Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul Medeniyet Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen “Aile Okulu” programına katıldı. “Fıtrî Aile” başlığında katılımcılarla söyleşen Tarhan, dikkat çekici söylemlerde bulundu. Aile yapısının küresel rüzgârlar ve modernizmle ciddi bir sınavdan geçtiğini vurgulayan Tarhan, lükse düşkünlüğün küresel bir tehdit olduğu dönemden geçildiğini söyledi. Tarhan; "Son 10 yılda hane kırılganlığı %50’nin üzerinde arttı. Değişen dünyada gençlere ve cinsiyet rollerine geçmişin kıyafetleriyle değil, bu zamanın diliyle yeni cevaplar vermeliyiz. Evlilikten kaçış var." uyarasında bulundu.
İçerik
Tarhan: “Lükse düşkünlüğün küresel tehdit olduğu bir dönemden geçiyoruz”

Çevrimiçi gerçekleşen söyleşiye aileler yoğun ilgi gösterdi.
Evlilikten kaçış var!
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumu canlı bir organizmaya benzetti. Tarhan; “İnsanların hasta olmaması, ailelerin bozulmaması ve yıpranmaması için çırpınmak gerekiyor. Bunu dert edinmek, dava edinmek gerekiyor. Çünkü bir toplumda toplumu ayakta tutan şey, binayı ayakta tutan taşlar gibidir. Vücudu ayakta tutan da hücrelerdir. Hücreler belli bir şekilde dengede dizilir ve vücut, canlı organizma olur. Yani canlı organizmanın en küçük birimi hücredir. Toplum da canlı bir organizma gibi. Onun da en küçük hücresi ailedir. Hücre dağıldığı zaman, nasıl genetik bozulduğu için vücut dağılıyor, yıkılıyor ve ölüme gidiyorsa toplumda da aile dağıldığı zaman hızla yıkıma gidiyor. Şu anda da görüyoruz ki Türkiye'de nüfus durdu. Hane kırılganlığı arttı. Beş kişilik hanelere sağlıklı haneler deniyor. Bir kişilik hanelere kırılgan hane deniyor. TÜİK istatistiklerine göre son 10 yılda, daha önceki 10 yıla göre hızlı bir şekilde, yüzde 50'nin üzerinde hane kırılganlığında artış var. Bu ciddi bir sayı. Bunun sonucunda tek kişilik hanelerin, iki kişilik hanelerin artması demek. Evliliğe karşı bir kaçış var. Gençlerde de aynı şekilde. O halde evlilik konusunda, aile konusunda bir çalışma yapmak gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Okul cinayetlerinin arkasında yatan neden ne?
Avustralya'da erkek ve erkek çocuklardan sorumlu bakanlığın kurulduğuna dikkat çeken Tarhan; “Aile politikalarımızı sorgulamak gerekiyor. Yani mesela bir kadını gidip de tır şoförü yapan bir anlayış ve bunu bakanlık seviyesinde öven bir yaklaşım, bu küresel rüzgârların etkisinde kalmaktır. Küresel güdümlü rüzgârlar onlar. Çok ciddi bir şey bu. Sorgulanması gereken bir durum. Burada yeni bir bilgi var. Bunun bütün dünyada dozu kaçtığı için şu anda Avustralya'da erkek ve erkek çocuklardan sorumlu bakanlık kuruldu, 2026'nın Nisan ayında. Çünkü erkekleri, erkek ve maskülen rolünü şiddet olarak indirgiyor. Yani empati ve sorumluluk yerine şiddete indirgiyor ve erkekler arasında kadın düşmanlığı yayılmış. Bu okul cinayetlerinin arkasında da o var. Bu kadın-erkek cinsiyet rekabetini de birbirini tamamlayıcı değil de ‘güçlü kadın’ diyerek ortaya koyunca erkekten de karşı tepki ortaya çıkıyor. Erkekler de burada, bazı ezildiğini düşünen erkekler de örgütlenip kadınlara yönelik şiddet konusunda kadın düşmanlığını ideoloji olarak yapıyorlar. Doktrin hâline getirmişler. Bunun artması üzerine kadına yönelik şiddet sadece cezayla önlenmesi tarzında düşünülüyor. Yani erkeklerin eğitimi tarzında düşünülmüyor. Erkeklerin cezalandırılması gibi. Erkekleri sanık sandalyesine oturtan bir yaklaşım bu.” şeklinde konuştu.
Güç, kol gücünün yerine bilgi gücüne dönüştü
20. yüzyılla birlikte değişen güç dengelerine değinen Tarhan; “Resulullah Aleyhissalatu Vesselam'ın hayatında üç tip kadın var. Bunların üçü de fıtrata üç örnek. Tek doğru yok. Birincisi Hazreti Hatice rolü. Anaç, lider bir kadın Resulullah'a müthiş şekilde o zor zamanlarında yanında bulunuyor. İkincisi Hazreti Fatıma. Fatıma, erkeklerin gölgesinde kalmayı tercih eden, Hazreti Ali'nin eşi. Bir de Hazreti Ayşe rolü var. Hazreti Ayşe rolü de ilimle meşgul olan, aynı zamanda bilgeliğiyle, işte rivayet ettiği hadislerle... Aileyle ilgili birçok rivayet ondan geliyor Resulullah'ın hayatında. Böyle üç örnek var. Biri ticaret yapan, birisi sadece annelik rolündeki, diğeri de ilimle uğraşan. Asırlardır bu Hazreti Fatıma rolü, Fatımiye Devleti bile kurulmuş, Fatıma rolü yüceltilmiş. Belki kabul edilebilirdi o dönemlerde. Yani fiziksel gücü olanın dediği oluyordu ama 20. yüzyılla birlikte artık güç, kol gücünün yerine bilgi gücüne dönüştü. Böyle olunca kadın ve erkek sosyal eşitliği beraber olması gerekiyor. Sosyal alanda, kendini ifade ve özgürlük alanında.” dedi.
“Modernizm, kadın-erkek ilişkisini rekabet dönüştürdü”
Modernizmin ego savaşlarını beslediğini belirten Tarhan; ‘Yeşil feminizm’ denilen bir anlayış var. Bizim fıtratımıza, inanç sistemimize uygun değil. Dışı yeşil, içi kırmızı. Yani evde erkeğe kök söktürüyor. Şu anda evlilikte de normal sağlıklı bir erkek eşine karşı sorumluluk hisseder. Yani eşine karşı sevgi, saygı gösteren bir erkek evlilik olgunluğuna sahip demektir. Bunları kaybettik. Bu zamanda bu konunun resmî olarak yapılması lazım. Kültürel savrulmaları o şekilde önleyebiliriz. Devletin yapabileceği böyle bir şey var. İdeal olan çocuklarını annenin büyütebilmesi, sadece okula gidinceye kadar değil, daha sonrasında da büyütebilmesi. Burada anne-babanın birbirini tamamlayıcı rolü önemli. Modernizm ailede kadın-erkek ilişkisini kadın-erkek rekabetine dönüştürdü. Birbirlerini domine etmeye çalışıyorlar. Yani bir problem çıktığı zaman ‘Nasıl olur, kocamın ya da karımın üzerinde hâkimiyet kurarım?’ odaklı düşünülüyor. Halbuki evliliğin geleceğine yönelik ‘En doğru karar, evliliğin geleceği için hangisidir?’ diye düşünmüyor. ‘Nasıl yaparım da hükmederim karşı tarafa?’ diye düşünüyor. Böyle bir yaklaşım ego savaşları oluyor.” ifadelerini kullandı.
“Doğruları bu zamanın kıyafetine sokacağız”
Aile kurumunun ciddi zararlarla karşılaştığını belirten Tarhan; “Devlet Aile On Yılı ilan etti, bazı düzenlemeler yapmaya çalışıyor. ‘Zararın neresinden dönülse kârdır.’ deniyor. Bunu yapamazsak 20 sene sonra bizim nüfus ciddi şekilde azalacak. Şu anda İsveç, Norveç gibi ülkelerde nüfus durdu, göçlerle sistem dönüyor. Bizde de öyle olacak, göçlerle dönecek sistem. Aile daha da zarar görecek. O toplumlar sistem toplumları onlar bir şekilde ayakta kalıyorlar. Bizde toplum sistem toplumu değil lidere göre hareket ediyor. Orada lider değişiyor, toplum değişiyor, kural değişmiyor. Biz Doğu toplumlarının bir özelliği var. Doğu toplumları lider tipi... Biz zarar görürsek gerçekten şiddetli zarar görürüz. Burada güven verici bir liderlik olması, güven verici sistemin oturtulması gerekiyor. Burada farkındalık çok önemli. En azından insanlar ‘Böyle giderse 10 sene sonra ne olacak, 20 sene sonra ne olacak?’ onu sorgulamaya başladılar bu durumda. Ben bu nedenle karamsar değilim. Zorluk yaşanacak ama tekrar toparlanma olacak, öyle gözüküyor. Mesela değişen dünyada gençlik, değişen dünyada kadın rolü, erkek rolü... Bütün bunlara yeni cevaplar vermemiz lazım. Eski sorulara eski cevaplar verirsek arkamıza kimse gelmez. Doğruları bu zamanın kıyafetine sokacağız. Geçmiş zamanın kıyafetini bu zamana getirmeyeceğiz, doğrularımızı bu zamanın kıyafetine sokmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Lüks düşkünlüğü tehdit ediyor!
Toplumda kadın rolünün nasıl değerlendirildiğini anlatan Tarhan; “Toplumda ev hanımı rolünün değersizleştirildiği bir anlayış var. Aile konusunda da bu var, ev hanımlığı konusunda da bu var. Ben onun için ev hanımı değil, ev emekçisi diyorum ki onun alın teri, emeği gözüksün orada. Yani evde 7/24 çalışan birisi. Bunu erkekler görmüyor. Çalışan kadın, çalışmayan karşısında bu şekilde değerlendiriyor. Şu andaki küresel ekonomi israf ekonomisi. Yani kazan-tüket çarkıyla işliyor. Üretimi, tüketimi artırarak artırıyor. Öyle bir durumda onun için ne kadar çok alışveriş yaparsan ne kadar çok eskimeden şeyleri giyersen o derece makbul insan modeli ortaya çıkıyor. O modele uygun davranan kadın tipini istiyorlar. Mesela ‘Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır.’ gibi böyle sloganlarla bunu etkiliyorlar ve burada kolaylıkla da medyanın ciddi belirleyici gücü var. Onun etkisinde kalıyoruz, buna karşı hayır diyebilmek önemli. Lükse düşkünlüğün küresel tehdit olduğu bir dönemden geçiyoruz. Lükse düşkünlük, beğeni odaklı, alkış odaklı bir yaşam felsefesinin olması tehlikeli. İnsanın egosunun hoşuna gidiyor ciddi bir şekilde ama tehlikeli.” dedi.
Fon olayları, israf ekonomisinin bir sonucu!
Tasarruf bilincinin oluşması gerektiğini belirten Tarhan; “Bizim kültürümüzde gösterişten uzak bir anlayış var. Yardımı bile gizli gizli yapma kültürü vardı bizde. Bunlar değişti. Bir taraftan yardım ediyor, bir taraftan selfie çekiyor. Yani bu, göstere göstere yapılan bir yardım hâline geldi. Bizim kültürel DNA’mızla oynandı, oynanmaya da devam ediyor şu anda. Onun için bunlara karşı bir farkındalık gelişmesi önemli. Birincisi, farkına varmak önemli. Egoizm ve konformizm, dünyacılık, sekülerizm... Bunlara karşı kendini koruyabilen, bu savrulmaya karşı da ayakta kalabilir. Öyle bir zamandayız. İhtiyacı olmadığı hâlde alışveriş yapmayı bir hastalık hâline getirirseniz, bu zamanda çeşitli tuzaklara düşüyorsunuz. Mesela fon tuzağı gibi. Bakıyorsunuz, kimler var? Hep akıllarının önüne hırs, zengin olma, makam sahibi olma, gösteriş sahibi olma gibi durumlar geçmiş. Bunlar aklın önüne geçince bir müddet sonra, 3-5 sene sonra, intihar vakaları da ortaya çıkıyor. Şu anda bu fon olayıyla ilgili de böyle vakalar başladı. Yani bu ciddi bir şekilde israf ekonomisinin sonucu. Buna karşı tasarruf bilincinin oluşması gerekiyor. Ailede de başlar bu. Bizim kültürümüzde anneler mesela evi idare eder, lüzumsuz alışverişi önleyen geleneksel bir anne rolü vardır. Bu rol de değişiyor. Yani israfın yüceltildiği bu ortamda, bence birçok hastalığın, bu küresel hastalıkların bizim içimizdeki dirençleri kırmasının rolü var. Bunun farkına varırsak bir şekilde düzeltiriz.” ifadelerini kullandı.
“Kanalizasyonda antidepresan ölçülüyor”
Rekabetin sonucunda depresyonun arttığını söyleyen Tarhan; “Altın orta nokta kuralı diye bir kavram var. Kadın bir adım atar, erkek bir adım atar, altın ortada buluşulurlar ama biri ‘Hep benim şartlarıma uyacaksın.’ der, diğeri de ‘Benim şartlarıma uyacaksın.’ derse burada ego savaşları oluyor. Onun için burada muhakkak zihinsel esneklik gerekiyor. Esnekliğin olduğu yerde uzlaşma oluyor. Uzlaşma kültürünün gelişmesi gerekiyor. Bu da rekabetçi ilişkilerde değil, tamamlayıcı ilişkilerde oluyor. Batı kültürü, bütün piyasa rekabetinde olduğu gibi ailede de rekabeti yüceltti. Dünyadaki rekabet gibi, ailede de ‘Kadın-erkek arasında rekabet vardır, güçlü olanın dediği olur.’ tarzında bir anlayış ortaya çıktı. Bu anlayış sosyal Darwinizm'den tutun da Nazizm'e kadar giden bir anlayış. Rekabet ekonomiyi canlandırıyor, hırs veriyor ama insanı eziyor. Bu sefer depresyon artıyor, intihar artıyor, şiddet artıyor. Şu anda Manhattan'da, o gökdelenlerin olduğu yerde, kanalizasyonda antidepresan ölçülüyor artık. O derece ekmek peynir gibi kullanılıyor. Bizde de öyle oldu maalesef, bizde de ölçülüyor.” şeklinde konuştu.
Mutlu ailelerin 3 ortak özelliği…
Mutlu ailenin özelliklerine de değinen Tarhan; “Nebraska Üniversitesi ailenin mutluluğunu araştırmış. ‘Ailede mutluluk nerede?’ diye. Mutlu ailelerde ortak üç özellik tespit edilmiş. Birincisi, birlikte zaman ayırmak. İkincisi, takdir, övgü ve onay sözleri; güzel sözlerin kullanılması. Üçüncüsü de birlikte kiliseye giden aileler olduğu görülmüş. Burada birlikte zaman geçirmek var. Bir annenin, babanın çocuğuna hediyesi, karı-kocanın birbirine hediyesi kaliteli beraberliktir, birlikte zaman geçirmektir. Cep telefonları bunu şu anda müthiş olumsuz etkiliyor. İkincisi, takdir ve övgü sözleri. Devamlı laf sokmak, devamlı incitmek, aşağılamak değil hatasını düzeltirken bile kırıp dökmeden düzeltmeyi başarabilmek. Peygamber ahlakı da budur. ‘Karı koca birbirinize lütufkâr davranın.’ diyor Resulullah. Lütufkâr davranmak, iltifatla davranmak demek. Resulullah'ın hayatında bırakın şiddeti, özellikle aile hayatında ses tonunu yükseltmek bile yok. Savaşların dışında hiçbir şekilde öyle bir hareketi yok. Bu nedenle onu örnek alacağız. Bir de yaşam felsefesi var. Birlikte kiliseye gitmeleri, yüksek bir anlamın parçası olduklarını, yüksek bir güce inandıklarını gösteriyor.” dedi.





