İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Tarhan: “Adalet aileden başlar!”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından Milli Aile Haftası kapsamında düzenlenen “Aile ve Ailenin Önemi” başlıklı söyleşiye katıldı. Adaletin aileden başladığına dikkat çeken Tarhan, aile içindeki sevgi ve güven ilişkisinin bireyin kişilik gelişiminde belirleyici rol oynadığını söyledi. Güvenli bağlanmanın çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimi açısından önemini vurguladı. Tarhan, evlilikte eşlerin birbirinin rakibi değil tamamlayıcısı olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın insan yaşamında oluşturduğu yeni gerçeklik alanına da değinen Tarhan, bu teknolojinin bilinçli ve sorgulayıcı bir şekilde kullanılması gerektiğinin de altını çizdi. Şiddet olmadığı sürece her sorunun bir çözümü olduğunu, şiddetin çözüm yöntemi olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Tarhan, aile ile ruh sağlığı arasında doğal bir nedensellik bağının olduğunu kaydetti. 

İstanbul Anadolu Adalet Sarayı Şehit Murat Uzun Konferans salonunda düzenlenen programa adalet komisyonu üyeleri, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, hakim ve Cumhuriyet başsavcıları başta olmak üzere birçok personel katıldı. 

Söyleşinin moderatörlüğünü ise İstanbul Anadolu Adliyesi Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Aydos üstlendi.

“Aile ile ruh sağlığı arasında doğal bir nedensellik bağı var”

Aile ile ruh sağlığı arasında güçlü bir neden-sonuç ilişkisi bulunduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın sevgi, merhamet, vicdan ve kimlik duygusunu doğuştan değil çevresiyle kurduğu ilişkiler aracılığıyla öğrendiğini ifade etti. Tarhan; “Aile ile ruh sağlığı arasında doğal bir nedensellik bağı yani sebep-sonuç ilişkisi vardır. Çünkü insan çocuğu, hayvan yavrusundan farklı olarak nöropsikolojik açıdan prematüre doğar. Yani insan çocuğu dünyaya geldiğinde hayatı bilmeden gelir psikolojik olarak erken doğmuştur. Mesela bir ördek yumurtadan çıkar çıkmaz yüzebilir. Hayvan yavrularına baktığınızda doğduktan sonra birkaç kez sendeleyip yürümeye devam ettiklerini görürsünüz ama insan ancak bir yaşında yürüyebilir. İyiyi kötüyü ayırt etmesi ise yaklaşık 15 yaşını bulur. İnsan bütün bunları sonradan öğrenir. Son yıllardaki bilimsel çalışmalar gösterdi ki insanlığı, sevgiyi, merhameti, insani değerleri, vicdanlı olmayı, ahlaklı davranmayı hatta kimlik duygusunu bile epigenetik mekanizmalarla öğreniyoruz. Yani bunlar genetikten ziyade epigenetik süreçlerle şekilleniyor. Genlerimizde DNA’mızda insan olma eğilimi var. Ancak doğduktan sonra insanlarla birlikte yaşadığımız bir ortamda büyüyorsak çevrenin etkisiyle insan oluyoruz. Bununla ilgili literatürde yer alan vakalar da bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı. 

“Çocuğun büyüme hormonu salgılaması güvenli bağlanmayla yakından ilişkili”

Çocuğun sağlıklı gelişiminde güvenli bağlanmanın önemine dikkat çeken Tarhan özellikle yaşamın ilk yıllarında kurulan sevgi ve güven ilişkisinin fiziksel ve psikolojik gelişimin temelini oluşturduğunu söyledi. Tarhan; “Ailede özellikle ilk 0-3 yaş arasında anneyle ya da anne yerine geçen kişiyle güvenli bir ilişki kurulması çok önemlidir. Mesela çocuk doğduğu zaman ilk tepkisi ağlamaktır. Ağladığında annesine sığınır ve rahatlar. Böylece müthiş bir güven oluşur. Anne sevgi verir, çocukta güven oluşur. Bu sevgi ve güven ilişkisidir. Çocuk anneyle kararlı, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurarsa bu gelişim süreci sağlıklı ilerler. Özellikle ilk 3 yaş burada çok önemlidir. Anne ya da anne yerine geçen kişinin varlığı belirleyicidir.

Bazen anne olmayabilir ancak kararlı, tutarlı ve devamlılığı olan bir kişi bu rolü üstlenebilir. Bu kişi anneanne, babaanne ya da iyi bir bakıcı olabilir. Böyle durumlarda onlar da bu eksikliği tamamlayabilirler. Sevgi ve güven ilişkisinin önemini gösteren örneklerden biri de yuva hastalığıdır. Bebek yaşta, sıfır yaşında kurum bakımına bırakılan çocuklarda ani ölümler görülebiliyor. Bu ölümlerin nedenleri araştırıldığında çocukların sık sık hastalandıkları ve yeterince büyüyemedikleri görülüyor. Çünkü bakıcılar sık değişiyor. Her gün çocuğu farklı bir bakıcı tutuyor, farklı şekilde ilgileniyor. Altını üstünü temizliyor ama çocukla sevgi ilişkisi kuramıyor. Bu ilişki kurulamadığında çocukta güvenli bağlanma gelişmiyor. Çocuk hayatı güvenli bir yer olarak algılamadığı için korkuyla büyüyor. Beyin sürekli stres hormonu salgılıyor, buna bağlı olarak büyüme hormonu yavaşlıyor ve çocuğun gelişimi duruyor. Çocuk iştahsız oluyor, zayıflıyor ve hatta ani ölümler görülebiliyor. Yani çocuğun büyüme hormonu salgılaması bile güvenli bağlanmayla yakından ilişkilidir.” şeklinde konuştu. 

“Normlar zayıflayınca ilk kurban çocuklar ve aile oldu”

Aile kurumunun küresel ölçekte çeşitli tehditlerle karşı karşıya olduğunu kaydeden Tarhan; “Küresel sermayeye karşı vizyon açısından bazı değişiklikler yapmamız gerekiyor. Çünkü küresel ölçekte aile vizyonu ve aile algısı dönüştürülüyor. Aileye yönelik algı ve tutum değişince, ‘Aileye ne gerek var, evliliğe ne gerek var?’ şeklinde bir küresel akım ortaya çıkıyor. Bizim kültürümüz geçmişte aileyi koruyordu. Ancak şu anda aile bunu tek başına koruyamıyor. Çünkü toplumu koruyan çeşitli normlar var. Hukukçularımız bunu daha iyi bilir. Birinci sırada hukuki normlar yer alıyor. Toplumu koruyan bu normlar aileyi koruma konusunda artık eskisi kadar başarılı değil. İkinci olarak sosyal normlar var. Gelenekler ve görenekler bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak bunlar da zayıfladı ve değişime uğradı. Üçüncü olarak aile normları vardı. Aile normları, aile içindeki dinamikleri koruyordu. Fakat bugün ailenin açık bir kapısı var tabletler, dijitalleşme ve ekranlar. Bunlar da ailenin koruyucu etkisini zayıflattı. Dördüncü norm ise ahlaki ve vicdani normlardır. Vicdanın belirlediği normlar ahlakı oluşturur. Bunlar kişinin gizli kötülük yapmasını engelleyen mekanizmalardır. Ancak bu alan da sarsılmış durumda. Bütün bu normlar zayıflayınca ilk kurban çocuklar ve aile oldu. Bu nedenle yeniden inşa sürecine buradan başlamamız gerekiyor. Yıpranan, kaybedilen aile değerlerini yeniden inşa ederek ilerlemek gerekiyor.” dedi.

“Kapitalist sistem her alanda rekabeti öne çıkardı”

Evlilikte eşlerin birbirinin rakibi değil tamamlayıcısı olması gerektiğini ifade eden Tarhan; “Karı koca birbirinin alternatifi ya da rakibi değil birbirinin tamamlayıcısıdır. Bizim kültürümüz bize bunu öğretiyordu ancak bunu büyük ölçüde kaybettik. Bunu yeniden hayata geçirebilirsek birçok problem çözülecektir. Kapitalist sistem hemen her alanda rekabeti öne çıkardı. Sınıf mücadelelerini rekabet üzerinden tanımladı, şirketlere rekabet anlayışını yerleştirdi, küresel ölçekte rekabeti teşvik etti. Sonuçta karı koca ilişkisine de rekabet penceresinden bakmaya başladı. Hatta anne-çocuk ilişkisine bile rekabet anlayışını taşıdı. Oysa anne ve baba, çocuğun gelişen ruhuna birer tohum eker. Bu tohumlar zamanla filizlenir ve özellikle on beş yaşından sonra çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde etkili olur. Atılan bu tohumlar, çocuğun iyi yönde ya da kötü yönde gelişmesine zemin hazırlar.” ifadelerini kullandı.

Dördüncü bir gerçeklik…

Yapay zekanın insan hayatında yeni bir gerçeklik alanı oluşturduğunu dile getiren Tarhan; “Daha önce üç tür gerçeklikten söz ediyorduk şimdi buna dördüncü bir gerçeklik eklendi. Birincisi, şu anda içinde yaşadığımız fiziksel gerçekliktir. İkincisi hayal gerçekliğidir. İnsan hayal kurar, hayali dünyasında çeşitli senaryolar oluşturur, savaşlar çıkarır, olaylar yaşatır; ancak daha sonra bunun bir hayal olduğunu fark edip gerçekliğe döner. Üçüncüsü ise rüya gerçekliğidir. Bu üç alan da insanın zihinsel dünyasının parçalarıdır. İnsanın hayal ve rüya dünyası diğer canlılardan oldukça farklıdır. Bir köpeğin hayal dünyasını düşündüğümüzde, orada yiyecek ya da kemik gibi temel ihtiyaçlar vardır. Ancak insanın hayal dünyası kişiden kişiye değişir; çok daha karmaşık ve zengindir. Şimdi bunlara bir de yapay zekâ gerçekliği eklendi. Yapay zekâ gerçekliği insanın kişilik sınırlarını, kimlik sınırlarını ve duygusal sınırlarını etkilemeye başladı. Örneğin yapay zekâya daha çocukça sorular sorarsanız, size daha koruyucu ve yönlendirici bir üslupla cevap vermeye başlar. Size akıl verir, önerilerde bulunur ve belirli yönlendirmeler yapabilir. Buna karşılık daha zor ve karmaşık sorular sorduğunuzda ise size farklı bir üslupla yaklaşır, daha saygılı ve akademik bir dil kullanır. Bu nedenle yapay zekâyla etkileşim kurarken sorgulayıcı olmak gerekir. Çünkü yapay zekâ zaman zaman halüsinasyon üretebilir; yani gerçekte var olmayan bilgileri varmış gibi sunabilir. Bu sebeple verilen bilgileri doğrulamak ve eleştirel düşünmeyi sürdürmek önemlidir.” şeklinde konuştu.

“Şiddet olmadığı sürece her sorunun bir çözümü var”

Şiddetin sorun çözme yöntemi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Tarhan; “Evlilikte, şiddet olmadığı sürece hemen her sorunun bir çözümü vardır. Ancak mesele şiddet noktasına geldiğinde artık o aşamadan sonra tarafların yasal süreçlere yönelmesi gerekir. Aslında şiddet bizim kültürümüze yabancıdır. Bizim kültürümüzün temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatıdır. Buna baktığımız zaman o dönemde bırakın kadına yönelik şiddeti, kadına karşı ses tonunu yükseltmek bile söz konusu değildir. Nitekim Hz. Ömer döneminde yaşanan bazı olaylarla ilgili olarak, ‘Biz o dönemde kadınlarla ilgili bir konuda konuşurken bile, yanlış bir şey söylersek bununla ilgili ayet gelecek diye korkardık.’ dediği rivayet edilir. Bu yaklaşım kadın haklarına verilen önemin bir göstergesidir. İnsanlık tarihinde belki de ilk kez kadınların miras hakkı, boşanma hakkı ve birçok temel hakkı bu kadar açık şekilde güvence altına alınmıştır. Daha sonra ise Mezopotamya kültürünün bazı unsurlarını kendi kültürümüz zannetmeye başladık. Oysa bugün şiddet kültürü olarak gördüğümüz anlayışın kökeninde büyük ölçüde bu kültürel miras bulunmaktadır. Günümüzde Orta Doğuda görülen şiddet eğilimlerinin önemli bir kısmı da bu kültürel etkilerle ilişkilidir. Bunun dini referanslarla doğrudan bir ilgisi yoktur. Şu anda şiddeti bir sorun çözme yöntemi ya da hak arama yolu olarak gören bir anlayış hala varlığını sürdürüyor. Bunun değişmesi zaman alacaktır. Ancak bu değişimi sağlayabilmek için doğru yöntemlerle ve doğru bir bakış açısıyla ilerlemek gerekir.” dedi.

“Kişilik gelişiminde ahlaki akıl yürütme büyük önem taşır”

Çocukların sözlerden çok davranışları örnek aldığını belirten Tarhan; “Çocuklar anne ve babanın sözlerinden çok davranışlarını örnek alırlar. Bu nedenle kişilik gelişiminde ahlaki akıl yürütme büyük önem taşır. Çocuklar başlangıçta olayların arkasındaki niyeti değerlendiremezken, gelişim sürecinde davranışların niyetini anlayabilmeyi öğrenirler. Aile içinde de sağlıklı ilişkiler kurabilmek için karşı tarafın niyetini doğru okuyabilmek önemlidir. Çünkü bazen verilen tepkiler sevgisizlikten değil, incinme korkusundan kaynaklanabilir. Ahlaki gelişimin bir diğer boyutu ise sabır ve ideal sahibi olmaktır. Çocukların hedeflerine ulaşmak için emek vermeyi, zorluklarla mücadele etmeyi ve kendilerinden daha büyük amaçlar için sorumluluk almayı öğrenmeleri gerekir. Bu nedenle erdem eğitiminin özellikle erken yaşlarda kazandırılması önemlidir. Anne ve babanın iyi örnek olması, okulun ve toplumun bu eğitimi desteklemesi halinde, karşılaşılan toplumsal sorunların aşılması mümkündür. Bu konuda ümitsiz olmaya gerek yoktur. Unutulmamalıdır ki adalet, aileden başlar…” şeklinde konuştu.

Hediyeler takdim edildi…

Söyleşinin ardından Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Beşir Güven tarafından Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a plaket ve hediye takdim edildi.

Düzenlenen söyleşi programı toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. 


 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi05 Haziran 2026

Sizi Arayalım

Phone