Teknoloji kullanıp ona teslim olmamak mümkün!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi tarafından çevrimiçi olarak düzenlenen “Dijital Çağda Gençlik Psikolojisi: Yalnızlık, Bağımlılık ve Başarı” başlıklı söyleşi programına katıldı. Dijitalleşmenin gençlerin psikolojik dünyası üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlık duygusunun artması, dijital bağımlılık, güven ve dürüstlük temelli ilişkilerin zayıflaması, aile içi bağlanma ilişkilerinin önemi ve psikolojik sağlamlığın güçlendirilmesi konularına dikkat çekti. Tarhan, popülerlik yerine tutarlılığın, dijital teslimiyet yerine bilinçli kullanımın ve anlam ile amaç duygusunun desteklenmesinin gençlerin ruh sağlığı açısından belirleyici olduğunu ifade etti. Tarhan ayrıca “Teknoloji kullanıp ona teslim olmamak mümkün” ifadelerini kullandı. 

Çevrimiçi gerçekleşen söyleşiye ilgi yoğun oldu. 

“İnsanı mutlu eden, derin ve anlamlı ilişkilerdir”

Modern çağda ilişkilerin yüzeyselleştiğine dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın temel nedeninin derin ve anlamlı ilişkilerin zayıflaması olduğunu ifade etti. Tarhan; “Kalabalıklar içerisindeki yalnızlık… Şu anda çok sayıda sanal ilişki var ancak bu ilişkiler derin ve anlamlı değil. Oysa insanı mutlu eden, derin ve anlamlı ilişkilerdir. Derinlik ve anlam olmadığı için insanlar kalabalıklar içinde kendilerini yalnız hissediyorlar. Peki, derin ve anlamlı ilişkiler insana ne hissettirir? Özellikle o kişinin yanında kendinizi güvende hissedersiniz. Kimseye açamadığınız bir konuyu ona açabilirsiniz. Ondan yanlış bir davranış gelmeyeceğine dair içinizde bir eminlik oluşur, güven duygusu gelişir. Bu tür ilişkilerin bizim kültürümüzdeki karşılığı dost kelimesidir. Mesela İngilizcede bu kelimenin tam bir karşılığı yoktur. Friend deniyor ama derin arkadaşlığı, dostluğu tam olarak karşılamıyor. Türkçede ise dost kelimesi bunu karşılar. Ancak bugün bu kelimede de bir anlam kayması yaşıyoruz. Herkese dostum denildiğini görüyoruz ama baktığınızda bu ilişkilerin çoğu yüzeysel. Bu nedenle bu tür yalnızlığın ilacı en temel şartı ve en kıymetli alanı yakın ilişkiler ve yaşantılardır. Birinci derece akrabalar… Bizim kültürümüzde anne, baba, kardeş, aile bağları güçlü olduğunda bu ihtiyacın çok önemli bir kısmı karşılanmış olur.” diyerek sözlerine başladı. 

“Dürüstlük herkeste olması gereken temel bir özellik”

Güven duygusunun sevgi ve sağlıklı iş birliğiyle inşa edildiğini vurgulayan Tarhan, dürüstlüğün zayıflamasının dostlukları en çok yıpratan unsur olduğunu söyledi. Tarhan; “Güven ilişkisi, sevgi artı sağlıklı iş birliği demektir. Bu ikisi bir araya geldiğinde güven ortaya çıkar. Burada dürüstlük son derece önemlidir. Güven ilişkisinde dürüstlük olmazsa olmazdır. Karşınızda size sürekli yalan söyleyen bir yakınınız varsa, ona nasıl güvenebilirsiniz ki? Yalan öyle bir noktaya geldi ki bugün dürüstlük adeta bir meziyet haline geldi. Oysa dürüstlük aslında herkeste olması gereken temel bir özelliktir. Bir insan için ‘Ne kadar dürüst bir adam.’ denmesi bile bu durumun ne kadar bozulduğunu gösteriyor. Dostluğu en çok zayıflatan şey de işte bu dürüstlüğün zayıflaması ve yalanın yaygınlaşmasıdır. Mesela ben bunu kültürler üzerinden de gözlemliyorum. Akdeniz kültürü, İtalya, İspanya gibi ülkeler bizim kültürümüze yakın ancak Kuzey Avrupa, özellikle Almanya ve diğer Kuzey Avrupa ülkeleri dürüstlük konusunda bizden çok daha ilerideler. Yalana karşı çok daha hassaslar, verdikleri sözün arkasında daha fazla duruyorlar. Bu aslında Endülüs Emevilerinden aldıkları bir kültürdür. Onlar almış, yaşatmış biz ise zamanla terk etmişiz. Bu anlayış Lüteryan Protestan ahlakı olarak adlandırılıyor. Dini gerekçelerle dürüst olmak, iyi insan olmak ve çalışkan olmak anlayışıyla başlamış zamanla dini boyutunu kaybedip bir kültür haline gelmiş. Mesela Almanya’da kurallar kutsaldır. Bizim askeriyede de benzer bir anlayış vardır, ‘Yağmur da yağsa bahçeyi sulayacaksın.’ denir. Almanya’da da bu mantık vardır kurallar adeta kutsallaştırılmıştır. Böyle bir sistem oluşmuştur. Ancak dijital sistem bu yapıyı bozuyor, hatta bozdu. Dijitalleşme, ilişkileri sahte ilişkilere teşvik etti.” ifadelerini kullandı. 

“Aslında yaşadıkları şey duygusal bir boşluk hissi”

Aile içinde güvenli bağlanma ilişkileri kurulmadığında gençlerin dijital dünyaya yöneldiğini belirten Tarhan, davranışsal bağımlılıkların temelinde karşılanmayan bağlanma ihtiyacının yer aldığını dile getirdi. Tarhan; “Aile içinde güvenli bir ilişki olmazsa mesela annesiyle, babasıyla, kardeşiyle, abisiyle ya da ablasıyla oturup konuşabildiği, nitelikli bir beraberlik yoksa kişinin bağlanma ihtiyacı karşılanmıyor. Bu ihtiyaç karşılanmayınca birey gidiyor, teknolojiye bağlanıyor. Davranışsal bağımlılık geliştiriyor, maddeye yöneliyor ve benzeri durumlar ortaya çıkıyor. Peki, bütün bunların arkasında insanın temel ihtiyacı nedir? Bağlanma ihtiyacı. Bağlanma ihtiyacı karşılanmadığında beyin bunu aramaya devam ediyor. Çünkü beynimiz ilişki ister. İyi ve güvenli bir ilişki bulamadığı zaman da internetin içine giriyor. Orada, karşılıklı olarak kendini hesaba çekmeyen, görünür olmanın yüceltildiği, sahte bir dopamin yani haz döngüsünün yoğun olduğu bir ortamda kişi anlık olarak rahatlıyor. Ancak orta ve uzun vadede kaybediyor. Buna karşılık evde güvenli bir ortam varsa aile ilişkileri sıcak ve sağlıklıysa bir genç kendini maddeye kaptırmıyor, kötü arkadaş ilişkilerine sürüklenmiyor, dijital dünyanın esiri olmuyor. Dijital dünyanın esiri olanlara baktığımızda ise çoğunun dijitali bir stres azaltma tekniği olarak kullandığını görüyoruz. Bir rahatlama yöntemi gibi… Aslında yaşadıkları şey duygusal bir boşluk hissi.” şeklinde konuştu. 

“Zaman sermayemizi tüketti, dikkat becerimizi yok etti”

Dijitalleşmenin bireyleri görünmez bir tutsaklığa sürüklediğini ifade eden Tarhan, kontrol duygusunun kaybolmasının zaman ve dikkat yönetimini ciddi biçimde zayıflattığını vurguladı. Tarhan; “Maddenin tutsağı olunduğu gibi bir de dijital tutsaklık ortaya çıkıyor. Dijital çağda gençlik, yalnızlık ve bağımlılık riskiyle karşı karşıya.  Bunun adı dijital tutsaklıktır. Yani artık kişiyi dijital yönetiyor demektir. Tabii bu kişiler çoğu zaman bunun farkında olmuyorlar. Özellikle dijital kullanımda kişi farkına vardığında kendini durdurabiliyorsa kontrolü henüz kaybetmemiştir. Burada kontrol duygusu son derece önemlidir. Teknoloji kullanıp ona teslim olmamak mümkün. Bir iç kontrol vardır bir de dış kontrol. İç kontrolde kişi kendi kendini yönetir bir hedefi bir planı vardır. Gününü planlar, bir hafta sonrasını planlar ve buna göre zaman yönetimini yapar. Tıpkı finansal yönetim gibi zamanını da yönetir. Ancak bu kişiler zaman yönetimini yapamaz hale gelirler. Hatta Aristoteles’in çok güzel bir örneği vardır. Talebelerini görür küçük taşlarla bir şans oyunu gibi toprakta oyun oynadıklarını fark eder ve onlara kızar. ‘Niye oynuyorsunuz?’ diye sorar. Talebeleri, ‘Üstadım, biz küçük oynuyoruz.’  derler. Bunun üzerine Aristoteles, ‘Evladım, ben size para kazanıp kaybettiğiniz için kızmıyorum harcadığınız zamana yazık diyorum. Ona kızıyorum.’ der. Bugün gelinen noktada dijitalleşme gerçekten de en büyük düşmanlardan biri haline geldi. Bir zaman katili, bir dikkat katili oldu. İki kavramı öldürdü. Zaman sermayemizi tüketti, dikkat becerimizi yok etti.” dedi.

“Dünyayı değiştirmek yerine, önce kendimizi değiştirmek…”

Psikolojik bağışıklığın temel bileşenlerine değinen Tarhan, pozitif psikolojide geliştirilen PERMA Modelinin bireyin ruhsal dayanıklılığını güçlendirdiğini anlattı. Tarhan; “Psikolojik bağışıklık sisteminin modeli, pozitif psikolojide geliştirilmiş ve PERMA Modeli olarak adlandırılan beş maddelik bir modeldir. Birincisi Positive Emotion yani pozitif duygudur. Bu pozitif düşünce değil pozitif duygu durumudur. Negatif bir olay yaşansa bile pozitif hissedebilmektir. Kişi cezaevinde de olsa mutlu olmayı başarabilecek, sarayda olduğunda ise şımarmamayı bilecektir. Buna otantik mutluluk denir. Yani her ortamda mutlu olabilme becerisi. İkincisi engagement yani engaje olmaktır. İnsan bir derse çalışırken kendini kaptırır, saatler geçer ve zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. Sevdiğin bir işi, sporu ya da sanatı yaparken zamanın akıp gittiğini fark etmiyorsan, buna Türkçede akış duygusu denir. Akış duygusunu yakalayabilen kişi psikolojik sağlamlığın ikinci boyutunu da elde etmiş demektir. Üçüncüsü relationship yani ilişkilerdir. Derin ve anlamlı ilişkiler kurabilmek kaliteli, nitelikli ilişkilere sahip olmak… Bu Seligman’ın geliştirdiği çok güçlü bir modelin temel ayaklarından biridir. Dördüncüsü meaning yani anlamdır. Kişinin açık ve net bir anlamının ve amacının olmasıdır. Hayatında bir anlam ve amaç varsa kişi psikolojik sermayesini ve psikolojik kaynaklarını daha iyi yönetir. Beşincisi ise accomplishment yani küçük başarılardır. Biz bunu Türkçede küçük başarılar olarak alalım. Büyük başarılar değil. Kapitalist sistem büyük başarıları hedefler oysa buradaki mesele sıradan şeylerden mutlu olabilmektir. Sabah kalktığında sağlığının yerinde olması, işine gidebilmek, çay içmekten keyif almak… Dünyayı değiştirmek yerine, önce kendimizi değiştirmektir.” ifadelerini kullandı.

“Değişime ve yeni deneyimlere açık olmak gerekir”

İnsanların çocuklukta oluşturdukları hayat senaryolarının ilişkileri doğrudan etkilediğini belirten Tarhan, sağlıklı ilişkilerin değişime açık bir zihinsel esneklikle mümkün olduğunu söyledi. Tarhan; “Küçük yaştan itibaren hepimiz hayat senaryoları biriktiriyoruz. Bu senaryolar anılarla, yaşantılarla, hikâyelerle oluşuyor ve adeta tohumlar gibi gelişen ruhumuza yerleşiyor. Mesela bir kişi büyüyor, üniversiteyi bitiriyor, evleniyor diyelim. Yeni arkadaşlıklar ediniliyor. Çocuklukta öğrenilen hayat senaryolarına bu kez yeni aktörler ekleniyor eş geliyor, kayınvalide geliyor, kayınpeder geliyor. Aktörler değiştikçe senaryonun da değişmesi gerekiyor. Eğer bir kişi, ‘Benim babam böyle bir insandı, kocam da aynen öyle olmalı.’ diyorsa hayat senaryosunu yeniden yazmayı başaramıyor demektir. Hayat senaryosunu baştan yazamıyorsa, ilişki de bir süre sonra bitiyor. İlişkilerin bitmesinin temel sebebi kişilerin çocuklukta öğrendikleri hayat senaryolarını yeni aktörlere göre yeniden yazmayı başaramamalarıdır. Bu zihinsel bir beceridir aynı zamanda bir yatırımdır. Değişime ve yeni deneyimlere açık olmak gerekir. Böyle kişiler aktörlere göre senaryoyu yeniden yazar ne ezer ne ezdirir. Dengeli ve ahenkli bir ilişki kurabilirler. Ancak bunun için mutlaka kendini geliştirmeye açık olmak gerekir. ‘Ben mükemmelim, ben iyiyim, ben değişmem herkes değişsin.’ diyen kişiler ise sonunda yalnız kalırlar.” şeklinde konuştu. 

“Sanal dünya basit bir mesele değil”

Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine dikkat çeken Tarhan, ergen intiharlarındaki artışın küresel ölçekte ciddi bir alarm niteliği taşıdığını ifade etti. Tarhan; “Şu anda dijital kısıtlamayla ilgili küresel ölçekte çok ciddi bir alarm durumu var. Çünkü gençlikle ilgili, 2000 yılı ile 2025 yılları arasında ABD’de yapılan bir istatistiğe baktığımızda gençler arasındaki intihar vakalarının yüzde 734 arttığını görüyoruz. Ergen intiharları… Peki neden diye bakıldığında, dijitalleşmenin burada en büyük etkenlerden biri olduğu görülüyor. Olumsuzluğun çok hızlı yayılmasına sebep oluyor ve bu durum gençler açısından küresel bir tehdit olarak kabul ediliyor. Buna karşılık ebeveynlerin rolü son derece önemli. Mesela şu anda Kuzey Avrupa ülkelerinde 0–3 yaş arası çocuklar için tablet ve akıllı telefon kullanımı kesin olarak yasaklandı. Bizde ise hala serbest. Türkiye’de de bununla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı düzeyinde bir karar bir türlü çıkmadı. Oysa bebekler ellerine tablet ya da akıllı telefon verilerek yemek yediriliyor, oyalanıyor. Öyle ki çocukların uykuda bile kaydırma hareketi yaptıkları gözlemleniyor. Bu durum çocuğun düşünce dünyasını, hayal dünyasını şekillendiriyor. Basit bir mesele değil bu sanal dediğimiz şey. Çocuğun beyninde hayal dünyasında bu içerikler gerçek gibi algılanıyor. Çünkü beyin hayalle gerçeği ayırt edemiyor. Soyut düşünce becerisi henüz gelişmediği için gördüğünü gerçek zannediyor. Beyin buna göre yazılıyor ve bu son derece tehlikeli. İşte bu nedenle 0–3 yaş arası kesin olarak yasaklandı. Sonrasında ise yaşa göre kullanım söz konusu. Okul zamanında değil hafta sonu sınırlı kullanılıyor, amaca yönelik kullanılıyor. Ayrıca yaşa göre değişmek üzere bazı ülkelerde 13, bazılarında 15, bazılarında ise 16 yaşından sonra kendi adına hesap açıp açamayacağına dair yasal düzenlemeler getirildi.” dedi.

“Sürekli mutlu rolü oynarsak sadece kendimizi kandırmış oluruz”

Dijital dünyada beğeni odaklı yaşam anlayışını eleştiren Tarhan, popüler olmanın değil tutarlı ve doğal olmanın gerçek değer ölçütü olduğunu vurguladı. Tarhan; “Bugün ‘beğen’ ölçüsü, bir insan için değerlilik ölçüsü değildir. Ancak şu anda dijital dünyada onaylanma, sanki değerliliğin ölçüsüymüş gibi algılanıyor. Ne kadar çok beğeni varsa o kadar değerlisin gibi bir anlayış oluştu. Oysa bu gerçek bir değerlilik ölçüsü değildir. Değerli olan popüler olmak değil tutarlı olmaktır. Bir insan tutarlıysa orta ve uzun vadede kazanan odur. Bu nedenle gençlere popüler olmayı değil tutarlı olmayı hedeflemelerini tavsiye ediyoruz. Beğenilmek, değerlilik ölçüsü değildir. Mutlu görünmek zorunda değiliz. Zaman zaman üzgün zaman zaman kırgın olabiliriz. Doğal olmak, sürekli mutlu görünmeye çalışmaktan çok daha zekicedir. Çünkü insanız tahta değiliz, robot değiliz. Üzülebiliriz. Önemli olan o üzüntüyü aşabildiğimizde güçlenerek çıkabilmektir. Sürekli mutlu rolü oynarsak sadece kendimizi kandırmış oluruz. Bu çağda dijitallikle birlikte bir başka önemli mesele de güzel görünme baskısıdır. Küresel tüketim ekonomisinin oluşturduğu çok güçlü bir etkileme alanı var ve bundan en çok ergenlik çağındaki gençler etkileniyor. Bu durum bugün küresel bir tehdit haline gelmiş durumda ve birçok psikiyatrik vakanın artmasına sebep oldu. Böyle bir ortamda anlamı ve amacı olan, dijitalle ilişkisi güçlü ama sağlıklı bir çocuk yetiştirmek istiyorsak dijital teknolojiyi kullansınlar ama teknolojiye teslim olmasınlar. Biz bunu başarabilirsek çocuklarımız da başarır. Hiç korkmayalım.” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi23 Aralık 2025

Sizi Arayalım

Phone