil ama teknolojiye hâkim olmalarını tavsiye etti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı iyi niyetli olmak hatadan korumaz, vatansever olmak korumaz, dindar olmak korumaz, insanı koruyan şey hesap verebilirliktir. Muhakkak hesap verme duygunuzu kaybetmemeniz gerekiyor” dedi. Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi.Dereceye girenlere ödül verdiİşaret dili eğitmeni Ahmet Kerem Erkan da işaret dili ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a eşlik etti. Törende ilk üç dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Dereceye giren öğrencilerin yanı sıra törende Uluslararası Öğrenci Temsilcisi Firomsa David Osman ve Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler birer konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve İDER Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi. Rektör Yardımcıları, Fakülte Dekanları, SHMYO Müdürü ile diğer akademik kadro da mezunlara diplomalarını takdim etti.Törende üniversiteler arası spor müsabakalarında Üsküdar Üniversitesini başarıya taşıyan futbol, futsal ve basketbol sporcuları da ödüllendirildi.Kızlarına diplomalarını takdim ettiler Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Ak Parti 22, 23 ve 24. Dönem İstanbul Milletvekili Halide İncekara, psikoloji bölümünden mezun olan kızı Ülkü İncekara’ya; Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek de İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olan kızına diplomasını takdim etti. Törende Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu,  Moleküler Biyoloji ve Genetik İngilizce bölümünden mezun olan kızı Fatma Hacer Kurtoğlu’na diplomasını verdi. Anne-kız birlikte mezun oldu Heyecanlı, coşkulu ve zaman zaman da duygulu anların yaşandığı törende Psikoloji bölümünden mezun olan anne-kız birlikte diploma almanın sevincini yaşadı. Filiz Yılmaz ve kızı Zeynep Yılmaz, törende ilgi odağı oldu.Gazze’den gelen mesajla gözleri doldu Törende bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı. Dader, kendisiyle gurur duyduğunu belirten ailesinin sözleri nedeniyle hüzünlendi.“Çocuk gelinlere” dikkat çekildi Birbirinden renkli pankartların açıldığı törenin en ilginç ve dikkat çeken mesajını Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi mezunları verdi. “Dünyada her 7 dakikada bir çocuk ‘gelin’ oluyor/Dünyada her 7 dakikada bir çocuk umutlarına küsüyor/Dünyada her 7 dakikada bir yarının ışıklarından biri daha sönüyor” yazılı pankart dakikalarca alkışlandı.Keplerini attılarMezuniyet töreni flama teslim töreni ve mezuniyet andının okunması ile sona erdi. Oldukça coşkulu geçen tören, yeni mezunların kep atmaları ile son buldu. Mezuniyet töreni ÜÜ TV’den ve Üsküdar Üniversitesi Facebook hesabından canlı olarak yayınlandı.

01 TEM 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tıp öğrencilerine önemli tavsiyeler

Konya Selçuk Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile bir araya geldi. Tarhan, hekim adaylarına deneyimlerinden yola çıkarak önemli tavsiyelerde bulundu.Merkez Yerleşke Kuleli Salonda gerçekleşen ziyarette Tarhan, öğrencilere hekimlik, iyi insan olma ve meslek hayatına dair önemli paylaşımlarda bulundu.“Talep ederseniz öğrenirsiniz”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuşmasının başında öğrenmenin yaşı olmadığının altını çizerek; “Talep ederseniz öğrenirsiniz, öğrenci talep ederse öğrenir ve öğrenince başarılı olur” ifadelerini kullandı.“Hekimliği teorilerden çok vakalar öğretir”Kendi öğrencilik ve hekimlik zamanlarından örnekler vererek konuşmasını sürdüren Tarhan, “Hekimlikte akılda kalan şeyler teoriler değil, vakalardır. Karşınıza çıkan vakalar sizin meslek hayatınızda çok önemli. Ben pratisyen hekimken teori olarak okuduğum şeyler değil, vaka olarak karşıma çıkan bilgiler daha çok aklımda kalırdı” şeklinde konuştu.“İyi insan olmadan iyi hekim olamazsınız” Tarhan, tıp fakültesi öğrencileri ve geleceğin hekimlerine tavsiye niteliğinde ise şu sözleri söyledi: “İyi insan olmadan iyi hekim olamazsınız. İyi bir hekim olmak için insanlara yardım etmekten zevk almak gerekiyor. İnsanlık tarihinde etik değerlerle uyuşan ilk meslek hekimliktir.”“Hekimin hatasını toprak örter” Konuşmasının devamında hekimlik mesleğinin hata götürmez bir meslek olduğunu vurgulayan Tarhan, “Aşçının hatasını maydanoz, terzinin hatasını ütü, hekimin hatasını ise toprak örter” sözünü örnek gösterdi.Tıp alanındaki son gelişmelere ilişkin de önemli bilgiler veren Tarhan hekimler olarak yeni tedavi yöntemlerine açık olmak gerektiğini vurguladı.Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerden gelen soruları da cevapladı.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

10 MAY 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Adana ve Hatay’da konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay Adana ve Hatay’da konferanslara katıldı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay ilk olarak Adana Eczacı Odasının düzenlediği “Hazdan Bağımlılığa” konferansına konuşmacı olarak katıldı.Uzbay, konferansın ardından okurları için kitaplarını da imzaladı.Uzbay’ın bir sonraki durağı ise Hatay Eczacı Odası oldu. Uzbay, “Cehalet Bilimi” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.Her iki konferansta da katılımcılar Uzbay’a yoğun ilgi gösterdi.

06 MAY 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Sivas ve Aksaray’da konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Sivas ve Aksaray’da konferanslara katıldı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay Sivas da ilk olarak Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencileri ile buluştu.Uzbay öğrencilere Nobel’i düşünmek, icat çıkarmak konulu konuşma yaptı.Uzbay daha sonra Sivas Eczacılar Odasında düzenlenen konferansa katıldı. Uzbay burada “Çocuklarda psikiyatrik ilaçların akılcı kullanımı” konulu konferans verdi.Sivas’ta konferanslarını tamamlayan Prof. Dr. Tayfun Uzbay daha sonra Aksaray’da Aksaray Eczacı Odasının halka açık düzenlediği “Cehalet Bilimi” konferansına konuşmacı olarak katıldı.Uzbay’a Aksaraylıların da ilgisi yoğun oldu.

24 NİS 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay 5. PDR günlerine katıldı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Küçükçekmece Rehberlik Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 5. PDR günlerine konuk oldu.Prof. Dr. Tayfun Uzbay, program kapsamında rehber öğretmenlere “Hazdan Bağımlılığa” başlığında konferans verdi.Uzbay, rehber öğretmenlere tüm yönleri ile bağımlılığı anlattı.Konferansa 300 rehber öğretmen katılım sağladı.

22 NİS 2019

Üsküdar Tıp Fakültesinin denetlemesi gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesine 2019-2020 eğitim - öğretim yılında öğrenci alınmasına ilişkin yapılan hazırlıkların yerinde gözlem ve değerlendirilmesine ilişkin YÖK Komisyonu Tıp Fakültesini ziyaret etti.Ziyaret kapsamında fakülte eğitim – öğretim programı,  akademik ve idari kadrosu, kütüphane, derslik, laboratuvarlar ve sosyal yaşam alanları gezildi.Komisyonu Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın başkanlığında üniversitenin bütün üst yöneticileri ve tıp fakültesinin akademik ve idari tüm personeli ağırladı.Komisyon ziyaret sırasında yapıcı ve destekleyici önerilerde bulundu.

16 NİS 2019

Mental Doping Yakında Bir Halk Sağlığı Problemi Haline Gelebilir!

Mental doping ile ilgili sorun giderek büyüyor ve dikkate alınması gerekiyor. Prof. Dr. Uzbay, “Yakın bir gelecekte mental aktiviteyi artırma yollarının etik ve halk sağlığı boyutuyla ele alınabileceğini ve bazı kısıtlamaların söz konusu olabileceğini düşünebiliriz” diyor.Bazı sporcuların sık sık kullandığı ancak etik açıdan hiç de uygun olmayan doping, sağlığımız için de pek çok risk oluşturuyor.Beyni etkileyen bu ilaçların giderek daha fazla ve kontrolsüz kullanımı “mental doping” meselesini de ortaya çıkardı. Mental dopingi, “Beyin, zihin, düşünce veya zekâ kapasitesini, mevcudun daha üzerine çıkarmak amacıyla kullanılan güçlendirici, uyarıcı veya destekleyici ilaç, kimyasal ya da takviye ürünler ya da beynin çeşitli fizyolojik süreçlerine dışarıdan müdahaleler.” olarak tanımlayan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Uzbay DOZ’ a yaptığı açıklamada,“Amaç beynin idrak, konuşma, hafıza, problem çözme, dikkat, hesap ve görsel-işitsel algı vb. bilişsel işlevlerini artırmak ve mental aktivite gerektiren durumlarda başkalarına ya da diğer yarışanlara avantaj sağlamaktır. Giderek yaşlanan nüfusun Alzheimer korkusu, insanların kalabalıklar içinde zekâları ile ön plana çıkma arzusu, endüstrileşme ve bireyselleşmenin getirdiği yalnızlığa bağlı mutsuzluk, pratik bir şekilde mutlak mutlu olma arzusu, çocuklara iyi bir eğitim alıp iyi bir mesleğe sahip olmalarının getirdiği zorunluluğun yarattığı baskı, giderek artan bir şekilde zekâyı, beynin kavrama yeteneğini ve hafızayı güçlendirici pratik yollara yönelimi de artıyor. Beyni güçlendirmenin en kolay yolu ise mucize ilaçlar, gıda takviyeleri veya kanıta dayalı tıbbın dışında kalan çeşitli yollar olarak görülmeye başlıyor” ifadelerini kullandı.“Serotonini artıran ilaçlar en kestirme yol olarak gösteriliyor”Aldous Huxley’in 20. yüzyılın ilk yarısında Cesur Yeni Dünya isimli kitabında bahsettiği mucizevi mutluluk kaynağı “soma” isimli ilacın belki de günümüzde hala ilaçla mental aktivitesini, yaratıcılığını ve mutluluğunu artırmaya çalışanlara ilham vermeye devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “Doksanlı yılların sonlarına doğru ortaya çıkan yeni nesil antidepresanların prototip ilacı fluoksetin etken maddeli ilaç, ihtiyaç duyan gerçek depresyon hastalarının ötesinde yaygın bir kullanım alanı buldu. Serotonin ‘mutluluk hormonu’ ilan edilirken, bunu artıran ilaçlar mutluluğun en kestirme yolu olarak görülüyor” dedi.“IQ’yu artırdığını vadeden ilaçlar zaman kaybıdır”Mental doping yapanların başka bir beklentisinin ise daha zeki olmak olduğunu ifade eden Uzbay, “IQ’nuzu ve buna benzer parametreleri artıracağı vaadi ile sunulan ilaç veya yöntemler de aslında zaman kaybından başka bir şey değildir.” dedi. Bağımlılık veya başka nedenlerle sürekli kullanımının getireceği ilave sağlık sorunlarının da pek çok kişi tarafından farkına varılmadığını sözlerine ekleyen Uzbay, “Ancak sorun giderek büyüyor ve dikkate alınmayı hak ediyor. Yakın bir gelecekte mental aktiviteyi artırma yollarının etik ve halk sağlığı boyutuyla ele alınabileceğini ve bazı kısıtlamaların söz konusu olabileceğini düşünebiliriz.” ifadelerini kullandı.“Psikiyatrik ilaç kullanımında en büyük artış çocuk ve ergenlerde”Mental dopingin önemli alanlarından birinin de 21. Yüzyılın başlarında tanı ölçütlerinin genişletilmesiyle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olarak yeniden tarif edilen hastalığın tedavisinde kullanılan metilfenidat ve benzeri stimülan ilaçların kontrolsüz kullanımı oluşturduğunu sözlerine ekleyen Uzbay, şunları kaydetti:“Bugün gelinen noktada kimsenin hiperaktif olmasına gerek yok. Metilfenidat ve benzeri amfetaminler, DEHB olmayan sağlıklı kişilerin de konsantrasyonunu artırdığından, konuları çabuk kavramak, sınavlara kolay hazırlanmak ve sınavlarda konsantrasyonu artırarak daha başarılı sonuçlar elde etmek için çoğunluğunu sağlık bilimleri alanından olan öğrenciler tarafından da talep ediliyor ve kullanılıyor.Ayrıca bu ilaçları kullanan çocuk ve ergenlerin okullarda diğer arkadaşlarına da verdiğine ilişkin ciddi raporlar söz konusu. İngiltere’den farmakoloji ve psikiyatri profesörü Joanna Moncrieff, dilimize de çevrilen ‘İlaçla Tedavi Efsanesi’ isimli kitabında psikiyatrik ilaç kullanımında en büyük artışın çocuk ve ergenlerde olduğunu ve bunun nedeninin özellikle tanı ölçütleri sürekli genişletilen hastalıklar olduğunu ifade ediyor. Moncrieff kitabında endüstri ve medyanın gereksiz ve riskli kullanımı teşvik eden tutumunu da şiddetle eleştiriyor.”Plasebo etkiden yararlanıyorlar!Mental doping sağlamak amacı ile eczane dışında da satılan ginseng, ginko bloba ve benzeri bitki özlerini tek başına veya bazı vitamin ve minerallerle kombine şekilde içeren gıda takviyelerinin de kullanıldığı bilgisini veren Uzbay, “Ancak bunları kullanmak bilemediğimiz ve öngöremediğimiz şekilde pek çok enzim ve hücre sistemi üzerinde istenenlerin yanı sıra istenmeyen bazı etkilere de neden olabilir. Kaldı ki bunların hiçbirinin ne Alzheimer’i önleyici ne de tedavi edici etkisi vardır. Yani bunları hafıza güçlendirmek veya beynin kavrayış yeteneğini artırmak için kullananlar gereksiz yere para harcıyorlar. Bunları aldıktan sonra kendilerini daha iyi hissedenler ise aslında ‘plasebo’ etkiden yararlanıyor.” açıklamasında bulundu. Kafein çocukların zihnini açar mı?Kahvenin aşırı miktarda tüketilmesi nedeni ile yaşanabilecek sıkıntılara de değinen Uzbay, “Bazı sportif yarışmalarda doping kabul edilen, bağımlılık yapma potansiyeli olan ve belli bir doz aralığından itibaren ‘kafeinizm’ denen ciddi yan etkilere yol açan kafein çocuklarından okul ve sınav başarısı bekleyen aileler tarafından önemli ölçüde kabul gördü. Bunu verdiğim konferanslarda, zihni açılsın diye çocuklarının kahve ve kafeinli enerji içeceklerini sınırsızca kullanmasına göz yuman ailelerin itirazlarından biliyorum. Bazılarını ikna etmek de oldukça güç. Çünkü medyatik akademisyenlere inanıyorlar.” dedi.Mental dopingin yer edindiği diğer bir alanın ise yaratıcılık gerektiren durumlarda, kısa sürede bir eser yaratmak isteyen ya da şöhret basamaklarını hızla tırmanmak isteyenler için sihirli ilaç ve karışımlarla zihinsel performansın artırılması için cazip bir seçenek olarak sunulduğunu ifade eden Uzbay, “Bazı önemli yazarların, şairlerin, ressamların ve müzisyenlerin bağımlılık yapan maddelerin etkisi altında önemli eserlerini ürettiği söylencesi yaygındır. Bu kısmen doğrudur. Bağımlılık yapan maddeler beyninizi ve düşünce süreçlerinizi doğrudan etkiler. Ancak beynin performansını artırmazlar. Tersine daraltırlar. Halüsinojen nitelikli madde kullanımı beynin dinamik faaliyetlerini azaltıp, kronik kullanımda ise şizofreni benzeri etkiler ortaya çıkarabiliyor. Bunların etkisi altında düşünme süreçlerinde ortaya çıkan değişikler aslında hastalanan beynin yansımaları.” dedi.“Daha sabırla çalışarak daha çok şey üretebiliriz”Bazı maddeler, başlangıçta konsantrasyonu artırıp yaratıcılığı artırıyormuş gibi etkiler sağlasa da, sürekli kullanım ve ortaya çıkan bağımlılık sonrası; kişilerin normal hayatlarını da sürdüremeyerek hastalandığını belirten Uzbay, “Belki de daha sabırla çalışarak daha çok şey üretebilecekken ya hayattan ya da yaratıcılık alanından çekiliyorlar. Öte yandan madde kullanmaksızın eser üreten birçok insan söz konusu. Yaratıcılık aynı zamanda eğitim, yetenek, uygun çevre ve doğru zaman gibi pek çok başka faktörden etkilenir.” ifadelerini kullandı.Kaynak: Doz DergisiSayı: 24 / 2019

04 NİS 2019

Damarlarımız kadar yaşlıyız!

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinin düzenlediği “Kalp hastası olmadan nasıl yaşamalıyız” etkinliğine Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akman ve Varol Akademi kurucusu Koray Varol konuk oldu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen etkinlikte, kalp sağlığını korumak için neler yapılmalı konularına ilişkin önemli bilgiler verildi.Fazla kilo, zararlı maddeler kalbin düşmanıBir insanın yaşına göre daha genç görünmesinin en iyi göstergesinin damar yaşı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mehmet Akman, “Ne kadar yaşlıyım sorusunun cevabını ise damarlarınız kadar yaşlısınız” dedi.Damarlarımızın çok erken yaşlandırabileceğini, damarlarımızda da zaman içerisinde tıkanmaların olabileceğini söyleyen Akman, damar çeperinde kolesterol depolayan hücrelerin birikmesi damar sertleşmesine sebep olduğunu kaydetti. Akman, damarların elastik yapısının sertleşmesi ile kan basıncına yanıt vermeyeceğini de dile getirdi.Damarların tıkanması ve yeterince kanın kalbimize gitmemesi durumunda kalp krizi geçirebileceğimizi vurgulayan Akman, ölüm oranlarının kadınlarda yüzde 55, erkeklerde ise yüzde 45 kalp damar hastalıklarından dolayı olduğunu dile getirdi. Akman, fazla kilonun, zararlı maddelerin ve genlerin kalp hastalıklarına sebep olduğunu dile getirdi.“Haftada 3 gün yürüyüş yapmalıyız”Sporun ve beslenmenin hayatımızda önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Akman “Tempolu yürüyüşte hafif, kalp hızımı duyacağım kadar hızlı ama yanımdaki ile konuşabileceğim kadar da yavaş yürümeliyiz” dedi. Akman, haftada 3 gün yürüyüş yapmamızın yararlı olabileceğini söyledi.Korbonhidratlar bizim için en önemli enerji kaynağı olduğunu dile getiren Akman,  karbonhidratların mümkün olabileceği kadar arınmış olması gerektiğini de kaydetti.“Hepimizin kendi içinde bir yetenekleri var”Varol Akademi kurucusu Koray Varol da “Hepimizin kendi içinde  yetenekleri var. İçe dönüklük bir yetenek dışa dönüklükte bir yetenektir” dedi. Kendi yeteneklerinizi keşfetmeye çalışmanız yaşamınızdan daha çok tatmin almanıza neden olabileceğini belirten Varol, “Kendi yetenekleriniz doğrultusunda bir iş bulursanız ve ona yönelik olarak bir yaşam planlaması yaparsanız çok ciddi anlamda yaşam tatmini alırsınız” ifadelerini kullandı.Varol, yaşam tatmini aldığımız yerlerde kendimizi daha değerli daha huzurlu hissettiğimizi bunun da kalbimize çok ciddi anlamda bir faydasının olduğunu dile getirdi.Program katılımcılara plaket taktimi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

18 MAR 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Bursa’da Eczacılar ile bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Bursa Eczacı Odasının düzenlediği etkinlikte “Hazdan Bağımlılığa” konulu sunum yaptı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ABD Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Bursa Eczacı Odasında meslektaşları ile bir araya geldi. Uzbay, haz ve bağımlılık konulu eğitim verdi.  Uzbay, meslektaşlarına hazdan bağımlılığa giden yolu anlattı.Katılımın yoğun olduğu eğitimde Uzbay, haz, zaaf, bağımlılık gibi birçok konuda katılımcılara paylaşımda bulundu.

11 MAR 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Görünmeyen Beyni anlattı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ABD ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay “5. Farmasötik Gelişim Günleri” etkinliğinde “Görünmeyen Beyin” konulu sunum gerçekleştirdi.Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kültür Kongre Merkezinde düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını Dr. Öğrt. Üyesi Bilge Sözen yaptı.Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği 5. Farmasötik Gelişim Günleri etkinliğine Prof. Dr. Tayfun Uzbay, beyne dair bilinen ve bilinmeyen konuları “Görünmeyen Beyin” başlığı altında ele aldı.

12 ŞUB 2019

Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi Çalıştayına katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi Çalıştayına katıldı.Prof. Dr. Haydar Sur, İstanbul Esenyurt Fatih Sultan Mehmet Çok Programlı Lisesinde düzenlenen Sağlık Turizmi Çalıştayının açılış konuşmasını gerçekleştirdi.Çalıştaya akademisyenler, doktorlar ve sağlık personeli katıldı.

16 MAR 2018

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi resmen kuruldu

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesinde Tıp Fakültesi resmen kuruldu. Kararın 14 Mart Tıp Bayramı sürecinde Resmi Gazetede yayımlanmasıyla Üsküdar Üniversitesinin fakülte sayısı 5’e çıktı.Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, tıp eğitimi de vermeye başlayacak. Üsküdar Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak Tıp Fakültesi kuruldu.“Bazı Yükseköğretim Kurumlarına Bağlı Olarak Fakülte Kurulması ve Kapatılması Hakkında Karar”, 14 Mart Tıp Bayramı kutlamalarının yapıldığı dönemde Resmi Gazetede yayınlandı.  Tıp Fakültesi’nin açılmasıyla Üsküdar Üniversitesinde fakülte sayısı 5’e çıktı. 3 Mart 2011’de Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan rektörlüğünde İDER (İnsani Değerler) Vakfı altında kurulan Üsküdar Üniversitesi, iletişim, sağlık bilimleri, mühendislik ve doğa bilimleri, insan ve toplum bilimleri alanında multidisipliner uzmanlık anlayışıyla dört fakülte, bir meslek yüksekokulu ve beş enstitüsünde 16 binin üzerinde öğrencisine eğitim veriyor.İletişim, Sağlık Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri ile İnsan ve Toplum Bilimleri fakültelerinin yanı sıra Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu ile Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri, Adli Bilimler ve Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü yer alıyor.Üsküdar Üniversitesi öğrencilerine akademik bir eğitimin yanı sıra sahip olduğu laboratuvarlarda araştırma imkânı veriyor.Öğrenciler, uygulama ortağı olan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp merkezlerinde staj ve uygulama fırsatından yararlanabiliyor.Üsküdar Üniversitesinin birçok ülkeden farklı üniversiteler ile değişim programları bulunuyor.Psikoloji alanında Türkiye’de en fazla ERASMUS anlaşmasına sahip üniversite olan Üsküdar Üniversitesinin, Avrupa’da birçok üniversite ve bölümlerle ERASMUS anlaşması bulunuyor.

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!