İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Tarhan: “Şans, akılla fırsatın kesiştiği noktadır”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, HABERTÜRK TV’de yayınlanan Doç. Dr. Görkem İldaş ile Yolun Başındayken programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, “Üniversite Seçimi ve Doğru Tercih” konusunda adaylara önemli tavsiyelerde bulundu. İç sesin bilimsel temellerine dikkat çeken Tarhan, dijitalleşmenin ve yapay zekânın gençlerin sosyal ve duygusal becerileri üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Başarı için güçlü bir amaç belirlemenin ve stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmenin önemini vurgulayan Tarhan, şansın kendiliğinden gelmediğini, akılla fırsatın kesiştiği noktada ortaya çıktığını kaydetti. 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, programda gençlerin kariyer planlaması, psikolojik dayanıklılığı ve eğitim sistemiyle ilgili önemli mesajlar verdi.

“İç ses, beynimizin o anda kanıtlayamadığı ama doğruya en yakın ihtimali söylemesidir”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iç sesin bilimsel temellerine dikkat çekerek bunun rastlantısal bir duygu değil beynin tecrübelerle geliştirdiği bir yön bulma mekanizması olduğunu anlattı. Tarhan; “İç ses vurgusu çok önemli. Hatta bir bilimsel temeli de var onun. Yapılan bir araştırmada, içerisinde resimlerin olduğu bir defter bir deney grubuna dağıtılıyor. ‘En şanslı kişi kimdir?’ diye küçük yazılarla ‘Bu yazıyı okuduğunuzda 300 dolar kazandınız’ notu yerleştiriliyor. Bu yazıyı fark eden kişilerin ‘şanslı’ olarak tanımlandığı görülüyor ve bu kişilerin dört ortak özelliği ortaya çıkıyor. Pozitif bakış açısına sahip olmaları, iç seslerini dinlemeleri, olaylar karşısında soğukkanlı kalabilmeleri ve yeni deneyimlere açık olmaları. Aslında şans kendiliğinden gelmiyor akılla fırsatın kesiştiği noktada ortaya çıkıyor. İç ses de burada devreye giriyor. O iç ses denilen şey aslında beynimizde oluşmuş koordinatlardır. Tenis oynayan birinin topa vururken güneşi, rüzgârı ve hızı hesaba katması gibi, beynimiz de binlerce deneyimin sonucunda en doğru ihtimali hesaplıyor. İç ses denilen şey, beynimizin o anda kanıtlayamadığı ama doğruya en yakın ihtimali söylemesidir. Aklımıza ilk gelen cevap çoğu zaman beynin bu hızlı ihtimal hesabının sonucudur.” dedi.

“Üçünün de çok hızlı yaşandığı bir dönemdeyiz”

Dijitalleşmenin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendiren Tarhan, özellikle gençlerin sosyal ve duygusal beceriler açısından önemli bir riskle karşı karşıya olduğunu söyledi. Tarhan; “Haz, hız ve hırs… Üçünün de çok hızlı yaşandığı bir dönemdeyiz. Dijitalleşmenin getirdiği şey bu. Hep daha fazla olsun anlayışı, kapitalist sistemin öğrettiği rekabetçi yapı ve ‘tüket-kazan-tüket’ çarkı, insanların yetinme duygusunu zayıflatan bir yarışmacılık oluşturdu. Bu sistem içerisinde insanlar aceleci ve sabırsız hale geldi. Sosyal ve duygusal beceriler açısından ciddi bir yeti kaybı yaşanıyor. Akademik başarı artarken sosyal ve duygusal başarı olumsuz etkileniyor. Bunun iki önemli sebebi var. Biri pandeminin oluşturduğu savrulma diğeri de yapay zekâ. Bu iki gelişme insan beyninin öğrenme hızını ve yön bulma özelliklerini etkiledi. Yapay zekâ artık ‘dördüncü gerçeklik’ olarak tanımlanıyor. Fiziksel gerçeklik, hayal gerçekliği ve rüya gerçekliğinden sonra şimdi yapay zekâ gerçekliği var. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler yapay zekâya kendilerini fazla kaptırdıklarında duygusal ve kimlik sınırları bozulabiliyor. Yapay zekâ psikozları, dijital dikkat eksiklikleri ve öğrenilmiş otizm benzeri durumlar ortaya çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı.

“Amacı olan bir kimse amacına kilitlenir”

Gençlerin güçlü bir yaşam amacı belirlemeleri gerektiğini vurgulayan Tarhan, kısa vadeli hazların yerine stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmenin önemine dikkat çekti. Tarhan; “Amacı olan bir kimse amacına kilitlenir, diğerlerini ikinci ve üçüncü sıraya alır. Güçlü bir amaç sahibi olmak gerekir. Anlamı ve amacı olan kişiler duygusal becerilerini yönetebilir, duygu düzenlemesi yapabilir. Amaç güçlü olduktan sonra plan yapılabilir. Stratejik hedef planı oluşturulmalıdır. Amaçlar kısa, orta ve uzun vadeli olarak düşünülmelidir. Sadece o günü kazanma amacıyla hareket etmek yanlıştır kısa vadeli amaçlar genellikle haz odaklı ve geçicidir. Orta ve uzun vadeli amaç belirlendikten sonra o hedefe yönelik kısa vadeli planlar yapılır. Büyük hedef burada belirleyicidir. Bir savaş komutanı gibi düşünmek gerekir eğer strateji yanlışsa kazanılan küçük zaferlerin anlamı olmaz. ‘Hayatımın sonunda nasıl bir insan olmak istiyorum, hangi mesleği yapmak istiyorum, nasıl bir kariyer hedefliyorum?’ sorularına cevap verilmelidir. Buna göre zaman yönetimi ve bütçe yönetimi yapılmalıdır. Kaynak yönetimi sadece para yönetimi değildir zamanı, hayat enerjisini, sosyal ve psikolojik sermayeyi de yönetmektir. Girdi kontrolü, çıktı kontrolü ve havuzu büyütme yaklaşımıyla kaynaklar dengeli ve akıllıca kullanılmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Başarı hiç düşmemek değil, düştükten sonra tekrar kalkıp yürüyebilmektir”

Tarih boyunca yaşanan zorlukların toplumsal dayanıklılığı güçlendirdiğini belirten Tarhan, başarının yeniden ayağa kalkabilme becerisiyle ilgili olduğunu söyledi. “Bu coğrafya asırlardır büyük zorluklarla mücadele etti. Moğollarla uğraşıldı, fetret dönemleri yaşandı. Ardından Şeyh Edebali’ler, Mevlana’lar ve Yunus Emre’ler çıktı sonra Osmanlı doğdu. Çile vardı, emek vardı. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Bu coğrafya bütün bu zorlukları aşmayı başardı. Burada başarı ‘hiç düşmemek’ değil, düştükten sonra tekrar kalkıp yürüyebilmektir. Başarıya doğru anlam yüklemek gerekir. Kısa vadeli anlam yüklemek yanlıştır. İnsan beyninin en büyük tehdit olarak gördüğü şey belirsizlik ve öngörülemezliktir. Gelecekle ilgili belirsizlik olduğunda güvensizlik ortaya çıkar. Güvensizlik olduğunda beyin sürekli ‘savaş-kaç’ pozisyonunda çalışır risk alamaz, gelişemez ve sadece mevcut durumu korumaya çalışır. Bu nedenle yöneticilikte en önemli unsur güven oluşturmak ve ümit duygusunu ayakta tutmaktır. Güven odaklı bir eğitim sistemi, okul iklimi, şirket yönetimi ve toplum iklimi olduğunda insanlar geleceği öngörebilir risk alabilir, yatırım yapabilir ve plan yapabilir.” diye konuştu.

Kötü dünya sendromu…

Toplumda yükselen olumsuz algının gençler üzerinde kaçınma, depresyon ve saldırganlık gibi sonuçlar doğurabildiğini ifade eden Tarhan; “Türkiye geçmişe göre kötüye gitmiyor, iyiye gidiyor. Fakat beklenti seviyemiz yükseldi. Toplumda ve bireylerde olumsuz bir algı oluşmuş durumda. Şeffaf olunmayan ortamlarda insanlar duygularını bastırıyor ve kaçınma davranışı sergiliyor. İletişimcilerin bildiği ‘kötü dünya sendromu’ vardır. Bu ruh haline girildiğinde insanlar üç şekilde davranır. Bir kısmı ortamdan kaçmak ister, bir kısmında çökkünlük ve depresyon gelişir, bir kısmı da saldırganlaşır. Gençlerde bu üç davranış biçiminden birini görüyoruz. Dijitalleşme ve sosyal medya da bu kötü dünya sendromunu besleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi.

“Dünyada eğitim sisteminde bir devrim yaşanıyor”

Dünyada eğitim sistemlerinde büyük bir dönüşüm yaşandığını belirten Tarhan, akademik başarının yanında psikolojik ve ahlaki yetkinliklerin de geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tarhan; “Şu anda bütün dünyada eğitim sisteminde bir devrim yaşanıyor. Özellikle ABD’de (SEL) yani Sosyal Duygusal Öğrenme liseleri var. Bunlar travmaya duyarlı liseler olarak tanımlanıyor. Okul şiddetini, intiharları, depresyonu ve ruh sağlığı bozukluklarını azaltmak için gençlere akademik eğitimle birlikte üç yeterlilik kazandırılıyor. Birincisi akademik yeterlilik bilgi ve öğrenme becerileri. İkincisi psikolojik yeterlilik kişinin kendini yönetebilmesi, iç gözlem yapabilmesi ve empati kurabilmesi. Lider adaylarına öğretilen temel ilke şudur: ‘İnsanları yönetmek istiyorsan önce kendini yönetmelisin.’ Kendini yönetemeyen başkalarını yönetemez. Öz denetim, öz bilinç ve iç gözlem psikolojik yetkinliğin temelidir. Üçüncüsü ise ahlaki yetkinliktir öğrenilen bilgiyi iyilik yönünde kullanabilmektir. Elon Musk’ın ‘Zeka çok ucuzladı, karakter çok pahalandı.’ sözü bu dönemi çok iyi anlatıyor. Bu, güçlü bir sosyolojik okuma örneğidir.” ifadelerini kullandı.

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi24 Temmuz 2026

Sizi Arayalım

Phone