İçeriğe atla

İçerik

Bağımlılığa götüren ‘5H’

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü kapsamında, Karabük Üniversitesi ile Can Sağlığı Vakfı ve iş birliğinde düzenlenen “Madde Bağımlılığı ile Mücadele” paneline çevrimiçi olarak katıldı. “Gençleri Bağımlılıktan Koruyan Psikolojik Dayanıklılık ve Ailenin Gücü” başlığında bağımlılığa götüren 5H ‘Hız, Haz, Heva, Heves, Hırs’ a dikkat çeken Tarhan, hedonik adaptasyon dediğimiz bu duruma sebep olan bu 5H’nin beyinde aşırı dopamin salgılattığını, böylece de hazza kilitlenip maddenin kölesi insanları ortaya çıkardığını söyledi. 

“Bağımlılık beynin ön bölgesinin işlevini bozar”

Bağımlılığın tedavi sürecinden bahseden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bağımlılık tedavisinde üç tedavi bir de klinik tedavi var. Yani bağımlılık tedavisiyle ilgili olarak dört aşamadan söz edebiliriz. Birincisi klinik tedavidir. Hasta yatırılır, detoks yapılır, beyin kimyası düzeltilir ve bir kriz dönemi geçirilir. Bu genellikle üç haftalık bir süreçtir ve bu aşama için çoğu zaman yeterli olur. Beynin ön bölgesi dikkat, yönlendirme, kısa ve orta süreli bellek, sabır, planlama, yargılama, tepki kontrolü, düzenli olma, sorun çözme, hatalardan ders çıkarma, duyguları anlama ve ifade etme, empati, sağduyu, moral ve motivasyon gibi işlevleri içerir. Bunların hepsi bağımlılıkta bozulan fonksiyonlardır. Yani bağımlılık, beynin ön bölgesinin işlevini bozar. Bir insanı insan yapan bütün özellikler, medeniyet kurabilen bir insanı insan yapan yetiler, madde aldıktan sonra ciddi şekilde zarar görür. Kişi o anda maddenin etkisiyle insan olma özelliklerini kaybeder hale gelir.” ifadelerini kullandı. 

“Bağımlılık bir beyin hastalığıdır”

Bağımlılığa götüren 5 H’nin; ‘Hız, Haz, Heva, Heves, Hırs’ olduğunu kaydeden Tarhan, ‘Hedonik adaptasyon dediğimiz bu duruma sebep olan 5H duygular beyinde aşırı dopamin salgılatır ve hazza kilitlenip maddenin kölesi insanlar ortaya çıkar” ifadelerini kullandı. Bağımlı kişilerde ödül yollarının otobana dönüştüğünü vurgulayan Tarhan; “Bağımlılığın nörobiyolojisine baktığımızda beynin ön bölgesi ve ödül sistemi burada devreye giriyor. Madde kullanımı ya da uyarıcı etkenler uykusuzluk, bazı davranışsal uyarıcılar, hatta spor gibi doğal uyarıcılar bile beyindeki ödül sistemini harekete geçirir. Bu sistem özellikle mezolimbik bölge üzerinden çalışır. Burada dopamin, endorfin ve serotonin gibi kimyasallar devreye girer. Bağımlılık nörobiyolojisinde tedavi sürecinde biz bu kimyasallarla ilişkili reseptörleri dikkate alırız. Ayrıca bağımlılıkta farklı reseptör sistemleri de devrededir. Marihuana reseptörleri olabilir, glutamat reseptörleri olabilir. Bu reseptörlerin aktif hale gelmesiyle birlikte beyne çeşitli sinyaller iletilir. Sonuç olarak bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Normalde beyin yolları bir patika gibiyken, bağımlı kişilerde ödül yolları otobana dönüşür. Tedavide bizim temel hedefimiz, bu patika olması gereken yapının tekrar normale dönmesini sağlamaktır. Aşırı dopaminerjik aktivite nedeniyle oluşan bu yoğunlaşmış yolları yeniden düzenlemek gerekir. Bu süreç altı ay ile bir yıl arasında değişir. Bu nedenle bir hastayı hastaneye yatırdıktan sonra altı ay boyunca tedavi sürecinde tutarsak, bağımlılıkta yüzde 60-70 oranında iyileşme sağlanabildiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu. 

“Genetik ölçümler yapılarak kişiye özel planlama yapılıyor”

Kişiye özel tedavilerin öneminden bahseden Tarhan; “Bağımlılık tedavisinde birincil koruma, sağlıklı bireylerin hasta olmamasını sağlamak için yapılan çalışmalardır. Bu aşamada psikolojik sağlamlık, sosyal bağlar ve anlamlı ilişkiler üzerinde durulur. Psikolojik sağlamlık dediğimiz kavram burada özellikle güçlendirilir. İkincil korumada ise risk grupları belirlenir. Örneğin arkadaş çevresinde arada sırada uyarıcı veya yasaklı madde kullanan kişiler gibi risk taşıyan gruplar tespit edilir ve bunlara yönelik rehabilitasyon programları uygulanır. Üçüncül koruma klinik tedavi, dördüncül aşama ise rehabilitasyon tedavisidir. Klinik tedavinin protokolleri belirlenmiştir ve hastaya göre uygun protokol uygulanır. İdeal olan, günümüzde sadece ilaç tedavisinin yeterli olmamasıdır bunun yanında beyindeki reseptör duyarlılığını etkileyen bağımlılık protokolleri ve nöromodülasyon tedavileri de kullanılmaktadır. Eğer kişide madde kullanımına bağlı psikoz gelişmişse yani şizofrenik bir tablo ortaya çıkmışsa daha ileri düzey tedaviler devreye girer. Çünkü özellikle yeni çıkan yasaklı maddeler, beyinde yatkınlık geni bulunan kişilerde serotonin ve dopamin gen ekspresyonlarını bozabilir, hatta genlerin işleyişini kapatabilir. Bu genler aslında açılıp kapanabilen yapılardır. Stres altında, madde kullanımında veya uzun süreli uykusuzlukta, genetik polimorfizmi olan bireylerde bu genler kapanabilir. Bu nedenle günümüzde genetik ölçümler yapılarak, tedaviler kişiye özel şekilde planlanmaya çalışılmaktadır.” dedi.

“İnternetin bazı özellikleri bağımlılığı kolaylaştırıyor”

Dopamin düzeyinin azalmasıyla ortaya çıkabilecek durumlardan bahseden Tarhan; “Diğer taraftan davranışsal bağımlılıklar ve sanal bağımlılıklar vardır. İnternet bağımlılığı da bunlardan biridir. İnternetin bazı özellikleri bu bağımlılığı kolaylaştırır. 7/24 erişilebilir olması, sürükleyici yapısı, onaylayıcı içerik sunması, elverişli ve ucuz olması, tehdit hissi uyandırmaması ve aynı zamanda ödüllendirici olması. Bu özelliklerin tümü günümüzde bazı maddelerin yerini almış durumdadır. Beyindeki dopaminerjik sistem de bu süreçten etkilenmektedir. Kişi eline tableti ya da telefonu aldığında saatlerin nasıl geçtiğini fark etmez. Bu durum beyinde ucuz dopamin üretimine yol açar ve bir dopamin döngüsü oluşur. Zamanla beyinde dopamin kuraklığı dediğimiz bir durum gelişir. Dopamin düzeyi azaldığında kişi kendisini yorgun, mutsuz ve tükenmiş hisseder. Bunun sonucunda birçok depresif belirti ve psikiyatrik tablo ortaya çıkabilir. Özellikle dopaminerjik sistemin aşırı uyarılması bu süreci daha da belirgin hale getirir.” ifadelerini kullandı.

“Gençler risk içeren uyaranlara daha fazla yönelme eğiliminde”

Ergenlik döneminin yoğun bir değişim süreci olduğunu belirten Tarhan; “Gençlik dönemi kişinin ‘Ben kimim, nereye aitim, ne için yaşıyorum?’ sorularını sorduğu kimlik arayışı dönemidir. Bu nedenle gençler yaş dönemleri gereği daha fazla risk grubunda yer alır ve özellikle üzerinde durulması gerekir. Ergenlik dönemi yoğun bir değişim sürecidir ve bazı yönleriyle geçici bir kriz dönemi olarak da değerlendirilebilir. Bu dönemde ani duygu değişimleri, çıkışlar ve savunma davranışları görülebilir. Bu durum büyük ölçüde doğaldır ve aynı zamanda öğrenme ile işbirliğinin geliştiği bir süreçtir. Bu süreçte ön beyin henüz tam gelişmemiştir. Gelişim genellikle 22 yaşına kadar sürer. Korpus kallozumun olgunlaşması da bu döneme kadar devam eder. Bazı bireylerde bu süreç daha da uzayabilir ve ergenlik özellikleri ileri yaşlara taşınabilir. Bu kişilerde ‘dur-düşün-yap’ mekanizması yeterince gelişmediği için dürtü kontrolü zayıf olabilir, aklına geleni yapma ve son duyduğuna inanma gibi davranışlar görülebilir. Bu nedenle gençler risk grubunda yer alır. Ayrıca beyin, negatif duygulara pozitif duygulardan daha güçlü tepki verir. Bu yüzden gençler heyecan, aksiyon ve risk içeren uyaranlara daha fazla yönelme eğilimindedir. EEG ve nörogörüntüleme çalışmalarında da bu duygusal tepkilerin daha güçlü olduğu gösterilmektedir.” şeklinde konuştu. 

“Frontal lobda jüri mekanizması oluşturabilmeyi hedefliyoruz”

Zihinsel jürinin sağlıklı karar vermedeki önemine değinen Tarhan; “Biz gençlere zihinsel jüri metaforunu öğretmeye çalışıyoruz. Yanlış bir düşünce ya da madde kullanma isteği akla geldiğinde, kişinin zihninde bir jüri olduğunu varsayıyoruz. Bu jüri beş kişiden oluşuyor. Birincisi başkandır, olayın gerçek olup olmadığına karar verir. İkincisi bilim insanıdır, doğrulama ve yanlışlama yapar, test eder. Üçüncüsü ahlaktır, iyiyi ve kötüyü ayırt eder. Dördüncüsü estetikçidir, güzel ve çirkin olanı değerlendirir. Beşincisi işletmecidir, fayda-zarar analizi yapar. Burada son kararı veren yargıçtır. Ancak sağlıklı bir karar için diğer jüri üyelerinin hepsine danışmak gerekir. Bu da hızlı ve kontrollü düşünme becerisini geliştirir. Bu doğuştan gelen bir özellik değildir sonradan öğrenilir. Aslında frontal lobda böyle bir jüri mekanizması oluşturabilmeyi hedefliyoruz.” dedi.

“Sıradan şeylerden mutlu olmayı öğrenmek en temel beceridir”

Şükran ve minnettarlık modüllerinden bahseden Tarhan; “Mutluluğu kazanma silahı olarak pozitif psikolojiden söz ediyoruz. Seligman’a göre burada iki temel kavram var. Esnek optimizm (iyimserlik) ve otantik mutluluk. Esnek optimizm, pollyannacılık değildir. Daha çok olumlu bilişlerin ve düşünce kalıplarının öğrenilmesi ve geliştirilmesidir. Otantik mutluluk ise saf ve gerçek mutluluktur ancak emek ve çabayla elde edilebilir. ‘Şuyum olsa mutlu olurum, buyum olsa mutlu olurum…’ düşüncesi bu noktada sık karşımıza çıkar. Gerçek mutluluk iç nedene bağlıdır. Kişinin sıradan şeylerle mutlu olabilmeyi öğrenmesi gerekir. Dünyayı ve başkalarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendimizi değiştirmeyi başarabilmek önemlidir. Çünkü dünyayı ve başkalarını değiştirme çabası içinde olan kişi mutlu olamaz. Sıradan şeylerden mutlu olmayı öğrenmek en temel beceridir. Pozitif psikoterapide bu nedenle şükran ve minnettarlık modülü üzerinde çalışılır. Kişinin geçmişte kendisine iyilik yapmış birine gidip iyilik yapması, onda çok derin ve anlamlı bir bağ oluşturur. Ya da kişinin sabah uyandığında sahip olmadığı şeylere değil, sahip olduğu değerlere odaklanması bu sürecin bir parçasıdır.” şeklinde konuştu. 

“İnsanı kötülükten koruyan şey hesap verebilirliktir”

Psikolojik sağlamlığa sahip olabilmek için kendini yönetebilme diyagramının doğru çalışması gerektiğini söyleyen Tarhan; “Kendi kendinin lideri olmayan, beynini yönetmeyi bilmeyen bir kimse mutlu olamaz, psikolojik sağlamlığa da sahip olamaz. Psikolojik sağlamlık mantıksal zeka, beden zekası, sosyal zeka, duygusal zeka ve vicdani zekanın bir bütün olarak çalışmasıdır. Bu, bir tür kendini yönetebilme diyagramıdır. IQ mantıksal zekadır, bilgisayardaki program gibi çalışır. Analiz eder, düşünür, strateji kurar, kalıpların dışında düşünebilir, geleceği öngörmeye çalışır. EQ duygusal zekadır, duyguları yönetme kapasitesidir. Umutlu, iyimser, cesaretli ve empatik olmayı sağlar. Mizahı ve estetiği kullanır, tutkulu projeler üretir, özgüveni destekler. PQ fiziksel (kinestetik) zekadır, bedeni yönetebilme becerisidir. Disiplin kazandırır, hedefe kilitlenmeyi sağlar, çeldiricilere karşı durmayı öğretir, kararlılık ve adanmışlık geliştirir. SQ sosyal zekadır, ilişkileri yönetebilme becerisidir. Şefkatli, kucaklayıcı ve iş birliğine açık olmayı sağlar. Kriz yönetimi yapabilir, aktif dinleyicidir, çözüm odaklıdır ve aile bağlarını güçlendirir. VQ vicdani (spiritüel) zekadır, iç sesi dinleyebilme ve hesap verebilirlik kapasitesidir. Kişiyi ilkeli, sorumluluk sahibi ve dürüst yapar. Bir insanı kötülükten koruyan şey sadece iyi niyet ya da dindarlık değil, hesap verebilirliktir. Yaptığı işin hesabını verebileceğini bilen kişi gizli kötülük yapmaz.” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi30 Haziran 2026

Sizi Arayalım

Phone