İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Zekâ, Akıl ve Ahlak birlikte ele alınırsa gençlik doğru hedefe uçar”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul Üniversitesi, Ev Okulu Derneği ve Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Eğitim Vakfı (TÜZDEV) ortaklığında düzenlenen “Eğitimde Zeka ve Yetenek Zirvesi” programına katıldı. “Akıl, Zeka ve Ahlak Üçgeninde Çocuk” başlığında konuşan Tarhan, yapay zekâ çağında çocuk eğitiminde yalnızca zekânın değil, ahlak ve değerlerin de birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Zekâ, Akıl ve Ahlak birlikte ele alınırsa gençlik doğru hedefe uçar diyen Tarhan, çocukların karakter gelişiminde aile, çevre ve sosyal ilişkilerin belirleyici rol oynadığını ifade etti. Tarhan, empati, merhamet ve adalet gibi prososyal değerlerin önemine dikkat çekti. Tarhan, çocukların hem kendilerine hem de topluma faydalı bireyler olarak yetiştirilebilmesi için zekâ, ahlak ve değerlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. 

İstanbul Üniversitesi Dr. Cemil Bilsel Konferans salonunda düzenlenen zirveye alanında uzman birçok isim katıldı.

“Gidişatı belirleyen temel unsur ne olacak?”

Günümüzde ciddi bir değişim ve dönüşüm yaşandığını ifade eden Tarhan, gidişatı belirleyen temel unsurun ne olacağını sorgulamak gerektiğini belirtti. Tarhan; “Şu anda ciddi bir değişim bir dönüşüm yaşanıyor. Bunun içerisindeyiz ancak gidişatı belirleyen temel unsur ne olacak? Teknoloji hayatımıza hız kazandırdı ama asıl mesele hayatımıza ve çocuklarımıza yön veren şeyin ne olacağıdır. Çocuklarımıza neleri nasıl aktaracağımız özellikle genetik yetenekler açısından nasıl bir yol izleyeceğimiz önemli bir sorudur. Bu noktaya değinmek istiyorum. Çocuk beyniyle ilgili olarak başlamak istiyorum. 2024 Nobel Fizik Ödülü… Fizikçi olmadıkları halde fizik ödülü almaları ciddi bir tartışma oluşturdu. Buradaki etken, yapay zekânın babası ve anası olarak tanımlanan iki önemli isimdir. Psikoloji ve nöropsikoloji altyapılarında biri belirli eğitimler veren psikoloji dalından diğeri ise genetik alanından gelmektedir. Bu çalışmaların temeli 1968 yılında bir Azerbaycanlı Türk tarafından yayımlanan ilk makale bu sürece temel oluşturuyor. Daha sonra bu makale üzerine, insan beyni nasıl çalışır sorusundan hareketle patolojik ve kavramsal bir gelişim ortaya çıkıyor.” ifadelerini kullandı.

“Yapay zekânın doğuşu matematiksel modellemeye dayanıyor”

Yapay zekâ ve beyin ilişkisine değinen Tarhan, insan beyninin bilgisayar gibi çalışmadığını, yapay zekanın ise beynin simülasyonuna dayanan bir sistem olarak geliştiğini ifade etti. Tarhan; “Günümüzde dilbilimciler ve bilgisayar bilimciler bu alanı birlikte ele alıyor. Gri alanların hesaplanması ve mantıksal olarak modellenmesi gerekiyor. Bu süreçte beynin işleyişinin bu şekilde olduğu görülüyor. Yapay sinir ağlarının çalışması nedeniyle, Hinton’un da içinde olduğu yaklaşımda hatta geçtiğimiz aylarda, ödül verilmeden önce azınlık görüş olarak savunduğu fikir nedeniyle ödül aldığı ifade ediliyor. İnsan beyni bir bilgisayar gibi çalışmaz. Bilgisayarın çalışma biçimi yapay sinir ağlarına benzetilebilir ancak beyin birebir bilgisayar değildir. Beyin şu anda simüle edilmektedir. Yapay zekâ, beynin simüle edilmiş bir sistemidir. Matematiksel modellemesi derin öğrenme yöntemiyle yapılmakta sadece ‘0 ve 1’ üzerinden değil aradaki gri alanları da hesaplayabilen bir yapı kurulmaktadır. Beynimiz bir tahmin makinesi gibi çalışır karar verme sistemi olasılık hesapları yapar ve buna göre karar verir. Yapay zekânın doğuşu da bu matematiksel modellemeye dayanır. Bu dönüşüm, tıpkı elektriğin bulunmasının oluşturduğu büyük değişim gibi bir etki oluşturmuştur. Biz bu süreçte hangi pozisyonu alırsak geleceğimizi de o belirleyecektir. Burada esen bir rüzgâr var. Uçurtma uçurmak için rüzgâra ihtiyaç vardır. Ancak uçurtma rüzgâra karşı doğru pozisyon alındığında yükselebilir. Aynı şekilde biz de yapay zekâya karşı doğru pozisyon alırsak ayakta kalabilir ve geleceği yakalayabiliriz.” şeklinde konuştu.

“Karakter inşasında akıl ile duygunun birleşmesi son derece önemli”

Zekâ ve karakter arasındaki farka dikkat çeken Tarhan; “Yapay zekânın yapamayacağı şeyler var. Mesela Elon Musk’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir paylaşımda buna dikkat çekiliyor. ‘Zeka çok ucuzladı, karakter çok pahalandı.’ diyor. Herkes bunu söyleyebilir ama onun dile getirmesi ayrıca dikkat çekici. Zeka çok ucuzladı çünkü artık en zeki dijital varlıklar insandan daha zeki hale geldi. Yapay zeka bu noktaya ulaştı. Ancak karakter giderek daha değerli, daha kıt hale geliyor. Karakter sahibi insan sayısı azalıyor. Bu nedenle yalnızca akıl ve zeka üzerinden değil, karakter inşası üzerinden de insanı değerlendirmek gerekir. Zeka dış yönü temsil ederken, ahlak ve değerler insanın iç yönünü oluşturur. İnsanoğlunun karakter inşası açısından bunu unutmamak gerekir. Çocuk ruhu, çocuğun ‘DOS programı’ diyebileceğimiz kişilik gelişim altyapısıdır. En tepede ise akıl yer alır. Çocuk beyninin değerlendirilmesinde, zekayı bir donanım gibi düşünürsek elektronik devreler gibi çalıştığını söyleyebiliriz. Beyin ise bilgiyi işleyen bir sistemdir. Akıl ise burada yönetici konumundadır adeta bir kaptan köşkü gibi prefrontal korteks dediğimiz beynin ön bölgesi bu işlevi görür. Bu bölüm akıl geliştirme merkezidir. Örneğin duygusal zeka çalışmaları bu alanda önemli ilerlemeler sağlamıştır. Zeka yalnızca IQ olarak, yani soyut ya da mantıksal zeka olarak düşünülüyordu. Ancak daha sonra duygusal zeka kavramı ortaya çıktı. Ardından çoklu zeka yaklaşımı gelişti. Duygusal zeka testlerinde bazen çocuklar yüksek performans gösterirken, aileler aynı durumu anlayamayabiliyor çünkü duygusal beyin yeterince devreye girmemiş olabiliyor. Bu nedenle karakter inşasında akıl ile duygunun birleşmesi son derece önemlidir. Kişiliğin ve karakterin oluşumu bu iki yapının dengeli bir şekilde çalışmasına bağlıdır.” dedi.

“Çocuklar kuralları değil ilişkileri model alır”

Çocuk gelişiminde prososyalliğin önemine değinen Tarhan; “Prososyallik dediğimiz kavram empati, adalet, şefkat ve merhamet gibi duyguların yer aldığı bir kümeyi ifade eder. Bu yönüyle insanın kalp ve karakter inşasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Çocukların bu değerleri öğrenmesi yalnızca kuralları öğrenmesinden daha kritik bir süreçtir. Çünkü çocuklar kuralları değil ilişkileri daha çok model alırlar. Anne-babayı, çevreyi ve içinde bulundukları sosyal ortamı gözlemleyerek öğrenirler. İlişki içine girdiklerinde de bu modelleri içselleştirirler. Bu nedenle çocuğun beyin gelişiminde bir tür pusulaya ihtiyaç vardır. Bu pusulayı anne-baba gösterir. Aile, toplum ve içinde yaşanan ekosistem çocuğun empatiyi öğrenmesinde belirleyici olur. Nöropsikolojik açıdan bakıldığında insan beyni prematüre olarak doğar. İnsan yavrusu doğduğunda tam gelişmiş değildir. Bunun temel nedeni diğer canlılarla kıyaslandığında insanın çok daha uzun bir gelişim sürecine ihtiyaç duymasıdır. Örneğin bir ceylan yavrusu doğduktan kısa süre sonra koşabilir, bir ördek yumurtadan çıkar çıkmaz yüzebilir. Oysa insan bir yaşında yürür, gelişimi yıllar süren bir süreçtir. Bu nedenle insan beyni prematüre doğduğu için kişilik özellikleri, zeka, eğitim ve tüm gelişim süreçleri doğumdan sonra şekillenir ve zamanla inşa edilir.” ifadelerini kullandı.

“Beyin gelişimi doğumdan sonra dış dünyada şekillenir”

Varoluşsal anlam arayışı ve insan beyninin gelişimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tarhan; “Yalom’un dört temel varoluşsal anksiyetesi olarak tanımladığı çerçevede anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlıkla baş etme ihtiyacı ve ölüm gerçeğine bir açıklama getirme çabası yer alır. Zamanın varlığının farkına varabilen tek canlı insan olduğu için bu özellikler insanı diğer canlılardan ayırır. İnsanı sadece yeme, içme, üreme ve barınma gibi biyolojik ihtiyaçlarla açıklamak yeterli değildir. Bunun yanında güçlü bir anlam arayışı da vardır. Hayal gerçeği, rüya gerçeği ve din gerçeği bu arayışın farklı boyutlarını oluşturur. Günümüzde ise buna dördüncü bir gerçeklik alanı eklenmektedir. O da yapay zekâ gerçekliği. Bu nedenle özellikle ergenlerde ve küçük çocuklarda yapay zekâ ile ilişkili bazı psikolojik etkilerden söz edilmektedir. Hatta bu durum dijital otizm gibi kavramlarla tartışılmaktadır. Bu bağlamda beyin gelişimi doğumdan sonra dış dünyada şekillenir yani adeta dışarıda inşa edilir. Bu süreç prematüre bir yapıdadır ve gelişimin yaklaşık yüzde yetmiş beşi doğum sonrası dönemde tamamlanır. Bu eksik donanım, prefrontal korteksin gelişimiyle birlikte zaman içinde bütünleşir ve olgunlaşır.” şeklinde konuştu.

“Ayna nöronlar beyinler arasında telsiz gibi iletişim ağı kurar”

Beynin sosyal öğrenme ve çevresel etkileşimle şekillendiğini, epigenetik sürecin bu gelişimde önemli rol oynadığını belirten Tarhan; “Motor ayna nöronlar olduğu gibi, duygusal ayna nöronlar da bulunmaktadır. Örneğin motor ayna nöronlarda, bir kişi kolunu kaldırdığında karşısındaki kişinin beyninde de ilgili kol bölgesi aktifleşir. Duygusal ayna nöronlarda ise bir kişinin duygusunu hissettiğimizde karşı tarafın beynindeki duygusal sistemler de benzer şekilde aktive olur. Sevgi, nefret, öfke ve samimiyet gibi duygular bu mekanizma üzerinden yansır. Bu sistemde en etkili duygulardan biri samimiyettir. Örneğin ileri düzey otizm vakalarında ayna nöron sisteminin yeterince çalışmadığı ya da işlevsel olmadığı gözlemlenir. Bu durum, sosyal iletişim ve empati süreçlerinde zorluklara yol açabilir. Ayna nöronlar beyinler arasında telsiz ya da internet bağlantısı gibi bir iletişim ağı kurar. Bu sistem büyük bir nöroplastisite potansiyeliyle birlikte çalışır. Bu bağlamda özellikle 0-3 yaş arası ve doğumdan yaklaşık 15 yaşına kadar olan süreçte yoğun bir sinaptik budanma yaşanır. Bu süreç, bir ağacın ya da çiçeklerin budanmasına benzetilebilir. Gereksiz bağlantılar zamanla elenirken, gerekli olanlar güçlenir. Bu budama sürecinde çevresel faktörler belirleyici rol oynar davranışlar da bu süreci şekillendirir ve budama yapar. Sonuç olarak sinaptik budanma, genetik mirasın üzerine eklenen bir yapı oluşturur. Buna epigenetik mekanizma diyoruz.” dedi.

“Yalnızca zekâ ve çalışkanlık yeterli değil”

Zekâ, çalışkanlık ve ahlak arasındaki ilişkiye dikkat çeken Tarhan, yalnızca zekâ ve çalışkanlığın yeterli olmadığını, etik ve erdem boyutunun da gerekli olduğunu ifade etti. Tarhan; “Biz çoğu zaman zekayı övüyoruz, ‘Üstün zekâlı olsun, çok zeki olsun.’ diyoruz. Bunun karşılığında ise sanki karşıt bir uç varmış gibi ‘Aptal olsun.’ gibi bir değerlendirme yapılıyor. Aynı şekilde ‘Çalışkan olsun, tembel olmasın.’ gibi bir ayrım da ortaya konuyor. Bu tür ikili sınıflamalar üzerinden bir değerlendirme yapıldığında zeki, çalışkan ya da zeki ama tembel gibi kombinasyonlar gündeme geliyor. Eğer bir yönetici olsanız ve bir yönetim testinde bu seçeneklerle karşılaşsanız zeki ama tembel birini alır mısınız? Bu kişinin işinize katkısı ne olur? Ya da çalışkan ama zekâ düzeyi düşük birini tercih eder misiniz? Çünkü bu durumda kaş yapayım derken göz çıkarmak gibi bir risk ortaya çıkabilir. Zaten ne zeki ne de çalışkan olan bir kişiyle de verimli bir süreç yürütmek mümkün değildir. Peki sadece zeki ve çalışkan olmak yeterli midir? Zeki ve çalışkan olup aynı zamanda etik dışı davranan bir kişi düşünelim. Örneğin bilgisayar korsanlığı yapabilir, kimyasal silah üretebilir ya da kötü amaçlı organizasyonlar kurabilir. Tıpkı hekim olup suç örgütü kuran örneklerde olduğu gibi… Bu durumda yalnızca zekâ ve çalışkanlık yeterli değildir. Bu nedenle erdem ve ahlak boyutunun da mutlaka öğretilmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.

“Zekâ, ahlak ve değerler birlikte ele alınmalı”

Eğitimde zekâ ile ahlak ve değerlerin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Tarhan, bu üçlü yapının bireyi hem kendisine hem topluma faydalı hale getirdiğini söyledi. Tarhan; “Biz sosyal ve duygusal zekayı ahlak başlığı altında değerlendirebiliriz. Epigenetik mekanizmalar aracılığıyla da çocuklar bunu emek ve çabayla öğrenirler. Bu noktada tamamen kaybolmayan, kalıcı bazı temel kavramlar da vardır. Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca zekâ eğitimi verirken değil, aynı zamanda ahlak ve değerleri de bir bütün olarak ele almak gerekir. Bunu bir üçlü saç ayağı gibi düşündüğümüzde zekâ, ahlak ve değerler birlikte ele alındığında hem akıllı hem de topluma ve kendine faydalı bireyler yetiştirmek mümkün olur. Zekâ, Akıl ve Ahlak birlikte ele alınırsa gençlik doğru hedefe uçar.” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi23 Haziran 2026

Sizi Arayalım

Phone