Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Çözüm Odaklı Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSÇÖZÜM) ve Sağlık, Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Çeviri Kulübü tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Yazarak Yaşamak, Yaşayarak Yazmak: Virginia Woolf ve Denemeleri” başlıklı etkinlik düzenlendi. Etkinlikte modern edebiyatın sevilen ismi Virginia Woolf’un kadınlık, yazarlık ve deneyim üzerine bıraktığı miras ele alındı. Etkinlikte Woolf’un sadece bir yazar değil her döneme hitap eden bir rehber olduğu vurgulandı.
İçerik
Virginia Woolf’un izinde kadınlık ve yazarlık tartışıldı

Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke Fuat Sezgin Konferans salonunda gerçekleştirilen programa Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mine Özyurt Kılıç konuk olarak katılırken, moderatörlüğü İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melda Enginsu üstlendi.

ÜSÇÖZÜM Müdürü Prof. Dr. Feride Zeynep Güder’in koordinatörlüğünde düzenlenen etkinlikte Woolf’un denemeleri üzerinden toplumsal cinsiyet rolleri ve yazın dünyasındaki eril bakış açısı tartışıldı.

Prof. Dr. Mine Özyurt Kılıç: “En çok barışı ve sözcüklerin gücünü anlatırdı”
Virginia Woolf’un akademik ve edebi alandaki duruşunu anlatan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mine Özyurt Kılıç yazarın sadece romanlarıyla değil 600’e yakın denemesiyle bir düşünce hocası olduğunu vurguladı.
Kılıç; “Virginia Woolf, ‘Neden bir Shakespeare'iniz yok?’ diye sorarken, kadınların mutfakla yazı masası arasında nasıl bölündüğünü anlatır. Ben profesör olduktan sonra Virginia Woolf dersi açmaya karar verdim çünkü o 16 yaşındaki kız içimden zıpladı. Öğrencilerim Woolf’u okurken onun bir kadın ya da erkekten öte bir insan dehası olduğunu gördüler. Woolf, babasının temsil ettiği o katı biyografi anlayışına, yani ‘Şu tarihte doğdu, şu tarihte öldü.’ diyen eril mirasa alevli bir kılıçla savaş açmıştır. Denemeyi, insanı insana en dolaysız anlatan tür olarak görür ve bu türü kötü yazarlardan korumak için kapıda nöbet tutar. Bugün yaşasaydı Gazze’yi yazardı, İran’daki kadınlara seslenirdi. En çok da barışı ve sözcüklerin gücünü anlatırdı. O bize hayatın sadece sokak lambaları değil, o lambaların yaydığı hale olduğunu öğretti. Eğer o haleyi görebiliyorsak hayatın içindeyiz demektir.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Feride Zeynep Güder: “21’inci yüzyılın hız çağında bize yavaşlamayı öğretiyor”
Etkinliğin koordinatörlüğünü yürüten ÜSÇÖZÜM Müdürü Prof. Dr. Feride Zeynep Güder ise Woolf’un bir denemeci olarak yaşamın her anını nasıl yakaladığını anlattı. Güder; “Woolf'un deneyimlerini yazıya ne kadar iyi yansıttığını hatırlamamız gerekir. Montaigne gibi tabu deviren bir denemeci olan Woolf, her şeyi anlatır gittiği bir oyunu, kafasındaki roman taslağını ya da uyanınca insanların ne yaptığını... O sadece bir yazar figürü değil bir insanın nasıl düşündüğüne dair bir rehber gibidir. ‘Ben böyle düşünüyorum ama başkaları ne yapıyor?’ diye yalnız hissettiğimiz anlarda Woolf karşımıza çıkar. Özellikle ‘Three Guineas’ gibi metinleri savaşın ortasında insanın nasıl düşündüğünü anlatması bakımından bugün tekrar tekrar okunması gereken eserlerdir. Onun rehberliği, 21’inci yüzyılın hız çağında bize yavaşlamayı ve dikkatimizi bir noktaya vermeyi öğretiyor.” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Melda Enginsu: “Virginia Woolf kadınlara ‘Ben de varım’ deme gücü veriyor”
Etkinlikte Virginia Woolf’un kadınlar için çizdiği yol haritasına değinen İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melda Enginsu, Woolf ile bağ kurmak için araştırmacı olmaya gerek olmadığını belirtti. Enginsu; “Virginia Woolf kendisinden sonra gelenlere bir miras bırakıyor ve bir yol haritası çiziyor. Bu yol göstericilikten ilham alan kadınlar, hayatın içinde ‘Ben de varım!’ deme gücü kazanıyor. Bugün kadınlar meclise girince ne olduğunu tartışıyoruz ama bunun etkisini belki 100 yıl sonra göreceğiz. Woolf 19’uncu yüzyılda yazdı, biz 21’inci yüzyılda hala bunu konuşuyoruz. Sadece kadının emeğinin küçümsenmesinden rahatsız olduğu için ‘Bir dakika, bunu birinin yapması lazım, ben yapıyorum.’ diyen bir yazar var karşımızda. Öğrencilerimizle de konuşuyoruz eve gidince o kadın kimliğiyle bir hizmetkara dönüşme hali hala var. Toplum, yardımcısı olan kadına bile ‘Çocuğuna bakamıyor, yemek pişiremiyor.’ diyerek baskı kuruyor. Bu roller üzerinden giden sistem, kadını belli bir yaştan sonra çok kötü etkiliyor.” ifadelerini kullandı.
Etkinlik, öğrencilerin sorularının yanıtlanması ve Prof. Dr. Mine Özyurt Kılıç ile Dr. Öğr. Üyesi Melda Enginsu’ya teşekkür belgesi takdim edilmesinin ardından toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.







