İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Toplumsal adaletsizlik sosyal sermayeyi zayıflatıyor”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, OSTİM Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen “Sömürge Suçları Konferansı” na çevrimiçi katıldı. “Tarihsel adaletsizliklerin psikososyal sonuçlarına ilişkin bütüncül yaklaşımlar” başlığında konuşma gerçekleştiren Tarhan, geçmişte yaşanan adaletsizliklerin sadece tarihte kalmayıp insan ruhunda, toplumun hafızasında ve hatta biyolojisinde iz bıraktığının altını çizdi. adaletsizliğin sosyal sermayeyi zayıflattığını belirten Tarhan, mikro müdahalelerin makro sonuçları olacağını da vurguladı.

OSTİM Teknik Üniversitesi ana kampüste hibrit olarak düzenlenen konferansa büyükelçiler, diplomatik misyon temsilcileri, dekanlar, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

“Mikro müdahalelerin makro sonuçları olur”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Tarihsel adaletsizliklerin psikososyal sonuçlarına ilişkin bütüncül yaklaşımlar” başlığında katıldığı çevrimiçi programda, tarihsel adaletsizlik olarak bilinen kavramlar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Tarhan; “Tarihsel adaletsizlikler dediğimiz zaman aklımıza gelen sömürgecilik, kolonileştirme hareketi, köleleştirme, savaş, soykırım var. Bunlar ciddi şekilde tarihsel adaletsizlik olarak bilinen kavramlar. Mesela etnik ayrımcılık var, zorunlu göç var. Diğeri de çok fazla anlaşılmayan kültürel asimilasyon tarihsel adaletsizliklerden birisi. Bütün bunların hepsinin bireyden topluma kadar ciddi etkisi var. Burada mikro müdahalelerin makro sonuçları olur. Toplumun önemli bir kesiminde mikro müdahaleler olursa bu şuna benzer, 10 kişilik bir ailede iki kişi mutsuzsa diğer sekiz kişinin mutlu olması çok zordur. Bir toplumda da aynı şekilde bir grup ayrımcılığa uğrarsa, güçlü olan zayıf olanı ezerse ya da sömürürse yahut da herhangi bir şekilde adil paylaşım olmazsa bu ortamda temel güven duygusu oluşmuyor. Aile toplumun küçültülmüş şekli, toplum da ailenin büyütülmüş şekli; biri mikro toplum, diğeri makro toplum diyebiliriz. Böyle bir durumda kendi iç dünyasında da aynı psikolojik dinamik işler bir kimsede.” şeklinde konuştu.

“Ayrımcılık yapıldığı için güven değil, korku duygusuyla yaşıyorlar”

Adaletli olma duygusuyla ilgili yapılan çalışmalardan bahseden Tarhan; “Genetik bir çalışma, anaokulu çocukları üzerinde yapılıyor. Anaokulu çocuklarının soyutlama becerileri daha gelişmemiştir. Okulda 30 kişilik bir çocuk grubuna dörder çikolata dağıtılıyor. O çikolata bütün çocuklara eşit olarak veriliyor ve gözlemleniyor. Sınıfta çocuklar oynuyorlar, derslerini yapıyorlar ve dağılıyorlar. Daha sonra aynı gruba, yine o çikolataları götürüyorlar ama bazı çocuklara bir veriyorlar, bazılarına yedi veriyorlar, bazılarına vermiyorlar. Bakıyorlar orada kavga çıkmış. Bu çocuklarda daha soyutlama becerisi gelişmemiş, beyinleri zihin teorisi üretmiyor. Adil paylaşımla ilgili bir metakognisyon geni mi var diye araştırılıyor. Çünkü kognisyon genler var düşüncelerimize yön veren, metakognisyon genler var; bunlar zihin üstü genler. Mesela anlam arayışı geni, yeniliği arama geni bunlar sadece insanda var. Özgürlük arayışı geni sadece insanda var; diğer hayvanlarda daha sınırlı. Diğeri sosyal konneksiyon geni, sosyal bağlanma geni. Bütün bunların genetik karşılıkları var; bazıları kanıtlandı, bazıları araştırılıyor. Adalet de bu genetik, yani bu metakognisyon genlerinden birisi olması gerekir. Çünkü adil paylaşımın olmadığı yerde ne oluyor? Bir aile düşünün ailede anne bir çocuğu tutuyor, baba bir çocuğu tutuyor, bakıyorsun koalisyonlar oluyor. Ailede kutuplaşma oluyor, bu sefer herkes birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor ve problem çözme becerileri bozuluyor. Ayrımcılık yapıldığı için korku duygusuyla yaşıyorlar, güven duygusuyla değil.” dedi.

“Toplumun temeli güven duygusudur”

Güven duygusu zayıfladığı zaman ufak bir stresten dağılmaların ortaya çıktığına dikkat çeken Tarhan; “Bir toplumu ayakta tutan, insanı ayakta tutan temel nedir? Bir binanın temeli neyse toplumun da temeli güven duygusudur. Güven duygusu zayıfladığı zaman orada ufak bir stresten dağılmalar ortaya çıkar. Nasıl temeli çürük bina hemen çöker aynı bunun gibi etki yapıyor. Bu nedenle tarihsel adaletsizlikler sadece o döneme mahsus kalmıyor; bu da ilginçtir, kolektif hafızaya yerleşiyor. Kolektif hafızaya yerleştiği zaman o aktarılıyor nesiller arasında ve bu aktarmanın aslında kültürel aktarmanın epigenetik aktarma olduğu anlaşıldı. Epigenetik aktarma bir bilgi beyne geldiği zaman, o bilgiye duygu kattığımız zaman o inanış haline dönüşüyor. Tekrarladığımız zaman alışkanlık haline dönüşüyor; bu altı ay ve daha sonra tekrarlandığı zaman kişilik haline dönüşüyor, otomatikleşiyor. Artık kişi düşünmeden o tepkiyi veriyor. Bu kültürel aktarım şeklinde devam ederse gen ifadesine yansıyor. Gen ifadesiyle ilgili metil ve histon gibi mekanizmalar var, mikro RNA gibi mekanizmalar var; bunlarla vücut otomatik üretiyor artık. Genler sabit, ana genler değişmiyor ama gen ifadesi değişiyor.” ifadelerini kullandı.

“Toplumsal adaletsizlik sosyal sermayeyi zayıflatıyor”

Yüksek güvenlikli toplumlarda özgürlük ve hukukun üstünlüğünün olduğunu belirten Tarhan; “Bir maymun deneyi var. Maymunlara bir kafeste öğrenilmiş çaresizlik öğretiyorlar. Muz verecekleri zaman elektrik uyarım şoku veriyorlar. Maymunlar bir müddet sonra artık muzu yememeye başlıyorlar. Fakat ilginç laboratuvarı su basıyor. Bütün hayvanlar dışarı çıkarılıyor, bir müddet sonra tekrar bir araya geliyorlar; daha önce öğrenilmiş çaresizliği öğrenen maymun muzu yemeye başlıyor. Yani şok yaşantılar ondaki birikmiş epigenetik öğrenmeyi tekrar normale getiriyor. Tarihsel travmalar da aynı şekilde, yani bir şeyleri düzeltirken bazı şeyleri tamir de edebilir şok yaşantılar. Şimdi toplumsal adaletsizlik sosyal sermayeyi zayıflatıyor. Sosyal sermaye iki ana unsurdan oluşur: Birisi güven, ikincisi toplumsal iş birliği. Bu iki tane sermaye malzemesi yoksa bunların oluşabilmesi için muhakkak güven ilişkisinin olması için de dürüst, açık, şeffaf, hesap verebilir ilişki olması gerekiyor. Açık, hesap verebilir, birbirinin altına plan yapan, sömüren, ayrımcılık yapan bir kişi varsa bir müddet sonra güven zayıflıyor ve insan beyni artık tehdit odaklı çalışıyor, risk alma odaklı çalışmıyor. Onun için yüksek güvenlikli toplumlarda özgürlük vardır, hukukun üstünlüğü vardır. İnsanlar öngörülebilir gelecekle ilgili yatırım yapılabilir olduğunu görürler.” şeklinde konuştu.

“En büyük stres belirsizliktir”

Geleceği öngöremediklerinde insanlarda belirsizliklerin olacağının altını çizen Tarhan; “Düşük güvenlikli toplumlar korku toplumlarıdır, baskı kültürlerinde vardır. Burada adalet zayıftır; her an kapısına birisinin geleceği, karakola düştüğü zaman ne olacağını bilemeyeceği, mahkemeye gittiği zaman kural dışı başına gelebileceğini düşünüyorsa bir toplumda orada hukukun üstünlüğü yoktur, hukuk güvenliği yoktur. Burada da insanlar artık geleceği öngöremedikleri için belirsizlikler olur. İnsan beyninin hiç tahammül edemediği bir şey, en büyük stres belirsizliktir. Belirsizliği tanıyan bir kimse belirsizliği yönetebilir; muhakkak hayatta zaman zaman belirsizlikler oluyor, belirsizlikler anlam kattığımız zaman yönetilir. Şimdi tarihsel travmalarda da yine fareler üzerine yapılmış bir deney var. Bu deneyde de kafeste duran farelere elektrik veriliyor. Elektrik verilince fareler bunu anlamlandıramıyorlar, çözemiyorlar bu sefer birbirlerine giriyorlar, savaşıyorlar. Yine başka bir deney de karınca üzerine yapılıyor. Siyah karıncalar ve kahverengi karıncalar aynı kaba konuluyor. Bu kabı karıştırdıkları zaman o sakin duran karıncalar birdenbire gruplara ayrılıyor, birbirlerini yemeye başlıyorlar. Buna psikolojik savaşta ‘kontrollü gerilim stratejisi’ deniyor. Toplumun bir kesimini düşman gibi görüp ona karşı ayrımcılık yaptığın zaman burada oluşan bu durum adaletsiz bir durum ortaya çıkıyor ve ‘sosyal şizofreni’ dediğimiz tablo ortaya çıkıyor. Sosyal şizofrenide ne oluyor? Beynin bir bölgesi bir bölgesiyle konuşamıyor. Toplum beyindeki şizofrenide, sosyal şizofrenide toplumun bir kesimi bir kesimiyle konuşamıyor. Ortaya savaş, çatışma, kutuplaşma, gerilim ortaya çıkıyor.” dedi.

“Toplumda yaygın kırılganlık hissi oluşuyor, iş birliği zayıflıyor”

Toplumsal adaletsizliklerin psikososyal sonuçlarının daha hızlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanlık tarihinde toplumsal dönemler vardır. Tarım dönemi vardır, sosyolojik olarak insanın kölelik dönemi var. Kölelik dönemi bittiği zaman işçilik devri başladı, işçilik dönemi bitince özgürlük dönemi başladı. Şimdi 20’nci ve 21’inci yüzyılda sosyolojik olarak özgürlük dönemindeyiz. Kölelik, işçilik bitti. Burada toplumsal adaletsizlikler artık çok hızlı ortaya çıkıyor, bunun psikososyal sonuçları da daha hızlı oluyor. Ve şu anda bakıyoruz dünyada küresel olarak, bizim medeniyet coğrafyamızda; İngiltere'de baronların yaptığı birbirlerine çatışmayı teşvik eden yaklaşımları şu anda küresel olarak küresel adaletsizlik yapılarak bizim medeniyet coğrafyamızdaki insanların birbirlerine çatışmasını sağlayacak manipülasyonlar yapılıyor. Farkındalık oluşması gerekiyor. Böyle toplumsal güven zayıflayınca sosyal ağlar zayıflıyor, toplumda yaygın kırılganlık hissi oluşuyor, iş birliği zayıflıyor. İnsanlar gelecekle ilgili öngörülemez düşündükleri için geleceklerini bütün savunmalarını hayatta kalma odaklı yaşıyorlar. Gelişme ve büyümeye odaklı değil. Yani kurumlardaki güvensizlik mesela sosyal sermaye zayıflıyor. Güven ve iş birliği gibi sermaye zayıflayınca, kaynak yönetimine göre kaynak zayıflarsa kaynağın zayıflığının sonucunu görürsünüz.” ifadelerini kullandı.

“Travma sonrası büyüme öğretmemiz gerekiyor”

Sosyal ayrışmanın olmaması gerektiğine değinen Tarhan; “1453 tarihi Batı dünyası için özellikle Katolik dünyası için travmatik bir tarihtir ve şu anda 1453'ün toplamı 13 ediyor, 13 sayısı uğursuz. İstanbul'un alınması salı günü olmuş, salı günü uğursuz. Batı dünyasındaki bazı hurafelerin arka planının ne olduğunu düşünelim. Mesela birisi geldiği zaman elimizi sıkıyoruz değil mi bu aslında küresel olarak alışkanlık. ‘Benim elimde silah yok’ demek. Toplumsal güven nasıl toplumsal davranışı değiştiriyor? Toplumsal adaletsizliklerin olmaması için, düzelmesi için toplumsal güvenin olması gerekiyor, sosyal ayrışmanın olmaması gerekiyor. Burada liderlik çok önemli. Tarihsel adaletsizliklerden ‘Biz buradan ne öğrendik?’ diye çıkması gerekiyor. Travma sonrası büyüme öğretmemiz gerekiyor. Mesela Osmanlı’nın yıkılması tarihsel travmayla olmuştur. Atalarımız Osmanlı’nın Endüstri Devrimini kaçırmış. Burada, ‘Neden kaçırdı?’ sorusunu sormamız lazım. Biz problemi dışsallaştırarak çözmeye çalışıyoruz. Bu müthiş bir zihinsel çarpıtmadır, kognitif distorsiyon dediğimiz durumdur. Sosyal olarak oluyor, buna karşı ‘biz nerede hata yaptık?’ demek gerekiyor.” şeklinde konuştu. 

“Kültürümüzü koruyarak modernleşmeyi başaramadık”

Anadolu olarak kimlik gelişiminin tamamlanmadığının altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sultan Abdülhamit Darülfünun açıyor, o zamanki statüko onu kapattırıyor. Bunun üzerine Mekteb-i Sultaniler açıyor, sadece ehl-i mektep ortaya çıkıyor. Bir tarafta ehl-i medrese var, bir tarafta tekke var. O zaman tekkelerin, dergahların vazifesi neymiş? İnsanlar bir şey öğrenmeye geldiği zaman önce edep diyorlar ve Cumhuriyet'te de o döneme Osmanlı'daki son dönemdeki yanlış statükolara, yönetim stratejilerine tepki olarak tam tersi ortaya çıktı. Kendi kültürümüzü koruyarak modernleşmemiz gerekirken kültürel Batı kavramlarıyla düşünen bir toplum oluşturduk. Kendi kültürümüzü koruyarak modernleşmeyi başaramadık; bu da adaletsizliğin bir türü. Kimlik gelişimimizi Anadolu olarak tamamlayamadık. Kendi kimliğimizi geliştirmeyi tamamlayabilmemiz için geçmişimizden barışıp ders alıp gelecekle ilgili ortak idealler, hedefler belirleyip bugün için muhakkak çatışma alanlarımız değil benzer alanlarımız üzerinde çalışmamız gerekiyor. Çünkü içeride ittifak, iş birliği olmadan dış dünyayla bizim toparlayıcı gücümüz olmaz. Tarihsel adaletsizlikler bu nedenle bir tehdit değil bizim için kendimizi geliştirme, küresel barışa hizmet etme fırsatıdır diyebiliriz.” dedi.
 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi29 Nisan 2026

Sizi Arayalım

Phone