
Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy, yalnızlık ve suç davranışı arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
Bir risk faktörü olarak yalnızlık
Yetersiz sosyal bağlanma olarak tanımlanan yalnızlığın, kriminolojinin önemli bir ilgi alanı haline geldiğini kaydeden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Yapılan son araştırmalar, yalnızlığın bilişsel işlevleri, duygusal düzenlemeyi ve sosyal davranışları etkileyen psikolojik bir durum olduğunu ve bunların tümünün suç eğilimlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Ülkeler hızlı kentleşme, dijitalleşme ve demografik değişimler nedeniyle artan sosyal dağınıklık yaşarken, yalnızlık ile suç davranışı ve yeniden suç işleme arasındaki ilişkiyi anlamak giderek daha önemli hale gelmektedir.” dedi.
Yalnızlık, suç işlemeye katkıda bulunuyor
Yalnızlığın, nesnel olarak sosyal izolasyonla aynı şey olmadığını, yeterli sosyal bağlara sahip olmadığınızı “hissetmeniz” anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Atasoy, şöyle devam etti:
“Sosyal kontrol teorisi, gerilim teorisi ve etiketleme teorisi gibi kriminolojik teoriler, yalnızlık için kavramsal alanlar sağlar. Travis Hirschi'nin sosyal kontrol teorisi, aile, okul ve toplulukla olan zayıf bağların gayri resmi sosyal kontrolü azalttığını ve sapma olasılığını artırdığını öne sürer. Yalnızlık, içselleştirilmiş özdenetimi azaltan zayıf bağlanma ve aidiyetin bir kanıtı olarak görülebilir. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu görüşü desteklemektedir; örneğin sürekli yalnızlık yaşayan mahkûmların, duygusal kontrolde azalma, kaygı düzeyinde artma ve empatide azalma sergilediğini bildirmektedir. Bunların her biri suçlu davranışı ile ilişkilidir.”
Yalnızlık olumsuz duyguları ve dürtüselliği yoğunlaştırıyor
Son psikolojik araştırmaların, yalnızlığın olumsuz duyguları, dürtüselliği ve bilişsel çarpıtmaları yoğunlaştırdığını gösterdiğini de anlatan Prof. Dr. Atasoy, “Bu duygusal durumlar, empatiyi azaltabilir ve risk almayı artırabilir; her ikisi de suç davranışıyla bağlantılıdır. Dolayısıyla, yalnızlık sadece arka plan koşulu olarak değil, davranışsal engelleri azaltan ve antisosyal etkilere yatkınlığı artıran bir psikolojik durum olarak işlev görür. Gelişimsel açıdan bakıldığında, yalnızlık hoşnutsuzluğu, dürtüselliği ve olumsuz duyguları şiddetlendirir ve belki de stres ve travma ile etkileşime girer. Hapsedilmiş bireyler üzerinde yapılan çalışmalar, yalnızlığın psikolojik sıkıntı ve saldırganlığın artmasının güçlü bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.
Zorbalığa uğrayan gençlerde saldırganlık ve uyuşturucu kullanma riski daha yüksek
Gençlerin, akranları tarafından reddedildiklerinde, zorbalığa uğradıklarında veya sosyal becerileri iyi öğrenemediklerinde uzun süre yalnızlık hissedebileceklerine işaret eden Prof. Dr. Atasoy, şunları kaydetti:
“Araştırmalar, bu gençlerin uyuşturucu kullanma, saldırgan olma ve kanunları çiğneme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca, yalnızlık deneyimleri travma, ebeveyn ihmali veya duygusal istismar ile birlikte ortaya çıkabilir. Bu bağlamlarda, yalnızlık, suçla zaten ilişkili olan çevresel risk faktörlerinin hem bir göstergesi hem de sonucu haline gelir. Yalnız bir çocuklukta gelişen güvensiz bağlanma kalıpları, yetişkinlikte zayıf duygu düzenleme ve dışsallaştırıcı davranışları öngörür ve yalnızlık ile suç işleme arasındaki gelişimsel bağı güçlendirir. Elbette sosyal olarak izole olan tüm gençler suç faaliyetlerine katılmaz; ancak yalnızlık, suç işleyen akran grupları içinde kabul görme olasılığını artırarak suç davranışının öncüsü olarak işlev görür.”
Gençlerde kurumsal izolasyonun yalnızlıkla bağlantılı depresif duygulara yol açtığını ve bunun da bir kişinin suç işleme olasılığını artıran eylemlere neden olabileceğinin saptandığını ifade eden Prof. Dr. Atasoy, “Benzer şekilde, uyum sağlayamadığını hissetmek, kişiyi çevrimiçi ortamda hackleme ve siber zorbalık gibi tehlikeli şeyler yapmaya daha yatkın hale getirir.” ifadesinde bulundu.
Yalnızlık hisseden yetişkinlerde sapkın alt kültürlere katılma eğilimi olabiliyor
Yalnızlık hisseden yetişkinlerin, sapkın alt kültürlere katılarak veya kötü faaliyetlerde bulunarak kim olduklarını ve nereye ait olduklarını bulmaya çalışabildiklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Son araştırmalar, sosyal desteğin eksikliğini hissedenlerin şiddete ve tekrar suç işlemeye daha yatkın olduğunu göstermektedir. Yalnızlık, insanlara duygusal ıstırapla başa çıkmayı zorlaştırdığından, suç açısından başlıca risk faktörü olan madde bağımlılığına da yol açabilir. Yalnızlık, insanların çevrimiçi davranışlarını da değiştirir. Araştırmacılar, sosyal olarak izole olan kişilerin siber suç işleme, başkalarını taciz etme ve gerçek insanlar yerine anonim olarak insanlarla tanışabilecekleri aşırılıkçı çevrimiçi forumlara katılmaya daha yatkın olduklarını göstermiştir.” dedi.
Yaşlılar da dolaylı olarak suça katkıda bulunabiliyor
Yaşlı yetişkinlerin genel olarak suç oranları daha düşük olsa da, yaşlılıkta yalnızlığın, dolandırıcılık mağduriyeti, madde kötüye kullanımı ve nadir durumlarda, biriken hayal kırıklığı veya ruh sağlığının bozulmasından kaynaklanan şiddet patlamaları ile ilişkilendirildiğini de anlatan Prof. Dr. Atasoy, “Ayrıca, yalnızlık, depresyon, bilişsel bozukluk ve dürtü kontrolünün azalması gibi ruh sağlığının bozulması yoluyla dolaylı olarak suça katkıda bulunabilir.” ifadesinde bulundu.
Yalnızlık doğrudan şiddete neden olmaz
“Yalnızlık doğrudan şiddete neden olmaz; ancak, hayal kırıklığı, öfke ve tehdit algısının artmasıyla ilişkilidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, “Sosyal olarak reddedildiğini hisseden bireyler, belirsiz sosyal ipuçlarını düşmanca olarak yorumlayabilirler; bu durum, düşmanca atıf önyargısı olarak bilinir. Bu önyargı, kişilerarası çatışmaları şiddet olaylarına dönüştürebilir. Cezaevlerindeki bireylerle yapılan araştırmalar, birçoğunun suç işlemeden önce aşırı ve kronik yalnızlık hissettiğini ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu.
Dijital ortamların, sosyal olarak izole olmuş bireylere, anonimlik ve düşük sosyal engellerin yeni suç biçimlerini mümkün kıldığı alanlar sunduğunu söyleyen Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Yalnız kullanıcılar, siber zorbalık, çevrimiçi taciz, hackleme ve yasa dışı materyallerin tüketimine daha yatkındır. İnternet, topluluk sunarak yalnızlığı azaltırken, aynı zamanda sapkın ifadeleri kolaylaştırır. Yalnızlık, madde kötüye kullanımının güçlü bir belirleyicisidir ve bu da uyuşturucu ile ilgili suç riskini, karar verme yeteneğinin bozulmasını ve suç şebekelerine karışmayı artırır. Madde kullanımı, sosyal acıyı kendi kendine tedavi etmek için bir araç olabilir; ancak, genellikle sosyal kopukluğu daha da artırarak yalnızlık ve suç işleme döngüsünü yaratır.” dedi.
Cezaevleri yalnızlığın yoğun olduğu yerler
Cezaevinin, yalnızlığın hem daha yoğun hem de somut olduğu yerler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atasoy, şöyle devam etti:
“Son yıllarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, mahkûmların sık sık COVID-19 karantinası sırasında karşılaşılanlara benzer derecede yalnızlık hissettiklerini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, cezaevlerindeki sosyal kısıtlamaların sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda psikolojik olarak da zararlı olduğunu göstermektedir. Yalnız mahkûmlar umutsuzluğa kapılmaya, şiddet eğilimli olmaya ve rehabilitasyon programlarına katılmaya daha yatkındır. Tekrar suç işleyenler, damgalanma, bozulmuş aile ilişkileri ve tekrarlanan kurumsallaşma nedeniyle önemli ölçüde yalnızlık çekerler. 2025 yılında seri suçlular üzerinde yapılan bir vaka çalışması, uzun süreli yalnızlığın suç faaliyetlerinden vazgeçmeyi zorlaştırdığını ortaya koymuştur. Birçok kişi, işsiz oldukları, hor görüldükleri ve aile bağlarının koptuğu için tahliye edildikten sonra yapısal olarak yalnızlık hisseder. Bu tür deneyimler, daha sonra suç işleme olasılığını artırır. Bu durum, suç önlemede sosyal entegrasyon tekniklerinin gerekliliğini ortaya koyar.”
Yalnızlık hem suçun nedeni hem de sonucu
Yalnızlığın, mağdur olmakla bağlantılı olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Atasoy, “2023 yılında suç mağdurları üzerinde yapılan bir araştırma, tecavüze uğrayan veya fiziksel saldırıya maruz kalanların kendilerini çok daha yalnız hissettiklerini ortaya koymuştur. Yalnızlık hissi, yardım istemeyi zorlaştırabilir ve yeniden mağdur olma ihtimalini artırabilir. Bu döngüsel bağlantı, yalnızlığı hem suçun bir nedeni hem de sonucu olarak daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Bölgelerinde çok fazla suç işlendiğini düşünen kişiler, kendilerini daha da yalnız hissedebilir.” diye konuştu.
Yalnızlığı azaltmayı hedefleyen önleme yöntemleri
Prof. Dr. Sevil Atasoy, yalnız olan herkesin suç işlemeyebildiğini ancak yalnızlığın büyük bir risk faktörü olduğunu belirterek, “Bununla başa çıkmak için ayrıntılı önlemlerin alınması gerekir. Eğitim alanındaki müdahaleler, gençlerin aidiyet hissetmelerine ve duygularını nasıl yönetebileceklerini öğrenmelerine yardımcı olabilir. İnsanlar, topluluk içinde yaşanan olaylar sayesinde birbirlerini tanıyabilir ve suçtan daha az korkabilirler. Cezaevi kurallarında yapılacak reformlar sayesinde, aile bireyleri ile birlikte geçirilen zamanın önemi kabul edilmeli, hücre hapsi sınırlandırılmalı ve rehabilitasyon gruplar halinde gerçekleştirilmelidir. Yeniden entegrasyon programları ile, insanlara yalnız kalmamaları ve tekrar hapse girmemeleri için yardımcı olan sosyal destek ağları sağlanmalıdır. Dijital okuryazarlığı teşvik ederek ve çevrimiçi topluluklar için kılavuzlar oluşturarak, izolasyonun neden olduğu siber suçlar azaltılmaya çalışmalıdır. Bu politika önlemleri, yalnızlığı yoksulluğun bir sonucu olarak değil, değiştirilebilecek bir risk faktörü olarak gören, suç önleme için geniş bir halk sağlığı stratejisiyle uyumludur.” dedi.
Yalnızlığı ele almak suçları azaltabilir
Yalnızlığın, suçun doğrudan bir nedeni olmadığını ancak, suç faaliyeti, mağduriyet veya tekrar suç işlemeyle sonuçlanabilecek duygusal, bilişsel ve sosyal kırılganlıkları etkilediğini anlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Yapılan araştırmalar, yalnızlığı, özellikle cezaevlerinde, marjinal gruplarda ve sosyal desteği yetersiz olanlar arasında dinamik ve bağlama duyarlı bir fenomen olarak vurgulamaktadır. Bu ilişkiyi anlamak, kamu güvenliği ve rehabilitasyonun temeli olarak sosyal bağlantıları önceliklendiren daha etkili önleyici politikaların geliştirilmesini sağlar. Dünya giderek daha fazla bölünürken, yalnızlığı ele almak suçları azaltmak için en iyi stratejilerden biri olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.