Etkinlikler

02 MAY 2019

Dijital dönüşüm Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tartışıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası İletişim Günleri’nde (İFİG) iletişimde dijital dönüşüm her yönüyle irdelendi. Sempozyumda Türkiye’nin yanı sıra İngiltere ve İspanya’dan da alanında tanınmış akademisyenlerin katılımıyla dijital dönüşümün etkileri ve geleceği tartışıldı.Yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli üniversitelerden yaklaşık 150 akademisyenin bildiri katılımının yanı sıra yerli ve yabancı tanınmış ana konuşmacıların sunumlarıyla iki gün boyunca, eşzamanlı oturumlar biçiminde, 23 oturumla gerçekleştirilen sempozyumda dijitalleşme süreçleri iletişim eksenli olarak çeşitli yönleriyle masaya yatırıldı.Yazılı basından yeni medyaya, sinemadan reklamcılığa, halkla ilişkilerden kişilerarası iletişime, iletişimin tüm boyutlarında etkisini gösteren dijitalleşme olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele alındı. İletişim akademisyenleri ve medya profesyonelleri tarafından gerçekleştirilen oturumlarda konular çeşitli yönleriyle tartışıldı.Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılış töreninde Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, altı yıldan bu yana kesintisiz şekilde düzenledikleri etkinlikte bu yıl bir yenilik yaptıklarını ve İletişim Günleri’ni bildirilere açtıklarını söyledi.Prof. Dr. Güngör: “Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi bir markadır, İFİG de fakültemizin marka değerini pekiştirmektedir”Akademik camiayı birlikte tartışmak ve çözüm aramak için davet ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Her yıl akademik camiada tartışılan konulara göre temaları belirleyip tüm üniversitelerin katılımı ile gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Son yıllarda özellikle iletişim bilimlerinde dijitalleşmenin etkisi ile çok önemli değişimler oluyor. Dijitalleşme nasıl ki toplumun, kültürün, siyasetin değişik alanlarına, toplumun kılcal damarlarına kadar etkisini gösteriyor ve etkili oluyor, aynı şekilde iletişim bilimlerinin de kılcal damarlarına kadar etkisini göstermeye başladı. Bu çok büyük anlamlar taşıyor. İletişim bilimlerinde şu ana kadar ortaya konulan kurallar ve yaklaşımların, metodolojinin yeniden ele alınması ve üzerinde yeniden düşünülmesi ihtiyacı bulunuyor. Biz de bu nedenle birlikte tartışalım ve iletişim bilimlerinin bu yeniye açılan boyutlarını ele alalım istedik. İletişim bilimleri bu teknolojik dönüşümle birlikte artık çok merkezi bir yerde, iletişim bilimlerinde yeni tartışmalar devam ediyor. Bütün kurum ve kuruluşlarda birimler oluşmaya başladı, bu da gelecekte iletişimciler için önemli istihdam alanları olduğu anlamına geliyor. Değişen dijital süreç ile birlikte bu yıl sempozyumda dijital dönüşümü tartışacağız” dedi. Bu yıl TÜBİTAK desteği ile düzenledikleri sempozyuma yoğun katılımdan duyduğu memnuniyeti vurgulayan Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin artık bir marka fakülte olduğunu, Uluslararası İletişim Günleri’nin ise İFİG logosuyla marka bir bilimsel etkinlik haline geldiğini dile getirdi. İFİG’in tam bir takım çalışmasıyla gerçekleştiğinin altını da çizen Güngör,  etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti.Prof. Dr. Atasoy: “Dijital dönüşümün suç dünyasına etkisi çok büyük”Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Adli Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, açılış konuşmasında bu yılki konusu “Dijital Dönüşüm” olarak belirlenen, iletişim akademisyenleri ve medya profesyonellerinin katılımı ile gerçekleşecek sempozyumun çok başarılı ve verimli geçeceğini düşündüğünü söyledi. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” diyen Prof. Dr. Sevil Atasoy şunları söyledi: “Belki sizlerin dikkatini çekmemiştir ama dijital dönüşümün suç dünyasına etkisi çok büyük. Bu nedenle dönüşümün sağlıklı işleyişi siber suçlarla mücadelenin başarısına bağlı. Teknolojik gelişmeyi patolojik bir suçlunun elindeki baltaya benzeten Albert Einstein kadar kötümser değilim ama hastaneler, telefon şirketleri, bankalar, üniversiteler ve hükümetlerin yanı sıra bireylere yönelik olarak gerçekleştirilen siber saldırılar, suç örgütlerinin en azından şimdilik yasal organizasyonlardan çok daha hızlı ve başarılı bir biçimde dijitalleştiğinin bir göstergesi. Nitekim son 10 yılda hırsızlık, gasp gibi geleneksel suçlar azaldı, buna karşın sahte, çalıntı kredi kartı ya da kredi kartı bilgilerinin kopyalanması ile yapılan online alışverişler, ayrıca hedefin ya da silahın bilgisayar olduğu değişik nitelikte siber suçlar logaritmik olarak arttı. Bu nedenle gerek lisans gerek lisansüstü düzeydeki adli bilimler programlarımızda yer alan kriminalistik ders içeriklerine dijital olay yeri inceleme, siber suçlu profillemesi, siber suç soruşturmasında coğrafi profilleme gibi konuları ekledik.”İnternetin bir de özel yazılımlarla ulaşılabilen darkneti olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Bu karanlık dünyada uyuşturucu, silah, mermi ve patlayıcı satışlarından çocuk pornografisine, kiralık katil bulma sitelerinden ya da 2014 ortalarında hizmete giren Google benzeri arama motorundan ve bütün bu melanetlerle ilgili olarak yapılan reklamlardan haberimiz çok yok. Dijital dönüşüm ile birlikte henüz bilmediğimiz yeni suç tipleri ortaya çıkacak. Hatta adam öldürmek için yeni yöntemler olacak. İnsanoğlunun ilk büyük keşfi ateştir, nasıl ateşin hem bizi ısıtmak, yemeklerimizi pişirmek gibi faydaları, buna karşılık yangın çıkarma gibi zararları varsa dijital dönüşümün de iyi ve kötü yanları bulunuyor. Bunları değerlendirmek için önümüzde 23 oturum var. Ancak unutulmamalı ki dönüşümün henüz çok başındayız” dedi.Prof. Dr. Arıboğan: “İnsanlık tarihi denilen şey, aslında teknolojinin tarihi”Sempozyumun davetli konuşmacıları arasında yer alan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Siyasette Dijital Dönüşüm” başlıklı konuşmasında siyaset biliminin devlet merkezli incelenen bir alan olduğunu ancak son yıllarda teknolojik gelişmeler eşliğinde de okunduğunu söyledi. Siyaset biliminin genel olarak ana laboratuvar alanı olarak kullandığı şeyin tarih olduğunu belirten Prof. Dr. Arıboğan, “Siyasi tarih içerisinde değerlendirilir ve bunlar üzerinden bir dünya okuması yapmaya çalışırız. Yakın zamanlarda uluslararası ilişkiler alanındaki önemli değişikliklerden biri insan psikolojisi üzerinden yapılmaya başlandı. Bir diğeri de teknoloji bilimi üzerinden okumalar ve yeni yaklaşım tarzları ortaya çıktı. Dönüşüm, dijital dönüşüm, yeni dünya dediğimiz şey aslında tarihte ilk defa bu kadar büyük bir hızla, devrimci yapının merkezine doğru vurarak geliyor. İnsanoğlunun, insan topluluklarının tarihin başından beri bir değişim dönüşüm içerisinde olduğu aşikar. İnsanlık tarihi denilen şey, aslında teknolojinin tarihi. Teknoloji geliştikçe insan dönüşüyor, insan değiştikçe teknoloji gelişiyor. İnsanoğlu içinde yaşadığı teknolojiyi bir an kabul ediyor. Aslında bunun ne kadar olağanüstü olduğuyla da çok fazla ilgilenmiyor. Onu hayatın bir parçası olarak düşünüyor. Bugün ilk defa karşımızda insan topluluklarından, yaşam tarzımızdan kısmen bağımsızlaşmaya başlayan ve sanki başka bir uygarlığın izlerini, alarmını bize doğru yansıtmaya başlayan bir dönüşümden bahsediyoruz” dedi.Siyaset bilimi açısından iletişimin çeşitli taktikler sunduğunu, değişimin kaçınılmaz olduğunu ve mutlaka uyum sağlanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Sistem değişiyor, sadece ders anlatım biçimleri değil. Yeni dünyaya adapte olmazsak tamamen out’a çıkma ihtimalimiz var. Bizim deneyimlerimiz ‘Endüsrti 4.0’ın, gençliğin dünyasına yetişemiyor. Onun için zamanı durdurmaya çalışıyoruz. Duvarlı dünya aslında zamanı durdurmaya çalışan orta yaşın dünyası. Bu büyük dönüşümü durdurmanın yolu yok, adapte olamıyoruz. Daha kaç kuşak tarımda büyüdük, sanayide büyüdük, sanayi sonrasında olgunlaştık, bu da dördüncü. Kaç uygarlık birden göçebe yaşayacağız? Bari bunu tutalım diyoruz” diye konuştu.Prof. Dr. Nalçaoğlu: “Geleceğin bilimi yapay zekâ ekseninde biçimlenecektir”Sempozyumun ana konuşmacılarından Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu, “Bir Paradigmanın Dönüşümü: Sibernetikten Yapay Zekaya” başlıklı konuşmasında yapay zekanın istihdam alanlarının kapanması, etik sorunlara ve yönetsel/yönetişimsel sorunlara yol açtığını söyledi. Nalçaoğlu, “Yapay zeka kavramı günümüz bilim dünyasına temel oluşturmaya, tüm düşünsel paradigmamızı etkilemeye başladı. Olumlu yanları ve olumsuz yanlarıyla ele alınması gerekiyor. Etik meselesi çok önemli” dedi.Prof. Dr. Antonioi: “Biz hala buzdağının görünen kısmını görüyoruz”Ana konuşmacılardan İspanya Santiago de Compostela Üniversitesi’nden Prof. Dr. Neira Cruz Xose Antonioi ise dijital çağda iletişim yöntemlerini anlattı. Prof. Dr. Neira Cruz Xose Antonioi, gelişen teknolojilerle beraber dijital çağda kullanılan iletişim araçlarının değiştiğini, bunun da kitle iletişiminde çok önemli değişmelere yol açtığını söyledi. Dijital çağda iletişimin yeni bir dile sahip olduğunu belirten Antonioi, kitle iletişiminin beraberinde değerli avantajlar, sayılamayan ihtimaller ve belirsiz sınırlar ortaya koyduğunu kaydederek “Biz hâlâ buzdağının görünen kısmını görüyoruz” dedi.Dijital dönüşüm her yönüyle ele alındıÜÜ TV’den canlı olarak yayınlanan, iki gün süren sempozyumun ilk gününde Güney Yerleşkesi’nde “Dijital Dönüşüm ve Artırılmış Gerçeklik”, “Dijital Dönüşüm ve Pazarlama”, “Popüler Kültür ve Gündelik Yaşam”, “Sosyal Medya ve Sosyal Ağlar”, “Geleneksel Medyadan Yeni Medyaya”, “Dijital Kültür”, “Dijital Dönüşüm ve Sanat”, “Dijital Dönüşüm, Yeni Medya ve Etkileri”,  “Dijital Dönüşüm, Tüketici ve Tüketim”, “Dijital Dönüşüm ve İletişim Bilimleri” ve “Dijital Bağımlılık” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi.İletişim Günleri, oturumlar ve kültürel etkinlikler ile ikinci günde de devam ettiSempozyumun ikinci gününde ise davetli konuşmacı Bournemouth Üniversitesi’nden Doç. Dr. Salvatore Scifo, “Radio, Audio and Digitalization: The Changing Roles of Broadcasters Producers and Listeners” başlıklı bir konuşma yaptı İngiltere’de BBC’nin dijital dönüşüme nasıl ayak uydurmaya çabaladığını anlattı. Scifo, radyo dinleme alışkanlıkları açısından kuşaklar arası farkla bulunduğunu ve radyo yayıncılarının da özellikle genç kuşağın beklentilerine uymaya çabaladıklarını söyledi.Basın İlan Kurumu İlan Hizmetleri Müdürü İdris Armağan Çam ise “Basın İlan Kurumu ve Yeni Medyaya İlişkin Faaliyetleri” başlıklı bir konuşma yaparak, Basın İlan Kurumu’nun dijital dönüşüme nasıl hazırlandığını anlattı. Çam, yerel medyanın dijital dönüşümüne de katkı koyduklarını ifade etti. Çam, internet gazeteciliğinin yasal mevzuata henüz sahip olmadığını, Basın İlan Kurumu olarak bu sorunun çözümüne de katkı koymaya çabaladıklarını ifade etti.İkinci günde 11 oturumSempozyumun ikinci gününde davetli konuşmacıların dışında “Haber İncelemeleri”, “Dijital Dönüşüm ve Reklam”, “Gazetecilik”, “Yapay Zekâ”, ”Dijital Çağda Gerçekliğin Yeniden Üretimi”, “Dijital Dönüşüm ve Görsel İletişim Tasarımı”, “Halkla İlişkiler”, “Dijital Dönüşüm ve Yayıncılık”, “Dijital Dönüşüm ve Sinema” ve “Dijital Dönüşüm ve Siyaset” oturumları gerçekleştirildi.Sempozyuma çeşitli üniversitelerden çok sayıda akademisyen bildirileriyle katılırken yine çeşitli üniversitelerden akademisyenler de oturumlarda moderatörlük yaptı. İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan, İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Suat Gezgin, Prof. Dr. Yıldız Dilek Ertürk, Prof. Dr. Murat Özgen, Marmara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Filiz Aydoğan, Prof. Dr. Ebru Özgen, Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selahattin Yıldız, Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Defne Özonur, İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özer Kambur ve Doç. Dr. Deniz Yenğin, Ankara Hacı Bayram Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aytül Tamer, Doç. Dr. Esra Keloğlu ve Dr. Kurtuluş Özgen, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özlem Pektaş Turgut bildiri ve oturum moderatörlükleriyle sempozyuma destek verenler arasındaydılar.İFİG kapsamında açılan sergiler büyük beğeni aldı6’ıncı İletişim Günleri kapsamında bu yıl öğretim üyelerinin ve öğrencilerin çalışmalarından oluşan sergiler de açıldı. Prof. Dr. Hasip Pektaş’ın Ekslibris Sergisi Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışını Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yaptığı sergi 12 Mayıs’a kadar ziyarete açık tutulacak.Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü öğrencilerinin Uygulamalı Gazetecilik dersi kapsamında, hocaları Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal’ın danışmanlığında açtıkları Gazete Sergisi de Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından açıldı.Görsel İletişim ve Tasarım Bölümü öğrencilerinin Grafik Tasarım dersi kapsamında, hocaları Öğr. Gör. Pınar Çelik danışmanlığında gerçekleştirdikleri sergi de bir dijital teknoloji harikası olarak etkinlik kapsamındaki yerini aldı.İFİG kapsamında İletişim Fakültesi öğrencilerinin sosyal sorumluluk projeleri de dikkat çekiciydi. İnsanları su içmeye teşvik eden ‘Su İçin’ sloganlı sosyal sorumluluk projesi sayesinde sempozyum konukları kana kana su içtiler. Bir çevre dostu olarak yeşili korumayı ve organik beslenmeyi teşvik eden projeyle ise konuklara bitkiler dağıtıldı.İFİG genç iletişimcilere etkinlik yönetimi deneyimi kazandırdı6. Uluslararası İletişim Günleri’nde, Etkinlik Yönetimi dersi öğrencileri uygulamalı eğitimin bir parçası olarak görev aldılar. Dr. Öğr. Üyesi Şaha Özpınar tarafından verilmekte olan dersin uygulamalı eğitim kesitini öğrenciler İFİG organizasyonunda görev alarak tamamladılar. İletişim öğrencileri başarılı çalışmalarıyla başka üniversitelerden sempozyuma katılan akademisyenlerin ve öğrencilerin takdirini topladılar.6. Uluslararası İletişim Günleri, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör’ün teşekkür konuşmasıyla sona erdi. Güngör, teşekkür konuşmasında fakültenin akademik kadrosuna, etkinlikte özveriyle görev alan öğrencilere, sempozyuma bildirileriyle katılan akademisyenlere, oturum başkanı olarak katkı veren akademisyenlere, sempozyuma desteğini esirgemeyen Rektörlük Yönetimi’ne, üniversitenin ilgili idari birimlerine, sempozyuma destek veren TÜBİTAK’a ve etkinlikte kahve sponsorluğu desteği veren Tchibo’ya teşekkürlerini iletti.  Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

17 NİS 2019

Brand Camp Marka Günleri 3. kez Üsküdar’da!

Üsküdar Üniversitesi, “Brand Camp Marka Günleri” etkinliğine 3. kez ev sahipliği yapıyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinin geleneksel hale getirdiği Brand Camp Marka Günleri etkinliği sektörün önde gelen isimlerini öğrencilerle buluşturmaya devam ediyor.İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü ile Halkla İlişkiler Bölümünün ortaklaşa düzenlediği etkinliğe Wave İstanbul Storyteller Onur Çakı, Promedia PR Ajans Başkanı Feray Alpay, Reklam Derneği Ajans Başkanı aynı zamanda Tazefikir Reklam Ajansı Başkanı Çağlar Gözüaçık, Y&R Team Red ekibinden Reklam Yazarı Burcu Tatari ve Reklam Yazarı Hüseyin Gündüz konuk oldu.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğin sunuculuğunu Reklam Tasarımı ve İletişimi 2. Sınıf öğrencileri Özge Özcan ve Anıl Özkonuş üstlendi. Brand Camp Marka Günleri etkinliği saygı duruşu ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı.Etkinliğin açılış konuşmalarını Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özgül Dağlı ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı.Doç. Dr. Dağlı: “Brand Camp Marka Günleri öğrencilerimizin oluşturduğu bir fikir”Doç. Dr. Özgül Dağlı, gelenekselleşme yolunda ilerleyen Brand Camp Marka Günleri fikrinin öğrenciler tarafından geliştirildiğini belirterek ortaya çıkış hikâyesini katılımcılarla paylaştı. Dağlı, “Brand Camp Marka Günleri etkinliği bu sene üçüncüsü ile karşınızda aslında bu öğrencilerimizin reklama giriş dersinde geliştirdiği, afiş tasarımları dahi öğrencilerimizin oluşturduğu bir fikir. Umuyorum ki Brand Camp fakültemizde gelenekselleşerek marka olarak anılacak bir etkinlik olacak” dedi.Doç. Dr. Dağlı: “Teknolojik gelişmeler markanın başarısında önemli faktörlerdendir”Reklam sektöründeki teknolojik gelişmelere ilişkin paylaşımlarda bulunan Dağlı, yaşanan teknolojik gelişmelerin marka başarısında önemli rol oynadığını ifade etti. Dağlı, “Reklam ve marka ile ilişkili tüm sektörler için başarının yolu yaratıcılık ve bilimin birlikte harmanlandığı doğru bir pazarlama iletişimi stratejisinden geçiyor. Teknolojik gelişmeler, yoğun rekabette bir markanın başarısında göz önünde bulundurulması gereken önemli faktörlerin başında yer alıyor, reklam sektöründeki hızlı teknolojik dönüşümler reklam ve pazarlama araştırmalarındaki yenilikleri sektörle değerlendirmek oldukça önemli” şeklinde konuştu.Prof. Dr. Güngör: “Sektörle buluşmalar derslikteki eğitimlerin önemli bir pekiştiricisi!”Prof. Dr. Nazife Güngör üniversitede oluşturulan networklerin, yapılan ortak çalışmaların iş hayatında önemli katkıları olduğunu belirterek sektörden isimler ile öğrencilerin bir araya gelmesinin önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. Güngör, “Üniversitede kurduğunuz arkadaşlıklar, birlikte yaptığınız çalışmaların uzantısı iş hayatıdır. Her biriniz sektörün bir yerinde yer alacaksınız ve birbirinizden haberdar olacaksınız.  Birtakım işleri hem sektörde hem profesyonel hayatta birlikte çoğaltacaksınız. Sektörle buluşmalar bilimsel çalışmaların, derslikteki eğitimlerin çok önemli bir pekiştiricisi. Sektördeki kişileri burada tanıyarak yavaş yavaş sektöre kayıyorsunuz. Bu tür platformlar önemli buluşma, önemli paylaşım ve önemli işbirliği platformlarıdır” dedi Güngör sektörle buluşmaların sıklıkla yapılması ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı.Çakı, Konvansiyonel taraf dijitali, dijital taraf konvansiyoneli kabul etmiyor”Açılış konuşmaları ardından Wave İstanbul Storyteller Onur Çakı, “Marka ve Reklam Üzerine” konulu sunumunu yaptı. Kendisi hakkında bilgi veren Çakı, tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Çakır, 20 senedir hem konvansiyonel alan hem de dijital alanda çalıştığını belirtti. Çakır, “Yaklaşık 20 senedir hem konvansiyonel reklam hem dijital reklam alanında çalıştım ve hep şunu gördüm konvansiyonel taraf hiçbir zaman dijitali, dijital taraf da hiçbir zaman konvansiyonel tarafı kabul etmiyor” dedi.Alpay, “Her şey beyinde başlayıp beyinde bitiyor”Promedia PR Ajans Başkanı Feray Alpay, “Marka ve Reklam Üzerine” konulu sunumunu yaptı. Çalışmaları hakkında bilgi veren Alpay, halkla ilişkiler sektörünün geleceği ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Alpay, “Sektörün geleceği ile ilgili yapılan çalışmalarda neuromarketing çalışmalarının önemi büyük, ardından internet ve sosyal medya geliyor. Gelenekselin dışında günümüzde neuromarketing çalışmaları çok önem kazandı” şeklinde konuştu. Teknolojik gelişmelerin takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Alpay, öğrencilere tavsiyelerde bulundu. Alpay, “Her şey beyinde başlayıp beyinde bitiyor, beyine bu kadar önem veren bir üniversitede iletişim ile ilgili eğitim alıyorsunuz bunun kıymetini iyi bilin” dedi. Reklam sektöründeki önemli isimler konuşulduEtkinliğin 2. oturumunda Reklam Derneği Ajans Başkanı ve Tazefikir Reklam Ajansı Başkanı Çağlar Gözüaçık,  “Neden Reklamcı Oldum? Nasıl Reklamcı Olursun?” konulu sunum yaptı. Reklam Derneği hakkında bilgi veren Gözüaçık derneğin yaptığı ve yapacağı projelere değindi. Gözüaçık, reklam mesleğini seçme nedenlerini belirterek sektördeki önemli isimler hakkında paylaşımlarda bulundu.Yaratıcı işler üzerinden yaratıcı süreç ele alındıY&R Team Red ekibinden Reklam Yazarı Burcu Tatari ve Reklam Yazarı Hüseyin Gündüz “Reklamda Yaratıcı Strateji Konuşuyoruz” konulu sunum yaptı. Yaratıcı işlerin meydana geliş aşamasında yaşanılan sıkıntılara değinen Tatari, sorunların üstesinden nasıl geldiklerini anlattı. Hüseyin Gündüz ise ödül kazanmış yaratıcı işler üzerinden yaratıcı süreç ile ilgili öğrencilere bilgi verdi.Toplu fotoğraf çekimi ardından etkinlik sona erdi. 

15 NİS 2019

Marka Konuşuyoruz'da “Bozkırda Bir Modern” konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü tarafından organize edilen “Marka Konuşuyoruz” etkinliğinin bu haftaki konuğu; ‘Bozkırda Bir Modern’ Belgesel Filmi Yönetmeni Kurtuluş Özgen oldu.Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşkede gerçekleştirilen etkinlikte ‘Bozkırda Bir Modern’ Belgesel Filminin katılımcı öğrencilerle birlikte izlenmesinin ardından yönetmen Kurtuluş Özgen ile belgesel filminin analizi yapıldı.“Türk toplumu üretimden kopup, tüketime yöneldi”Bir toplumun ulusa dönüşebilmesi için kendi ayaklarının üzerinde durması gerektiğini söyleyen Özgen, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayi tesisi Sümerbank’tır. Günümüzde Türk toplumu üretimden kopup tüketime yöneldi. Ben de bu filmi bir hatırlatma için yaptım. Bu filmle tarihe şerh düşmek istedik” dedi.Etkinliğin devamında Özgen, öğrencilerin sorularını yanıtladı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hale Yaylalı tarafından Yönetmen Kurtuluş Özgen’e plaket takdiminin ardından etkinlik sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

27 MAR 2019

'Yeni Medya ve Aile Çalıştayı' Üsküdar Üniversitesinde yapıldı

“Yeni Medya ve Aile” Çalıştayı, Üsküdar Üniversitesinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi ve İstanbul Aydın Üniversitesi ortaklığı, Millî Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü paydaşlığıyla düzenlenen çalıştayda; iletişim, tıp, adli bilimler, psikiyatri, çocuk gelişimi, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı alandan 86 uzman, yeni medya ve aile ilişkisini her yönü ile ele aldı. Çalıştay sonunda açıklanan sonuç bildirgesinde, yeni medyanın çocuklarda dikkat eksikliği ve davranış bozukluğuna yol açtığı, çocukların yetişkinler tarafından cinsel tacize açık duruma geldiklerine dikkat çekildi. Bildirgede yeni medyanın eşler arası duygusal bağların zayıflığından yararlandığı da vurgulandı. Ailelerin siber güvenlik konusunda bilgili olmadığına yer verilen bildirgede, siber zorbalıkla ilgili yeni bir yol haritasına ihtiyaç olduğu ve medya okuryazarlığı eğitiminin yaygınlaştırılması gerektiği de vurgulandı.Etkinlik Haberi için tıklayınız.Etkinlik Sonuç Metni için tıklayınız.Etkinlik Broşürü için tıklayınız.Etkinlik Davet Metni için tıklayınız

20 MAR 2019

Türkiye’de gazetecilik depresyonda mı?

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen söyleşide Habertürk yazarı Sevilay Yılman ile Demirören Haber Ajansı (DHA) Dış Haberler Editörü Galip Eraydın Türkiye’de gazetecilik üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide, gazeteciliğin geçirdiği dijital dönüşüm ile gazetecilerin yaşadıkları sıkıntılar konuşuldu.Açılış konuşmasını yapan İrvan, etkinliği gerçekleştirme amaçlarının gazeteciliğin ülkemizde genel sorunları ve geleceğini tartışmak olduğunu dile getirdi. Aynı zamanda İletişim Fakültesi öğrencilerini deneyimli gazetecilerle bir araya getirerek, onları meslek hayatına hazırlamayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.“Çocukluğumdan beri gazeteci olmak istiyordum”Gazeteciliğe başladığınız dönem ile günümüz gazeteciliği arasındaki fark nedir sorusunu cevaplayan Sevilay Yılman, “Ben çocukluğumdan beri gazeteci olmak istiyordum. Üniversite yıllarımda hocalarımızın gazetecilik ile ilgili söyledikleri her şey bize çok kutsal geliyordu. Hatta 5N1K kuralı bizim için kutsal ayet gibiydi. Sektöre girdiğim zamanda da bu kuralların dışına çıkmak mümkün değildi. Günümüzde ise kurallara uymasanız da olur anlayışı hakim’’ dedi.“Gazetecilik, tıp ve hukuk gibi her zaman devam edecek kutsal bir meslek”Günümüzdeki gazetecilik anlayışını da değerlendiren Sevilay Yılman, “Medya şu anda kısır bir döngü yaşıyor ve sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bunu medyanın girdiği bir depresyon olarak görebilirsiniz. Ancak tüm bunlara rağmen umutsuz değilim. Tam dibe vurduğu zaman bir uyanış gerçekleşecek, çok güçlü bir Türk medyası ortaya çıkacak. Çünkü gazetecilik tıp hekimliği ya da hukuk gibi her zaman devam edecek kutsal bir meslektir. Gazetecilik, hakkı verildiğinde çok güzel şeylere vesile olur. Umutsuzluğa kapılmayın’’ dedi.“İlk haberi yaptığım gün kadar heyecanlıyım” Sevilay Yılman’ın konuşmasının ardından söz alan Galip Eraydın, İhlas Haber Ajansı’nda gazeteciliğe başladığını, ardından Doğan Haber Ajansı’na geçtiğini, gazeteciliği muhabirlik olarak gördüğünü ifade etti. Son görevinin Demirören Haber Ajansı’nda dış haberler servisi şefliği olduğunu aktaran Eraydın, yirminin üzerinde yurtdışı muhabirle birlikte çalıştıklarını söyledi. Gazetecilikte ilk haberi yaptığı gün kadar heyecanlı olduğunu belirten Eraydın, “Yayına koyduğumuz her haberi tek tek okuyorum. Günde yaklaşık otuz haber giriyoruz” dedi. “Doğru kaynakları yakalamalısınız” Bugünün gazetecilik anlayışına da değinen Galip Eraydın, “Biz bu işi yapmaktan zevk alıyoruz. Yaklaşık 190 ülke var dünyada ve bizim serviste çalışıyorsanız hemen her ülke hakkında bir fikir sahibi olmak zorundasınız. Doğru araştırmayı yapmanız için doğru yerden başlamanız gereklidir” dedi. Dış haber servisleri için yabancı dilin önemine vurgu yapan Eraydın, uluslararası yayın yapan haber ajanslarını takip etmenin yaptıkları iş için hayati önemde olduğunu belirtip, mutlaka İngilizce bilinmesi gerektiğinin altını çizdi.“İstikrarlı olun” İletişim Fakültesi öğrencilerine meslek hayatına dair bazı tavsiyelerde de bulunan Eraydın, meslek hayatında en önemli şeyin CV değil, istikrar olduğunu söyledi. “CV doldururken önemli olan şey istikrardır. Farklı alanlarda farklı işler yapmış olabilirsiniz fakat bu sizi işverenin gözünde kararsız insan durumuna da düşürebilir. İlk önce ne yapmak istediğinizi bilin, istikrarlı olun, bir yere iş görüşmesine gittiğiniz zaman işveren sizin gözünüzde o istek ve istikrarı görsün. O zaman CV’nin aslında çokta önemli olmadığını anlayacaksınız” diyen Eraydın, istikrarın sadece meslek hayatında değil, tüm yaşam boyunca olması gereken bir şiar olduğunu belirtti.Söyleşi, konukların öğrencilerden gelen soruları yanıtlamalarının ardından plaket takdimi ile sona erdi.Haber: Nilay Tuğçe Bostancı   / Gamze Tamer                                                 Fotoğraf: Berkay Özay / Gamze Tamer Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

12 MAR 2019

İletişim seminerlerinde “Oyunlaştırma” ve “Gözetim toplumu” konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi seminerlerinde bu hafta Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Uğurlu Akbaş, Stratejik Yönetim Süreci ve Kurumlarda ‘Oyunlaştırma’ Tasarımı üzerine yaptığı akademik çalışmasını katılımcılarla paylaştı. Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleşen seminerde Medya ve İletişim Bölümü Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur ise ‘Gözetim toplumu’ hakkında konuştu. Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Özge Uğurlu Akbaş konuşmasına, “Halkla ilişkiler açısından değerlendirildiğinde yönetim süreci, bizim alanımız ve disiplinimiz için çok önemli” diyerek başladı. İnsanların halkla ilişkiler kavramını genellikle dışa yönelik bir tanıtım ya da kurumun kendisini ifade etme şekli olarak görmekte olduğunu kendisinin ise çalışmasında kurum içi halkla ilişkiler bağlamında bir değerlendirme yaptığını söyledi.Geçmişte rastladığımız klasik yönetim anlayışının aksine günümüzde kurumlarda çalışan insanların psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir takım değişimlerin olduğunu söyleyen Dr. Uğurlu, halkla ilişkiler disiplininin bu süreçte çalışanı tanımak, çalışanın gereksinimlerini bilmek, motive olmasını sağlamak ve kuruma daha bağlı bir çalışan profili ortaya çıkarmak gibi amaçları olduğunu dile getirdi.Oyunlaştırma iş yerlerinde verimi artırıyorDr. Uğurlu son yıllarda çok fazla uygulanan, Türkiye’de de birçok örneği olan oyunlaştırma tasarımını, kurumlarda çalışanların daha verimli çalışmasını sağlayacak, kurumsal dinamiklerin ve kurum kültürünün çalışana daha rahat bir şekilde aktarılmasını sağlayacak bir tasarım şekli olarak tanımladı. Oyunlaştırma tasarımının önemli işlevlerinden birinin de problem çözme mekanizması oluşturmak olduğunu, çalışanlara belli sorumluluklar vermek ve verilen sorumlulukları yerine getirdiklerinde onları ödüllerle motive etmek, daha iyi iş çıktıları ortaya koymak ve bu bağlamda ürünün veya hizmetin kalitesini arttırmaya yönelik bir tasarım olarak karşımıza çıktığını belirtti. Kurum kültürünün benimsenmesinde oyunlaştırmanın payı büyük Oyunu çocukları oyalayabileceğimiz, zaman geçirebileceğimiz, eğlence faktörünün ön planda olduğu bir kavrammış gibi algıladığımızı ifade eden Dr. Uğurlu, oyunun ciddi bir iş olduğunu ifade edip disiplinli bir tasarım gerektirdiğinin altını çizdi. Dr. Uğurlu, “Son çalışmalara baktığımızda oyunu eğitimle ve öğrenmeyle ilişkilendiren birçok model ortaya atılıyor. Özellikle çocukların belli noktalarda, belli seviyelerde, belli şeyleri öğrenmelerinin oyunla gerçekleştirildiğinde çok daha kalıcı ve kolay olduğu söyleniyor” dedi. Kurumların da hem müşterilerini hem de çalışanlarını kurum kimliğine daha kolay adapte edebilmek için oyun mantığını kullandığını ifade eden Dr. Uğurlu, dijital bir çağda yetişen genç çalışanların kurum kültürünü oyunlaştırma stratejileri ile daha kolay benimseyebileceklerini ifade etti.Bilgisayar teknolojileri gözetimi yoğunlaştırıyorProgramın ikinci oturumunda söz alan Araştırma Görevlisi Neslihan Bulur sunumuna gözetim kavramını açıklayarak başladı. İktidar ilişkileriyle birlikte düşünüldüğünde gözetimin önemli bir olgu olduğunu söyleyen Bulur, konuşmasına Karl Marx ve Max Weber gibi ünlü düşünürlerin gözetim hakkındaki fikirlerinden söz ederek devam etti. Gözetim konusuna ilk olarak Karl Marx’ın dikkat çektiğini ve Marx’a göre gözetimin emek ve sermaye arasındaki mücadelenin bir unsuru olduğunu ifade eden Bulur, Weber’in ise kapitalist işletmelerde gözetimin rolünü ve iktidar ilişkilerini kabul ederken gözetimin sadece sınıf ilişkileri bağlamıyla sınırlandırılmasına karşı çıktığını belirtti. 1980’lerin sonlarından başlayarak bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle gözetimin karmaşıklaştığından bahseden Bulur, Gary Marx’ın bilgisayar teknolojilerinin gözetimi hem niteliksel hem de niceliksel olarak yoğunlaştırdığını savunduğunu ifade etti.Gözetim toplumu bağlamında FacebookFacebook’un 2017 raporuna göre, fotoğraflarda yüzlerinin yarısı kapalı olsa bile %83’lük doğruluk oranıyla insanları tanımlayabildiğini söyleyen Bulur, Facebook’un gözetim yöntemi olarak izleme çerezleri, etiket önerileri ve beğenileri analiz etme gibi yöntemleri kullandığını belirtti. Bulur konuşmasında Facebook’un canlı yayın özelliğini kullanarak intihar eden kullanıcı vakalarına çözüm olarak intihara meyilli kullanıcıları önceden tespit edip engellemek için bir algoritma ürettiğine de değindi. Facebook üzerinde her 60 saniyede bir 136 bin fotoğraf yüklenip 510 bin yorum gönderildiğini ve 293 bin durum güncellenmesi yayınlanmakta olduğunu ifade eden Bulur, en çok veri üretimine sahip olan ülkenin Amerika Birleşik Devletleri olduğunu ve Facebook’tan en çok veri talep eden ülkenin de yine ABD olduğunu söyledi. Kullanıcı verilerinin reklam gelirlerine dönüştürülme sürecine de değinen Bulur, sosyal medya kullanıcılarının kendi istekleri ile paylaştıkları bilgilerin analiz edilmesiyle üretilen tüketici profillerinin gözetim anlayışını yeni bir boyuta taşıdığını söyledi.Berkay ÖZAY Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

07 MAR 2019

Elia Kazan sineması ve yeni habercilik türleri

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi seminerlerinde bu hafta Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Araştırma Görevlisi Besna Ağın “Elia Kazan Sineması’nda Gerçekçilik” konulu akademik çalışmasını katılımcılarla paylaştı. Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Araştırma Görevlisi Selin Maden ise “Yeni Medya ve Yeni Habercilik Türleri” adlı sunumunu gerçekleştirdi. Seminerin ilk oturumunda Arş. Gör. Besna Ağın, 50’li yılların önemli yönetmenlerinden biri olan Elia Kazan'ın filmlerine ve o dönem içerisindeki realizm olgusunun Elia Kazan filmlerdeki işlenişine dikkat çekti. Arş. Gör. Besna Ağın, kırk yıldan fazla yönetmenlik kariyerine sahip olan Elia Kazan’ın, bu süre boyunca Amerikan film endüstrisindeki değişimlere hem tanıklık ettiğini hem de katkıda bulunduğunu aktardı. Besna Ağın, Kazan’ın On The Waterfront, A Streetcar Named Desire, East of Eden ve Splendor in the Grass filmlerinin yakaladığı finansal başarıdan ve son filmi olan The Last Tycoon ile farklarından bahsetti. Bu filmin aynı zamanda literatürdeki Elia Kazan çalışmalarında göz ardı edilen bir film olduğunu belirten Besna Ağın, sunumunda literatürdeki boşluğu doldurmak ve filme hak ettiği değeri vermek üzere bu çalışmayı yaptığını söyledi.  Bir film hem estetik olmalı hem para kazandırmalıThe Last Tycoon filmi üzerinden metot oyunculuğuna ve filmlerindeki karakterlerin iki taraflılığına değinen Ağın, Kazan’ın filmlerindeki en önemli unsurun ambivalence (karşıt duyguları bir arada taşıma) kavramı olduğunu ifade etti. Neredeyse tüm filmlerinde bu kurgunun bir şekilde yer aldığını ileri süren Ağın, bu iki taraflılığın karakterleri tam anlamıyla tanımlama noktasında izleyiciyi zorlayan ve düşündüren bir sürecin oluşmasına zemin hazırladığını belirtti.Şimdi yeni bir sanat öğrenmek gerekiyorElia Kazan’ın diyalog yönetmenliğinden görüntü yönetmenliğine geçiş sürecinin filmler üzerindeki yansımalarını da aktaran Besna Ağın, “Elia Kazan, sinemanın sadece diyaloglardan ve senaryo olgusundan ibaret olmadığını düşünen biriydi. O, filmlerini, farklı perspektifleri göz önüne alarak çeken bir yönetmendi” dedi. Sanat hayatına tiyatro yönetmenliğiyle başlayan Kazan'ın sinemaya geçiş sürecine de değinen Ağın, Elia Kazan'ın bu süreç hakkında hislerini anlatırken çok zorlandığını ve sinemaya yeni ve bambaşka bir sanat dalı olarak baktığını belirtti. Kendisini hem Hollywood içinde hem de dışında bir yönetmen olarak nitelendiren Elia Kazan'ın filmlerini “Sadece film yapıyordum” gibi basit ama realisttik bir bakış açısıyla oluşturduğuna değindi.Gazeteciliğin tarihsel serüveni Seminerin ikinci oturumunda Arş. Gör. Selin Maden sunumuna geleneksel gazeteciliğin ortaya çıkışı, bilgisayar ve internet teknolojilerinin gelişiminden bahsederek başladı. Geleneksel gazeteciliğin başlangıç tarihinin tam olarak bilinmediğini ve konu hakkında çeşitli tartışmalar olduğunu ifade eden Maden “Günümüzde var olan gazetelerin oluşmasına katkı sağlayan en büyük gelişme matbaanın icat edilmesidir” dedi. “Yeni medya demokratik süreçlere katkı sağlamaktadır”Türkiye’de geleneksel gazeteciliğin gelişimini irdeleyen Maden bu sürecin Tanzimat Dönemi, Meşrutiyet Dönemi, Kurtuluş Savaşı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, Çok Partili Hayata Geçiş dönemi ve günümüz şeklinde dönemlere ayrıldığını aktardı. Bu dönemlerde var olan sansür ve denetim uygulamalarına bir alternatif olarak ortaya çıkan yeni medya kavramına değinen Arş. Gör. Selin Maden “Gelişen bilgisayar ve internet teknolojileri ile birlikte basın internet mecrasına kaymış ve çok sayıda gelişme yaşanmıştır. Geleneksel gazetelerin internete taşınmasıyla birlikte, internet gazeteciliği kavramı ortaya çıkmıştır. İlk yıllarda internete özgü içerik üretimi yapılmazken, ilerleyen süreçlerde daha özgün haber üretimleri gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda da habercilik alanında daha demokratik bir süreç başlamıştır” dedi. Yeni medya ve yaşanan dönüşümlerYeni medya kavramının ortaya çıkması ile birlikte gazetecilerin mesleki pratikleri değiştiğini ileri süren Maden “Habere erişim, haberi işleme ve haberi sunma biçimlerinde dönüşümler meydana gelmiştir. Teknolojilerin gelişmesi, yeni habercilik türlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış ve vatandaşların haber süreçlerine katılmasına yol açmıştır” dedi. Ardından yeni habercilik türlerine de değinen Selin Maden, mobil habercilik, SMS haberciliği, mobil video haberciliği, halk haberciliği, yurttaş haberciliği, sosyal medya haberciliği, WhatsApp haberciliği, drone haberciliği, robot haberciliği ve veri haberciliği hakkında bilgilerini aktardı.  Yeni habercilik türlerinin ortaya çıkış süreçlerini aktaran Maden, yeni türler üzerine yapılan tartışmalara da değindi. Dünya’da ve Türkiye’de habercilik türlerinin genel durumunu irdeleyen Arş. Gör. Selin Maden, genel bir değerlendirmenin ardından sunumunu sonlandırdı. Haber-Fotoğraf: Gamze Şimşek  Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

08 MAR 2019

Üsküdar İletişim’de transhümanizm konuşuldu

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölümü tarafından gerçekleştirilen Transhümanizm: Yapay Zekâ ve Hukuki Haklar seminerinde teknolojik gelişmelerin birey ve toplumların geleceğini nasıl etkilediği sorusuna yanıt arandı.Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen seminerde, Trakya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Erdem Öngün ve Dr. Okan Aksu teknolojinin insan doğası üzerindeki etkileri ve teknolojik dönüşümün geleceği üzerine konuştu.Doç. Dr. Erdem Öngün transhümanizm kavramının insanın ötesine geçmek olarak adlandırılabileceğini söylerken kavramın günlük hayatta kullanımının yaygınlaşmasına sebep olan teknolojik ve dijital dönüşümün insan türünü hangi noktalara taşıyacağına değindi. Araç kullanan insan tanımının dijital çağda yeniden şekillendiğini vurgulayan Öngün, bu yeni dünyada araçların kullanıcının ötesine geçtiği ve hatta kullanıcıyı dönüştürdüğü tartışmalarına değindi. Araçların insanların yerini alıp alamayacağı konusundaki farklı bakış açılarına değinen Öngün, geleceğe ilişkin öngörüler farklı olsa da dönüşümün kaçınılmaz olduğunu söyledi.Dr. Okan Aksu ise teknoloji ve insanın dijital yolculuğuna felsefi bir bakış açısıyla bakmak gerektiğine değinirken insan bedenini kutsallaştıran bazı tek tanrılı dinlerin, teknolojinin insan bedenine ve hayatına müdahalesine sıcak bakmadığını ve engellemeye yönelik çalışmalar yaptığını belirtti. Beden ve özne tartışmalarının tarih, felsefe ve din açısından sürekli tartışılan bir konu olduğunu söyleyen Aksu, konunun sadece tek bir disiplinin penceresinden ele alınamayacak ölçüde karmaşık bir dinamiği bulunduğunu ifade etti. Transhümanizmin ilk örneklerine edebiyatta rastlandığını belirten Aksu, özellikle distopik eserlerde sıkça karşılaşılan bir olgu olduğunu belirtti. Yapay zekânın insana yararları ve zararlarının araştırılması gereken bir konu olduğuna değinen Aksu, insan ve yapay zekâ arasındaki sınırların ne olduğunun tartışılması gerektiğini söyledi.Robot hakları tartışmasıErdem Öngün, makinaların hakları tartışması bağlamında robotik özne tanımının çok önemli olduğunu belirtip, dünyada bu konunun vatandaşlık verilen ilk makina olan robot Sofia üzerinden tartışıldığını belirtti. İnsanın dramatik yapısının robotlar için söz konusu olamayacağını belirten Öngün, bu noktada yapay zekâ haklarının insan haklarıyla eşit noktada tartışılamayacağını belirtti. Etkinlik, izleyici sorularının cevaplanmasının ardından Doç. Dr. Feride Zeynep Güder’in Doç. Dr. Erdem Öngün ve Dr. Okan Aksu’ya plaket takdimi ile sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA) 

08 MAR 2019

Marka Sohbetlerinde imaj ve algı konuşuldu!

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü tarafından organize edilen Marka Konuşuyoruz etkinliğinin konuğu gazeteci, yazar ve aynı zamanda da akademisyen olan Dr. Zehra Güngör’dü. Güngör, imaj ve algı yönetimi hakkında yaptığı sunumunda katılımcılara önemli bilgiler aktardı.“Bir ülkeyi bir marka gibi düşünebilirsiniz”Bir ülkeyi yönetmekle, bir markayı yönetmenin stratejik olarak çok benzer noktalar olduğunu söyleyen Güngör, “Bir ülkeyi bir marka gibi düşünebilirsiniz, ikisinde de yapmanız gereken tek şey algı yönetimi yapmak. Bunu başarabilen herkes amacına ulaşır” dedi.Algıda en önemli fonksiyon: Empatiİletişimde empati duygusunun önemine dikkat çeken Güngör, “Karşınızdaki kişiye empati yaptırmayı başarabilirseniz algısını çok daha rahat yönetirsiniz” dedi ve bu noktada algının empati duygusunun önüne geçebileceğini vurguladı. “İletişim matematik, algı ise bu işin cebiridir” Algı yönetiminin ciddi bir matematik operasyonu olduğunu söyleyen Güngör, “İletişim matematiktir, algı da bu işin cebiridir” dedi ve bu işin matematiğini bilmeyenlerin her zaman algı konusunda kusurlu olacaklarının altını çizdi. “Kandırılmaya müsaitseniz algınız yönetilir”Konuşmasının devamında “Bir şeyin gerçek olmasından önemli olan, söylenenin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır” diyen Güngör, kandırılmaya müsait olan insanların algılarının daha kolay yönetilebileceğini söyledi.“Algı yönetiminden kurtuluş yok” Günümüzde hala daha akıl savaşlarının sürdüğünü söyleyen Güngör, “Dünya döndüğü sürece algı yönetiminden kurtuluş yok” diyerek bu konu hakkında özellikle gençlerin daha çok çalışma yapması gerektiğini vurguladı.Keyifli geçen etkinliğin ardından, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Tasarımı ve İletişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nihal Toros Ntapıapıs, katılımından dolayı Dr. Zehra Güngör’e teşekkür plaket takdim etti. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

28 ŞUB 2019

Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü mezunlarıyla buluştu

Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen mezunlar toplantısı Haber Atölyesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Prof. Dr. Süleyman İrvan, Dr. Öğr. Üyesi Yıldıray Kesgin, Arş. Gör. Atila Erdemir, Arş. Gör. Selin Maden ile Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü 2017-2018 eğitim öğretim yılı mezunları Veysi Can Muharremoğlu, Büşra Taş, Zehra Rümeysa Fidan ve Fatih Ünlüer katıldı.Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, toplantıya katılan mezun öğrencilerden öğrenim süreçlerini değerlendirmelerinin yanı sıra Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nün geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmalarını istedi.Büşra Taş, “Müfredatta öğrencilerin haber yazma pratiklerini geliştirecekleri daha çok uygulama dersi olmalı” önerisinde bulundu. Staj dersi için de görüşlerini belirten Büşra Taş “öğrenciyken staj bulma sürecinde çok zorlandım ve ana akım medya kuruluşlarında staj yapma imkânı elde edemedim. Okulumuzun öğrencilere staj bulma aşamasında yardımcı olması büyük destek sağlar” şeklinde konuştu.Zehra Rümeysa Fidan ise derslere yönelik yaptığı değerlendirmesinde yeni medya ders sayısının arttırılmasının öğrencilere daha çok katkı sağlayacağını ifade etti. Müfredattan kaldırılması ve eklenmesi planlanan dersler ile ilgili de görüşlerini bildiren mezun öğrenciler, bazı derslerin seçmeli olarak değiştirebileceğini söylediler. Eğitim süreleri boyunca Üsküdar Üniversitesi tarafından sunulan imkânlardan memnun olduklarını dile getiren öğrenciler, fakültede bulunan stüdyo, haber atölyesi gibi alanların kendilerine büyük katkı sağladığını ifade ettiler. Mezunlar toplantısı toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

27 ŞUB 2019

İletişim eğitiminde vizyon ve kalite geliştirme toplantısı yapıldı

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, sektörden önemli temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilen  “İletişim Eğitiminde Vizyoner Bir Bakış” konulu toplantıya ev sahipliği yaptı. Toplantıda iletişim eğitiminin kalitesinin arttırılması için neler yapılabileceği konuşuldu.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, iletişim eğitiminin kalitesini yükseltmek için neler yapılabileceğini tartışmak amacıyla sektörün önemli temsilcilerini bir araya getirdi. “İletişim Eğitimine Vizyoner Bir Bakış” başlığı altında gerçekleştirilen toplantıya İletişim Fakültesi dekanı, bölüm başkanları, dekan yardımcıları, fakülte öğrenci temsilcisi ve fakültenin dış paydaşları katıldı.Sahadan önemli isimler buluştuToplantıda Fakültenin dış paydaşları Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, Televizyon İzleme A.Ş. Genel Müdürü Dursun Güleryüz, Demirören Haber Ajansı’ndan Galip Eraydın, Şapka Ajansı Genel Müdürü Fatma Körünoğlu, Ellidokuzoğlu Yapım Şirketi Genel Müdürü Ege Ellidokuzoğlu, Uluslararası İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği (UİGAD) Başkanı İzzet Aydın ile UİGAD Genel Sekreteri Selçuk Taşdemir ile Fakültenin iç paydaşlarından İletişim Fakültesi Öğrenci Temsilcisi Büşra Özdoğan yer aldı.Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bu tür arama toplantılarını genişleteceğiz”Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı. Güngör, sektörü ve İletişim Fakültesini bir araya getiren arama konferansı niteliğindeki ilk toplantı olduğunu belirtip bu tür toplantıların genişletilerek ve daha uzun zaman dilimine yayılarak sürdürüleceğini ifade etti. Güngör katılımcılara teşekkür ettikten sonra sözü, toplantıyı yönetmek üzere Prof. Dr. Süleyman İrvan’a bıraktı.İrvan, ilk sözü Fakülte Öğrenci Temsilcisi Büşra Özdoğan’a verdi. Öğrencilerin kalite geliştirme sürecine dâhil olabilmesi için toplantıda hazır bulunan ve fakültenin iç paydaşları arasında yer alan Öğrenci Konseyi’nin temsilcisi Büşra Özdoğan, öğrencilerden gelen talepleri fakülte yönetimi ve dış paydaşlarla paylaştı. Öğrencilerin üniversite kültürünü önemsediklerini belirten Özdoğan, üniversite kimliğinin benimsenmesi için etkinliklere daha fazla zaman ve kaynak ayrılmasını beklediklerini ifade etti.Öğrencilerin taleplerinin değerlendirilmesinin ardından toplantı Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin dış paydaşlarının gözlem, değerlendirme ve önerilerinin tartışmaya açılması ile devam etti.  Dış paydaş temsilcilerinden Dursun Güleryüz (Televizyon İzleme A.Ş. Başkanı, TİAK), Sibel Güneş (Gazeteci, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri, TGC), İzzet Aydın (Uluslararası İnternet Gazetecileri ve Gazeteciler Derneği, UİGAD Başkanı) ve Selçuk Taşdemir (UİGAD Genel Sekreteri) sektörde ihtiyaç duyulan nitelikler ve bu niteliklerin öğrencilere nasıl kazandırılabileceğinin üzerinde durup müfredata ilişkin önerilerde bulundu.İletişim sektörünün alanında deneyimli isimlerinden olan ve aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Görevlileri Fatma Körünoğlu ile Ege Ellidokuzoğlu ise fakültenin sağladığı donanım ve stüdyo olanaklarından memnun olduklarını belirtti. Toplantıya katılan sektör temsilcilerinden DHA Dış Haber ekibinden deneyimli gazeteci Galip Eraydın da iletişim öğrencilerinin mezun olduktan sonra karşılaşabilecekleri zorluklardan bahsedip iş görüşmelerinde öne çıkan kriterleri anlattı.Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Görüş alışverişi sürekli hale gelecek”Toplantının değerlendirme bölümünde Prof. Dr. Süleyman İrvan bu toplantının arama konferansı niteliğinde bir başlangıç olduğunu, sorunlar ve çözüm önerilerinin genel yönleriyle ele alındığını ancak daha kapsamlı toplantılarda iletişim eğitiminin farklı açılardan ve daha ayrıntılı olarak ele alınarak görüş alışverişlerinin sürekli hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Nazife Güngör de toplantının kapanışında fakültedeki akademisyenlerin, öğrencilerin ve dış paydaşların bundan sonra daha sık bir araya gelerek iletişim eğitiminin sorunlarını tartışacaklarını ve ortak çözüm önerileri oluşturmaya gayret edeceklerini dile getirip katılımcılara teşekkür etti. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

20 ŞUB 2019

Bahar Döneminin ilk iletişim semineri gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi seminerlerinin Bahar Dönemindeki ilk semineri Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esennur Sirer ile Medya ve İletişim Bölüm Bölüm Başkanı Doç. Dr. Feride Zeynep Güder tarafından gerçekleştirildi. Sirer konuşmasında spor medyasını ele alırken, Güder "Euphemism, Post- Truth and Media" adlı sunumunu katılımcılarla paylaştı.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yeni eğitim dönemindeki fakülte seminerlerinin ilki Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esennur Sirer’in spor medyası konulu sunumuyla başladı. Simon Kuper’in "Futbol sadece futbol değildir" sözüyle giriş yapan Sirer, futbolun tarihsel gelişimiyle ilgili bilgiler verdi.  Sirer, FIFA’nın eski başkanı Sepp Blatter’ın futbolun Çin’de başladığını söylediğini aktardı. Futbolun Çin, Mısır, Roma, Yunan ve Türk medeniyetlerine yabancı olmadığını belirten Sirer, futbolun Romalılar tarafından Avrupa’ya götürüldüğünü söyledi. Çağdaş futbolun anavatanı olarak bilinen İngiltere’de, 1863 yılında hazırlanan 13 maddelik bir tüzükle günümüz futbolunun temellerinin atıldığını ifade eden Sirer, futbolun bir organizasyona dönüşme sürecinin kamusal alanla olan ilgisine de değindi. Erken dönemde her boş arazinin futbol oyunları aracılığıyla insanların bir araya geldiği özgür birer kamusal alan olarak işlev gördüğünün altını çizen Sirer, futbolun etrafı çevrili özel mülkiyet alanlarına taşınmasının ardından ise bu özgürlükçü ve katılımcı niteliğini kaybettiğini aktardı. “Tweet atıyorum o halde varım”  İletişim Fakültesi seminerlerinin ikinci oturumunda Doç. Dr. Feride Zeynep Güder dijital çağda değişen gerçeklik kavramı hakkında konuştu.  Güder konuşmasında "Euphemism, Post-Truth ve Medya" sunumunu paylaştı. Bir konuşmacının sahip olması gereken en temel özelliğin ikna olduğunu söyleyen Güder, Churchill’in İngiltere’nin savaşa girme sürecinde kullandığı ikna yöntemlerinden bahsetti. Tarihin en ünlü söylev ustası olarak bilinen Cicero’nun on altı farklı ikna retoriği olduğunu aktaran Güder, toplumu ikna ederken en önemli etkenin duyguları yönlendirebilmek olduğunu söyledi. Cicero’nun bu on altı ikna faktörü için etik değil ama etkili diyen Güder, ikna amaçlı bir konuşmada bulunması gereken unsurları şöyle sıraladı: ritim, tekrar, suç ortaklığı, abartı, etiketleme ve çağrışım.Dijital dönemde insanların gerçeklere daha sorgulayıcı baktığını söyleyen Güder buna rağmen gerçekliğe hassasiyetimizin azaldığını ekledi. Liderlerin günümüzde tweet atıyorum o halde varım konumuna geldiklerini belirten Güder, dijital çağda siyasal söylevlerin de değişime uğradığını ifade etti. Donald Trump’ın elektronik zafer kazandığını söyleyen Güder, hakikat sonrası olarak dilimize çevirilen post-truth kavramını ilk kez kullanan Steve Tesich’in "gerçeklerin ve yalanların tam ortasında yumuşatılmış bir gerçek var" sözüyle sunumunu sonlandırdı.Haber-FotoğrafBurak Demirbaş Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

13 ŞUB 2019

"Kültürlerarası Bir İletişim Aygıtı Olarak Radyo" paneli

İSTANBUL (AA) - UNESCO Türkiye Milli Komisyonu İletişim İhtisas Komitesi Üyesi Prof. Dr. Mehmet Murat Erdoğan, dünyayı tanımanın, iletişim kaynakları üzerinden olduğunu belirterek, "Radyonun bunda çok özel bir yeri var çünkü radyo uzunca süre egemenliğini sürdüren, hala nostaljik veya tutku olarak da varlığını sürdürebilen bir kaynak. Eğer iletişim kaynaklarını iyi kullanabilirseniz bu, toplumun bir arada yaşamasına, aynı zamanda kimliğini geliştirmesine de imkan sağlayabilir." dedi.Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu tarafından Dünya Radyo Günü dolayısıyla yöneticiliğini TİAK Genel Müdürü, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Dursun Güleryüz'ün yaptığı, "Kültürlerarası Bir İletişim Aygıtı Olarak Radyo" başlıklı bir panel düzenlendi.Erdoğan, paneldeki konuşmasında, toplumların her geçen gün yoğun şekilde bir arada yaşamaya devam ettiğini ve toplumsal yapının her geçen gün karmaşıklaştığını dile getirerek, bir arada yaşama kültürünü geliştirmenin en önemli parçasının "iletişim" olduğunu söyledi.Göç hareketlerinin yoğunlaşmasının, iletişimi daha da önemli kıldığına işaret eden Erdoğan, "Dünya nüfusunun artışına, dünyadaki hareketliliğe bakıldığında artık bu hareketliliğin daha da devam edeceğini biliyoruz. İletişim alanıyla ulaşım alanı birbiriyle paralel gidiyor. Hem ulaşım imkanları çoğaldı, başka toplumlara, başka kültürlere daha rahat ulaşabiliyorsunuz hem de iletişim üzerinden dünyanın başka yerlerini görebiliyorsunuz." diye konuştu.Erdoğan, dünyayı tanımanın iletişim kaynakları üzerinden olduğunu belirterek, "Radyonun bunda çok özel bir yeri var çünkü radyo uzunca süre egemenliğini sürdüren, hala nostaljik veya tutku olarak da varlığını sürdürebilen bir kaynak. Eğer iletişim kaynaklarını iyi kullanabilirseniz bu, toplumun bir arada yaşamasına, aynı zamanda kimliğini geliştirmesine de imkan sağlayabilir." dedi.Türkiye'de yaşayan Arapların kendi aralarındaki iletişimin saygıya değer olduğunun altını çizen Erdoğan, "Nasıl Almanya'daki, Fransa'daki Türklerin kendi arasındaki iletişimini önemsiyoruz, doğal olarak bizimle birlikte yaşayan başka kültürlerin kendi iletişim araçlarını geliştirmelerine saygı göstermeli, ayrıca onları teşvik etmeliyiz. Farklılık dünyayı bir yere götürüyor ve o farklılıkları kabullenmenin en önemli yollarından birisi iletişim kanallarına açık olmanız ve onları geliştirebilmeniz." değerlendirmesinde bulundu."Türkiye'de günde 4,5 saatten fazla televizyon izleniyor"Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkan Vekili Esat Çıplak da panelin açılışındaki konuşmasında, köyde tek radyo evlerinde olduğu için köydeki herkesin evlerine geldiğini anlatırken, daha sonra radyonun köydeki, dünyadan haber alınabilen tek iletişim aracı olduğunu anladığını dile getirdi.Artık teknoloji sayesinde her bilgiye kolayca ulaşılabildiğini kaydeden Çıplak, öğrencilere geçmişe, ülkenin değerlerine ve kültürüne bakmalarını tavsiye etti.Çıplak, öğrencilere "Siz, geçmişi, geleceğe kolay intikal ettirebilecek insanlarsınız. Yabancı dil, insan ilişkileri, sosyal ilişkiler, kültürel ilişkiler sizin çok kolay başaracağınız şeyler. Hiçbir zaman yılmadan, mücadeleyi bırakmadan başaracaksınız. Kendinizi 'Olmuyor' diye umutsuzluğa kaptırmayın, gelecek sizlerin ama geçmişle bağları koparmadan geleceği oluşturabiliriz." şeklinde seslendi.Çıplak, soruları yanıtlarken, Türkiye'de günde 4,5 saatten fazla televizyon izlendiğini kaydederek, "Televizyon izlenme alışkanlıkları azaldı görünüyor, ama sosyal medya, cep telefonu üzerinden televizyon izleme de söz konusu." dedi.Radyonun kullanımlarıÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı ise radyonun tarihçesine ilişkin bilgi verirken, 2. Dünya Savaşı'nın aynı zamanda "radyolar savaşı" olduğunu, taraf devletlerin radyoyu etkin şekilde kullandığını anlattı.Odabaşı, televizyonun radyoyu ortadan kaldırmadığını dile getirerek, "Bugün de internet bazlı yeni medyanın ortaya çıkışı da konvansiyonel, geleneksel medyaları ortadan kaldırmış değil. Televizyon, radyoya önemli bir darbe vurdu ama bu, ölümcül bir darbe değildi. Radyonun bir takım özellikleri, yeni gelişmelere uyarlanmasını sağlıyor." dedi.Radyonun olumlu ve olumsuz kullanımlarının tarihte sayısız örneği olduğunu kaydeden Odabaşı, şunları söyledi:"Hoşgörü için kullanılabileceği gibi tahammülsüzlük, toplum içerisindeki değişik kesimler arasında çatışma yaratmak, provokasyon ve savaş amaçlı da kullanılabilir. Barışa da hizmet edebilir savaşa da hizmet edebilir. Radyolar, belirli toplumsal ve tarihsel koşullarda, belirli sahiplik yapıları içerisinde belirlenir ve o koşullar içerisinde o konjonktüre göre hareket ederler. Kitle iletişim araçlarına ve radyoya da düşen bir takım görevlerden bahsedebiliriz ama sadece radyo ile hoşgörünün, toleransın, barışın sağlanabileceğini ummak da biraz safdillik olur. Dolayısıyla koşullu bir işlevden söz edebiliriz. Radyonun tarihi bize, radyonun kültürler arası bir iletişim aracı, diyaloğu, hoşgörüyü, barışı artırıcı bir araç olarak kullanılabileceğini gösterdiği gibi tam tersini de gösterebiliyor."Kaynak: Anadolu AjansıHaberin linki: https://www.mynet.com/kulturlerarasi-bir-iletisim-aygiti-olarak-radyo-paneli-110104897913

23 OCA 2019

Radyo, Televizyon ve Sinema öğrencilerinin mezuniyet proje film gösterimi yapıldı

Radyo, Televizyon ve Sinema öğrencilerinin mezuniyet proje film gösterimi yapıldıÜsküdar Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü öğrencilerinin mezuniyet projeleri kısa film gösterimi Fuat Sezgin Konferans salonunda iki gün süren programla gerçekleştirildi.Film gösterimi programında Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı, İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Can Diker, Dr. Öğr. Üyesi Hale Yaylalı, Dr. Öğr. Üyesi Esennur Sirer, Dr. Öğr. Üyesi Ömer Osmanoğlu ve Görüntü Yönetmeni Ege Ellidokuzoğlu jüri üyeliği yaptı.Kısa film sunumu programında jüri üyeleri öğrencilerin filmlerini yorumlarken kamera açılarına, renk tonlarına, çekilen mekânlara ve senaryoların önemi üzerinde durdu.Fuat Sezgin Konferans salonunda gerçekleşen film gösterimi iki gün sürdü.Programının ilk gününde Yol, Yaşamak, Baston, Uğur, Balkon, Sığınak, Bu Kadar isimli kısa film gösterimleri yapıldı.İkinci gün ise öğrenciler tarafından çekilen Siyahtan Sonra, Çardaklı, Hapan, Aliye Anne adlı kısa film ile 0 Spor TV programı gösterimi oldu.Öğrencilerin başarılı çalışmalarının sergilendiği film gösterimi jüri üyelerinin puanlamalarıyla sona erdi. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

03 OCA 2019

İletişim seminerlerinde sembolizm ve nöropazarlama konuşuldu

İletişim seminerlerinde sembolizm ve nöropazarlama konuşulduÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi seminerlerinde bu hafta Dr. Öğr. Üyesi Ebru Karadoğan İsmayilov, İnterstellar (Yıldızlararası) filminde yer alan sembollerden söz etti. Medya ve İletişim Bölümü Arş. Gör. Zeynep Şehidoğlu ise "Nöropazarlama ve Kamu Spotları" konulu çalışmasını paylaştı. Dr. Öğr. Üyesi Ebru Karadoğan İsmayilov iletişim seminerlerinin bu haftaki oturumunda Interstellar (Yıldızlararası) filminde yer alan imge ve sembolleri filme kattıkları anlam bakımından incelediği sunumunu katılımcılarla paylaştı. İsmayilov, uygarlık tarihi boyunca farklı kültürler tarafından kullanılan ortak simge dizileri bulunduğunu, bu simgelerin tüm kültürel farklılıklara rağmen aynı çağrışımları yaptığını belirtti. Sinemanın sembolik anlatımın en fazla kullanıldığı alanlardan biri olduğunu ifade eden İsmayilov, İnterstellar filminden seçtiği örnek sahneler eşliğinde sembolik anlatımın çeşitli örneklerinin analizini yaptı. Filmde kullanılan sembolleri başka yapımlardaki örneklerle de karşılaştıran İsmayilov, farklı örnekler arasındaki tutarlılığın dikkat çekici olduğunu belirtti.Korku faktörü orta düzeyde olan kamu spotları daha etkili    Seminerin ikinci konuşmacısı olan Arş. Gör. Zeynep Şehidoğlu, "Nöropazarlama ve Kamu Spotları" konulu çalışmasını anlattı. Korku çekiciliği konusunda bir nöropazarlama çalışması yaptığını ve çalışmada kamu spotları örneklerinin ele alındığını aktaran Şehidoğlu, araştırma sürecini detaylı bir şekilde anlattı. Deneysel çalışmada EEG (Elektroensefalografi) cihazı kullanılarak beynin elektriksel aktivitelerinin incelendiğini, izletilen kamu spotlarına verilen tepkilerin ölçümlendiğini aktardı. Şehidoğlu, 18-35 yaş aralığındaki 6 erkek ve 13 kadından oluşan 19 deneğin katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada obezite konulu 3 farklı kamu spotunun katılımcılara izletildiğini belirtti. Katılımcıların beyin aktivitelerinin korku çekiciliği orta düzeyde olan kamu spotuna en fazla tepki verdiğinin gözlemlendiğini söyleyen Şehidoğlu, korku öğesinin abartılı kullanıldığı kamu spotlarının ise beklendiği kadar etkili olmadığını belirtti.Burak Demirbaş Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

02 OCA 2019

Üsküdar İletişim İstanbul Modern’de

Üsküdar İletişim İstanbul Modern’deÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü 1. sınıf öğrencileri, Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar eşliğinde İstanbul Modern Sanat Müzesi’ni ziyaret etti. İstanbul Modern’de bulunan “İnsan Doğası”, “Şimdinin Peşinde” ve “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı” isimli sergileri dolaşan öğrenciler eserler hakkında bilgilendirildi. Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar tarafından düzenlenen ve İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşen gezide ilk olarak İngiliz heykel sanatçısı Anthony Cragg’in “İnsan Doğası” isimli sergisi gezildi. Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, “Sanatçı bu sergide modern sanatın bir özelliği de olan doğal bir modeli kopyalamadan ve pratik işlevi olan bir nesne yaratmadan sadece doğa ve insan arasındaki etkileşim sonucunda çağrışımlar ve doğaçlama eserler ortaya koymuştur” dedi. Sergide yer alan 2008 tarihli “Koşumdan Çıkar” adlı eseri ve 1998 tarihli “Aşınmış Manzara” adlı cam eseri, öğrencilerin beğenisini kazandı.Anthony Cragg tarafından hazırlanan serginin ardından “Şimdinin Peşinde” isimli sergi ile gezi turu devam etti. Sergi hakkında kısa bir bilgilendirme yapan Tutar; “Karma bir sergi olan “Şimdinin Peşinde”,  doğa-kültür, kent-doğa gibi ikili karşıtlıklar üzerinden insanın doğa, kent ve fiziki mekânla ilişkisini kimlik, hafıza, beden ve toplumsal cinsiyet gibi temalar üzerinden tartışıldığı bir sergidir” ifadesini kullandı. Bu sergide yer alan ve Ramazan Bayrakoğlu tarafından 2010 yılında resmedilen “Yangın” adlı eser katılımcılardan büyük beğeni aldı. Toplumsal hafıza ve bellek gibi konuların bir dışavurumu olarak değerlendirilen bu eser, serginin en dikkat çeken eserlerinden biri oldu.Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencileri son olarak “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı” adlı sergiyi dolaştı. Türkiye’nin akademik eğitim almış ilk profesyonel kadın fotoğraf sanatçısı olan Moran tarafından hazırlanan bu sergide, portre ve yurt dışında çekilmiş etkileyici fotoğraflar sergileniyor. Eserler hakkında kısa bir bilgilendirme yapan Tutar; “Eserlerinde özellikle 1950 ve 1960’lı yıllarda Anadolu’daki gündelik yaşamı, insan-mekân etkileşimi çerçevesinde oldukça net ve keskin çizgilerle betimlemektedir” şeklinde özetledi.Sergiyi bir bütün olarak değerlendiren ve öğrencilerin yorumlarını da aktaran Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, geziyle ilgili şunları söyledi: “Öğrencilerden aldığım geribildirim sonucunda verimli bir etkinlik gerçekleştiğini söyleyebilirim. Özellikle grafik sanatlar alanında ürün verecek olan kişilerin mesleki ve kişisel gelişimleri açısından bu tür etkinlikleri takip etmesinin önem taşıdığını düşünüyorum. Çünkü modern sanat ve onun içerdiği sanat akımları kentsel alanda yaşayan insanların yaşamını biçimlendiren makro dinamiklerin soyut bir dışavurumu olarak kentli insanın gündelik yaşamına ışık tutuyor. İstanbul Modern’i ziyaretimizde gezdiğimiz sergilerde zaman-mekân algısı, kültür ve doğa karşısındaki insanın durumu, toplumsal bellek gibi konular tartışılıyordu.” Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

27 ARA 2018

İletişim Fakültesi seminerlerinde sinema konuşuldu

İletişim Fakültesi seminerlerinde sinema konuşulduİletişim Fakültesi seminerlerinde bu hafta, en eski film örneklerinden dijital dönüşümün sinema sektörü üzerindeki etkisine kadar geniş bir yelpazede sinema konuşuldu. İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda düzenlenen seminerde, Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı, “Ayastefanos Anlatısı”  başlıklı çalışmasını paylaştı. Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Can Diker ise Netflix üzerinden dijital dönüşümün etkilerini ele aldı.Medya tarihi alanındaki çalışmalarıyla bilinen ve geçtiğimiz yıl “Milli Sinema” isimli kitabıyla İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) tarafından Yılın İletişim Araştırması Ödülü’ne layık görülen Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Arda Odabaşı, İletişim Fakültesi seminerleri kapsamında “Ayastefanos Anlatısı” başlıklı sunumunu katılımcılarla paylaştı. Sunumuna 1914 tarihli “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” isimli filmin çekim öyküsü ve yapımcısı Fuat Uzkınay hakkındaki bilgilerle başlayan Odabaşı, ilgili filmin “ilk Türk sinema filmi” olarak kabul edilmesini sağlayan anlatının geçtiğimiz yüzyıl boyunca hangi aşamalardan geçerek inşa edildiğini anlattı. Günümüzde henüz bir kopyasına ulaşılamamış olan film hakkındaki bilgilerin belge eksikliği nedeniyle bir anlatı üzerine inşa edildiğini vurgulayan Odabaşı, bu anlatıya getirilen itirazların da bulunduğunu belirtti. Filmin aslında hiç çekilmemiş olabileceği iddiasına Osmanlı arşivlerinden ulaştığı ve filmin gösterimini duyuran ilanlar nedeniyle şüpheyle yaklaşılması gerektiğini belirten Odabaşı, Makedon asıllı Osmanlı vatandaşı olan Manaki Kardeşler’in ilk filmlerinin 1905 tarihli olması nedeniyle, 1914 tarihli “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı”nın ilk Türk sinema filmi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürenlerin de bulunduğunu belirtip, ünlü yönetmen Metin Erksan’ı örnek gösterdi. Medya tarihi çalışmalarında araştırmacıların karşılaştıkları zorluklardan da bahseden Doç. Dr. Odabaşı, arşivlerin doğru kataloglanmaması nedeniyle mevcut pek çok belgenin henüz değerlendirilmemiş olabileceğini, kataloglama çalışmaları sürdüğü için araştırmacıların da arşivleri sürekli ziyaret etmeleri gerektiğini belirtti. Netflix’i en ucuz kullanan ülke Türkiye   Netflix örneği üzerinden dijital dönüşümün sinema sektörünü nasıl etkilediğini merkeze alan sunumuyla Dr. Öğr. Üyesi Can Diker, Netflix’in büyüme stratejisi ve Netflix benzeri dijital platformların Türkiye’de karşılaşabileceği yasal yaptırımlar üzerinde durdu.Netflix’in 1997 yılında DVD kiralama hizmetiyle başlayan yolculuğunun günümüzde küresel ölçüde bir dijital hakimiyete dönüştüğünü veriler eşliğinde anlatan Diker, internet ortamındaki mevcut veri akışının yüzde 15’inin Netflix kaynaklı olduğunu belirtti. Netflix’in kısa zamanda gerçekleştirdiği bu büyümenin sinema sektörü tarafından bir tehdit olarak algılandığını, film stüdyolarından dünyaca ünlü yönetmenlere kadar sektörden birçok isim tarafından sinema sanatı ve film izleme kültürüne zarar vermekle itham edildiğini belirten Diker, içeriğin dijitalleşerek mekânsızlaştırılmasının sinema kültürünü olumsuz etkileyeceği yönündeki eleştirilere de değindi.Netflix’in Türkiye pazarında tutunmak için izlediği stratejiden bahseden Diker, Netflix’in en ucuz izlendiği ülkenin Türkiye olduğunu, pazardaki yerini sağlamlaştırmak adına platformun “Hakan: Muhafız” dizisi örneğinde olduğu gibi yerel yapımlara da yer vermeye başladığını belirtti. Son olarak Netflix ve benzeri dijital platformların RTÜK’ün de dikkatini çektiğini belirten Diker, bu platformlardaki içeriğin nasıl denetleneceği sorusunun yakın gelecekte daha çok tartışma konusu olacağını vurguladı. Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

19 ARA 2018

İletişim seminerlerinde bu hafta kamusal alan ve itibar yönetimi konuşuldu

İletişim seminerlerinde bu hafta kamusal alan ve itibar yönetimi konuşuldu  Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenlerinin araştırma alanlarında yaptıkları çalışmalarını paylaştıkları fakülte seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirildi. İletişim Fakültesi Fuat Sezgin Konferans Salonunda düzenlenen seminerde Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, “Tarih Boyunca Kent ve Kamusal Alan” konulu akademik çalışmasını paylaştı. Ardından Halkla İlişkiler Bölümü Arş. Gör. Şükrü Güler, “Dijital Ortamda Kurumsal İtibar Yönetimi ve Viral Uygulamalar İlişkisi” konulu akademik çalışmasını sundu.  Her hafta Çarşamba günü düzenlenen ve İletişim Fakültesi akademisyenlerinin çalışma alanlarının incelendiği fakülte seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirildi. Seminerin ilk oturumunda “Tarih Boyunca Kent ve Kamusal Alan” konusu Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar tarafından aktarıldı.Antik Yunan’dan postmodern kente kamusal alan Ekonomik ve siyasal anlamda düzenli bir kent anlayışının ilk kez Antik Yunan’da başladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Cem Tutar, araştırmasında kaynak olarak kullandığı Richard Sennett ve Hannah Arendt’in bakış açılarıyla Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu’ndaki kamusal alan kavramına dikkat çekti. Tutar, bazilika ve peristil yapılar hakkında bilgi verdikten sonra Kale Kent olarak nitelendirilen Orta Çağ Dönemi’ndeki “burjuvazinin doğuşu”na kadar geçen süreyi ve yapı bilgilerini anlattı. Tutar, Jurgen Habermas’tan hareketle 19. yüzyılda ortaya çıkan kamusal alan ve kentler hakkında bilgi verdikten sonra postmodern kent kavramını açıklayarak sunumunu sonlandırdı.“İtibar oluşturmada viral reklamlar daha etkili” Seminerin ikinci oturumunda Halkla İlişkiler Bölümü Arş. Gör. Şükrü Güler, “Dijital Ortamda Kurumsal İtibar Yönetimi ve Viral Uygulamalar İlişkisi” konulu sunumunu katılımcılarla paylaştı. İlk olarak itibar kavramını ve kurumlar için itibar kavramının önemini aktaran Güler, ölçme kriterleri hakkında bilgiler verdi. Yüksek lisans tez çalışması olarak belirlediği bu konunun çıkış noktasını da aktaran Güler, araştırma yöntemi hakkında şu ifadeleri kullandı: “Araştırma aşamasında lisans ve yüksek lisans öğrencileri içerisinden seçilen kişilere, belirlediğim üç reklamı izleyip izlemediklerini sordum. İzlemeyen bireyler araştırmaya dahil edilmedi. İzleyen 220 kişilik kesime de anket yaptım.” Anket sonuçlarını değerlendiren Güler, viral reklamların hedef kitle tarafından daha etkileyici ve eğlenceli bulunduğunu, etki düzeyinin de bu nedenle daha yüksek olduğunu belirtti.Haber: Nilay Tuğçe BostancıFotoğraf: Burak Demirbaş Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

19 ARA 2018

Haber Atölyesi’nde toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konuşuldu

Haber Atölyesi’nde toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konuşulduÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen ve her hafta Çarşamba günü gerçekleştirilen Haber Atölyesi etkinliklerinin bu haftaki gündem konusu haberde cinsiyetçlikti. Atölye’nin konuğu ise Üsküdar Üniversitesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans öğrencisi Deniz Katıel oldu. Üsküdar Üniversitesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans öğrencisi Deniz Katıel’in konuk olduğu Haber Atölyesi’nde ‘Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik’ konusu ele alındı. Toplumsal cinsiyet odaklı haberciliğin toplumsal etkilerine değinen Katıel, haber dilinin önemini vurguladı. Katıel, habere konu olan kişilerin cinsiyetlerine değil, olaya dikkat çekilmesi gerektiğini söyledi. 5N1K Yetmez! 5N1K kuralının gazeteciliğin olmazsa olmazı olarak tanımlandığını söyleyen Deniz Katıel, toplumsal cinsiyet odaklı habercilikte bu soruların olayı anlamaya ve tarif etmeye yetmeyeceğini, çok daha fazlasının sorulması gerekebileceğini belirtti. Olayın içeriğine bağlı olarak kimi zaman bu soruların hepsinin cevaplanmasının yanlış olabileceğini ifade eden Katıel, olayın mağdurları açısından telafi edilemeyecek sonuçlara sebebiyet verebileceğini söyledi. Katıel, özellikle cinsel suçlara ilişkin haber diline dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizdi. Eşitliği haberin vitrinine değil, odağına yerleştir! Eşitliğin haberin asıl konusu olması gerektiğini savunan Deniz Katıel, toplumda kadının sadece moda, makyaj, ev işi, çocuk bakımı ya da erkek şiddeti gibi konularda haber olarak geçmemesi gerektiğini dile getirdi. Katıel, “Bir haberde kadın, erkek işi olarak nitelendirilen araba tamirciliği yaptığı için ‘tırnaklarında oje yerine motor yağı var’ başlığı kullanıldı. Erkek mesleği olarak bilinen bir iş alanında çalışan kadınlar haber konusu olabilir. Ancak haberi yazarken bu örnekte olduğu gibi oje vb. haberle ilgisiz ayrıntılar verilmesi toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretir’’ dedi.Haberde cinsiyetçilikten kaçınmak için yapılması gerekenleri sıralayan Katıel, cinayet ya da şiddet içerikli haberlerin fail lehine bahane üretilerek verilmemesi gerektiğini söyledi. Cinnet manşetleri atmak, saldırganı hastaymış gibi yansıtmak, şiddeti romantikleştirmek, saldırganla empati kurmak gibi hataların yapılmaması gerektiğini vurguladı.Katıel ayrıca haberlere nasıl başlanması gerektiği, haber kaynaklarıyla olan iletişimin önemi, haber dili, haber görseli gibi konuları örneklerle açıkladı. Fakülte öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte Katıel, öğrencilerden cinsel taciz konulu bir iddianameyi haberleştirmelerini istedi. Öğrencilerin haberlerinin değerlendirilmesinin ardından atölye çalışması fotoğraf çekimiyle sona erdi.Fotoğraf: Burak DemirbaşHaber: Nilay Tuğçe Bostancı Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

12 ARA 2018

Haber Atölyesi’nde görsel tasarım konuşuldu

Haber Atölyesi’nde görsel tasarım konuşulduÜsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü tarafından düzenlenen ve her hafta Çarşamba günü gerçekleştirilen Haber Atölyesi etkinliklerinin bu haftaki konuğu, Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr Üyesi Aylin Tutgun Ünal oldu. Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal tarafından gerçekleştirilen görsel tasarım konulu eğitimde görsel tasarım öğeleri ve tasarım ilkeleri üzerinde duruldu.Görsel tasarım ürünleri oluştururken dikkat edilmesi gereken prensipler olduğunu belirten Tutgun Ünal, bu tasarım ürünlerinin oluşumunun iletişim sürecinin bir parçası olduğunu ve ne söylemek istediğimizi açıkça yansıtması gerektiğini söyledi.Detaylar ne kadar azalırsa algılanması o kadar kolay olur Aylin Tutgun Ünal, tasarım sürecinde anlatılmak istenen durumun tasarıma yansıdığı noktada mümkün olduğunca ortak dil kullanılması gerektiğini söyledi. Görsel içeriğin tasarımcı ile hedef kitlenin geçmiş yaşantılarının ortak unsurları üzerine kurulması durumunda başarılı olacağını belirten Ünal, tasarımda kullanılan görsel unsurların kültürel çerçevesinin de önemli olduğunun altını çizdi.Çizgi, şekil, alan, boyut, doku ve renk gibi temel tasarım öğeleri olduğunu belirten Ünal, “detaylar ne kadar azalırsa algılanması o kadar kolay olur“ dedi.Aylin Tutgun Ünal ayrıca tüm tasarım öğelerinin etkilerinden bahsetti. Tasarımda bütünlük, denge, vurgu, hizalama, yakınlık ve Gestalt ilkelerinden söz eden Ünal, bazı yazı tiplerinin okumayı kolaylaştırdığını, yazı tipinin metne göre şekillendirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.Haber-Fotoğraf:Burak Demirbaş ÜHA Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)

Üniversitemizle ilgili “AKLINDA NE VARSA” bize sor!