
Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Platformu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Talking Climate Collaborative tarafından yayımlanan “İklim Hakkında Gerçekte Kim Konuşuyor?” başlıklı 2026 alan değerlendirmesi raporunu Türkçeye çevirdi.
ABD ve Kanada’daki iklim iletişimcilerinin çalışma koşullarını, ulaştıkları kitleleri ve ihtiyaçlarını inceleyen rapor için bir sunuş kaleme alan Özdemir, iklim değişikliği hakkında konuşmanın ortak sorumluluk bilincinin ve toplumsal eylemin gelişmesindeki rolüne dikkat çekti.
“Bilim, ahlak ve din birbirini tamamlayabilir”
İklim ve çevre sorunlarını yalnızca bilimsel veriler üzerinden ele almadığını belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, İslami çevre etiği üzerine çalışan bir akademisyen olarak bilimsel bilgi ile ahlaki sorumluluk arasındaki ilişkiyi önemsediğini ifade etti.
Özdemir, “Ben de çevre ve iklim meselesine yalnızca bilimsel veriler açısından bakmıyorum. İslami çevre etiği üzerine çalışan bir akademisyen olarak, bilimin bize dünyada ne olduğunu ve iklim sisteminin nasıl değiştiğini anlatırken, ahlakın ve dinin bize bu bilgi karşısında nasıl davranmamız gerektiğini sorduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilimsel gerçeklerin beraberinde getirdiği sorumlulukların da konuşulması gerektiğini vurgulayan Özdemir, şu ifadeleri kullandı:
“Bilim bize iklim sisteminde neler olduğunu anlatır; etik ve din ise bu bilgi karşısında taşıdığımız sorumluluğu düşünmemize yardımcı olur. İslam’ın emanet, mîzân, hilâfet ve rahmet kavramları üzerinden çevre meselesine baktığımda, bu iki alanın birbirini dışlamadığını; aksine birbirini tamamlayabileceğini düşünüyorum.”
Bilimsel bilgiyi insanların hayatlarıyla ilişkilendirmek gerekiyor
İklim bilimci Katharine Hayhoe’nun çalışmalarını uzun zamandır takip ettiğini belirten Özdemir, Hayhoe’nun bilimsel bilgiyi farklı toplumsal kesimlere ulaştırma yaklaşımına dikkat çekti. Hayhoe’nun iklim meselesini insanların kendi hayatları, değerleri ve gelecekleriyle ilişkilendirdiğini aktaran Özdemir, çiftçilerden şehir ve su yöneticilerine kadar farklı kesimlerle kurulan iletişimin önemini vurguladı.
Bu yaklaşımın yalnızca bilgi aktarmayı değil, karşıdakini dinlemeyi de içerdiğini belirten Özdemir, şöyle devam etti:
“Bilim insanı olarak ‘Ben gerçeği biliyorum, siz de bunu kabul edin’ demek yerine, insanlarla konuşuyor; onların sorularını dinliyor, kaygılarını anlamaya çalışıyor. Bilimsel bilgiyi onların anlayabileceği bir dile tercüme ediyor. Bu, özellikle iklim değişikliği gibi bilimsel olduğu kadar sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlaki boyutları da olan bir konuda son derece önemli.”
“Konuşmanın kendisi de harekete geçmenin başlangıç noktalarından biridir”
İklim iletişiminin iklim eyleminin bir parçası olduğunu ifade eden Özdemir, insanların sorularını paylaşabilecekleri ve birbirlerini dinleyebilecekleri ortamların ortak hareket etme zemini oluşturduğunu kaydetti.
Özdemir, “İnsanlarla konuşmak, soru sormak, bildiklerimizi paylaşmak ve birbirimizi dinlemek yalnızca bir iletişim faaliyeti değildir. Bunlar, insanların meseleyi anlamasına, kendilerini bu ortak sorunun bir parçası olarak görmesine ve sonunda birlikte harekete geçmesine zemin hazırlayan adımlardır.” ifadelerini kullandı.
İklim konusunda iletişim kurmanın önemini vurgulayan Özdemir, “İklim değişikliği hakkında konuşmak, iklim eyleminin dışında bir faaliyet değildir. Konuşmanın kendisi de harekete geçmenin başlangıç noktalarından biridir.” değerlendirmesinde bulundu.
“İnsanların umutlarına ve sorumluluk duygularına da seslenmek gerekir”
İklim iletişiminde yalnızca korkuya dayalı bir yaklaşımın yeterli olmayacağını belirten Özdemir, insanların çözümün parçası olabileceklerini hissetmelerinin önemine işaret etti.
Özdemir, “İnsanları yalnızca korkutarak harekete geçiremeyiz. Bilgi gerekir; fakat bilgi tek başına yeterli değildir. İnsanların değerlerine, umutlarına, sorumluluk duygularına ve birbirleriyle kurdukları ilişkilere de seslenmek gerekir.” ifadelerini kullandı.
Hayhoe’nun yaklaşımını da bu çerçevede değerlendiren Özdemir, “Hayhoe’nun yaptığı şey, bilimsel gerçeklerden vazgeçmeden bu daha geniş insanî alana ulaşmaya çalışmaktır.” dedi.
İklim konusunda endişe var, ancak konuşma sınırlı
Özdemir’in Türkçeye kazandırdığı rapor, iklim değişikliği konusunda duyulan endişe ile bu konunun gündelik hayatta konuşulma sıklığı arasındaki farka dikkat çekiyor.
Raporda aktarılan verilere göre, Amerikalıların yüzde 63’ü ve Kanadalıların yüzde 71’i iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Buna karşılık Amerikalıların yalnızca yüzde 20’si küresel ısınmayı ailesi ve arkadaşlarıyla ayda birkaç kez ya da daha sık konuşuyor. Yüzde 44’ü ise konuyu hiç konuşmadığını ifade ediyor.
Raporda, insanların çevrelerindeki kişilerin iklim konusundaki endişelerini duymadıklarında, başkalarının bu sorunu önemsemediğini varsayabildiği belirtiliyor. “Sessizlik sarmalı” olarak tanımlanan bu durumun, insanların konuyu gündeme getirme isteğini de azaltabildiğine dikkat çekiliyor.
210 iklim iletişimcisinin yanıtları değerlendirildi
Talking Climate Collaborative’in American University bünyesindeki Center for Environment, Community, & Equity araştırmacılarıyla yürüttüğü alan değerlendirmesine ABD ve Kanada’dan 210 iklim iletişimcisi katıldı.
Katılımcıların çalışma biçimlerini ve ihtiyaçlarını inceleyen ankete göre, yalnızca yüzde 41’i son beş yılda iklim iletişimine ayrılmış finansman aldı.
Buna rağmen yaklaşık her 10 katılımcıdan sekizi, iklim değişikliği konusunda haftada en az bir kez içerik yayımlıyor. Katılımcıların üçte biri tek başına, bir başka üçte biri ise 10 veya daha az meslektaşıyla çalışıyor.
Raporun dikkat çektiği bir başka konu ise iletişim çalışmalarının büyük ölçüde iklim tartışmalarına zaten dâhil olan kesimlere yönelmesi.
“Hepimizin konuşması gereken ortak bir insanlık meselesi”
Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim değişikliğinin toplumun bütün kesimlerinin gündemine girmesi gerektiğini vurgulayarak sunuşunu şu sözlerle tamamladı:
“Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak budur: İklim değişikliğini yalnızca bilim insanlarının, çevrecilerin veya politika yapıcıların konuştuğu bir konu olmaktan çıkarmak ve hepimizin konuşması gereken ortak bir insanlık meselesi haline getirmek. Bazen en önemli hareket, bir insanla konuşarak başlar.”