İçeriğe atla

İçerik

Şiddetin Görünmeyen Sebebi: Duygusal Küntlük!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TGRT Haber ekranlarında yayınlanan “Mehmet Aydın ile Gündem” programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, “Son Günlerde Yaşlılara Yönelik Artan Şiddet ve Çocuklarda Artan Şiddet Davranışı” konusuna dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Şiddet olaylarının küresel ölçekte arttığını belirten Tarhan, bu durumun bireysel, ailesel, okul iklimi ve dijitalleşme gibi çok boyutlu nedenleri olduğunu söyledi. Dijitalleşmenin çocuklarda duygusal küntlük ve gerçeklik algısında bozulma oluşturduğunu, sosyal medyanın karakter gelişimini zayıflattığını söyledi. Aile, okul ve toplumun birlikte karakter inşasında rol alması gerektiğini belirten Tarhan, sağlıklı okul iklimi ve güçlü ebeveyn rol modelinin şiddetin önlenmesinde kritik olduğunu da ifade etti. 

“Dijitalleşme duygusal küntlük oluşturuyor”

Son yıllarda şiddet olaylarında küresel ölçekte dikkat çekici bir artışın yaşandığını belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Şiddet olayları küresel olarak artıyor. Avrupa’da da artıyor Amerika’da ise en yüksek seviyelerde artış gösteriyor. Herhalde Amerika’dan sonra okul şiddeti artışında ikinci sırada biz varız. Bu şiddet artışının çeşitli nedenleri var. Bu beklenmeyen bir şey değil beklenen bir durumdu. Ani bir patlama şeklinde de ortaya çıkmadı. Yani ipuçlarını verdi ve bir şekilde ortaya çıktı. Şu anda okullarda kameralar koyuluyor, güvenlik tedbirleri artırılıyor. Bunlar işe yarar ama asıl önemli olan kök nedeni bulup düzeltmek gerekiyor. Kök nedenlere baktığımız zaman burada aileyle ilgili, okul iklimiyle ilgili konular var. Dijitalleşmeyle ilgili bir boyutu da var bunun. Çocukların yetiştirilmesi konusunda bizim geleneksel kültürümüz ciddi şekilde değişti, zayıfladı. Daha önce kültür aktarımını aile yapıyordu. Şimdi ise evin açık kapısı olan ekran yapıyor. Kültür aktarımını artık dijitalleşme gerçekleştiriyor. Dijitalleşmenin önemli özelliklerinden biri de çocuklarda zihinsel olgunluk henüz oluşmadığı için ciddi bir duygusal küntlük oluşturuyor. Duygusal küntlük, literatüre de girmiş bir tabir ‘emotional blunting’ deniyor. Kişinin gerçeklikle bağı zayıflıyor, gerçeklik sınırları bozuluyor. Hatta biz daha önce üç gerçeklikten söz ediyorduk. Fiziksel gerçeklik, hayal gerçekliği ve rüya gerçekliği. Şimdi buna dijital gerçeklik eklendi. Sanal gerçeklik ortaya çıktı. Bu sanal gerçeklikte sınırlar bozuk. Çocuk zaten kendi kimlik sınırlarını öğrenememiş. Hayatta nerede duracağını, nerede ne yapacağını tam öğrenememiş. Böyle durumlarda iyi-kötü sınırlarını, doğru-yanlış sınırlarını da bilemiyor.” diyerek sözlerine başladı. 

“İnsanların kutsalları yer değiştirdi”

Kimlik, değer ve sınır algısının dijitalleşmenin etkisiyle ciddi biçimde dönüştüğünü belirten Tarhan; “Sınırlar sadece ekrandan öğrenilirse çocuk kimlik karmaşası yaşıyor. Böyle durumlarda en çok da belirsizliğe tahammülsüzlük ortaya çıkıyor. Yani modernizmin ve postmodern dijitalleşme çağının getirdiği ciddi bir belirsizlik var. Bu belirsizlik de insanlarda tahammülsüzlüğü artırıyor. Ayrıca ikinci bir mesele daha var o da seküler kutsallık. Yani insanların kutsalları yer değiştirdi. Seküler kutsallık dediğimiz şey insanın yüksek değerlerinin ve kutsallarının değişmesi demek. Artık insanın kutsalı egosu oldu. Kutsalı egosu olan insan narsist insan demektir. İnsan bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurmak zorunda. Fakat bugün daha çok bireysel fayda odaklı sadece kendi çıkarına göre yaşayan bir yaşam felsefesi ortaya çıktı. Bu da kapitalist sistemin ve modernizmin getirdiği bir değişim. Gençler bugün sosyal olarak kendi kültürlerine yabancılaşıyorlar. Farklı bir kültürün gençleri gibi büyüyorlar. Kendi kültürlerini tanımadıkları gibi onu küçük de görebiliyorlar. Sadece çocuklarda değil ailelerde de böyle bir durum oluştu. İnsanlar artık ‘Ben eşyaya değil anlama bağlıyım.’ duygusundan uzaklaştılar. Öyle bir dünyacılık oluştu ki yaşam felsefesi olarak her şey sadece dünyadan ibaret görülmeye başlandı. Hesap verme duygusu zayıfladı. Böyle olunca insanlar anlama değil eşyaya bağlanıyor. Oysa eşyanın arkasındaki anlama bağlanmak gerekir. Burada materyalizmin olumsuz sonuçlarını görüyoruz aslında. Eşyayı kutsallaştırmak maddeyi, parayı, mülkü, makamı kutsallaştırmak çağımızın önemli hastalıklarından biri haline geldi.” ifadelerini kullandı. 

“Karakter inşası ailede başlar okulda devam eder”

Dijitalleşmenin doğru kullanıldığında fırsat, yanlış kullanıldığında ise risk haline gelebileceğini belirten Tarhan; “Dijitalleşmenin kendisi tarafsızdır. Önemli olan dijital dünyanın kaptanı mı olacağız yoksa asistanı mı? Biz onun öznesi miyiz, nesnesi miyiz? Eğer dijitali kendi amaçlarımız için kullanırsak ve dijital dünyanın kaptanı olursak hayatımızı hızlandırır ama dijital dünyanın kölesi olursak bu kez o bizi kullanır. Şu anda Elon Musk yeni bir paylaşım yaptı. ‘Zekâ çok ucuzladı ama karakter çok pahalı.’ dedi. Bu söz aslında küresel olarak içinde bulunduğumuz durumu çok özetliyor. Çünkü bugün karakter inşası zayıfladı. Karakter inşası ailede başlar ama okulda devam etmesi gerekir. Artık çocuk bunu toplumdan öğrenemiyor. Aileden de yeterince öğrenemiyor. Sosyal medyanın bu konuda toksik bir etkisi var. Çünkü sosyal medya ciddi bir duygusal küntlük oluşturuyor. İnsan sadece likelarla tatmin olmaya çalışıyor. Halbuki fiziksel temas, dokunmak, birlikte oyun oynamak, bir insana yardım ettiğinde onun teşekkür duygusunu ve memnuniyetini hissetmek beyindeki nörokimyasalları, mutluluk hormonlarını en çok harekete geçiren şeylerdir. Ancak sosyal medyada kişi kısa süreli hazlarla, bir dopamin tuzağına düşüyor. Yani bugün dopamin odaklı bir yaşam felsefesi oluştu. Halbuki yaşam felsefesinin anlam odaklı olması gerekir.” şeklinde konuştu. 

Mikro müdahalelerin makro sonuçları…

Ahlaki pusulanın önemini vurgulayan Tarhan; “Teknoloji hayatımıza hız kazandırıyor değerler ise yön veriyor. Fakat bugün ahlaki pusulamız zayıfladı. Çocuk ilk ahlak eğitimini aileden alır. Eğer anne baba çocuğa ‘Oğlum açıkgöz ol, kurnaz ol, boş ver dürüstlüğü.’ diyorsa çocuk da o şekilde yetişiyor. Artık açıkgözlülüğün zekilikle karıştırıldığı bir dönemdeyiz. Bunun örneklerine çok sık rastlamaya başladık. Bunlara mikro müdahalelerin makro sonuçları deniyor. Yani ailedeki küçük değişiklikler, toplumda belli bir seviyeye ulaştığında büyük dönüşümlere yol açıyor. Bu nedenle aile içindeki şiddet ve aile tutumu çok önemli. Anne babalar ‘Ben ne yapacağım?’ diye soruyor. Çocuklarımızın duygusal küntleşmesine karşı yapılabilecek en önemli şeylerden biri, onlara gerçeklik duygusunu kazandırmaktır. Özellikle dijitalleşmenin bozduğu gerçeklik algısına karşı hayatın gerçeklerini öğretmek gerekiyor. Biz buna ‘Akvaryumdaki balığın öleceğini öğretin.’ diyoruz. Yani çocuğun gerçeklikle temas kurmasını sağlamak gerekiyor. Bunun panzehiri gerçeklik temasını öğrenmesidir.” dedi.

“O anda dürtüsünü kontrol edemiyor”

Şiddet olaylarını anlamak için hem bireysel psikolojik faktörlere hem de okul ortamının yapısına bakmak gerektiğini belirten Tarhan; “Bu tür şiddet olaylarında dürtü kontrol bozukluğunu çok görüyoruz. Özellikle okul şiddetinde ve aile içi şiddette çocuk o anda dürtüsünü kontrol edemiyor. Sonradan pişman oluyor ama bazı durumlarda iş işten geçmiş oluyor. Bir de okul iklimi çok önemli. Okulda liderlik çok önemli. Öğretmenlerin yaklaşımı belirleyici oluyor. Eğer okul iklimi paylaşımcı olursa, öğrenciler arasında aidiyet duygusu gelişir. Burada bir öğretmen bir öğrenci grubunu, başka bir öğretmen başka bir öğrenci grubunu tutarsa okul içinde kutuplaşma oluşursa herkes birbirinin ayağını kaydırmaya çalışır. Böyle durumlarda okul iklimi bozulur ve şiddet olayları daha fazla artar. Bu nedenle öğretmenlerin, müdürlerin ve müdür yardımcılarının kendi aralarında sık sık toplantılar yapıp ‘Okul iklimini nasıl daha iyi hale getiririz?’ diye konuşmaları gerekiyor. Mesela daha önce ayda bir toplantı yapılıyorsa, bugün haftada bir yapılmalı. Öğrencilere ortak mesaj verilmesi gerekiyor. Bir öğretmenin söylediğini diğer öğretmenin boşa düşürmemesi lazım. Çünkü okul iklimini oluşturan şeylerden biri de budur.” ifadelerini kullandı.

“Anne babanın kılavuzluk yapması gerekiyor”

Çocuğun gelişim sürecinde ebeveynlerin rolünü ele alan Tarhan; “Çocuğun hayatında anne ve babanın rol model olması birinci planda önemlidir. Anne baba ortak bir dil kullanıyorsa ve iyi bir rol model oluşturuyorsa çocuk hayata karşı daha hazırlıklı ve daha donanımlı olur. Eğer çocuk anne babadan ziyade dijital rolleri örnek alıyorsa, evde doğruyu-yanlışı konuşma ve sağlıklı iletişim ortamı varsa çocuk dijital içeriklerden daha az etkilenir. Şiddet içerikli bir şey görse bile bunun etkisi sınırlı kalır. Belirli bir yaşa kadar, çocuğun ebeveyn gözetiminde oyun ve içeriklerle temas etmesi gerekir. Çünkü soyutlama becerisi tam gelişmediği için bu dönemde kontrol önemlidir. Belirli bir yaştan sonra, özellikle on yaşından itibaren çocuk anne babadan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar. Bu dönemde eğer çocuk sağlam bir temel aldıysa bazı hatalar yapabilir. Hatta ergenlik dönemi için bazı psikolojik literatürlerde normal şizofrenik dönem gibi tanımlamalar da yapılır. Yani tutarsız, uçuk davranışlar görülebilir ama zamanla tekrar dengeyi öğrenir. Anne babanın burada kılavuzluk yapması gerekir. Çocuğun yerine geçmemesi gerekir. Evin lideri çocuk olmamalıdır, anne baba ortak lider olmalıdır. Aksi halde çocuk kendini dünyanın merkezi gibi görür. Sosyalleşme başladığında ve diğer insanlar ‘Hayır’ dediğinde çocuk ciddi bir hayal kırıklığı ve duygusal zorluk yaşayabilir.” şeklinde konuştu. 

“Hayat yolculuğunda ona yol arkadaşı olmak gerek”

15 yaş altına sosyal medyanın yasaklanmasını değerlendiren Tarhan; Yasanın çıkması çok iyi oldu. Bu gerçekten büyük bir ihtiyaçtı, küresel ölçekte de bir ihtiyaçtı. Çok iyi oldu ve şimdi önemli olan bunun uygulamasına bakmaktır. Bu süreçte anne babaların eli güçlendi. Belirli bir yaşa kadar çocukların dijital kullanımına dair, tüm dünyada olduğu gibi bizde de bir düzenleme yapıldı ve Meclis bu yönde bir karar aldı. Bu, ‘Anne baba kontrol etsin.’ yaklaşımını güçlendirdi. Bu durumda artık okul reddi dediğimiz bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çocuk kendini kapatıyor, okula gitmek istemiyor. Anne baba ise aşırı şefkatli davranıyor sevgiyi ve şefkati yanlış kullanan ebeveynler çocuğa kıyamıyor. Sonuçta çocuk okula gitmiyor, düzenli bir eğitim süreci oluşmuyor. Çocuk her gördüğünü almak istiyor. Bu noktada birçok anne baba ‘Biz nerede hata yaptık?’ diyerek bize başvuruyor. Eğer çocuk 10 yaşından önceyse, bu tür durumlar çok daha kolay düzeltilebiliyor. 12-15 yaş arasında ise biraz daha danışmanlık ve davranış çizelgeleriyle takip ediyoruz. 15 yaşından sonra ise süreç daha zor hale geliyor. Bu yüzden 15 yaş çok kritik bir sınırdır. Hatta hukuki anlamda farik ve mümeyyiz dediğimiz yani doğruyu yanlıştan ayırt edebilme yaşı olarak da önemli bir eşiktir. Bu döneme kadar anne baba zaten doğal vasidir. Bu süreçte çocuğun hayat yolculuğunda ona yol arkadaşı olmak önemlidir. Ancak yol arkadaşı olmak laubali olmak demek değildir. Yatay bir ilişki kurarak hayatı konuşmak, olumlu ve olumsuz yönleri paylaşmak ama mutlaka sınırları koruyarak ilerlemek gerekir.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi08 Mayıs 2026

Sizi Arayalım

Phone