İçeriğe atla

İçerik

Üsküdar Üniversitesinde “Doğadan Sofraya: Yeşil Dönüşüm” buluşması

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

3. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Günleri, “Doğadan Sofraya: Yeşil Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirildi.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Psikiyatrik tedavilerde en sık önerdiğimiz şeylerden biri doğayla temas kurmaktır. Toprağa basmak, yeşilin içinde vakit geçirmek, doğayla bağ kurmak insanların hem psikolojik hem de fiziksel sağlıklarını olumlu yönde etkiliyor.”

Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör: “Yeşile sahip çıkalım çünkü yeşil güzeldir. Daha güzel bir dünya için hep birlikte çalışalım.”

Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şerafettin Çakal: “Bir ülkenin tam bağımsız bir ülke olabilmesi için kendi gıdasını üretmesi gerekiyor. Tam bağımsız ve özgür bir ülkenin yolu buradan geçiyor.” 
 

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarafından düzenlenen 3. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Günleri, “Doğadan Sofraya: Yeşil Dönüşüm” temasıyla Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke Emirnebi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Sürdürülebilirlik, çevre bilinci, sağlıklı yaşam ve gıda güvenliği konularının ele alındığı etkinlikte akademisyenler, kamu temsilcileri ve öğrenciler bir araya geldi.

Kimyagerler Derneği ile Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Mezunları Derneği’nin desteğiyle gerçekleştirilen programın açılış konuşmalarını Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Antidepresan içermeyen insan plazması bulmakta güçlük çekiliyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern yaşamın insanı hem doğadan hem de kendi özünden uzaklaştırdığını belirterek, doğayla yeniden bağ kurmanın bireysel ve toplumsal sağlık açısından hayati önem taşıdığını söyledi.

Etkinliğin temasının son derece yerinde seçildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu yılki konunun önemini aslında bu hafta yaşadığım bir olayla çok daha derinden hissettim. Henüz çok daha yeni yaşadığımız bir olayı paylaşmak istiyorum. Kişiye özel tedavi merkezimizde kullanılan laboratuvar çalışmalarında insan plazmasına ihtiyaç duyulmuş. Ancak araştırmalar sonucunda antidepresan içermeyen insan plazması bulmakta güçlük çekildiği görüldü. Antidepresan kullanımı çok yaygınlaştı. Bu durum aslında doğadan ne kadar uzaklaştığımızın ve modern yaşamın insan üzerindeki etkilerinin çarpıcı bir göstergesi, sonucu...” dedi.

“Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı anlamlı ilişkiler”

Konuşmasında Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren ve dünyanın en uzun süreli insan araştırmalarından biri olarak kabul edilen çalışmasına da değinen Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı ve uzun yaşamın temelinde insan ilişkilerinin bulunduğunu söyledi.
Prof. Dr. Tarhan, “Harvard’ın 75 yıl süren araştırmasında zenginlik, şöhret, fiziksel sağlık gibi birçok değişken incelendi. Araştırmanın sonunda ortaya çıkan sonuç çok dikkat çekiciydi. Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı derin ve anlamlı ilişkiler kurabilmekten geçiyor. Güven veren, samimi ve sağlıklı ilişkiler insanı hem ruhsal hem de fiziksel olarak koruyor. Bu ilişkilerin temelinde de aile bağları ve yakın sosyal çevre yer alıyor.” ifadelerini kullandı.

“Küresel sistem insanın doğayla ilişkisini bozdu”

Modern dünyanın insanı yalnızlaştırdığını ve doğayla bağlarını zayıflattığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, günümüzde yaşanan pek çok sosyal ve psikolojik sorunun temelinde bu kopuşun bulunduğunu belirtti.

“Küresel sistem sadece insanlar arasındaki ilişkiyi bozmadı, insanın kendisiyle olan ilişkisini de bozdu, doğayla olan ilişkisini de bozdu.” diyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“İnsan önce kendisine yabancılaştı, sonra çevresine yabancılaştı. Doğaya rakip gözüyle bakılmaya başlandı. Sanayi devrimiyle birlikte doğa sınırsız bir kaynak gibi görüldü ve yıllarca tahrip edildi. Bugün yaşadığımız iklim krizleri, çevre sorunları ve birçok sağlık probleminin temelinde bu anlayış yatıyor.”

“Birleşmiş Milletler üç büyük küresel tehlikeye dikkat çekiyor”

Prof. Dr. Tarhan, günümüzde insanlığı bekleyen en önemli risklerin gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık olduğunu belirterek, bu üç sorunun birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.

İnsanlığı ayakta tutan temel unsurların merhamet, samimiyet, güven ve doğaya saygı gibi değerler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu değerlerin literatürde “prososyal değerler” olarak tanımlandığını söyledi.

“Merhamet prososyal değerdir…”

Prof. Dr. Tarhan, “Merhamet prososyal bir değerdir. Samimiyet prososyal bir değerdir. Güven duygusu prososyal bir değerdir. Doğaya saygı da aynı şekilde prososyal bir değerdir. Toplumsal barışın, birlikte yaşama kültürünün ve sağlıklı ilişkilerin temelinde bu değerler vardır. İnsanlığı geleceğe taşıyacak olan da bu değerlerdir.” diye konuştu.

“Kültürümüzde doğaya saygı var”

Anadolu kültüründe doğaya ve canlılara saygının önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki ağacı dikin anlayışı vardır. Anadolu’da yaralı leylekler için vakıflar kurulmuş, hayvanlar korunmuş, doğa emanet olarak görülmüştür. Böyle bir kültüre sahipken doğaya karşı hoyrat davranmamamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Doğaya yakın yaşayan insanlar daha sağlıklı”

Psikiyatri alanındaki gözlemlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, doğayla temasın ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Tarhan, “Psikiyatrik tedavilerde en sık önerdiğimiz şeylerden biri doğayla temas kurmaktır. Toprağa basmak, yeşilin içinde vakit geçirmek, doğayla bağ kurmak insanların hem psikolojik hem de fiziksel sağlıklarını olumlu yönde etkiliyor. İnsan biyolojik doğasına uygun yaşadığında daha sağlıklı oluyor.” dedi.

Türk toplumunun doğayla iç içe yaşayan köklü bir kültüre sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüz doğaya yakın bir kültür. Bu kültürü yaşatarak modernleşmeyi başarmamız mümkün. Bu nedenle bugün burada ele alınan konu son derece değerli. Ben artık sadece ‘doğadan sofraya’ değil, ‘doğadan hayata yeşil dönüşüm’ ifadesini kullanmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü mesele yalnızca ne yediğimiz değil, nasıl yaşadığımızla da ilgili.” dedi.

“İdeal olan hastalanmadan önce koruyabilmektir”

Koruyucu sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İdeal olan birincil korumadır. Yani insanları hasta olduktan sonra tedavi etmek değil, hastalanmadan önce koruyabilmektir. Sağlıklı insan nasıl yaşarsa hasta olmaz, bunu öğretmek gerekiyor. Bugün hastalıkların yüzde 60-70’i yaşam stili hatalarıyla ilişkilidir. Beslenme hataları, uyku düzenindeki bozukluklar, ilişki problemleri ve stres yönetimindeki eksiklikler birçok hastalığın temel nedenleri arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Tarhan, bireyin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını koruyabilmesi için yaşam tarzını gözden geçirmesi gerektiğini belirterek, bağışlayıcılık, empati ve sağlıklı iletişim gibi becerilerin de sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyledi.

Üsküdar Üniversitesi’nde verilen Pozitif Psikoloji eğitiminin yalnızca teorik bilgi aktarmadığını, aynı zamanda yaşam becerileri kazandırdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bağışlayıcılık da prososyal bir değerdir. Merhamet, samimiyet, güven duygusu gibi değerler insan ilişkilerini güçlendirir. Bu değerler aynı zamanda kişinin ruh sağlığını da korur. Biz öğrencilerimize sadece mesleki bilgi vermeye çalışmıyoruz. Onlara insanı anlamayı, insanla doğru ilişki kurmayı ve yaşam becerilerini de öğretmeye çalışıyoruz.” dedi.

Prof. Dr. Tarhan, konuşmasının sonunda etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen akademisyenlere, öğrenci kulüplerine ve paydaş kurumlara teşekkür ederek, “Doğayla, insanla ve hayatla yeniden bağ kurduğumuz bir gelecek hepimizin ortak sorumluluğudur.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Nazife Güngör: “Biz sizleri yetiştireceğiz ve ilgili sektörlere göndereceğiz”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, eğitim süreçlerinde sektör iş birliklerinin önemine dikkat çekerek, “Eğitim-öğretimin artık günümüzdeki en önemli kesitlerinden biri sektörle etkileşim halinde olmaktır. Çünkü biz sizleri yetiştireceğiz ve ilgili sektörlere göndereceğiz.” dedi.

Öğrencilere seslenen Prof. Dr. Güngör, etkinliğe katılan sektör temsilcileriyle iletişim kurmalarını tavsiye ederek, “Bu sizin için büyük bir şans. Onları sadece dinlemeyin, konuşmalarının ardından kendileriyle tanışın. Geleceğinize yön verecek bu değerli isimlerle sürdürülebilir ilişkiler kurun. Çünkü sizin onlara ihtiyacınız var, onların da iyi yetişmiş, nitelikli insan kaynağına ihtiyacı olacak.” ifadelerini kullandı.

“Doğaya yabancılaştık, hatta ona ihanet etmeye başladık”

Bu yılın temasının “Doğadan Sofraya: Yeşil Dönüşüm” olarak belirlenmesinin son derece anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Küresel kapitalizmle önce kendimize yabancılaştık, sonra birbirimize yabancılaştık. Yetmedi; içine doğduğumuz, bizi yetiştiren, bizi besleyen, bizi kucaklayan doğamıza da yabancılaştık. Ve yetmedi, doğaya ihanet etmeye başladık. Doğayı yok etmeye başladık.” dedi.

Yeşil dönüşümün yalnızca çevresel bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Güngör, “Doğa biziz. Bizler doğanın bir parçasıyız. Dolayısıyla o bize analık eden, bizi sarmalayan doğaya yeniden dönmek, onu yeniden keşfetmek zorundayız. Geç oldu ama neresinden dönsek kârdır. Epeyce geciktik ama daha fazla tuzaklarda kalmayalım. Doğamıza sahip çıkalım, insanlığımıza sahip çıkalım.” ifadesinde bulundu.

Konuşmasının sonunda etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen akademisyenlere, idari personele ve öğrencilere teşekkür eden Prof. Dr. Güngör, “Yeşile sahip çıkalım çünkü yeşil güzeldir. Daha güzel bir dünya için hep birlikte çalışalım.” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Ömer Faruk Karasakal: “38 programımızla sağlık sektörüne nitelikli insan kaynağı kazandırıyoruz”

Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, etkinliğin bu yıl iklim değişikliği, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği ve çevresel sorumluluk gibi insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren konular etrafında şekillendirildiğini belirtti.
Karasakal, “Sağlık alanında ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek amacıyla 38 programımızla eğitim faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Güçlü teorik altyapıyı uygulamalı eğitimle birleştiren bir model benimsiyoruz. Laboratuvarlarımızda yürüttüğümüz çalışmaların yanı sıra öğrencilerimizi sahaya göndererek mesleki eğitim süreçlerini destekliyoruz. Sektör iş birliklerimizi güçlü tutarak mezunlarımızı çalışma hayatına hazır bireyler olarak yetiştirmeye gayret ediyoruz.” dedi.

“Sadece meslek değil, insani ve sosyal gelişim de önceliğimiz”

Öğrencilerin insani ve sosyal yönlerinin geliştirilmesine büyük önem verdiklerine ve müfredatta yer alan Pozitif Psikoloji, Meslek Etiği, İletişim Becerileri ve Üniversite Kültürü gibi derslerin önemine dikkat çeken Karasakal, “Bu dersler öğrencilerimizin sahada güçlü iletişim kurabilen, empati yeteneği gelişmiş, etik değerlere bağlı ve insan odaklı profesyoneller olarak yetişmelerine katkı sağlıyor.” diye konuştu.
Bu yıl TÜBİTAK 2209-A ve 2209-B programları kapsamında kabul edilen proje sayısının 13'e ulaştığını belirten Karasakal, araştırma kültürünün tüm yüksekokula yayılmasını hedeflediklerini ifade etti.

Dr. Şerafettin Çakal: “Tarım insanlığın en büyük icadıdır”

Etkinliğin ilk açılış konferansında Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şerafettin Çakal, “Tarımda ve Gıdada Sürdürülebilir Dönüşüm” başlıklı sunumuyla katılımcılarla buluştu.

Dr. Şerafettin Çakal, insanlığın geleceğinin gıdaya, gıdanın geleceğinin tarıma, tarımın geleceğinin ise bilim ve Ar-Ge’ye bağlı olduğunu vurguladı. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirleyen en önemli unsurun bilime ve araştırma-geliştirme faaliyetlerine verilen değer olduğunu ifade eden Dr. Çakal, bilim ve Ar-Ge’ye yatırım yapan toplumların daha hızlı geliştiğini söyledi. 

Tarımın insanlık tarihindeki dönüştürücü rolüne dikkat çeken Dr. Çakal, tarımın keşfiyle birlikte yerleşik yaşamın başladığını, köylerin ve şehirlerin kurulduğunu, medeniyetlerin geliştiğini belirtti. 

Dr. Çakal, “Diyoruz ki 'beşerin en büyük icadı tarımdır.' Ama bunun tersini söyleyenler de var. Ama biz tarımcılar da şunu söylüyoruz: Diyoruz ki 'Evet, tarım insanlığın en büyük icadıdır, henüz bunun üzerine bir icat gelmemiştir.'” diye konuştu.

Yeşil Devrimden akıllı tarıma geçiş

1950’li yıllarda gübre, pestisit ve fosil yakıt kullanımının yaygınlaşmasıyla başlayan Yeşil Devrim’in tarımsal üretimde büyük artış sağladığını belirten Dr. Çakal, ancak bu modelin çevresel sorunları da beraberinde getirdiğini söyledi. 

İklim değişikliği, kuraklık ve doğal kaynak kayıplarının mevcut üretim anlayışının sürdürülemez olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Dr. Çakal, “Şimdi akıllı tarım dönemine geçiyoruz. Peki, akıllı tarım döneminde ne var? Biyoteknoloji var, nanoteknoloji var ve bilişim teknolojileri var. Bu dönemin kazananı bu çağa ayak uyduranların olacak. Çağa ayak uyduramadığınız sürece rekabet etme şansınız, sürdürülebilir bir gelecek mümkün gözükmüyor.” şeklinde konuştu. 

“Bir ülkenin bağımsızlığı gıda üretiminden geçer”

Dünya genelinde nüfus artışı, iklim değişikliği, savaşlar, pandemiler ve gıda israfının önemli riskler oluşturduğunu belirten Dr. Çakal, ülkelerin kendi gıdasını üretebilmesinin stratejik bir zorunluluk haline geldiğini söyledi. Çakal, “Kuraklık var, pandemiler var, savaş var… Ukrayna-Rusya Savaşı'nda tahıl koridoru oluşturulmasaydı belki insanlık bir krize girecekti. Öyleyse işte asıl mesele burada şu: Bir ülkenin tam bağımsız bir ülke olabilmesi için kendi gıdasını üretmesi gerekiyor. Tam bağımsız ve özgür bir ülkenin yolu buradan geçiyor.” değerlendirmesinde bulundu. 

Dünyada üretilen gıdanın üçte biri israf ediliyor

Sürdürülebilirliğin temelinde israfın önlenmesinin yer aldığını belirten Dr. Çakal, dünyada yıllık yaklaşık 4,5 milyar ton gıda üretildiğini, bunun yaklaşık 1,5 milyar tonunun insan tüketimine ulaşmadan çöpe gittiğini söyledi. Açlık ve obezitenin aynı anda yaşandığına dikkat çeken Dr. Çakal, mevcut gıda üretiminin doğru yönetildiği takdirde dünya nüfusunu beslemeye yetecek düzeyde olduğunu ifade etti. 
Türkiye’nin dünyadaki sekiz gen merkezinden üçünün kesişim noktasında bulunduğunu belirten Dr. Çakal, ülkenin bitki ve hayvan genetik kaynakları açısından son derece zengin olduğunu söyledi ve TAGEM’in bu kaynakları koruduğunu, geliştirdiğini ve geleceğin ihtiyaçlarına uygun yerli ve milli çeşitler üretmek için çalışmalar yürüttüğünü aktardı. 

Yerli ve milli tohum vurgusu

TAGEM tarafından bugüne kadar 1048 tarla bitkisi ve 1078 bahçe bitkisi çeşidinin geliştirildiğini Dr. belirten Çakal, tarımsal bağımsızlığın temelinde yerli ve milli tohumların bulunduğunu ifade etti ve yerli çeşitlerin geliştirilmesinin gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. 

Doğadan sofraya uzanan süreç değerlendirildi

Katılımcılar tarafından ilgiyle takip edilen programda, doğadan sofraya uzanan süreçte sürdürülebilirliğin sağlık, çevre ve toplum üzerindeki etkileri ele alınırken, gençlerin bu alandaki farkındalıklarının artırılmasının önemi vurgulandı.

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen birinci oturumda, doğadan sofraya uzanan süreç bilimsel, teknolojik ve girişimcilik perspektifleriyle değerlendirildi. Oturumda Prof. Dr. Muhsin Konuk “Orta Çağ’dan Günümüze Akdeniz’de Tıbbi Katran Üzerine”, Can Kayacılar “Bitkilerden Yüksek Katma Değerli Ürünlerin Geliştirilmesi ve Teknolojileri”, ve Berk Özdemir “Doğadan Sofraya Güvenin Yolculuğu: Bilim, Sürdürülebilirlik ve Gelecek”, Dr. Ebrar İnal Kılıçarslan “Uçucu Yağların Gıdalarda Kullanımı”, başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.

Atölye çalışmaları yoğun ilgi gördü

ÜÜ TV ve ÜÜ Resmi Youtube hesabından da canlı olarak yayınlanan program, öğle arasının ardından gerçekleştirilen ikinci oturumda katılımcılar, uygulamalı atölye çalışmaları ve stant ziyaretleriyle sektör temsilcileriyle bir araya geldi.

Mezun öğrencilerden atölye çalışmaları…

Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler, Gıda Teknolojisi Programı mezunu öğrencilerinin katılımıyla Hayriye Cavcav tarafından “Sirke Yapım Atölyesi”, Numan Sönmez tarafından “Doğal Ürün Tanıtımı” ve Eray Kürşad Özyurt tarafından “Ekoloji Market Firmasının Organik Tarım Yolculuğu” başlıklı workshoplar düzenlendi.

Klasik Türk Müziği dinletisi…

Öte yandan program kapsamında klasik Türk Müziği dinletisi de gerçekleştirildi. Dinleti beğeniyle karşılandı. 
 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi03 Haziran 2026

Sizi Arayalım

Phone