İçeriğe atla

İçerik

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Tasavvuf modern çağın yalnızlığına çare sunuyor!”

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Center for Sufi Studies ile Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ve Kerim Vakfı iş birliğinde düzenlenen “Bridging Mystical Philosophy and Arts in Sufism” başlıklı kapanış sempozyumu gerçekleştirildi.

Sempozyumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern çağın yalnızlık, egoizm, hedonizm ve anlam arayışı gibi sorunlarına dikkat çekti. Tasavvufun insanın anlam arayışına ve teselli ihtiyacına karşılık verdiğini belirten Tarhan, “Sadece insanda anlam arayışı var ve insan beyni buna göre programlanmış olarak çalışıyor. İnsanın anlam arayışını, teselli ihtiyacını karşılamazsanız ruhsal hastalıklar artıyor. Küresel olarak depresyonun, intiharın, yalnızlığın artışını görüyoruz.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut, tasavvufun üniversitelerde öğretilmesine ilişkin Kenan Rifai (Hz.)’nin vizyonuna dikkat çekerek, “İslam’ın hakikati tasavvuftur. Yani tasavvuf olmadan İslam’ın öğrenilmesi mümkün değil. Dinin son noktası güzel ahlaktır. Ahlak öğrenilince edep başlar.” ifadelerini kullandı.

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Tasavvuf Araştırmaları Merkezi ile yürütülen uluslararası projeyle akademik iş birliklerinin genişlediğini ve tasavvuf araştırmaları alanındaki literatüre özgün katkılar sunulduğunu belirtti.

Kuruluşunun 10. yılını kutlayan Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Center for Sufi Studies liderliğinde, Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ve Kerim Vakfı ile ortaklaşa yürütülen projenin “Bridging Mystical Philosophy and Arts in Sufism” başlıklı kapanış sempozyumu, 13-14 Eylül, 2026 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Japonya’nın bilimsel araştırma kurumu JSPS (Japan Society for the Promotion of Science) tarafından 20 milyon JPY’nin üzerinde bir fonla ve Kerim Vakfı’nın destekleriyle yürütülen 6 yıllık uluslararası araştırma projesinin final oturumlarına Japonya’nın yanı sıra Endonezya, Fransa ve Güney Kore’den araştırmacılar katıldı. 

Sempozyumun açılış bölümünde; Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Elif Erhan enstitünün kuruluş sürecini, disiplinlerarası akademik yapısını ve yayın faaliyetlerini aktarırken; Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Yasushi Tonaga merkez tarihçesini ve gelecek projeksiyonunu paylaştı. Kerim Vakfı Kurucu Başkanı Cemalnur Sargut ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan açılış ve tebrik konuşmaları yaptı. 

Uluslararası saygınlık ve Üsküdar Üniversitesinin projeye katkısı

Sempozyumun kurumsal ortaklar oturumunda; Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Dr. Öğr. Üyesi F. Cangüzel Güner Zülfikar, Prof. Dr. Reşat Ögören ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Dilek Güldütuna konuşmalarını sundu. Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) Direktörü Prof. Alexandre Papas, Endonezya Syarif Hidayatullah Devlet İslam Üniversitesi (UIN Jakarta) öğretim üyesi Prof. Oman Fathurahman, Güney Kore Busan Üniversitesi Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü, Kuzey Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Doç. Dr. Mona Farouk ve Almanya Berlin Humboldt Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tuba Işık konuşmalarını gerçekleştirerek iş birliğinin uluslararası kıymetine vurgu yaptılar. Ayrıca Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Merkezi’nin yeni müdürü Prof. Tatsuro Fujikura video mesajı ile katılımcılara hitap etti. 

Yapılan değerlendirmelerde, Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsünün uluslararası standartlardaki bilimsel üretimi ve uluslararasılaşma vizyonu övgüyle karşılandı. 

İki gün süren kapanış oturumlarına Japonya Kyoto Üniversitesi’nden Profesör Yasushi Tonaga ile Profesör Masayuki Akahori, Dr. Manami Suzuki ve Kotoko Madono, Endonezya’dan Profesör Oman Fathurrahman ile Dr. Rohman al-Bantani, Fransa’dan Profesör Alexandre Papas, Güney Kore’den Profesör Mona Farouk, Türkiye’den Prof. Dr. M. Baha Tanman, Prof. Dr. Vasfi Emre Ömürlü ile Ü.Ü. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Prof. Dr. Reşat Öngören, Dr. Öğr. Üyesi Hatice Dilek Güldütuna, Dr. Öğr. Üyesi F. Cangüzel Güner Zülfikar, Dr. Öğr. Üyesi Arzu Eylül Yalçınkaya, Dr. Esin Tümer Kurnaz ve Dr. İlahe Kurşun Memmedova bildirileriyle katıldı. 

Açılış programında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Japonya'dan, Cakarta'dan ve Güney Kore'den gelen bütün katılımcılara teşekkürlerini iletti.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İnsanın anlam arayışı, teselli ihtiyacı karşılanmazsa ruhsal hastalıklar artıyor”

Tasavvufun halen Türkiye'de bile anlaşılmadığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Anlaşılması, ancak bu çağda bilimsel sağlamlıkla hakikatleri anlatırsak mümkün olur. Bu da zaten buradaki vizyonu gösteriyor. Akademik çalışmalarla insanlar hakikati buluyorlar. İnsanın içerisinde bir hakikat arayışı var. Ve şu anda geçmişe göre çok daha fazla tasavvuf geleneğine ihtiyaç var.” dedi.

Prof. Dr. Tarhan, bu ihtiyacın nedenini şöyle açıkladı:

“Bu çağın bazı anlam bağışıklığı hastalıkları var. Mesela bir tanesi sekülerizm; dünyacılık. Yani hayatı sadece dünya hayatından ibaret sanan bir bakış açısı. Halbuki yapılan nörogenetik çalışmalar gösterdi ki insanda nörokognitif ve metakognitif (zihin üstü) genler var. Bu genler anlam arayışı istiyor; sonsuzluk arayışı, özgürlük arayışı, ölüme açıklama getirmek istiyor. Sadece insanda anlam arayışı var ve insan beyni buna göre programlanmış olarak çalışıyor. İnsanın anlam arayışını, teselli ihtiyacını karşılamazsanız ruhsal hastalıklar artıyor. Küresel olarak depresyonun, intiharın, yalnızlığın artışını görüyoruz.”

“Tasavvuf öğretisi Yaradan’la bağ kurdurarak yalnızlığa çare buluyor” 

Bütün bunların tasavvuf kültürüne, tasavvuf öğretisine ne kadar ihtiyaç olduğunun göstergesi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Tasavvuf öğretisi Yaradan’la bağ kurdurarak yalnızlığa çare buluyor.” dedi.

Gandhi'nin ‘Yanında Tanrı olan kimse yalnız değildir’ sözünü hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bunu tevhid öğretiyor. Tevhid inancına sahipseniz, tek başına görünürsünüz ama yalnız olmazsınız. Hazreti Mevlana'nın söylediği gibi; 'Dost istersen Allah yeter, yâren istersen Kur'an yeter, düşman istersen nefis yeter’ diyor. Bütün bunlar bize yalnızlığa çare olarak tevhidin anlamını; insanın Rabbiyle bağ kurabilmesini, kalbini Rabbine açmasının mânâsını gösteriyor. Tasavvuf da bunu öğretiyor, İslam ahlakı da insana bunu söylüyor.” diye konuştu.

“Bu çağın hastalıklarından biri egoizm, diğeri hedonizm” 

Bu çağın hastalıklarından birinin de egoizm olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Küresel olarak bireyselleşmenin bencilleşmeye dönüştüğünü görüyoruz. Ciddi şekilde şu anda insanlarda narsistik kişilik hızla artıyor. İstatistiklerde 2000'lerden sonra ciddi bir yükselme olduğu görülüyor. Bunun sonucunda yalnızlaşma ortaya çıkıyor.” dedi.

Diğer bir hastalığın ise hedonizm, yani hazcılık olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Haz peşinde koşmayı ego ideali olarak öğreten bir felsefe, batı kültürü var şu anda. Bu tüketim odaklı bir kültür; tüketimi artırarak üretimi artırmak isteyen bir kültür. Bunun sonucunda da insanlar devamlı yarışma ve rekabet içerisinde mutlu olamıyorlar. 'Kazan, tüket' derken hedonistik bir insanlık yaşam felsefesi ortaya çıktı. Ve ayrıca ontolojik güvensizlik var. Güvensizlik sonucunda insanlar arası şiddet olayları artıyor ve güçlü zayıfı ezmeye başlıyor. Küresel savaşlara bakın; elinde güç olan zayıfı eziyor. Bu güçlünün zayıfı ezmesi orman kanunudur.” açıklamasını yaptı.

“İnsanlığın çoklu kültüre ve çoklu hukuka saygıya ihtiyacı var” 

Özellikle ‘gelişmiş’ denilen ülkelerin orman kanunuyla hareket ettiklerini iddia eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:

“Bu çok şaşırtıcı ve aynı zamanda düşündürücü bir şey. Örneğin Osmanlı İmparatorluğu hiçbir zaman sömürge bakanlığı kurmamış. Ama İngiltere'de sömürge bakanlığı var; Belçika'da, Fransa'da hepsi sömürge bakanlığı kurmuş. Yani sömürgeciliği siyasi bir rol olarak tanımlamışlar. Sömürgeci olmak gibi bir kavram İslam kültüründe, İslam öğretisinde yoktur. Bu nedenle Orta Doğu'da, İstanbul'da her türlü kültür bir arada yaşamış, her türlü inanç birlikte yaşamıştır. Hatta Lübnan'da Osmanlı sultanlarından birisine 'Burada şeytana tapan bir grup çıktı, ne yapalım?' diye soruyorlar. Padişah soruyor, 'Kamu düzenini bozuyor mu? Fesat çıkarıyor mu?' 'Çıkarmıyor.' 'O zaman karışmayın' diyor. İşte bu, çoklu kültüre ve çoklu hukuka saygıdır. Buna ihtiyacı var insanlığın. Osmanlı bunu tasavvuf dergahlarından öğrendi; her sokak başında bir dergah vardı.”

“21. yüzyıl bilgelik çağı olmak zorunda”

Osmanlı’nın son zamanlarında medrese, mektep ve tekke sentezini yapamadığı tespitinde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Osmanlı bu nedenle parçalandı. Medrese ilim öğretiyordu, tekke ahlak öğretiyordu, mektep de fen bilimlerini öğretiyordu. Üçünün sentezini yapamadığı için farklı tip insanlar yetişti.” dedi.

Sadece din ilimlerinde okuyanların taassuba yöneldiğini, sadece fen bilimleri okuyanların da din karşıtı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bunların sonucunda taassup ve din karşıtlığı birbiriyle savaşmaya başladı. Şu anda bile Türkiye halen bu çift kimlikli yaşama ile ilgili mücadelesini veriyor. Halbuki ikisinin sentez edilmesi gerekiyor; 21. yüzyıl buna mecbur ediyor. 20. yüzyıl bilgi çağıydı, 21. yüzyıl bilgelik çağı olmak zorunda. Yoksa ya savaş çıkacak, kıyamet kopacak ya da barışacağız. Bilgeliğin yolu da tasavvuftur.” ifadelerini kullandı.

Tasavvuf, insanın nefsini terbiye etmesini öğretiyor! 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan Tolstoy'un Mevlana'dan ve tasavvuf geleneğinden aldığı bir münzevi hikayesini özetleyerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Tolstoy'un 'İtiraflarım' kitabında mağarada yaşayan bir münzevi vardır. Birisi gelir ve der ki, 'Sen burada tek başına sıkılmıyor musun?'. Münzevi, 'Yok, ben tek değilim ki' der. Gelen kişi, 'Nasıl tek değilsin, yanında kimse yok?' deyince münzevi açıklar, 'Hayır, benim iki tane şahinim var, iki tane kartalım var, iki tane tavşanım var, bir tane eşeğim, bir tane de aslanım var. Bunları terbiye ediyorum'. 'Hani nerede onlar?' diye sorulunca der ki, 'İki tane şahin, gözlerimdir; her şeye saldırmaya çalışıyor. İki tane kartal, kollarımdır; her şeyi parçalamak istiyor. Tavşanlar iki ayağımdır; en ufak tehlikede korkup kaçıyor. Eşek bedenimdir; tembeldir, çalışmak istemiyor. Yılan dilimdir; her şeyi ısırmak, her şeye zehrini sokmak istiyor. Aslan ise egomdur; devamlı ben, ben, ben diyor. Ben işte bunları eğitmeye çalışıyorum.' İşte bu Tasavvuf öğretisidir.”

Cemalnur Sargut: “Elde bir başarı varsa o Allah’a ait”

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut, çalışmaların temelinde Kenan Rifai (Hz.)’nin tasavvufun üniversitelerde öğretilmesine ilişkin vizyonunun bulunduğunu belirterek, elde edilen başarıların Allah’ın desteğiyle gerçekleştiğini ifade etti. Sargut, bu anlayışla farklı ülkelerde ve üniversitelerde tasavvuf araştırmaları alanında çalışmalar yürütüldüğünü anlattı.

“Elde bir başarı varsa, o Allah’a ait. Görürüz ki Allah bizi seviyor. Çünkü çok şükür yaptığımız her işte bizi destekliyor. Bütün bunların başlangıcı Hocam Kenan Rifai (Hz.)'nin ‘Bir gün tekkeler kapatılacak fakat tasavvuf üniversitelerde öğretilecek.’ sözleridir. “Çocukların eğitiminde de önce yetişkinlerin kendi yaşamlarıyla örnek olması gerektiğini vurgulayan Sargut, İslam’ın hakikatinin güzel ahlak ve edep üzerinden yaşanarak aktarılabileceğini ifade etti. Sargut; “Bana hep soruyorlar, ‘Çocuklarımızı nasıl eğiteceğiz, nasıl İslam’ı öğreteceğiz?’ diye. Bir tek cevabı var: Siz hakiki Müslüman olun ki çocuklar sizde Müslümanlığın hakikatini görsünler. İslam’ın hakikati tasavvuftur. Yani tasavvuf olmadan İslam’ın öğrenilmesi mümkün değil. Dinin son noktası güzel ahlaktır. Ahlak öğrenilince edep başlar.” ifadelerini kullandı. 

Prof. Dr. Elif Erhan: “İş birlikleri akademik alandaki görünürlüğe önemli katkılar sunuyor”

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, Enstitünün 2014 kurulduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Enstitümüz lisansüstü eğitim, araştırma ve toplumsal katkı olmak üzere üç temel alanda faaliyetlerini sürdürüyor. Bugüne kadar tezsiz yüksek lisans programımızdan 232 öğrencimiz mezun oldu, 122 yüksek lisans tezi ürettik ve doktora programımızdan 11 öğrencimiz mezun oldu. Son üç yılda SCOPUS tarafından indekslenen 20’den fazla makale ve kitap yayımladık. Uluslararası iş birliklerimizin en önemli örneklerinden biri de Kyoto Üniversitesi Kenan Rifai Tasavvuf Araştırmaları Merkezi'yle yürütülen projelerimizdir. Bu iş birlikleri, tasavvuf araştırmalarının uluslararası akademik alandaki bilimsel üretimine ve görünürlüğüne önemli katkılar sunuyor.” 

Tamamlanan Projenin Odak Alanları: Mevlevîlik ve Rifâîlik

Doğu ve Batı akademisi arasında köprü kurmayı hedefleyen ve ilk iki yılında Mevlevîlik, son iki yılında ise Rifâîlik geleneği üzerine yoğunlaşan projenin sonuç sempozyumunda, ilgili temaların tasavvuf düşüncesi, tasavvuf tarihi, tasavvuf edebiyatı, müzik, mimari ve antropolojik boyutları ele alındı: 

Birinci günün ilk oturumunda Prof. Dr. Reşat Öngören "The Rifa'is in Ottoman Anatolia" başlıklı sunumunda Osmanlı Anadolu'sundaki Rifâîlik tarihini aktardı. Prof. Oman Fathurahman (UIN Jakarta) "Traces of Rifa'i Sufi Order in Indonesian Manuscripts: A Preliminary Study" sunumuyla Endonezya yazmalarındaki Rifâî izlerini inceledi. Prof. Dr. Emine Yeniterzi ise "Istiqāma/Steadfastness on the Straight Path in Ahmad al-Rifā'ī's Burhan al-Mu'ayyad: The Making of the Sufi" sunumuyla Ahmed er-Rifâî’nin el-Burhânü’l-Müeyyed eserindeki istikamet kavramını değerlendirdi. 

İkinci oturumda, Rohman al-BANTANI "Beyond the Tariqa: The Transmission and Transformation of Rifa'iyya Tariqa in Bantenese Debus" başlıklı tebliğinde Banten'deki Debus geleneğini ele aldı. Dr. Manami Suzuki (Kyoto Üniv.) "Rifa'i Dhikr in European Muslim Society: Sound, Body, and Religious Belonging in Prizren, Kosovo" başlıklı sunumunda Prizren'deki Rifâî zikrinin ses ve beden boyutunu inceledi. Dr. Esin Tümer Kurnaz "A Hermeneutic Reading of the Newly Edited Ādāb-i Țarīqat-i Rifāʻiyya" başlıklı sunumunu gerçekleştirirken, Doç. Dr. Mona Farouk M. Ahmed (Busan Üniv.) "Between Spiritual Discipline and Popular Belief: The Development of the Rifai Order in Egypt" başlıklı sunumuyla Mısır'daki Rifâîlik gelişimini aktardı. 

İkinci gün Dr. İlahe Kurşun Memmedova "Ahmad al-Rifa'i's Conception of Ahl al-Bayt and Its Socio-Religious Impact in Contemporary Iraq" sunumunda Ahmed er-Rifâî’nin Ehlibeyt anlayışının Irak'taki toplumsal yansımalarını paylaştı. Prof. Alexandre Papas (CNRS, Fransa) "Debating dhikr in the early Khwajagan-Naqshbandiyya. Reading 'Ali Ramitani's Mahbub al-'arifin" başlıklı tebliğinde erken dönem Hacegan-Nakşibendiyye geleneklerini değerlendirdi. Prof. Dr. Vasfi Emre Ömürlü ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Dilek Güldütuna ortaklaşa "Rhythmic Flow and Structure in Classical Kıyam Zikir in Rifâî Dargahs of Istanbul" sunumunu gerçekleştirirken, Prof. Yasushi Tonaga "Music according to Ibn 'Arabi" başlıklı tebliğinde İbnü'l-Arabî'de müzik felsefesini inceledi. 

Projenin son oturumunda, Dr. Kotoko Madono "When Yunus Emre Speaks through Niyâzî-i Mısrî: Re-voicing and Sufi Poetic Authority in the Early Modern Ottoman World" başlıklı sunumunu yaptı. Prof. Dr. M. Baha Tanman "Rifai Tekkes in Ottoman Sufi Architecture" başlıklı sunumunda Osmanlı tasavvuf mimarisinde Rifâî tekkelerini analiz etti. Prof. Masayuki Akahori (Sophia Üniv.) "Masters and Disciples, Saints and Venerators: Parallels and Reversals in Sufism and Saint Veneration" sunumuyla antropolojik bir yaklaşım sundu. Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya ise "Representing the Rifa'i Tradition in Early Twentieth-Century Istanbul: Ken'an Rifā'ī and the Socio-Cultural Functions of the Ümmü Ken'ān Sufi Lodge" başlıklı tebliğinde Ümmü Ken'an Dergâhı'nın sosyal ve kültürel işlevlerini aktardı. 

Sempozyum Kurulu Prof. Dr. Yasushi Tonaga, Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar ve Prof. Dr. Masayuki Akahori oturumların ardından projenin mevcut çıktılarını özetleyerek bundan sonra yapılacak çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi: 07 Ekim 2026

Sizi Arayalım

Phone