İçeriğe atla

İçerik

COP31 öncesi Müslüman dünyasına çağrı!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Antalya’da 9–20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 öncesinde Müslüman toplumlara çağrıda bulunan Çevre Etiği Forumu Kurucu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İslam'ın çevreyi koruma konusunda güçlü bir mirasa sahip olduğunu belirten Özdemir, “Yeryüzünü gözetmek, kimseden ödünç almamız gereken bir şey değildir.” dedi. 

Çevre sorunlarının yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir, “Gençlerimiz camilerde yalnızca geçmişin hikâyelerini değil, kendi geleceklerini de konuşmak istiyor. Haklı olarak soruyorlar: Yeryüzü gözlerimizin önünde tükenirken, ümmetin sesi neden duyulmuyor?” dedi.
 

Üsküdar Üniversitesi Çevre Etiği Forumu Kurucu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde “Antalya'da Dengeyi Korumak: COP31 Arifesinde Müslüman Toplumlara Bir Mektup” başlıklı bir çağrı yayımladı.

İklim kriziyle mücadelenin yalnızca devletlerin ve uluslararası kuruluşların sorumluluğuna bırakılamayacağını vurgulayan Özdemir, camilerden vakıflara, din âlimlerinden siyasi liderlere kadar toplumun bütün kesimlerini harekete geçmeye davet etti.

“Antalya, iklim krizinin şimdiden yaşandığı yerlerden biri”

COP31'in Antalya'da düzenlenmesinin sembolik açıdan önemli olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Akdeniz havzasının iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hissettiğine dikkat çekti.

Antalya'nın yalnızca uluslararası müzakerelere ev sahipliği yapmayacağını, aynı zamanda çevresel sorunların somut olarak gözlemlenebildiği bir şehir olduğunu ifade eden Özdemir, şunları söyledi:

“Dünya, yeryüzünün geleceğine karar vermek için topraklarımıza gelmeye devam ediyorsa, artık bu konuşma başkalarına aitmiş gibi davranamayız. Şehrin üzerinde yükselen Toros Dağları'nın ormanları, 2021 orman yangınlarının izlerini hâlâ taşıyor. Aşağıdaki Akdeniz, yeryüzündeki hemen her denizden daha hızlı ısınıyor. Caretta carettaların yaşam alanlarına 5 yıldızlı Caretta otelleri yapıldı. Antalya, konuşacağımız krizin yalnızca mekânı değil; bu krizin şimdiden yaşandığı yerlerden biridir.”

“Müslüman toplumun söyleyecek neyi olacak?”

İklim krizinin dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilediğini belirten Özdemir, “Size, inanç kardeşlerim, basit ama acil bir soruyla yazıyorum: Dünya kapımızın önünde toplanıp yeryüzünün geleceğini konuşurken Müslüman toplumun söyleyecek neyi olacak?” ifadelerini kullandı.

Pakistan'da yaşanan yıkıcı selleri, hac dönemindeki aşırı sıcakları, Türkiye'deki göllerin kurumasını ve Marmara Denizi'ndeki ekolojik sorunları hatırlatan Özdemir, çevre krizinin artık gündelik hayatın bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Türkiye'deki göllerin önemli bölümünün kuruduğuna veya ciddi biçimde küçüldüğüne, nehirlerdeki kirliliğin ekosistemleri tehdit ettiğine işaret eden Özdemir, Kuzey Afrika'dan Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada da kuraklık ve su kıtlığının giderek ağırlaştığını kaydetti.

“Çevre sorunları yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemeli”

Genç kuşakların iklim değişikliği ve çevresel yıkım konusunda giderek daha fazla kaygı duyduğunu belirten Özdemir, dinî kurumların bu kaygılara yeterince karşılık veremediği eleştirisinde bulundu.

Camilerin yalnızca dinî ibadetlerin gerçekleştirildiği yerler değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığın geliştirilebileceği önemli merkezler olduğunu ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:

“Sonra cuma günü camiye geliyorlar. Hutbeyi dinliyorlar. Fakat çoğu zaman bütün bu felaketler karşısında tek bir kelime duymuyorlar. İklim değişikliğinden, çevre yıkımından, su krizinden, canlıların yok oluşundan söz edilmiyor.”

Çevre sorunlarının yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir, “Çünkü bu mesele yalnızca çevrecilerin, bilim insanlarının ya da siyasetçilerin meselesi değildir. Bu, hayatın, adaletin, merhametin ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun meselesidir. Gençlerimiz camilerde yalnızca geçmişin hikâyelerini değil, kendi geleceklerini de konuşmak istiyor. Haklı olarak soruyorlar: Yeryüzü gözlerimizin önünde tükenirken, ümmetin sesi neden duyulmuyor?” dedi.

“Çevreyi korumak ödünç alınmış bir dava değil, unutulmuş bir mirastır”

Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Bazı Müslümanlar çevreciliğe şüpheyle yaklaşıyor. Onu geleneğimize yabancı, Batılı, seküler ya da siyasi bir dava olarak görüyorlar. Bu ciddi bir yanlış anlamadır. Yeryüzünü gözetmek, kimseden ödünç almamız gereken bir şey değildir. Yeryüzü, tüm güzellikleri ve nimetleriyle Allah'ın bizlere emanet ettiği çok değerli bir mirastır. Onu bir süre ihmal etmiş olsak da şimdi yeniden sahip çıkabiliriz.” diye konuştu.
Kur'an'da doğanın cansız ve yalnızca tüketilmeyi bekleyen bir madde olarak tanımlanmadığını ifade eden Özdemir, “Dağlar, nehirler, saf saf dizilmiş kuşlar dilsiz kaynaklar değildir. Onlar ibadette yol arkadaşlarımızdır. Kur'ân'a göre kusur onların sessizliğinde değil, bizim sağırlığımızdadır.” şeklinde konuştu.

“Doğanın dengesini bozmak da haddi aşmaktır”

Kur'an'da yer alan denge anlayışının insanın doğayla ilişkisinde önemli bir ahlaki çerçeve sunduğunu belirten Özdemir, “Her şeyden önce Kur'ân bize el-mîzân kavramını, yani Dengeyi öğretir. Ticarette ve ekonomik hayatta hile yapmak ile yaratılışın ve toplumsal hayatın ölçüsünü bozmak bir ve aynı haddi aşmaktır. Kur’ân bunun adını da koyar: fesad, yani bozulma ve bozgunculuk.” dedi.

“Peygamberimiz akan nehirde bile su israfını yasakladı”

İslam medeniyetinde çevrenin korunmasına yönelik güçlü bir uygulama geleneği bulunduğunu belirten Özdemir, “Akan bir nehrin kenarında dahi abdest alırken su israfını yasaklamıştır. Ağaçların kesilemediği ve yaban hayvanlarının avlanamadığı koruma alanları (hima) tahsis etmiştir. Bize, çevre hakkında söylenmiş en umut verici söz olarak gördüğüm şu sözü bırakmıştır: ‘Kıyamet kopacağı sırada birinizin elinde bir fidan varsa, onu diksin.’” diye konuştu.

“İnsan yeryüzünün efendisi değil, emanetçisidir”

İnsanın doğanın mutlak sahibi olmadığına işaret eden Özdemir, “Hilâfet egemenlik değil, emanetçilik ve hesap verebilirliktir. Emanetçi, elinde tuttuğu şeyin sahibi değildir; ondan bunun hesabı sorulacaktır. Emanet olarak taşıdığımız yeryüzü de bize, hatta yalnızca bizim kuşağımıza ait değildir. Her şey, âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir ve torunlarımızın hakkıdır.” ifadesinde bulundu.

“Allah halleder deyip arkamıza yaslanmak tevekkül değil, ihmaldir”

İklim değişikliği konusunda yapılan felaket uyarılarının zaman zaman insanlarda korku ve umutsuzluk oluşturabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Paniğe kapılarak hareket etmeyiz, çünkü umudumuz yalnızca insan çabasına dayanmaz. ‘Allah halleder’ deyip arkamıza da yaslanmayız; çünkü bu tevekkül değil, ihmaldir. Dünyanın sonu gelmiş olsa bile ağacı dik. Aciliyetle hareket et, ama umutsuzluğa kapılma. Her şey sana bağlıymış gibi çalış; her şey Allah'a bağlıymış gibi tevekkül et.” dedi.

“İklim değişikliği çocuklarımızın ekmeğine ve suyuna yönelik bir tehdit”

Yaklaşık iki milyar Müslümanın dünyanın farklı coğrafyalarında yaşadığına işaret eden Özdemir, geniş bir coğrafyada sıcaklık artışı, kuraklık ve deniz seviyesindeki yükselmenin ciddi riskler oluşturduğunu, Türkiye'de yaşanan sel felaketlerinin de bu konunun önemini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Özdemir, “Tüm bu yaşananlardan sonra temennim, iklim değişikliğinin bizim için soyut bir kavram değil; çocuklarımızın ekmeğine ve suyuna yönelik bir tehdit olduğunun anlaşılmasıdır.” dedi.

“Camiler ve vakıflar iklim mücadelesinde önemli rol üstlenebilir”

Müslüman toplumların çevresel sorunlarla mücadele konusunda güçlü toplumsal kurumlara sahip olduğunu belirten Özdemir, “Neredeyse her kasabada ve köyde, insanların günde beş kez toplandığı bir cami var. Her hafta, dinleyen bir cemaate hutbe okunuyor.” ifadelerini kullandı.
İklim değişikliğine karşı dinî kurumların yalnızca farkındalık oluşturmakla kalmayıp somut uygulamalar da geliştirmesi gerektiğini belirten Özdemir, su ve enerji tasarrufu, ağaçlandırma ve afetlerden etkilenen topluluklara destek verilmesini önerdi.

“Mîzân: Dünya ile Bir Sözleşme, çevre etiğine yeni bir yaklaşım sunuyor”

27 Şubat 2024 tarihinde Nairobi'de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi'nde kamuoyuna sunulan “Mîzân: Dünya ile Bir Sözleşme” çalışmasının da bu alandaki önemli girişimlerden biri olduğunu belirten Özdemir, Üsküdar Üniversitesi’nin sürece başından itibaren destek verdiğini ve eseri yayımlayarak kamuoyuyla paylaştığını ifade etti.

Farklı dinlere mensup toplulukların ve herhangi bir inancı bulunmayan insanların iklim değişikliği konusunda ortak amaçlar etrafında buluşabileceğine işaret eden Özdemir, Müslüman toplumların da kendi çevre etiği mirasını bu ortak mücadeleye taşıması gerektiğini söyledi.
İklim değişikliğiyle mücadelede Müslüman toplumların kendi tüketim alışkanlıklarını da sorgulaması gerektiğini belirten Özdemir, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelerin dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticileri arasında bulunduğunu hatırlattı.

“6 ve 13 Kasım hutbeleri çevreye ve yeryüzündeki emanetimize ayrılsın”

COP31 öncesinde dinî kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına somut önerilerde bulunan Özdemir, 6 ve 13 Kasım tarihlerindeki cuma hutbelerinde çevre bilincinin gündeme getirilmesini istedi.

Özdemir, “İmamlarımızdan ve hatiplerimizden 6 ve 13 Kasım cuma hutbelerini Mîzan'a ve yeryüzündeki emanetimize ayırmalarını istiyorum. Camilerimizden, Peygamber Efendimizin yaptığı gibi abdestten başlayarak kendi su ve enerji kullanımlarını gözden geçirmelerini istiyorum.” dedi.
Hayır kurumları ve vakıfların iklim değişikliğinin etkilerini yaşayan topluluklara daha fazla destek vermesi gerektiğini ifade eden Özdemir, “Hayır kurumlarımızdan ve vakıflarımızdan bağışlarının bir kısmını kuraklık, sel ve sıcaktan şimdiden acı çeken topluluklara yöneltmelerini ve ağaç dikmelerini istiyorum. Âlimlerimizden mîzan, hilâfet ve fesad dilini çağımızın tartışmalarına taşımalarını istiyorum.” ifadelerini kullandı.

“COP31'de yalnızca hükümetler değil, sorumluluklarının farkındaki bir toplum da bulunsun”

Antalya'daki iklim müzakerelerine katılacak ülke liderlerinin gelecek nesillerin haklarını gözeten bir yaklaşım benimsemeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Antalya'da bir araya gelecek, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin liderlerinden, sadece mülklerini savunan sahipler olarak değil, bir gün hesaba çekilecek emanetçiler olarak müzakere etmelerini istiyorum.” dedi.

COP31'in Müslüman toplumlar için çevre konusundaki tarihsel sorumluluklarını yeniden hatırlama fırsatı olduğunu vurgulayan Özdemir, çağrısını şu sözlerle tamamladı:

“Gelecek hafta dünya Antalya'ya gelecek. Orada yalnızca hükümetleri ve müzakerecileri değil, kim olduğunu hatırlayan bir Müslüman toplumu da bulsun: Mîzan'ın ehli olan; kendilerine ait olmayan bir bahçe emanet edilmiş ve ellerinde bir fidan taşıyan bir topluluk. Maddi-manevi kirlenmelere, ekonomik ve siyasi krizlere, savaşlara rağmen umut dolu bir topluluk!”
 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi: 03 Kasım 2026

Sizi Arayalım

Phone