Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen çevrimiçi söyleşiye katıldı. “Kadın ve Erkek Arasındaki Tamamlayıcı Farklılıkların Bilimsel Temelleri” başlığında bir söyleşi gerçekleştiren Tarhan, evlilik ve aile kurumunun biyolojik, psikolojik ve kültürel temellerine dikkat çekti. Ebeveynlerin çocuk gelişimindeki rolünden kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan özelliklerine kadar birçok konuya değinen Tarhan, modern dünyanın rekabetçi anlayışının evlilik ilişkilerine de taşındığını belirterek bunun aile yapısını olumsuz etkilediğini ifade etti. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir evlilik için sevgi, saygı, sabır, samimiyet ve sadakatin temel unsurlar olduğunu vurgulayan Tarhan, kültürel değerlerin korunmasının ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.
İçerik
Piyasa rekabeti evliliklere de yansıyor!

Çevrimiçi gerçekleşen söyleşinin moderatörlüğünü Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanı Betül Altınsoy Erinçik üstlendi.
Tarhan, evlilik arifesinde olan 300 nişanlı çift ile bir araya geldi.

“Anne baba, çocuğun gelişen zihnine hayat senaryoları yazıyor”
Çocuğun gelişen ruhunda ebeveynlerin önemli rolleri olduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Fıtrat kelimesi bilimsel literatürde biyolojik doğamız olarak geçiyor. Biyolojik olarak insan olma eğiliminin fıtratında doğuyoruz. İnsanlığı öğrenirsek, genetik ve epigenetik mekanizmalarla çocukluktan itibaren insani değerleri edinirsek iyi insan oluyoruz ya da kötü insan oluyoruz. On beş yaşına kadar anne baba, çocuğun gelişen zihnine hayat senaryoları yazıyor, anılar biriktiriyor. Bir çocuğun gelişen dünyasında anne babanın çok önemli rolleri var. On beş yaşını geçtikten sonra ise çocuk artık bilinç sahibi olduğu, ben bilincine ulaştığı için iyiyle kötüyü ayırt etmeye başlıyor ve sorumluluk üstleniyor. İyiyle kötüyü ayırt etmekten, geçmişindeki hataları sorgulayıp düzeltmekten sorumlu hale geliyor. Bu nedenle çocukluk çağındaki travmalar kader değil. Genetik kader değil. Epigenetik de kader değil. Bunlar öğreniliyor ancak kişi on beş yaşından sonra çocukluk döneminden gelen travmalarını ve anne babasının kendisinde biriktirdiği etkileri değiştirebiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Nörogenetik olarak çeşitli eğilimlerle doğuyoruz”
Ayna nöron sisteminin etkisini ele alan Tarhan; “Psikoloji ve psikiyatride genetik donanım ayrı biyolojik yatkınlıklar ayrıdır. Nörogenetik olarak çeşitli eğilimlerle doğuyoruz. Mesela ayna nöron sistemi var. Duygusal ayna nöronlar yalnızca insanda bulunurken, motor ayna nöronlar hem insanda hem de hayvanlarda bulunuyor. Karşınızdaki kişi elini kaldırdığında eğer ona bakıyorsanız sizin beyninizde de aynı bölge harekete geçiyor. Bir insana duygusal olarak yoğunluk hissediyorsanız sizin beyninizle onun beyni arasında bir aynalama gerçekleşiyor. Hatta bir insandan nefret ediyorsanız ve onun adını düşünerek yanından geçiyorsanız, karşı tarafın beynindeki bazı ayna alanlar aktif hale gelebiliyor. Beyin sürekli aynalama yapıyor. Ayna nöronlar bunun için var. Mesela otistik çocuklarda bu sistem yeterince çalışmıyor. Bu nedenle özellikle ileri düzey otizm vakalarında empati ve sosyal etkileşimle ilgili güçlükler görülüyor. Empati yetisi insanda var. İnanma ihtiyacı insanda var. Ayrıca insanı diğer canlılardan ayıran, fıtrattan gelen anlam arayışı gibi özellikler de var.” şeklinde konuştu.
“İki taraf birbirini bütünlüyor”
Evliliğin biyolojik doğaya uygun olduğunu belirten Tarhan; “Erkek beyni sonuç odaklı düşünür. Kadın beyni ise süreç odaklı düşünür. Bu nedenle kadın ve erkek fıtri olarak birbirinin tamamlayıcılığını sağlar. Aslında burada iki taraf birbirini tamamlıyor. Eskilerin bu konuda güzel bir sözü vardır. Kadınlar için bekarlık çok problem olarak görülmez ama erkekler için ‘Bekârlık bikârların kârıdır.’ denir. Yani erkek bekarsa zarardadır, eksiktir anlamında söylenmiş bir söz. Hatta ‘Sülüs bi-kârdır’ derler. Yani bir erkek evli değilse üçte bir noksandır demektir. Çünkü kadın, erkeğin eksik kalan yönlerini tamamlıyor. Erkek de kadının eksik kalan yönlerini tamamlıyor. İki taraf birbirini bütünlüyor. Fıtrat burada biyolojik doğamıza uygun davranmaktır. Evlilik, biyolojik doğamıza uygundur. Bu nedenle eşleşme biyolojiktir ancak evliliği sonradan öğreniyorsak evlilik epigenetiktir. Yani evliliği sonradan öğreniyoruz. Biyolojik doğamıza uygun davrandığımız zaman da mutlu ve huzurlu bir evlilik ortaya çıkıyor.” dedi.
“Piyasadaki rekabet anlayışı evliliğe de taşındı”
Boşanma oranlarındaki yükselişe değinen Tarhan; “Karı koca ilişkisini modernizm rekabetçi bir ilişki olarak sunuyor. Kapitalizmin piyasadaki rekabet anlayışını evliliğin içine de taşıdılar. Karı koca ilişkisi rekabetçi bir ilişkiye dönüşünce ‘O çatal fırlatıyorsa sen de fırlat, o tabak fırlatıyorsa sen de fırlat.’ anlayışı ortaya çıkıyor. Sonra ‘Boşanmalar neden arttı?’ diye soruyoruz. Tabii ki artar. Çünkü evlilik ego savaşlarına dönüşür. Bunu modernizmin ideolojisi yaptı. Hollywood yaptı. Maalesef bizim toplumumuz da bunu satın aldı. Şu anda boşanma oranlarındaki artış ve hane kırılganlığı istatistikleri bunu gösteriyor. Türkiye’de son on yılda, önceki on yıla göre hane yapısında ciddi bir kırılganlık ortaya çıktı. Beş kişilik haneler sağlıklı hane olarak kabul ediliyor. Üç, iki ve tek kişilik haneler ise kırılgan hane olarak değerlendiriliyor. İstatistiklerde bir ve iki kişilik hanelerin hızla arttığını, beş kişilik hanelerin ise azaldığını görüyoruz. TÜİK verileri bunu gösteriyor. Bu, aile kurumunda ciddi bir kriz var demektir. Zaten nüfus artışı da durmuş durumda. Aileyle ilgili toplantıların ve çalışmaların yapılmasının önemli sebeplerinden biri de budur.” ifadelerini kullandı.
“Kültürel emperyalizmin etkisi altında kaldık”
Kültürel değerlerin korunması gerektiğinin altını çizen Tarhan; “Bizim memleketimiz işgal edilmedi ama zihinlerimiz işgal edildi. Şu anda kültürel emperyalizm ve gönüllü emperyalizm diye bir olgu var. Farkında değiliz ama kültürel emperyalizmin etkisi altında kaldık. Batı zihniyetiyle düşünen, Batı’nın kavramlarıyla dünyayı anlamlandıran bir nesil yetişiyor. Maalesef eğitim sistemimiz de uzun yıllar bunu destekledi. Öğrencilik yıllarımızda mesela Mevlana’yı pek okumadık ama Batı klasiklerinin hemen hepsini okuduk. Sonradan tepkisel bir şekilde, ‘Bizim kendi kültürel kaynaklarımız neden yok?’ diye sorguladık ve araştırıp bulduk. Kendi kültürünü terk ederek modernleşme anlayışı bizim toplumsal yapımıza uygun değil. Bugün de bunun etkilerini görüyoruz. Ancak son dönemde Milli Eğitim sisteminin ve Aile Bakanlığının bu konuda farkındalığının arttığını görüyoruz. Geç de olsa bu önemli ve olumlu bir gelişme. Bu nedenle küresel emperyalizmi zihinsel olarak satın almamamız gerekiyor. Özellikle evimizde ve ailemiz içinde kendi kültürel değerlerimizi koruyarak hareket etmemiz büyük önem taşıyor.” şeklinde konuştu.
“Güven olursa, evlilik bir sığınak haline gelir”
Evlilikte 5S kuralından bahseden Tarhan; “Birinci S, sevgidir. Mesela bir anne çocuğunu sever ama ‘Ödevini yaparsan severim, yapmazsan sevmem.’ der. Bu koşullu sevgi, şartlı sevgi dediğimiz şeydir ve anne ile çocuk arasındaki ilişkiyi bozar. Çocukta anneye karşı korku uyandırır, özgüvenini düşürür. Onun için bu gerçek sevgi değil, şartlı sevgidir. Şartsız sevginin adı ise şefkattir. Sevgiden daha büyüktür. Şefkat ve merhamet duyguları, içinde empati barındıran sevgiyi oluşturur. Karşı tarafın haklarını, duygularını ve ihtiyaçlarını göz önüne alan sevgidir bu. Doğru sevgi budur. İkinci S, saygı. Saygı, korkudan kaynaklı da olabilir ama gerçek saygı içinde empati olan saygıdır. Gerçek saygı aynı zamanda nezakettir. Nezaket, karşı tarafı incitmek istememe duygusudur. Onun için içinde empati olan sevgiye ve saygıya nezaket de denir. Üçüncü S, sabır. Şu andaki gençlerde en çok eksik olan şey sabır. Dijitalleşmenin, modern hızlı yaşantının ve haz odaklı hayatın getirdiği bir acelecilik, sabırsızlık var. Dördüncü S ise samimiyet. Burada samimiyet çok önemli. Karı-koca ilişkileri arasında samimiyet ve içtenlik olursa bunun evlilikte büyüleyici bir etkisi olur. Samimiyet varsa, karşı tarafın beynindeki ayna nöronlar harekete geçer. İknanın nörobilimi çalışmalarında da görülüyor ki samimi olan kişi karşı tarafı ikna eder. Beşinci S, sadakat. Sadakatin iki anlamı vardır. Biri sıdk, yani doğruluktur. Konuştuğun zaman doğru konuşmak ya da dürüst olmak tarzındaki bir yaklaşımdır. Bu, bizim eminlik vasfımızdır. Hz. Peygamber’in (a.s.) en büyük vasfı da eminlik vasfıydı. Güvenilir olması, emanete hıyanet etmemesiydi. Bu evlilikte çok daha önemlidir. Güven olursa, evlilik bir sığınak haline gelir.” ifadelerini kullandı.
“Karşı tarafın özeline, özrüne ve kutsalına özen göstermek gerekiyor”
Evlilikte ben kalarak biz olmanın gerekli olduğunu vurgulayan Tarhan; “Evlilikte karşı tarafın özeline, özrüne ve kutsalına özen göstermek gerekiyor. Yani ben kalarak biz olmak. Ben kalarak biz olmayı başaran kişiler çok daha kaliteli bir evlilik sürüyorlar. Saygı sınırlarını koruyorlar. Mesela çocukluğumuzda öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır. Anne rolü, baba rolü, abi rolü, kardeş rolü gibi... Bu hayat senaryoları öğrenilmiştir ve orada anne-baba aktörleri yer alır. Evlendiğiniz zaman ise artık yeni bir hayat birliği kurulduğu için biz ona H2O yani su diyoruz. Hidrojen yanıcıdır oksijen yakıcıdır. İki madde bir araya gelir ve su olur. Atalarımız buna aşk-ı kimyevi derlerdi yani kimyasal aşk. İşte evlilik de tam böyle bir aşk-ı kimyevidir. Birleştikten sonra artık ‘Hem evli olacağım hem özgür olacağım.’ diye bir şey yok. Öyle diyen birinde evlilik olgunluğu yoktur. Zaten evlendikten sonra artık kafana göre yaşayamazsın. İki kişilik düşüneceksin. İki gözün dört göz, iki kulağın dört kulak olacak. Aslında evlilik, iki kişinin sürekli birbirinin gözünün içine bakması demek değildir. Evlilik aynı hedefe doğru birlikte bakabilmek, geleceğe doğru ortak adımlar atabilmektir. Böyle olunca evlilik, vizyoner bir evlilik haline geliyor. Geleceği inşa eden bir birliktelik oluyor. İşte bu durumlarda krizleri yönetmek de çok daha kolaylaşıyor.” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Paylaş
Sizi Arayalım
Diğer Haberler
- Bilinçli gönüllüler afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı güçlendiriyor
- Tünel kazalarında panik zincirleme risk oluşturuyor!
- Beslenme ve Diyetetik öğrencileri mesleğe ilk adımı beyaz önlükle attı
- Geleceğin sağlık profesyonelleri projelerini tanıttı
- Diş hekimliğinde doktora ve uzmanlık hakları masaya yatırıldı!







