İçeriğe atla

İçerik

Beyni anlayan, duyguları yönetebiliyor!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Avrasya Kur'an Halkaları Platformu ile çevrimiçi olarak bir araya geldi. “Duygu Yönetimi” başlığında bir söyleşi gerçekleştiren Tarhan, duygusal zekâ kavramının ortaya çıkışından duyguların beyindeki karşılığına, beynin duygu ve davranışları yönetmedeki rolünden bilinç, nefis ve akıl arasındaki ilişkiye kadar pek çok konuya değindi. İnsanın mutluluğunda derin ve anlamlı sosyal ilişkilerin önemine vurgu yapan Tarhan, duyguları yönetmenin yolunun beyni anlamaktan geçtiğine dikkat çekti.
 

Çevrimiçi düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Yazar Hasan Karahisar üstlendi.  

Duygusal zekâ kavramı nasıl ortaya çıktı?

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, duyguların bilimsel olarak ele alınmasına uzanan değişime dikkat çekti. Tarhan; “Descartes, ‘Düşünüyorum, o halde varım. Her şey akıldan ibarettir.’ dedi ve Aydınlanma Çağı ve materyalizm başladı. 1995’te başka bir şey oldu. Bu Antonio Damasio diye Portekiz kökenli bir sinirbilimcinin ABD’de yazdığı ‘Descartes’in Yanılgısı’ diye bir kitaptı. Ondan sonra duygusal zekâ kavramı ortaya çıktı. ‘Descartes’in yanılgısı’ demesinin sebebi duyguların bilimsel bir kategori olduğunu gördü, tespit etti. Duyguların beynimizde bir karşılığı var diyerek, duyguların beyindeki biyokimyasal karşılıklarıyla ilgili bilgileri, kanıtları sundu. O kanıtlardan sonra duygusal zekâ akımı başladı. Duyguların yönetimini bilimsel bir kategori diyerek artık karşı çıkanlar, duyguları şairlerin konusu, felsefenin konusu, din adamlarının konusu diyerek öyle dışlayanlar, duyguların yönetilmesini önemsemeye başladılar. Bu aslında ciddi, küresel bir değişime sebep oldu. Hatta devrimsel diyebileceğimiz değişimler ortaya çıktı.” şeklinde konuştu.

“Duygularımızdaki aracı organımız beyindir”

Duyguların farklı derecelerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini gösteren duygu çarkından söz eden Tarhan; “Duygu çarkı vardır. Mesela sevgi, coşkunluk ve hayranlık arasında kalıyor ve onun çeşitli dereceleri var. İtaat, hayranlık ve dehşet arasında kalıyor. Huşu, dehşet ve hayret arasında kalıyor. Hayal kırıklığı, hayret ve yas arasında. Pişmanlık, yas ve nefret arasında. Hor görme, nefret ile hiddet arasında. Agresiflik, hiddet ve ihtiyat arasında. İyimserlik, ihtiyat ve coşkunluk arasında. Bizde somut duygular ve soyut duygular var. Somut duygular nefis olarak geçiyor. Soyut duygular da kalbi dediğimiz duygular. Bu ikisini somut ve soyut diye ayırmakta fayda var. Duygularımızdaki aracı organımız beyindir. Beynimiz beden ağırlığının yüzde 2’si, kalp debisinin yüzde 15’ini kullanıyor. Kalbin yüzde 15’i beyne çalışıyor ve bütün bedenin toplam oksijen ve glikoz kapasitesinin yüzde 20-25’ini beyin kullanıyor.” ifadelerini kullandı.

“İnsanda anlam arayışı var”

İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özelliklerden birinin anlam arayışı olduğunu belirten Tarhan; “‘İnsanın ön beyni olmasa ahlak ve maneviyat olmaz.’ sözü basit bir söz değil. Yani çok büyük gerçeğe uyuyor. Maymunları insanın arasına alsan, bin sene yaşasa ön beyinleri gelişmemiş olduğu için ahlak ve medeniyet öğrenemezler. İnsanlığı öğrenemezler. İnsan dışındaki diğer bütün canlılarda yemek, içmek, üremek, barınmak var ama insanda anlam arayışı var. Yalnızlığı gidermek istiyor, geçmişi, geleceği düşünüyor, soyut bağ kurmak istiyor. Yani insanda ciddi anlamda medeniyet kurabilecek zihin üstü genler, metakognitif genler var.” dedi.

Ne oluyor da böyle oluyor?

Duyguların davranışa dönüşmesinde beynin farklı bölgelerinin rolüne dikkat çeken Tarhan; “Duyguları davranışa dönüştüren beyin alanları neler? Yani bu beynimizde ne oluyor, nasıl oluyor da böyle oluyor? Aslında beynimizde bir kalbe benzeyen bir sistem var. Bu kalp ama beyindeki kalp, sanki ona benzeyen bir limbik sistem var. Üst limbik sistem beyindeki kalp. Alt limbik sistem, amigdala nefse çok benziyor. Kalp ve nefis. Yani İslami literatürdeki kalp, nefis kavramının sanki beyinde bir karşılıkları var gibi. Ön beyin duygu regülasyonu yapan beyin bölgesi. ‘Akıldan kalbe yolculuk’ derken muhakeme ediyorsun ‘yap-yapma, uygun- uygun değil, sev-sevme, hoşlandın-hoşlanmadın’ diye karar veren beyin bölgesi burası. Beynin aslında kaptan köşkü. Hipotalamus da otonom sinir sistemi, iç organlarımızın çalışmasıyla ilgili. Amigdala, nefis olarak bilinen o bölge, saldırganlığın baskın olduğu bölgedir. Hipokampus da hafızanın kaydolduğu bölge. Motor ayna nöronlar var beyinde. Motor ayna nöronlar olduğu gibi duygusal ayna nöronlar var beyinde. Mesela bir insan karşı taraf kolunu kaldırdığı zaman sizin de kolunuz, beyninizdeki kol bölgesi, aynı şekilde kalkar havaya. Karşı tarafla konuşuyorsunuz, ona bir güven oluşturdunuz. Güven oluşturduğunuz zaman bizim beynimizdeki ayna nöronlarla karşı tarafın beynindeki ayna sinir hücreleri konuşuyor. Biz karşı tarafa böyle güven verici bir şekilde, iyi niyetli bir tutumla konuşursak karşı tarafın beyninde oksitosin diye bir mutluluk hormonu salgılanır. Bu hormon en yüksek düzeyde emziren annelerde salgılanıyor. Eğer karşıdaki kişi stres, güvensizlik uyandırdıysa beyninizde onun da beyninde stres hormonları salgılanır.” şeklinde konuştu.

“Nefis benmerkezcidir”

Beyinde üretilen kimyasalların duygularla ilişkisine değinen Tarhan, tasavvuftaki psikolojik dinamikleri ve nefsin özelliklerini anlattı. Tarhan; “Dopamin, serotonin, endorfin, oksitosin… Bunlar beynimiz bir eczane gibi çalışıyor. Tasavvuftaki psikolojik dinamiklerde şeytan, nefis, akıl, bilinç, kalp, ruh, aşk var. Nefis somut zevkleri tanımlıyor. Yemek, içmek, üremek, barınmak gibi devamlı insanın haz peşinde koşması. Nefsin üç S özelliği var. Sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Yani S-S-D diye. Beyindeki bu özelliği, sınırsız, sorumsuz ve doyumsuz olmasıdır. Sınır tanımadan arzusunu tatmin etmek istiyor. Kendisini kutsallaştırmak istiyor, kendini evrenin merkezine yerleştirmek istiyor, her şeyi kontrol etmek istiyor, herkesin kendi şartlarına uymasını istiyor. Yani nefis benmerkezcidir.” ifadelerini kullandı.

“Kuantuma göre bilinç, seçimlerin bütününü bir arada bulundurmaktır”

Bilincin insanın kendi varlığını ve evrendeki konumunu fark etmesiyle ilişkili olduğunu belirten Tarhan; “Duyguları yöneten bölgemiz bilinçtir. Bilinç, farkındalık ve varlığın farkına varmış olmayla ilgili. Tek bilinç sahibi varlık şu anda dünyada insan. Kendi varlığının farkında olan ve ‘Evrendeki konumum nedir?’ diye soru soran… ‘Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, niçin?’ sorularını sorar ve soyut kavramları fark edebilir. Kuantum elektrodinamiğine göre bilinç, sübjektif gözlemcidir. Aslında madde diye bir şey yok bilince göre. Baktığımız zaman parçacığız, bakmadığımız zaman dalgayız. Onun için madde denilen şey elektromanyetik yumak. Zaten elektronları, fotonları, atomları gören yok. Sadece akıl gözüyle görülüyor. Kuantum dinamiğine göre bilinç, seçimlerin bütününü bir arada bulundurmaktır. Yani insan aslında beyinde kuantum bilinçle bütün seçimleri aynı anda barındırıyor. Buradan hareketle kişi iyiyi veya kötüyü, doğru veya yanlışı, faydalıyı veya faydasızı, güzeli veya güzel olmayanı, sevgiye layık olanı veya olmayanı seçiyor. Yaptığımız tek şey seçim, cüzi irade. Aslında bütün seçenekler aynı anda kuantum dinamik bilinçte bulunuyor. Bir yazılımın içinde yaşıyoruz. Alkol, uyuşturucu, hipnoz gibi bilinç durumları bunları değiştirebiliyor. Bilinçli karar almada bilinç fark ediyor. Bilinç fark eder, nefis ister, şeytan yönlendirir, akıl yorumlar, kalp sever, ruh bağlanır…” ifadelerini kullandı.

“Kapitalist ahlak insanı mutlu etmiyor”

Mevcut kapitalist sistemin insanın psikolojik ve manevi ihtiyaçlarını göz ardı ettiğini belirten Tarhan; “Şu andaki küresel sistem, kapitalist ahlak insanı mutlu etmiyor. Tam tersi psikiyatrik hastalıkları artırıyor ve küresel bir tehdit hâline geliyor. Şu anda Birleşmiş Milletler geleceğe yönelik üç tehlike var diyor. Birincisi gelir eşitsizliği, ikincisi iklim değişikliği, üçüncüsünü yalnızlık olarak söyledi. Maslow’un psikososyal ihtiyaçlar hiyerarşisi var. Bize psikoloji ders kitaplarında öğretilen ihtiyaçlar bunlar. En önde fizyolojik ihtiyaçlar var. Yeme, içme, üreme, güvenlik ihtiyacı, sevgi ve ait olma ihtiyacı, saygınlık, saygı görme ihtiyacı, kendini gerçekleştirme ihtiyacı. Yani erdemli olma gibi kendini gerçekleştirme diyor. Daha sonra vefatına yakın bir kitap yazıyor. O kitapta en üstte kendini gerçekleştirme değil aşkınlık ihtiyacı diyor. Yani burada mistik deneyimler, ‘helping others’ dedikleri başkalarına yardım etmek, ‘spiritual needs’ denilen manevi ihtiyaçlar, estetik gibi kendini aşmayla ilgili konular, insanın en tepe ihtiyaçları arasında yer alıyor. Bunu aslında kapitalist sistem yok sayıyor. 2017’de bir araştırmacı bunu ortaya koyup yayımladı. Şimdi ise bunu yok sayan bir Batı psikolojisi var.” ifadelerini kullandı.

Vicdani zekâsı yüksek kişiler iç sesini dinleyebilir

Nöropsikolojik bakış açısıyla zekâ türlerini ele alarak bu zekâların sosyal hayatta nasıl karşılık bulduğunu ve insan davranışlarına nasıl yansıdığını anlatan Tarhan şöyle konuştu.

“İnsanda nöroyönetim diyagramı var. Nöropsikoloji bakışına göre beş türlü zekâ var. Bilgisayardaki programlar gibi. Mantık IQ, bildiğimiz şu andaki mantık zekâsı. EQ duygu zekâsı, tutkulu projeye sahip olur bu kişiler. Fiziksel zekâ, bunlar beden ve disiplinli bir hayata sahiptirler. Vicdani zekâya sahip kişiler ilkeli, prensipli ve bilgedirler. Sosyal zekâsı olan kişiler de ilişki yönetiminde başarılıdırlar. Mantıksal zekâ idealisttir, düşünce üretir, geleceği tahmin eder, beklenti oluşturur, stratejik düşünür, kalıpların dışında düşünür ve geleceği planlar. Kendine inanmak ve güvenmek ister. Duygusal zekâ ise aktivist olmak, ümitli olmak, iyimser olmak, cesaret, empati ve kucaklayıcı olmak, iç ve dış motivasyona sahip olmak, insanlara inanmak, mizahı ve eğlenceyi bilmek, estetik duygusuna sahip olmak, tutkulu bir projeye sahip olmak, olumluyu görmek ve özgüven sahibi olmak bir kişide duygusal zekâ yüksekliğini gösterir. Sosyal zekâda, şefkatli, kucaklayıcı, iş birliğine açık ve güven verici olmak, riski değerlendirmek, krizi yönetmek, aktif dinlemek, çözüm odaklı karar vermek, başkalarının duygu, ihtiyaç ve haklarını dikkate almak, empati sahibi olmak ve aile bağlarını güçlendirmek, sosyal zekâsı yüksek kişilerde görülen özelliklerdir. Bedensel zekâsı yüksek kişiler ise iş disiplini olan, realist, hedefe kilitlenen, çeldiricilere ket vurabilen, risk alabilen, adanmış, takipçi, fedakâr ve kararlı kişilerdir. Vicdani zekâsı yüksek kişiler ise iç sesini dinleyebilir, içsel sorumluluk sahibidir ve hesap verebilirlik duygusu taşır. Doğaüstü güce, yaratana karşı sorumluluk hisseder. Etik değerlere sahip olan, ahlakı ve aklı kullanan, üretken, bilge, alçak gönüllü ve dürüst kişilerdir.” 

Derin ve anlamlı ilişkiler kurabilen kişiler mutlu oluyor

Sosyal bağların ve iş birliğinin insan mutluluğundaki önemine dikkat çeken Tarhan; “Kazlara hep ‘kaz kafalı’ denir. Kazlar aslında müthiş akıllıdırlar. Allah onların beyinlerine öyle bir program koymuş ki şu lider kaz önde uçuyor. O yorulunca diğer tarafa geçiyor, öbürü onun yerine geçiyor. Öndeki yoruluyor, kanatlarını çok çırpıyor. Diğerlerine boşluk bırakıyor, diğerleri daha az kanat çırpıyorlar ve böylece kıtalar arası uçabilir hâle geliyorlar. Allah insanın beynine bu programı koymamış ama eğilim olarak koymuş. Biz insan olarak sosyal iş birliği kurarsak mutlu oluyoruz. Derin ve anlamlı ilişkiler kurabilen kişiler mutlu oluyor. Bizim dinimizdeki merhamet, cemaati teşvik etmesi, sosyalliği teşvik etmesi aslında burada önemli. Çünkü sosyal bağlar olduğu zaman beynimizde mutluluk hormonları da salgılanıyor.” ifadelerini kullandı. 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi: 02 Kasım 2026

Sizi Arayalım

Phone