Tıp Fakültesi 2020 Taban Puan ve Başarı Sıraları - Haberler

14 EYL 2020

Prof. Dr. Haydar Sur’un Kitabı 1’inci Sırada!

Sağlık Kültürü ve İletişimi Blogu tarafından yayınlanan listede Prof. Dr. Haydar Sur ve Biruni Üniversitesi Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Tunçay Palteki’nin editörlüğünü üstlendiği “Hastane Yönetimi” isimli kitap, sağlık yönetimi alanında Türkçe yazılmış en iyi sağlık yönetimi kitabı seçildi.“Hastane yönetimi alanında yazılmış gerçek bir külliyat”Türkiye’de sağlık yönetimi ve hastane yönetimi üzerine yazılmış en kapsamlı kitap konumunda olan “Hastane Yönetimi” kitabı, onlarca uzman, hasta yönetiminin insan kaynakları, kalite, pazarlama, mevzuat, finans, fiyatlandırma, hasta ilişkileri gibi tüm bileşenleri ele alıyor.Sağlık Kültürü ve İletişimi Blogu yazarları, “Hastane Yönetimi” kitabını “Hastane yönetimi alanında yazılmış gerçek bir külliyat” olarak nitelendiriyor.Ayrıca listenin ikinci sırasında yer alan, Prof. Dr. Elif Dikmetaş Yardan tarafından kaleme alınan, sağlık işletmelerinde stratejik yönetim uygulamaları üzerine okuyuculara rehber niteliğinde olan “Sağlık Kurumlarında Stratejik Yönetim” kitabında da Prof. Dr. Sur’un katkısı oldukça büyük.

11 EYL 2020

Pandemi Sürecinde Okul ve Okul Sağlığı Hemşireliği Konuşuldu

Zoom Webinar üzerinden gerçekleşen programa Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Doğan, Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici, Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın ve Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden Eğitimci Sabahat Özgöl konuşmacı olarak katıldı.Prof. Dr. Selma Doğan: “Okul sağlığı profesyonellerine kalıcı olarak ihtiyaç var”Programın moderatörlüğünü yapan Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan okullarda sağlık hemşireleri olması gerektiğine dikkat çekerek “Pandemi süreci kuşkusuz bizim güz dönemi planlarımızı önemli ölçüde etkilemiş ve hayatımızın da bütün kısımları bu durumdan etkilenmiş durumda. Ancak en fazla etkilenen kurumların başında okullar ve çocuklar geliyor. Okulların açılmasına çok az bir zaman kala yapılması gerekenlerle ilgili belirsizliklerin de olduğu bu süreçte okul sağlığı çok önem kazandı. Çünkü okullar yalnızca bilgi aktarılan kurumlar değil bunun yanı sıra çocukların bilişsel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri, gelecek için yaşama hazırlanmaları konusunda okullar büyük bir önem taşıyor.Bu nedenle yalnızca uzaktan eğitimle eğitimlerin yürütülemeyeceğinin altını çizmek istiyorum. Pandemi sürecinde okulların tümüyle kapalı tutulması mümkün görülmüyor ve açılması için birçok birim tarafından öneriler getiriliyor. Bununla birlikte okulların açılması noktasında gerek çocuklar gerekse çalışanlar, öğretmenler ve aileler için güvenli hale getirilmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Bunlarla ilgili çok önemli çalışmalar yapıldığını biliyoruz ancak yine de temelde salgında dâhil olmak üzere okullarda sağlıklı bir öğrenme ortamının oluşturulmasında okul sağlığı profesyonellerine kalıcı olarak ihtiyaç olduğunun altını çizmek istiyorum.” Dedi.Okulların kapanması birçok alanı etkiledi!Prof. Dr. Haydar Sur, eğitimin kesintiye uğramasıyla birçok sorunun da gün yüzüne çıktığını belirtti. Prof. Dr. Sur; “Okul dediğimiz kurumlar hemen üzerinden hızlıca geçilecek yerler değil. Okulların kapanması sadece öğretmenleri, öğrencileri ve aileleri değil geniş kapsamlı ekonomik ve toplumsal kitleleri etkiler. Eğitimin kesintiye uğraması çocuklarda beslenmenin bozulmasına, çocuk bakım sorunlarına ve bunun sonucunda çalışamayan ailelerin ekonomik maliyetine de neden oluyor. Okulları yeniden eğitime açmanın faydaları göz ardı edilemez. Okullarda eğitime devam edilmesiyle birlikte öğrencilerin çalışmalarını tamamlamaları ve bir sonraki sınıfa devam edebilmeleri, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, sosyal-psikolojik esenlik, ebeveynlerin çalışmasına izin vermek ve toplumsal fayda sağlaması gibi birçok iyi yönleri olacak.” İfadelerini kullandı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Okullarda okul sağlığı hemşiresinin bulunması gerekiyor”Okulların yeniden eğitime geçmesiyle izlenecek kriterlerden bahseden Prof. Dr. Haydar Sur, “Eğitim kurumlarında Covid-19 takibi iyi bir şekilde yürütülmeli. Bunu gözlemlemek için de okullarda halk sağlığı önlemlerinin uygulanması ve bunlara uyulması gerekiyor. Bunun da daha iyi bir şekilde yürütülmesi için her okulda en az bir tane “Okul Sağlığı Hemşiresi” nin olması gerekiyor. Bugün baktığımızda gelişmiş bütün ülkelerin okullarında hemşire bulunmaktadır. Bu süreçte okullarda okul sağlığı hemşirelerinin önemini bir kez daha anladık.” Dedi.Sabahat Özgöl: “Yüz yüze eğitime büyük ihtiyaç var”Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak öğretmenlik yapan Sabahat Özgöl; “Sağlık Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığının okulların açılmasına ilişkin yürüttüğü çok önemli çalışmalar oldu. Her duruma hazırlıklı olmak amacıyla bütün yaz boyunca online eğitimler için derslerin videoları çekildi. Bu süreçte okullarımız hem online eğitime hem de yüz yüze eğitime hazır bir durumda. Bizim istediğimiz öğretmeler ve öğrencilerin okullarımıza dönmesi. Şunu da unutmayalım akademik başarı dediğimiz şey sosyal hayatımızın bir kısmı. İnsanlarla olan iletişimimiz, etkileşimimiz birinci planda. Akademik hayatımız sosyal hayatımızla, etkileşim ve iletişimimizle perçinleniyor. Bu yüzden de yüz yüze eğitime büyük ihtiyaç var.” Şeklinde konuştu.Aile, öğrenci ve okul personeli eğitimi çok önemli!Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emine Ekici okulları açmanın bir süreç yönetimi olduğunu belirtti. Ekici, “Bu durum bir süreç yönetimi. Burada öğrenciler, öğretmenler ve idarecilerin sorumlulukları var ve herkesin bu sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor. Bu süreç okula gelmeden, okula giderken ve okuldaki süreci kapsıyor. Okul personeli, öğrenci ve ailelerinin Covid-19’a karşı olan eğitimi çok önemli. Bu kapsamda aile eğitimi, öğrenci eğitimi ve okul personeli eğitimlerinin gerçekleştirilmesi gerekiyor.” Dedi.Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın: “Önlemlerin sürekli takip ve kontrol edilmesi gerekiyor”Programın son konuşmacısı olan Üsküdar Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Bahise Aydın ise; “Bu dinamik bir süreç. Senaryolara geçmeden önce öğrencilerin ve çalışanların iletişim listesinin çıkarılması gerekiyor. Koruyucu önlemlere uyum bu noktada çok önemli. Önlemlerin sürekli takip ve kontrol edilmesi gerekiyor. Bunun için önerimiz her okul için okul hemşiresi, okul sağlığı hemşiresinin yer aldığı Covid-19 eylem planı, sürekli eğitim ve sertifikasyon programları, dernek ve toplulukların bir arada çalışması ve gerekirse yenilerinin kurulması, bilimsel araştırmalar, toplantılar ve çalıştaylar ile politika ve rehberlerin oluşturulması gerekiyor.” İfadelerini kaydetti.

11 EYL 2020

Üsküdar Üniversitesinden Çocuğun Ruhsal Gelişimine Destek Projesi

Çarşı Yerleşkede yapılan projenin ilk odak toplantısında aile hekimleri ile bir araya gelinerek çocukluk döneminde uygun yaklaşımlarla ilgili politikalar hakkında uzman görüşü alındı.“İşbirliğimizi sürdürme kararı aldık”Sahada aktif bir şekilde çalışan deneyimli profesyonel aile hekimleriyle proje çerçevesinde detaylı bir görüşme yaptıklarını belirten Özşahin, “Öncelikle aile hekimlerimizin konuya hâkim olduklarını, işlerini sahiplendiklerini ve profesyonel bir yaklaşım sergilediklerini gözlemlemek bizi mutlu etti. Bizlere aktardıkları saha deneyimleri ve gözlemleri bu projede bize yol gösterici olacak. Bu çalışmanın bundan sonraki süreci içerisinde etkin işbirliğimizi sürdürme kararı aldık’ şeklinde konuştu.“Nasıl başlarsa öyle gider”Projenin danışma kurulunda yer alan Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar da “Bu projeyi çok önemsiyoruz. ‘Nasıl başlarsa öyle gider’ sloganı ile yola çıktık. 0-3 yaş dönemindeki çocuklara uygun yaklaşımın, gerek bireyin gerekse tüm toplumun ruh sağlığı için çok önemli olduğunu biliyoruz.” İfadelerini kullandı.Toplantıda pandemi koşullarına uygun biçimde maske ve sosyal mesafe kuralına uyuldu.

18 AĞU 2020

21. yıl dönümünde 17 Ağustos Depremi konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Kalemoğlu, Herkes İçin Acil Sağlık Derneği (HİASD)’nin 17Ağustos 1999 depremi için düzenlediği “Marmara Depremleri Deneyimleri” programına konuşmacı olarak katıldı.Zoom üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilen programda Prof. Dr. Kalemoğlu, olası bir depreme karşı hazır olmak için bugüne kadar alınmayan önlemlerin bugün nasıl alınması gerektiğine dikkat çekti.“Şebekeler ve GSM operatörleri kötü bir sınav verdi”Prof. Dr. Murat Kalemoğlu, olası bir deprem durumunda telsizle iletişimin çok önemli olduğunu belirtti. Kalemoğlu, “Mevcutta FM 103 frekansta yayın yapması planlanan deprem FM’i çağ dışı görmüyorum. Özellikle mahallelerin, yardım dağıtılan bölgelerin duyurulması açısından iletişimde önemli olacaktır. 2019 yılında Silivri açıklarındaki depremde hepinizin malumu şebekeler ve GSM operatörleri kötü bir sınav verdi ve bu 7.5’lik bir depremde kötü bir sınav vermeye devam edecekler gibi geliyor. Bu nedenle yine çağın biraz gerisinde de olsa telsiz iletişiminin aktif, amatör ya da profesyonel düzeyde devam etmesi kanaatindeyim.” Dedi.Yardım gecikmeden sağlanmalı!Kalemoğlu, deprem anında geliştirilen uygulama ve yazılımlarla afetlerin tahribatına ilişkin verilerin ortaya koyularak yardımın sağlanması gerektiğine dikkat çekti. “2005 yılında yaptığımız planlarda Türk Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar yarım saat içerisinde deprem bölgesinin fotoğraflarını çekip daha önceki fotoğraflarla karşılaştırarak bir nevi coğrafi bilgi sistemiyle uyarlanarak hangi mahallede ne düzeyde yıkım var, yolların hangileri açık hangileri kapalı? Bütün bunları bir saat içerisinde raporlama imkânı vardı. Şimdi coğrafi bilgi sistemiyle, daha da önemlisi mobil sistemlerle ve yazılımlarla çok kısa sürede afetin, tahribatın, yolların ve iletişimin düzeyini ortaya koyarak yardımın gecikmeden sağlanması gerekir.” Şeklinde konuştu.“Deniz yoluyla da ulaşımın sağlanmasında fayda var”Sözlerine deniz yollarının önemine dikkat çekerek devam eden Prof. Dr. Murat Kalemoğlu şu ifadeleri kullandı; “Örneğin Tuzla’da demiryolu, altgeçit, üstgeçit zarar görebilir, birbirine yakın binalardan dolayı geçişler zorlaşabilir. Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu ve Trakya kesimine deniz yoluyla da ulaşımın sağlanmasında fayda var. Biz İstanbul Afet Planında bu hususu da gözeterek özellikle kilit personelin görev başına geçmede deniz yolunu kullanmaları tarzında plan yapmıştık. Yine Anadolu yakasında Maltepe, karşıda Silivri ve Bakırköy’de birer feribotun yeşil alan olarak sağlık kuruluşu haline getirilmesi tarzında bir düşüncem var. Askeriyede mevcut servisler bile hasta taşımaya yönelik ambulanslar ve sahra tipi yardım araçları haline getirilebiliyordu. Yine mevcut feribotlarda da afet zamanı bu gibi unsurlar yapılabilir.” Dedi.

11 AĞU 2020

Milyonlarca Aday Öğrenci ve Ailelerinden Yoğun İlgi

2020 Tercih ve Tanıtım Dönemi’ne pandemi koşulları altında giren Üsküdar Üniversitesi, aldığı yoğun önlemler ile hem yüz yüze hem de farklı dijital mecralar yoluyla aday öğrencileri bu yıl da yalnız bırakmadı. Hijyen ve fiziki mesafe kurallarına tam uyum içinde yerleşkeleri ziyaret eden binlerce üniversite adayı ve yakınları, güvenli bir ortamda tercih-tanıtım hizmeti almanın mutluluğunu yaşarken, üniversite bu tercih döneminde de pek çok farklı iletişim kanalı ile milyonlarca aday ve ailelerine ulaşmanın gururunu yaşıyor.Üsküdar Üniversitesi, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin ülkemizde de görüldüğü 2020 Mart ayı itibariyle uzaktan eğitime hızlıca adapte olmuş, ÜÜTV, ALMS, STIX ve ZOOM gibi farklı dijital platformlarla öğrencilere senkron (canlı) ve asenkron verilen eğitimlerle yükseköğretimi kesintisiz bir şekilde devam ettirmişti. Üniversite, uzaktan eğitimdeki başarısını 2020 Tercih ve Tanıtım günlerinde de sürdürdü. Türkiye’de ilk kez “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçirerek hem fiziki hem de dijital eğitimi en efektif şekilde harmanlayan Üsküdar Üniversitesi, zorlu YKS maratonunun ardından tercih yapacak aday öğrenciler için de adeta seferber oldu. İstanbul’un kalbi Üsküdar’daki yerleşkelerinde tüm temizlik, hijyen ve fiziki mesafe kurallarını harfiyen yerine getiren üniversite, 100’ü aşkın “sarı tişörtlü” görevli öğrenci ekibi, tanıtım uzmanları ve akademisyenleriyle üniversite adaylarının yanında oldu. 37 bini aşkın adayla birebir görüşmeYKS sonuçlarının açıklandığı 27 Temmuz 2020 itibariyle tüm yerleşkelerinde adaylara hizmet vermeye başlayan Üsküdar Üniversitesi, 15 günlük tanıtım dönemi zarfında binlerce aday öğrenci ve ailelerini tercih merkezlerinde ağırladı, onlara en doğru tercih konusunda destek oldu. Dijital mecraları da aktif bir şekilde kullanan üniversite, çağrı merkezi, canlı-destek, Microsoft Teams, WhatsApp, 360 derece sanal tur gibi uygulamalarla 37 bini aşkın adayla birebir iletişim kurdu. Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Mütevelli Heyet Başkanı A. Furkan Tarhan başta olmak üzere tüm akademik ve idari kadro adaylarla birebir ilgilendi. Üsküdar Üniversitesi, resmi tercih sürecinin son bulacağı 14 Ağustos 2020, Cuma gününe kadar kesintisiz şekilde tercih-tanıtım hizmeti vermeyi sürdürecek. Sosyal medyada 10 milyonluk rekor izlenme Sosyal ve dijital medyada da aktif bir iletişim yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 28 saniyelik tanıtım filmi, sadece 15 gün içinde YouTube platformu üzerinden 1 milyon 350 bin kez izlenerek üniversiteler arasında adeta bir rekora imza attı. Facebook ve Instagram’daki tanıtım videolarının gösterim sayılarıyla sadece sosyal medyadaki izlenme rakamlarının 10 milyonu aşması dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi kısa kurumsal filmi:“Türkiye’nin Fi-jital Üniversitesi” yeni öğrencilerini bekliyor! Üniversite adaylarının bu zorlu dönemde hep yanında olan Üsküdar Üniversitesi, yeni dönemde de yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitimi en efektif şekilde sentezleyerek hem fiziki hem de dijital altyapısını öğrencilerinin hizmetine sunarak “Fi-jital Üniversite” kavramını hayata geçiriyor. Böylece “Üsküdarlı” öğrenciler, şartlar ne olursa olsun daha iyi bir geleceğe bilgili ve donanımlı emin adımlarla yürüyecekler. 

05 AĞU 2020

Prof. Dr. Uzbay’dan aday öğrencilere altın tavsiyeler!

Üsküdar Üniversitesi tercih döneminde adaylara yol göstermeye devam ediyor. Adaylara yönelik instagramdan canlı olarak düzenlenen “Tercih Buluşmaları” programında alanında uzman isimler adaylara önemli bilgiler aktaracak. Canlı yayının ilk konuğu Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay oldu.Üsküdar Üniversitesi Kurumsal instagram hesabından gerçekleştirilen programın moderatörlüğünü Kurumsal İletişim Medya PR Birim Yöneticisi - Gazeteci Şaban Özdemir üstlendi.Tercih buluşmalarının ilkinde Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı, Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay “Türkiye’de Nobel’i Düşlemek ve İcat Çıkarmak” başlıklı konuşmasında aday öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu.“Üsküdar Üniversitesi pandemi sürecini çok iyi yürüttü”Konuşmasının başlangıcında Covid-19 Pandemisi nedeniyle online eğitime geçilmesini ve bu sürecin Üsküdar Üniversitesi tarafından profesyonellikle yürütüldüğüne değinen Uzbay; “Eğitimler online ortama taşındı. Üsküdar Üniversitesi bu süreci gayet güzel ve profesyonelce yürüttü. Sistem gayet güzel çalıştı ve bu öğrencilerin memnuniyetine de yansıdı. Üsküdar Üniversitesini bu işi en iyi götürenlerden biri olarak adlandırmanın doğru olduğunu düşünüyorum.” Dedi.“Sağlığa ve özgürlüğe sahip olan insan her şeyi başarır”Covid-19 Pandemisi ile birlikte bazı bölümlerin öneminin daha da iyi anlaşıldığına dikkat çeken Uzbay; “Pandemi ile birlikte en başta sağlık bilimleri çok fazla önem kazandı. Önceden siyaset ve ekonomi konuşurduk, şu anda herkesin ortak bir problemi var. Sağlığın önemi ortaya çıktı. İkinci olarak önem kazanan ve değeri ortaya çıkan bir başka bölüm ise psikoloji bölümü. Virüs, bazı insanlarda psikolojik sorunlara yol açtı. İnsan sağlığı her şeyden önemli. Bir insanın sağlığa ve özgürlüğe sahip olması lazım. Bu iki unsura sahip olan insan her şeyi yapar ve başarır. Pandemi bize birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzu ve günlük hayatımızın kıymetini anlattı.” Şeklinde konuştu.Prof. Dr. Uzbay’dan aday öğrencilere altın tavsiyeler!Sözlerinin devamında aday öğrencilere tercih konusunda bazı tavsiyelerde bulunan Uzbay, iki önemli unsura dikkat çekti ve ekledi:“Kariyer Testini Çözün”“Tercih konusunda Üsküdar Üniversitesinin önemli bir sloganı var “Hayat Tercihtir”. Hayatımızı tercih ve kararlarımız şekillendiriyor. Bu şekillendirmede üniversite önemli bir basamağı oluşturuyor. Adaylara iki önemli tavsiyem var. Birincisi ne istediklerini bilsinler. Sevmedikleri bölümde mutlu olmaları çok zor. İyi notlar alabilir, başarılı olabilirler ama mutlu olmaları için sevdikleri yerde olmaları lazım. Adayların kendilerine karşı tarafsız olup, ne istediklerini ortaya koymaları lazım. Bu anlamda bizim web sitemizde de bulunan kariyer testlerinden yardım alabilirler, kariyer testi yol gösterici olacaktır. Kariyer testini yapan adaylar %80 doğruluğa ulaşmak istiyorlarsa sorulara samimi cevap vermeleri gerekir.“Profesyonel tercih danışmanlarından yardım alın”İkinci önemli maddenin mutlaka profesyonel destek olduğuna dikkat çeken Uzbay, “Adayların mutlaka profesyonel tercih danışmanlarından yardım almaları önemli. Tercih danışmanları ile görüşsünler. Üniversitelerin tercih tanıtım günlerine katılsınlar. Bizim üniversitemizde de var. Bu imkânlardan yararlanmakta, profesyonel yardım almakta fayda var.” İfadelerini kullandı.“Üniversite seçimi çok önemli”Üniversite seçiminin de en az tercih listesi kadar önemli olduğunun altını çizen Uzbay; “Üniversite daha bir yaşam sürebilmek için bir basamak ama sadece bundan ibaret değil. Üniversitenin aynı zamanda araştırmaya, geliştirmeye, entelektüel beceri kazandırmaya da yönelik olması lazım. Şimdiki gençler çok şanslı özellikle İstanbul’da pek çok üniversite var. Ben şu an üniversite seçecek olsaydım ilk önce akademik kadrosuna bakardım. Bu bağlamda gençlere tavsiyem şu dört maddeye dikkat etsinler.- Birincisi akademisyenlerin CV’lerine baksınlar.- İkincisi üniversitenin olanakları çok önemli. Laboratuvar, AR-GE imkânlarını mutlaka araştırsınlar.- Üçüncüsü üniversitenin bulunduğu lokasyon.- Son olarak da en önemlisi adayın üniversiteye içinin ısınması çok ama çok önemli. Kapıdan içeri girdiğinde aday kendini orada hayal edebiliyorsa o zaman tercih edebilir.” Dedi.

30 TEM 2020

Üsküdar Üniversitesi Öğrencilerinin Memnuniyetini Araştırdı!

Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerinin memnuniyet düzeylerini ölçümledi. Yaklaşık 17 bin öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde üniversitenin uzaktan eğitim, sosyal medya ve teknolojik altyapısına ilişkin görüşleri değerlendirildi. Çalışmada dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80 çıkarken, uzaktan eğitim uygulamalarına ilişkin memnuniyet düzeyi ise %78 olarak yansıdı.Üsküdar Üniversitesi’nde 2019-2020 Bahar döneminde öğrencilerin memnuniyet düzeyleri ölçüldü. 16 bin 991 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada özellikle pandemi sürecinde uzaktan eğitim ve teknolojik altyapıya ilişkin görüşler değerlendirildi.Çıkan sonuçlar ise şu şekilde:Sosyal medya uygulamalarından %80 memnuniyet“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanalları aktif olarak kullanımı ve bilgilendirme faaliyetleri yeterlidir” önermesine 14 bin 983 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 960 katılımcı olumlu görüş bildirdi.Dijital ulaşılabilirlik memnuniyeti %80“Çağrı merkezi, ondestek, whatsapp hattı gibi iletişim kanalları kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” önermesine 14 bin 110 katılımcıdan %80 oranındaki 11 bin 223 kişi olumlu cevap vererek katıldığını belirtti.Uzaktan eğitim uygulamalarında %78 memnuniyet“LMS, ZOOM, ÜÜTV vb. senkron eğitimler kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 15 bin 275 katılımcıdan %78 oranında, 11 bin 935 kişi olumlu cevap vererek katıldığını söyledi.STIX programından %85 memnun kaldıUzaktan eğitim sisteminin bir parçası olan STIX dosya paylaşım uygulamasına ilişkin olarak da öğrencilere memnuniyet durumları soruldu. “STIX dosya paylaşım sistemi kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” değerlendirmesine 15 bin 381 katılımcıdan %85 oranında 13 bin 126 kişi olumlu bulduğunu belirtti.Uzaktan eğitim teknolojilerinden memnuniyet de yüksek“Uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanımından genel olarak memnunum” önermesine ise 15 bin 225 katılımcıdan %73’ü (11 bin 163 kişi) olumlu bulup katıldığını ifade etti.İdari hizmetlerde memnuniyet %81 oranında“İdari hizmetler (ders kayıt, belge alma, askerlik işlemleri vb.) yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye 13 bin 915 kişiden %81 oranındaki 11 bin 211 kişi olumlu yanıt verdi.Danışman hoca memnuniyeti %81 “Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” önermesine 14 bin 409 kişiden %81 oranında 11 bin 679 kişi olumlu bulup katıldığını söyledi.Online mecralardaki etkinlikler %81 oranında yeterli bulundu“Online mecralarda yapılan sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” önermesine 13 bin 800 katılımcıdan %72’si yani 9 bin 919 kişi olumlu görüş bildirdi.Kütüphane kaynak yeterliliği memnuniyeti %77“Kütüphane gerek duyduğum her türlü kaynak açısından yeterlidir” önermesine 13 bin 294 kişiden %77 oranındaki 10 bin 272 kişi olumlu görüşlerini iletti.  Öğrenciler rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden memnun“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki değerlendiremeye 12 bin 272 katılımcıdan %78’i (9 bin 535 kişi) olumlu yanıt verdi.%73’ü aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söylüyor“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” değerlendirmesinin de sorulduğu çalışmada 14 bin 995 katılımcıdan %73’ü (10 bin 896 kişi) aldığı eğitimin beklentilerini karşıladığını söyledi.

08 TEM 2020

Psikiyatrist Kesebir, Beyin Dalgalarının Ritmini Yazdı

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir tarafından kaleme alınan “Bir Psikiyatristin Penceresinden Beyin Dalgalarının Ritmi” isimli kitap, Üsküdar Üniversitesi (ÜÜ) Yayınlarından okuyucusuyla buluştu. Kitabın bir derleme olmadığını belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, kitabın özgün fikirlerden, özgün sorulara verilmiş özgün yanıtlardan kaynak aldığını söyledi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir tarafından kaleme alınan “Bir Psikiyatristin Penceresinden Beyin Dalgalarının Ritmi” isimli kitap, okuyucusuyla buluştu.Üsküdar Üniversitesi (ÜÜ) Yayınları tarafından yayımlanan “Bir Psikiyatristin Penceresinden Beyin Dalgalarının Ritmi” isimli kitapta aşağıdaki konu başlıkları yer alıyor:“5G’yi Bekliyor muyuz?”, “Beyin Dalgalarının Ritmi, Entropi ve Kaos”, “Duygudurum Bozukluklarında EEG”, “Duygudurum Bozukluğunun Fizyopatolojisi: EEG İzdüşümü”, “EEG ile Değerlendirirken Duygudurum Bozukluğuna Boyutsal Yaklaşımın Farkı ve Önemi”, “Risk Etkenleri, Tedaviye Direnç, Dayanıklılık: Bipolar Olgular, Birinci Derece Yakınları ve Sağlıklı Bireylerin Karşılaştırılması, Mizacın Rolü”, “EEG Şizoafektif ve Bipolar Bozukluk Tanılı Olguları Ayırt Eder mi? A Kümesi Kişilik Bozukluklarının Rolü”, “EEG Unipolar ve Bipolar Bozukluk Tanılı Olguları Ayırt Eder mi?”, “İlk Atak Manide EEG: Çocukluk Çağı Travmalarının İzi”.Kitabın bir derleme değil, özgün fikirlerden, özgün sorulara verilmiş özgün yanıtlardan kaynak aldığını vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar EEG başlığı çift anlamlıdır. İlki bipolar bozukluk adını verdiğimiz duygudurum bozukluğundan esinlenmiştir ki bu bozuklukta depresyon ve mani dönemleri birbirini izler, birlikte yer alır. İkincisi ise EEG’nin iki uçlu yapısından esinlenmiştir. Yavaş ve hızlı dalganın biribiri ile uyumu. Doğada herşey zıddıyla var, gece, gündüz, yaz ve kış… Bu kitabın oluşumunda mutfağını sunan Sevgili Hocam Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü-Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a, nöroloji penceresini her daim açık tutmuş Sevgili Hocam Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ’a saygı, sevgi ve teşekkürlerimi sunarım” dedi.Prof. Dr. Sermin Kesebir kimdir?Prof. Dr. Sermin Kesebir, 1995 yılında Dokuz Eylül Tıp Fakültesini bitirdi. Psikiyatri uzmanlık eğitimini Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalında tamamladı (2002). Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinde mecburi hizmetini yaptıktan sonra, 2008’de Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinde doçent unvanını aldı. 2009-2014 yılları arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde eğitim görevlisi olarak, akut psikoz servisinin idaresini yürüttü. 2014 yılından bu yana Üsküdar Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde profesör öğretim üyesi olarak ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesinde ayaktan tedavi biriminde ve konsultan hekim olarak görevini sürdürmektedir.

03 TEM 2020

“Uzaktan Eğitim” Tecrübemiz Sınırları Aştı!

 Pandemi döneminde dijital dönüşümü hızla gerçekleştirerek eğitim faaliyetlerine kesintisiz şekilde devam eden Üsküdar Üniversitesi’nin bu yöndeki tecrübesi, ülke sınırlarını aştı. Haftanın 6 günü canlı ders yayınları yapan Üsküdar Üniversitesi Televizyonu (ÜÜTV) ile dünyanın her yerine ulaşan uzaktan eğitim derslerimiz, Mekadonya’daki Türk öğrenciler tarafından da ilgiyle izleniyor. COVID-19 nedeniyle uzaktan eğitime geçen Üsküdar Üniversitesinin bahar dönemi boyunca ÜÜTV’den canlı yayınlanarak resmi Youtube hesabına yüklenen ders videolarına diğer üniversite öğrencileri de yoğun ilgi gösterdi. Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Özdemir sosyal medya üzerinden video dersler hakkında teşekkür mesajları aldıklarını belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Özdemir, uzaktan eğitim sürecini ÜHA’ya değerlendirdi.“Üsküdar Üniversitesinde eğitim aksamadan devam etti”Pandemi sürecinde eğitim alanında büyük bir değişiklik yaşandı. Örgün eğitim alan öğrenciler birdenbire evlerinden eğitim almaya başladı. Üsküdar Üniversitesi uzaktan eğitim sürecinde neler yaptı?Ben ve benim gibi genç Öğretim Üyeleri zaten bu tür iletişim araçlarını kullanıyordu. Bizim Z kuşağı, yani öğrencilerimiz de buna hazırdı. O yüzden pandemi ve izolasyon süreci başlar başlamaz hatta aynı hafta içinde, için tüm alt yapıya zaten sahip olan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Dekan Hocalarımız sayesinde benim de istediğim ulaşım metodlarını bize sundu. Biz de bu imkânı genç arkadaşlarımızla kullanmak için elimizden geleni yaptık. Gerek Üsküdar Üniversitesi TV den canlı yayınlanan ve daha sonra Youtube’dan paylaşılan ders videoları, gerekse sanal sınıflar sayesinde teorik eğitim hiç aksamadan devam etmiş oldu.“Derslerimizi gönül rahatlığı ile anlattık”Tıp Fakültesi hem teorik hem uygulama gerektiren bir disiplin. Pandemiyle birlikte birçok şeyi deneyimledik eğitimci ve öğrenciler olarak. Öğrencilere ders anlatma konusunda sorun yaşadınız mı?Herhangi bir sorun yaşamadık. Çünkü Üsküdar Üniversitesinin teknik alt yapısının buna hazır olması ve çok hızlı alınan aksiyon ve kararlar sayesinde Kurucu Rektör ve Dekanımızla belirlediğimiz hususlarla gençlere ulaşmayı başardık. Diğer hocalarımız sanal sınıflarda derslerini anlattılar. Canlı yayın derslerinin verildiği Üsküdar Üniversitesi TV de bina girişinde bireysel kontroller, maske, izolasyon ve dezenfeksiyon kurallarını zaten çok düzgün bir şekilde uygulanıyordu. Böylelikle hiçbir zorluk yaşamadan derslerimizi gönül rahatlığı ile anlattık. Bunun için başta Ayça Türk Hanım olmak üzere tüm ekibe teşekkür ediyorum. Hem keyifli, hem de yeniliklerle dolu bir dönem oldu açıkçası.“Yeni bilgilere açık olmak beni çok mutlu etti”Üsküdar Üniversitesi uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerine senkron ve asenkron farklı kanallardan ulaştı. Verilen eğitimin kalitesini değerlendirir misiniz? Genç bir Genetik Uzmanı Öğretim Üyesi olarak zaten insanlara en iyi ve en son bilgileri verebilecek düzeydeydim ama önemli olan bunu öğrencilerimize aktarabilmekti. TV’den yaptığım canlı yayın ve sonrasında izleme imkanı olan videolar ile onların geri dönüşlerinden de bunu başardığım ortaya çıktı. Derslerde bu kadar keyifle, yeni bilgilere açık olmak beni çok mutlu etti. Üniversitemizin bize sağladığı imkânlar sayesinde bu bilgiler öğrencilerimizin zihnine keyifle yerleşti.Makedonya’dan bile dersler dinlendi!Öğrencilerinin verilen eğitimden memnun kaldığını düşünüyor musunuz, öğrencilerden ya da dışarıdan gelen tepkiler nasıl? Öyle ki farklı ülkelerden kişiler sizin ders videolarınızı seyrederek, çok memnun kaldığını, sizlere çok teşekkür ettiğini bizlere de iletti?Z kuşağında her işin başarısı geribildirimler/ geridönüşler sonunda değerlendirilir. Burada geri dönüşler çok olumluydu, hatta beni ağlatacak kadar mutlu etti. Üsküdar Üniversitesi’nin öğrencileri kadar üniversitemizin cömertliği sayesinde yeryüzünde Türkçe konuşan bütün öğrencilere açık bir görüntülü kütüphane oluşturmamızı sağlayan bu alt yapı sayesinde Makedonya’dan bile dersleri dinlediğini hatta bu dersler sayesinde sınavlarını başarıyla geçtiklerini bildiren ve buna teşekkürlerini sunan insanlarla dolu bir kariyerim oldu. Bunu da Üsküdar Üniversitesine ve Rektör ve Dekanımızın bize sunduğu alt yapıya borçluyum.Bilgi çağında, bilgiyi paylaşmak ve bilgi veren olmak çok gurur verici.Uzaktan öğretim öyle ki sınırları ortadan kaldıracak... Bu konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Biraz önce de söylediğim gibi sadece üniversitemizin öğrencilerinden değil yurt dışında bu görüntülü kütüphanemizden faydalanan gençlerin başarılarını bana bildirmeleri, Üsküdar Üniversitesinin bize sağladığı olanaklar hepimizi daha ileriye, daha güzele taşımak için bir fırsat. O yüzden çok çok mutluyum. Bu geribildirimler gelmeye devam ediyor. Umarım Makedonya, Avrupa ya da dünyanın Türkçe konuşulan diğer ülkelerinden öğrencileri, sanal sınıflarımızdan, Üsküdar Üniversitesi TV’den ve Youtube videolarımızdan faydalandıklarını görebiliriz. Bilgi çağında, bilgiyi paylaşmak ve bilgi veren olmak çok gurur verici. Bunun mutluluğu ise tarifsizteşekkür ederim .

02 TEM 2020

Müziğin Sinirbilimle İlişkisini Anlatıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ Açık Radyo programının canlı yayın konuğu oldu. Tanrıdağ, "Sinirbilimin tarihi ve felsefesi, edebiyat ve müziğin sinirbilimle ilişkisi" konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tanrıdağ, sol beynin dil beyni olduğunun anlaşıldığını söyledi.“Sol beynimizin dil beyni olduğunu pratik olarak kabul ediyoruz”Eğitim süreci ile ilgili paylaşımlarda bulunan Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, duygu temelinde gelişen müzik algısı tempo algısı ve doğadaki seslerin canlının beyninde bıraktığı izler bağlamında dilden daha önce evrimleştiğine inandığını belirtti. Tanrıdağ, “Dilin rasyonel bir iletişim biçimi yani alıcı ve verici iletişim biçiminde matematiksel olarak kurularak geliştiğine inanan birisi olarak duygu temelinde gelişen müzik algısı tempo algısı ve doğadaki seslerin canlının beyninde bıraktığı izler bağlamında dilden daha önce evrimleştiğine inanıyorum. Ayrıca 1860’dan beri yapılan bilim, beynin neresiyle ilişkili olduğu anlaşılmış durumda ve sol beynimizin dil beyni olduğunu pratik olarak kabul ediyoruz. Aslında her gün karşımıza çıkan nöroloji hastaları sağ taraflarında felç taşıyorlarsa yani sol beyinlerinde bir problem varsa öncelikle dil problemiyle ortaya çıkıyorlar. Bunun ispatı bu. Müzik hem algılama hem de ortaya koyma anlamındadır. İletişim müziğin bir parçası tamamı değil. Müzik bir parçasıyla iletişim görevini görebilir bu iletişim görevini görebilmesi için müziksel sembollerin tempoları insan beyninde yer etmiş olması lazım ki bunlar iletişim becerisi haline dönüşebilsinler. Bu iletişim biçimi haline dönüştüğü zaman okunabilen, yazılabilen müzik haline geliyorlar. Dolayısıyla öncelikle müziğin duygunun evrimi, duygunun algılanması ve ortaya konması bağlamında dile evriminden önce başladığını bende düşünüyorum.” Şeklinde konuştu.

11 HAZ 2020

“Covid-19 Her Ülke Özelinde Kendi Hikâyesini Yazıyor”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dâhili Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Dünya Eczacıları Covid-19 Buluşması” etkinliğine katıldı. Programın moderatörlüğünü üstlenen, her ülkenin Covid-19’a karşı değişik mücadele stratejisi izlediğini ve kendi hikâyesini yazdığını söyleyen Uzbay, gerçek hikâyeyi veya kimin doğru hikâye yazdığını anlamak için ise biraz zamana ihtiyaç duyulduğunu söyledi.  İngiltere, Fransa, Finlandiya, İspanya ve Türkiye’den eczacıların katıldığı webinar etkinliğinde Covid-19 sürecinde eczacıların rolü ve deneyimleri konuşuldu.“100 yılda bir pandemi yaşanıyor”19 Aralık 2019 tarihinde Çin’de ortaya çıkan Covid-19’un tüm dünyaya yayılarak ciddi pandemiye neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, pandeminin önceleri hafife alındığını söyledi. Uzbay, “Biz böyle bir pandemiyi ilk defa görüyoruz ancak 100 yılda bir pandemi yaşanıyor. Günümüzdeki yüksek teknoloji gelişmelerine rağmen pandeminin dünya ekonomisini aniden durdurmasına engel olamadı. Özellikle 2-3 aydır ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Virüsü hafife alanlar kısa sürede bunun hafife alınmayacak bir şey olduğunu maalesef ölümlerle yüzleşerek gördü. Bu ciddiye alınması gereken bir durum” dedi.“Pandemi çok şey öğretti”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, sağlık ve eğitim sistemine yatırım yapmanın önemine ne yazık ki pandemi sırasında anladığımızı ifade etti. Uzbay, “Sağlık sisteminin ve sağlıkta sosyal devlet anlayışının ne kadar önemli olduğunu gördük. İnsan hakları evrensel beyannamesi doğrultusunda bütün insanların ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin eşit oldukları hepimizin görmesi gereken bir gerçek. İnsan sağlığının korunması ve hastalandıklarında tedaviye ulaşmaları ise anayasal bir haktır. Bu hak Türkiye Cumhuriyeti anayasasında ve diğer tüm ülkelerinin anayasalarında yer alıyor” ifadelerini kullandı.“Covid-19 her ülke özelinde kendi hikâyesini yazıyor” Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Her ülkenin Covid-19’a karşı değişik mücadele stratejisi izlediğini belirtti. Uzbay, “Pandemiye neden olan virüsün yayılımını göz önüne aldığınızda total ağırlığının yaklaşık 1 gr ağırlığında olduğu tahmin ediliyor ve bu virüs an itibariyle tüm dünyada yaklaşık yedi milyon saptanan vakaya ve dört yüz binden fazla ölüme neden olmuştur. Ne yazık ki hala öldürmeye devam ediyor. Her ülke Covid-19’a karşı değişik mücadele stratejisi izledi. Bu pandemi süreçlerinin doğal bir seyridir. Covid-19 her ülke özelinde kendi hikâyesini yazıyor. Gerçek hikâyeyi veya kimin doğru hikâye yazdığını anlamak için biraz daha zaman var” dedi“Covid-19 sürecinde en büyük risk grubunda olan sağlık çalışanlarıydı”Virüs nedeniyle hayatını kaybedenleri saygı ile anarak sözlerine devam eden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, covid-19 sürecinde en büyük risk grubunun sağlık çalışanları olduğunu söyledi. Uzbay, “Bu virüsü hala anlamaya çalışıyoruz. Eczacı, hekim ve hemşire insan sağlığını ve tedavisinin olmazsa olmaz üç elemanıdır. Covid-19 sürecinde en büyük risk grubu sağlık çalışanları olmuştur” şeklinde konuştu.

03 HAZ 2020

Aşağılamaya Rağmen Mesleğinden Vazgeçen Eczacı Olmadı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dâhili Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Novartis tarafından düzenlenen “Eczacı Olmak” programına katıldı. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Eczacıların pandemi sürecindeki sorunlarını, sahada verdikleri mücadeleleri ve bunun getirdiği sıkıntılar” konusunda paylaşımlarda bulundu.“Eczane bir noktada hastane gibi oldu”Prof. Dr. Uzbay, eczanelerin Covid-19 sürecindeki hizmetleri ve sorunları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Uzbay, “Kronik hastaların ilaç tedariki için son derece önemliydi. Her zaman olduğu gibi bu dönemde önemleri daha da arttı. Çünkü sağlık merkezlerinde, aile hekimlerinde olacak ilaçların yazılması veya bazı ilaçların tekrar hastanede yapılması gerekirken bütün işlem eczaneye geldi. Yani eczaneler bir noktada hastane gibi oldu ve çok fazla sayıda hasta yüküyle karşı karşıya geldi. Diğer taraftan COVİD testi pozitif çıkan biri de elinde reçetesiyle eczaneye geldi. Şimdi burada eczacılar aynı hekimler gibi birinci derecede ciddi bir riskle karşı karşıya kaldılar” dedi.“Eczacılar kendi başlarına kaldı!”Türkiye genelinde eczacılar ve eczane sahipleri içerisinde karışıklıklar olduğunu belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Türkiye çapında 27 bin eczane şöyle bir beklentiye girdi; ortak olarak kendimizi nasıl koruyacağız? Yani maskemi takacağız, maske takacaksak hangi tip maske takacağız, içeriye kaç tane hasta alacağız, içerden mi hizmet vereceğiz dışarıdan mı hizmet vereceğiz, tulum mu giyeceğiz, gözlük mü takacağız bunların hepsi bir kaos yarattı. Burada beklenen meslek örgütünden, Türk Eczacılar Birliği’nin ortak bir şey yayınlaması gerekiyor. 27 bin eczacıya şu şekilde korunmalısınız gibi söylemlerin yayınlanması gerekiyor. Burada biraz eczacılar kendi başlarına kaldılar ve kendi başlarına kalmakla kalmadılar herkes kendi başına bir çözüm üretti.” ifadelerini kullandı.“Aşağılamaya, baskıya rağmen mesleğinden vazgeçen eczacılar olmadı”       Prof. Dr. Tayfun Uzbay, eczacıların koronavirüs sürecinde ilaç tedariki yerine bir anda maske ve dezenfektan konusuyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Uzbay, “Bir anda maskelerin fiyatları arttı, kolonyaların dezenfektanın fiyatı çok yükseldi ve halk bunun sorumlusu olarak doğrudan doğruya eczacıyı gösterdi. Ve buna da net bir açıklama medya kanallarından gelmedi. Böyle olunca halk ile eczacı karşı karşıya geldi. Ben bunu çok yakın çevremde de gördüm. Meslektaşlarım ‘Eskiden tanesini yirmi beş, elli kuruşa aldığımız maske dört liradan eczaneye giriş yapıyor biz bunu beş liraya veriyoruz ve bir anda fırsatçı damgası yiyorum. Ben bu değilim.’ diyor. Bu süreçte eczanelere ticaret bakanlığından falan cezalar kesildi. Bunların daha sonra haksız olduğu anlaşıldı. Eczacılar bu süreçte gerçekten ciddi bir şekilde sıkıntı yaşadı. Zaman içerisinde bazı şeyler düzeldi.Ancak maske satışının yasaklanarak maske işinin bu sefer yine eczacıya yüklenmesiyle eczacının diğer işini yapamamasına neden oldu. Bunun da altını çizmek lazım. Bunları hep yaşayarak aştık. Meslektaşlarımız her şeye rağmen eczanesini bırakıp giden, tezgâhını terk eden, hizmet sunmaktan vazgeçen veya ben bunu yapmayacağım diyerek her türlü aşağılamaya, baskıya, sosyal medyadaki çirkin saldırılara rağmen mesleğinden vazgeçen eczacılar olmadı. Aksine bu süreç içerisinde verdikleri mesajla toplum sağlığının emrinde ve hizmetinde olduklarını söylediler” şeklinde konuştu.

22 MAY 2020

“Bilim İnsanlık İçindir, Kapital ve Ticaret için Değildir”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dâhili Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Gebze Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünün düzenlediği çevrimiçi gerçekleştirilen “Biyoteknolojide Seminerler” programına katıldı. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Covit-19 Pandemi Sürecinde Cehalet Bilimi” konusunda paylaşımlarda bulundu.“Bilim yapabilmek için bilimsel düşünmek gerekir” Bilimin tanımını yapan ve bilimin doğru düşünme sistematik olarak bilgi edinme süreci olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bilim bizi bilgilendiren bir süreçtir. Doğru düşünerek sistematik olarak bilgi ediniriz. Bilimin amacı, yaşadığımız dünyada doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırıp bunun sistematik bir şekilde insan ve insanlık yararını gözeterek değerlendirmektir. Bilim dogma değildir. Yanılmaz dogmalar içeren bir öğreti hiç değildir.Tutarlılık ölçütü içinde tutarlı bir şekilde sınama, yanılsama ve yanılgıyı ayıklama sürecidir.Teknoloji geliştikçe bilim yanılabilir, eski bilgiler önemini kaybedebilir, yerine yeni bilgiler gelebilir. Bunları tutarlı bir şekilde yenileyerek yoluna devam eder. Bilim yapabilmek için bilimsel düşünmek gerekir. Bilimsel düşünce analitik düşünme demektir aslında. Analitik düşünmek olayları neden sonuç ilişkisi içerisinde akıl süzgeci içinden geçirip tarafsız şekilde analiz edip en doğru sonuca ulaşmaktır. Analitik düşünme çerçevesinde bilimsel gelişmelerle insanların yaşam kalitesi ve yaşam süresi giderek artmıştır.” dedi.“Bilimde olması gerekenle değil olanla uğraşmalısınız”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bilimsel bilginin olmazsa olmaz özellikleri olduğunun belirtti. Uzbay, “Bu verileri doğru biçimde yorumlamışsanız bilimsel bilgi elde edersiniz ve bilimsel bilgi bilimsel yöntemlerin doğru uygulanmasıyla elde edilir. Bilimsel bilgi çok değerlidir. Ancak bilimsel bilginin olmazsa olmaz bir takım özellikleri vardır. Elde ettiğiniz bilimsel bilgiyi tarafsız bir yaklaşımla elde etmeniz lazım.Ayrıca doğru ölçme ve değerlendirmeyle ölçüp değerlendirmeniz lazım.Yani hatalı bir değerlendirmeyle hatalı bir bilimsel değerlendirmeye ulaşabilirsiniz. Hangi yöntemin hangi ölçme ve değerlendirme tekniğine uygun olduğunu bilmeniz gerekir. Elde ettiğiniz sonucunun yarıca kanıtlanabilir olması lazım. Bu sadece sizin laboratuvarınızda geçerli olmamalı. Ve olması gerekenle değil olanla uğraşmalısınız. Ayrıca da dil, din, milliyet ve ırk ayrımı olmaksızın geçerli olmalıdır. Yani bilimin evrenselliği prensibi burada geçerlidir.” ifadelerini kullandı.“Pandemi sürecinde kanıta dayalı olmayan ürünler piyasaya çıktı” Prof. Dr. Tayfun Uzbay, pandemi sürecinde ortaya kanıta dayalı olmayan şekilde covid-19 tedavisinde kullanılacak çeşitli ürünlerin piyasaya sürüldüğünü ve bunların reklamının yapıldığını belirtti.“Bilim insanlık içindir, kapital ve ticaret için değildir”Konuşmasında bilimin kapitalist sisteme taviz vermemesinin gerektiğine de değinen Uzbay, “Bilim etik zeminde yapılacak dedik. Bilim ideal gerektirir. İdealist olmanız lazım. Biz bu patent işini de çok fazla abartıyoruz. Bu, kapitalist sistemin bir dayatmasıdır. Patent alınacak alanlar vardır alınamayacak alanlar vardır. Tüm insanlığa mal olması gereken bilimsel buluş ve keşifler vardır. Bilim insanlık içindir, kapital ve ticaret için değildir. Öncelikle bunu ortaya koymamız lazım. Cehalet bilimini besleyen de bilimin kapital olarak ele alınmasıdır, bu sistem içerisinde ticari olarak değerlendirilmesidir” ifadelerini kaydetti.

16 MAY 2020

"Kanıtı Olmayan Bilgiler İnsanlara Zarar Veriyor”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dâhili Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Eczacılık Fakültesinin düzenlediği “Pandemilerde Eczacıların ve Eczacılığın Rolü” başlıklı Webinar etkinliğine konuk oldu. Uzbay, ‘Covid-19 Pandemisinde İlaçla Korunma Tedaviye Yönelik Tartışmalar ve Gerçekler’ konusunda önemli paylaşımlarda bulundu.“Gerçek ile beklenti birbirine karıştı”Gerçek ve hayalin koronavirüs sürecinde çok defa birbirine karıştığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Gerçekle beklenti çok defa birbirine karıştı bu süreçte. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı en son 14 Nisan tarihinde güncellediği bir SARS COV2 enfeksiyon rehberi var. Bu rehberdeki ilaçlara baktığımızda hali hazırda kullanımda olanların başında meşhur sıtma ilacı hidroksiklorokini görüyoruz. Eğer bakteriyel enfeksiyon gelişirse azitromisin gibi antibiyotikler kullanılıyor. Antiviral olarak Çinden gelen ilaç olarak bilinen (aslında Japon patentli bir ilaçtır) favipiravir de kullanılıyor. Kan sulandırıcılar gündeme geldi ve tedavi sürecine önemli bir katkı sağladı. Kılavuza göre gebelerde lopinavir/ritonavir kombinasyonu tercih ediliyor. Elimizdeki konvansiyonel silahlar bunlar” ifadelerini kullandı.“C vitamininin koruyucu olduğuna dair bir kanıta sahip değiliz”Prof. Dr. Uzbay, C vitamini ile ilgili bilgi verdi. Uzbay, “C vitamini hekim takdirine bağlı olarak hastalığın seyrine göre kullanılıyor. Sosyal medya da maalesef burada iyi sınavı veremedi. Ana akım medya daha fazla işinin ehli uzmanları çıkardı. Gerçi onlar da son zamanlarda yine fabrika ayarlarına dönmeye başladı. Medya aslında kötü başlamıştı, daha sonra daha doğru bir yola girdi. Şu anda sosyal medya Covid-19 bağlamında çok kirli bir mecra. Burada hidroksiklorokinin koruyucu olabileceği çok tartışıldı. Aslında hisroksiklorokinin koruyucu olduğuna dair elimizde kanıta dayalı şu anda hiçbir bilgi yok. Bu ilacın bir takım yan etkileri var. Kalpte ritim bozukluğuna yol açıyor.Bu nedenle gereksiz kullanılmaması gerekiyor. Sadece tedaviye erken başlandığında daha etkili olduğunu biliyoruz. C vitamininin de koruyucu olduğuna dair herhangi bir kanıta sahip değiliz. Ancak bazı vakalarda faydalı olduğuna dair az sayıda çeşitli olgulardan oluşan gözlem sonuçları söz konusu” dedi. Burada maalesef Çin’de bir üniversiteden yapılmış bir çalışma gibi gösterilen bir çalışmanın izini sürdüğümde oradaki hekimin sadece gözlemsel demeçleri olduğunu gördüm. Bu konu Avrupa’da epeyce tartışıldı. Şu anda C vitamini eksiliğinin bir sorun teşkil ettiğini, eğer C vitamini eksikliğiniz varsa bunu bir miktar takviye ile yerine koymanız gerektiğini söyleyebiliriz. Ancak bunun koruyucu olduğunu düşünmek son derece yanlış. Halk kolay uygulanabilir olması nedeniyle de bu C vitaminlerine çok fazla bel bağladıO kadar kolay değil…Uzbay sözlerinin devamında, “Avusturya’da ivermektin isimli, hayvanlarda kullanılan bir parazit öldürücünün laboratuvar şartlarında virüsü öldürdüğüne dair bir makale yayınlandı. Ardından da bu ilaç klinik çalışmalar için onaylandı. Buna çok fazla anlamlar yüklendi. Hatta Televizyon programlarında ‘Ne olacak canım bir kriz dönemindeyiz on tane hastada pilot çalışma yapılabilir.’ diyen akademisyenler çıktı. Bu işler o kadar kolay değil. On tane hastayı ezbere seçerek bunları veremeyiz. Sağlık bakanlığının ve etik kurulunun onayı olması lazım. Ayrıca hasta yakınlarının çok ayrıntılı bilgilendirilmesi lazım. An itibarı ile ivermektin çalışmalarının seyri hakkında da yeni bir haber yok, konu neredeyse gündemden tamamen düştü, ancak ilk tartışıldığı günlerde insanlar parazit öldürücülerin peşine düştü” dedi.“Nikotinin bağımlılık yaptığı göz ardı edildi”Salgın sürecinde aslı olmayan birçok ilaç ve bitkilerin tedavide çözüm olduğunun gündeme gelmesine değinen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Pelin otu gündeme geldi biliyorsunuz bu apsent dediğimiz yüksek alkollü bir içkinin yapılmasında kullanılıyor. Madagaskar’da çok speküle ettiler ve insanlar pelin otu peşine düştü. Bunun da kanıta verisi yok ve araştırılmaya muhtaç bir noktada.Nikotinle ilgili bir yaygara kopartıldı, insanlar nikotin sakızlarına ve nikotin bantlarına yöneldiler. Fakat nikotinin bağımlılık yaptığı göz ardı edildi. Yani bağımlılık yapan şey sigara değildir sigaranın içindeki nikotindir. Bu haberler maalesef çok fazla ortalıkta dolaştı ve gereksiz tartışıldı. Bilimin kendi olağan akışı içerisinde bunlar araştırılabilir.” ifadelerini kullandı.“D Vitamini gereksiz ve yüksek dozlarda kullanılmamalı”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Süreçte dornaz alfadan, famotidin gibi mide ilaçlarına kadar farklı amaçlarla kullanılan ilaçların Covid-19 tedavisinde etkili olabileceği de tartışıldı. Türkiye’de pek konu edilmedi ancak sildenafil (viagra) bile Covid-19’da etkili olabileceği gerekçesiyle tartışılıyor. En son olarak da Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin D vitamini eksiklikleri olduğu iddiası ile peş peşe yöntemsel bakımdan eksiklikler içeren acele basılmış bilimsel makalelerle karşılaştık. D vitamini eksikliği önemli bir konu, eksikse yerine konmalı, ancak C vitamini kadar kolay atılmıyor vücuttan. Birikebiliyor, fazlasının ciddi yan etkileri var ezbere kullanılmamalı. Kaldı ki iyileşen yaşlılarda veya hayatını kaybeden gençlerde D vitamini eksikliği olup olmadığının da cevabı yok. Yapılan bir çalışmada da ağır hastalara D vitamini yüklemesinin bir yararı olmamış. Yani D vitamini konusu da kanıta muhtaç hala.“Kanıtı olmayan bilgiler insanlara zarar veriyor”Akademisyenlerin kanıta dayalı olmayan bilgileri ekranlarda tartışmaları da topluma zarar veriyor. Şu anda sokaktan içeri sokamadığımız, rahat dolaşan, sosyal mesafeye uymayan insanların bu rahatlık içerisinde hareket ettiğini söyleyebilirim.” şeklinde konuştu. Ortaya kesin olmayan birçok ilaçla tedavi etme yöntemi atıldığını vurgulayan Tayfun Uzbay, “Peki, neden böyle oldu, neden gerçekle hayal birbirine karıştı. Tabii, umut etmek istiyoruz. Bende dâhil hepimiz umut etmek istiyoruz. Aşı konusunda uzmanlar konuşurken daha güzel, daha umut verici şeyler söylesin istiyoruz ama onlar gerçekleri söylüyor, olabilecekleri söylüyor.” şeklinde konuştu.“Kapitalist sistem itibarını korumak için her yolu deniyor”Konuşmasında bilgi kirliliğine de değinen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Medya çok enteresan bir şeydir. Medyayla dans etmek kolay bir şey değildir. Bu süreçte medyanın yanı sıra bazı ciddi bilim dergileri de iyi bir sınav vermediler. Normal koşullarda basılmayacak, yöntemsel eksiklik içeren birçok makale kolay basıldı ve bazı bilim insanları bu makalelere dayanarak abartılı yorumlar yaptılar. Bazen de bilim insanları toplum karşısında konuştuğunu unutup kendini bilimsel bir kongre salonunda sanıp gereğinden fazla da konuşabiliyorlar. Bunlar da maalesef toplum tarafından yanlış algılanıp bilgi kirliliğini destekliyor. Medya ve toplum hızlı çözüm beklerken ve kapitalist sistem de itibarını sürdürmek için her yolu deniyor” ifadelerini kaydetti.

06 MAY 2020

1 Konu 1 Konuk Etkinliği Online Gerçekleşti!

Üsküdar Üniversitesi İş Güvenliği, İş Sağlığı ile Çevre Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi ÜSGÜMER'in düzenlediği 1 Konu 1 Konuk etkinliğinin 27’nci oturumu online olarak gerçekleştirildi. Programın konuğu Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin oldu.27’nsi düzenlenen online programda Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin “İş Güvenliği Profesyonellerinin Covid-19 Salgınında Sorumlulukları, Eğitim ve Tedbirlerde Yapmaları Gerekenler” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.“Etkili iletişim sayesinde maske taktırdık”Dr. Öğr. Üyesi Özşahin, ilk olarak Covid-19 salgınıyla virüsün karakteri, etkileri, tedavi hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve iletişim alanındaki çalışmalarla ilgili bilgilendirmelerde bulundu.  Özşahin, “Sigara içmeyi bıraktıramadığımız, emniyet kemeri taktıramadığımız topluma etkili iletişim sayesinde maske taktırdık” dedi.“Riski kademelendirmeliyiz”İş Sağlığı ve Güvenliğinde en birinci görevin rehberlik olduğunu belirten Özşahin, “İşverene rehberlik yapmamız gerekiyor. Bu rehberliği yaparken mevcut salgınla ilgili sıfır risksiz bir ortam sağlamak mümkün değil. Bir işletme etkileşim içerisinde çalıştığı müddetçe işletmeyi sıfır risk içerisinde çalıştırmak mümkün değildir. Dolayısıyla riski minimalize etmeyi hedeflememiz lazım. Riski kademelendirmeliyiz. İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin her risk için bunu yaparsak zararı bu şekilde olur onun yerine şunu yapalım zararı bu olur diyerek daha alternatif çözümler sunması lazımdır.” ifadelerini kullandı.“Alınacak önlemler somut bir kanıta dayandırılmalı”İSG profesyonellerinin Covid-19 salgınına karşı alınacak önlemleri işverene somut bir kanıta dayandırarak sunması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin, “Bu konuda şu anda elimizde en sağlam doküman kamu otoritesinin sunduğu bir takım kararlar ve rehberlerdir. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından hemen baştan bir rehber oluşturuldu ve bunu yayınladı. Tecrübe kazandıkça da ince ayarlar yaptı, bazı hataları düzeltti ve güncelledi. Dolayısıyla İSG profesyoneli Çalışma Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının yayınladığı dokümanları ve kamunun aldığı kararları referans alarak işverene önerilerini sunmalı. Böylece çatışma daha aza iner.” dedi.“Toplu hareketleri zorlaştıracak bireylere özel yaklaşım gerekir”Dr. Öğr. Üyesi Özşahin salgının insanla yayıldığını, etkili aşı ve ilaç olmadığı için de tek çözümün sağlıklı insan davranışı olduğunu vurguladı. Özşahin, “Her zaman toplumda farklı insan grupları vardır. Bir grup bilinçli, terbiyeli çalışanlardır ve bunları yönetmede sıkıntı yoktur. Ama mutlaka umursamaz, biraz psikopatlığa varan grupta her zaman toplumda küçükte olsa olur. Bir diğer önemli grupta daha titiz, daha duygusal çalışanlardır. Onlar paniğe kapılmaya daha meyillidir. Dolayısıyla çalışma yönetimi içerisinde çalışanların arasında bu grupları hızlıca analiz edip toplu hareketleri zorlaştıracak bireyler varsa onlar için özel bir destek özel bir yaklaşım gerekir.” şeklinde konuştu.Online söyleşi soru cevap bölümünün ardında sona erdi.

14 NİS 2020

Prof. Dr. Haydar Sur: "Yapılan testlerde vaka sayısı azalırsa salgında sönümleme başlamıştır demektir”

Dünya ülkelerinde etkisini sürdürmeye devam eden koronavirüs hakkında bilgiler veren Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, "Yapılan testler içerisinde vaka sayısı ne kadar azalırsa o zaman salgında sönümleme başlamış demektir. Şu an pozitif bulma oranımız yüzde 15'lerDen yüzde 7'lere düşmeye başladığında hastalık sönüyor demektir. Sıcaklık tek başına konuşulursa bizi aldatır. Sıcaklık artı nem oranıyla konuşmamız gerek” dedi.Çin'de başlayan korona virüs dünyada etkisini göstermeye devam ediyor. Türkiye'de korona virüsle mücadele kapsamında alınan önlemler her geçen gün artarak devam ederken, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, vatandaşların merak ettiği konuların başında gelen virüsün ne zaman biteceği ve sıcaklıkların hastalığın seyrini nasıl etkileyeceğine ilişkin soruları yanıtladı. Pozitif kişilerin virüsü nereden aldığı, kimlerle temaslı olduğu ve kimlere bulaştırdığını inceleyen filyasyon çalışmaları bulunan Prof. Dr. Sur, "Yapılan testler içerisinde vaka sayısı ne kadar azalırsa o zaman salgın sönümleme başlamıştır" diyerek, sıcaklık ve nemin bir arada konuşulması gerektiğini söyledi. Sur, virüsün 80 derecenin üstündeki nem oranları olduğu yerleri çok sevdiğini söyledi.“Yapılan testler içerisinde vaka sayısı ne kadar azalırsa o zaman salgın sönümleme başlamıştır demektir”Korona virüsün bittiğinin nasıl anlaşılacağı soruları yanıtlayan Prof. Dr. Sur, “Günlük hastaneye yatırılan kişi sayısı o gün hastaneden taburcu ettiğimiz kişi sayısından daha az hale gelince, yoğun bakıma yatırdığımız kişilerin sayısı o gün yoğun bakımdan gönderdiğimiz kişilerden daha az hale geldiği ve pozitif vakaların içinde yoğun bakıma yatırılanların oranı daha az hale gelince bu anlaşılır. Günde Türkiye 35 bin test yapıyor. 35 bin teste her 7 kişiden biri pozitif çıkıyor şuanda. Biz 35 bin test yapmaya devam eder de her 7 kişiden biri değil de, her 10 kişiden biri pozitif çıkmaya başlarsa yani gittikçe seyrelmeye başlarsa işte o zaman salgın sönümleme başladı demektir. Şu an pozitif bulma oranımız yüzde 15-20 gündür falan aynı istikrarlı seviyede gidiyor. Türkiye 20 bin test yaparsa 7'de biri pozitif çıkıyor. 30 bin test yaparsa 7'de biri pozitif çıkıyor. İstersek 50 bin test yapalım, bunun yine 7'de birini pozitif bulacağız. İşte bu oran yüzde 15'lerden yüzde 7'lere düşmeye başladığında giderek düşme eğilimine gerecektir ve hastalık sönüyor demektir. Yapılan testler içerisinde vaka sayısı ne kadar azalırsa o zaman salgın sönümleme başlamıştır demektir” ifadelerini kullandı."Sıcaklık tek başına konuşulursa bizi aldatır”Prof. Dr. Sur, ”Sadece sıcaklıkla konuşursak aldanırız. Sıcaklık artı nem oranıyla konuşmamız gerek beraberce. 30 derecenin altında nem oranında ve 80 derecenin üstünde nem oranındaki pozisyonları çok seviyor. Sıcaklık artsa da azalsa da oralarda yaşayabiliyor. Demek ki nem oranını 30 ile 60 derecede tuttuğumuzda virüsün hoşlanmadığı iklim ortamını sağlamış oluruz. Rüzgar esip nemi dağıttığı zaman sıcaklık artarsa bu güzel bir şey. Rüzgarsız bir sıcaklık İstanbul'da nem oranını 80 derecenin üstene çıkaracaktır. Bu da virüsün en sevdiği pozisyon olacaktır. Sıcaklık tek başına konuşulursa bizi aldatır. Sıcaklığın olumlu tarafı ise, ultraviyole ışınları dünyaya daha dik gelmeye başladı. İlkbahara döndüğümüz için ultraviyole ne kadar dik gelirse virüsü o kadar iyi öldürüyor. O açıdan da şanslı bir döneme giriyoruz. Bu bütün virüsler ölecek biz hiç hastalanmayacağız anlamına gelmiyor. Biraz avantaj sağlıyor o kadar. İç Anadolu Bölgesi'nin kuru sıcağı nemli sıcaklardan daha fazla hastalığı kırıcı bir özellik taşıyor” diye konuştu.Kaynak: İHAHaberin linki: https://www.iha.com.tr/istanbul-haberleri/prof-dr-haydar-sur-yapilan-testlerde-vaka-sayisi-azalirsa-salginda-sonumleme-baslamistir-demektir-2580014/

06 NİS 2020

Üsküdarlı öğrencilerden uzaktan eğitime yoğun ilgi!

Koronavirüs nedeniyle uzaktan eğitime geçen Üsküdar Üniversitesi, eğitiminin aksamaması adına öğrencilerine uzaktan eğitimde birçok olanak sundu. Eğitim öğretime hız kesmeden devam eden ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencileri, farklı dijital uygulamalar üzerinden sağlanan uzaktan eğitim derslerine ilk haftadan itibaren yoğun ilgi gösterdi.100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemini kullandıÜsküdar Üniversite öğrencileri ALMS arayüzü ile uzaktan eğitimde akademisyenlerle bir araya geldi. 1 hafta boyunca sanal sınıf uygulaması ALMS üzerinden 827 canlı ders gerçekleşti. 100.000’den fazla öğrenci ALMS sistemine giriş yaptı.  ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yapıldı…Üsküdar Üniversitesi öğrencilerini uzaktan eğitim için ALMS programının yanı sıra Zoom programı ile de destekledi. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği Zoom programında akademisyenler, ZOOM üzerinden 243 canlı ders yayını yaptı.STIX sayfası 1.000.000’a yakın kez görüntülediÜsküdar Üniversitesi Yazılım Planlama Birimi tarafından geliştirilen STIX ise derse katılamayan öğrencilerin ders videosuna ulaşıp videoyu izlemesine olanak tanıdı. Üsküdarlı öğrenciler STIX sayfasını 1.000.000’a yakın kez görüntüledi.  Üsküdarlı öğrenciler ÜÜTV’de 35.000 canlı dersi izlediÖğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başlayan Üsküdar Üniversitesi tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin derslerini hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den de canlı olarak yayınladı.ÜÜTV1 ve ÜÜTV2 yayınlarından 35.000 öğrenci canlı dersi izledi. Öğrenciler, 1 hafta da ÜÜ Web sayfasını 275.000 kez görüntüledi.

30 MAR 2020

ÜÜ TV Canlı yayında uzaktan eğitime başladı…

Üsküdar Üniversitesi, YÖK’ün bahar dönemine yönelik kararı doğrultusunda öğrencilerinin eğitimlerinin aksamaması için uzaktan eğitime başladı. Tüm fakültelerin, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun ve enstitülerin dersleri, hazırlanan program çerçevesinde haftanın 6 günü ÜÜ TV’den olarak yayınlanıyor. Üsküdar Üniversitesi, öğrenci odaklı faaliyetlerine Koronavirüs sürecinde de ara vermeden devam ediyor. Bahar döneminde örgün eğitimin yapılamayacak olması nedeniyle üniversitenin kanalı olan ÜÜ TV, Tıp, Sağlık Bilimleri, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri fakülteleri, SHMYO, Hazırlık Okulu ve enstitülerin derslerini yayınlayacak. Öğrenciler derslerine uzaktan canlı yayında devam edebilecek.  Uzaktan eğitim canlı yayınları başladıÜÜ TV’de yayınlanmaya başlayan uzaktan eğitim programları Pazartesi - Cumartesi akşamına kadar devam edecek. İlk 5 gün fakültelerin, hazırlık okulunun ve SHMYO’nun dersleri yayınlanacak, Cumartesi günü ise enstitü dersleri canlı yayın ile öğrencilerle buluşacak. Böylece öğrenciler üniversiteye gidemeseler de derslerine kaldıkları yerden etkin bir şekilde devam edebilecekler.ÜÜTV’nin https://tv.uskudar.edu.tr/ sitesi üzerinden başladığı uzaktan eğitimlerin programı ise şöyle;Pazartesi: 09:30 – 12:30 / Tıp Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Sağlık Bilimleri FakültesiSalı: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / İletişim FakültesiÇarşamba: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 18:30 / Hazırlık OkuluPerşembe: 09:30 – 12:30 & 13:30 – 17:30 / Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek OkuluCuma: 09:30 – 12:30 / İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, 13:30 – 17:30 / Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiCumartesi: 09:00 – 11:00 / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 11:00 – 13:00 / Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 13:00 – 15:00 / Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü, 15:00 – 17:00 / Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, 17:00 – 19:00 / Fen Bilimleri EnstitüsüUzaktan eğitim yayın akışı için tıklayınız: https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/5058/uutv-uzaktan-egitim-yayin-akisi

20 MAR 2020

Prof. Dr. Haydar Sur: “Virüsün karakterini tanıyoruz, kontrol altına almak için tedbirli olmalıyız”

Koronavirüs’ün %3 öldürücülük oranına bakıldığında hastalığı küçümsemeyip tedbir almak gerektiğini belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğini vurguluyor. Bir kişinin öksürdüğü odada partiküllerin birkaç saat havada asılı kalabildiğini kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, kapalı ortamların sık sık havalandırılmasının önemine işaret ediyor ve dışarıda giyilen kıyafetlerin ve ayakkabıların havalandırılması gerektiğini söylüyor.Koronavirüs’ün karakterini tanıdıklarını vurgulayan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, şunları söyledi:“Koronavirüs bir metre mesafeden insandan insana bulaşıyor ya da dolaylı yoldan insanın öksürdüğü, aksırdığı yerden temasla vücudun giriş noktalarından bulaşıyor. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Bir metre mesafeyi tedbir olarak iki metreye çıkarırsak, genel hijyen tedbirlerini de alırsak bize bulaşmasının önüne geçmiş oluruz. Bakanlıklar tarafından sosyal hayatı düzenleyen çok isabetli ve öngörülü tedbirler alındı. Yayınlanan makalelere baktığımızda okulların hastalık ülkeye yayılmadan tatil edilmesi %66 etki ediyor. Yani %60 -70 etkili olacak kararı ülkemizdeki yetkililer aldılar. Cuma namazlarının evden kılınması da önemli bir karar çünkü kalabalık ve yakın temas olan yerlerde risksiz grupların da birbirine virüs bulaştırma ihtimali bulunuyor. Yetkililer gerekli tedbirleri alıyorlar. Bunlar toplumsal olarak bizi koruyacak önlemlerdir. Öldürücülük oranının %3 olduğuna bakarsak hastalığı küçümsemeyelim. Kendimizi koruyalım.”Bulunduğunuz ortamın havalandırılması önemli “Bir kişi öksürdü, artık o odaya hiç girmeyecek miyiz?” sorularına karşın havada partiküllerin birkaç saat asılı kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, “Diyelim ki bir kişi öksürdü etrafa yaydığı partiküller birkaç saat havada asılı kalabiliyor. Sonra yavaş yavaş zemine doğru düşüyor. Yani havada asılı partikülleri yok etmek için hafif havalandırma, cereyanlı ortamda bir iki saat odaları havalandırma çok faydalı olduğunu vurgulayabiliriz. Açık havaya da başkalarıyla temas olmayacak şekilde çıkmanın da yine faydalı bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Eve gittiğimiz zaman dış kıyafetlerimizi, ayakkabılarımızı bir askıya asarak açık havada sabaha kadar havalandırmak, böylelikle virüs giysilerimize bulaşmış olsa bile sabaha kadar havalandırınca canlı kalmayacağını bilmeliyiz. Bazıları kıyafetlerimizi silelim diyor. Virüs nemli ortamlarda kuru ortamlardan daha uzun süre yaşayabiliyor. Silme işlemini yeterince başarılı yapmazsanız ki bu ihtimal vardır o zaman ona daha fazladan yaşama şansı vermek gibi bir riski de beraberinde getiriyorsunuz. Havalandırmak bu açıdan çok önemlidir” dedi. Doğru bilgi sahibi olmak çok önemliEtrafta söylenenlere, doğruluk kaynağı olmayan bilgileri dikkate almak yerine doğru bilgileri edinmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur,“Normal zamanda ihmal ettiğimiz tedbirleri almaya başlayacağız. Sakin olmak önemli, herkes üstüne düşen görevi yapmalı. Birinci ağızdan en doğru bilgileri edinmeye çalışın. Sosyal medyada özellikle toplumu paniğe sevk edip bundan çıkar sağlayan yüzlerce insan olduğunu unutmayın. Özellikle yanlış bilgiyle panik yaratıp onun altından fahiş fiyatlarla malzeme satışlarından tutun çok daha başka maksatla bazı şeylerin önünü kesmek isteyenlere kadar herkesin açık olduğu bir mecradan hangi bilginin nereden geldiğine çok dikkat etmek gerekiyor. Sağlık Bakanlığımız bu açıdan çok iyi çalışmalar yapıyor. Hiçbir gelişmeyi gizlemedi, vakalar çıktıkça bizimle paylaşıyor. Resmi site en temizidir, en doğrulanmış bilgidir” dedi.Paniğe kapılmayın!Öksüren veya başı ağrıyan bazı kişilerin hemen paniğe kapıldığını ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Öncelikle her öksürme ve baş ağrısında hemen panik olmamak lazım. Bütün virüs enfeksiyonları gibi Koronavirüs enfeksiyon belirtileri de diğerlerini taklit edebilir niteliktedir. Ancak Koronavirüs’ten en fazla şüphe çeken 3 belirti olarak; 38 derecenin üstündeki ateşi, baştan kuru balgamsız ama sonra balgamlıya dönen öksürüğü ve solunum sıkıntısını söyleyebiliriz” dedi.Doğru beslenme ile bağışıklık sistemi güçlenir Vitaminlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, “A,B,C,D,E vitaminleri konusunda bir eksiğimizin olmaması lazım. Her bir vitaminin bağışıklık sisteminde ayrı bir yeri vardır. Toplumda sadece C vitamini biliniyor. Özellikle kış aylarında D vitaminin çok ayrı bir yeri var. Yediğimiz gıdalarda yeterince vitamin yoksa bağışıklık sistemimiz bundan çok çabuk etkileniyor. Bu dönemlerde takviye vitaminler tavsiye ediyorum. Öte yandan sigaradan da bahsedersek, sigaranın kişinin bağışıklık ve solunum sistemini ve vücudun her türlü savunma sistemini göçerttiğini biliyoruz. Koronavirüste de maalesef sigara içenlerin riskinin 14 kat daha fazla olduğu ifade ediliyor. Sigara içenlerin daha fazla olduğuna dair makaleler var. Hekim olarak sigara içenlerin bırakmalarını da önemle tavsiye ediyorum” dedi.

14 MAR 2020

Tıp Fakültesinin ilk öğrencileri, beyaz önlüklerini giydi

Üsküdar Üniversitesi’nin 2019-2020 Akademik Yılında öğretim hayatına başlayan Tıp Fakültesi, 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle ilk öğrencilerine beyaz önlük giyme töreni düzenledi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilere “Beyaz önlüklerinizi hekimlik sorumluluğunu hissederek onurunuzla taşıyın” dedi. Tören, öğrencilerin beyaz önlüklerini giyerek hocaları ile toplu fotoğraf çekilmeleriyle sona erdi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin birinci sınıf öğrencileri için organize edilen ve Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşen Beyaz Önlük Giyme Töreni, keyifli ve heyecanlı anlara sahne oldu.Törende birinci sınıf öğrencisi Edanur Turan, birinci sınıf temsilcisi Ahmet Furkan Demirel, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka ve Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan açılış konuşmaları gerçekleştirdi. Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Usta’nın 14 Mart Tıp Bayramı ile ilgili sunum gerçekleştirdiği törende sahnelenen Türk Sanat Müziği dinletisi de öğrencilerden ve velilerden büyük alkış aldı.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hekimlik sadece meslek değil bir sanattır”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında Tıp Fakültesinin ilk “Beyaz Önlük Giyme” töreninin belleklerde kalacağını söyleyerek sözlerine başladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hekimlik öyle bir meslek ki sadece meslek olarak sınırlı kalmaz, bilim adamı olmanın yanında aynı zamanda bir sanattır.  Hekim kelimesi hakîm anlamına da geliyor. Hikmetli olmalısınız, işinizi ne bir eksik ne bir fazla yerinde ve zamanında , hakkaniyetle yapmalısınız.  Eksiksiz ve doğru bir şekilde yapılması gerekli olduğu için diğer mesleklerden de farklı olmalı. Bir hasta ile doktor arasında güven oluştuğunda hastada endorfin salgılanıyor. Burada hocalarınızdan hekimlikle birlikte hastaya nasıl davranmanız gerektiğini de öğreneceksiniz. Biz bu önlükleri öğrencilerimize beyaz olarak giydiriyoruz. Beyaz önlüğün anlamı saflık, kusursuzluktur. Fiziki anlamda değil, manevi anlamda bu önlükler hastalara ve mesleğe karşı sorumluluk duygusuyla, dürüstlükle beyaz taşınmalıdır. Bu meslekte medikal etik ve mesleki etik var. Medikal etik hasta yararının her şeyin üzerinde tutulmasını gerektirir. Mesleki etik ise meslektaşlarınız arasındaki ilişkilerinizi saygı çerçevesinde geliştirmenizi ifade eder” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Mesleğinizde İbn-i Sina’yı örnek alın”Hasta ve hekim ilişkisinin usta ve çırak ilişkisine benzediğini söyleyen Tarhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu mesleğe girenler tutkulu ve meraklı olmalı. Uzmanlık alanı dışında bir hasta geldiğinde ben bu konunun uzmanı değilim diyerek çaresiz bırakılmamalı. Hekim uyguladığı tedaviler kadar uygulamadıklarından da sorumludur. İbn-i Sina yine bizim yaşadığımız Koronavirüs salgını gibi bir salgın yaşandığında hastalığın bulunduğu yere doğru yola çıkıyor. Yakınındaki hekimler ise salgının kendilerine de bulaşma endişesiyle İbn-i Sina’yı durdurmaya çalışırken kendisi ise ‘Ben gitmezsem, siz gitmezseniz başka hekimler gitmezse o insanlar şifa bulamaz’ deyip hekimlik sorumluluğu ile salgının olduğu yere gidiyor. İşte bugün burada olan geleceğin hekim adayları, sizler hastaların tedavileri için yollar aramalısınız. Tıp literatüründe araştırmalar yapmalı, hastalarınıza önemli olduklarını hissettirmelisiniz. Onların sadece organlarını değil duygularını da göz önüne alarak tedavi uygulamasınız.”Prof. Dr. Haydar Sur: “Vatanımız ve insanımız çok kıymetli”Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ise törende Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yönettiği Sivas Kongresi’nde yaşananlardan bahsederken hekimlerin ülkemiz için ne kadar önemli olduğuna vurgu yaptı. Prof. Dr. Haydar Sur, şunları söyledi:“Atatürk, Sivas Kongresi’ni düzenleyeceği zaman İstanbul’da İngilizler’in ağır baskısına cılız da olsa tek karşı koyabilen Tıbbiyeliler arasından bir temsilci istiyor. Vatanseverliğinden kuşku olmayan Hikmet Bey, Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisiyken 1919’da kongre için Sivas’a davet ediliyor. Atatürk’ün konuşmaları yönettiği Sivas Kongresi’nde, Türkiye’nin İngiltere ya da Amerika mandası olması yönünde seçenek sunulunca Hikmet Bey bu durum karşısında söz alarak tepkilerini ortaya koyuyor. Kongreye vatanı savunacaklarını düşünerek geldiğini ancak kongrede hangi ülkenin mandası olunacağının tartışıldığını gördüğü için İstanbul’a dönerek oradaki herkesi vatan haini olarak ilan edeceğini söylüyor. Atatürk’e dönerek ‘Sen de bu şekilde düşünüyorsan seni de vatan haini ilan edeceğim’ diyor. Atatürk içinden geçenlerin en azından birinin ağzından döküldüğünü görünce büyük bir mutluluk yaşıyor. Hekimlik gördüğümüz üzere kurtarabildiğimiz kadar insanı kurtarmayı gerektirir. Vatanımız ve insanımız çok kıymetlidir. Vatanımızı ve halkımızı korumak bize atalarımızdan gelmiş bir misyondur”Edanur Turan: “NPİSTANBUL Hastanesi tercihimde çok etkili oldu”Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 1’inci sınıf öğrencisi Edanur Turan, açılış konuşmasında üniversite sınavına hazırlık ve tercih sürecinden bahsetti. Turan, “Üniversitem tercih sıralamamda ilk sıralardaydı. NPİSTANBUL Beyin Hastanelerinin de bilim ortağı olması, mezun olunca orada çalışma hayalim tercihimi etkilemişti. Sonuçlar açıklandığında çok mutluydum çünkü Tıp Fakültesi tüm bir yıl hatta tüm eğitim hayatım boyunca emeklerimin ve fedakarlıklarımızın karşılığıydı. Beyin ve sinir sistemiyle uğraşan bir bilim insanı olma hayalimi göz önüne aldığımda Türkiye’de eğitim görebileceğim en iyi yerde olduğumu düşünüyorum. Biz ailemle tercih sonucundan oldukça memnun ve mutluyken çevremde okuluma karşı önyargı ile yaklaşan insanlar oldu. Ancak ben onlara sağlık bilimlerinde tematikleşmiş, tercih edilen bir okulu ve üstelik tıp fakültesini kurmanın kolay olmadığını, eğer kurulduysa mutlaka bir düzeni olan ve güzel bir eğitim veren bir kurum olduğunu ifade etmiştim. Buna rağmen endişelenmiştim. Okul başlayınca tüm endişelerim kayboldu çünkü Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, düzeni yıllardır var olan bir fakülte kalitesinde eğitim veriyordu” dedi.Ahmet Furkan Demirel: “Üniversitemizin pozitif yaklaşımı kaygılarımızı siliyor”Tıp Fakültesi 1. Sınıf Temsilcisi Ahmet Furkan Demirel de şunları söyledi: “Bizler bu yola ilk öğrenciler olmanın verdiği kaygılarla girdik, nasıl olacak ki düzeni bile oturmamış şeklinde kaygılarımız oldu. Hepimizin hatta belki de hala bazılarımızın bu kaygıları devam ediyordur ama benim kaygılarım kısa sürdü çünkü büyük bir sorumluluğu üstlendim. Kendi sorunlarımdan ziyade arkadaşlarımın sorunlarına yönelmeli kendi taleplerimden ziyade onların talepleriyle ilgilenmeli ve gereğinin yapılması için çaba sarf etmeliydim. Onların sorunları benim de sorunlarımdı, onların talepleri benim de taleplerimdi, arkadaşlarım kadar kendim için de uğraştım ama dürüst olmak gerekirse bende kaygı ve soru işareti kalmadı. İşin perde arkasıyla ilgilenince kaygılanmaya gerek kalmıyor. Sayın dekanımızla yaptığımız birebir sohbetlerden, sorunların iletilmesinden çözülmesine kadar her basamağa tanık olmaktan ve bu süreçlerin ne kadar titiz bir şekilde halledildiğine tanık olduktan sonra kaygılarımı ardımda bıraktım. Ailelerimizin rahat olmasını istiyorum çünkü bizler burada çok güzel bir ailenin parçasıyız ve gelecekte çok iyi hekimler olacak şekilde eğitiliyoruz. İyi birer hekim olmamız, altı sene içerisinde alacağımız eğitim, bize sunulan imkanlar ve bize gösterilen ilgiyle paralel ilerleyecektir. Lakin şu kadarını söylemem gerekirse alacağımız eğitimden, bize gösterilen ilgiden, önümüze sunulan ve daha sunulacak olan imkanlardan yana şüphem bulunmuyor.”Açılış konuşmalarının ardından Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Usta, 14 Mart Tıp Bayramı ile ilgili sunum gerçekleştirdi.Sunumun ardından bir müzik dinletisi sunuldu. Solist Dr. Adnan Çoban’a kemanları ile Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Altınel Çoban, viyolonseli ile Betül Şirin, udları ile Prof. Dr. Haydar Sur ve Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Soyarslan, kanunları ile Doç. Dr. Volkan Gidiş ve Dr. Nedret Hızer, tamburu ile de Prof. Dr. Hanefi Özbek sahnede eşlik ederek keyifli bir müzik dinletisi sundu.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencileri için 14 Mart Tıp Bayramı olması vesilesiyle düzenlenen ilk beyaz önlük giyme töreni, hocalarının öğrencilere önlüklerini ve steteskoplarını giydirerek toplu fotoğraf çekilmesinin ardından sona erdi.Program ÜÜ TV'den canlı olarak yayınlandı.

11 MAR 2020

Uzmanlarımız koronovirüse karşı uyarıyor

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Songül Özer dünyayı saran koronovirüsten korunma yollarını anlattı.El hijyeni, çevre hijyeni ve beslenme şekli öncelikli konular arasında.Videoları izlemek için:

28 ŞUB 2020

Tıp Fakültesi Akademik Kurulu Toplantısının ilki yapıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Akademik Kurulu Toplantısı’nın ilki gerçekleşti. 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılında ilk öğrencileriyle öğretime başlayan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Akademik Kurul Toplantısı’nın da ilkini düzenledi.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi, İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen toplantının açılış konuşmasını Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı. Sur, Akademik Genel Kurul’un önemine değindi. Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin kendilerini tanıtmalarının ardından gündem maddelerinin değerlendirilmesine geçildi.FTS, BBS, Stix sistemleri anlatıldı…Öğretim üyelerine, Üsküdar Üniversitesinin Faaliyet Takip Sistemi (FTS), Bologna Bilgi Sistemi (BBS) ve Stix sistemleri hakkında bilgi verilerek, bu sistemlerin takibi ve güncel tutulmasının gerekliliği vurgulandı.Her öğretim elemanının bilimsel araştırmalarını, yayınlarını, verdiği dersleri, seminerleri ve uygulama listesini, yurt içinde ve dışında yaptığı bilimsel kongrelerdeki tebliğlerinin birer örneğinin FTS ve BBS girişlerinin önemi anlatıldı.Öte yandan Tıp Fakültesi bölüm başkanlarına her öğretim yılı sonunda geçmiş yıldaki eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile gelecek yıldaki çalışma planlarını belirten raporun hazırlanması ile ilgili de bilgi verildi.Toplantı, toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi.

28 ŞUB 2020

Üsküdar Üniversitesi, öğrenci memnuniyetinde de iddialı!

Üsküdar Üniversitesi’nde eğitim gören yaklaşık 18 bin öğrenciye yönelik düzenlenen ankette memnuniyet düzeyi ortalamasının yüzde 80’in üzerine çıkması dikkat çekti. 2019-2020 Güz Döneminin sonunda 17 bin 786 öğrenci ile gerçekleştirilen ankette üniversitenin derslik, teknolojik altyapı, AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının yanı sıra danışman akademisyenlerin öğrencilerine ayırdığı zaman, Erasmus olanakları ile öğrenci kulüplerine ilişkin görüşler değerlendirildi.Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırıyor“Danışman hocam bana gerekli zamanı ayırmakta ve yeterli şekilde benimle görüşmektedir” diyen 11 bin 798 öğrenci olumlu görüş verirken; olumlu görüş bildirenlerin oranı % 81 olarak ölçüldü. Aynı konuda güz döneminde yapılan çalışma, bu konuda memnuniyet oranlarının arttığını gösterdi. Bahar döneminde olumlu görüş verenlerin oranı % 79 olarak tespit edilmişti.Dersliklerin altyapı olanakları açısından yeterliliğinin de değerlendirildiği çalışmada 10 bin 539 kişi % 69 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar dönemindeki çalışmada da oranların yaklaşık olarak aynı olduğu görülmüştü.AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarını ulaşılabilir bulanların oranı % 73“AR-GE, laboratuvar ve uygulama alanlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğu şeklindeki görüşe ise 9 bin 156 kişi %73 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 71 olarak ölçülmüştü.Yerleşke ve teknolojik altyapı % 81 oranında beğeniliyor“Yerleşkeler teknolojik altyapı (bilgisayar, internet, ekranlar vb.) bakımından yeterlidir” şeklindeki değerlendirmeye %81 oranında 12 bin 87 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 79 oranında olmuştu.“Üniversite eğitimi beklentilerimi karşılıyor”“Üniversitede aldığım eğitim beklentilerimi karşılamaktadır” şeklindeki değerlendirmeye %75 oranında 11 bin 385 kişi olumlu cevap verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada ise memnuniyet oranı % 71olarak ölçülmüştü.Kariyer hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Staj ve uygulama gibi kariyer hizmetleri” konusundaki memnuniyetin de ölçüldüğü çalışmada 8 bin 439 kişi % 69 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 65 olarak ölçülmüştü.Erasmus programları ulaşılabilir bulundu“Erasmus öğrenci değişim programlarının ulaşılabilir ve yeterli” olduğuna ilişkin soruya da 7 bin 694 kişi % 76 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 72 olarak tespit edilmişti.Sosyal ve dijital medyada yeterlilik üst seviyede“Sosyal medya, mobil uygulama, TV gibi iletişim kanallarının aktif olarak kullanıldığı ve yeterli olduğu” şeklindeki değerlendirmeye 12 bin 823 kişi % 86 oranında olumlu görüş bildirirken; bahar döneminde bu konuda olumlu düşünenlerin oranı %83 olmuştu.Öğrenci kulüpleriyle ilgili memnuniyet de arttı“İlgi ve yeteneklerime uygun kulüpler bulunmaktadır” şeklindeki görüşe ise % 73’lük oranla 9 bin 759 kişi olumlu yanıt verirken; aynı konuda bahar döneminde yapılan çalışmada 8 bin 68 kişi %70 oranında olumlu görüş bildirmişti.Engelliler gözetiliyor“Hizmet alanları engellilerin durumu göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır” şeklindeki görüşü %85 oranındaki 10 bin 585 kişi olumlu bulurken, aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 83 olarak ölçülmüştü.Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterli bulunduÖğrenciler, akademisyenler ve idari personelden oluşan katılımcılardan 10 bin 535’i, “Sağlık hizmetleri kolay ulaşılabilir ve yeterlidir” şeklindeki görüşe %80 oranında olumlu görüş verdi. Bahar döneminde bu oran %77 olarak ölçülmüştü.Rehberlik hizmetlerinde de memnuniyet yüksek“Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli” olduğu yönündeki soruya da 8 bin 929 kişi %80 oranında olumlu görüş bildirdi. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 76 olarak görülmüştü.Etkinlikler tatmin edici olarak değerlendirildi“Sanatsal, kültürel ve bilimsel etkinlikler tatmin edici ve yeterlidir” şeklindeki görüşe ise %68 oranındaki 9 bin 384 kişi olumlu yanıt verdi. Bahar döneminde aynı soruya 8 bin 195 kişi olumlu yanıt vermişti.Ulaşım hizmetleri % 88 oranında yeterli bulundu“Yerleşkelere ulaşım hizmetlerinin ulaşılabilir ve yeterli olduğu” şeklindeki soruya 13 bin 515 kişi %88 oranında olumlu yanıt verdi. Bahar dönemine oranla memnuniyet konusunda bir artış gözlendi.İdari hizmetler ve güvenlik hizmetleri değerlendirildi“Yemek ve kafeterya hizmetleri için temizlik, aydınlatma ve ısınma gibi fiziki koşulların uygunluğu” nun da sorulduğu çalışmada katılımcıların 12 bin 132’si %80 oranında olumlu görüş bildirir bahar dönemindeki çalışmada da aynı oranlar elde edilmişti.“Eğitim aldığım yerleşkede güvenlik hizmetleri yeterlidir” şeklindeki görüşe 13 bin 887 kişi olumlu yanıt verirken bahar döneminde %86 olan memnuniyet oranı böylece %90’a yükseldi.İbadet alanlarının ulaşılabilirliği ve yeterliliği konusundaki soru üzerine de 11 bin 273 kişi %88 oranında olumlu değerlendirmede bulundu. Bahar döneminde aynı konuda yapılan çalışmada memnuniyet oranı % 85 olarak ölçülmüştü.

27 ŞUB 2020

Dr. Serdar Savaş: “Tıbbı kişiye özel hale getirmeliyiz”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Üsküdar Üniversitesi Tıp Öğrencileri Kulübü “WHO Nasıl Çalışıyor? Halk Sağlığı Günlükleri-3” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu, Kişiye Özel Tıp Derneği Başkanı Dr. Serdar Savaş oldu. Dr. Savaş, kişilerin genetik özelliklerinin incelenerek kişiye özel tedavi yöntemlerinin kullanılabileceğini belirtti.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.“Hastalığı önlemeye değil hastalığa para harcıyoruz”Dr. Serdar Savaş, kalp krizi ve kanser gibi hastalıkların en çok ölüme sebep olan hastalıklar olduğuna değindi. Dr. Serdar Savaş, “Bu hastalıklar için harcanan para 8 trilyon dolar fakat bütün dünyada hastalıklardan korunmak için harcanan para miktarı 200 milyar dolar. Hastalığa para harcıyoruz ama önlemeye harcamıyoruz” ifadelerini kullandı.“Tıbbı kişiye özel hale getirmeliyiz”Tıp mensupları olarak farklı bakış açılarının geliştirilmesi gerektiğini belirten Dr. Savaş, kişiye özel tedavi ile ilgili bilgi verdi. Dr. Savaş, “Bize verilmiş olan kalıp kutunun içinde çözüm aramaya çalışırsak, o sorunları oluşturan koşulların içerisinde soruna çözüm bulamayız. Eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız önce o sorunu oluşturan kutunun dışına çıkmanız lazım. Böylece farklı bir bakışa açısı geliştirebilirsiniz. Bu farklı bakış açısında ben 7K (Kişiye özel, Kestirimci, Koruyucu, Kapsayıcı, Keskin, Kanıta Dayalı, Katılımcı) tıbbını ortaya koydum. Artık tıp kişiye özel olmalı. Herkese aynı şeyi yaparak bir hastalığı tarif edip, insanlara o hastalıkla ilgili kutunun içine sokup o hastalıkla ilgili tedavileri ona uygulayarak bu işi yapmak artık geride kaldı. Bilim çok gelişti. Bunları kullanarak tıbbı kişiye özel hale getirmeliyiz” şeklinde konuştu.“Kişiye özel önlemler oluşturulabilir”Dr. Savaş, yaşlanmanın çok boyutlu ve karmaşık bir olgu olduğunu belirtti. Dr. Savaş, "Vücudumuzdaki serbest radikaller ve toksinlerle birlikte radyoaktif maddeler ve güneşin zararlı ışınları da DNA'mızda hasara yol açıyor. Bunlarla mücadele eden ve DNA hasarını onaran enzimler genlerimiz tarafından kodlanır. Böylece hücrelerimizde bir yandan hasar oluşturan olaylar cereyan ederken, öte yandan bunlarla savaşan ve hasarı tamir eden mekanizmalar işler. Eğer hasarımız onarımdan fazla ise yaşlanma hızlanır. Kişilerin genetik özellikleri incelenerek durumları tespit edilebilir ve kişiye özel önlemler oluşturulabilir" dedi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Temsilcisi Furkan Demirel, konuşmalarından dolayı Dr. Serdar Savaş’a plaket takdim etti.Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ardından sona erdi. 

07 ŞUB 2020

10 kişiden biri yoğun uçuş korkusu yaşıyor!

Sabiha Gökçen Havalimanında meydana gelen uçak kazası, havayolu ile seyahat etmeyi planlayan uçuş korkusuna sahip birçok kişinin tedirgin olmasına yol açtı. Uzmanlar havayolu yolcuğunun karayolu yolcuğundan 266 kat daha az riskli olduğunu, uçaklarla ilgili olumsuz haberlerin ve kaza üzerine kurgulanmış filmlerin korkuyu önemli oranda tetiklediğini söylüyor. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Psikiyatrist Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yaşanan uçak kazasından yola çıkarak yolcu psikolojisi hakkında değerlendirmelerde bulundu.Yolcuların yüzde 10’u yoğun korku yaşıyorSözlerine uçuş korkularını tetikleyen etkenlerden bahsederek başlayan Sayar, “Mark Twain’in ünlü bir sözü vardır: ‘Birçok insan, yaşamlarını hiç olmamış trajedilerden acı çekerek tüketirler.’ Uçuş korkusu birçok insan için böyle bir durum olmakla birlikte gerçek bir tehlike karşısındaki orantılı ve akılcı korunma tutumudur. Korku bazı durumlarda kişinin uzaklaşmasını sağlayarak koruyucu işlev gösterir. Fakat korkunun düzeyi artarsa kişi paniğe kapılır ve tepkileri engellenir. Ticari havayolları istatistiklerine göre uçağa binen her 4 yolcudan 1’i (yüzde 24) uçuş korkusu belirtilerini az veya çok, yüzde 10’u ise yoğun uçuş korkusu gösteriyor. Bu korku pek çok kişinin yaşamını etkilemekte ve ulaşımda havayolunun kullanımını engelleyerek kişiyi ve kimi zaman çevresini zor durumda bırakabiliyor. Medyadaki uçak düşmesi, uçak arızaları ve hava korsanlığı gibi uçuşla ilgili haberlerin çoğu kişilerdeki uçuş korkusunu pekiştiriyor. Ayrıca birçok filmde uçak kazaları ve kaçırılmaları korku teması olarak kullanılıyor. Buna karşın uçak yolculuğunun güvenirliğine ve konforuna değinen yazı ve haberlere neredeyse hiç rastlamıyoruz. Olumsuz mesajların bu denli yoğun olması da kişilerin uçuş korkusunu tetikliyor ve pekiştiriyor” dedi.Karayoluna göre 266 kat az riskliSayar, havayolu yolculuklarının diğer yolculuk şekillerine göre daha az riskli olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Uçuş korkusunu yenmenin ilk aşaması havacılık hakkında bilgi sahibi olmaktır. Bir uçak güvensizse dünyanın her yerinde uçuştan men edilir. Bu sektörde güvenlik söz konusu olduğunda masraftan kaçınılmaz, uçuşla ilgili her olay defalarca kontrol edilir. Bugün bindiğimiz ticari uçakların hepsi yedek sisteme sahip, yani bir sistem çalışmazsa onun görevini üstlenecek başka bir sistem devreye giriyor. Bu çifte güvenliğe uçuş personeli de dahildir. Arabamızın her yola çıkışından önce birçok teknisyen tarafından gözden geçirilmediği, yedek bir şoförle araç kullanmadığımız ve her yıl uçak kazalarında hayatını kaybedenlerden defalarca kat fazlasının karayolu kazalarında öldüğü düşünülürse uçaklar oldukça güvenilirdir. Rakamla ifade etmek gerekirse karayolu trafiğindeki kaza olasılığı, hava yoluna göre 266 kat, sigaranın ölüm riski ise uçuştan kaynaklı ölümlere oranla 4 bin kat fazladır. 1 yılda havayoluyla seyahat eden insan sayısı 3 milyarken,  uçak kazalarında ölen insan sayısı ise 1 yılda arı sokmasından ölenlerden azdır.”Fobi korkaklıkla karıştırılıyorKorku ve fobi kavramlarının toplumda birbiriyle karıştırıldığına işaret eden Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, “Tüm bu bilgilere sahip olmasına rağmen kişinin korkusu aşırı, anlamsız ve sürekli ise, bu durumla karşılaşma ihtimali olduğunda dahi yoğun sıkıntı yaşıyorsa, bu durum kişinin günlük hayatını, işlevlerini engelliyorsa bu durumda korkuya "fobi" adını veririz. Benzer biçimde kişi uçaktan aşırı korkuyor, binemiyor, binmesi gerektiğinde ya kaçınıyor ya da çok sıkıntı ile uçak yolculuğuna katlanabiliyorsa o kişide uçak fobisi vardır. Fobi bir korkaklık durumu değildir. Uçak fobisi olan pek çok kişi de günlük yaşamlarında cesur, atik, başarılı kişilerdir. Ancak uçuş fobisi bir hastalıktır, tedavisi mümkündür. Uçuş korkusu yaşayan kişinin sık uçuş yapması, gevşeme ve solunum egzersizlerini öğrenmesi ve uygulaması korkusunu yenmesine yardımcı olacaktır” dedi.Kısa sürede uçuş korkusu tedavisi mümkünSayar uçuş korkusu tedavilerine değinerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Tedavide öncelikle kişinin başka fobilerinin, depresyon, stresle ilgili bozukluklar, madde kullanımı gibi ruhsal sorunlarının bulunup bulunmadığı değerlendiriliyor. Sorunun sebebine, şiddetine ve doğasına göre ilaç tedavileri ya da psikoterapiler uygulanabiliyor. Psikoterapilerde hastanın uçuşla ilgili olumsuz algı ve yanlış düşüncelerinin değiştirilmesi, pozitif koşullanma, sistematik duyarsızlaştırma, gevşeme tekniklerinin öğretilmesi ve üstüne gitme ile fobinin yenilmesi mümkün. Uygun tedavi ile kısa sürede yüzde 70 ile 90 oranında başarı elde ediliyor. Günümüzde büyük havayolu şirketleri, kısa süreli ve etkisi oldukça yüksek uçuş korkusu terapileri uyguluyor.”

04 ŞUB 2020

Korona virüsünden korkulmamalı, önlem alınmalı

Çin’de ortaya çıkan ve son verilere göre 426 kişinin ölümüyle sonuçlanan Korona virüsü salgını ile ilgili Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen basın toplantısında virüse ilişkin bilgiler, sosyal medyada yer alan komplo teorilerinden korunma yollarına kadar pek çok konu masaya yatırıldı. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümleri ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinin önemine işaret etti. Aşılamanın önemini vurgulayan Uzbay, “Bugün aşıya karşı bir karşıtlık var. Önleyici ve koruyucu tıbbın en önemli aracı aşıdır. Aşı reddediciliği çok tehlikelidir” dedi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, “Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’yi riskli ülkeler arasında görmüyor” diyerek Sağlık Bakanlığı’nın çok önemli çalışmalar gerçekleştirerek  bu süreci iyi yönettiğini söyledi. NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer de Korona virüsünün diğer virüslerden farkı olmadığını, Türkiye’de de görülmesinin mümkün olabileceğini ancak panik yapılmaması gerektiğini vurgulayarak özellikle el hijyenine özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi; Çin’in Wuhan kentinde 12 Aralık 2019 tarihinde görülmeye başlanan Korona virüsüne ilişkin doğru bilinen yanlışları, salgının olası halk sağlığına etkilerini, virüsün özelliklerini, korunma yöntemlerini ve bağışıklık sistemine etkisi gibi merak edilen tüm konuları kamuoyu ile paylaştı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Korona virüsünün davranış kodları üzerinde yoğunlaşılmalıdır”Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Senato Salonu’nda düzenlenen “Korona virüsü hakkında doğrular ve yanlışlar” başlıklı basın toplantısında konuşan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Çin’de ortaya çıkan virüsün bugün itibariyle Hong Kong ve Filipinler’de de ölüme yol açtığını söyledi.Normalde tıp dünyasının insanlardaki mevcut ve meydana gelebilecek hastalıkları, çeşitli mikroorganizmaları önlemek için sessiz sedasız çalıştığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Ancak bu çalışmalar bugün bu kadar gün yüzüne çıkıyorsa bir sorun var demektir. Her yeni durum, tıp insanlarında gözlem altına alınır ve oluş nedenleri ortaya çıkarılmak üzere netice alınmaya çalışılır. Hastalığın doğal seyri çözülür. Hastalığın doğal seyrini çözümlemeden yapacağımız her hamle tabiri caizse ampirik sonucundan emin olmadığımız çabalardan ibaret kalacaktır. Halbuki sebep sonuç ilişkisini tam çözebilmek için hastalığın davranış kodları üzerinde yoğunlaşılması lazım. Şu anda dünyada yapılan şey budur. Alınan önlemleri abartılı bulabilirsiniz ama bu yapılmak zorunda. Korona’da bilinmez bir durumla karşı karşıyayız. Bunu bilinir hale getirene kadar bu kriz ortamını devam ettirmekte fayda var. Hastalığın davranış kodları tam olarak  çözüldüğü takdirede bunun nelere sebep olabileceği, bunun nasıl önlenebileceği kounsunda bilimsel sebep sonuç ilişkileri ortaya konulup sonra normal hayata dönülür. Bugün sabah yeni bir bilgi daha öğrendik. Çin’den sonra Hong Kong ve Filipinler’de de ölüm haberleri geldi. Bu ölüm bvakalarının Çin’in dışına da taşması bir dönemeci daha yaşadığımız anlamına geliyor” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Türkiye Korona riski taşımıyor”Korona virüsünün insanlığın karşılaştığı son virüs olmadığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Çin’de 9 günde bir hastane yapabilecek teknolojiye sahip artık dünya. Bu sevindirici bir durum, demek ki önlem alabilecek yeterli güç var. Domuz gribi de domuz çobanlarından geçen bir virüstü, hayvanlarıyla sık bir arada oldukları için meydana geldi bu virüs. Nasıl ortaya çıktı, insandan hayvana, domuzda mutasyona uğrayarak yine insana geçerek ölümlere yol açtı. Bugün Korona virüsü yüzünden ölenlerin çoğu 65 yaş üstü, kalp, tansiyon, akciğer-karaciğer sorunları, böbrek yetmezliği gibi hastalıkları olan kişiler. Bağışıklık sistemi güçlü olanlarda bu virüs sağlık sorunu yaratamıyor. Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’yi riskli ülkeler arasında görmüyor. Sağlık Bakanlığı çok iyi çalışıyor, Dünya Sağlık Örgütü’nden 10 gün önce hamlelerini yaptı. Oraya enfeksiyon ilaçları gönderdi, o bölgedeki vatandaşlarımızı alıp Türkiye’ye taşıdı. Her şey çok şeffaf. Türkiye bu virüsü sorun yaşamadan atlatacaktır” diye konuştu.1 litre kaynamış şuya 10 miligram çamaşır suyu!Virüslerden korunmada hijyen ve temizliğin önemine işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, herkesin kendi dezenfektanını da kolayca yapabileceğini belirterek “1 litre kaynamış suya 10 miligram çamaşır suyu dökerek hazırlayabilirsiniz. Bir bez yardımıyla bu karışımı temizliklerde kullanabilirsiniz” dedi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Komplo teorileri zaman kaybettirir”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümleri ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Korona virüsünden korunmada koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinin öneminin bir kez daha anlaşıldığını belirterek özellikle aşının önemli olduğunu söyledi.Korona virüsünde çok fazla komplo teorisi olduğunu ancak kanıt olmadığı için olasılıklar üzerinden sadece vakit kaybedildiğini ifade eden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Önemli olan burada nasıl tedavi uygulanacağıdır. Bu komplolardan biri batı dünyasının Çin ekonomisini bitirmek için böyle bir virüs geliştirdiğidir, Çin’in laboratuvarlarında biyolojik silah üretirken bu virüsün dışarı taştığı şeklinde teoriler de var. Bu virüs mutasyona uğradı. Yılandan onunla beslenen yarasaya geçerken mutasyona uğradı, yarasayı tüketen insana geçtiğinde bir kez daha mutasyona uğradı bu virüs. Günde birçok mikroorganizma ile temas ediyoruz, vücudumuz yüzde 95’ini imune ederek bazen yüzde 5’inden etkilenebiliyor. Kana geçmediği sürece önemli bir tehlike oluşturmuyorlar. Zaten biz onu vücudumuzdan attığımızda uzun süre canlı kalamadığı için ölüyor. Korona’ya baktığımızda sadece insandan insana solunum yoluyla geçtiğini görüyoruz. Bundan sonra başka bir şekilde mutasyona uğrayıp geçiş yapması pek muhtemel değil. İnsandan hayvana, hayvandan yine insana geçen ama geçerken öldürücü olan virüsler de var. Yıllardır orada yılan ve yarasa tüketiliyor, ne zaman mutasyona uğrayacağını tahmin edemiyorsunuz. Gördüğünüz gibi sonunda mutasyona uğrayarak ölümlere yol açtı. Ölümlerin yüzde 5-6’yı geçeceğini düşünmüyorum ama bu önlemlerin zayıflatılması anlamına gelmiyor. 1918’de İspanya’da Influenza 40 milyon insanın ölümüne yol açmıştı. Orada bağışıklık sistemi zayıf olanlar öldü, sağlam ve güçlü olanlar kaldı. Bugün yaşayan halkı, o salgından sağlam çıkanların genlerini taşıyor” dedi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Aşı karşıtları kötü sonuçları da göze almalı”Bu tür salgınların aslında insanlık için büyük bir fırsat olduğunu belirten Uzbay, “Küreselleşen dünyada herkesin birbiriyle kolayca iletişim kurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Salgınların da çok hızlı yayılabileceği bir dönemdeyiz. İspanya’da 40 milyon kişinin öldüğü grip salgını bugünkü şartlarda olsaydı ölü sayısı 4 milyara çıkabilirdi. Bugün aşıya karşı bir karşıtlık var. Önleyici ve koruyucu tıbbın en önemli aracı aşıdır. Amerika’da aşı üreten bir ailenin daha güçlenmesi, güçlü kalması için aşı kullanılıyor, tıp dünyası bunu insanlara empoze ediyor gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Böyle bir şey kesinlikle olamaz. Aşıya karşı olanların salgıladığı mikroorganizmalar başkalarında ciddi problemlere sebep oluyor. Aşı reddediciliği çok tehlikelidir. Bu virüse karşı çok hızlı bir şekilde aşı tedavisi hazırlanıyor. Yine aşı sayesinde önceki virüslerin daha tehlikeli ve öldürücü olması önlenmişti. Aşı karşıtlarının istediğini yaptığımızda, hiçbir hastalık için aşı kullanılmadığında ortaya çıkacak ciddi sağlık problemlerinin, ölümlerin sorumluluğunu alabilecekler mi?” diye konuştu.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Sülük tedavisinde dikkatli olunmalı”Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan sülükteki tehlikelere de dikkat çeken Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Tıpta sülük kullanımı yaygınlaştığını duyuyoruz. Burada iki türlü sülükten bahsediyoruz. Biri laboratuvar ortamında yetiştirilen ve analizleri yapılan kültür sülükleri, diğeri ise merdiven altı diye tabir ettiğimiz son derece sağlıksız ortamlarda tutulan ve insan cildine uygulanan sülükler. Uzakdoğu’dan getirildikleri söyleniyor ve bu sülükler vücuda yapışarak kan emiyor. O esnada kanla temas olduğu için kendisinde virüs varsa insana geçmesi muhtemel. Biz Sağlık Bakanlığı’nın onayladığı bu uygulamaya karşı değiliz, onların riskleri hesaplanmıştır. Karşı olduğumuz sağlıksız ortamlarda tutulup tedavi diye insanlara uygulanan tehlikeli metoddur” diye konuştu.Dr. Songül Özer: “Korona virüsü Türkiye’ye de gelebilir, endişe edilmemelidir”NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer de Korona virüsüne ilişkin Çin’in açıkladığı güncel bilgileri paylaştı. Dünyada şüpheli vaka olarak tanımlanan 23 bin 214 kişi olduğunu, doğrulanmış vaka sayısının 20 bin 471 olduğunu söyledi. Özer, 426 kişinin de hayatını kaybettiğini ifade etti. Bu virüsü vücuduna almış ama tam olarak iyileşmiş kişi sayısının da 624 olduğunu belirtti.Dr. Songül Özer: “Abartılı haberlere itibar etmeyin, el hijyenine özen gösterin”Korona virüsünün Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği bir virüs olduğunu belirten Özer, sosyal medyada yer alan abartılı haberlere de itibar edilmemesi gerektiğini vurgulayarak özellikle el hijyenine önem verilmesi gerektiğini söyledi.Dr. Songül Özer, şunları söyledi: “2002 yılında ilk olarak Minsk kedilerinden bulaşan SARS virüsü adıyla kendini gösterdi. Zatürre ve akut solunum enfeksiyonlarına yol açtı. Arabistan’da ise Mers Cow adıyla tek hörgüçlü develerden bulaşmıştı. Bugünkü Korona virüsü sindirim sistemini etkilemiyor. Er geç Türkiye’ye gelecektir. Sosyal medyada ve televizyon haberlerinde birdenbire yere düşen insanlar görülüyor, böyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. Korona’nın böyle bir etkisi yok. Bu virüsten korunmak için antibakteriyellere gerek yok, cildi daha çok çatlattıkları için koruduğunuzu düşünseniz bile enfeksiyona açık hale getirdiğinizin farkında değilsiniz. Korona ve verem dahil birçok virüsün size bulaşmasını elinizi 25-30 saniye sabunla yıkayarak önleyebilmeniz mümkün. Tıbbi maskelere ihtiyaç yok. Hapşırdığınızda, öksürdüğünüzde avucunuzun içi ile değil dış yüzeyi ile veya kolunuzla ağzınızı kapatarak salgınızın tekrar size ve etrafa bulaşmasını engellemelisiniz. Kağıt mendil kullanmalı ve mutlaka hemen çöpe atmalısınız. Virüsler çok hızlı yayılırlar ama dış ortamda uzun süre canlı kalamazlar. Onların canlı kalmasını ve yayılmasını sağlayan en önemli besinleri kandır.”Dr. Songül Özer: Çin’den gelen paketlerde bulaşıcılık mümkün değil!Virüs Türkiye’de görülmediği için şuan maske takmaya gerek olmadığına dikkat çeken Özer; Virüsler çok hızla yayılırlar ama çok önemli güzel bir tarafı vardır, dış ortamda uzun süre canlı kalamazlar, canlı kalabilmeleri için mutlaka canlı hücreye ihtiyaç duyarlar. Çin'den gelen paketlerde bulaşıcılık mümkün değil. Bunların üzerinden veya taşıyan kişiler aracılığıyla bulaşması söz konusu olamaz” dedi.

31 OCA 2020

Sülükte Korona riski!

 Çin’in Wuhan kentinde 12 Aralık’ta görülmeye başlanan Korona virüsü hakkında bilgiler veren Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bölümleri ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Korona virüsünün seyrinin domuz gribi gibi önceki virüs seyriyle eşdeğer ölçekte olduğunu vurguluyor. Panik yapılmaması ancak önlem de alınması gerektiğine dikkat çeken Uzbay ülkemizde tedavide yoğun olarak kullanılan sülükler konusunda da uyarıyor… “Çin’den sülük ithalatı yapılıyorsa sülüklere mutlaka dikkat edilmeli, sülük tedavileri yapılan yerlerin bu sülüklerin nasıl temin edildiği ile ilgili mutlaka açıklayıcı bilgi vermeleri gerekiyor.” Virüs hayvandan insana geçtikten sonra başka insanlara bulaşacak şekilde mutasyona uğradı!Korona virüsü hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümleri ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay salgının genel seyir durumu hakkında bilgilendirmede bulundu. Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Korona virüs enfeksiyonları son 15 yıldır görülüyor. Şu anda gündemde olan bu virüs ailesinin yeni bir tipi ve bu virüsün hastalık nedeni olduğu insandaki ilk tanı 12 Aralık tarihinde Çin’de kondu. Özellikle Çin’in Wuhan kentinde vaka sayısı birdenbire artmaya başladı. Çin sağlık yetkilileri bu durumu incelediler. Daha önce gribe neden olan, domuz gribi, kuş gribi ve SARS gibi geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız virütik salgınlar oldu. Korona’da da benzer bir durumla karşı karşıyayız.Virüs hayvandan insana geçip daha sonra insandan insana geçen bir forma dönüşüyor. Virüs kaynağı ile ilişkili ilk açıklamalar yarasa şeklinde olsa da daha sonra kaynağın yılan olabileceği ağırlık kazandı. İlk vakaların büyük çoğunluğunun Huanan Deniz Ürünleri Toptan Satış Pazarı çalışanları veya müşterileri olduğu dikkati çekti. Burada yemek için yılanlar da satılırken, bu yılanların genellikle vahşi doğada yarasa avlayarak beslendiği de biliniyor. Sonuç olarak çeşitli hayvanlardan insanlara virüsler bulaşarak insandan insana geçen beklenmedik salgınlara neden olabiliyor” dedi.Her virüs alan hasta olmayabilirHer organizmayı alanın hasta olacak diye bir durumu olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Virüs vücuda girince bağışıklık sistemine saldırıyor ve kendi karargâhını orada kuruyor, sizin bağışıklık sisteminiz güçlüyse virüs etkisiz hale geliyor. Siz böyle bir virüsle karşılaştığınızın farkında bile olmuyorsunuz. Bazen de virüsler vücudunuzda hastalık yapmadan çok uzun süreler barınabiliyor.  Bu durumda taşıyıcı oluyorsunuz. Bunun en güzel örnekleri hepatit C ve HIV’dir. Bunların bazı taşıyıcıları hastalanmasa da çeşitli yollarla virüsü başkalarına bulaştırabilir.   Korona virüste de buna benzer olgular olabilir. 12 Aralık’tan bugüne kadar virüs nedeniyle 9 binin üzerinde kişide hastalık belirtileriyle birlikte virüs tespit edilmiş durumda… Bu rakamlara bakınca Wuhan bölgesinde başka kişilere de mutlaka bulaşmış olabilir, ama onlar bağışıklık sistemi güçlü olduğu için ya da bu virüse karşı dirence sahip oldukları için hastalanmamıştır.Korona virüsünün genel profili biliniyor ve buna karşı aşı geliştirilecektir Virüs salgınların bilim kurgu filmlerindeki gibi olmadığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Bilim kurgu filmlerinde de izleriz. Bir yerde ani ölümler meydana geliyordur, bu virütik veya bakteri gibi bir şeye bağlıdır ama bunun ne olduğunu tespit edemezsiniz. Tespit edene kadar bir süre geçer ve ölümler yükselir. Filmlerdeki senaryoların insanların aklına yer etmesi gereğinden fazla korku ve paniğe neden oluyor. Şu andaki bilimsel gerçek, salgına neden olan virüsün adının ve özelliklerinin iyi bilinmesidir. Yani tehdidin ne olduğunu ve özelliklerini biliyoruz. Bu önleyici tedavinin geliştirilmesi ve önlemlerin alınması açısından çok önemlidir.Şu an bir tedavi yok ama buna karşı bir aşı mutlaka geliştirilecek. Daha önce buna benzer virüsler için aşı geliştirildi. Dünya Sağlık Örgütü ve ülkelerin sağlık sistemi çok iyi çalışıyor. Daha önce yaşanabilecek birçok salgının önüne geçildi. Örneğin; İspanyol gribi 1918 yılında dünyanın tanıştığı en büyük grip salgınıydı. Bu salgında bazı kaynaklara göre 2.nci dünya savaşından çok daha fazla sayıda insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insandan bahsediyoruz.Domuz gribine, Sars’a ve Ebola’ya baktığımızda binli rakamlardan bahsediyoruz. HIV virüsünün yayılması bile belli oranlarda durduruldu. Korona’da an itibarıyla küresel ölçekte 200’ün üzerinde bir kayıp söz konusu. Buna karşın hastalığı atlatan veya hastalanmayan binlerce kişi var. Ölüm vakalarına baktığımızda her salgın hastalıkta olduğu gibi genelde yaşlı, kronik hastalığı olan, bağışıklığı düşük olan yani risk grubunda olan kişiler. Bu salgının seyri de öncekilerle benzer. Alınan tedbirler ile yayılma hızı yavaşlayacak ve aşı ile de kontrol sağlanacaktır” dedi.Sülük tedavisine dikkat! Küreselleşmeden dolayı dünyanın küçüldüğünü, seyahat ve etkileşimin arttığını ifade eden Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Dikkatimi çeken bir konu var. Başka ülkelerde görülen vakalar Wuhan eyaletindeki gibi yoğun bir şekilde artmadı. Bunda kuşkusuz alınan önlemlerin de payı var ancak virüsün Çin’deki odağının da göz ardı edilmemesi şart.  Burada hayvandan insana geçiş önem kazanıyor. Hayvandan insana başka virüsler de geçebilir ve değişime uğrayarak ölümcül hastalıklara yol açabilir. Hatta başka insanlara bulaşabilir. Mesela sülük, ülkemizde tedavilerde yoğun bir şekilde kullanılıyor. Tedavide kullanılan ve uzmanlarca etik ölçülerle yapılan tedavilerde kullanılan sülüklerin orijini belli olmalıdır ve elbette bakanlığın denetimde bu tedavilerin yürütülmesi şarttır.Etik dışı tedaviler için internetten veya merdiven altı başka denetimsiz kaynaklardan alımlar ve kullanımlar olabilir. Uzak doğudan da tedavi amaçlı sülükler getiriliyor olabilir. Korona virüsteki yılan veya yarasa ile insan bağlantısını üzerinden sülükle tedaviyi sorgulamak çok da mantıksız değil. Bu tedavinin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Çin’den sülük ithalatı yapılıyorsa mutlaka dikkat edilmelidir. Sülük tedavileri yapılan yerlerin bu sülüklerin nasıl temin edildiği ile ilgili mutlaka açıklayıcı bilgi vermeleri gerekiyor. Ülkemizde çok yaygın kullanılan bir tedavi yöntemi olduğu için önemli bir konu. Aynı şekilde menşei belirsiz ve denetimsiz uzak doğu kökenli gıda takviyeleri ve yiyeceklere de dikkat edilmelidir” dedi.Biyolojik silah teorileri yanıltıyor Virüslerin biyolojik silah tehdidi olması konusuna değinen Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Sosyal medyada ve bir takım medyada biyolojik silahlar üzerinde çalışıldığı, bu virüsün laboratuvardan dışarı kaçtığı, müthiş ölümlere neden olduğu ile ilgili haberler dolaşıyor. Bu komplo teorileri iki noktadan çürütülebilir. Birincisi eğer bu laboratuvarda üretilen bir şey olsaydı kimliğini ve özelliklerini belirlemek bu kadar kolay olmazdı. İkincisi Çin Koronayı biyolojik silah olarak üretti ise Çinliden çok diğer ırklarda hızlı yayılması ve çok daha öldürücü olması gerekirdi. Burada tersi bir durum söz konusu. Çin veya başka ülkelerin biyolojik silahlar üzerinde çalışabileceği doğru olabilir ancak bu salgın öyle bir şey değil.Bunun üzerine komplo teorisi kurarak aşırı bir panik ve korku havası estirmemek gerekiyor. Çünkü virüsün gidişatı aynı önceki salgınlar gibi. Geçen yıl grip salgınlarında dünyada yaklaşık 400 bin kişi hayatını kaybetti. Şu anda temennimiz Korona ile ilgili daha fazla ölüm olmadan soğukkanlı bir şekilde önlemlerin alınması ve büyüme olasılığını tümden ortadan kaldıracak bir aşının geliştirilmesi. Bütün bulaşıcı hastalıklarda, hastalıkların kuluçka dönemi dediğimiz sessiz bir dönem vardır. Bu dönem kişiye göre değişkenlik gösterir. Çeşitli bilimsel kaynaklarKoronada bu sürenin 2-14 gün olduğuna işaret ediyor. Virüs hastalık belirtisi oluşmadan da başkalarına bulaşabiliyor, Tokalaşma, sarılma, başka yakın temaslardan virüsü alabilirsiniz ama hastalanmayabilirsiniz, hastalığı ölüm olmadan atlatabilirsiniz. Eğer hastalık belirtisi vermediği dönemde de bulaşıyorsa küresel ölçekte daha da yaygınlaşabilir. Havaalanlarında termal kameralarla ateş ölçümü yapılıyor ancak oradan geçen ve henüz belirti vermeyen kişiler de taşıyıcı olabilir. Taşıyıcı olmadığının garantisi bulunmuyor. Bu bir risk oluşturuyor. Önlem olarak bir süre bu hastalığın ortaya çıktığı ve yaygın görüldüğü yerlerden iletişimi ve etkileşimi kesmektir. Birçok ülke de şu anda bunu yapıyor. Bu düşünce ile bazı ülkeler Çin’den gelen kişilerde kısıtlamaya gittiler veya gelen kişileri önce 14 gün karantinada tutuyor” dedi.Panik yapmadan gerekli önlemler alınmalı! Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bireysel olarak alınabilecek önlemlere değinerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Sabunlu suyla ellerimizi yıkamaya sürekli özen göstermemiz gerekiyor. Bu virüsler temas yoluyla elimizi dokundurup sonra yüzümüze, ağzımıza sürdüğümüzde de alınabiliyor. Havaalanı, AVM, toplu taşıma aracı gibi yoğun kullanılan ortak noktalarda bulunduktan sonra el mutlaka yıkanmalıdır, çok kalabalık alanlarda maske elbette takılabilir.  Ancak büyük panik olacak bir durum pek ortada yok. Gripten her yıl dünya üzerinde kayıplar olacaktır ama bakıldığında bunların büyük çoğunluğunun yaşlı, ikinci bir sorunu olan, dolaşım, kalp gibi ciddi sorunları olan insanlar olduğunu, çocuklar olduğunu görüyoruz. Bir de bu tip virüslere doğal olarak hassas gruplar da var, ama bunların sayısı oldukça az.Salgınların da illa Korona olması gerekmiyor. Riskli grupta yer alan kişiler başka virüslere ve salgın etkenlerine karşı da aynı tepkiyi verebilirler. İşte biz aşıyı bu yüzden savunuyoruz. Komplo teorisyenleri ‘önce hastalığı salıyorlar sonra aşıyı çıkarıyorlar’ diyor ama hiçbir aklı başında ülke böyle bir şey yapmaz. Bu tip virüsler zaten var, mutasyona uğrayıp çeşitli yollardan insana geçerek hastalığa neden olabiliyorlar. Bunların aşısının geliştirilmesi koruyucu tıp açısından çok önemli. Aşı gibi önleyici tedaviler hem ölümleri azaltıyor hem de hastalık sürecindeki tedavi maliyetini azaltıyor. Aşı karşıtlığının sanki iyi bir şeymiş gibi savunulduğu günlerde bunu da önemle belirtmek isterim.”

23 OCA 2020

Prof. Dr. İbrahim Öztek: “Her Türk genci Aziz Sancar gibi çalışmalar yapmalı”

Hocalı, Karabağ gazisi madalyalarının sahibi, Türk spor dünyasının “Aksakallısı” olarak bilinen, spordan tıbba, federasyon başkanlığından antrenörlüğe, fikir adamlığından kitap yazarlığına kadar birçok branşta söz sahibi olan Prof. Dr. İbrahim Öztek Üsküdar Haber Ajansı muhabiri Şüheda Damgacı’nın sorularını yanıtladı. “Ben 50 senedir zamandan kazanabilmek ve çalışmalarımı sürdürebilmek için her gece 3 saat uyuyorum” diyen Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Öztek son olarak “İlhanlı Azerbaycan Döş Nişanı”na layık görüldü. Öztek, ülkemizin kalkınması için her bir Türk gencinin Aziz Sancar gibi Nobel ödüllerine layık çalışmalar içerisine girmesi gerektiğine dikkat çekiyor.“Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş çalışmalar yapıyoruz”Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?“1996 yılında GATA Haydarpaşa Askeri Eğitim Araştırma Hastanesinden emekli oldum ve Tıp profesörüyüm. Serbest olarak hekim olarak da çalışıyorum ve dört yıldan beri Üsküdar Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görevimi sürdürmekteyim. Eski bir milli sporcuyum. Yirmi seneye yakın Türkiye Judo, karate, aikido, wushu, kungfu federasyonlarının başkanlıklarını yaptım. Ve şu anda da sportif olarak Dünya Geleneksel Sporlar Federasyonu’nun ve Dünya Aba Güreşi Federasyonunun başkanıyım. Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Federasyonu’nun da onursal başkanıyım. Yine Türkiye-Azerbaycan dev kardeşlik, candaşlık ve strateji platformunun başkanıyım. Yanı sıra Türkiye Anadolu Aydınlar Ocağı genel başkanıyım. Tabi bunlar her şeyden önce kültür ve spor esaslı kuruluşlar ve aynı zaman da Türk milliyetçiliği üzerine kurulmuş çalışmalar yaptığımız sivil toplum örgütleridir.”“Azerbaycan ve Türkiye ikiz kardeştir”“Ben yirmi beş yıldan beri özellikle Türkiye’nin kültürel dertleriyle dertleniyorum. Azerbaycan’da yaşayan Türk halkının 1880’lerden beri uğradıkları soykırımlar var. Bu soykırımlar Ruslar ve Ermeniler tarafından uygulanan soykırımlardır. Biz oradaki halkımızın yanındayız. Çünkü oradakiler de Türk halkıdır. Aynı soydan geliyoruz, aynı dindeniz, kan kardeşiyiz. Türkiye için dış dünyaya karşı yapacağımız müdafaamızı Azerbaycan için de yapmak zorundayız. Çünkü o da bir Türk devletidir ve bugün her iki devlette birbiriyle kardeştir. İkiz kardeşler birlikte acı çekerler, birlikte sevinç paylaşırlar. Onun için de bizim de bu acıları paylaştığımız gibi sevinçlerimizi de paylaşmak zorundayız. Bunlar hem kandaşımız, hem Candaş’ımız, hem de dindaşımız.”“Yaptığım çalışmalar sonucunda birçok ödüle layık görüldüm”“Benim Hocalı Soykırımı ile ilgili yaptığım çalışmalar sonucunda orada bana “Sen Hocalı Gazisisin, sen Karabağ Gazisisin” diyorlar. Sağ olsunlar. “Biz savaştık, bizim için silahlı savaş bitti. Ama siz hala savaşıyorsunuz. Onun için siz Karabağ Gazisisiniz.” dediler. Karabağ Gazisi madalyası takdim ettiler bana. Bu madalyanın adı da “Vatan Namına”. Yakın zamanda bir başka madalyaya daha layık görüldüm. Bu ise “İlhanlı Azerbaycan Döş Nişanı”. Döş demek, göğsümüzü kabartan demek. İlhanlı da Cumhurbaşkanı’nın müsaadesiyle yapılmış bir şey olduğu için oradan geliyor. Orada birçok milletvekillerine de takdim edilmiş bu nişan. Bu ödüllerin en büyük nedeni yaptığım çalışmalardır.”“Hocam, ülkemize benim aracılığımla bir sınav kazandırdı”Ülkemizde pek çok bilimsel dereceler ve ödüller kazanmış olup, 10 adet TÜBİTAK teşvik ödülü sahibisiniz. Çalışmalarınızdan biraz bahsedecek olursak neler söylemek istersiniz?“İstanbul’daki ilk görev yerim Çamlıca Askeri Hastanesi’ydi. Oradaki Patoloji Bölümü’nün şefiydim. Sonra GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi kurulunca beni de oraya kurucu üye olarak aldılar. O sırada Ankara’da Gülhane’nin başında Genel Cerrah hocamız Tümgeneral Necati Köral vardı. Ben oraya gittiğim zaman uzmandım. Bilimsel etkinlik için Yardımcı Doçent, Doçent veya Profesör olmak lazımdı. Bizi o zaman çalışmalarımızdan dolayı Yardımcı Doçent ilan ettiler. Çünkü Patolog olarak çok fazla hizmetimiz vardı. Sonra Necati Köral hoca bana “Hazırlanıyor musun?” diye sordu. Ben de “Bir bakıma hazırım, ama aynı zamanda da hazırlanamıyorum.” dedim. Çünkü yabancı dil sınavını geçmem lazımdı ve benim yabancı dilim de Rusçaydı. Doçentlik sınavında da Rusça seçeneğimiz yoktu. Bu olay benim bilimsel hayatımda dönüm noktamı oluşturur. Kendisi YÖK’te görevliydi ve benim Rusçadan Doçentlik dil sınavına girmemi sağladı. Aynı zamanda ülkemize bir sınav kazandırdı. Ve buna Bulgaristan’dan gelen arkadaşlarımız da çok sevindiler. Hepsi sınava bu şekilde girdiler. Yoksa Batı dillerinden sınava girmek mümkün değildi. Belki İngilizce vardı ama yeterli değildi.”“Yaptığımız çalışmalarla askeri nizamda değişiklik yaptık”“Doçent olduğum zaman 40’a yakın çalışma yapmışım. Hatta yaptığım tez çalışmam dünyada nadir çalışmalardan birisiydi. Derinin içindeki ter bezi, yağ bezi, kıl kökü gibi organizmaları çıkartıp mikroskop altında dağıtıp derinin içindeki organelleri tek tek görebilmenizi sağlıyor bu. Çok ses getirdi asistanlığım sırasında. Bu çalışmalarımın hepsini yayınlamıştım. GATA bilimsel açıdan çok önemli bir yerdi. Çok değerli arkadaşlarım vardı. Birlikte çok güzel deneysel çalışmalar yaptık. Bu çalışmalarımızdan bir tanesi Dünya Kongresi’nde birincilik elde etti. Ve onun üzerine Amerikan Anjiyoloji Koleji bizi bilimsel konsey üyeliğine seçti. O konseyin halen üyesiyim. Bu üyelikle Amerika’da çalışma hakkı elde ettik. Araştırmamızın konusu da köpeklerde kopan damarları iç içe geçirerek kaynatma esasına dayalıydı. Bir de Dünya üçüncülüğü alan çalışmamız var. Gözlerde kornea çizilerek göz numarası küçültme olarak yapılan bir icattı. Bu ameliyatı geçiren kişiler pilot olamıyordu, denizaltı alanlarında çalışamıyorlardı. Biz şunu ispat ettik, bu ameliyatı geçiren kişilerin gözleri eskisinden daha keskin görüyordu. Bu bir askeri kanundu. Kanunu değiştirdik biz bu şekilde. Bu çalışmamız dünya kongresinde yayınlandı. Ben emekli olduğumda toplamda 360 tane yayınım vardı. Bu Türk bilim hayatında büyük bir sayıdır. Halen de önüme çıkan fırsatlar oldukça bilimsel çalışmalar yapmaya devam ediyorum.”“Üsküdar Üniversitesi bilimselliğini ortaya koymuş durumda” “Bilimsel hayatıma hala devam ediyorum. Bu bilimsel hayatımızı da inşallah bundan sonra Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam ettireceğiz. Çünkü üniversitemizin Rektörü Sayın Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile biz GATA Haydarpaşa’da beraber çalıştık. Bilime son derece düşkün, bilimselliğini ortaya koymuş durumda. Nöropsikiyatri İstanbul Hastanesi ve Türkiye’nin ilk beyin hastanesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesini kurmakla da bunu ispat etmiş oldu. Bu yüzden Üsküdar Üniversitesinin istikbali parlak gözüküyor.”Türk spor dünyasının “Aksakallısı” olarak biliniyorsunuz, spordan tıbba, federasyon başkanlığından antrenörlüğe, fikir adamlığından kitap yazarlığına kadar birçok branşta söz sahibisiniz 2017 yılında verdiğiniz bir röportajda “Ben 50 senedir zamandan kazanabilmek ve çalışmalarımı sürdürebilmek için her gece 3 saat uyuyorum” ifadelerini kullandığınızı görmekteyiz. Çalışmalarınızdaki motivasyon kaynağınız nedir? Neler söylemek istersiniz?“Her Türk genci Aziz Sancar gibi çalışmalar yapmalı” “Evet, toplamda 23 tane kitabım var. İki kitabım da şu anda baskıya hazırlanıyor. Bunlardan bir tanesi sigara alkol uyuşturucu ve spor kitabı, bir tanesi de ergoterapi ve psikopatoloji kitabı. Maksadımız üniversitemize bir bilimsel katkımız olması. Ülkemizin bilimsel anlamda çok eksikleri var bu esikleri tamamlamak lazım. Bilim aşığı, çalışma aşığı bilim adamlarımızın olduğundan çok daha fazla gayret göstermesi lazım. Bu gayreti gösterebilmeleri için de gecede 3-4 saat uyumak bana yetiyor, zamandan anca böyle kazanmış olabiliyorum. Zaman kısa, ömür kısa ve bize bir emir var “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış” diye.  Biz hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyoruz. Herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerekir ki ülkemiz bir an evvel daha ilerilere gitsin. Öğrencilerimiz bilimin her dalında şimdiden ödül getirmeli. Bizim temennimiz her bir Türk gencinin Aziz Sancar gibi Nobel ödüllerine layık çalışmalar içerisine girmesi.”Aynı zamanda bir Tıp doktorusunuz ve hayatınızı spora vakfetmişsiniz insanları kötü alışkanlıklardan korumak için çalışmalar yapıyorsunuz, hem tıbbi çalışmalarınızı sürdürüyor, paneller düzenliyor hem de federasyonlardaki görevlerinizi yürütüyorsunuz. Sizce tıp ve spor dalları arasında nasıl bir bağlantı var açıklayabilir misiniz?“Sporcu gençlik, yarının akıl küpüdür”“Benim yaptığım spor dalları çok geniş. Bunların içinde yüzme var, kürek çekme var, boks var karate, judo, futbol, hentbol gibi sporlar da var. Fırsat buldukça yapabildiğim her sporu yapmaya çalıştım. Sporun her dalındaki 20 yıla yakın bir federasyon başkanlığı, yıllarca Türkiye olimpiyat başkanlığı milli olimpiyat komitesinde 30 yılı aşmış hizmet… Bunlar birçok spor dalının inceliklerini bildiğimi gösteriyor. Bir de Türk sporunun kalkınması için spor bilincinin ve spor kültürünün yerleşmesi lazım. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Sporcu gençlik, yarının akıl küpüdür. Akıllı insanlar olacak. Köhne bir şekilde geçen gençlikten çok fazla şey bekleyemeyiz çünkü spor, beden sağlığı verdiği gibi akıl ve ruh sağlığı da kazandırır.”Türkiye Cumhuriyeti ülkelerine ciddi bir hassasiyetiniz var bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Gençlere ne tavsiye edersiniz?“Milliyetçiliği kavimcilikle karıştırmayın”“Türk milleti Dünyada en çok soykırıma uğrayan millettir. Son 200 yıldır balkanlarda 5 milyon insanımızı kaybettik. Bu insanları çoğu belki bizlerin ailelerinden. Selanik’ten Bulgaristan’dan Yunanistan’dan göçen bir sürü insan var. Oradaki düşmanlarımız onların kaçmasına bile müsaade etmediler, hepsini öldürdüler. Kırım’da aynı şeyleri yaşadık. Bugün Çin’de Uygur Türkleri hala Çin’in zulmüne uğruyor. Herkes kendi milletinin milliyetçisi olmak zorunda. Milliyetçiliği kafatasçılıkla, kavimcilikle karıştırmayın. İkisini birbirinden ayırmak lazım. Ben Türk’sem Türk’ü sevmek zorundayım.”“Devletlerarası sınırlar var ama insanların yüreklerinde sınır yok”“Dünyanın her yerindeki Türklerin rahat yaşamasından, dilini, dinini rahatlıkla kullanmasından yanayım. Benim onlara sempatim buradan geliyor ve bu sempati öyle bitecek bir sempati de değil. Dünyanın neresinde Türk varsa, ne şekilde bir ıstırap çekiyorsa bende o ıstırabı hissetmeliyim. Türk olmak Dünya’da zor bir iş çünkü herkes Türk deyince düşman gözüyle bakıyor. Onun için hepimizin görevi öncelikle ailemiz bildiğimiz Türklüğümüzü, vatanımızı korumak. Devletlerarası sınırlar var ama insanların yüreklerinde bu sınır yok. Bu sınır o devletlerarası sınırı aşıyor.”Röportaj: Şüheda DamgacıFotoğraf: Esra Gül Batal  

20 OCA 2020

Prof. Dr. İbrahim Öztek, "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu katkıları, Azerbaycan haklarının dünyada kollanması ve tanıtılması yönünde yapmış olduğu özel hizmetler nedeniyle "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi.Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu katkıları, Azerbaycan haklarının dünyada kollanması ve tanıtılması yönünde yapmış olduğu özel hizmetler nedeniyle "İhamlı Azerbaycan" nişanı ile ödüllendirildi.Prof. Dr. Öztek'e "İhamlı Azerbaycan" nişanı ödülü, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kültürel gelişmeye vermiş olduğu geniş ölçüdeki katkıları ve bu yöndeki hizmetleri, Karabağ ve İrevan/Erivan gerçeklerinin dünyaya duyurulmasında emeği, Ermenilerin Azerbaycan'a karşı giriştikleri soykırım olaylarını konferans, kitap ve yazılarıyla gerektiği şekilde duyurarak, bu yolda verdiği mücadeleler dolayısıyla verildi.Prof. Dr. İbrahim Öztek, "İlhamlı Azerbaycan" ödülü verilmek üzere Hocalı Soykırımı anma günleri arifesinde Azerbaycan'a davet edildi. Ödülü, 26 Şubat günü Bakü'de Azerbaycan İrevan Devlet Dram tiyatrosunda Prof. Dr. İbrahim Öztek'in vereceği Hocalı Soykırımı konferansı ve Tiyatro Direktörü Dr. İftihar Piriyev'in yöneteceği soykırım ile ilgili tiyatro oyunu sırasında düzenlenecek törenle takdim edilecek.Kaynak: İHA

15 OCA 2020

Üsküdar Üniversitesinde sigara ile savaş sürüyor

Patoloji Anabilim Dalı Başkanı, aynı zamanda Uluslararası Sigara Alkol ve Uyuşturucu ile mücadelede Spor Platformu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Ergoterapi öğrencilerine sigaranın zararları, sigaranın yol açtığı akciğer ve diğer organ kanserleri ile kalp damar hastalıkları konusunda verdiği seminerlere devam ediyor.Sigaranın insanda fiziki, psikolojik, sosyal, ekonomik ve ahlaki yıkım oluşturduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Öztek sözlerini şöyle sürdürüyor; “Sigara ile başlayan uyuşturucu, insan eli ile üretilen, insanı insanlığından eden, insanın masumiyetini yok eden, insanın özgürlüğünü, hür iradesini, insani yüksek değerlerini ve erdemlerini elinden alan en acımasız ve kahredici bir canavardır. Merkez sinir sisteminde, yani beyinde kimyasal olaylar ve hasarlar meydana  getirir.”Prof. Dr. İbrahim Öztek; “Sigara dumanında çok sayıda gaz ve toz halinde kanser yapan (karserojen) ve kanser yapıcı maddelerin etkisini artıran (kokanserojen) maddeler bulunmaktadır, bunların sayısı binleri geçmektedir. Kısaca Polonyum 210 isimli radyoaktif maddeden arseniğe, böcek ilacından siyanüre kadar her şey var. Yak bir tane, bir taneden ne çıkar diyerek, sigarayı bir kez deneyen dört çocuktan üçü ileride tiryaki oluyor. Sigara kötü alışkanlıkların ilk basamağını oluşturuyor ve bunu kısa zamanda alkol ve uyuşturucu takip ediyor” dedi.Öztek, sigara ile oluşan akciğer kanserinin son derece acımasız seyrettiğini ve kısa zamanda beyin, karaciğer ve kemiklere atlayarak, hastaya ve çevresine kabuslar yaşattığını belirtti. Bundan sonra içilen sigaraların Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) haline getirildiğini ve bunun da bir nesil sonra insanları kısırlaştıracağını belirtti. Bunun da bir ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ olduğunu söyledi.Sigara içen kızlarımızın derhal sigara ile vedalaşmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İbrahim Öztek; “Zira sigara içen kadınların çocukları sakat doğuyor. Nikotin damarları daralttığı için çocuğa giden kan azalıyor, oksijen azalıyor, besin maddeleri azalıyor. Çocuğun kanına karışan nikotinle de çocuk dünyaya birçok hastalıkla geldiği gibi aynı zamanda sigara tiryakisi olarak doğuyor. Nikotin anne sütünden de çocuğa geçiyor ve bu da çocuğun sigara tiryakisi olmasına neden oluyor” dedi.  Prof. Dr. İbrahim Öztek sigara kullanımı ile ilgili çarpıcı veriler paylaştı…Türkiye’de küçük büyük yirmi milyon insan sigara içiyor. bunun % 38’i erkek, ’i kadın.Türkiye’de bir yılda sigaranın yol açtığı akciğer kanseri ile buna bağlı kalp damar hastalıklarından 120 bin kişi hayatını kaybediyor..Bir yılda sigaraya 80 milyar lira ve sigaranın yol açtiğı hastalıklarin tedavisine ise en az 30 milyar olmak üzere, toplam 110 milyar lira harcıyoruz. Bu parayı havaya üflüyoruz.Bu kadar para eğitime harcanacak olsa, en başarılı üniversitelerimiz dünya sıralamasında 400. 500. sıralarda kalmaz, birinciliğe çıkardı.Bu para ile her yıl bir İstanbul Hava Limanı, 15 tane Marmaray, 4 tane Yavuz Sultan Selim köprüsü, hatta 2 tane nükleer santral yapmak mümkün olurdu..

14 OCA 2020

1 milyon sağlık çalışanı sorunlarına karşı birleşiyor

Sağlık sektörü temsilcileri, sağlık çalışanları kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Tanıtım Toplantısı’nda bir araya geldi. Toplantıda sağlık çalışanlarının sorunları ele alındı.Sağlık Çalışanları Kongresi ve İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Tanıtım Toplantısı, Şişli'deki bir otelde gerçekleştirildi. Toplantıya İstanbul İl Sağlık Müdürü ve Sağlık Çalışanları Kongresi Onursal Başkanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, İstanbul Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı Serdal Zelyurt, Sağlık Çalışanları Kongresi Genel Sekreteri Şule Yılmaz ile İstanbul'daki birçok hastanenin yöneticileri ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı. Toplantıda, sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları konuşuldu. 5-8 Mart arasında Antalya'da düzenlenecek olan Sağlık Çalışanları Kongresi'ne ilişkin bilgiler verilerek tüm sağlık çalışanları kongreye davet edildi.HASTALAR İÇİN VARIZProf. Dr. Kemal Memişoğlu, "Sağlıkta dönüşümü başarıp çoğu ülkenin 100 yılda yaptığını biz 6-7 senede yapabildiysek bunun en büyük sebebi sağlık çalışanlarının özverisidir. Sağlık çalışanları bu kadar özveri ile hizmet sunarken, bu çalışmaların kamuoyunda ses getirecek bir oluşuma ihtiyacı var. Her sağlık çalışanı bu kongrede yer alsın, fikrini söylesin istiyoruz. Biz sağlıkçılar, hastaları iyileştirmek için varız. Sağlık çalışanları toplumumuzun yansımasıdır, toplumumuzdan da sağlık çalışanına sahip çıkmasını istiyorum. İl sağlık müdürü olarak değil, bir hekim olarak sağlıkta dönüşüm için 17 senedir çabalayan bir fert olarak bu tür kongrelere katkı vermeye çalışacağım" dedi. İstanbul eski İl Sağlık Müdürü ve Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde görevli olan Ali İhsan Dokucu da yaptığı konuşmada, "Sağlık çalışanlarının hem çalışma şartları, hem de beklentileri ile ilgili yaptığı işten dolayı kendisinin doğru yerde konumlandırılmaması en önemli eksikmiş gibi geliyor. Bunun dinlemesi çok önemli bir aşama olacak" ifadesini kullandı.UYUMLU ÇALIŞMALIYIZSağlık çalışanlarına özel bu tarz kongrelere daha fazla ihtiyaç olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, düşüncelerini şöyle dile getirdi: "Sağlık sisteminin paydaşları var. Hastalar bir paydaş grubu ise sağlık çalışanları da çok önemli bir paydaş grubunu oluşturuyor. Sağlık çalışanlarının hastalarla uyumunu sağlamak gibi bir misyon, tarihi misyonumuz olacaktır."Kaynak: Sabah GazetesiHaberin linki: https://www.sabah.com.tr/yasam/2020/01/14/1-milyon-saglik-calisani-sorunlarina-karsi-birlesiyor

03 OCA 2020

Tıp öğrencilerinden masa tenisi turnuvası

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü koordinatörlüğünde Tıp Öğrenciler Birliği Kulübü ile “Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Masa Tenisi Turnuvası” etkinliği düzenledi.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesinde düzenlenen etkinlikte keyifli anlar yaşandı.İlk 3’e giren ödüllendirildi Masa tenisi turnuvası eleme maçları, final maçı ve üçüncülük maçları sonucunda Tıp Fakültesi öğrencilerinden Ömer Faruk Kara birinci, Ömer Polat Yetim ikinci, Muhammet Numan Bozdağ üçüncü oldu.Çekişmeli geçen turnuva sonrası dereceye giren Tıp Fakültesi öğrencilerine Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ödül taktim etti.

26 ARA 2019

Tıp Fakültesinden ‘Hastalık ve Hasta Davranışı’ etkinliği

 Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Hastalık ve Hasta Davranışı” etkinliği düzenledi. Etkinliğe NP İstanbul Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen ve Maltepe Üniversitesinden Doç. Dr. Gökçesu Akşit konuk oldu.Tıp Fakültesi NP yerleşkesi İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin moderatörlüğünü Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay yaptı. Uzbay, “Bütün meslek yaşamınız boyunca hem meslek hem de iş kalitenizi ortaya koymanızı sağlayacak en önemli unsur hasta ile olan etkileşiminizdir” dedi.“Hastalık kişiyi başkasına muhtaç hale getirir” Hasta ve hastalığın tanımını yapan Prof. Dr. Erkmen, bu tanımlamaların çok anlamlı olmayacağını söyledi. Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Hastalık kişiyi başkasına muhtaç hale getirir. Bu muhtaçlık tatsız bir boyutta da olabilir. Kulağınız ağrırsa kulak burun boğaz doktoruna muhtaç hale gelir ve yaşamını onun önerdiği şekilde sürdürmek zorunda kalırsınız” şeklinde konuştu.“En yaygın tepki hastanın doktora güvenmesidir”Erkmen, herkesin hastalık algısının farklı olduğuna ve buna göre de gösterdikleri tepkilerin farklı olduğunu belirtti. Erkmen, “En yaygın olan tepki hastanın güvendiği doktora kendini bırakması, o ne derse yapıp iyileşmeye çalışmasıdır” dedi. Erkmen, doktorun hastasına her şeyden önce güven vermesi gerektiğinin önemli olduğunu vurguladı.“Doktoru toplumsal algıdan bağımsız düşünmemek gerekiyor” Doç. Dr. Gökçesu Akşit, kişiye hastalık tanısı konmadan önce rahatsızlığının başladığını ve doktora gitmeden önceki aşamada çok daha karmaşık toplumsal süreçlerin olduğunu söyledi. Akşit, “Hasta da aslında ciddi bir geçmişi taşıyan farklı hastalıklarla ilgili pek çok farklı bakış açıları olan biri. Öteki tarafta da doktor aslında objektif değil. Onunda bir tarihi, hastalıkları, geldiği bir kültür var. Bilimsel bir objektifliğin dışında doktor da bir insan. Doktoru toplumsal algıdan bağımsız olarak düşünmemek gerekiyor” ifadelerini kullandı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Doğan, Prof. Dr. Hüsnü Erkmen ve Doç. Dr. Gökçesu Akşit’e konuşmalarından dolayı plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

23 ARA 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavi, gereksiz ilaç kullanımını önlüyor”

5 Şubat 2017 tarihinde yaşamını yitiren Üsküdar Üniversitesi İleri Toksikoloji Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak için düzenlenen ve geleneksel hale getirilen “Akılcı İlaç Kullanımı” panelinin 3’üncüsünde de bilinçli ilaç kullanımına dikkat çekildi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişiye özel tedavinin ilk adımlarını yıllar önce attıklarını belirterek “Yaptığımız çalışmalar kişiye özel tedavinin uygun maliyetli olduğunu gösteriyor. Kişiye özel tedavi lüzumsuz ilaç kullanımını da önlüyor” dedi.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen “Prof. Dr. Tuncel Özden Anısına 3. Kişiye Özel Tedavi Toplantısı” programında akılcı ilaç kullanımı ele alındı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin ilgi gösterdiği programa katılan Prof. Dr. Tuncel Özden’in eşi Prof. Dr. Seçkin Özden, Üsküdar Üniversitesi’nin vefa göstererek anma töreni düzenlemesini çok anlamlı bulduğunu belirterek, Üsküdarlı öğrencilerin çok şanslı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Prof. Dr. Tuncel Özden’i bilimsel bir toplantıyla anmak istedik”Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Tuncel Özden’i rahmetle anarak başladığı konuşmasında bilime çok değerli katkıları bulunan Prof. Dr. Tuncel Özden’i anmak için bu sempozyumu düzenlediklerini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavi çalışmalarına Prof. Dr. Tuncel Özden ile başladık”Üniversite ve hastane olarak kişiye özel tedavi alanındaki çalışmalara Prof. Dr. Tuncel Özden ve Üsküdar Üniversitesi Kişiye Özel Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Eczacı Selma Özilhan’la başladıklarını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Biz bu yolculuğa Tuncel Hocamız ve Selma Hocamız ile şöyle çıkmıştık. 2009 yılında psikiyatrik tedavi bir noktada tıkanmıştı. Hastalara tedavi uygularken çok dirençli hastalar geliyordu. Bazı hastalara bakıyorsunuz küçük doz ilaç veriyorsunuz alerji ortaya çıkarken; bazı hastalarda ise aynı ilaçtan yüksek doz verilmesine rağmen ilacın tesirinin olmadığı durumlar ortaya çıkıyordu.  Bu neden, nasıl oluyor? Hekimlikte herkesin bildiği bir gerçek vardır; hastalık yok hasta vardır. Bunun bilimsel bir açıklaması olması lazımdı. Neden aynı ilaç hastada hemen etkili olurken; bir diğer hastada etkisini göstermiyor? Biz de bu arayışa girdik. Aynı ilaç farklı hastalara neden farklı etki ediyor kısmı önemliydi. Değişik bir vizyona ihtiyacımız vardı” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kusursuz tıp anlayışının üçayağı var”2015’te ABD Başkanı Obama’nın başlattığı proje ile ortaya çıkan “Kusursuz Tıp” anlayışının üçayağı olduğunu belirten Tarhan, “Birincisi; genetiğe göre ilaç kullanımı yani doğru ilaç, doğru doz, doğru sürede uygulama. İkincisi teknoloji kullanımı, robotlar vs. gibi uygulamalar. Üçüncüsü ise medikal kayıtların tutulması. Bunlar sayesinde kişinin 10 yıllık tıp geçmişine bakabileceğiz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kişiye özel tedavinin pek çok olumlu yanı var”Farmakogenetik alanında çalışmalarının da bu dönemde yapıldığını belirten Tarhan, ilk ilaç kan düzeyi cihazlarını 2008 Aralık’ta aldıklarını, kullandıklarını ve olumlu sonuçlar elde edildiğini kaydetti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişiye özel tedavinin pek çok olumlu yanı olduğunu belirterek şunları söyledi:“Örneğin 10 defa yatmış ve çıkıp tekrar hastaneye yatmak zorunda olan bir şizofren hastası vardı. Yatış olunca düzeliyor, çıkınca yine hasta oluyor. Ailesi ilaçlarının düzenli kullanması için çok hassas davranıyor ve tüm hassasiyeti gösteriyor. Bu geçmişle bize geldi, yatırdık, tedavi oldu ve ardından taburcu edildi. Sonrasında kontrol ettiğimizde gördük ki hastanın kanında ilaç kullanım düzeyinde, hastaneden çıktıktan sonra düşüş var. Bunun nedenini araştırmaya koyulduk ve fark ettik ki, hasta dışarı çıktığında aşırı sigara kullanımına yöneliyor. Aşırı sigara kullanımı metabolik etkisi ile ilaç etkisini düşürüyor, aileyi bu yönde uyararak sigara kullanımını azaltarak hastalığı kontrol altına aldık. Bu durum yani kişiye özel tedavi, aslında cost effective/uygun maliyetli olduğunu gösteriyor. Kişiye özel tedavi lüzumsuz ilaç kullanımını da önlüyor. Bu nedenle akılcı ilaç olarak adlandırılıyor. Bu çalışmaların bir kısmı yayınlandı. Biz psikiyatri hastalıklarının tedavisinde bu yaklaşımla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yeniliklere açık bir anlayışla çalışmalarımıza devam ediyoruz”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, farmakogenetikten sonra toksikoloji alanında ilk doğrulama laboratuvarını kurduklarını kaydederek “Doğrulama laboratuvarını ilk biz burada kurduk. Yeni deneyimlere açık olmak, hastanın iyiliği için en yeni bilimsel referansı olan pratik tedavi yöntemlerini uygulamak gibi ilkemiz ve motivasyonumuz var. Bizi motive eden şeylerden biri de şudur; askeriyede bir kural vardır; komutan sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumludur. Biz tıpta bu motivasyonla yani hekim yapılan tedavilerden değil, yapılmayan tedavilerden de sorumludur. Bir hastanın iyiliği için dünyadaki en ileri tedavi yöntemlerini bulup buraya getirmek ya da hastaya tavsiye etmek bizim sorumluluğumuzdadır. Bu bakış açısı bizi farkında olmadan zora talip olmaya itti. Biz bu anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu motivasyon ile yeni tedavileri araştırıyoruz” diye konuştu.Programın açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Atik’in moderatörlüğünde “Akılcı İlaç Kullanımı” paneli gerçekleştirildi. Prof. Dr. Uğur Atik, “Bilim insanları yaşarken yarattığı değerler, ortaya çıkardığı çalışmalarla yaşamlarını yitirdikten sonra anılırlar. Tuncel Hocamız da arkasında çok önemi çalışmalar, bilimsel eserler bıraktı” dedi.Üsküdar Üniversitesi Kişiye Özel Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Eczacı Selma Özilhan, “Prof. Dr. Tuncel Özden Laboratuvarı İlaç Düzeylerini İnceleme Deneyimleri” başlıklı sunumunda laboratuvar olarak yaptıkları çalışmalardan örnekler verdi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Çocuk ve ergenlerde psikiyatrik ilaç kullanırken çok dikkatli olunmalı”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve NPFUAM Müdürü Prof. Dr. Tayfun Uzbay da “Nöropsikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı” başlıklı sunumunda günümüzde özellikle psikiyatri alanında ilaç kullanımının yaygınlaşmasına dikkat çekti. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, özellikle çocuk ve ergenlerde psikiyatrik ilaç kullanımında çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak “Elbette gerekirse kullanılacak ama nasıl kullanılacak? Kesinlikle çocuk veya ergen psikiyatrisi gözetiminde doğru tanı alarak ve hasta takip edilerek kullanılmalı. Çocuk ve genç çok dikkatli gözlemlenmeli” uyarısında bulundu.Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Herkes zekâsının gelişmesini ve mutlu olmak istiyor”Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Herkes kavrayışının çok artmasını istiyor. Zekâsının çok gelişmiş olmasını istiyor. Bir dinleyişte hocayı anlayıp bir okuyuşta bir sayfayı ezberlemek istiyor. İnsanlar kalabalıklarda başarılarıyla öne çıkmak istiyor. Bu da zekâyı artırıcı birtakım yollara sapmayı kolaylaştırıyor. Depresyon çağımızın en önemli sorunlarından biri ancak depresyon şu tarafa doğru geliyor. Kalabalıklar içindeki insanlar aynı zamanda mutlu olmak istiyorlar. Mutlu olmayı depresyonla özdeşleştiriyorlar. Bu büyük bir yanlış. Depresyon mutluluktan çok daha fazlasıdır. Ama maalesef toplumda şöyle bir algı oluşmuş durumdadır. Mutluluk eşittir, depresyondan kurtulma. Bu böyle bir şey değildir. Bunlar nöropsikiyatrik anlamda bu sorunların çözümü için büyük bir baskı yaratıyor” dedi.Prof. Dr. Tayfun Uzbay, özellikle ilaçlarla ilgili medyadaki popüler söylemlere de dikkat çekerek toplumun bu söylemlere itibar etmemesi gerektiğini vurguladı.Programa katılan Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Sinem Ezgi Gülmez ise dünya genelinde akılcı ilaç kullanımı ve uygulamalarına ilişkin bilgi verdi.

17 ARA 2019

Prof. Dr. İbrahim Öztek: “Sigaraya harcadığımız parayı havaya üflüyoruz”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek ve Öğretim Görevlisi Eda Yetimoğlu, Üsküdar Üniversitesinde sigara ile savaş başlattı. Öztek, öğrencilere yönelik verdiği konferansta sigaranın zararlarına değindi.Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Federasyonu Onursal Başkanı, Uluslararası Sigara Alkol Uyuşturucu ve Spor Platformunun başkanlığını yürüten Prof. Dr. İbrahim Öztek önemli paylaşımlarda bulundu.“Sigara ile başlayan uyuşturucu kahredici bir canavardır”Sigara ile savaşın diğer üniversitelerde de başlatılması gerektiğini ifade eden Öztek, gerekirse arzu eden tüm eğitim kurumlarında konferans vermeye hazır olduklarını bildirdi. Öztek, “Sigara ile başlayan uyuşturucu, insan eli ile üretilen, insanı insanlığından eden, insanın masumiyetini yok eden, insanın özgürlüğünü, hür iradesini, insani yüksek değerlerini ve erdemlerini elinden alan en acımasız ve kahredici bir canavardır” ifadelerini kullandı.“Akciğer kanserinin bir numaralı nedeni sigara dumanıdır” Sigaranın insan sağlığına verdiği zarara değinen Öztek, “Akciğer kanserinin bir numaralı nedeni sigara dumanıdır. İçimize çektiğimiz bu dumanın içinde bulunan radyoaktif madde de içeren binlerce zehirli madde önce solunum yollarını tahrip ediyor. Sonra tahrip ettiği bu alanlara zehirli maddelerini sıvazlıyor. Bu zehirli maddelerin altındaki hücreler yavaş yavaş kötü yönde şekil değiştiriyor. Bu değişiklikle hücreler kanser hücresi halini alıyor ve buradan büyüyerek büyük kitleler oluşturuyor. Eğer zaman zaman geniş kapsamlı tıbbi muayenelerden geçmiyorsak, bu kötü tümörlerin bir kısmı hiçbir bulgu vermeden portakal büyüklüğüne ulaşıyor ve tanımlandığı zaman da artık iş işten geçmiş oluyor” şeklinde konuştu.“Sigara nedeni ile yaklaşık 150 bin kişi hayatını kaybediyor” Günde bir paket sigara içen insanın hiç sigara içmeyenlere oranla en az on misli akciğer kanserine yakalanma riski taşıdığını ifade eden Öztek, sigara dumanının neden olduğu hastalıkları belirtti. Öztek, “Sigara dumanı ile temas etmeyen pankreas, karaciğer ve idrar kesesi gibi organlarda da sigaranın sebep olduğu kanserlere sıkça rastlanıyor. Türkiye’de sigara içimine erken yaşta başlandığı için buna bağlı ölümler en çok ortalama 50 yaşında görülüyor. Gelişmiş batı ülkelerinde ise en çok ölüm 60-65 yaşlarında oluyor. Geç tanımlandığı için de hastalar ameliyat şansını kaybediyor. Bunun yanı sıra yine ülkemizde sigaraya bağlı akciğer kanseri ile sigaranın sebep olduğu kalp damar hastalıklarından yılda yaklaşık yüz elli bin kişi hayatını kaybediyor. Amerika’da bu rakamın iki yüz bin kişi olduğu belirtiliyor” dedi.“Emziren anne sigara içiyorsa bebek sigara tiryakisi oluyor” Sigara içen annelerde sigaranın bebeğe etkisi ile ilgili önemli paylaşımlarda bulunan Öztek, “Sigara içen annelerde, sigara etkisi ile bebeğe giden damarlar daralıyor. Öyle olunca da bebeğe az miktarda oksijen ve az miktarda hayati besinler ulaşabildiği için bebek zekâca geri, yapı taşları eksik ve hatta sakat olarak dünyaya geliyor. Emziren anne sigara içiyorsa nikotin sütten çocuğa geçiyor ve süt emme yaşındaki bebek sigara tiryakisi oluyor” şeklinde konuştu.“Her yıl 7 yüz bine yakın çocuk sigaraya başlıyor”Çocuklarda sigara içme yaş aralığı ile ilgili istatistikler paylaşan Öztek, “Çocukların % 27’ si 7-13 yaşında, % 37’ si ise 14-16 yaşında sigarayı deniyor. Bu çocukların % 15’i, 13 yaşında, %29’u ise 14-16 yaşında sigara içicisi oluyor.  Ortaokul ve lise öğrencileri arasında yapılan resmi bir araştırmanın sonuçlarında ise; 2007 yılında bunların ’i, 2008 yılında ’i, 2017 yılında ise %25’i sigara içiyor. Her yıl yedi yüz bine yakın çocuk sigaraya başlıyor” ifadelerini kullandı.“Elektronik sigaranın normal sigaradan hiçbir farkı yok”Bir nargilenin 40 sigara zararına eşit olduğunu söyleyen Öztek, Elektronik sigaraların ise sadece avutma aracı olduğunu ifade etti. Öztek, “Elektronik sigaranın normal sigaradan hiçbir farkı yok. Sigara bağımlılık yapan bir maddedir. Kişinin özellikle merkezi sinir sistemini, yani beynini etkiler. Beyinde kimyasal olaylara neden olur. Bir iki saat sigara içemeyen tiryaki çıldıracak gibi olur. Oruç tutan bir sigara tiryakisi on sekiz saat kendini tutar ama iftar eder etmez sigara yakar. Bunun psikolojik etkisi irade ile yenilebilir” şeklinde konuştu.“Tütünün genetiği değiştirildi” Öztek, tütün ekimi ve genetiği değiştirilmiş tütün ile ilgili bilgi verdi. Öztek, “Bugün tütün ekimi ve sigara imalatımızın büyük bir kısmı Amerikalıların eline geçmiştir. Tütünümüz artık genetiği değiştirilmiş tütün haline gelmiştir. Bu da bu sigarayı içen insanlarımızın kısa bir zaman sonra kısırlaşacaklarına işarettir” dedi.  “Sosyal ve ekonomik düzeyleri düşük toplumlar kötü alışkanlıklara yöneltmektedir”Günümüzde devletlerin bozulmuş insan sağlığını düzeltmek için bütçelerinden çok büyük pay ayırdığını belirten Öztek, insan sağlığının korunması için aynı duyarlılığın gösterilmediğini vurguladı. Öztek, “Sosyal ve ekonomik düzeyleri düşük toplumlarda, aynı zamanda eğitim ve kültür eksikliği, insanları suç işlemeye ve kötü alışkanlıklara yöneltmektedir. Yine bu toplumlardaki ortam koşulları, uyuşturucu alışkanlığı ve kullanımını da teşvik etmektedir. Aile ve arkadaş ortamları konuya sahip olma alanlarıdır. Bu konuda basın yayın organlarımıza sinema film ve dizilerine, öğretmenlerimize büyük iş düşmektedir” şeklinde konuştu.“Sigaraya harcadığımız parayı havaya üflüyoruz”Öztek, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünün (OECD) sigaraya yönelik verilerini paylaştı. Öztek, “Türkiye’de küçük büyük on beş milyon insan sigara içiyor. Bunun % 38’i erkek, ’i kadın. Bir yılda sigaraya 22 milyar lira ve sigaranın yol açtığı hastalıkların tedavisine en az 10 milyar olmak üzere, toplam 32-35 milyar lira harcıyoruz. Bu parayı havaya üflüyoruz. Bu para ile her yıl İstanbul hava limanından üç tane, Marmaray Çanakkale veya Yavuz Sultan Selim köprüsünden dört tane, hatta iki tane nükleer santral yapmak mümkün.” ifadelerini kullandı.“Sigaraya karşı en önemli kalkan spordur”Sigaraya karşı en önemli gücün spor olduğunu belirten Öztek, çocukları erken yaşta spora yönlendirmenin önemine değindi. Öztek, “Özellikle yüzme, jimnastik ve atletizm ile mücadele sporları onlara temel spor bilgisini kazandıracaktır. Sporla birlikte müzik, resim, folklör, okuma ve kültürel etkinliklerde çocuğu kötü alışkanlıklardan uzak tutacaktır” dedi.Öztek, akciğer kanserinin klinik bulguları ile ilgili bilgi verdi;Akciğer filmlerinde daha önce olmayan bir lekenin tespit edilmesi.Öksürük.Akciğerden gelen kanama.Hırıltılı, ıslık çalar şekilde nefes alıp verme (wheezing).Gırtlakta darlık oluşması ve bu darlıktan dolayı sesli soluk alma (stridor).Nefes darlığı.Çabuk yorulma.Halsizlik.İştahsızlık.Kilo kaybı.Sebepsiz omuz ve sırt ağrıları.Boynun şişmesi.Ses kısıklığı.Boyun bezelerinin ele gelmesi.El parmak uçlarının, trampet çubuğu gibi topaklaşması.

16 ARA 2019

Üsküdar’da Sağlık Müdürlükleri ve Çalışmaları konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü Koordinatörlüğünde Tıp Öğrencileri Birliği Kulübü “Halk Sağlığı Günlükleri: Sağlık Müdürlükleri ve Çalışmaları” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuşmacıları Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbn-i Sina Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Sağlık Müdürlükleri tıp öğrencilerine çalışmalarını anlattı  Tıp öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği etkinlikte Sağlık Müdürlükleri çalışmaları ile ilgili bilgi verdi.Etkinlik sonrası konuşmalarından dolayı Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç’a Prof. Dr. Haydar Sur tarafından plaket taktim edildi.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

11 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde Kalbin Yolculuğu konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde “Anne Karnından Sonsuzluğa- Kalbin Yolculuğu” başlıklı konferans düzenledi. Konferansın konuğu Memorial Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji- Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler oldu. Özler, kalbin işleyişini, kalpte çıkan sorunları, çözüm önerilerini anne karnı, çocukluk, ergenlik, olgunluk, ileri yaşlılık olarak beş evrede ele alarak önemli paylaşımlarda bulundu.  Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina salonunda gerçekleşen konferansa tıp öğrencileri yoğun ilgi gösterdi.“Kalbimiz olağanüstü bir motordur”Özler, kalbi olağanüstü bir motora benzeterek insan kalbinin işleyişini anne karnından yaşlılığa kadar ele aldı. Kalp yolculuğunun anne karnında başladığını belirten Özler, anneye düşen büyük görevler olduğunu, kullandığı zararlı maddelerin bebeğin kalbine zarar vereceğini söyledi. Özler, çocuğun hastalığı bilmediği için ebeveynleri tarafından korunması ve kontrol edilmesi gerektiğini de dile getirdi.‘Yaşamda her şeyin bir bedeli var’Özler çocukluk dönemi ardından ergenlik ve olgunluk dönemine de değindi. Şişmanlığın yanında getirdiği kolesterolün, sigaranın, stresin, kalp damarlarımızı bozma riski olduğunu söyleyen Özler, kalp sağlığı ve beslenmenin önemine değindi. Özler, “Kalp sağlığında sağlıklı beslenme çok önemli. Yaşamda her şeyin bedeli olduğu gibi hamburger, çikolata gibi vücuda zararlı olan besinlerin yenilmesinin de bir bedeli var. Vücudumuza bunları alıyorsak sonucuna da hepimizin katlanması gerek” şeklinde konuştu."Hareketsiz yaşam damarlardaki daralmayı zamanla arttırıyor"Hareketsiz yaşamın getirilerinden biri olan obezitenin bilgisayar ve telefondaki gelişmelerle arttığını söyleyen Özler, sigara, stres, şişmanlık ve hareketsiz yaşamın damarlardaki daralmayı zamanla arttırdığını ifade etti. Özler, “1980’li yıllarda bilgisayarlar dev gibi insanlar ince, şimdi geldiğimiz zaman ise insanlar şişmanladı, bilgisayarlar küçüldü hatta artık telefonlar cebe sığacak kadar inceldi” dedi.“Kalp, anne karnında başlayıp ölümle birlikte sonsuzluğa yolculuğunu tamamlıyor” Özler, sunumunun sonunda Jorge Luis Borges’ten Anlar şiirini okuyarak tıp öğrencilerine tavsiyelerde bulundu. Özler, “Anne karnında 19’uncu günde bir serçe kuşu kadar başlayan yaşam gittikçe irileşerek güvercin kadar büyüyen bir kalbe dönüşüyor ve ölümle birlikte inancımız ne ise sonsuzluğa yolculuğunu tamamlıyor” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Azmi Özler öğrencilerin sorularını da cevapladı…Konferansın ardından Prof. Dr. Azmi Özler'e Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Kalemoğlu tarafından plaket takdim edildi.Toplu fotoğraf çekimi ardından konferans sona erdi.

10 ARA 2019

Prof. Dr. Haydar Sur: “İnsanlığın en önemli silahı elinden alınıyor”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde düzenlenen “Türkiye'de Aşı Karşıtlığı: Doğrular ve Yanlışlar” başlıklı basın toplantısında son günlerin çok tartışılan konusu “aşı” masaya yatırıldı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşı karşıtlarının öne sürdüğü noktaların bilimsel bir dayanağı olmadığını belirterek bebek ve anne sağlığı başta olmak üzere toplum sağlığı açısından bağışıklamanın önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu iddiaları ortaya atarak en önemli bulaşıcı hastalıklara karşı insanlığın en önemli silahını elinden alıyorsunuz” dedi.  İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin de Genişletilmiş Bağışıklama Programı doğrultusunda çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olunmasını, % 90 tam aşılı hale getirmeyi ve % 95’in üzerinde okul çağı çocuklarını aşılama hedefleri olduğunu söyledi. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün düzenlediği, Üsküdar ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürlerinin destek verdiği toplantıda son günlerin çok tartışılan konusu aşı masaya yatırıldı. Türkiye'de Aşı Karşıtlığı: Doğrular ve Yanlışlar” başlıklı basın toplantısında aşılama ve bağışıklamanın önemine işaret edildi. Üsküdar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Taşçı ve Ümraniye İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cemal Karaağaç da basın toplantısına katılıdı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonunda düzenlenen basın toplantısında Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin açıklamalarda bulundu.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Türkiye’de sağlık sisteminde eksiksiz bir şekilde yerine getirilen uygulamanın bağışıklama programı olduğunu, bunun Türkiye’nin yüzakı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Aşı karşıtı iddiaların bilimsel kanıtı yok” Aşı karşıtlarının öne sürdüğü noktaların bilimsel bir dayanağı olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, bebek ve anne sağlığı başta olmak üzere toplum sağlığı açısından bağışıklamanın önemli olduğunu söyledi. Aşı reddinin yeni bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Şuanda da bazı karşı çıkışlar var. Bu karşı çıkışların hepsinin ortak özelliği kanıta dayalı tıbbın metodolojisinden yoksun iddialardır. Birkaç araştırma var ama kanıta dayalı dediğimiz zaman bir grubu araştırdığımız zaman onun kontrol grubunu da araştırırsınız. ‘Bunda bu var, bunda yok’ dersiniz. Tek başına ‘Bunda var’ demeniz yetmez çünkü bunda da olabilir. Dolayısıyla kontrolü olmadan tıpta ileri sürdüğünüz hiçbir kanıtın kanıta dayalı tıpta yeri yok. Aşı karşıtlarının bilimsel kanıt diye ileri sürdüğü bütün çalışmaların ortak özelliği kontrol gruplarından yoksun olması. Objektif kanıttan ziyade ‘inanç, sezgi veya bana öyle geliyor’ gibi daha yuvarlak ve subjektif nedenlere dayanmış olmasıdır” dedi. Bebek ölüm oranları düştü Mesleğe başladığı 35 yıl önce Türkiye’de bebek ölüm hızının binde 156 olduğunu kaydeden Sur, “Sağlık Bakanlığı bu oranın bugün binde 8, Dünya Sağlık Örgütü ise bu oranın 12 olduğunu belirtiyor yani ortalama binde 10. Bu kadar bebek ölümleri neyle engellendi. Anne aşılaması da önemli. Bu oranların daha da azalması için daha çok anneyi ve daha çok bebeği aşılayacağız” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Türkiye’de inek jelatininden üretilen aşı kullanılmaktadır”Aşı karşıtlarının öne sürdüğü beş mesnetsiz iddia olduğunu belirten Prof. Dr. Haydar Sur, bunlardan birinin dini inançlarla ilgili olan “aşılarda domuz jelatini kullanıldığı” iddiası olduğunu kaydederek “Aşılar domuz menşeilidir diyerek dini nedenlerle aşı yaptırmayan kişiler var.  Domuz jelatininden üretilen aşıların olduğu doğrudur ancak ülkemizde Sağlık Bakanlığı bir tercih yaparak sığır jelatini üzerinden üretilmiş aşılar satın almaktadır. Bu öbüründen daha da pahalıdır. Ülkemizdeki titizlenmeye bakın. Mısır’da 2010 yılında 129 İslam ülkesinin sağlık ve din  uzmanları bir araya gelerek domuz jelatinini de inceliyorlar. Orada sağlık uzmanları din adamlarına domuz jelatinin nasıl bir yolla geldiğini anlatıyorlar. Verdikleri fetva enaz 30 aşamada kimyasal işlem görüyor. Bu ortaya çıkan maddenin domuzla bir alakası yoktur. Dinen caizdir diyorlar. Oy birliği ile kabul ediliyor, bir kişi bile buna karşı çıkmıyor. Bunun İslam dininin yasakları ile ilgisi olmadığına kanaat getirmişler. Nitekim bugün Suudi Arabistan gibi bazı müslüman ülkeler domuz jelatini içeren bazı aşıları kullanmaktadır ama bizim ülkemiz toplumunun hassasiyetine çok daha fazla saygı göstererek daha pahalı olduğu halde sığır jelatini içeren aşıları satın almaktadır. Bizim ülkemize domuz jelatininden üretilmiş bir aşı girmiyor. Dini bir tartışma haline getirmenin mantığı da yok, mesneti de yok. Dini hassasiyete sonuna kadar saygı duyacağız ama çocukların sağlığına da saygı duyacağız” dedi.Prof. Dr. Haydar Sur: “Aşıların otizme yol açtığı iddiasının bilimsel olmadığı ortaya çıktı”Aşıların bazı hastalıklara örneğin otizme yol açtığı iddiasına de değinen Prof. Dr. Haydar Sur, İngiltere’de 2010 yılında dünyanın en prestijli dergilerinden birinde yayınlanan bir makalede otistik çocuklara yapılan aşılar ile otizme arasında bir bağlantı olduğu şeklindeki iddianın olumsuz etkilere yol açtığını belirterek “12 otistik çocukla aşı arasında bağlantı kuran bu makale inanılmaz sonuçlara sebep oldu. % 96 olan İngiltere bağışıklama oranları % 80’in altına düştü. Tek bir makale ile birçok çocuğun aşısı engellendi. Bilim adamları bu araştırmayı incelediklerinde kontrol grubu olmadan 12 çocuk üzerinde yapıldığı ve bu nedenle bilimsel bir yöntem olmadığı anlaşıldı. Dergi makaleyi geri çektiğini ilan etti. Böyle bilimsel sahtekarlık yapan bir makaleye itibar edip bilimsel doğruları ortaya koyan binlerce makaleye itibar etmemenin nedeni ne olabilir? Bu tarihi bir vesikadır. Sadece bu makalenin etkileri Türkiye’de devam edip otizmle ilişkisi varmış diyenleri duydukça ben üzüntü duyuyorum” dedi.Kısırlığa yol açtığı iddialarını da yalanladı Aşılarda civa ve alüminyum maddelerinin bulunduğu iddiasının da aşı karşıtlarıının kullandığı bir argüman olduğunu kaydeden Sur, “Sodyum klorür yani sofra tuzu. Sodyum doğada çok sık rastlanan bir maddedir. Klor gazı da patlayıcıdır. Tek tek ele aldığınızda bu vasıfları taşıyan iki maddeden bahsediyoruz. Sodyum klorür haline geldiği zaman ortadaki madde ne sodyumdur ne klorürdür. Sodyum klorürdür. Dolayısıyla buradaki en büyük düşünce sahtekarlığı aşıların içerisinde kullanılan maddelerin kimyasal bileşenlerinin tek tek cımbızla çekerek o molekül üzerinden bizi tartışmaya çekmektir. Bu, tıp bilmeyen, kimya bilmeyen birinin yapacağı sahtekarlıktır” dedi. Prof. Dr. Haydar Sur, aşı karşıtlarının ortaya attığı bir diğer iddianın da kısırlık (infertilite) olduğunu kaydederek bu iddiaların da asılsız olduğunu söyledi. Sur, “1986 yılından bu yana aşılama yapılıyor. En azından 20 yıldır % 90 ve üzerinde aşı bağışıklama yapılıyor. Her yıl ortalama 1 milyon 300 bin bebek dünyaya geliyor. 20 senede 26 milyon bebek dünyaya gelmiş” dedi. Prof. Dr. Haydar Sur, aşıdan dolayı kısır kalmış bir bebek gösterilemeyeceğini ifade etti.Prof. Dr. Haydar Sur: “İnsanlığın en önemli silahını elinden alıyorsunuz”Bu tür iddiaları ortaya atanların insanlığı tehlikeye attığını kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu iddiaları ortaya koymak, insani ve hakkaniyetli bir şey değildir. İnsanlığın en önemli bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli silahını elinden alıyorsunuz. İnsanın biraz sorumluluk taşıması lazım. Ülkeni koruyacaksan bulaşıcı hastalıklardan koru. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada % 75-80 oranında aşıların koruyucu olduğuna ve aşıya tam güven duyuluyor. Aşıyı zararlı bulup yaptırmayacağını belirtenlerin oranı ise % 2’nin daha altında. Kararsızların oranı ise % 15 kadar. Onlar da aşıları seçerek yaptırıyormuş. Aklı olanın insanın aşı kadar yararlı bir şeyi kolay kolay reddedemeyeceğini düşünüyorum” dedi.Dr. Esra Şahin: “Çocuklarımıza dünyanın en kapsamlı aşı programını uyguluyoruz”İstanbul İl Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Esra Şahin, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün aşılama çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Aşıların yurt dışından geldikten sonra Aşılama Takip Sistemi ile takiplerinin yapıldığını belirten Şahin, “Çocuklarımıza 13 farklı hastalığa karşı dünyanın en kapsamlı aşı takvimini uyguluyoruz.  Aşılama, koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmasının yanı sıra hastalıklarda, öldürücü veya sakat bırakıcı önemli hastalıklara karşı çok ufak işlemlerle bu koruyuculuğu sağlamış oluyoruz. O yüzden de aşılama üzerinde önemle duruyoruz” dedi.Çocuklarda % 97 üzeri aşılama oranı hedefleniyorGenişletilmiş Bağışıklama Programı genelgesi uyarınca çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olmanın hedefleri arasında bulunduğunu belirten Dr. Esra Şahin, bu oranın da tutturulduğunu belirterek şunları söyledi:“Genişletilmiş Bağışıklama Programı genelgemiz var. Bu genelgeye uygun olarak da hedeflerimiz var. Çocuklarda % 97’nin üzerinde aşılama oranına sahip olmak, % 90 tam aşılı hale getirmek, % 95’in üzerinde okul çağı çocuklarını aşılama hedeflerine ulaşmak, bunun dışında sadece çocuklarla değil, gebelerde aşılama programımız var. Difteri ve tetanoz aşılaması yapıyoruz. Bu hem bebek hem de anne için önemli çünkü anneden geçen antikorlarla çocukta da bağışıklamayı sağlamış oluyoruz. 65 yaş üstü bireylerde yaşlı sağlığına uygun olarak aşılama yapıyoruz. Bununla birlikte toplumsal bağışıklık için önemli olan sağlık çalışanları gibi birçok meslek gruplarına aşılama hizmeti veriyoruz. Hac ve umre ziyaretleri öncesinde de aşılama hizmetlerimiz mevcut. Bunları da yine sağlık merkezlerimizde yapıyoruz. Bu hizmetleri şu anda binin üzerinde aile sağlığı merkezlerinde, yaklaşık 4 bin 500 aile hekimi ile yapıyoruz. Bunu dışında özel ya da kamu tüm sağlık kurum kuruluşlarında yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı’ndan aşılar ücretsiz olarak temin edilebiliyor. Ücretsiz olarak da başvuran herkese yapılabiliyor.”Dr. Esra Şahin, aşılarda domuz jelatini kullanıldığı iddiasıyla kimi zaman ortaya çıkan aşı reddine ilişkin olarak da Türkiye’de inek jelatini kullanılarak üretilen aşıların kullanıldığını söyledi. “Bakanlığımızın yaptığı aşı alımlarında kesinlikle biz bu hassasiyetin üzerinde durulduğunu biliyoruz. Bakanlığımız inek jelatini kullanılan aşıları kullanıyor. Bu mesnetsiz iddialar aşı reddini etkilememeli” dedi.

09 ARA 2019

Prof. Dr. Haydar Sur "Çalışan Hakları ve Güvenliği" sempozyumuna katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi Vehbi Koç Vakfı Acil Tıp Merkezinin düzenlediği Çalışan Hakları ve Güvenliği sempozyumuna konuşmacı olarak katıldı. Eğitimci, yönetici ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği sempozyumda Sur; ‘Sağlığı Okşayan Hastaneler’ konusuna ilişkin önemli paylaşımlarda bulundu.“Hastanelere atfedilen değişik dostluklar ve özellikler vardır”Hastanelere atfedilen değişik dostluklar ve özelliklerin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur; “Bu atıflar içerisinde hasta dostu hastane, bebek dostu hastane, anne dostu hastane, yeşil hastane, yalın hastane ve sağlığı geliştiren hastane ifadelerini kullanıyoruz” dedi.Ayrıca 1986 Ottowa Bildirgesinden ve 1997 Jakarta Bildirgesinden bahseden Sur, bildirgelerin hedefleri ve önemine ilişkin de bilgiler verdi.Prof. Dr. Haydar Sur, sağlık sektöründe hastane çalışanlarının, hastaların ve toplumun önemli etkinliklerine değindi. Sur şunları söyledi:“Hastalara ve topluma yönelik etkinlikler arasında sağlıklı beslenme, emzirmenin özendirilmesi, astım programı, 4 yaş altıda güvenli yeme, 2 yaş altı güvenli uyku ve zehirlenme önleme programlarının yanı sıra çalışanların hastane içerisindeki etkinlikleri arasında çalışanların aşılanması, kadın sağlığı kliniği, emzirme ve süt sağma koşullarının sağlanması, sağlıklı hastane yiyecek ve içecekleri, öğlen yürüyüş gruplar ve aerobik sınıflar çalışanlar için çok önemli etkinlikler.”“Yeşil binaların sağlık sektöründeki yeri çok önemli”Yeşil binaların amaçlarından bahseden Sur; bu amaçlar içerinde yapısal çevrenin insan sağlığı ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak, enerji, su ve doğal kaynakları verimli kullanmak, kullanıcı sağlığını korumak, üretkenliği geliştirmek ve atıf, israf, kirlilik ve çevresel tahribatı azaltmak” olduğu ifadelerini kullandı.

09 ARA 2019

Üsküdar Üniversitesi Havacılık Uzay ve Psikoloji (HUP) Kongresi’ne katıldı

Havacılık ve Uzay Psikolojisi üzerine Türkiye’de ilk kez 1. Havacılık Uzay ve Psikoloji (HUP) kongresi düzenlendi. Kongrenin Onursal Başkanlığını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç üstlendi. Çetingüç, “Uzay Psikoloji” konusunda değerlendirmelerde bulunurken Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar ise kongrede “Havacılık Nörobilimi” konusunda sunum yaptı.Ana teması "Başlangıç" olarak belirlenen kongre 7 – 8 Aralık tarihlerinde Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezinde gerçekleşti. Kongrenin açılış konuşmasını Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç yaptı.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzaya giden doktorun psikolojisi o görevin başarısı için çok önemli”Uzayda psikoloji ve psikiyatriden bahseden Çetingüç, psikolojinin hayatın her alanında yer aldığı gibi emniyetin de emniyetsizliğin de, başarı ve başarısızlığın da kilit unsuru olduğunu söyledi. Çetingüç, “Uzay uçuşlarını bunun dışında tutamayız; uzaya uçan insanın, uzay uçuşlarında rolü olan insanların bunun yanı sıra orada bulunan bilim adamlarının ve uzaya tıbbi araştırma için giden doktorların psikolojisi o görevin başarısı için de çok önemli” dedi.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzayda psikolojik ve mental değişimler meydana geliyor”Uzayda özel fizyolojik değişimlerin olduğunu belirten Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç, uzayda psikolojik ve mental değişimlerin de meydana geldiğini, uzayda yer çekimi olmaması ve uzaydaki radyasyona bağlı olarak orada bulunan kişilerin mental süreçlerinin değiştiğini söyledi.Prof. Dr. Çetingüç: “Uzaya gerçekleşen uçuşlar insan psikolojisini etkiliyor!”Uzaya gerçekleşen uçuşlarda dünyadan kopmuş olmak ve uzaydan dönüş olup olmayacağının belirsizliğinden bahseden Çetingüç, tüm bunların insan psikolojisini etkilediğinin altını çizdi Çetingüç, psikolojik bozulmaların yanı sıra psikiyatrik bozulmalarında var olduğunu belirtti.   Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Havacılık sektörünün kendine ait karmaşası var”Nörobilim ile ilgili paylaşımlarda bulunan Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, nörobilimin havacılıkla ilgili neler yaptığından bahsetti. Sayar; “Havacılık sektörünün kendine ait karmaşası var bunun yanı sıra insan beyninin de kendi karmaşası var ve bu ikisi bir araya geldiği zaman karmaşık sistemler bütünü oluşuyor” şeklinde konuştu.  Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Riski en aza indirebilmek için tüm disiplinlerin birlikte çalışması gerek”Havacılıktaki risklerden bahseden Sayar, riskin en aza indirilebilmesi için yapılması gerekenlere değindi. Sayar, “Matematik, fizik, nörobilim ve diğer alanlarda birliktelik olmalı, tüm alanların bir arada el ele vererek çalışması gerek. Böylelikle havacılıkta bulunan riskleri birazda olsa en aza indirebiliriz” dedi. Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Ergonomi, havacılık ve nörobilimin bir araya geldiği nokta”Havacılık ve nörobilimin bir araya geldiği noktanın ergonomi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Hızlı Sayar, ergonominin insanın yapısal, fizyolojik ve psikolojik özelliklerini incelediğini belirtti. Sayar nöroergonomi ile ilgili bilgi verdi.Doç. Dr. Hızlı Sayar: “Kişi havada uyaranlara kör hale gelebiliyor”Bazı şeylerin insanda zihinsel yük yarattığını söyleyen Doç. Dr. Hızlı Sayar, hiçbir insanın sınırsız kapasitesinin olmadığı vurguladı. Sayar, “Havada da bir sürü alarmlar çalıyor, uyarılar var, bir sürü göstergeler var ve eğer kişinin beyninde odaklandığı seçili olarak dikkatini yönelttiği bir şey varsa diğer uyaranlara kör hale gelebiliyor” dedi.Konuşmasının ardında Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar’a Kpt. Plt. Ali Faruk Yalap hediye takdiminde bulundu.

06 ARA 2019

Prof. Dr. Cengiz Yakıncı: “Her hastalık bir hikâyedir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Seda Nur Akyol moderatörlüğünde “Hekim Olmak” adlı etkinlik gerçekleştirildi. Etkinliğin konuğu, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Yakıncı oldu.NP Yerleşkesi İbni Sina salonunda gerçekleştirilen etkinliğe katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.“Doktorluğun reçetesi olmaz”Tıp eğitimiyle ilgili çalışmalar yaptığını belirten Yakıncı, hekimlik mesleğine ilişkin öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu. Yakıncı, “Doktorun reçetesi olur ama doktorluğun reçetesi olmaz. Hepimiz farklıyız. Her hasta size bir şeyler öğretecek ve bu öğrendiklerinizin birleşimi sizin doktorluğunuz olacak” şeklinde konuştu.“Üstat olamayız, olmamalıyız”Sağlığın zenginlik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengiz Yakıncı “Ben her şeyi biliyorum demek yanlış bir yaklaşım. Ben her şeyi biliyorum dediğiniz anda hataya düşersiniz. Bu konuda dikkatli olmalı, hataya düşmemelisiniz” dedi.“Hastalık yok hasta var”Bireylerin farklı olduğunu ifade eden Yakıncı, hastalığın olmadığını var olan şeyin aslında hasta olduğunu söyledi. Hastalıkların kişiden kişiye değiştiğini bu yüzden hastalık hakkında söylediklerimizin bir kısmının doğru, hiçbir şeyin doğru ve kesin olamayacağını belirtti.“Çocuk hekimleri, çocukların avukatıdır”Sadeleştirmenin önemi hakkında konuşan Prof. Dr. Yakıncı bilginin verilirken sadeleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yakıncı, “Bir şeyi sadeleştirebiliyorsanız onu biliyorsunuz demektir. Her bilgiyi vereceksiniz ama sadeleştireceksiniz. Bilgiyi sadeleştirerek bunu bir çocuğa bile anlatabilirsiniz” dedi.Çocukların korunması gerektiğini belirten Yakıncı, “Siz uyanık olup çocuklara sahip çıkıp teşhisini koymalısınız. Söylenmeyeni okuyabilmelisiniz” şeklinde konuştu.“En güçlü tarafınız sorun çözmek”Hastaneleri gül bahçesi olarak görmemiz gerektiğini söyleyen Yakıncı, hekimliğin teoride kolay ama pratikte zor bir meslek olduğunu belirtti. Yankıcı, “Sizin tarlada yani alanda, hastanelerde yetişmeniz gerekiyor. Teorik olarak kolay fakat pratikte zor bir mesleğe sahipsiniz. Sizin en güçlü tarafınızın sorun çözmek olduğunu düşünüyorum” dedi.“Neden tıp tarihini bilmemiz gerekiyor?”Doktorluk mesleği ile ilgili paylaşımlarda bulunan Yakıncı, bilginin önemine değindi. Yakıncı, “Doktorluk öyle bir serüvendir ki, hastayla başlar, hastayla devam eder ve hastayla biter. Bilgileri hasta üzerinde nasıl kullanabilirim diyerek öğrenmelisiniz. Yoksa tüm bilgiler size yük olur. Hastalara, karşılığı olan bilgileri anlatmamız lazım”  şeklinde konuştu.“Eğitimde hikâyenin gücü”Eğitimde hikâyenin gücüne de değinen Prof. Dr. Cengiz Yakıncı hikâyenin duygusal bir alan olduğunu söyledi. Yakıncı, “Duygusallık insanın aklında her zaman yer ediniyor, her hastalık bir hikâyedir” dedi.Etkinliğin sonunda Dr. Öğr. Üyesi Seda Nur Akyol katılımlarından dolayı Prof. Dr. Cengiz Yakıncı’ya plaket taktim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

06 ARA 2019

Prof. Dr. Faik Çelik “İnsanın ilk çığlığına koşan hekimdir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Hekimliğin Seyir Defteri” etkinliği düzenlendi. Etkinliğin konuğu, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Faik Çelik oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesi İbni Sina konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlikte Prof. Dr. Faik Çelik, genç hekim adaylara önemli tavsiyelerde bulunarak hekimliğe dair önemli bilgiler verdi.“İnsanın ilk çığlığına koşan hekimdir” Hekimliğin insanlık tarihiyle aynı olduğunu ve insanın ilk çığlığına koşanın her zaman hekim olduğunu söyleyen Çelik, hekimliğin insanlık tarihiyle eşit konumda olduğunu, sanat ve felsefenin çok daha sonra ortaya çıktığını belirtti. Prof. Dr. Faik Çelik, “İnsanlar korktuklarını tanrı kabul ediyorlar. Biraz daha ileri gidip doğayı anlama, yönlendirmeye çalışıyorlar ve bununla birlikte bir inanç sistemi ortaya çıkıyor ve tıp ilkel dönemlerde tanrılara yakarışlar, tanrılardan medet umarak kendilerini kötülüklerden, hastalıklardan korumaya gayret ediyorlar. Çünkü kötülüklerin, hastalıkların tanrıların gazabı olduğunu düşünüyorlar” dedi.“Hekimliğin toplumda ayrı bir yeri var”Prof. Dr. Faik Çelik insanın, insafının zaafından ve hırsından fazla olması gerektiğini belirtti. “Kaçınız ideal, kaçınız statü, kaçınız para için bu işe girdi bilmiyorum. Ama bir işi hor görüp, adının kötüye çıkmasına neden olmamalısınız. Paraya tamah edip, kendinizi halk katında saygınken aşağılatmamalısınız. Hekimlik öyle bir meslek ki kutsallık atfediliyor, imparatorlar tarafından her türlü imkân sağlanıyor, yere göğe koyulmuyor. Hekimliğin toplumda ayrı bir yeri var bunu ileride siz de hissedeceksiniz.” ifadelerini kullandı.“Bir taraftan ödül, bir taraftan ceza”Prof. Dr. Çelik, hekimliğin zorluklarına değinerek mesleğin önemini vurguladı. Çelik, “AİDS, zika virüsü gibi tehlikeli hastalıklarla iç içe bulunuyorsunuz, radyasyona maruz kalıyorsunuz. Yani tehlikeleri biliyorsunuz ama işin içine giriyorsunuz. Bir taraftan ödül, bir taraftan ceza. Çok çelişkili ve paradoksal bir meslek. Bir tarafta kutsal hekim, bir tarafta cezalandırılan hekim. Bunları bile bile bu mesleği seçiyorsunuz” şeklinde konuştu.Etkinlik sonunda Prof. Dr. Faik Çelik, öğrencilerin sorularını da yanıtladı.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur konuşmalarından dolayı Prof. Dr. Faik Çelik’e plaket takdim etti.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi.

03 ARA 2019

Tıp öğrencilerinin çay saati buluşmaları başladı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Öğrencileri Topluluğunun düzenlediği “Çay Saati” etkinliğinin ilk konuğu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur oldu. Sur, Tıp Fakültesi öğrencileriyle doktorluk anılarının yanında müzik, spor, şiir konuları üzerinde samimi sohbet gerçekleştirdi.Hekimlik sadece tıptan ibaret değildir!Hekimliğin sadece tıptan ibaret olmadığını belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, “Toplumu kazanmak da önemlidir. Eğer gerçekten toplumu kazanmak istiyorsanız hekimliğinizin yanında toplumun ihtiyaçlarından da haberdar olmanız gerekmektedir” şeklinde konuştu.Hasta hekim iletişiminde hastaya karşı üslup çok önemlidir!Hekimlikte en önemli unsurlardan birisinin hasta hekim iletişiminde üslup meselesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Hayda Sur; “Hastaya ne kadar anlayışla yaklaşırsanız, sizi o kadar samimi bulacaktır. Böylece hekimlik görevimizde üstümüze düşeni yapmış oluruz ve insanların kalbine dokunuruz” ifadelerini kullandı.Sanat, spor ve müziğin hayatımdaki yeri çok farklıdır!Sanat, müzik ve spor peşinde koşmanın önemine değinen Sur; “Bu aktivitelerle uğraşmak için insan kendisine zaman ayırmalı ve boş vakit yaratmalı. Böylece sanat, spor ve müziğin insan ruhuna işler hale geldiğini” söyledi.Klinik alanında öğrendiklerim hayatıma çok şey kattı!Sur; doktorlukta mecburi hizmet görevi için gittiği Muş anılarını ve hekimlikte karşılaştığı zorluklarla baş edebilme yöntemlerini ve akademisyenlik yolundaki anılarını öğrencileriyle paylaştı.Sur, öğrencilerin sorularını yanıtladıktan sonra toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle etkinlik sona erdi.

27 KAS 2019

Prof. Dr. Haydar Sur’dan öğrencilere sürpriz ziyaret

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, güz dönemi vize sınavlarına hazırlanan tıp fakültesi öğrencilerini ziyaret etti.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ayhan Songar Kütüphanesinde güz dönemi vize sınavlarına hazırlanan 1’inci sınıf tıp öğrencileri gecenin ilerleyen saatlerinde Prof. Dr. Haydar Sur ile bir araya geldi.Sur: “Öğrencileri motive edebilmek için çalışma ortamlarını ziyaret ettik”Prof. Dr. Haydar Sur öğrencilerin başarılı bir sınav dönemi geçirmeleri temennilerinde bulundu. Sur, “Öğrencilerimizi sınav dönemlerinde yalnız bırakmamak ve onları motive edebilmek için çalışma ortamlarını ziyaret ettik” dedi.“Öğrencilerimize güvenimiz sonsuz’’Tıp fakültesi öğrencilerinin sınava hazırlık çalışmalarını başarılı bulan Sur, öğrencilere tavsiyelerde bulunarak onları motive etti. Sur, “Öğrencilerimize güvenimiz sonsuz’’ şeklinde konuştu.Prof. Dr. Haydar Sur,  öğrencilerin görüş ve taleplerini dinlediSamimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşen gece ziyaretinde Prof. Dr. Haydar Sur, öğrencilerin fakülte mekânlarının kullanım olanaklarına ilişkin görüş ve taleplerini dinledi. Sur, kendisine yöneltilen soruları da içtenlikle yanıtlayarak öğrencilerle yakından ilgilenmeyi ve sohbet etmeyi ihmal etmedi.

25 KAS 2019

Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi ve Sağlık Politikaları paneline katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Toros Üniversitesi Sağlık Yönetimi Topluluğu tarafından düzenlenen Sağlık Turizmi ve Sağlık Politikaları paneline konuşmacı olarak katıldı. Panelde sağlık turizmi ve sağlık politikaları konularından önemli bilgiler paylaşıldı.Bahçelievler Kampüsü Konferans Salonunda düzenlenen panele, Toros Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Setaç Özveren, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Mazmanoğlu, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, Atılım Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Md. Yard. Doç. Dr. Abdullah Çalışkan,ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.Sağlık turizminde yabancı dilin önemiSağlık turizminde dünya ile rekabet edebilmek için yabancı dil bilgisinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, “Devlet mekanizmaları ve özel sektör mekanizmaları hakkında sürekli bilgi sahibi olmalıyız. Girişimciliği, yatırım risklerini ve uluslararası ticari ilişkilerin nasıl kurulduğunu öğrenmeliyiz. Özellikle sağlık yöneticiliği alanında hizmete başlarken hizmetin finansman ya da sunum kısmını mı seçeceğinize iyi karar vermeniz gerekiyor. Bu nedenle ‘makro planda çalışan sağlık finansmanı yöneticisi, makro planda çalışan sağlık hizmetleri sunumu yöneticisi, mikro planda çalışan sağlık finansmanı yöneticisi ve mikro planda çalışan sağlık hizmetleri sunumu yöneticisi’ alanları hakkında az çok bilgi sahibi olup, tek bir alanda uzmanlaşmalısınız” şeklinde konuştu.Program katılımcıların sorularının cevaplanması ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

25 KAS 2019

Tıp Fakültesinin ilk bilimsel etkinliği gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Türkiye Spor Yaralanmaları Astroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği işbirliği ile düzenlenen “Sporcuda Üst Ekstremite: Sorunlar, Korunma ve Çözümler” sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Otopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora başkanlığında gerçekleşti.Merkez Yerleşke D Blok Ayhan Songar Konferans Salonunda düzenlenen sempozyumun açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur yaptı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Hekimlik sanatsız ve sporsuz olmaz”Prof. Dr. Haydar Sur, tıp fakültesi bünyesinde gerçekleşen etkinlikler ile ilgili bilgi verdi. Sur, “Bugün çiçeği burnunda tıp fakültemizin ilk bilimsel etkinliğini yapıyoruz. Üç gün önce tıp fakültesinde meslektaşımız Doç. Dr. Murat Salim Tokaç’ı ağırladık ve ilk sanatsal etkinliğimizi gerçekleştirdik. Böylece ilklerimizi gerçekleştirmiş olduk. Hekimlik sanatsız ve sporsuz olmaz.” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Haydar Sur: “Dekan olarak değil de kurban olarak konuşuyorum”Tıp fakültesi alanında bilimsel çalışmaların önceleri yetersiz olduğunu söyleyen Sur, yürütülen bilimsel çalışmaların önemini vurguladı. Sur, “Bugün karşınızda bir dekan olarak değil de kurban olarak konuşuyorum. Profesyonel ligde voleybol oynuyordum. Üst omuz bağlarımdan birisi kopmuş olduğu için bilinçsiz sporcu olmanın acı faturasını mesleki hayatım kadar ümit bağladığım spor hayatımı feda ederek ödedim. Keşke o zamanlarda şimdiki kadar bilimsel etkinlikler, sporcunun üstüne düşen bilim adamları ve bilimsel çalışma sonuçları yayınlansaydı” dedi.​​​​Ortopedi ve Travmatoloji konulu sunumlar gerçekleştiSempozyumun ilk oturumu Üsküdar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Parmaksızoğlu moderatörlüğünde gerçekleşti. Parmaksızoğlu, “El Parmak Kırık ve Çıkıkları” başlıklı sunumunu yaptı. Ardından Acıbadem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Cihangir Tetik “Radius Distal Uç Kırıkları”, Biruni Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Hoşbay’ın “El ve El Bileği Kırıklarında Rehabilitasyon” başlıklı sunumlarını yaptı.Güney Kore’den canlı yayın!Moderatörlüğünü Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özkan’ın yaptığı öğleden sonraki ilk oturumda Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Demirtaş, Güney Kore’den canlı yayın ile “Üst Ekstremite Spor Yaralanmaları: Nasıl Yaklaştım? Deneyimlerim” başlıklı sunumunu yaptı.Sporcu rahatsızlıkları tartışıldıProf. Dr. Mehmet Kerem Canbora “Sporcuda İlk Çıkığa Yaklaşım: Takip Ederim”, Prof. Dr. Özgür Ahmet Atay “Sporcuda İlk Çıkığa Yaklaşım: Ameliyat Yaparım”, Prof. Dr. Mehmet Demirhan “Sporcuda Omuz İnstabiliteleri”, Prof. Dr. Barış Kocaoğlu “Adölesan Atlet: Fark nerede? Yaklaşım”, Prof. Dr. Mustafa Karahan ise “Sporcu Omuzu: Kıkırdak Sorunları, Erken Artroz” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.Sporcu yaralanmaları masaya yatırıldıModeratörlüğünü Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora’nın yaptığı ikinci oturumda ise Doç.Dr. Ali Erşen “Sporcuda Sıkışma ve Rotator Manşet Sorunları”, Prof. Dr. Nuri Aydın “Sporcuda Akromiyoklavikuler Eklem Yaralanmaları”, Prof. Dr. Mustafa Karahan “Labrum İnternal Sıkışma ve Biseps Sorunları”, Prof. Dr. Derya Çelik “Sporcularda Skapular Diskinezi Önemli mi?” başlıklı sunumlarını yaptı.Sempozyum sonunda konuşmacılara teşekkür belgesi verildi. Toplu fotoğraf çekimi ardından sempozyum

22 KAS 2019

Doç. Dr. Tokaç: “Emekliliği olmayan tek meslek hekimliktir”

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi “Tıp ve Musiki; Söyleşi, Tambur ve Ney Dinletisi” etkinliği düzenledi. Etkinliğin konuğu, İstanbul Devlet Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu Sanat Yönetmeni Doç. Dr. Murat Salim Tokaç oldu.Tıp Fakültesi NP Yerleşkesinde düzenlenen etkinlikte Doç. Dr. Tokaç, öğrencilerle söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşi sonrası Tokaç, tambur çalarak öğrencilerle keyifli vakit geçirdi.“Müzik dinletisi yapılan ve yapılmayanlar arasında ciddi farklar oluyor”Musiki ve hekimliğin aileden geldiğini, anne karnından itibaren müzik sesiyle hemhal olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Salim Tokaç, “Bugün bilimsel araştırmalara bakınca anne karnında müzik dinletisi yapılan ve yapılmayanlar arasında hem beyin gelişimi hem olaylara yaklaşım hem pratik sonuçlara varma noktasındaki bilimsel verilerde ciddi farklar gözüküyor. Bir şekilde hobi olarak başlayan bu faaliyetler ders döneminde hiçbir negatif etki etmeden, aksine tıp fakültesi gibi yoğun geçecek dönemde ne kadar doğru bir seçim olduğunu hem eğitim hayatınızda, hem de mesleğe girdiğinizde göreceksiniz” şeklinde konuştu.“Emekliliği olmayan tek meslek hekimliktir”Doç. Dr. Murat Salim Tokaç hekimlik mesleği ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Tokaç, “Bu işi aktif olarak yapın ya da yapmayın oturduğunuz evde, iş yaptığınız ortamda hekim olduğunuzu ve diplomanızın garantili olduğunu bilen kim olursa olsun, gece iki buçukta sen hekimlik yapmıyorsun diye kapınızı çalmayacağının garantisi yok. Hekimlik emekliliği olmayan bir meslektir. Lüksünüz ise her zaman ona karşılık vermekle mutlu olmak ve bu mutluluğun karşısında duyacağınız ‘ağrım geçti’ kelimesidir. Neye inanırsanız inanın vesile olduğumuz deva, hekimliğin karşılığını alabileceğiniz en güzel cevaptır” dedi.“Çoğaltarak paylaşmanız en güzeli olacaktır”Doç. Dr. Murat Salim Tokaç, insanın kişiliğinde olmayan ya da geliştiremediği bir alışkanlığın veya duygunun müziğine, yaptığı ve yapacağı işe yansımayacağını dile getirdi. Tokaç, “Önce kendinizi tatmin edin, sonrasında tatmin etme noktasındaki taşma karşıya doğru yansımaya başlayacaktır. Sanatın kendi kuralları içerisindeki disiplini muhakkaktır ama sanatı açılım haline getirmek, paylaşmak o disiplin şartları içerisinde sizin duygularınızı ve her gördüğünüz olaya yeni bir duygu katarak, heybenizi genişletip taşıdıkça çoğaltarak paylaşmanız en güzeli olacaktır” şeklinde konuştu.Söyleşinin sonunda, Üsküdar Üniversitesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Sevda Asqarova tarafından Doç. Dr. Murat Salim Tokaç’a plaket takdim edildi.Hatıra fotoğrafı çekiminin ardından söyleşi sona erdi.

20 KAS 2019

Balon balığı zehirlidir, sakın yemeyin!

Son günlerde gündeme gelen ve zehirli olmasıyla bilinen balon balığında bulunan bir toksinin kanser ilacı yapımında ve bağımlılık tedavisinde kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunuyor. Balon balığının çok zehirli olduğunu vurgulayan uzmanlar öldürücü etkisi nedeniyle kesinlikle tüketilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor.Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıbbı Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, zehirli olmasıyla bilinen balon balığında bulunan tetrodotoksin isimli toksinin tıp ve eczacılık alanında kullanılmasına ilişkin dünyada çalışmaların yapıldığını, bu alandaki çalışmaların ülkemizde de yapılabileceğini söyledi.Balon balığının küresel ısınma ve iklim değişiklikleri nedeniyle ülkemizin kıyılarında görülmeye başladığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Daha önceki yıllarda böyle bir problem yoktu. Bu balık ekosistemi de bozuyor. Bulunduğu yerde diğer balıkların göç etmesine yol açıyor ve o nedenle bir sıkıntı yaratıyor. Ancak bu balığın şöyle bir özelliği var; bu balık bol miktarda tetrodotoksin içeriyor. Tetrodotoksin bir nörotoksin yani bir zehir aslında ancak bu toksin ilaç sanayi ve ilaç endüstrisinde kullanılıyor. Kanada’da bulunan bir firma bu toksini hammadde olarak kullanıp ‘Tektin’ ismiyle ticarileştirmiş durumda. Firma özellikle kanser ağrılarının tedavisine yönelik olarak bu ilacı üretiyor” diye konuştu.Kanser ve bağımlılık alanındaki çalışmalar sürüyorBu toksinin bazı metastatik kanserlerin önlenmesi ve metastazın engellenmesine yönelik çalışmalarda kullanılmasına ilişkin çalışmalar olduğunu da belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Burada bazı umut verici sonuçlar var ancak bunlar henüz kliniğe taşınabilmiş durumda değil. Bunların dışında tetrodotoksinin lokal anestezik olarak kullanılma potansiyeli var. Bu toksinle ilgili üzerinde çalışılan bir diğer konu ise bağımlılık tedavisiyle ilgili. Eroin bağımlılığının tedavisinde, eroin bağımlılığında ortaya çıkan yoksunluk krizinin tetiklenmesine ve eroin arzulamaya neden olan arama davranışını engellemek için üzerinde araştırmalar sürdürülen ilaç potansiyeline sahip bir toksindir” diye konuştu.Balon balığı asla yenilmemelidir!Balon balığına ilişkin yapılan klinik çalışmalardan yola çıkılarak balon balığının asla tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bu haberleri izleyen vatandaşlarımız ‘Kansere bu iyi geliyor, lokal anestezi özelliği gösteriyormuş’ da ‘Eroin bağımlılığına iyi geliyor’ şeklinde yanlış bir düşünceye kapılıp bu balığı asla yemesinler. Bunun altını çizmemiz lazım. Balon balığını yemek son derece tehlikelidir. Tek bir balığın yenmesi dahi öldürücü olabilir. Aşağı yukarı 2 miligramlık dozu 50 kilo ağırlığında bir insanı rahatlıkla öldürebiliyor” uyarısında bulundu.Kalp durması ve felç ortaya çıkabilirBalon balığının kalp sağlığı üzerinde çok ciddi şekilde olumsuz etkileri olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Kalp durması ortaya çıkabiliyor. Zehirlenme nedeniyle birçok başka zehirlenme vakalarında olduğu gibi baş dönmesi ve terleme ortaya çıkıyor. Kol ve bacaklarda uyuşukluk görülebiliyor ve genel bir felç tablosu da ortaya çıkabiliyor. Yoğun bakıma girip çıkan kişilerin birçoğunda da kalp yetmezliği sorunu ortaya çıkıyor. O yüzden balon balığının tüketilmesi son derece tehlikelidir. Zaten kanunlarda da karaya çıkarılması ve satışı yasak olan bir balıktır” dedi.Tetrodotoksini biz de elde edebilirizBu toksini yabancı ilaç şirketlerine ihraç etmek üzere çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Tetrodotoksini başka ülkelere ihraç etmek yerine doğrudan doğruya bu balıktan izole edip kullanılabiliriz. Türkiye’nin bunu yapabilecek alt yapısı var. Bunun dışında sadece balon balığı ile ilgili değil yeni ilaç geliştirme açısından da ülkemiz ve doğamız oldukça yeni imkânlar sunabilecek nitelikte. Bunun için tabi bu yöndeki çalışmaları projelendirmek lazım. Bu konuda bir vizyon sahibi olmak lazım. Üniversitelerin böyle bir hedefi olması lazım ve buraya yatırım yapmak lazım. Yatırım yapıldığı taktirde neden olmasın? Türkiye bunu kendisi de izole edilir. En azından tetrodotoksini kendisi izole edip balığı değil de tetrodotoksini satmak daha karlı bir iş olabilir” diye konuştu.

19 KAS 2019

2 öğrenciden biri tam burslu!

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında özgün eğitim modeliyle Türkiye’de fark oluşturan Üsküdar Üniversitesi, öğrencilerine sunduğu burs olanaklarıyla da dikkat çekiyor. 21 binin üzerinde öğrencisiyle eğitimde niteliği önemseyen Üsküdar Üniversitesinde öğrencilerin %56’sı tam burslu olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Üniversite, sunduğu yemek ve çalışma burslarıyla da öğrencilere kolaylıklar sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi, Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alan burs olanakları dışında da öğrencilere zengin burs olanakları sağlıyor.Tercih bursu kapsamında Üsküdar Üniversitesi bölümlerinden birine ilk tercihinden yerleşenlere yüzde 25, ikinci tercihinden yerleşenlere yüzde 15, üçüncü, dördüncü ve beşinci tercihlerinden yerleşenlere ise yüzde 10 oranında indirim veriyor.Öte yandan Üsküdar Üniversitesi uluslararası öğrencileri de destekliyor.  İlk 5 tercihe yüzde 25 bursBurs zenginliğiyle dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi ücretli lisans ve ön lisans programlarına kayıt yaptıran öğrencilerden, ilk 5 tercihinin tamamını Üsküdar Üniversitesi olan ve bu tercihlerinden birine yerleşenlere yüzde 25 oranında indirim uygulanıyor.Üsküdar Üniversitesinden ücretsiz yurt ve yemek olanağıÜsküdar Üniversitesi eğitim öğretim hayatına devam eden öğrencilerine şartları sağlamaları halinde ücretsiz yurt ve yemek olanağı da sağlıyor.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi ÖSYS sonuçlarına göre;İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 5000 TL burs ile ücretsiz yurt ve yemek olanağı,İlk 11-100 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 4000 TL burs,İlk 101-500 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 3000 TL burs,İlk 501-1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 2000 TL burs veriliyor.İlk 10 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilerden isteğe bağlı İngilizce hazırlık okumak isteyenlere ücretsiz hazırlık kursu verilmektedir.Üniversite giriş bursuÜsküdar Üniversitesi, 4 yıl boyunca Üsküdar Üniversitesinde eğitim öğretim hayatına devam edecek lisans öğrencilerine burs imkânı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesinin Tıp Fakültesi hariç lisans programlarına ÖSYS sonuçlarına göre; İlk 1000 içerisinden kayıt yaptıran öğrencilere; lisans eğitimi ve başarılarına katkı olarak 8 ay süreyle aylık 1000 TL burs veriyor.  Üsküdar Üniversitesinde burs olanaklarıÜsküdar Üniversitesi başarılı öğrencileri de destekliyor. Akademik yıl sonunda başarı gösteren öğrencilerin burs miktarlarını arttırmasına olanak sağlıyor. “Akademik Başarı Bursu” olarak adlandırılan burs, en az iki yarıyıl öğrenim görmüş ve ağırlıklı genel not ortalaması 3,50 ve üzeri olan öğrencilere uygulanıyor. Akademik başarı bursu dışında Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Mütevelli Heyeti Bursu, İhtiyaç Bursu, Yabancı Uyruklu Öğrenci Bursu, Engelli Öğrenci Bursu gibi çok sayıda burs olanakları da bulunuyor.ÖSYM bursları kapsamında Üsküdar Üniversitesinin birçok bölümü %50, %75 burslardan oluşurken İletişim Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi gibi kimi fakülte bölümlerinde hiç ücretli kontenjan da bulunmuyor. Bu da öğrenciler için önemli bir fırsat oluşturuyor.Üsküdar Üniversitesinin sunduğu tüm burs olanaklarına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün.https://uskudar.edu.tr/tr/burslar 

15 KAS 2019

Üsküdar Tıp Kulübünün ilk etkinliği gerçekleşti!

Üsküdar Üniversitesi Tıp Kulübü ilk etkinliklerini gerçekleştirdi. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla gerçekleştirilen etkinliğin konuşmacıları Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay,  Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ve Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ferit Kerim Küçükler oldu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinlikte Diyabet hastalığı farklı yönlerden ele alındı.“Diyabetle obezite kol kola yürüyor”Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Tayfun Uzbay; “Türkiye’de diyabet görülme sıklığı %34’e yaklaştı. Diyabet hastalığının en çok görülme nedeni ise kötü beslenme alışkanlığı. Kötü beslenme alışkanlığı zaten günümüzün en büyük problemi. Diyabetle obezite kol kola yürüyor. Beslenme diyabette çok ama çok önemli.” şeklinde konuştu.“Tıbbın alternatifi yine tıbbın içindedir”Sözlerinin devamında özellikle Türk toplumunda çok sık yapılan alternatif tıbba yönelme hatasına değinen Uzbay; “Tıp bir bilim alanıdır. Dünyanın bilim lokomotifi tıptır. Tıp gibi bir bilim alanında aranacak çareleri alternatif tıpta arayıp, tıbbın nimetlerini yok saymak hatadır. Alternatif tıp da uzmanlık gerektirir. Etik kurallar ve koşullar vardır. Tıbbın dışında tıbbı tamamlayan bir alan yoktur. Tıbbın alternatifi yine tıbbın içindedir.” ifadelerini kullandı.“Sağlıklı beslen, spor yap”Obezite ve diyabet konularına değinen Prof. Dr. Haydar Sur ise kilo alımı artışının diyabeti tetiklediğine dikkat çekerek; “Yediğimiz şeylerden aldığımız kalorileri yakarak aldığımız kiloları dengelemeli, hareket etmekten korkmamalıyız. Sağlığa zaman ayırmalı spor yapmalıyız. Paketli gıdalar tüketme, hareketsizlik ve uzun mesai saatleri kilo alımıyla beraber diyabet hastalığına davetiye çıkartıyor.” dedi.“Obeziteye teslim olmayın”Tıp biliminin kişilerin hayatındaki kilit noktasını vurgulayan Sur; “Sizler tıp öğrencilerisiniz. Örnek olacak kişilersiniz. Hayatınızı öyle bir yaşayın ki başta hastalarınıza sonra çevrenizdekilere örnek olun. Tıp, hayatınızı sağlıklı yaşamaya vesile olsun. Obeziteye teslim olmayın.” şeklinde ifadeler kullandı.“Türkiye’de sekiz milyon kişide diyabet var”Konuşmasının başında diyabet hastalığının Türkiye’de ve dünyada görülme oranlarına dikkat çeken Doç. Dr. Ferit Kerim Küçükler ise; “Kaba bir hesapla Türkiye’de sekiz milyon kişide diyabet var. Dünyada ise 425 milyon kişi diyabet hastalığıyla yaşıyor. Bunlara ek olarak her yıl yedi milyon kişiye diyabet teşhisi konuluyor. Bunlar çok riskli rakamlar.” şeklinde konuştu.“Diyabet vücudumuzda pek çok sistemi etkiler”Küçükler, diyabet hastalığının hafife alınmaması gereken bir hastalık olduğuna dikkat çekerek “Diyabet vücudumuzda pek çok sistemi etkiler. Damar olan her yerde hasar bırakma potansiyeline sahip. Aynı zamanda diyabet, yaşam süresini 5-10 yıl azaltır.” dedi.Etkinlik, plaket takdimi ve toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

01 KAS 2019

Üsküdar Üniversitesi yazarları TÜYAP Kitap Fuarında…

Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri bu yıl 38’incisi TÜYAP Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Cemalnur Sargut söyleşi ve kitap imza programlarıyla okurlarıyla bir araya gelecek.Kaleme aldıkları kitaplarıyla milyonlarca okurun beğenisi toplayan Üsküdar Üniversitesi yazarları bu yıl da TÜYAP Kitap fuarında okurlarıyla buluşuyor. 2-10 Kasım arasındaki ziyaret edilebilecek fuarda; Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy,  Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan, Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Sultan Tarlacı ve Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut okuyucularıyla bir araya gelecek.Akademisyenlerimizin 38’inci TÜYAP Kitap Fuarı söyleşi ve imza programları:Prof. Dr. Tayfun Uzbay2 Kasım CumartesiDestek Yayınları16:00 Kitap İmzaCemalnur Sargut3 Kasım PazarNefes Yayınları13:00 Kitap İmzaProf. Dr. Sevil Atasoy9 Kasım CumartesiDoğan Kitap13:00 “ Çürük Elmalar & Masum Mahkûmlar” Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Nevzat TarhanTimaş Yayınları9 Kasım Cumartesi17:30 “Duygusal Boşluk” Söyleşi/Kitap İmzaProf. Dr. Deniz Ülke Arıboğan9 Kasım Cumartesiİnkılâp Kitapevi18:30 Kitap İmzaProf. Dr. Sinan Canan10 Kasım PazarTuti Kitap14:00 "Keşfeden beynim" Söyleşi/ Kitap İmzaProf. Dr. Sultan Tarlacı10 Kasım PazarDestek Yayınları14:00 Kitap İmza

09 EKI 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan geleceğin hekimlerine önemli tavsiyeler

Bu yıl ilk öğrencilerini alan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, düzenlenen törenle 2019-2020 akademik yılına başladı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın ve Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç’in de katıldığı törende akademik yükseltme cübbe giyme merasimi de gerçekleştirildi. Üniversite olarak kaliteli ve altyapısı sağlam tıp eğitimi vermeyi hedeflediklerini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tıp mesleğinin sadece meslek değil, sanat olduğunu söyledi. Değişim ve acı çekmenin gelişmenin bir parçası olduğunu belirten Tarhan, eleştirel düşünce ve sorgulamanın önemine işaret ederek iş birliği, takım çalışması ve iletişimin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geleceğin hekimlerine hayal kurun tavsiyesinde bulundu.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda düzenlenen törenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2011 yılında kurulan ve 2012’de ilk öğrencilerini alan Üsküdar Üniversitesinin 5 fakülte ve bir sağlık meslek yüksekokulunda 20 binin üzerinde öğrencisine eğitim verdiğini söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Alt yapısı güçlü ve kaliteli tıp eğitimi vermeyi hedefledik”Davranış bilimleri ve sağlık alanında tematik üniversite olmaları dolayısıyla tıp fakültesinin kendileri için önemli bir basamak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, alt yapısı güçlü ve kaliteli bir tıp eğitimi vermek için çalıştıklarını, ortalamanın üzerinde standartları oluşturduklarını ve 2019-2020 akademik yılında ilk öğrencilerini aldıklarını söyledi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve Memorial Sağlık Grubu ile iş birliği halinde takım olarak yola çıktıklarını belirtti.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Tıp mesleği sadece meslek değil, sanattır”Tıp mesleğinin sadece meslek değil, sanat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tıp öğrencilerine “kıdemli bir yol arkadaşın tavsiyeleri” şeklinde önerilerde bulundu. 21. yüzyıl becerilerinin geleceği yakalamak açısından önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerinin bu becerilere sahip olması için çalışacaklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Değişmek ve acı çekmek gelişmenin bir parçasıdır”21. yüzyıl becerilerinin sadece bugünün ihtiyaçlarını değil, geleceğin ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediğini belirten “Geleceğin ihtiyaçlarını gören bir anlayış olursa insan buna göre gelişir ve ilerler. İnsan hayatında değişmek ve gelişmek kimi zaman sancılı ve zordur. Tıp öğrencileri neredeyse 24 saat çalışmak zorundadır. Değişmek ve acı çekmek de gelişmenin bir parçasıdır. Zora talip olacaksınız ve acı çekeceksiniz ve bu şekilde kişi kendini geliştirebilir. Kişi, gelecekteki kazanımları düşünerek şu andaki zorluklara katlanabilir. Dayanıklılık eğitimi bunun için pozitif psikolojinin eğitimlerinden bir tanesidir” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Deneyimleyerek öğrenmede bilgi kalıcı oluyor”21. Yüzyıl becerilerinden bir tanesinin deneyimleyerek öğrenmek olduğunu kaydeden Tarhan, “Teorik bilgi unutuluyor, oysa yaşayarak ve deneyimleyerek öğrendiği zaman onu unutmuyor. Belleğimize kalıcı bilginin yansıması için sadece görme ve işitme gibi beş duyumuz yetmiyor. Sezgi ve duyguların da devreye girmesi gerekiyor. O zaman bilgi kalıcı oluyor. Biz üniversite olarak bunu yapmaya çalıştık. Hibrit Yönetim ve Eğitim Sistemini uygulamaya çalıştık. Eski klasik sistem yerine uygulamanın daha ilk yıldan yapılmasını hedefledik. Tıp öğrencilerimiz deneyimleyerek öğrensin istedik” dedi.İş birliği, iletişim ve hayal kurmanın önemini vurguladıEleştirel düşüncenin ve sorgulamanın önemini de vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine çok soru sormalarını ve meraklı olmalarını tavsiye etti. Üniversite olarak öğrenen örgüt felsefesini benimsediklerini, öğrencilerin de hocaların da öğrendiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iş birliği, takım çalışması ve iletişimin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hekimr adaylarına şimdiden network’lerini oluşturmalarını tavsiye etti ve kuvvetli bir hayal gücüne sahip olmaları gerektiğini vurguladı.Prof. Dr. Haydar Sur: “Yüzlerce yıllık tecrübeyle şekilleneceksiniz”Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur da tıp fakültesini kurarken çileli zorlu bir yoldan geçtiklerini ve Memorial Grubu ile yaptıkları iş birliğinin önemli olduğunu söyledi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve akademisyenlere de teşekkür etti. Prof. Dr. Haydar Sur, “Siz yenisiniz, fakülte yeni ama şu akademik kadronun yüzlerce yılı bulan tecrübesiyle siz burada şekilleneceksiniz” dedi.Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç: “Çok çalışın ve fark yaratın”Memorial Grubu CEO’su Uğur Genç de açılış konuşmasında bu iş birliğine çok önem verdiklerini belirterek “Sizlere değer katmak ve iyi hekimler yetiştirmek için bu yolculuğa çıktık” dedi. Uğur Genç, hekim adaylarına “Çok çalışın. Çalışmayan başarılı olamaz. Fark yaratın, sıradan olmayın” tavsiyesinde bulundu.Prof. Dr. Nevzat Tarhan, törene katılan Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın’a Hisseden İnsan heykeli takdim etti. Yaşar Aydın da iş birliğinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.İlk dersi Prof. Dr. Nevzat Tarhan verdiKurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Pozitif Psikolojinin Tanımı ve Temel Kavramlar” başlıklı ilk dersi verdi. Pozitif psikolojinin doğumdan ölüme kadar bireylerin yaşama bağlanmalarına ve yaşamı daha olumlu bir noktaya götürmelerine yardımcı olan bir alan olduğunu belirten Tarhan, 2000’li yılların başında ortaya çıkan pozitif psikoloji diğer adıyla mutluluk biliminin mutluluğu kazanma silahı olduğunu söyledi.Cübbe giyme merasimi gerçekleştirildiKurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Zelka, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur,  Memorial Grubu CEO’su Uğur Genç ve Memorial Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yaşar Aydın tarafından Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesine atanan Dr. Öğretim Üyeleri Sait Cahit Alkış, Ayhan Özşahin, Mehmet Güven Günver, Yunus Veli Emir, Songül Özer, Aydın Enver Süzer, Seda Nur Akyol, Güzin Oğuz Yıldırım, Mehmet Soyarslan, Necati Alp Tabak, Merve Setenay İris Koç, İlknur Bozkurt, Deniz Ergeç, Sevda Yeşm Özdemir ve Yusuf İlker Çömez’e cübbeleri giydirildi.Törende doçentlikten profesörlüğe atanan Prof. Dr. Turan Tunç, Prof. Dr. Cihan Meral, Prof. Dr. Nur Dilek Bakan, Prof. Dr. Cem Çelik, Prof. Dr. Fehmi Kaçmaz, Prof. Dr. Engin Acıoğlu, Prof. Dr. Argun Ediz Yorgancılar, Prof. Dr. Mehmet Kerem Canbora ve Prof. Dr. Umut Demirci’ye de cübbeleri takdim edildi. Üsküdar Üniversitesi TV’den canlı olarak yayınlanan törenin sonunda hatıra fotoğrafı çektirildi.

09 EKI 2019

2019-2020 akademik yılı oryantasyon programları sona erdi

Üsküdar Üniversitesinin 2019-2020 akademik yılında Üsküdar Üniversitesini kazanan öğrencilere yönelik, akademik ve idari kadronun katılımıyla gerçekleştirdiği oryantasyon programları sona erdi. 5 gün süren programlarda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları hakkında öğrencilere bilgi verildi.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan konferans salonu ve Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans salonunda gerçekleşen programlarda Tıp, İletişim, İnsan ve Toplum Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sağlık Bilimleri Fakülteleri ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Hazırlık Okulu ve Uluslararası Ofis eğitim görevlileri öğrencileri her yönüyle bilgilendirdi.Oryantasyon programlarında ayrıca Kurumsal İletişim, Öğrenci İşleri, Bilgi Teknolojileri, Sağlık Kültür ve Spor, Kütüphane Dokümantasyon Direktörlüğü, Kariyer Merkezi Direktörlüğü ile Uluslararası İlişkiler Direktörlüğü de öğrencilerle tanışarak birimlerini tanıttı.

30 EYL 2019

Yeni akademik yıl tıp ve hazırlık öğrencilerinin oryantasyonuyla başladı

2019-2020 Akademik yıl öğrencilerin oryantasyonuyla başladı. İlki olarak Tıp Fakültesi ve hazırlık öğrencileri oryantasyon programına katıldı. Öğrenciler, akademik ve idari alandaki çalışmalara dair bir çok konuda bilgilendirildi. NP Yerleşkesi İbn-i Sina Konferans salonunda Tıp Fakültesi öğrencileri için düzenlenen programda üniversitenin tüm işleyişi ve çalışmaları anlatıldı.“Tıp eğitiminde hiçbir şey hayali değildir”Programda konuşma yapan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, üniversite hayatının insanın olgunluğa geçişinde en önemli ön aşama olduğunu söyledi. Tıp eğitimi uzun bir maratonun adıdır diyen Sur; “Ama bu insan odaklı olduğu için çok zevklidir. Bu eğitimde hiçbir şey hayali değildir, gerçek hayatta insan bedeni ve ruhundaki somut şeyleri öğreniriz” ifadelerini kullandı.“Herkes bir enstrüman öğrenerek mezun olacak”Tıp eğitiminin sadece tıpla sınırlandırılmasının kişiyi eksik bırakacağına vurgu yapan Sur, “Ağır bir eğitiminiz olacak. Ancak sosyal yaşamdan kopmanızı istemeyeceğiz. Sosyal faaliyetlerle, müzik ve resim gibi hobilerinizle ilgilenmenizi istiyoruz. Çünkü bu şekilde hastanızla bir araya geldiğinizde ruh ve zihin bütünlüğü sağlayabilirsiniz. Buradan mezun olan her öğrencinin bir enstrüman öğrenmesini istiyoruz”  şeklinde konuştu.“Beyaz önlük giymek dikkat ister”Beyaz önlük töreni düzenleyeceklerini de ifade eden Sur, “Beyaz önlük giymek dikkat ister. Bir kez giyerseniz çıkaramazsınız. Beyaz önlük temizliği, dürüstlüğü ve hastanızın yaşama dair ümitlerini pozitif yönde olmasını temsil eder” ifadelerini kullandı.İdari birimler öğrencileri bilgilendirdiÜsküdar Üniversitesi Genel Sekreteri Selçuk Uysaler’in de katıldığı programın devamında Kariyer Merkezi Direktörü Asil Barış Bağ, Kurumsal İletişim Direktörü Tahsin Aksu, Öğrenci İşleri Direktörü Cumhur Bakır, Sağlık Kültür ve Spor Direktörü Özcan Demir, Kütüphane ve Dokümantasyon Direktörü Murat Gündoğlu ile Bilgi Teknolojileri Direktörlüğünden Dış Kaynak Yazılım Birim Yöneticisi Regaip Kırkıl birim ve işleyişiyle ilgili öğrencileri bilgilendirdi.Programın sonunda Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, akademik kadroyu öğrencilere tanıttı.Hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından program sona erdi.Oryantasyon programları Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ve diğer fakültelerle devam edecek.

23 EYL 2019

Üsküdar Üniversitesi Akademisyenleri Bilim İletişim Zirvesi’nde buluştu

Üsküdar Üniversitesi bilimsel desteğiyle BİAKADEMİ tarafından “İnsanın Anlam Arayışı” temasıyla düzenlenen ‘Bilim İletişim Zirvesi’nde Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri konuşmacı olarak yer aldı. “İnsan, karnı doyunca arıza çıkaran tek canlı”Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan “Anlamın Parçası Olarak İnsan” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Prof. Dr. Canan, geçmişten günümüze insanın canlılar arasındaki en garip varlık olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Yaşamları boyunca canlılardan beklenen üç şey var. Beslen, hayatta kal ve üre... Ama bunlar insana yetmiyor. İnsan bir türlü doymak bilmiyor. Dünya üzerinde insandan başka karnı doyunca arıza çıkaran canlı göremezsiniz.” “Anlam arayışı insanlığın en kadim sorunu” Tarih boyunca insanlığın hep bir anlam arayışı içinde olduğunu vurgulayan Canan, “İnsanın anlam arayışı insanlığın en kadim sorunudur. Bilimde ciddi bir sınırlılığımız var. İleriye gidemiyoruz, ama gideceğiz” şeklinde konuştu. “Ölüm bilinci hayata anlam katıyor”Canan, insan dışında hiçbir varlıkta ölüm bilincinin olmadığını dile getirerek “Öleceğimizi biliyor olmak hayatımıza anlam katıyor. Sonu bilmemek herkesi yorar. Dünyada herkesin ölmeden önce yapmak için çabaladığı şeyler var” dedi. “Evlilik aşkı öldürmez”Zirvenin sonraki konuşmacısı olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Tayfun Doğan ise “İnsanın Anlam Arayışı: Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli?” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.Doç. Dr. Doğan, konuşmasının başlangıcında alışma sonucu olaylardan ve durumlardan alınan hazzın giderek azalması durumu olarak tanımlanan hedonik adaptasyona dikkat çekti: “Yaşamımızın her alanında hedonik adaptasyon var. Evlilik de hedonik adaptasyona uğrar. Zaman geçtikçe duygular azalır. Aşkı öldüren evlilik değil, hedonik adaptasyondur.” dedi.“Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür”Anlam arayışının insan varoluşunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Doğan; “Anlam arayışı yalnızca insana özgüdür. İnsan varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan aynı zamanda dünyadaki var olan şeylere anlam verebilen ve anlam üretebilen tek canlıdır. İnsanın anlam arayışının sonucunda spor, bilim gibi pek çok şey üretilmiştir ifadelerini kullandı. “Tutkulu aşk tehlikelidir”“Aşkın sosyolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan ise aşkın otoriteler tarafından çok sevilmediğine değinerek “Tutkulu aşk tehlikelidir. Çünkü tutkulu aşk kişiyi sosyal hayatından, ailesinden ve işinden soyutlayabilir. Bu yüzden tehlikelidir” şeklinde konuştu.“Aşk evrensel bir olgudur”Geçmişten bugüne tüm toplumlarda aşk kavramının olduğunu belirten Erdoğan, zaman ve mekân değiştikçe aşkın şekil değiştirdiğini vurgulayarak “Aşk evrensel bir olgudur. Zaman veya mekân fark etmeden tüm toplumlarda aşk kavramını görmek mümkün. Aşk sadece şekil değiştirir.” dedi.“İnsan beyni hazza odaklıdır”Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Kadın Beyni, Erkek Beyni” başlıklı sunumunda insan beyninin genel olarak hazza odaklı olduğunu vurguladı. Uzbay, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İnsan beyni haz ve konfor odaklıdır. Haz ve konfor alışkanlık yapar. İnsan, konforlu ortamdan daha az konforlu bir ortama girdiğinde ortama adapte olamaz.” “Sağ beyin/ sol beyin ayrımı yapmak yanlıştır”Günümüzde yaygın bir anlayış olan “Erkekler sol beyinli, kadınlar sağ beyinlidir.” Anlayışının yanlış olduğunun altını çizen Uzbay, “Erkekler mantık odaklı, analitik odaklı, objektif, liderlik anlayışına sahip oldukları için sol beyinli olarak kabul görürken kadınlar duygu odaklı, sezgisel ve empatik olduğu için sağ beyinli olarak kabul görmekte. Ama bu yaygın anlayış tamamıyla yanlış. Kadınlar da erkekler de gereken durumlar da hem sağ beyinlerini hem de sol beyinlerini kullanabiliyor.” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından BİAKADEMİ Kurucusu Dağhan Rasim Işık, konuşmacılara hediyelerini takdim etti.   

24 TEM 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hayalim Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan katıldığı radyo programında hayalinin Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek olduğunu belirtti.“Hayalim, tıp fakültesinde Nobel’e aday olacak öğrenciler yetiştirmek” Üsküdar Üniversitesi Radyosunda Emrah Korkunç ile Doğru Tercih programına katılan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yeni açılan tıp fakültesiyle neyi hedefliyorsunuz” sorusu üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:“Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinde de zorunlu olarak proje kültürü ve girişimcilik dersini müfredata ekledik. Bunu yaparak Nobel’e aday olacak gençler yetiştirmek istiyoruz. Kendi kuşağıma Nobel ödülü gibi bir hedef koymam gerçekçi değil ama hiç olmazsa yeni yetişen gençlere bu hedefi ve amacı koyalım. Yeni yetişen gençler amaçsız ve hayatın anlamı yok diye yetişiyor. Ben Nobel’e aday olacak bir çalışma yapacağım derse anlamlı bir şeyin parçası olacak ve hayattan, yaşamaktan zevk almış olacak.” dedi.“Kişi anlamlı bir değerin parçası olduğunu hissederse mutlu oluyor”Tarhan sözlerinin devamında, “Tercih yapacak öğrenci arkadaşlarım kendine ne seçecekse onun bir parçası olduğunu hissetsin ki çalıştığı, öldükten sonra boşa gitmesin. Ömrünü nerede harcadığını bilsin. Sadece kendine çalışan bir insan bu felsefeyi yakalayamadığı için mutsuz oluyor. Kişi anlamlı bir değerin parçası olduğunu hissederse mutlu oluyor.” değerlendirmelerinde bulundu.“İnsanlar ölmeyi bir çare olarak görüyor” Ölümden sonraki yaşamın bilincine varamamış olanların çareyi intiharda aradığını dile getiren Tarhan, “Avrupa ülkesinin birinde her gün trenler yarım saat ara verirmiş birisi kendini trenden atıyor diye. Çünkü yüksek bir değere inanmıyor, ölümden sonraki yaşamla ilgili bir bilinç oluşturamamış anlamlı bir değerin parçası gibi hissetmiyor kendini ve böyle durumlarda ölmeyi çare olarak görüyorlar.  Bunun için bunları gençlere anlatmak, öğretmek gerekiyor ve biz bunu pozitif psikoloji dersiyle yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

24 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi, 21. yüzyılın hekimlik anlayışını getirecek

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2019-2020 akademik yılında ilk öğrencilerini alacak. Hibrit eğitim modeli ile öğrencilerine 21. Yüzyılın gerektirdiği bir eğitim altyapısı hazırladıklarını belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur; “Bilimin hızıyla koşmak zorundayız. Bunun için de hayat boyu öğrenme ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Öğrenci, öğrenim süresince değil, hayatı boyunca öğrensin diye çabalıyoruz. 21. yüzyılın hekimlerini yetiştireceğiz” dedi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, bu yıl ilk öğrencilerini alacak Tıp Fakültesi ile ilgili bilgi verdi.Üsküdar Üniversitesini 2011 yılında kurduklarında stratejik olarak Tıp Fakültesini hemen kurmadıklarını, sağlığın diğer alanlarıyla ilgili bölümler tamamlandığında Tıp Fakültesiyle taçlandırmayı düşündüklerini belirterek “Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan itibaren sağlık mesleklerinin neredeyse her alanında diploma veren bir üniversite oldu. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesini açarak üniversitemizi taçlandırmış olduk. Bugüne kadar tıpta ve diğer sağlık bilimlerinde gereken tüm altyapı ve akademik kadro kurulmuş oldu. En büyük avantajımız bu oldu. Sağlık Bilimleri Fakültesindeki denemeler Tıp Fakültesinin kurulumuna ışık tuttu. Böylece daha tecrübeli bir şekilde başladık” diye konuştu.Sadece tıp öğrencilerine ait alan…Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinin farklıklarına değinen Prof. Dr. Haydar Sur, tıp fakültesi öğrencileri için her ayrıntının düşünüldüğünü kaydederek şunları söyledi:“Tıp Fakültesi olarak birçok ayrıcalığımız var. 6 bin metrekarelik bir alana kurulmuş ve sadece tıp öğrencilerine ait başka bir tıp fakültesi olduğunu düşünmüyorum. Çok zengin ve estetik bir altyapımız var. Harika bir kütüphanemiz var. Tıp eğitimi diğer eğitim dallarından biraz daha fazla çalışma ortamı gerektiriyor. Tıp öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun zamanı kütüphanede geçer. Dolayısıyla kütüphane tıp öğrencilerinin ana konforlu alanı olmak zorundadır. Ben bizim kütüphanemizi gördüğümde keşke öğrenciliğimi yeniden yaşasam diyorum. Laboratuvarlarımız eğitimi en kolay verebileceğimiz şekilde tasarlanmış durumda. Öğrencilerimiz bu laboratuvarlarda eğitim gördükten sonra anlaşmalı olduğumuz NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve Ataşehir Memorial Hastanesinde uygulama imkânı bulacak. Akademik olarak ise Yükseköğretim Kurumu yeni açılan bir Tıp Fakültesine ilk üç yıl en az 19 hocayla çalışma zorunluluğu koyuyor. Biz şu anda 45 akademisyenle yola çıktık 40 akademisyenin daha gelmesi söz konusu. Bir öğrenciye bir buçuk akademisyen düşecek.”Hayat boyu öğrenme ortamı hazırladıkTıp ve tıp teknolojilerinin sürekli gelişen ve değişime açık bir alan olduğunu kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, “Tıp bilgisinin yarılanma ömrü 2,9 yıl olarak belirlendi. 3 yıldan daha kısa bir sürede bugün öğrencilerimize anlattığımız bilgilerin yarısı bilim tarafından yanlışlanacak. Bu da her zaman iyi kalabilmek için sürekli çalışmak gerektiği anlamına geliyor.  Dolayısıyla akademisyenler olarak biz de okuyacağız, öğrencilerimiz de sürekli okuyacak, tembellik etmek yok. Bilimin hızıyla koşmak zorundayız. Bunun için de hayat boyu öğrenme ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Öğrenci, öğrenim süresince değil, hayatı boyunca öğrensin diye çabalıyoruz. 21. yüzyılın hekimlerini yetiştireceğiz” dedi.Tıp Fakültesinde hibrit eğitim modeli uygulanacakTeknolojiler ve bunun sağladığı olanakların bir yandan eğitim modellerini geliştirirken, bir yandan da eğitimin dizaynında da değişikliklere yol açtığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Dünyada binlerce yıldır gelen bir yöntem vardır. Hoca ders anlatır, öğrenciler soru sorar. Eğitimde bilgisayar teknolojileri,  simülasyon ortamları gibi yeni yöntemler sonucunda hibrit modeller gibi değişik modeller de ortaya çıktı. Hibrit model dediğimiz, hem probleme dayalı öğrenme hem de entegre sistemi benimseyen fakülte anlamına geliyor. Üsküdar Üniversitesi olarak kendimize hibrit bir tıp fakültesi müfredatı belirledik. Yeri geldiğinde hoca öğrencilerine ödev verecek, sonra zamanı geldiğinde hoca ve öğrenciler bir masanın etrafına oturup o konuyu tartışacaklar. Sonra hocalar katkıları verecek. Böylelikle o problem tartışmalı olarak aktif öğrenme ortamında öğrenilmiş olacak. Entegre sistemde solunum, sindirim, dolaşım sistemleri gibi sistemler var. Mesela sindirim sistemi komite usulü anlatılacak. Aynı sistem etrafında tıbbın değişik alanları ele alınacak. Birbirinden farklı anabilim dalları aynı sistem içinde entegre edilecek. Modern çağın öğrenme yöntemi böyle olmalıdır. Artık öğrenciyi sıraya oturtup aklına zorla bilgi sokmaya çalışmak devri bitti” diye konuştu.Öğrenciler her an bilgiye ulaşabilecekÜsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi laboratuvarlarının en yeni sistemlerle donatıldığını, her öğrenciye bir mikroskop düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Teknoloji olarak ekranlarımız var. Öğrencilerimize aplikasyon yaptırdık. Dersler öğrenciler tarafından istenirse evde tekrar izlenebiliyor. Stix programı üzerinden irtibata geçme olanakları var. Bunların hepsi rüya gibi şeyler yeter ki öğrenmek istesinler. ‘Ben öğrenmek istedim ama bilgiye ulaşamadım’ mazeretini ortadan kaldırmış oluyoruz” dedi.Tıp fakültesi öğrenci adaylarına ve geleceğin hekimlerine tavsiyede de bulunan Prof. Dr. Haydar Sur, “Bir hekim olarak önce siz kendi vücudunuza iyi bakın, sağlıklı yaşam stillerini birinci sınıftan itibaren öğreteceğiz. Kendi sağlığına sahip çıkmayan, başkasının sağlığına hiç sahip çıkamaz” dedi.Ülkemizin hekim ihtiyacının arttığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Nüfusumuz yaşlanıyor ve nüfusumuz artıyor. Yaşlı demek, hekime daha çok ihtiyaç duyacak kişi demektir. İnsan yaşlandıkça baş etmesi çok daha zor hastalıklar geçirmeye başlar. Doğal olarak hekime ihtiyacı artar. İnsanların kalan hayatlarını en iyi şekilde yaşatmak da bizim en önemli görevimiz. Hekimlerin bilgilerini hayatları boyunca taze tutmaları gerekiyor. Biz 21. Yüzyılın hekimlik anlayışını getiriyoruz” şeklinde konuştu. Haber: Şüheda Damgacı

20 TEM 2019

Tercih fuarında Üsküdar Üniversitesine yoğun ilgi!

İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen ve 105 üniversitenin katıldığı üniversite tercih fuarında Üsküdar Üniversitesi standı yine aday öğrenciler ve ailelerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve uzman tercih danışmanları tercihte bulunacak aday ve velilere her konuda bilgi veriyor.İstanbul Kongre Merkezi Seminer Salonu’ndaki fuara Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da katıldı. Tarhan ve Arıboğan, aday öğrenci ve velilerle sohbet ederek onların sorularını cevapladı.“Yapacağınız tercih hayatınızın son tercihi değil”Tercih günleri kapsamında, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan aday öğrencilere bir de konferans verdi. “Değişen Dünyada Doğru Tercih ve Yeni Meslekler” başlıklı konferansta Arıboğan katılımcılara ufuk açıcı söylemlerde bulundu.Adaylara, hayatınızın önemli bir dönemindesiniz hatırlatmasını yapan Arıboğan, tercihin hayatın son tercihi olmadığını, bunun için stresten uzak durulması gerektiğini söyledi.  “Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda” Değişen dünyada yeni bir uygarlık düzlemi oluştuğunu ifade eden Arıboğan, “Yeni uygarlık düzlemi alışılagelmiş meslekleri tahrip ediyor. Meslekler yeni uygarlık düzlemine ayak uydurmak zorunda. Yapay zekâ bilmeyen doktor, avukat olmamalı. Geleceğin mesleklerine bu düzlemde yön verilmeli” şeklinde konuştu.“Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz”Gençleri yetenekleri doğrultusunda mesleklere yöneltmenin önemini vurgulayan Arıboğan, “Bütün gençler kendi yetenekleri doğrultusunda bir mesleğe yönlendirilmeli. Herkes doktor olabilir, ama herkes iyi doktor olamaz. Bir mesleği severek yapmak, o meslekte ilerlemeyi beraberinde getirir” ifadelerini kullandı.“Doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” Prof. Dr. Arıboğan, sözlerinin devamında “Öğrenciler kendi yeteneğiyle uyumlu meslekler yapsın. İstedikleri alanlara yönelsin. Gitar çalmayı seven gitar çalsın, mühendis olmasın. Dikiş dikmeyi seven dikiş alanında uzmanlaşsın. Yeteneğiniz yoksa bir alanda belirli bir yere kadar gidebilirsiniz. Ama yapacağınız doğru seçimlerle yolunuzu kısaltabilirsiniz” diyerek öğrencilere ilgi alanlarına yönelme konusunda tavsiyeler verdi.Program Arıboğan’ın öğrencilerin sorularını cevaplamasının ardından sona erdi.21 Temmuz tarihine kadar sürecek olan fuar 10:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

16 TEM 2019

Tarhan: "Egosu yüksek kişi daha fazla öfkeleniyor!"

Hayatın her alanında karşılaşılan öfke kontrolsüzlüğü sorunu, toplumsal yaşamı etkiliyor. Gelişmiş ülkelerde suç işleyenlere empati eğitimi verildiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öfke kontrolü için empati eğitimi verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Öfke kontrolsüzlüğünün altında başka sorunların da olabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, uzmana danışılması gerektiğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, geçtiğimiz hafta Türkiye gündemine oturan olayla gündeme gelen ve benzerlerine ülkemizde sık rastlanan trafikte öfke kontrolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Yüksek egoda öfke kontrol sorunu yaşanıyorTrafikte öfke kontrolüne ilişkin her gün pek çok örnekle karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, egosu yüksek kişilerde öfke kontrol sorununun daha çok ortaya çıktığını söyledi. Egosu yüksek olan kişilerin engellenme eşiği düşük kişiler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Egosu yüksek olan kişide hak duygusu kendine yöneliktir ve kendi hakkının engellediğini düşünürler. Böyle durumlarda empati yapamazlar. Egosu yüksek kişiler, empati yapamadığı için genellikle narsistik kişiliklerdir” dedi.Öfkeli davranış, toplumda kabul görüyorsa dikkat!Öfke kontrolü sağlanamamasında psikolojik ve kültürel faktörlerin etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Egosu yüksek kişiler kendilerine fazlasıyla güvenirler, ‘Bana kimse bir şey yapamaz’ tarzında bir duyguya sahiptirler. Öfkelerini ifade etmekten rahatsızlık duymazlar. Psikolojik faktörler burada önemli.  Kişinin yapısı, kişisel özellikleri ve kendisini, bu konuda eğitmemiş olması en önemli etkenlerdendir. Kültürel faktörler de önemlidir. Öfke ve öfke kontrol sorunu, onaylayan kültürlerde daha çok yaygınlaşıyor. Öfke kontrol sorunu yaşayan kişi, toplum tarafından onaylanıyorsa, kişinin yaptığı davranış ‘Aferin aslansın, iyi yapmışsın’ gibi onay veren tarzda bir kabul görüyorsa bu davranış devam eder” diye konuştu.“Öfke bir iletişim şekli olarak görülmemeli”Öfkeli davranışın toplum tarafından onaylanmasının çocukluk döneminde başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum özellikle çocukluk döneminde başlıyor. Çocukluk döneminde kişinin öfkeli davranışları onaylanıyor ise birey öfkeyi bir iletişim şekli olarak kabul ediyor. Öfkeyi bir otorite aracı olarak ve bir güç ifadesi olarak kullanmaya başlıyor. Öfke ve şiddeti ikna yöntemi olarak kullanan kültürlerde bu olur. İlkel ve vahşi kültürler hiddeti besler. Oysa gelişmiş kültürlerde öfke ifadesi yerine ikna etme yöntemi kullanılmaya ve öfkenin yatıştırılmasına çalışılır. Geçenlerde yine trafikte böyle bir olaya rastladık. İki araba çarpıştı. Araç sürücülerinden biri aracından öfkeyle çıktı, diğer sürücünün üzerine gidecekti ki diğer otomobilin sürücüsü hemen elini uzattı ve ‘Geçmiş olsun kardeşim’ dedi. Bir anda karşı tarafın öfkesi geçti” diye konuştu.“Öfke, hak arama yöntemi olarak kullanılmamalı”Trafikteki öfke sorununda engellenme eşiği olmasının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumumuzda kültürel olarak zaman zaman öfkenin sorun çözme ve hak arama yöntemi olarak kullanıldığını belirterek şunları söyledi:“Bizim kültürümüzde maalesef sorun çözme yöntemi olarak, öfkeyi hak arama yöntemi olarak kullanmayı onaylayan özelliklerimiz var. Öfke ve şiddeti, hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak kullanan ve bu anlayışı onaylayan kişiler daha kolay öfkeleniyor. Burada toplumun rol model olarak kabul ettiği kişiler, yöneticilerin olumsuz örnek teşkil etmemesi gerekiyor. Mesela anne ve babada öfke modeli varsa çocukta öfke ortaya çıkıyor. Öfke modeli olan büyükler varsa o kişilerin çocuklarında öfke vardır.”Şiddetin üç türü varŞiddet üzerine yapılan çalışmalarda üç örnek inceleniyor. Birincisi canlı şiddet. İkincisi televizyonlarda gösterilen, çizgi filmlerdeki çocuklara öğretilen ya da dizilerdeki şiddet. Üçüncü şiddet türü ise akran şiddeti. Bunlar incelendiği zaman kişide en etkili olan şiddetin canlı şiddet olduğu anlaşılıyor. Eğer ailede birinci derecede yakınların arasında yani çocuğun yetiştiği ortamda şiddet varsa, çocuk şiddeti hak arama yöntemi, sorun çözme ve hâkimiyet kurma yöntemi olarak kullanıyor” dedi.Şiddeti onaylayan kültürler, şiddeti artırıyorŞiddet olayından sonra kişinin pişmanlık duyup duymamasının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pişmanlık duyuyorsa ve bu davranışı bir anlık öfkeyle yaptıysa kişinin öfke konusunda eğitim alma ve bu eğitimden kazanımlar elde etme ihtimali daha yüksek. Bu tarzdaki şiddet olaylarında muhakkak sosyal çalışma da yapmak gerekiyor. Şiddeti onaylayan ve öfkeyi onaylayan kültürler şiddeti arttırıyor” dedi.Öfkenin altında başka bir neden yatabilirÖfke kontrolü konusunda sorun yaşayan kişilerin mutlaka uzmana başvurması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, altında başka psikiyatrik sorunların yatabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Öfke bozukluğu yaşayan bir öğretmen hanımın sorununun arkasında örtülü depresyon vardı. Yapılan kontrollerde serotonin azaldığı ve buna bağlı öfke kontrolü sorunu yaşadığını tespit ettik. İlaçları verdik, üç hafta sonra geldiğinde, ‘Öfkem öyle bir geçti ki; öğrenciler sıraların üzerinde dolaşıyor yine de kızamıyorum’ demişti. Bazen öfkenin hastalık boyutu da oluyor; bu durumda uzmanlara yönlendirmek gerekebiliyor” dedi.  Empati eğitimi şart!Öfke kontrolünün sağlanmasında yasaların tek başına yeterli olmadığını, saygı, edep ve empati gibi kavramların ve toplumsal değerlerin daha ilkokuldan başlayarak öğretilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:“Kendi kültürümüzü öğreten bir ders olmalı ve bu seçmeli değil, temel ders olmalı. Değer içerikli eğitim verilmesi gerekiyor. Öfke kontrolü de bunlardan birisi olmalı. Etik değerleri, anne, baba ve okul birlikte öğretecek. İyi bir mühendis yetiştirmeden önce iyi bir insan yetiştirmemiz lazım. İyi olan bir insan empati duygusu olan bir insandır. Öfke, empati eksikliğinden kaynaklanıyor. Gelişmiş ülkelerde suç işleyenlere empati eğitimi veriliyor. ‘Bu yaptığın şeyi bir annene ya da ablana birisi yapsa ne hissederdin?’ diye soruluyor ve empati öğretiliyor. Topluma empati eğitimi gerekiyor. Bütün kötülüklerin kapısını empati yoksunluğu açıyor. Etik değerlerin eğitimi küçük yaşta başlarsa öfke kontrolsüzlüğünün de azalacağını düşünüyorum.”

06 TEM 2019

Üsküdar Üniversitesi’nin Mezuniyet Coşkusu

Üsküdar Üniversitesi’nin 2018-2019 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’nde ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci görkemli bir törenle diplomalarını aldı. Genç mezunlara tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi. Çocuk Gelişimi mezunları, “çocuk gelinler” sorununa dikkat çekerken; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı.İstanbul Ataşehir’deki Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen törende Üsküdar Üniversitesi’nin ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olan 5 bin 943 öğrenci törenle diplomalarını aldı.Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezuniyet konuşmasında ilk mezunlarını 2014 yılında verdiklerini ve o zaman 230 olan mezunların her yıl katlanarak arttığını, bu yıl 5 bin 943 öğrenciyi mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Öğrenci odaklı üniversiteyiz”Öğrencilerinin sadece başarılı olmaları için değil, iyi insan olmaları için de çalıştıklarını belirten Tarhan, kaliteyi yüksek tutmaya ve öğrenci odaklı olmaya çalıştıklarını belirterek “Öğrenci odaklı olmak gibi bir kalite standardımız var. Bunu önemsiyoruz çünkü kalitenin olmadığı yerde verimli üretim olmuyor. Üniversite olarak kalite çıtasını daha da yükseltmeyi hedefliyoruz” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz”“Üniversiteye gelirken kıvılcımdınız, şimdi alev oldunuz” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alev ne yapar? Etrafını aydınlatmaya ve ısıtmaya başlar ama aydınlatmadan önce kendisinin yanması lazım. Kendinizi değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz. Eğer bir şeyler yapacaksanız ilk başarınızı, zaferinizi kendinize karşı kazanmanız önemli. Dünyayı düzeltmeye kendinizden başlamanız önemli genç arkadaşlarım” dedi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır”Hayat mücadeledir sözünün günümüzde yanlış anlaşılan bir söz haline geldiğini belirten Tarhan, “Hayat mücadeledir sözünde rekabet var. Oysa hayatta yardımlaşma esastır, mücadele istisnadır. İnsan ilişkilerinde de güven esastır, kuşku istisnadır. Kuşkuyu güvensizliği teşvik eden sözler nedeniyle ilişki sermayesini kaybetmeyin” dedi. Tarhan, gelecek kaygısının en büyük sebebinin mutsuzluk, yalnızlık ve amaçsızlık olduğunu söyledi.Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tavsiyeler 21. Yüzyılın becerilerinin yenilikçilik, girişimcilik ve en önemlisi de takım çalışması olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öğrencilerine ego ideallerinin olmasını, gelecekle ilgili plan yapmalarını, bir yabancı dil öğrenmelerini, teknoloji bağımlısı değil ama teknolojiye hâkim olmalarını tavsiye etti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı iyi niyetli olmak hatadan korumaz, vatansever olmak korumaz, dindar olmak korumaz, insanı koruyan şey hesap verebilirliktir. Muhakkak hesap verme duygunuzu kaybetmemeniz gerekiyor” dedi. Tarhan, “Öğrencilerimizin hem başarılı hem mutlu bireyler olmalarının yanı sıra yaşadığı toplum için ve insanlık için hayalleri olan gençler olmalarını istiyoruz” dedi.Dereceye girenlere ödül verdiİşaret dili eğitmeni Ahmet Kerem Erkan da işaret dili ile Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a eşlik etti. Törende ilk üç dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi. Dereceye giren öğrencilerin yanı sıra törende Uluslararası Öğrenci Temsilcisi Firomsa David Osman ve Mezunlar Derneği Başkanı Tayfun Gözler birer konuşma yaptı. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve İDER Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Fırat Tarhan, aralarında birincilerin de bulunduğu mezun öğrencilere diplomalarını verdi. Rektör Yardımcıları, Fakülte Dekanları, SHMYO Müdürü ile diğer akademik kadro da mezunlara diplomalarını takdim etti.Törende üniversiteler arası spor müsabakalarında Üsküdar Üniversitesini başarıya taşıyan futbol, futsal ve basketbol sporcuları da ödüllendirildi.Kızlarına diplomalarını takdim ettiler Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Ak Parti 22, 23 ve 24. Dönem İstanbul Milletvekili Halide İncekara, psikoloji bölümünden mezun olan kızı Ülkü İncekara’ya; Üsküdar Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çiçek de İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olan kızına diplomasını takdim etti. Törende Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu,  Moleküler Biyoloji ve Genetik İngilizce bölümünden mezun olan kızı Fatma Hacer Kurtoğlu’na diplomasını verdi. Anne-kız birlikte mezun oldu Heyecanlı, coşkulu ve zaman zaman da duygulu anların yaşandığı törende Psikoloji bölümünden mezun olan anne-kız birlikte diploma almanın sevincini yaşadı. Filiz Yılmaz ve kızı Zeynep Yılmaz, törende ilgi odağı oldu.Gazze’den gelen mesajla gözleri doldu Törende bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olan Gazzeli Hasan Wasfi Salman Dader, törene katılamayan ailesi ve yakınlarının Gazze’den gelen video mesaj ile duygulu anlar yaşadı. Dader, kendisiyle gurur duyduğunu belirten ailesinin sözleri nedeniyle hüzünlendi.“Çocuk gelinlere” dikkat çekildi Birbirinden renkli pankartların açıldığı törenin en ilginç ve dikkat çeken mesajını Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi mezunları verdi. “Dünyada her 7 dakikada bir çocuk ‘gelin’ oluyor/Dünyada her 7 dakikada bir çocuk umutlarına küsüyor/Dünyada her 7 dakikada bir yarının ışıklarından biri daha sönüyor” yazılı pankart dakikalarca alkışlandı.Keplerini attılarMezuniyet töreni flama teslim töreni ve mezuniyet andının okunması ile sona erdi. Oldukça coşkulu geçen tören, yeni mezunların kep atmaları ile son buldu. Mezuniyet töreni ÜÜ TV’den ve Üsküdar Üniversitesi Facebook hesabından canlı olarak yayınlandı.

01 TEM 2019

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan tıp öğrencilerine önemli tavsiyeler

Konya Selçuk Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile bir araya geldi. Tarhan, hekim adaylarına deneyimlerinden yola çıkarak önemli tavsiyelerde bulundu.Merkez Yerleşke Kuleli Salonda gerçekleşen ziyarette Tarhan, öğrencilere hekimlik, iyi insan olma ve meslek hayatına dair önemli paylaşımlarda bulundu.“Talep ederseniz öğrenirsiniz”Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konuşmasının başında öğrenmenin yaşı olmadığının altını çizerek; “Talep ederseniz öğrenirsiniz, öğrenci talep ederse öğrenir ve öğrenince başarılı olur” ifadelerini kullandı.“Hekimliği teorilerden çok vakalar öğretir”Kendi öğrencilik ve hekimlik zamanlarından örnekler vererek konuşmasını sürdüren Tarhan, “Hekimlikte akılda kalan şeyler teoriler değil, vakalardır. Karşınıza çıkan vakalar sizin meslek hayatınızda çok önemli. Ben pratisyen hekimken teori olarak okuduğum şeyler değil, vaka olarak karşıma çıkan bilgiler daha çok aklımda kalırdı” şeklinde konuştu.“İyi insan olmadan iyi hekim olamazsınız” Tarhan, tıp fakültesi öğrencileri ve geleceğin hekimlerine tavsiye niteliğinde ise şu sözleri söyledi: “İyi insan olmadan iyi hekim olamazsınız. İyi bir hekim olmak için insanlara yardım etmekten zevk almak gerekiyor. İnsanlık tarihinde etik değerlerle uyuşan ilk meslek hekimliktir.”“Hekimin hatasını toprak örter” Konuşmasının devamında hekimlik mesleğinin hata götürmez bir meslek olduğunu vurgulayan Tarhan, “Aşçının hatasını maydanoz, terzinin hatasını ütü, hekimin hatasını ise toprak örter” sözünü örnek gösterdi.Tıp alanındaki son gelişmelere ilişkin de önemli bilgiler veren Tarhan hekimler olarak yeni tedavi yöntemlerine açık olmak gerektiğini vurguladı.Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerden gelen soruları da cevapladı.Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

10 MAY 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Adana ve Hatay’da konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay Adana ve Hatay’da konferanslara katıldı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay ilk olarak Adana Eczacı Odasının düzenlediği “Hazdan Bağımlılığa” konferansına konuşmacı olarak katıldı.Uzbay, konferansın ardından okurları için kitaplarını da imzaladı.Uzbay’ın bir sonraki durağı ise Hatay Eczacı Odası oldu. Uzbay, “Cehalet Bilimi” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.Her iki konferansta da katılımcılar Uzbay’a yoğun ilgi gösterdi.

06 MAY 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Sivas ve Aksaray’da konferans verdi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Sivas ve Aksaray’da konferanslara katıldı.Prof. Dr. Tayfun Uzbay Sivas da ilk olarak Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencileri ile buluştu.Uzbay öğrencilere Nobel’i düşünmek, icat çıkarmak konulu konuşma yaptı.Uzbay daha sonra Sivas Eczacılar Odasında düzenlenen konferansa katıldı. Uzbay burada “Çocuklarda psikiyatrik ilaçların akılcı kullanımı” konulu konferans verdi.Sivas’ta konferanslarını tamamlayan Prof. Dr. Tayfun Uzbay daha sonra Aksaray’da Aksaray Eczacı Odasının halka açık düzenlediği “Cehalet Bilimi” konferansına konuşmacı olarak katıldı.Uzbay’a Aksaraylıların da ilgisi yoğun oldu.

24 NİS 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay 5. PDR günlerine katıldı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Küçükçekmece Rehberlik Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 5. PDR günlerine konuk oldu.Prof. Dr. Tayfun Uzbay, program kapsamında rehber öğretmenlere “Hazdan Bağımlılığa” başlığında konferans verdi.Uzbay, rehber öğretmenlere tüm yönleri ile bağımlılığı anlattı.Konferansa 300 rehber öğretmen katılım sağladı.

22 NİS 2019

Üsküdar Tıp Fakültesinin denetlemesi gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesine 2019-2020 eğitim - öğretim yılında öğrenci alınmasına ilişkin yapılan hazırlıkların yerinde gözlem ve değerlendirilmesine ilişkin YÖK Komisyonu Tıp Fakültesini ziyaret etti.Ziyaret kapsamında fakülte eğitim – öğretim programı,  akademik ve idari kadrosu, kütüphane, derslik, laboratuvarlar ve sosyal yaşam alanları gezildi.Komisyonu Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın başkanlığında üniversitenin bütün üst yöneticileri ve tıp fakültesinin akademik ve idari tüm personeli ağırladı.Komisyon ziyaret sırasında yapıcı ve destekleyici önerilerde bulundu.

16 NİS 2019

Mental Doping Yakında Bir Halk Sağlığı Problemi Haline Gelebilir!

Mental doping ile ilgili sorun giderek büyüyor ve dikkate alınması gerekiyor. Prof. Dr. Uzbay, “Yakın bir gelecekte mental aktiviteyi artırma yollarının etik ve halk sağlığı boyutuyla ele alınabileceğini ve bazı kısıtlamaların söz konusu olabileceğini düşünebiliriz” diyor.Bazı sporcuların sık sık kullandığı ancak etik açıdan hiç de uygun olmayan doping, sağlığımız için de pek çok risk oluşturuyor.Beyni etkileyen bu ilaçların giderek daha fazla ve kontrolsüz kullanımı “mental doping” meselesini de ortaya çıkardı. Mental dopingi, “Beyin, zihin, düşünce veya zekâ kapasitesini, mevcudun daha üzerine çıkarmak amacıyla kullanılan güçlendirici, uyarıcı veya destekleyici ilaç, kimyasal ya da takviye ürünler ya da beynin çeşitli fizyolojik süreçlerine dışarıdan müdahaleler.” olarak tanımlayan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Uzbay DOZ’ a yaptığı açıklamada,“Amaç beynin idrak, konuşma, hafıza, problem çözme, dikkat, hesap ve görsel-işitsel algı vb. bilişsel işlevlerini artırmak ve mental aktivite gerektiren durumlarda başkalarına ya da diğer yarışanlara avantaj sağlamaktır. Giderek yaşlanan nüfusun Alzheimer korkusu, insanların kalabalıklar içinde zekâları ile ön plana çıkma arzusu, endüstrileşme ve bireyselleşmenin getirdiği yalnızlığa bağlı mutsuzluk, pratik bir şekilde mutlak mutlu olma arzusu, çocuklara iyi bir eğitim alıp iyi bir mesleğe sahip olmalarının getirdiği zorunluluğun yarattığı baskı, giderek artan bir şekilde zekâyı, beynin kavrama yeteneğini ve hafızayı güçlendirici pratik yollara yönelimi de artıyor. Beyni güçlendirmenin en kolay yolu ise mucize ilaçlar, gıda takviyeleri veya kanıta dayalı tıbbın dışında kalan çeşitli yollar olarak görülmeye başlıyor” ifadelerini kullandı.“Serotonini artıran ilaçlar en kestirme yol olarak gösteriliyor”Aldous Huxley’in 20. yüzyılın ilk yarısında Cesur Yeni Dünya isimli kitabında bahsettiği mucizevi mutluluk kaynağı “soma” isimli ilacın belki de günümüzde hala ilaçla mental aktivitesini, yaratıcılığını ve mutluluğunu artırmaya çalışanlara ilham vermeye devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “Doksanlı yılların sonlarına doğru ortaya çıkan yeni nesil antidepresanların prototip ilacı fluoksetin etken maddeli ilaç, ihtiyaç duyan gerçek depresyon hastalarının ötesinde yaygın bir kullanım alanı buldu. Serotonin ‘mutluluk hormonu’ ilan edilirken, bunu artıran ilaçlar mutluluğun en kestirme yolu olarak görülüyor” dedi.“IQ’yu artırdığını vadeden ilaçlar zaman kaybıdır”Mental doping yapanların başka bir beklentisinin ise daha zeki olmak olduğunu ifade eden Uzbay, “IQ’nuzu ve buna benzer parametreleri artıracağı vaadi ile sunulan ilaç veya yöntemler de aslında zaman kaybından başka bir şey değildir.” dedi. Bağımlılık veya başka nedenlerle sürekli kullanımının getireceği ilave sağlık sorunlarının da pek çok kişi tarafından farkına varılmadığını sözlerine ekleyen Uzbay, “Ancak sorun giderek büyüyor ve dikkate alınmayı hak ediyor. Yakın bir gelecekte mental aktiviteyi artırma yollarının etik ve halk sağlığı boyutuyla ele alınabileceğini ve bazı kısıtlamaların söz konusu olabileceğini düşünebiliriz.” ifadelerini kullandı.“Psikiyatrik ilaç kullanımında en büyük artış çocuk ve ergenlerde”Mental dopingin önemli alanlarından birinin de 21. Yüzyılın başlarında tanı ölçütlerinin genişletilmesiyle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olarak yeniden tarif edilen hastalığın tedavisinde kullanılan metilfenidat ve benzeri stimülan ilaçların kontrolsüz kullanımı oluşturduğunu sözlerine ekleyen Uzbay, şunları kaydetti:“Bugün gelinen noktada kimsenin hiperaktif olmasına gerek yok. Metilfenidat ve benzeri amfetaminler, DEHB olmayan sağlıklı kişilerin de konsantrasyonunu artırdığından, konuları çabuk kavramak, sınavlara kolay hazırlanmak ve sınavlarda konsantrasyonu artırarak daha başarılı sonuçlar elde etmek için çoğunluğunu sağlık bilimleri alanından olan öğrenciler tarafından da talep ediliyor ve kullanılıyor.Ayrıca bu ilaçları kullanan çocuk ve ergenlerin okullarda diğer arkadaşlarına da verdiğine ilişkin ciddi raporlar söz konusu. İngiltere’den farmakoloji ve psikiyatri profesörü Joanna Moncrieff, dilimize de çevrilen ‘İlaçla Tedavi Efsanesi’ isimli kitabında psikiyatrik ilaç kullanımında en büyük artışın çocuk ve ergenlerde olduğunu ve bunun nedeninin özellikle tanı ölçütleri sürekli genişletilen hastalıklar olduğunu ifade ediyor. Moncrieff kitabında endüstri ve medyanın gereksiz ve riskli kullanımı teşvik eden tutumunu da şiddetle eleştiriyor.”Plasebo etkiden yararlanıyorlar!Mental doping sağlamak amacı ile eczane dışında da satılan ginseng, ginko bloba ve benzeri bitki özlerini tek başına veya bazı vitamin ve minerallerle kombine şekilde içeren gıda takviyelerinin de kullanıldığı bilgisini veren Uzbay, “Ancak bunları kullanmak bilemediğimiz ve öngöremediğimiz şekilde pek çok enzim ve hücre sistemi üzerinde istenenlerin yanı sıra istenmeyen bazı etkilere de neden olabilir. Kaldı ki bunların hiçbirinin ne Alzheimer’i önleyici ne de tedavi edici etkisi vardır. Yani bunları hafıza güçlendirmek veya beynin kavrayış yeteneğini artırmak için kullananlar gereksiz yere para harcıyorlar. Bunları aldıktan sonra kendilerini daha iyi hissedenler ise aslında ‘plasebo’ etkiden yararlanıyor.” açıklamasında bulundu. Kafein çocukların zihnini açar mı?Kahvenin aşırı miktarda tüketilmesi nedeni ile yaşanabilecek sıkıntılara de değinen Uzbay, “Bazı sportif yarışmalarda doping kabul edilen, bağımlılık yapma potansiyeli olan ve belli bir doz aralığından itibaren ‘kafeinizm’ denen ciddi yan etkilere yol açan kafein çocuklarından okul ve sınav başarısı bekleyen aileler tarafından önemli ölçüde kabul gördü. Bunu verdiğim konferanslarda, zihni açılsın diye çocuklarının kahve ve kafeinli enerji içeceklerini sınırsızca kullanmasına göz yuman ailelerin itirazlarından biliyorum. Bazılarını ikna etmek de oldukça güç. Çünkü medyatik akademisyenlere inanıyorlar.” dedi.Mental dopingin yer edindiği diğer bir alanın ise yaratıcılık gerektiren durumlarda, kısa sürede bir eser yaratmak isteyen ya da şöhret basamaklarını hızla tırmanmak isteyenler için sihirli ilaç ve karışımlarla zihinsel performansın artırılması için cazip bir seçenek olarak sunulduğunu ifade eden Uzbay, “Bazı önemli yazarların, şairlerin, ressamların ve müzisyenlerin bağımlılık yapan maddelerin etkisi altında önemli eserlerini ürettiği söylencesi yaygındır. Bu kısmen doğrudur. Bağımlılık yapan maddeler beyninizi ve düşünce süreçlerinizi doğrudan etkiler. Ancak beynin performansını artırmazlar. Tersine daraltırlar. Halüsinojen nitelikli madde kullanımı beynin dinamik faaliyetlerini azaltıp, kronik kullanımda ise şizofreni benzeri etkiler ortaya çıkarabiliyor. Bunların etkisi altında düşünme süreçlerinde ortaya çıkan değişikler aslında hastalanan beynin yansımaları.” dedi.“Daha sabırla çalışarak daha çok şey üretebiliriz”Bazı maddeler, başlangıçta konsantrasyonu artırıp yaratıcılığı artırıyormuş gibi etkiler sağlasa da, sürekli kullanım ve ortaya çıkan bağımlılık sonrası; kişilerin normal hayatlarını da sürdüremeyerek hastalandığını belirten Uzbay, “Belki de daha sabırla çalışarak daha çok şey üretebilecekken ya hayattan ya da yaratıcılık alanından çekiliyorlar. Öte yandan madde kullanmaksızın eser üreten birçok insan söz konusu. Yaratıcılık aynı zamanda eğitim, yetenek, uygun çevre ve doğru zaman gibi pek çok başka faktörden etkilenir.” ifadelerini kullandı.Kaynak: Doz DergisiSayı: 24 / 2019

04 NİS 2019

Damarlarımız kadar yaşlıyız!

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesinin düzenlediği “Kalp hastası olmadan nasıl yaşamalıyız” etkinliğine Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akman ve Varol Akademi kurucusu Koray Varol konuk oldu.Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda gerçekleşen etkinlikte, kalp sağlığını korumak için neler yapılmalı konularına ilişkin önemli bilgiler verildi.Fazla kilo, zararlı maddeler kalbin düşmanıBir insanın yaşına göre daha genç görünmesinin en iyi göstergesinin damar yaşı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mehmet Akman, “Ne kadar yaşlıyım sorusunun cevabını ise damarlarınız kadar yaşlısınız” dedi.Damarlarımızın çok erken yaşlandırabileceğini, damarlarımızda da zaman içerisinde tıkanmaların olabileceğini söyleyen Akman, damar çeperinde kolesterol depolayan hücrelerin birikmesi damar sertleşmesine sebep olduğunu kaydetti. Akman, damarların elastik yapısının sertleşmesi ile kan basıncına yanıt vermeyeceğini de dile getirdi.Damarların tıkanması ve yeterince kanın kalbimize gitmemesi durumunda kalp krizi geçirebileceğimizi vurgulayan Akman, ölüm oranlarının kadınlarda yüzde 55, erkeklerde ise yüzde 45 kalp damar hastalıklarından dolayı olduğunu dile getirdi. Akman, fazla kilonun, zararlı maddelerin ve genlerin kalp hastalıklarına sebep olduğunu dile getirdi.“Haftada 3 gün yürüyüş yapmalıyız”Sporun ve beslenmenin hayatımızda önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Akman “Tempolu yürüyüşte hafif, kalp hızımı duyacağım kadar hızlı ama yanımdaki ile konuşabileceğim kadar da yavaş yürümeliyiz” dedi. Akman, haftada 3 gün yürüyüş yapmamızın yararlı olabileceğini söyledi.Korbonhidratlar bizim için en önemli enerji kaynağı olduğunu dile getiren Akman,  karbonhidratların mümkün olabileceği kadar arınmış olması gerektiğini de kaydetti.“Hepimizin kendi içinde bir yetenekleri var”Varol Akademi kurucusu Koray Varol da “Hepimizin kendi içinde  yetenekleri var. İçe dönüklük bir yetenek dışa dönüklükte bir yetenektir” dedi. Kendi yeteneklerinizi keşfetmeye çalışmanız yaşamınızdan daha çok tatmin almanıza neden olabileceğini belirten Varol, “Kendi yetenekleriniz doğrultusunda bir iş bulursanız ve ona yönelik olarak bir yaşam planlaması yaparsanız çok ciddi anlamda yaşam tatmini alırsınız” ifadelerini kullandı.Varol, yaşam tatmini aldığımız yerlerde kendimizi daha değerli daha huzurlu hissettiğimizi bunun da kalbimize çok ciddi anlamda bir faydasının olduğunu dile getirdi.Program katılımcılara plaket taktimi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

18 MAR 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Bursa’da Eczacılar ile bir araya geldi

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Bursa Eczacı Odasının düzenlediği etkinlikte “Hazdan Bağımlılığa” konulu sunum yaptı.Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ABD Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Bursa Eczacı Odasında meslektaşları ile bir araya geldi. Uzbay, haz ve bağımlılık konulu eğitim verdi.  Uzbay, meslektaşlarına hazdan bağımlılığa giden yolu anlattı.Katılımın yoğun olduğu eğitimde Uzbay, haz, zaaf, bağımlılık gibi birçok konuda katılımcılara paylaşımda bulundu.

11 MAR 2019

Prof. Dr. Tayfun Uzbay Görünmeyen Beyni anlattı

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ABD ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay “5. Farmasötik Gelişim Günleri” etkinliğinde “Görünmeyen Beyin” konulu sunum gerçekleştirdi.Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kültür Kongre Merkezinde düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını Dr. Öğrt. Üyesi Bilge Sözen yaptı.Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği 5. Farmasötik Gelişim Günleri etkinliğine Prof. Dr. Tayfun Uzbay, beyne dair bilinen ve bilinmeyen konuları “Görünmeyen Beyin” başlığı altında ele aldı.

12 ŞUB 2019

Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi Çalıştayına katıldı

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur Sağlık Turizmi Çalıştayına katıldı.Prof. Dr. Haydar Sur, İstanbul Esenyurt Fatih Sultan Mehmet Çok Programlı Lisesinde düzenlenen Sağlık Turizmi Çalıştayının açılış konuşmasını gerçekleştirdi.Çalıştaya akademisyenler, doktorlar ve sağlık personeli katıldı.

16 MAR 2018

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi resmen kuruldu

Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesinde Tıp Fakültesi resmen kuruldu. Kararın 14 Mart Tıp Bayramı sürecinde Resmi Gazetede yayımlanmasıyla Üsküdar Üniversitesinin fakülte sayısı 5’e çıktı.Davranış Bilimleri ve Sağlık alanında Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, tıp eğitimi de vermeye başlayacak. Üsküdar Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak Tıp Fakültesi kuruldu.“Bazı Yükseköğretim Kurumlarına Bağlı Olarak Fakülte Kurulması ve Kapatılması Hakkında Karar”, 14 Mart Tıp Bayramı kutlamalarının yapıldığı dönemde Resmi Gazetede yayınlandı.  Tıp Fakültesi’nin açılmasıyla Üsküdar Üniversitesinde fakülte sayısı 5’e çıktı. 3 Mart 2011’de Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan rektörlüğünde İDER (İnsani Değerler) Vakfı altında kurulan Üsküdar Üniversitesi, iletişim, sağlık bilimleri, mühendislik ve doğa bilimleri, insan ve toplum bilimleri alanında multidisipliner uzmanlık anlayışıyla dört fakülte, bir meslek yüksekokulu ve beş enstitüsünde 16 binin üzerinde öğrencisine eğitim veriyor.İletişim, Sağlık Bilimleri, Mühendislik ve Doğa Bilimleri ile İnsan ve Toplum Bilimleri fakültelerinin yanı sıra Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu ile Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri, Adli Bilimler ve Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü yer alıyor.Üsküdar Üniversitesi öğrencilerine akademik bir eğitimin yanı sıra sahip olduğu laboratuvarlarda araştırma imkânı veriyor.Öğrenciler, uygulama ortağı olan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp merkezlerinde staj ve uygulama fırsatından yararlanabiliyor.Üsküdar Üniversitesinin birçok ülkeden farklı üniversiteler ile değişim programları bulunuyor.Psikoloji alanında Türkiye’de en fazla ERASMUS anlaşmasına sahip üniversite olan Üsküdar Üniversitesinin, Avrupa’da birçok üniversite ve bölümlerle ERASMUS anlaşması bulunuyor.

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!