İçeriğe atla

İçerik

Ailede birlikte sıcak yemek yemek, stresi düşürüyor!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Bursalılarla bir araya geldi. “Züleyha ile Sınırsız Sohbetler” başlıklı söyleşide Tarhan, belirsizlik, adil paylaşım ve kötü örnekliğin toplumda gelecek kaygısını artırdığına dikkat çekerken, özsaygı, özgüven ve özbeğeni kavramlarını psikolojik açıdan değerlendirdi.  Dijitalleşme ve sosyal medyanın birey üzerindeki etkileri ile yapay zekânın doğru kullanımına ilişkin de dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Tarhan, aile içi iletişimin güçlendirilmesi ve çocukların değişen dünyanın gerçeklerine uygun şekilde yetiştirilmesinin önemine de vurgu yaptı. Birlikte yemek yemenin aile bağlarını güçlendirdiğini kaydeden Tarhan, sıcak yemek sayısı arttıkça o ailede stresin daha düşük olduğunu da sözlerine ekledi.

Züleyha Ortak Dağ moderatörlüğünde, Bursa Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosunda düzenlenen programa Bursalılar yoğun ilgi gösterdi.

“Bütün bunlar insanlarda gelecek kaygısı oluşturuyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda belirsizlik, adil paylaşım ve kötü örnekliğin bir araya gelmesinin bireylerde gelecek kaygısını artırdığını söyledi. Tarhan; “İnsan beyninin bir çalışma biçimi var, belirsizliğe tahammül edemez. İnsan beyni belirsizliği tehdit olarak görür. Mesela ormana gidiyorsun hangi yoldan nereden yılan, çıyan çıkacak, nereden tehlike geliyor? Belirsizse kuralsızsa ortam orada güvende hissetmez kendini, uyuyamaz bile gece. Devamlı ya ağacın üzerine çıkar ya uyku tulumuna girer öyle uyur, yoksa uyuyamaz. Şimdi bizim toplum hayatında da belirsizlik çok fazla. Aslında biz 20 sene öncesine göre daha iyiyiz gayrisafi milli hasıla olarak. 2000’lerde kişi başı 3 bin dolardı şimdi 18 bin dolar. Yani bir fark var fakat bu toplumda adil paylaşımla ilgili kaygılar var. Bir ev düşünün bir anne bir çocuğu, baba bir çocuğu tutsa, evde kutuplaşma olsa yahut da bir çocuk fazla korunsa, diğerlerinin hakkı yense, o evde huzur olmaz. Şu andaki Türkiye’de benim gördüğüm böyle bir adil paylaşım sorunu var. Kötü örneklik sorunu var, diğer taraftan da belirsizlik sorunu var. Bu üç sorunun birleştiği yerde, bir ev düşünün, bir şirket düşünün o şirkette huzur olmaz. Bütün bunlar insanlarda gelecek kaygısı oluşturuyor.” dedi.

Özsaygı, özgüven, öz beğeni arasındaki fark!     

Özsaygı, özgüven ve özbeğeni kavramlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Tarhan, sağlıklı benlik algısının önemine dikkat çekti. Tarhan; “Özsaygı, özgüven, özbeğeni. Bu üçünü iyi tanımlamak gerekiyor. Özsaygı bizim için benlik saygısı diye geçiyor. Bir insanın bir benlik seviyesi vardır kendisini toplumla ilişki kurduğu bir benlik seviyesi. Bir benlik algısı vardır, olduğu benlik vardır, olmayı istediği benlik vardır. Bunların arasındaki makas ne kadar darsa o kadar iyidir. Mesela kişinin olmak istediği benlik çok yüksekse, benlik saygısı iyi olduğu halde iyi hissetmez kendini, benlik algısı düşük olur. Bazı kişilerde benlik algısı düşük oluyor özgüveni yok, ‘Ben bir şey yapamam, beceremem.’ diyor. Yahut da benlik algısı yüksek oluyor; ‘Var mı benden daha güzeli, en iyi benim, en üstün benim.’ diyen gururlu, kibirli tipler var. İşte onlarda narsistik kişilik özellikleri var. Mümkün olan benlik algımızın, benlik seviyemizin ve olmasını istediğimiz benliğin aynı seviyede olmasıdır. Özsaygı, kişinin o benlik algısının dengede olmasıdır. Özbeğeni ise kendini aynaya bakıp ‘Var mı benden daha güzeli?’ diyen, övünmeyi seven, alkışla beslenen, en büyük organı egosu olan narsistik kişilik özelliklerini ifade eder. Bunlarda aslında arka planda narsistik kırılganlık vardır. Kırılmaktan korktukları için kendilerini överek egolarını tatmin ederler, alkışla beslenirler.” ifadelerini kullandı.

“Stres ve krize üç türlü tepki var”

İnsanların stres ve kriz karşısında üç farklı tepki geliştirdiğini belirten Tarhan, psikolojik dayanıklılığın önemini anlattı. Tarhan; “Stres ve krize üç türlü tepki var. Birincisi sünger gibidir içine çeker ağlar ‘Ne olacak benim halim?’ diye yakınır, çöker ve herkese de bulaştırır. İkincisi teflon tiplerdir. Teflon tava kendisi yanmaz ama temas edeni yakar. Bu tipler de kendilerine bir şey olmaz ama karşı tarafı yakarlar, çıkarlarına göre manipüle ederler. Teflon tava çizilince çöptür. Bu kişiler de eleştiri anında müthiş öfkelenirler, narsistik kırılganlık diyoruz buna. O öfkenin tesiriyle de hata yaparlar. Üçüncüsü kauçuk tiplerdir. Bir olay esnasında esner, bir şey öğrenir, tekrar eski hâline gelir. Böyle olan kişiler için her olay yeni bir anlam yükler. Bir yakınını kaybetti, bir kaza oldu ‘Öldüm bittim.’ demek yerine o olayın fırsat boyutunu araştırır. Bu insanın kontrol edebileceği şey var, edemeyeceği şey var. Bunu bilmek müthiş bir bilgeliktir. Bunu bilen bir kimse hatasını orada görür, ‘Bu bana ne kazandırdı?’ der. Buna geliştiren travma diyoruz.” diye konuştu.

“En büyük organları egolarıdır”

Narsistik kişilik özelliklerinin temelinde kırılganlık bulunduğunu ifade eden Tarhan, bu kişilerin ilişkilerde manipülatif davranışlar sergileyebildiğini söyledi. Tarhan; “Narsistik karakterler kendilerini çok önemli ve üstün görürler. En büyük organları egolarıdır. Övgüyle ve alkışla beslenirler. Alkış olmadığı zaman kendilerini sudan çıkmış balık gibi hissederler. Narsist bir insanı eleştirdiğin an seni düşman görür insanları hemen ‘dostlarım’ ve ‘düşmanlarım’ diye ayırır. Çok iyi manipülasyon yaparlar, sömürürler. Hedefine ulaşmak veya egosunu tatmin etmek için karşısındakini aşağılar, yerin dibine batırır. Sonra da ‘Bunu ben senin iyiliğin için yapıyorum.’ der. Karşı tarafı değersizleştirip özgüvenini kırar ve bir köle-efendi ilişkisi kurmak ister. Bazen hedefine ulaşmak için mütevazı rolünü de oynarlar. Alkış alabilmek için o rolü bile oynar. Samimiyetsizdir ama samimiyet rolünü çok iyi yapar. Pasif agresif de gizli narsisizmdir aslında. Karşı tarafı kızdırır, bağırttırır ve bundan zevk alır buna narsistik beslenme diyoruz. Sen sinirlendikçe o tatmin olur. Seni ağlattıkça rahatlar, amacına ulaşmış olur. Seni manipüle etmeye hazır hâle getirir. Çok iyi sömüren tiplerdir. Kaotik ortamdan da beslenirler, karıştırır, oradan faydalanırlar. Narsistik bir insanla yaşamak zordur, empati yetenekleri de çok yoksundur.” dedi.

“Görünebilirlik kutsallaştı…”

Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin doğru kullanıldığında önemli fırsatlar sunduğunu, ancak sosyal medyanın amaca dönüşmesi hâlinde bireyleri sahte bir görünürlük arayışına sürükleyebileceğini ifade etti.

Tarhan; “Teknolojinin kendisi bizatihi tarafsızdır. Teknoloji bir araçtır. Dijitalleşme bir araçtır. Yapay zekâ bir araçtır. Sosyal medya mecraları da bir araçtır. Bu bizim amacımıza hizmet ederse bize faydalıdır ama amacınızı kaptırırsanız sosyal medyanın kölesi olursunuz. Bunun için sosyal medyayı kullanan kişinin günü planlaması, zamanı yönetebilmesi gerekir. Bir söz vardır ‘Vitrinler dolu, gönüller boş.’ Şu anda sosyal medyada görünüşte sahte gülüşler var, sahte eğlenceler var. Daha önce ‘Düşünüyorum, o hâlde varım.’ deniyordu, şimdi ‘Görünüyorum, o hâlde varım.’ oldu. Görünebilirlik kutsallaştı ama bu insanı sahte bir görünürlüğe itiyor. Beyin burada ucuz dopamin üretiyor. Sahte bir alkış alıyorlar beğeni ve övgüyle besleniyorlar. Övgü almadıkları zaman, beğeni olmadığı zaman müthiş kötü hissediyorlar. Dopamin beklentisi haz verir, ulaştığın zaman söner. Tatlı yemek gibidir beklentisi daha güçlüdür, sonrasında yeniden ister insan. Bu tarz hazlar kısa vadelidir. Buna alışan kimse bir müddet sonra normal alkışla tatmin olmaz. Bu sefer yapay tatmin yollarına girer keyif verici, uyarıcı, yasa dışı işlere yönelir ve onlarla tatmin olmaya çalışır.” şeklinde konuştu.

“Birlikte yenen sıcak yemek sayısı arttıkça ailede stres daha düşük oluyor”

Çocukların değişen dünyanın gerçeklerine göre yetiştirilmesi gerektiğini söyleyen Tarhan, aile içi iletişimin güçlendirilmesinde birlikte geçirilen zamanın önemine dikkat çekti. Tarhan; “Çocuklar bizim çocuğumuz değil zamanın çocuğu diye bilmek lazım. Onun için bu zamanı eskiyle hiç kıyaslamayalım. Çocuklarımızı bizim büyüdüğümüz çağa göre değil onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin diyor Hz. Ali. Bakın, bunu bin 500 yıl önce söylüyor. Şimdi dijitalleşme bir gerçeklik. Matbaa insanlıkta nasıl dönüşüm yaptıysa, elektriğin bulunması nasıl bir devrim yaptıysa, yapay zekâ da böyle bir gerçeklik. Bunu kabul edeceğiz. Önemli olan dijitalleşmeyi ve yapay zekâyı olumlu yönde nasıl kullanacağımıza odaklanmak. Bu aile içindeki ilişkilere de ister istemez yansıdı. Mesela yemekte dört kişi oturuyorsa bir boş tabak koyun ve telefonları oraya bırakın. Çünkü birlikte yemek yemek aile bağlarını güçlendirir. Yemek sırasında sohbet etmek aileyi bir arada tutar. Stres ölçeklerinde sorulan sorulardan biri de ‘Ailede haftada kaç gün birlikte sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusudur. Sıcak yemek sayısı arttıkça o ailede stres daha düşük oluyor. Maalesef artık bizde de herkes dışarıdan söylüyor ve birlikte sıcak yemek kültürü giderek azalıyor.” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi09 Temmuz 2026

Sizi Arayalım

Phone