Pınar Enstitüsü tarafından bu yıl sürdürülebilir tarım, gıda ve hayvancılık alanlarında bilimsel üretimi teşvik etmek amacıyla düzenlenen “Bilimsel Makale Ödülleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy önemli bir başarıya imza attı. İkincilik ödülüne layık görülen Ulusoy’un “Gümüş nanopartiküllerin anason kallus kültüründe ikincil metabolit bileşimi ve toksisite üzerindeki etkisi” başlıklı çalışması bitki biyoteknolojisi ve nanoteknolojiyi bir araya getiren disiplinler arası yaklaşımıyla dikkat çekti. Araştırma, ekonomik ve farmakolojik değeri yüksek olan anason bitkisinin sekonder metabolit içeriğinin artırılmasına yönelik yenilikçi bir yöntem sunuyor.
“İkincilik ödülüne layık görülmek benim için son derece kıymetli”
Aldığı ödüle ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, Pınar Enstitüsü gibi bilimsel üretimi ve nitelikli araştırmaları destekleyen saygın bir kurum tarafından takdir edilmenin kendisi için büyük anlam taşıdığını vurguladı. Ulusoy; “Sürdürülebilir tarım, gıda ve hayvancılık alanlarında toplumun gelişimine katkıda bulunan Pınar Enstitüsü tarafından ikincilik ödülüne layık görülmek benim için son derece kıymetli ve motive edici. Bu ödül yürüttüğüm çalışmanın bilimsel niteliğinin ve özgünlüğünün bağımsız bir değerlendirme süreciyle takdir edildiğini görmek açısından önemli bir geri bildirim niteliği taşıyor.” dedi.
“Emeğin görünür hâle gelmesi önemli bir motivasyon”
Bu başarının akademik motivasyonuna olan etkisine de değinen Ulusoy, araştırma sürecinde harcanan emeğin görünür hâle gelmesinin yeni çalışmalar için güçlü bir teşvik oluşturduğunu belirtti. Ulusoy; “Araştırma sürecinde harcanan emeğin görünür hâle gelmesi hem mevcut çalışmalarımda hem de gelecekte planladığım projelerde bilimsel üretkenliğimi artırma konusunda önemli bir motivasyon sağladı. Ödülün, disiplinler arası ve toplumsal katkı potansiyeli olan araştırmalara yönelme isteğimi daha da güçlendirdiğini söyleyebilirim.” şeklinde konuştu.
Türkiye, dünya anason üretiminde önemli bir paya sahip…
Çalışmanın çıkış noktasına ilişkin bilgiler veren Dr. Ulusoy, anasonun Türkiye için hem tarımsal hem de ekonomik açıdan önemli bir tıbbi ve aromatik bitki olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin dünya anason üretiminde önemli bir paya sahip olduğunu belirten Ulusoy, bu bitkinin sekonder metabolit içeriğinin artırılmasının tıp ve eczacılık alanlarında büyük bir potansiyel sunduğunu ifade etti. Ulusoy; “Anason, ülkemizde kimyondan sonra en fazla ekim alanına sahip tıbbi ve aromatik bitkilerden biridir. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerine ihracatı olan stratejik bir üründür. Tıp ve eczacılıkta ilaç etken maddesi olabilen sekonder metabolitlerin yüksek miktarlarda üretimi önemli bir sorundur. Bu çalışmada, gümüş nanopartiküllerin anason kallus kültürlerinde elisatör etkisini araştırarak bu soruna yenilikçi bir çözüm sunmayı hedefledik.” ifadelerini kullandı.
Bu kapsamda gümüş nanopartiküllerin (AgNP) ilk kez anason in vitro kallus kültürlerinde hem toksik hem de uyarıcı etkilerinin birlikte incelendiğini belirten Ulusoy, elde edilen verilerin literatüre özgün katkılar sunduğunu da vurguladı.
Çevresel streslere dayanıklı bitkiler, sürdürülebilir tarım modelleri açısından önemli
Araştırmanın sürdürülebilirlik boyutuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy, anason gibi su ve girdi ihtiyacı düşük, çevresel streslere dayanıklı bitkilerin sürdürülebilir tarım modelleri açısından önemli olduğunu belirtti. Ulusoy; “Anason geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan ve fonksiyonel gıda özellikleri taşıyan bir bitkidir. Bu tür bitkilerin tarım sistemlerine entegre edilmesi, iklim değişikliğine uyum sağlayan sürdürülebilir üretim modellerinin geliştirilmesine katkı sunabilir. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar, beslenme ve sağlık açısından önemli sekonder metabolitlerin yüksek oranda üretilebileceğini göstermiştir.” dedi.
Çalışma kapsamında elde edilen bulguların, nanoteknolojik uygulamaların bitki doku kültürlerinde elisatör olarak kullanılabilirliğine ilişkin önemli veriler sunduğunu belirten Ulusoy, bu yaklaşımın çevresel koşullardan bağımsız ve kontrollü üretim açısından avantaj sağladığını ifade etti.
Disiplinler arası yaklaşımın bilimsel gücü!
Nanoteknoloji ve bitki biyoteknolojisinin birlikte ele alınmasının bilimsel önemine dikkat çeken Ulusoy, bu yaklaşımın yüksek katma değerli biyomoleküllerin üretiminde yeni ve sürdürülebilir stratejilerin önünü açtığını belirtti. Ulusoy; “Nanoteknoloji ve bitki biyoteknolojisinin birlikte ele alınması, nanopartiküllerin bitki in vitro kültürlerinde kontrollü bir stres faktörü ve elisatör olarak kullanılarak sekonder metabolit üretiminin yönlendirilebileceğini göstermesi açısından bilimsel olarak son derece önemlidir. Bu yaklaşım, kısa sürede ve çevresel koşullardan bağımsız biçimde yüksek katma değerli biyomoleküllerin üretimine olanak tanımaktadır.” şeklinde konuştu.
“Destek verilmesi nitelikli çalışmaların artması açısından büyük önem taşıyor”
Araştırma sürecinde karşılaşılan zorluklara da değinen Ulusoy, kallus kontaminasyonu, yüksek verimde üretim süreçleri ve laboratuvar altyapısına ilişkin sınırlılıkların süreci zorlaştırdığını ancak bu durumun kendisi için önemli bir deneyim alanı oluşturduğunu ifade etti.
Sözlerini teşekkürle tamamlayan Dr. Öğr. Üyesi Esma Ulusoy; “Başta TÜBİTAK olmak üzere bilimsel çalışmaları destekleyen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Ayrıca üniversitemde bitki biyoteknolojisi ve nanobiyoteknoloji alanlarında laboratuvar altyapısının kurulmasına ve güçlendirilmesine verilen destek bu tür nitelikli çalışmaların artması açısından büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.










