İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Karakter eğitimini yapmayan bir eğitim sistemi intihar ediyordur”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İlim Yayma Cemiyeti Düzce Şubesi tarafından düzenlenen söyleşiye katıldı. Çocuk yetiştirmede sevgi, disiplin ve merhamet dengesine vurgu yapan Tarhan, karakter eğitimini göz ardı eden bir eğitim sisteminin intihar ettiğini söyledi. Tarhan; ‘Aile içinde güven alanı oluşturmalı, kendi kültürel değerlerimizi koruyarak modernleşmeliyiz' uyarısında bulundu!

Düzce Belediyesi Prof. Dr. Erol Güngör Kültür Merkezinde düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü İlim Yayma Cemiyeti İstişare Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Emin Uludağ üstlendi. 

Sevgi ve disiplin dengeli verilmeli!

Merhamet ve adalet kavramlarının çocuk eğitimindeki karşılığına vurgu yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Merhamet ve adalet kavramı çocuk eğitiminde çok kullandığımız iki kavram. Bir ailede anne, baba çocuk yetiştirirken iki şeyi dengeli vermeli. Sevgi ve disiplin. Mesela bir çocuğu yetiştirirken sevgi fazla, disiplin gevşek olursa o çocuk şımarık oluyor. Gerçek disiplin yerleşmezse çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrenemiyor. Öğrenmediği için de narsistik bir kişilik oluşuyor. Sanki dünyada herkes ona borçlu gibi, dünya onun etrafında dönüyor gibi yaşıyor çocuk. Veya tersi olsa, sevgi az, disiplin çok katı olsa çocuk anneye babaya düşman oluyor. Anneden babadan nefret eden çocuklar böyle çıkıyor ortaya. Hem sevgi hem disiplin ikisi de fazlaysa çocuklar çok mükemmeliyetçi oluyorlar. Robot gibi çocuklar oluyor ama özgüvenleri düşük oluyor. Sosyal fobik oluyor, ‘Benim fikrim budur.’ diyemiyorlar. Çok iyi ikinci insan olurlar ama bir lider olamazlar. Sevgi ve disiplinin ikisi de düşükse çocuklar antisosyal olur. Sevgisiz büyümüş, sevgi açlığı, doyumsuz bir taraftan da ne iyi ne kötü ayırt edemiyor. Böyle merhamet, vicdan duygusu yoktur. Sevgi ve disiplin bu aslında. Bunun toplumdaki karşılığı merhamet ve adalet. Bunun normali içinde sevgi olan bir disiplindir.” ifadelerini kullandı.

“Geçmişi ve geleceği algılayan tek varlık insan”

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklere değinen Tarhan; “Mesela anlam arayışı geni, özgürlük arayışı geni, yalnızlığı giderme, bağlanma bunların bir kısmı hayvanlarda da var. Bağlanma, sosyal olma ile ilgili genler var. Ölümü açıklama, zaman algılaması… Geçmişi ve geleceği algılayan tek varlık insan. İnsan dışı hiçbir varlık ‘Geçmişte şunları yaşamıştım, gelecekte de böyle olacak.’ demiyor. Sadece yeme, içme, üreme, barınma. Genetik algoritması böyle. Beyindeki kodlar, programlar böyle çalışıyor ama insanda öyle değil. İnsan sonsuz bir hayat istiyor, ölümsüzlük istiyor. Yaptığı işe bir anlam katmak istiyor. Yenilik arama geni var insanlarda. DRD4 diye bir gen var, bu riskli davranış geni. Hiperaktif kişilerde de var. Dünyadaki bütün radikalleri yok etseniz, yeni doğanlarda tekrar radikaller çıkar. Radikallikle ilgili genler var. Bazı insanlar bilimde radikal olur, bazıları sporda, dağcılıkta olur mesela, bazıları siyasette olur. O radikallere çok şey borçluyuz. Birçok keşif onların sayesinde oluyor. Laboratuvara gidip gece gündüz çalışmak normalde deliliktir yani. Riskli davranış geni olan kişiler kutunun dışında düşünüyor, riskli davranıyor, yeniliği çok seviyorlar, yeni deneyimlere açıklar. İyi yönde kullanırlarsa keşif yapılıyor, kötü yönde kullanırlarsa dolandırıcılık yapıyorlar.” şeklinde konuştu.

“İnsanı kötülüklerden koruyan en önemli özellik hesap verebilirliktir”

İnsan davranışlarında hesap verebilirlik duygusunun önemine dikkat çeken Tarhan; “Necip Fazıl, ‘Var mı ölüme çare, biliyor şu minare.’ diyor. Yani insan ölümü düşünen bir varlık. Ölümden sonra hesap verebilirlik var. İnsanı kötülüklerden koruyan en önemli özellik hesap verebilirliktir. Yani bir öğrencinin hesap verebilirliği, bir annenin, bir babanın vicdanına karşı hesap verebilirliği, bir de ölümden sonra yaratıcının huzuruna gittiğin zaman hesap verebilirliği… İçe bakışı geliştirmede şu anda psikiyatride, özellikle bağımlılık tedavisinde On İki Adım tedavileri vardır. Minnesota Modeli var. Orada on iki adımdan bir tanesi de büyük bir anlamın parçası olmak. Yani kişinin gücünün yettiği şey, yetmediği şey var kontrol edebileceği, edemeyeceği şey var. Böyle durumlarda kendini çözümsüz hissettiği zaman ‘Her şeyi bilen, her şeyi kontrol eden yüksek bir güç var, yüksek bir değer var, yüksek bir anlam var, bir yaratan var.’ deyip radikal kabullenme yöntemini kullanıyor. Radikal kabullenme yöntemini kullanıp, kabullenip, değiştiremeyeceğini kabullenip ondan sonra ‘Bu bana ne öğretti?’ deyip yol çiziyor.” dedi.

“Karakter eğitimini yapmayan bir eğitim sistemi intihar ediyordur”

Modern dünyada değişen değerlilik ölçülerine dikkat çeken Tarhan; “İslam medeniyetine sevgi medeniyeti diyoruz, hayır, merhamet medeniyeti. İçinde empati olan sevgidir merhamet. Çünkü sevgi seviyor ama ondaki çıkarını sever. Mesela Amerika’da var birçok boşanma sebebi eşi hasta oluyor, ‘Ben dünyaya bir defa geldim, ben hastayla uğraşamam.’ diyor eşini bırakıyor. Sevgiyle başlamış ama çıkarıyla onu seviyor. Onun fiziksel görünümünü seviyor. Hatta Amerika’daki bir Hollywood aktrisinin röportajını okudum. Hollywood’da bir kadın sanatçının kabusu nedir diyorlar. O, ‘Kırk yaşına gelmektir.’ diyor. ‘Neden?’ diyorlar. ‘Eskisi gibi alkış almıyoruz.’ diyorlar. Yani demek ki alkışı fiziksel görünümüne göre alıyorlar. Yani oradaki erkek alkışı da demek ki sahte bir alkış. İçinde bir takdir, övgü yok. Onların göz zevkine hitap ettiği için alkışlıyorlar. Onlar değer verdiği için alkışlamıyorlar. Modernizm değerlilik ölçümüzü değiştirdi. Çok alkış alıyorsan değerlisin, şöyle giyiniyorsan değerlisin, lüks hayat yaşıyorsan değerlisin. Bu değerlilik ölçüsü olmaz ki. Değerlilik ölçüsü karakterdir. Fiziksel görünüm değildir, lüks araba değildir, makam değildir, şöhret değildir. Değerlilik ölçüsü karakterdir. Yani insan görünüşüyle karşılanır ama kişiliğiyle yolcu edilir. Kişilik, karakter eğitimini yapmayan bir eğitim sistemi intihar ediyordur.” ifadelerini kullandı. 

“Sosyolojik olarak ergenlik dönemimizi tamamlayamamıştık”

Küreselleşmenin toplumlar üzerindeki etkisine de değinen Tarhan; “Şu anda dünya küreselleşmenin etkisiyle o kadar hızlandı ki. Batı’nın artıları da var, eksileri de var. Artılarını alalım ama eksilerini almamamız gerekiyor. Kendi kültürümüzü koruyarak modernleşmeyi seçmemiz lazım. Orada büyük bir hata yaptık. Mesela Japonya kendi kültürünü koruyarak modernleşmeyi seçti. Onun için birçok enerjisini sanayiye yatırdı, mühendis insan yetiştirmeye yatırdı, fark oluşturdu. Biz enerjimizi hep insanların kılığına kıyafetine harcadık. Yakın zamana kadar hâlâ insanlar kılık kıyafetiyle ya da etnik kökeniyle ilgileniyorduk. Sosyolojik olarak ergenlik dönemimizi, kimlik dönemimizi tamamlayamamıştık. Yeni yeni küresel doğruları kabul etmeye başladık.” şeklinde konuştu.

“Dış nedene bağlamak kolay geliyor…”

Hümanizm ve narsisizm arasındaki ilişkiye de değinen Tarhan; “Batı değerleri, hümanizm kiliseye tepki olarak çıktığı için, kilise insanı doğuştan günahkâr kabul ediyordu. Tepki olarak ‘İnsan doğuştan günahsızdır.’ dedi. ‘İnsan doğuştan iyidir.’ dedi. İnsanın içinde kötülük yoktur, kötülük dışarıdan gelir insana dedi. Bu da böyle olunca insanın egosunu şişirdi, narsist yaptı insanı. ‘Ben iyiyim, ben mükemmelim.’ diyerek egosu büyük insanların çıkmasına sebep oldu. Şu anda ‘Narsisizm Epidemisi’ diye kitap Amerika’da çıktı. Özellikle gençlerde narsistik kişilik bozukluğu böyle yükseliyor, geometrik olarak yükseliyor. Narsistik kişilik bozukluğunun da önemli özelliği, kendini özel, önemli görür, üstün görür. Mesela trafikte vardır ya, bir kaza yaparsın, ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ derler ya. O tipik narsisttir. Mesela hastaneye geliyor insanlar, ‘Benim bir şeyim yok, eşim hasta.’ diyor. Genellikle de erkeklerin çoğu söylüyor bunu maalesef ama kadınlar da artık uyandı. Onlar da yutmuyorlar, onlar da söylemeye başladılar. Bu şekilde insan ‘Ya bu sorunun yüzde şu kadarı benden mi kaynaklanıyor acaba?’ demiyor. Dış nedene bağlamak kolay geliyor.” dedi.

“İlmi kelamı lise seviyesine indirmemiz lazım”

İlmi kelamın günümüz gençlerine nasıl anlatılabileceğini ele alan Tarhan; “İlmi kelamı lise seviyesine indirmemiz lazım. İlmi kelam, dine gelen şüphelere cevap veren, varoluşa, yaratılışa, ölüme, ahirete cevap veren bilim dalıdır. İmam Gazali Hazretleri bu zamana gelseydi ilmi kelamı lise seviyesinde anlatmanın yollarını arardı ve anlatırdı. Vardır yolları. Kâinat kitabını okuyun. Şu anda kuantum fiziği bizi Allah’a götürüyor. Bir böceğin, bir çiçeğin biyolojisini, doğasını, DNA’yı incelediğin zaman tevhidi anlıyorsun.” ifadelerini kullandı.

“Bazı psikologlar boşanma terapisti gibi çalışıyor”

Kendini tanımanın içsel keşif yolculuğunda önemli bir basamak olduğunu dile getiren Tarhan; “Boşanma artışlarının sebebi ego savaşları. Anlaşmazlık çözümü yapmak istiyorlar şirketlerde. Anlaşmazlık çözümü yapmaları için adil paylaşım gerekiyor. Bağımsız denetçiler araştırıyor. Şirketlerde adaleti öğretmek gerekiyor. Empati öğretmek gerekiyor, başkasının hakkına saygı göstermeyi bilmek lazım. Otto Kernberg diyor ki, ‘İnsanın içerisinde kötü parça vardır.’ Bu psikolojinin devrim yapması demektir. İnsanı kusursuz gören bir psikoloji olayları hep dış nedene bağlayıp ‘Sen iyisin, onlar kötü.’ deyip insanı sahte bir rahatlığa sokuyor. Kişisel gelişim kurslarına gidin, ‘Sen iyisin, başkaları kusurlu, kötülük yoktur, kötü sonuçlar vardır. Sen mükemmelsin.’ diyerek egoyu şişiriyor. Kişi iyi hissediyor, işe gidiyor kimseyi beğenmiyor, eve gidiyor kocasını, karısını eleştirmeye başlıyor, evlilikler bitiyor. Obez olan birisi gidiyor kilo veriyor, ondan sonra kocasını beğenmemeye başlıyor, evlilik bitiyor. Bazı psikologlar boşanma terapisti gibi çalışıyor şu anda. İç keşif yolculuğu, kendini tanıma yapmadıkları için.” şeklinde konuştu.

“Kaliteli evliliklerde güzel güller yetişir”

Ailenin toplumun temel yapı taşı olduğuna dikkat çeken Tarhan, sağlıklı bir aile ortamının oluşması için güven alanının önemine vurgu yaptı. Tarhan; “Kaliteli evliliklerde güzel güller yetişir. Yetiştirmek için bir ekosistem lazım. Toplumun en küçük ekosistemi ailedir. Vücutta hücre neyse, toplumun hücresi de ailedir. Hücre sağlamsa vücut sağlamdır. Ailede güven alanı olması lazım. Ailenin sığınak gibi olması için herkesin güvenerek koşa koşa eve gelmesi lazım. İnsan orada kendini korkuda hissetmemesi lazım. ‘Annem, eşim bana şu eziyeti yapacak, beni gagalayacak, laf sokacak, dedikodu yapacak.’ dersen… Kapıdan girerken kadın, ‘Bıktım şu senin çocuklarından, al sen ilgilen.’ derse, erkek de ‘Ne biçim kadınsın, asık suratlısın.’ derse o akşam gider. Halbuki eşi eve geldi, kendini kötü hissediyor, ev dağınık falan. Erkek, ‘Ev dağınık olunca kendimi çok kötü hissediyorum, eve gelince senin güler yüzlü olman beni çok rahatlatıyor.’ dese, ben dili ile konuşsa, karşı tarafın içindeki güzellikler çıkar ortaya. Bu çocukta da böyledir.” dedi.

“Çocuğun soru sormasına çanak tutun”

Çocukların yetiştirilmesinde sorgulama ve itiraz etmenin önemine de değinen Tarhan; “Çocuklarımız sorgulayacaklar, itiraz edecek. Sorgulayan, itiraz eden çocuk saygıdeğerdir. Sorsun, sormayan çocuktan korkmak lazım. Soran çocuk öğrenmeye açıktır, kendini geliştirmeye açıktır. Evde soru sormuyorsa anne baba çocuğu konuşturmuyor demektir. Çocuğun soru sormasına çanak tutun. Hatta matematikten Nobel ödülü almış bir hanımefendiye soruyorlar, ‘Nobel ödülünü neye borçlusun?’ diye. ‘Ben anneme borçluyum.’ diyor. Herkes şaşırıyor. Diyor ki, ‘Herkesin annesi çocuğuna okula giderken öğretmen ne sordu, sen ne cevap verdin?’ diye sorar. Benim annem tam tersini yapıyordu ‘Sen öğretmene ne sordun?’ diyordu. Böyle olunca müthiş kutunun dışında düşünen, sorgulayan bir tip çıkıyor ortaya. Keşfedici bir kişilik çıkıyor. Bizim kültürümüz ‘Sorma, düşünme, itaat et.’ kültürü. Bu kültür eski, 100 yıl önce belki işe yarıyormuş, şimdi bizi geri bırakıyor bu kültür. ‘Sorgula, düşün, ondan sonra itaat et.’ Aklına yatarsa itaat et. Bu kültür otoriter yöneticinin hoşuna gidiyor, korkutarak sessizlik sağlıyor ama bu çağın yöntemi değildir er geç bir yerden patlayacaktır.” ifadelerini kullandı.

 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi: 09 Ekim 2026

Sizi Arayalım

Phone