
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, son dönemde Türkiye’deki eğitim tartışmalarının yönüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Olumsuzlukların kaynağı sürekli dışarıda aranıyor
Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de köklü bir refleks olduğuna dikkat çekerek, “Her olumsuzluğun kaynağını içeride değil, dışarıda aramak. Ekonomide kriz mi var, döviz mi düştü, enflasyon mu tırmandı hemen ‘dış güçler’ sahneye çıkar. Eğitimde de durum farklı değildir. Okullarımız nitelik sıralamasında gerilediğinde, gençlerimiz anlam bunalımıyla boğuştuğunda, öğretmenlerimiz mesleki onursuzlukla yüzleşmek zorunda kaldığında, yine aynı refleks devreye girer: Suçlu dışarıda aranır.” dedi.
Fulbright üzerinden yayılan iddialar
Son dönemde Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu etrafında ortaya atılan iddiaları değerlendiren Prof. Dr. Özdemir, “Son günlerde Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu ekseninde dönen komplo teorilerini ben de dikkatle ve gerçekten ibretle izliyorum. Sosyal medyada hızla yayılan bu anlatılar karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Yine de asıl üzüntüm, bu teorilerin sıradan vatandaşlar arasında değil, ilim insanlarımız ve araştırmacı kimliğiyle öne çıkan gazetecilerimiz arasında itibar görmesinden kaynaklanıyor. Bir akademisyenin ya da gazetecinin en temel sorumluluğu kaynağa gitmek, belgeye bakmak, meseleyi bağlamı içinde değerlendirmektir. Oysa burada bunların tam tersi yaşanıyor.” diye konuştu.
Asıl soru eğitim sisteminin gerçek sorunu ne?
Prof. Dr. Özdemir, tartışılması gereken temel meselenin,’ Türkiye’de millî eğitimin gerçek sorununun ne olduğu’ olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bu sorunun cevabını nerede aramalıyız? Cevap, yabancı bir komisyonun bürosunda değil, kendi kanunlarımızın metninde gizlidir. 12 Mart 1971 askeri muhtırasının damgasını taşıyan ve 12 Eylül 1980 cunta rejimi tarafından pekiştirilen 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu hâlâ yürürlüktedir (Yayımlandığı Resmî Gazete: Tarih: 24/6/1973.)
“Türk eğitim sisteminin felsefî omurgasını oluşturan bu kanunun 1-2. Maddeleridir”
Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, 1. (Değişik: 16/6/1983 - 2842/1 md.) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; (…) yurttaşlar olarak yetiştirmek; Türk eğitim sisteminin felsefî omurgasını oluşturan bu kanunun 1-2. Maddeleridir. Askerî vesayet rejimlerinden kalan bu maddeler ne tamamen tartışılmış ne de kapsamlı şekilde sorgulanmış ve demokratik bir dönüşüme ulaşmıştır.”
Bu kanun kapsamlı şekilde sorgulanmalı
Prof. Dr. Özdemir, söz konusu kanunun bugüne kadar yeterince tartışılmadığını belirterek, “Türkiye'de hangi siyasi iktidar gelmiş olursa olsun, eğitimdeki temel şikâyetler neredeyse değişmeden kalmıştır: ezbercilik, eleştirel düşünceye kapalılık, bireysel yaratıcılığı kısan tek tip yetiştirme anlayışı. Bunların kaynağına inildiğinde, defalarca karşımıza çıkan aynı belgedir: 1739 Sayılı Kanun.”
Komplo teorileri aydınlatmaz
Akademisyenlere ve yazarlara çağrıda bulunan Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:
“İlim insanlarımıza ve kalem erbabına sesleniyorum: Komplo teorileri zihinleri meşgul eder, ama aydınlatmaz. Asıl cesaret, ‘dış düşman’ aramak değil, kendi kurumsal mirasımızı eleştirel gözle okuyabilmektir. Millî eğitimimizi gerçekten tartışmak istiyorsak, başlangıç noktamız o eski kanunun sayfaları olmalıdır. Önemli olan 2002’den bu yana hangi Millî Eğitim Bakanının neler yaptığını, neleri yapamadığını ya da yapmadığını (kişiselleştirmeden) eleştirel olarak tartışmaktır. Bakanlık yapmış kişilerle bu özeleştiri yapılabilir; yapılmalıdır.”
Fulbright'ı anlamak için tarihi doğru okumak gerek
1946 yılında ABD Senatörü J. William Fulbright tarafından kurulan Fulbright Programı’nın temel amacının ülkeler arası anlayışı geliştirmek olduğunu belirten Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:
“J. William Fulbright tarafından kurulan bu program, tek bir inanca dayanır: Milletler arasındaki anlaşmazlıkların temelinde birbirini tanımamak yatar; insanlar birbirini tanıdıkça savaşlar azalır. Program, hükümetlerin değil, insanların, akademisyenlerin, sanatçıların, öğrencilerin karşılıklı değişimini esas alır. Amaç, entelektüel diyalog yoluyla karşılıklı anlayışı derinleştirmektir. Bugün 160'tan fazla ülkede faaliyet gösteren Fulbright, dünyada en çok tanınan akademik değişim programıdır.
Bununla beraber, Türkiye-ABD Fulbright Eğitim Komisyonu'nu ve bu komisyona yönelik eleştirileri doğru değerlendirebilmek için önce tarihsel bağlamı iyi anlamak gerekir. Zira Fulbright, tek başına bir kurum değil; Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında attığı köklü bir tercih silsilesinin parçasıdır.”
Türkiye’nin Batı ile entegrasyon süreci
1946'da resmen sona eren tek parti döneminin, yalnızca siyasi bir geçişi değil, Türkiye'nin dünya sistemi içindeki konumunu da köklü biçimde dönüştürdüğünü anlatan Prof. Dr. Özdemir, “Bu dönüşüm, birbiriyle bağlantılı somut adımlarla şekillendi. Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kuruluşundan yalnızca üç ay sonra, Ağustos 1949'da bu yapıya davet edildi ve kurucu üyeler arasında yer aldı. 18 Şubat 1952'de, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın NATO belgelerini Ankara'da imzalamasıyla Atlantik İttifakı'na katıldı. 2 Ağustos 1961'de OECD üyeliğine kabul edildi. OECD’ye üye olan tek Müslüman ülkedir. Avrupa Birliği ile başlatılan üyelik süreci ise hâlâ devam etmektedir. Bu üyelikler birbirinden bağımsız diplomatik adımlar değildi. Hepsi birlikte, Türkiye'nin Batı Bloku içinde yer alma iradesinin somut tezahürleriydi. Daha geriye gidilirse, 1839 Tanzimat Fermanı’yla başlayan sürecin devamıdır.” şeklinde konuştu.
Batı karşıtlığındaki ortak zemin
“Fulbright anlaşması da bu tablonun içinde, aynı dönemin ürünü olarak değerlendirilmelidir; ne daha az, ne daha fazla.”diyen Prof. Dr. Özdemir, “Ancak bu tarihin bir de sancılı yüzü vardır. O günden bu yana Türkiye'nin Batıya açılma ve demokratikleşme sürecine iki farklı cepheden sürekli bir itiraz yükselmiştir: Birincisi, bugün ulusalcı olarak tanımlanan, demokrasiye ve Batı karşıtı Kemalist çevrelerdir. Bu anlayış için Batı entegrasyonu, ulusal egemenliğin aşınmasına giden bir yoldur. İkincisi ise Batı'ya ve Batılı değerlerin tamamına demokrasi dahil ilkesel olarak karşı duran bazı İslamcı radikal gruplardır. Bu iki kesim, siyasi çizgileri itibarıyla birbirinin tam karşısında görünse de Batı karşıtlığı söz konusu olduğunda tuhaf bir örtüşme içine girerler. (Örneğin Papa Leo’nun ülkemize yaptığı son ziyarete de bu iki farklı kesim aynı tepkiyi vermiştir.) Fulbright etrafında dönen komplo teorileri de bu iki damardan beslenmektedir. Söylemler farklıdır, ama kaygı ortaktır: Türkiye'nin Batı ile kurduğu her türlü ilişkiyi tehdit olarak okumak.” dedi.
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu’nun Yapısı
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu ya da diğer bir adıyla Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu’nun, 1949 yılında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde kurulduğunu hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Komisyon, Türk ve Amerikalı üniversite mezunlarını, akademisyenleri, sanatçıları ve kamu görevlilerini eğitim, yaşam ve seyahat masraflarını kapsayan burslarla desteklemekte ve ABD’de eğitim almak isteyen Türk öğrencilere eğitim danışmanlığı hizmeti sunarak Türk ve Amerikan halkları arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla ortak bir anlayış geliştirmek için kurulmuştur.” ifadesinde bulundu.
“Hepsi deli saçması. Durum kısaca şudur…”
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu yönetiminin Yönetim Kurulu ve Genel Sekreterlikten oluştuğunu, komisyonun Yönetim Kurulu üyelerinin, Türk ve Amerikan hükümetleri tarafından atandığını ve bu üyelerin her iki ülkeyi temsil ettiğini kaydeden Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:
“Komisyonun bütçesi 1949 yılındaki kuruluşu itibarıyla, Türk ve Amerikan hükümetleri tarafından ortaklaşa oluşturulmaktadır. Ben de Millî Eğitim Bakanlığı Dışişleri Genel Müdürü olarak 7 yıl görev yaptığım süre içerisinde (2003-2010) Bakanlığı Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu’nda temsil ettim. Diğer üyelerle yakından çalıştım. Daha sonra YÖK Başkanı olan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan da üye idi. Bu konudaki dezenformasyonu ve komplo teorilerini anlıyorum; ama kesinlikle katılmıyorum. Hepsi deli saçması. Durum kısaca şudur:
“Fulbright mezunları Türkiye’ye dönerek ülkemize faydalı çalışmalar yapmaktadırlar”
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, kurulduğundan bu yana binlerce Türk ve Amerikalı öğrenciye ve akademisyenlere burs imkânı sağlamıştır. Fulbright mezunu Türk öğrenci ve öğretim üyeleri, ABD’deki çalışmalarını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönerek ülkemize faydalı çalışmalar yapmaktadırlar.
Türkiye’ye gelen Amerikalı akademisyenler de çeşitli dallarda gerçekleştirdikleri araştırmalar ve aldıkları eğitim ile alanlarına önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Programlarını tamamlayıp ülkelerine dönen Fulbright’lılar, görev aldıkları önemli pozisyonlarda, Türkiye ile bağlarını sürdürerek, Fulbright’ın amacını uygulamış ve gerçekleştirmiş olmaktadırlar. Ayrıca, her ülkenin kendine özgü burs programları da bulunmaktadır.”
“AK Parti göreve geldiği zaman yabancı öğrenci sayısının yaklaşık 17 bin civarındaydı”
AK Parti göreve geldiği zaman ülkemizdeki yabancı öğrenci sayısının yaklaşık 17 bin civarında olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:
“Benim de şahsen katkı yaptığım ve hükümetin kararlı politikalarıyla bu giderek büyüdü. O zaman ‘Uluslararası Öğrenci Strateji Belgesi’ hazırladım ve ilgililere sundum. ‘Yabancı öğrenci’ tanımının ‘uluslararası öğrenci’ olarak değiştirilmesini ben teklif etmiştim.
Türkiye bu konuda son yıllarda büyük adımlar atmış ve Türkiye Bursları Programı’nı başlatmıştır.
Toplam yabancı öğrenci sayısı 335 bin ile 350 bin arasında
Türkiye'de, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından sağlanan ‘Türkiye Bursları’ kapsamında halihazırda eğitimine devam eden yaklaşık 15 bin burslu uluslararası öğrenci bulunmaktadır.
Toplam yabancı öğrenci sayısının 335 bin ile 350 bin arasında olduğu ülkemizde, burslu öğrenciler toplam popülasyonun yaklaşık yüzde 5'ine tekabül etmektedir. Bu burslardan yararlanan öğrencilerden ülkesinde bakanlık dahil çok önemli görevlerde olanlar var. Yani, burs her ülkenin kendi menfaatleri gereği yürüttüğü bir eğitim politikasıdır. Moda tabiriyle yumuşak güçtür.”
Benzer programlar 160 ülkede var
ABD’nin de 160 ülke ile benzer Fulbright Eğitim Bursu programları bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:
“Endonezya’ya 2005 yılında misafir öğretim üyesi olarak gittiğimde Fulbright Eğitim Komisyonu Başkanı ile tanışmıştım. O da ülke olarak bu programdan çok faydalandıklarını ifade etmişti. Durum bu iken 2000’li yılların başında birtakım gazeteci ve popüler figür tarafından ortaya atılan iddiaya göre ‘Amerikalılar, Kemalist ve bilimsel eğitim sistemini ortadan kaldırarak ezberci ve zekâ gelişimine engel bir eğitim sistemini Türk çocuklarına dayattı, bu anlaşma gereği de Türk eğitim sisteminin Amerikalılardan izinsiz değiştirilmesi yasaklandı."
ABD’li filozof John Dewey 1924 yılında Türkiye’ye davet edildi
İşin ilginci ise, ABD’li felsefeci John Dewey, 1924 yılında bizzat M. Kemal Atatürk’ün daveti üzerine Türkiye’ye gelerek Türk eğitim sistemi üzerinde incelemeler yaptıktan sonra kapsamlı bir rapor hazırlamasıdır.
Tek parti dikta rejimi kurmayla meşgul kadrolar, Profesör John Dewey’in bireyselliğe, eleştirel düşünceye ve demokrasiye vurgu yapan raporunu hiçbir zaman uygulamadılar. İşin ilginci, Fulbright konusunu gündeme getiren radikal dini kesimler ve ulusalcı kesim, söz ettikleri antlaşma İnternette olmasına rağmen, hiçbir zaman buraya bakıp ‘acaba muhtevasında ne var?’ demeden kendi hayal dünyalarındaki görüşlerini ısrarla sürdürmekte, bu antlaşmaya atıfta bulunmak yerine birbirinden alıntı yapmaktadırlar. Antlaşmanın metninin linki:
Antlaşmaya bakıldığında, bu komisyonun Türk eğitim sistemini belirleme, Türk eğitim sistemine nüfuz etme veya hükümet üzerinde hiçbir yaptırım gücü bulunmamaktadır.”