Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen söyleşide rehber öğretmen ve psikolojik danışmanlarla bir araya geldi. “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık ve Güvenli Okul İklimi” başlığında söyleşi gerçekleştiren Tarhan, dijital çağda psikolojik sağlamlığın önemine dikkat çekerek çocukların yalnızca akademik değil duygusal ve sosyal gelişimlerinin de desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Güvenli okul ikliminin oluşmasında rehber öğretmenlerin kritik bir role sahip olduğunu ifade eden Tarhan, “Rehber öğretmen, kelebek avcısı gibi olmalı.” diyerek, öğrencilerin davranış değişikliklerinin dikkatle gözlemlenmesi ve incitmeden doğru şekilde yönlendirilmesi gerektiğini belirtti.
İçerik
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Rehber öğretmen, kelebek avcısı gibi olmalı”

Maltepe Adnan Kahveci Ortaokulu Konferans salonunda düzenlenen söyleşiye ilgi yoğun oldu.
“Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık ve Güvenli Okul İklimi” başlıklı söyleşinin moderatörlüğünü ise Dr. Selim Öztürk gerçekleştirdi.

Hale Bağce Özbaş: “Sizlere ve ülkemizin geleceğine güveniyoruz”
Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Hale Bağce Özbaş, programın açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Özbaş; “Maltepe’de yaklaşık 70 bin öğrencimiz var. Bu 70 bin öğrenci bizim geleceğimiz, umudumuz demek. Hepsi bize emanet. Ben hepinize yürekten inanıyorum. Lütfen her bir çocuğumuzun gözünün içine bakalım. Onların ihtiyaçlarını bazen anne babaları bile fark edemeyebilir. Bu noktada sizlerin rolü çok kıymetli. Hepinize olan inancım ve güvenim tam. Sizlere ve ülkemizin geleceğine güveniyoruz.” dedi.
Açılış konuşmasının ardından Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık ve Güvenli Okul İklimi” başlığında konuştu.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Her problem gelişme fırsatıdır”
İnsanın hasta olmaması için yapılan çalışmaların hastalığı tedavi etmeden daha önemli olduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Problem, yeni bir proje gibidir. Her problem yeni bir şey öğrenme ve gelişme fırsatıdır. Bu nedenle burada yaşanan zorlukları tehdit olarak değil fırsat olarak görmeye çalışmamız gerekiyor. Dijital çağda da durum böyle. Genellikle sorun çıktıktan sonra yapılacak şeyler zaman, enerji ve maliyet açısından çok şey kaybettiriyor. Çok zaman ve enerji harcatıyor, mali yükü de fazla oluyor ama sağlıklı insanların yaşam kalitesini yükseltmek, yani psikolojik sağlamlığı güçlendirmek gerekiyor. Mesela bir insanın bağışıklık sistemini güçlendirmek, hastalıklarla mücadelenin en önemli birinci basamağıdır. Bağışıklık sistemi güçlü olan bir kimse hastalık mikrobuyla karşılaşsa bile çoğu zaman farkında olmadan vücudu hastalığı yener. Tabi hijyene ve beslenmesine de dikkat ederse. Psikolojik sağlamlıkta da kişi doğru yaşam stilini biliyorsa ve buna dikkat ediyorsa psikolojik zorluklara daha çok maruz kaldığı zaman daha hazırlıklı oluyor. Daha kolay baş edebiliyor. Yani bir nevi psikolojik bir bağışıklık sistemimiz var, onu güçlendirmiş oluyoruz. Bu konuda insanların hasta olmaması için çalışmak, hastalığı tedavi etmekten daha önemlidir.” diyerek sözlerine başladı.

“Karakter inşa etmek, doğru değer yargıları inşa etmektir”
Teknolojinin hız kazandırdığını, değerlerin ise yaşama yön verdiğini söyleyen Tarhan; “Batı eğitim sistemi daha çok tedavi tıbbıyla ilgileniyor. Oysa sağlık tıbbı da önemli. Onun için psikolojik sağlamlık yapay zeka çağında çok daha önemli hale geliyor. Çünkü yapay zeka matbaanın insanlıkta yaptığı değişim, elektriğin yaptığı değişim neyse benzer bir değişimi yaptı. Önümüzdeki dönemde daha da yapacak. Elon Musk, ‘Zeka çok ucuzladı, karakter çok pahalandı.’ dedi. Bunu Elon Musk’tan duymak oldukça anlamlı. ‘Karakter çok pahalı.’ diyor. Karakter inşa etmek, doğru değer yargıları inşa etmektir. Teknoloji hayatımıza hız katıyor ama değerler hayatımıza yön veriyor. Eğer bütün insani değerleri çocuklara küçük yaştan itibaren öğretebilirsek karakter inşa etmiş oluruz. Bununla ilgili karakter güçleri envanteri var. Çoklu zeka kuramının kurucusu eğitim psikoloğu Howard Gardner vardır. Çoklu zeka kavramını geliştiren odur. Onun karakter güçleri envanteri var 6 erdem, 24 değer. Sanki almış Mevlana’dan kopyalamış gibi… Referans vermeden kullanıyorlar ama bunlar evrensel değerler. Orada adalet, erdem, yiğitlik gibi bütün değerleri ele almış.” ifadelerini kullandı.

“Rehber öğretmen, ‘Nasıl daha mutlu yaşanır?’ sorusuna da odaklanmalı”
Zihinlerdeki yanlış tutumların değiştirilmesi gerektiğinin altını çizen Tarhan; “Zihinsel dönüşüm olmadan sosyal dönüşüm olmaz. Önce zihinlerdeki yanlış tutumları değiştirmek gerekiyor. Bu nedenle insan dünyayı değiştirmeye kendinden başlamalı. Hepimiz bir anne bir baba bir rehber öğretmen bir psikolojik danışman olarak kilit konumlardayız. Şu anda okullarda köşe taşı olabilecek kişiler rehber öğretmenlerdir. Onlar sadece vakalarla uğraşarak boğulmamalı. Daha çok koruyucu ruh sağlığı ve psikolojik sağlamlık çalışmalarına yönlendirilmeli. Çocuklara ve gençlere bu alanlarda rehberlik etmeliler. Okulun rehber öğretmeni, psikolojik danışmanı ‘Nasıl daha mutlu yaşanır?’ sorusuna da odaklanmalı.” şeklinde konuştu.
“Aile içindeki rekabet bir tuzaktır, ilişkiyi bozar”
Rekabetçi ilişkiler yerine tamamlayıcı ilişkileri tavsiye eden Tarhan; “Dost kimdir? Senin arkandan iyi konuşan, senin başarından mutlu olan, yanında güvende hissettiğin kişidir. Sadece yanında güvende hissetmek yetmez. Sen başarılı olduğun zaman gerçekten seviniyorsa işte orada dostluk vardır. Eğer birisinin başarısından rahatsız oluyorsanız orada dostluk yoktur ama başarısına sevinebiliyorsanız dostluk duygusu gelişmiştir. Güzel bir ölçüdür bu. Böyle kişiler az. Çünkü sistem rekabeti teşvik ediyor. Aile içinde bile rekabet teşvik ediliyor. Ekonomide rekabeti teşvik ettiler, kapitalizm çıktı. Sınıf rekabetini teşvik ettiler, sosyalizm çıktı. Aile içinde rekabeti teşvik ederek de aile yapısını parçaladılar. Halbuki aile ilişkisi, rekabetçi değil tamamlayıcı bir ilişkidir. Aile içi ilişkiler tamamlayıcı ilişkilerdir. Yakın ilişki yaşantılarında rekabet olmaz, uzak ilişki yaşantılarında rekabet olur. Aile içindeki rekabet bir tuzaktır, ilişkiyi bozar. İnsanlar birbirinin ayağını kaydırmaya çalışır. Şirketlerde de yönetimlerde de benzer durumlar görülüyor. Bu nedenle derin ilişki kurabilmek yani otantik ilişki dediğimiz dostluk ilişkisi çok önemlidir.” dedi.

“Psikolojik sağlamlığın özeti, küçük küçük hedeflenen başarılar…”
Küçük başarıların hedeflenmesi gerektiğinin altını çizen Tarhan; “Şu andaki sistemde on kişinin yarıştığı bir ortamda ancak üç kişi kazanabiliyor, yedi kişi mutsuz oluyor. Böyle bir sistem insanlığa mutluluk sunamıyor. O halde herkesin mutlu olabileceği bir sistem kurabilmek gerekiyor. Bunun için mindfulness çalışmaları yapıyorlar, farkındalık çalışmaları yürütüyorlar. Daha sonra kişinin, sahip olduğu şeyleri olumlu ya da olumsuz yönleriyle kabul edip yönetebilmesi önemli hale geliyor. Bunlar sıradan başarılar değil. Bunu yanlış bir miskinlik gibi algılamamak lazım. İnsan elinden gelen gayreti gösterip, ondan sonra sonucu kabul edebilmeli. İnsan süreci yönetebilir. Buna odaklanırsa stres yükselmez ama kontrol edemeyeceği bir şeye odaklanırsa kaygısı otomatik olarak yükselir. Beynin çalışma sistemi böyle. Bu nedenle küçük başarıları hedefledikçe insan basamak basamak ilerliyor. Psikolojik sağlamlığın özeti de aslında budur.” şeklinde sözlerine devam etti.
“Diğer canlılarda böyle bir özellik yok”
Yeniliğe açık bir ebeveyn olmanın öneminden bahseden Tarhan; “İnsanın diğer canlılardan önemli bir farkı var. İnsanda yeniliği arama geni bulunuyor. Diğer canlılarda böyle bir özellik yok. Buna ‘novelty seeking’ geni deniyor. Bu gen aynı zamanda riskli davranış geni olarak da geçiyor. Risk almayı seven kişiler daha çok keşfeden kişiler oluyor. Kâşiflere, yeniliğe meraklı insanlara bakın; çoğunda bu riskli davranış geni vardır. Kimisi dağcılık yapar kimisi bilimde risk alır kimisi sporda… Bu geni taşıyan kişiler daha küçük yaşlardan itibaren kendilerini belli ederler. Daha radikal olmaya yatkın kişilerdir bunlar. Önemli olan, bu özelliği iyi ve olumlu yönde yönlendirebilmektir. İnsanda böyle bir genetik yapı olması, insanlığın gelişmesi açısından çok önemli. Çünkü bu özellik nedeniyle insan sürekli değişime açıktır. Eskiden kuşak çatışmaları ve sosyolojik değişimler yaklaşık otuz yılda bir yaşanırdı, şimdi üç seneye düştü. Bilginin yarı ömrü de eskiden otuz seneydi, şimdi üç seneye düştü. Hatta sınıfta öğretmenler ders anlatırken eskiden dikkat 15’inci dakikada dağılırdı öğretmenler bir espriyle dikkati toplamaya çalışırdı. Şimdi ise dikkat üç dakikada dağılıyor. Sürekli ekran kaydırma alışkanlığı var. Fransa’da ekran maruziyetiyle ilgili ‘Dikkat Katili’ diye kitap yazıldı. Böyle bir dönemde kuşak çatışması yaşanması gayet doğal. Ancak yeniliğe açık bir ebeveyn olabilirsek onların doğrularıyla bizim doğrularımız arasında köprü kurabiliriz. Aslında burada önemli olan çocuğu bugüne göre değil yaşayacağı çağa göre eğitebilmektir.” ifadelerini kullandı.

“Rehber öğretmen, kelebek avcısı gibi olmalı”
Öğrencilerin doğru şekilde yönlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Tarhan; “Rehber öğretmen, kelebek avcısı gibi olmalı. Kelebek avcıları nasıldır? Kenara çekilirler, sessizce gözlemlerler. İyi gözlemcidirler. Kelebeği yakaladıklarında da onu incitmeden alırlar. Burada da rehber öğretmenin yapması gereken budur. Öğrencilerdeki davranış değişikliklerini, semptomları, davranış bozukluğu belirtilerini, kişilik değişimi yaşanan vakaları, sorunlu durumları erkenden fark edebilmek gerekiyor. Onları incitmeden, kırmadan doğru şekilde yönlendirebilmek lazım. Yani sorun patlamadan önce yakalayabilmek. Bu yaklaşım dikkatli gözlemi, sabrı, hassasiyeti ve insana zarar vermeden destek olmayı anlatıyor. Rehber öğretmen de bir öğrenciyi yargılayarak değil gözlemleyerek, anlayarak ve güven vererek sürece yaklaşmalı.” şeklinde konuştu.
“Gençler bizim sözümüzü değil izimizi takip ediyor”
Her öğretmenin bir rol model olduğunu belirten Tarhan; “Gerçekten farklı bir çağdayız, bilginin çok hızlı dönüştüğü bir çağdayız. Eğer biz kendimizi yenileyebilirsek, bunun üstesinden geliriz. En büyük düşmanımız ümitsizlik ve karamsarlıktır. Ümitsizliğe, karamsarlığa gerek yok. Bu toplum, bu coğrafya geçmişte çok büyük zorlukları aşmıştır. Teknoloji hayatımıza hız verecek ama insani değerler hayatımıza yön verecek. Bu nedenle önce insani değerleri biz yaşayalım, sonra çocuklarımıza yaşatalım. Çünkü gençler bizim sözümüzü değil izimizi takip ediyor. Biz davranışlarımızla iyi örnek olabilirsek, onlar da bunu model alıyorlar. Bu nedenle her öğretmen bir rol modeldir.” diyerek sözlerini sonlandırdı.





