Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ve Kerim Vakfı iş birliğinde “Halife-İnsan Onuru ve Varoluşsal Amaç” başlıklı söyleşi düzenlendi. Söyleşide modern insanın yeryüzündeki sorumlulukları, onuru ve yaratılış gayesi tasavvufî perspektiften ele alındı. Devlet Sanatçısı ve Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Görevlisi Ahmet Özhan’ın konuşmacı olarak katıldığı programda Özhan, insanın yaratılış itibarıyla potansiyel olarak halife doğduğunu ancak bunu hayata geçirebilmek için şuurlanması, ilim ve irfanla arınması gerektiğine dikkat çekti. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar moderatörlüğündeki söyleşide Zülfikar, halifeliğin ancak beşerlikten insan haline gelebilen için mümkün olabildiğini, güzel ahlâkla yaşayanların örnekliğinin önemini ifade etti.
İçerik
Tasavvuf perspektifinden halifelik, insan onuru ve yaratılış ele alındı

Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans salonunda düzenlenen programa Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, öğretim üyeleri, öğrenciler katıldı.

Bu kapsamda Devlet Sanatçısı ve Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Görevlisi Ahmet Özhan ile Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar, insanın varoluşsal gayesini ve hilafet makamının hakikatini tasavvuf penceresinden değerlendirdi.

Öğr. Gör. Ahmet Özhan: “Kader jakoben değildir”
Konuşmasına kader ve sorumluluk bilinci üzerinden bir giriş yapan Ahmet Özhan, yanlış karşısında pasif kalıp ‘kader’ diyerek köşeye çekilmenin doğru bir yaklaşım olmadığını belirtti. Kaderin dayatmacı bir yapıda olmadığını ifade eden Öğr. Gör. Ahmet Özhan; “Kader jakoben (dayatmacı) bir şey değildir. ‘Yukarıdan bunu sana yazdım, yaşayacaksın,’ tarzında bir tâlimat yoktur. Yok böyle bir şey. Allah, kitap yolladı, peygamber de yolladı, peygamberin yolundan gelen veliler de yolladı. Hepsinden istifade et ve kaderini sen istediğin gibi yorumla seçkisi var önümüzde. Bunu göz ardı edip ‘Ne yapalım, kadermiş böyleymiş...’ demek olmuyor. Böyle bir Müslümanlık yok, böyle bir Muhammedîlik yok, böyle bir pasiflik yok. Şer’i şerife uymayan bir şey karşıma geldiyse kader değildir o. Onunla mücadele etmen kaderdir.” dedi.
“Sözünün hakikatini yaşamayan kişinin sözü karşıya tesir etmez”
İlim dünyasında ve hayatta teorik bilginin tek başına yeterli olmadığını, bilginin mutlaka yaşantıya dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Özhan, bu durumu günlük hayattan örneklerle dile getirdi. Yaşanmayan bilginin tesirsiz kalacağını belirten Özhan; “Yaşamadığını anlatma, ona şatahat (özünde olmayan söz) denir. Lafta var, hakikatte yok şatahattır o. Halbuki gerekli olan, sözünün hakikatini kendi yaşantında ispat etmendir. 'Cömert olun' diyorsun kendin nekessin (cimrisin) ne oldu? ‘Güzel ahlâklı olun.’ diyorsun, senin ahlâkla çok fazla bir ilişkin yok, ne oldu? Söylediğinin hakikatini yaşamayan kişinin sözü karşıya tesir etmez. Kuru sıkıdır o patlar ama karşıya kurşun gitmez.” ifadelerini kullandı.

“Halife varlığa şefkatle, muhabbetle hizmet etmek üzere yaratılmıştır”
Kur’an-ı Kerim’deki hilafet kavramının idarî ya da siyasî bir üstünlük anlamına gelmediğini savunan Özhan, insanın yeryüzündeki asıl vazifesini hatırlattı. İnsanın dünyayı güzelleştirme sorumluluğuna değinen Özhan; “Cenab-ı Hak âyet-i kerimede ‘halaka’ (yaratmak) kelimesinden ziyade ‘ceale’ (oluşturmak) kelimesini kullanır. İnsan ucu açık bir şekilde ilim ve irfana müsait halk edilmiştir. Halife sosyal bir statüde tahakküm etmek (baskı kurmak) gibi bir amaçla yaratılmamıştır. Tam aksine varlığa şefkatle, muhabbetle hizmet etmek üzere yaratılmıştır. Halifenin açılımı budur. Yoksa bir iktidar noktası olarak tarif edilmesi gerçeği yansıtmaz. Halife, dünyayı ve insanı imar etmekle yükümlüdür.” şeklinde konuştu.
“Onur, affedebilmektir”
Söyleşinin bir diğer ana başlığı olan insan onuru kavramını Muhammedî ahlâk bağlantılı tarif eden Özhan, hakiki onurun bağışlayıcılıkta saklı olduğunu söyledi. Onurlu olmanın yollarını aktaran Özhan; “İnsan onuru Allah’ın sıfat ve esmalarından (isimlerinden) müteşekkil olmasından kaynaklanır. Onur da Allah’a aittir. İnsan ne kadar bu onuru yansıtıcı olur ise o kadar onurludur. Bu yansıma vakar içerisinde, mütebessim, ikram edici, bağışlayıcı, yardımcı ve hemhal olucu olmakla gerçekleşir. Onurlu olmak için Peygamber Efendimize benzeyecek, düşmanını affedeceksin çünkü onur affedebilmektir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar mesuliyet ahlâkını ele aldı
Programın moderatörlüğünü üstlenen Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar, konuşmasına Kur’ân-ı Kerim’de insanın yeryüzündeki konumuna işaret eden ayetleri hatırlatarak başladı. Bakara Sûresi’nin 30. ayetinde Allah’ın “yeryüzünde bir halife yaratacağını” beyan ettiğini, Ahzâb Sûresi’nin 72. ayetinde ise “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Fakat onlar bu sorumluluğu üstlenmekten kaçındılar ve (bunun hakkını verememekten) korktular. Onu insan yüklendi. Gerçekten o çok zâlim ve çok câhildir; sorumluluğunun gereğini hakkıyla yerine getirmemektedir.” ifade edildiğini belirten Zülfikar, bu çerçevede insanın sorumluluğu ve haysiyeti üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayetlerden hareketle Ahmet Özhan’a; “İnsan kimdir, halife insan kimdir, insan haysiyeti ne demektir?” sorularını yönelten Zülfikar, mesuliyet ahlâkıyla yaşayan kişinin ancak emanetin hakkını vererek halifelikle müjdelenen insan olabileceğine dair örneklerin önemine dikkat çekti.
Sâmiha Ayverdi’nin eserinden Kenan Rifâî örneğini paylaştı
Konuşmasının devamında Sâmiha Ayverdi’nin Mülâkatlar isimli kitabında mürşidi Kenan Rifâî’ye ilişkin değerlendirmeleri katılımcılarla paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar, şu ifadeleri aktardı:
“Bu dünyada kazançların en büyüğü, yapılacak işlerin en değerlisi ‘insan’ bulmaktır. (…) O, beşer ayıplarının dalgaları ortasında bu ayıplardan berî olarak yaşayan tek insandır. Tek diyorum, zîra her iyi insanın da görüyoruz ki bu dünyaya, evlâttan, şereften, paradan hattâ iyilik ve ibâdet zevkinden olsun bir bağı vardır. Kenan Rifâî ise, kayıtsız şartsız yalnız Allah içindir.
Sonra şunu da söylemek isterim ki, insanlar gerek kalemleri gerekse dilleriyle çok büyük ve kıymetli sözler söyler, beşeriyete çok şeyler vaat ederler; fakat bu sözler, pek çok defa söylenmiş olmak içindir. Bildiklerini ve bildirdiklerini tatbik edemezler.
Eğer büyük adamların hayatlarını tetkik edersek göreceğimiz budur. Fakat Kenan Rifâî yapmadığı hiçbir şeyi tavsiye etmez, yapmaktan çekindiği hiçbir şeyi teklif etmez. Hayatının temiz, kinsiz, intikamsız, hasedsiz ve tamamen insânî temellerin üstüne bina olunduğunu seyretmek, insana haşyet ve hürmetten başka ne verebilir?”


Söyleşide dualar edildi
Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, Ahmet Özhan’ın yaptığı dua ve katılımcılardan gelen sorularla tamamlandı.

Paylaş
Sizi Arayalım
Diğer Haberler
- Kadıköy Belediyesi sağlık çalışanlarına “Temel Yaşam Desteği” eğitimi…
- Üsküdar Üniversitesinin CRISPR destekli pamuk projesi dikkat çekiyor…
- YKS sonuçları açıklandı, netler yüksek sıralamalar düşük, yığılma fazla!
- Üsküdar Üniversitesinden Nijer’de gönüllü sağlık desteği
- Erasmus Yaz Okulu veda programıyla sona erdi





