İçeriğe atla

İçerik

Görmeyen gözlerle değil, vazgeçmeyen bir iradeyle yazılan başarı hikayesi!

Haber ile ilişkili SDG etiketleri

SDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS IconSDGS Icon

Doğuştan gelen genetik bir hastalıkla başlayan, lise yıllarında görme yetisinin büyük oranda kaybıyla devam eden bir hayat... Ancak bu hikâye bir "eksiklik" değil, azmin, ilmin ve derin bir gönül gözünün destanı. İngilizce öğretmeni olan Banu Büyükcıngıl’ın hayat yolu Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini, Arapça ve Farsçayı öğrenen Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı Farsça birincil kaynağa dayalı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı.

İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra KPSS ile atanan ve öğretmenlik mesleğine adım atan Banu Büyükcıngıl’ın hayatı, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. 

Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini öğrenip, sonra da Arapça ve Farsça gibi dillerde uzmanlaşan Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı.

“Hocam harfleri avcuma çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı”

Banu Büyükcıngıl, kendi hikâyesini anlatırken zorlukların nasıl kapı açtığını şu sözlerle ifade ediyor:

"Doğuştan gelen genetik bir hastalık sebebiyle çok küçük yaşımdan itibaren görme problemi yaşadım. Bu süreçte gören öğrencilerle birlikte eğitim aldım. Lise çağlarında görme yetimi büyük oranda kaybettim. O yıllarda genellikle kitapları ve ders notlarını ses kaydı yaparak ve dinleyerek ders çalışıyordum. İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra bir süre öğretmen olup olmama konusunda kararsız kaldım. Fakat, sonra KPSS sınavına hazırlandım ve iyi bir puanla atandım. Mesleğimin ilk yıllarında oldukça zorlandım. İngilizce öğretmenliğine devam ederken, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı programında yüksek lisansa başladım. İlk dönem Osmanlı Türkçesi dersi vardı. Bu dersi alıp almama konusunda tereddütlerim bulunuyordu. Bazı üniversitelerde görme engelliler bu dersten muaf tutulabiliyor. Ancak dersin öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Yeniterzi hocam derse katılmamı ve dinlememi tavsiye etti. Bir süre sonra hocamın gayretleri ve teşviki sayesinde dersi daha rahat takip etmeye başladım. Hocam harfleri elime çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı.”

Arapça ve Farsça dersleri nasıl başladı?

Osmanlı Türkçesi dersinde edinmiş olduğu tecrübe sonucunda bir sonraki dönem Arapça dersi aldığını da anlatan Banu Büyükcıngıl, “Çevrimiçi özel dersler alarak Arapçamı geliştirdim. 2018 yılında Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar Hocam, Enstitüde Uluslararası Yoğunlaştırılmış Tasavvuf Araştırmaları Yaz Okulu Programı düzenleneceğini ve programda Farsça metin incelemesi yapılacağını belirterek beni Farsça öğrenmeye teşvik etti. Programın başlamasına altı ay vardı. Bunun üzerine İranlı Narges Ahmedî’den çevrimiçi Farsça dersleri almaya başladım” dedi.

Banu Büyükcıngıl’ın Yüksek Lisans Tez Danışmanlığını yürütmüş olan Prof. Dr. Emine Yeniterzi tecrübesini şöyle aktarıyor: 

“Banu, 2016 yılında Osmanlı Türkçesi dersimde öğrencim oldu. Osmanlı Türkçesi, bilindiği üzere 1928 harf inkılabından önce kullandığımız Arap harfleri ile yazılmaktadır. İlk defa böyle bir öğrenciyle ders yapacaktım. Bu yüzden Banu için de benim için de başlangıçta tedirginliğimiz vardı. Banu, bilgisayarında Arap harflerinin isimlerini seslendiren bir programdan faydalandı. Normalde Osmanlı Türkçesinde harfler bitiştirilerek yazılır, böylece daha kolay okunur. Latin harfleri gibi tek tek yazılarak okunması gayet zordur. Sevgili Banu, bu güçlüğü rahatlıkla aştı. Harfleri hızla zihninde birleştirerek kelimeleri oluşturmaya başladı. Gören iki gözü yoktu ama büyük bir azmi, hızlı bir kavrayışı, güçlü bir idraki vardı. Yer yer bu alfabenin zihninde şekillenmesi için avcuna harfleri parmaklarımla yazdım. Diğer öğrenciler PDF metinleri okurken Banu’nun okuması gereken metinleri Word’de yazmam yeterli oluyordu. 

Neticede Banu, diğer öğrencilerle aynı zamanda Osmanlı Türkçesini okumayı ve yazmayı öğrendi. Daha sonra Arapça ve Farsça öğrenmeye başladı. Yüksek lisans tezini kendisi gibi beden gözü kapalı ama gönül gözü açık sûfî bir şair olan Osman Kemâlî’nin şiirleri üzerinde hazırladı. Doktora tezini de 11. yüzyıl sûfî müellifi Abdullah-ı Ensârî’nin daha önce yayımlanmamış Farsça bir eseri üzerinde yaptı. Hem eserin dilimize çevirisini hem de Ensârî’nin üzerinde çalışılmamış önemli bir eserini literatüre kazandırdı. Banu’nun yılmak bilmeyen azmi, derin kavrayışı ve disiplinli çalışmaları ile ortaya koyduğu bu başarılar herkese örnek olacak türdendir.”

Yüksek lisanstan doktoraya uzanan başarı

Büyükcıngıl’ın akademik yolculuğundaki en önemli duraklardan biri, 2018 yılının Kasım ayında gerçekleşti. Prof. Dr. Emine Yeniterzi danışmanlığında hazırladığı "Osman Kemâlî’nin Şiirlerinde Basîret Anlayışı" başlıklı teziyle yüksek lisansını başarıyla tamamlayan Büyükcıngıl, ardından 2019 yılında Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde "İslâm Medeniyeti, Düşüncesi, Tarihi ve Edebiyatı" doktora programına kabul edildi.

Teknolojinin yetmediği yerde "diz dize" eğitim

Arapça ve Farsça eserlerin dijitalleştirilmesinde (OCR) yaşanan teknik yetersizlikler, Büyükcıngıl’ı yolundan döndürmedi. Akademik çalışmalarında ses kaydı yöntemini en güvenilir araç olarak belirleyen Büyükcıngıl, çalışma metodunu şu sözlerle özetliyor:

"Arapça ve Farsça eserler genellikle resim şeklinde PDF veya matbu olduğu için görme engelliler açısından işlevsel olmuyor. Bu sebeple Farsça metinleri, hocamın cümle cümle okuması ve benim eş zamanlı olarak Türkçesinin yazılması şeklinde bir yöntem geliştirdik. Ders sonrası aldığım ses kayıtlarını dinleyerek düzeltmeler yapıyorum. Bu dillerde hâlâ ses kaydı en güvenilir yöntem."

Bu titiz çalışma süreciyle Azîz Nesefî’nin Keşfü’l-ḥaḳāyıḳ adlı eserini Türkçeye kazandırmak için yoğun bir mesai harcayan Büyükcıngıl, akademik üretkenliğini her geçen gün artırıyor.

Tasavvufun sadece bir bilgi yığını değil, bir yaşam pratiği olduğunu vurgulayan Büyükcıngıl, eğitim sürecinin ruh dünyasındaki yansımasına dikkat çekiyor. Okuduklarını hayatına tatbik ettikçe daha mutlu ve huzurlu bir insan olduğunu ifade eden Büyükcıngıl, Enstitüdeki eğitimin kendisine sistematik bir düşünce yapısı ve mukavemet kazandırdığını belirtiyor.

Banu Büyükcıngıl, başarısının ardındaki kurumsal desteğe ve hoca-talebe ilişkisinin önemine vurgu yaparak, "Tasavvuf bilgisini sistematik bir şekilde öğrenmemi sağlayan ve hayata bakışımı değiştiren bu Enstitünün kurulmasına öncülük eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a, derslerini takip ettiğim Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut hocamıza, başta yüksek lisans ve doktora tez danışmanlarım olmak üzere Enstitüdeki tüm hocalarıma müteşekkirim." dedi.

Büyükcıngıl’ın Enstitüde Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Reşat Öngören’in değerlendirmeleriyse şöyle: “Banu Büyükçıngıl’ın Doktora konusu olan temel eser tasavvuf alanında yazılmış Farsça bir eserdir. Banu tezi bitirmeden önce eseri Türkçeye çevirerek yayımlamış (Kırk İki Fasılda Erdemler ve Civanmertler, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2025) böylece Fars diline vukufunu ortaya koymuştur. Öğrenci lisans ve yüksek lisansını Enstitümüzde yaptığından tasavvufi kaynaklara vukufiyeti yüksektir. Tasavvufun klasik döneminde (Hicrî III-VI. yüzyıllar) Horasanlı sufi Hace Abdullah Ensarî Herevî (ö. 481/1089) tarafından kaleme alınan bu eser ilk defa Banu’nun çalışmasıyla Doktora seviyesinde değerlendirilerek ilim dünyasının dikkatine sunulmuştur. Dört yüz sayfayı aşkın bir hacme sahip olan bu çalışmada özellikle “tasavvuf eğitiminin” her aşamasında bütün yönleriyle Hz. Peygamber’e aşk ve muhabbetle bağlanmanın vazgeçilmezliği ilmek ilmek işlenmiştir.”

Prof. Dr. Reşat Öngören’in danışmanlığında Şubat 2026’da tamamlanan bu çalışma Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Prof. Dr. Necdet Tosun ve Prof. Dr. Ali Öztürk’ten oluşan jüri tarafından oy birliğiyle başarılı bulunmuştur. Bu çalışma aynı zamanda Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsünde devam etmekte olan ellinin üzerinde Doktora çalışmasından tamamlanmış onuncu tez olma özelliği taşımaktadır.

Akademik dünyada bir rol model

Büyükcıngıl’ın başarısı sadece kişisel bir zafer değil, aynı zamanda bilim dünyası için de taze bir nefes oldu. Enstitüde aldığı dersler ve katıldığı programlarla akademik yolculuğunda kendisine rehber olup, gelişimini takip eden Enstitüdeki Hocaları, onun çalışma disiplini ve karakterini şu sözlerle anlatıyor:

Dr. Öğr. Üyesi H. Dilek Güldütuna: “Eğitim hayatımız boyunca, sürekli şahsi problemlerini gündeme getiren, mazeretlerin arkasına saklanan ve ilim tahsilini bu mazeretlerle yavaşlatan "problemli" profillerle temas etmek, şevkimizi kırıcı olabiliyor. Bu tür sorunlu ve yorucu öğrencilerin tam zıt kutbunda Banu Büyükcıngıl gibi öğrencilere rast gelmek insana yeniden ümit, güven ve geleceğe dair taze enerji yüklüyor. Sahip olduğu özel durumu yani âmâ oluşunu hiçbir zaman bir mazerete ya da imtiyaz arayışına dönüştürmedi. Fiziksel sınırlarını, ilim tahsilinin önüne geçirmek bir yana; hızını yavaşlatmasına bile müsaade etmedi.”

Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar: “Banu’nun gayretine, azim ve sebatına Sufi Texts in English dersimde bizzat şahit oldum. Bütün öğrencilerin çabası ve çalışkanlığı dikkat çekiciydi. Ancak Banu, herkesten daha başarılı ödevleri ve sunumlarıyla sınıf birincisi olmuştu. Kafa gözü gören öğrenciler sunum yaparken hata yapmak korkusuyla mutlaka hazırladıkları slaytları okuma temayülünde olduklarından, sunumları yavaş akar ve maalesef çoğunlukla sıkıcıdır. Banu çalışır, hazırlığını tamamlar, hiçbir kaygı ve korkuya kapılmadan sunumlarını yapardı. Onu dinlemek, zihin haritasındaki berraklığa tanık olmak hem bir zevkti hem de ümit vericiydi. 38 senelik meslek hayatımda hiç onun gibi çalışkan, dürüst, gayretli, azimli, sebatkâr bir öğrencim olmadı. Banu Büyükçıngıl aslında bir güzel ahlâk ve rol modelidir. Zariftir, naziktir, neşelidir, eğlenceli, akademik ve bilimsel araştırmalarında çok ciddiyetle konuların üstüne eğilir. 

Onun yaptığı ve yapacağı bütün çalışmaların nice verimli başarılara dönüşeceğine inanarak kendisine ailesiyle sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim.”

Eğitimde “insan odaklı” ve “engelleri kaldıran” Üniversite

Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, Üsküdar Üniversitesinin eğitimde “insanı merkeze alan” yaklaşımının bir slogan olmayıp fiilen yaşandığını böylece bu özel durumların üzerine cesaretle gidebildiklerini ifade etti. Prof. Dr. Erhan, “Görülüyor ki öğrencinin kendisi disiplinli ve çalışkansa iyi bir eğitim kurumu o kişinin önüne çıkabilecek tüm engelleri kaldırabiliyor. Üniversitemizde, eğitim süreçlerinin her basamağında ve akademik etkinliklerde teknik konularda kişiye özel destek sağlanıyor. Yeter ki öğrenci talep etsin ve bilinçli olsun. Gerçek bir “engelsiz üniversite”. Banu’nun başarı hikayesi Üsküdar Üniversitesinin “insan odaklı”lığının dikkat çekici ve aydınlatıcı bir örneğidir. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü programlarının öğretim üyesi niteliği ve bilimsel kalitesinin yansıra ‘program içerikleri’ hakkında da aslında çok şey söylemektedir. Kişinin kendisini içinde bulduğu, yaşam bağlarını kuvvetlendiren, Dünyayı anlamlandırma ve hayatta mutlu olma sanatını elde etmede tasavvuf düşüncesi ve tasavvufi metinlerin etkisi de dikkat çekicidir.  Zaten öğretmenlik mesleğinden gelen Banu Büyükcıngıl bundan sonraki çalışmalarında akademik düzeyde dersler ve araştırmalarıyla Üniversitemizdeki çalışmalarını sürdürerek örnek olmaya devam edecektir.” şeklinde ifade etti. 


 

Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Paylaş

Oluşturulma Tarihi28 Nisan 2026

Sizi Arayalım

Phone