İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Tarhan: “Narsisizm, kötülüğün en büyük sebeplerinden biri”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İZGE Akademi tarafından “Kötülük Psikolojisi ve Toksik İlişkiler” başlığında düzenlenen çevrimiçi söyleşiye katıldı. Kötülüğün küresel ölçekte giderek arttığını belirten Tarhan, bu durumun psikolojik, toplumsal ve kültürel nedenlerini ele aldı. Narsisizmin kötülüğün en büyük sebeplerinden biri olduğuna dikkat çeken Tarhan, kötülükle mücadelenin iyiliği çoğaltmak, merhameti güçlendirmek ve koruyucu ruh sağlığı çalışmalarına önem vermekle mümkün olacağını vurguladı.  

Nevzat Tarhan’ın kaleme aldığı “Kötülük Psikolojisi ve Toksik İlişkiler” kitabını okuyan okurların katılımıyla düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü Uzm. Psk. Dan. Erkam Gökdemir üstlendi.

“Kötülük konusu küresel olarak ciddi şekilde artıyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülük olgusunun son yıllarda küresel ölçekte ciddi bir artış gösterdiğini belirtti. Tarhan; “Kötülük konusu küresel olarak ciddi şekilde artıyor. Hatta biz bunu 2014’te ilk fark ettik ve literatür araştırması yaptık. Amerika’da adli psikiyatri bilimi alanında, New York State Üniversitesinde görev yapan bir akademisyen ‘Depravity Scale’ adıyla ahlaka aykırılık ölçeği geliştirmiş. Biz de bu ölçeğin Türkiye’de geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmak için kendisiyle yazıştık. Bu ölçekte insandaki kötülüğün yani depravite dediğimiz ahlaki bozulmanın nasıl ve hangi düzeyde oluştuğuna bakılıyor. Pandemiyle birlikte bu durum iyice katlandı. Şu anda ciddi bir savrulma yaşıyoruz ve bunun kötü sonuçlarına karşı önlem alınması gerekiyor. Ben de o dönemden itibaren kötülük konusunda bir çalışma yapmamız gerektiğini düşündüm. Mesleki açıdan baktığımızda, bu insanların neden acımasız, kana susamış ve vicdansız olduklarını anlamamız gerekiyor. Bunun mutlaka bir sebebi olmalı. Bu vakalar bize adli psikiyatri alanında geliyor. Adeta bir fırtına geliyor ve bu kötülüğü analiz etmek gerekiyor.” dedi.

“Kitap hayat yolundaki trafik levhaları gibi tasarlandı”

Kötülük psikolojisini yalnızca empati eksikliği üzerinden açıklamanın yetersiz olduğunu belirten Tarhan; “Mesela kötülük psikolojisiyle ilgili David Baron’un bir kitabı var. Duygusal zekâ kavramını geliştiren isimlerden biri olan Baron, bütün kötülüğü empati yoksunluğuna indirgemiş. Empati yoksunluğu çok önemli ama tek neden o değil. Empati yoksunluğu bir insanda neden oluşuyor? Doğuştan empati eğilimi herkeste var. Peki, insan doğuştan bu empati yeteneğine sahipken neden bunu kullanmıyor? Bazı insanlar kullanıyor, bazıları kullanmıyor ya da manipülasyon amacıyla kullanıyor. Bütün bunları ele almak gerekiyor. Kitapta kötülük psikolojisini kapsamlı şekilde ele aldım. Biraz iddialı olacak ama dünyada kötülük psikolojisiyle ilgili bütün literatürü araştırdım. Benim kitabım kadar kapsamlı bir çalışma görmedim. İnşallah İngilizceye de çevrilirse daha geniş kitlelere ulaşır. Kötülükle ilgili hayat yolculuğuna çıktığımız zaman trafik levhaları vardır bir yolculuğa çıktığınızda trafik levhaları size nasıl ilerlemeniz gerektiğini gösterir. Kitap da bir nevi kötülüklerden korunmak için hayat yolundaki trafik levhaları gibi tasarlandı.” diye konuştu.

“Küreselleşen bir medeniyet krizi yaşıyoruz”

Günümüzde yaşanan medeniyet krizinin bireysel ve toplumsal düzeyde önemli sonuçları olduğunu söyleyen Tarhan; “Kaliforniya Sendromu diye geçen, popüler psikiyatride kullanılan bir kavram var. Aslında bugün yaşadığımız durum sadece Kaliforniya Sendromu değil, küresel medeniyetin sendromu. Batı medeniyetiyle başlayıp küreselleşen bir medeniyet krizi yaşıyoruz. Bunun dört temel belirtisi var. Birincisi hedonizm, hazzı yaşam amacı olarak görmek, haz peşinde koşmak. İkinci olarak benmerkezcilik ve narsisizm ortaya çıkıyor. Narsisizm, şu anda küresel olarak kötülüğün en büyük sebeplerinden biri. ABD’de ‘Narsisizm Epidemisi’ adıyla yazılmış bir kitabı getirttim. İstatistikler, narsistik kişilik örüntülerinin hızla yükseldiğini gösteriyor. Bu kişiler empati yoksunu oluyorlar. Beyindeki ayna nöronlarını etkin kullanamıyor, karşı tarafın ne düşündüğünü ve ne hissettiğini önemsemiyorlar. Üçüncü özellik ise yalnızlık. Bu kişilerin en belirgin özelliklerinden biri yalnız kalmalarıdır. Bunun için İngiltere'de ve Japonya'da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. Birleşmiş Milletler de geleceği bekleyen üç büyük tehlike arasında birinci sıraya gelir eşitsizliğini, ikinci sıraya iklim değişikliğini, üçüncü sıraya ise yalnızlığı koydu. Özellikle Kuzey Avrupa'da evde yalnız ölümler çok fazla görülüyor. Çünkü sosyal bağlar ciddi şekilde zayıfladı. İnsanlar anne babalarıyla bile ilgilenmiyorlar.” ifadelerini kullandı.

Karanlık toksik üçlü…

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘karanlık toksik üçlü’ olarak tanımlanan kişilik özelliklerinin toplum açısından ciddi risk oluşturduğunu belirterek, bu yapıyı kanser hücresine benzeterek açıkladı. Tarhan; “Karanlık toksik üçlü… Bu üçlü varsa bu kimseler kanser hücresi gibidir. Kanser hücresinin özelliği nedir? Vücutta kanser hücresi ortaya çıktığı zaman sınırsız, doyumsuz ve açgözlüdür. Mesela karaciğerde kanser hücresi üremeye başladığında yanındaki dokuları da harap eder. Doyumsuzdur çünkü daha fazla oksijen ve glukoz tüketir. Bu yüzden PET gibi görüntüleme cihazlarında 3 milimetreye ulaştığında görüntülenebilir hale gelir ve erken teşhiste kullanılabilir. Çünkü kanser hücresi daha fazla oksijen tüketebilmek için kendi damar yapısını oluşturur. Sınırsız, doyumsuz ve sorumsuzdur. Sorumsuzdur vücut ölecek, bütün vücuda yayılacak, sonunda kendisi de vücutla birlikte ölecek ama 'Nereye gidiyorum, bunun sonu ne olacak?' diye düşünmez. Narsisistik kişilikler de toksik ya da karanlık üçlü dediğimiz yapı da böyledir. Bu kişilerde narsisistik özellikler vardır. Hak duygusu yalnızca kendilerine yöneliktir. Sadece kendi çıkarlarını düşünürler, empati yoksunudurlar. 'Hoşuma giden, hoşuma gitmeyen' anlayışıyla hareket ederler ve adalet duyguları yoktur. Hak duyguları yalnızca kendilerine yönelik olduğu için çıkarcıdırlar. Kendilerini özel, önemli ve üstün görürler. Hatta bu kişilerde dehümanizm de vardır.” şeklinde konuştu.

“Hangisini beslersek o kazanacak”

İnsanın içinde hem iyiliğin hem de kötülüğün bulunduğunu belirten Tarhan, koruyucu ruh sağlığı çalışmalarına neden önem verdiğini anlattı. Tarhan; “Bizdeki bilgelik hikâyelerinde vardır. Bilge bir insan, yanındaki çocukla yürürken iki köpeği varmış biri siyah, biri beyaz. Köpekler kavga ediyormuş. Çocuk, 'Dede, sizce hangi köpek kazanacak?' diye sormuş. Bilge dedenin verdiği cevap çok enteresandır. 'Evladım, biz hangisini beslersek o kazanacak.' Siyah köpek kötülüğü, beyaz köpek iyiliği temsil ediyor. Hangisini beslersek o kazanacak. Hepimizin içinde kötü bir parça var. Onu beslersek kötü oluruz, iyi parçayı beslersek iyi oluruz. İşte biz psikoloji profesyonelleri olarak bunu yapmalıyız. İnsanların hasta olmaması için çalışmak çok daha önemli. Böylece daha fazla insana ulaşabiliyorsunuz. Bireysel faydadan çok toplumsal fayda önemli. Bu nedenle 2000'li yıllardan beri mutluluk psikolojisi, stresle baş etme, evlilik gibi konularda koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmalar yapma ihtiyacı hissettim. Çünkü bizim alanımız ruh sağlığı ve hastalıkları. Hastalık oluşmadan önce önlem almak gerekiyor. Keşke hastalar azalsa, hatta hiç olmasa ama maalesef öyle olmuyor. Küresel olarak hastalıklar artıyor. Demek ki insanlara yeterince anlatamıyoruz.” diye konuştu.

“Karanlıkla en güzel mücadele yöntemi bir mum yakmaktır”

Günümüzde kötülüğün küresel ölçekte arttığını ancak buna karşı iyiliğin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tarhan, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti. Tarhan; “Eski kuşaklar yokluklar içerisinde olgunlaşıyordu, şimdiki kuşaklar ise varlık içinde olgunlaşıyor. İmtihan şekli değişti. Böyle durumlarda yoldan çıkan, raydan çıkan ve hiç ummadığınız insanların ortaya çıkması daha fazla görülüyor. Kötülüğün artması gerçekten küresel rüzgârların da etkisiyle hızlanıyor. Kötülük artarken iyiliğin de artması için bizim çalışmamız gerekiyor. Karanlıkla en güzel mücadele yöntemi bir mum yakmaktır kendi sahanda. Kötülükle en güzel mücadele yöntemi de bir iyilik yapmaktır. Biz kendi çapımızda iyilik yapalım. Ne kadar çok insana ulaşabilir ne kadar çok iyilik yapabilirsek o kadar değer üretmiş oluruz. İyilikte cömert olalım. Bizim kültürümüzde selam vermek sadaka kabul edilir. Bir insana tebessüm etmek sadaka kabul edilir, helalleşmek de öyledir. Bunların hepsi sosyal bağlara ve sosyal duygulara verilen önemin göstergesidir. Doğu kültürlerinin sosyal sermayesi zengindir, Batı kültürlerinin ise parasal sermayesi zengindir. Aslında bugün her iki kültürün de birbirine ihtiyacı var.” ifadelerini kullandı.

“Narsist kişilik herkesi kendi uydusu gibi görür”

Feminizm anlayışının tarihsel süreçte geçirdiği değişime değinen Tarhan, narsisizmin bireysel ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Tarhan; “Feminizm ilk ortaya çıktığında kadın özgürlük hareketi olarak haklıydı. Erkek zulmüne karşı verilen mücadeleyi temsil ediyordu. Birinci kuşak feminizm, kadının özgürleşmesi hareketi olduğu için haklı bir feminizmdi. Ancak ikinci kuşak feminizmde süreç biraz raydan çıkmaya başladı. Kadın-erkek rekabetine, hatta kadın-erkek savaşlarına dönüştü. Bunun en büyük kurbanı ise evlilikler ve çocuklar oldu, boşanmalar arttı. Günümüzde ise üçüncü kuşak feminizm olarak adlandırılan bir anlayış var ve bu erkek düşmanlığı şeklinde kendini gösterebiliyor. Mesela bir videoda kadının erkeği dövdüğünü görüyorsunuz büyük alkış alıyor. Zayıfın zalimi yenmesi ilk bakışta hoşumuza gidebilir ama bunun arka planında evlilik karşıtlığı ve erkek karşıtlığı gibi gizli bir anlayış da bulunabiliyor. Bu da tehlikeli bir durum. Narsist kişinin en temel özelliği kendisine hayran olmasıdır. Narsist kişi aynayı eline alır, 'Ey ayna, ey ayna, var mı benden daha güzeli?' der. Bunun Türkçedeki karşılığı nergis çiçeğidir. Nergis çiçeği suyun kenarında başı eğik durur. Yunan mitolojisindeki Narkissos hikâyesinde de buradan esinlenilir. Narkissos suyun kenarında kendi yansımasını görür ve 'Ne kadar güzel' diyerek ona dokunmak ister. Dokunmaya çalışırken suya düşer ve boğulur. Boğulduğu yerde çıkan çiçeğe de nergis çiçeği denir. Narsist kişilik de kendisine hayran olan, kendisini seven ve herkesi kendi uydusu gibi gören kişidir. Bu kişiler manipülasyonu bir yöntem olarak kullanırlar.” diye konuştu.

“Bizim medeniyetimiz merhamet medeniyetidir”

Sosyal sorumluluk çalışmalarının temelinde merhamet medeniyetinin yer aldığını vurgulayan Tarhan; “Biz şu anda üniversitede ‘Haydi Tut Elimi’ derneğimizle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının koruma altındaki çocuklarına yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Dernek, İstanbul Valiliği tarafından 2010 yılında kurulmuştu. Daha sonra bizim ekip devraldı ve çalışmalarını sürdürüyoruz. Şu anda başkanlığını da ben yürütüyorum. Çocuklar ve dezavantajlı bireylerle ilgili faaliyet gösteren yedi derneği bir araya getirerek Sessiz Değerler Federasyonunu kurduk. Tamamen karşılıksız yardımlaşmayı esas alan, açık ve şeffaf bir anlayışla faaliyet gösteriyoruz. Bunların hepsi sosyal sorumluluk projeleri. Dezavantajlı insanlara dokunmak gerekiyor. Toplumda ağlayan, yardıma muhtaç bir insan varken senin rahat rahat uyuyabilmen, ayağını uzatıp çay içebilmen seni rahatsız etmeli. Gazze'deki insanları gördüğün zaman boğazın düğümlenmeli. Gerçekten elimizle düzeltebiliyorsak elimizle, elimizle olmazsa sözümüzle, sözümüzle de olmazsa kalbimizle buna tavır koymamız gerekiyor. İnşallah bunların hiçbiri Allah katında boşa gitmez. Bu işleri samimiyetle yapmak gerekir. Menfaat bekleyerek yapılmaz karşılıksız yapılır. O zaman kıymetli hale gelir. Bizim medeniyetimize bazıları sevgi medeniyeti diyor ama aslında bizim medeniyetimiz sevgi medeniyeti değil, merhamet medeniyetidir. Çünkü şefkat ve merhamet sevgiden daha büyük kavramlardır. Şefkat ve merhametin içinde karşılıksız sevgi vardır. Diğer sevgide insan çıkarı için de sevebilir ama menfaat beklemeden yapılan sevgi daha büyük bir sevgidir; onun adı şefkattir. Saygının da ötesinde nezaket vardır. Nezaket, karşı tarafı incitmek istememek ve incelik sahibi olmaktır. Bu da bizim medeniyetimizin önemli öğretilerinden biridir.” dedi.

“Asıl özgürlük içimizdeki arzu ve dürtülere hayır diyebilmektir”

Narsisizmin tamamen yok edilmesi gereken bir özellik olmadığını, önemli olanın bu enerjiyi doğru şekilde yönetebilmek olduğunu ifade eden Tarhan; “Narsisizm içimizdeki nükleer enerjidir, vahşi enerjidir, vahşi attır. Bizi kafasına göre bir tarafa götürmek ister ama biz narsistik enerjimizi terbiye edebilirsek, o enerji bizi hedefimize götürür. İçimizden egomuzu şişirmeye yönelik bir dürtü geldiğinde, 'Hayır, hoşuma gideni değil doğru olanı yapacağım, çıkarıma olanı değil doğru olanı yapacağım.' diyebilmek gerekir. Asıl özgürlük budur. Asıl özgürlük kafana göre yaşamak, duvarları yıkıp zincirleri kırarak hareket etmek değildir. İçimizdeki arzu ve dürtülere, çeldiricilere ve baştan çıkarıcılara 'hayır' diyebilmektir. İnsan bu özgürlüğe sahip olursa, içindeki kötü parçayı kontrol edebilir ve onu bir binek atı gibi hedeflerine ulaşmak için kullanabilir. Onun için o enerjiyi söndürmek değil, yönetmek gerekir. Nefsimizi öldüremeyiz. Nefis, insan ölünceye kadar tamamen ortadan kalkmaz. Nefs-i mutmainne, nefs-i raziye makamlarına ulaşsa bile o çekirdek varlığını sürdürür. Ancak insan öldüğünde ruh bedenden ayrılır ve o zaman sona erer. Eğer nefis tamamen ortadan kalksaydı, insan günah işleyemeyen bir varlık olurdu. Bu da ilahi hikmete uygun değildir. Çünkü dünyada insana iyi ile kötü arasında tercih yapma imkânı verilmiştir. İnsan hem sonsuz iyiliğe hem de sonsuz kötülüğe yatkın bir varlıktır ve bu dünyada bir imtihandan geçmektedir. Kendisine verilen nimetler karşısında kimin nankör, kimin şükreden, kimin minnettar olduğunu ortaya çıkaran da bu imtihandır.” diye konuştu.

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi02 Ağustos 2026

Sizi Arayalım

Phone